Monthly Archives

Kasım 2016

Ruh Sağlığı Alanında İnsan Hakları

By | Röportaj | No Comments

Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği / http://www.rusihak.org/

RUSİHAK ve çalışmaları ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz. Sivil Toplum için Destek Vakfı, Proje Programı dahilinde RUSİHAK’a hibe desteği sağlıyor. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi, çalışmalarını hangi “ihtiyaçtan” yola çıkarak gerçekleştirmektedir?

Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi (RUSİHAK): RUSİHAK, çalışmalarını Türkiye’de ruh sağlığı alanında yerleşmiş bir insan hakları kültürü olmamasından, ruh sağlığı alanının ağırlıklı olarak tıp, psikoloji ve psikiyatri disiplinlerinin hakimiyetinde olduğu, buna karşın alanda yaşanan insan hakkı ihlallerinin önüne geçebilecek bir insan hakları perspektifinin henüz tam olarak yaygın bir şekilde kabul edilmemiş olmasından yola çıkarak gerçekleştiriyor. Kısaca, ruh sağlığı alanını aynı zamanda bir insan hakları alanı olarak tanımlamaya ve BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği insan hakları bakış açısına dayanan terminolojiyi bu alanda bir savunuculuk hareketi ile yaratmaya ve yaygınlaştırmaya çalışıyor.

DV: Psiko-sosyal engelli deyince ne anlamalıyız? Özellikle “kapalı kurumlar” üzerinden Türkiye’deki “tedavi” süreçleri hakkında ne söylemek istersiniz? 

RUSİHAK: Psiko-sosyal engelli birey deyince psikososyal anlamda sıkıntı yaşayan, toplumsal ve ekonomik yaşama diğer bireylerle eşit bir biçimde katılamayan bireyleri anlamalıyız. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Bireylerin Haklarına Dair Sözleşme psikososyal engelliliği kişinin kendisinde bulunan bir bozukluk olarak görmek yerine toplumun örgütlenme biçiminde kaynaklanan bir dışlanma durumu olarak görmekte. Biz de RUSİHAK olarak bu görüşü benimsiyoruz. Türkiye’de ruh sağlığı sistemi maalesef halen ağırlıklı olarak “depo hastane” tabir edilen büyük bölgesel ruh sağlığı hastanelerine dayalı. Bu kurumlar halen sivil izlemeye açık değil, şikayet mekanizmaları son derece sınırlı ve hizmet alan kişilerin tedavi süreçleri üzerinde neredeyse hiçbir söz hakkı yok, dolayısıyla “kapalı kurumlar” olarak adlandırılabilirler. Bu kurumlardan hizmet alan kişiler çoğunlukla “istemsiz yatış” yoluyla rızaları alınmaksızın bu kurumlara yatırılıyor, tedavi süreçlerinde anlayabilecekleri bir bilgilendirme sağlanmıyor, hatta baştan anlayamayacakları ve kendi adlarına karar veremeyecekleri varsayılıyor. Dolayısıyla hizmet alan-hizmet veren ilişkisi hizmet alan kişinin iyilik halini hedefleyen bir işbirliği ilişkisinden ziyade hizmet alanları nesne olarak gören, onlar adına karar veren ve tedavi sürecini onlardan bağımsız olarak planlayan bir ilişkiye dönüşmüş durumda. Dolayısıyla, hizmet alanların tedavi süreçleri üzerinde neredeyse hiçbir kontrolleri yok. 

DV: Sizce savunuculuk temelli çalışmalar yapmak neden önemli? Savunuculuğun bu alana katkısı ne yönde seyrediyor? 

RUSİHAK: Bu alanda savunuculuk temelli çalışmalar yapmak Türkiye’de ruh sağlığı alanında bir insan hakları hareketinin kurulabilmesi açısından ve psikososyal anlamda sıkıntı yaşayan bireylerin hem kurumlarda hem toplum içerisinde maruz kaldıkları hak ihlallerine karşı kendi haklarının savunucusu olabilmeleri açısından son derece önemli. RUSİHAK, şu anda ruh sağlığı alanında hak-temelli çalışmalar yürüten tek sivil toplum kuruluşu. Bugüne kadar yürütülen çalışmaların sonucu olarak ruh sağlığı alanı tam anlamıyla olmasa da aynı zamanda bir insan hakları alanı olarak algılanmaya başlandı ve bir insan hakları nosyonu yerleşmeye başladı. Onun dışında kurumlarda yaşanan hak ihlalleri özellikle Depo belgeseli ve hazırlanan raporlar sayesinde özellikle üniversiteler ve diğer sivil toplum kuruluşları açısından görünür hale gelmekte. Bakırköy Hastanesinde kurulan hasta konseyi sayesinde teşhisli bireyler öz-savunucu olma yönünde ciddi adımlar atıyor. 

DV: Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeselinin oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz? 

RUSİHAK: Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli 2011-2014 yılları arasında RUSİHAK tarafından yürütülen ve Avrupa Birliği ile Global Dialogue’un desteklediği, Sağlık Bakanlığı izniyle yürütülen sivil izleme projesi kapsamında çekilmiş, Türkiye’deki ruh sağlığı hastanelerinin içindeki koşulları ilk defa görüntüleyen bir belgesel. Belgesel RUSİHAK’la birlikte belgeselin hazırlanması kapsamında çalışan iki yönetmen (Ege Kanar ve Can Dinlenmiş) tarafından çekildi. Belgesel çekim süreci kapsamında Türkiye’de devlete bağlı tüm ruh sağlığı hastaneleri ziyaret edildi ve tüm birimlerindeki koşullar hastane içindeki gündelik hayatı aktaracak şekilde görüntülenmeye çalışıldı. Yine belgesel kapsamında, hizmet alanlar, hizmet verenler, hasta yakınları ve RUSİHAK yetkilileriyle röportajlar gerçekleştirildi ve tüm bunlar bir araya getirildi. 

DV: Proje kapsamında, belgesel çekildiği illerin bazılarında gösterilecek ve sonrasında, uzman kişilerin de katıldığı, bir söyleşi gerçekleştirilecek. Sizce bu proje, toplum temelli bir modele geçişte nasıl bir etki yaratacak? 

RUSİHAK: Belgesel gösterimlerinin gerçekleştirileceği iller olarak özellikle hastanelerin bulunduğu iller seçildi ve ulaşılacak kitle olarak tüm paydaşlar (ilgili STK’lar, üniversiteler, hastaneler) hedefleniyor. Söyleşide yapılacak vurgular (toplum-temelli hizmetlerin gerçek anlamda ne olduğu, dünyadan örnekler, insan hakları perspektifi, uluslararası sözleşmeler tarafından garanti altına alınan haklar, vb.) ve belgeselin içeriği sayesinde belgesel gösterimi ve söyleşi sırasında ve sonrasında kurum-temelli sistemin sorunlarının ve olası alternatiflerinin tartışılacağı eleştirel ve ufuk açıcı bir ortam yaratmak hedeflenmektedir. Böylece, tüm paydaşlarla birlikte toplum-temelli sisteme geçişin zemini için hazırlık teşkil edebilecek bir tartışma ortamı yaratılacak ve olası adımlar tartışılacaktır. 

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfından aldığınız hibe kurumunuzda nasıl bir etki yaratıyor?

RUSİHAK: Sivil Toplum için Destek Vakfından aldığımız hibe bizi çok sevindirdi çünkü bu hibe sayesinde bugüne kadar gönüllü çabalar ve talep üzerine gerçekleştirdiğimiz Depo gösterimlerini sistematik ve planlı bir biçimde hastanelerin olduğu illere taşıma imkanı bulacağız. Bunun yanı sıra, Sivil Toplum için Destek Vakfının bağışçı kitlesinde çalıştığımız alana ilişkin bir farkındalık ve duyarlılık yaratabilmeyi de umuyoruz. 

RE/MAX Toplumsal Gelişim Fonu

By | Proje Desteği | No Comments

RE/MAX Türkiye, franchise anlaşmalarındaki gelirin bir bölümünü Sivil Toplum için Destek Vakfı aracılığıyla farklı sivil toplum kuruluşlarına bağışlayacak. 

RE/MAX Türkiye Toplumsal Gelişim Fonu, franchise anlaşmalarından gelen bağışlarla oluşacak. Hibe fonu, çevre, sağlık, eğitim ve çocuk alanındaki çalışmaları destekleyecek. Franchise anlaşmasını imzalayan şirketler, söz konusu bağışın hangi alana gideceğini kendileri belirleyecek. 

Hibe desteği, sivil toplum kuruluşlarının sahadaki çalışmalarına ve finansal sürdürülebilirliklerine katkı sağlayacak. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı Sivil Düşün Danışma Kurulundaydı

By | Vakıf Haberi | No Comments

Vakfımızın Hibe Koordinatörü Gizem Girgin, 15-16 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen Sivil Düşün 7. danışma kurulu toplantısında Sivil Toplum için Destek Vakfını, hibe süreçlerini ve vakfın kaynak geliştirme yollarını anlattı. 

Sivil Düşün’ün #kaynaknerede temasıyla düzenlediği danışma kurulu toplantısında, sivil toplum kuruluşlarına yönelik kaynak fırsatları ve kaynak geliştirme süreçleri, alternatif fon modelleri, bağışçılık ile ilgili Türkiye’deki yasal çerçeve ve yapısal sorunlar tartışıldı. 

Danışma kurulunda gerçekleşen atölyeler ve tartışılan konularla ilgili detaylı bilgi aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

http://sivildusun.net/sivil-dusun-dkt-kaynak-nerede/

Yedi’de Sivil Toplum için Destek Vakfı

By | Vakıf Haberi | No Comments

Yönetim Kurulu üyemiz Yörük Kurtaran, 6 Kasım günü Bomontiada’da gerçekleşen Yedi etkinliğinde Sivil Toplum için Destek Vakfını anlattı. 

Yedi, hem üretim hem de tüketim zincirinin parçası olan şefleri, üreticileri, sosyal girişimcileri, fikir liderlerini bir araya getirerek bir güç birliği, buluşma, konuşma platformu oluşturma amacıyla gerçekleştirildi. Bu sene ‘Give Back!/Geri Ver!’ teması üzerine konuşulan etkinlikte; gelecek nesle ve çevreye yönelik toplumsal projeler, girişimler, deneyimler anlatıldı. Bu doğrultuda, ‘Ben Ne Yapabilirim?’ ve ‘Nasıl çözümün parçası olabiliriz?’ sorularına cevap arandı. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı, bu sorular üzerinden Türkiye’de sivil toplum ve bağışçılık kültürü çerçevesinde yaptığı çalışmaları anlattı. 

Etkinlikle ilgili detaylı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. 

http://www.biletix.com/etkinlik/TY543/ISTANBUL/tr 

Mavi Kalem ve Hibe Desteğinin Etkileri

By | Röportaj | No Comments

Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği / http://www.mavikalem.org

Sivil Toplum için Destek Vakfından Kurumsal Program dahilinde Mart-Ekim 2016 tarihleri arasında hibe desteği alan Mavi Kalem, hibe sürecini ve önümüzdeki dönemde gerçekleşecek projelerini anlattı. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Mart 2016’da sizinle yaptığımız röportajda bizden alacağınız hibenin “ …Mavi Kalem’in finans olarak da temel giderlerinin sürekliliğini sağlayabilir ve proje ön çalışmalarını yapabilir durumda olmasını, bağışçı ve kaynaklarla daha etkin iletişimi ve daha interaktif tanıtım perspektifi geliştirmiş olmasını…” sağlayacağından bahsetmiştiniz. Böyle bakınca Mavi Kalem’in çalışmalarında strateji, kapasite, iş yapış biçimi gibi alanlarda değişikler meydana geldi mi? Geldiyse kısaca bahsedebilir misiniz?

Mavi Kalem (MK): Sivil Toplum için Destek Vakfından Mart-Kasım 2016 tarihleri arasında alınan hibe, Mavi Kalem’in yeniden yapılanma sürecinde genel yönetim giderlerinin karşılanmasında destek oldu. Temel ihtiyaçların bu hibe desteği ile karşılanması, Mavi Kalem’in kurumsal kimliğini güçlendirmesinde, kaynak geliştirmesinde, projelere başvuru süreçlerinde ve diğer çalışmalarında güçlü adımlar atmasına önemli bir katkı sağlamıştır. Özetle; Sivil Toplum için Destek Vakfının sunduğu hibe, kurumsal verimliliğimizi arttırmamızda önemli rol oynamıştır.

Bu süre içerisinde Mavi Kalem çalışmalarında hedeflendiği gibi gelişim sağlanmış olup, kısaca bahsetmek gerekirse:

– Daha önce Mavi Kalem’in gönüllüsü ve “Genç Kızları Güçlendirme” projesi koordinatörlüğünü yapan personelin, hibe ile istihdamı sağlandı. Kurumu bilen birinin bu ekibin bir parçası olarak devam etmesi, çalışmalara olumlu olarak katkı sağlamıştır.

– Mavi Kalem’in 16 yıldır sözlü ve uygulama ile oluşturulmuş çalışma geleneğini ve etik değerlerini, perspektifini yansıtan kurumsal strateji ve politika dokümanlarımızın büyük bir çoğunluğunu yazılı hale getirdik. Bu süreçte uluslararası insani yardım standartlarını ve çalışma prensiplerini temel aldık ve ekip kapasitemizi geliştirmeye yönelik iç toplantılar yaptık. 2015’den beri CHS Allience grup üyesiyiz ve uluslararası standartlara uygun oluşturduğumuz yapısal değişikliklerimizin değerlendirmesini yapmak amacıyla Kasım 2016’da “self assesment” sürecini başlatıyoruz.

– Hibe döneminde, özellikle kadınların, genç kızların güçlendirilmesine yönelik ve Suriyeli sığınmacıları da kapsayan proje başvuruları yaptık. 2 farklı uluslararası kuruluş ile partnership görüşmelerimiz devam ediyor. Bölgede Suriyeli kadın ve çocukların desteklenmesi amacıyla 2017 hedefli 6 proje başvurusu yaptık. Bir tanesinden olumlu geri dönüş var, diğerlerinin de sonucunu bekliyoruz.

– Fener ve Balat semtleri İstanbul’da Suriyeli sığınmacıların en yoğun olduğu semtlerinden biridir. Bunun yanında yapılanma sürecindeki çalışmalarımızdaki hedef grubumuzun bir parçası olan Suriyeli kadın ve çocuklardır. Bu nedenle çalışma ekibimizin günlük basit iletişimi sağlayabilmesi için bir iç eğitim olarak ofis ekibimize basit Arapça konuşma dersleri başlattık.

– Sivil Toplum için Destek Vakfından hibe aldığımız dönemde; ofis kirası için alınan hibe ile yapılan kaynak geliştirme çalışmalarının daha verimli bir şekilde diğer çalışmalarda kullanılmasına destek sağladı. Kaynak geliştirme için gerekli stratejilerin yenilenmesi, web sayfasının düzenli yenilenmesi ve sürdürülmesi, sosyal medyada görünürlüğün arttırılması belli bir ölçüde sağlanmıştır.

DV: Son dönemde Türkiye’de yaşananlar faaliyetlerinizi etkiliyor mu? Etkiliyorsa nasıl bir yol izleyerek ilerliyorsunuz?

MK: Son dönemde Türkiye’de yaşananlar bizim faaliyetlerimizi de etkilemektedir. Kadın ve çocuklara yönelik yeni düzenlemeler ve hak kayıplarına yol açabilecek yasa çalışmalarını izliyoruz. Bunlar elbette çalışmalarımızı projelerimizi şekillendirirken göz önüne almamız gereken durumlardır.

Çalışma koşullarımız konusunda bir değişiklik yok; ancak çalışma alanlarımızın yeniden değerlendirilmesi gerekiyor her adımda.

Dar gelirli ailelerin yaşadığı Fatih ilçesinde, savaştan kaçıp ülkemize sığınan Suriyeli kadınlar ve çocuklar da yaşamaktadır. Bu durum ihtiyaç yoğunluğu oluşmuştur. İzlediğimiz yol: Ayni ve nakdi destek sağlayacak projeler üretip uyguluyoruz.

DV: Genel olarak proje bazlı değil kurumsal destek almanın sizce ne gibi ayırt edici özellikleri bulunuyor? Böyle bakınca, Türkiye’de sivil toplumu hibelerle destekleyen donör kuruluşlara ne söyleyebilirsiniz?

MK: Bir sivil toplum kuruluşu esas olarak gönüllü bir kuruluştur ve kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Ancak çalışmalarındaki sürekliliği sağlayabilmesi için önce ekibinin sürekliliğini sağlayabilmelidir. Kuruluşun çekirdek ekibi elbette yıllarca gönüllü olabilir, Mavi Kalem 15 yıl hemen hemen böyle çalışmıştır. Ancak bu durumda da ekip son derece daralmakta, çok yoğun iş ortamında az kişi yeterli organizasyon yapılanması olmadan işleri yürütmeye çalışmaktadır. Bu gerçekten insan üstü bir çaba gerektirmektedir. Diğer yandan sürecin bir süre parçası olup öğrenen, ortak perspektif edinen ve ekip anlayışını paylaşan gönüllülerin çoğu hayatlarını sürdürebilmek için iş aramakta ve zaman sıkıntısı nedeniyle kuruluştaki etkili yerlerini, sorumluluklarını zamanla terk etmekte ve devretmektedirler.

Çözümü hem etkili fundraising çalışmalarında görüyoruz ki bunun için de profesyonel temel kişi ya da birkaç kişilik ekip gerekiyor. Hem de proje fonlarının STK’ların sürdürülebilirliğini de destekleyecek biçimde bütçelendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bir donör aslında sadece proje aktivitelerini desteklediğinde, o projenin sürdürülebilirliğini garanti alttına alamaz, hatta tehlikeye atar. Çünkü kuruluşun o proje için kullandığı insan, deneyim, araç gereç ve daha bir çok kaynak vardır. Kuruluşun bu yapabilirliğinin de desteklenmesinin mutlaka formülleri vardır ki var bunu biliyoruz. Bu nedenle donörler projeleri desteklerken kuruluşun da devamlılığını sağlayacak genel ve yönetim gideri destekleri vermeyi de hedeflemelidir. Bu durumda daha kaliteli ve profesyonel işlerin gönüllü bakışıyla ortaya çıkması mümkündür.

Kurumsal destek; kurumların hem kendi kapasitelerini geliştirmesi, hem insan kaynaklarını daha etkin kullanabilmesi, kaynak geliştirme ve yeni proje fikirlerinin oluşturulmasında önemli bir alt yapı sağlamaktadır. Kurumun genel işleyiş giderlerinin karşılanabildiği durumlarda, yeni projeler hem sürdürülebilirlik hem de işlevsellik açısından daha etkin olabilmektedir.

16 yıldır varlığını sürdürebilen bir sivil toplum kuruluşu olarak, donör kuruluşlara mesajımız; STK alanının tekleşmesi istenmiyor ve gerçekten sivil kalması isteniyorsa, yerel ve küçük kuruluşları güçlendirici, destekleyici aynı zamanda onların özgün deneyim ve becerilerini hayata geçirebilmelerini sağlayan fon yönetiminin önemli olduğudur.

DV: Önümüzdeki dönem yapacağınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

MK: Fener-Balat bölgesi İstanbul’un en eski yerleşimlerinden biridir. Farklı etnik grupların ve Suriye’deki savaşla birlikte Suriyelilerin de yaşadığı bir semt olmuştur. Etnik, dinsel ve kültürel farklılıklar, içe kapalı yaşamlar, yoksulluk ve muhafazakârlık şiddet, ayrımcılık, uyum sorunları, kendine güvensizlik, eğitimden uzaklaşma, riskli para kazanma yollarına yönelme gibi durumları beraberinde getiriyor. Bu gibi durumlarda çocuklar ve kadınlar dezavantajlı gruplar arasında yer alıyorlar ve Mavi Kalem’in öncelikli gurubunu oluşturuyorlar.

Mavi Kalem olarak, yararlanıcıların kendi tanımladıkları ihtiyaçları üzerinden projeler planlıyoruz. Projelerin uygulama ve karar süreçlerinde yararlanıcıları dahil ediyoruz. Bulunduğumuz konum dolayısıyla Fener-Balat bölgesinde özellikle güçlendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Başvurduğumuz projelerden olumlu geri dönüşler almaya başladık ve bu bölgede Suriyeli sığınmacılar için bir sosyal merkez/danışma merkezi açacağız.

Balat, Karagümrük ve Büyükada’da uyguladığımız “Genç Kızları Güçlendirme” atölyelerine; Kadıköy ilçesine bağlı Yeldeğirmeni ve Hasanpaşa mahallelerinde, Kasım 2016 itibariyle devam edeceğiz. Atölye çalışmalarımızı yaygınlaştırarak sürdüreceğiz. 

Çalışmalarımızda gönüllü katılım ve gönüllü dayanışmanın teşvik edilmesi temel çalışma prensiplerimizden biri olduğundan, önümüzdeki süreçte de etkin bir şekilde gönüllülerle çalışacağız.

Mavi Kalem çalışmalarını; bireysel bağışlar, proje fonları ve gönüllülük ile 16 yıldır yürütüyor. 2016 yılı hedefimiz; yeniden yapılanma ve kurumsallaşmak olmuştur. Ayrıca kadınlar, genç kızlar ve kız çocuklarının öncelikli çalışma grupları olarak tanımlanmıştır. Önümüzdeki dönem için de çalışmalarımız bu hedeflerimizi destekler nitelikte olup, devam edecektir.

Kaynak geliştirme için gerekli stratejilerin yenilenmesi, web sayfasının düzenli yenilenmesi ve sürdürülmesi, sosyal medyada görünürlüğün arttırılması, elektronik bülten hazırlanması, bağışçılara erişecek alt yapının güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

Geçmişle Hesaplaşmanın Değeri

By | Uzman Görüşü | No Comments

Emrah Gürsel (Karakutu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)

Bilhassa son 10 yılda Türkiye’deki demokratikleşme tartışmalarında geçmişe ilişkin adaletin tesis edilmesi ve hakikatin tanınması talepleri vazgeçilmez konular halini aldı. Bu talepler kurban yakınları ve ayrımcılığa uğramış gruplar açısından hep geçerliydi elbette. Fakat siyasal sistemin demokratikleşmesiyle geçmişle hesaplaşma arasında bu denli doğrudan bir ilişki kurulması görece yeni bir olgu. (1) Kendi kimliğinden olmayan bir grubun yaşadığı tarihsel haksızlıkların tanınması ve kabulü için önceden beri mücadele veren aydınlar tabii ki hep vardı. Fakat bu dönemde toplumsal gruplar geçmişin adil ve çoğulcu bir biçimde tanınması ve cezasızlığın son bulması için daha fazla ses çıkarıyorlar.

Tarihsel haksızlıklara ilgi, tarihsel bir meraktan kaynaklanmıyor. Kurbanlar ve yakınları açısından cezasızlığın son bulması, sevdiklerinin cenazesinin bulunması veya verilen zararların tazmini gibi son derece meşru talepler hala geçerli. Genel olarak ise siyasi mücadelelerin geçmişin tanıklığına ve hatırlamanın bilgeliğine başvurmadan verilmesinin yetersiz olacağının kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Geçmişi irdelemeden, er Sevag’ın 24 Nisan’da, milliyetçi bir er tarafından hangi motivasyonlarla öldürüldüğünü anlayabilir miyiz?  (2) Cinayeti işleyen bu er okulda nasıl bir tarih eğitimi aldı? Mahallede takıldığı mekanlardaki gündelik sohbetlerde nelerdi? Maruz kaldığı medya Ermenilerle ilgili konuları nasıl ele alıyor? Sosyalleştiği siyasi çevreler varsa, bu çevrelerin siyasi söylemleri neydi? Soruları çoğaltabiliriz. Ama bu cinayeti gerçekten anlamak ve benzerlerini önlemek istiyorsak, farklı mecralarda geçmişin nasıl hatırlandığını ve anlatıldığını da sorgulamak zorundayız.

Diğer birçok siyasi gelişmeyi analiz ederken, toplumun zihnine geçmişin nasıl “işlendiğini” sorgulamak zorunda kalırız. Geçmiş biz istesek de istemesek de çevremizi kuşatır, bugün yaşadığımız sosyal veya ekonomik bir sorunu anlayabilmenin anahtarlarından biri olur çıkar. “Hatırlamak,” siyasetin önemli bir alanı haline gelir. Ötekileştirilmiş gruplar ve muhalifler de, aşırı sağcı gruplar da, sermaye grupları da, ana akım partiler de bu siyasetin içinde farklı mücadeleler verir.

Dönüp dolaşıp demokrasi ve insan hakları düzeyimize geliyoruz…

Neyi ve nasıl hatırlayacağımız ilgili kararların hangi şekilde alındığı, hakikatin ve adaletin tarihsel olarak dışlanmış gruplar için bir hak olarak tanınıp tanımadığı bu iki düzeye ilişkin önemli göstergelerdir. Biraz da basitleştirerek dile getirecek olursak, geçmişi nasıl hatırladığımız ne kadar demokrasi ve hukuka sahip olduğumuzun özetidir. Hatta geçmişle hesaplaşmaktan kaçmak elimizdekileri bile yitirmemize neden olabilir. İkinci sınıf demokrasimiz daha da geriler. Hatırlamak da tek başına ise yaramaz tabi. Yoksa “geçmişle hesaplaşma”nın şampiyonlarından biri olan Güney Afrika’daki sosyal eşitsizliklerin hala çözülmemiş olmasını açıklayamayız. (3) Hatırlamak adaleti ve eşitliği nasıl tesis edeceğimize ilişkin bize yıllar sürecek bir yol haritası ve onlarca reformu içeren bir “check list” sunar sadece.

Geçmişle hesaplaşma sivil toplum için önemli bir mücadele alanı. Bu mücadele alanında devletin adalet yönünde adim atması inanılmaz kazanımlar getirecektir elbette. Ama devletin adım atmasını talep etmenin yanında, tabandan toplumu dönüştürmeye yönelik hatırlama pratikleri oluşturmaya devam etmemiz şart. İşte Karakutu Derneği böyle bir arka plan çerçevesinde çeşitli faaliyetlerini yürütüyor. Derneğimizle ilgili daha ayrıntılı bilgiye http://www.karakutu.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

(1) Geçmişle yüzleşmeyle ilgili temel kavramlar için Hüsnü Öndül’ün bu yazısı güzel bir çerçeve sunuyor: http://bianet.org/bianet/siyaset/162928-yuzlesme-ve-ozur  

(2) http://www.hurriyet.com.tr/er-sevag-davasinda-karar-cikti-22903445

(3) https://www.theguardian.com/cities/2014/apr/30/cape-town-apartheid-ended-still-paradise-few-south-africa   

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneğine Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek | No Comments

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD), cinsel şiddetten hayatta kalan yetişkinler, çocuklar ve tüm canlılar için var olan hakların uygulanması, geliştirilmesi ve ihlallerin engellenmesine yönelik çalışmalar yapmaktadır. 

Dernek, toplumda var olan ‘mağdur/kurban’ algısını yıkarak, hayatta kalanlar için yeni güçlendirici bir dil ve algı oluşturmaya çalışmaktadır. CŞMD, yalnızlaştırmaya ve sessizleştirmeye maruz bırakılmış bireyler arasındaki dayanışmayı arttırma ve savunma çabasındadır. 

CŞMD, kurumsal gelişimine ve kaynak geliştirme çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla 24 Ekim 2016 – 24 Ağustos 2017 tarihleri arasında Kurumsal Program kapsamında hibe desteği alacaktır. 

Hibe desteği ile derneğin finansal sürdürülebilirliğine yönelik bir destek sağlanacaktır.