Monthly Archives

Aralık 2020

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptığı Çalışmaları Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığın azaltılması amacıyla Beyoğlu, Tarlabaşı’nda koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüten Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi – TTM) COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi merkezde yapılan çalışmaların koordinasyonunu ve sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla kullandı. TTM Genel Kordinatörü Gökçe Baltacı ile yakın zamanda yayınladıkları “Salgından Sıkıldım!” animasyon filmini ve uygulama rehberini, çocuklarla yapılan çalışmalarda hak temelli yaklaşımın önemini ve güncelledikleri kurumsal stratejileri doğrultusunda 2021 yılı için planlarını konuştuk.

Çocuklara yönelik olarak hazırladığınız “ Salgından Sıkıldım!” animasyon filmini yakın zamanda yayınladınız. Bu filmin amacından ve hazırlık sürecinden bahseder misiniz? Birlikte çalıştığınız veya filmi izleyen çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Bir süredir üzerinde çalıştığımız “Salgından Sıkıldım!” filmi yaklaşık bir ay önce yayımlandı. Bu çalışma nasıl başladı, süreç nasıl geçti en baştan anlatmak iyi olabilir.

Çoğunuz bildiği gibi COVID-19 salgınıyla birlikte benzer bölgelerde çalışan 4 kurum olarak iki aşamalı bir izleme çalışması yürütmüştük. Aslında bu filmi yapma fikri de de izleme çalışması sırasında çıktı. Yani ihtiyacın kendisi de yürüttüğümüz izleme çalışması sırasında Tarlabaşı’nda görüşme yaptığımız çocukların söylediklerine dayanıyor. O dönemde görüşme yaptığımız çocukların birçoğu haberlerin çok korkutucu, kötü hissettiren ve kafa karıştıran bilgilerle dolu olduğunu belirtmişlerdi.

Mesela 11 yaşında bir çocuk “Kanallar sürekli vaka sayısı, hastalık haberleri gibi şeyler veriyor. Biraz çocukları eğlendirseler daha güzel olur. Her gün hastalık…” diyerek şikayetini dile getirirken 12 yaşında başka bir çocuk “Çizgi filmlerin içerisine mesela korona ile ilgili bilgiler eklenebilirdi. Çocuklar çok fazla çizgi film izliyor şimdi, onlardan bir sürü şey öğrenebilirlerdi.” sözleriyle bir öneride bulundu. Bu ve bunun gibi çocuklardan aldığımız geribildirimler bize ilham verdi.

Animasyon süreci ise bizim için oldukça farklı bir deneyimdi. Ağustos ayında bu fikri projelendirildik ve çalışmalara başladık. Bizim niyetimiz okullar açılmadan önce, Eylül ayında videoyu tamamlamak ve yeni  dönemin başında okullarda yaygınlaştırmaktı. Filmin kapsayıcı olması, çocuk katılımı odağında ve sürekli alınan geri bildirimlerle ilerlemesi gibi nedenlerle videonun tamamlanması öngördüğümüzden daha fazla zaman aldı.

Bu zaman aralığında yine gördük ki tüm normalleşme süreçleri de kısıtlama, karantina, uzaktan eğitim süreçleri de yetişkinler tarafından yetişkinler için planlanmaya devam ediyor. Durum böyleyken çocukların iyi olma hallerini güçlendirmek, deneyimledikleri süreci anlamlandırmak, etkisini azaltmak ve olumsuz etkileriyle baş edebilmeleri için doğru bilgiye çocukların ihtiyaçlarına cevap veren özelliklerde ulaşması oldukça önemliydi.

Önce de belirtiğim gibi film fikri zaten çocukların ihtiyaçlarından yola çıkarak oluşturulmuştu, sonrasında da senaryo dahil tüm süreçleri çocuklarla birlikte yürüttük. Çizimlerde ve filmin akışında da çeşitli aşamalarda çocuklardan geri bildirim aldık.

Tüm bu süreç beklediğimizden çok daha fazla zaman aldı ve biz filmi bitirdiğimizde maalesef tekrar karantina ve uzaktan eğitime geçiş süreci başladı. Bu durumun kendisi kötü olsa da filmi bu dönemde yaygınlaştırmak ve çocukları desteklemek için oldukça önemli bir zamandı. Filmi sosyal medya hesaplarımız ve youtube kanalımız üzerinden yaygınlaştırdık.

Youtube kanalımızda anadilleri farklı olan çocuklar için Arapça, Kürtçe, İngilizce ve Fransızca altyazı seçenekleri de mevcut. Bu sayede birçok çocuk grubuna videoyu ulaştırmaya çalıştık.

Geri bildirimler ise çok güzel, kendilerini çok iyi hissettiklerini ve yalnız olmadıklarını hatırladıklarını söylüyorlar. Sanırım anlatmaya en çok çalıştığımız şey de buydu, güvenilir bilgiye erişmeleri, yalnız olmadıklarını hissetmeleri ve sıkıldıkları anlarda bazı önerilerle onları desteklemek çok önemliydi. Yetişkinlerden de çok fazla olumlu geri bildirim aldık, videonun kendilerine de iyi geldiğini söyleyen çok fazla yetişkin oldu.

Animasyon filmi ile beraber çocukların aileleri ve bakımveren yetişkinlere yönelik bir uygulama rehberi de yayınladınız. Böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duydunuz ve rehberde öne çıkan konular neler oldu?

Keyifle hazırladığımız bir uygulama rehberimiz de yayınlandı video ile birlikte. Aslında projenin başında böyle bir uygulama rehberi hazırlamak aklımızda yoktu. Filmi bitirmeye yakın, proje danışmanımız Gözde Durmuş ile çalışırken çıktı bu fikir. Böyle görsel içerikler sıklıkla yapılıyor aslında, kimi zamanda izlenip biten bir şey haline dönüyor. Tam da bunu değiştirmek için böyle bir rehber hazırlamanın videonun “öğrenme materyali” olmasına katkısı olacağını düşündük. Çok eğlenerek hazırladığımız videoyu izlemeden önce, izlerken ve izledikten sonra uygulayabilecekleri etkinlik önerileri var. Bu önerilerin bazılarını çocuklar tek başlarına da uygulayabiliyorlar, bazılarını ise bakımverenleri ve/veya öğretmenleriyle gerçekleştiriyorlar.

Film ile eşgüdümlü konular var aslında rehberde de. Bilgi içeren etkinlikler de var, filmin de bir önerisi olan mektup yazmanın eğlenceli halleri de. Duygu ve ihtiyaç farkındalığı da hem videonun hem de kitapçığın bir diğer ortak teması.

Her çocuğun değişen ihtiyacına göre öğrenmeyi bazen yalnız bazen akranlarıyla bazen de yetişkinlerle gerçekleştirmesi gerekebilir. Bu kitapçık kısa kısa önerilerle bu öğrenme ortamlarını da desteklemeyi amaçlıyor.

Çocuklara ulaşmak için öğretmenlere ulaşmak, sınıf ortamında bu videonun ve etkinliklerin kullanılması hedeflerimizdendi. Birçok öğretmen de ders içeriğinde rehberi uyguladığına dair geri bildirimler verdi. Ayrıca KODA ile kurduğumuz iş birliği ile rehber, köy okullarındaki çocuklara, öğretmenlere ve bakımverenlere de ulaştı. Bu bizim için oldukça mutluluk verici. Maalesef hala COVID-19 salgınının seyrinin ve eğitimin ikinci döneminin nasıl olacağının belirsizliği nedeniyle videoyu bir süre daha yaygınlaştırmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

TTM olarak, çocuklarla hak temelli çalışmalar yapmanın ve bu çalışmalarda çocukların bir özne olarak kabul edilmesinin önemini vurguluyorsunuz. Bu yaklaşımı ve neden önemli olduğunu paylaşır mısınız?

Evet, bu özne olma meselesini konuşmak bu günlerde ayrıca anlamlı. Çünkü insanları hak ve sorumluluk sahibi bireyler olarak gördüğümüz an çocukları insanlardan, hakları da birbirinden ayırmamanız gerekir. Bunun için de yaş, deneyim ve haklar hiyerarşisinin dışında ilişkiler  ve perspektifler kurmak  gerekiyor.

TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana hak temelli faaliyetler yürütürken; çocukların ve kadınların tüm haklarına eşit bir şekilde erişebilmeleri için hak temelli bir yaklaşımla koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüterekdeneyimini yerelden genele yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Bu amacın anlatısı, faaliyetleri ve içeriği elbette değişen koşullara ve ihtiyaçlara göre şekillenebilir ama bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten çalışmaların hak temelli bir zeminde ilerlemesinin toplumsal adalete olan katkısı çok büyük.

Tam bu noktada tüm haklar da birbirleri arasında eşit derken ve hakkında çok fazla konuşurken en hızlı vazgeçtiğimiz hak olunduğunu düşündüğüm çocuk katılımına değinmek isterim. Yani çocuğun kendi yaşamının öznesi olması meselesine. Hakların herkes için her koşulda geçerli olabilmesi için devletin yükümlülüklerinin yanı sıra, bizlerin, yetişkinlerin ve sivil toplum içinde mücadele eden insanların düşünmesi gereken öncelikli şeylerden biri  bence bu. Çocuk hakları alanında çalışırken de çocuklara sorumluluk alanımızda ne kadar yer açıyoruz?  Bu soru ve cevabı önemli geliyor bana. Onlar adına, onların yerine mi düşünüyoruz, çocukların ihtiyaç ve taleplerini ne kadar görüyor ve duyuyoruz? TTM, bu nedenle yoksulluktan ve ayrımcılıktan en çok zarar gören çocukların güçlenmeleri için onlarla birlikte çalışıyor, kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar yaratabilmeyi ve çocukların değil haklarının korunmasını önemsiyor.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile yaptığınız çalışmalardan ve hibenin derneğe katkılarından bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; tüm merkez çalışmalarının devam etmesi ve sürdürülebilirliğine odaklanan genel koordinasyon süreci desteklendi.

Hepimiz için oldukça zorlu geçen COVID-19 sürecinde; dernek çalışanları, yönetim kurulu ve gönüllüler arası iş birliği ve iletişim ortamının devam etmesi için araçlar geliştirildi, düzenli toplantılar ve görüşmeler yapıldı. Bu süreç içerisinde gerçekleşen strateji çalışmaları ve toplantıları da 2021 yılı için temel bir yönelim oluşturdu.

Aynı zamanda mahallenin ihtiyaçlarını tespit ederek, çeşitli sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşlarıyla ilişkiler güçlendirildi. Bu süreçte özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile görüşmeler yapılarak Tarlabaşı’nın ihtiyaçlarına dair aktarımlar ve savunuculuk çalışmaları yapıldı; Tarlabaşılıların çeşitli sosyal yardımlara ulaşması desteklendi.

Aynı zamanda ikinci dönem gönüllü başvuruları açıldı. TTM’,  34 yeni gönüllüsü ile de gönüllülüğün uzaktan yürütüldüğü bir dönemi ilk kez deneyimliyor. Yeni gönüllüler TTM’nin kurumsal eğitim videolarıyla ve toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği eğitimleriyle desteklendi. Paylaşım ortamlarımızın da çoğalması için çeşitli gönüllü etkinlikleri ve buluşmaları yapıldı.

Tüm bu faaliyetler TTM’nin bu zor dönemde yerelin acil ihtiyaçları tespit etmesine, savunuculuk yapmasına ve tüm bileşenleriyle bağlarını güçlendirerek geçirmesine destek sağladı.

Salgın koşullarının devam ettiği bir ortamda, TTM’nin 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin gelecek planlarından bahseder misiniz?

Evet, 2021 yılı oldukça yaklaştı ve öncelikle yeni yılın 2020’den daha umutlu ve sağlıklı geçmesini diliyoruz.

Ağustos ayında yürütmüş olduğumuz strateji çalışmalarında TTM’nin güncellediği vizyon, misyon, hedef ve amaçlar doğrultusunda bir çalışma planı yapmayı hedefliyoruz. TTM olarak bu süreçte üç toplumsal sorunu önceliklendirdiğimiz bir stratejik çalışma yürüttük: toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık ve yoksulluk.

COVID-19 sürecinde ise bu üç sorunun da daha da arttığını görüyoruz. Düzenli gelir getirmeyen işlerde gündelik, güvencesiz ve kayıt dışı çalışanların bulunduğu hanelerde ekonomik olarak çok daha zor koşullar yaşandı. Elbette, koşullar çeşitli şekillerde tüm grupları etkilese de toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yoksulluk ve ayrımcılıktan en çok etkilenenler inanç ve etnik kimlik açısından azınlıklar, iç ve/veya dış göçe maruz bırakılan göçmenler ve yoksullar olmakla birlikte çocuklar ve kadınlar tüm bu sorunlardan daha da fazla etkileniyor.

Söz konusu sorunların çözümüne yönelik çocuk ve kadınların önceliklendirildiği TTM’nin hak temelli toplum merkezi modeli; koruma, güçlenme ve savunuculuk olarak üç program üzerinden yapılandırılmaya devam edecek.

Bu noktada 2020’de artan sorunların çözümüne katkı için sosyal yardım yönlendirmeleri, savunuculuk ve okula erişimin desteklenmesi odağımızda olacak. Okul terki konusunda sandığımızdan çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu öngörüyoruz. Erişim araçlarının yoksunluğu ve artan yoksulluk birçok çocuğun okuldan uzaklaşmasına ve okulu bırakmasına sebep oluyor. Bu durum Tarlabaşı gibi kırılgan bölgelerde daha da riskli bir durum barındırıyor. 2021 yılında okul terkinin önlenmesi için hem önleyici hem de müdahale içeren faaliyetler planlıyoruz. Bu noktada 2020 Nisan ayından bu yana yürüttüğümüz İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’nın 3. aşamasına 2021 itibariyle başlayacağımızın haberini de vermek isterim.

2021 yılının eşitsizliklerin devam edeceği bir yıl olacağı açık ama böyle süreçlerin, elbette hak temelli bir perspektifle, olumlu değişime ve dönüşüme itici gücünün olacağına dair inancımızı taze tutmak istiyorum. Benzer niyetlerle bir arada olduğumuz iş birliklerinin de tüm alanlarda çoğalmasını umuyorum.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimlerinin sağlanmasını hedefleyen Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğini hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda sesli ve görsel içerik üretiminde kullanılacak dijital araçları temin etmek ve ofis giderlerini karşılamak için kullandı. Derneğin Genel Başkanı Emre Taşgın ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde başlattıkları  Uzaktan Etkinlikler serisini, görme engelli bireylerle onlara destek olmak isteyen gönüllüleri bir araya getiren Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu’nu ve EGED’in 2021 yılı için planlarını konuştuk.

EGED salgın sürecinde başlattığı ve şimdiye kadar 65 farklı program gerçekleştirdiği Uzaktan Etkinlikler serisi kapsamında ne tür çevrimiçi buluşmalar gerçekleştirdiniz? Bu çevrimiçi buluşmaların birlikte çalıştığınız hedef kitleye ve derneğinize nasıl katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

EGED bünyesinde İletişim, Etkinlik ve Farkındalık Komisyonu ve Eğitim Komisyonu‘na bağlı Uzaktan Eğitim Akademisi Yürütme Kurulu bulunuyor. EGED’in çevrimiçi etkinlik düzenleme tecrübesinden yola çıkılarak bu sürecin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için “Uzaktan Etkinlikler” başlığı altında ve farklı konularda olmak üzere etkinlikler gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Komisyonlar ve yürütme kurulu bir araya gelerek bu süreci yürütmek maksadıyla Uzaktan Etkinlik Ekibi oluşturdu. Bu ekip 3 ay boyunca toplam 65 etkinliğin gerçekleşmesini sağladı. Ayrıca EGED, bu süreçte 5 farklı etkinliğe davet edildi. Dolayısıyla EGED 18 Mart – 19 Haziran dönemini kapsayan zaman diliminde toplam 70 etkinlikte aktif rol oynamış oldu.

Davet edildiğimiz etkinlikler ve görme engelli öğretmenlere yönelik gerçekleşen hizmetiçi seminerler hariç düzenlediğimiz 56 etkinliğin istatistiklerine baktığımızda; tekil olmayan 2060 civarında katılımcıya ulaşıldığı görüyoruz. Etkinliklerimizin ortalama katılımcı sayısı ise 37 olarak tespit edildi.

Bağımsız olarak gerçekleşen uzaktan etkinliklerde eğitim, erişilebilirlik, engelli hakları, kültür, sanat, edebiyat, spor ve sosyal yaşam gibi farklı konuları ele alan toplam 27 etkinlik düzenlendi. Bu etkinlikleri yaklaşık 1125 tekil olmayan katılımcı takip etti; etkinliklerin ortalama katılımcı sayısı ise 42 olarak belirlendi.

Ayrıca çeşitli konularda seri halinde ilerleyen etkinliklerimiz de oldu. 8 başlıkta hukuk buluşmaları, 6 bölümde başlangıç düzeyinde satranç eğitimi, 5 defa hak temelli sivil toplum seminerleri ve 4 farklı Google ürünleri deneyim paylaşımı etkinliği yapıldı. Diğer taraftan, Matematiksel Dil ve Kapsayıcı Eğitim ile Fen ve Matematik Öğretiminde Evrensel Tasarım başlıklarında olmak üzere iki çevrimiçi panel düzenlendi. Ortalama 90 katılımcının takip ettiği panellerde ülkemizde matematik ve fen alanlarında görme engellilere yönelik yapılan akademik çalışmalar sunuldu.

Uzaktan etkinlik düzenleme formuna 12, uzaktan etkinlik talep formuna 33 başvuru iletildi. Başvuruların bir kısmı hayata geçirildi; bazıları ise değerlendirme aşamasında. Kasım ayından itibaren yeni çalışma dönemine başlayan Uzaktan Etkinlikler, bağımsız ve seri etkinliklerle devam ediyor.

EGED’in her ay düzenlenen aylık değerlendirme toplantısı Ekim ayında “Erişilebilirlikte Neredeyiz?” başlığıyla gerçekleştirildi. Bu toplantıların çıktılarını bizimle paylaşır mısınız?

İletişim, Etkinlik ve Farkındalık Komisyonu tarafından her ay düzenlenen aylık değerlendirme toplantılarının 47’ncisi, “Erişilebilirlikte Neredeyiz?” başlığında gerçekleştirildi.

Ülkemiz gündeminde erişilebilirliğin önemli olduğu, bu nedenle bu yılın erişilebilirlik yılı ilan edildiği dile getirildi ve bu toplantıda bizim erişilebilirlikten neler anladığımızın, erişilebilirliğin öyküsünün ve önündeki engellerin, erişilebilirliği sağlamak için neler yapıldığının, bu konuda neler talep edebileceğimizin, erişilebilirlik kültürü olarak ülkemiz toplumu açısından neler söylenebileceğinin değerlendirildiği verimli bir toplantı oldu. Erişilebilirlik; “Zihnimizdeki erişilebilirlik algısı nedir?” sorusundan hareketle hayatın her alanında sunulan eğitim, sağlık, sanat ve spor gibi alanındaki her ürüne, her türlü mal ve hizmete herkesin aynı anda engellerle karşılaşmaksızın erişebilmesi olarak tanımlandı. Erişilebilirliğin sadece engellilik için var olması gereken bir kavram olmadığı, farklı ihtiyaçları olan insanların hepsi için geçerli bir kavram olduğu ancak sadece engellilik için algılanıp kullanıldığı vurgulandı. 2005 yılında çıkarılan Engelliler Kanunu ile birlikte; ilaçların üstüne braille yazılması; internet siteleri, iş yaşamında doldurulması gereken dilekçe ve formlar, üniversitelerdeki bazı ders ve sınavların erişilebilirliği; sinema, tiyatro gibi sanatsal içeriklerin betimlenmesi noktalarında erişilebilirlikte yol kat edildiği ancak çalışmaların yeterli olmadığı dile getirildi.

Ekonomide, eğitimde, üretimde, kısacası toplumda var olmanın en önemli yolunun erişilebilirlik olduğuna değinildi. Bu nedenle erişilebilirliğe dair haklarımızı kullanma yöntemlerini öğrenmek ve uygulamak, hakları kullanma noktasında iş birliği yapmak, hak talep etme ve erişilebilirlik kültürünü yerleştirmek noktasında düşünmemiz ve bu konuda bilinç sahibi olmamız gerektiği konuşuldu.

Eğitimde erişilebilirlik desteğine ihtiyaç duyan görme engelliler ile onlara destek vermek isteyen gönüllüleri bir araya getirmeyi amaçlayan Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu’nun genel işleyişini anlatır mısınız? Salgın döneminde çevrimiçi eğitime geçilmesi ile beraber Platform’a gelen talepte bir artış yaşandı mı?

Ülkemizde görme engelli bireylere yönelik eğitim fırsatları her geçen gün artıyor. Ancak yine de öyle bir zaman geliyor ki, bir erişilebilirlik sorununun giderilmesi için anlık çözümler gerekiyor. Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu, görme engellilerin bir problemini gönüllü kişilerin desteğiyle çözmek istediğinde yanında olmayı amaçlıyor.

Platforma görme engelliler ve gönüllüler  üye olabiliyor, görme engellilerin üyeliklerinin tamamlanması için engel durumlarını belgelemeleri gerekiyor. Sonrasında görme engelliler, ihtiyaç duydukları talebe ilişkin ilan oluşturuyor. İlanı oluşturulurken yaşanılan il, ihtiyaç duyulan konuya dair destek vermek isteyen gönüllüde bulunması gereken özellikler, faaliyetin hangi zaman aralıklarında gerçekleşeceği ve diğer ayrıntıları belirtiliyor. Gönüllüler, kendilerine ulaşan bildirimler doğrultusunda destek vermek istiyorlarsa ilana başvuru yapıyor. Eşleşme sonrası görme engelliler ve gönüllü kişiler platform üzerinde iletişim kurarak birlikte çalışıp çalışmamaya karar veriyor, böylece ilan kapatılıyor. Destek gerçekleştikten sonra ise kişiler geribildirimde bulunabiliyor.

Şu anda www.engelsizdestek.org internet sitesi ile iOS ve Android işletim sistemlerinde uygulamalar mevcut. Biz uygulamayı tasarlayıp yayına aldığımızda yüz yüze buluşmaların da fazla olacağını düşünmüştük. Ancak COVID-19 salgını ile birlikte görme engelliler yoğun olarak çevrimiçi şekilde gönüllülerden destek almak istiyor. Ders kaynaklarının seslendirilmesi ve sınavlara hazırlık kaynaklarının çeşitlendirilmesi yönünde yoğun olarak talepler ulaşıyor. Dolayısıyla Engelsiz Destek, görme engellilerin gönüllülere ulaşma ihtiyacını COVID-19 döneminde karşılayabileceği bir platform olarak öne çıkıyor.

EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladı. Bu hibe desteği ile hangi alanlarda, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların derneğe katkılarından bahseder misiniz? 

Hibe kapsamında kurumumuzun 4 aylık kira ve fatura giderleri karşılandı ve COVID-19 tedbirleri kapsamında maske ve hijyen paketi satın alındı. Bunun yanı sıra nitelikli görsel ve işitsel içerikler üretebilmek amacıyla Zoom paketi, podcast hosting’i, vlogger (video blogger) paketi ve podcast mikrofonu alımı için hibeden faydalandık.

Hibe döneminde, 70 civarında öğretmenin katılım sağladığı Görme Engelli Öğretmenlerin Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı düzenlendi ve çalıştay sonunda oluşturulan politika belgesi yazılı ve sözlü olarak ilgili kurumlarla paylaşıldı. Üniversite öğrencilerine yönelik engellilik ve iletişim söyleşisi 50 civarında üniversite öğrencisine ulaştı ve Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonları çalıştayını 35 katılımcı takip etti.

EGED olarak engellilik, erişilebilirlik ve hak temelli yaklaşım çerçevesinde podcast içerikleri üretiyoruz ve düzenleme işlemlerinin ardından yayınlanması planlıyoruz. Aynı şekilde farkındalık amaçlı görsel içerikler oluşturulması için bazı çekimler yapıldı. Dijitalleşen dünyada daha nitelikli sesli ve görüntülü içerikler üretebilmek amacıyla hibe kapsamında temin ettiğimiz araçlar sayesinde hedef kitlemize daha etkili paylaşımlar sunabileceğiz.

Salgın koşullarının ve tedbirlerin devam ettiği bir ortamda, EGED olarak 2021 yılında hangi konulara ve çalışmalara öncelik vermeyi planlıyorsunuz?

EGED, çevrimiçi ortamda çalışmalarını yürütebilme tecrübesi olan bir sivil toplum kuruluşu. 2021 yılında görme engellilerin eğitimi alanında karşılaştıkları sorunlara dair projeler geliştirmek, bilgilendirme çalışmaları yapmak, farkındalık temelli etkinlikler gerçekleştirmek hedeflerimiz arasında yer alıyor. Yerelde derneğimizin çalışmalarını yaygınlaştırmak amacıyla il temsilcilerimizin koordinasyonunda ve salgın koşullarını da dikkate alarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tüm bu çalışmalar derneğimizin 2019-2022 dönemi stratejik planıyla uyumlu şekilde yürütülüyor.

 

 

 

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, dezavantajlı çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışıyor. Barış için Müzik Vakfı, hibe desteğini kurumsal iletişim kapasitesini güçlendirmek ve Vakfın finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak üzere çalışmalar yapacak 3 kişiyi 4 ay süreyle istihdam etmek için kullandı.

Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ile yaptığımız röportajda hibe sürecinde yaptıkları çalışmaları, Vakfın 15. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında çevrimiçi olarak hazırladıkları ve sahneye koydukları Peter ve Kurt senfonik masalını ve 2021’de yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğiyle hangi alanlarda, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların, Barış için Müzik Vakfı’na ne tür katkıları oldu?

Bu hibe ile Barış İçin Müzik Vakfı’nın COVID-19 salgını ile ortaya çıkan gelir kayıplarını bertaraf edebilmesi, mali dengesini sağlayabilmesi, iş süreçlerini değişen ihtiyaçlara uyumlu şekilde yenileyebilmesi ve çevresi ile iletişimini güçlendirecek yeni imkanların oluşmasına katkıda bulunacak çalışmaların yapılması hedeflendi. Bu kapsamda öncelikle mevcut ekibe Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Video Editör pozisyonlarını üstlenen 3 kişinin katılması sağladık. Kurumsal İletişim Bölümü ekibinin görev tanımlarını hazırladık, sorumluluk ve beklentiler üzerine mutabık kaldık.

İletişim faaliyetlerimizin güçlendirilmesine kaynak sağlamak üzere tüm birikimimizi gözden geçirdik ve paylaşılır hale getirmek için çalıştık. Bugüne kadar orkestralarda ve koro sınıflarında çalışılan eserler, Vakfın ziyaretçileri, gerçekleştirdiğimiz Yan Yana projeleri, ulusal ve uluslararası konserler, basın yansımaları, ödüller ve vakıf programından yararlanmış öğrenci listelerinin güncellenmesi ile faaliyet raporlarında yer alan haberlerinin listelenmesi sağlayarak vakfımızın arşivi oluşturduk. Bu arşiv, bir kaynak olarak stratejik iletişim planını oluşturmamıza ve görünürlük çalışmalarında kanıtlanabilir paylaşımlar yapmamıza katkı sundu.

Bu olağanüstü süreç, ihtiyaçlarımız doğrultusunda iletişim faaliyetlerini daha etkin kullanmamızı sağladı. Ekibe katılan yeni üyeler ve pro-bono hizmet aldığımız iletişim ajansının yanı sıra bir sosyal medya ajansı ile birlikte çalışarak Vakfın iletişim faaliyetlerini planlı şekilde yönetmeye başladık. Vakfın Sosyal Medya İletişim Planı hazırladık ve takipçiler ile paylaşılan bilgileri haftanın belli günlerinde tekrarlanan başlıklar halinde listeledik. Örneğin Pazartesi günleri motivasyon sağlayan, Çarşamba günleri destekçilere teşekkür eden ve Salı-Cuma günleri öğrenci haberlerinden oluşan içerikler paylaştık. Bu plan hazırlanırken bağışçıların gerçekleşen faaliyetlerden düzenli olarak haber almasına odaklandık. Sosyal medya hesaplarını diğer görevlerinin yanı sıra yürüten ekip üyeleri ve tüm idari ekibin iletişim ve sosyal medya yönetimi eğitimine katılmasını sağladık. Bu eğitim sonunda Vakfın sosyal medya kuralları dokümanını hazırladık. YouTube kanalını analiz ederek yapılması gerekenlerin listesini çıkarttık. Yıl içinde kutlanacak özel günleri listeleyerek paylaşım planlarına dahil ettik.

Her ay sonu paylaşılan e-bülten yayınının içeriği iyileştirmek için çalışmalar yaptık.  Bülten abonelerine mümkün olduğunca ay içinde yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren bölümler sunmayı ve o ay Vakıfla yakın temas halinde çalışan kişilerin isimlerine bültende yer vermeyi önceliklendirdik.

Vakfın önemli gelir kaynaklarından biri olan bağışçılarımız için “Bağışçı Değerlendirme Anketi” çalışmasını da hibe kapsamında gerçekleştiriyoruz. Bu anket çalışması ile hedefimiz bağışçıların Vakfı neden desteklediğini yeniden hatırlamak, kendilerine sağladığımız bilgilerin yeterliliği hakkında ne düşündüklerini görmek ve beklentileri hakkında bilgi toplamak.

Bu sene Vakfımız kuruluşunun 15. yılını kutluyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe ile vakfımızı gelecek 15. yıla taşıyacak birikimlerini gözden geçirdik, deneyimimiz üzerine tartıştık, iletişim hedefli iş sürecinde tespit edebildiğimiz iyileştirme adımlarını attık. Bu hibe ile gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetlerimizde ve 15. yıl özel programı ile bütünlüklü bir iletişim strateji kurabilmeyi, gelirlerimizi çeşitlendirerek artırmayı, yeni kurumsal dostlar bulmayı, mümkün olduğunca fazla izleyiciye ulaşmayı, kanalımızdan ve tüm iletişim araçlarından abone/takipçi sayısını artırabilmeyi hedefledik.

Bu çalışmaların yanı sıra bu dönemde İstanbul Kültür A.Ş. ile iletişime geçerek Temmuz ayı boyunca 68 öğrencinin COVID-19 kurallarına uygun küçük gruplar halinde derslere bir araya gelerek devam etmesini sağladık. Dersler sırasında öğrenci videoları ürettik. 3 hafta boyunca hafta içi 5 gün devam eden derslerin sonunda küçük bir seyirci grubu ile mini bir konser gerçekleştirdik. Birlikte çalıştığımız ajansların da desteğini alarak bu süreci haberleştirdik ve sosyal medya hesaplarında paylaştık.

Temmuz ayı içinde 1 anlatıcı, 1 şef ve 28 orkestra üyesi ile Peter ve Kurt senfonik masalının çekimlerini Cemal Reşit Rey Konser salonunda gerçekleştirdik. Gösterinin ajansların ve danışmanların desteği ile hazırlanan videosu, Kasım ayında Vakfın 15. yılı özel programı kapsamında çevrimiçi olarak internet sitemizde yayınlandı.

15. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında sahneye koyduğunuz Peter ve Kurt senfonik masalının hazırlık süreci, COVID-19 salgını şartlarında gerçekleşti. Bu durum Vakfınız açısından neleri değiştirdi ve nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız? 22 Kasım’daki prömiyerin ardından, birlikte çalıştığınız gençlerden ve katılımcılardan aldığınız geri bildirimleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı çocukları, Sergei Prokofiev’in senfonik orkestra ve anlatıcı için bestelediği ve klasik müzik dünyasının en ünlü eserlerinden biri olan Peter ve Kurt senfonik masalını çevrimiçi olarak yorumladı.

Barış İçin Müzik öğrencilerinin enstrümanları ile icra ettiği ve ünlü oyuncu Şebnem Bozoklu’nun sesiyle hayat verdiği Peter ve Kurt, 22 Kasım Pazar günü saat 15.00’te Barış İçin Müzik Vakfı internet sitesi ve YouTube kanalı üzerinden yayınlandı ve 12 binden fazla izleyiciye ulaştık.

Barış İçin Müzik orkestralarının katılımıyla 200’e yakın gençle birlikte, 23 Nisan’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenmesi planlanan Peter ve Kurt senfonik masal konseri salgın nedeniyle iptal olmuştu. Barış İçin Müzik Vakfı çocukları, müziğin iyileştirici gücüne ihtiyaç duyduğumuz bu zorlu dönemde, büyük emek ve heyecanla bu konseri Vakfın 15. yıl kutlamaları için özel çevrimiçi bir gösteriye dönüştürdü. Mayıs ayından itibaren evlerinden çalışmaya başlayan öğrenciler, iki ay boyunca çalışmalarına çevrimiçi olarak devam ettiler.

Çekimleri, Selçuk Metin yönetmenliğinde CRR Konser Salonu’nda salgın koşullarında tamamlanan Peter ve Kurt senfonik masal konseri, aynı zamanda Türkiye’de ilk kez bir çocuk orkestrası tarafından çevrimiçi olarak icra edilen bir konser olma özelliği de taşıyor.

Peter ve Kurt senfonik masalı, vakfımızın mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefi için de bize değerli bir fırsat sundu. Çocuk alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve müzik öğretmenlerinin kendi etkinliklerinde kullanabilecekleri bir materyal olarak da elverişli imkanlar sundu.

Proje de yer alan öğrencilerin yorumlarından bir kısmını sizinle de paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz:

“Karantina döneminde müzik yapmak beni biraz da olsa hayata geri döndürdü, motivasyon verdi. Bunun için mutluyum.” Adad Abdlrazak 16 yaşında, Keman öğrencisi

“Peter ve Kurt süreci bizim için farklı bir deneyim oldu. Pandemi süresince ilk defa Cemal Reşit Rey’de bir araya geldik. Uzun zaman sonra orkestra olarak bir araya gelmek, birbirimizi görmek gerçekten çok iyi geldi. Çevrimiçi eğitimin bu kadar etkili olması bizi çok şaşırttı. Çünkü bir araya geldiğimizde çok iyi bir iş çıkardık.” Melis Erselcan 16 yaşında, Keman öğrencisi

“Yan yana olmadığımız, birlikte olmadığımız zaman bir konuda anlaşabilmek, yeni bir şeyler öğrenebilmek yan yana olduğumuz zamanlara göre daha zorlaşıyor. Perküsyon grubu olarak enstrümanlarımızı eve taşınabilir, evde çalınabilir olmadığı için en zorlu, en sıkıntı çıkaran durum bu oldu. Açıkçası evde hangi malzeme varsa, ne bulduysak derslerimize onlarla devam ettik.” Barış Atsız 17 yaşında, Perküsyon öğrencisi

“Uzaktan eğitim alıyorduk. Farklı bir deneyim oldu. İyi yanları da vardı. İyi yanı şu, orkestradayken kendi hatalarınızı çok fark edemiyorsunuz ama evde kalıp kendi kendinize sürekli çalıştığında hatalarınızı daha iyi görmeye başlıyorsunuz. Kötü yanı arkadaşlarından uzak kalmak, orkestrada çalamamak diyebilirim. Hocalarımız da ellerinden geleni yaptılar. Onlar da zorlanmıştır. Unutulmaz bir şey oldu.” Sana Beidaghi, 18 yaşında Çello öğrencisi

Vakfın bağışçılarına yönelik olarak bir “Bağışçı Değerlendirme Anketi” çalışması yapacağınızdan bahsettiniz. Bağışçıların Barış için Müzik Vakfı gibi sivil toplum kuruluşları için önemini ve bu anketten elde edilecek sonuçlardan nasıl yararlanacağınızı anlatır mısınız?

Türkiye’de bağışçılık ve gönüllülük henüz sivil toplum alanında istendiği düzeyde değil. Biz toplum olarak yardımlaşmayı çok önemsemek ile birlikte bunu bir kurum üzerinden yapmaktan ziyade kendi yakın çevremiz üzerinden. Bu çok değerli tabii. İnsan burnunun dibindeki sorunlara açık olmalı ve çözümler için elinden geleni yapmalı. Ancak savunuculuk, sorunları ortaya çıkaran sistemsel durumların değişmesi için örgütlenmenin ve sivil toplum çalışmalarının desteklemenin önemi de açık. Bireyler kendi yaşam serüvenlerinde önemsedikleri sorunların çözümü için çalışarak bilgi ve deneyim biriktiren sivil toplum kuruluşlarını destekler ise sonuçları kalıcı olacak şekilde değiştirebiliriz.

Sivil toplum kuruluşlarını destekleyen bağışçılar önemli aktörler, onlarsız olmaz. Onların bizi neden desteklediğini ve bu desteklerinin neye yaradıklarını bilmek hakları. Yürüttüğümüz anket çalışmamız, vakfımızın gelirlerinde önemli yeri olan bağışçılarımızın değerlendirmeleri ve beklentilerinin ne olduğunu anlamamıza katkı sunacak. Bu anket ile elde ettiğimiz bilgi bize ne yapmamız gerektiği konusunda yol göstereceğini düşünüyoruz.

*Röportajın tamamlanmasından sonra yayınlanan Barış için Müzik Vakfı Bağışçı Değerlendirme Anketi’nin sonuçlarına buradan ulaşabilirsiniz

Salgının koşulların devam ettiği bu ortamda, Barış için Müzik Vakfı’nın 2021 yılında öncelik vermeyi hedeflediği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Vakfın gelecek planlarından bahseder misiniz?

Bu oldukça zor bir soru. Esas olarak çocukların ve ailelerin evde kalarak ekran karşısında yaşadıkları zorluklara odaklandık. Salgın öncesi müzik öğrenimi ne işe yarıyordu; şimdi müziğin yarattığı hangi imkanlar öne çıkıyor; çocukların ve ailelerin bu süreçte iyi olma hallerini müzik ve Barış İçin Müzik kavramı ile nasıl sağlayabiliriz; orkestra içinde müzik yapmak yan yana gelmek, birbirinden etkilenmek, birlikte üretmekti, bunu çevrimiçi eğitimde nasıl sağlayabiliriz; bu konudaki denemelerimiz bize ne söylüyor gibi soruları onlara ve kendimize sorarak üzerine konuşmak ne yapabileceğimiz konusunda yolumuzu açıyor.

Hem 15 yıllık birikimimizi aklımızda tutarak hem bugün evlerdeki çocukların ihtiyaçlarını gözeterek hem de bu karışık süreç sona erdiğinde çabalarımız bizi mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefimize yakınlaştırır mı diye sorgulayarak 2021 planımız üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

Umudumuzu ve neşemizi koruyoruz. Çocuklarla çalışmak en büyük dostumuz oluyor. Her şey için teşekkür ederiz.

Cemre Fonu Ön Başvuruları Sona Erdi

By | Cemre Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) yoksullukla mücadele alanında yapılan çalışmalarının desteklenmesi yoluyla toplumsal ihtiyaçların karşılanması, ortaya çıkacak modellerin diğer sivil toplum ve kamu paydaşları tarafından benimsenmesi ve bu alandaki deneyimin artırılması amacıyla kurulan Cemre Fonu’nun ön başvuru süreci sona erdi.

Fona toplam 63 kuruluş tarafından başvuru yapıldı, teknik elemeyi geçen başvuru sayısı ise 52 oldu. Yapılan başvuruların 43’ü dernek, 5’i vakıf, 3’ü kooperatif ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı.

Cemre Fonu Değerlendirme Komitesi tarafından yapılacak ön değerlendirmenin ardından ayrıntılı başvuru formu doldurması beklenen STK’larla önümüzdeki günlerde iletişime geçilecektir.

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Kahane Foundation finansmanıyla desteklediğimiz Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi – TTM) yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığın azaltılmasını amacıyla Beyoğlu, Tarlabaşı’nda koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Fon kapsamında hibe ve mentorluk desteği sağladığımız TTM, finansal sürdürülebilirlik ve iletişim alanlarında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yapacak. Derneğin Kapasite Geliştirme Koordinatörü Naci Emre Boran ile salgının birlikte çalıştıkları gruplar üzerindeki etkilerini, yakın zamanda yayımlanan COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’nın öne çıkan bulgularını ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Vakfımızı takip edenler Tarlabaşı Toplum Merkezi’ni (TTM) ve çalışmalarını yakından tanıyor. Son olarak Ağustos ayında yaptığımız röportajda TTM’nin ve çalışmalarının salgından nasıl etkilendiğini konuşmuştuk. Ağustos’tan bu yana geçen sürede derneğinizin ve birlikte çalıştığınız grupların değişen ihtiyaçları oldu mu?  Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için neler yapıyorsunuz?

Tarlabaşı’nda yaşayan çocuk ve kadınlar kamu hizmetleri ile sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Bu bağlamda ihtiyaçlar değişmiyor, derinleşiyor. TTM, bu süreçte koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleriyle bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışıyor.

Koruma faaliyetleri olarak psikolojik danışmanlık sağlıyoruz; kamusal hizmetlere ve sosyal yardımlara yönlendirmeler yapıyoruz. Güçlenme faaliyetleri olarak çocuklarla Oyun Grubu, Sanat ve Fotoğraf atölyeleri ve yetişkinlerle psiko-sosyal destek çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Çocukların atölyelere katılımı için ihtiyaçları olan malzemelerle de onları destekliyoruz. Örneğin Ekim ayında hazırladığımız eğitim kitlerini 52 hanede 125 çocuğa ulaştırdık.

Savunuculuk bağlamında da mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmayı önceliklendiriyoruz, bu bağlamda izleme faaliyetlerimizi ve farkındalık artırma çalışmalarımızı sürdürüyoruz. COVID-19 salgını sürecinde hayata geçirdiğimiz İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’ndan öne çıkan bulgulardan biri olan çocukların doğru ve güvenilir bilgi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ürettiğimiz animasyon filmi bu bağlamda örneklenebilir. “Pandemiden Sıkıldım” animasyon filmindeki amacımız, çocukların söz konusu ihtiyacını karşılayabilmekti.

Çocuk hakları alanında çalışmalar yapan farklı sivil toplum kuruluşları ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın bulguları yakın zamanda yayımlandı. Birlikte çalıştığınız hedef kitle açısından düşünüldüğünde araştırmanın size göre öne çıkan sonuçları neler oldu?

Nisan-Temmuz 2020 tarihlerinde yapılan COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması, İstanbul’un Fatih’de Karagümrük, Çapa, Mevlanakapı, Fındıkzade, Ataşehir’de Kayışdağı, Sancaktepe’de Sarıgazi ve Beyoğlu’nda Tarlabaşı mahallelerinde toplam 122 çocuk ve 85 bakımverenin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmada, COVID-19 sürecinde kırılgan bölgelerde ve risk altındaki çocukların, diğer bir deyişle özel koruma önlemleriyle desteklenmesi gereken çocukların, haklarına erişimine dair durum tespiti yapmak, hangi alanlarda haklara erişilemediğini, bunun çocuklara etkisini ve alınması gereken kısa ve uzun vadeli önlemleri ortaya koymak amaçlandı.

COVID-19 sürecinde hastalıktan en az etkilenen grupta yer alan çocuklar, okulların uzaktan eğitime geçişi ve 20 yaş altı sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte uzun süre evde kaldı ve haklarına erişim konusunda pek çok engelle karşılaştı. Araştırmaya katılan çocukların üçte biri uzaktan eğitime düzenli erişemiyor olduğunu ve %41’i öğretmenleriyle düzenli iletişim kuramadığını; bakımverenlerin %48’i COVID-19 pozitif durumunda evde karantina koşullarının mümkün olmadığını ve %73’ü COVID-19 süreci öncesi düzenli geliri olmadığını veya COVID-19 sürecinde işini kaybettiğini ifade etti.

Çocukların yaşama, hayatta kalma ve gelişim, bilgi ve medyaya erişim, sağlık, eğitim, oyun, dinlenme ve kültürel hayata katılım haklarına erişimine dair bulgular ve öneriler için farklı dillerde yetişkin ve çocuk olarak iki kategoride hazırlanan araştırma raporlarını inceleyebilirsiniz. Ayrıca, araştırmanın çocuklar için hazırlanmış bir internet sitesi de bulunuyor.

Birlikte çalışacağınız gönüllüleri belirlemek üzere 2020 yılı ikinci dönemi için gönüllü çağrınızı yakın zamanda tamamladınız. Gönüllülerin Tarlabaşı Toplum Merkezi’nde üstlendiği görevlerden ve gönüllülerle birlikte çalışırken dikkate aldığınız ilkelerden bahseder misiniz? Salgın koşullarında gönüllülerle nasıl çalışıyorsunuz?

2020 yılı ikinci dönem başvuruları içinden gönüllülük için gerekli görüşmeleri tamamlayan 34 yeni gönüllümüz var. Normal şartlarda her gönüllü ile birebir görüşerek süreci yönetiyorduk. Salgınla birlikte ilk kez gönüllülük görüşmelerini çevrimiçi grup toplantıları halinde gerçekleştirdik ve bu görüşmelerin içeriğini kurumsal eğitim videoları ile destekledik. TTM’de gönüllülük sürecinin başlangıcında gönüllü yükümlülükleri, çalışma ilkeleri ve çocuk güvenliği politika belgelerimizde ortaklaşabilmeyi hedefliyoruz. Uzaktan çalışma koşullarında da bu husus geçerli olmayı sürdürüyor. Aradan geçen sürede toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği eğitimleri ile gönüllüleri destekledik. Eğitim ve etkinliklerle birlikte, düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz gönüllü buluşmalarına da çevrimiçi olarak devam ediyoruz.

Gönüllüler TTM’nin kuruluşundan beri kurumsal yapının önemli bir parçası ve tüm kurumsal faaliyetlere dahil olabilmeleri gönüllülük faaliyetlerimizin temel amacı. Uzaktan çalışma koşullarında da çalışma ilkelerimiz ve çocuğun üstün yararı sınırları içinde gönüllüler farklı kurumsal faaliyetlere dahil olmaya başladı. Çeviri, düzelti, tasarım, video düzenleme gibi faaliyetlerle birlikte çocuklara yönelik yapılan akademik destek çalışmalarında da yer alıyorlar. Gönüllüler ile çocukları dijital platformlarda bir araya getiriyoruz. Ekibimizden bir kişinin de eşlik ettiği bu çalışmaların hem gönüllülere hem de çocuklara iyi geldiğini gözlemledik.

Salgının ve bu kapsamda alınan tedbirlerin zorunlu hale getirdiği değişiklikleri de düşündüğünüzde, toplum temelli çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak bu süreçte öne çıkan kurumsal ihtiyaçlarınız neler oldu?

TTM olarak salgınla geçen 6 ayın ardından faaliyetler ve ekip koordinasyonu bağlamında   kurumsal yapımızı koşullara uyarlayabildiğimizi söyleyebiliriz. Faydalanıcılarla merkez binasında yürütülen faaliyetlerin uzaktan gerçekleştirilmesi, ekibin ve atölye yürütücülerinin yeni beceriler edinmesini ve TTM çalışma ilkelerinin dijital ortamlara uyarlanmasını gerektirdi. Diğer taraftan hali hazırda TTM’nin önceliklendirdiği toplumsal sorunlardan biri olan yoksulluğun azaltılması için koruma, güçlenme ve savunuculuk bağlamlarında yürütülecek çalışmalar öne çıkıyor ve 2021 için kurumsal stratejinin belirlenmesinde etkili olacak.

Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli sivil toplum örgütlerinde önemli bir mesele olan finansal sürdürülebilirlik özellikle salgın ile birlikte TTM için de bir kurumsal ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Salgının etkisiyle küresel çapta gerçekleşmesi beklenen finansal daralma, sivil alanın kaynaklarını da etkileyecek. Bu bağlamda kurumsal fon ve hibe desteklerinin azalması ve odaklanılacak faaliyet alanlarında değişimler öngörülüyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminden hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe kapsamında hangi kurumsal gelişim başlıklarına odaklanacaksınız? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Fon ile finansal sürdürülebilirlik konusunda kurumsal gelişimimizi sürdürmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda, hibeyi temel giderler, insan kaynağı ve iletişim harcamaları için kullanacağız. Finansal sürdürülebilirlik için kurumsal kaynak geliştirme faaliyetlerinin 2020 yılı değerlendirmesini, 2021 kaynak geliştirme planının oluşturulmasını ve uygulanmasını hedefliyoruz.

TTM olarak 2021 finansal risk analizleri çerçevesinde, bireysel bağışçı geliştirme faaliyetlerimizi hem çeşitlendirmeyi hem de sürdürülebilir kılmayı; 2021 yılında TTM’nin faaliyet alanına yönelik fon veren kurumların ve kurumsal destek veren fonların detaylarını araştırmayı, gerekli iletişim ve başvuruları gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

Diğer taraftan kaynak geliştirme faaliyetlerimizi iletişim faaliyetleri ile destekleyeceğiz. İnternet sitemizin güncellenmesi, KVKK’nın iletişim faaliyetlerine uygulanması ve Açık Açık üyeliği gibi faaliyetler de bu bağlamdaki hedeflerimiz arasında yer alıyor.

 

Açık Alan Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Sosyal, ekonomik ve kültürel olarak farklı kesimlerden başta gençler olmak üzere kadınlara ve çocuklara yönelik hak temelli bir bakış açısı ile eğitim alanında çalışmalar gerçekleştiren Açık Alan DerneğiÇimenev Bilim Sanat Merkezi’nde ekonomik olarak risk altındaki çocuklara yönelik okul devamsızlığını önlemek amacıyla faaliyetler yürütüyor. Dernek, yoksullukla mücadele etmek amacıyla hayata geçirdiği Derin Yoksulluk Ağı ile salgınla birlikte temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanan ailelerle bağışçıları buluşturan bir platformun yürütücülüğünü de yapıyor. Kurumsal Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla desteklediğimiz Açık Alan Derneği, organizasyon yapısını güçlendirmek ve kaynak çeşitliliğini artırarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışmalar yapacak. Derneğin Kaynak Geliştirme Koordinatörü Nilüfer Çomak ile k Derin Yoksulluk Ağı’nın modelini, salgının birlikte çalıştıkları gruplar üzerindeki etkilerini ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Açık Alan Derneği’nin amaçlarından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kuruluşumuzdan itibaren başta sosyo-ekonomik ve kültürel olarak risk altındaki çocuklar, gençler ve kadınlar olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara yönelik olarak hak temelli bir bakış açısı ile eğitim alanında projeler gerçekleştiriyoruz. Çocuklara ve kadınlara yönelik kurduğumuz Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi’nde 2019 yılı itibariyle 90 çocuk ve 50 anneye ücretsiz eğitim verdik.  20 öğrencinin Anadolu Lisesi’ne, 11 öğrencinin ise üniversiteye girmesine destek olduk. Özellikle teknolojiye erişemeyen çocuklar kodlama öğrendi ve üç boyutlu yazıcı ile tanıştı; bu sayede 60 öğrenci ve 12 anne 3D yazıcı ile modelleme ürünleri tasarladı. Yine 2019 yılı Aralık ayında psikoloji, sosyoloji, medya ve mimarlık gibi çeşitli disiplinlerden dernek gönüllülerinin bir araya gelmesi ile Derin Yoksulluk Ağı’nı  oluşturduk.

Açık Alan Derneği olarak, COVID-19 salgınının etkilerinin Mart ayı itibarıyla Türkiye’de görülmeye başlamasıyla birlikte kent yoksulluğu ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Derin Yoksulluk Ağı’nı kurdunuz. Derin Yoksulluk Ağı’nın modelini ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız? 

Derin Yoksulluk Ağı’nın (DYA) amacı uluslararası literatürde yaygın olan derin yoksulluk çalışmalarının hak temelli yaklaşım ilkeleri benimsenerek Türkiye’de yürütülmesine öncülük etmek. Aynı zamanda Avrupa Birliği tarafından derin yoksulluk kriterleri olarak belirlenen dokuz maddenin Türkiye özelinde yeniden değerlendirilmesi, kriterlerin gözden geçirilerek derin yoksulluk yaşayan bireylere özel kriterlerin belirlenmesi ve derin yoksulluk tanımının literatüre kazandırılması amacıyla çalışmalar yapıyor. Bu nedenle DYA, derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını daha görünür kılmaya çalışıyor, kişilerin hikayeleri ve karşılaştıkları insan hakları ihlallerini ortaya koyuyor, yerel yönetimleri kriz durumlarında harekete geçirmeye yönelik öneriler geliştiriyor.

COVID-19 salgını döneminde, yoksulluk sınırının altında yaşayan ve salgından dolayı kazanç sağlayamayan ailelerin en acil ihtiyaçları olan gıdaya erişmeleri için Derin Yoksulluk Ağı adında bir kampanya geliştirdik ve destekçilerin yaptıkları çevrimiçi alışverişlerle yoksul ailelere gıda erişimi sağladık.

Güncel olarak ise, 2020 sonbahar döneminde özellikle ilkokul ve ortaokulların çevrimiçi eğitim konusundaki belirsizliği, sosyo-ekonomik nedenlerle dijital araçlara veya internete erişemeyen çocuklar için eğitimden mahrum kalma riski teşkil ediyor. Bu sebeple, ağımız aracılığıyla eriştiğimiz ailelerin çocukları başta olmak üzere, İstanbul’da derin yoksullukla mücadele eden ailelerin çocuklarının eğitime erişime haklarının sağlanması misyonuyla çalışmalarımızı dijital erişim alanında da yürütüyoruz.

Sahadaki deneyimlerinizden de yola çıkarak, Derin Yoksulluk Ağı’nın bu süreçte ulaştığı hedef kitlenin durumu, öne çıkan ihtiyaçları, sağladığınız yardımların kapsamı ve etkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

COVID-19 salgını döneminde düzenli bir geliri ve sosyal bir güvencesi olmayan seyyar satıcılar, kağıt toplayıcıları, çiçekçiler, gündelikçi kadınlar, AVM çalışanları, restoran çalışanları ve müzisyenler en temel ihtiyaçlarına ulaşmakta zorluk çektiler. Derin yoksulluk yaşayanların öncelikle gıda, barınma, sağlık, eğitim, giysi ve psikososyal destek gibi temel haklarına erişmeye ihtiyaçları var. Kurduğumuz dayanışma ağı, acil müdahale kampanyası yoluyla öncelikli olarak gıdaya ve bebek ihtiyaçlarına erişim konusunda destek sağlıyor. Kurduğumuz destekçi-aile eşleştirme sistemi ile Mart ayından bu yana 2.000’den fazla haneye gıda desteği sağladık, 150 haneye düzenli destek sağlamaya devam ediyoruz. Ayrıca, çalışmalarımızın raporlamasını da yaparak derin yoksulluk alanında sahadan gelen talep ve önerilerle birlikte çözüm önerileri geliştiriyoruz.

Derin Yoksulluk Ağı’nın önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz? Uyguladığınız modelin yaygınlaşması ve daha geniş kitlelere ulaşabilmesi amacıyla çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Derin yoksulluğun ortadan kaldırılması ancak bütüncül ve önleyici politikalarla mümkün. Bu sebeple, derin yoksulluk yaşayanların temel haklara erişimlerini destekleyecek projeler üretmeyi, bu alanda bir literatür oluşturmak amacıyla temel kılavuz ve ilkeler başta olmak üzere yapılan çalışmaları Türkçe’ye çevirmeyi, kendi araştırma ve saha deneyimimizle literatüre kaynak kazandırmayı, derin yoksulluk için kalıcı çözüm yaratacak öneriler geliştirmeyi, raporlamayı ve bu önerilerin hayata geçmesini takip etmeyi planlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Hibe kapsamında odaklanacağımız iki ana kurumsal gelişim başlığı bulunuyor, bunlar finansal sürdürülebilirlik ve organizasyon yapısı. Oluşturmayı planladığımız finansal sürdürülebilirlik modeli kapsamında tam zamanlı bir çalışanın istihdam etmeyi, kaynak geliştirme çalışmalarımız için orta-uzun vadeli bir strateji planı oluşturmayı ve destekçi takip sistemi oluşturarak destekçilerle düzenli iletişim yürütülmeyi hedefliyoruz. İkinci olarak ise, kurum içi organizasyon yapısını yeniden kurgulamak için çalışmalar yapacağız.

Tarih Vakfı ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Türkiye’de bireylerin tarihe bakışlarına yeni bir zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla ve geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan Tarih Vakfı, tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çok sesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaştırılması için  çalışmalar yapıyor. Tarih Vakfı, Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibe ile yeni kaynak modelleri geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için çalışmalar yapacak. Vakfın Genel Müdürü İsmet Akça ve Kaynak Geliştirme & İletişim Sorumlusu Başak Emir ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde devam eden çalışmalarını, tarih yazımı ve tarih anlayışının Türkiye’deki etkilerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Tarihe bakış açısına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını hedefleyen Tarih Vakfı’nın tarih yazımına dair yaklaşımından ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Vakfımız, tarih bilincini, günün algılanmasını, geçmişin yorumunu ve geleceğin beklentilerini içeren bir bütün olarak tanımlar. Tarih bilincinin yaygınlaştırılıp derinleştirilmesini, toplumların sorunlarına çözüm üretme kapasitelerini artırmanın önemli bir bileşeni olarak değerlendirir. Vakıf olarak tarih çalışmalarının böyle bir yaklaşımla yürütülmesinin, Türkiye’de katılımcı demokrasinin gelişmesine önemli bir katkıda bulunacağı ve ülkemiz yurttaşları arasında insan haklarına dayalı çağdaş ve güçlü bir dayanışmayı olanaklı kılacağı görüşündeyiz.

Bu açıdan toplumsal eşitliğin dünü, bugünü ve geleceği bünyesinde barındıran bir tarih anlayışı ve bilinci çerçevesinde tesisi ve bu doğrultuda tarihin yeniden yazılması, Tarih Vakfı’nın tüm çalışmalarında temel hareket prensiplerinin başında geliyor. Tarihe, toplumsal eşitlik perspektifinden bakmak ve toplumları güçlendiren tarihsel bilgiyi ortaya çıkarmak tüm çalışmalarımızda gözetiliyor.

Tarih Vakfı, çalışmalarını yürütürken bilimselliği; dinsel, etnik, kültürel, cinsel yönelim gibi her türlü ayrımcılıktan, önyargıdan ve şovenizmden uzak durmayı; farklı ülkelerden insanlar arasında karşılıklı anlayış ve dostluğu temel alan bir yaklaşımı titizlikle gözetir. Tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çoksesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaşmasına ihtiyaç var. Bu ihtiyaç, toplumda hakları sistematik olarak ihlal edilen grupların seslerinin daha fazla duyulması ve hikayelerinin geniş kesimlere aktarılması gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Tarih Vakfı bu amaçla, tüm faaliyetlerinde sessizleştirilen grupların sesini duyulur kılarak tarih içerisindeki yerlerini teslim eder; demokratik ve insan haklarına dayalı bir toplumsal yapıyı mümkün kılacak alternatif bir tarih anlayışının yaygınlaşmasına hizmet eder.

Tarih Vakfı, bu toplumsal işlev ve amaçlarını her türlü araştırma, eğitim ve kütüphanecilik-arşivcilik etkinliği ile basılı yayın, elektronik yayın, belgesel film, radyo ve televizyon programları, tarih alanında sanat ve edebiyat ürünleri üretimi, müzecilik-sergicilik, bilimsel toplantı örgütleyiciliği, kültür turizmi ve benzeri çalışmalar yaparak, yaptırarak ya da yapılmasını destekleyerek gerçekleştiriyor. Vakıf, işlevlerini yerine getirmek üzere yarışmalar düzenliyor, burslar ve ödüller veriyor ya da verilmesini sağlıyor, çeşitli kanallarla kamuoyunun daha iyi bilgilendirilmesini, eleştiri ve önerilerini ortaya koymasını olanaklı kılacak kampanyalar düzenliyor.

Tarih Vakfı, yurtiçinde ve yurtdışında paralel çalışmalar yapan tüm kişi, grup, girişim ve kuruluşlarla, özellikle bilim, eğitim ve sanat kurumlarıyla dayanışma içinde çalışıyor, bu kurumlarla ortak projeler ve çalışmalar yapmaya çaba gösteriyor, ilişkilerini büyük şehirler dışına da yaymayı ve gönüllülüğe dayanan güçlü bir kamusal destek sağlamayı hedefliyor.

Vakfımız bu faaliyetlerinde, insan hakları temelinde eleştirel ve alternatif bir tarih anlayışının geliştirilmesini amaçlıyor ve barış hakkı, eşitlik ve ayrımcılığa uğramama hakkı, kadın hakları, çocuk hakları, azınlık hakları gibi alanlarda destek ve eğitim, iletişim ve görünürlük, iş birliği ve dayanışma yöntemlerine ağırlık veriliyor.

Tarih Vakfı Türkiye’nin 5 farklı ilinde etkinlikler gerçekleştiriyor. Örneğin son iki yıllık dönemde bu illerde toplam 172 etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinliklerde azınlıklar, işçiler, kadınlar ve diğer baskı altında bırakılan grupların tarihini ele alan, seslerini görünür kılan, farklı toplumsal grupların ayrımcılığa maruz kalmaksızın barış̧ içinde yaşamasına zemin sunacak bir tarih bilincini inşa eden bilimsel sunumlar yapıldı.

Türkiye’de eğitim alanı, özellikle de tarih eğitimi ideolojik ve politik açıdan aşırı kutuplaşmış ve dar politik müdahalelerle şekillendirilen bir alan. Tarih eğitimi alanında özellikle etnik ve dini azınlıklara yönelik ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik, temel insan hakları sorunlarını oluşturuyor. Eğitim alanına yönelik yürüttüğümüz sayısız projede, bu alanda var olan eşitsizlikleri ortaya serme ve eşitliğin sağlanması yönünde yayınlar ve eğitimler üretildi.

Hedef kitlemizin en önemli unsurlarından birini oluşturan gençler için yürüttüğümüz projeler de aynı şekilde toplumsal eşitliği gözetiyor. Gençlerin farklı tarih perspektifleriyle tanışması, toplumsal ve siyasi olaylara eleştirel bir gözle bakabileceği ortamların hazırlanması, Tarih Vakfı’nın en temel gündemlerinden biri olagelmiştir. Tarih Vakfı tarafından bu amaçla yürütülen “Gençler Tarih Yazıyor” projelerinin her sene göç, bireysel yaşam anlatısı, barış gibi farklı başlıkları oluyor. Ana tema ne olursa olsun toplumsal eşitlik perspektifi, o seneki temanın ele alınışında temel bir yaklaşım oluyor.

Eğitim alanındaki projelerimizin yanı sıra Vakfımız, Kurum ve Sektör Tarihi ve Demokrasi ve İnsan Hakları odaklı projeler, Kültürel Miras ve Yerel Tarih çalışmaları ile Sözlü Tarih projeleri de yürütüyor.

Tarih Vakfı aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal tarihine katkıda bulunan her türlü malzemenin ülke içinde kalması, düzenlenmesi, saklanması, korunması, bunlardan yararlanmak isteyenlere sunulması amacı doğrultusunda yapılandırılmış olan Belge Bilgi Merkezi ile de 1992 yılından itibaren Eminönü binasında hizmet veriyor. Buradaki koleksiyonunun tamamına yakını bağışlarla oluşturuldu. Kuruluşundan bu yana 700 civarında kişi ve kurumun bağışlarıyla oluşan koleksiyonda; 20.000’den fazla kitap, 900’e yakın süreli yayın ve 140 raf metre arşiv (kağıt, görsel işitsel, ikonografik, kartografik vb.) bulunuyor.

Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarih ve sosyal bilimler alanında ülkenin en önemli yayınevlerinden birisi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları kitapları ve Toplumsal Tarih Dergisi aracılığıyla Tarih Vakfı insan haklarının bütünlükçü bir yorumuyla kamuoyu bilinci oluşturma ve iletişim ve görünürlük sağlama faaliyetleri yürütüyor. Toplumsal Tarih zaman ve değişim boyutlarını göz önüne alan, sıradan olay anlatma sınırlarını aşarak, bunların üstüne kuramsal açıklamalar, çözümlemeler oturtmak çabasına önem veren bir tarih dergisi. Yurt Yayınları ise, Türkiye ve geniş Osmanlı coğrafyasını oluşturan bölgelerin ekonomik ve toplumsal tarihi üzerinde uzmanlaşan bir yayınevi.

Tarih yazımı ve tarih anlayışı, Türkiye’nin sosyal ve siyasi hayatını ne şekilde etkiliyor?

Tarih, tarih yazımı ve tarih algısı her zaman ve her yerde sadece geçmişe değil bir o kadar bugüne ve hayal edilen geleceğe ilişkindir. Güncel sosyal sorunlarımız, bu sorunlara nasıl yaklaştığımız, hangi sorunları gündeme alıp hangilerini almadığımız tarihe nasıl baktığımızı, tarihte hangi olaylara, kişilere, sorunlara eğildiğimizi de ciddi biçimde belirler. Benzer şekilde tarihte baktıklarımız, gördüklerimiz, gün ışığına çıkardıklarımız da bugünkü sosyal sorunlarımız için alternatiflere ışık tutar, bugünkü sosyal sorunlarımızı ele alma biçimimizi ve çözüm önerilerimizi etkiler. Bu açıdan bakıldığında bizatihi tarihin, tarih yazımının ve tarih algısının kendisi doğrudan bir sosyal, kültürel ve politik bir sorun olarak zuhur eder. Kuşakların yetişmesi ve sosyalizasyonunda hem eğitim hem popüler kültür düzeylerinde belirleyici olur. Bugün Türkiye’de tarihe yaklaşım ve tarih algısı muazzam ölçüde ideolojikleştirilmiş, dar ve kısa vadeli politik , ideolojik çıkarlara tabi kılınıyor. Demokratik olmayan, yanlı ve insan haklarına duyarsız bu tarih algısı eğitim alanından medyaya, tarih biliminden gündelik popüler kültür üretimine kadar tüm alanlarda tezahür ediyor ve Türkiye’nin temel sosyal sorunlarının arasında yer alıyor.

Tarih Vakfı ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu anti-demokratik ve dar perspektifi değiştirmek ve onu tüm temel hak ve özgürlüklere karşı duyarlı kılmak için yola çıkmış bir kurum. Vakfımız, böyle bir tarih bilincini geliştirip yaygınlaştırmayı amaçlayan ve bu yolla insan haklarının, her türlü ayrımcılığa karşı eşitliğin, barış içinde yaşama hakkının yerleşmesine katkı sunmayı hedefleyen  ve kamu yararı için çalışan bir sivil toplum kuruluşu.

Tarih Vakfı, sivil toplum alanında uzun süredir faaliyet gösteren ve Türkiye’de sivil toplumun gelişimi açısından önemli çalışmalara imza atmış kurumlar arasında yer alıyor. Aradan geçen süreci değerlendirdiğinizde, Türkiye’de sivil toplumun ve buna paralel olarak Tarih Vakfı’nın yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalar neler?

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının (STK) faaliyetleri ve dolayısıyla Tarih Vakfı’nın faaliyetleri özellikle geçtiğimiz son 10 yıllar içerisinde kaçınılmaz değişimleri yaşadı. Bu değişimler Türkiye gibi bir ülkede çoğu kez politik iklimle de alakalıdır. 90’lar ve 2000’ler özellikle STK’lar açısından nicel ve niteliksel bir sıçramanın olduğu bir dönemdir. Özellikle Türkiye’nin dünya sistemine daha da fazla entegre olmasıyla ve Avrupa Birliği süreciyle beraber uluslararası fon imkanlarının artması ve çeşitlenmesi, Türkiye’de STK’ların faaliyetlerine de bir hareketlilik getirdi. Görece daha rahat politik iklimin yok olduğu ve Türkiye’nin dünya sistemiyle ve uluslararası kuruluşlarla olan bağlarının zayıfladığı son dönemde ise bu durum STK’ların faaliyet alanları ve hareket özgürlüğüne de etki etti. Kendisini siyasal iktidardan bağımsız tarif eden ve kendi öz kaynaklarıyla var olmaya çalışan tüm diğer kurumlar gibi Tarih Vakfı da benzer bir şekilde bu durumu deneyimliyor.

Bir diğer yandan Vakfımızın faaliyet alanına baktığımızda konumunda tek olduğunu da görebiliriz. Türkiye’de sosyal sorunlar ve insan hakları alanında faaliyet yürüten çok sayıda STK bulunuyor ve bu STK’ların bazıları yeri geldiğinde tarihe değen ve tarihi gündemine alan çalışmalar da yürütüyor. Bununla birlikte Tarih Vakfı, salt ve tüm yönleriyle tarihe odaklanan ve doğrudan tarih alanında iş yapan bir STK olarak önemli bir farklılık arz ediyor. Tarih Vakfı, faaliyetlerinin kesiştiği söz konusu diğer STK’ların çalışmalarından öğreniyor ve tarih alanına has faaliyetler yürütüyor.

12 kişilik Girişim Kurulu ve 264 Kurucu Mütevelli ile 1991 yılında kurulan Vakfımız, 30 yıla yaklaşan tarihinde yüzlerce proje, sergi, kongre, konferans, sempozyum, atölye, söyleşi ve panel gerçekleştirerek bu toplumsal hedefleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyor. Türkiye’nin 25 yaşını dolduran tek tarih yayını olan Toplumsal Tarih dergimiz ile tarih ve sosyal bilimler alanında ülkenin en önemli yayınevlerinden biri haline gelen Tarih Vakfı Yurt Yayınlarımız Vakfımızın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Ayrıca bilgi ve belge merkezi olarak da faaliyet gösteren vakfımız, mali sorunların arttığı dönemlerde dahi faaliyetlerine ara vermeden kendi öz kaynakları ile devam ederek varlığını sürdürüyor.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların iş yapma biçimlerinde ve çalışmalarında da önemli değişikliklere neden oldu. Bu durum Tarih Vakfı’nın çalışmalarını ne şekilde etkiledi?

Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğrenim Kurumu tarafından yapılan COVİD-19 salgını ile ilgili uyarılar gereğince; tedbir amacıyla ve sorumluluklarımızı gözeterek İstanbul’da bulunan ofisimizi 16 Mart 2020 tarihinden itibaren kapattık ve tüm etkinliklerimizi çevrimiçi platformlara taşıdık. Bu bağlamda Marksizm 202 etkinliklerimizi YouTube kanalımızdan canlı olarak yayınladık. Çevrimiçi seminerler düzenledik ve Sözlü Tarih ile Tarih yazımı alanında iki ayrı çevrimiçi ders dizisi gerçekleştirdik. Yine COVID-19 salgını dolayısıyla tüm hayatımızı evlere sığdırmaya çalışırken duyduğumuz sosyal ihtiyaçlarımız konusundaki moral ve motivasyon ihtiyacını biraz olsun giderebilmek ve tarih kültür sanat ilişkisini desteklemek için mayıs ayı boyunca çevrimiçi online konserler düzenledik. Bu etkinlik videolarımıza sosyal medya hesaplarımızdan ve YouTube kanalımızdan ulaşılabilir. Ayrıca Toplumsal Tarih dergimizi de elektronik ortama taşıyarak, Issuu, Google Play ve Kobo platformları üzerinden ulaşabilir hale getirdik.

Bir diğer yandan, Vakfımızın çevrimiçi platformlara geçiş konusundaki teknik altyapı eksiklikleri nedeniyle zorlu bir adaptasyon sürecinden geçtik. Ayrıca, vakfımızın başvuru yapabileceği pek çok sosyal içerikli ulusal ve uluslararası fon başvurularının ya iptal edilmesi ya da belirsiz bir süre boyunca durdurulması Vakfımızın finansal anlamda sürdürülebilirliğini olumsuz olarak etkiledi.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde  sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Tarih Vakfı’nın ana finansal kaynakları, büyüklük sırasıyla, kurum tarihi projelerinden elde edilen gelirler, araştırma projesi fonları, aidatlar ve bağışlar ile kitap ve dergi satışlarından elde edilen gelirler. Vakfın insan kaynağı gücü sınırlı ve faaliyetleri çok sayıda olduğu için kaynak geliştirme kapasitesi sistematik ve profesyonel olarak inşa edilemiyor.

Kurumun finansal bağımsızlığının bugün olduğu kadar gelecekte de garanti altına alınabilmesi için proje bazlı olmayan ve sponsorlara bağımlılığı azaltan yeni kaynak modelleri geliştirmeye ihtiyacımız var.Bu hibe desteği ile amaçladığımız en nihai kurumsal fayda finansal sürdürülebilirlik. Bunun için de bireysel düzenli bağışçılarımızın sayısının arttırılması yoluyla buradan gelen bağışların vakfın temel giderlerini karşılayabilecek seviyeye ulaşması, çeşitli kapasite geliştirme bileşenlerinin farklı proje ve fonlar aracılığıyla sağlanabilmesi, yayınlarımız için reklam verenlerin ve sponsorların arttırılması, teknolojik kapasitenin geliştirilmesi ve arşiv ile kütüphane gibi potansiyel kaynaklarımızın aktive edilebilmesi öncelikli hedeflerimiz.

Bu kapsamda da hibe dönemi boyunca Vakfın mali ve kurumsal altyapısını güçlendiren çalışmalar yapılacak. Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe ile istihdam kaynağı yaratılmış olan kaynak geliştirme çalışmalarıyla, Vakfın sabit gelir kaynakları çeşitlendirilecek ve artırılacak. Ayrıca yeni proje içerikleri geliştirilip araştırma fonlarına başvurulacak. Böylece tarih ve eğitim alanları başta olmak üzere insan hakları temelli projelerin çeşitlenmesi ve çoğalması da bekleniyor. Aynı zamanda kurumun yayın ve ürünlerinin daha geniş̧ kitlelere yaygınlaşması için yapılacak iletişim faaliyetleri için de altyapı sağlanmış̧ olacak. Böylece kurumsal kapasitesi güçlenen Vakıf demokratik ve insan hakları temelli bir tarih anlayışının yaygınlaştırılmasını daha etkin bir biçimde gerçekleştirebilecek.

Güzel İşler’in Aralık Ayı Etkinliği Gerçekleşti

By | Güzel İşler

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz yeni çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’in Aralık ayı buluşmasını Deprem, Dayanışma ve Sivil Toplum başlığıyla 9 Aralık’ta gerçekleştirdik. Hayata Destek Derneği Direktörü Sema Genel Karaosmanoğlu’nun ve İhtiyaç Haritası Kurucu Ortağı Ali Ercan Özgür’ün konuşmacı olarak katıldığı etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

  • Hayata Destek Derneği ve İhtiyaç Haritası, Elazığ ve İzmir’de yaşanan depremlerin ardından sahaya ilk ulaşan ve müdahale eden sivil toplum kuruluşları (STK) arasında yer aldı. Afetler sonrasında etkili şekilde müdahale edebilmek için hızlı bir şekilde afet bölgesine ulaşmak ve sahada ihtiyaç tespiti yapmak önem taşıyor.
  • 24 Ocak 2020’de Elazığ’da gerçekleşen deprem sonrasında STK’lar sahadaki çalışmalarına hızlı bir şekilde başladılar ve önemli bir dayanışma örneği göstererek STK Afet Platformu’nu kurdular. Platform, bölgede faaliyet gösteren kamu kurumları ile de koordineli şekilde çalışmalar yürüttü. Platformun Elazığ depreminde kazandığı deneyim ve birlikte çalışma pratiği, 30 Ekim 2020’de yaşanan ve İzmir’in Bornova ile Bayraklı ilçelerinde yıkıma sebep olan deprem sonrasında yapılan çalışmalara da olumlu şekilde yansıdı. STK Afet Platformu üyesi olan kuruluşlar her iki deprem bölgesinde de ihtiyaç tespit çalışmaları, gönüllülerin organizasyonu ve toplanan ayni bağışların dağıtımı konularında aktif olarak çalıştı.
  • Elazığ Depremi’nden sonra gelen 170 tır ayni bağışın düzenlenmesi ve Elazığ Valiliğinin belirlediği 56 noktadaki çadır/konteynır alanlara ulaştırılması için depolarda ve sahada STK gönüllüleri ve çalışanları görev aldı. Depremin akut dönemi olan ilk üç günde kamu kurumları enkaz arama kurtarma faaliyetlerinde etkin olarak çalışırken, yardımların dağıtımı ve afetzedelere yönelik psiko-sosyal çalışmalarda STK’lar aktif olarak yer aldı. STK’ların esnek yapısı ve saha deneyimleri afet bölgelerinde hızlı şekilde organize olmalarına ve çalışmalarını etkin şekilde yürütmelerine olanak sağlıyor.
  • Türkiye’deki bireysel ve kurumsal bağışçılar afetlerin ardından oluşan ihtiyaçların giderilmesine katkı sağlamak için hızlı ve yoğun şekilde destek veriyorlar ve bu desteklerin önemli bir bölümü ayni yardımlar (gıda, ısınma, hijyen malzemeleri vb. ) olarak gerçekleşiyor. Bununla birlikte, afet bölgelerinde kapsamlı bir iyileşme yaşanması için orta ve uzun vadeli projelerin ve müdahalelerin de düşünülmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bu tür müdahalelerin yerel ekonomiyi ve diğer unsurları destekleyecek şekilde tasarlanması kalıcı etki yaratabilmek için önemli. Örneğin 2011 yılında Van’da yaşanan depremden önce 120 işletmeyi bünyesinde barındıran Van Organize Sanayi Bölgesi’nde, depremden iki yıl sonra sadece 27 işletme çalışmalarını sürdürebildi.
  • Afetlerden sonra yapılan yardımların deprem bölgesindeki esnaf ve küçük işletmelerden sağlanmıyor olması halihazırda depremden etkilenmiş olan yerel ekonominin daha da fazla zarar görmesine neden oluyor. Bu sorundan hareketle, İhtiyaç Haritası tarafından geliştirilen, Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation tarafında Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında desteklenen İhtiyaç Haritası Sosyal Pazar Yeri projesi ihtiyaçların yerel esnaftan alındığı dijital harita temelli bir modeli hayata geçirmek için çalışmalar yapıyor. İhtiyaç Haritası’nın bu kapsamda yaptığı çalışmalar Mastercard Impact Fund’dan da destek almaya hak kazandı ve hazırlanan platformun teknolojik alt yapısının geliştirilmesi için yapılan çalışmalar devam ediyor.
  • İzmir depreminin ardından Afet Platformu ismini alan dayanışma temelli bu oluşumun kurumsal bir yapıya kavuşması ve çalışmalarının sürdürülebilir bir hale gelmesi için de çalışmalara başlandı. Platform, üyesi olan kurumların alandaki tecrübelerinden de yola çıkarak afet müdahale alanında STK’ların örgütlenme, koordinasyon, kapasite gelişim, gönüllülerle çalışma ve savunuculuk alanlarında güçlendirilmesi için nasıl daha etkin çalışmalar gerçekleştirebileceği konusunda da fikir alışverişinde bulunuyor.
  • Afetlere ve insani krizlere müdahale öncelikli olarak devletin sorumluluğu olsa da kaynakların etkin ve verimli şekilde kullanılması için STK’ların deneyim ve bilgileri doğrultusunda yapılan çalışmalara dahil olması ve kamu kurumları ile iş birlikleri geliştirmesi önem taşıyor. Kamu kurumları ve STK’lar arasında bu tür iş birliklerinin kurulmasını sağlamak için Afet Platformu örneğinde olduğu gibi STK’ların uzmanlık temelli bir şekilde dayanışma içinde çalışması ve toplumu ilgilendiren konularda ortak bir söz üretmesi gerekiyor. Bu tür bir yaklaşım STK’ların yarattığı katma değerin daha görünür hale gelmesini sağlamanın yanı sıra kamu kurumları nezdinde eşit bir paydaş olarak kabul edilmelerine de katkı sağlayacaktır.
  • Kamu kurumları ve STK’lar arasında diyalog alanları yaratarak afet müdahalelerine dair planlama yapılması gerekiyor. Afet Platformu’nun alt komisyonlarından biri olan “Kamu ile İlişkiler Komisyonu” afet öncesinde, afet anında ve sonrasında görev paylaşımı ile ilgili konuları belirlemek ve sivil toplumun aktif katılımını sağlamak amacıyla kuruldu. Örneğin, AFAD tarafından hazırlanan ve şu an yürürlükte olan Türkiye Afet Müdahale Planı’nda STK’ların görev ve sorumlulukları çok kısıtlı bir şekilde tanımlanıyor. Kamu kurumları ile STK’lar arasındaki diyalog güçlenirse STK’lar afet müdahalelerinde daha kolay rol üstlenebilir ve daha verimli şekilde çalışarak sosyal fayda yaratabilir.
  • Son yıllarda uluslararası insani yardımların hacmi yıllık olarak 28 milyar doların üzerine çıkıyor. Ülkeler insani yardımlarını Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarına aktarıyor. BM ajansları ise sahada faaliyet gösteren uluslararası STK’lar aracılığıyla sahada yapılan çalışmaları destekliyor. Bu sistem içerisinde harcanan paranın önemli bir bölümü uluslararası kurumların ayakta kalması için gerekli olan idari giderlerin karşılanması için kullanılıyor.  Buna bağlı olarak, ülkelerin insani yardım için ayırdığı kaynağın görece az bir kısmı sahadaki ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor. Bu sistem önemli ölçüde verimsizliğe yol açıyor.
  • Uluslararası insani yardım mekanizmasının mevcut yapısı ve fonların büyüklüğü tek taraflı bir güç ilişkisi yaratarak ulusal ya da yerel düzeyde çalışan STK’ların kaynak bağımlığını arttırıyor ve bu kurumlar arasındaki rekabeti güçlendiriyor. Böylece uzun vadede sivil alana zarar verme ihtimali olan bir yapı hayata geçmiş oluyor. Bu sebeple, gerek sahada yürütülen afetle müdahale çalışmalarının gerekse bu çalışmalara aktarılan kaynakların bağımsızlığını ve sürdürülebilirliğini sağlamak için yerelde yapılan çalışmaları desteklemek büyük önem taşıyor. Özellikle afet durumları gibi acil desteğe ihtiyaç duyulan zamanlarda, yerelde bireyler ve kurumlar hızla organize olarak kaynakları harekete geçirebiliyor. Bu tür yerel kaynak yaratma mekanizmalarının ve yerelde faaliyet gösteren STK’ların kapasitelerinin güçlenmesini destekleyen çalışmalar çok değerli.

Çocuk Fonu’nun 2020-2021 Döneminde Yapılan Başvurulara Dair Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerini ve projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminin başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Çocuk Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konular, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Toy Gençlik Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Toy Gençlik Derneği, gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını ve gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel konularda yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız Toy Gençlik Derneği, kurumsal kapasitesini güçlendirmek için savunuculuk ve kaynak geliştirme başlıklarında çalışmalar yapacak. Derneğin İletişim Sorumlusu Şeyma Keskin ile yaptığımız röportajda devam eden çalışmalarını, salgının farklı gençlik grupları üzerindeki etkilerini ve sağladığımız hibe kapsamında yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

 

Toy Gençlik Derneği’nin (Toy) kuruluş hikayesinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz 2017 yılında Eskişehir’de halihazırda birlikte çalışan gençler, gençlik çalışanları ve genç gönüllülerle kuruldu. Toy’un sözlük anlamına baktığımızda “gençliği dolayısıyla yeterli bilgisi, birikimi, görmüş geçirmişliği olmayan, deneyimsiz, beceriksiz olan (kimse)” tanımıyla karşılaşıyoruz. Bir gençlik örgütü olarak genç, gençlik ve toy kavramlarına atfedilen bu negatif anlamlara karşı çıkıyoruz aslında. Logomuzda yer alan Koi Balığı da ‘toy’ olmaya dair gönderme içeriyor. Hikayeye göre akıntıya karşı yüzebilen ve nehrin kaynağına kadar ulaşabilen koiler, ejderhaya dönüşürler. Bizler de katılım, ifade özgürlüğü ve haklara erişimin önündeki engellerle mücadele ederek Toylar’ın eşit ve aktif yurttaşlar olarak karar alma mekanizmalarında söz sahibi olacağına inanıyoruz.

Bu bağlamda örgüt olarak, gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını, gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına çeşitli alanlarda ve boyutlarda faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Bu faaliyetlerin özneleri gençler, gençlik çalışanları ve gençlik çalışmaları alanının kendisinden oluşuyor. Temel yaklaşımımız ise gençlerin ihtiyacına göre şekillenen çalışmalar, deneyimsel öğrenme ve yaygın eğitim, kalıcı değişim yaratmak için gönüllülük anlayışı, kaynakların verimli kullanımı (sürdürülebilirlik) olarak özetlenebilir. Bir özne olarak gençlerin, ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve taleplerini dile getirebilmesi adına alanlar yaratılmasını gençlerin güçlenmesinde en önemli etkenler olduğunu düşünüyoruz.

Yukarıda bahsettiğimiz hedefleri gerçekleştirebilmek adına, derneğimizi kurduğumuz günden beri, Eskişehir yerelinde devam ettirmekte olduğumuz 2 ana projemiz var.

Bunlardan bir tanesi yerelde yurttaş inisiyatifi olarak başlayan ve Üstünüze Afiyet: 2. El Eşya Takas Pazarı ve Dönüşüm Sofraları adı ile senelerdir devam ettirdiğimiz projemiz. Proje kapsamında hem beraber çalıştığımız gönüllüler hem de etkinliklere katılan kişiler ile birlikte günümüz tüketim toplumunu sorgulamaya hem de bu sistem içerisinde daha sürdürülebilir ve ekolojik yaşam pratiklerini görünür kılmaya ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ilişkin çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Bu bağlamda, salgın öncesinde her ay düzenli olarak takas pazarları kuruyor, pazarlarda ve marketlerde satışa uygun bulunmayan ancak tüketilebilir olan gıdaları toplayarak yemekler yapıyor ve etkinlik esnasında kurduğumuz soframızda bu yemekleri herkes ile paylaşıyorduk. Salgın nedeni ile şu an etkinliklerimize ara vermek zorunda kalmış olsak da bu kapsamdaki çalışmalarımıza farklı yöntemler ile çevrimiçi platformlarda devam ediyor bir taraftan da önümüzdeki sene yine gençler için ve gençler ile birlikte uygulamayı planladığımız geniş bir program hazırlıyoruz.

Kuruluşumuzdan bu yana devam ettirdiğimiz projelerden bir diğeri ise Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Türkiye’de koordinatörlüğünü üstlendiği ve bizlerin de Eskişehir’de yerel yürütücülüğünü yaptığımız GençBank projesi. Bir gençlik çalışması modeli olan GençBank,  15-25 yaş arası gençlerin karar vericiler olarak projenin tasarım, kurgu ve üretim süreçlerinde birebir rol aldıkları ve ellerindeki kaynakları akranları ile paylaşarak onların fikirlerini hayata geçirmelerine destek olan bir hibe programı. Eskişehir GençBank, yerelde her yıl 15-25 yaş arasındaki gençlerin ihtiyaçlarını belirlemeye yönelik ihtiyaç analizi yapıyor ve etrafında gördüğü sorunlara çözüm arayan gençlere çift katmanlı bir destek hizmeti sunuyor. Proje başvuru dönemlerinde gelen başvuruları yine 15-25 yaş aralığındaki gençler değerlendiriyor, kabul edilen projelere nakdi ve ayni yardım yapıyor, mentorluk hizmeti sunuyor.

Yerel projelerin saha faaliyetlerine salgın sebebiyle ara vermek zorunda olsak da çevrimiçi olarak saha araştırmaları ve iş birliği faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyoruz.

Devam etmekte olan Gençlik Çalışmaları Akademisi ise gençlik çalışanı olmak isteyen 18-30 yaş aralığındaki gençlerin 1 yıl boyunca düzenli ve ücretsiz katılımıyla 4 eğitim kampı, ulusal çapta Gençlik Çalışanlarının İhtiyaçları Araştırması, mentorluk ve Görsel Araç Kutusu gibi farklı parçaların bir araya getirildiği deneyimsel öğrenme metotlarından faydalanarak hazırlanmış akademi kurgusundan oluşuyor.

Son olarak, salgın sürecinde yayınlarına başladığımız Versus programı canlı yayınlarda gençlik alanında çalışan isimleri konuk ettiğimiz bir projeydi. Versus’un planlamasını yaparken en büyük amaçlarımızdan biri gençlik alanında karşımıza çıkan sorulara verilecek farklı cevapları göstermekti. Bu amaç doğrultusunda da gençlik çalışmalarının doğasına uygun olarak, tek bir doğru cevabın olmadığını konuklarımızın her konuda iki farklı ucu savunmasını sağlayarak gösterdiğimizi düşünüyoruz.

 

Dernek olarak yürüttüğünüz Gençlik Çalışmaları Akademisi projesinin nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktığını ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız? Bu projenin gençlik alanında yapılan çalışmalara nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Gençlik alanında çalışmakta olan ve kendini gençlik çalışanı olarak tanımlayan bizler, aslında sürekli olarak hem bu devingen çalışma alanının kendisini hem de bu alan içerisinde çalışan kişinin tutum, bilgi ve becerilerinin neler olması gerektiğini tanımlamaya çalışıyoruz. Bu alanda, dünyadaki ve ilişkili olarak Türkiye’deki akademik literatür ve çalışma sahası her ne kadar gelişmeye devam etse de aslında gençlik çalışanı olmanın mevcut örgün eğitim sisteminde bir karşılığı maalesef yok. Yani “şu bölümden mezun olursan ya da şurada şu yüksek lisans programına katılırsan gençlik çalışanı olabilirsin” gibi yönlendirmeler yapamıyoruz. Dolayısı ile alanda çalışmakta olan bizler kendimizi çeşitli kurumların sağladığı farklı eğitimler, faaliyetler ile yurtiçi ve yurtdışında gerçekleştirilen projelere katılarak geliştirmeye ve yeterliliklerimizi desteklemeye çalışıyoruz. Buradaki ana sorun ise, kendimizi geliştirmek adına faydalanabileceğimiz eğitim, proje, faaliyet gibi imkanların kısıtlı, düzensiz, dağınık oluşu ve hatta bazen erişilebilir olmayışı. Dolayısıyla aslında temel ihtiyacımız gençler ile birlikte çalışmalar yürütmemizi sağlayan bilgi, beceri ve yaklaşımları öğrenebileceğimiz, bunları geliştirebileceğimiz sistematik, düzenli ve mümkün mertebe kapsamlı bir öğrenim planıydı. Buradan hareketle alana yeni girmekte olan ya da gençlik alanında çalışma yapmak isteyen gençler için hem alanda aktif çalışmakta olan gençlik çalışanları olarak kendi tecrübelerimizi paylaşabileceğimiz hem de bizlere yol gösteren akademik ve saha çalışmalarını inceleyebileceğimiz bir başlangıç akademisi yaratmaya çalıştık ve Sabancı Vakfı’nın da desteği ile Gençlik Çalışmaları Akademisi projemizi uygulamaya başladık.

 Gençlik Çalışmaları Akademisi’nin gençlik alanında çalışmak isteyen genç bireylerin alana dahil olmaları açısından ciddi bir platform oluşturulduğunu, bu sayede aslında “gençlik çalışanı” başlığının görünür kılındığını ve bunun tanımının yapılması gereken bir meslek dalı olması gerektiğine dair farkındalığı arttırdığımıza inanıyoruz. Proje kapsamında 24 katılımcıyla, 14 farklı başlıkta 4 eğitim kampı ve mentorluk faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Yakında yayınlanacak Görsel Araç Kutusu ile kullandığımız metotları sivil toplum ve özellikle gençlik çalışmaları için erişilebilir formatta ve açık kaynak olarak yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz.

Yine bu proje kapsamında hayata geçirdiğimiz Gençlik Çalışanlarının İhtiyaçları Analizi kapsamında yapılan birçok odak grup görüşmesi sayesinde gençlerle çalışan ve kendilerini gençlik çalışanı olarak tanımayan bireylerin ihtiyaçlarını görünür kılmaya çalışıyoruz. Halen devam eden görüşmelerin sonrasında ortaya çıkacak raporunu da açık kaynak olarak yayınlamak planlarımız arasında yer alıyor.

 

COVID-19 salgınından ve bu süreçte alınan tedbirlerden en fazla etkilenen toplumsal kesimlerden birinin de gençler olduğunu görüyoruz. Salgının gençler üzerindeki etkilerine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Salgının başlangıcından itibaren gençlerin en fazla etkilenen toplumsal kesimlerden biri olduğu doğru. Ancak gençliğin homojen bir grup olmadığı ve farklılaşan sorunlarla mücadele eden bir gruptan söz ettiğimizin farkında olmak önemli. Salgına karşı alınan ilk önlemler sırasında okuyan gençlerin KYK yurtlarından aniden çıkarıldığını veya ev sahipleri tarafından evden atıldığını gözlemledik. Gençlerin barınma ve eğitime erişim konusunda sorunlar yaşadığını ve yetkililerin, gençlerin konuyla ilgili ihtiyaçlarını önceliklendirmediğini gözlemledik.

20 yaş altındaki gençler ise 65 yaş ve üzerindeki bireylerin de olduğu gibi meşru gerekçelerden uzak, yaş ayrımcılığı örneği diyebileceğimiz kararlarla sokağa çıkma yasaklarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Ayrıca getirilen kısıtlamalar hizmet sektöründe çalışan gençlerin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden oldu. Ancak bu görünür sorunların dışında cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği gibi gerekçelerle karantina döneminde gençlerin maruz kaldığı şiddet ve baskının arttığından da bahsetmek gerek. Aynı zamanda mülteci/sığınmacı gençlerin sorunları da farklılaşıyor. Salgın döneminde gündeme getirilen “esnek çalışma” teklifleri ise gençlerin piyasa karşısında güçsüzleştirildiği bir istihdam ortamı yaratma girişimi haline geldi. Bu gibi hak gaspı içeren girişimlerin genç işsizliğine çözüm olmayacağını düşünüyoruz.

Özetle salgın eşitsizlikleri derinleştirdi ve dezavantajlı kesimleri daha olumsuz şekilde etkiledi. Eğitim, barınma ve çalışma konuları ile başı çeken sorunların, sağlık hizmetlerine erişim ile devam ettiğinden ve yeni eğitim döneminde de tekrarlandığından bahsedebiliriz.

 

Yakın zamanda yayınlanan ve Toy Gençlik Derneği olarak katkı sunduğunuz “Gençliğin Gücünü Harekete Geçirmek: Türkiye’de Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Gençler (NEET) Üzerine Bir İnceleme & Gençlerin Aktif Katılımını Teşvik Eden Politika ve Sivil Toplum Modelleri” raporundan öne çıkan bulguları bizimle paylaşır mısınız?

Tabii ki.NEET gençlerin profili (Not in Employment, Education or Training – Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Gençler), zaman kullanım kalıpları, istihdama katılım/tutunma ve sivil katılım konularında göze çarpan en temel bulgu; ülkemizdeki NEET sorununun cinsiyet kaynaklı olması. Her dört gençten biri NEET iken bu dört gençten üçünün kadın olduğunu görüyoruz(%74,3). Ayrıca, 18-29 yaş arası kadınların yaklaşık yarısı (%51,2) NEET statüsündeyken erkeklerde bu oran %17,6. Coğrafi olarak Güneydoğu bölgesinde NEET oranının arttığı da Diyarbakır ve Şanlıurfa bölgesi %55.7) dikkat çeken bir diğer bulgu. (NEET kadınların, erkeklere oranla eğitim seviyesi, istihdama katılım ve istihdamda tutunma oranları daha düşük.

Peki NEET kadınlar ne yapıyor? Araştırmadan anlıyoruz ki erkekler ilerleyen yaşlarında istihdama dahil olurken ve kadınlara göre daha özerk yaşayabilirken; kadınlar genel olarak ev içi emek ve bakım hizmetleriyle ilgileniyor. NEET kadınlar, ortalama 7 saatlerini ev işleri için harcarken NEET erkekler yaklaşık sadece 1 saatlerini harcıyor. Piyasa koşullarında istihdama dahil olmakta erkeklere göre daha fazla güçlük yaşıyorlar. Toplumsal cinsiyete dair çok somut bir olguyla karşı karşıyayız. Kadınlar istihdama dahil olsa bile çocuk sahibi olduktan sonra işten ayrılma ya da işe dönmeme durumu yaşanıyor. Çünkü kreş ve çocuk bakımı gibi hizmetler yetersiz ve kadınlar bu bakımı üstlenmek zorunda kalıyor. Bu konudaki politikalar okumayan ya da okuyan genç kadınları güçlendirmeyi içermiyor.

NEET gençlerin %54,9’u temel veya daha düşük bir eğitim almış kişiler, eğitim düzeyine bağlı olarak NEET olma durumunun değişmesi bize çözüm için ipucu sunuyor ama tek faktörün bu olmadığını da akılda tutmak gerekiyor. Olayın sınıfsal boyutunu da göz ardı edemeyiz. Araştırmaya göre NEET gençlerin %46,2’si varlık endeksine göre en yoksul iki %20’lik kısımdaki hanelerde yaşıyor. NEET olmayan gençlerde bu oran %32. Araştırmada tüm gençlerin sivil topluma katılımı %11,9 ile zaten düşük iken NEET gençlerde sivil topluma toplam katılım oranının şaşırtıcı olmayan bir biçimde çok daha düşük olduğunu görüyoruz.

Çalışma kapsamında incelenen STÖ’lerin  gençleri güçlendirme, katılım ve istihdam edilebilirlik konusunda geliştirdiği modeller de incelenmiş. Ancak NEET gençler konusunda sivil toplumun çabası tek başına yeterli olmayacaktır. Sivil alanın bilgisinden, deneyimlerinden ve geliştirdiği modellerden faydalanarak, katılımcı metotlarla gençleri güçlendirecek politikalar üretilmesi gerekiyor. Mevcut politikalar ya da politikasızlık, eşitsizliği pekiştiriyor ve başta genç kadınlar olmak üzere gençleri güçsüzleştiriyor.

Son olarak; mevcut durumun değişiminde kamu politikası / sosyal politika değişikliklerine ihtiyaç olduğu açık. Bu noktada da ilgili mekanizmaların sivil toplum ile işbirliği kritik önem arz ediyor.

 

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizim için en temel ve heyecan verici başlık savunuculuk. Dernek olarak, gençlik haklarına ilişkin hem yürüttüğümüz hem de yürütmek istediğimiz savunuculuk faaliyetleri mevcut ve bu faaliyetleri çevrimiçi dijital platformlarda etkin bir şekilde sürdürebilmek temel hedefimiz. Dolayısıyla, Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığımız hibe ile öncelikle ekip içi bilgi ve yaklaşım seviyemizi eşitleyerek ortak katılımla bir savunuculuk planına sahip olmayı amaçlıyoruz. “Versus” adlı çevrimiçi yayınlarımızdan aldığımız ilham ve geliştireceğimiz plan ile en nihayetinde  -dijitalin imkanlarını kavrayarak sınırlarını genişletmeye zorladığımız-genç dostu savunuculuk metotları geliştirmek istiyoruz. Gençlerle; okulda, sokakta, kampüste nasıl bir araya geliyorsak mevcut koşullarda dijital ortamlarda  bir araya gelmenin alternatif yolları üzerine planlarımız var. Gençliğe ilişkin problemlerin dile getirilebileceği, bu problemlerin farklı açılardan ele alınabileceği, gençler adına çoğunlukla yetişkinler tarafından belirlenmiş ihtiyaçların ve isteklerin sorgulanabileceği ve tüm bunları yaparken genç bireyin kendi adına bizzat kendisinin  konuşabileceği, görünür olabileceği platformlara ihtiyacımız var. Hal böyle olunca, bizlerin niyeti de gençlik haklarını, gençlik çalışanı mesleğini ve insan haklarına ilişkin çalışmalarımızı geliştirmekte olduğumuz yeni yol ve yöntemlerle aktarmak ve tartışmak.

Bir diğer başlık ise kaynak geliştirme. Hibe programı kapsamında dijital platformların sunduğu ancak belirsizlik içeren kaynak geliştirme fırsatlarını da deneyimleyeceğiz. Ayrıca, hibe programının sonunda hem savunuculuk hem de kaynak geliştirme konusundaki deneyimlerimiz ve geliştirdiğimiz metotları içeren bir dijital bellek oluşturmayı amaçlıyoruz.