Monthly Archives

Ekim 2020

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Şartlı Hibe

Mültecilere yönelik başta eğitim ve sağlık alanlarında olmak üzere çeşitli güçlendirme çalışmaları gerçekleştiren ve faaliyetlerini İzmir Tepecik’teki toplum merkezinde yürüten Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’ne (Team International Assistance for Integration-TIAFI) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladık.  Bu hibeyi egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocukların ve ailelerinin programdan yararlanmak üzere merkeze ulaşımlarını sağlamak için kullanan TIAFI’nin kurucusu ve başkanı Anne O’Rorke ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Şartlı Destek Fonu kapsamındaki faaliyetlerini ve gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladıkları çalışmaları konuştuk

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’nin (Team International Assistance for Integration-TIAFI) kuruluş hikayesini ve amacını bizimle paylaşır mısınız? Bu amaçlar doğrultusunda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Merhaba ismim Anne O’Rorke, İrlanda’nın güneyinde yer alan Waterford şehrindenim. TIAFI derneğini 2017 yılında savaş sebebiyle eşlerini ya da yakınlarını yitiren kadınlar ve kimsesiz kalan çocuklara destek olmak için kurdum. Kurulduğumuz yer olan Tepecik, genel olarak sosyo-ekonomik olarak daha zorlu koşullarda olan mültecilerin yaşadıkları bir bölge. Tepecik, sahada doğrudan yüz yüze erişim imkanı bulabildiğimiz faydalanıcılarımız olması ve mülteciler ile Türklerin entegrasyonunu doğrudan destekleyebildiğimiz bir konum olması sebebiyle önem arz ediyor.

İzmir’deki merkezinizde mültecilere yönelik birçok faaliyetin yanı sıra Suriye’deki savaş sebebiyle yararlanan ve engelli olan çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon çalışmaları da yapıyorsunuz. Bu çalışmaların kapsamından ve engelli mülteci çocuklarla çalışırken dikkat edilmesi gereken noktalardan bahseder misiniz?

TIAFI Toplum Merkezi kapsamında farklı alanlarda çalışmalar yapıyoruz. Pek çok mülteci çocuk Türkiye’ye savaş sebebiyle yaralı ve engelli olarak ya da ciddi hastalıklar geçirerek sığınıyor. Bu çocukların tedavilerine yönelik sistemsel eksiklikler mevcut, bunlardan biri de fizyoterapi alanı. Kurumumuzda fizyoterapi desteği verilmemesine karşın, çocukların spor salonunda egzersiz ve esneklik programı yardımıyla gelişimlerini destekliyoruz. Çocukların esneklik gelişimlerinin ve günlük egzersizlerden faydalanmalarının onlar için çok değerli olduğu kanısındayız. Bu alanda hibe desteğine ihtiyacımız sürüyor. Destek verdiğimiz çocuklar arasında yürüme engelliler de var. Ebeveynlerinin de eşlik ettiği çalışmalara haftada 69 çocuk katılıyor ve program başarılı şekilde devam ediyor.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini ve bu gruplarla çalışan STK’ların bu dönemde artan ihtiyaçlara cevap verebilmek için çalışmalarını yoğunlaştırdığını görüyoruz. Bu durum birlikte çalıştığınız mülteci toplulukları ve çalışmalarınızı ne şekilde etkiledi?

COVID-19 salgını herkes için yeni bir süreç ve salgının yarattığı yeni bir yoksul kesim söz konusu. Bu kesimin mülteci olanlarının çoğu geçmişte tezgâhta, mutfakta ya da karaborsada 14 saatten fazla çalıştırıldı. Fakat salgın süresinde birçok iş yeri kapandı. Mutfaklarda ve temizlik işlerinde çalışanlar da dahil olmak üzere mültecilerin hayat şartları ağırlaştı. Özellikle yasal şartlar içinde iş bulmaları zorlaştı. Bu söylediğim sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, çoğu ülkede benzer bir durum yaşanıyor. İş olanakları neredeyse yok oldu diyebiliriz. İlave olarak, Türkiye’de bu duruma karşı çok çocuklu aileleri destekleyen bir sistem yok, Avrupa Birliği’nin de bu konuda yeterli desteği sağladığını söyleyemeyiz. Yani yeni yoksul dediğimiz bu kesimin mevcut koşullarda bir kuruş bile geliri yok. Bu kesim için oluşturulacak bir sistem, zaman alacağa benziyor. Bu süreçte çocukların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair endişeler var. TIAFI’ye son 7 ayda WhatsApp ve telefon üzerinden 8.000’in üzerinde kişi müracatta bulundu. Arayanların çoğu yiyecek yardımına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Bu durum bizim için de yeni, geçen sene yiyecek yardımı konusunda bir taleple karşılaşmamıştık. Bu durum bize salgınla birlikte temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir kesimin oluştuğunu gösteriyor. Ayrıca kiralarını ödeyemeyenler de var. Bu sebeplerden ötürü yakın dönemde 2.500’ün üzerinde erzak yardımı gerçekleştirdik. Hibeler aracılığıyla bu programlarımıza devam etmek istiyoruz çünkü acil yardıma ihtiyacı olan yeni bir kesim var.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe ile gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Hibe kapsamında egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocuklara ve ailelerine ulaşım desteği sağladık. Ulaşım desteği sayesinde daha çok çocuğa erişebildik ve daha çok aile de bu destekten faydalanmış oldu.

TIAFI’nin gelecek dönem planlarını ve öncelik vermeyi düşündüğü çalışmaları anlatır mısınız?

TIAFI olarak farklı alanlarda faaliyet gösteriyoruz ve bu alanlara yönelik gelecek planlarımız bulunuyor. Örneğin çocuklar için oyun alanı faaliyetlerimiz devam ediyor çünkü ebeveynleri iş arayışındalar ve bu sebepten ötürü çocuklarını güvenli bir ortamda bırakarak iş aramak için zamana ihtiyaçları oluyor. Günde 230 porsiyon yemek çıkartıyoruz. Suriyeli aşçılar Türk faydalanıcılarımız için yemek hazırlıyor ve dağıtıyor. Bu sayede hem yerel halkı destekliyoruz hem de entegrasyona hizmet ediyoruz. Bunun yanı sıra, erzak paketleri de dağıtıyoruz.

Egzersiz ve esneklik programını geliştirmek istiyoruz. Bunların yanında, merkezimizde bir travma terapisti istihdam etmek ve travma odası kurmak için de çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmaları devam ettirmek için hibe ve diğer desteklere ihtiyaç duyuyoruz.

Eğitim faaliyetlerimiz devam ediyor. Merkezimizde 3 yıldır mülteci çocuklara Türkçe eğitimi veriliyor. Suriyeli öğrencilerin okullaşmalarını destekliyoruz ve onları Türk sınıf arkadaşlarıyla bir araya getirmeye gayret ediyoruz. Okul sonrası derslerimizin, eğitim konusunda ek desteklere ihtiyaç duyan Suriyeli çocuklar açısından çok önemli olduğunu gözlemliyoruz. Geçen sene Türk öğrencilerle Suriyeli öğrencileri bir araya getirdik ve aldığımız sonuçlar çok mutluluk vericiydi. Birlikte çalıştığımız Suriyeli çocuklar öğrenmek istiyor ve ailelerinin tek umudu da çocukların eğitimlerini tamamlaması. Aileleri genel olarak yorgun ve yıkılmış vaziyetteler, tüm hayalleri de çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olması. Bunun için de tek çözümün eğitim olduğunu söyleyebiliriz.

Çocuk Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

Fon 2020 döneminde, COVID-19 salgınının, kontrollü normalleşme sürecinde devam eden tedbirlerin ve ekonomik daralmanın sonuçlarının çocukların hayatlarında ve çocukları destekleyen STK’larda ortaya çıkardığı ihtiyaçların giderilmesine ve çocukların temel haklarına erişimlerinin sağlanmasına odaklanacak. Bu çerçevede STK’ların yenilikçi proje fikirleri veya salgın sürecinin getirdiği değişikliklere uyum sağlama ihtiyaçlarına öncelik verecek şekilde kurumsal gelişimleri desteklenecek.

Fon kapsamında desteklenecek faaliyetlerden örnekler aşağıdaki gibidir.

  1. Çocukların ihtiyaçlarının tespiti ve giderilmesine yönelik faaliyetler,
  2. Çocukların haklarına erişimlerini ve bu hakları kullanmalarını sağlamalarına yönelik faaliyetler,
  3. Çocuk hakları alanında savunu başta olmak üzere faaliyet gösteren kurumlar arasında ortaklık kurma, kamuoyunda farkındalık yaratma, çocukların sosyal içerilmelerini destekleyici iletişim faaliyetleri yürütme ve kamusal politikalara erişimlerini sağlayacak politika geliştirme alanlarında faaliyetler,
  4. Çocukların örgün eğitime erişimlerini, katılımlarını ve okula devamlarını sağlayıcı faaliyetler,
  5. Her türlü şiddet mağduru veya kanunla ihtilaf halindeki çocuklara yönelik sosyal, psikolojik destek faaliyetleri ve / veya bu durumda olan çocuklara vücut bütünlüğünü koruyucu hizmet sunan kişi ve kurumlara yönelik faaliyetler,
  6. Çocukların uzaktan eğitime erişimleri, okul dışı eğitim alanlarının desteklenmesi; okula devam ve sosyal içermeyi destekleyici her türlü gelişim ve güçlendirme faaliyeti (dil kursu, ders tekrarını destekleyici atölyeler, spor ve kültür sanat etkinlikleri, serbest zaman faaliyetleri, vb.)
  7. Çocukların teknolojik okuryazarlığını geliştirici faaliyetler,
  8. Madde bağımlılığı olan çocuklara yönelik koruyucu/önleyici faaliyetler, rehabilitasyon ve yaşama tutundurma destekleri,
  9.  Çocukların çalışma çağına geldiklerinde ekonomik bağımsızlıklarını sağlayabilecekleri donanımlara ulaştırıcı bilgi ve beceri faaliyetleri,
  10. Çocukların bilgilerini ve becerilerini geliştirmeyi destekleyen, mesleklere yönlendiren faaliyetleri
  11. Çocukların yaşam becerilerini geliştirici faaliyetler,
  12. Devlet koruması altında olan ya da devlet koruması altında olmayıp yaşamını ebeveynsiz idame ettirmek zorunda kalan çocuklarla ilgili faaliyetler
  13. Yan faaliyet olarak sunulabilecek – proje süresince çocuklar üzerindeki etkileri ortaya çıkabilecek faaliyetler dahil (çocuklara hizmet sunumu yapan personel ile ilgili yapılacak çocuk odaklı faaliyetler, vb.) – faaliyetler.
  14. Yukarıdaki maddeler dışında kalan ancak benzer alanları içeren ve çocuklara yönelik uygulanan doğrudan veya yan faaliyetler.
  15. 1 – 13 maddelerini kapsayacak biçimde faaliyet gösteren STK’ların kurumsal gelişimlerinin desteklenmesi.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar ve kooperatiflerle diğer kar amacı gütmeyen (üniversitelerin ilgili merkezleri, vb.)
  • En az bir senedir bir tüzel kişiliğe sahip olup sahada aktif olarak çalışan,
  • 2019 yılı gelirleri 30.000 TL’den fazla ve 1.500.000 TL’den az olan (tüm bağışlar, faiz gelirleri ve kayıt altına alınmış ayni bağışlar dahil olacak biçimde)
  • Çalışmalarının odağı çocuk hakları, çocukların refahı ya da çocuk alanında yapılan çalışmalar olan ve bu çerçevede çalışmalar yapmış olan kuruluşlar

Çocuk Fonu’na başvuru yapan STK’lar fondan en fazla 75.000 TL talep edebilirler. Başvuru yapmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 6 Kasım 2020 Cuma günü saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Çocuk Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) buradan ulaşabilirsiniz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’LAR belirlendi. Fon kapsamında 7 STK’ya toplam 483.000 TL hibe vereceğiz.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve yapacakları çalışmalara ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür): Eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yapan Mardin Kültür Derneği, gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve pozitif sosyal değişim yaratmayı hedefliyor. Fon kapsamında 75.000 TL hibe desteği sağladığımız Mardin Kültür, salgın döneminde kültür-sanat aktivitelerine ve eğitimine erişimi kısıtlanmış Mardinli gençlerle, tiyatro klasiklerini dijital bir eğitim içeriği olarak paylaşmayı ve bu konuda gençlerle birlikte içerik üretmeyi amaçlıyor.

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği (Pembe Hayat): Ankara’da faaliyet gösteren Pembe Hayat, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim alanında LGBTİ+ bireylere yönelik hak temelli çalışmalar gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 69.000 TL hibe sağladığımız dernek, Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesi kapsamında salgın etkisiyle üretim alanları ve geçim kaynakları daralan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri güvenli bir dijital alan yaratarak dayanışmayı destekleyen çalışmalar yapacak.

Performans Araştırmaları Derneği: Kurucusu olduğu Tiyatro Medresesi kapsamında atölye çalışmaları, tiyatro kampları, paneller ve konferanslar düzenleyen ve ev sahipliği yaptığı araştırma ekipleriyle hem amatör hem de profesyonel tiyatrocular için bir gelişim merkezi olmayı hedefleyen Performans Araştırmaları Derneği’ne, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’nun finansmanı ile 55.000 TL hibe desteği sağlayacağız. Bu hibeyle Tiyatro Medresesi Çevrimiçi Kış Okulu projesini hayata geçirecek olan dernek, proje kapsamında düzenlenen atölyelerin ve kurulan ilişkilerin salgın döneminde de devam etmesine, yaygınlaşmasına ve aynı zamanda kayıt altına alınıp bir arşiv oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapacak.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği (Performistanbul): Performans sanatı disiplinini geliştirmek üzere kurulan Performistanbul, Türkiye’de performans sanatını temsil eden ve sanatçılarını kendi bünyesinde toplayan bir kurum olmaması, eğitim sistemi içerisinde performans sanatına dair bölüm ya da ders bulunmaması, bu alanda yeterli Türkçe kaynağın olmaması, finansal ve hukuksal altyapı eksikliği gibi konularda çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 59.000 TL hibe sağladığımız Performistanbul, Evde CANLI Kal – Ev Performansı Serisi kapsamında, herkese açık çevrimiçi performans programları oluşturacak ve bu sürecin çevrimiçi arşiv ve dokümantasyonunu yaparak performans sanatçılarının kendi pratikleri üzerinden içinde bulunduğumuz döneme ve bu dönemin yarattığı travmaya nasıl bir cevap oluşturduklarına dair kapsamlı bir araştırma ve çalışmalar yapacak.

S.S Semaver Kültür Sanat Eğitim Yayıncılık Hizmet Üretim Pazarlama ve İşletme Kooperatifi (Semaver Kumpanya): Sanatsal üretimi ve aktiviteleri şehir merkezinden uzağa taşımak ve bu yolla sanata sınırlı erişimi olanların da sanatsal faaliyetlerden faydalanmalarını sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Semaver Kumpanya, Kocamustafapaşa’daki sahnesinde tiyatro oyunları sahneliyor ve tiyatro atölyeleri düzenliyor. Fon kapsamında 75.000 TL kurumsal hibe sağladığımız Semaver Kumpanya kira giderlerini karşılayarak sanat üretimini salgın döneminde de sürdürülebilir kılmayı hedefliyor.

Tiyatro Kooperatifi: İstanbul’da 60 özel tiyatro üyesi bulunan Tiyatro Kooperatifi, özel tiyatroların sesi olmak; sanatın kamusal bir hizmet olduğu gerçeğiyle sektörel sorunlara kalıcı yasal çözümler bulmak; sektördeki tüm üretim ve uygulama süreçlerini iyileştirmek ve profesyonelleştirmek amacıyla savunuculuk ve kapasite geliştirme çalışmaları yapıyor. Turkey Mozaik Foundation ortak finansmanı ile 75.000 TL hibe sağladığımız Tiyatro Kooperatifi, bu hibe ile Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini gerçekleştirecek. Proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde hem ekonomik hem de sosyal açıdan sürdürülebilir ve güçlü bir sanat hayatını tesis etmek amacıyla özel tiyatroların kültürel kalkınma modeli ile sosyal kooperatifler kurularak desteklenmesi ve bu kooperatiflerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için kapasite geliştirme ve savunuculuk çalışmaları yapılması planlanıyor.

Yükleniyor (Loading) Çağdaş Sanat Derneği: Diyarbakır’da faaliyet gösteren dernek, sanatçıların düşünce, üretim ve proje aşamalarında karşılaştıkları sorunları konuşarak çözmek, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinden bugüne gelen güncel sanat pratiklerini arşivlemek ve Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığı ile etkileşimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Fon kapsamında 75.000 TL kurumsal destek sağladığımız Loading, mevcut faaliyetlerini salgın döneminde sürdürebilmek için çevrimiçi araçlar satın alarak bu alandaki kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.

Filmmor Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Uncategorized

Kadınların sinema ve medya çalışmalarına katılımını artırmak, üretim alanlarını geliştirmek ve bu alanlarda kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlamak amacıyla çalışan Filmmor Kadın Kooperatifi (Filmmor) Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladık. Hibe kapsamında idari işler sorumlusu ve iletişim sorumlusu olmak üzere iki çalışan istihdam eden Filmmor, iç iletişimini ve organizasyon yapısını güçlendirmek için çalışmalar yaptı. Filmmor İletişim Danışmanı Hülya Uğur Tanrıöver ile hibe kapsamında derneğin odaklandığı kurumsal gelişim alanlarını, bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirilen Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ni ve Filmmor’un gelecek planlarını konuştuk.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Filmmor’un kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız?

Kurumsal kimlik ilkeleri oluşturduk ve tüm üyeler, çalışanlar, danışmanlar, gönüllüler tarafından benimsenmesi için rutin toplantılar gibi iç iletişim çalışmaları gerçekleştirdik. Kurumsal iletişim konusundaki temel eksiklerimizi belirledik ve giderilmeleri için gerekli çalışma ve takvimin yapılmasına odaklandık. Belirlediğimiz temel eksiklerimiz ise iç iletişim,
iş tanımları, iş akışları ve görsel kimlik konularında oldu.

Filmmor’un Kurumsal Destek Fonu kapsamında geçirdiği süreci değerlendirdiğinizde, kendiniz için belirlediğiniz kapasite gelişim hedeflerine ne ölçüde ulaştığınızı düşünüyorsunuz? Kurumsal bir hibe almanın çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu?

Belirlediğimiz kapasite gelişim alanlarında hedeflerimizin gerçekleşmesi için uzman desteği aldık. Kurum arşivi oluşturma ve iç iletişim konusunda ihtiyaç duyduğumuz sekretarya hizmetine Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığımız hibe sayesinde ulaşabildik.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu görüyoruz. Bu durum Filmmor’un çalışmalarını ne şekilde etkiledi? Bu dönemde faaliyetlerinize devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Filmmor, salgının ilan edilmesinin hemen ertesinde alınan tedbirler nedeniyle evlere kapanan tüm takipçilerine yönelik olarak “Filmmor Online” adıyla, daha önceki yıllarda gösterilen filmlerden bir seçki yaparak, yıllık programında yer almayan bir etkinlik düzenledi. Kısa sürede Türkiye ve diğer ülkelerden ortaklarımız olan kurum ve kişilerin açık erişim izni vermesiyle film gösterimleri ve Instagram hesabımız üzerinden söyleşiler düzenlendi. Ofis düzeninden evde çevrimiçi çalışma düzenine geçişimiz, tarihleri ilan edilmiş film festivalimizden 3 gün önce netleşti ve bu yüzden festival ileri bir tarihte çevrimiçi olarak düzenlendi. Bunun için teknik altyapı, yazılım desteği ve danışmanlık hizmetleri alındı. Çalışanlarımızın çevrimiçi çalışma düzenine uyum sağlayabilmeleri için ek teknik destek gerekli oldu. Ayrıca dijital araçların kullanımı açısından eksikleri olan çalışanlarımıza yönelik olarak kurum içi bilgilendirme ve beceri kazandırma çalışmaları yapıldı.

Film gösterimleri, paneller, forumlar ve söyleşilerden oluşan 18. Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ni bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiniz. Bu seneki festivalden öne çıkanları ve çevrimiçi festivalin olumlu/olumsuz yönlerini bizimle paylaşır mısınız?

Çevrimiçi olmasına karşın 18. Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali, öngörülen etkinliklerin tamamına yakınını sunabildi. Genel değerlendirmede çevrimiçi festivalin olumlu yanları olumsuz yanlarından fazlaydı.

Festivalin çevrimiçi olmasının temel olumsuz yanı hem İstanbul hem de “gezici” gösterimlerde farklı kesimlerden kadınlarla yüz yüze buluşma ve fiziksel etkileşim olanağının bulunmaması oldu. Bu yıl Galatasaray Üniversitesi Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEDİAR) ve Fransa merkezli Hescale ile ortak olarak düzenlemeyi planladığımız uluslararası akademik konferans ve söyleşilerden oluşan etkinliğimizi, çok farklı ülkelerden katılımcıların teknik uyumlanma sorunları nedeniyle yapamadık. Sayıları çok olmasa da birkaç film gösteriminin dağıtımcısı ve yönetmeninin çevrimiçi gösterimi tercih etmemesinden ötürü iptal edilmesi de olumsuz etkiler arasındaydı. Buna karşılık, festivalin çevrimiçi yapılması coğrafi açıdan çok daha geniş bir kitleye ulaşmamızı sağladı. Bir örnek vermek gerekirse, festival mekanlarına gitmekte sorun yaşayan 60 yaş üzeri kadınlar, çevrimiçi festivale katılabildiler. Bu durumdaki birçok kadın, gönderdikleri mesajlarda ve sosyal medya paylaşımlarında “ilk kez” Filmmor’a katılabildiklerinden dolayı mutlu olduklarını belirttiler.

Panel ve söyleşiler açısından da çevrimiçi festival bize yeni olanaklar sundu. Farklı şehirlerden kadınları bir araya getirdik. “Yerelde kültür sanat üreten kadınlar” konulu panelimizde, normal koşullarda gitmeyi planladığımız 6 ilden kadınlarla buluştuk. Bütçe veya mesafe sorunları gibi nedenlerle festivale katılamayacak olan yönetmenlerle izleyicileri çevrimiçi yöntemler sayesinde buluşturduk.

Filmmor’un gelecek dönem planlarından bahseder misiniz? Önümüzdeki dönemde hangi alanlarda, ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Salgın koşulları uzun süre kapalı mekanlarda etkinlik yapmaya el vermeyecek gibi göründüğünden 2021 festivalinin de çevrimiçi platform üzerinden yapılması düşünülüyor. Yine çevrimiçi olarak sürdürülen Dijimor: Feminist Dijital İletişim Atölyesi, Filmmor’un ana işlerinden biri olmaya devam edecek. Salgın ile birlikte dünyanın dijital yöntemlere odaklandığı bu dönemde Youtube gibi mecralardan kendi iletişim alanlarımızı kurmak gibi planlarımız var.

Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Kurumsal Destek Fonu

Hıza ve tüketime dayanmayan, insanlara veya diğer canlılara zarar vermeyen ve geleneklerin, tarihin, doğanın, yerel üretimin korunduğu daha iyi bir yaşama inanan Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği (Yavaş Yaşam) doğal, kültürel, kentsel ve tarihi dokunun korunması, kırsal ve kentsel sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi ve yeniden kullanımın teşvik edilmesi için çalışmalar yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız Yavaş Yaşam iletişim kapasitesini güçlendirmek üzere bir iletişim koordinatörü istihdam etti ve bu amaçla çalışmalar yürüttü. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Metin Şavural ve İletişim Sorumlusu Dilara Filizler kurumsal hibe ile gerçekleştirdikleri çalışmaların derneğe katkılarını, salgın döneminde yürüttükleri faaliyetleri ve derneğin geleceğe dair planlarını konuştuk.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Yavaş Yaşam’ın kurumsal gelişimi için hangi alan ve konulara odaklandınız?

2019 Kurumsal Destek Fonu sayesinde bir iletişim sorumlusu istihdam ettik ve 11 ay boyunca birlikte çalıştık. Bu süreçte üyelerimiz, paydaşlarımız ve destekçilerimiz için aktif iletişim çalışmaları yürüttük. Derneğimizin kurumsal hibe desteği sayesinde oluşturduğu iletişim stratejisini bu süreçte uyguladık ve bu sayede belli bir kitlenin ‘’yavaş yaşam’’ akımına olan talebinin oldukça fazla olduğunu gözlemledik. Aktif sosyal medya kullanımı, görünürlük için düzenli faaliyet takvimi oluşturmak, aramıza yeni katılan destekçi ve takipçilerimize bu zamana kadar yaptığımız etkinlikleri ve çalışmaları aktararak, teoride ve pratikte, vizyon ve misyonumuzu gözler önüne sermek bizi geliştirdi. Bu süreçte, biz çağrıda bulunmadan derneğimizde hem proje bazlı hem de derneğin her türlü faaliyetine yönelik gönüllü olarak çalışmak isteyen kişilerle tanıştık. İletişim hayatımızın her alanında var; önemli olan bunu doğru ve anlamlı bir şekilde kurabilmekti. Kurumsal Destek Fonu sürecinde de bu eksiğimizi kapatarak, yeni iletişim ağları kurduk ve derneğimizin görünürlüğünü artırdık.

Yavaş Yaşam’ın Kurumsal Destek Fonu kapsamında geçirdiği süreci değerlendirdiğinizde, hedeflerinize ne ölçüde ulaştığınızı düşünüyorsunuz? Kurumsal bir hibe almanın çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu?

Gerek derneğimizi geliştirmek gerekse bireysel olarak alanımızda gelişmek ve yeniliklerden haberdar olmak için yapılan toplantı ve eğitimlere derneğimizin iletişim sorumlusu ekip arkadaşımız katılım gösterdi. Derneğimizin yönetim kurulu üyelerinin profesyonel çalışma hayatları zamanlarının büyük bölümünü alıyor. Bunun için profesyonel bir çalışanın işleri koordine etmesi, aksayabileceğini düşündüğümüz tüm faaliyetlerimizin planlı bir şekilde ilerlemesini sağladı. Gönüllüler, destekçiler ve paydaşlar bir derneğin sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen unsurlar olsa da idari işler konusunda bir çalışanın olması daha kontrollü şekilde hareket etmemize katkı sundu.

Derneğimiz, yavaşlık felsefesinin hayatın her alanında olabileceğini göstermek amacıyla faaliyetler yürütüyor. Hali hazırda var olan yavaşlık akımlarının dışında hayata iyilik ve sakinlik getirebilecek her türlü girişimin bizim için bir anlamı olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden gerek sosyal medya paylaşımlarımızda gerekse yaptığımız kampanya ve projelerimizde bunları öne çıkartıyoruz. Bu süreçte de bu misyonu benimseyen ve bu yönde çalışan bir takım arkadaşımızın olması, dernek içinde yeni bir soluk oldu ve fikirlerin ortaya çıkmasını sağladı. Kurumumuzun daha iyi bir hale gelmesi ve eksikliklerini gözlemleyip bu yönde iyileştirici bir program hazırlanması çok önemliydi. 2019 Kurumsal Destek Fonu sayesinde kurumsal gelişimimiz için önemli bir adım atmış olduk.

Ağustos ayında yavaşlık hareketinin ebeveynlik alanında yansımaları üzerine odaklanan Yavaş Ebeveynlik projesine başladığınızı duyurdunuz. Bize bu projenin amaçlarından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yavaşlık hareketinin ebeveynlik alanında varlığını göstermek ve 6-10 yaş arası ilköğretim çağındaki çocuk sahibi ebeveynlerin salgın sürecinde neler yaşadıklarını tespit etmek amacıyla ‘’Yavaştan Ebeveynlik’’ projesini hazırladık. Ekim itibariyle tamamlayacağımız projemizde amacımız, dünyadaki bu değişimle birlikte hayatlarımızın birçok alanına yavaşlık hareketinin girmesiyle çocuk yetiştirme ve aile düzeni kapsamında yeni bir bakış açısı kazandırmak oldu. Aslında ‘’yavaş ebeveynlik’’ birçoğumuza uzak olmayan, yakın dönemde sıkça duyduğumuz bir akım. Salgın süreci bu akımı hayatlarımıza adapte edebilmeyi hızlandırdı fakat ailelerin bunu yürütebilmek konusunda belli sıkıntılar yaşadığını gözlemledik. Örneğin, erkeklerin ev içi sorumluluğunun 4 katına çıktığı gözlemlense de kadınların ev içi sorumluluklarının 5 katına daha çıkması aile içi yaşanan sorunların git gide arttığını gösteriyor. Çocuk sahibi ailelerin hem kendine hem de çocuklarına yetebilirlik ve yapabilirlik durumunu sorguladığı bu süreçte hazırladığımız anket aracılığıyla aslında yalnız olmadıklarını göstermek istiyoruz. Bu kapsamında bir rapor ve en çok karşılaşılan problem başlıklarında modüller hazırlamaya başladık. Hazırlayacağımız kısa animasyon videolarla da çalışmamızı kitlelere duyuracağız.

COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan tedbirler çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Bu dönemde faaliyetlerinize devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

16 Mart 2020 itibarıyla çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Sürekli saha çalışması yürütmeyen bir dernek olarak bizi bu açıdan kötü etkilemedi, aksine hayat akışı yavaşlamaya başlayınca kendi içimize dönmek ve rutin olarak yaptığımız hatta sıkıcı bulduğumuz birçok şeyin aslında hayatlarımıza ne kadar renk kattığını toplum olarak gözlemledik. Dijital platformlar üzerinden paylaşımlarımız arttı, YouTube ve Medium hesapları açtık. Salgın dönemi başlangıcıyla İzmir’de faaliyet gösteren ve hak temelli çalışmalar yürüten derneklerle bir iletişim grubu kurduk ve Nisan ayında ilk toplantımızı yaptık. Birbirimizi motive etmek ve ilham olmak açısından oldukça kıymetli bir harekete geçiş olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda salgın dönemi süresince canlı yayın yapmak çok popülerleşti, bu süreçte birçok inisiyatif ve kurumla canlı yayınlara konuk olduk. Paylaşımlarımızda çözüm odaklı yaklaşmaya çalıştık çünkü bu süreçte hedef kitlemiz ‘’Ne yapabiliriz?’’ diye bize sorular sormaya başlamıştı. Ev içerisinde yapabileceğimiz faaliyetler, kişisel gelişim, dijital alanda dayanışma ağları kurmak gibi alanlarda çalışmalar yürüttük. Böylece yalnız olmadığımızı, bu zorlu süreci birlikte aşabileceğimizi gösterdik.

Yavaş Yaşam’ın gelecek dönem planlarından bahseder misiniz? Önümüzdeki dönemde hangi alanlarda, ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çalışıyor. Bunun gerçekleşmesi için sivil toplum kuruluşlarının (STK) desteklenmesi ve desteklenebileceği araçlar oluşturulması stratejik planımızda yer alıyor. Önümüzdeki süreçte bu hedefe odaklanarak ve yerel yönetimlerle iş birliği yaparak İzmir’de STK Kaynak ve Kuluçka Merkezi kurmayı planlıyoruz.

Bunun yanında 2021 yılında İzmir’deki genç veya göçmen edebiyatçıların kapasitesine geliştirmek amacıyla Manchester Üniversitesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ortaklığıyla bir proje gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Proje sonunda yerel edebiyatçıların bir araya gelebilecekleri veya bireysel olarak kullanabilecekleri bir edebiyat merkezi kurmayı hedefliyoruz.

Köy Okulları Değişim Ağı Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Kurumsal Destek Fonu

Çoğu zaman dezavantajlı olarak görülen kırsal kesimdeki okullara bütünsel ve kaliteli eğitim sağlamak için öğretmenleri ve diğer paydaşları güçlendirmek ve bu konudaki iyi uygulamalar yaygınlaştırmak amacıyla çalışan Köy Okulları Değişim Ağı (KODA), Kurumsal Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız hibe sürecini tamamladı. KODA, hibe desteğini iletişim ve kaynak geliştirme kapasitesini güçlendirerek finansal sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla kullandı. Derneğin İletişim ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Menekşe Canatan ile Kurumsal Destek Fonu kapsamında yaptıkları çalışmaların salgın sürecindeki etkilerini, yeniden yüz yüze eğitime başlanırken öğretmenlere sağladıkları destek mekanizmalarını ve köy okullarını güçlendirmek için salgın sürecinde öğretmenlerle ve muhtarlarla olan çalışmalarını konuştuk.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile hangi kapasite gelişim başlığında, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu kurumsal desteğin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu?

Kurumsal Destek Fonu’ndan hibe alarak KODA’nın finansal sürdürülebilirliğine yönelik iletişim ve kaynak geliştirme çalışmaları yürüttük. İlk etapta altyapı hazırlığı ve süreç planlaması yaptık. Ardından aldığımız mentor desteği ile ağırlıklı olarak iç ve dış iletişim çalışmaları yürüttük, kurumsal ve bireysel bağışçı kazanımına yönelik planlamalar ve çalışmalar da yaptık.

Sürdürdüğümüz faaliyetleri düzenli olarak sosyal medya kanallarımızda paylaşarak 2019 döneminin ağırlıklı faydalanıcıları olan köy öğretmenleriyle iletişimimizi güçlendirdik, böylece daha fazla köy öğretmenine ulaşabildik. Sosyal medya mecralarımızda takipçi sayılarımızı ve etkileşim oranlarımızı artırarak, dijital reklam kampanyaları düzenleyerek ve aylık düzenli haber bülteni hazırlayıp paylaşarak hem bireysel bağışçı kazanmaya hem de KODA’nın bilinirliğine yönelik bir temel oluşturduk. Öte yandan aldığımız mentor desteği sayesinde kısa ve orta vadede iletişim ve kaynak geliştirme çalışmalarımız için KODA’nın büyüyen ve gelişen yapısını da gözeterek bir yol haritası belirledik.

COVID-19 salgını nedeniyle okulların kapanması ve uzaktan eğitime geçilmesi ile eğitime erişimdeki eşitsizlikler daha da görünür hale geldi. COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerin köy okulları açısından nasıl etkileri oldu? Birlikte çalıştığınız öğretmenler, eğitimciler ve çocuklar bu süreçten nasıl etkileniyor?

Köy öğretmenleriyle ve Milli Eğitim Müdürlükleri ile yaptığımız görüşmelerde tespit ettiğimiz sorunların başında internet ve teknolojiye erişimdeki zorluklar geliyor. Kırsal bölgelerdeki internet altyapısındaki yetersizliklerin yanında aileler Zoom ve Whatsapp gibi uygulamaları kullanmakta zorlanabiliyor. Bunun yanında EBA TV’de (Eğitim Bilişim Ağı) günde sadece iki kez aynı yayının gösterilmesi çok çocuklu evlerde bazı çocukların EBA TV’den de faydalanamamasına yol açabiliyor.

Karantina süreci boyunca köy muhtarlarına telefon ile ulaşarak köylerindeki çocukların eğitim ve sağlık durumlarına dair ihtiyaç tespitleri yaptık. Bir yandan da öğretmenlerin yaşadıkları sorunları belirlemek için ağımızdaki köy öğretmenleriyle düzenli anket çalışmaları yürüttük. Bu çalışmalar neticesinde tespit ettiğimiz en kritik konulardan biri de öğretmen-aile iletişimi konusu oldu. Bu süreçte öğretmenin, öğrencilerinin ihtiyaçlarını ve imkanlarını doğru tespit etmesi ve öğrencinin sınırlı internet paketini göz önüne alarak dosya paylaşımı yerine WhatsApp üzerinden metin paylaşması gibi uygun çözümler geliştirerek öğrencilerine ulaştırması gerekiyor. Öğretmenlerin, çocukların akademik gelişimlerinden çok bütünsel gelişimlerine yönelik içerikler paylaşmaları ve öğretmenlerin bu içeriklere pratik ve güvenilir kaynaklar sayesinde ulaşabilmeleri, salgına ve korunma yöntemlerine dair çocukların ve ailelerin doğru bilgiye ulaşmaları, öğretmenlerin kendi motivasyonlarını koruyabilmeleri, birbirlerinin deneyimlerinden daha sık faydalanmaya ihtiyaç duymaları da bu sürecin kritik konuları arasında yer alıyor.

KODA salgın sürecinde de aktif olarak çalışan sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Derneğiniz çalışmaları bu süreçte alınan tedbirlerden ne şekilde etkilendi? Bu dönemde hangi yöntemleri kullanarak, ne tür faaliyetler gerçekleştirdiniz?

Şimdiye dek KODA olarak yaptığımız tüm çalışmalarda köylerle ve oradaki çocuklarla olan organik bağımız köy öğretmenleriydi. Karantina süreci başladığında görev aldığı köy dışında yaşayan pek çok öğretmen memleketlerine döndü. Bu durum bizi köylerde yaşayan çocukların hem sağlık hem de eğitim durumları hakkında bilgi alabilmemiz için yeni arayışlara yönlendirdi. Çoğunluğu karantina altında olan köylerin muhtarlarına telefon aramaları yaparak bir yandan oradaki ihtiyaçları tespit ederken diğer yandan da ihtiyaçlara yönelik bulduğumuz çözümleri paylaştık. Tüm bu çalışmaları yürüttüğümüz; deneyimli köy öğretmenleri, eğitmenler ve KODA Ekibi’nden oluşan bir Çözüm Masası kurduk. Çözüm Masası’nda salgın süresince kırsal bölgelerde alınması gereken tedbirleri, öğretmenlerden aldığımız iyi uygulama örneklerini ve çeşitli eğitim platformlarında ve Milli Eğitim Müdürlüklerinin internet sitelerinde bulunan kaynakları bir araya toplayarak öğretmenler ile paylaştık.

Süregiden çalışmalarımızdan Öğretmen Toplulukları ve Çocuk Atölyeleri, yeni ismi ile Köye İlk Adım, programlarımızı çevrimiçi olarak yürüttük. Öğretmenlerle ve öğretmen adaylarıyla karantina süreci de dahil olmak üzere düzenli çevrimiçi buluşmalar ve eğitimler yaptık. Birleştirilmiş sınıf okutan köy öğretmenlerine yönelik eğitici eğitimlerimizi çevrimiçi ortamda buluşmalar ile sürdürdük. Bunun yanında yine köy öğretmenlerine yönelik dijital eğitim içerikleri hazırladık. EBA üzerinden tüm öğretmenlerin erişimine açılan içeriklerimize dair öğretmenlerimizden çok olumlu geri dönüşler almaya devam ediyoruz.

İnternete erişimi kısıtlı olan çocuklar için hem bütünsel gelişimlerine destek sunan hem de okuma-yazma ve problem çözme gibi becerilerini geliştiren sesli hikaye içerikleri geliştirdik. KODA’nın mentor öğretmeni Gülsüm Duman tarafından tasarlanan Tipoti, Galima ve Pako’nun Maceraları isimli 25 bölümlük ve her bölümü yaklaşık 20 dakikalık ses kayıtlarından oluşan içeriğimizi gönüllülerimiz ve ekibimiz ile birlikte hazırladık. Bu ses kayıtlarında salgın süresince evde bulunan malzemeler ile uygulanabilen, takas ve yeni malzeme alımı gibi riskli durumları gerektirmeyen etkinlik uygulamaları da bulunuyor. Öğretmenlerin bu sesli içerikleri öğrencileri ile kolaylıkla paylaşabilmeleri için hem yüksek ses kaliteli versiyonlarını Youtube kanalımıza yükledik hem de daha düşük internet kullanımı ile paylaşmaya yönelik MP3 formatında KODA’nın internet sitesine yükleyerek paylaştık.

Özellikle karantina süreçlerinde hareket alanı kısıtlanan çocukların sanat, dans, müzik ve drama yoluyla desteklenebilmesi için Renklerin Dansı isimli bir çalışma daha hazırladık. Dansçılar, müzisyenler, drama ve tiyatro sanatçıları ile birlikte hazırladığımız bu çalışmada toplamda 10 adet olacak video içeriklerini üretmeye başladık.

Öte yandan kırsalda eğitimin diğer paydaşlarını da bu sürece dahil edebilmek için muhtarlar ile bir bilgi iletişim ağı kurmaya yönelik yeni bir projeye başladık. Bu proje kapsamında 3000 adet köy muhtarının aranarak WhatsApp gruplarına dahil edilmesi ve salgın döneminde sağlık ve eğitim konularında yine hem ihtiyaçların tespitine hem de bu ihtiyaçlara yönelik ürettiğimiz içeriklerin ulaştırılmasına dair çalışmaya başladık.

Temmuz ayı başında Kırsalda Eğitim Konferansı’nı düzenledik. Köy öğretmenlerinin katılımı ile gerçekleşen ve 2 gün süren konferansın sonuç raporunu hazırlayarak internet sitemizden paylaştık ve sosyal medya mecralarımızdan duyurduk.

Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Kurumsal Destek Fonu sayesinde başladığımız iletişim çalışmalarımız, salgın sürecinde yaptığımız çalışmaları daha fazla köy öğretmenine ulaştırabilmemizi sağladı. Dijital iletişim ve sosyal medya etkileşimi tüm çalışmaların yürütülebilmesi için salgın sürecinin en kritik konuları arasındaydı. Aldığımız hibe desteği ve mentorluk sayesinde iletişim çalışmalarına dair hazırlıklı oluşumuz, salgın sürecinde yaptığımız çalışmaları hızlandırmamız ve derinleştirebilmemiz açısından bizlere büyük bir ivme kazandırdı. Buradan bir kez daha hem Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’na hem de Mozaik Foundation’a içten teşekkürlerimizi sunarız.

İçinde bulunduğumuz dönem de dahil olmak üzere kurumsal kapasite geliştirme yönünden gündemimizde; ikinci faz olarak tanımladığımız, finansal çeşitlilik ve KODA’nın çalışmalarının öğretmenlerin yanında kamuoyunda da bilinir ve görünür olmasına yönelik çalışmaları yürütmek bulunuyor.

Yakın zamanda yayınladığınız Okula Dönüş Kitapçığı ve Etkinlik Önerileri Kitapçığı hakkında bilgi verir misiniz? Bu yayınlar hangi ihtiyaçtan doğdu ve hangi konulara değiniyor?

Uzaktan eğitimin yanında 21 Eylül’de başlayan kademeli yüz yüze eğitime yönelik öğretmenlerin okula dönüş sürecini kolaylaştırmak, öğretmenler arası dayanışma ve motivasyonu güçlendirmek amacıyla çevrimiçi ortamda Okula Dönüş Buluşmaları düzenledik. Öğretmenler ile bir araya geldiğimiz ve 5 gün boyunca devam eden çalışmada; duygularımızı fark etmekten, müzik ve hareket ile buluşmaya; danstan, nefes ve farkındalık çalışmasına; öğretmen ve öğrencinin duygusal ve pedagojik adaptasyonundan, pozitif sınıf iklimi geliştirmeye; bilgi teknolojilerinden, öğretmen deneyimlerini duymaya uzanan dolu dolu bir buluşma serisi gerçekleştirdik.

Kademeli yüz yüze eğitim sürecine dair önerilerimizi içeren Okula Dönüş Kitapçığı’nda etkinlik ve görüşme formu örneklerinin yanında öğretmenlere ait bir çok sorunun cevabı da bulunuyor: Çocuklar bu süreçte neler hissetmiş olabilirler?, Kaygı düzeyi yüksek çocuklarla nasıl iletişim kurmalıyım? , Ebeveyn ile görüşmeler yapılırken sorulabilecek örnek sorular neler?, Köy okullarında görev yapan öğretmenler uzmanlara nasıl ulaşabilirler?, Sınıfımda neler yapabilirim?, Öğrencilerimin sorularına nasıl yanıtlar verebilirim?, Yüz yüze eğitimin ilk günü neler yapmalıyım?

Bu kitapçığa ek olarak hazırladığımız Etkinlik Önerileri Kitapçığı’mızda ise yüz yüze eğitim sürecinde çocukların gelişimsel süreçlerini destekleyen, sosyal mesafe kurallarına uygun etkinlik önerileri bulunuyor.

Yüz yüze eğitimin başlangıç tarihi ile ilgili tartışmaların devam ettiği bu dönemde geleceğe ilişkin belirsizlikler de devam ediyor. Bu dönemin belirsizliği ve ortaya çıkardığı ihtiyaçlar da düşünüldüğünde, KODA’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

KODA olarak temel amacımız köylerde çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek. Köyde yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu güçlendirmenin yolu da çocuğun içinde bulunduğu eğitim ekosisteminin paydaşlarını güçlendirmekten geçiyor. Köy öğretmenlerinin yanında aileler, muhtarlar, köydeki gençler gibi diğer paydaşların da bu yolculukta aktif rol alması kritik bir mesele. Salgın süreci ve sonrasındaki belirsizlikler de bize köy öğretmenleri ile kurduğumuz ağın genişlemesinin ve güçlenmesinin öneminin yanı sıra kırsalda eğitimin diğer paydaşlarıyla da çalışmanın önemini gösterdi.

Salgından hemen önceki aylarda çalışmalarımızı yerel bir merkezden sürdürmek için bir saha araştırması yapmıştık. Bu araştırma neticesinde 7 tanesi birleştirilmiş sınıflı olmak üzere 25 köy okulu bulunan ve tarımsal faaliyetleri devam etmekte olan Bursa-Orhaneli’nde karar kılmıştık. Önümüzdeki süreçte burada bir Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge Merkezi kurarak hem yaygınlaştırma çalışmalarından önce faaliyetlerimizin ilk pilot uygulamalarını hayata geçirdiğimiz bir yer olmasını hem de tüm çalışmalarımızı ve eğitimlerimizi yürüttüğümüz bir topluluk merkezi olmasını planlıyoruz.

Karantina sürecinde köyler hakkında bilgi almak için köy muhtarlarına yönelik telefon aramaları yaparak başlayan çalışmamız COVID-19 Bilgi İletişim Ağı Projesi’ne dönüştü. Bu proje ile bir saha koordinatörü, bir içerik koordinatörü, bir proje koordinatörü ve sekiz kişilik arama ekibi aramıza katıldı. Ağustos ayında başlayan ve 6 ay sürecek olan projede amacımız muhtarlar aracılığıyla ürettiğimiz içerikleri yaygınlaştırmanın yanı sıra kırsal alanlardaki toplulukların dayanıklılığını artırmak.

Birbirine ilham veren, değişime öncülük eden, karşılıklı destek ile büyüyen ve düzenli bir şekilde eğitime katkı sunacak yerel topluluklar oluşturmak gündemimizde ön sıralarda yer alıyor. Öte yandan yerel koşullara uygun içerikler ve çerçeve planlar oluşturmak stratejik önceliklerimiz arasında bulunuyor.

Halen fon arayışımızı sürdürdüğümüz Öğretmen Toplulukları programımız ile daha fazla bölgeden köy öğretmenleri ile çalışmayı ve birlikte güçlenerek salgın ve beraberindeki belirsizliklere karşı dayanıklılığımızı artırmayı hedefliyoruz.

KODA olarak stratejik önceliğimiz olan konuları dört başlıkta özetlemek mümkün:

  • Araştırma-Geliştirme: Özellikle kırsal bölgeler düşünülerek tasarlanmış eğitsel içerik, araç ve programlar üretmek.
  • Öğretmenleri Güçlendirme: Köylerdeki ilkokul öğretmenleri başta olmak üzere, çocuklar ve aileler ile doğrudan çalışan öğretmenleri güçlendirmek, KODA’nın eğitim anlayışını, ürettiği içerik ve araçları öğretmenler aracılığıyla yaygınlaştırmak.
  • Gönüllü Toplulukları: Çocuklar ve ailelere doğrudan erişebilecek gönüllüleri bularak güçlendirmek; KODA’nın eğitim anlayışını, ürettiği içerik ve araçları onlar aracılığıyla yaygınlaştırmak.
  • İletişim ve Savunuculuk: İletişim faaliyetleri ve farklı aktörlerle buluşmalar yoluyla KODA’nın eğitim anlayışını yaygınlaştırmak, genel kamuoyunda ve ilgili kamu kurumlarında çalışan kişilerin, öğretmenlerin ve politika yapıcıların kırsalda eğitime bakış açısını dönüştürmeye yönelik savunuculuk faaliyetleri yürütmek.

Biz KODA olarak kırsalda eğitimin niteliğinin artırılmasının kırın da kentin de sürdürülebilir biçimde kalkınabilmesi adına önemli bir mesele olarak görüyoruz. Bu yolculuğumuza ortak olduğunuz ve bizi desteklediğiniz için KODA Ailesi olarak sizlere çok teşekkür ederiz!

İmece İnisiyatifi Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne (İmece) Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladık. İmece, kurumsal hibe ile derneğin güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı olan EnergyforEveryone’nın (EFE) için bir pazarlama ve satış ağı oluşturmak üzere kaynak geliştirme çalışmalarına odaklandı. İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı ile salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini ve fon kapsamında derneğin kurumsal kapasitesini geliştirmek için yaptıkları çalışmalarını konuştuk.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? İmece İnisiyatifi Derneği’nin kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız?

Hibe kapsamındaki çalışmalarımız dernek olarak geliştirdiğimiz ürünler üzerinden kaynak yaratılması için uluslararası alanda faaliyet gösteren kurumlara yapılan ziyaretler, hibe başvuruları ve kurumsal kimlik için iletişim çalışmaları olarak özetlenebilir.

Hibenin en çok uluslararası temaslar geliştirme noktasında bize yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. İmece İnisiyatifi Derneği kurulduğu günden bu yana bireysel bağışlarla çalışmalarını sürdürdüğü ve bağışçılar genel olarak bağışlarının doğrudan yararlanıcılara iletilmesini istediği için bütçemizde böyle bir kalem oluşturmak bizi zaman zaman zorluyordu. Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla Vakfınızdan aldığımız hibe ile Hindistan’da Barefoot College’i, Almanya’da Plan B organizasyonunun kurucularını ve EFE için çok önemli bir bağlantı olan Managers Without Border’ı (MWB), Fransa’ da Techfugees’i, Belçika’da Médecins Sans Frontières’i (MSF) ve Hollanda’da World Fair Trade Organization’ı ziyaret edebildik.

Bu ziyaretlerdeki en temel niyetimiz yüz yüze görüşmelerin avantajlarından yararlanmak, yani teması sürdürecek sağlam bir zemin oluşturabilmekti. Toplantılar esnasında ve sonrasında ağımızı biraz daha genişletebilmiş olduk, yeni bağlantılarımız oldu. Her ne kadar bu bağlantıların önemli kısmıyla COVID-19 salgını nedeniyle istediğimiz çalışmaları henüz, tam olarak gerçekleştiremesek de salgın esnasında farklı iş birlikleri yapabildik. Örneğin Managers Without Borders ile yürütmek istediğimiz çalışma EFE’nin satış ve pazarlama planının hazırlanması ve uygulanması ile ilgiliydi. Ancak salgının en yoğun olduğu ve sınırların kapatıldığı dönemde organizasyonun bizlerle birlikte çalışmak üzere gönderdiği mentorumuz ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. İlgili çalışma tedarikçiler, bağışçılar ve İmece ile büyük oranda yüz yüze görüşmeler içerdiği için bir süreliğine, karşılıklı olarak bu çalışmayı askıya alma kararı aldık. Yine de MWB İmece’nin bu salgın döneminde sahadaki faaliyetlerinden olan hijyen malzemesi dağıtımını destekledi ve MWB ile buluşmanın pozitif sonuçlarını açık bir biçimde görmüş olduk. MSF ve Barefoot College ile de çok benzer bir süreç ilerledi.

İmece İnisiyatifi Derneği’nin Kurumsal Destek Fonu kapsamında geçirdiği bir senelik süreci değerlendirdiğinizde, hedeflerinize ne ölçüde ulaştığınızı düşünüyorsunuz? Kurumsal bir hibe almanın derneğiniz açısından nasıl bir etkisi oldu?

İlk toplantıda STDV desteğiyle oluşturduğumuz stratejik yönelim dokümanının etkinlik ve faaliyet takvimi 13 maddeden oluşuyordu ve biz bu maddelerden yalnızca 3 tanesiyle ilgili ciddi bir çalışma yürütemedik. Bu üç madde dışında her biriyle tek tek mutlaka ilgilenmeye çalıştık. Eğer salgın dünyayı ve bizim hayatlarımızı bu derece etkilemeseydi büyük bir olasılıkla belirlediğimiz tüm adımları gerçekleştirebilecektik. Kurumsal hibe almanın derneğimize ilk olumlu katkısı böyle bir dokümana ve takvime sahip olabilmekti. Edindiğimiz bu deneyim bize yeni planlar yaparken kullanabileceğimiz ve işlevinden emin olduğumuz bir pratik kazandırdı. Buna ek olarak; yine faaliyet planımız çerçevesince, geçmişte yaptığımız işlerin yazılı hale getirilmesi sürecinde kendimizi de değerlendirmiş olduk. Biz şimdiye dek hep gönüllülük esasıyla çalışmalar yürütüyorduk. Ancak tam zamanlı konuya hakim kişilerle çalışmanın gerekliliğini de yine bu program sürecinde açıkça görmüş olduk.

Hibe süresince odaklandığınız konulardan bir tanesi de geliştirdiğiniz güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EFE’nin (Energy for Everyone) pazarlama stratejisi üzerine çalışmak ve satış kanallarını geliştirmekti. Bu süreçte ne tür deneyimleriniz oldu? Bir ürün geliştirmek ve satışından gelir elde etmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına tavsiyeleriniz neler?

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tüm yüz yüze görüşmelerimiz EFE’nin pazarlama ve satış ağının geliştirilmesi üzerineydi. MWB ile kurduğumuz bağlantı bize böyle bir ağın nasıl kurulacağı ve etkili bir biçimde nasıl kullanılacağı ile ilgili ciddi bir bilgi sağladı.

Almaya’daki buluşmadan sonra Mart 2020’de İmece Köyü’ne gelen mentorumuzla iki hafta çok yoğun çalışabildik. Ancak kendisinin ülkesine dönmesiyle hem birlikte çalışmayı çevrimiçi gerçekleştirme çabası hem de tarım işçisi yararlanıcılarımızın acil ihtiyaçlarına odaklanmak zorunda hissetmemiz bizi oldukça yavaşlattı. Bunun nedeni İmece’de herkesin birden çok görevinin olması, yani bir anlamda insan kaynağımızın yetersizliğiydi. Yine de hem kurumumuzun kapasitesini geliştirip güçlendirecek hem EFE’yle ilgili görmediğimiz ya da atladığımız noktaları, olasılıkları ve seçenekleri tek tek ortaya koyan bir yol haritası belirleyebildik. Tabii istediğimiz çalışmaları, istediğimiz yoğunlukta yürütebilmemiz için salgın ile ilgili önümüzü görebilir hale gelmemiz gerekiyor.

Daha önce de insani krizlerde, örneğin Çeşme’den Sakız’a çok yoğun insan trafiği varken, faaliyet yürütmüştük. Ancak bu kez COVID-19 salgını yaşanırken, yani başka bir kriz daha varken, hem olağan faaliyetlerimizi sürdürüp hem kurumsal kapasitemizle ilgili ek çalışmalar yaptık. Bizim açımızdan çok enteresan bir deneyimdi. Bu anlamda limitlerimizi oldukça zorladık.

Satış ve pazarlama konusunda bizce önemli başka bir nokta da World Fair Trade Organization ile olan buluşmamızdan sonra belirginleşti. Böyle bir ağa dahil olabilmek için yapılması gereken çalışmaları ve cevaplanması gereken soruları görmek bizim için çok önemliydi. Bu gibi ağlara dahil olma konusunda hiç deneyimimiz olmadığını da düşününce edindiğimiz bilgi ufkumuzu açtı diyebiliriz.

Bir ürün geliştirmek ve satışından gelir elde etmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına tavsiyelerimize gelirsek… İktisadi işletmenin yasal zemininin iyi kurulması ve bu işletmeler hakkında detaylı bilgiye sahip kişilerle mutlaka bir ön çalışma yapılması bizim tavsiyemiz olabilir. Bu kısım atlanıp doğrudan ürün geliştirmeye geçilirse geriye dönüp pek çok düzeltme yapılması gerekiyor ki bu da bir hayli zaman kaybetmek anlamına geliyor. Gönüllü emeğin çok yoğun olduğunu da göz önüne alırsak bizce en iyisi sağlam bir zeminle başlamak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınıyla birlikte yaşanan gelişmelerin de bir sonucu olarak ihtiyaç sahiplerine yönelik yardım dağıtımlarına öncelik vermeye başladı. Sahadaki deneyimlerinizden yola çıkarak, yardım ettiğiniz toplulukların genel durumu, bu süreçte ortaya çıkan ihtiyaçları ve bu toplulukları düzenli şekilde desteklemek için atılabilecek adımlar konusundaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Salgın devam ediyor. Salgının Türkiye de en yoğun yaşandığı Mart ayından bu yana, zaten oldukça ağır koşullarda yaşayan insanların problemleri daha da derinleşti. Zaten hijyen olanakları yok gibiydi ve geçici işlerde çalışıyorlardı. Salgınla birlikte artık sadece günlük yemekleri için yani boğaz tokluğuna çalışır hale geldiler. Hijyen için ayıracakları bir bütçeleri de bulunmuyor. Yaşam alanlarında sosyal mesafe kurallarına uyabilmeleri teknik olarak mümkün değil. Özellikle Dom yararlanıcılarımızın, yani tarım arazilerinde naylon çadırlarda yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeliler’in bu imkanı hiç yok. Yaşadıkları ortamda suya ve elektriğe erişimleri çok kısıtlı. Banyo ve tuvalet problemleri ise uç noktada.

Evet, tarlada kendi sıralarında, arada mesafe varken çalışabilirler. Ancak işin belli kısımlarında mesela ürünün bir araya getirilmesinde ya da iş bitiminde traktör kasalarına binip çadırlarına dönerken sosyal mesafe kurallarına uyabilmelerinin mümkünü yok gibi. İşverenler de maske ve diğer hijyen malzemelerini çalışanları için sağlamıyorlar. Bu insanların da başka bir yerden maske temin etmesi çok zor. Ayrıca başta da belirttiğimiz gibi buna ayırabilecek bir bütçeleri de yok. Bu sebeple salgın sürecince hijyen malzemesi desteği vermeye odaklandık. Şimdiye dek sabun, şampuan, deterjan, kolonyaya ek olarak 67.500 adet maske dağıttık.

Ziraat odalarının iş birliği ile her ilçede bir yerleşke oluşturulup o bölgeye giden ve mevsimlik işçi olarak çalışacak aile ve bireylere biraz daha düzenli bir yaşam alanı olanağı sunulabileceğini düşünüyoruz. Örneğin ben 2 ay boyunca 20 çalışana ihtiyacı olan bir tarla sahibiyim ve bu talebimi ziraat odasına bildiriyorum. Onlar bana bu işçileri temin ediyorlar ve işçiler ilçemize geldikleri gün itibariyle önceden düzenlenmiş ve alt yapı sorunu olmayan alanlarda yaşamaya başlıyorlar. Burada konteynır yerleşkeler ya da daha farklı bir yapı da düşünülebilir. Böylelikle bu ailelerin çocukları da örgün eğitime dahil olabilirler ve başka bir ile ya da ilçeye geçtiklerinde eğitimlerinden geri kalmazlar. Bunun çok maliyetli bir sistem olduğunu düşünmüyoruz. Ama gerçekleşmesi için ilgili bakanlıkları, kooperatifleri ve meslek odalarını kapsayan bir çalışma yapılması gerekiyor.