Monthly Archives

Şubat 2016

40’tan Fazla Şehirde Göçmen ve Mültecilerle Çalışmak

By | Röportaj | No Comments

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği – SGDD / www.sgdd.org.tr

“Edirne’ye doğru giderken, halen yürüyen yüzlerce kişi olduğunu gördük. Üç ayrı ekiple alanlara dağıldığımızda bu kalabalık grupların arasında acil sağlık sorunları olan kişilerin, çocukların ve kalabalık ailelerin sayılarının fazlalığı dikkatimizi çekti. Sağlık sorunları olan kişiler alanı terk ederlerse bir daha geri dönemeyecekleri korkusuyla doktora, hastaneye gitmeyi reddediyorlardı.”

Sivil Toplum için Destek Vakfının Remax (Tek Grubu) tarafından sağlanan hibe desteği ve Edirne’deki çalışmalarıyla ilgili Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği ile yaptığı röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Destek Vakfı (DV): Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği neden kuruldu? Temel faaliyetlerinden kısaca bahseder misiniz?

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD): Derneğin temel amacı Türkiye’de yaşayan mülteci ve sığınmacıların karşılaştıkları sorunlara çözümler üretmek, temel ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olmak ve temel hak ve hizmet erişimlerinde destek sağlamaktır. 1995’teki kuruluşundan bu yana, SGDD çatışma bölgelerinden gelen mülteci ve sığınmacılara psikososyal destek sağlamaktadır. Ayrıca, yerel halk ile mülteciler arasında hoşgörü ve uyumu geliştirmek amacı ile sosyal ve kültürel aktiviteler düzenlemektedir. Bunların yanı sıra, farkındalık artırıcı çalışmalar yaparak ilgili makamların dikkatini mülteci ve sığınmacıların sorunlarına çekmeyi amaçlamaktadır.

DV: Suriye krizinden sonra, önceki yıllara kıyasla, çalışmalarınızda nasıl farklılıklar oluştu?

SGDD: Son iki yılda, derneğimiz Suriyeli mültecilere hizmet vermek amacıyla 4 ilde 6 Çok Yönlü Destek Merkezi açarak İstanbul, İzmir, Adana ve Gaziantep’te ikamet eden Suriyeli mültecilere yönelik ücretsiz psiko-sosyal danışmanlık ve destek, ilk basamak sağlık hizmetleri, sosyal faaliyetler, yerel halk ve mültecileri bir araya getiren uyum faaliyetleri, dil kursları gibi etkinliklerle hizmet sağlıyor, gıda dışı yardım ve içinde belli miktarda nakdi yardım bulunduran kart dağıtımları yapıyor. Bu 2 yılda söz konusu merkezlerde 200.000’den fazla danışmanlık verildi. Bunun dışında 40 ilde faaliyet gösteren SGDD-ASAM Ofisleri sadece geleneksel dosyalar (Irak, Afgan, İran, Somali…) değil, Suriyeli mültecilere de ikamet ettikleri illerde yaşadıkları problemlerin çözümünde destek olmaya çalışıyor.

DV: Saha tecrübelerinizden yola çıkarak insani yardım alanında en büyük eksiğin/ihtiyacın özellikle son dönemde ne olduğunu düşünüyorsunuz? Başta Sivil Toplum için Destek Vakfı olmak üzere sivil toplumu hibelerle destekleyen diğer kurumlar sizce hangi konuları finansal açıdan desteklemeli?

SGDD: Barınma tüm mülteci grupları için problem teşkil ediyor. Diğer taraftan çalışma hayatında yer alamama ve bunun önündeki teknik engellerin ivedilikle aşılması ve kişilerin kendi hayatlarını idame ettirecek kazançları elde ederek insanca yaşamalarının önünün açılması gerekiyor. Son dönemde yayınlanan düzenleme ile Suriyeli mültecilerin çalışma hayatına katılımına ilişkin ilerleme kaydedilmesini bekliyor ve diğer mülteci grupları için de benzer düzenlemelerin yapılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz.

Eğitim halen bir sorun. 400,000’in üzerinde okula gidemeyen mülteci çocuk var ve bu da ilerleyen dönemlerde marjinalleşme ve radikalleşme riskini yaratıyor. 

Sağlık alanında da yine destek olunması önem teşkil ediyor, sigorta kapsamında karşılanmayan medikal ekipmanlar ve ilaçlar ağır hastalıklarla mücadele eden ya da engellilikleri nedeniyle sosyal hayata katılmayan grup için önem arz ediyor. 

SGDD-ASAM olarak gördüğümüz bir diğer eksiklik ise sahada çalışan sivil toplum kuruluşlarının (yerel ve uluslararası) mülteci hukuku ile koruma mekanizmalarının işletilmesine ilişkin yeterli bilgiye sahip olmamaktadır. Diğer taraftan medya kuruluşlarında da benzer bir eksiklik bulunmaktadır. Bu kapsamda verilecek eğitimler desteklenebilir.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı aracılığıyla Remax tarafından sağlanan hibeyi hangi kalemler çerçevesinde harcadınız? Yaptığınız çalışmalara nasıl bir katkısı oldu?

SGDD: Remax tarafından sağlanan hibe ile en büyük ihtiyaç olan battaniye alımı yaptık. Daha önce battaniye dağıtımı yapılmıştı ancak kişiler yer değiştirmek zorunda kaldığı için ve sonradan gelenler de olduğu için battaniyesiz olan pek çok kişi vardı. Dağıtılan battaniyeler özellikle hassas durumda olan, engeli olan ve çocuklu aileler için çok gerekliydi.

Aynı zamanda verilen hibe ile acil ilaç ihtiyacı olan kişilerin ilaç harcamaları da sağlandı. Bu da yine ekiplerimizin belirlediği hassas durumdaki ailelerin acil ihtiyaçlarını karşılayabilmemiz açısından çok önemliydi.

DV: Edirne’deki çalışmalarınızda en çok aklınızda kalan “hikaye” neydi? 

SGDD: Edirne’ye SGDD olarak 3-4 kişilik bir öncü ekiple ilk gün ulaştık. İlk görüldüğünde oldukça etkileyici olan, 3 ayrı lokasyonda toplanan Suriyeli sığınmacıların sayılarının çokluğuydu. Edirne’ye doğru giderken, halen yürüyen yüzlerce kişi olduğunu gördük. Üç ayrı ekiple alanlara dağıldığımızda bu kalabalık grupların arasında acil sağlık sorunları olan kişilerin, çocukların ve kalabalık ailelerin sayılarının fazlalığı dikkatimizi çekti. Sağlık sorunları olan kişiler alanı terk ederlerse bir daha geri dönemeyecekleri korkusuyla doktora, hastaneye gitmeyi reddediyorlardı. Kendi aralarında organize olmuş durumdaydılar ve aralarında sözcüleri vardı.

Aslında etkileyen pek çok hikaye vardı ancak genelde etkileyen hikayeler hassas durumdaki, çocuklu ailelerin durumuydu. Örneğin, biri engelli üç çocuğuyla sonradan alana gelen bir aile çadır alamadığı için dışarıda yatıyordu. Battaniye dağıtımında da battaniye alamamış olan ailenin özellikle engelli olan küçük çocuğu o şartlarda orada kalmakta oldukça zorlanıyordu. Arkadaşlarımız hassasiyetini tespit ettikten sonra, battaniye ihtiyacı olan diğer aileler gibi, onlara da bağış olarak gelen battaniyelerden ulaştırdı. Aileye bu durumda, çocuklarıyla bu hava koşullarında bekliyor olmanın zor olacağını belirtip geri dönmeye dair niyetlerini sorduğumuzda ailenin verdiği cevap her çözüm ihtimalini tüketip buraya geldikleri ve geri dönseler de çocuklarının tedavisini Türkiye’de gerçekleştirebileceklerine dair inançlarını yitirdikleriydi.

DV: Önümüzdeki dönemde özellikle Suriyeli mültecilerle ilgili neleri konuşuyor olacağız? SGDD bu çerçevede hangi çalışmaları yapmayı planlıyor?

SGDD: Suriyeli mültecilerle ilgili konuşulması beklenen konular şu şekilde özetlenebilir:

      – Çalışma iznine ilişkin düzenlemenin olumlu ve olumsuz etkileri, işlerliği

      – Suriyeli mültecilerin yerel halk ile uyumu

      – Suriyeli mülteci çocukların okullaşması

SGDD, yerel halk ile uyum ve eğitim konusunda aktiviteler ve projeler yapıyor. Önümüzdeki dönemde mesleki eğitim de dahil olmak üzere projeler devam edecek.

SGDD ayrıca tüm Türkiye’deki mültecilerin ve sığınmacıların ulaşıp danışmanlık alabileceği bir arama merkezi (call center) projesini de yakın zamanda hayata geçirecek ve daha geniş kitleleri hak ve hizmetler konusunda bilgilendirebilecek.

DV: Türkiye ciddi bir sosyal kutuplaşma yaşıyor. Bizim gözlemimiz insani yardım alanı sivil toplum içinde farklı kesimlerin birbirleriyle daha kolay çalışabildiği bir alan. Acaba katılır mısınız? Bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız?

SGDD: İnsani yardım söz konusu olduğunda farklı motivasyonlarla bile olsa topluluklar, STK’lar ve bireyler yardım etmek için girişimlerde bulunuyorlar. Burada sakıncalı olan durum yardım gerekçesinin yardıma ihtiyacı olan grup içinde bir ayrımcılığa ya da bölünmeye yol açması. Bu noktada yardım kuruluşlarının olabildiğince objektif değerlendirme yaparak (uluslararası hassasiyet kriterleri gibi) hareket etmeleri gerekiyor.

Arabic Philanthropy: From Social Giving to Social Change?

By | Uzman Görüşü | No Comments

Makale, Arap kültüründe bölgesel olarak değişiklik gösteren filantropi yaklaşımlarını, geleneksel ve stratejik bağışçılık kavramlarını değerlendiriyor. Böylece Türkiye’nin Orta Doğu ile yakın bağları çerçevesinde, filantropinin Türkiye’deki gelişimiyle ilgili ortak ve farklı yanları karşılaştırmak açısından önemli ipuçları sağlıyor.

Yazının tamamını okumak için lütfen tıklayınız. (İngilizce)

Türkiye’de Bağışçılık

By | Uzman Görüşü | No Comments

Burcu Uzer (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı – TÜSEV) / www.tusev.org.tr

I. Türkiye’de Bağışçılık Nerede? Yasal ve Vergisel Altyapımız Nasıl?

Türkiye’de bağışçılık alanı üzerine yorum yapmak için eldeki veriler kısıtlı olsa da alandaki değişimler, oluşan yeni model ve platformlar sürekli bir hareketlenmenin ve gelişimin işaretçisi. İnternet tabanlı bağış modellerinin artmaya başlaması, spor üzerinden bağış teşvik eden inisiyatifler gibi kitleleri etkileyen gelişmeler Türkiye’de bağışçılığın geleneksel “vakfetme” eğilimlerinin ötesine geçip çeşitlenmesini sağlamaya başladı.

Bağışçılık alanında veri sağlayan raporlar, anketler, kamu kurumlarının ve STK’ların açıkladığı bilgiler olsa da bu bilgiler çoğu zaman sistematik olarak toplanmadığı, örneklemlerinin zayıf olması veya yeterince ayrıntı içermemeleri gibi nedenlerle alana dair somut gelişimlerin görülmesini veya kuruluşların bu verilere dayanarak stratejik plan yapmalarını zorlaştırıyor. Örnek olarak bireysel bağışçılık alanında veri sağlayan bazı raporlar bulunsa da kurumsal hibelerin miktarlarını ve verildikleri alanları gösteren araştırmalar bulunmadığı için toplam bağışlar ve bu bağışların etkileri görülemiyor. Veri eksikliği hem STK’ların hem de bağışçıların hangi alanlarda fon ihtiyacı olduğu veya hangi fon kaynaklarının daha etkin olduğu gibi konularda bilgi sahibi olmalarını zorlaştırıyor. 

Bağışçılık alanında en güncel raporlardan ikisi bireysel bağışçılık konusunda yapılmış en kapsamlı araştırma olan TÜSEV’in Türkiye’de Hayırseverlik: Vatandaşlar, Vakıflar ve Sosyal Adalet raporu ve Charities Aid Foundation’ın her yıl yayınladığı Dünya Bağışçılık Endeksi (World Giving Index). TÜSEV’in 2006 yılında yayınladığı Türkiye’de Hayırseverlik araştırmasının 2015’te tekrarlanması ile (yayına hazırlanıyor) yakın zamanda bireylerin bağışçılık alanındaki eğilimlerini, algılarını ve bağışçılığı engelleyen bazı unsurları ve son on yılda bağışçılık alanındaki bazı değişimleri görme olanağı doğacak.

II. Dünyada Bağışçılıkta Neredeyiz?

Türkiye’de Hayırseverlik araştırmasının 2006 verilerine göre Türk toplumunda bireyler arası yardım yaygın. Ellerinde başkalarına yardım amacıyla ayrılmış bir para olması durumunda bireylerin yardım yapmak için öncelikli tercihi (%86) bu yardımı doğrudan ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak yönünde oluyor. STK’lar yoluyla bağış yapmayı seçenlerin oranı ise yalnızca %11,5. Araştırma bulgularına göre, bireylerin bağış yaparken sivil toplum kuruluşlarını seçmemelerindeki en büyük etken yaptıkları bağışların düzenli aralıklarla olmaması, söz konusu kurumları tanımalarına rağmen güvenmemeleri ve söz konusu kurumları tanımamaları olarak belirtiliyor.

Bireylere eğer bir bağış yapacak olsalardı hangi alanlarda faaliyet gösteren vakıflara bağış yapacakları sorulduğunda ise en yüksek sırada %28,5 ile fakir ve düşkünlere yardım konusu geliyor. Bu konuyu %16 ile eğitim ve %11,3 ile engelliler takip ediyor.

Araştırma verilerinden hareketle sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını ve toplumda yarattıkları etkiyi daha iyi bir iletişimle kamuoyuna aktarmaları gereği gözlenebiliyor. Bir yandan da bireylerin sivil toplum kuruluşlarını daha yakından tanımalarını sağlayacak yöntemler ve platformlar gerekiyor. Bağış konusunda ilk akla gelen alanda bağış yapmak yerine, bireylerin de kendi tutkularının ve ilgi alanlarının doğrultusunda ve toplumsal sorunları da göz önüne alarak bağış yapacakları alanları seçmeleri, bu alanlarda çalışan STK’ları tanımaları ve onları uzun vadeli desteklemeleri gerekiyor.

Charities Aid Vakfı’nın (Charities Aid Foundation, CAF) yayınladığı Dünya Bağışçılık Endeksi (World Giving Index) her sene gerçekleştirilen Gallup anketinin verilerinden hareketle oluşturulan ve üç kategoride, “tanımadığı bir kimseye yardım etme” (Help a Stranger), “gönüllülük için harcanan zaman” (Volunteer Time) ve “sivil toplum kuruluşlarına bağış yapma” (Donate Money to Charity) verilerini sunan bir rapor. Raporun her sene tekrarlanıyor olması bu kategorilerdeki gelişimin gözlenmesine olanak sağlıyor. Gallup’un 2014 senesinde Türkiye’de anket yapmaması nedeniyle 2015’te Türkiye’ye yer verilmedi fakat 2012 ve 2014 arasında yayınlanan raporlara bakıldığında Türkiye’nin 2013’ten sonra sıralamada yükseldiği görülse de 2014’te sıralamada yine son 30 ülke arasında yer alıyor.

III. Filantropiyi Çerçeveleyen Yasal ve Vergisel Altyapı

Türkiye’de bağışçılığın teşviki ve geliştirilmesi önündeki önemli engellerden bir kısmı yasal ve vergisel altyapıdan kaynaklanıyor. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV), Sivil Toplum İzleme 2013-2014  Raporu kapsamında incelediği konulardan bir tanesi sivil toplum kuruluşlarının (STK) ekonomik faaliyetlerini ve kaynak geliştirme faaliyetlerini düzenleyen mevzuatlardaki değişiklikler ve uygulamada karşılaşılan sorunlar. Raporda da belirtildiği gibi STK’lar için çeşitli yasal ve vergisel istisnalar mevcut olsa da konuyla ilgili bütünsel bir yaklaşım olmadığı için uygulamalarda bazı tutarsızlıklar görülebiliyor veya bu uygulamalar kâr amacı gütmeyen ve kamu yararına çalışan STK’lara ek mali yükler getirebiliyor.

Filantropinin gelişimini ve bağışçılığın artmasını etkileyebilecek bazı etkenler bağışlar için uygulanan vergisel düzenlemeler ve kaynak geliştirmeye yönelik mevzuatta görülüyor. Türkiye’de Bakanlar Kurulu kararı ile vakıflara tanınan vergi muafiyeti statüsü ve derneklere tanınan kamu yararı statüsü bu STK’lara bağış yapan kurumların ve gelir vergisi mükellefi bireylerin belirli bir miktara kadar bağışlarını vergiden düşmelerine olanak sağlıyor. Fakat uygulama bu statülere sahip STK’ların sayılarının azlığı ve bireysel bağışlarda sadece gelir vergisi mükelleflerine dair bir düzenleme olması ile kısıtlamalar yaratabiliyor. Türkiye’de yeni vakıfların yalnızca %5’i, derneklerin ise %0,4’ü vergi muafiyeti ve kamu yararı statülerine sahip. Bu statülerdeki STK’lara yapılan bağışlarda uygulanan vergi indirimi %5’e kadar ve bu oran Avrupa Birliği (AB) ülke ortalaması olan %10’un altında. Vergi muafiyeti ve kamu yararı statülerine ilişkin uygulamalarda da uluslararası standartlara kıyasla eksiklikler var. Bir STK’nın “kamu yararına” çalışması kavramı tanım ve uygulama itibariyle uluslararası standartlara uyumlu şekilde düzenlenmemiş. Bu tanım birçok Avrupa ülkesinde genelde hibe veren ve kaynaklarını eğitim, kültür, din, sosyal ve diğer toplumsal faydalar adına hibe vererek kullanan vakıflara tanınıyor ve farklı ülkelerde farklı vergi indirimi faydaları sağlıyor. Genel eğilimler incelendiğinde birçok Avrupa ülkesinde bireylerin ve kurumların yaptıkları bağışlarda vergi indirimlerinin bir istisna değil benimsenmiş bir standart haline geldiği görülüyor. Yine birçok ülkede bireysel bağışçılar da yaptıkları bağışları belirli bir sınıra kadar (genellikle %10 veya %20) vergiden düşebiliyorlar. Farklı ülkelerdeki mevcut durum incelendiğinde vergi indirimleri ve diğer teşviklerin kurumsal ya da bireysel bağışçılıkta bağış miktarlarını artırdığı gözlemleniyor.

Hukuki altyapının bir diğer önemli ayağı da dernek ve vakıfların merkezleri dışında bağış toplamalarını ve gelir getirici faaliyetler yürütmelerini düzenleyen Yardım Toplama Kanunu. Sivil Toplum İzleme Raporu 2013-2014’e göre:

“Yardım toplamanın kanunla düzenlenmesi, çok fazla koşula bağlanması, süreyle sınırlandırılması gibi yaklaşımlar “yasakçı” bir bakış açısının ürünü olduğu gibi, bu uygulamanın devam etmesi STK’ların misyon ve faaliyetlerini yerine getirmek için gerek duydukları mali kaynaklara erişimi de zorlaştırıyor.”

2014 yılında Türkiye’deki vakıf ve derneklerin toplam sayısı 108 binin üzerindeyken izin almadan yardım toplayabilen STK’ların sayısı yalnızca 20.

Türkiye’de bağışçılık alanında gözlemlenen gelişmeler, hem yasal ve vergisel düzenlemelerde hem de bireysel ve kurumsal bağışçılığın artması ve daha stratejik yapılması yönünde yavaş olsa da ilerlemeler gösteriyor. TÜSEV, Değişim için Bağış Projesi ile Türkiye’de bağışçılığın kültür ve pratiklerinin artırılması için çalışırken bir yandan da yasal ve vergisel düzenlemelerin bağışçılar ve sivil toplum kuruluşları için daha elverişli hale gelmesini sağlayacak savunuculuk çalışmaları yapıyor. Sivil Toplum İzleme raporları gibi araştırmaları ile TÜSEV hem sivil toplumun içerisinde bulunduğu ortam ve düzenlemelerin değişimleri ile ilgili farkındalık yaratıyor hem de tarihsel bir kaynak oluşturuyor. Değişim için Bağış projesi ile bağışçılığın gelişimine yönelik yöntem ve bilgi kaynakları oluşturan TÜSEV bağışçılar arasındaki iletişimi ve filantropinin sektörel gelişimini de teşvik ediyor.

(1) “Public Benefit” tanımı hakkında daha fazla bilgi için bkz: Report on Public Benefit Foundations Europe, DAFNE & EFC 2014 http://dafne-online.eu/resource/report-on-public-benefit-foundations-in-europe-2014/ 

(2) Batı Balkanlar ve Türkiye’de Filantropiye Bakış: TACSO Filantropi Konferansı, Bilgi Notu, TÜSEV, 2015 http://www.degisimicinbagis.org/haberler/tusevden-haberler-1/bati-balkanlar-ve-turkiyede-filantropiye-bakis-tacso-filantropi-konferansi#.VqtKC_mLTIU

(3)Sivil Toplum İzleme Raporu 2013-2014, TÜSEV, 2015 http://tusev.org.tr/tr/arastirma-ve-yayinlar/sivil-toplum-izleme-raporu-1/sivil-toplum-izleme-raporu-2013-2014