Monthly Archives

Mart 2020

Koronavirüs ile İlgili Gelişmeleri Değerlendirmek Amacıyla Çalışmalarımıza Başladık

By | Genel

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, tüm dünyayı etkisi altına alan ve Sağlık Bakanlığının 11 Mart’ta yaptığı açıklamanın ardından Türkiye’nin de en önemli gündemi haline gelen COVID-19 salgınına dair gelişmeleri yakından takip ediyor ve ülke çapında alınan tedbirlere uygun olarak çalışmalarımızı evlerimizden yürütüyoruz.

Yaptığımız çalışmalarda ekibimizin ve tüm paydaşlarımızın sağlığının ve iyi olma halinin korunması en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor. Yaşanan bu durumun, tüm hayatı olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını da etkilediğinin ve değişikliklere sebep olduğunun farkındayız. Benzer bir şekilde, alınan tedbirler doğrultusunda biz de bağışçılarımıza yönelik faaliyetlerimizin bir kısmını erteledik ve 2020 yılında açılacak olan hibe programlarımızla ilgili stratejimizi gözden geçirmek için çalışmalarımıza başladık.

Bu çalışmaların ilk adımı olarak, 2019-2020 döneminde hibe desteği verdiğimiz STK’larla çevrimiçi görüşmeler yaparak yaşanan durumunu etkilerini, çalışmalarındaki olası değişiklikleri ve ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını konuşuyor ve birlikte değerlendiriyoruz.

Bu görüşmelerin sonucunda, bağışçılarımız ve Yönetim Kurulumuz ile de değerlendirmeler yaparak devam eden hibelerimizi yaşanan değişikliklere göre güncellemeyi ve 2020 yılı için hibe programlarımızla ilgili stratejimizi ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendirmeyi hedefliyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Türkiye’de bağışçılığın gelişmesi ve sivil toplumun hibeler yoluyla güçlenmesine katkı sağlama misyonumuzun ve bu çerçevede yaptığımız çalışmaların içinden geçtiğimiz günlerde daha da önemli hale geldiğinin bilincindeyiz. Önümüzdeki dönemde yapacağımız çalışmaları da bu sorumluluk duygusu ve hassasiyet çerçevesinde gerçekleştireceğiz.

Yaptığımız görüşmelerin sonucundaki değerlendirmelerimizi ve 2020 yılı için hibe programlarımızdaki değişiklikleri ilerleyen günlerde sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Tüm dünyanın ve ülkemizin bu salgını en kısa zamanda ve en az zararla atlatmasını diliyoruz.

Sevgilerimizle,
Sivil Toplum için Destek Vakfı

Puruli Kültür Sanat Derneği Kültür Sanat Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Uncategorized
*Fotoğraf: Serhat Şatır

Puruli Kültür Sanat Derneği, Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile sağladığımız hibe kapsamında kurumsal kapasiteleri güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Puruli ile 2013 yılından beri yürüttükleri Engelsiz Filmler Festivali’ni ve hibe süreci boyunca yapılacak çalışmaları konuştuk.

Yaygın dolaşıma dahil olmayan sanatın, mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşması amacıyla çalışmalar yapan Puruli Kültür Sanat Derneği’nin (Puruli) kuruluş hikayesinden ve bu amaç doğrultusunda yürüttüğü çalışmalardan bahseder misiniz?

Puruli Kültür Sanat Derneği bu yıl altıncı yılını dolduruyor. Derneğin en büyük etkinliği Engelsiz Filmler Festivali (EFF). Festival, güncel nitelikli ve sinemaseverlerin vizyonda görme şansı bulamadığı filmleri, görme ve işitme engelliler için sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile; ortopedik engeli olan sinemaseverlerin ise erişebileceği mekanlarda gösteriyor. EFF’yi kültürel bir etkinliğin herkesin bir arada takip edebileceği biçimde sunulabileceği fikriyle ilk kez 2013 yılında gerçekleştirdik. Ankara’da başladı ve ilk 4 yıl yalnızca Ankara’da gerçekleşti. Son 3 yıldır ise İstanbul ve Eskişehir’i de ziyaret ediyor. İlk yıldan itibaren dünyadan diğer erişilebilir film festivalleri ile ilişkiler kurmaya ve bir araya gelmeye başladık. Karşılıklı ziyaretler geçtiğimiz yıl Be-In! Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’na dönüştü. Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen diğer 5 film festivali ile birlikte kurduğumuz Be-In! ile sinemada ve film festivallerinde erişilebilirlik üzerine birlikte çalışıyoruz.

Türkiye’de farklı alanlarda olduğu gibi kültür sanat hakkına erişim ve katılımda da engelli bireylerlerin pek çok sorunla karşılaştığını görüyoruz. Puruli’nin düzenlediği Engelsiz Filmler Festivali bu konuda nasıl bir değişim yaratıyor? Festivalin kapsamından ve engelli bireylerin erişimi için ne tür olanaklar sağladığından bahseder misiniz?

Söylediğiniz gibi, kültürel hayata eşit katılım bir hak fakat diğer pek çok meselenin ardında bırakılıyor ve önemsiz kabul ediliyor çoğunlukla. Sinema ve sinema etkinlikleri özelinde konuşacak olursak; Türkiye’de 2019 yılında 147’si yerli olmak üzere 400’ün üzerinde film sinemalarda gösterildi; her yıl 100’ün üzerinde film festivali, sinema günleri vb. etkinlik düzenleniyor. Bu filmlerin ve bu etkinliklerin çok büyük bir kısmı özel gereksinimi olan bireylere ulaşamıyor. Engelsiz Filmler Festivali yıl içinde gösterilen veya sinema tarihinden önemli bulduğu yapımları sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı altyazı seçenekleri ile izleyiciye sunuyor. Her üç şehirde de, koşulları otizmlilerin ihtiyaçlarına göre düzenlediğimiz gösterimler gerçekleştiriyoruz. Tüm gösterimler ortopedik engeli olan, tekerlekli sandalye kullanan sinemaseverler için de erişilebilir olanlardan seçiliyor. En çok zorlandığımız konunun hem erişilebilir hem de film izlemek için uygun salon bulmak olduğunu da burada vurgulamak isterim.

Yalnızca film gösterimleri değil, film sonrası söyleşiler, yan etkinlikler ve ödül töreninde de işaret dili ve sesli betimlemeye yer verdiğimizi, Festival standlarında braille alfabesiyle basılmış gösterim programı ve katalog bulundurduğumuzu, Festival’in internet sayfasının erişilebilir bir ara yüzü olduğunu, bültenlerin ve festival tanıtımlarının erişilebilir olarak yayınlandığını da söylemek gerekir. Ancak hala erişilebilirlik adına yapılabilecek daha fazla şey olduğunu fark ediyor ve eksiklerimizi gidermeye çalışıyoruz.

Engelsiz Filmler Festivali kapsamında engelli hakları alanında çalışan STK’lar ve kültür-sanat kurumları arasında ne tür iş birlikleri geliştiriyorsunuz? Bu iş birliklerinin çeşitlenmesi ve daha fazla sayıda kişinin çalışmalarınızdan faydalanabilmesi için neler yapılabilir?

Engelsiz Filmler Festivali, kültür sanat kurumlarıyla ve engelli hakları alanında çalışan STK’larla iş birlikleri gerçekleştiriyor. Festival kapsamında düzenlenen paneller ve etkinlikler yoluyla bu kurumlar yan yana geliyorlar. Şimdiye dek kültür sanat kurumları, engelli hakları alanında çalışan STK’lar ile birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde ev sahibi rolünde oldular. Daha fazla ve daha yakın iş birliği için engellilerin kültür sanat alanına olan ilgi ve talebinin artmasının gerektiğini düşünüyoruz. Bir önceki soruda da bahsettiğimiz gibi, kültürel hayata erişim hakkı engellilerin çoğunluğu tarafından da benimsenmiş ve önem verilen bir mesele değil. Eğer burada bir değişim olur ve kültürel etkinliklere katılma, kültürel faaliyetlerde yer alma talebi büyürse bahsettiğiniz iş birlikleri de artıp çeşitlenecektir.

2019 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla kurumsal hibe alıyorsunuz. Bu hibe ile kurumunuzun kapasitenizi güçlendirmek için neler yapacaksınız? Hibe dönemi sonunda ulaşmayı beklediğiniz hedefler neler?

Bu hibe için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na teşekkür ederiz. Aldığımız hibeyle engelli hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile iletişimimizi güçlendirmek adına çalışmalar gerçekleştirecek bir çalışan istihdam ediyoruz. Bu çalışmalar STK’lara ilişkin iletişim bilgilerinin güncellenmesi, STK’ların temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirerek kültür sanat etkinliklerine katılımlarına ilişkin bilgi toplamak ve ihtiyaçları öğrenmek, Be-In! Ağı kapsamında “erişilebilir film festivali” nedir sorusunu yanıtlayan bir rehber hazırlamak ve EFF kapsamında altı yıldır uyguladığımız anketlerin analizi ve bu anketlerin genişletilerek uygulanması için iş birlikleri kurmak gibi EFF’nin niteliğini ve etkililiğini artıracak faaliyetleri kapsıyor.

Vakfımızdan aldığınız hibe desteği kapsamında Engelsiz Filmler Festivali’nin kurucuları arasında yer aldığı Be-In! Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’nda yer alan Avrupa’daki diğer film festivalleri ile birlikte erişilebilirlikle ilgili bir kılavuz hazırlamaya planlıyorsunuz. Bu kılavuzun nasıl bir ihtiyaca cevap vereceğini düşünüyorsunuz? Bu tür bir yaklaşımın daha fazla sayıda festivalin engelli bireylerin erişimine açık hale gelmesinde katkısı olabilir mi?

Öyle umuyoruz fakat bunun zaman alacağının ve bir çaba gerektirdiğinin de farkındayız. EFF ile bugüne kadar 232 filmin erişilebilirlik uygulamaları hazırlandı. Bu filmlerin Türkiye’deki diğer film festivallerinde gösterilmesi için ilk yıldan beri çalışıyoruz ve pek çok festivalle iş birlikleri geliştirerek bu festivallerde erişilebilir filmler gösterilmesini sağladık. Fakat elbette yalnızca programda erişilebilir gösterimlere de yer vermek bir festivali erişilebilir bir etkinlik yapmaya yetmiyor. Hazırlayacağımız rehber, erişilebilir bir film festivali hangi ihtiyaçlara cevap vermelidir, neyi nasıl yapmalıdır, gerçekleştiği mekanların ne tür özellikleri olmalıdır gibi sorulara cevap verecek. Bu rehber, Engelsiz Filmler Festivali için de bir yol haritası olacak elbette. Bunun yanında diğer film festivallerinin erişilebilirlik oranlarını artıracağını, etkinliklerini erişilebilir kılmak isteyen kültür-sanat operatörleri için de bir kılavuz olacağını umuyoruz.

Karakutu Derneği’nin Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Hibe Süreci Tamamlandı

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Karakutu Derneği , toplumun özellikle gençlerin, adil bir toplumsal tarih ihtiyacı olduğunu düşünerek geçmişle eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan hafıza çalışmaları gerçekleştiriyor. Karakutu Derneği’nden Beyza Hatun Kızıltepe ile derneğin kuruluş sürecini, çalışmalarını ve kurumsal hibemizin katkılarını konuştuk.

Karakutu Derneği (Karakutu) bu yıl 6.yaşını kutluyor. Derneğin hangi amaçla kurulduğundan, yaptığı çalışmalardan ve bu süreçte yaşanan gelişmelerden bahseder misiniz?

Karakutu, gençlerin tarihsel adaletsizliklerin nedenlerini ve sonuçlarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirerek insan hakları ve demokratik değerler konusunda duyarlılık kazanmasını hedefleyen bir sivil toplum kuruluşu.

Türkiye’nin daha demokratik, barış dilinin ve diyaloğun hakim olduğu bir toplum olması için atılması gereken birçok adım var. Bu adımların atılabilmesi için toplumsal bir uzlaşmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Toplumun, geçmişe bakarken en azından insan hakları konusunda, siyasetten bağımsız olarak asgari müştereklerde uzlaşması gerekiyor. Nefret suçlarına, ayrımcılığa, devletin veya bir grubun uyguladığı şiddete bakarken, en azından durup dinlemeyi ve anlamayı mümkün kılacak demokratik bir kültür oluşturabilmeliyiz. Biz bu demokratik kültürün ‘hatırlama’ sayesinde güçlenebileceğini düşünüyoruz. Sadece şiddeti, haksızlıkları değil, çok kültürlü geçmişimizi, toplumsal mücadeleleri de içeren umut ve ilham veren hikayeleri hatırlamak.
Bu süreçte temel etkinliğimiz olan Hafıza Yürüyüşleri’nin yanına, Adalet Arayışı Seminerleri, Adnan Ergeç Fonu, Güz Okulu, Hafıza Konuşmaları, Anlatıcılar için Kapasite Geliştirme Atölyeleri gibi düzenli devam ettiğimiz etkinlikleri de ekledik. Şu zamana kadar 3 Araştırma Projesi, 4 Uluslararası Gençlik Değişimi Programı, 14 Genç Anlatıcılar için Kapasite Geliştirme Atölyesi, 3 Üniversite ile Hafıza Yolculuğu Programı İş birliği ve Yeni Yürüyüş Rotaları Çıkarma, 1 Yaygınlaştırma Atölyesi, 7 Başlangıç Eğitimi, 2 Hafıza Konuşmaları, 6 Yürüyüş Rotası, 21 Adalet Arayışı Semineri, 50 Hafıza Mekanı’nın olduğu 68 Hafıza Yürüyüşü gerçekleştirdik. Adnan Ergeç Fonu kapsamında gençler tarafından gerçekleştirilen 7 proje desteklendi.

Karakutu Derneği olarak farklı hedef kitlelerle çalışmalar yapıyorsunuz ancak ana hedef kitlenizin gençler olduğunu görüyoruz. Geçmişle yüzleşme çalışmalarını neden özellikle gençlerle yaptığınızı açıklar mısınız?

Ana hedef grubumuz Türkiyeli ve öncelikle 18-25 yaş arasındaki gençler. Bu gençleri Türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturan, seslerini yeterince duyuramayan, yetişkin toplum ve onun kurumları tarafından kıskaca alınmış ama ciddi bir dönüştürücü potansiyele sahip olan bireyler olarak görüyoruz. Bu noktada gençlerin her konudaki dinamizmi ve dönüştürücü potansiyeli olduğuna inancımız da sorunuza cevap olabilir. Örneğin, geçmişle yüzleşme veya geçmişle ilgili düşünme hiçbir zaman sadece geçmişle ilgili olmamıştır. Bir başka deyişle, hatırlama ve sonucundaki yüzleşme; geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişki sonucunda ortaya çıkan bir eylemdir. Bu nedenle geçmişle yüzleşirken bir yandan da geleceği geçmişte yaşanmış insan hakları ihlallerinden dersler alarak kurmaya çalışıyoruz. Bu noktada da gençlerin dinamizmi, tarihsel olaylara eleştirel bakma kapasitesi ve hevesi neden gençlerle çalışmayı tercih ettiğimizin yanıtı olacaktır.
Gençlerle geçmişle yüzleşme çalışmaları yapmanın önemli nedenlerinden biri de bizzat yaşanmışlık kadar post-belleğin yani geçmişe dair önceki kuşaklardan, eğitim kurumlarından, medyadan ve farklı kaynaklardan edinilen bilgilerin- gençler tarafından nasıl kurgulandığının ve anlatıldığının önemidir. Türkiye’de önceki kuşaklar çeşitli nedenlerden dolayı geçmişi unutup, unutturup sessizleştirerek geleceğe yönelirken; genç kuşağın, kimlik politikalarının, bireysel ve toplumsal belleğin vurgulandığı bir dünyada yetişmesi ve yeni medya teknolojilerini, sosyal medya araçlarını kullanırken daha yaratıcı ve yetkin olabilmesi göz önüne alınırsa, gençlere yönelik ve onlarla birlikte yapılacak yüzleşme çalışmalarının özgün değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Hafıza Yürüyüşleri Karakutu’nun en fazla bilinen çalışmaları arasında yer alıyor. Dernek olarak, geçmişle yüzleşme çalışmalarında Hafıza Yürüyüşü yöntemini seçmenizin nedeni nedir? Henüz deneyimlememiş olanlar için bu yöntemin nasıl uygulandığından ve hangi rotalarda gerçekleştiğinden bahseder misiniz?

Karakutu, pek çoğu uzun zamandır sivil toplum ve gençlik çalışmasında yer alan kurucu üyelerinin, hayalleri ve emekleri sonucunda 2014 yılında kurulmuş bir dernek. Onları bir araya getiren şey, Türkiye toplumunun demokratikleşmesinin, bireyin özgürleşmesinden başladığına; bireyin özgürleşebilmesi için ise geçmişi sorgulaması ve geçmişe yeni metotlarla eleştirel bir gözle bakabilmesi gerektiğine duydukları ortak inanç olmuş. Bu bağlamda; aynı kamusal alanları paylaşan, farklı kesimlerden gelen ve dolayısıyla farklı deneyimler yaşamış bireylerin, birbirlerini daha iyi tanımasına ve diyalog kurmasına katkı sağlayabilecek araçlar geliştirmek için çalışmak fikrinin verdiği heyecan ile el yordamıyla ilerlemeye başlamışlar.

İki önemli alan olan geçmişle yüzleşme ve gençlik çalışması konularını pratikte nasıl birleştirebilecekleri sorusunun cevabını aramayla başladıkları bu yola, yurt içi ve yurt dışındaki pek çok örneği incelemek ve çalışma ziyaretleri gerçekleştirmekle başlamışlar. Birçok olası proje fikri içinde onları en çok motive eden, somut adımlar atmaya iten fikir “Hafıza Yürüyüşü” olmuş.

Hiç bilmeyen birine Hafıza Yürüyüşleri’ni anlatmaya, yürüyüşlerin Hafıza Yolculuğu Programı’nın son aşamasında gerçekleştirilen etkinlikler olduğuyla başlayabiliriz. Bu program, gençlerin dini, cinsiyete dayalı, etnik veya politik nedenlerle tarihsel olarak dışlanmış gruplara yapılan haksızlıkları keşfetmesini ve sorgulamasını hedefler ve üç temel faaliyet alanı içerir: genç anlatıcı ve araştırmacılara yönelik eğitimler, hafıza mekanlarına yönelik araştırmalar ve Hafıza Yürüyüşleri.

Hafıza Yürüyüşleri, gençlerin konuşulmayan tarihi anlatıları duymasını ve egemen anlatılara karşı eleştirel düşünce geliştirmesini sağlar. Yürüyüşlerin içeriği büyük ölçüde genç anlatıcıların araştırmalarına dayanır. İnteraktif yöntemler kullanılan bir günlük Hafıza Yürüyüşleri iç mekanda yapılan atölyeleri ve dışarıda hafıza mekanlarının şifreler aracılığıyla keşfedilmesini içerir. Bir gün boyunca süren etkinlikte, katılımcılar öncelikle 3-4 kişilik gruplara ayrılırlar, sonrasında her gruba Hafıza Mekanlarını bulabilmeleri için şifreleri verilir. Gruplar bu şifrelerle mekanı bulmaya çalışırlar ve mekanı bulduklarında genç anlatıcılar katılımcıları mekanda karşılar ve mekanlarla ilgili konuşulmayan öyküleri paylaşırlar. Sonrasında grup, yeni bir şifre ile bir başka Hafıza Mekanını keşfe çıkar ve bu süreç bu şekilde devam eder. İlk Hafıza Yürüyüşü’müzü Beyoğlu semtinde 2015 yılında gerçekleştirdik. Sonrasında Hafıza Yürüyüşleri gerçekleştirdiğimiz semtleri Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli, Cağaloğlu, Kadıköy, Sultanahmet olarak genişlettik. 2020’den itibaren Sultanahmet rotasına toplumsal cinsiyet temalı Hafıza Yürüyüşlerini de ekledik.

Karakutu, Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansmanı ile geçtiğimiz dönemde vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlandı. Bu kurumsal desteği derneğiniz hangi alandaki gelişimi için kullandınız ve çalışmalarınıza nasıl bir katkı sağladı?

Karakutu’nun özellikle bireysel ve kurumsal bağışlarının artması ve derneğin finansal sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılması amacıyla bu hibeden faydalandık. Bu hibeyi özellikle derneğin bireysel bağış etkinliklerinde kullanılırken, bir yandan da kurumlara, kurum çalışanlarına yönelik olarak hafıza yürüyüşleri gerçekleştirmeye başlamamıza vesile oldu. Dolayısıyla bu hibe bizim gibi farklı, özel bir alanda çalışan bir sivil toplum kuruluşunun kaynak geliştirme çalışmalarına değer kattı.

Karakutu Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik ya da yenilik yapmayı planlıyor musunuz?

Önümüzdeki dönemde hali hazırda devam ettiğimiz etkinliklerimizi yaparken spesifik temalı Hafıza Yürüyüşleri’nin sayısını artırmak, genç anlatıcılarımız için kapasite geliştirme atölyelerini sıklaştırmak ve şu an sadece Beyoğlu rotasında gerçekleştirebildiğimiz İngilizce Hafıza Yürüyüşleri’ne yeni rotalar eklemek gibi planlarımız var. Temalı Hafıza Yürüyüşleri’mizin ilkine bu sene Sultanahmet ile başladık. Sultanahmet rotasında toplumsal cinsiyet temalı yürüyüşleri ilerleyen aylarda açık çağrılı olarak yapmaya başlayacağımız için çok heyecanlıyız. Bunun dışında Şişli rotasında da kültürel hafıza ve yine toplumsal cinsiyet temalı yürüyüşler eklemeyi planlıyoruz. Şubat ayı sonunda gerçekleştirdiğimiz Başlangıç Eğitimi katılımcısı olan 22 genç bu yeni rotalar üzerinde çalışmaya başladılar.

Hafıza Yolculuğu Programı’nı tecrübeler doğrultusunda geliştirerek, gençlerle birlikte yürütmeye devam edeceğiz. Ancak Karakutu’nun vizyonuna ve misyonuna inanan, çalıştığı konular olan toplumsal hafıza ve geçmişle yüzleşme gibi konulara ilgi duyan veya bu konularda bir şeyler yapmak için harekete geçmek isteyen ve tabii ki barış dilini ve diyalogu savunan herkes de bir yandan hedef kitlemiz. Aynı rotalar ve metodolojiyle ancak program içerisinde küçük değişiklikler yaparak 2017’nin sonundan beri yetişkinlere yönelik Hafıza Yürüyüşleri de gerçekleştiriyoruz. Adalet Arayışı Seminerlerimiz herkese açık. Hafıza Yolculuğu Programı’nın yanına özellikle araştırma odaklı yeni bir program eklemek için de çalışmalarımız devam ediyor.

Kalkınma Atölyesi’nin Sihirli Lamba Projesi Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Kalkınma Atölyesi uzun yıllardır sosyal kalkınma alanında farklı hedef kitlelerle çalışmalar yapıyor. Hibe kapsamında desteklenen Sihirli Lamba projesi, mevsimlik gezici tarım işçileri ile gerçekleştirilecek. Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesi Koordinatörü Sinem Bayraktar ile Kalkınma Atölyesi’nin kuruluşunu, insan, çocuk, kadın, işçi ve göçmen hakları alanlarında çalışmalarını ve desteklediğimiz projelerini konuştuk.

Kalkınma Atölyesi 15 yıldan fazla süredir Türkiye’nin sosyal kalkınmasıyla ilgili hem sahada çalışmalar yapıyor hem de savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Kalkınma Atölyesi’nin kuruluş amacından ve örgütlenme modeli olarak kooperatifi seçme nedeninden bahseder misiniz?

İnsan, ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ekonomik faaliyetlerde bulunan bir canlı. Yunanca ev “oikia” ve kural “nomos” sözcük köklerinden oluşan ekonomi, “ev yönetimi” anlamına gelir. Medeniyet tarihi boyunca insan topluluklarının yaşamlarının karmaşıklaşmasıyla ekonomi de değişmiştir. Sanayileşme, modernleşme, gelişme, kentleşme, kalkınma derken ihtiyaçların ötesinde tüketim, üretim, paylaşımla alevlenen krizler, bunalımlar, sorunlar için alternatif çözüm arayışları sürmüştür. 1980’lerde bu arayışa, “Social and Solidarity Economy” (Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi) kavramı ve yaklaşımı eklenmiş, Avrupa başta olmak üzere tüm dünyadan uzmanlar bu bağlamda incelemeler, araştırmalar yayınlamaya ve de tartışmalar yürütmeye başlamışlardır. Bu bir başkaldırıştan çok hem bireysel hem de toplumsal yaşamın yarattığı eşitsizlikler ve dengesizliklerin sivil toplum hareketiyle çözümlenme çabasıdır. En basit anlamda “imece” usullerle sosyal sorunlara çare bulmanın daha kurumsal, yani daha ilkeli, planlı, sistemli, düzenli ve sürekli olma hali. Böylelikle sosyo-ekonomik aktörlerin ortaya çıkışı ya da güçlenmesi söz konusu olmuştur. Sendikalar, kooperatifler, sivil toplum örgütleri, sosyal işletmeler, toplum-temelli girişimler, inisiyatifler bu aktörlerden birkaçıdır.

Amaç devletin vatandaşlarına ya da tüm insanlığa vadettiği sorumluluklarını ya da rolünü üstlenmek değil, bazı yükümlülüklerini yerine getirmekte yaşadığı zorluğu, sıkıntıyı, eksikliği bertaraf etmek ya da yerine getirmesi için destek vermektir. Özetle; sosyal ekonomi dezavantajlı grupların karşılaştıkları eksikleri karşılamak, toplumsal sorunlara yerel çözümler üretmek, sürdürülebilir ve uzlaşmacı istihdam ve iş modelleri yaratmak, destek ve güçlendirme mekanizmaları oluşturmak, hak temelli ve dayanışma yaklaşımıyla sonuca odaklanmak, farklılıkları dengelemek, sosyal sermaye yaratmak, aktif vatandaşlığı ve demokratik katılımı artırmak gibi birçok değer ve amaca katkı verir. Giderek artan sayıları ile sosyal ve dayanışma ekonomisi aktörleri topluma yarar sağlama hedefleri ve sivil katılım yöntemleri ile “toplum yönetimi” ve hatta “dünya yönetimi”ni hak temelli bağlama oturtmuşlardır.

2018’de yayımladığımız “Kalkınma Atölyesi Zaman Okulunda Kısa Ama Hızlı Yürüyüş / Bir Öz Eleştiri Denemesi”nde Doç. Dr. Yücel Çağlar’ın betimlemesi neden kooperatif modelinin seçildiğinin en iyi cevabı; “…kısaca Kalkınma Atölyesi ya da KA olarak andığımız Kooperatif, ortak umudumuzun bir ürünüdür; kalkınmanın en yaşanabilir yolunu bulma, geliştirme umudumuzun…”. Kurulurken birçok bürokratik sıkıntıyla karşı karşıya kalan ve nihayetinde 3 Kasım 2004’te tüzel kişiliğine kavuşan SS Kalkınma Atölyesi Bilim, Eğitim, Kültür, Araştırma, Uygulama, Üretim ve İşletme Kooperatifi ortakları “yapabilmenin başka bir yolu olarak” kooperatif örgütlenme modelini seçmiştir. Kooperatifçiliğin 7 ilkesi; demokratik üye kontrolü, üyenin ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim ve bilginin geliştirilmesi, toplumsal sorumluluk, kooperatifler arası iş birliği hem seçim nedeni hem de bakış açısını vermektedir. Son olarak vurgulamak gerekir ki Kalkınma Atölyesi Kooperatifi, Ana Sözleşmesi’nin “Gelir-Gider Farkı ve Dağıtımı” başlıklı 60. maddesine göre “Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaz.” ibaresini ekleyerek “kâr amacı gütmeyen” bir kooperatif olarak yüzünü sivil toplum alanına dönmüştür. Kalkınma Atölyesi’nin kurucu ortaklarının anlattığı ayrıntılı kuruluş öyküsüne KA Dergi 4. sayısından ulaşabilirsiniz.

Kalkınma Atölyesi altında eğitim, yaşlılık, sosyal inovasyon, çocuk hakları başta olmak üzere farklı konularda çalışmalar yapıyorsunuz. Kalkınma Atölyesi’nin yaklaşımından ve farklı başlıklar altında yürüttüğü çalışmalardan bahseder misiniz?

Kalkınma Atölyesi, 16 yıllık yaşamında ağırlıklı olarak mevsimlik gezici tarım işçiliğinde insana yakışır yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması ile farklı sektörlerde çocuk işçiliği ile mücadele konusunda çalıştı. Bunun yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sosyal kalkınma veya kırsal kalkınma, gençler için kooperatifçilik hareketi, arı dostu kent ve okul girişimi, mesleki eğitim modellemeleri gibi alanlarda saha araştırmaları yaparak politika önerileri ve uygulama modelleri geliştiriyoruz, yerel aktörlerin kapasitelerini geliştirmeye yönelik savunu ve eğitim çalışmaları yapıyoruz. Hak temelli çalışan bir kuruluş olarak Kalkınma Atölyesi, insan, çocuk, kadın ve göçmen hakları bağlamında çalışmalar yapıyor. Tüm yayınlarımız ve hakkımızda detaylı bilgi için www.ka.org.tr adresinin incelenmesini öneririz.

Kalkınma Atölyesi’nin tüm çalışmalarının ve faaliyetlerinin dayanağı İnsan Hakları Beyannamesi dolayısıyla insan haklarıdır. Hak sahiplerinin durumu ve haklarına erişim ile kullanma halleri ana çalışma alanıdır. Bu nedenle hakların ve sunulan ilgili hizmetlerin temini için sorumlu olan kurum/kuruluş veya kişilere bu durumu aktarma, savunu yapma ve harekete geçme için tıkanma noktalarının nasıl girdirilebileceğine dair model önerileri sunma yoğunlukla yaptığımız çalışmalar arasında yer alıyor. Teknik bilgi, deneyim, beceri ve sosyal sermayemiz (network) olan konular ve ilgi alanlarımız çerçevesinde Türkiye topraklarında olan herkes ve her kurum hedef kitlemizde yer alıyor. Buna T.C. vatandaşları da yabancı uyruklu göçmen/mülteci/sığınmacı vs. kişiler de dahil.

Son 3 senedir yürüttüğümüz ve halihazırda devam eden program, proje veya verdiğimiz danışmanlık hizmetleri şu şekilde sıralanabilir: UNICEF Türkiye iş birliği ile “Türkiye’de Çocuk İşçiliği ile Mücadele Programı”, GOAL Global iş birliği ile “Suriyeli Göçebe ve Yarı Göçebe Grupların İhtiyaç Analizi ve Sorunu Strateji Projesi”, UNDP-GEF/SGP Küçük Destekler Fuarı 5-6 Ekim 2019, Hollanda Büyükelçiliği finansal desteği ile “Mevsimlik Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Yasal ve Kurumsal Boşlukların Azaltılması Projesi”, Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC) Mikrofon Hibe Programı “Sihirli Lamba Projesi” (Atom Film ve Siber Saygı Derneği işbirliğinde), Amgen Foundation “Amgen Teach Programme”, Koç Holding “Meslek Liselerinde 21. Yüzyıl Etkinlikleri Projesi”, Koç Okulu Mesleki Gelişim Programı, Koç Holding ve IBM Türkiye “Meslek Liselerine Yönelik Sürdürülebilir ve Ölçeklenebilir Model Geliştirme Projesi”, Socotab Alliance One Öz Ege “Tütün Tarımında Çalışma Prensipleri Kadın Üreticiler Eğitimi”, Wilde Ganzen Hollanda “Sivas-Şarkışla Yaşlılar Evi Değerlendirme Çalışması”, UTZ Hollanda “UTZ Fındık programı Değerlendirme”, CDM “Tekstil Sektöründe Çalışan Suriyeli İşçilerin Güçlendirilmesi Projesi Temel Araştırma Raporu”.

Başta mevsimlik tarım işçisi çocuklar olmak üzere, farklı sektörlerde çocuk işçiliğinin durumuna ilişkin birçok araştırma ve projeler gerçekleştiriyorsunuz. Bu araştırmalardan ve alandaki deneyiminizden yola çıkarak, Türkiye’de çocuk işçiliğinin mevcut durumu ve bu alandaki hak ihlallerinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda önerilerinizi paylaşabilir misiniz?

Çocukların, sağlığına ya da bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimine zarar veren ve eğitimlerini aksatan işlerde çalışmaları çocuk işçiliğidir. Türkiye de dahil olmak üzere dünyada pek çok ülkede, çocuklar; çok küçük yaşlarda, tehlikeli koşullarda ya da ciddi emek gerektiren, fiziksel ve ruhsal açıdan zarar veren ve eğitime erişimi engelleyen, çocukların eğitimi yarıda bırakmalarına ya da eğitimde başarısız olmalarına yol açan işlerde çalıştırılıyorlar. Çocuk işçiliğinin boyutları, nedenleri, sonuçları ve içeriğinde yerine göre farklılıklar bulunuyor. Çok boyutlu bir sorun olan çocuk işçiliği, yalnızca çocukları ve ailelerin yaşamlarını değiştirmekle kalmıyor, bir bütün olarak toplumu da olumsuz etkiliyor.

Kalkınma Atölyesi 2002 yılından beri yoğunlukla mevsimlik tarımsal üretimde çalışan çocuklara yönelik ürün ve coğrafya bazında çeşitli temel araştırmalar yapıyor ve elde ettiği verileri, bilgileri ve bulguları ulusal ve uluslararası düzeyde kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, uluslararası kuruluşlar, medya, özel sektör firmaları ve Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşları ile paylaşıyor. En kötü biçimdeki çocuk işçiliği olarak tanımlanan mevsimlik tarımsal üretimde gezici tarım işçisi olarak çalışan çocukların sayısının azaltılması, bu çocuk işçiliği biçiminin ortadan kaldırılması,yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için her türlü platformda savunu çalışmaları yapıyor. Kalkınma Atölyesi, bu kapsamda bilgi üretmek amacıyla mümkün olduğunca boşluk olan alanlara ve konulara önem ve öncelik veriyor, bu boşluğu dolduracak çeşitli araştırmalar ve analizler yapıyor. Ayrıca , son yıllarda ayakkabı, mobilya imalatı ile tekstil olmak üzere sanayide çalışan çocukların durumuna ilişkin çözümlemelere de adım atıyor.

Türkiye’de çocuk işçiliğinin mevcut durumu, kök nedenler ve ihlallerin önlenmesi ve çocuk korumaya dair söylenecek çok söz var. Kısaca değinmek, sorun ve ihtiyaç analizi ve çözüm önerilerini eksik bırakır. Ayrıca sektörel farklılıkların yanı sıra iktisadi, sosyal ve politik gelişmeler çocuk emeğinin kullanımı biçimlerini, zamanını, yoğunluğunu ve hatta yaş aralıklarını doğrudan etkiliyor. Çocuk işçiliğini doğuran etmenler çoklu ve karmaşık bir yapı sergiliyor. Bu yapı, acil durumlarda çok daha karmaşık hale geliyor. Savaş koşullarının yarattığı göç dalgaları, çocuk işçiliğini ortaya çıkaran koşulları da beraberinde getiriyor. Kalkınma Atölyesi olarak hem kurum olarak elde ettiğimiz hem de konuya dair üretilen mevcut bilgi, deneyim ve literatürü kullanarak çok aktörlü, disiplinler arası, eş güdümlü, sürekli ve sistematik bir ilişki ağı içerisinde Mevsimlik Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliği İle Mücadele Modeli’ni öneriyoruz. Konu odağında 16 senedir yaptığımız tüm araştırmalar ve “Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesine Yönelik Yasal Boşluk Analizi ve Öneriler” ile “Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesine Yönelik Kurumsal Boşluk Analizi ve Öneriler” raporlarının bulguları ışığında hazırlanan bu modelin hayata geçirilmesi öncelikli savunu noktamız.

2019’da ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla Sihirli Lamba projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve bu dönemde yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

2002 yılında Kalkınma Atölyesi Kooperatifi kurucu ortaklarından bazılarının yer aldığı Adana’nın Karataş ilçesinde pamuk hasadında çalışan çocukların durumuna ilişkin tespit araştırmasından bu yana geçen 18 yılda, Kalkınma Atölyesi mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çalışan veya çalışmayan çocuklarına yönelik birçok araştırma, tespit, modelleme, savunu ve hatta eğitim çalışması gerçekleştirdi. Bu 18 yılda edinilen bilgi ve deneyim ışığında insan, çocuk ve kadın hakları bağlamında söyleyecek çok sözümüz var, yapmak istediklerimiz de bir o kadar çok.

Mevsimlik gezici tarım işçilerinin konaklama mekânları olan geçici çadır yerleşimleri yaşam merkezlerinden (il, ilçe veya en yakın mahalleye) uzakta, ücra, tarla kenarlarındaki yerlerdir. Çoğunlukla “kentin çeperinde” olan bu çadır yerleşimlerinin bu izolasyon hali yerel halk ile gezici/geçici olan işçilerin yaşam alanlarını birbirinden ayırmak için de kullanılır. Bu durum tüm yerleşim sakinleri; çocuk, genç, yetişkin, kadın, erkek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, göçmen için benzer dinamikler üzerinde kurulmaktadır. Bu nedenle eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin sunulduğu kurumlar, tesisler, mekânlara erişim bile zorken kültürel ve sanatsal faaliyetler veya bu faaliyetlerin gerçekleştiği mekânlara erişim veya ulaşım akla bile gelememektir. Böylesi yaşam ortamında özellikle dış dünyaya merak duyan, iletişim kurmaya çalışan, hayal kurmak isteyen çocuk ve genç olmak oldukça zordur. Tüm saha çalışmalarımızda, çocuklar ve gençler; maalesef hayallerinin veya umutlarının çok dar kapsamlı olduğunu, yaratıcılıklarını geliştirecek ne imkân ne de çevresel ve sosyo-kültürel uyaran (yaşam ortamı, yetişkinlerin düşük eğitim düzeyi, çevresel koşullar gibi) olmadığını paylaştılar veya biz sohbetlerimizden bunu çıkardık. Onlara sadece ilham ve cesaret ile vermek bile hak temelli çalışmalarda kilit nokta olan elverişli ortamı sağlamak hedefine ulaşmamızı sağlayacak diye düşündük. İşte Sihirli Lamba Projesi bu amacın üzerine oturtularak kurgulandı.

Kalkınma Atölyesi Kooperatifi’nin, Atom Film uzmanlarının da katkısıyla, yürüttüğü bu proje ile Adana, Konya ve Ankara’da yılın belirli dönemlerinde (9 ila 12 ay arası) yaşayan mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerdeki kişileri sinema sanatı ile tanıştırarak veya sinema sanatına yakınlaştırarak kendi hikayelerini veya yaşamlarını “sihirli lambayı” yani kamerayı kullanarak kendilerince anlatması hedefleniyor. Böylece, mevsimlik gezici tarım işçiliği yapan hanelerdeki bireyler sinema sanatını fikirlerini dile getirmek için bir araç olarak kullanmayı deneyimliyor; kendini fark etme ve ifade etme, ekipçe çalışma, düşünme ve planlama becerilerini geliştirerek; çekecekleri kısa filmler ile kendi yaşamlarını ve haklarının ihlalini ortaya koyan bir savunu aracı hazırlıyorlar. Kalkınma Atölyesi için ise hem süreç hem de çıktılar mevsimlik gezici tarım işçilerinin haklarının temini bağlamında sorumlu olan kurum, kuruluş veya kişilerin anlatılanları dinlemesi, duyması, görmesi, fark etmesi ve harekete geçmesi için baskı unsuru olarak kullanılacak.

Sihirli Lamba projesinin savunuculuk ayağında projede çekilen kısa filmlerin ve sürecin fotoğraflarının gösteriminin yapılacağı etkinlikler düzenlemeyi planlıyorsunuz. Proje kapsamında yapacağınız savunuculuk çalışmaları ile nasıl bir farkındalık ve/veya değişim yaratmayı öngörüyorsunuz? Sizce kültür-sanat faaliyetleri sivil toplum kuruluşlarının savunuculuk çalışmaları için etkili bir yöntem olabilir mi?

Mevsimlik gezici tarım işçiliği yapan hanelerin çocuklar dahil neredeyse tüm fertleri bu hane temelli ekonomik faaliyetin bir parçası oluyor; çocuklar ve gençler, çoğunlukla eğitim haklarından mahrum kalarak ebeveynlerinin veya yetişkinlerin yaşadıkları yoksulluk döngüsünü devam ettiriyor. İşçi hanelerin veya grupların kısa veya uzun süreli yaşadıkları çadır yerleşimlerinde insana yakışır koşullardan çok uzak bir hayat sürdüren bu bireylerin ve özellikle çocuklar ile gençlerin kendi başlarına karar verdikleri, yaşadıkları ya da istedikleri durum ya çok nadirdir, ya da çoğunlukla söz konusu değildir. Projemiz bu bireylerin belki de ilk defa fikirlerini söyledikleri, bir görev aldıkları bir deneyim olacak. Ayrıca bu proje kentin çeperlerinde okuldan ve birçok olanaktan ve hizmetten uzak olan bu bireyleri, sinema sanatı ile tanıştırıp onları sanata yakınlaştırıyor. Hikayelerini anlatmak ve sorunlarını çözmeye katkı vermek için sanatı bir iletişim aracı olarak kullanmayı deneyimletiyor.

Hak sahipleri olan bu bireylerin kendi anlatımlarıyla yaşamlarının gözler önüne serilmesi mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çocuklarının insan haklarının temininin savunusuna katkı verecek. Birçok mecrada, farklı illerde ve mekanlarda gösterimi yapılan veya kişilerin youtube kanalımızdan izledikleri “Mevsimlik Yaşamlar Belgeseli”ni izleyenlerin tepkileri ve 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Gününde gösterimi yapılarak youtube kanalımızda paylaşılan Türkiye’nin bereketli topraklarının [Çukurova] çocuklarının çektikleri ilk kısa film olan “Sihirli Lamba” kısa filminin fotoğraf albümünü paylaştığımız kişilerin ve kurumların olumlu geri dönüşleri bize sinemanın hak temelli savunuculuğun bir aracı olabileceğini gösterdi. Proje kapsamında Adana, Ankara ve Konya’da mevsimlik gezici tarım işçilerinin çektikleri kısa filmlerin ve süreci belgeleyen fotoğraf albümünün savunu yöntemleri içerisinde en etkililerden biri olacağını düşünüyoruz. Bizlerin araştırma raporları, çeşitli etkinliklerde sunumlar veya üniversitelerdeki derslere konuk konuşmacı olarak katılımımız ile bilgi ve deneyim aktarımı veya politikaları etkileme çabamızın çok daha etkilisinin, zaman ve emeğin daha iyi kullanımı ve daha çok yaygınlaştırma ve kitlelere ulaşmayı sağlayanın kültür-sanat etkinlikleri olduğu kanısındayız.

Çift ve Aile Terapileri Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Çift ve Aile Terapileri Derneği (ÇATED), çift ve aile terapisinin ülke genelinde tanıtılması ve yaygınlaştırılması için çalışıyor. Hibe sürecini tamamlayan ÇATED’in Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Yudum Söylemez ile çift ve aile terapisinin topluma katkılarını ve kurumsal hibe kapsamında yaptıkları çalışmaları konuştuk.

Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için “Çift ve Aile Terapisi”nin kapsamını, bu alanda yapılan çalışmaların önemini ve toplumsal gelişime katkılarını paylaşır mısınız?

Çift ve aile terapisi, psikolojik sorunları, bireylerin içinde bulunduğu aile ve sosyal sistemler içerisinde değerlendiren ve sağlıksız ilişkilere müdahale ederek iyileşmeyi amaçlayan bir ruh sağlığı disiplinidir. Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları araştırmaları bize artık çok açık şekilde ailedeki şiddet, bağımlılık, çatışmalı boşanma gibi olayların bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığını, hatta hayat süresini ciddi şekilde etkilediğini söylüyor. Ayrıca, çocuğun içinde büyüdüğü ailedeki ilişkilerin iyileşmesi, şiddet ve çatışma yerine karşılıklı iletişim ve anlayışın olduğu bir toplum yapısına da katkıda bulunuyor. Bireylerin kendilerini değerli hissettiği, korunduğu, çatışmaların çözülebildiği, sağlıklı bir yakınlık ve sınır dengesi olan ailelerin olduğu toplumlar, hem kendi içinde hem de diğer toplumlarla daha uyumlu ve barışçıl oluyorlar.

Çift ve Aile Terapileri Derneği (ÇATED) hangi amaçla kuruldu? Dernek olarak bu alanın gelişimi için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Derneğimizin kuruluş amacı, toplumdaki sağlıklı ilişkilerin ve aile işlevlerinin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, bu amaçla çift ve aile terapisi mesleğinin yaygınlaşması ve doğru uygulanmasını desteklemek ve topluma yönelik aile politikalarının oluşumuna ve iyileştirilmesine katkı sağlamak. Dernek bünyesindeki 7 farklı komiteyle ve alandaki diğer derneklerle iş birliği içinde sosyal konular üzerine halka açık eğitim, grup çalışmaları, seminer ve eğitimler veriyoruz, bilgilendirici yayınlar yapıyoruz. Toplumsal travmalarda mağdurlara psikososyal destekte bulunuyoruz, göç eden annelere ebeveynlik üzerine grup çalışmaları yapıyoruz, İstismara Karşı Çocuk Gücü projesine, Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu‘nun bir üyesi olarak eğitim ve araştırma desteği veriyoruz. Platform, İstismara Karşı Çocuk Gücü projesiyle çocukları ve aileleri istismar konusunda bilgilendiren bir kukla karakter yaratarak bir video çekti ve yayılmasını sağladı. Ayrıca kronik hastalıklarla mücadele eden ailelere yönelik çocuk kitapları ve destekleyici videolar hazırlıyoruz. Çocuklarda sağlıklı cinsel gelişim, aile içi şiddet gibi konularda ebeveynlere, rehber öğretmenlere, psikolojik danışmanlara ve terapistlere eğitim ve seminerler de verdik. Bu çalışmalarımızla toplumda sağlıklı aile ilişkileri, boşanma, yeniden evlenme, ortak ebeveynlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları gibi konularda farkındalık yaratmayı istiyoruz.

Tüm bu toplumsal çalışmaların yanı sıra hem çift ve aile terapistlerinin hem de genel olarak ruh sağlığı çalışanlarının uzun senelerdir sahip olmak istedikleri güncel ihtiyaçlara cevap veren bir ruh sağlığı yasasının oluşumu için Ruh Sağlığı Yasası Platformu’nu kurarak bu konuda bir çalıştay yaptık. Yasa çalışmalarımız önümüzdeki dönemde de devam edecek.

ÇATED, doğal afetler gibi toplumun bir kesiminde ya da genelinde travmaya neden olan olaylar sonrasında ilgili kesimlere psikolojik destek sağlanması için de çalışmalar yürütüyor. Bu çerçevede hayata geçirdiğiniz ve mesleki bir eğitim olan “Travma Çalışmalarında Aile Terapisi”nin kapsamından ve toplumsal travmalarla başa çıkmada aile terapisinin nasıl bir rolü olduğundan bahseder misiniz?

Travma, sadece olumsuz deneyimi yaşayan bireyi değil, bireyin parçası olduğu tüm sistemi etkileyen bir durumdur ve iyileşmesinde de bu sistemin önemli bir rolü vardır. Bireyin kendisini güvende hissedebildiği, yaşadığı olaya dair her türlü duygusunu paylaşabildiği, ihtiyaçlarının karşılanabildiği bir topluluk içinde olması iyileşmesini kolaylaştırır. Travma Çalışmalarında Aile Terapisi eğitimi, aile terapisi konusunda uzmanlığı olan kişilerin toplumsal travmalarla çalışmak konusunda bilgilenmesini ve böyle bir durum olduğunda müdahale edebilmelerini sağlamak amacıyla 2015 yılında Ankara’daki patlama sonrasında hayata geçirdiğimiz bir eğitim oldu. Amacımız, her türlü toplumsal travma sonrasında ailelere destek verecek eğitimli bir ekip yaratarak, gönüllülerle sahaya çıkmak ve müdahale etmek konusunda hazır hale getirmekti. Şimdi verdiğimiz bu eğitimi el kitabı haline getirerek bundan sonrası için yapılacak çalışmalar için kullanıma sunmak istiyoruz.

ÇATED, Turkey Mozaik Foundation tarafından sağlanan destekle 2018 yılında Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlandı. Bu hibe desteğini hangi amaçla kullandınız ve derneğinizin kurumsal gelişimi açısından nasıl bir katkı sağladı?

Bu hibe desteğini derneğin kendine ait bir mekanı ve bir asistanı olması için kullandık. ÇATED’in gönüllü ve üyelerine kapısı açık bir dernek haline gelebilmesi açısından kendi mekanının olmasının önemli olduğunu düşündük. Ekim 2018 tarihinde Dernek merkezimizi kiraladığımız günden itibaren yönetim kurulu ve komite toplantılarımızı, meslek içi seminerleri ve süpervizyon toplantılarını merkezimizdeki toplantı salonlarında gerçekleştirdik. Üyelerden aldığımız geri bildirimlerde de öne çıkan konular olan aidiyet duygusunun oluşması ve düzenli eğitimlerin yapılabilmesi ihtiyaçlarının giderilmesi açısından merkezin olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, hibe kapsamında dernek asistanımızın ekibimize katılımı da yaptığımız işlerin sorunsuz şekilde ilerleyebilmesi açısından çok faydalı oldu. Asistanımız üyelerle, yönetim kuruluyla, komitelerle, ofis yetkilileriyle aradaki iletişimin sağlanması, derneğin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanması, dosyaların düzenli bir şekilde tutulması gibi konularda aldığı sorumlulukları etkin bir şekilde yerine getirdi. Bu şekilde derneğin kurumsal hafızasını oluşturabildik. Ayrıca internet sitemizin daha aktif kullanılmasını sağlamak için gerekli sistemi kurduk. Bir sonraki aşamada içerikleri düzenleyerek sitemizi daha etkin kullanacağız. Bu çalışmalar sayesinde hibe desteği aldığımız dönem boyunca üye sayımızı 300’den 400’e çıkarmayı başardık.

Çift ve Aile Terapileri Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor? 2020 yılında öncelik vereceğiniz alanlar ve faaliyetleri bizimle paylaşır mısınız?

2020 yılında süregelmekte olan meslek içi eğitimler, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik projeler, araştırma yaparak bilgilendirici kaynak yaratmak ve bunları yayımlamak gibi projelerimiz devam edecek. Bunun yanı sıra, sosyal fayda çalışmalarımızı bir çatı altında düzenlemenin, derneğimizin bu hedefine daha fazla odaklanabilmesini kolaylaştırması adına, Sosyal Sorumluk Birimi’ni kurduk ve ilk toplantımızı gerçekleştirdik. Medikal Aile Terapisi komitemiz çocuklar ve ailelerine yönelik hastalıklar konusunda bir kitap dizisi çıkarmak üzerinde çalışıyorlar ve bu proje için bir fon arayışındalar. Ayrıca, çalışmalarımızı İstanbul’un dışında da yaygınlaştırmak için farklı şehirlerde de birimler kurmak ve bu şehirlerde de sosyal sorumluluk projelerimizi yaygınlaştırmak istiyoruz. Sağlıklı ilişkilere yönelik bilgilendirici videolar çekerek tüm ülkenin faydalanabileceği bir kaynak yaratmak

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 Döneminde Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Devam Ediyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Kurumsal Destek Fonu’nu dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak üzere çalışan STK’ların kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerine katkı sağlamak amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve diğer kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçiriyoruz. Fonun 2019 döneminde ilk kez uyguladığımız kapasite geliştirme bileşeni ile STK’lara hibe vermenin yanı sıra kurumsal gelişimlerini desteklemeye yönelik mentorluk ve özel sektörden gönüllülerle birlikte çalışma desteği de sağlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Arada Derneği, Filmmor Kadın Kooperatifi, İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı (İZEV), İmece İnisiyatifi Derneği, Köy Okullarını Destekleme Ağı (KODA) ve Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne toplam 335.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Fon kapsamında desteklediğimiz kuruluşlar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Barış için Müzik Vakfı ile Gülümseten İşler Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation’nın Meltem Göçer Fonu kapsamında şartlı hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesine başladı. Barış için Müzik Vakfı’ndan Nilgün Öztunalı ile vakfın son dönemde yaptığı çalışmaları, Orkestralar ve Koro programını ve Gülümseten İşler projesini konuştuk.

Sosyoekonomik imkanları sınırlı çocuk ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldıran ve barışın sesini müzikle duyurmayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı çalışmalarına 2011 yılından beri devam ediyor. Başta İstanbul’daki Edirnekapı bölgesi olmak üzere, Türkiye’nin farklı illerinde yaptığınız çalışmaları Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıları da yakından tanıyor. Son dönemde Vakfınız ne tür çalışmalara öncelik veriyor?

Dünyada ve Türkiye’de yönetişime bağlı ekonomik ve ekolojik krizler bizi de etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Amacımız ve hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam edebilmek, ekonomik zorlukların üstesinden gelebilmek üzere iş birliği yaptığımız kişi ve kurumları genişlettik. Bunun için paydaşlarımızı ve hali hazırda bize destek olan dostlarımızı düzenli iş birliğine davet ederek bir Danışma Kurulu oluşturduk. Diğer yandan onların danışmanlığında iç kaynaklarımızı daha iyi yönetebilmek üzere takip sistemimizi gözden geçirdik. 2020 yılında ölçme ve değerlendirme araçlarını geliştirebilmek üzere Barış İçin Müzik Akademi Kurulu’nu oluşturduk.

2020 yılında kuruluşunun 15. yılını kutlayacak olan Barış İçin Müzik Vakfı, ortaya çıkardığı Orkestralar ve Koro programının yaygınlaşarak mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefini canlı tutuyor, bunun üzerine politika ve strateji geliştiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için yerel yönetim ve sivil toplum temsilcileri ile görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bu yıl, Orkestralar ve Koro programının yanı sıra bir Akordeon sınıfı oluşturduk ve 22 çocuğun derslere başlamasını sağladık. 2020 yılını daha iyi yönetebilmek üzere ajanda, bütçe ve mali yönetim, iletişim stratejisi ile kaynak geliştirme, veriden bilgiye karar süreçlerini inşa etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımız, geçtiğimiz yıllarda da Barış için Müzik Vakfı’na hem proje hem de kurumsal destekler verdi. Bu hibelerin projelerinizi uygulamanızda ve kurumsal gelişiminizde nasıl bir katkı sağladığını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’na sağladığı destekler için teşekkür ederiz. Vakfınız tarafından sağlanan proje ve kurumsal destek çalışmalarımızın sürekliliğini sağladı. Ayrıca bu süreklilik içinde kalmak iş süreçlerinin iyileştirilmesini de mümkün kıldı. İş süreçlerinin analizi ve iyileştirme planları verimliliğe yansıdı, kararların düşük risk ile alınmasına katkı sundu diyebiliriz.

Barış için Müzik Vakfı bünyesinde farklı korolar ve enstrüman grupları bulunuyor. Bu gruplardan bahseder misiniz? Çocukların ve gençlerin bu çalışmalara katılımında devamlılığı sağlamak için kullandığınız farklı yöntemler var mı?

Barış İçin Müzik Vakfı; müzik eğitimi alma olanağı olmayan, ekonomik imkânları sınırlı çocuklara, yaşadıkları mahallelerde, yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, ayrımcılık yapmadan, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi amaçlayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimlerin paylaşıldığı, başka mahallelerde, okullarda, şehirlerde de tekrarlanabilen, tamamen ücretsiz, kaliteli ve çok sesli bir müzik programıdır.

Barış İçin Müzik Orkestralar ve Korolar Programı içinde 5 farklı gruba nota, solfej ve enstrüman kullanım deneyimi sağlanıyor. Gruplar, İlk Adım Orkestrası (Başlangıç Düzey), Çocuk Orkestrası (Orta Düzey), Gençlik Orkestrası (İleri Düzey), Akordeon Sınıfı ve Koro olarak ayrılıyor. Dersler, haftada 6 gün, günde 4-6 saat okuldan sonra katılabilecekleri zaman aralığında devam ediyor. Yaylılar, Üflemeliler, Vurmalılar olarak ayrılan enstrümanlar yararlanıcıya zimmetleniyor. Bu şekilde, programa devam ettiği sürece enstrümanın sorumluluğu çocuğa ait oluyor. Eğitim yapısı içinde atölyeler, grup eğitimleri, provalar, birebir dersler yer alıyor. Müzikal aktiviteler içinde performanslar, konserler, Edirnekapı vakıf konserleri, diğer orkestralar ile “Yan Yana” konserleri, okulların salonlarında öğrencilere yönelik okul konserleri, ulusal ve uluslararası kamplar, turneler, özel etkinlikler yer alıyor.

Barış İçin Müzik Vakfı program modeli ile çocuklar bir topluluğun üyesi olmayı, birbirini dinlemeyi ve ortak bir amaç etrafında toplanmanın anlamını öğreniyorlar. Vakıftaki öğrenme sürecini takiben öğrencilerin “öğretme” rolünü üstlenmesi ve deneyimlerini yeni başlayanlarla paylaşması da modelin bir diğer yapı taşını oluşturuyor.

Barış İçin Müzik Vakfı çatısı altında gerçekleştirilen faaliyetlerden bir diğeri de enstrüman yapım atölyesinde verilen lutiye (müzik enstrümanları yapım ve onarımını yapan kişi) eğitimidir. Müzik yapmanın yanı sıra enstrüman yapmanın da öneminin altını çizen bu faaliyet, çocuklara müzik alanında kariyer yapmanın yanı sıra başka bir meslek edindirme imkânını da sunuyor.

Vakfınıza, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu aracılığıyla sağladığımız hibe desteği ile “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında birlikte çalışacağınız gruplardan ve gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Meltem Göçer Fonu ile bu yıl Akordeon sınıfı açıldı. Yaşları 7-9 yaş arası 22 çocuk haftada 2 gün günde 2 saat süre ile ders almaya başladı. Akordeon sınıfı öğrencilerinin diğer müzik toplulukları ile birlikte sahne performansı deneyimlemesini hedefliyoruz. Vakıf bünyesinde genellikle her ayın üçüncü cumartesi günü Açık Prova Günleri gerçekleştiriliyor. Ocak 2020 Açık Prova günü üçüncü cumartesi günü gerçekleştirildi ve Akordeon Sınıfı, İlk Adım, Çocuk, Gençlik Orkestraları ve Koro ortak bir performans sundu. İzleyiciler arasında, kurucular, danışma kurulu üyeleri, basın, kurum temsilcileri, bağışçılar ve veliler vardı. Bu sene henüz ilk derslerini tamamlayan Akordeon sınıfının mini performansı izleyicilerin yüzünügülümsetti.

Gençlik Korosu’nda ise 15 yaş üstü 35 genç derslere devam ediyor. Haftada 2 gün toplam 4 saat ders alan koro üyeleri arasındaki uyum ve ahenk izleyiciyi etkiliyor. Barış İçin Müzik Gençlik Korosu Programı, kendi içinde gelişerek kendi ses gruplarına liderlik edecek seviyeye gelen öğrencilerin, akapella müzik yapma deneyimini bir ileri seviyede gerçekleştirebilecekleri bir alan da sunuyor. Topluluklar, Barış İçin Müzik Korolar Sistemi’nin bir parçası olarak faaliyet gösteriyor ve zengin bir akapella repertuvarı ile yer alacakları performanslar için hazırlık yapıyor.

Projenin sonunda Ev Konserleri adını verdiğiniz konserler düzenleniyor ve bu konserlere ailelerin, bağışçılarınızın ve diğer paydaşların katılımını da teşvik ediyorsunuz. Bu konserlerin, başta faaliyetlerinize katılan çocuklar ve gençler olmak üzere daha geniş anlamda bir topluluk oluşturma konusunda nasıl etkileri oluyor?

Edirnekapı merkezinde gerçekleştirilen Ev Konseri ve Açık Prova Günü etkinlikleri farklı kesimlerden izleyicinin bir araya gelmesini sağlıyor. Bağışçılar, veliler,danışma kurulu üyeleri yan yana gelebiliyor. Böylece her kesimden kişi ve temsilcinin çocuklar için ortaklaşması, iyiliğin takipçisi olması mümkün oluyor. Bu izleyicileri bir araya getiren çocuklar ise birlikte üretmeyi deneyimlemenin dışında farklı kesimlerin ortak performanslarına verdikleri tepkiyi gözlüyor, çabalarının sonucunu almış oluyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi için başvurular sona erdi. Fona ilgi gösteren tüm STK’lara teşekkür ederiz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’na 8 şehirden 28 sivil toplum kuruluşu başvuru yaptı. Başvuru sahibi kuruluşların 25’ü dernek, 3’ü vakıf oldu. Fondan talep edilen toplam hibe tutarı 2.249.950 TL; STK başına talep edilen ortalama hibe miktarı ise 86.596 TL oldu. 20 STK projeleri için başvuru yaparken, başvuruların 8’i kurumsal gelişimin desteklenmesi için yapıldı.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sürecimiz başladı. Sonuçlar hakkında bilgilendirmeleri ilerleyen dönemde internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşacağız.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Ekip Arkadaşı Arıyor

By | Uncategorized

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Türkiye’de bağışçılık kültürünün gelişmesine katkı sağlamak için bağışçıların öncelikleriyle sivil toplumun ihtiyaçlarını buluşturmak amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. Vakıf olarak, Türkiye’nin sosyal sorunlarının çözümü için bağışçılığın geliştirilmesi gerektiğine inanıyor, sivil toplumun yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretmesine katkı sağlamak amacıyla hibe programları yürütüyoruz. Bu kapsamda, 2016 – Mart 2020 arasında 90’i aşkın sivil toplum kuruluşuna (STK) yaklaşık 4 milyon TL’lik hibe sağlayarak Türkiye’de sivil toplumun gelişimine katkıda bulunduk.

Vakfımızın hibe programları ile ilgili tüm süreçlerin planlanmasında ve yürütülmesinde görev alacak, İstanbul’da ikamet eden bir Hibe Programları Uzmanı arıyoruz. Son başvuru tarihi 23 Mart olan pozisyonun görev tanımı ve başvuru koşulları hakkında detaylı bilgi için tıklayın.

Çocuk Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Çocuk Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projeleri ve kurumsal kapasitelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Çocuk Fonu’nun bu döneminde 5 STK’ya toplam 276.680 TL hibe desteği sağlanacak.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve çalışmalarına ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), farklı program alanları altında yürüttüğü araştırmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yaparak geleceğe yönelik politikaların oluşturulmasına birinci elden, nesnel ve saha çalışmasına dayalı bilgi temelinde katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. DİSA, Çocuk Fonu’ndan aldığı 51.600 TL hibe desteği ile “Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme” projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin katılımı ile sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim programı hayata geçirilerek ilgili alanlarda terapi veren kişilerin kapasitelerinin artmasına katkı sağlanacak. Bu eğitimlerden faydalanan 12 kişi, Diyarbakır’a bağlı Suriçi’ndeki çocuklarla ve ebeveynleriyle psikoterapi çalışmaları gerçekleştirecek. Proje kapsamında, 60 çocuğa ve ebeveynlerine yönelik olarak tekil ve grup halinde terapi çalışmaları düzenlecek ve sanat terapi yöntemi çift dilli olarak uygulanacak. Proje sonunda çocuklara yönelik çift dilli bir eğitim rehberi ile ebeveyn ve çocukların psikolojik iyileşmelerinde dilin ve sanatın etkisini inceleyen bir rapor hazırlanacak.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA), kültürel, bilimsel ve sanatsal eser üretiminin desteklenmesi ve bu alanda eğitim ve burs faaliyetlerinin hayata geçirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek, çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile 66.000 TL hibe alan FİSA, “Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım” projesini uygulayacak. Proje ile çocuk hakları alanında çalışan farklı paydaşları bir araya getirerek ayrımcılığa karşı ortak bir strateji oluşturmayı amaçlayan FİSA, ebeveynler, meslek elemanları (sosyal hizmet uzmanları, sağlık görevlileri, psikologlar, eğitimciler), gazeteci ve sanatçılar, STK temsilcileri ve çocukların katılımıyla atölyeler düzenleyecek. Bu atölyelerden edinilen bilgilerin de yer aldığı bir Strateteji Seti hazırlamayı hedefleyen dernek, bu seti başta yerel yönetimler ve ilgili kamu idareleri olmak üzere çocuk hakları hareketi, alandaki uzmanlar ve basın mensupları ile de paylaşacak.

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği (ORKAGÜDER), çocuk ihmal ve istismarı konuları başta olmak üzere çocuk koruma ve çocuk işçiliği konularında çalışmalar yürütüyor. Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile 36.900 TL hibe alan dernek, “Oyunlarla Çocuk Hakları” projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında her yıl fındık hasadı sebebiyle yoğun mevsimlik tarım göçü alan Ordu’ya göç ile gelen çocuklar ve yerelde istihdam edilen çocuklara yönelik olarak oyunlarla çocuk hakları, ayrımcılık ve nefret söylemi ile mücadele ve çocuk işçiliği konularında çocuklara özel bir eğitim modülü geliştirilecek ve bu modül projenin uygulanacağı Ordu merkez ilçesi Altınordu’daki 400 çocuğun katılımıyla uygulanacak.

Rengarenk Umutlar Derneği (Rengarenk Umutlar), başta Diyarbakır’ın Sur bölgesi olmak üzere dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 49.530 TL hibe desteği alan Rengarenk Umutlar, bu kurumsal hibe ile derneğin finansal sürdürülebilirliğini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu kapsamda, konuyla ilgili çalışacak bir kişi istihdamı sağlanacak, “Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji” belgesi hazırlanacak ve bu belgede yer alan öncelikler doğrultusunda süreçler geliştirilecek.

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek ve kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla hak temelli çalışmalar yapıyor. SGD, Çocuk Fonu kapsamında sağladığımız 72.650 TL hibe ile “Okula Dönüş” projesini uygulayacak. Proje kapsamında Fatih bölgesinde okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ve ebeveynlerinin güçlendirmesi yolu ile çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanması ve okulu terk etmelerinin önlenmesi hedefleniyor. Bu doğrultuda, Fatih ilçesinde okula başlamış ve bırakmış ya da uzun süreli devamsızlık yapan çocuklar tespit edilecek ve okula devam etmeye ikna edilenler için sosyal gelişim ve okula hazırlık atölyeleri düzenlenecek. Ebeveynlerinin ise, başta çocuk hakları olmak üzere risk altındaki çocuklarla ilgili konularda güçlendirilmesi ve bu sayede çocuklar için destek mekanizmaları kurulması sağlanacak.