All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği ile Öğretmen Toplulukları Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Kırsaldaki okullarda bütünsel ve kaliteli eğitim sağlamak için öğretmenleri ve diğer paydaşları güçlendirmek ve bu konudaki iyi uygulamaları yaygınlaştırmak amacıyla çalışan Köy Okulları Değişim Ağı’na (KODA) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağlıyoruz. Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını desteklediğimiz projede, öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırması, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalması ve ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak mesleki ve kişisel gelişimlerinin sağlanması için çalışmalar yapılacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Topluluk Koordinatörü Esra Yıldırmış ve Akış ve Proje Yazım Asistanı Dilara Avdagiç ile öğretmen adaylarını kırsaldaki eğitim hayatına hazırlamak üzere hayata geçirdikleri Köye İlk Adım programını, 2017’den beri yürüttükleri Öğretmen Toplulukları projesinin öğretmenler üzerindeki etkilerini ve Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında Diyarbakır’da yapacakları çalışmaları konuştuk.

KODA ile Ekim ayında yaptığımız son röportajdan bu yana 2020-2021 eğitim öğretim döneminde kademeli ve yarı zamanlı olarak yüz yüze eğitime başlanma kararı alındı. Bu uygulama, birlikte çalıştığınız köy okulları ve bu okullarda öğrenim gören çocuklar için ne ifade ediyor?

Salgın ile birlikte gelen uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerimiz hem kendi olanakları hem de öğrencilerinin olanakları dahilinde çok çaba gösterdiler ve yaratıcı çözümler buldular. Biz de KODA olarak uzaktan eğitim boyunca yalnız bırakmadığımız öğretmenleri okula dönüş sürecinde de desteklemeye devam ettik ve çeşitli faaliyetler gerçekleştirdik.

Bu faaliyetlerimizden ilki, Temmuz ayında düzenlediğimiz Kırsalda Eğitim Konferansı oldu. Bu konferans ile amacımız yaratıcı fikirlerle uzaktan eğitim sürecini yürüten öğretmenlerimize deneyimlerini meslektaşlarıyla paylaşmaları için bir alan açmak ve hep birlikte uzaktan eğitim sürecini değerlendirirken okula dönüş sürecine dair fikir alışverişi yaparak çözüm önerileri üretmekti. Yüz yüze eğitime odaklanan çalıştay grubu, okulların açıldığı durumda ailelerin çocuklarını okula göndermekteki çekincelerinden, bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyaçtan, okul-aile-öğrenci arasında açık iletişim ve güven ortamı kurmanın öneminden, okuldaki fiziksel alanların (ör. masa, sandalye, bahçe) sosyal mesafeye uygun kurgulanması gerektiğinden ve öğrencilerin uyum sürecinde sosyal ve duygusal becerilerinin desteklenmesinin gerekliliğinden bahsettiler. Bu ihtiyaçların tespitini takiben öğretmenler hem kendi sorumluklarının neler olduğunu ele aldılar hem de aileler, kamu kurumları, STK’lar, özel sektör gibi eğitimin diğer paydaşlarından neler beklediklerine dair bir çerçeve çizdiler. Çok yakında, öğretmenlerle yeniden bir araya geleceğiz ve okula dönüş sürecinin nasıl geçtiğini onlardan duyacağımız bir buluşma düzenleyeceğiz. Böylece öğretmenlerin gözünden köy okulları ve öğrencileri için yüz yüze eğitimin ne ifade ettiğini daha yakından inceleyebileceğiz.

Yeni eğitim öğretim yılında yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarındaki öğretmenler, önlemler dahilinde öğrencileriyle bir araya geldi. Önceki okula dönüş süreçlerinden farklı olarak öğretmenlerin salgın önlemleri dahilinde eğitimi yeniden planlaması gerekiyordu. Burada hem öğretmenlerin hem de ailelerin ve öğrencilerin birçok sorusu oluştu ve ihtiyaçları değişiklik gösterdi. Örneğin okullarda maske kullanımı, sosyal mesafe ile etkinliklerin planlaması, öğrencilerin duygu durumundaki olası değişiklikleri anlama, sınıfta güven ortamını oluşturma, çocuklarla iletişim ve sorularını yanıtlama gibi konularda daha çok kaynağa ihtiyaç duydular.

Bu sorulara cevap aradığımız ve yüz yüze eğitim sürecine dair önerilerimizi içeren Okula Dönüş Kitapçığı’nı hazırladık. Kitapçığımıza ek olarak ise yüz yüze eğitim sürecinde çocukların gelişimsel süreçlerini destekleyen, sosyal mesafe kurallarına uygun etkinlikleri içeren Etkinlik Önerileri Kitapçığımızı geliştirdik. Aynı zamanda öğretmenlerin okula dönüş sürecini kolaylaştırmak ve öğretmenler arası dayanışma ve motivasyonu güçlendirmek amacıyla çevrim içi ortamda Okula Dönüş Buluşmaları düzenledik. Bu faaliyetlere dair alınan geri bildirimlere bakıldığında çoğunlunun olumlu olduğunu, öğretmenlerin hem kişisel hem de mesleki ihtiyaçlarına yanıtlar aranıp bulunduğunu ve öğretmenlerde yeni ufuklar açtığını görüyoruz.

KODA olarak köyde yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu güçlendirmenin yolunun, çocuğun içinde bulunduğu eğitim ekosistemini güçlendirmekten geçtiğine ve köy öğretmenlerinin yanında aileler, muhtarlar, köydeki gençler gibi paydaşların aktif rol almaları gerektiğine inanıyoruz. COVID-19 Bilgi İletişim Ağı projemizde, 81 ilden muhtarlar ve aileler başta olmak üzere tüm paydaşlarla telefon görüşmeleri yaparak başta eğitim olmak üzere salgınla bağlantılı konularda doğrudan ihtiyaçlarını tespit ediyoruz ve bu bilgilerden yola çıkarak köy halkını destekleyici içerikleri WhatsApp grupları üzerinden kendileriyle paylaşıyoruz. Böylece, kırsal bölgelerdeki çocukların salgın ve alınması gereken önlemler hakkında doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamayı, aynı zamanda her çocuğun okula dönüş sürecinde nitelikli eğitim hakkına erişebilmesini sağlamak için hem çocukları hem de yetişkinleri destekliyoruz.

*Bu röportaj salgın önlemleri kapsamında okulların uzaktan eğitime geçmesinden önce tamamlanmıştır.

KODA, köy öğretmeni adayı olan eğitim fakültesi öğrencilerine yönelik de çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda hayata geçirdiğiniz Köye İlk Adım Programı’nı hangi ihtiyaçlara cevap vermek için oluşturdunuz?

Üniversitelerin eğitim fakültelerinde, köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bir çalışma bulunmuyor. Üniversiteden mezun olan öğretmenler, özellikle mesleklerinin ilk yıllarında köye atandıklarında birçok problemle ilk kez karşılaşıyorlar. Sınıf içinde yaşanan zorlukların yanı sıra köy yaşamının kendine özgü kültürel ve fiziksel dinamiklerinden kaynaklanan problemlere de tek başına çözüm aramak durumunda kalıyorlar. İlk görev yeri olarak köylere atanmış olan öğretmenlerimizden çok sık duyduğumuz bir söz vardı: “Köye ilk gittiğimde ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.” KODA olarak yarının öğretmenlerinin köydeki ilk zamanlarına daha hazır olması için Köye İlk Adım Programını geliştirdik. Amacımız öğretmen adaylarını eğitim fakültesindeyken destekleyerek köyde öğretmenliğe ve özellikle birleştirilmiş sınıflarda eğitime dair bilgi ve deneyim edinmelerini sağlamak. Böylece öğretmen adayları hem köyde öğretmenlik yapmaya dair mesleki hazırlıklarını artırıyor hem de deneyimli eğitmenler, köy öğretmenleri ve akranları ile ilişkiler geliştirerek destekleyici bir sosyal ağın parçası oluyorlar.

Akademisyenler, köy öğretmenleri ve eğitim fakültesi öğrencilerinin iş birliği ile devam eden program, yüz yüze eğitim yoluyla iki senedir üniversitede yapılan teorik dersler ve köy okullarında gerçekleştirilen altı atölye uygulamasından oluşuyordu. Uzaktan eğitim ile birlikte programımızın önemli unsurlarından biri olan köy okullarında deneyim kazanmaya yönelik atölye uygulamalarını, salgın önlemleri kapsamında gerçekleştirmek ne yazık ki mümkün değil. Buna karşılık programımız haftalık çevrim içi buluşmalar, program kapsamında hazırladığımız videolar ve yazılı dokümanlar gibi farklı araçlar yoluyla öğretmen adaylarıyla buluşuyor. Deneyimli köy öğretmenleri ve akademisyenlerin paylaşımlarına yer verdiğimiz oturumlarda, kırsalda eğitime dair genel çerçeve çiziliyor ve öğretmen adaylarının köyde öğretmen olma hazırlığında yararlanabileceği çeşitli konulara yer veriliyor. 13 hafta boyunca devam edecek programımızda bu dönem Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Ege Üniversitesi,Muş Alparslan Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi,  Siirt Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi olmak üzere 8 üniversiteden ortalama 150 öğretmen adayıyla haftalık çevrim içi oturumlarla bir araya geliyoruz. İkinci dönem ise koşulların izin vermesi halinde programı yüz yüze devam ettirmeyi planlıyoruz.

2017 yılından beri yürüttüğünüz Öğretmen Toplulukları projesi, KODA’nın öncelikli çalışmaları arasında yer alıyor. Bu projenin nasıl ortaya çıktığından ve amaçlarından bahseder misiniz?

Nüfusu az olan köy okullarında bir veya iki öğretmen bulunuyor. Öğretmenlerin hem mesleki anlamda hem de kişisel ve sosyal anlamda paylaşımda bulunabilmeleri, meslektaşları ile etkileşim halinde kalmaları neredeyse imkansız hale geliyor. Bu durum, yıl boyunca öğretmenlerin motivasyonlarında önemli bir düşüşe yol açarken farklı deneyimlerden beslenerek ilerlemelerine de engel oluyor. KODA olarak, köyde yaşamın getirdiği zorlukları aşmalarına destek olmak için yerel topluluklar oluşturmanın gerekli olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırarak iletişim halinde kalabilecekleri, birbirlerinden öğrenme pratiklerinin çoğalacağı, ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak gelişebilecekleri Öğretmen Toplulukları Projemizi hayata geçirdik. Çalıştığımız bölgelerde yer alan köy ilkokullarındaki öğretmenler ile ayda bir kez öğretmen buluşmaları düzenleyerek bir araya geldik ve ihtiyaç duydukları öncelikli konularda eğitimler düzenledik. Salgın sebebiyle uzaktan eğitime geçildiği 2019-2020 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde, öğretmenleri ihtiyaçları doğrultusunda desteklemek adına buluşmalarımızı çevrim içi ortamda sürdürdük. Eğitim buluşmalarının içerikleri hem öğrenme yöntemlerine yönelik konulardan hem de öğretmenlerin kişisel gelişimlerine katkı sunabilecek konulardan oluşuyor.

Amacımız köylerde çalışan öğretmenleri güçlendirme yoluyla köy ilkokullarında okuyan çocukların daha nitelikli bir eğitim almasını sağlamak. Hem kırsalda hem de kentte, hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan birçok akademik araştırma tartışmasız biçimde öğretmen niteliğinin eğitim niteliğini belirleyen başlıca faktör olduğunu ortaya koyuyor. Biz de benzer şekilde saha çalışmalarımızdan biliyoruz ki öğretmenlerin motivasyonları, bilgi, yaklaşım ve tecrübeleri o okuldaki öğrencilerin hatta tüm köy halkının üzerinde çok büyük farklar yaratabiliyor. Özellikle küçük köy okullarında öğretmenin inisiyatif alabilmesi şehirlerdeki okullara göre çok daha kolay olduğundan öğretmenlerin üzerindeki olumlu etkiler büyüyerek hızlıca öğrencileri ve köy halkını etkileyebiliyor.

Öğretmen Toplulukları Projesi ile köylerde çalışan öğretmenleri motivasyon, kişisel gelişim, mesleki gelişim ve destek mekanizmalarını artırmak bakımından bütünsel olarak desteklemeyi, onların mesleklerini daha motive bir şekilde icra etmelerini, genel olarak pedagojik bakımdan ve kırsala özgü sorun ve fırsatlar karşısında doğru tutum ve metotları izlemelerini ve diğer öğretmenlerden, gönüllülerden ve kurumlardan daha kolay destek almalarını hedefliyoruz. Böylece köylerde yaşayan çocukların da benzer şekilde sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişmesini, bu şekilde Türkiye’de var olan eğitimde fırsat eşitsizliğinin azaltılmasını ve kırsal kalkınma çabalarını destekleyebileceğimizi düşünüyoruz. Toplumsal adalete, yani toplum tarafından her bireye kendini gerçekleştirmek için eşit imkanların verilmesi idealimize, sürdürülebilir biçimde kırsalda eğitimi iyileştirebildiğimizde yaklaşabileceğimize inanıyoruz.

Öğretmen Toplulukları projesi kapsamında bu zamana kadar yaptığınız çalışmaların ne tür katkıları oldu ve katılan öğretmenlerden nasıl geri bildirimler aldınız? Bu geri bildirimler ve salgının getirdiği değişiklikler yeni dönemde yaptığınız çalışmaları ne şekilde etkiledi?

Proje süresince alınan geri bildirimlerde, öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerine yönelik olumlu yönde etkilendiklerini gördük. Öğretmenlerimiz, dönem sonunda; farklı bakış açıları geliştirdiklerini, kendileri ve etraflarındaki birçok konuya yönelik farkındalıklarının arttığını, çocukların bireysel gereksinimlerinin artık daha fazla farkında olduklarını ve buna göre davrandıklarını, özgüvenlerinin geliştiğini, şiddetsiz bir iletişim ortamı kurabilmeyi öğrendiklerini, bir şeyleri başarma ve değiştirme konusunda daha motive olduklarını, sanatı günlük hayatlarına dahil etmeye ve kendilerini daha iyi ifade etmeye başladıklarını belirttiler. Projenin okul-aile-köy ilişkilerine olan katkısı çerçevesinde, öğretmenler ve öğrencilerin okula bağlılıkları güçlenirken, öğretmenlerin velilerle daha sık iletişim kurma çalışmaları hem öğrencilerin başarı oranlarına yansıdı hem de öğretmenlerin köy halkı ile olan ilişkilerini güçlendirdi. Bir aile gibi olduğumuz öğretmenlerimizden aldığımız geri bildirimler, yürümekte olduğumuz yola olan inancımızı daha da arttırdı.

2019-2020 eğitim öğretim yılına baktığımızda ise öğrendiklerini uygulama fırsatı bulan öğretmenlerin, uygulamaları sonucunda öğrencileri üzerindeki etkileri gördükçe motivasyonlarının arttığını ve buluşmalarının devam etmesine yönelik temennilerini yinelediklerini gördük. Öğretmenlerin hem yüz yüze hem de çevrim içi buluşmalar çerçevesinde en çok dile getirdikleri konulardan biri de yaşadıkları sorunları yalnızca kendilerinin yaşamadıklarını görmelerinin ve aynı şeyleri yaşayan kişilerin bu durumlarla nasıl başa çıktıklarına dair yol göstermelerinin onlara umut ve destek vermesi oldu. Proje hedeflerinin ötesinde, salgın dönemi her ne kadar faaliyetlerin yürütülmesini engellemiş gibi görünse de zorunlu hale gelen çevrim içi eğitim buluşmaları ile 41 ilden öğretmenlerle bir araya gelerek daha geniş kitlelere ulaştık ve projeden daha fazla sayıda öğretmen yararlanma fırsatı bulabildi.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda bakım yükümlülüğü olan kişilerin (genelde evli ve çocuklu kadın öğretmenler) yüz yüze buluşmalara katılım oranı düşükken çevrim içi buluşmalara katılım oranlarının oldukça yüksek olduğunu gördük. Bu durum yüz yüze buluşmalara katılamayacak durumdaki öğretmenlerin ve illerinde Öğretmen Topluluğu bulunmayan öğretmenlerin de yararlanabilmesi açısından çevrim içi buluşmaların devam etmesinin hem etkisini hem de gerekliliğini gösterdi. Bunun dahilinde 2020-2021 eğitim öğretim yılı için salgın önlemleri kapsamında, ilk dönem Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık haftalık çevrim içi eğitimler yapmaya başladık. İkinci dönem çevrim içi buluşmaların sıklığı ayda bire indirilecek ve saha faaliyetleri düzenlenebilirse projemiz hem yüz yüze hem de çevrim içi şekilde öğretmenlerle buluşmayla devam edecek.

Aynı zamanda bu sene sonunda, Öğretmen Toplulukları projemizi yaygınlaştırmak için farklı öğretmen gruplarından talepler aldık ve bu yıl yapılan açık çağrıda 33 yeni ilden başvuru aldık. Hem daha fazla bölgeye ulaşmak hem de proje faaliyetlerinin daha sürdürülebilir olmasını sağlamak adına bu yıl, yüz yüze eğitim çalışmalarına geçebilirsek proje ekibinin üzerindeki sorumlulukları Öğretmen Topluluklarındaki öğretmenler ile paylaşmayı planlıyoruz. Bu sürecin sorunsuzca ilerleyebilmesi için bu sorumlu öğretmenleri bir seçim süreci ile belirledik. Çevrim içi oryantasyon buluşmaları ve şartlar uygun olursa gerçekleşecek yüz yüze kamp ile sorumlu öğretmenlerin, saha faaliyetleri için hazırlanarak bu faaliyetlerin yereldeki koordinasyonundan sorumlu olmaları planlanıyor.

*Belirtilen geri bildirimler, KODA İzleme ve Değerlendirme Uzmanı tarafından çalışmalarımız kapsamında toplanan verilerin analiz edilmesi ile raporlanmıştır. Önümüzdeki süreçte izleme-değerlendirme sonuçlarımızı, 2019-2020 Faaliyet Raporu dahilinde kamuoyu ile paylaşacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibeyle Öğretmen Toplulukları projesinin 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalarını gerçekleştireceksiniz. Bu kapsamda yürüteceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Öğretmen Toplulukları Projesi, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında 10 il/ilçede uygulanıyor. Diyarbakır’daki faaliyetlerimizi ise Turkey Mozaik Foundation desteği ile gerçekleştireceğiz, bu yolculuğumuza bizlere ortak olduğunuz ve bizi desteklediğiniz için KODA Ailesi olarak sizlere yeniden teşekkür ederiz.

Bu faaliyetler kapsamında projenin ilk döneminde, salgın önlemleri dahilinde Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık çevrim içi eğitimlere başladık. Diyarbakır Öğretmen Topluluklarıyla, bu bölgede görev yapan köy öğretmenlerine ulaşıyoruz ve onları çevrim içi eğitimlerle destekliyoruz. Haftalık düzenlenen bu eğitimleri, öğretmenlerden gelen geri bildirimler doğrultusunda planlıyoruz ve ihtiyaçları olduğunu belirttikleri konuları ele almaya özen gösteriyoruz. Eğitimlerimiz zaman yönetimi ve öz farkındalık gibi kişisel gelişim; sınıf yönetimi, planlama ve okul-aile-köy ilişkileri gibi mesleki gelişim; öğretmenlerin birbirleriyle paylaşım yapacakları tematik buluşmalar olan birbirimizden öğrenme; müzik ve hareket, hikaye anlatıcılığı gibi konuları işlediğimiz sanat ve eğitim başlıklarından oluşuyor. İkinci dönemde ise çevrim içi eğitimlerimizi ayda bir olmak üzere Diyarbakır’daki öğretmenlerimizle yüz yüze gelerek sürdürmeyi planlıyoruz.

Aynı zamanda ilk dönem, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmenin katılımıyla çevrim içi oryantasyon çalışmamıza başladık. Ayda bir gerçekleşen buluşmalarda sorumlu öğretmenlerle birlikte topluluk olma dinamikleri, KODA değerleri ve  sorumluluklarını netleştirme gibi konuları ele alıyoruz. Sonrasında, Diyarbakır’daki 5 sorumlu öğretmen ve diğer il/ilçelerdeki 38 sorumlu öğretmenin de katılımıyla sömestr tatilinde bir yüz yüze eğitim kampı düzenleyeceğiz. Oryantasyonu tamamlayıcı nitelikteki bu kamp süresince öğretmenlerin birbirleriyle ve eğitmenleriyle yüz yüze tanışmasına ve ilişkiler geliştirmesine, grup çalışmalarına, olası sorularının ve ihtiyaçlarının cevaplanmasına ve çocuk hakları, ekoloji, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli konularda eğitimlere odaklanacağız. Böylece sorumlu öğretmenlerimizin oryantasyon konularını içselleştirmeleri hedeflenecek, olası ihtiyaçlarına çözümler üretilecek ve Diyarbakır’da topluluk kurma ve yürütmeleri için gerekli bilgi ve becerileri (ör. program planlama, öğretmenlerin seçimi) kazanacaklar.

İkinci döneme geldiğimizde sorumlu öğretmenlerin dahil edilmesiyle KODA, Diyarbakır’daki yüz yüze buluşmaların düzenlenmesi ve yürütülmesindeki sorumluluğu onlarla paylaşacak. Diyarbakır topluluğumuzda, 5 sorumlu öğretmenin yanı sıra yereldeki 50 öğretmen ile birlikte çalışacağız ve ayda bir kez olmak üzere 5 ay süreyle topluluk buluşmaları ve eğitimleri düzenleyeceğiz. İlk buluşmada topluluk birbiriyle tanışacak, takibindeki 3 eğitim buluşmasında Diyarbakır bölgesindeki ihtiyaçlar doğrultusunda eğitimler gerçekleştirilecek ve son olarak da değerlendirme toplantısı yapılacak. Yüz yüze buluşmaları tamamladığımızda ise bu seneki faaliyetlerimizin sonuna geleceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuk Fonu’nun 2020-2021 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimlerini ve projelerini  desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminde  desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 6 STK’ya toplam 414.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve yapacakları çalışmalar ile ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda görebilirsiniz:

Barış için Müzik Vakfı:  Çocukların sanatsal yaşama katılma hakları önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanat eğitimini herkes için erişilebilir kılmak amacıyla çalışan Barış için Müzik Vakfı, sağladığımız 75.000 TL hibe ile Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Ritim Atölyeleri ve bir Keman Sınıfı oluşturulmasının yanı sıra çocukların bütüncül bir biçimde desteklenmesi için sosyal öneme sahip konuları öne çıkaran atölyeler gerçekleştirilecek. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü’nün desteğiyle gerçekleştirilecek atölyeler çocuk hakları, hayvan hakları, demokrasi, toplumsal cinsiyet gibi çeşitli başlıklarda gerçekleştirilecek. Yedi ay süreyle devam edecek proje kapsamında toplam 100 öğrencinin sosyal öneme sahip konuları öne çıkaran atölyelere katılması ve 90 öğrencinin perküsyon ve ritim hakkında bilgi ve deneyim kazanması hedefleniyor.

Bilim Kahramanları Derneği: Yenilikçi yöntemler kullanarak çocuk ve gençleri erken yaşta bilim ve bilimsel düşünceyle buluşturmak amacıyla faaliyetler yürüten Bilim Kahramanları Derneği, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 57.000 TL hibe ile kız çocuklarına bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazandırmayı ve kodlama, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda deneyim kazanmalarını amaçlayan Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. fazını hayata geçirecek. Önceki dönemleri deVakfımız tarafından desteklenen Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. fazında  7 ay süreyle 20 kız takımından 120 kız çocuğunun bilimsel ve eleştirel düşünme aracılığıyla toplumsal sorunlara özgün çözümler bulacakları projelerini hazırlamaları ve  bilim fuarlarında bu projeleri sunmaları amaçlanıyor.

Koruma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği (KALBEN):  KALBEN Derneği, koruma altındaki çocuklar ile koruyucu aileler arasındaki bağı güçlendirmek ve devlet koruması altında yaşayan çocuklara fırsat eşitliği sağlamak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 60.000 TL kurumsal hibe desteği sağladığımız KALBEN, 12 aylık hibe sürecinde derneğin dijital altyapısını güçlendirmek ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yapacak.

Nirengi Derneği: Nirengi Derneği, istismar, akran zorbalığı ve flört şiddetinin önlenmesi ve sonuçlarıyla baş edilmesi için daha sistematik, çoklu disiplinlerinin yer aldığı bütüncül ve birleştirici bir anlayışın yaygınlaşması ve bu konuda uygulanabilir politika önerilerine dayalı olarak adım atılması konusuna katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız 75.000 TL hibe desteği ile İstismar Mağduru Destek Hattı projesini hayata geçirecek olan Nirengi Derneği, proje kapsamında istismar mağduru çocuklara ve/veya bakım verenlerine yönelik psikososyal danışmanlık hizmeti sağlayacak. Proje kapsamında telefon hattı üzerinden alınacak başvuruların, psikolojik danışman havuzunda yer alan uzmanlarla buluşturularak yaklaşık 120 çocuğa ve ailesine psikososyal danışmanlık sağlanması hedefleniyor.

Önemsiyoruz Derneği: Çocukların temel haklarına erişmesi ve yaşamları için karar verici olmasını tehdit eden her türlü soruna yönelik çözüm üretmeyi amaçlayan Önemsiyoruz Derneği öncelikli faaliyet alanı olarak çocuğun gelişim hakkına odaklanıyor. Dernek, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız 75.000 TL kurumsal hibe desteği ile iki çalışan istihdam ederek organizasyon yapısını güçlendirecek çalışmalar yapacak. Bu kapsamda  çalışmalarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasını ve yeni iş birliği görüşmelerinin yapılmasını hedefleyen Önemsiyoruz Derneği, kaynak geliştirme çalışmaları için gerekli olan  alt yapıyı geliştirmek için de çalışmalar yapmayı planlıyor.

Roman Hakları Derneği: Dernek, Romanlara karşı toplumda yaygın biçimde görülen ayrımcı tutumlar ve önyargıların sebep olduğu eğitim, istihdam ve barınma konularında eşitsizliğe karşı çalışmalar yürütüyor. Roman Hakları Derneği 2018 yılında Ankara, Kale mahallesinde kurduğu mahalle evi Hayal Ev’de, risk altındaki ve ayrımcılığa maruz kalan çocukların temel haklarına erişimlerinin sağlanması, okula devamlarının teşvik edilmesi ve sosyal içermelerinin desteklenmesi amacıyla faaliyetler gerçekleştiriliyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile 72.000 TL hibe desteği sağladığımız dernek, COVID-19 salgını nedeniyle faaliyetleri durma noktasına gelen Hayal Ev’deki temel faaliyetlerine ve atölye çalışmalarına devam edecek.

Cemre Fonu Ön Başvuru Çağrısı Açıldı

By | Cemre Fonu

Türkiye’de yoksulluk sorununa yönelik çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek amacıyla kurulan Cemre Fonu’nun ön başvuru çağrısı açıldı.

Yoksullukla mücadele alanında yapılan sivil toplum çalışmalarının desteklenmesi yoluyla toplumsal ihtiyaçların karşılanması, ortaya çıkacak modellerin diğer sivil toplum ve kamu paydaşları tarafından benimsenmesi ve bu alandaki deneyimin artırılmasını amaçlayan Cemre Fonu kapsamında STK’ların çalışmaları desteklenecek. Fon kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlara ayrıca kaynak ve uzmanlık aktarımı yoluyla da destekler sağlanacak. Cemre Fonu ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

İki kademede değerlendirilecek fonun ilk aşamasında aşağıdaki kriterlere uyan STK’ların ön başvuruları kabul edilecek:

• Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen
• 2019 veya daha öncesinden beri sahada aktif olarak çalışan,
• 2019’daki gelirleri 30.000 TL üstünde olan kuruluşlar.

STK’ların önerdikleri proje fikirlerinin bütçesinin en fazla 150.000 TL olması gerekir.

Doğrudan yoksullukla mücadele alanında çalışmasa da çalıştıkları hedef kitle çerçevesinde kurumsal bir uzmanlık geliştirmiş olan STK’ların, bu yeni dönemin oluşturduğu ihtiyaçlar kapsamında yoksulluk alanında yapmak istedikleri projelerle fona başvurmaları teşvik edilmektedir.

Cemre Fonu’na başvuru yapmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 23 Aralık 2020 Çarşamba günü saat 10:00’a kadar göndermeleri gerekmektedir.

Fon hakkında detaylı bilgiye (ön başvuru formu, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Acil Deprem Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta ve uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için toplam 505.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve yapacakları çalışmalar ile ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda görebilirsiniz:

Arama Kurtarma Derneği (AKUT): Doğal afetlerde veya ulaşılması zor olabilecek yerlerde kaybolanların aranması ve bu koşullarda kaza geçirenlerin kurtarılması için faaliyet gösteren AKUT, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 125.000 TL hibeyle  arama kurtarma ekiplerinin saha çalışmalarında ihtiyacı olan ekipmanları temin edecek ve depremden etkilenen 250 aileye erzak ve hijyen paketleri sağlayacak.

S.S. Bisikoop Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi (BisiKoop):  Bisikletli ulaşımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması ile bisikletlilerin ortak ihtiyaç ve sorunlarına çözüm üretmek amacıyla ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten BisiKoop, İzmir’deki deprem sonrası oluşan yoğun trafik problemini bisikletli ulaşım yoluyla atlatarak çeşitli paydaşların desteklerinin depremzedelere zamanında ulaştırılması için sahada çalışmalar yaptı. BisiKoop, fon kapsamında sağladığımız 73.000 TL hibeyi kurumsal kapasitesini güçlendirerek gelecekteki afetlerde benzer çalışmalar yapmaya hazırlıklı hale gelmek için kullanacak. Bu doğrultuda , gönüllü sayısının artması ve kurumun gönüllülerle çalışma kapasitesinin güçlendirilmesi konusunda çalışmalar yapacak. Ayrıca Bisikoop’un afet sonrası destek modelinin tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla BisiDestek Gönüllü Rehberi hazırlanarak  yaygınlaştırılacak.

Hayata Destek Derneği: Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan bir insani yardım kuruluşu olan Hayata Destek Derneği, acil destek odaklı saha çalışmalarını  İzmir’deki depremden hemen sonra  gerçekleştirmeye başladı. Bu çalışmalar kapsamında geçici çadır alanlarındaki tuvalet eksikliğine ve tuvaletlerin yoğun kullanımı nedeniyle oluşan hijyen eksikliği kaynaklı sağlık sorunlarına dikkat çeken  Hayata Destek Derneği, Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız 80.000 TL hibe desteği ile geçici çadır alanlarındaki ihtiyaçları belirleyerek 2 ay süreyle portatif tuvalet ihtiyacını karşılayacak.

İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK): İZEK, her yaş grubundan bireyin şimdiki ve gelecekteki temel eğitim ihtiyaçlarını iş birliği ile karşılayarak yaşam becerileri gelişmiş bilinçli bir toplumun oluşturulmasına destek olmak amacıyla çalışmalar yapıyor. İZEK, Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız 70.000 TL hibe desteği ile deprem nedeniyle travma yaşayan 144 çocuk için 8 ay süreyle eğitici drama odaklı psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışmalar yapacak. Projenin ölçme-değerlendirmesine yönelik de çalışmalar yapmayı planlayan n İZEK, proje sonunda Çocuk Merkezli Deprem Yönetimi El Kitabı’nı hazırlayarak farklı paydaşların da faydalanması amacıyla yaygınlaştıracak.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi (TPD):  Afetler ve toplumsal olaylar sebebiyle yaşanan travmalarda dezavantajlı grupları ve bireyleri psikoterapi çalışmaları ile destekleyen TPD İzmir Şubesi, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 87.000 TL hibe desteği ile bir yıl süreyle İzmir’de yaşanan depremden doğrudan ve dolaylı biçimde zarar gören kişilere akut ve uzun dönemde psikolojik destek sağlayacak. Proje kapsamında afet müdahale eğitimi verilen psikologlar sahada akut ve uzun vadeli desteğe ihtiyaç duyan bireyleri belirleyerek  2.400 kişiye yönelik psikolojik destek çalışmaları gerçekleştirecek.

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar): Sivil toplum haberciliği yapan Sivil Sayfalar, sivil toplumun tecrübesini medya, kamu yönetimi ve diğer STK’lar nezdinde görünür kılmayı amaçlıyor. Sivil Sayfalar, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız 70.000 TL hibe desteği ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak iradesi sonucu kurulan Depreme Karşı Alınabilecek Tedbirlerin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’na dair 6 ay süreyle izleme değerlendirme ve farkındalık çalışmaları yapacak. Komisyon’un ve STK’ların bu konudaki çalışmalarını bir haber dosyası haline getirerek yaygınlaştıracak olan Sivil Sayfalar, STK’ların bu sürece dahil olmasını kolaylaştırmak amacıyla çevrimiçi bir çalıştay da düzenleyecek. Sivil Sayfalar, proje sonunda Araştırma Komisyonu’nun işleyişi ve STK’ların komisyon çalışmalarına katılım süreci ile ilgili bir rapor da hazırlayacak.

Rengarenk Umutlar Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği’ne (RUMUD) Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağlıyoruz. RUMUD, bu hibeyle çocuk hakları alanındaki faaliyetlerinin etkisini ölçmek ve izleme -değerlendirme konusundaki kapasitesini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Dilan Taşdemir ile yakın zamanda hayata geçirdikleri Çocuk Hakları Akademisi’ni, başarıyla tamamladıkları kitlesel fonlama kampanyaları Dayanışmanın Ev Hali’ni ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgını nedeniyle çocuklara yönelik çalışmalarınızı bir süredir çevrimiçi yöntemlerle devam ettiriyorsunuz. Hem dernek merkezinde yüz yüze faaliyetler yürütmüş hem de çevrimiçi olarak çalışma deneyimi kazanmış bir kurum olarak bu yöntemlerin olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirir misiniz?

Rengarenk Umutlar Derneği olarak hala devam eden salgın sürecinin ilk zamanlarında başlattığımız telekonferans yöntemi ile psiko-sosyal atölye çalışmalarını Eylül ayının ilk haftasında tamamladık ve sonuçlarını raporladık. Dönemin sonunda, çocuklar ve aileleri ile yaptığımız değerlendirme anketi sonucunda aldığımız verilere göre, kısıtlamaların çok yoğun yaşandığı dönemlerde çocukların ihtiyaç duydukları sosyal ve psikolojik desteği sağladığımız sonucuna ulaştık. Elbette telekonferans çalışması çok zorlu bir programdı. Öncelikle daha önce kullanmadığımız bir teknikti. Her grupta minimum 20 çocuk vardı ve moderasyonu zorlayıcıydı. Ailelerin zaman zaman evde olmamaları, müsait olmamaları, çocukların fırsat buldukça sokağa çıkmaları ve teknik aksaklıklar çalışmaları yürütürken yaşadığımız zorluklardı.

Diğer taraftan yüz yüze yapılan çalışmalar, hedeflenen değişimin niteliğini arttırıyor. Dolayısıyla okulların açılması ile beraber sonlandırdığımız telekonferans çalışmasını, dernek merkezinde yürütmeye ve çocukların güçlendirilmesi amacıyla hazırladığımız alternatif programı uygulamaya karar verdik. Fakat hala salgın devam ederken çocukların güvenliğini sağlamak oldukça zordu. 2 ay süren hazırlık çalışmasından sonra dernek merkezini çocuklar için uygun, güvenilir ve hijyenik hale getirdik. Ancak 1 Ekim 2020 tarihli İçişleri Bakanlığı genelgesine göre dernek faaliyetlerinin durulması sonrasında, sadece 1 aktif çalışma yaptıktan hemen sonra, hazırlığını tamamladığımız tüm fiziksel faaliyetleri dondurmuş bulunuyoruz.

Birlikte çalıştığınız çocukların salgın döneminde ortaya çıkan ihtiyaçlarını gidermek ve faaliyetlerinize devam edebilmek amacıyla Nisan ayında Dayanışmanın Ev Hali isimli bir kitlesel fonlama kampanyası gerçekleştirdiniz. Bu kampanya sırasında edindiğiniz deneyimlerden ve bu süreçteki kurumsal öğrenimlerinizden bahseder misiniz?

Salgın süreci tüm dünyayı etkilediği gibi, çocukları, özellikle de dezavantajlı durumdaki çocukları, önemli ölçüde etkiledi. Kampanyanın öncelikli amaçları dijital fırsat eşitsizliğine karşı bir yöntem geliştirmek, bu süreçte birlikte çalıştığımız çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmek ve bu sürecin çocuklar üstündeki olumsuz etkisini en aza indirmekti. Bunun için de oyunların, masalların, sanat atölyelerinin, psikolojik desteklerin ve psikososyal atölyelerin olduğu çift dilli bir program tasarladık. Bu programı, mevcut koşullar nedeniyle, çocukların ailelerinin telefonlarını çoklu arama yaparak yani telekonferans sistemiyle gerçekleştirmek dışında bir seçeneğimiz yoktu. Program içeriğini ve zamanlamasını alanında uzman gönüllülerimizle planladık. Ancak fark ettik ki bu atölyelerin bir kısmını yapabilmek için çocukların bazı temel kırtasiye malzemelerine ihtiyaç vardı. Bunun için bir kitlesel fonlama mecrası olan Fongogo üzerinden ‘Dayanışmanın Ev Hali’ adını verdiğimiz kampanyayı başlattık. Kampanya ile öncelikli amaçlarımız salgın sürecinin herkes için eşit düzlemde yaşanmadığına ve dijital fırsat eşitsizliğine maruz kalan çocukların desteklenmesi gerektiğine dair bir kamuoyu oluşturmak ve elbette atölyeleri gerçekleştirmek için gerekli olan temel malzemelere erişmekti. Bunun için etkili bir iletişim stratejisi belirledik ve günlük olarak bu stratejiyi takip ettik. Medya temsilcileri, diğer sivil toplum kuruluşları ve daha önceki destekçilerimiz ile iletişime geçmek gibi birçok mekanizmayı harekete geçirdik. Bu süreçte kurumsal olarak kaynak geliştirme konusunda epey ilerleme kaydettik diyebiliriz.

Diyarbakır’da çocuk haklarına dair çeşitli alanlarda kurumların ve bireylerin kapasitesini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiğiniz Çocuk Hakları Akademisi kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu projenin alana nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

Çocuk Hakları Akademisi kapsamında 12 haftalık bir atölye programı hazırladık. Bu programı, Diyarbakır’daki çocuk haklarına dair güçlendirilebilecek alanları düşünerek oluşturduk. Program, bizim içinde oldukça keyifli ve öğretici olacak. Her atölyede Diyarbakır’da yaşayan ve buradaki çalışmalara emek verdiğini bildiğimiz iki uzmanla birlikte çalışacağız. Her atölyenin ardından ise, gerçekleşen atölyelerin birer modülünü oluşturmayı hedefliyoruz. Bu sayede, bu sene katılımcı olarak aramızda olanların, bir sonraki sene bu modülleri geliştirerek atölyelerin yürütücüsü olmalarını hedefliyoruz. Bu bizim için çok heyecanlı bir şey. Bu durum, aynı zamanda Akademi’yi kolektif hale getirebilmekle ilgili önceliğimizi de pratik anlamda mümkün kılabilir. Tabii aynı zamanda, bu yıl akademinin kolaylaştırıcılığını biz yapıyor olsak da bu bizim için yalnızca bir tohum ekmek. Akademinin önümüzdeki dönemlerinde, burada emek veren diğer çocuk hakları örgütlerinin birikimleriyle beraber, Akademi hepimizin ortak mecrası haline gelebilirse bu bizi çok mutlu eder. Bu mecranın ortak tartışmalar ve ortak üretimler yapabileceğimiz sürdürülebilir bir alana dönüşmesi en büyük hayallerimizden biri. Elbette Diyarbakır’da Çocuk Çalışmaları Ağı’nda da yer alıyoruz ve orası da bizim için benzer bir kolektif alan. Fakat yine de bu tartışma alanlarını ne kadar genişletebilirsek Diyarbakır’da çocuk hakları alanında da o denli dönüşümler yaşanabileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, çalışmanın bu alana katkısına dair dileklerimiz olsa bile nasıl bir katkısı olacağını yaşayıp göreceğiz diyebiliriz.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi (BoMoVu) iş birliği ile başladığınız Bir Sur Varmış Oynarmış projesi ile kültürel çeşitliliği öne çıkarıyorsunuz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu projenin amacı çocukların yaşadıkları veya yaşamış oldukları ve devamlı çatışmalar ile anılan Sur ile kültürel araçlarla barışmalarını sağlamak. Kültürel çeşitlilik konusunda yapacağımız çalışmalar örneğin dengbej dinlemeleri, hikaye araştırmaları, masal geceleri, mekan ziyaretleri, oyun haritası için yapılacak araştırmalar olarak özetlenebilir. Bu çalışma ile kültürel hafıza ve kültürel barışı sağlamak, çocukların yaşadıkları bölgenin çeşitliliğini anlamasına destek olmak ve farklılıklara saygıyı geliştirmek amaçlarımız arasında yer alıyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu başlık altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

RUMUD mevcut durumda pek çok faaliyet yapmasa da, bir izleme ve değerlendirme sistemi olmadığı için faaliyetlerin etkisini yeterince göremiyor ve gösteremiyor. Sosyal etki ölçme ve izleme-değerlendirme amacıyla kullanılan formlar RUMUD’un ihtiyaçlarına tam olarak cevap vermiyor. Elimizde toparlanacak ve kullanılabilecek çok fazla veri varken bu verileri toplayamıyor ve etkili bir şekilde kullanamıyoruz. Bu da dolaylı olarak iletişim, kaynak geliştirme, gönüllülerle ilişkiler ve savunuculuk gibi diğer temel çalışma alanlarımızı etkiliyor. Bu nedenle Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız hibeyle yürüttüğümüz çalışmaların veriler üzerinden sonuçlarını görebilmek ve bu sonuçlardan hareketle yeni faaliyetler kurgulayabilmek, verileri kullanarak yeni kaynaklara erişebilmek ve aynı zamanda bu veriyi savunuculuk faaliyetleri için materyale dönüştürebilmek amacıyla çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

Bağışçılarımıza Yönelik Çevrimiçi Etkinlik Serimiz Güzel İşler’in İlk Etkinliği Gerçekleşti

By | Güzel İşler

Bağışçılarımıza yönelik olarak düzenlediğimiz yeni çevrimiçi etkinlik serimiz Güzel İşler’in ilk buluşmasını Türkiye’de Yoksulluk ve Yoksullukla Mücadele başlığıyla 11 Kasım’da gerçekleştirdik. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu’ndan Doç. Dr. Volkan Yılmaz ve Derin Yoksulluk Ağı’ndan Hacer Foggo’nun konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte, Türkiye’de yoksulluğun durumunu, COVID-19 salgını ve ekonomik krizin yoksulluk üzerindeki etkilerini ve sivil toplum kuruluşlarının yoksullukla mücadele alanındaki çalışmalarını yapılan araştırmalar ve sahadaki deneyimler üzerinden konuştuk.

Etkinlikten öne çıkan başlıkları aşağıda görebilirsiniz:

    • Temel ihtiyaçlara erişim üzerinden ölçümlenen “mutlak yoksulluk” ile bir toplumda yaygın olarak kabul gören yaşam standardını sürdürememek ile ilişkilendirilen “göreli yoksulluk” arasında fark bulunuyor. Göreli yoksulluk ülkeden ülkeye değişiyor.
    • Yoksulluğun etkilerini azaltmak için gereken devlet politikaları -gelirden bağımsız olarak- kaliteli eğitim ve sağlık sistemlerine erişim, kapsayıcı sosyal sigortalar ve ekonomik büyümenin hane gelirlerine yansımasıdır.
    • COVID-19 salgını halihazırda yoksul olan kişileri etkiledi. Ayrıca önceki dönemde orta gelirli olan ancak salgın dolayısıyla işini kaybeden ya da ücretsiz izin verilen kişiler bu dönemin “yeni yoksulları” olarak ortaya çıkıyor.
    • Kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında “yapıcı gerginlik” yaklaşımı doğrultusunda hareket etmek gerekiyor. Bu bağlamda, sivil toplum kuruluşlarının odaklanabileceği temel alanlar olarak sosyal sigorta sistemlerinden faydalanamayan bireylere ya da gruplara verilecek destekler ve bu alanda yapılan çalışmalara yönelik izleme-değerlendirme çalışmaları ile desteklenen savunuculuk faaliyetleri önem teşkil ediyor. Sivil toplum aktörlerinin yoksullukla mücadeledeki bir diğer rolü ise, salgın döneminde daha da görünür hale gelen ve özellikle eğitime erişim konusunda internet erişimi problemi gibi, toplumun değişen temel ihtiyaçlarını gözlemlemek ve bu ihtiyaçların giderilmesine katkı sağlamak için yapılacak çalışmalar olarak ortaya çıkıyor.
    • Mahalle düzeyinde ve farklı kurumları (belediyeler, sivil toplum kuruluşları, okullar vb.) dahil ederek geliştirilecek modeller ve pilot çalışmalar önemli. Yoksullukla mücadele alanında yapılan çalışmalarda merkezi ve yerel düzeydeki kamu kurumlarının dahil edilmesi kritik rol oynuyor.
    • “Derin yoksulluk” nesilden nesle aktarılıyor ve devamlılık gösteriyor.
    • Çalışmalarına salgın döneminde başlayan Derin Yoksulluk Ağı (DYA) destekçilerle ihtiyaç sahibi aileleri eşleştirerek 2.000 ihtiyaç sahibi ailenin bebek bezi, mama ve gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlarının karşılanmasına olanak sağladı. Bu kapsamda, Derin Yoksulluk Ağı ekibi bizzat sahada ziyaretler yaparak ailelerin ihtiyaçlarını tespit ediyor, bu ihtiyaçlar listelenerek destekçilere iletiliyor ve destekçilerin sanal marketlerden yaptığı alışveriş yoluyla ihtiyaç sahiplerine yardım ediliyor.
    • DYA birlikte çalıştığı ailelerin profiline ilişkin bir araştırma üzerinde çalışıyor. İstanbul’un Ataşehir, Beyoğlu, Çekmeköy, Fatih, Şişli, Ümraniye, Esenyurt ve Avcılar ilçelerinde toplamda 103 hanede gerçekleştirilen araştırmaya göre, hanelerin %64’ü gelirlerini hurda toplayıcılığı, tekstil işçiliği, temizlik görevlisi, seyyar satıcılık gibi güvencesiz günlük işlerden elde ediyor. Ailelerin aylık gelirleri 700-800 TL arasında ve en büyük gider kalemi 400-450 TL ile kira giderleri.
    • Yerel ve merkezi yönetimlerin salgın sırasındaki destekleri, standart gıda kolisi ile sınırlı. Oysa her hanenin ihtiyacı yaşayanların durumuna göre (bebekler, çocuklar, hastalar, yaşlılar vb.) farklılaşıyor.
    • Salgının en temel etkisi eşitsizlikleri arttırarak yoksulluğu derinleştirmesi. Salgın sürecince ertelenen faturalar ya da işten çıkartma yasakları sorunu ortadan kaldırmıyor, sadece erteliyor. Salgın sonrasında evsizlik, okul terki ve çocuk işçiliği, gıdaya erişememe gibi önemli sorunların daha da artması bekleniyor.

Dem Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı ve bu alanlarda sürdürülebilir çözümler üretmeyi hedefleyen Dem Derneği, işiten toplum ile sağır toplum ve işitme engelliler arasında acıma duygusundan uzak ve istihdamı destekleyen diyalog alanları yaratmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde desteklemeye başladığımız Dem Derneği, bu hibeyle insan kaynağını ve teknik altyapısını güçlendirerek proje geliştirme kapasitesini artırmayı hedefliyor. Dem Derneği Koordinatörü Ayşe Damla İşeri Sunman ile derneğin yarattığı diyalog alanlarını, işaret dili ile tanışmak ve öğrenmeye başlamak isteyenler için ücretsiz bir kaynak olarak hayata geçirdikleri Bukalemun.co’yu ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

Toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı amaçlayan Dem Derneği’nin kuruluş hikayesinden ve bu hedef doğrultusunda yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Tabii ki. Dem Derneği olarak 2014 yılında toplumsal zıtlıklar arasında diyalog alanları yaratmayı hayal ederek yola çıktık. Meselemiz ise aslında kendimizden farklı olan ve önyargı beslediklerimiz ile bir araya gelmiyor olmamızdı.

Başlamak için bir zıtlık teması belirledik. Her şey olabilirdi aslında. Gençler ve yaşlılar arasındaki iletişimsizlik de bir tema olabilirdi, köpek korkusu olan bireyler ile köpekler arasındaki iletişimi geliştirmek de…

Biz toplumda görünmez olduğunu düşündüğümüz işitme kaybı olan ve olmayan bireyler arasında diyalog alanları yaratarak iletişime katkı sağlamak için yola çıktık. Sanırım buradaki iletişimsizliğin göreceli olarak daha somut bir başlangıç olacağını düşündük çünkü iletişimsizliği anlatmak çok kolay değil.

Çalışmalara, işaret dili eğitimleri ve işitme engelli ve sağır bireyleri eğitimlerde işaret dili öğreticisi olarak öğrencilerle karşılaştırarak başladık; şimdi bunu çevrimiçi yapmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar toplamda %90’dan fazlası 18-35 yaş aralığında olmak üzere 1.300’ün üzerinde kişi Dem Derneği’nin sağır ve işitme engelli eğitmenleri aracılığıyla işaret dili ile tanıştı ama daha da önemlisi sağır ve işitme engelli bir birey ile iletişime geçti.

2016-2018 yıllarında faaliyet gösteren, sağır ve işitme engelli bireylerin de çalıştığı demgoodcoffee adıyla bir kahve dükkanı açtık. Buradaysa her ay ortalama 1.000 kişinin kahve siparişi verirken işitme engelli ve sağır bir birey ile iletişime geçmesini sağladık.

Bunun dışında özel sektör ile birçok iş birliği yaptık ve farklı diyalog alanları tasarladık. En önemlisi yarattığımız tüm diyalog alanlarında meseleleri deneyimle keşfetme ve kolektif çözüm üretme şansımız oldu. Bu nedenle sürdürülebilir çözümler üzerine de çalışıyoruz. Örneğin devlet koruması altındaki işitme engelli ve sağır çocuklar için savunuculuk yapıyoruz ve işitme kaybı olan bireylerin etkin bir Türkçe ile yazılı olarak iletişim kurmaları erişilebilir ve açık kaynak eğitim içerikleri üretiyoruz.

Kısacası aslında ne kadar engellilik alanında çalıştığımız düşünülse de aslında hedefimiz toplumu farklı olanla iletişime ve iletişime açık olmaya teşvik etmek ve ‘‘Daha iyi nasıl iletişim kurabiliriz?’’ sorusunun cevabını bulmak.

Dem Derneği, öncelikli olarak sağır toplum ve işitme engellilerle yönelik olarak çalışmalar yapıyor. Birlikte çalıştığınız grupların karşılaştıkları sorunlar ve ihtiyaçları konusunda bilgi verebilir misiniz?

İşitme engelli ve sağır bireylerin en temel sorunu aslında heterojen bir grup olmaları, iletişim yollarının farklı olması ancak bu farklılıklara dair farkındalığın olmaması. Mesela işitme kaybı olan bir birey sesleri duyabilmek için işitme cihazı kullanabilir, implant kullanabilir veya herhangi bir cihazdan faydalanmıyor olabilir. Herhangi bir cihaz kullanıyor olmaları, sesleri her zaman ve her ortamda net duydukları ve tam anladıkları anlamına gelmiyor olabilir. Kimi zaman yazıyla kimi zaman dudak okuma ile iletişimlerini desteklemeleri daha rahat ve kolay da olabiliyor. Bazen ise sadece işaret dili kullanıyorlar veya iletişim sırasında işaret dilinden destek alabiliyorlar. Bu farklılıklara göre eğitim başta olmak üzere sağlık ve diğer tüm haklara ulaşmaları erişilebilir şekilde kurgulanmadığı için sıkıntı yaşıyorlar. Yani, aslında ihtiyaçları sadece her alanda iletişim.

Türk İşaret Dili öğrenimini yaygınlaştırmak amacıyla çevrimiçi bir platform olan Bukalemun.co’yu hayata geçiriyorsunuz. Bukalemun.co nasıl bir ihtiyaca cevap veriyor ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Bukalemun.co her şeyden önce işaret dili ile tanışmak ve öğrenmeye başlamak isteyenlerin istediği yerde ve istediği zamanda bunu ücretsiz olarak yapabilmesini sağlıyor. Ücretsiz eğitim videoları dışında Bukalemun’un en önemli değer önerisi kişilerin kendini test edebilmesi.

Ancak asıl olarak hedefimiz ve şu an arka tarafta yaptığımız tüm geliştirmeler sağır ve işitme engelli istihdamına katkı sağlamaya yönelik. Sağır ve işitme engelli bireylerin %73.2’si maalesef çalışmıyor. Bu dilin öğreticisi olmak sağır ve işitme engelli bireyler için bir istihdam alanı. Bu doğrultuda, dernek olarak kurulduğumuz günden bu yana önceliğimiz sağır ve işitme engelli bireylere istihdam sağlayarak eğitim vermek. Şu an Türkiye’nin neresinde olursa olsun yediden yetmişe isteyen tüm sağır ve işitme engelli bireylerin Bukalemun aracılığı ile işaret dili öğreterek para kazanabilecekleri bir sistem kurmaya çalışıyoruz. Bu sadece istihdam sağlamayacak, aynı zamanda işaret dili kullanımını da gerçekten iletişimde kullanılabilecek şekilde yaygınlaştıracak.

Anlamamız Lazım projesi kapsamında sağır ve işitme engelli bireylerin COVID-19 salgını sürecinde yaşadığı sorunlar ile ilgili bir çalıştay serisi düzenliyorsunuz. Bu çalıştaylarda salgının etkisine ilişkin öne çıkan konular neler oldu? Dem Derneği olarak bu sorunların çözümü için çalışmalar yapıyor musunuz?

Henüz projenin sonuç raporunun yayımlanmaya hazır hale gelmesi aşamasındayız. Bu nedenle çözüm için henüz çalışmaya başlamadık ancak tespitlerimiz ve çözüm önerilerimiz tabii ki var.

Salgına özgü olmamakla birlikte işitme engelli ve sağır bireylerin bireysel farklılıklarının farkındalığının olmaması ve bu farklılıklarla iletişimin farklı yollarının bilinmemesi salgın sürecinde her alanda tüm işitme kaybı olan bireyler için ortaya çıkan temel mesele oldu. Farklı iletişim yolları kullansalar ve farklı ihtiyaçları olsa da; işitme engelli ve sağır bireylerin salgın sürecindeki diğer bir ortak meseleleri ise maskeli ve çevrimiçi hayat. Maskeyle ve bilgisayardan gelen sesler ile iletişim zor olabiliyor. Türk İşaret Dili ana dili olan veya birincil olarak bu dili kullanmayı seçen bireylerin ise, yine salgın sürecine özel olmamakla birlikte, bu süreçte önemi daha da anlaşılan meselesi tercüman eksikliği.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 dönemde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları hangileri olacak? Kurumsal kapasitenizi geliştirmek üzere bu başlıklarda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu hibe desteğiyle işaret dili ile içerik üretmek için insan kaynağımızı artırarak ve gerekli teknik altyapıyı kurarak proje geliştirme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Böylelikle hem kurumsal iş birliği potansiyelimizi artıracağız hem de özellikle bukalemun.co sosyal girişimi için kaynak geliştirme faaliyetlerine daha hızlı bir şekilde başlayabileceğiz.

İnsan kaynağı ve teknik altyapı, sağır bireylerle olan iletişim kapasitemizi de artıracak, geri dönüşlerimizi hızlandıracak, kaynağa ve bilgiye erişim için içerik üretebilmemizi sağlayacak. Daha net söylemek gerekirse kendi stüdyomuzu kuracağız ve ana dili işaret dili olan bir kişiyi istihdam ederek hem mevcut projelerimiz için hem de yeni çalışmalarımız için işaret dilinde içerikler üreteceğiz. Üretme potansiyelimiz olan bazı içerikleri de öncelikli olarak özel sektör ile kuracağımız iş birlikleri ile geliştirmeyi hedefliyoruz.

Bunlara ek olarak, bu süreci farklı hangi diyalog alanlarında çalışmalar yapabileceğimizi kolektif olarak tartışmak ve bu konuya kafa yormak için de kullanmayı istiyoruz. En başta dediğim gibi aslında hedefimiz toplumu farklı olanla iletişime ve iletişime açık olmaya teşvik etmek ve ‘‘Daha iyi nasıl iletişim kurabiliriz?’’ sorusunun cevabını bulmak. Bunun için işitme engelli ve sağır bireylerle iletişim alanlarını geliştirmeye devam ederken bir yandan başka alanlarda da çalışmaya başlamak için adımlar atmak istiyoruz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuruları sona erdi.

Fona toplam 28 STK başvuruda bulundu ve yapılan başvuruların 21’i dernek, 1’u vakıf, 3’ü kooperatif, 1’i üniversite, 1’i kamu kurumu ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Bursa, İstanbul ve İzmir olmak üzere 4 ilden başvuru alındı. İzmir Depremi Acil Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe miktarı ise 2.235.310 TL oldu.

Çocuk Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona toplam 62 STK başvuruda bulundu ve yapılan başvuruların 48’i dernek, 9’u vakıf, 3’ü kooperatif, 1’i üniversite ve 1’i federasyon tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona aralarında Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Diyarbakır, Giresun, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Mardin, Mersin, Rize, Siirt ve Şırnak’ın yer aldığı toplam 17 ilden başvuru alındı. Çocuk Fonu’ndan talep edilen toplam hibe miktarı ise 4.332.407 TL oldu.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, STK’ların bir proje çerçevesinde sahada yürüttükleri çalışmaları ve bu çalışmaların hayata geçirilmesi için gerekli olan operasyonel giderleri karşılamak üzere hibe desteği sağlanacak. Dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 200.000 TL olan İzmir Depremi Acil Destek Fonu ile STK’lar tarafından sahada tespit edilen acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta ve uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için de destek verilecek.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu’na başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması beklenir:

• Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif, vb.)
• Depremin sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri deprem sahasındaki ihtiyaçları temel alan bir ihtiyaç analizine dayandırmış olmak (Örneğin: bu ihtiyaçlar karşılanırken sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkan saha operasyonuyla ilgili kurumsal masraflar, sahada sivil toplumun oluşturduğu iş birliklerini destekleyecek çalışmalar ya da diğer acil yardıma yönelik faaliyetler)
• Başvuruyu en az 70.000 TL en fazla 100.000 TL’lik detaylandırılmış bir bütçe ile yapmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri kapsayan bir zaman planı sunmak

Bölgedeki ihtiyaçlarının aciliyeti ve sahada çalışan STK’ların yoğunluğunu göz önünde bulundurularak, İzmir Depremi Acil Destek Fonu için uygulanan başvuru süreçleri diğer fonlarımıza kıyasla daha basit olacak ve daha hızlı şekilde sonuçlandırılacaktır.

Başvuru yapmak isteyen kuruluşların İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuru formunu 11 Kasım 2020 Çarşamba günü saat 10:00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Fon hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci ve başvuru koşulları) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.