Monthly Archives

Temmuz 2016

Fon Verenler Açısından Sosyal Etki ve Sosyal Etki Ölçümlemesi: Nedir, Ne İşe Yarar?

By | Uzman Görüşü | No Comments

Sosyal Etki kavramından ne anlıyoruz?

Sivil toplum örgütleri, fon verenler, sosyal girişimciler, kamu kurum ve kuruluşları, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiren şirketler… Tüm bu aktörlerin motivasyon ve stratejileri farklı olsa da “birlikte iyi yaşam” nihai amacına hizmet eder şekilde toplumsal sorunlara yönelik çözümler bulmaya, müdahaleler gerçekleştirmeye ve bu müdahaleler sayesinde insanların hayatlarında olumlu değişimler yaratmaya çalıştıklarını varsayıyoruz.  

Şüphesiz ki söz konusu sosyal müdahalelerin gerçekleştirilebilmesi için belirli girdilere (insan kaynağı, zaman ve finansal kaynaklar) ihtiyaç duyuluyor. Bu kaynakların nasıl kullanıldığı ve gerçekleştirilen faaliyetler yoluyla arzu edilen değişimin ne ölçüde sağlanabildiği sorularını yanıtlama çabalarının özellikle son beş yıl içinde bir artış gösterdiğini söyleyebiliriz. Sosyal etki ölçümlemesi,  bu ihtiyaç çerçevesinde inşa edilen ve halen inşa süreci devam eden, devingen bir alan olarak karşımıza çıkıyor. 

Alanın farklı disiplinlerden beslenerek inşa ediliyor oluşu sosyal etkinin farklı tanımlamalarının ortaya çıkması ile sonuçlandığından şu an için tek bir sosyal etki tanımı yapmak pek de kolay gözükmüyor. Öte yandan tek bir tanımlamanın gerekliliği de ayrı bir tartışma konusu. Aşağıdaki tabloda paylaşılan çeşitli sosyal etki tanımları arasındaki farklar temelde  etki, çıktı, sonuç, sosyal değer yaratımı ve sosyal geri dönüş terimlerinin birbirleriyle içi içe geçen şekillerdeki kullanımları ve farklı düzeylerde vurgulanmaları nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, hem literatürde hem de pratik uygulamalarda iki ayrı ana kavramsal zeminin (“sosyal etki ölçümlemesi” ve “etki değerlendirme”) kullanıldığını görüyoruz. Ölçümleme yapmak isteyen kişi ve organizasyonların içinde var oldukları bağlamları, çerçeveleri, stratejileri, amaçları, hedefleri ve kaynakları doğrultusunda bu iki zeminden birine, farkında olarak ya da olmayarak, yöneldiklerini gözlemliyoruz. 

Öyleyse, sosyal etki kavramından ne anlayacağız? Önerim keskin bir tanım yapmaktan çok kavramın çerçevesini ve içeriğini mümkün olduğunda kapsayıcı bir şekilde çizmekten yana olacaktır. Dolayısıyla sosyal etkiden en genel anlamda, “yapılan bir aktivite, müdahale sonucu ortaya çıkan değişim” veya “bir eylem/aktivite/proje/program/politika sonucu insanlar, organizasyonlar ve toplumun geneli üzerinde oluşan etkiler” olarak söz edebiliriz. Bahsedilen etki olumlu veya olumsuz olarak algılanabilir; planlanarak veya planlanmadan elde edilebilir, kısa veya uzun vadede kendini gösterebilir ya da bütün bu özelliklerin birleşimiyle ortaya çıkabilir. Bir faaliyetin insanlar ya da çevre üzerinde hemen ve doğrudan bir etkisi olabileceği gibi, aktiviteyle doğrudan ilişkisi olmamış insanlara, kuruluşlara veya örgütlere kadar uzanan etkileri de olabilir. Bunlara ek olarak, söz konusu etkinin rastgele biçimde;  gerçekleştirilen müdahale olmaksızın veya başka değişkenlerin etkileri ile ortaya çıkabilecek sonuç ve değişimlerden ne ölçüde farklılaştığının anlaşılması ve gösterilmesi ise sosyal etki ve sosyal etki analizinin önemli unsurlarındandır. 

Özetle, fon verenler açısından bakıldığında sosyal etkiyi, sağlanan kaynaklar, sunulan hizmetler ve gerçekleştirilen faaliyetler aracılığıyla 

a) bireysel düzeyde (örneğin; fonlanan proje ve programların yararlanıcılarına etkisi),

b) organizasyonel düzeyde (örneğin; fon alan organizasyonların kapasite gelişimleri) ve 

c) toplumsal sorun düzeyinde (örneğin; fon alan organizasyonların sonuç ve etkilerini de kullanarak belli bir toplumsal soruna dair kampanya yürütülmesi) 

yaratılmak istenen/yaratılan değişimler olarak anlayabiliriz. 

Peki, fon veren kuruluşlar etki ölçmekle neden ilgilensin?

Elde edilen kazanımların düzeyleri ve dağılımı açısından farklılıklar olsa da sosyal etki ölçümlemesi yapmanın hem fon alan organizasyonlar hem de fon veren kuruluşlar için temel olarak iki ana nedeninden söz edebiliriz. Bir fon veren kuruluş neden sosyal etki ölçümlemesi yapalım sorusuna bu iki başlık altında, kendi önceliklerini göz önünde bulundurarak yanıt verebilir. 

A) Öğrenmek için ölçmek

Bu ana başlığı da iki ayrı alt kategoride değerlendirebiliriz. Bunlardan ilki fon veren kuruluşun kendi içindeki öğrenme sürecidir. En özet haliyle, varsaydığımız değişimi gerçekten yaratıp yaratmadığımızı ve bunu yaparken en etkili yolun ne olduğunu anlamaya çalıştığımız bir öğrenme sürecinden söz ediyoruz. 

Bir miktar daha açarsak etki ölçümleme çalışmasıyla; “Sağlanan kaynakla gerçekleştirilen proje ve programlar hedef kitle üzerinde gerçekte ne gibi değişimlere yol açıyor?, Hangi faaliyetler ve sosyal müdahaleler hedeflenen değişimleri gerçekleştirmekte daha etkili oluyor?, İşe yarayan ve yeterince işlevsel olmayan uygulamalar, faaliyetler hangileri?, Fon dağıtımında farklı bir yöntem ya da strateji geliştirmeye ihtiyacımız var mı?, Süreçte ne gibi değişiklikler yapmaya ihtiyacımız var? Ne tür beklenmedik etkilerle karşılaşıyoruz?” soruları üzerine çalışıyoruz. 

“Yeterince iyi” yürütülen etki ölçümleme çalışmaları bu sorulara mümkün olduğunca geçerli ve güvenilir yanıtlar sağlayarak kuruluşun veriye dayalı karar alma süreçleri kullanmasına ve daha gerçekçi, kendine güvenen, tatmin edici bir işleyiş kazanmasına imkan sunabilir. Etki ölçümleme çalışması, ancak fon veren kuruluşun karar alma süreçlerine; strateji geliştirmesine ya da stratejisini gözden geçirmesine etki ettiğinde anlamlı bir hale geliyor. 

İkinci kategoride ise fon veren kuruluşun faaliyet gösterdiği alana sağladığı geçerli ve güvenilir bilgiden bahsedebiliriz. Yapılan etki ölçümlemesi sonuçlarıyla hangi tür müdahalelerin daha etkili olduğu, hangi koşullarda ne tür değişimlerin beklenebileceği, beklenmedik sonuç ve risklere yönelik somut öneriler konularında alana bilgi sunarak hem sağlam bir tartışma zemini oluşturulabilir hem de kuruluşun alandaki saygınlığı artırılabilir. 

B) Hesap verebilir olmak için ölçmek

Hesap verebilir olmak genel anlamıyla kaynakları ne için, nasıl ve ne tür değişimlere yol açacak şekilde kullandığımızı “göstermek”  olarak düşünülebilir. Bunu yapabilmek, bütün organizasyonlar için geçerli oldu gibi, fon veren kuruluşlar için de güvenirlik ve saygınlık kazanmak anlamına geliyor.  Pek çok paydaş gördüğü etki doğrultusunda hareket eder. Paydaş gruplarla işbirliği içinde olmak ve onlara şeffaf bir biçimde bilgi sağlamak kuruluşla paydaşın arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Bir fon veren kuruluş faaliyetlerini, yöntemlerini, yarattığı ve yaratamadığı değişimi,  ve bunları kapsayan stratejisini  güvenilir şekilde gösterebildiği ölçüde hem kendine güvenini artıracak hem de alandaki konumunu güçlendirecektir. Söz konusu güçlenme farklı şekillerde geri dönüşler sağlayabilir. Örneğin, bağışçılar, kuruluşun ortaya koyduğu anlamlı ve olumlu etkiye bakarak destek vermeye devam edebilir. Fon arayanlar için güvenilir bir kuruluş olunabilir. Politika yapma ve karar alma süreçleri konusunda etkin olmak isteyen fon veren bir kuruluş devlet kurumları açısından daha fazla dikkate alınabilir, işbirliği yapma olasılığı artabilir.  

Bir fon veren kuruluş olarak sosyal etki ölçümlemesi yapmaya başlarken neleri göz önünde bulundurmak gerekir?

Yukarda bahsedilen kazanımlara ulaşmak adına etki ölçümlemesi yapmak veya var olan pratiği geliştirmek için fon verenlerin bazı önemli konular üzerine düşünmesi ve kararlar alması belirleyici oluyor. Bu hazırlık yapılmadan girişilen bir sürecin sağlıklı sonuçlar vermesi de pek mümkün olmuyor. 

Bir çerçeve, yol haritası oluşturmak: Hangi model ve yaklaşım seçilirse seçilsin (Mantıksal Çerçeve, Değişim Teorisi, vb.), sosyal etkinin anlaşılabilmesi ve ölçülebilmesi için proje, program veya kurum/kuruluş özelinde paydaşların katılımıyla bir yol haritası ve stratejik plan oluşturulması öncelikli koşuldur. Aksi takdirde tıpkı sorunları tespit etmeden, ihtiyaçları analiz etmeden, amaç ve hedefleri belirlemeden hangi faaliyetlerin yapılacağının belirlendiği ve kervanın yolda düzüldüğü proje, program veya örgütlenmelerde olduğu gibi karışık, karmaşık ve amacına hizmet edip etmediğinin anlaşılamadığı sosyal müdahaleler üretmek kaçınılmaz olacaktır. 

Kuruluşun müdahale düzeyi:  Bir fon veren kuruluşun üç farklı düzeyde etki yaratabildiğinden söz edilebilir. Bireysel düzeyde (proje/program yararlanıcıları), fon sağlanan organizasyonlar düzeyinde ve toplumsal sorunlar düzeyinde. Hangi düzeyde faaliyet gösterildiği kuruluştan kuruluşa veya zamana bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Sosyal etki ölçümlemesi sürecine girilmeden önce belli bir zaman aralığında hangi düzeyde, ne oranda faaliyet gösterileceğinin belirlenmesi sosyal etki ölçümleme sisteminin (yöntem ve araçlarının) ne şekilde geliştirileceğinin son derece önemli bir belirleyicisi olacaktır. 

Fon alanlara sağlanacak destek: Fon veren bir kuruluşun etki ölçümleme yapabilmesi için fon verdiği organizasyonlardan gelecek verilere, dolayısıyla onlarla birlikte çalışmaya ihtiyacı olacaktır. Bu noktada, fon alanlara nasıl bir destek verileceğinin belirlenmesi de son derece önemlidir. Bütçe sağlamak, eğitim vermek, uzman desteği sunmak, mentorluk ya da koçluk sağlamak, ortak ölçümleme yöntemleri geliştirmek… Farklı şekillerde destek sağlamak mümkün olmakla birlikte desteğin niceliği ve niteliği fon alanlardan ne tür veri beklenebileceğini ve yine ölçümleme sisteminin yöntem ve araçlarını belirleyecektir. 

Kaynaklar

Burdge RJ and  Vanclay F 1996, ‘Social impact assessment: A contribution to the state of the art series’, Impact Assessment, vol. 14, pp. 59-86. 

Clark C, Rosenzweig W, Long D and Olsen S 2004, Double bottom line project report: Assessing social impact in double bottom line ventures; methods catalog, viewed 28 may 2010, <http://www.shidler.hawaii.edu/Portals/1/resources/DoubleBottomLine.pdf>.

Emerson J, Wachowicz J and Chun S 2000, Social return on investment: Exploring aspects of value creation in the non-profit sector, The Roberts Foundation, San Francisco.

Funders’ principles and drivers of good impact practice, 2013, Inspiring Impact 

http://www.acf.org.uk/downloads/publications/Funders_Principles_and_Drivers_of_Good_Impact_Practice_2013.pdf

Müftügil Yalçın AS, Güner D, 2015, Sosyal Etki Ölçümlemesi: Kusif 4 Adım Yaklaşımı, KUSIF Yayınları

Plimmer D and Kail A, 2014,  THEORY OF CHANGE FOR FUNDERS: Planning to make a difference, New Philanthropy Capital

SPoD’a Ziyaret

By | Vakıf Haberi | No Comments

Kurumsal Program dahilinde desteklediğimiz Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneğine (SPoD) 14 Temmuz tarihinde Yönetim Kurulu üyelerimiz ile birlikte bir ziyaret gerçekleştirdik. 

SPoD, Türkiye’de yaşayan LGBTI bireylerin karşılaştığı sorunları, dernek bünyesinde yaptıkları çalışmaları ve Sivil Toplum için Destek Vakfından aldığı hibe desteğinin bu çalışmalar içindeki katkısını anlattı.

Hibe desteği ile ilgili detaylı bilgiler için tıklayınız.

Şehrin Merkezinde “Görünmez” Bir Mahalle

By | Röportaj | No Comments

Tarlabaşı Toplum Merkezi / www.tarlabasi.org

Üyelerimizden Ali Karabey’in doğum günü bağışçıları ve Any İstanbul’un katkısıyla oluşturulan Çocuk Hakları Fonu, Tarlabaşı Toplum Merkezini destekliyor.

Tarlabaşı Toplum Merkezini ve çalışmalarını daha yakından tanımak için yaptığımız röportajı okuyabilirsiniz. 

“Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. “

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Tarlabaşı’nı genel hatlarıyla anlatmaya kalksak ve mahallelilerin ihtiyaçlarından bahsetsek hangi başlıklardan söz etmemiz gerekir?

Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM): Tarlabaşı, çok farklı kültürden birçok insanın yoksulluk çatısı altında birlikte yaşadığı şehir merkezinde bir bölge. Bölge tarihsel ve mimari olarak öneme sahip. Rum, Ermeni ve Yahudiler dışında Osmanlılar döneminde yerleştirilen Romanlar bölgenin en eski sakinleri. Cumhuriyet dönemi, mübadele ve 5-6 Eylül olayları sonrasında bölgeden azınlıklar hızla göç etti. Sanayi devrimi ile kırdan kente göç eden Anadolu halkı boşalan evlere yerleşti. 1980’de zamanın Belediye başkanı Bedrettin Dalan bölgedeki birçok evi yıkarak Tarlabaşı Bulvarı’nı inşa etti. O zamana kadar Beyoğlu’nun en gözde sokaklarının yer aldığı Tarlabaşı fiziksel olarak ikiye ayrıldı. Bu fiziksel ayrılış sosyal ayrılışı da beraberinde getirdi. Bakımsız kalan sokaklar ve evler, şehir merkezinde olmasıyla da yoksulların tercih ettiği yerler haline geldi. 90 ve 2000’li yıllar sonrasında Türkiye’nin doğusundan yerinden edilmeler ile İstanbul’a sağlık, eğitim ve geçimlerini sağlamak için göç eden Kürtler Tarlabaşı’nın o yıllardaki yeni sakinleri olmaya başladı.

Tarlabaşı ayrıca transit göçle gelen Afrikalılar ‘ın, seks işçilerinin, LGBTı bireylerin, bekar işçilerin, Erasmus öğrencilerinin ve savaş sonrasında Suriyeliler’in de kendilerine yer buldukları yerlerden biri.

Tabi şehrin merkezinde ama bir anlamda da görünmez olan bir yerde suçla ilişkilendirilebilecek gruplar da mevcut. Binaların sıkışık yapısı, kentsel dönüşüm planı ile yıkılan binaların da etkisi ile çocuklar için güvenli oyun alanı ihtiyacını arttırıyor.

Kayıtsızlar dışında yaklaşık 30.000’e yakın nüfusuyla Tarlabaşı, yoksulluk ve geçim sıkıntıları başta olmak üzere, güvencesiz işlerde çalışma, yetişkinlerde okuma yazma bilmeme gibi sorunlar ile mücadele ediyor.

DV: Tarlabaşı Toplum Merkezi ne zaman kuruldu? Bugüne kadar yapılan temel faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

TTM: Merkez 2006 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından Avrupa Birliği projesi olarak kuruldu. 2007 yılında dernek olarak çalışmalarını sürdüren merkez, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde bölgede on senedir çalışan bir sivil toplum örgütüdür. Merkez çocuklara, gençlere, kadınlara, mültecilere sosyal eğitsel ve psikolojik destek vermek amacıyla çalışmalarını düzenlemektedir. Faaliyetlerini çevre ilköğretim okullarının çalışma saatlerine göre planlar. Hafta içi saat 10:00-18:00 arası hizmet veren merkez sabah saatlerinde yetişkinlerle öğleden sonra çocuklarla çalışır. Kurulduğu ilk günden itibaren sanat odaklı eğitimin benimsendiği yaratıcı plastik sanatlar, yaratıcı drama ve müzik atölyeleri ile hak odaklı ve çocuk/genç katılımına yer veren medya çalışmaları merkezin ana çalışmaları içindedir. Ayrıca AÇEV ve TAPV desteği ile kadınlara yönelik okuma yazma ve kadın sağlığı çalışmaları da yapılmaktadır.

2014 yılından beri kadınları ve genç kızların ihtiyaçlarını odağa alan ev ziyaretleri yapılmakta; bölgedeki kadınların durumunun analizi dışında her kadının özel durumuna ilişkin evlerde danışmanlık da verilmektedir.

Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. 

DV: İstanbul’da az sayıda mahalle temelli çalışan dernekten birisiniz. Bu tür bir çalışmanın avantajlarını ve etkilerini nasıl açıklarsınız? 

TTM: Mahalle temelli çalışma, derinlemesine çalışma yapabilmek için en doğru yol. Mahalle temelli çalışma yaptığın zaman, çalıştığın grubu daha iyi tanıyor, ihtiyaçlarını daha iyi belirliyor, süreci daha iyi takip edebiliyorsunuz. Yaptığınız çalışmalar bir defalık ya da sadece tek bir grupla olmadığı için birikimli ve olumlu davranış aktarımı ile çalışmalarınızı ilerletebiliyorsunuz. Eğer gerçekten adil bir çalışma prensibi belirlediyseniz insanların güvenini kazanabiliyor, birlikte daha etkili çalışmalar yapabiliyorsunuz. Genelde donör kişi ve kuruluşlar Türkiye genelinde hizmet veren sivil toplum örgütlerini tercih etme yönünde eğilim gösteriyorlar. Hedef grup olarak gösterilen sayıların yüksek olması çalışmaların etkisinin de yüksek olduğu izlenimini verse de bir defalık ve tek bir grupla yapılan çalışmalar gerekli davranış değişikliğini yapmakta bazen yeterli olmayabiliyor. Tam da bu noktada sistematik ve belli gruplarla düzenli çalışmalar aileleri, diğer kuşakları ve çevreyi daha derinden etkiler ve daha kalıcı davranış değişikliği yapmakta fayda sağlar.

DV: Tarlabaşı’ndaki temel faaliyetlerinizden biri de çocuklarla çalışmak. Onlara yönelik ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz? En etkili çalışma sizce hangisi?

TTM: TTM’de tüm çalışmalar çocukların okul saatlerine göre ayarlanıyor. Genelde psikososyal ve sanatsal faaliyetlere çok önem veriliyor. Tiyatro, müzik ve plastik sanatlar atölyelerin bunların başında geliyor. Ancak çocukların en sevdiği atölye TTM’nin dokuz senedir yürüttüğü Parlayan Çocuklar Çocuk Kulübü. Dokuz senedir kaynak buldukça “Parlayan Çocuklar” dergisini çıkartan kulüp, en çok çocuk hakları medyası alanında uzmanlaşmıştır. Çocuklar tarafından, çocuklar ve yetişkinler için, çıkarılan derginin yazarları da çocuklardır. Türkiye ve dünya gündemini tartışan ve değerlendiren çocuklar ayrıca kendi gündemleri hakkında da görünürlük yaratmaktadır. Üç ayda bir çıkan dergi, mahalleye, okullara, öğretmenlere, diğer sivil toplum kuruluşlarına ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çocuklarla çalışan kurumlara ulaştırılmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteği size nasıl bir katkı sağlayacak?

TTM: Geçtiğimiz sene müzik ve yaratıcı drama eğitmenleri daha önce TTM’de eğitim alan ve alan içinde yetişmiş eğitmenlerdir. Bu hibeyle bu atölyelerin devam etmesinin sağlanması ile hem atölyeden faydalanan 40 çocuk 4 ay daha hizmet alacak, hem de Tarlabaşılı genç öğretmenler desteklenmiş olacaktır.

DV: Sizin gibi dernekler için finansal sürdürülebilirlik kolay değil. Son 10 yılda Türkiye’de ilişkide olduğunuz hibe veren kuruluşların öncelikleri değişti mi? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?

TTM: Hibe veren kurumlar insan kaynağını desteklemek istemiyorlar. Yazılan bütçeler onlara bazen yüksek geliyor. Oysaki yazılan bütçenin çok büyük bir kısmı vergilere gidiyor. Dernek olduğumuz için sigortasız kimseyi çalıştıramayız. Ayrıca unuttukları bir şey var ki, o kişi yoksa çoğu zaman o çalışma ve o çalışmadan faydalanacak kişi de olamaz. Bir kişi için bütçe yaratma konusunda işi yokuşa sürüyorlar fakat o kişi aynı zamanda 100 çocuk, 100 aile demek çoğu zaman. 

Yerelin desteklenmesi de aynı ölçüde önem taşıyor. TTM olarak belki bir seferde 1000 kişiye hemen erişemiyoruz ama çalışmanın kalitesini ve etkisini arttıracak çalışmalar yapabiliyoruz. Yaptığımız çalışmaların etkisini kolay görebiliyoruz. Bizim gibi çalışan derneklerin proje bazlı değil kurumsal desteğe daha fazla ihtiyacı oluyor. Dezavantajlı alanlarda çalışma bilgi, deneyim ve motivasyonun sürdürülebilirliği de çalışmaların sürdürülebilirliği kadar önemli ve desteklenmeli. Proje değil, programların standartizasyonu üzerinde durulmalı ve gerçekçi hedefler için en az 4 senelik zamanlama yapılmalı. Fakat Türkiye’de sivil toplum ve özellikle hak temelli sosyal hizmet çalışmalarının uzun bir geçmişi yok. Varolan sistem şirket yönetimlerinden evrilmiş, sektörel bazda bir bakış açısına sahip. Niceliksel değer, niteliksel değerden üstün tutuluyor; hibe veren kurum her aşamada görünür olmak istiyor, görünür olamayacağı ve pazar olarak fayda sağlayamayacağı alanlarda destek olmak istemiyor. Tarlabaşı çoğu zaman bu hedef kitleye uymuyor.

Her yıl yeni proje yapmak yerine daha uzun süreli programlarla yapılan çalışmaların sürekliliği ve çok boyutluluğu hibe verenler tarafından gözetilmelidir.

Dezavantajlı Gruplara Sanatsal Yaklaşım

By | Kurumsal Destek | No Comments

Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği (SKYGD), farklı sebeplerden dolayı (savaş, göç, yoksulluk, ayrımcılık, vb.) dezavantajlı bir hayat süren, toplumsal yaşamın dışında kalan, fırsat eşitliğinden yoksun kişi ve grupların hayatla olan bağlarını kültür ve sanat yoluyla güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

SKYGD, Temmuz 2016- Şubat 2017 tarihler arasında Kurumsal Program dahilinde hibe desteği alacak. Sanatın iyileştirici gücünden yararlanarak dezavantajlı gruplarla çeşitli çalışmalar gerçekleştiren dernek, hibe süresi boyunca kaynak geliştirme alanında faaliyetlerde bulunacak.