All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklenen Projesini Anlattı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

2019 yılında ilk kez açtığımız Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği ile platformun çalışmalarını, 6284 sayılı Kanunun kadın hakları açısından önemini ve desteklenen projelerini konuştuk.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurulma süreci, Türkiye’de yakın zamanda çok büyük bir toplumsal tepkiye sebep olan Münevver Karabulut cinayeti ile başlıyor. Bize Platformun bileşenlerinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Platform, öldürülen kadınların aileleri ve şiddete maruz bırakılan kadınlar tarafından kuruldu ve çalışmalarımıza bu şekilde devam ediyoruz. Yüzlerce kadın cinayeti, fiziksel-cinsel şiddet, tehdit, hakaret ve çocuk istismarı davası takip ettik ve takip etmeye de devam ediyoruz. Her ay ve her yıl kadın cinayeti gerçeklerinin raporunu kamuoyu ile paylaşıyoruz. Mücadelemize dair kararları, aramıza katılmak isteyen tüm kadınlarla birlikte düzenli toplantılarla alıyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması için eylemler ve eğitimler düzenliyoruz. Kadınları bu mücadeleye katmak ve çözümü gösterebilmek için stantlar açıyor, broşürler dağıtıyoruz. Acil durumlarda kadınların ulaşabileceği destek hattımızla kadınları ihtiyaç duydukları destek konusunda uygun şekilde yönlendiriyor, işlemeyen mekanizmaların harekete geçmesini sağlıyoruz.

Platform olarak Türkiye’deki kadın cinayeti verilerini derleyerek her ay kamuoyu ile paylaşıyorsunuz. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin paylaşımı ve kamuoyunun konuyla ilgili düzenli şekilde bilgilendirilmesinin bu alandaki mücadeleye nasıl bir katkısı oluyor?

Verilerin hazırlanması kadın cinayeti gerçeğinin açığa çıkarılması açısından önemlidir. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi sorunun tespiti ve alınan ya da alınmayan önlemlerin etkisinin ölçülmesi için verilerin tutulması şarttır. Örneğin bizim açıkladığımız kadın cinayeti raporu, 2011 yılının kadın cinayetlerinin en az gerçekleştiği yıl olduğunu gösteriyor. Bu bilgi kadın cinayetlerini durdurmak için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlamamız için önemli bir veri sağlıyor. 2011 yılında ne olmuş diye baktığımızda İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı, 6284 sayılı Kanunun gündeme geldiği yıl olduğunu görüyoruz. Bu da bizi İstanbul Sözleşmesi ve sayılı kanunun uygulanması için bir mücadele vermeye götürüyor.

Kadın cinayetleri sizin ve pek çok kadın hareketi bileşenin de etkisiyle giderek daha görünür hale geliyor, toplumsal bir tepki ve kamuoyu yaratılıyor. Buna rağmen, gerçekleşen şiddet vakalarında azalma gözlemlenmiyor. Kadın cinayetlerini önlemek için ne gibi toplumsal mekanizmalara ihtiyacımız var?

Öncelikle kadın-erkek eşitliğini esas alan önleyici politikalara ihtiyaç var. Yetkililerin açıklamaları, bakanlıkların uygulamaları, yetkili mekanizmaların şiddeti durdurmaya yönelik irade geliştirmesi ve birbiri arasındaki koordinasyonu bu önleyici politikaları kapsar.

Önleyici politikalar tek başına yeterli değildir. Devam eden şiddete karşın tehlike altında olan kadınlar korunmalıdır. Bu da 6284 sayılı Kanun ile mümkündür. 6284 sayılı Kanun etkin bir şekilde uygulanırsa şiddet açığa çıkmadan ya da düzeyi ilerlemeden durdurulabilir.

Eğer şiddet açığa çıktıysa adaletin sağlanması gerekir. Bu süreç kadınların daha fazla örselenmesinin önüne geçerek işletilmelidir. Adalete olan inancın zayıf olmasına rağmen şiddete maruz bırakılan kadınların şikayetçi olma oranının da yükseldiğini görüyoruz. Adalet mekanizması da adil yargılamalar yaparak adaleti sağlamak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak açısından şiddeti normalleştiren ceza indirimlerinin uygulanmaması gerekir. Adaletin sağlanması, sadece kadınların örselenmemesi için değil caydırıcı olacağı için de önemlidir.

Tüm bunlarla beraber sosyal, ekonomik ve siyasi olarak kadınların güçlendirilmesi gerekir. Örneğin 11 milyon kadının iş gücü dahi sayılmadığı, işsizliğin yüksek olduğu Türkiye’de kadınların haklarına sahip çıkma imkanı azalıyor. Ancak sosyal, ekonomik ve siyasi anlamda güçlü olan bir kadının şiddet tehlikesiyle başa çıkması çok daha kolaydır.

Tüm bu mekanizmalar İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanmıştır ve 6284 sayılı Kanunda önemli ölçüde çözümü vardır. Bu nedenle çoğu mekanizmanın işlememesi kadın cinayetlerini körüklüyor. Bütünlüklü olarak bu süreçler işletilirse kadın cinayetlerini durdurabiliriz.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kadınlara ne tür haklar sağlıyor? Alandaki deneyimlerinizden yola çıkarak Kanunun uygulamasına dair mevcut durumu değerlendirebilir misiniz?

6284 sayılı Kanun sadece aile içinde değil, bir kadının tanıdığı ya da tanımadığı bir erkeğin şiddet eylemine ya da olası şiddet tehlikesine karşı koruma sağlıyor. Kanunda, uzaklaştırma kararı, kadının çocuklarıyla berber şiddet kaynağından uzak barınma imkanı, iş yeri değişikliği, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi, adres bilgilerinin gizliliği, elektronik kelepçe uygulaması, yüz değiştirme, maddi destek, çocukların geçici velayeti gibi pek çok koruma ve tedbir maddesi yer alıyor. Tüm kararlar bakanlıkların ve uygulayıcıların koordinasyonu ile gerçekleşmesi gerekiyor ama bu şu an yapılmıyor.

Bir kadın uzaklaştırma kararı aldırdığında bu çoğu zaman kağıt üstünde kalıyor, kadının güvende olup olmadığının takibi yapılmıyor, ya da ihlal durumunda zorlama hapsi için emniyet harekete geçmiyor. Yasada dava görülmeksizin zorlama hapsi uygulanması gerekirken şu an fiili olarak dava açılıyor. Geri kalan koruma ve tedbir kararları ise çok zor çıkıyor. Basından gördüğümüz kadarıyla yüz değiştirme ameliyatı talebi için ise bakanlık bütçelerinin yetersiz olduğu söyleniyor. Elektronik kelepçenin de yetersiz sayıda olduğu belirtiliyor. Kadınlara iş imkanı ve maddi yardım çok zor sağlanıyor. Ya reddediliyor ya da bu karar çıkana kadar uzun süreler geçiyor. Kadınların ne düzey tehlikede olduğunu anlayarak ona uygun koruma kararı verilmesi gerekirken çoğu zaman sadece uzaklaştırma kararı veriliyor. Eskiye göre gelişme olsa da kadınların şikayetlerinin emniyet tarafından işlenmediği de oluyor. İş yeri değişikliği talebi olduğunda kurumlar arası koordinasyonsuzluk sebebiyle talep ya reddediliyor ya da kararın çıkması uzun süre alıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Vakfımızın 2019 yılında ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’ndan hibe desteği alan kuruluşlar arasında yer alıyor. Fon kapsamında desteklenen “Kadınların Can Simidi: 6284 Sayılı Kanun” projesinden bahseder misiniz? Bu proje ile ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz?

Yukarıdaki soruların cevabından anlaşılacağı üzere İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadınlar için hayati öneme sahiptir. 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadına yönelik şiddetin ilk anda önüne geçmek için önemli bir basamaktır. Bu nedenle ‘can simididir’ 6284 sayılı Kanunun uygulanması için önce toplumun farklı kesimlerinin kadınların haklarını bilmesi ve etrafındaki kadınlara güç vermesi gerekir. Bu nedenle, kadınların bulunduğu çevrede en kolay ulaşabilecekleri yerel yönetimleri projedeki odak noktamız olarak seçtik. Beş ilin iki ilçesinde hem belediye çalışanlarına hem de muhtarlara İstanbul Sözleşmesi kapsamında 6284 sayılı Kanunun eğitimlerini veriyoruz. Aynı zamanda o bölgedeki kadınlara yönelik olarak da eğitimler düzenliyoruz. Bu eğitimler, hem 6284 sayılı Kanun çerçevesinde kadınların var olan haklarının neler olduğunun eğitime katılanlar açısından bilinmesini sağlıyor hem de katılanların çevrelerini etkilemesini sağlıyor. Aynı zamanda sadece kişisel etkiler değil belediyelerin kadına yönelik şiddete karşı da harekete geçmesini sağlıyor.

Acil Deprem Fonu Başvuru Süreci Tamamlandı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın iş birliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Acil Deprem Fonu’nun birinci aşaması için başvurular 6 Şubat Perşembe günü saat 22.00’de sona erdi.

Acil Deprem Fonuna, 17’si dernek, 1’i kooperatif, 5’i vakıf ve 2’si federasyon olmak üzere toplam 25 başvuru yapıldı. Fona yapılan başvurularda kurum başına talep edilen ortalama hibe tutarı 52.792 TL olurken, toplamda 1.319.819 TL hibe desteği için başvuru yapıldı. Başvuru yapılan projelerin süresi ise ortalama 3 ay oldu.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sürecimiz devam ediyor. Hibe almaya hak kazanan kuruluşlar ve fonun ikinci aşaması ile ilgili bilgileri ilerleyen günlerden internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşacağız.

İlgi gösteren bütün sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederiz.

Genç LGBTİ+ Derneği’nin Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Hibe Süreci Sona Erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 dönemi kapsamında hibe desteği sağladığımız Genç LGBTİ+ Derneği’den Duygu Yayla ile röportajımızda, kurumsal hibenin derneğe katkılarını ve gelecek dönem için planladıkları çalışmaları konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, STK’ların insan kaynakları, kira, seyahat gibi idari giderlerini karşılamaya yönelik olan kurumsal hibelerle desteklenmesinin önemine inanıyoruz. Genç LBGTİ+ Derneğinin deneyimlerini düşündüğünüzde sizce proje destekleri ile kurumsal destekler arasında nasıl bir fark bulunuyor?

Kurumsal destek çerçevesinde hibe kullanmanın proje bazlı hibeden en önemli farkı, kurumsal kapasitemizin güçlenmesine katkı sağlaması. Genç LGBTİ+ Derneği olarak biz, kendimizi LGBTİ + gençlerin sorunlarını gündeme getiren, çözümler öneren, politika üreten ve yaygınlaştıran bir dernek olarak tanımlıyoruz. Derneğin vadettiği hizmetleri ve savunuculuğu yapabilmesi kurumsal kapasitesinin güçlenmesiyle doğrudan alakalı. Bu sebepten kurumsal destek çerçevesinde alınan hibenin, proje bazlı hibelerle yaptığımız çalışmaların tamamlayıcısı olduğunu düşünüyoruz.

Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığı hibeyi derneğin insan kaynağı giderlerini karşılamak amacıyla kullandınız. Dernekte bir kişinin istihdam edilmesi kurumsal gelişiminiz açısından nasıl bir katkı sağladı?

İnsan kaynağı, STK’lar için bir yandan çok elzem bir yandan da hep sorunlu bir yerde duruyor diyebiliriz. Bunun bir sebebi çoğu hibe desteğinin insan kaynağı giderlerini karşılamaması aslında bu tüm hibeler için gerekli bir kalem. Bir derneğin kendi alanında kapsamlı, güçlendirici ve sürdürülebilir çalışmalar yapabilmesi için profesyonel bir insan kaynağına ihtiyacı vardır. Biz, yatay örgütlenen ve gönüllüleriyle etkinliklerini organize eden bir derneğiz. Gönüllü çalışmalar bir yandan çeşitlilik bakımından ufkumuzu açıyor ve nihai amacımız olan hak temelli çalışmalarda kapsayıcı olmak ilkesini gerçekleştirebiliyorken diğer yandan sürdürülebilirlik konusunda yetersiz kalabiliyor. Kurumsal destek çerçevesinde insan kaynağı hibeleri, derneğin sürdürülebilir olması bakımından kritik görünüyor. Bu hibe ile biz, gönüllü-çalışan-yönetim kurulu ilişkisini düzenleyebildik ve daha verimli çalışabilme imkanı bulabildik diyebiliriz. Ayrıca insan kaynağının aylık ve yıllık planlamalar hazırlamak, bu programların gerçekleşme süreçlerini takip etmek bu süreçlerdeki sorunları tespit etmek, bu sorunlardan yola çıkarak bir sonraki aylık veya yıllık planlarımızı revize etmek gibi planlama konusunda birçok katkısını da gördük.

Derneğiniz ve çalıştığınız alan açısından 2019 yılını değerlendirdiğinizde nasıl değişimler ve gelişmeler görüyorsunuz?

Geçen seneye göre çalışma alanımızda yaşadığımız olumsuz değişimler oldu. Fakat bunlar Türkiye’nin politik atmosferiyle ilişkilendirilebilecek değişimlerdi. Derneğin geçen seneye göre çalışma alanında yaşadığı olumlu değişimlere de koordinasyon birimlerimizin verimliliğinin artmasını örnek verebiliriz. Kurum içi iletişimin verdiğimiz hizmetin kalitesini artırdığını gözlemleyerek bu iletişimin daha etkili olabilmesi için kamp ve toplantılar düzenledik. Bu sayede hem kurum içi iletişimimiz güçlendi hem de gönüllülerle iletişimimiz daha sağlıklı hale geldi. Tabi bu sayede de gönüllü katılımımızda bir artış olduğunu gözlemledik. Bu değişim, etkinliklerimizden toplantılarımıza, lobicilik faaliyetlerimizden savunuculuk faaliyetlerimize kadar birçok alanda olumlu izler bıraktı diyebilirim.

Genç LBGTİ+ Derneği önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik verecek ve ne tür çalışmalar yapacak?
Önümüzdeki dönem için derneğin stratejik planlamasını yaparken geçen sene gelen taleplerin ve gözlemlediğimiz ihtiyaçların analizini etraflıca yaptık diyebiliriz. Bu doğrultuda politika belgelerimizin güncellenmesi ve genişletilmesi gündemlerimizden biri. Güncel meseleleri takip ediyor olmak çalışma alanımız bakımından çok temel bir ihtiyaç. Bu sebeple de şiddet, taciz gibi konularda ve gönüllü politikalarında kendimizi geliştirme ve ilerletme odaklı çalışmalar yapacağız. Bunların dışında verdiğimiz danışmanlık hizmetini genişletmek önümüzdeki dönem için planlarımızdan diğeri. LGBTİ+ gençlerle çalışan kurumumuz için savunuculuğun yanı sıra hak temelli hizmet vermek de çok önemli. Gelen talepler doğrultusunda bu hizmetin kapasitesinin geliştirilmesi gerekliliğinden yola çıkarak ruh sağlığı ve hukuk alanında kapasitemizi güçlendirmek için çalışacağız. Son olarak savunuculuk faaliyetlerimizle ilgili olarak da geçen yıl ve ondan önceki yıllarda belediye ve milletvekilleriyle oluşturmaya çalıştığımız ve verimli sonuçlar da aldığımız iş birliklerini güçlendirmeye ve bu iş birliklerinin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmayı planladığımızı belirtmek isterim.

Acil Deprem Fonu Açıldı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 24 Ocak 2020 tarihinde  Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın iş birliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Acil Deprem Fonu’nun birinci aşaması için başvurular açıldı.

Acil Deprem Fonu kapsamında, STK’ların sahada yürüttükleri çalışmaların desteklenmesi ve bu çalışmaların hayata geçirilmesi için gerekli olan operasyonel giderlerin karşılanması amacıyla hibe verilecektir. Fon ile dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 200.000 TL’dir ve hibeler sahadaki STK’lara iki aşamada ulaştırılacaktır.

İlk aşamada aşağıda ayrıntısı verilen başvuru kriterlerine uyan STK’ların saha çalışmalarına toplam 60.000 TL’lık bir kaynak aktarılacaktır. Bu hibe çağrısı bahsedilen ilk aşama ile ilgilidir.

Hibenin ikinci aşaması olan 140.000 TL sahadaki gelişmeler ve acil durum sonrası ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda orta ve uzun dönemli faaliyetlerin desteklenmesi amacıyla kullanılacaktır. Bu aşamayla ilgili bilgilendirme ilerleyen dönemde yapılacaktır.

Fona yalnızca depremin sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için afet sahasında halihazırda çalışmalar yürüten ya da çalışmalara başlamak için aktif bir girişim başlatmış olan tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşlarının (dernek, vakıf, kooperatif. vb.) başvuruları kabul edilecektir.

Başvuran kuruluşlarda ve başvurularda aranan temel özellikler:
– Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif. vb.)
– Depremin sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak.
– Başvurudaki faaliyetlerin deprem sahasındaki ihtiyaçları temel alan bir ihtiyaç analizine dayandırılmış olması (Örneğin: bu ihtiyaçlar karşılanırken sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkan saha operasyonuyla ilgili kurumsal masraflar, sahada sivil toplumun oluşturduğu iş birliklerini destekleyecek çalışmalar ya da diğer acil yardıma yönelik faaliyetler gibi)
– Başvuruların en az 30.000 TL en fazla 60.000 TL’lık detaylandırılmış bir bütçe ile yapılmış olması

Bölgedeki ihtiyaçlarının aciliyeti ve sahada çalışan STK’ların yoğunluğunu göz önünde bulundurularak, Acil Deprem Fonu için uygulanan başvuru süreçleri diğer fonlarımıza kıyasla daha basit olacak ve daha hızlı şekilde sonuçlandırılacaktır.

Acil Deprem Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların bağlantıda yer alan formu eksiksiz şekilde doldurarak 6 Şubat 2020 Perşembe günü saat 22:00’ye kadar göndermeleri gerekir.

Acil Deprem fonu hakkında detaylı bilgiye buradan, başvuru formuna da buradan ulaşabilirsiniz.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği “Deneyimden Çocuğa” Projesini Anlattı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2018 -2019 dönemin kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği (Hayat Sende Derneği) ile “Deneyimden Çocuğa” projelerini, proje kapsamında hazırladıkları Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi’ni, ve 2020 yılı için önceliklerini ’konuştuk.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği, devlet koruması altında yetişen bir grup genç tarafından 2007’de kuruldu. Çocukların ve gençlerin devlet korumasında mı yoksa koruyucu aile yayında mı kalmasının daha doğru olduğu çok tartışılıyor. Kısaca bu iki sistemi değerlendirebilir misiniz?

Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine göre çocuğun aile hakkı evrenseldir, her çocuğun biyolojik ailesiyle, bunun mümkün olmadığı durumlarda onu koruyacak, destekleyecek uygun bir aileyle yaşama hakkı vardır. Biyolojik ailesi ile yaşaması mümkün olmayan çocuklar için devlet koruma kararı çıkarır ve bu çocuklar ya kurum bakımında ya da koruyucu aile yanında devlet koruması altında bakılırlar. Kurum bakımı aile yanında bakılmaya kıyasla çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimi için uygun olmayan bir bakım, dezavantajlar içeren bir modeldir. Koruyucu ailede bakım, kurum bakımının alternatif modelidir. Bu modelde çocuk bir ev ortamında, aile içerisinde desteklenerek, sevgi görerek, öz bakım becerilerini tamamlayarak büyür. Koruyucu aileler yasal olarak desteklenir ve denetlenir. Burada en önemli konu elbette koruyucu ailelik sisteminin nitelikli ve eğitimli olmasıdır. Birçok koruyucu aile derneği de şu an toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla koruyucu ailelik konusunda etkili çalışmalar yapıyor. En büyük hayalimiz çocuklara bakım sağlayan kurumların kapanması ve devlet korumasına alınan çocukların önce geçici koruyucu aileye sonra kalıcı koruyucu ailesine verilmesi modellerinin işler hale gelmesi. Çocukların aile hakkından mahrum büyümesinin, büyütülmesinin çocuklar için şiddetle eşdeğer olduğunu düşünüyoruz.

Devlet korumasında yetişen çocuk ve gençlerin temel yaşam becerilerini kazanması ve ayrımcılığa uğramadan hayata atılması için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu çalışmaları yaparken ana paydaşlarınız kimler ve onlarla nasıl iş birlikleri geliştiriyorsunuz?

12-18 yaş grubunda kurum bakımında yaşayan çocuklara erişebilmek için il müdürlükleri ile iletişime geçerek oyuncak atölyeleri ve meslekleri tanıtabilmek için kariyer atölyeleri yapıyoruz. 18-25 yaş arası üniversiteye giden koruma altındaki gençlere burs veriyor; mentorluk, koçluk ve girişimci gençlik kampları ile onları destekliyoruz. Doğru sözlük gibi, koruma altındaki gençlere yönelik ayrımcı tanımları düzelterek sosyal medyada paylaşıyoruz. Düzenli basın takibi yaparak yine koruma altındaki çocuk ve gençlere yönelik çıkan ve ayrımcı dille yapılan yayınlara düzeltme gönderiyoruz. Çocuk Koruma Sistemi Destek Hattı ile bize ulaşan koruma kararı kaldırılan gençlerin yasal haklarına erişimleri gibi konularda uzman avukat, sosyal hizmet uzmanı ve doktorlar ile çözümler oluşturuyoruz. Çalışan sayısı yüksek olan kurumlarda, dernek sunumu yaparak mümkün olduğu kadar kalabalık kitlelere koruma altındaki gençlerin ve çocukların sorunlarını anlatıyor; bu konuda farkındalık oluşturmaya ve koruyucu ailelik sisteminden haberdar olmalarına destek oluyoruz. Uluslararası çocuk ve gençlik ağlarında aktif olarak yer alıyor (EuroChild, Family For Every Child, International Foster Care Organisation) ülke karşılaştırmalarını inceliyor, uygun modelleri ülkemizde projelendiriyoruz.

2020 yılı için hedefimiz özel şirketlerin çalışan gönüllüğü programlarına koruma altındaki gençleri mentorluk ve koçluk projesini işler hale getirmek ve 18 yaşında üniversite okumayan devlet memuriyet hakkını kaybetmiş gençlerin meslek edindirme projesini yine kurumsal şirket ve meslek örgütleri ile uygulayabilmek.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation desteğiyle gerçekleştirdiğiniz “Deneyimden Çocuğa” projesinden bahseder misiniz? Proje ile alanda nasıl bir değişim yaratmayı hedefliyorsunuz?

Deneyimden Çocuğa çok önemsediğimiz bir proje. Bu projede asıl hedefimiz kurum bakımında yaşayan 12-18 yaş çocuk ve gençler. Amacımız; bu çocuk ve gençlere koruma kararının kalkmasının ardından hayatın içinde bireysel yaşamlarında karşılaşacakları sorunları, ihtiyaçlarını yine kurum bakımından çıkmış 18-25 yaş arası ağabey ve-ablalarının deneyimlerini aktararak anlatabilmek. Bu deneyim aktarımı sonrasında Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberini kendilerine vererek haklarına erişimi kolaylaştırmayı, destek mekanizmalarını doğru şekilde öğrenmelerini sağlamayı ve çaresiz kalmamalarını hedefliyoruz.

Projenin önemli bir çıktısı da gençlerin de katkılarıyla hazırlanan “Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi”. Neden böyle bir rehber hazırlamaya ihtiyaç duydunuz ? Rehberin hazırlanma sürecinden ve devlet koruması altındaki gençlere ne tür bilgiler sağladığından bahseder misiniz?

Daha önce söylediğimiz gibi kurum bakımı çocuk ve gençlerin yetişmesinde ciddi dezavantajlar yaratıyor. Koruma kararı kaldırılan gençler, bireysel yaşamına sosyal hayata dair bilgisi ve öz bakım becerisi eksik olarak başlıyorlar. Kurumlar, gençlerin bireysel yaşamlarına ilişkin gerekli psiko-sosyal destekleri sağlayamıyor. Gençler birçok konuda bilgisiz, eğitimsiz ve çaresiz bir şekilde hayatla baş etmeye çalışıyorlar. Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi’nde ev kiralamak, fatura ödemek, banka hesabı açmak, askerlik hizmeti başvuruları, cinsel sağlık, bağımlılık, ebeveynlik gibi konular da dahil olmak üzere pek çok konuda bilgilendirmeler bulunuyor. Bu rehberi hazırlarken Avustralyalı Create Your Future adlı kurumun bir çalışmasından esinlendik ve bu çalışmanın tercümesini yaptık. Ardından koruma altında yetişmiş gençlerin katılımıyla düzenlediğimiz çalıştayda rehberdeki içerikler üzerine tartıştık. Onların ülkemizde karşılarına çıkan sorunlara ilişkin bilgileri güncelleyerek rehberi son haline getirdik.

Hayat Sende Derneği’nin 2020 yılı için önceliklerinden ve yapacağı çalışmalardan bahseder misiniz?

2020 yılı bizim için bir değişim ve dönüşüm yılı olacak. Öncelikle Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği bir gençlik örgütü olarak evrilecek ve koruma altında yetişen 12-18 ve 18-25 yaş gruplarının sorunlarına odaklanacak. Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberimizin mobil uygulamasını yaparak gençler için erişilebilir bir sosyal yaşam desteği sunacağız. 12-18 yaş grubu için kurumlarla iş birliği içinde uzun vadeli uzman desteği ile çocuk ve gençlerin gelişimine katkı sağlayacak kariyer atölyeleri ve yetenek programları gibi projeler geliştireceğiz. Burs destekleri konusunda ise kapasitemizi artırıp mevcut bursiyer sayımızı iki katına çıkartarak her bursiyerin mentorluk, koçluk ve girişimci gençlik kamplarından faydalanmasını sağlamayı planlıyoruz. Koruma altında yetişen gençlerin daha görünür olabilmesi adına sorunlarını ve başarı hikayelerinin paylaşımı için konferans, sergi, çalıştay gibi etkinlikler de düzenleyeceğiz. Özel sektörle iş birliği kapsamında, çalışan (kariyer atölyeleri, yetenek programları gibi) sayısı 50’nin üzerinde olan kurumlarda gönüllülük programları ile devlet koruması altındaki çocuk ve gençler için hak temelli ve nitelikli gönüllülük programları geliştireceğiz.

Kodluyoruz Derneği ile Yakın Zamanda Tamamlanan Kurumsal Hibe Desteğimizi Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kodluyoruz Derneği Kurucu Üyesi Gülcan Yayla ile Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız kurumsal kapasite hibesinin çalışmalarına katkılarını, derneğin projelerini ve teknoloji sektöründe genç istihdamının artırılması için atılması gereken adımları konuştuk.

Kodluyoruz Derneği olarak Türkiye’de teknoloji okuryazarlığını yaygınlaştırmak ve gençlerin teknoloji sektöründe istihdam edilmelerini kolaylaştırmak amacıyla ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu çalışmaların alanda yarattığı değişimden bahseder misiniz?

Kodluyoruz olarak viyonumuz, Türkiye’yi teknolojide dünya çapında bir yetenek merkezi haline getirmek, bunu yaparken de gençleri Endüstri 4.0’a ve daha iyi bir dünya hayaline en doğru şekilde hazırlamak. Bu vizyon doğrultusunda çalışmalarımız 3 alana odaklanıyor:

  1. Kodluyoruz Akademi’de gençlerin teknoloji sektöründe istihdamını sağlayan ücretsiz yazılım bootcamp’leri ve sosyal becerilerini geliştiren programlar hayata geçiriyoruz. Ortalama 72 – 90 saat süren bootcamp’ler, yazılım alanında gençlerin ilk işini bulmasını sağlıyor. Eğitmenlerimiz sektörden deneyimli profesyonellerden oluşuyor. Web geliştirme, mobil geliştirme ve veri bilimi ile makine öğrenmesi alanlarında yazılımcılar yetiştiriyoruz. Böylece hem sektörde nitelikli insan açığını kapatıyoruz hem de genç işsizliğine katma değeri yüksek bir sektör içinde çözüm buluyoruz. Bu anlamda Türkiye’de genç istihdamını teknoloji alanında, bu kadar kapsamlı bir programda gençlere ücretsiz olarak sağlayan tek kuruluşuz. Geçtiğimiz 3 yılda Türkiye’nin 5 şehrinde 800 genci eğittik, bu gençlerin %30’u daha bootcamp biter bitmez; %65’i ise ilk 6 ay içinde ilk yazılım işlerine başladılar. Üstelik öğrencilerimizin %45’i kadın!
  2. Kodluyoruz Mezunlar Kulübü, bootcamp’lerden mezun olan gençlerin birbirlerine ve başkalarına destek olmaya devam ettikleri hayat boyu öğrenme topluluğu. Sadece 2019’da, mezunlarımız hackathon’lardan eğitimlere pek çok etkinlikle 1.000’den fazla gence ulaştı.
  3. Gelecek nesilleri de 21. yüzyıl yetkinliklerine ve yeni işlere hazırlamak zorundayız. Kodluyoruz Junior ile vizyoner kurumlarla beraber çalışarak çocukları, özellikle kız çocuklarını, geleceğe hazırlıyoruz. Bu alanda yaptıklarımız arasında şunlar var: BSH ile birlikte, Türkiye’de bir fabrika kampüsü içindeki ilk maker lab alanını kurduk. Burada, her yıl Çerkezköy’de çevre okullardan öğretmenleri ve yaklaşık 1.000 öğrenciyi geleceğe hazırlıyoruz. Meslek Liseleri Yapay Zekayla Tanışıyor projesinde ise EmPower Foundation desteğiyle meslek liselerinde yapay zekayla ilgili bilinmeyenleri açıklamak için 12 saatlik bir giriş atölyesi düzenliyoruz. Devlet okullarında çocuklarla toplumsal cinsiyet temelli eğitimler yapmaktan her yıl Hour of Code’u çocuklarla kutlamaya kadar daha pek çok başka etkinlikle bu alanda bilinci artırmaya çalışıyoruz.

2019 yılında yayınladığınız Türkiye Teknoloji Sektörü Durum Analizi Raporu’nun Türkiye’deki yazılım sektörünün ve gençlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak öne çıkan bulguları neler? Raporun ortaya koyduğu bilgi ve verilerin Kodluyoruz’un çalışmalarına nasıl bir etkisi oldu?

En önemli bulgular, eğitim sistemlerinin bilişim sektöründeki hızı yakalayamadığı ve bu yüzden sektördeki beceri açığının büyük bir sorun olduğu yönünde. Şirketler, Türkiye’de yazılım sektöründe yetenek açığı seviyesini 100 üzerinden 75,9 olarak puanladı. Bu açığın en yüksek olduğu yazılım alanları olarak, yapay zeka/makine öğrenmesi/veri bilimi, Java ve Python ilk üç sırada yer alıyor. Bu alanlarda yetenek açığının önümüzdeki 5 yılda daha da büyümesi beklenirken, bugün itibariyle yazılım ekiplerinde en çok kullanılan dil ve platformlar SQL, JavaScript, Java, C#, Python ve .NET olarak belirlendi. Bunların yanında mobil platformların yükselişi ve React Native gibi hızla gelişen frameworkler için de kurumsal şirketlerin personel arayışları dikkat çekiyor. Özellikle mobil platformlarda native kod yazılmasına imkan veren bu platformların hem zaman hem de bütçe kazanımları sağladığı için tercih edilmeye başlandığını görüyoruz.Bu sebeple, Kodluyoruz gibi daha esnek, teknolojinin hızını anlayıp modüler eğitim modelleri oluşturabilen yapılara günümüzde daha çok ihtiyaç var. Bu rapor bize eğitimin sadece 4 yıllık üniversite sıralarında kalmaması gerektiğini çok net bir şekilde gösterdi. Gençleri yaşam boyu öğrenmeye hazırlamamız gerekiyor.

Kodlama ve teknoloji Türkiye’de giderek daha fazla konuşuluyor ve özellikle erken yaştan itibaren bu alanda eğitim almanın önemi vurgulanıyor. Siz de projelerinizde farklı yaş grupları ve hedef kitlelerle çalışıyorsunuz. Sizce kodlama eğitimlerinin ve teknoloji üzerine yapılan çalışmaların nasıl bir önemi var? Özellikle gençlerin istihdamı açısından düşündüğünüzde bu alanda ne tür fırsatlar olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu alanda yapılan çalışmalar çok kıymetli. Ancak özellikle gençlerin istihdamını hedefleyen girişimlerin önce sektörü çok iyi anlaması ve gençleri öyle yetiştirmesi gerek. Pek çok programın ne yazık ki sadece çok basit seviyede eğitim sağladığını ve gençleri programlardan sonra takip edemediğini, sektörle buluşturamadığını görüyoruz. Bu da gençlerin daha da büyük umutsuzluğa sürüklenmesine yol açıyor. O yüzden istihdama yönelik projeleri özel sektörün de sahiplendiğine, onların eğitim programının içeriğine katkıda bulunduğuna emin olmak zorundayız.

Kodluyoruz Derneği, Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlan sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Aldığınız kurumsal destekle neler yaptınız ve bu destek derneğin kurumsal gelişimi açısından nasıl bir katkı sağladı?

Kurumsal hibe desteği bizim için büyük bir kapasite gelişiminin yolunu açtı. Bu desteği almadan önce yılda en fazla 100 genci eğitimlerimize dahil edebiliyorduk, bu yıl ise 600’dan fazla gence yazılım alanında eğitim verdik. Aldığımız destekle özellikle bootcamp’leri geliştirmek için ihtiyaç duyduğumuz yetenekleri ekibimize kattık. Kurumsal kapasitemizin tam zamanlı çalışanlarla desteklenmesi tabi ki büyük bir fark yarattı. Turkey Mozaik Foundation’ın tam zamanda gelen desteği için çok teşekkür ediyoruz.

Kodluyoruz derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik yapmayı planlıyor musunuz?

En önemli amacımız, eğitim sistemleriyle değişen dünya arasındaki hız farkına çözüm bulacak alternatif bir eğitim modeli geliştirmek ve bu modeli yaygınlaştırmak. Üniversitede okuyanlar, işsiz gençler veya kapasitesinin altındaki işlerde çalışan gençlere odaklanmaya devam edeceğiz. Kendi eğitimlerini kendilerinin kontrol etmesini sağlayacak araçları bu gençler için erişilebilir kılmayı hedefliyoruz. Bunun için hem bootcamp’leri tüm Türkiye’de ölçeklendireceğiz, hem de daha tabansal bir akranlar arası eğitim modeli geliştireceğiz.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” Projesi Devam Ediyor

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2018-2019 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 59.400 TL hibe desteği sağladığımız Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin (BBOM) “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” projesi devam ediyor.

Türkiye’deki erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış eksenlerinde derinleşmesine somut uygulama örnekleri ortaya koyarak katkıda bulunan BBOM, Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman ilkeleri üzerine kurulu BBOM Eğitim Modelini geliştiriyor ve uyguluyor. Bu model doğrultusunda çocukların öncelikli yararını gözeten katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları oluşturan dernek Ankara, İzmir, İstanbul, Çanakkale ve Eskişehir’de kurulan eğitim kooperatifleri ve okullara da destek sağlıyor. Ayrıca, BBOM Öğretmen Köyü ile 2015’ten bu yana öğretmen destek programları uygulayarak öğretmenlerin çocuk merkezli öğrenme anlayışını kendi sınıflarına taşımasını destekliyor.

BBOM, “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” projesi ile eğitimde çocuk katılımını artıran ve ilişki temelli sınıf ikliminin yapılandırılmasını kolaylaştıran eğitim materyalleri ve oyuncakların öğretmenler tarafından tasarlanıp üretilmesini ve Türkiye’nin farklı noktalarında çalışan öğretmenler ile paylaşılmasını hedefliyor. Projenin ilk aşamasında, BBOM tarafından paydaş okullarda ve Öğretmen Köyü’nde yer alan öğretmenlerin katılımıyla bir ihtiyaç analizi yapıldı ve tüm öğretmenlerin kendi oyuncaklarını ya da eğitim materyallerini üretme konusunda yararlanabilecekleri, hatta çocuklarla birlikte ortak ihtiyaçları konusunda birlikte üretim yapacakları bir kart seti olan “Öğrenme Materyali Tasarlama Kartları”nı geliştirildi. Bodrum, Köyceğiz ve İstanbul’da öğretmenlere yönelik olarak düzenlenen atölyelerde toplam 35 öğretmene ulaşıldı.

Projenin önümüzdeki döneminde, BBOM eğitim ortamlarında kullanılmak üzere pilot denemeleri yapılarak etkili ve başarılı bulunan en az 10 farklı oyuncak önerisi içeren ve yeni oyuncak/öğrenme materyallerine ilham olmayı hedefleyen bir kitapçık hazırlanacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile projeye dair yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2019 Döneminde Desteklenen Projeler Devam Ediyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu çalışmalarının odağında toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek olan kuruluşların yenilikçi proje fikirlerini, kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla ilk kez 2019 yılında hayata geçirdik.

Türkiye’nin çeşitli illerinde faaliyet gösteren STK’lardan 34 başvuru aldığımız fon kapsamında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı ve Uçan Süpürge Vakfı’na toplam 200.275 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Fonu’nun 2019 döneminde hibe verdiğimiz STK’lar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Filmmor’la Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Filmmor ile devam eden çalışmalarını, hibe programı kapsamında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için önceliklendirdiği alanları ve Türkiye’de kadın hareketinin değişen mücadelesini konuştuk.

Kadınların sinema ve medyaya katılımını, kendilerini ifade edebilme alan ve olanaklarını; temsil ve üretimlerini, iletişim ve dayanışmayı artırmayı amaçlayan Filmmor’un kuruluş hikayesinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Filmmor, 2003 yılında feminist sinema yapan-yapmak isteyen kadınlar tarafından medya ve sinemadaki cinsiyetçiliğin giderilmesine katkıda bulunmak üzere üretimler, faaliyetler yürütmek için sadece kadınların katılımına açık olarak kuruldu ve 2004 yılında kooperatifleşti. Kadınların medya ve sinemaya katılımına, cinsiyetçi olmayan temsil ve deneyimlere alan açma amacıyla Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ni düzenliyor. Filmmor 2004 yılından beri kendi üretimlerini yapıyor; belgeseller ve kadın örgütlerinin tanıtım filmlerini yapıyor. Kampanyalar, eylemler ve etkinliklerin görsel arşivini tutuyor. Dünyada kadın filmleri festivalleriyle ortak programlar yürütüyor. Kadınların iletişim araçlarını ve üretimlerini artırmak, kendilerini ifade edebilme olanaklarını yaygınlaştırmak için film yapım atölyeleri düzenliyor. Atölyemor, Mor Gündem gibi pratik ve teorik içeriklerle kuruluşundan bu güne Filmmor, 12 film üretti ve 60 kadın gazeteci kadının içinde yer aldığı Mediz-Kadınların Medya İzleme Grubu’nun yürütücülüğünü yaptı. Susma Bitsin ve Mor Yapımcılar gibi platformlarının da kuruluşunda yer alan Filmmor, medya ve sinemadaki çalışma, temsil, katılım koşullarını değiştirmek ve dönüştürmek için bu alanlardaki kadınlarla dayanışıyor. 5050×2020 Festivallerde Cinsiyet Eşitliği Taahhütnamesi’nin kolaylaştırıcılığını yaparak sinemaya katılımın cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışıyor. Sosyal medya, video gibi mecraları da kapsayan geniş ve demokratik iletişim olanaklarını hak odaklı örnekler üreterek genişletmeyi amaçlıyor. Kadın ve LGBTİ+ haklarını, bu alandaki hak savunucularının yaşadıklarını, kadınların üretimlerini, dayanışmalarını gündemleştirmek ve yaygınlaştırmak amacacıyla 2019 yılında kurulan Kadın ve LGBTİQ+ Hak Savunucuları Dijital Platformu (KAHİDEP) ile OHAL Tanıklıkları Görüntülü/Sözlü Tarih Çalışması yapıyor.

2019 yılında 18. kez düzenlediğiniz Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Filmmor’un önde gelen çalışmaları arasında yer alıyor. Festivalin ortaya çıkış fikrini, Türkiye’de kadın hareketi için önemini ve alana katkılarını paylaşır mısınız?

Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye’de festivallerde ya da sinemalarda gösterime girmeyen kadın yönetmenlerin filmlerini izlemek isteyen Filmmor’daki kadınların filmlere ulaşma çabaları ile başladı. 17 yıl önce yapılan ilk festivalde Women Make Movies’in işbirliği ile“Kadınlar Sinema Yapıyor” sözüyle yola çıktı. Gezici olan Filmmor Kadın Filmleri Festivali, dünyanın her yerinden kadınların farklı kadınlık halleri ve deneyimlerini göstermek için kadınlarla beraber kadınlar için yapılıyor. Festivallerde, sinemalarda gösterim fırsatı bulamayan, ticari olmayan filmler, uzun kısa, belgesel vs gibi ayırmadan tüm filmlere eşit davranmak için yola çıkan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye dışında da dünyadan çeşitli kadın filmleri festivalleri, Creteil Kadın Filmleri Festivali, Ermenistan Kadın Filmleri Festivali ile karşılıklı seçkiler yapıyor, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan kadın örgütleriyle, kadın filmleri festivali networkü ile ortak uluslararası çalışmalar yürütüyor. Aynı zamanda, Türkiye’deki farklı illerden yerel kadın örgütleriyle düzenlenen gezici festival, İzmir, Antalya, Diyabakır, Mersin, Adana, Trabzon, Van gibi pek çok ilde çeşitli kadınların buluşması, deneyimlerini aktarması ve kadın dayanışmasının güçlenmesi için alan açıyor. Türkiye’deki kadın filmleri festivalleriyle; Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’yle dirsek temasını sürdürüyor. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali her yıl dünyanın farklı coğrafyalarından gelen belgesel ve kurmaca filmlerin gösterimini yaprak, festival dahilinde gerçekleştirdiği paneller, forumlar ve atölyelerle Türkiye ve dünyadaki kadınlık deneyimlerini, medya ve sinema alanında eşitsizliği yaratan nedenleri gündemleştiriyor. Tüm bu yaptıkları ve yapmak istedikleriyle Türkiye’de kadın hareketi içinde pek çok alanda yer alarak dayanışma örüyor, beraber üretmeyi, itiraz etmeyi sürdürüyor.

Türkiye’deki kadın hareketi son yıllarda nasıl bir değişimden geçiyor? Kadın hareketinin örgütlenme, savunuculuk ve kampanyacılık pratiklerinde farklılaşan konu ve yöntemler bulunuyor mu?

Türkiye’de son yıllarda yaşanan değişimler elbette kadın hareketine de yansıyor, bu yansımayla ve bizzat kadın hareketinin hedef alındığı politika ve pratiklerle kadınların baskı altına alınmak istendiği aşikar. Kadın hareketi tüm bu baskılarla mücadele etmeyi en iyi öğrenen hareketlerden biri çünkü gündemler değişse de her koşulda itiraz eden, sesini yükselten, dayanışan bir hareket olduğu için farklı mücadele biçimleriyle söz üretmeye devam ediyor. Türkiye’deki kadın hareketinde, hak ve yaşam odaklı hakların korunması veya gasp edilen hakların geri kazanımına yönelik örgütlenme, savunuculuk ve kampanyacılık konularının birincil olmaya başladığını ve bunlara dair yeni yöntem arayışı olduğu söylenebilir. Kadınların yerel yönetimlerdeki çalışmalarına yönelik baskılar, kadın dernek ve örgütlerinin kapatılması, kadınların kazanılmış alanlarına doğru bir baskı hareketi kadınları yöntem ve pratik olarak yeni yollar arayışına itti. Ancak, kadın hareketi baskı politikalarına uzak veya yabancı değil bu yüzden koşullar değişse de, eylemlilik, örgütlülük yöntemleri değişse veya değişmek zorunda kalsa da dayanışmaya, büyümeye, kadınlar haklarını korumaya-kazanmaya devam ediyor.

Filmmor bu süreçten nasıl etkilendi?

Filmmor, kadın hareket içinden pek çok oluşum ve örgütle dirsek teması olan, beraber üreten, dayanışan bir kurum olduğu için herkesle birlikte elbette bu süreçten etkilendi. Filmmor, kaynak ve sürdürülebilirlik açısından çok etkilenmemiş olsa da hem kuruluşunda hem de kurulduğu günden bu yana beraber çalışmalar yürüttüğü dernekler bu süreçte kapatıldı. Bunun elbette bir etkisi oldu. Üretmenin zorlaştığı ve buna ayrılabilecek vaktin zorunlu bir itiraz etme haline dönüşmesiyle pratiklerini de buna göre geliştirmeye başladı. Ancak, 17 yıldır olduğu gibi Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin bu yıl 18.sini düzenleyecek olmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyor. Kuruluşunun temellerini oluşturan konularda çalışmaya devam ediyor.

2019 yılında Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile Filmmor, kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan alınan hibe ve mentor desteği ile Filmmor’un örgütsel yapısının güçlenmesi üzerine çalışmalar yapılacak. Organizasyon şemalarının görsel ve yazılı hale getirilmesi, iş ve akışlarının tanımlarının oluşturulması, kurumsal hafıza üzerine odaklanmayla dijital arşivin hazırlanması, kurum içi koordinasyon ve organizasyon yapısını güçlendirmek için tablo, liste, analiz gibi araçların kullanımının öğrenilip, sürekliliğinin sağlanması ile iç iletişimin güçlenmesi planlanıyor.

Kurumsal Hibe Programı Kapsamında Desteklediğimiz İmece İnisiyatifi Derneği ile Çalışmalarını Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla hibe desteği sağladığımız İmece İnisiyatifi Derneği (www.facebook.com/imeceinisiyatifi) ile mültecilerle yaptıkları çalışmaları, İmece Köy’ü ve hibe desteğini nasıl kullanacaklarını konuştuk.

Çeşme’de faaliyet gösteren İmece İnisiyatifi Derneği ağırlıklı olarak mültecilerle çalışıyor. Derneğin bu alandaki yaklaşımı, yürüttüğü çalışmalar ve deneyimlerinizden bahseder misiniz?

İmece İnisiyatifi Derneği, Mart 2016’da dernek statüsü almadan önce de yerelde faaliyetler gerçekleştiriyordu. İnisiyatif, o zaman ağırlıklı olarak öğrenci dayanışmaları örgütlüyor; ekonomik olarak dezavantajlı kişi ve ailelere gıda ve eşya desteği sağlıyordu.

Kasım 2015 itibariyle Suriye, Afganistan, Irak vb. gibi ülkelerden Avrupa’ya geçmek umuduyla Çeşme’ye gelen ve İzmir’in kırsal kesimlerinde temel insani ihtiyaç ve hizmetlerden mahrum bir biçimde, güvenliksiz çadırlarda yaşamak zorunda kalan mevsimlik tarım işçileri ve sığınmacılara yönelik çalışmalara ağırlık verme kararı aldık çünkü hayatlarımıza, yalnızca kendimize değil, diğer varlıklara da fayda sağlayarak anlam katabileceğini düşünen bir grubuz. Kendimizi yoksullara yardım etmek ya da yoksulluğa son vermeye çalışmak arasında bir seçim yapmanın gerektiği noktada bulduğumuzdaysa; yardımlaşmaktan vazgeçmeden, yoksulluğa son vermeye katkı sağlayacak eylemlerle var olmayı seçtik. O dönemde en yoğun, en acil ihtiyaç maalesef ki Çeşme’den Sakız Adası’na geçmeye çalışan mültecilerin ihtiyaçlarıydı.

Elektrik, su altyapısı olmayan yerlerde karşı kıyıya geçebilmek için günlerce beklemek durumunda olan insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık. Battaniyeden hijyen malzemelerine, gıda paketlerinden ilaca kadar kimin neye ihtiyacı varsa, ne tespit edebildiysek götürmeye çalıştık. Bütün bu malzemelerin temininde kullandığımız yöntem, bağışçılarımızın bize güvenmesini sağladı. Bu süreçte kimseden nakit bağış kabul etmedik. İhtiyacın ne olduğunu, bunlara nerede ihtiyaç olduğunu bildirdik yalnızca. Bağışçıların gelip buradaki durumu, başka insanların içinde yaşamaya çalıştığı çaresizliği görmelerini istedik. Bu süreçte pek çok trajik olaya tanıklık ettik. İnsanların “daha iyi bir yaşam” hayaliyle hayatlarını riske atmaları başlı başına bir trajediydi zaten. İhtiyaçlarını belirlediğimiz, tedarik ettiğimiz, dayanıştığımız, sohbet ettiğimiz insanların botlara bindiğini ve o botların herhangi bir kıyıya varmadığını öğrenmek zordu. Bir ihtiyacını belirleyip, elimizde o malzemelerle gittiğimizde öldüğünü öğrendiğimiz çok insan oldu.

Temel ihtiyaçlara yönelik destek faaliyetlerimizi hala aynı yöntemle sürdürüyoruz. Tarım arazilerinde yaşayan, tarım işçisi ailelere yönelik kışlık temininde ihtiyaç neyse bunu bildiriyoruz. Soba, yağmur botu ya da gıda paketlerini bağışçının kendisinin temin etmesini; mümkünse bizimle birlikte dağıtıma katılmasını ve neye el uzattığını görmesini çok önemsiyoruz. Ya da insanların çok yoğun biçimde karşı kıyıya geçmeye çalıştığı dönemde bir fikir olarak beliren; günlerce elektriğe erişimi olmadan beklemiş ve telefonunda bir imdat mesajı atacak, bir konum gönderecek kadar şarjı kalmamış insanları ne kurtarabilirdi sorusuna cevap olarak geliştirdiğimiz EFE powerbank/Solar Age projemizi destekleyenlerin mutlaka gelip İmece Köy’ünü görmesini istiyoruz.

İmece Köy’ün kuruluş fikri ve değerlerinden bahseder misiniz? Köyde mültecilere yönelik ne tür çalışmalar yapılıyor?

Hayatlarımıza, yalnızca kendimize değil, diğer varlıklara da fayda sağlayarak anlam katabileceğini düşünen bir grup olduğumuzdan bahsetmiştik. Burada bahsettiğimiz faydanın basitçe gıda paketleri ya da başka herhangi bir yardım malzemesi dağıtmak olmadığını belirtelim. Bu gündelik ve acil ihtiyaçlar için destek sağlamaktan vazgeçmeden ayrımcılığı, adaletsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırma yolunda bir adım olacak işler yapmaya gayret ettik, ediyoruz. İmece Köy fikri de bütün bu işleri birlikte planlayabileceğimiz, uygulayabileceğimiz bir yer ihtiyacından çıktı. Birlikte, barış içinde, paylaşıma ve dayanışmaya dayalı bir yaşamın imkanlarını görebilmek için bir deneme yapmak istedik.

Haziran 2017’de hem faaliyetlerimizi planlayıp düzenleyebilmek hem de uluslararası gönüllülerimiz ve faydalanıcılarımızla sistemli bir biçimde bir araya gelebilmek için çalışmalarına başladığımız İmece Köy’ünde sabun, mum, takı, doğal kozmetik ürünleri ve resim atölyeleri, kendi mutfağımıza yetecek kadar tarım, permakültür denemeleri ve Güneş Çağı/ Solar Age atölyelerimizi sürdürüyoruz. Solar Age projesinin amacı benzer insani krizlerde insanların cep telefonlarını güneş enerjisiyle şarj edebilecekleri bir cihaz üretmek (EFE/ Energy For Everyone) ve bunu yaygınlaştırmak, üretilen bu cihazın geliriyle başta kadınlar olmak üzere ekonomik dezavantajlı bireyleri güçlendirmek ve İmece’nin faaliyetlerini sürdürebilmesi için bir kaynak oluşturmak.

İmece Köy bu projenin parçası olan herkes için bir dinlenme alanı aynı zamanda. Solar atölyeye gelen kadınlar ve çocukların bir kısmı denizi ilk kez bu program sayesinde görüyorlar. Çocukların çoğu ilk kez sinemaya gitme heyecanını yine İmece Köy’de yaşıyor. Çocuğu olan kadınların atölyelerimize katılımını kolaylaştırabilmek için kurduğumuz gönüllü ağı sayesinde çocuklar köyümüzde gönüllülerimizin yetenekleriyle zenginleştirilmiş içeriklere ulaşabiliyorlar. Çocukların güneşli, açık havalarda özgürce oynayabileceği büyük bir oyun parkının yanı sıra; yağmurlu ve soğuk günlerde gönüllülerimizle birlikte eğlenceli faaliyetlere katılabilecekleri, oyuncaklar ve eğitim materyalleriyle güçlendirilmiş bir çocuk odamız da var.

Gönüllülük, geri dönüşüm ve zarar vermeme ilkelerimize sadık kalarak var etmeye çalıştığımız İmece Köy mutfağı sıfır atık prensibiyle işliyor. İhtiyaçtan fazlasını tüketmemeye ve paylaşmaya olan inancımıza uygun olarak mutfak atıkları İmece Köy’de birlikte yaşadığımız kedi, köpek, koyun ve tavuklara veriliyor ya da mutfağımızın en önemli kaynağı olan tarlamızı zenginleştirmek için kullanılıyor.

İmece İnisiyatifi Derneği’nin Hindistan’ın önde gelen sosyal girişimlerinden Barefoot College ile devam eden bir iş birliği bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında temiz enerji üretimi ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Uluslararası iş birliklerinin derneğin çalışmalarına ne tür bir katkısı oluyor?

Uluslararası Güneş Eğitimi Programı (International Solar Training Program) 2008 yılında başlamış ve Hindistan Hükümeti Dışişleri Bakanlığı’nın bir bölümü olan Hindistan Teknik ve Ekonomik İşbirliği (ITEC) ile devam ediyor. Biz İmece Köy fikrinin grup içinde konuşulduğu dönemde, bu programla Barefoot College’ın kurucusu Bunker Roy’un TED konuşması sayesinde tanıştık ve Barefoot College’ı ziyarete gittik. Hem kendi köy planımızı hem Solar Age projemizi, neden böyle bir üretim yapmak istediğimizi anlattık. Bunker Roy da bize Barefoot College’ın yürüttüğü Uluslararası Güneş Eğitimi Programı’na kursiyer gönderebileceğimizi söyledi ve üretimlerimizi bu programı bitiren kadınlarla gerçekleştirme fikrini verdi. Böylece 2017’de Uluslararası Güneş Eğitimi Programı’na Türkiye’den ilk katılımcıları gönderdik. Şimdiye dek toplam 7 kadın Barefoot’taki programa dahil oldu. Mine ve Ezgi, İmece’yle devam etmek istediler ve ekibe dahil oldular. Şu an İmece Köy’ünde devam eden Solar Age programını birlikte yürütüyorlar. Energy For Everyone (EFE/), Solar Age Projesiyle birlikte ürettiğimiz ilk ürün, güneş enerjisiyle çalışan bir powerbank. Ancak biz, güneş enerjisiyle çalışan oyuncaklar gibi farklı ürünleri de geliştirmek, üretmek istiyoruz.

Kasım ayında Bunker Roy’la tekrar görüşme imkanı bulduk ve iş birliğimizi sürdürmenin yollarını konuştuk. EFE’nin Barefoot College’in ürün kataloğunda tanıtılmasından, Hindistan’daki programın daha küçük ölçeklisini Türkiye’de uygulamaya kadar fikir alışverişlerinde bulunduk. Bu ortaklık bize en başta kendi hayalimizi gerçekleştirmenin mümkün olduğunu gösterdi. Çalışırsak olabileceğini ve iyi olabileceğini Barefoot’ta gördük. Mine ve Ezgi Barefoot’taki eğitimden sonra, ikinci bir eğitime ihtiyaç duymadan programa dahil olabildiler. Ayrıca dünyanın farklı ülkelerinden kadınlarla bir araya gelmiş olmanın onlara kazandırdığı pratikle İmece Köy’ünde, sığınmacı kadınlarla tüm dil engellerine rağmen rahatlıkla iletişim kurabildiler. Yalnızca bu bile paha biçilmez bir deneyim. Güneş enerjisi alanındaki gelişmeleri takip edebilmek, enerji sektörü ve sivil toplumun kesiştiği noktada neler olabileceğini görmek ve parçası olabilmek de bizim için önemli.

Son yıllarda Avrupa’da ve dünyada mültecilere yönelik hak ihlalleri ve düşmanlık artıyor.Türkiye de bu konuda önemli bir sınav veriyor. Yaptıklarınızın bu gelişmelerle nasıl bir ilişkisi var?

Ayrımcılığı, adaletsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırma yolunda bir adım olacak işler yapmaya gayret ediyoruz. Tüm faaliyetlerimizi kişinin milliyetine, rengine, inancına, herhangi bir “farklılığına” bakmadan insanı odağımıza alarak ancak diğer varlıklara da fayda sağlayarak ya da en azından zarar vermeden yürütmeye gayret ediyoruz. Sosyal medya paylaşımlarımızda da bilinçli bir biçimde “farklılıklardan” değil insanlardan ve ihtiyaçlardan bahsediyoruz çünkü kişilerin mülteci olmaları, nereden geldikleri ile değil; neyle başa çıkmak zorunda olduklarıyla ve ihtiyaçlarıyla ilgileniyoruz. Yardımlara bağımlı kalmadan, insan onuruna yaraşır biçimde kendi geçimlerini sağlayacak faaliyetler planlamaya, uygulamaya; bu fikri aşılamaya gayret ediyoruz.

2019 yılında hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile İmece İnisiyatifi Derneği’nin kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe ve mentor desteği ile İmece’yi fon arayışlarından ve bağışlara bağımlı olmaktan çok daha avantajlı bir duruma getirebilmeyi umuyoruz. EFE’nin gelirlerinin bir kısmı da İmece’nin faaliyetlerini sürdürebilmesi için kullanılacak örneğin. Bunu başarabilmemiz içinse ürünümüzü başta acil durumda insani yardım hizmeti veren kuruluşlara tanıtmamız gerekiyor. Fon arayışları dışında hibe bütçemizin önemli bir kısmını buna hizmet edecek temasları kurabilmek için seyahatlere de ayırdık. Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz Hindistan seyahatini bu hibeyle gerçekleştirdik. Ocak ayında Brüksel’de Medicin Sans Frontieres/ Doctors Without Borders, Almanya’da Plan B ve Hollanda’da World Fair Trade Organization ile yapacağımız toplantı giderlerinin bir kısmını yine kurumsal kapasite hibe desteğimizle karşılayacağız.