Monthly Archives

Ağustos 2020

Kurumsal Destek Fonu Takvim Değişikliği

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’na gösterdiğiniz ilgi ve başvurularınız için teşekkür ederiz. Fona yüksek sayıda başvuru almaktan memnuniyet duyuyoruz.

Fona yapılan başvuruların yoğunluğu nedeniyle internet sitemizde yer alan takvimde bir erteleme yapmamız zorunlu hale geldi. Bu doğrultuda, hibe almaya hak kazanan kuruluşları 11 Eylül Cuma gün sonuna kadar internet sitemizde yayınlayacağımızı paylaşmak isteriz. Fonun güncellenen takvimini  ise aşağıda görebilirsiniz:

Süreç Tarih
Kurumsal Destek Fonu’nun duyurulması 22 Temmuz 2020
Son başvuru tarihi 14 Ağustos 2020
Teknik değerlendirme ve ön elemenin yapılması 17-19 Ağustos 2020
Ön elemeyi geçen başvuruların incelenmesi 19 Ağustos – 10 Eylül 2020
Hibe almaya hak kazanan kuruluşlara bilgilendirilme yapılması 11 Eylül 2020
İhtiyaç analizi toplantıları ve hibe çerçevesinin oluşturulması 14 – 25 Eylül 2020
Hibe sürecinin başlaması 28 Eylül 2020

 

Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Uçan Süpürge Derneği Benim STEAM Ağım Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Türkiye’deki kadınların ve kız çocukların ihtiyaçları ve hakları ile ilgili kişi ve kurumlarla iş birliği yaparak farkındalık ve çözüm önerileri sunan Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği), Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanı ile gerçekleştirdiği Benim STEAM Ağım projesini tamamladı. Proje kapsamında 7-16 yaş arasındaki kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik, tasarım ve matematik (STEAM) alanlarına ilgisini artırmayı hedefleyen Uçan Süpürge Derneği, STEAM alanlarından kadın rol modellerin ve çeşitli içeriklerin yer aldığı çevrimiçi bir ağ oluşturarak kız çocuklarının STEAM ile ilgili eğitim ve kariyer alanlarını daha yakından tanımasına katkı sağladı.  Uçan Süpürge Derneği’nden Sinem Hun ile Benim STEAM Ağım projesini, derneğin COVID-19 salgını sürecinde yaptığı çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirler hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların çalışmalarında da değişikliklere ve aksamalara sebep oldu. Bu durum Uçan Süpürge Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte faaliyetlerinize devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

İçişleri Bakanlığı Mart ayında yayınladığı genelge ile sivil toplum kuruluşlarının genel kurulları ve eğitimler dâhil insanları toplu olarak bir araya getiren, icra-i zorunluluk gerektiren yönetim faaliyetleri hariç her türlü toplantı ve faaliyetlerin geçici olarak ertelenmesini kararlaştırmıştı. “Evde Kal” çağrısına uyarak Ankara’daki ofisimizi geçici süreyle kapatıp çevrimiçi çalışma dönemine başladık. 2020 Mart ayı boyunca planladığımız ya da katılım göstereceğimiz etkinlikleri iptal ettiğimizi duyurarak, eğitim ve etkinliklerimizi ileri bir tarihe erteledik. Dijitalde çalışan ve sosyal medyayı aktif kullanan bir dernek olarak dijital platformları daha da aktif kullanmaya çalıştık. Yönetim kurulu üyelerimizden Selen Doğan erken evlilikler konusunda, Bilge Taş ise STEM ve toplumsal cinsiyet üzerinden Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’nın çevrimiçi söyleşilerine katıldı. Selen Doğan ayrıca Çocuğa Karşı Şiddeti Önleme Ortaklık Ağı’nda erken ve zorla evlilikler ile ilgili yerel ve küresel uygulamalar ile ilgili bilgi verdi. Yürütme Kurulunda olduğumuz ağlar ile birlikte çocuk ve kadın hakları alanında meydana gelen sıkıntılar ve değişikliklerle ilgili kampanyalara dahil olduk. Ending The Sexual Exploitation Of Children (ECPAT) isimli uluslararası ağa ve Uluslararası Çocuk Koruma Ağı’na bu konularla ilgili raporlarımızı ilettik. Bu süreçte, Etkiniz AB programı tarafından desteklenen ve Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinden kadınlara yönelik sığınma, da(ya)nışma ve acil yardım hizmeti veren kadın örgütlerinin salgının ortaya çıkardığı koşullardan nasıl etkilendiklerini, bu koşullarla hangi yollarla mücadele ettiklerini, sosyal izolasyon ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte ülke genelinde artan kadına yönelik şiddete dair ne gibi çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmaların ve hizmet verdikleri kadınların salgından nasıl etkilendiğini ortaya koymayı amaçlayan bir izleme çalışması yürüttük. Bu çalışmanın çıktılarını çok yakında ilgili ağlarda paylaşacağız. Sivil alanın daraldığı bu dönemde derneğimizin kapasitesini güçlendirmek, diğer örgütlerle ilişkisini artırmak ve sivil toplumdaki iyi uygulamaları öğrenmek için İstanbul ve Ankara’da yaşayan beş sivil toplum uzmanından bir Danışma Kurulu oluşturduk ve Mayıs itibariyle çevrimiçi aylık toplantılar yapmaya başladık. Bu toplantılar bizlere kendimize dışarıdan bakma fırsatı verdiği gibi yeni iş birlikleri kurma imkânı da sağlıyor.

Uçan Süpürge Derneği’nin de bir parçası olduğu Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı, yakın zamanda gündemde olan çocuk yaşta evliliklerle ilgili yasal düzenleme konusunda bir bildiri yayınladı ve derneğinizin modaratörlüğünde iyi örneklerin paylaşıldığı bir çevrimiçi söyleşi düzenlendi. Bu düzenleme ve Ortaklık Ağı’nın bildirisi ile ilgili bilgi verir misiniz?

Maalesef ülke hukukunda evlenme yaşıyla ilgili ciddi bir muğlaklık var ve bu muğlaklık Türkiye’deki çocuk evliliklerin önlenememesinin önündeki en büyük engellerden biri. Kamuoyunda İnfaz Paketi olarak adlandırılan yasal düzenlemede özellikle kız çocuklarının mağduru olduğu bir cinsel istismar biçimi olan erken evlilik müessesini meşrulaştırıcı, failleri aklayıcı düzenlemeler getirilmek istendi ancak kamuoyu baskısıyla bu düzenlenme şimdilik ertelendi. Ancak bu düzenlemenin yasalaşması için özellikle siyasi iktidarın 2016’dan beri uğraştığını akılda tutmak gerekir. Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı’nın konuyla ilgili bildirisine buradan ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte, derneğimizden Selen Doğan konuyla ilgili düzenlediğimiz etkinlikte uluslararası iyi örneklere de yer verdi.

Şartlı Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Benim STEAM Ağım projesini hayata geçirdiniz. Proje kapsamında yaptığınız çalışmaları ve kurumsal olarak kazanımlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Benim STEAM Ağım projesi kapsamında faaliyetlerimizdeki ilk adımımız ağ kurmak oldu. Eğitim ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışan sivil toplum uzmanları, özel sektör ve eğitimcilerden oluşan bir Danışma Kurulu oluşturduk. Danışma kurulumuz Yazılım Mühendisi Aslı Akarsakarya, TED Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin Çakıroğlu Çevik, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Bilge Taş, Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burcu Yılmaz, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Çiğdem Yalçın, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Ebru Hanbay Çakır, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ekin Bozkurt, Emine Ülkü Sarıtaş, Çocuk Hakları Uzmanı Ezgi Koman, Adım Adım Kurucusu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Itır Erhart, Microsoft Türkiye Sosyal Sorumluluk Müdürü Mehmet Can İrhan ve Sivil Toplum Uzmanı Meltem Gizem Şatır’dan oluşuyor.

Danışma Kurulu üyelerimizle proje başlangıcında gerçekleştirdiğimiz toplantılarla iletişim stratejimiz ve projenin çıktıları ile ilgili görüş alışverişinde bulunduk. Süreç içerisinde projenin görünürlüğü açısından oluşturduğumuz “Destekçiler” bölümüne Bilim Kutusu, Sinek Sekiz, Medya Gaga ve Radyo ODTÜ’yü kattık. İkinci önemli faaliyetimiz ise iletişim stratejisi oluşturmak oldu. Projenin en önemli ayağı kız çocuklar, veliler ve eğitimcilerle kurduğumuz iletişim olduğu için bu konuda farkındalık artırıcı faaliyetlere önem verdik. STEAM, (Science-Bilim, Technology-Teknoloji, Engineering-Mühendislik, Art-Sanat ve Mathematics-Matematik) ile toplumsal cinsiyet ile ilgili temel kavramları açıkladık ve üç adet bilgi notu hazırlayarak internet sitemizde yayınladık. Dijital faaliyetlerimiz ise projenin en önemli ayağını oluşturdu. Bu kapsamda:

Akabinde, eğitim kitlerinin hazırlanması ve rol model havuzunun oluşturmasına geçtik. İnternet sitemizde de görüleceği üzere, Danışma Kurulu’ndan da yardım alarak eğitimciler ve 1. ve 9. sınıf aralığındaki üç kademeden öğrenciler için eğitim kitleri oluşturduk. Proje süresince 29 rol modeli ağımıza kattık. Rol modellerin tam listesini buradan görebilirsiniz. Rol modeller ile kız çocukları arasındaki iletişimi sağlayarak kız çocukların erken yaşta mentorluk almalarını sağladık.

Kurumsal kazanımlarımızı ise aşağıdaki gibi özetlemek isteriz:

  • STEAM alanının anaakımlaştırılması konusunda dernek olarak yeni medya ve dijital iletişim alanındaki imkânların neler olduğunu ilk elden deneyimleme fırsatı elde ettik. Özellikle Instagram’ı eğitim konusunda kullanabilme becerisi kazandık. Derneğimiz çocuklarla bu platformlar ile doğrudan iletişim kurma aşamasında deneyim kazanmış oldu.
  • Güçlü bir Danışma Kurulu kurmanın özellikle dijital mecralarda ilerlerken çok öğretici olduğunu fark ettik ve ağın bundan sonraki faaliyetlerini mutlaka Danışma Kurulu ile ilerletmeye karar verdik.
  • Dernek, uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği ve STEAM kesişiminde sürdürdüğü çalışma ve savunuculuk deneyimine farklı bir pratik eklemiş oldu. Benim STEAM Ağım vasıtasıyla STEAM alanında yaşanan eşitsizliğe dair öğrenci, öğretmen, veli gibi tüm kesimleri kapsayan güncel ve farklı bir çözüm geliştirmiş olduk.

Kız çocuklarının bilim ve teknoloji eğitimi alanında güçlendirilmesini amaçlayan Benim STEAM Ağım projesinde hedef kitleniz kız çocukları olmasına rağmen aileler ve eğitimcilerle de beraber çalıştınız. Bu tür bir yöntem seçmenizin nedeni neydi? Söz konusu paydaşlardan ne tür geri dönüşler aldınız?

Çok çok olumlu ve bize de heyecan veren geri dönüşler aldık. Sosyal medya raporumuzda da görüleceği üzere, özellikle kız çocuklarının rol modellerle görüşmek istemesinin proje faaliyetinin amaçladığı etkiyi doğurduğunu gördük. Kız çocuklarının STEAM alanına daha fazla girmelerini sağlamak, onlara esin vermek ve onları motive etmek için birlikte çalıştığımız rol modellerden Cemre Uçaryılmaz (Moleküler Biyoloji & Genetik), Burçin Mutlu-Pakdil (Astrofizik), Özge Boğa (Moleküler Biyoloji & Genetik) ile kız çocukları arasında köprü olduk ve internet aracılığıyla tanışmalarını sağladık. Bize ulaşan bir kız çocuğu şöyle seslenmişti bizlere: “Merhaba, ben Ecem. 17 yaşındayım, üniversite sınavına hazırlanıyorum. Daha doğrusu, hayallerimi hayatım yapmaya doğru bir adım daha atmaya çalışıyorum. Hayallerimin peşinden gitmeye başlama hikayem çocukluğuma kadar uzanıyor aslında. Kendimle ilgili hatırladığım en eski anılardan birisi “Ben ne olacağım?” sorusuna cevap arayışlarım. Liseye geçtikten sonra kendimi tanıma isteğim daha da şiddetlendi, bu isteğimin peşinden koştum. Gerçekten çok koştum. Kim olduğumla hatta kim olmadığımla ilgili cevaplar aradım. Yaklaşık iki buçuk sene önce moleküler biyoloji ve genetik bölümüyle tanıştım ve tanışırken sıktığım o eli bugüne kadar bir gün bile bırakmadım. Her gece yatağa yatarken, gün içinde nefesimin kesildiği, umudumun tükendiği her an o hayale tutundum. Her gün kendime soruyorum “Bugün geleceğin için ne yaptın?” diye. Her gün bu sorunun cevabını doldurmaya çalışıyorum. Şimdi ise tüm zorluklara, belki de imkansızlıklara rağmen her gün 17 yıldır hayallerinin peşinden koşan ve peşini hiç bırakmayan Ecem için çabalıyorum. Bu yüzden hikayeme yardımcı olacağını düşündüğüm Cemre Uçaryılmaz ile tanışmak istiyorum.”

Uçan Süpürge Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik ya da yenilik yapmayı planlıyor musunuz?

Derneğimizin iki önemli çalışma alanı bulunuyor. Biri erken çocuk evlilikleri, diğeri ise STEAM ve toplumsal cinsiyet. Derneğimizi bu iki konuda daha da kurumsallaştırmak ve sosyal etkiyi derinleştirici proje ve faaliyetler yapmak istiyoruz. Öncelikle, önümüzdeki süreçte Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın açacağı farklı fonlara başvurarak ‘Benim STEAM Ağım’ projesi kapsamında tamamlayamadığımız faaliyetleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte Ağı canlı tutmak için sosyal medya paylaşımlarına devam ederek kız çocukların, velilerin ve eğitimcilerin ilgisini canlı tutmayı hedefliyoruz.

Benim STEAM Ağım’ı, derneğin alana dair hazırladığı ve Türkiye’de konuya dair ilk kez yayınlanan Türkiye’de STEM Alanındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Araştırma ve İzleme Raporu’nun tavsiyeler kısmıyla paralel bir şekilde yürütmek ve etki alanını genişletmek istiyoruz. Dolayısıyla, rol modellerle sadece kız çocuklarının değil veliler ve eğitimciler arasındaki etkileşimi de artırmak; hazırlayacağımız kitlerle velilere bu alanla ilgili farkındalık kazandırmak; yüz yüze veya çevrimiçi eğitimler, etkinlikler veya tanışmalar yoluyla alanda var olan önyargıları kırmak; özel sektörün, kamu kurumlarının ve sivil toplumun danışma kurulu,sponsorluk mentor ağında varlıklarını ve bu alanda birlikte çalışabilme kapasitelerini artırmak ağ üzerinden kurguladığımız hedef ve aktiviteler arasında yer alıyor.

Erken çocuk evlilikleri konusunda ise Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile 2019 yılından beri yürütülen “Türkiye’nin Hedef Bölgelerinde Kadınlara Yönelik Şiddetin Azaltılması için Belirli Davranış Değişikliklerini Amaçlayan Bir Stratejik İletişim Programının Geliştirilmesi ve Uygulanması” projesi çerçevesinde Türkiye’de yaşayan Suriyeli kız çocukların evlendirilmesini önlemek ve okula devam etmelerini sağlamak için emek veriyoruz. Suriyeli ebeveynler, kız çocukları, Suriye ve Türkiye’den öğretmenlerle birlikte okullarda toplumsal cinsiyet, yasal mekanizmalar ve ayrımcılığın önlenmesi üzerine çalıştaylar düzenleyerek ilerlediğimiz projenin 2020 ayağında ebeveynlere, özellikle babalara yönelik farkındalık arttıran faaliyetler düzenlemeyi planlıyoruz. 2019 yılındaki saha deneyimi bizlere, kız çocukların okullaşma oranının artırılması ve erken evliliklerin önüne geçilmesinde özellikle babaların toplumsal cinsiyet eşitliğine dair önyargılarının kırılmasının çok önemli olduğunu gösterdi. Gelecekteki faaliyetlerimizi bu anlamda ebeveynleri daha çok içerecek ve onları bu yolla dönüştürecek şekilde tasarlamayı hedefliyoruz.

Zeytin Çekirdekleri Derneği Renkli Saatler Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Her çocuğunun, insanın gelişimdeki en önemli dönem olan çocukluk çağlarını verimli bir şekilde yaşaması amacıyla Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla verdiğimiz hibe ile gerçekleştirdiği Renkli Saatler projesini tamamladı.  Zeytin Çekirdekleri Derneği’nden Nuray Serttürk ile resim, müzik, görsel sanatlar gibi konularda atölyelerden oluşan Renkli Saatler programını, derneğin COVID-19 sürecinde çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Renkli Saatlar projesinin çalışmalarını yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz? Renkli Saatler’in birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gözlemliyorsunuz?

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin programlarımdan biri olan Renkli Saatler, 7-11 yaş grubu çocukların yaptıkları her çalışmada onlar için özgür düşünce ve ifade özgürlüğünü esas alıyor. Program kapsamında yapılan çalışmaların benzerleri ev ödevi olarak evde ailelerle devam ediyor. Bu şekilde çocukların becerilerinde özgürleşme; yaratıcılıklarında ise artış ve özgünleşme gözlemleniyor. Özellikle resim ve müzik alanında sanatsal kavramlarla erken yaşta tanışıyorlar.

Evde yapılması için verdiğimiz ödevler ve özellikle salgın döneminde çevrimiçi yaptığımız faaliyetlerde aile bireyleri ile ortaklaşa çalışmalar yaptık, çeşitli dernek etkinliklerine kırsal kesimde annelerden gönüllü katılımlar oldu.

2019-2020 hibe döneminde toplam 280 çocuğa ulaştık, ayrıca salgın dönemindeki çalışmalara katılan 70 çocuğun ailesi de Renkli Saatler’in ayrılmaz bir parçası oldu. Böylece aile boyu atölyelerle hedef sayımız olan 300’ün üstünde bir etki alanı kendiliğinden gelişti.

Yüz yüze yaptığımız atölyelerde, atölye yöneticileri çocuklara yapılacak çalışmaları aktarırken, salgın döneminde çocuklar çeşitli fikirleriyle atölyelere yön vermeye başladı. Bu gelişimi görmek bizi çok mutlu etti, bu sayede iki yönlü iletişim ve çalışma yapısı kurulmuş oldu. Onlar bizi yönlendirmeye başladılar. Bundan güzel daha ne olabilir hissi ise bizim ileriye dönük daha çok çalışmamız için en güzel motivasyon oldu.

Renkli Saatler programı 2. yılı bu dönemle birlikte tamamlandı. Programın amacını ve bu süreç içindeki gelişimini değerlendirir misiniz?

Renkli Saatler programları ile 7-11 yaş grubu çocuklarının erken yaşta sanatsal aktivitelerin içinde olmalarını, kendilerini ifade edebilmelerini, yaratıcılıklarının artmasını, başarıyı deneyimleyip özgüvenlerinin gelişmesini ve bu sayede ileriki yıllara daha donanımlı girmelerini amaçlıyoruz. Ayrıca Renkli Saatler gruplarının içinden özellikle sanatsal yetenekleri olan çocukları erkenden fark edip müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi ilgi alanlarına göre bir an evvel doğru zamanlarda doğru ortamlara yönlendirmeyi de hedefliyoruz. Renkli Saatler programından Zeytin Çekirdekleri’nin diğer programlarına seçilen ve konservatuar düzeyinde eğitim almaya başlayan çocuklarımızın sayısı artıyor.

Bugün ise salgın sürecinin el verdiği ölçüde çalışmalarımız çevrimiçi olarak devam edecek. Yetenekli çocuklarımız kendi alanlarında bireysel çalışmalara ya da çevrimiçi grup çalışmalarına katılacaklar. Dezavantajlı bölgelerdeki çocuklar ve aileleri ile çalıştığımızdan dolayı çocukların çevrimiçi çalışmalara katılabilmeleri için evlerine internet, modem ve tabletler temin etme gayretlerimiz de hızla devam ediyor.

COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız? Bu süreçte ortaya çıkan olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için dernek olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

COVID-19 salgının birlikte çalıştığımız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımaları Mart’tan itibaren her ay değişime uğradı. Mart dönemine çocuklara ve ailelere bu salgının ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini anlatmak ile başladık, Nisan döneminde çevrimiçi atölyeler kapsamında yaptığımız çalışmalara çocuklar, evde kalma tedbirlerini ve televizyondan duyduklarını yansıtmaya başladı.

Salgın, tüm atölyelerin bir parçası oldu ve zaman ilerledikçe hem çocuklarda hem de velilerde endişe ve korku artmaya başladı. Bu dönemde çocukları ve aileleri, bu ruh halinden biraz olsun uzaklaştırmak, yaratıcılığa ve öğrenmeye açık tutabilmek için değişik konular ve çalışmalar denemeye başladık; zaten aileler evde olduğu için atölyelerimiz aileye hitap eder hale geldi. İnternet bağlantısı bitenlere destek olmak için ek çalışmalar da yapmaya başladık. Çocukların atölyeler için gerekli malzeme ihtiyaçlarını sağlamak adına muhtarlar ve bazı veliler ile iş birliği yaptık, malzemeleri dernek olarak temin edip evlere dağıttık. Dernek olarak atölyelerin başarı ile devam etmesi için çok daha yoğun çalıştık. Normal şartlarda Mayıs sonunda bitirmeyi planladığımız atölyeleri çocukların ve velilerin isteği ile Temmuz ayı sonuna kadar uzattık.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Renkli Saatler programının 7 Mart’ta başlayan iki yeni grubu ile sadece bir kere yüz yüze atölye yapma imkanımız oldu ve bu atölyeler sadece tanışma amacıyla gerçekleştirildi. Hemen ardından salgın nedeni ile çalışma merkezimiz kapatıldı. Çalışmalarımıza ara vermemek için atölyelerimizi çevrimiçi olarak devam ettirme kararını hızlıca aldık.

Çevrimiçi platformlar olarak velilerden oluşan Whatsapp grupları ve sadece velilerin kayıt olduğu kapalı Facebook grupları kurduk, bu altyapıları çok zorlanmadan oluşturduk. Veliler ile yoğun bir iletişim yürüttük, çok fazla telefon görüşmesi yaptık ve kısa sürede 70 çocukla çalışmalarımıza başladık. Bu yeni yapının veliler tarafından benimsenmesi sağlamak ve katılımlarını sürdürülebilir kılmak için çocukların her paylaşımlarına geri bildirimde bulunduk. Bu durum dernek gönüllülerinin çalışma sürelerini çok artırdı, Renkli Saatler atölyeleri haftada bir kere iki saatlik bir atölye iken çevrimiçi olunca her gün yapılmaya başladı.

Bu çalışmaların başarılı olmasının nedenlerinden biri de Milli Eğitim Bakanlığı henüz çevrimiçi eğitime geçmeden dernek olarak çalışmalarımızı çevrimiçi platformlara taşımamız. Bu sayede çocuklar ve veliler ile iletişimimiz hiç kopmamış oldu. Ayrıca bu süreçte bazı veliler ve çocuklar komşularını da ilave ederek çalışma gruplarımızın genişlemesine destek oldular.

Salgın sürecinde yaşadığımız en önemli gelişmelerden biri Renkli Saatler’in zaman ve mekan kavramlarının aşarak evlere köylere ve mahallelere girmesi oldu. Örneğin veliler kendi aralarında organize olarak 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları yaptılar. Şiirler ve şarkılarla bahçelerinde sokaklarında “Renkli Saatler 23 Nisan Kutlamaları” yaparak bizleri çok duygulandırdılar. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çalışmaları resim şarkı ve şiirleri yarışmaya dönüştürdüler. En çok katılanlara yıldız dağıtmaya başladık. Her akşam 21.00’de yıldızlarını dağıtıyorduk. Dağıtmakta geciktik mi telefonlar yağıyor, çocuklar yıldızlarını soruyordu. Gece yarısı bile resim yapıp göndermeye devam eden çocuklarımız oldu.

Zeytin Çekirdekleri Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor? COVID-19 salgını sürecindeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde, çalışma alanlarınız ve yöntemlerinize ilgili değişiklikler yapmayı düşünüyor musunuz?

Renkli Saatler atölyelerini resim, müzik, görsel sanatlar gibi sanatsal araçlar kullanılarak Ayvalık ilçesi’nde çocuklarımızın kendilerini özgürce ifade etmelerini ve interaktif katılımlarını sağlamak amacıyla gerçekleştiriyoruz. Başlangıç tarihi olan 2018 sonbaharından beri atölyelerimizin hem kapsamını geliştirdik hem de değişik çocuk gruplarına ulaştık. Bütün bu deneyimler salgın sürecinde yeni bir boyut kazandı. Uzaktan internet üzerinden erişim ile Renkli Saatler’in interaktif katılımı sadece çocuk boyutundan çıkarak aileleri de kapsamaya başladı. İkinci önemli değişim ise, atölyeler haftada 2 saat yerine her gün yapılan, saat ve zaman kısıtlaması olmayan sınırsız çalışmalara dönüştü.

Dolayısıyla belirlenen merkezlerde yapılan atölye deneyimlerini ve kazanımlarını, uzaktan erişim ile evde yapılabilen sınırsız atölyelerle birleştirerek hibrit bir atölye yapısı ile Ayvalık ilçesine kısıtlı kalmadan ulusal boyutta yapılması olanak sağlanabilir. Örneğin Ayvalık’ın bir köyü, Manisa’nın köyü, Gaziantep’in bir köyü ve Kars’ın bir köyü eşzamanlı olarak aynı eğitmenlerin hibrit atölyelerine katılabilir. Bu yapının kazanımları sonsuz olacaktır. 2020 -2021 dönemi için hem hibrit yapıda atölyeler düzenlemek hem de ulusal düzeyde çocuklara erişim sağlayabilmek için çalışmalarımıza başladık. Bu dönemde karşılaştığımız önemli zorluklardan birisi internet erişimine sahip olmayan çocuklara bu imkanı sağlamak oldu.

Atölyelerin kapsamına okuma alışkanlığını kazandıracak ‘kitap kurdu’ okuma grupları ve ‘minik hesap makinaları’ adında eğlenceli matematik grupları eklemeyi de planlıyoruz. Ayrıca çocukların sağlıklı bir beden ile daha iyi bir gelişim içinde olacaklarına inancımız ile çalışmalarımıza uzaktan da çevrimiçi spor ve sağlık programları eklemeyi planlıyoruz. ‘Arkadaşım spor’ ismiyle gerçekleştireceğimiz bu atölyelerin yaşamlarının düzenli bir parçası olmasını hayal ediyoruz. Salgın döneminin bilinmezliği karşısında, bir merkezde veya evde yaratıcılık ve üretmeye yönelik bu atölyelerin hem çocuklara hem de ailelere değerli kazanımlar katacağına inancımız sonsuz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Uçan Süpürge Vakfı Çalışmalarını Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, kız çocuklarının eğitim hayatından uzaklaştırılması ve sinema sektöründe kadınların güçlendirilmesi ve görünürlüklerinin arttırılması olmak üzere pek çok alanda uzun yıllardır çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation desteğiyle sağladığımız kurumsal hibe ile iki çalışan istihdam eden Uçan Süpürge Vakfı, hibe sürecinde gönüllü programını yenileyerek ve çalışma alanında yeni işbirlikleri geliştirerek kurumsal kapasitesini güçlendirdi.
Uçan Süpürge Vakfı Genel Koordinatörü Cemre Öztoprak ile yaptığımız röportajda hibe kapsamında yaptıkları çalışmaları, COVID-19 salgını döneminde çevrimiçi gerçekleştirilen 23. Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni ve Vakfın gelecek dönem için planlarını konuştuk.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle kurumsal kapasitenizi güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bize bu çalışmalardan ve kurumsal hibe desteğinin Vakfınıza katkılarından bahseder misiniz?

Uçan Süpürge Vakfı olarak gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz her bir çalışmanın öncesinde kendi içimizdeki güçlenmeyi sağlamanın önemine yürekten inanıyoruz. Çünkü son üç yıldır kapasitemizi güçlendirmek ve iletişimi sağlamlaştırmak için düzenlediğimiz arama toplantıları, bize ideallerimizi gerçekleştirirken kilit değerlerin motivasyon ve dayanışma olduğunu gösterdi. Bu değerlerin daha sağlam temellerle hayata geçirilmesi noktasında ise ekibimizin bireysel ihtiyaçlarını sağlayabilmemize olanak tanıması yönüyle bu fon bizim için çok kıymetli oldu.
Bu fonun yardımıyla, kendi içimizdeki ifadesiyle “2.Dalga Uçan Süpürgeliler” ekibinin oluşması hızlandı ve yapılanmamız güçlendi. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz “Şimdi Neyin Zamanı” gönüllü programının arka planını oluşturduk. Ayrıca dijital alanda güçlenme yönüyle teknik ekibimizin oluşmasını sağladık.

Hibe kapsamında yaptığınız çalışmalardan biri de arama toplantıları oldu. Bu arama toplantılarından ne tür çıktılar elde ettiniz? Arama toplantısından çıkan sonuçların Vakfınıza ve kadın hakları alanına nasıl katkılar sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Bu süreçte dört arama toplantısı yaptık. Sonuçları detaylı olarak raporlandırıldı ve arşivimizde yerini aldı. Bu arama toplantılarında yerel yönetimler ile çalışma stratejilerine dair çıktılar elde ettik. Kendimizi Vakfın ve bölgesel kadın hareketlerinin güçlenmesi konusunda yeni ortamları okuma ve ortaklık kurmak fırsatı elde ettik. Sanatın adaleti üzerine çalışmaları planlama, Z kuşağı ve zoom toplantıları, çocuk yaşta erken ve zorla evlilikler konusunda stajyer avukatlar ile çevrimiçi eğitim gibi çeşitli konularda fikirler geliştirdik. Bunun dışında, bu toplantılar 23. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin çevrimiçi olarak gerçekleşmesi konusunda Vakfımıza katkı sağladı.

Yakın zamanda Vakfın medya ve iletişim, festival faaliyetleri, savunuculuk ve toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sunmak üzere bir gönüllü programı çağrısı yayınladınız. Vakıf içindeki gönüllülük fırsatlarından ve gönüllülerle birlikte çalışma prensiplerinizden bahseder misiniz?

Tüm dünyada, başta salgın olmak üzere, yaşanan olumsuz deneyimler insanlar üzerindeki umutsuzluk ve isteksizlik halini artırmış vaziyette. Özellikle içinde bulunduğumuz belirsizlik halinin bireylerin gelecek kaygısını ve ümitsizliğini beslediğini görüyoruz. En çok ihtiyacımız olan şey ise dayanışma ve birlik beraberlik duygusunu yeniden uyandırmak. “Şimdi Neyin Zamanı?” sorusu bu şekilde aramızda konuşulmaya başlandı ve mevcut ihtiyacın etkisiyle 4 farklı alanda gönüllü programı çağrısına çıkmaya karar verdik.

Belirlenen bu 4 alan, vakfın çalışmalarını yapılandırmak ve güçlenmek üzere belli amaçlar doğrultusunda oluşturuldu. Bu programın en önemli kısmı karşılıklı olarak güçlenmeyi hedefliyor olması. Gönüllülerimizin değerli emeği ve bizim onların kapasitesini güçlendirmek adına planladığımız eğitimler eşzamanlı olarak ilerliyor.Bu program özelinde prensip olarak vakfın değerleri temel alındı. Bu değerlere dayanarak belirlediğimiz hak temelli, eşitliğe dayalı, bireyin güçlü yanlarını temel alan ve toplum temelli yaklaşım ise gönüllülerimiz ile gerçekleştirdiğimiz tanışma toplantısında detaylı bir şekilde açıklandı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Uçan Süpürge Vakfı da bu dönemde ilk kez Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni çevrimiçi olarak gerçekleştirdi. Bu süreçteki deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Önceki yıllarla kıyasladığınızda çevrimiçi festivalin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Bu sene festivalimizi, salgın nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirdik. Bizim için yepyeni olan çevrimiçi festival deneyiminin çoğunlukla olumlu yanları oldu. Festival sürecinde açılış gecesinin başında yaşadığımız kısa süreli aksaklık ve festival ekibinin uzakta olması sebebiyle ara ara yaşadığı iletişim problemleri haricinde olumsuz bir deneyim söz konusu olmadı.

“Doğa” olarak belirlediğimiz festival temasını “Evde Kaldık” olarak değiştirdik. Bu yeni tema sayesinde hem kadınlar ve kız çocukları üzerinde yapılan baskıya hem de salgın sürecine dikkat çektik. Bu festival sürecinde film gösterimlerinin yanı sıra; çocuklara ve yetişkinlere özel yaratıcı yazı ve film çözümleme gibi çeşitli konularda atölyeler gerçekleştirdik. Buna ek olarak, Türkiye’den ve yurtdışından yönetmenlerle söyleşiler gerçekleştirdik. Her bir çalışmanın en önemli çıktısı onlarca şehirden ve ülkeden insanlara erişim sağlayabilmemiz oldu. Bu festival sürecinde;

  • 109 ülke tarafından ziyaret edilen internet sitemizde 341.521 kişi film izledi.
  • Twitter içeriklerimiz 324.484,
  • Instagram içeriklerimiz ise 332.118 görüntülendi.
  • Söyleşilerimiz 52.608 görüntülenme sayısına ulaştı.
  • Youtube videolarımızın izlenme sayısı ise 6.931 oldu.

Bunların yanı sıra dijital anlamda ciddi anlamda güçlenme sağladık. İnternet sitemiz ve sosyal medyamız teknik ekibin desteğiyle daha da güçlendi. Festivalimizin uluslararası kimliği yenilendi ve daha da geniş kitlelere ulaştı. Özetle, bu yılki festival ile hem vakfın dijital yönden güçlenmesini sağlamak hem de değerlerimizi çevrimiçi yollarla topluma yansıtabilmek yönünde ciddi kazanımlarımız oldu.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Uçan Süpürge Vakfı önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında, çalışma biçimlerinde ve birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? Vakfın gelecek dönemde öncelik vereceği çalışmalar neler olacak?

2021 Uçan Süpürge Vakfı’nın kuruluşunun 25. yılı. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz gönüllü programı tam da bu ihtiyaç doğrultusunda yenilendi. Çalışma alanlarımızı genişletmek ve daha sağlam temellere oturtmak için şu anki ekibimizi canlı ve dinamik tutmaya devam ediyoruz. Yenilenme ve çalışma alanlarımızı geliştirme sürecinde, Z kuşağı ve doğa özelindeki çalışmalara ağırlık vermeyi planlıyoruz. Stajyer avukatların eğitimi projemizi hayata geçirmek için ilk adımları attık. Bu eğitimle avukatların toplumsal cinsiyet perspektifini kazanarak meslek hayatlarına devam etmelerini öngörüyoruz. Eğitimlerimizin tarihi 22-23 Ağustos 2020 olarak planlandı.

Sivil Düşün’ün Bizi Bağlayan Şeyler fonu ile Youtube kanalımızda 12 program olacak şekilde “Kadınların Sineması” programına başlayacağız. “Kadınların Sineması” isimli Youtube programı, oluşturacağı içerikler ve uluslararası alandan konukları dahil etmesi ile bu sektörde yer almak isteyen ve bu sektörde yer almış kadınlara sağlayacağı ağlar, yeni ve farklı perspektifler ve motivasyonlar ile katkıda bulunmayı hedefliyor. Hedeflenen diğer amaçlar ise aşağıdaki gibi:

  • Hedef grubumuzu oluşturan kadınların görünürlüğünü artırmak ve çalışmalarını tanıtmak
  •  Kadın sinemacılar arasındaki dayanışmayı geliştirmek
  •  Kadın sinemacılara uluslararası konukların desteğiyle yeni perspektifler ve ağ sağlamak
  •  Sinema ve iletişim alanındaki öğrenci kadınlara, genç kadın sinemacılara temsil alanı yaratmak ve görünürlüklerini artırmak.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimini sağlamak amacıyla çalışan Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlar için çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğiyle derneğin hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda etkileşimli, sesli ve görsel içerikler üretmelerini sağlayacak dijital araçları temin edecek ve dernek ofis giderlerini karşılayacak. EGED’den Emre Taşgın, salgın döneminde görme engelli bireylerin karşılaştığı erişilebilirlik problemlerini ve bu konudaki çalışmalarını, dijitalleşmenin görme engelli bireyler için sağladığı fırsatları ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Bilindiği üzere Mart ayında ülkemizde görülmeye başlayan COVID-19 salgını nedeniyle birçok tedbir alındı. EGED, 16 Mart tarihinde İçişleri Bakanlığının yayınladığı genelge doğrultusunda yüz yüze bir araya gelmeyi gerektiren her türlü etkinliğini durdurdu; çalışma ofisini kapattı. Bu süreçte, COVID-19 salgınıyla ilgili görme engelli kitlesini bilgilendirmek, uzaktan eğitim sistemlerinin erişilebilirliğine yönelik çözüm önerileri üretmek, COVID-19’un körlerin yaşamına etkileri hakkında kamuoyu oluşturmak, üyelerimizin ve takipçilerimizin bir araya gelerek kişisel gelişimlerini güçlendirebileceği uzaktan etkinlikler düzenlemek ve kurumsal altyapımızı güçlendirmek şeklinde özetleyebileceğimiz, dinamik bir süreç yürüttük. Bu tedbirlerin uygulandığı dönemde derneğimizin yatay örgütlenme biçiminin yansıması olarak kurduğumuz Çalışma Komisyonları ve salgın sürecinde kurulan Uzaktan Etkinlik ekibi aktif rol üstlendi.

EGED çevrimiçi ortamda kitlelerin buluşması sonucu meydana gelmiş bir dernek olduğu için bu döneme adapte olmak bizim için zor olmadı. COVID-19 vakalarının ülkemizde görülmesi ve ilgili kurumların aldığı tedbirlere paralel olarak aşağıdaki konulara odaklandık:

  • Tek başına ve ortak kurumlarla gerçekleştireceğimiz yerel faaliyetlerin tamamı süresiz olarak ertelendi.
  • Çalışma ofisimiz 16 Mart 2020 tarihinden itibaren kapatıldı.
  • COVID-19 hakkındaki bilgilerin erişilebilir olarak sunulması için girişimlerde bulunduk ve oluşturulan erişilebilir içerikleri sosyal medya hesaplarımızda paylaştık.
  • İlk ve ortaöğretim kademelerinde Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile uzaktan eğitimlerin yapılmaya başlanması kararı üzerine, sistemin görme engelli kullanıcılar için ne kadar hazır olduğu inceledik ve Bakanlık yetkilileriyle bu konuda temas halinde olduk. Bazı erişilebilirlik düzenlemelerinin gerçekleştirilmesini sağladık.
  • Engelli kamu çalışanları idari izinli sayıldı; üniversite öğrencileri ise uzaktan eğitim sistemiyle öğrenimini sürdürdü. Bundan hareketle çevrimiçi olarak kurum içi etkileşimi arttırıcı toplantı ve etkinlikler gerçekleştirdik; çalışma komisyonlarımız hedeflerini COVID-19’un etkilerine göre revize etti. Ayrıca bu dönemde pandemi sonrasında uygulanmak üzere İl Temsilcileri Yönergesi oluşturarak ve yürürlüğe koyduk. Umuyorum ki gelecek dönemde yerelde derneğimizi güçlendirebilmek için yönergemizi uygulayabileceğimiz bir zemin bulabiliriz.

Çevrimiçi etkinlik düzenleme tecrübemizden yola çıkarak, bu sürecin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için “Uzaktan Etkinlik” başlığı altında farklı konularda etkinlikler gerçekleştirilmesine karar verdik. Komisyon ve yürütme kurulu bir araya gelerek bu süreci idare etmek maksadıyla “Uzaktan Etkinlik Ekibi” oluşturdu. Bu ekip 3 ay boyunca toplam 65 etkinliğin gerçekleşmesini sağladı. Ayrıca EGED de 5 farklı etkinliğe davet edildi. Dolayısıyla 18 Mart – 19 Haziran dönemini kapsayan zaman diliminde toplamda 70 etkinlikte aktif rol oynamış olduk. Etkinlik konuları arasında eğitim, erişilebilirlik, engelli hakları, kültür- sanat, edebiyat, spor ve sosyal yaşam gibi başlıklar yer aldı. Derneğimizin Mart-Haziran döneminde yaptığı çalışmaları özetleyen 3 aylık faaliyet raporumuza https://www.eged.org/node/784 internet adresinden erişilebilirsiniz.

Salgın sürecinde eğitimin devamı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile sağlandı. Yayınladığınız Görme Engelli Öğrenci ve Öğretmenler İçin Erişilebilir EBA Raporu’nda hedef kitleniz açısından EBA’nın erişilebilirliğine dair çeşitli sorunları ve önerilerinizi ortaya koydunuz. Görme engelli öğrencilerin bu süreçte yaşadığı temel zorlukları ve çözüm önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Derneğimiz salgın öncesinde de Milli Eğitim Bakanlığı ile EBA’nın görme engelli öğrenci ve öğretmenler için erişilebilir olması için işbirliği yürütüyordu. Bu sayede salgın döneminde EBA kısmen erişilebilir hale geldi. Ancak, özellikle mobil uygulamalarının erişilebilirlikten oldukça uzak olduğunu tespit ettik. Mesela salgın döneminde EBA’nın ücretsiz olarak kullanılabilmesi için internet paketleri verildi. Fakat bu uygulamalar erişilebilir olmadığından görme engelliler yararlanamadı. Bizim önerimiz, EBA’nın hem sistemlerinin ekran okuyucularla uyumlu çalışması hem de EBA’da yer alan içeriklerin erişilebilir olması. Yani videoların sesli betimleme içermesi, kitapların erişilebilir dijital formatlarının bulunması gibi. Ne var ki önümüzdeki eğitim-öğretim yılı başlamak üzere olmasına ve bu sorunlar bilinmesine rağmen çözüm için atılmış sistemli bir adımdan söz edemiyoruz. Üstelik uzaktan eğitim sisteminin her geçen gün hayatımızın içinde daha fazla yer alacağını düşündüğümüzde erişilebilirlik konusu en önemli gündemlerden biri olmalı.

Salgın sürecinde görme engelliler eğitimin yanı sıra farklı alanlarda da çeşitli ayrımcılıklara ve erişilebilirlik açısından sorunlara maruz kaldığını belirtiyorsunuz. Bu sorunlardan ve derneğin bu kapsamda yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Erişilebilirlik, temel hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesini sağlayan evrensel bir ilkedir. Biz dernek olarak kurulduğumuz günden bu yana dijital dönüşüm gerçekleşirken erişilebilirliğin de paralel şekilde gelişmesini savunduk. Ne var ki ülkemizde bilgiye erişim konusunda arzu ettiğimiz noktanın uzağındayız. Fakat salgın gösterdi ki gerek bilgiye erişim gerekse fiziki erişim olanakları gelişmiş bir ülkede sadece engelliler için değil, birçok kesim için önemli. Salgın dönemi sosyal mesafe dediğimiz bir kavramı da beraberinde getirdi. Eğer tüm ışıklarda sesli sinyalizasyon sistemi olsa ve görme engelliler ne zaman karşıya geçeceğini bu şekilde belirlese, toplu taşıma araçlarının hepsinde durağa gelen otobüsün güzergahını söyleyen ve otobüs içinde hangi durağa gelindiğini bildiren sesli sistemler olsa, alışveriş merkezi ve hastane gibi kompleks yapılarda bina içi navigasyon sistemleri bulunsa, görme engelli bireyler daha bağımsız olarak hayatlarını sürdürebilirler. Salgın ve normalleşme sürecini, engelli bireylere yönelik kısıtlayıcı tedbirlerin her an karşımıza çıkabileceği bir dönem olarak yorumluyoruz. Bu nedenle dinamik biçimde gelişmeleri izleyerek müdahil olmaya çalışıyoruz. Örneğin 1 Haziran tarihinden sonra engelli personelin istihdama nasıl aktif biçimde katılabileceği üzerine, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan COVID-19 ve Engelli Toplum başlıklı belgesi paralelinde bir politika belgesi hazırladık ve ilgili kurumlara gönderilmesini sağladık. Devlet Demir Yolları tarafından engellilerin şehirlerarası tren yolculuklarını kısıtlayan düzenlemelere karşı tepkiler geliştirdik. Ülkemizde bilgiye erişimin bir zorunluluk haline gelmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin oluşturulabilmesi için girişimlerimiz sürüyor. Diğer yandan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Hayat Eve Sığar uygulamasının erişilebilirliği hakkında ilgili Bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunmaya başladık. Özetle diyebiliriz ki erişilebilirlik, engelli bireylere kendi başına karar vererek uygulayabileceği özgür bir alan oluşturuyor. Biz bunun için, salgın sürecinde de engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerini erişilebilir biçimde kullanabilmesi maksadıyla mücadele veriyoruz.

COVID-19 salgını kapsamında evde kaldığımız süreçte çevrimiçi yöntemler hayatımızda daha çok yer kaplamaya başladı. Bu durumun ilerleyen dönemde de kalıcı olacağı düşünülüyor. Çevrimiçi yöntemlerin yaygın şekilde kullanımının görme engelli bireyler açısından olumlu ve olumsuz yanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teknolojinin hayatımızda daha fazla yer alacak olması, destek yazılım ve donanımlarla bilgiye daha kolay erişebilen görme engelli kitlesi için önemli bir avantaj. Elbette ki bunun için yazılımların ve internet sayfalarının erişilebilirlik kriterlerine göre tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ülkemizde erişilebilirlik bilincinin artması da büyük önem taşıyor. Bu sağlandığında, yani bilgiye erişim bakımından mesafe kat ettiğimizde, görme engelli bireylerin eğitim ve istihdam alanında daha etkin olabileceklerini düşünüyoruz. Bununla birlikte biz sokakta, konserde, sinemada, tiyatroda, kısacası hayatın içinde daha fazla olabilmeyi önceleyen ve kitlemizi bunun için motive etmeye çalışan bir derneğiz. Sokağa çıkmanın bir endişe kaynağı olduğu dönemde biz salgın tedbirlerine paralel olarak nasıl kitlemizin güvenle sosyal yaşamda var olabileceği konusunda yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Böylelikle sadece eve kapalı bir hayatın önüne de geçmiş olacağız.

EGED, Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyor. Bu hibeyle gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alacağımız bu destekle, derneğimizin 4 aylık ofis giderlerini karşılayacağız. Erişilebilir olarak farklı konularda çevrimiçi etkinlikler düzenleyerek hedef kitlemizin kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. COVID-19 döneminde görme engellilerin yaşadığı sorunları görünür kılmak maksadıyla videolar çekerek yayınlamayı planlıyoruz. Bunun için görsel materyal üretmemizi sağlayacak donanımlar temin edeceğiz. Engellilik, hak temelli yaklaşım, engelliliğe dair fikirsel tartışmalar, COVID-19 sürecinde yaşananlar, görme engellilerin normalleşme dönemi deneyimleri, toplumsal farkındalık gibi konularda podcast içerikleri üreteceğiz.

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından Gaziantep’te kurulan Nefes Kültür Sanat Derneği, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı için imkan sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, bu hibeyi Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte ederek eğitimlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kullanacak.  Nefes Kültür Sanat Derneği’nden Yammen Jazbeh ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgınının derneğin çalışmaları ile kültür sanat alanına etkilerini ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri faaliyetleri konuştuk.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe aldığınız Nefes Müzik Okulu projesiyle ilgili olarak Nisan ayında yaptığımız röportajda COVID-19 salgını nedeniyle çocukların müzik eğitimleri ile ilgili kazanımlarını kaybetmemesi için çalışmalarınıza dijital platformlar üzerinden devam ettiğinizi paylaşmıştınız. Nisan ayından bu yana geçen süreçte kontrollü normalleşmenin de başlamasıyla birlikte faaliyetlerinize devam etmek için neler yapıyorsunuz?

Fiziksel olarak bir arada olduğumuz dersler yerine eğitmenlerimizin canlı olarak ders verebilecekleri bir platform oluşturduk ve çalışmalarımıza kesintisiz olarak çevrimiçi eğitimlerle devam ediyoruz. Böylece, eğitimlerimizin ve projenin yakın gelecekte olabilecek olumsuz salgın koşullarında da devam edebilmesini sağladık.

Hazırladığımız bu dijital platform ile yüz yüze eğitimde olduğu gibi tüm sınıflarda eğitim alan çocuklarımıza, eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı yaratmış olduk. 22 Haziran tarihinden itibaren eğitmenlerimiz ve öğrencilerimizle dijitale geçiş için bir hazırlık çalışması ve bilgilendirmesi yaptık ve ardından derslere başladık. Kalan 16 dersi de gerçekleştirerek projemizde belirttiğimiz 24 dersi tamamlamayı hedefliyoruz.

Nefes Kültür Sanat Derneği olarak Gaziantep’te yürüttüğünüz çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyorsunuz. COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan önlemler beraber çalıştığınız çocukları ve gençleri ne şekilde etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi eğitimin gerekleri olan dijital araçlara ihtiyaç doğdu. COVID-19 salgını ile beraber derslerimize ara vermek durumunda kalmıştık. Bu süreçte öğrencilerimizin kazandıkları bilgileri kaybetmemeleri adına her eğitmenimiz sorumlu olduğu sınıflarla irtibat halinde kalarak öğrencilerimizin var olan bilgilerini taze tuttu. Ardından, çevrimiçi derslere ek olarak, Gaziantep Valiliği’nden almış olduğumuz bilgi ve talimatlara uygun olarak kurs alanında yüz yüze dersler vererek hedeflenen ders programlarını yeniden hayata geçirdik. Şu anda çevrimiçi ve yüz yüze derslerle eğitimlerimize devam ediyoruz.

Hem Türkiye’de hem dünyada salgının en çok etkilediği alanlardan bir tanesi de kültür sanat çalışmaları oldu. Nefes Kültür Sanat Derneği olarak çalıştığınız alanda önümüzdeki dönemde ne gibi değişiklikler olabileceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde sanat çalışmalarının olmazsa olmazı olarak birebir eğitimlerin hijyen kuralları çerçevesinde devam etmesini öngörüyoruz. Ancak çevrimiçi eğitim sürecinin hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat çalışmalarında da artık yerinin yadsınamayacağı da bir gerçek. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitim karması ile gelecekte yeni bir sistem üzerinden kültür sanat çalışmalarının devam edeceğini düşünüyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe desteği ile, mevcutta bulunduğumuz kurs yeri için kira desteği sağlayarak kurs yerinin devamlılığını proje tamamlanana kadar sağlamış olduk. Ayrıca çevrimiçi eğitimlerin sürdürülebilirliği için dijital araçlara erişimin bir kısmını sağlamış olduk.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde değişikliklere neden oluyor. Nefes Kültür Sanat Derneği bu değişikliklerden etkilendi mi? Önümüzdeki dönemde hibe veren kuruluşlardan beklentileriniz neler?

Normal süreçlerde kültür sanat çalışmalarımız gönüllülük esası ile devam ediyordu. Bundan sonraki süreçte de gönüllülük esası olmazsa olmazımız. Ancak sivil toplum kuruluşlarının profesyonel bir kadro oluşturarak kültür sanat projelerinin sağlam bir altyapıyla hazırlanmasına da olanak sağlanmalı. Zira bu süreçte en çok etkilenen alan, kültür sanat alanı oldu. Gelecek nesillerin sanatla olan bağının inşası kültür sanata yapılan yatırımlar ile olacak. Sivil toplum kuruluşlarının bu profesyonel kadroyu oluşturabilmeleri için hibe veren kuruşlardan ayrıca insan kaynağı desteği almasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 Dönemi için Başvurular Sona Erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona 112 STK başvuruda bulundu ve başvurulardan biri teknik kriterlerin değerlendirilmesi aşamasında elendi. Teknik elemeyi geçen başvuruların 96’sı dernek, 12’si vakıf, 3’ü kooperatif ve 1’i üniversite tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona aralarında Adıyaman, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hakkari, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Konya, Manisa, Mardin, Mersin, Ordu, Sakarya, Şanlıurfa, Trabzon, Tunceli’nin yer aldığı toplam 25 ilden başvuru alındı. Kurumsal Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı ise 8.069.748 TL oldu.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İmece İnisiyatifi Derneği, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi istihdam edecek.
İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı, salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini, derneğin ürettiği ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EnergyforEveryone’nın yaygınlaştırılması ile ilgili gelişmeleri ve hibe desteğiyle yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum İmece İnisiyatifi’nin mültecilere yönelik dağıtım çalışmalarını ve İmece Köy’deki faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Saha çalışmalarımız resmi olmayan kamplarda hijyen ve sosyal mesafe kuralları gözetilerek devam ediyor. Ancak dağıtım faaliyetlerine katılan gönüllü sayımızı en aza indirdik. İnsanları bir araya toplamadan, çadırlarında kalmalarını sağlayarak hijyen ve gıda paketlerimizin dağıtımını en hızlı şekilde yapıp sahadan ayrılıyoruz. Köyde yürüttüğümüz çocuk ve kadınlara yönelik sosyal aktiviteleri de durdurduk.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun birlikte çalıştığınız topluluklar üzerindeki etkilerinden ve ortaya çıkan ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Salgın öncesi iş bulmak ve karınlarını doyurmakta zorluk çeken bu topluluklar, salgın süreciyle beraber daha da ağır şartlarda yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bulabildikleri geçici ve günlük işlerle sadece ailelerinin gıda ihtiyacını karşılayabileceklerinden dolayı hijyen malzemesi ile ilgili harcama yapmaları mümkün değil. Bu sebeple dağıtımlarımızı hijyen malzemeleri üzerine yoğunlaştırdık. Yakın zamanda toplamda 67.500 adet maske dağıtımı yapmayı da planlıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mevsimlik tarım işçilerinin ve bu alanda çalışan sığınmacıların, gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını karşılamaya yoğunlaştığımız bu dönemde derneğin satın alma ve lojistik alt yapısının oluşturulması ve güçlendirilmesi oldukça önemli. Bu süreçlerin Dernekler Kanununa ve yönetmeliklere uygun yürütülmesini sağlayacak bir çalışan olmaması, olası proje ve hibe başvuruları sürecinde derneğimizi geride bırakabiliyor. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında çok güçlü bir iş birliği olanağı bu bahsettiğimiz eksiklikler nedeniyle olumsuz sonuçlandı. İstihdam edilen arkadaşımızın hem ulusal hem de uluslararası alandaki sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimi bulunuyor. Bu kişinin istihdamı İmece’yi benzer başvurular söz konusu olduğunda olumlu sonuçlara biraz daha yaklaştırmış olacak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınının da etkisiyle önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanı için öncelikleriniz neler olacak?

Derneğimizin en iyi özelliklerinden biri değişen koşullara çabuk adapte olarak yeni problemler karşısında acil çözümler geliştirip aksiyona geçebilmesidir. İçinde bulunduğumuz süreç itibari ile çalışmalarımızda radikal ve köklü değişiklikler yapma ihtiyacı belirmedi. Birkaç seyahatimizi ertelemek, iptal etmek ya da takvimimizi güncellemek durumunda kaldık. Ancak Mart ayında İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile geçici olarak durdurulan sivil toplum kuruluşu faaliyetlerinin başlamasına izin verilip verilmeyeceği konusu belirsizliğini sürdürüyor. Bu sebeple kısıtlı bütçe ile sürdürdüğümüz Gaziantep’teki toplum merkezimizin çalışmalarına devam edip etmeyeceğine karar verebilmiş değiliz. Yılın geri kalanında da sosyal medya ve internet aracılığı ile faaliyetlerimizin bilinirliliğini artırarak yeni bağışçılara ulaşmayı ve bağış hacmimizi arttırmayı önceliklendireceğiz.

Vakfımızı takip edenler, İmece İnisiyatifi Derneği’nin Solar Age projesini ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı Energy for Everyone, EFE’yi tanıyor. Geçtiğimiz dönemde bu proje kapsamında nasıl gelişmeler oldu ve EFE’nin yaygınlaşması için gelecek dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Solar Age programı ve EFE ile ilgili pazarlama ve proje desteği kapsamında protokol imzaladığımız Almanya merkezli MOG / Managers Without Borders ile işbirliğimiz, Bosna Hersek’te göçmen ve yerel kadınların problemlerinin çözümüne katkı sağlamak için güneş enerjisi atölyesi açmak üzere NAHLA ile imzaladığımız protokole dair çalışmalar ve Gaziantep’teki toplum merkezinde sürdürdüğümüz aktiviteler salgın sebebiyle kısmen yavaşlamak ve durmak zorunda kaldı. Salgın koşullarının hafiflemesi ile birlikte bu alandaki çalışmalarımız devam edecek. İmece Köyü’nde sürdürdüğümüz atölyeler ise Ağustos itibariyle yeniden başlayacak.

İngiltere’deki gönüllülerimiz yılın başında İmece adına Refugee Solidarity Summit’e katıldılar ve burada EFE’yi tanıttılar. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gönüllülerimiz küçük gruplar halinde ve düzensiz de olsa buldukları her fırsatta EFE’nin tanıtımı için toplantılara katıldılar. Şu an yoğunlukla Almanya ve Norveç’ten gönüllülerimiz tanıtım için çalışmalar yürütüyorlar. Biz yola çıkarken bunun çok kolay olmayacağını elbette biliyorduk. Ancak salgın, bu süreci başka bir boyuta taşıdı. Yine de EFE’nin üretimi ve görünürlüğü için yılın kalanında ve önümüzdeki yıl çalışmalara yoğun biçimde devam edeceğiz.

Tarlabaşı Toplum Merkezi ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Konuştuk

By | Uncategorized

Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), kent yaşamına eşit katılımı desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgını sürecinde kaynak geliştirme çalışmaları aksayan TTM, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerinin karşılanması ve bu sayede derneğin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması amacıyla kullanacak. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nden Gökçe Baltacı ile yaptığımız röportajda merkezin çalışmalarını, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çocuk hakları izleme araştırmasını ve gelecek dönem için önceliklerini konuştuk.

Yerel düzeyde faaliyet gösteren bir kuruluş olan Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin (TTM) amacından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

TTM’nin amacını tek bir cümle ile açıklamak hep çok zor oluyor. O nedenle en başından alarak derneğin nasıl kurulduğunu, neler yaptığını ve yapmaya devam ettiğini anlatmak sanırım daha iyi olacak. TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana Tarlabaşı’nda yaşayan herkes için psiko-sosyal destek faaliyetleri yürütüyor ve aynı zamanda, benzer bölgeler için hak temelli bir toplum merkezi modeli örneği teşkil ediyor. TTM’nin amacı ise sosyal hayattan dışlanan, yoksulluk ve göç kaynaklı çeşitli yoksunluklarla mücadele eden Tarlabaşı bölgesi sakinlerinin güçlendirilmesi, haklarına erişiminin desteklenmesi ve Tarlabaşı’na yönelik ön yargıların azaltılması diyebiliriz. Bu amaca ulaşmayı değişime ve dönüşüme açık bir yol olarak görüyoruz. Faaliyetlerimizi hak temelli, bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten toplumsal adalet perspektifi ile yürütmeye çabalıyoruz.

Yakın zamanda yaptığımız stratejik çalışmalarda ise gelecek tahayyülümüzü genel olarak tüm Tarlabaşı sakinlerinin kendilerine yeten bir topluluk olarak haklarını savunur ve kentsel imkânlara eşit şekilde erişebilir duruma gelmeleri olarak belirledik. Bunun içinse tabii eşit erişimin önündeki engelleri tespit etmek ve sonra da bu engellerin kalkması için mücadele etmek gerekiyor.

Özelde ise, aslında daha genel olarak da bilindiğimiz haliyle, çocuk çalışmaları odağında faaliyetler yürütüyoruz. Çocukların güvenli bir ortamda haklarını öğrenerek sosyal içerme, sanat ve birlikte üretme aracılığıyla barışçıl ve şiddetsiz iletişim yöntemiyle gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çocuk çalışmalarımız kapsamında yaklaşık 2 sene önce tekrar başlattığımız 3-6 yaş arası oyun grubu faaliyetleri ve 7-15 yaş arası için sanat aracılığıyla öğrenme, bedensel güçlenme ile öğrenme ve şiddetsizlik araçları ile öğrenmeyi içeren uzun ve kısa süreli çalışmalarımız var. Düzenli olarak Sanat, Sosyal Sirk, Erbane, Çok Güzel Atölye (sosyal uyum atölyesi), Fotoğraf ve Felsefe Atölyeleri yapıyoruz. Süreli olarak çok çeşitli başka atölyeler de açılıyor, bunlardan en sevdiklerimiz ise çocukların yürütücülüğündeki atölyeler! Son dönemde çocuklar Keşif ve Eğlence atölyesi kurdular, kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda planladılar ve yürüttüler.

Bahsettiğim gibi faaliyetlerimiz çocuk çalışmaları odağında yoğunlaşmış olsa da uzun yıllardır kadınlarla güçlenme çalışmaları, psikolojik destek ve ebeveyn danışmanlığı da yapıyoruz.

Tabii ki gönüllülük çalışmalarımız da var. Anlattığım çalışmaların neredeyse hepsi gönüllülerin destekleri ile yürütülüyor. Gönüllüler derneğe bir başvuru süreci ile alınıyor, sonrasında ise oryantasyon süreçleri gerçekleşiyor. Çok çeşitli eğitimlerle süreçte hep destekleniyor ve süpervizyon alıyorlar. Çocuklarla çalışmaya başlamadan önce çocuk güvenliği, çocuk katılımı ve çocuklarla toplumsal cinsiyet eğitimlerini almış ve ilgili konular da tartışma ortamında bulunabilmiş olmalarını çok önemsiyoruz. Ama gönüllülerle ilişkimiz sadece bundan ibaret değil. Gönüllülerin kendi gelişimleri için hem destek almaya hem de katkı koymaya yönelik birçok faaliyet yürütüyoruz. Film okumaları, tematik buluşmalar ve söyleşiler yapıyor; bir aradalığımızı güçlendirmeye çalışıyoruz.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun Tarlabaşı’nda birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını tüm dünyada çok da öngöremediğimiz bir hızda ve şiddette yayıldı. Tam da bu noktada hali hazırda ayrımcılığın ve eşitsizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada, dezavantajlı grupların süreçten çok daha olumsuz şekilde etkilendiğini söylemek mümkün.

COVID-19 salgını, Tarlabaşı’nda hali hazırda haklarına erişmekte çeşitli zorluklarla karşılaşan gruplar açısından mevcut eşitsizlikleri derinleştirdi. Bunu hızlıca söylemek mümkün olsa da bu olağanüstü dönemde mahallenin bize ne söylüyor olduğu bizim için çok önemliydi. Biz de bu nedenle hem Tarlabaşı’nda hem de benzer kırılganlıkların yaşandığı İstanbul’daki farklı bölgelerdeki kurumlarla bir çocuk hakları izleme çalışması yapmaya niyetlendik. Haziran ayında çıkan raporumuzun final raporu ise Ağustos ayı ortasında yayımlanacak.

İzleme çalışması kapsamında Tarlabaşılı 41 çocuk ve 30 bakım verenle görüşmeler yaptık. Bu süreçte Tarlabaşı’nda yaşayan tüm toplulukların süreçten farklı şekillerde etkilendiğini gördük. Tabii bizim ilk baktığımız Tarlabaşılı çocuklar oldu. Bu noktada görüşülen çocukların evde kalabilen çocuklar olduğunu ve uygun koşullara bağlı olarak evde kalmanın süreçte çocuklar üzerinde ne kadar önemli etkilere sahip olduğunu vurgulamak gerekir.

Fırsat eşitsizliğinin ilk olarak çocuklar üzerinde eğitime erişim açısından görünür olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte erişim araçlarının daha güçlü olduğu çocuklarla Tarlabaşılı çocuklar arasında erişim uçurumu daha da fazla arttı. Erişim araçlarına sahiplerse bile, evin kendisinin ne kadar uygun ve güvenli olduğu ile ilgili başka bir gündemimiz daha oldu. Bildiğiniz gibi okullar Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemiyle uzaktan eğitime geçti. Bunu planlarken çocukların çok homojen bir grup olduğu ve EBA’ya eşit erişimlerinin olduğu varsayıldı; fakat tabii ki durum öyle değil. Örneğin bizim görüştüğümüz 123 çocuktan yaklaşık 30’u hiçbir şekilde internete erişemiyordu. Bu sayının daha da yüksek olmamasının sebebi ise genellikle akıllı telefonlardan internetin kullanılması ve Tarlabaşı gibi dayanışmanın sanılanın aksine güçlü olduğu gibi mahallelerde paylaşımlı internet kullanmaları olarak karşımıza çıktı. Tarlabaşı’nda yaşayan ve TTM’nin de birlikte çalıştığı Suriyeli Dom gruplar ise kimliksizlik, anadilde bilgiye erişememe ve ekonomik durumlarının çok zorlayıcı olması nedeniyle süreçten hem en çok etkilenen hem de en görünmez haldeki topluluk oldular. Çocukların Tarlabaşı’nda salgın sürecini nasıl deneyimlediklerini bu şekilde özetlemek mümkün.

Kadınlar içinse hem ekonomik hem de ev içi emek sömürüsünün arttığını belirtmek lazım. Tarlabaşı’nda yaşayan kadınlar genellikle temizlik ve midye yapımı gibi günübirlik ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Salgın sürecinde bu işlerin hem durmuş olması hem de ev içi yükün artmasıyla çalışma hayatından uzaklaştılar. Süreç boyunca görüşülen tüm kadınlar ev içi sorumluluklarının çok arttığından ve kendilerine vakit ayırmakta zorlandıklarından bahsettiler.

Bir diğer durum ise geniş kesimlerin en yoğun etkilendiği derinleşen yoksulluk konusu. Çoğunlukla güvencesiz ve düşük ücretle çalışan; hiçbir bireyin gelişimsel süreçlerine uygun olmayan, çok çocuklu aileler olarak tek odalı evlerde kiracı olarak yaşayan Tarlabaşılılar süreçte bir anda işsiz kaldılar, evlere kapandılar ama evde görece sağlıklı bir yaşam sürecek maddi imkanlardan yoksun kaldılar. Dolayısıyla hali hazırda özellikle kamu hizmetlerine, sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken, COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Böylelikle TTM gibi mahallenin güvenli alanı olmayı amaçlayan bir yerden uzak kalmalarıyla iyi olma hallerinin desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.

Sürecin etkilerini daha detaylı incelemek için raporumuzun infografiklerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi.pdf
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi-bakimveren.pdf

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

13 Mart itibariyle okullara ara verilmesiyle biz de merkezi kapatmak durumunda kaldık. Süreçte birlikte çalıştığımız Tarlabaşılıların hepsinin COVID-19 salgını ile ilişkili sağlıklı bilgiye ulaşabilmelerini gözeten bir politika izlemeyi çok önemsiyoruz.

COVID-19 salgınında faaliyetlerin fiziksel olarak yürütülemiyor olmasıyla birlikte kaynak geliştirme konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştık. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; çalışanlar ve gönüllüler için haftalık iş takibi, mahallenin ihtiyaçlarının tespiti, bağışçılar ve fon veren kurumlarla koordinasyon gibi sorumlulukları yerine getirmek üzere Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılanacak. Bu sayede de TTM’nin sürdürebilirliğine katkı sağlanacak. Böylece TTM, bu süreçte mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya, çocuğun öncelikli yararı ilkesince faaliyetler yürütmeye ve çocukların güvenli alan ihtiyacını uzaktan kurulan bağlarla ve mekanizmalarla desteklemeye devam edecek.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Tarlabaşı Toplum Merkezi önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Aslında şöyle söylemek mümkün; hak temelli ve hedef grubu güçlendiren çalışmalar yapmak TTM’nin zaten varlık amacı. Fakat, COVID-19 süreci bize bir kez daha gösterdi ki bu güçlendirici çalışmaları yapabilmek için de hedef grubun temel ihtiyaçlarının dolayısıyla barınma ve sağlıklı bir ortamda yaşama hakkı üzerinden fiziksel ve ekonomik koşullarının da yerine getirilmesi çok önemli.
Yeni dönem çalışmalarımızda bu ikisi nasıl el ele yürüyebilir üzerine düşüneceğiz. Uzaktan eğitim sürecinde gördük ki hanelerde internet erişimi artık olmazsa olmaz. Bu süreçte yürüttüğümüz bir proje kapsamında 10 sayıda haneye internet erişimi sağlanması ve bu sayede TTM çalışmalarının ve uzaktan eğitimin o hanedeki çocuk ve yetişkinler için daha erişebilir olması için çaba gösterdik. Aksi takdirde çocukların erişimlerinin önünde daha da derinleşen bir hak ihlali ortaya çıkıyor.
Bu konuda bir başka örnek ise süreçteki görüşmelerde neredeyse tüm çocuklardan bir talep olarak duyduğumuz, kitap ihtiyacı oldu. Merkezin kapanmasıyla, kitaba en rahat erişebildikleri yer olan TTM kütüphanesine de erişemez oldular. Bu talep doğrultusunda çeşitli yayınevleri ile iş birliği içinde 100 sayıda haneye yaklaşık 490 adet kitap dağıtımı yaptık. Aslında bu çalışma, COVID-19 sürecinden önce TTM’nin yaptığı bir şey değildi hatta çocukların merkeze geliş gidişlerini ve ilişkilerini kuvvetlendirmesi için kitap takasını önemsiyorduk. Ama bir toplum merkezinin değişen ihtiyaçları görmesi ve buna göre yine hak temelli faaliyetler yürütebilmesini de çok önemsiyoruz.
Sürecin belirsizliği devam ediyor. TTM bu süreçte çeşitli araştırma, izleme ve savunuculuk faaliyetlerini yoğunlaştıracak. Tarlabaşılıların haklarına ve çeşitli imkanlara erişebilmesi için kamu ve sivil toplum iş birlikleri kurarak, sürecin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlayacağız.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?
Bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri paylaşmadan kendi duruşumuzu ifade etmeyi önemli buluyoruz. Bizim bu süreçte durumu tespit etmek, görünür kılmak ve hedef grubumuzun eğitim, sağlık, bilgi ve medyaya erişimi ile barınma gibi temel haklarına erişimlerindeki ihlalleri karar vericilere ulaştırmak ve bu konuların savunuculuğunu yapmak için çalışmamız gerekiyor.
Diğer yandan da bir önceki soruda da söz ettiğimiz gibi sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda yeni stratejiler, destekler, güçlendirme çalışmalarına hedef grubun etkin katılımı için gerekli alt yapının sağlanması konusunda bağışçıların ve hibe verenlerin açık olması gerekiyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın bu noktada verdiği hızlı ve esnek destek bizim için çok kıymetliydi.
TTM öncelikle çocuklar için güvenli alan olma amacını güdüyor bir yandan da bu koşulların devamı halinde çocukların bulunduğu ev ortamını güvenli alana dönüştürmek ve bu ortamda çocuklarının haklarının yaşama geçmesi için ihtiyaçları karşılamak gerekiyor.
Eylül ayında okullar açılacak olsa da belirsizlik devam ediyor. TTM’nin fiziksel alanın küçüklüğü ve katılımcıların yoğunluğunu düşünecek olursak, bizim merkeze dönmemiz, riski azaltmak adına sürecin daha iyi gözlemlenmesini ve izlenmesini gerektirebilir. Bu gibi durumlarda, bağışçıların ve hibe veren kuruluşların her kurumu kendi koşulları ve imkanları ile değerlendirmesi çok önemli. Hepimiz için oldukça zor olan bu günleri birlikte ve dayanışma içinde atlatabileceğimize inanıyoruz.

Rengarenk Umutlar Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90’ının internete erişimin olmadığını belirtiyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink bağlantısı ile çalıştığı bölgedeki internet altyapısını güçlendirecek ve çocuklara yönelik faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden devam ettirecek. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ezra Elbistan ile salgın sürecinin derneğin birlikte çalıştığı çocuklar üzerindeki etkisini, bu süreçte çalışmalarına devam edebilmek için geliştirdikleri yöntemleri ve hibe ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen gruplardan biri de çocuklar oldu. Rengarenk Umutlar Derneği olarak, Diyarbakır’ın Sur bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların ve ailelerinin bu süreçten nasıl etkilediğine dair gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

12 Mart 2020 tarihinden beri COVID-19 salgınına karşı alınan tedbirlere uyarak bizler de tüm çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Bu süreçte çocuklarla nasıl bağlantıda kalacağımıza dair kendi içimizde hızlıca bir tartışma yürüttük. Birlikte çalıştığımız 8-16 yaş aralığında yer alan çocukların salgın sürecinde içinde bulundukları ruhsal durumu, fiziki koşullarını, beklentilerini, neler hissettiklerini paylaşabilmeleri için çevrimiçi formlar hazırladık. Forma erişimi olmayan çocuklara ise telefon bağlantısı ile ulaştık.

115 çocuktan aldığımız geri dönüşler, çocukların karantina ve sokağa çıkma sınırlaması başladığında süreci anlamlandırmakta zorlandıkları ve kendilerini güvensiz, endişeli, sıkılmış ve kötü hissettikleri yönünde oldu. Bu süreçte yaşananların, yakın geçmişte güvenlik nedeniyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları (2015-2016) nedeniyle çatışma sürecini anımsatması korkularını ve endişelerini beslemiş, geçmişte yaşadıkları travmayı tetiklemişti. Çocukların, salgın ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalmak, dışarıya çıkamamak ve okula gidememek gibi zorunlu değişimlerden olumsuz etkilendiklerini de gördük. Ayrıca çocukların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde eğitime devam etmek için geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine ya erişemedikleri için ya da EBA yönteminin kendilerine uygun bir öğrenme biçimi olmadığı için takip edemediklerini ifade ettiler.

Çocuk Fonu kapsamında derneğinizle Nisan ayında yaptığımız röportajda, birlikte çalıştığınız çocukların internete erişimi kısıtlı olduğu için bu süreçte çalışmalarınızı telekonferans yöntemi ile devam ettirdiğinizden bahsetmiştiniz. Nisan ayından beri geçen süreçteki deneyimlerinizden yola çıkarak çalışmalarınızı bu yöntemle sürdürmenin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Salgın süreciyle birlikte gelişen yeni ihtiyaçlar doğrultusunda ve bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde yeni yöntem arayışlarımız oldu. Çocukların evde kalmalarını destekleyecek etkinlikler ve aynı zamanda farklı ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturduk. Hazırladığımız programlardan biri de “Telekonferans Psikososyal Destek Çalışması” oldu.

Telekonferans çalışması içinde aileler ve çocuklarla psikososyal destek atölyeleri, sanat atölyeleri, yaşam becerilerini geliştirme çalışmaları ve masal okuma gibi çeşitli faaliyetler yürüttük. Salgının başında ve telekonferans çalışmasının 3. ayının sonunda çocuklardan ve ailelerden aldığımız geri bildirimleri çok yakın bir zamanda kısa bir rapor olarak paylaşacağız. Ancak genel hatları ile çocuklara telekonferans yöntemi ile ulaşmamızın en olumlu yanı, kurduğumuz bağlantının çocukların bu süreçte kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sağlaması oldu. Aynı zamanda, dernek çalışmalarımızı salgına uyumlamak, bu sürecin uzun süreceğini de öngörerek çok erken harekete geçmek ve alternatiflerimizi hızlıca belirleyebilmeyi de olumlu yanlar arasında sayabiliriz.

Çalışmalarımızda en zorlandığımız nokta ise internet ve iletişim araçlarına erişim sınırlılığıydı. Çocukların bu imkanlara ve hizmetlere erişiminin olmaması bizleri de farklı arayışlara yöneltti.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın ve karantina süreci başladığından beri birçok sivil toplum örgütü (STÖ) ve inisiyatif sosyal medya araçları üzerinden çeşitli destek mekanizmaları geliştirdiler. Ancak birlikte çalıştığımız çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde maalesef %90 oranında internete ve dijital araçlara erişimlerinin olmadığı gerçeği ile karşılaştık. Mevcut koşullarda çocuklara ulaşmanın tek yolunun çoklu telefon bağlantısı telekonferans bağlantısı olması nedeniyle tüm çalışmalarımızı telekonferans yöntemine uyarladık. Ancak çocukların bizlerin sadece seslerimizi duyarak sürece adapte olmalarının eksik bir yöntem olduğunu da fark ettik. Çocuklar hem kolaylaştırıcıları hem de arkadaşlarını görmek istediklerini her telekonferans bağlantısında paylaşıyorlardı. Özellikle özlem duygularını sıkça ifade etmeye başladıklarında dernek olarak yeniden bir arayışa başladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan aldığımız hibe desteğiyle Sur ilçesinde yaşayan 115 çocuğun evlerinde sınırsız internet erişimi sağlamak için radyolink sistemi kurmayı amaçladık. 4 mahallenin belli bölgelerine kurulacak olan radyolink vericileri ile çocukların internete erişim sorununu çözüp yukarıda bahsettiğimiz çalışma programını çocukların katılımını artırarak daha etkili, verimli ve sağlıklı şekilde uygulayacağız.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini daha görünür hale getirmesi ve artırması da bekleniyor. Bu durumun çocuk hakları alanındaki yansımaları ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Salgından önce de çocuk haklarının gelişmesi ve korunması ile ilgili çok ciddi eksiklikler ve ihlaller vardı. Sizin de söylediğiniz gibi, salgın bu hak ihlallerini daha fazla görünür kıldı. Mevcut durum zaten çocukların ihtiyaçlarını karşılamazken salgın ile birlikte daha fazla ve çeşitli yetersizlikler oluştu. Özellikle karantina döneminde çocuklara yönelik cinsel sömürü, istismar ve şiddet vakalarında çok ciddi sayıda artış olduğunu STK’ların ve Baroların paylaştıkları raporlardan görüyoruz. Çocuk haklarının tümü açısından durum çok benzer.

Salgın döneminde ve sonrasında çocukların istismar ve ihmalden korunma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, dijital fırsat eşitliği hakkı ve hizmetlere eşit erişim hakkını da içerecek şekilde tüm haklarının etkin şekilde korunması için acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Derneğiniz yakın zamanda düzenlediği kitlesel fonlama kampanyasını başarıyla tamamladı. Bu süreçteki deneyimlerinizden ve Rengarenk Umutlar Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerinden bahseder misiniz?

COVID-19, deprem, göç ve savaş gibi durumlarda, özetle acil destek gerektiren kriz anlarında STÖ’lerin yeni gelişen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar veya iş birlikleri çok kıymetli. Türkiye toplumunun acil gelişen durumlarda hızlıca dayanışma ağı kurabiliyor olduğunu COVID-19 salgınından evvel yaşanan afet veya benzeri durumlarda da gözlemledik.

Dernek olarak geliştirdiğimiz ‘’Telekonferansla Psikososyal Destek Çalışması’’ dijital fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik bir çalışma modeliydi. Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle ihtiyaç duyduğumuz kırtasiye malzemelerini temin etmek ve güvenli bir şekilde çocuklara ulaştırabilmek için kaynağa ihtiyacımız vardı. Tam da bu noktada yapılacak en iyi yöntem bireysel kaynakları devreye sokmak ve kampanya yaparak yeniden bir dayanışma ağı oluşturmaktı. Böylelikle bir kitlesel fonlama platformu olan Fongogo’da başlattığımız ‘Dayanışmanın Ev Hali‘ bireysel bağış kampanyası ile ihtiyaç duyduğumuz kaynağa çok hızlı bir şekilde ulaşmış olduk.

Hedef kitlenin ihtiyaç duyduğu malzemelerin temini ya da hak temelli bir çalışmanın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynak için kitlesel fonlama çalışması artık çok önemli. Bu destek çalışması hedef kitleye ulaşamayan bağışçılar için de iyi bir yöntem. Ancak buradaki kritik mesele kampanyayı başlatan ya da yürütücülüğünü üstlenen STÖ’nün böylesi bir çalışmayı yürütebilmek için sahip olduğu iç kapasite. Nitekim yapılan çalışmanın nitelikli, verimli ve etkili olabilmesi STÖ’ nün sahip olduğu donanımla doğru orantılı.

Kriz zamanlarında STÖ’lerin kendi ihtiyaçları için destek talebinde bulunması, hedef kitlesinin yeni gelişen ihtiyaçlarını hızlıca belirlemesi ve gerekli olan kaynağa ulaşabilmesi çok önemli. Farklılaşan kaynak ihtiyaçları için fon kuruluşlarının da destek modellerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda bireysel destekçilere, ihtiyaçları net ve doğru anlatmak da oldukça önemli hale geliyor.

Son olarak STÖ’lerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için desteklerini çeşitlendiren ve alan açan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ederiz. Bu desteğin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve diğer fon veren kuruluşlara ilham vermesini umuyoruz.