Monthly Archives

Ocak 2021

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklediğimiz Yükleniyor Çağdaş Sanat Derneği ile Çalışamlarını Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Diyarbakır’da faaliyet gösteren Yükleniyor Çağdaş Sanat Derneği (Loading), sanatçıların düşünce, üretim ve proje aşamalarında karşılaştıkları sorunları konuşarak çözmek, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinden bugüne gelen güncel sanat pratiklerini arşivlemek ve Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığı ile etkileşimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağladığımız Loading, dijital dönüşüm konusundaki kapasitesini güçlendirmek ve mevcut çalışmalarını çevrimiçi platformlara taşımak amacıyla kullanıyor. Loading Program Koordinatörü Dicle Beştaş ile yaptığımız röportajda Diyarbakır’daki güncel sanat pratiklerini arşivleyerek kültürel hafıza yaratmak amacıyla yürüttükleri Loading Arşiv’i; sanatçı, küratör, yazar ya da araştırmacıların çalışmalarını destekledikleri misafir programını ve sağladığımız kurumsal hibe kapsamında yapacakları dijital dönüşüm çalışmalarını konuştuk.

Yükleniyor (Loading) Çağdaş Sanat Derneği’nin kuruluş amaçlarını ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Loading, Diyarbakır’da yaşayan ve üreten sanatçılar Cengiz Tekin ve Erkan Özgen’in girişimleriyle, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinde başlayan güncel sanat pratiklerini arşivlemek amacıyla, genç sanatçılar ve sanatçı adaylarının yararlanabilecekleri kâr amacı gütmeyen bir güncel sanat mekânı olarak kuruldu. Öncelikle koordinatörlüğünü üstlenmekten çok keyif aldığım bu kurumun ekip üyelerinden biri olmanın yanı sıra mekanın sıkı bir kullanıcısı olduğumu da belirtmek isterim.

Loading, çalışmalarını üretmek, deneyimlemek, sergilemek, tartışmak ve kendi süreçlerini kolektif olarak şekillendirmek isteyen sanatçılara ve araştırmacılara yönelik açık bir mekan. Bu bağlamda, yaratıcı alanlarda ticari kaygılara ve kısıtlamalara bağlı kalmaksızın atölyeler, sanatçı ve küratör söyleşileri, video ve film gösterimleri, sergiler ve mekansal deneyler üzerinden diyaloğu ve etkileşimi destekleyen, katılımcı ve süreç odaklı çalışmayı önemseyen ve uluslararası sanat kurumlarıyla iş birliğine açık bir sanat politikasını benimsiyor.

Yine bu doğrultuda, Diyarbakır ve çevresinde yaşayan sanatçıların ve sanat takipçilerinin düşünce, üretim, proje ve sergileme süreçlerine olanak ve motivasyon sağlamak ve Diyarbakır’da, uluslararası çağdaş sanat pratiklerini bireyler için daha ulaşılabilir kılmak için  çalışıyoruz.

Kurumumuzun en önemli hedeflerinden birinin de 2000’li yıllardan günümüze, Diyarbakır’da kurumsal ya da kişisel düzeyde gerçekleşen çağdaş sanat etkinliklerini arşivlemek olduğunu sıkça vurguluyoruz. Bu arşivi de araştırmacı ve sanatçılara ulaşılabilir kılmanın imkan ve kısıtların neler olduğu hakkında tartışıyoruz ve buna dair projeler geliştiriyoruz.

Loading Mekan’ın kullanıcısına sağladığı bir diğer olanak da bünyesinde pek çok süreli yayın ve kaynak barındırdığı kütüphanesi. Arşiv çalışmalarının yanı sıra, kütüphanemizi güncel-çağdaş sanat araştırmaları için genişletmeye, uluslararası sanat kurumlarıyla iş birliğine giderek süreli sanat yayınları ve kaynak kitapların Loading üzerinden bölgedeki sanat üreticileri ve genç sanat yazarlarına ulaşımını sağlamak için çalışıyoruz.

Loading kendi mekanında, güncel sanat ve kültür alanında araştırma yapmak üzere Diyarbakır’ı ziyaret edecek sanatçı, küratör ve sanat yazarları için araştırma süresince kullanabilecekleri bir konuk odası açtı. Misafir programı kapsamında belli bir süre boyunca çeşitli disiplinlerden gelen kişileri çalışmalarını sürdürebilmeleri için Loading’de ağırlıyoruz. Loading’in bir sanatçı oteli olmaması gerektiğini savunuyoruz. Her başvuruyu geliştirilecek bir proje fikri olarak ele alıyoruz. Başvuran sanatçı, küratör, yazar ya da araştırmacıların kalış sürelerinin bir araştırmaya ya da üretime yetecek şekilde planlıyoruz ve bu sürede konuğumuzdan bir paylaşımda bulunmasını bekliyoruz. Bu paylaşım bir atölye olabileceği gibi, işin niteliği ve geldiği noktaya göre bir sunum ve sanatçı konuşması da olabiliyor.

2021 yılında hayata geçireceğimiz yeni bir programı da size tanıtmak isterim. Loading Box!, bir mekanla sınırlı kalmadan bir garaj, bir mimarlık ofisi, bir botanik bahçesi, bir elişi atölyesi, bir konfeksiyon, bir fabrikada ya da mahallede ve sokakta farklı ve sıradan yaşamları, sanat ya da sanat olmayan pratikleri çağdaş sanata dahil etme yolları arayan bir sergi programı.

Box gündelik hayata dair göstergeler, performanslar, hobiler, belge, koleksiyon, arşiv, gastronomi, botanik, ekoloji, el işçiliği, sanayi malzemeleri, tıbbı gereçler, mühendislik, mimarlık, grafik tasarım, moda, yeni medya teknikleri, enstalasyon, ses, ışık, koku, hazır nesne ve daha pek çok üretime yani hayata sirayet eden farklı pratiklere çağdaş sanat içinde görünürlük alanı sunuyor.

Loading’in faaliyet gösterdiği alanlardan biri de Diyarbakır’daki güncel sanat pratiklerini arşivlemek. Loading için sanat alanında arşivin ve hafızanın öneminden ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Arşiv çalışmalarını her birinin tekil öneminin yanı sıra günümüz üretiminin kolektif hafızasını da koruduğu için değerli buluyoruz. ‘’Şimdiyi arşivlemek’’ yaptığımız işin ana çıktısı. Bu doğrultuda 2000’li yıllardan günümüze, Diyarbakır’da kurumsal ya da kişisel düzeyde gerçekleşen çağdaş sanat etkinliklerini arşivlemek ve bu arşivi de araştırmacı ve sanatçılara ulaşılabilir kılmak için geliştirdiğimiz Loading Arşiv adında bir programımız var.

Arşiv çalışmaları ilk olarak 2017 senesinde ekip arkadaşlarımın çabalarıyla hayata geçti. Diyarbakır’dan sanatçılarla ve sanat inisiyatifleriyle iletişime geçerek sanatçıların çalışmalarını ortak bir platformda bir araya getirmek ve bir veri tabanı oluşturmak için yoğun bir çalışma sürecine girdiler. Şimdilerde bu programa Loading Arşiv Çarşamba Sohbetleri adında çevrimiçi bir konuşma serisini ekledik ve arşivde yer alan sanatçıların portfolyo ya da çalışma konularını sunmaları için dijital bir mekan sağladık. Konuşmaları Loading Art Space Youtube kanalımızda paylaşıma açtık. Hem burada yaşayan ve üreten sanatçıların görünürlüğü hem de çalışmalarıyla ilgili kendi söylemlerinin arşivlenmesi açısından bu seriyi oldukça önemli buluyoruz.

Loading çalışmalarını kültür-sanat alanındaki çeşitli kurumlar ve paydaşlarla iş birliği halinde gerçekleştiriyor. Türkiye’de ya da uluslararası boyutta gerçekleştirdiğiniz bu iş birliklerinin Diyarbakır’daki kültür-sanat çalışmalarına ve kurumunuza ne tür katkıları oluyor?

Loading olarak kuruluş amaçlarımızdan birini de Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığını ve etkileşimini güçlendirmek olarak açıklıyoruz. Bu doğrultuda ulusal ve uluslararası alanda görünür olan sanatçılar, küratörler, yazarlar ve sanat kurumu emekçilerini Loading’de ağırlıyoruz. Sanatçıların, sanat takipçilerinin ve kent sakinlerinin konuklarımızla doğrudan buluşmasını sağlıyoruz. Bu durumda en çok önemsediğimiz şey bu karşılaşma ortamının sürdürülebilirliği, konuklarımız ve izleyiciler arasında bir diyalog ortamı sağlamak oluyor. Burada Loading’in proje odaklı değil süreç odaklı bir sanat politikasının olduğunu vurgulamam gerekiyor. Bu karşılaşmalar özellikle bölgede yasayan ve üreten genç sanatçılarımız ve sanat eğitimi alan öğrenciler için ayrı bir deneyim alanı oluşmasını sağlıyor.

Arşiv çalışmalarımız da sanatçıların görünür olmasını sağlıyor. Arşivde yer alan sanatçılarla iletişime geçmek isteyen pek çok kurum ve kişi bizimle irtibata geçiyor. Bu sürecin bir parçası olmak bizlere bir hayli keyif veriyor. Diyarbakır’da yaşayan genç sanatçıların yurtdışında misafir sanatçı programlarına katılmalarını sağlayacak yeni iş birlikleri ve ortaklıklar kurmanın yollarını bulmak için de çabalarımız devam ediyor.

Kültür-sanat alanının COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Diyarbakır özelinde, salgının kültür sanat alanına etkilerine dair gözlemlerinizi paylaşır mısınız?Salgın pek çok sektörde olduğu gibi kültür sanat dünyasında da büyük hasarlar bıraktı. Bu soruya görsel sanatlar alanında projeler yürüten kurumların nasıl etkilendiği ile ilgili yanıt vermek gerekirse çoğu kurumun kendini çevrimiçi ortama adapte eden projeler hayata geçirdiğini gördük diyebilirim. Tedbirler, çalışmaları kısıtladı ama işleyiş biçimlerini ve sunum şekillerini de değiştirdi.

Bu süreçte birçok tiyatro ve müzik alanında eğitim veren kurumlar kapanmak ya da işleyişlerine ara vermek zorunda kaldı. Salgınının başlamasıyla birlikte kapanan özel ve kamu tiyatro salonlarından biri de Amed Şehir Tiyatrosu. Bu süreçte onların da kendi arşivlerini dijital ortamda paylaştıklarını biliyorum. Kent hafızasında önemli bir yeri olan bu gibi mekanların ve seyirci odaklı çalışan kurumların işleyişine ara verilmesi bu alanda büyük bir boşluk yaratıyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Loading’e  kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Bu hibeyi ne şekilde kullanacaksınız? Bu hibenin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Kültür Sanat Fonu kapsamında bu değerli karşılaşma ortamını sağladığınız için size teşekkür etmek istiyorum. Bir araya gelmeye ve sorunları ortaklaştırmaya ve buna dair çözümler üretmeye önem veriyorsunuz. Bizi fon kapsamında hibe desteği alan diğer kurumlarla bir araya getirdiğiniz ortak toplantılarda bu durumu gözlemleme şansımız oldu. Dayanışmaya en çok ihtiyacımız olan dönemlerden birini yaşıyoruz sanırım ve tam da bu noktada Loading’e verdiğiniz destek, kurumumuzun sürdürebilirliğine katkı sunmakla beraber yalnız olmadığımızı da hissettirdi bize.

COVID-19 salgını ve alınan önlemlerle  birlikte çalışma şeklimizde  değişiklikler oldu. Önceki durumda mekanın kullanımını önceleyen projelerimizi dijital ortamı da kullanarak yürütmeye devam ediyoruz. Çevrimiçi alanda çalışmaya uygun bir şekilde teknik altyapımızı güçlendiriyoruz. Gerçekleştireceğimiz yeni projelerimizi de bu ortama uygun bir formatta sunmaya çalışıyoruz. Kültür Sanat Fonu kapsamında sağladığınız hibe internet sitemiz için gerekli teknik altyapıyı oluşturmamıza yardımcı oldu. Arşivi daha etkili kullanabilmek adına geçmiş dönemlerde Loading’de gerçekleşen atölye ve söyleşileri yakın zamanda kullanıma açılacak olan loadingartspace.org internet sitemizde paylaşma fikri üzerinde çalışıyoruz. Bu etkinlik kayıtlarının dijital ortama aktarılması için bu alanda profesyonellerle çalışmak bir gereklilikti. Bu amaçla bir ekip oluşturduk ve yine hibe desteğinizden faydalanıyoruz.

Desteğin önemli bir kısmı mekan giderlerimiz ve projelerimize katılım gösteren sanatçılara ayırdığımız üretim desteğine ve atölye liderlerimiz için ayırdığımız konuşmacı ücretlerine ayrılıyor.  Yürütücülüğünü Eray Çaylı, Erkan Özgen ve Cengiz Tekin’in yaptığı Fotoğrafın Şedit Ekolojisi projesinden bir örnek vermek doğru olabilir. Bu proje, bir grup sergisine ve bir internet arşivine giden bir atölye çalışması üçlemesini içeriyor. Şiddetin sosyal ve çevresel etkisini, yani şiddet içeren ekolojileri düşünmek için çağdaş sanat bağlamında üretilen fotoğrafçılığın potansiyelleri ve sınırlamaları üzerinde duruluyor. Katılımcılarımızın çalışmalarına bilgi ve deneyim olarak destek sağladığımız gibi üretimleri için de destek oluyoruz. Projenin nihayetinde gerçekleşecek olan internet sergisi için hazırlıklarımız devam ediyor. Fon kapsamında sağlandığınız hibe yardımıyla projemizi bu şekilde geliştiriyoruz.

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı Projesi için Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim alanında faaliyet gösteren Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği (Pembe Hayat), LGBTİ+ bireylere yönelik hak temelli çalışmalar gerçekleştiriyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Pembe Hayat , Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesi kapsamında salgın etkisiyle üretim alanları ve geçim kaynakları daralan LGBTİ+ sanatçıların bir araya gelebilecekleri güvenli bir dijital alan yaratarak sanatçılar arasındaki dayanışmayı destekleyen çalışmalar yapacak. Pembe Hayat ile yaptığımız röportajda derneğin çalışmalarını, COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerin kuir sanatçılar üzerindeki etkisini ve Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesini konuştuk.

Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliliği alanında faaliyet gösteren Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin amaçlarından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2016 tarihinde Ankara’da kuruldu. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve trans bir kız çocuğunun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma Vie En Rose, 1997) adlı filmden aldı. Translara yönelik ayrımcılık, nefret suçları, şiddet ve toplumsal dışlanma gibi konulara karşı projeler üreten ve danışmanlık hizmetleri sunan Pembe Hayat, ulusal ve uluslararası alanda savunuculuk faaliyetleri de gerçekleştiriyor.

Pembe Hayat, LGBTİ+lara  yönelik; hukuk, eğitim, sağlık, beden uyum süreci, askerlik gibi konularda eposta, telefon yoluyla ve/veya yüz yüze psikososyal, psikolojik, hukuki danışmanlık ve akran danışmanlığı sunuyor. Bunun yanında dernek bünyesindeki Dilek İnce Giysi Bankası aracılığıyla mahpus ve ihtiyaç sahibi LGBTİ+  laragiysi desteği ve Ali Aligül Arıkan Kütüphanesi ile queer çalışmalarına yönelik akademik kaynak sağlanıyor. Pembe Hayat, her sene Türkiye’nin farklı bölgelerinden trans aktivistleri, trans hareketinin sorunlarını ve stratejileri tartıştıkları “Trans Kampı”nda buluşturarak kamp süresince, katılımcıların toplumsal cinsiyet, beden, medya ve cinsel sağlık gibi konularda atölyelerle kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Aynı zamanda, her sene 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü ve geçtiğimiz sene Pembe Hayat tarafından ilan edilen 18 Haziran Translarla Eşitlik Günü kapsamında etkinlikler düzenliyor.

Türkiye’nin ilk ve tek queer film festivali KuirFest kapsamında her yıl düzenlenen film gösterimleri, panel, atölye ve söyleşiler ile ulusal ve uluslararası alandaki queer sanatçıların ve LGBTİ+ların  buluşma noktası oluyor. Festival her yıl büyük şehirlerin yanı sıra; yurtdışında ve LGBTİ+ların  örgütlenme güçlüğü çektiği şehirlerde gösterimler gerçekleştirerek o bölgedeki LGBTİ+ların güçlenmesine katkıda bulunuyor. Bunlara ek olarak, LGBTİ+ Film Platformu sayesinde dijital ortamda da festival takipçileriyle buluşuyor. Düzenlenen etkinliklerin yanında eğitici ve eğlendirici içerikleriyle Pembe Hayat Youtube kanalı ve sosyal medya platformları Pembe Hayat’ın LGBTİ+larla   temasını sağlıyor. Yaklaşık 1 milyon izlemeye ulaşan Pembe Hayat Youtube Kanalı, hem LGBTİ+lara yönelik hem de LGBTİ+ haklarına dair içerikleriyle Türkiye’nin en büyük LGBTİ+ odaklı sosyal medya platformlarından biri haline gelmiş durumda . Dijital ortamlar ve ulusal/uluslararası çatı örgütlere üyeliği aracılığıyla LGBTİ+ hakları konusunda kamuoyu oluşturarak LGBTİ+larıngörünürlüğüne katkıda bulunuyor. Bunun yanında, Pembe Hayat, yerel ulusal ve uluslararası aktörlerle iş birlikleri oluşturarak alanın gelişmesi için adımlar atıyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından trans varoluşların ruh hastalığı kategorisinden çıkartılması önerisinin getirildiği 18 Haziran tarihini Translarla Eşitlik Günü ilan ederek Eşitlik Manifesto’sunu yayınladınız. Bu manifestonun öne çıkan noktalarını bizimle paylaşır mısınız?

18 Haziran, 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından trans varoluşların hastalık kategorisinden çıkarılması yönünde verilen düzenlemenin tarihidir. Yıllarca ruhsal bozukluk olarak adlandırılıp hastalıklaştırılmış varoluşumuz; 18 Haziran’da yine biz transların sürdürdüğü mücadele sonucu getirilen öneri ile sağlık otoriteleri tarafından hastalık dışı olarak tanınmaya başlandı. Bu vesile ile 18 Haziran’ı her yıl, “Translarla Eşitlik Günü” olarak anacağımızı ve transların eşitlik taleplerini yeniden dile getireceğimizi duyurduk  ve 18 Haziran Eşitlik Manifestosunu kaleme aldık.

Trans varoluşlar, bugüne kadar sürekli dayanışma, anma ve mücadele kavramlarıyla gündeme geldi. Bu manifesto ile eşitlik talebimizin altını çizdik. Manifesto yayınlandıktan sonra söylemin ne denli değiştiğini de gözlemleme şansımız oldu. “Eşit Değiliz. Translarla Eşitleneceksiniz” söylemi, mücadele alanında dikkat çekici biçimde yayıldı. 18 Haziran akşamı #TranslarlaEşitlikGünü hashtag’i ile başlattığımız sosyal medya kampanyası da ses getirdi.

LGBTİ+ hakları savunmasında, özellikle trans öznelerin en sık karşılaştığı sorunlardan birisi, bizlerin haklarının tartışmaya açık olduğunun düşünülmesi ve haklarımızın mahrumiyetinin normalleşmesi. “Trans hakları insan haklarıdır” diyerek mücadele içinde ya görmezden gelinen ya da varlığı garipsenen öznenin mağduriyetinin temelinden bahsediyoruz. Bizleri kendisi ile eşit görmeyenlere karşı çıkıyoruz, bizlere bir hayat borcu olan baskıcı gözlerin bizi hoş görmesini beklemiyoruz. Bizimle eşit olduklarının farkına varılması ve binlerce trans özneyi hayattan alıkoyan düzenin sona erdirilmesi için bir çağrıda bulunuyoruz. Bu noktada trans olmayan bireyleri merkeze alan bir savunuyu da reddediyor, trans özneyi kenara iten ve gölgelere mahkum eden bir aktivizm karşısında da eşitlik talep ediyoruz. Susmayı reddettiğimiz gibi, geliştirilmesini ve görmezden gelinmesini de kabul edemeyiz. Sorunlarımızın önemini tartışmaya açanlara da karşı duruyoruz.

Türkiye’nin ilk kuir festivali olan Pembe Hayat KuirFest bu sene 10. yılını kutlayacak. KuirFest’in yıllar içindeki gelişiminden bahseder misiniz? 10. KuirFest kapsamında neler yapmayı planlıyorsunuz?

Pembe Hayat KuirFest 2011 yılında, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği bünyesinde Ankara’da kuruldu. KuirFest; yönetmenler, oyuncular, teknik ekip, programcı ve film eleştirmenlerinin katılımları ile birlikte farklı alanlardan aktivist ve sanatçılara, atölye, panel ve sohbetlerle kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir alan sağlıyor ve seyircisine, kuir sinema, sanat ve direniş üzerine filmleri ve gündemdeki konuları tartışmak üzere diyalog alanları yaratmayı amaçlıyor. Sinemadan edebiyata, müzikten videoya, sesten performansa pek çok farklı türü buluşturarak, Türkiye ve dünyadan kuir sanatçıları bir araya getiriyor. Festival, kuruluşundan bu yana, birçok şehri ve ülkeyi ziyaret etti. KuirFest filmleri Berlin, Londra, Cambridge, İsveç, Atina ve Kıbrıs’ta gösterildi. 2021 yılı içerisinde üçüncü kez KuirFest Berlin’i düzenlemeyi planlıyoruz.

KuirFest kuruluşundan bu yana, İstanbul, Eskişehir, Denizli ve Mersin gibi birçok şehri ziyaret etti. 7. yılından bu yana ise Ankara’daki LGBTİ+ etkinlik yasakları nedeniyle festival ana etkinliklerini İstanbul’a taşınmak zorunda kaldı.

2019 yılında festival ekibi tarafından kurulan LGBTİ+ Film Platformu, kuir kimliklerin marjinalize edilmesine, yok sayılmasına ve aynı zamanda devam eden baskılara karşı Türkçe altyazı desteği ile pozitif ve güçlendirici öz/anlatımlar ve öz/temsiliyetlerin yer alacağı bir alan olarak yoluna devam ediyor. LGBTİ+ Film Platformu ücretsiz ve kamu alanlarında, gösterimler, paneller ve tartışmalarda kullanıma uygun bir platform. 10. yılında, platforma yeni filmler de ekleyerek  içeriğini daha da genişletmeyi planlıyoruz.

2021 yılında KuirFest 10. yılını kutluyor. Salgın nedeniyle KuirFest’in yüz yüze etkinliklerini 2021 Eylül ayında gerçekleştirme kararı aldık. Bu süreçte ise 26-28 Şubat 2021 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştireceğiz Film Kültürlerini Kuiryantelleştirmek konferansı ile kuir sanatçıları, sinemacıları, akademisyenleri, aktivistleri ve kültür endüstrisi emekçilerini çevrimiçi olarak bir araya getirmeyi hedefliyoruz.

10. KuirFest kapsamında, festivalin onuncu yılına özel olarak, Türkiye ve dışından kuir sanatçıların eserlerini bir araya getirecek bir sergi hazırlamayı planlıyoruz. Bu sergi, hem KuirFest’in 10 yılını yansıtacak hem de kuir sanatçıların güncel çalışmalarını odağına alacak. Buna ek olarak, Kültür Sanat Fonu’ndan aldığımız hibeyle , salgın etkisiyle üretimleri gittikçe zorlaşan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri dijital bir alan yaratmayı hedefliyoruz.

Kuir sanat alanının ve beraber çalıştığınız kuir sanatçıların mevcut durumu ve öne çıkan ihtiyaçları ile ilgili  bilgi verebilir misiniz? Kuir sanatçıların desteklenmesi ve daha görünür olabilmeleri için neler yapılmalı?

Türkiye’de hali hazırda sanatçıların büyük bir çoğunluğu kayıtsız ve sigortasız çalışıyor. Birçok iş alanında dezavantajlı olan LGBTİ+lar, sanat sektöründe de ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği ile karşı karşıya kalıyor. Sigorta ve kayıt altında adil maaşlar için kimliğini gizlemek durumunda kalan da birçok özne var. Açık kimlikle var olmayı başaranların da iş yerlerinde güvenliği ve  toplumsal cinsiyeti, kimliği ve/veya yönelimden dolayı ayrımcılığa uğraması durumunda yasal güvenceleri yok. Ayrıca, bağımsız olarak çalışan kuir sanatçıların kaynak ve yatırım eksikliği sorunlarına bir de etkinliklerin ve güvenli alanların engellemesi gibi sosyal problemler ekleniyor. Bir araya gelmekte zorluk yaşayan kuir sanatçılar, sanatın önemli damarlarından biri olan ilhamdan mahrum bırakılıyor.

Kuir öznelerin ve sanatçıların özgürce ve güvenle bir araya gelebildiği fiziksel alanlar ile çevrimiçi platformlar dayanışma ruhunu diri tutmak için önemli. Bu alanlardan doğan etki, yalnız kuir sanatın değil, kuir hayatın karşılaştığı engellere karşı özneleri güçlendiriyor. Bir araya gelmemizi engelleyen sorunların çözülmesi gerekiyor. Birlikten doğan sanat üretimi ve eserleri medyada görünürlük ve çeşitlilik sağlar. Sanatın toplumun bakış açısında yarattığı değişim inkar edilemez. Bu yüzden  yüzden güvenli üretim alanlarının ve dayanışmanın desteklenmesi gerekiyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile desteklediğimiz Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesini COVID-19 salgın koşullarının kuir sanatçılar ve çalışmaları üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak üzere hayata geçiriyorsunuz. Bize bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Daha önceki yıllarda KuirFest kapsamında kuir yönetmenler arasındaki dayanışmayı geliştirmek ve bir ağ oluşturmak üzerine çeşitli toplantılar düzenlemiştik. Bu toplantılarda, kuir yönetmenler deneyimlerini birbirleriyle paylaşmışlar ve sonuç olarak bir ağ oluşturma ihtiyacı dile getirilmişti.

Salgının en çok etkilediği gruplardan biri kuir sanatçılar oldu şüphesiz. Salgına karşı alınan önlemler kapsamında sokağa çıkma yasakları ve kültürel etkinliklerin iptal edilmesi kuir sanatçıların halihazırda az olan alanlarını kaybetmelerine neden oldu. Ancak bir kısım sanatçı, dijital alanlara geçme şansı yakaladı.

KuirFest ekibi olarak, daha önce gerçekleştirilen toplantıları da göz önünde bulundurularak, salgın etkisiyle üretimleri gittikçe zorlaşan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri dijital bir alan yaratmayı ve bu hedefe yönelik bir internet sitesi kurmayı hedefledik. Bu sayede, kuir sanatçılar bir araya gelebilecek ve sanatçıların çevrimiçi olarak bir araya gelmesi sanatçılar arası dayanışma pratiğini hayata geçirerek yeni üretimlerin ortaya çıkmasına imkan sağlayacak.

Pembe Hayat KuirFest’in yürütücülüğünü üstleneceği proje, salgın sonrası döneme ve o dönemin sanatsal üretim ihtiyacına yönelik temellerin atılmasına imkan sağlayacak. Yalnızlaşan ya da birbirinden ve birbirinin üretimlerinden haberdar olamayan kuir sanatçıların temas alanına dönüşecek olan proje, dayanışma ruhunu canlı tutarak sanatsal üretim için yeni imkanlar yaratacak.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Mardin Kültür Derneği Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yapan Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür), gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve pozitif sosyal değişim yaratmayı hedefliyor.  Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe desteği ile Tiyatro Online/Hepimiz İçin projesini hayata geçiren Mardin Kültür, salgın döneminde kültür-sanat faaliyetlerine ve eğitime erişimi kısıtlanmış Mardinli gençlerle, tiyatro klasiklerini dijital bir eğitim içeriği olarak paylaşmayı ve bu alanda gençlerle birlikte içerik üretmeyi amaçlıyor. Mardin Kültür Derneği’nden Gülcan Kılıç ile salgının beraber çalıştıkları gençler üzerindeki etkilerini,  önceki dönemde gençlerle tiyatro odağında yaptıkları çalışmaları ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları  konuştuk.

Mardin Kültür Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mardin Kültür Derneği’ni yaşadığımız bölgenin daha demokratik, çoğulcu ve eşitlikçi olmasına katkı sunabilmek amacıyla 2014 yılında kurduk. Bu doğrultuda özellikle eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar üretmeyi hedefledik. Bu çalışmalarda özellikle çocukların, gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve değişim yaratmayı hedefliyoruz. Ayrıca eğitim, kültür, sanat, kültürel miras, bilim ve teknoloji gibi farklı alanlarda özellikle toplumsal cinsiyet, gençlik çalışmaları, toplumsal barış ve insan hakları temaları üzerinden çalışmalar yürütüyoruz. Çalışmalarımızı bu alanlarda uzmanlaşmış ulusal ve uluslararası ortaklarla birlikte yürütmeye özen gösteriyoruz.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen kesimlerden biri de gençler oldu. Mardin’de birlikte çalıştığınız gençlerin bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarından ve bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için neler yapılabileceğinden bahseder misiniz?

Bir insanın kişiliğinin geliştiği en önemli evrelerden biri gençlik dönemidir. Salgın nedeniyle gençler hayatlarının bu önemli dönemine sosyalleşmeden, başkalarıyla birebir ilişki kuramadan ve fiziksel olarak okula gitmeden devam ediyorlar. Bu süreçle birlikte eğitim alanındaki eşitsizlik de daha fazla arttı. Uzaktan eğitim süreciyle birlikte çok sayıda çocuğun ve gencin gerekli teknolojik altyapıya sahip olmadığı ve dolayısıyla mevcut eşitsizliğin daha da derinleştiğini ve derinleşmeye devam edeceğini gözlemliyoruz. Bu eşitsizliğin önüne geçilebilmesi için öncelikle söz konusu temel teknolojik altyapının tüm çocuklara ve gençlere sağlanması gerekiyor. Bununla birlikte gençlerin içinde yaşadığı dönemi tanımlayabilmelerinin, çevrelerini anlamlandırabilmelerinin ve onların gelişimine olumlu katkı sunacak kültürel ve sanatsal faaliyetlere dahil olabilmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

2015-2017 yılları arasında gerçekleştirdiğiniz Tiyatro Hepimiz İçin projesinde Mardinli gençleri  tiyatro sanatı ile bir araya getirdiniz. Bu projeyi nasıl bir ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçirdiniz? Projeye dahil olan gençlerin bu süreçteki değişimini ve geri bildirimlerini bizimle paylaşır mısınız?

Tiyatro Hepimiz İçin / Ji Bo Me Hemûyan Şano projesini bulunduğumuz bölgede gençlerin katılabileceği sanatsal faaliyetlerin geliştirilmesi ve gençlerin toplumsal duyarlılıklarının artırılmasına katkı sunmak amacıyla hazırlamıştık. Projeyi Sabancı Vakfı‘nın desteğiyle ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) ortaklığıyla gerçekleştirdik. BGST Tiyatro’nun gençlik tiyatrosu alanında yıllardır biriktirdiği çok ciddi bir birikim ve eğitim müfredatına dönüşmüş üretimleri var. Bu projeyle, topluluğun hazırladığı tiyatro klasiklerinden Moliere, Shakespeare ve Müsahipzade Celal’in hayat hikayelerine, yaşadıkları döneme ve eserlerine odaklanan gençlik serisi oyunlarını Artuklu, Midyat ve Kızıltepe’deki gençlerle buluşturduk. Bu oyunlar gençlerin estetik dünyasına seslenmekle birlikte onların entelektüel kapasitelerinin gelişmesini ve ilham alabilecekleri pozitif örneklerle karşılaşmalarını sağladı. Oyunların sergilenmesinden sonra yaklaşık 40 gençle yürüttüğümüz atölye çalışmalarında ise toplumsal barış, sınıfsal fark ve toplumsal cinsiyet gibi büyük meseleleri sahne üzerinde ele alma fırsatı bulduk. Bu çalışmalarla birlikte gençlerin özgüvenlerinin ve toplumsal meselelere dair farkındalıklarının arttığını söyleyebiliriz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız  Tiyatro / Online Hepimiz İçin projesi önceki çalışmalarınızı dijital ortama taşıyacağınız bir yaklaşım içeriyor. Projenizin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mardin Kültür kurulduğu 2014 yılından bu yana artarak  faaliyetlerine devam ederken salgının başlamasıyla birlikte derneğin bütün faaliyetleri bir süre için durdu. Bu süreç içinde hedef kitlemize ulaşmanın ve faaliyetlerimize devam etmenin yeni yollarını aramaya başladık. Tiyatro Hepimiz İçin/Online projesini de bu arayışta geliştirdik. Bu proje, tiyatro klasiklerinden Shakespeare ve Moliere üzerine daha önce üretilmiş ve canlı bir şekilde sahnelenen oyunların ve atölyelerin dijital ortamda yeni bir dil yaratılarak sürdürülmesini ve bu klasikleri çevrimiçi eğitime entegre etmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda, gençlere yönelik çevrimiçi eğitim videoları hazırlayacağız ve sonrasında gençlerle çevrimiçi atölyeler düzenleyeceğiz. Son aşamada ise tiyatro klasikleri üzerinden gençlerle bugünün koşullarında kendi sanatsal üretimlerini birlikte hazırlayacağız. Böylece sanatsal üretimi gençler arasında teşvik ederek bu zorlu süreci dayanışma ve toplumsal katılımla daha sağlıklı bir şekilde geçirmelerine katkı sunmayı hedefliyoruz.

Tiyatro sanatını dijital ortama uyarlarken nelere dikkat etmek gerekiyor? Bu sürecin derneğiniz açısından nasıl bir öğrenim yaratmasını bekliyorsunuz? Mardin Kültür olarak gençlerle yakın zamanda kısa süreli bir çevrimiçi tiyatro çalışması yapma fırsatı bulduk. Bu sürede teknik olarak neler yapabileceğimize ve gençlerle nasıl bir süreç işletebileceğimize dair bir deneyim yaşamış olduk. Tiyatro Hepimiz İçin/Online  projesiyle birlikte gençlerle daha uzun süreli buluşmayı ve özellikle dijital ortamın sunduğu olanaklar sayesinde gençlerle tiyatro üretimine dair bir model oluşturmayı hedefliyoruz. Böylece sadece ulaşabildiğimiz gençler değil Türkiye’de bu alanda çalışma yapmak isteyenler için de erişilebilir bir kaynak oluşturmak istiyoruz. Bu çalışmaları eskisinden çok daha farklı koşullarla yapmaya çalışacağız ve bu bizim için biraz da deneme süreci olacak. Bu süreçte gençlerin sanatla ve dijital dünyayla kurdukları ilişkiyi anlamak ve yeniden üretmeye, sürekli öğrenmeye, merak etmeye teşvik eden, herkesin kendini geliştirebileceği olanaklar sunan bir çalışma ortamı kurmak çok önemli. Dernek açısından da hedef kitlemize farklı yollarla ulaşma, faaliyetlerimizi dijital ortamda sürdürme ve yaygınlaştırma anlamında bir keşfetme süreci olacak.

Tiyatro Kooperatifi, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme Projesi için Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Tiyatro sanatının kamusal bir hizmet olduğu ön kabulüyle, sektörel sorunlara kalıcı çözümler bulmak ve özel tiyatroların sesi olmak amacıyla savunuculuk ve kapasite geliştirme çalışmaları yapan Tiyatro Kooperatifi’ne Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağlıyoruz. Bu hibeyle, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini hayata geçiren Tiyatro Kooperatifi, proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde hem ekonomik hem de sosyal açıdan sürdürülebilir ve güçlü bir sanat hayatını tesis etmek amacıyla 5 sosyal kooperatif kurulmasını destekleyecek ve bu kooperatiflerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için kapasite geliştirme çalışmaları yapacak. Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerin özel tiyatrolara etkilerini, Kültür Sanat Fonu kapsamında desteklediğimiz Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini ve sosyal kooperatif modelinin tiyatroların güçlenmesindeki rolünü konuştuk. 

Tiyatro Kooperatifi’nin kuruluş amacından ve bu doğrultuda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Tiyatro Kooperatifi olarak, özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için çalışıyoruz. Amacımız, Türkiye’deki özel tiyatrolar için 21. yüzyılda dünya standartlarında tiyatro yapabilme alanını tesis etmek ve ekonomik fayda üretmek. Bu doğrultuda ekonomik, hukuki ve sosyal alanlarda bileşenlerimizin kapasitesini geliştirmek üzere mentorluk desteği sağlıyor; çeşitli projeler, kampanyalar, eğitimler ve seminerler düzenliyoruz. Bu süreçlerde ulusal ve uluslararası kültür kurumları, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum, akademi ve benzeri yapılarla iş birlikleri yapıyoruz. Bunların yanı sıra, mevzuatta iyileştirmelerin yapılmasını sağlamak ve çalışma alanımıza dair farkındalığı artırmak için savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz.

Kültür-sanat alanının ve özellikle de tiyatroların COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Özel tiyatroların bu süreçten ne şekilde etkilendiğini ve bu etkilerin en aza indirilmesi için neler yapılabileceğini paylaşır mısınız?

Tiyatro Kooperatifi bileşeni 62 özel tiyatro üzerinden örneklemek gerekirse, salgın sürecinden önce 62 tiyatronun 25’inin sahnesi vardı. Salgın sürecinde bu sahnelerden 5’i kapandı. Sadece sahnelerimizi kaybetmiyoruz; gezici tiyatroların yaşam alanlarının da yok olduğu ve bu alanda çalışan binlerce emekçinin asgari yaşam giderlerini bile karşılayamadıkları bir tabloyla karşı karşıyayız. Şu anda 10 bileşenimiz aktif olarak destek kampanyaları yürütüyor ve çevrimiçi dükkanları üzerinden hediyelik eşya ve koleksiyon ürünleri satışı yapıyor. Bu kampanyaları Linktree bağlantımızda listeliyoruz, her bir tiyatro seyircisinin desteği çok değerli.

Sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için kamu kurum ve kuruluşlarından taleplerimizi kamuoyuyla paylaştık. Aynı zamanda yerel yönetimlerin ve özel sektörün kültür sanat alanında oluşturacağı destek mekanizmaları ve sivil toplum kuruluşlarının bu alanda yürüteceği hibe programları da bulunduğumuz noktada hayati önem taşıyor.

Tiyatro Kooperatifi olarak, bu zorlu süreçte özel tiyatroların desteklenmesi amacıyla #BizdeYerinAyrı kampanyasını hayata geçirdiniz. Bu kampanyanın kapsamını ve sonuçlarını anlatır mısınız?

#BizdeYerinAyrı, Tiyatro Kooperatifi bileşeni 33 tiyatronun dahil olduğu bir seyirci destek kampanyası. Kampanya kapsamında tiyatro seyircileri ileri tarihli oyunlar için yerlerini önden ayırma imkânı elde ederken salgın döneminde tüm faaliyetleri durma noktasına gelen özel tiyatrolara destek oldular. Sürecin getirdiği ekonomik zorlukları bir nebze hafifletebilmek adına başlattığımız kampanya, seyirci ile tiyatro arasındaki bağın gücünü de görünür kılan bir dayanışma örneği oldu. Bireysel bağışçılardan yoğun ilgi gören kampanyanın kurumsal destekçileri de var.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği verdiğimiz Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesinin amacından ve projede yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mayıs 2018’de yola çıkarken Türkiye’de bir Tiyatro Kooperatifleri Birliği kurmak da hayallerimiz arasındaydı. Salgın sürecinin başlamasıyla birlikte Türkiye çapındaki tiyatrolarla bir iletişim ağı oluşturduk ve bu tiyatrolara kooperatif yapısının ve birliğinin sorunlarımıza neden en iyi çözüm olduğunu düşündüğümüzü anlattık. İlk yol arkadaşımız Ağustos 2020’de kurulan Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi oldu. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki tiyatro kurumlarının da örgütlenmesi; yerinden yönetim, demokratik katılım ve öz yönetim ilkeleriyle hareket edilebilmesi ve her bölgenin tiyatro yöneticilerinin kendi öznel koşullarına yönelik çözümler üretebilmesi adına önem taşıyor.

Proje kapsamında İç Anadolu, Ege, Akdeniz, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerinde 5 tiyatro kooperatifinin resmi kuruluşunu tamamlamasını sağlamayı hedefliyoruz. Çalışmalarımıza şimdiden başladık. 2018’den bu yana İstanbul’da elde ettiğimiz deneyimi kuruluş aşamasındaki kooperatiflerle paylaşıyoruz, onlara danışmanlık sağlıyoruz ve sosyal kooperatifçilik alanında mali ve hukuki açılardan kooperatif yapılanması konuları üzerine eğitim programları sunuyoruz.

Kültür Sanat Fonu sayesinde resmi bir kooperatif birliği kurma hedefimize daha kısa sürede ulaşabilecek ve güç birliğimizi büyütebileceğiz.

Kendisi de bir sosyal kooperatif olan Tiyatro Kooperatifi, proje ile bu modeli Türkiye’de yaygınlaştırmayı hedefliyor. Sosyal kooperatif modelini ve kültür sanat alanı için neden önemli olduğunu anlatır mısınız?

Sosyal kooperatifler Türkiye’de henüz ayrı bir tüzel kişilik olarak tanımlanmıyor fakat biz tüm çalışmalarımızı sosyal kooperatif modeline uygun olarak yürütüyoruz. Sosyal kooperatifçiliğin ilkelerine uygun olarak kamu yararı misyonuyla hareket ediyor ve sosyal fayda üretmek amacıyla çalışıyoruz. Tiyatro Kooperatifi, bu anlamda özgün yapısıyla Türkiye’de ve dünyada bir ilk.

Sanatın kamusal bir faaliyet olduğu ön kabulünden hareketle, kültür sanat alanında sosyal kooperatif modelinin yaygınlaşmasının kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile farklı iş birlikleri geliştirilmesine, sanat kurumlarına ekonomik fayda sağlayacak projeler üretilmesine ve alandaki dayanışma kültürünün güçlenmesine zemin hazırlayacağı görüşündeyiz. Uzun vadede, kültür sanatın farklı dallarında faaliyet gösteren kooperatiflerle ülkemizde sürdürülebilir bir kültür sanat hayatı tesis edebilmek için birlikte yürüyebilmeyi hayal ediyoruz. Yayıncılık ve sinema gibi alanlardaki kooperatifleşme çalışmalarını da heyecanla takip ediyoruz.

Çocuk Fonu’nun 2020-2021 Döneminde Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başladı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerini ve projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminde desteklediğimiz STK’lar çalışmalarına başladı. Fon kapsamında Barış için Müzik Vakfı, Bilim Kahramanları Derneği, Koruma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği (KALBEN)Nirengi Derneği, Önemsiyoruz Derneği ve Roman Hakları Derneği’ne toplam 414.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Çocuk Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Mültecilerin temel ihtiyaçlarına erişimi ve geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla İzmir’de faaliyet gösteren İmece İnisiyatifi Derneği’ne (İmece İnisiyatifi) COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladık. İmece İnisiyatifi, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlamak üzere satın alma süreçlerini ve finansal altyapısını iyileştirdi. İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı ve Solar Age Programı Eğitmeni Ezgi Özcan ile yaptığımız röportajda  salgının İzmir’de beraber çalıştıkları topluluklar üzerindeki etkilerini, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında yaptıkları çalışmaları ve derneğin 2021 yılı için önceliklerini konuştuk.

Geçtiğimiz Ağustos ayında yaptığımız röportajda, COVID-19 salgını ile başlayan süreçte mültecilerin yaşadığı çadır alanlarındaki desteklerinizden bahsetmiştiniz. Aradan geçen zamanda çadır alanlarında yaşayan mültecilerin koşullarında ve sizin yaptığınız çalışmalarda değişiklikler yaşandı mı?

Çadır alanlarında yaşayan mültecilerin yaşamı, hep söylediğimiz gibi, salgından önce de çok zordu. Salgının devam ettiği bugünlerde de oldukça zor. Örneğin bağışıklık sistemlerimizi korumamız ve güçlenmemiz salgın boyunca sık sık telkin edildi. Ancak çadır alanları gibi ciddi alt yapı eksiklikleri bulunan yerlerde yaşayan kişilerin bunu başarabilmesi için yapması gereken harcama, günlük kazançlarının kat kat üzerinde. Temiz suya erişimin kısıtlılığı, hatta kimi bölgelerde neredeyse imkansızlığı, salgından önce de hastalıklara davetiye çıkarıyorken salgınla birlikte daha ciddi bir problem haline geldi. Yani çadır alanlarında günlük hayat şimdi üç kat zor. Altyapı sorunları hep vardı, üzerine salgın geldi ve şimdi de kış mevsimiyle gelen zorluklar  var.

30 Ekim 2020 tarihinde gerçekleşen, İzmir’in Bayraklı ve Bornova bölgelerinde yıkıma sebep olan depremin ardından İmece İnisiyatifi Derneği olarak deprem koordinasyon merkezinde çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bu çalışmaların kapsamından ve bu süreçte sahada tespit ettiğiniz ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Deprem koordinasyon merkezinde çalışırken sahada tespit ettiğimiz en önemli ihtiyaç insan gücüydü. Merkeze çok büyük miktarda ve yoğun bir biçimde yardımlar ulaştı. Ancak gelen yardımların tasnifi ve dağıtımında çalışacak gönüllü gücü çok kısıtlıydı. Afet sonrası yardımlar ile ilgili her kademede işten bahsetmek mümkün. Gelen yardımların türüne göre ayrılmasından, paketlenmesine; en acil ihtiyaçların belirlenip duyurusunun yapılmasından, temin edilen ihtiyacın yerine ulaştırılmasına kadar bir dizi iş vardı. Biz koordinasyon merkezine bu noktada destek sağlamaya çalıştık. Çünkü İmece’nin yıllardır sahada yaptığı işin önemli bir kısmı da buydu, bu konuda oldukça deneyimliyiz. Düzenli olarak, yüklü miktarda gıda ve gıda dışı yardım malzemesinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ile meşgulüz. Gönüllülerimizle birlikte bu malzemeleri satın alıyoruz, paketliyoruz, dağıtım alanına götürüyor ve çadırlara ulaştırıyoruz. Koordinasyon merkezinde de tam olarak bunu yaptık.

Depremden etkilenen kişilere yapılan ayni yardımların yanı sıra sahada özelikle çocuklara psikososyal destek sağlamak üzere etkinlikler de gerçekleştirdiniz. Bu çalışmaların kapsamından ve çocuklar üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Afet alanında bulunduğumuz ilk birkaç gün çocuklara yönelik psikososyal destek etkinliği gerçekleştirdik. Ancak koordinasyon merkezindeki insan gücüne olan ihtiyacı tespit ettiğimiz anda tüm gönüllülerimizle birlikte hemen bu boşluğu doldurma kararı aldık. Kısa da olsa deneyimimizden bahsetmek gerekirse, söyleyebileceğimiz en önemli şey çocukların sosyalleşme ihtiyacına cevap vermek noktasında bir katkı sağlamış olduğumuzdur. Çadırları tek tek dolaştık ve hangi çadırdan hangi çocuğu alıp etkinlik alanına götürdüğümüzü kaydettik ki etkinlik bittiğinde çocukları sağ salim yakınlarına teslim edebilelim. Buradaki çocuklar bizim olağan yararlanıcılarımızın aksine çadır yaşamına alışkın değildi öncelikle. Depremin verdiği bir korku vardı ve henüz artçı sarsıntılar devam ediyordu. Herkes çok tedirgindi ve haliyle bu durum çocuklara da yansıyordu. Etkinlikler sayesinde çocuklar çevre çadırlardan yaşıtlarıyla tanışmış oldular ve arkadaşlıklar kurdular. Birlikte oyun oynarken yaşadıkları korkuyu bir an olsun içlerinden atabilme şansları oldu. Biz dernek olarak hep yaşam koşulları çok zor olan çocuklarla, örneğin tarım işçisi ailelerin çocuklarıyla, atölyeler yapıyoruz ve çocukların bu etkinliklerde nasıl da ışıldadıklarını ve mutlu olduklarını biliyorduk. Burada da aynısı oldu. Çocuk olabilmek çocuklara da bize de iyi geldi.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların derneğe katkılarından bahseder misiniz?

İmece İnisiyatifi  kurulduğu günden bu yana bütün çalışmalarını gönüllüleriyle birlikte gerçekleştirmiş bir dernek. Bu, her ne kadar bizler için ideal olan da olsa zaman zaman yeterli gönüllü desteği bulamayabiliyoruz. Bu da bizim bir dernek olarak varlığımızı sürdürmemizi güçleştirebiliyor. Örneğin en sık gerçekleştirdiğimiz faaliyetimiz olan gıda malzemelerinin tarım arazilerinde ve geçici çadır alanlarında yaşayan sığınmacılara ve mevsimlik tarım işçilerine dağıtılabilmesi için bir satın alma süreci yürütülmesi gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken birden fazla şey var. Ancak yeterli gönüllümüz ya da özellikle bu alanda bilgi sahibi gönüllümüz olmadığı için her zaman doğru adımları atamayabiliyoruz. Bu nedenle, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında satın alma süreçlerimizi ve finansal alt yapımızı güçlendirmek amacıyla bir çalışma yapmayı istedik. Nasıl fiyat teklifi hazırlayacağımızdan hangi tedarikçilerle çalışacağımıza, beyannamelerimizi nasıl dolduracağımızdan dokümantasyona kadar bütün süreçlerimizi yeniden ele aldık ve iyileştirmeye başladık. Bu elbette uzun bir yol ancak bu  fon bize gerekli ilk adımları atabilmek için bir zemin sağladı. Öncelikle geriye dönük tüm belge ve dokümanlarımızı incelemeye başladık, hata ve eksiklerimizi tespit ettik. Bu konuda uzman bir kurumdan destek alıp eksikliklerimizi nasıl gidereceğimizi öğrendik ve bu yönde çalışmalarımıza başladık. Satın alma ilke ve yöntemlerimizi yeniden belirlerken organizasyon yapımızı inceleme şansımız da oldu. Görev ve sorumlulukları paylaşma biçimlerimizi inceledik, bunlara uygun ihtiyaçlarımızı belirledik ve bu ihtiyaçlara uygun kişileri derneğimize kazandırabilmek için çalışmalarımıza başladık. Yani COVID-19 Acil Destek Fonu ile yalnızca satın alma ve finans konularına değil İmece’yi ilgilendiren her konuyu yeniden ele almış olduk.

 İmece İnisiyatifi Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği çalışmalar neler olacak?

Salgınla birlikte ekonomik durumları daha da ağırlaşan ve çadırlarda yaşayan sığınmacıların hayatlarını kolaylaştırmak adına hijyen, gıda ve diğer temel ihtiyaç malzemelerinin dağıtımına ara vermeden devam edeceğiz. Bu konu her durumda önceliğimiz oldu ve olmaya devam edecek .

Tüm faaliyetlerimizi planladığımız ve Solar Age / EFE projemizi uyguladığımız alanımız İmece Köy’ünün arazisi ise satıldı. Kiracısı olduğumuz bu alandan çıkmak zorundayız. Ancak burada edindiğimiz deneyim çok kıymetli ve deneyerek öğrenmek için çıktığımız yol bize daha iyisini, daha uzun soluklusunu ve devamlılığı olanı başarmak için gereken motivasyonu sağladı. Yeni bir yaşam ve faaliyet alanı kurma çalışmalarına kısa zamanda başlayacağız.

Güzel İşler’in Ocak Ayı Etkinliği COVID-19 Döneminde Çocuklar: Haklar ve İhtiyaçlar Başlığıyla Gerçekleşti

By | Güzel İşler

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’inüçüncü buluşmasını COVID-19 Döneminde Çocuklar: Haklar ve İhtiyaçlar başlığıyla 13 Ocak’ta gerçekleştirdik. Çocuk hakları aktivisti ve sosyal hizmet uzmanı Emrah Kırımsoy ve Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD) Genel Koordinatörü Yeter Erel Tuma’nın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

  • Çocuk alanında hak temelli yaklaşımın özü çocuk haklarının insan hakları olmasına dayanıyor. Yetişkinler tarafından kurgulanmış bir dünyada yaşayan çocukların toplumsal kalıplara uyması ve bu dünyaya uyum sağlaması bekleniyor. Çocuk hakları alanında çalışan kişiler ve sivil toplum kuruluşları (STK) ise temel olarak yetişkinlere çocukların iyi olma haline dair sorumluluklarını hatırlatıyor. Çocuk alanında çalışan STK’lar çocukların haklarını kullanabilmesi için mekanizmalar oluşturulması ve hiçbir ayrım gözetmeden her çocuğun kendini gerçekleştirebilmesi için zemin yaratılmasını amaçlıyor. STK’lar çocukların haklarına ulaşmasının ve kendini gerçekleştirmesinin önündeki engelleri tespit ediyor ve bunu kamuoyuna bildirerek savunuculuk çalışmaları yapıyor.
  • 1920’lerde başlayan çocuk hakları alanındaki çalışmaların ve hak mücadelelerinin uluslararası hukuki zemine oturması 1989 yılında imzalanarak taraf devletlere sorumluluk yükleyen bir anlaşma olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile gerçekleşti. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşme dünyada ve Türkiye’de çocuk hakları alanındaki çalışmaların temelini oluşturuyor.
  • COVID-19 salgınından en çok etkilenen grupların başında çocuklar geliyor. Okula gidemeyen hatta sokağa çıkma yasakları nedeniyle kapalı kalan çocuklar salgından ve alınan tedbirlerden farklı şekillerde etkilenmeye devam ediyor. Salgın başladığından beri artan aile içi şiddet kadınlarla beraber çocuklara da yöneliyor; çocuk ihmali ve istismarı artıyor. Salgının devlet koruması altında ya da ceza infaz kurumlarında olan çocuklara yansımaları konusunda bilgiye ulaşmak mümkün olmadığından bu çocukların durumuna dair  bir gözlemde bulunulamıyor.
  • Salgın sürecinde çocukların eğitim hakına erişimindeki eşitsizlikler daha görünür hale geldi ve derinleşti. Özellikle dezavantajlı ve risk altındaki çocuklar internet bağlantısı ve dijital araçların eksikliği sebebiyle salgın sürecinde eğitim faaliyetlerine devam etmek için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından  geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı’na (EBA) ulaşamıyor. Okulların kapatılması ve  ilgili kamu kurumlarının çevrimiçi eğitime katılım konusunda bir takip çalışması yapmaması dezavantajlı durumda olan ve eğitim hakkına ulaşamayan çocukların okulu bırakmasına ve çocuk işçiliğinin yükselmesine zemin hazırlıyor.
  • Salgın sürecinin çocuklar açısından öne çıkan bir diğer sonucu  ise çocuk işçiliğinin artması. Ekonomik koşulların kötüleştiği, ebeveynlerin iş bulmakta zorlandığı ve çocukların eğitime erişimlerinin kısıtlandığı bir ortamda çocukların çalıştırılması yaygınlaşan bir durum haline geliyor. RUMUD, faaliyet gösterdiği Diyarbakır’ın  Sur ilçesinde yürüttüğü araştırmada derneğin birlikte çalıştığı 115 çocuktan 54 tanesinin salgın sürecinde işe başladığı tespit etti.
  • Salgın ve alınan tedbirler mevcut koşullarına ve geçmişte yaşadıklarına bağlı olarak çocukları farklı şekillerde etkiliyor. Salgın başladığında telefon görüşmeleri ile birlikte çalıştığı çocukların ihtiyaçlarına dair bir araştırma yürüten RUMUD, Sur’da yaşayan çocukların salgın döneminde evde kalma halini 2015 yılında yaşanan  çatışmalar ve sokağa çıkmak yasakları ile benzeştirdiğini ve bu durumun travmalarını tetiklediğini tespit etti. Bu doğrultuda, çocukların yalnızlık hissini azaltmak ve travmayla başa çıkmalarını kolaylaştırmak adına salgın koşullarına uygun şekilde Telekonferansla Psiko-sosyal Destek çalışmaları yürüttüler.
  • Çocuk hakları alanında verilecek destek ve hibelerin,  çocukların yararını gözetmesi, çocukları ve bakım veren, ebeveyn, öğretmen gibi birincil derecede ilişkili aktörleri güçlendirmesi, çocukları karar alma süreçlerine dahil etmesi ve birlikte yaşama kültürüne hizmet etmesi önemli. Bununla birlikte, desteklenen  projelerde niceliğe değil niteliğe odaklanılması, faydalanıcı sayısındansa yapılan çalışmanın kalitesine odaklanılması gerekiyor. Çocuklarının haklarının tesis edilmesi için birçok farklı çalışmayı hayata geçiren STK’ların kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi için verilen destekler de alana önemli katkılar sağlıyor.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz BoMoVu Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında kurumsal hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek için gerekli teknik ekipmanların alınması ve ofis kirasının karşılanması amacıyla kullandı. BoMoVu ekibi ile yaptığımız röportajda farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere hayata geçirdikleri Sen Neredeysen Hareket Orada projesini; yakın zamanda yayınladıkları Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’ni ve COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe ile yaptıkları çalışmaları konuştuk.

BoMoVu olarak sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiriyorsunuz. Bu kavramların arasındaki ilişkiden ve bu önceliğin çalışmalarınıza nasıl yansıdığından bahseder misiniz?

Beden hareketi kavramını tercih etmemizin birkaç sebebi var. Birincisi, çalışma alanımızı yalnızca profesyonel spor ve sporcularla kısıtlamıyoruz. Örneğin; çalışmalarımızda bir spor disiplinini tüm kurallarıyla mükemmel bir biçimde öğretmeye çalışmıyoruz. Bunun yerine katılımcıların kendi hareket kapasitelerini keşfetmelerini; fiziksel, duygusal ve kültürel anlamlarda güvende hissettikleri bir ortamda özgürce hareket edebilmelerini ve bunun getireceği bedensel ve sosyal güçlenmeyi önemsiyoruz. Herkesin hareket etmeye hakkı olduğunu ve kendi bedeni için uygun hareket etme biçimini bulabileceğini düşünüyoruz. Bu düşüncenin devamı olarak çalışmalarımızda yalnızca spor dallarına değil; çok çeşitli bedensel hareket biçimlerine de yer açıyoruz. Dans, tiyatro, sirk sanatları gibi beden hareketini temel alan sanat dalları ya da çocuk oyunları da çalışmalarımızda yer buluyor.

İkincisi de bedensel hareketliliğin toplumsal bir mesele olduğunu düşünüyoruz. Gündelik hayatta kimlerin hangi mekanlarda nasıl hareket edebildiği bizim için önemli. Hareketleri kısıtlayan mekanizmaları ortaya çıkarmak ve iyileştirmek ya da onlara alternatif üretmek sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bedenlerin aldıkları formlar ve hareketlerinin kısıtlanması ya da serbest olması; toplumsal güç ilişkilerine, içerme ve dışlama tutumlarına, tahakküm biçimlerine dair çok şey anlatır. Örneğin; Irkçılık Karşıtı Pedagoji programımız, ırksallaştırılmış çocukların okulda ya da sınıf ortamında nasıl hareket ettiğini ve bedensel görünürlüklerine dair hislerini araştırarak ırksallaştırmanın mekanizmalarını ve sonuçlarını ortaya koydu. Bu sonuçları paylaştığımız öğretmenler ile eğitimcilere yönelik çözüm önerileri geliştirdik. Benzer şekilde, mültecilerin kendi bedensel hareketliliklerine dair yaptıkları sanat ve spor alanlarındaki çalışmalar ile kamusal alandaki hareket özgürlükleri arasında da bağlantı olduğunu düşünüyoruz. Bunlarla ilgili de çeşitli kurumlarla iş birliğinde sahada aktif olarak çalışmalar yürüttük.

Ekim ayında yayınladığınız Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’nin amacı ve kapsamı nedir? Bu rehber ile alana nasıl bir katkıda bulunmayı hedefliyorsunuz?

“Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi”ni eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı spor ve beden hareketi programları geliştirmek isteyen kurum ve kişilere bir yol haritası çizmek amacıyla hazırladık.  Aynı zamanda bu rehberin, sosyal güçlenme için spor programı geliştirmek isteyen kurum ve kişilerle iletişim kurmanın, birlikte yeni çalışmalara adım atmanın, spor ve beden hareketi alanlarını genişletmenin de zemini olmasını umuyoruz.

Rehberde, bir spor programını tasarlama, geliştirme, uygulama ve değerlendirme aşamalarında göz önünde bulundurduğumuz temel prensipleri ve bunların uygulama aşamasındaki pratik karşılıklarını ele alıyoruz. Bu kapsamda, rehberde şu başlıklara yer verdik: Spor ile Sosyal Güçlenme; Hedef Kitlenin İhtiyaçlarını Anlamak; Fiziksel, Duygusal ve Kültürel Güvenlik; Farklılaşan İhtiyaçlar; Sporda Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık; Irkçılık, Göç, Aidiyet; Sporda Çocuk İstismarı ve Koruma; Spordaki Yükselme Merdiveni Yanılsamasını Aşmak; Spor Programı için Müfredat Oluşturmak; Programın Değerlendirilmesi ve Etki.

Rehberin bir bölümüne de deneyimlerimizi ekledik. BoMoVu’nun programlarında çalışmış gönüllüler, antrenörler ve proje koordinatörlerinin sahada ortaya çıkabilecek öngörülemeyen sorunlarla ilgili deneyimlerinin de faydalı olacağını düşündük. Rehberin son bölümü ise olabildiğince kapsayıcı bir perspektifle oluşturulmuş doğaçlamaları ve spor aktivitelerini örnekliyor. Rehberin her bir bölümünde işlenen konu için Türkiye’den ve dünyadan iyi örnekler, uygulamalı egzersizler ve uygulamada ortaya çıkan durumların üstesinden gelmek için kullanılabilecek kontrol listeleri paylaştık.

Bu rehber ile alandaki aktörleri kapsayıcı ve eşitlikçi programlar geliştirmek için cesaretlendirme ve destekleme gibi bir niyetimiz var. Rehberin etki alanı da oldukça geniş.   Amatör ve profesyonel spor kuruluşları, spor kulüpleri, federasyonlar, okullar, eğitim merkezleri, psiko-sosyal destek kurumları, sosyal yardımlaşma kurumları, toplum merkezleri, taban hareketleri, hak temelli kuruluşlar, bağımsız örgütlenmeler, sporcular, antrenörler, dansçılar, sanatçılar, beden eğitimi öğretmenleri, diğer branş öğretmenleri, aktivistler ile hak ve özgürlük mücadelesi veren kişilere kapsayıcı ve eşitlikçi spor programları geliştirmeleri için yol göstermesini umuyoruz. Sıfırdan bir spor programı geliştirmeyecek olsalar da çalışmalarını nasıl iyileştirebilecekleri konusunda ellerini güçlendirmek ve iyi örneklerini çoğaltmak gibi katkıları da olacağını düşünüyoruz. En önemli hedefimiz de bu rehberin bizlerin tanışmasına vesile olması ve ortak niyetlerde buluşarak hayal ettiğimiz alanı büyütmemiz.

COVID-19 salgını ile birlikte farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere Sen Neredeysen Hareket Orada projesini hayata geçirmeye başladınız. Bu proje kapsamında yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız?

Sen Neredeysen Hareket Orada projesi, söylediğiniz gibi dönemin ihtiyaçlarıyla şekillenen ve dijital alanda profesyonellerle bir araya geldiğimiz ilk işlerimizden biri. Proje kapsamında aktivitelerin geliştirilmesi, kişilerin belirlenmesi ve çekim aşamaları da heyecan vericiydi. Ürettiğimiz videolar, deşifre, kurgu, montaj, altyazı ve dublaj çalışmalarını içeren post prodüksiyon aşamasında olduğundan henüz katılımcılarla buluşmadılar.

Ancak fırsat bulmuşken daha genel olarak projeden söz etmek isteriz. Projeye başlarken 20’den fazla toplum merkezi ve dernek ile bir araya geldik. Bunlardan 12’siyle detaylı anket ve mülakatlar gerçekleştirerek katılımcıların ihtiyaçlarını ilk elden belirleme imkanımız oldu. Yola böyle çıktık. Bu görüşmeler kapsayıcı, eşitlikçi ve katılımcı bir dijital kaynak tasarlama konusunda çok yönlendirici ve yardımcı oldu. Bu sayede hem bedensel çeşitliliği ve farklı ihtiyaçları gözeten hem de çok dilli bir içerik planladık.

Proje kapsamında üretilen içeriklerin hemen hepsi rahatlıkla ev içinde gerçekleştirilebilecek türden aktiviteler olarak planlandı. Jonglörlük, beden perküsyonu, futbol, Capoeira, pilates, Afrika dansı, oryantal dans, engelsiz bale gibi videolar çekildi. Elbette proje sırasında kurumlar dışında kişilerin, özellikle bu süreçte -maalesef- ev içinde iş yükü artan kadınların, şikayetleri ve ihtiyaçları konusunda da bilgimiz arttı. Böylece evde hareketsiz kaldıkları için kilo aldıklarını ve kaslarının ağrıdığını ifade edenlere yönelik “Beden Rahatlatma” adlı ev içi egzersiz video serisini de programımıza ekledik. Bu videolar ile kişilerin ev işi yaparken eş zamanlı bedenlerine iyi gelebilecek bir takım egzersiz hareketleri sunuyoruz. Bunların günlük rutinlerinin bir parçası haline gelmesini umuyoruz. Bir de internet erişimi olmayanlar için geliştirdiğimiz basılı materyaller var: Basketbol ve hip-hop için çeşitli yönergeler resmedildi. Biz ortaya çıkan içeriklerden memnun ve çok heyecanlıyız. Önümüzdeki haftalarda videolarımızı ve basılı materyalleri paylaşacağız.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğinize nasıl katkıları oldu?
Kurumsal hibenin yukarıda bahsettiğimiz çalışmaların tümünü gerçekleştirebilmemizde önemli katkısı oldu. Öncelikle mekanımızın kirasını bu hibe ile karşıladık. Ayrıca mekanımızın video içerikleri geliştirmeye uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Yapılması gereken değişiklikler için malzeme temininde de bu hibeden yararlandık.

Böylece Sen Neredeysen Hareket Orada ekibinin stüdyo kurup çekim yapabileceği alan oluştu. Bu destek, hem ekibin sağlıklı bir alanda çalışabilmesi ve salgın koşullarından korunması konusunda hem de farklı mekan arayışlarının ekonomik zorluğuyla baş etme konusunda bizi güçlendirdi. Aynı şekilde Almanya-Türkiye Gençlik Köprüsü çevrimiçi programı çerçevesinde iki farklı program düzenledik ve mekanımızı kullanmaya devam edebilmemiz bu çerçevede de bize çok önemli katkı sundu. Bunlardan biri her iki ülkeden çocukların katıldığı Dijital Ortamda Beden Perküsyonu, diğer ise Almanya ve Türkiye’den sosyal fayda için sporu kullanan uzmanları bir araya getirdiğimiz Paylaşımın Hareketi 2 oldu. Aynı şekilde büyük emeklerle gerçekleştirdiğimiz Sporda Irkçılık ve Karşıtlığı çevrimiçi seminer dizisi dünyanın farklı yerlerinden akademisyenler, sporcular, antrenörler ve spor gazetecileri ırkçılık ile ilgili deneyimlerini ve teorik çalışmalarını paylaşabildi. Bu seminerler ortağımız Oseminars’ın Youtube kanalında izlenebilir, ayrıca içerikleri podcast kanalımıza da yüklemeye devam ediyoruz.

Elbette çalışma arkadaşlarımızın yanı sıra mekanımızı bireysel spor ve sanat çalışmalarında kullanan kişiler de kurallara uygun biçimde mekandan yararlanmaya devam edebildiler.

BoMoVu‘nun 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

2021 yılı için hedefimiz Türkiye’de sosyal fayda amaçlı sporun kullanım alanının genişlemesi, daha çok kurumun sporu ve beden hareketini sahiplenmesi ve dolayısıyla daha çok insanın bedensel haklarına erişmesi konusunda dernek olarak cesaretlendirici ve destekleyici bir role sahip olmak. Bu çerçevede geliştirdiğimiz rehber ile birlikte sektörler arası çalışma alanlarını genişletmek istiyoruz. Bunun katılımcıların sayısını ve çeşitliliğini artıracağını düşünüyoruz. Aynı zamanda daha geniş alanlarda sürdürülebilir adımlar hayal etmenin yolu da buradan geçiyor. Farklı kurumlarla ilişkilerimizi, açılan yeni kanallardan ve farklı tecrübelerden beslenmeyi önemli buluyoruz.

Kendi saha çalışmalarımızda kız çocuklarına yönelik çalışmalarımızı, kadın ve göçmen sporcu ve sanatçıları desteklemeye devam etmek istiyoruz. Bunun için attığımız bazı adımlar da var. Bunun yanı sıra yine İstanbul’la sınırlı kalmayarak Türkiye’nin farklı bölgelerinde ortaklıklar kurmaya ve farklı deneyimlerle güçlenerek yerele uygun araçlar geliştirmeye devam edeceğiz.

Karakutu Derneği ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve tarihsel olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışan Karakutu Derneği (Karakutu), COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı ve idari giderlerini karşılamak amacıyla kullandı. Karakutu Derneği Yönetim Kurulu İdari İşler ve Program Asistanı Hazal Şahin ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde çevrimiçi olarak  gerçekleştirmeye başladıkları Adalet Arayışı Seminerleri ve Hafıza Yürüyüşleri’ni, sağladığımız hibenin çalışmalarına katkılarını ve 2021 yılı için planlarını konuştuk.

Karakutu Derneği’nin 2017’den beri yürüttüğü Adalet Arayışı Seminerleri salgın sürecinde  çevrimiçi mecralarda devam ediyor. Bize, bu seminerlerin  amaçlarından bahseder misiniz? Bu etkinlikleri çevrimiçi olarak gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Adalet Arayışı Seminerleri, Türkiye’de geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve hatırlama alanına dair çalışmalar yapan akademisyenler, aktivistler ve araştırmacıların çalışmalarını sunduğu bir seminerler dizisi. Bu seminerlerde yakın tarihteki insan hakları ihlallerini ve bunlara karşı gelişmiş toplumsal hareketleri adalet arayışı bağlamında ele alıyoruz. Seminerlerimizde bu alanlara ilgi duyan herkesin ve özellikle genç gönüllülerimizin bilgi ve kapasitelerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Seminerlerimizi çevrimiçi mecralara taşımanın en olumlu yönü daha fazla katılımcıya ulaşabilmek oldu. Önceden seminerlerimizi sadece belirlenen tarih ve saatte İstanbul’da olan katılımcılar izleyebiliyordu. Hatta İstanbul’da ulaşımın zorluğu da düşünüldüğünde katılımcının seminer mekanında fiziksel olarak bulunması oldukça zordu. Çevrimiçi yayınlarımızı ise Türkiye’nin hatta belki de dünyanın her yerinden isteyen tüm katılımcılar izleyebiliyor. Ayrıca konuşmacı çeşitliliğimiz de çevrimiçi seminerlerle arttı, artık İstanbul dışından ya da yurtdışından konuşmacıları da seminerlerimize davet edebiliyoruz. Ancak fiziksel olarak bir araya gelememenin “anda olma” halini azalttığını da düşünüyorum. Bu sebeple çevrimiçi seminerlerde katılımcılar ve konuşmacılar arasındaki etkileşim oldukça azalıyor. Katılımcıların birbirleriyle etkileşimi için de aynı durum geçerli. Yüz yüze gerçekleştirdiğimiz seminerlerde soru-cevap kısımlarında katılımcılar aktif bir katılım sağlarken çevrimiçi seminerlerde bu katılım daha düşük oluyor. Aynı zamanda yüz yüze gerçekleştirilen bir seminerde diğer katılımcılarda aralarda ya da seminer bitiminde iletişim kurup konuşup tartışabilirken çevrimiçi mecralarda böyle bir durum mümkün olmuyor. Bu da seminerin bir karşılaşma alanı olma özelliğini zayıflatıyor.

Karakutu Deneği olarak bu yıl Adnan Ergeç Fonu’nun 5. dönemini hayata geçiriyorsunuz. Ayrıca yakın zamanda Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Genç Kadın Fonu’nun çağrısını da yayınlandınız. Bu fonları hangi amaçlarla hayata geçiriyorsunuz ve alanda nasıl bir ihtiyaca cevap verdiğini düşünüyorsunuz?

Adnan Ergeç Fonu, Türkiye ile ilişkili toplumsal hafıza, geçmişle yüzleşme, toplumsal barış ve eşitliğin inşası, ayrımcılığın önlenmesi alanlarında araştırmaları ya da kültür-sanat projeleri yapan genç araştırmacıları desteklemek için kuruldu. Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Fonu ise Türkiye ile ilişkili kadın hakları, toplumsal cinsiyet, hayvan hakları, çevre ve toplumsal hafıza alanlarında çalışmalar yapan genç kadın araştırmacıları desteklemek amacıyla 2020 yılının ilk aylarında kuruldu. Bu yıl destekleyeceği ilk kadın araştırmacıları belirleyecek. Her iki fonu da gençlerin kendi araştırmalarını geliştirip yürütmesi adına çok önemli buluyoruz. Özellikle Türkiye’de bu alanda çalışan araştırmacıların pek çok yönden olduğu gibi maddi kaynak açısından da desteğe ihtiyaçları var. Bu tür fonlar gençlerin fikir ve üretimlerini görerek, takdir ederek ve destekleyerek onları bu alanlarda çalışmaya, araştırmaya ve üretmeye teşvik ediyor. Böylelikle gençler araştırma fikirlerini hayata geçirmek için daha fazla motive oluyorlar. Bu fonlar ile gençlerin fikirlerinin genelde daha az önemsendiği alanlar olan akademi ve kültür-sanat alanlarında proje ve araştırma üretmek isteyen gençlere bir nebze nefes aldıracak kaynaklar sağlamayı hedefliyoruz.

Karakutu Derneği’nin ana faaliyetlerinden biri olan Hafıza Yolculuğu programı kapsamında birlikte çalıştığınız Genç Anlatıcıların sayısının artması, yeni rotaların oluşturulması ve hafıza mekanlarının keşfedilmesi için çeşitli eğitimler ve kapasite geliştirme atölyeleri düzenliyorsunuz. Genç Anlatıcıların rolünden ve birlikte yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Genç gönüllülerimiz, Karakutu çalışmalarının temelini oluşturuyor diyebiliriz. Hafıza Yolculuğu Programı kapsamında Başlangıç Eğitimi’ne katılan gönüllülerimiz eğitim sonunda üzerine çalışmak istedikleri bir hafıza mekanı seçiyorlar. Mentörleri ile birlikte seçtikleri mekan üzerine çalışmaya başlıyorlar. Bu süreçte de kapasite geliştirme eğitimleri, seminerler ve atölyelerimize katılmaya devam ediyorlar. Seçtikleri hafıza mekanı üzerine çalışmaları bittiğinde ise o mekanın anlatıcısı oluyorlar ve hafıza yürüyüşlerinde mekanın hikayesini genç katılımcılara aktarıyorlar.

Kapasite geliştirme atölyelerimizde  yineinsan hakları ve geçmişle yüzleşme çerçevesinde katılımcıları düşünsel ve metodolojik olarak besleyecek konular üzerinde çalışıyoruz. Atölyelerimizi çeşitli uzmanların bilgi ve birikimlerini aktardığı ve aynı zamanda genç gönüllülerimizin de aktif olarak katıldığı interaktif modeller kullanarak gerçekleştiriyoruz.

Gönüllülerimiz, araştırmacı ve anlatıcı olmanın dışında kendi ilgi alanlarına göre de derneğin çalışmalarına yardım edebiliyorlar. Tüm etkinliklerimizin en temel kaygısı gençlerin görüşlerine ve ihtiyaçlarına alan açmak. Tüm çalışmalarımızı, etkinliklerimizin parçası olan her gencin güvenli bir alanda kendini rahatça ifade edebilmesini temel alarak katılımcı ve gönüllülerimizden gelen geri dönüşlerle sürekli olarak yeniden düzenlemeye ve güncellemeye çalışıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğe nasıl katkıları oldu?

Bu hibeyi insan kaynağı ve bazı idari giderlerimizi dört ay boyunca karşılamak için kullandık. Çalışmalarımızın sürdürülebilirliği açısından insan kaynağı çok önemli bir faktör. Bu hibe desteğiyle insan kaynağımızı karşılayarak temel programımızın faaliyetleri, kaynak geliştirme ve kurumsal iş birlikleri alanında salgın döneminde gerileme yaşamamızın önüne geçmiş olduk. COVID-19 salgını nedeniyle azalan fon kaynakları, bireysel ve kurumsal bağışlar sonucunda insan kaynağı giderlerini karşılamak üzere mali kaynak bulmakta zorlandığımız  bu dönemde, hibe sayesinde temel giderlerimizi karşıladık ve öz kaynaklarımızı süregiden faaliyetlerimiz için kullanma olanağı elde etmiş olduk. Bahsi geçen faaliyetlerimiz arasında Genç Anlatıcılar için Başlangıç Eğitimi ve kapasite geliştirme atölyeleri, Adalet Arayışı seminerleri ve gençler ve yetişkinler için Hafıza Yürüyüşleri bulunuyor. Hibe kapsamında karşılanan temel giderlerimiz sayesinde dört ay boyunca bu çalışmaları gerçekleştirmeye devam edebildik.

Karakutu Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

Ana programımız olan Hafıza Yolculuğu Programımız ve bu kapsamda yürüttüğümüz çalışmalar yine önceliğimiz olacak. Salgın döneminde pek çok etkinliğimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021’de de çevrimiçi seminer, atölye ve hafıza yürüyüşlerimizi geliştireceğimiz yöntemler üzerinde çalışacağız. Özellikle Hafıza Yürüyüşlerimizi çevrimiçi olarak gerçekleştirmek konusunda epey tereddüt yaşamıştık. Hafıza mekanlarında fiziksel olarak bulunamamanın deneyimin özünü ve anlamını kaybettireceğinden korkuyorduk. Fakat hafta sonu yasaklarının başlamasıyla birlikte yürüyüşlerimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021 yılında bu yöntemimizi geliştirerek çevrimiçi etkinliği, mekanda birlikte bulunma deneyimine mümkün olduğunca yaklaştırmaya çalışacağız.

Adalet Seminerlerimize daha tematik ve modüller şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Seminerlerimizin yanı sıra tematik seminer modülleri geliştirmek üzerine kafa yoruyoruz. Yine bu etkinlikleri çevrimiçi ortama en iyi şekilde adapte etmeye çalışıyoruz. Ayrıca yeni gönüllülerimiz ile tanışacağımız iki adet Başlangıç Eğitimi daha düzenlemeyi planlıyoruz. Karakutu’ya yeni katılan genç gönüllülerimiz ile birlikte yeni hafıza mekanları ve rotalar üzerine çalışacağız. Program kapsamında gönüllülerimiz için yapacağımız atölyelere de devam edeceğiz.

Tüm bunların dışında her zaman olduğu gibi bu yıl da çalışma alanlarımız olan insan hakları, geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve ayrımcılık gibi konular üzerine gençlerle birlikte ve gençler için yeni projeler üzerine düşünmeye ve üretmeye devam edeceğiz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar çalışmalarına başladı. Fon kapsamında Arama Kurtarma Derneği (AKUT), S.S. Bisikoop Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi (BisiKoop)Hayata Destek Derneği, İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK), Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi  ve Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği’ne (Sivil Sayfalar) toplam 512.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.