All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 9 STK’ya toplam 688.440 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve yapacakları çalışmalara ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Açık Alan Derneği: Sosyal, ekonomik ve kültürel olarak farklı kesimlerden başta gençler olmak üzere kadınlara ve çocuklara yönelik hak temelli bir bakış açısı ile eğitim alanında çalışmalar gerçekleştiren Açık Alan Derneği, Çimenev Bilim Sanat Merkezi’nde ekonomik olarak risk altındaki çocuklara yönelik okul devamsızlığını önlemek amacıyla faaliyetler yürütüyor. Dernek, yoksullukla mücadele etmek amacıyla hayata geçirdiği Derin Yoksulluk Ağı ile salgın sürecinde temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanan ailelerle bağışçıları buluşturan bir platformun yürütücülüğünü de yapıyor. Kurumsal Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ile beraber desteklediğimiz Açık Alan Derneği, kaynak çeşitliliğini artırmak ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışmalar yapacak.

Bütün Çocuklar Bizim Derneği: Okul öncesi ve ilkokul birinci sınıftaki çocukların eğitimsel ve yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesine destek olmak amacıyla okullarda çalışmalar gerçekleştirerek çocukların sağlıklı gelişimlerine katkı sunan dernek, bu alandaki ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik ve kültürel her türlü engele karşı mücadele ediyor. Bütün Çocuklar Derneği, Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile bütünsel yönetim yaklaşımını kuvvetlendirmek amacıyla organizasyon yönetimi başlığı altında çalışacak.

Dem Derneği: İşiten toplum ile işitmeyen toplum arasında acıma duygusundan uzak diyalog alanları yaratmayı ve kolektif şekilde çözümler üretmeyi amaçlayan Dem Derneği, iletişim seminerleri ve farklı paydaşlıklar ile çeşitli farkındalık faaliyetleri düzenliyor ve Türk İşaret Dili eğitimlerini dijitalleştirdikleri sosyal girişimleri bukalemun.co ile Türkiye’deki herkesin işaret dili bilgisini kazanmasını sağlıyor. Dem Derneği, Kurumsal Destek Fonu kapsamında verdiğimiz hibe ile derneğin dijital platformlara yönelik proje geliştirme kapasitesini artırmak üzere çalışmalar gerçekleştirecek.

Rengarenk Umutlar Derneği: Rengarenk Umutlar Derneği, başta Sur bölgesi olmak üzere Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. Dernek, Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile çalışmalarında, sahada ve çocuk hakları alanındaki sosyal etkisini ölçmek üzere kurumsal kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor.

Tarih Vakfı: Tarih Vakfı, Türkiye’de bireylerin tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Bu amaçla, tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çok sesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Tarih Vakfı, Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibe ile finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere yeni kaynak modelleri geliştirmek için çalışmalar yapacak.

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (TTM): Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan TTM, bölge sakinlerinin kent yaşamına eşit katılımını desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. TTM, Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için kaynak geliştirme ve iletişim alanında çalışmalar yapmayı planlıyor.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği: Tekstil işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini amaçlayan Temiz Giysi Kampanyası Derneği tekstildeki çalışma şartları, üretim metotları ve kullanılan kimyasallar hakkında araştırmalar yapıyor; tüketici aktivizm kampanyaları düzenliyor; markalar, işçi sendikaları, STK’lar ve devlet kurumları ile savunuculuk ve lobicilik faaliyetleri düzenliyor, daha fazla işçinin meslek hastalıklarından korunma ve tedaviye erişebilmesi için bilgilendirme çalışmaları yürütüyor. Temiz Giysi Kampanyası Derneği, Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile iletişim stratejisi oluşturmak ve uygulamak için çalışacak.

Toy Gençlik Derneği: Toy Gençlik Derneği (TOY), gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını, gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel konularda yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yürütüyor. TOY, fon kapsamında sağladığımız hibe ile derneğin gençlik alanı ile ilgili savunuculuk ve lobicilik faaliyetlerini çevrimiçi olarak sürdürmeyi ve geliştirmeyi planlıyor.

Yeryüzü Derneği: Sürdürülebilir yaşam prensiplerinin hayata geçirilmesini, ekolojik, paylaşımcı ve doğayı koruyan toplum yaratılmasını sağlamak amacıyla çalışan Yeryüzü Derneği bu kapsamda kent bahçeleri ve gıda toplulukları oluşturuyor, tohum takas ve ileri dönüşüm şenlikleri düzenliyor, bu konularda kampanyalar, çalıştaylar ve eğitim faaliyetleri düzenliyor. Kurumsal Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe sağladığımız dernek iletişim alanında kurumsal kapasitesini iletişim geliştirmeyi hedefliyor.

KuzeyDoğa Derneği Göçmen Kuşların Peşinde Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerinin doğa alanlarında biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan KuzeyDoğa Derneği, bölgedeki canlı çeşitliliğini ortaya çıkarma ve etkin koruma konularında çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor. KuzeyDoğa Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe verdiğimiz Göçmen Kuşların Peşinde projesini tamamladı. Aras Nehri vadisinde kuşların göç yolu üzerinde yer alan Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde kuş halkalama ve uydu vericisi ile takip çalışması yapan KuzeyDoğa Derneği’nin Bilim Koordinatörü Uzman Biyolog Emrah Çoban ile kuş halkalama çalışmalarını, derneğin ulusal ve uluslararası alandaki iş birliklerini ve COVID-19 salgını ile başlayan sürecin çevre koruma çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile gerçekleştirdiğiniz Göçmen Kuşların Peşinde projesini yakın zamanda tamamladınız. Bu projenin amacı ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Aras Kuş Halkalama ve Araştırma Merkezi’miz, Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Yukarı Çıyrıklı köyünde, Aras Nehri kıyısında. Afrika-Avrasya kuş göç yolu üzerinde ve göçmen kuşların beslenmek, dinlenmek ve üremek için kullandıkları çok önemli bir sulak alanda yer alıyor.

Merkezimizde her yıl ilkbahar ve sonbahar sezonlarında toplam 6-7 ay kuş halkalama çalışması yürütülüyor. Bu çalışma ile alandaki kuş varlığı tespit ediliyor, yıllara göre değişimi izlenebiliyor ve kuş göç yolları hakkında bilgi ediniliyor.

Kuş halkalama, kuşlara zarar vermeyen çok ince ağlarla kuşları yakalayıp, her birinde özgün bir numara olan ve kimlik niteliği taşıyan, hafif, paslanmaz, alüminyum halkaları kuşların bacağına takarak kuş göçlerini ve kuş sayılarındaki değişiklikleri takip etmek anlamına gelir. 100 yıldan fazla bir süredir birçok ülkede milyonlarca kuş bu yöntemle araştırılıyor. Üzerinde kuşun halkalandığı ülkenin adını ve ülke halkalama merkezinin adresini taşıyan bu halkalar, halkalı bir kuş tekrar yakalanırsa veya ölüsü bulunursa, kuşun nereden geldiğini göstermiş oluyor. Halkalama istasyonlarında tür tanımı, kuşları halkalama (kimlik), cinsiyet ve yaş belirleme, kanat ve kuyruk ölçümleri, ağırlık ve yaş oranı, tüy değişme durumu ve yön bulma deneyleri yapılıyor ve başta okul çocukları olmak üzere ziyaretçi eğitimleri gerçekleştiriliyor.

Kuş halkalama çalışmalarının yanı sıra merkezimizde, bazı kuşlara uydu vericisi de takıp göçlerini daha detaylı olarak takip ediyoruz. Ayrıca bölgedeki sulak alanlarda düzenli kuş gözlemi ve sayımı yaparak, kuş varlığını düzenli olarak izliyor ve takip ediyoruz.

Kuşlar doğal dengenin devamlılığı için çok önemli canlılar ve çok sayıda ekolojik işlevi yerine getiriyorlar. Ayrıca kuşların göç davranışları, bizlere iklim değişikliği ile ilgili önemli veriler sunuyor. Yürüttüğümüz bu faaliyetlerin ancak düzenli olarak tekrarlanması sonucunda yıllar içinde anlamlı analizler yapabilecek veriler elde ediyoruz.

Dernek başkanımız Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu’nun 2005 yılında keşfettiği Aras Nehri Kuş Cenneti’nde 15 yıldır aralıksız her sezon yaptığımız kuş halkalama ve takip araştırmalarında şimdiye kadar 120.000’den fazla kuş halkaladık ve 300 kuş türü kaydettik. Türkiye’deki tüm kuş türlerinin %62’sini oluşturan bu sayı, Aras Nehri Kuş Cenneti’nin Türkiye sınırları içinde ve Samsun-Adana hattının doğusunda en çok kuş türüne sahip olan yer olduğunu gösterdi. Doğu Anadolu’nun en zengin kuş cenneti olan Iğdır Aras Nehri Kuş Cenneti, 2013’de verdiğimiz dilekçeye cevaben Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Doğu Anadolu’nun ilk Tabiatı Koruma Alanı olmaya layık görüldü. Ancak tüm çabalarımıza rağmen bu statü halen resmiyete kavuşmadı.

KuzeyDoğa Derneği çalışmalarını Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren birçok kurum ve kuruluşla iş birliği halinde gerçekleştiriyor. Bu iş birliklerinin kapsamı ve çalışmalarınıza katkıları hakkında bilgi verebilir misiniz?

KuzeyDoğa Derneği olarak çalışmalarımızı Tarım ve Orman Bakanlığı , Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü izni ile yürütüyoruz. Bu yıl derneğimiz SEO/BIRDLIFE İspanya ile Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi çalışmalarını ortak yürütmüştür. Hem “Bozayı (Ursus Arctos), Kurt (Canis Lupus), Vaşak (Lynx lynx) Yakalama ve Takip” projemiz hem de “Göçmen Kuşların Peşinde” projemiz kapsamında yurtiçi ve yurtdışı üniversiteler ve alanında uzman kişilerle iş birliği içindeyiz. Şu an aktif olarak Utah Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Zagreb Üniversitesi ve Iğdır Üniversitesi ile hem sahada hem de analiz aşamasında iş birliklerimiz sürüyor.

Farklı konularda alanında uluslararası tanınırlığa sahip uzmanların ayrı ayrı katkıları çalışmalarımız için çok önemli ve çok değerli. Bu iş birlikleri, çalışmaya katılanlar arasında bilgi ve deneyim aktarımı için de çok değerli imkanlar sunuyor.

COVID-19 salgınıyla başlayan süreçte alınan tedbirlerin çevreye olumlu etkilerine dair haberler son zamanlarda çok fazla gündeme geldi. KuzeyDoğa Derneği’nin çalışma alanları açısından değerlendirdiğinizde bu tür olumlu bir tablodan bahsetmek mümkün mü? Bu olumlu etkinin devam edebilmesi için neler yapılmalı?

İklimsel ve çevresel değişimleri kısa vadede değerlendirmek bizi gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Bu nedenle bu değerlendirmeyi yapmak için daha uzun zaman aralığına ait verilerin olması gerekli. Küresel çapta yapılan analizler, bu olumlu etkilerin genellikle geçici olduğunu, birçok şehirde hava kirliği miktarının COVID-19 öncesi seviyelere ulaştığını ve tüm kısıtlamalara rağmen dünya çapında sera gazı emisyonlarının bu sene 2019’a göre sadece %6 düşeceğini gösteriyor. Yayınlanmaya başlayan bilimsel makaleler, kamuoyunun gözlemlediği birçok “olumlu etkinin” esasında insanların daha önce de bölgede yaşayan yaban hayatını yeni yeni fark etmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Ne yazık ki KuzeyDoğa Derneği’nin de tecrübe ettiği gibi COVID-19 salgını sebebiyle uygulanan sivil toplum, araştırma, ekoturizm ve doğa koruma faaliyetlerinin durdurulmaları ve kısıtlanmaları; zaten kanuna uymayan kaçak avcılık, kaçak inşaat ve diğer doğaya zarar veren faaliyetlerin daha da rahatlıkla yapılmasına imkan verdi, uzun süreli yaban hayatı takip ve koruma çalışmalarını durdurdu ve bu kritik süreçte yaban hayatının tepkilerinin bilimsel çalışmalarla ölçülmesini büyük ölçüde engelledi. Ayrıca COVID-19’un yarattığı ekonomik kriz, doğa koruma örgütlerini oldukça olumsuz şekilde etkiledi ve acil desteklere gerek doğurdu. Science dergisinde yayınlanan makaleden konunun ayrıntılarına dair bilgi edinilebilir.

Derneğimizin görüşü, COVID-19 salgını kaynaklı kısıtlamalarının uzun vadede doğaya net etkisinin negatif olacağı ve uzun süreli doğa koruma ve araştırma çalışmalarına zarar verdiği yönünde. Bu süreçteki tek tesellimiz; fotokapan, uydu takip ve kuş halkalama çalışmalarıyla bölgedeki yaban hayatını 15 yıldır takip eden derneğimizin, bu verilerle COVID-19 sebebiyle insan faaliyeti kısıtlamalarının yaban hayatına etkisini ölçen uluslararası bilimsel çalışmalara davet ediliyor ve katkı sunuyor olması.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum KuzeyDoğa Derneği’nin çalışmalarını ne şekilde etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını önlemleri kapsamında dernek olarak 2020 ilkbahar-yaz dönemindeki çalışmalarımıza gönüllü alımını durdurmuştuk. “Kontrollü sosyal hayat” olarak adlandırılan dönem ile beraber sonbahar kuş halkalama çalışmamız için gönüllü alımına başlamakla beraber, devam eden riski azaltmak adına 15 günlük gönüllü çalışma süresini 21 güne çıkararak, gönüllü sirkülasyonunu azaltma yoluna gittik.

Ayrıca yöredeki okullarda yürütmekte olduğumuz eğitim çalışmalarımızı da yine şartlar dolayısıyla gerçekleştiremedik. Eğitim yerine, bir fon desteği ile daha önce bastırıp eğitimlerde dağıttığımız doğal hayat üzerine bilgiler içeren “Birbirimize İhtiyacımız Var” çocuk kitabını tekrar bastırıyoruz. Kitabı çocuklara ulaştırarak, doğa eğitimi açığını bir nebze kapatmayı hedefliyoruz.

Bunun yanında, bölge halkının doğadan sürdürülebilir gelir kazanması için yürüttüğümüz köy tabanlı ekoturizm faaliyetleri de 2020’de durma noktasına geldi. Arazi çalışmalarımızın başlama ve bitiş zamanları da COVID-19 döneminde ulusal ve uluslararası kısıtlamalardan dolayı değişiklik gösterdi.

KuzeyDoğa Derneği’nin gelecek dönemdeki öncelikleri neler olacak ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Çalışmalarımızı düzenli olarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Doğa koruma çalışmalarında alanın ve dolayısıyla alandaki değişikliklerin yıllar bazında izlenebilmesi çalışmanın sürekliliği ile mümkündür. Hem bilimsel çalışmalarda hem de eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarında etkili yöntemlerle çalışmalarımızı sürdürmeyi ve etkin lobicilik ve savunuculuk çalışmaları yürütmeyi hedefliyoruz.

En önemli önceliğimiz ise dilekçeler, çevresel komisyon toplantıları ve diğer resmi girişimlerle Kuzeydoğu Anadolu’da daha fazla doğal alanın resmi koruma altına alınması ve hali hazırda koruma statüsüne sahip alanların da daha etkin koruma sağlayan statülerine terfi ettirilmesi olacak.

Kültür Sanat Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

Kültür Sanat Fonu ile kültür-sanat kurumları ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’ların, dayanışmayı temel alan ve teknolojinin imkânlarından faydalanan yeni işbirliği modelleri yaratmaya, önümüzdeki dönemin ihtiyacını karşılayacak yaklaşım ve uygulamaları keşfetmeye yönelik çalışmalarına destek sağlanacak. Bu çerçevede, başvuru yapan kuruluşların aşağıda örnekleri sunulan alanlardaki proje fikirlerine veya kurumsal gelişimlerine destek verilecektir:

  • Salgın döneminin koşullarına uygun kurgulanan yeni etkinlikler ve/veya formatlar (evden erişilebilen, sosyal mesafe kurallarına uyumlu vb.),
  • Kültür-sanat profesyonellerinin (sanatçılar, yöneticiler, aktivistler vb.) salgın döneminde üretim ve paylaşımlarını sürdürebilmeleri için gerekli fiziksel ve/veya teknolojik araçlara erişiminin sağlanması ve bu araçların kullanımına yönelik eğitim faaliyetleri,
  • Kültür-sanat alanında uzun dönemli etkileşim, ortak çalışma ve işbirliklerinin önünü açacak yerel, ulusal ve uluslararası ağların oluşturulması veya sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik faaliyetler/projeler,
  • Yukarıdaki maddeler dışında kalan ancak benzer alanları içeren ve sanatsal üretimin sürdürülebilirliğini ve alandaki dayanışmayı önceliklendiren türdeki faaliyetler.

Kültür Sanat Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 80.000 TL talep edebilirler.  Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen,
  • 2019 yılından beri sahada aktif olarak çalışan,
  • 2019 yılı gelirleri 30.000 TL ile 1.500.000 TL arasında olan,
  • Kültür-sanat kurumları ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’lar.

Kültür Sanat Fonu’na başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu 25 Eylül 2020 saat 18:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kültür Sanat Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Doğa ve Çevreyi Koruma Yaşatma Derneği ile Çalışmalarını Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Doğa ve Çevreyi Koruma Yaşatma Derneği (DOĞÇEV) doğal hayatın ve ekolojik dengenin korunması amacıyla özellikle sokak hayvanlarının tedavi edilmesi, beslenmesi ve aşılanması konusunda çalışmalar yapıyor. DOĞÇEV Başkanı Behiye Fatma Eryılmaz ile derneğin çalışmalarının, sokak hayvanlarının korunması ve durumlarının iyileştirilmesi için alınması gereken tedbirleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Doğa ve Çevreyi Koruma, Yaşatma Derneği’nin amaçlarını ve bu doğrultuda yaptığınız çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

Doğa ve Çevreyi Koruma, Yaşatma Derneği, 2005 yılında doğal hayatın ve dengenin korunması amacıyla doğayı ve doğadaki her türlü canlıyı korumaya ve yaşatmaya çalışmak, bozulma veya yok olma riskini önlemek, doğa ve hayvan sevgisini yaymak ve bu amaçla sosyal, bilimsel, ekonomik ve kültürel alanlarda çalışmalar yapmak üzere kuruldu. Bu amaçlar doğrultusunda Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Şube Müdürlüğü’nce yürütülen Hatıra Ormanı kampanyası kapsamında derneğimize tahsis edilen arazinin ağaçlandırılması çalışmalarına başladık ve her yıl yüzlerce ağaç dikerek ağaçlandırma faaliyetlerimize devam ediyoruz. Arazimiz çok güzel bir yerde olmakla beraber arazi inşaat atıklarıyla doldurulduğu için ağaç dikimine uygun bir alan değil. Ancak biz, kepçelerle büyük çukurlar açtırıp getirdiğimiz toprakla bu çukurları doldurup araziyi ağaç dikimine uygun hale dönüştürüyoruz. Farkındalık yaratmak amacıyla, özellikle ilköğretim, lise ve üniversiteli doğaseverlerle hatıra ormanımıza ağaç dikme etkinlikleri de düzenliyoruz. Ormanımız içinde 250 sahipsiz kedinin barınabileceği dört bölümden oluşan ısıtmalı ve bahçeli kedi evimiz ve 60 sahipsiz köpeğin barınabileceği köpek kulübelerinin bulunduğu beş adet köpek bahçesi bulunuyor. Buradaki dostlarımızın kısırlaştırma işlemleri, rutin aşı ve sağlık kontrolleri veterinerimiz, düzenli bakım ve temizlik işleri ise sorumlu personellerimiz tarafından yapılıyor.

Özellikle sahipsiz hayvanların korunması, rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, aşılatılması ve sahiplendirilmeleri ile doğadaki canlıların yaşatılması ve ekolojik dengenin korunması için çalışıyoruz. İmrahor deresi etrafında ve Ankara’nın çeşitli bölgelerindeki doğal alanda yaşayan tüm canlara yönelik olarak da bölge beslemesi ve kurtarma faaliyetleri yürütüyoruz. Dernek alanımızın içinden geçen İmrahor Deresinde yaşayan ve kışın donma tehlikesi ile karşılaşan yaban tavukları, karabatak ve ördeklerin de korunmasını da sağlıyoruz. DOĞÇEV olarak sahipsiz hayvanların kafeslenmiş barınaklara değil, doğal yaşam alanlarına ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.

“Önce Can” sloganı ile çalışan derneğimiz, çocuklar başta olmak üzere toplumun her kesimine doğa ve canlı sevgisini aşılamak ve yaymak amacıyla çeşitli eğitici faaliyetlerde ve etkinliklerde bulunuyor. Geçtiğimiz yıllarda doğa ve hayvan sevgisini aşılamak amacıyla okulları ziyaret ettik, gösteriler yaptık, okullarla ortak yürüttüğümüz projeler gerçekleştirerek hayvan hakları ve doğa konusunda farkındalık yarattık. Şu anda arazimizde bulunan baykuş ailesi, Bilis İlköğretim Okulu’ndaki minik doğa ve hayvansever arkadaşlarımızın çalışması sonucu yaptıkları kuş evinde yaşıyor.

Sokak hayvanlarının yaşam hakkına saygı gösterilmesi konusunda toplumda bilinç oluşturabilmek adına işletmelere yapıştırmak üzere çıkartmalar yaptırdık. Ayrıca bireysel olarak bu farkındalığa sahip olan dostlarımız için de arabalarına yapıştırmaları için çıkartmalarımız mevcut. Bunların ötesinde yaşam hakkına saygı konusunda, hayvan haklarının ihlali konusunda ve doğaya verilen tüm zararlar konusunda yüksek bilince sahip olmamız sebebiyle bir nefer gibi çalışıyoruz.
Kedi evinde bulunan kedilerimiz doğal ortama alıştığı için sahiplendirme kapsamında değerlendirilmiyor. Diğer taraftan sahipsiz yavru kedi ve köpekler hastalıklara karşı savunmasız olduğundan, aşıları tamamlanmadan ve kısırlaşmadan kedi ve köpek evimize kabul edemiyoruz. Sahiplendirebileceğimiz yavru kedi ve köpekleri ise geçici yuvalarda misafir edip sahiplendiriyoruz. Yavrularımız bakımları yapılarak ve aşılama şartıyla sahiplendiriliyor.

Türkiye’de sahipsiz sokak hayvanlarının yaşam hakları tehlike altında ve çoğu zaman yerel dayanışmalar ile barınma, yiyecek ve diğer bakım ihtiyaçları karşılanıyor. Sokak hayvanlarının durumlarının iyileştirilmesi konusunda ne tür tedbirler alınmalı veya hangi yasal değişiklikler yapılmalı?

Ağzı dili olmayan sokak hayvanlarımız bize emanettir. Ancak, biz bu emanete ne yapıyoruz?

Belli bölgelerde besleme yapan hayvanseverler olarak yaz kış mücadele veriyoruz. Hali hazırda çok zor temin edilen yiyecekleri onlara ulaştırmak kolay değil. Ancak, evlatlarımız kabul ettiğimiz canlarımızın bu sefaleti yaşaması vicdanları yaralıyor. Bir de bu hayvanları şikayet üzerine kendilerine ait olan bu sokaklardan alarak meçhule götürmek yapılmaması gereken bir şey.

Rehabilite Merkezleri barınak olarak kullanılmaktan çıkmalı ve sadece hasta ve saldırgan olan hayvanlar orada tedavi edilmeli. Belediyeler, sokaktan aldıkları canları aşılayıp kısırlaştırdıktan sonra alındıkları yerlere tekrar bırakmalı. Canlarımızın popülasyonu öldürmekle azaltılamaz. Önerdiğimiz bu adımlar kanunlaştırılır ve icra makamlarınca uygulanırsa ömürleri bir veya iki yıl olan sokak hayvanlarımız kısa bir sürede azalacak ve yaşamları hak ettikleri düzeyde olacaktır.

Sokak hayvanları ülkemizde gün geçtikçe artıyor ve maalesef alınan önlemler yetersiz kalıyor. Sokak hayvanlarımız bir vahşeti yaşıyor. Bunda hepimizin payı büyük. Sokak hayvanlarının oluşumunda büyük katkısı olan ev hayvanlarına çip takılarak sokağa atılmasını engellemek için iyi bir adım atıldı. Yalnız, alacağımız önlemler eşzamanlı olmalı ve eksik kalmamalı . Önerdiğimiz yasal önlemleri ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Pet ve yabani hayvanların (Türkiye’ye uyum sağlayamayanların) ithal edilmemesi.
  • Gümrüklerden kaçak hayvan sokulmasının engellenmesi.
  • Üretim çiftliklerinin denetlenmesi ve üretimin bir süre engellenmesi.
  • Evcil hayvan dükkanlarında hayvan satışının engellenmesi.
  • Yeni çıkan yönetmelikte de belirtildiği gibi ev hayvanlarına çip takılması.
  • Belediyeler tarafından sırasıyla önem arz eden, sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp, aşılanıp, eşzamanlı çip uygulamasına geçilmesi ve bu çipler sayesinde hastalıklarının takibi ve aşıların tekrarının yapılması.

Bu adımları bir seferberlik anlayışı içinde yapmazsak çalışmaların anlamsız kalacağını düşünüyoruz.

Sokak hayvanlarının korunması konusunda yerel yönetimlerin de çeşitli yükümlülükleri bulunuyor DOĞÇEV olarak birlikte çalıştığınız yerel yönetimler bulunuyor mu? Bu kapsamda yapılan işbirliklerini bizimle paylaşır mısınız?

Ne yazık ki birçok defa talepte bulunmamıza rağmen yerel yönetimlerden herhangi bir destek göremedik. Ankara Büyükşehir Belediyesi salgın döneminde sokak beslemesi yapan hayvanseverlere hem mama desteği vererek hem de kendileri besleme yaparak canlarımıza sahip çıktı. Ayrıca, yeni bir iş birliği ortamı yaratmak, hayvan ve doğaseverleri bir çatı altında buluşturmak amacıyla Ankara Kent Konseyi’ni oluşturdu.

Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteğiyle sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

DOĞÇEV gibi sivil toplum örgütleri duyarlı insanların küçücük katkı ve destekleri ile yaşamlarını sürdürebiliyor. Sayısı az olan gönüllü destekçilerimizin maddi ve özellikle de manevi katkıları çok önemli oluyor ancak yine de yetersiz kalıyor. Bu nedenle hiçbir yerden gelir elde etmeyen bizim gibi dernekler bağışlarla ayakta durmak zorunda. Söz konusu olan doğa ve hayvan dernekleri olduğunda işler maalesef daha da zorlaşıyor. Yardımlaşma bilinci, iyi ve sağlıklı bir toplumun temel taşlarından biridir. Derneğimize bağış yapılması konusundaki temel isteğimiz ise, örf ve ananelerimizde de önemli bir yeri olan lakin unutmaya meyilli olduğumuz yardımlaşma konusunda bireylere bilinç kazandırabilmek, bunu bir davranış biçimi haline getirmelerini sağlamak. Dolayısıyla, bize sağlamış olduğunuz bu hibe ile canlarımızın beslenme, sağlık ve bakımla ilgili ihtiyaçlarını gidermeyi, ormanlarımızın bakımını sağlamayı ve tabii ki dernek faaliyetlerimizin sürdürmeyi planlıyoruz.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. COVID-19 salgını DOĞÇEV’in çalışma alanlarını nasıl etkiledi? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız veya çalışma biçimleriniz ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Çocuklarla ve gençlerle okullarda ve sahada yaptığımız eğitim faaliyetlerimizi durdurmak zorunda kaldık, açmış olduğumuz yarışmaların sonuçlarını bildirmemiz ve ödül olan kitapları iletmemiz mümkün olmadı. Herkese açık yaptığımız kermes, barınak ziyaretleri, piknik, yemek gibi sosyal faaliyetlerimizi durdurduk. Bu da bizim gelir sağlamamızı sekteye uğrattı. Bu yöndeki faaliyetlerimiz, sadece SMS kampanyamızın ve mama bağışı kampanyamızın sosyal medya aracılığıyla daha yaygın bir şekilde duyurulmasını sağlamak oldu. Çalışma biçimimizde canlarımızın ve ormanımızın bekasını etkileyecek bir değişiklik yapmayı planlamıyoruz. Sokak beslemelerine ve oradaki canların kurtarılması ve sahiplendirilmesi için çalışmalarımıza da devam edeceğiz.

Kurumsal Destek Fonu Takvim Değişikliği

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’na gösterdiğiniz ilgi ve başvurularınız için teşekkür ederiz. Fona yüksek sayıda başvuru almaktan memnuniyet duyuyoruz.

Fona yapılan başvuruların yoğunluğu nedeniyle internet sitemizde yer alan takvimde bir erteleme yapmamız zorunlu hale geldi. Bu doğrultuda, hibe almaya hak kazanan kuruluşları 11 Eylül Cuma gün sonuna kadar internet sitemizde yayınlayacağımızı paylaşmak isteriz. Fonun güncellenen takvimini  ise aşağıda görebilirsiniz:

Süreç Tarih
Kurumsal Destek Fonu’nun duyurulması 22 Temmuz 2020
Son başvuru tarihi 14 Ağustos 2020
Teknik değerlendirme ve ön elemenin yapılması 17-19 Ağustos 2020
Ön elemeyi geçen başvuruların incelenmesi 19 Ağustos – 10 Eylül 2020
Hibe almaya hak kazanan kuruluşlara bilgilendirilme yapılması 11 Eylül 2020
İhtiyaç analizi toplantıları ve hibe çerçevesinin oluşturulması 14 – 25 Eylül 2020
Hibe sürecinin başlaması 28 Eylül 2020

 

Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Uçan Süpürge Derneği Benim STEAM Ağım Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Türkiye’deki kadınların ve kız çocukların ihtiyaçları ve hakları ile ilgili kişi ve kurumlarla iş birliği yaparak farkındalık ve çözüm önerileri sunan Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği), Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanı ile gerçekleştirdiği Benim STEAM Ağım projesini tamamladı. Proje kapsamında 7-16 yaş arasındaki kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik, tasarım ve matematik (STEAM) alanlarına ilgisini artırmayı hedefleyen Uçan Süpürge Derneği, STEAM alanlarından kadın rol modellerin ve çeşitli içeriklerin yer aldığı çevrimiçi bir ağ oluşturarak kız çocuklarının STEAM ile ilgili eğitim ve kariyer alanlarını daha yakından tanımasına katkı sağladı.  Uçan Süpürge Derneği’nden Sinem Hun ile Benim STEAM Ağım projesini, derneğin COVID-19 salgını sürecinde yaptığı çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirler hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların çalışmalarında da değişikliklere ve aksamalara sebep oldu. Bu durum Uçan Süpürge Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte faaliyetlerinize devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

İçişleri Bakanlığı Mart ayında yayınladığı genelge ile sivil toplum kuruluşlarının genel kurulları ve eğitimler dâhil insanları toplu olarak bir araya getiren, icra-i zorunluluk gerektiren yönetim faaliyetleri hariç her türlü toplantı ve faaliyetlerin geçici olarak ertelenmesini kararlaştırmıştı. “Evde Kal” çağrısına uyarak Ankara’daki ofisimizi geçici süreyle kapatıp çevrimiçi çalışma dönemine başladık. 2020 Mart ayı boyunca planladığımız ya da katılım göstereceğimiz etkinlikleri iptal ettiğimizi duyurarak, eğitim ve etkinliklerimizi ileri bir tarihe erteledik. Dijitalde çalışan ve sosyal medyayı aktif kullanan bir dernek olarak dijital platformları daha da aktif kullanmaya çalıştık. Yönetim kurulu üyelerimizden Selen Doğan erken evlilikler konusunda, Bilge Taş ise STEM ve toplumsal cinsiyet üzerinden Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’nın çevrimiçi söyleşilerine katıldı. Selen Doğan ayrıca Çocuğa Karşı Şiddeti Önleme Ortaklık Ağı’nda erken ve zorla evlilikler ile ilgili yerel ve küresel uygulamalar ile ilgili bilgi verdi. Yürütme Kurulunda olduğumuz ağlar ile birlikte çocuk ve kadın hakları alanında meydana gelen sıkıntılar ve değişikliklerle ilgili kampanyalara dahil olduk. Ending The Sexual Exploitation Of Children (ECPAT) isimli uluslararası ağa ve Uluslararası Çocuk Koruma Ağı’na bu konularla ilgili raporlarımızı ilettik. Bu süreçte, Etkiniz AB programı tarafından desteklenen ve Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinden kadınlara yönelik sığınma, da(ya)nışma ve acil yardım hizmeti veren kadın örgütlerinin salgının ortaya çıkardığı koşullardan nasıl etkilendiklerini, bu koşullarla hangi yollarla mücadele ettiklerini, sosyal izolasyon ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte ülke genelinde artan kadına yönelik şiddete dair ne gibi çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmaların ve hizmet verdikleri kadınların salgından nasıl etkilendiğini ortaya koymayı amaçlayan bir izleme çalışması yürüttük. Bu çalışmanın çıktılarını çok yakında ilgili ağlarda paylaşacağız. Sivil alanın daraldığı bu dönemde derneğimizin kapasitesini güçlendirmek, diğer örgütlerle ilişkisini artırmak ve sivil toplumdaki iyi uygulamaları öğrenmek için İstanbul ve Ankara’da yaşayan beş sivil toplum uzmanından bir Danışma Kurulu oluşturduk ve Mayıs itibariyle çevrimiçi aylık toplantılar yapmaya başladık. Bu toplantılar bizlere kendimize dışarıdan bakma fırsatı verdiği gibi yeni iş birlikleri kurma imkânı da sağlıyor.

Uçan Süpürge Derneği’nin de bir parçası olduğu Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı, yakın zamanda gündemde olan çocuk yaşta evliliklerle ilgili yasal düzenleme konusunda bir bildiri yayınladı ve derneğinizin modaratörlüğünde iyi örneklerin paylaşıldığı bir çevrimiçi söyleşi düzenlendi. Bu düzenleme ve Ortaklık Ağı’nın bildirisi ile ilgili bilgi verir misiniz?

Maalesef ülke hukukunda evlenme yaşıyla ilgili ciddi bir muğlaklık var ve bu muğlaklık Türkiye’deki çocuk evliliklerin önlenememesinin önündeki en büyük engellerden biri. Kamuoyunda İnfaz Paketi olarak adlandırılan yasal düzenlemede özellikle kız çocuklarının mağduru olduğu bir cinsel istismar biçimi olan erken evlilik müessesini meşrulaştırıcı, failleri aklayıcı düzenlemeler getirilmek istendi ancak kamuoyu baskısıyla bu düzenlenme şimdilik ertelendi. Ancak bu düzenlemenin yasalaşması için özellikle siyasi iktidarın 2016’dan beri uğraştığını akılda tutmak gerekir. Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı’nın konuyla ilgili bildirisine buradan ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte, derneğimizden Selen Doğan konuyla ilgili düzenlediğimiz etkinlikte uluslararası iyi örneklere de yer verdi.

Şartlı Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Benim STEAM Ağım projesini hayata geçirdiniz. Proje kapsamında yaptığınız çalışmaları ve kurumsal olarak kazanımlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Benim STEAM Ağım projesi kapsamında faaliyetlerimizdeki ilk adımımız ağ kurmak oldu. Eğitim ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışan sivil toplum uzmanları, özel sektör ve eğitimcilerden oluşan bir Danışma Kurulu oluşturduk. Danışma kurulumuz Yazılım Mühendisi Aslı Akarsakarya, TED Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin Çakıroğlu Çevik, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Bilge Taş, Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burcu Yılmaz, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Çiğdem Yalçın, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Ebru Hanbay Çakır, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ekin Bozkurt, Emine Ülkü Sarıtaş, Çocuk Hakları Uzmanı Ezgi Koman, Adım Adım Kurucusu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Itır Erhart, Microsoft Türkiye Sosyal Sorumluluk Müdürü Mehmet Can İrhan ve Sivil Toplum Uzmanı Meltem Gizem Şatır’dan oluşuyor.

Danışma Kurulu üyelerimizle proje başlangıcında gerçekleştirdiğimiz toplantılarla iletişim stratejimiz ve projenin çıktıları ile ilgili görüş alışverişinde bulunduk. Süreç içerisinde projenin görünürlüğü açısından oluşturduğumuz “Destekçiler” bölümüne Bilim Kutusu, Sinek Sekiz, Medya Gaga ve Radyo ODTÜ’yü kattık. İkinci önemli faaliyetimiz ise iletişim stratejisi oluşturmak oldu. Projenin en önemli ayağı kız çocuklar, veliler ve eğitimcilerle kurduğumuz iletişim olduğu için bu konuda farkındalık artırıcı faaliyetlere önem verdik. STEAM, (Science-Bilim, Technology-Teknoloji, Engineering-Mühendislik, Art-Sanat ve Mathematics-Matematik) ile toplumsal cinsiyet ile ilgili temel kavramları açıkladık ve üç adet bilgi notu hazırlayarak internet sitemizde yayınladık. Dijital faaliyetlerimiz ise projenin en önemli ayağını oluşturdu. Bu kapsamda:

Akabinde, eğitim kitlerinin hazırlanması ve rol model havuzunun oluşturmasına geçtik. İnternet sitemizde de görüleceği üzere, Danışma Kurulu’ndan da yardım alarak eğitimciler ve 1. ve 9. sınıf aralığındaki üç kademeden öğrenciler için eğitim kitleri oluşturduk. Proje süresince 29 rol modeli ağımıza kattık. Rol modellerin tam listesini buradan görebilirsiniz. Rol modeller ile kız çocukları arasındaki iletişimi sağlayarak kız çocukların erken yaşta mentorluk almalarını sağladık.

Kurumsal kazanımlarımızı ise aşağıdaki gibi özetlemek isteriz:

  • STEAM alanının anaakımlaştırılması konusunda dernek olarak yeni medya ve dijital iletişim alanındaki imkânların neler olduğunu ilk elden deneyimleme fırsatı elde ettik. Özellikle Instagram’ı eğitim konusunda kullanabilme becerisi kazandık. Derneğimiz çocuklarla bu platformlar ile doğrudan iletişim kurma aşamasında deneyim kazanmış oldu.
  • Güçlü bir Danışma Kurulu kurmanın özellikle dijital mecralarda ilerlerken çok öğretici olduğunu fark ettik ve ağın bundan sonraki faaliyetlerini mutlaka Danışma Kurulu ile ilerletmeye karar verdik.
  • Dernek, uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği ve STEAM kesişiminde sürdürdüğü çalışma ve savunuculuk deneyimine farklı bir pratik eklemiş oldu. Benim STEAM Ağım vasıtasıyla STEAM alanında yaşanan eşitsizliğe dair öğrenci, öğretmen, veli gibi tüm kesimleri kapsayan güncel ve farklı bir çözüm geliştirmiş olduk.

Kız çocuklarının bilim ve teknoloji eğitimi alanında güçlendirilmesini amaçlayan Benim STEAM Ağım projesinde hedef kitleniz kız çocukları olmasına rağmen aileler ve eğitimcilerle de beraber çalıştınız. Bu tür bir yöntem seçmenizin nedeni neydi? Söz konusu paydaşlardan ne tür geri dönüşler aldınız?

Çok çok olumlu ve bize de heyecan veren geri dönüşler aldık. Sosyal medya raporumuzda da görüleceği üzere, özellikle kız çocuklarının rol modellerle görüşmek istemesinin proje faaliyetinin amaçladığı etkiyi doğurduğunu gördük. Kız çocuklarının STEAM alanına daha fazla girmelerini sağlamak, onlara esin vermek ve onları motive etmek için birlikte çalıştığımız rol modellerden Cemre Uçaryılmaz (Moleküler Biyoloji & Genetik), Burçin Mutlu-Pakdil (Astrofizik), Özge Boğa (Moleküler Biyoloji & Genetik) ile kız çocukları arasında köprü olduk ve internet aracılığıyla tanışmalarını sağladık. Bize ulaşan bir kız çocuğu şöyle seslenmişti bizlere: “Merhaba, ben Ecem. 17 yaşındayım, üniversite sınavına hazırlanıyorum. Daha doğrusu, hayallerimi hayatım yapmaya doğru bir adım daha atmaya çalışıyorum. Hayallerimin peşinden gitmeye başlama hikayem çocukluğuma kadar uzanıyor aslında. Kendimle ilgili hatırladığım en eski anılardan birisi “Ben ne olacağım?” sorusuna cevap arayışlarım. Liseye geçtikten sonra kendimi tanıma isteğim daha da şiddetlendi, bu isteğimin peşinden koştum. Gerçekten çok koştum. Kim olduğumla hatta kim olmadığımla ilgili cevaplar aradım. Yaklaşık iki buçuk sene önce moleküler biyoloji ve genetik bölümüyle tanıştım ve tanışırken sıktığım o eli bugüne kadar bir gün bile bırakmadım. Her gece yatağa yatarken, gün içinde nefesimin kesildiği, umudumun tükendiği her an o hayale tutundum. Her gün kendime soruyorum “Bugün geleceğin için ne yaptın?” diye. Her gün bu sorunun cevabını doldurmaya çalışıyorum. Şimdi ise tüm zorluklara, belki de imkansızlıklara rağmen her gün 17 yıldır hayallerinin peşinden koşan ve peşini hiç bırakmayan Ecem için çabalıyorum. Bu yüzden hikayeme yardımcı olacağını düşündüğüm Cemre Uçaryılmaz ile tanışmak istiyorum.”

Uçan Süpürge Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik ya da yenilik yapmayı planlıyor musunuz?

Derneğimizin iki önemli çalışma alanı bulunuyor. Biri erken çocuk evlilikleri, diğeri ise STEAM ve toplumsal cinsiyet. Derneğimizi bu iki konuda daha da kurumsallaştırmak ve sosyal etkiyi derinleştirici proje ve faaliyetler yapmak istiyoruz. Öncelikle, önümüzdeki süreçte Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın açacağı farklı fonlara başvurarak ‘Benim STEAM Ağım’ projesi kapsamında tamamlayamadığımız faaliyetleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte Ağı canlı tutmak için sosyal medya paylaşımlarına devam ederek kız çocukların, velilerin ve eğitimcilerin ilgisini canlı tutmayı hedefliyoruz.

Benim STEAM Ağım’ı, derneğin alana dair hazırladığı ve Türkiye’de konuya dair ilk kez yayınlanan Türkiye’de STEM Alanındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Araştırma ve İzleme Raporu’nun tavsiyeler kısmıyla paralel bir şekilde yürütmek ve etki alanını genişletmek istiyoruz. Dolayısıyla, rol modellerle sadece kız çocuklarının değil veliler ve eğitimciler arasındaki etkileşimi de artırmak; hazırlayacağımız kitlerle velilere bu alanla ilgili farkındalık kazandırmak; yüz yüze veya çevrimiçi eğitimler, etkinlikler veya tanışmalar yoluyla alanda var olan önyargıları kırmak; özel sektörün, kamu kurumlarının ve sivil toplumun danışma kurulu,sponsorluk mentor ağında varlıklarını ve bu alanda birlikte çalışabilme kapasitelerini artırmak ağ üzerinden kurguladığımız hedef ve aktiviteler arasında yer alıyor.

Erken çocuk evlilikleri konusunda ise Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile 2019 yılından beri yürütülen “Türkiye’nin Hedef Bölgelerinde Kadınlara Yönelik Şiddetin Azaltılması için Belirli Davranış Değişikliklerini Amaçlayan Bir Stratejik İletişim Programının Geliştirilmesi ve Uygulanması” projesi çerçevesinde Türkiye’de yaşayan Suriyeli kız çocukların evlendirilmesini önlemek ve okula devam etmelerini sağlamak için emek veriyoruz. Suriyeli ebeveynler, kız çocukları, Suriye ve Türkiye’den öğretmenlerle birlikte okullarda toplumsal cinsiyet, yasal mekanizmalar ve ayrımcılığın önlenmesi üzerine çalıştaylar düzenleyerek ilerlediğimiz projenin 2020 ayağında ebeveynlere, özellikle babalara yönelik farkındalık arttıran faaliyetler düzenlemeyi planlıyoruz. 2019 yılındaki saha deneyimi bizlere, kız çocukların okullaşma oranının artırılması ve erken evliliklerin önüne geçilmesinde özellikle babaların toplumsal cinsiyet eşitliğine dair önyargılarının kırılmasının çok önemli olduğunu gösterdi. Gelecekteki faaliyetlerimizi bu anlamda ebeveynleri daha çok içerecek ve onları bu yolla dönüştürecek şekilde tasarlamayı hedefliyoruz.

Zeytin Çekirdekleri Derneği Renkli Saatler Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Her çocuğunun, insanın gelişimdeki en önemli dönem olan çocukluk çağlarını verimli bir şekilde yaşaması amacıyla Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla verdiğimiz hibe ile gerçekleştirdiği Renkli Saatler projesini tamamladı.  Zeytin Çekirdekleri Derneği’nden Nuray Serttürk ile resim, müzik, görsel sanatlar gibi konularda atölyelerden oluşan Renkli Saatler programını, derneğin COVID-19 sürecinde çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Renkli Saatlar projesinin çalışmalarını yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz? Renkli Saatler’in birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gözlemliyorsunuz?

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin programlarımdan biri olan Renkli Saatler, 7-11 yaş grubu çocukların yaptıkları her çalışmada onlar için özgür düşünce ve ifade özgürlüğünü esas alıyor. Program kapsamında yapılan çalışmaların benzerleri ev ödevi olarak evde ailelerle devam ediyor. Bu şekilde çocukların becerilerinde özgürleşme; yaratıcılıklarında ise artış ve özgünleşme gözlemleniyor. Özellikle resim ve müzik alanında sanatsal kavramlarla erken yaşta tanışıyorlar.

Evde yapılması için verdiğimiz ödevler ve özellikle salgın döneminde çevrimiçi yaptığımız faaliyetlerde aile bireyleri ile ortaklaşa çalışmalar yaptık, çeşitli dernek etkinliklerine kırsal kesimde annelerden gönüllü katılımlar oldu.

2019-2020 hibe döneminde toplam 280 çocuğa ulaştık, ayrıca salgın dönemindeki çalışmalara katılan 70 çocuğun ailesi de Renkli Saatler’in ayrılmaz bir parçası oldu. Böylece aile boyu atölyelerle hedef sayımız olan 300’ün üstünde bir etki alanı kendiliğinden gelişti.

Yüz yüze yaptığımız atölyelerde, atölye yöneticileri çocuklara yapılacak çalışmaları aktarırken, salgın döneminde çocuklar çeşitli fikirleriyle atölyelere yön vermeye başladı. Bu gelişimi görmek bizi çok mutlu etti, bu sayede iki yönlü iletişim ve çalışma yapısı kurulmuş oldu. Onlar bizi yönlendirmeye başladılar. Bundan güzel daha ne olabilir hissi ise bizim ileriye dönük daha çok çalışmamız için en güzel motivasyon oldu.

Renkli Saatler programı 2. yılı bu dönemle birlikte tamamlandı. Programın amacını ve bu süreç içindeki gelişimini değerlendirir misiniz?

Renkli Saatler programları ile 7-11 yaş grubu çocuklarının erken yaşta sanatsal aktivitelerin içinde olmalarını, kendilerini ifade edebilmelerini, yaratıcılıklarının artmasını, başarıyı deneyimleyip özgüvenlerinin gelişmesini ve bu sayede ileriki yıllara daha donanımlı girmelerini amaçlıyoruz. Ayrıca Renkli Saatler gruplarının içinden özellikle sanatsal yetenekleri olan çocukları erkenden fark edip müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi ilgi alanlarına göre bir an evvel doğru zamanlarda doğru ortamlara yönlendirmeyi de hedefliyoruz. Renkli Saatler programından Zeytin Çekirdekleri’nin diğer programlarına seçilen ve konservatuar düzeyinde eğitim almaya başlayan çocuklarımızın sayısı artıyor.

Bugün ise salgın sürecinin el verdiği ölçüde çalışmalarımız çevrimiçi olarak devam edecek. Yetenekli çocuklarımız kendi alanlarında bireysel çalışmalara ya da çevrimiçi grup çalışmalarına katılacaklar. Dezavantajlı bölgelerdeki çocuklar ve aileleri ile çalıştığımızdan dolayı çocukların çevrimiçi çalışmalara katılabilmeleri için evlerine internet, modem ve tabletler temin etme gayretlerimiz de hızla devam ediyor.

COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız? Bu süreçte ortaya çıkan olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için dernek olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

COVID-19 salgının birlikte çalıştığımız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımaları Mart’tan itibaren her ay değişime uğradı. Mart dönemine çocuklara ve ailelere bu salgının ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini anlatmak ile başladık, Nisan döneminde çevrimiçi atölyeler kapsamında yaptığımız çalışmalara çocuklar, evde kalma tedbirlerini ve televizyondan duyduklarını yansıtmaya başladı.

Salgın, tüm atölyelerin bir parçası oldu ve zaman ilerledikçe hem çocuklarda hem de velilerde endişe ve korku artmaya başladı. Bu dönemde çocukları ve aileleri, bu ruh halinden biraz olsun uzaklaştırmak, yaratıcılığa ve öğrenmeye açık tutabilmek için değişik konular ve çalışmalar denemeye başladık; zaten aileler evde olduğu için atölyelerimiz aileye hitap eder hale geldi. İnternet bağlantısı bitenlere destek olmak için ek çalışmalar da yapmaya başladık. Çocukların atölyeler için gerekli malzeme ihtiyaçlarını sağlamak adına muhtarlar ve bazı veliler ile iş birliği yaptık, malzemeleri dernek olarak temin edip evlere dağıttık. Dernek olarak atölyelerin başarı ile devam etmesi için çok daha yoğun çalıştık. Normal şartlarda Mayıs sonunda bitirmeyi planladığımız atölyeleri çocukların ve velilerin isteği ile Temmuz ayı sonuna kadar uzattık.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Renkli Saatler programının 7 Mart’ta başlayan iki yeni grubu ile sadece bir kere yüz yüze atölye yapma imkanımız oldu ve bu atölyeler sadece tanışma amacıyla gerçekleştirildi. Hemen ardından salgın nedeni ile çalışma merkezimiz kapatıldı. Çalışmalarımıza ara vermemek için atölyelerimizi çevrimiçi olarak devam ettirme kararını hızlıca aldık.

Çevrimiçi platformlar olarak velilerden oluşan Whatsapp grupları ve sadece velilerin kayıt olduğu kapalı Facebook grupları kurduk, bu altyapıları çok zorlanmadan oluşturduk. Veliler ile yoğun bir iletişim yürüttük, çok fazla telefon görüşmesi yaptık ve kısa sürede 70 çocukla çalışmalarımıza başladık. Bu yeni yapının veliler tarafından benimsenmesi sağlamak ve katılımlarını sürdürülebilir kılmak için çocukların her paylaşımlarına geri bildirimde bulunduk. Bu durum dernek gönüllülerinin çalışma sürelerini çok artırdı, Renkli Saatler atölyeleri haftada bir kere iki saatlik bir atölye iken çevrimiçi olunca her gün yapılmaya başladı.

Bu çalışmaların başarılı olmasının nedenlerinden biri de Milli Eğitim Bakanlığı henüz çevrimiçi eğitime geçmeden dernek olarak çalışmalarımızı çevrimiçi platformlara taşımamız. Bu sayede çocuklar ve veliler ile iletişimimiz hiç kopmamış oldu. Ayrıca bu süreçte bazı veliler ve çocuklar komşularını da ilave ederek çalışma gruplarımızın genişlemesine destek oldular.

Salgın sürecinde yaşadığımız en önemli gelişmelerden biri Renkli Saatler’in zaman ve mekan kavramlarının aşarak evlere köylere ve mahallelere girmesi oldu. Örneğin veliler kendi aralarında organize olarak 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları yaptılar. Şiirler ve şarkılarla bahçelerinde sokaklarında “Renkli Saatler 23 Nisan Kutlamaları” yaparak bizleri çok duygulandırdılar. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çalışmaları resim şarkı ve şiirleri yarışmaya dönüştürdüler. En çok katılanlara yıldız dağıtmaya başladık. Her akşam 21.00’de yıldızlarını dağıtıyorduk. Dağıtmakta geciktik mi telefonlar yağıyor, çocuklar yıldızlarını soruyordu. Gece yarısı bile resim yapıp göndermeye devam eden çocuklarımız oldu.

Zeytin Çekirdekleri Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor? COVID-19 salgını sürecindeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde, çalışma alanlarınız ve yöntemlerinize ilgili değişiklikler yapmayı düşünüyor musunuz?

Renkli Saatler atölyelerini resim, müzik, görsel sanatlar gibi sanatsal araçlar kullanılarak Ayvalık ilçesi’nde çocuklarımızın kendilerini özgürce ifade etmelerini ve interaktif katılımlarını sağlamak amacıyla gerçekleştiriyoruz. Başlangıç tarihi olan 2018 sonbaharından beri atölyelerimizin hem kapsamını geliştirdik hem de değişik çocuk gruplarına ulaştık. Bütün bu deneyimler salgın sürecinde yeni bir boyut kazandı. Uzaktan internet üzerinden erişim ile Renkli Saatler’in interaktif katılımı sadece çocuk boyutundan çıkarak aileleri de kapsamaya başladı. İkinci önemli değişim ise, atölyeler haftada 2 saat yerine her gün yapılan, saat ve zaman kısıtlaması olmayan sınırsız çalışmalara dönüştü.

Dolayısıyla belirlenen merkezlerde yapılan atölye deneyimlerini ve kazanımlarını, uzaktan erişim ile evde yapılabilen sınırsız atölyelerle birleştirerek hibrit bir atölye yapısı ile Ayvalık ilçesine kısıtlı kalmadan ulusal boyutta yapılması olanak sağlanabilir. Örneğin Ayvalık’ın bir köyü, Manisa’nın köyü, Gaziantep’in bir köyü ve Kars’ın bir köyü eşzamanlı olarak aynı eğitmenlerin hibrit atölyelerine katılabilir. Bu yapının kazanımları sonsuz olacaktır. 2020 -2021 dönemi için hem hibrit yapıda atölyeler düzenlemek hem de ulusal düzeyde çocuklara erişim sağlayabilmek için çalışmalarımıza başladık. Bu dönemde karşılaştığımız önemli zorluklardan birisi internet erişimine sahip olmayan çocuklara bu imkanı sağlamak oldu.

Atölyelerin kapsamına okuma alışkanlığını kazandıracak ‘kitap kurdu’ okuma grupları ve ‘minik hesap makinaları’ adında eğlenceli matematik grupları eklemeyi de planlıyoruz. Ayrıca çocukların sağlıklı bir beden ile daha iyi bir gelişim içinde olacaklarına inancımız ile çalışmalarımıza uzaktan da çevrimiçi spor ve sağlık programları eklemeyi planlıyoruz. ‘Arkadaşım spor’ ismiyle gerçekleştireceğimiz bu atölyelerin yaşamlarının düzenli bir parçası olmasını hayal ediyoruz. Salgın döneminin bilinmezliği karşısında, bir merkezde veya evde yaratıcılık ve üretmeye yönelik bu atölyelerin hem çocuklara hem de ailelere değerli kazanımlar katacağına inancımız sonsuz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Uçan Süpürge Vakfı Çalışmalarını Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, kız çocuklarının eğitim hayatından uzaklaştırılması ve sinema sektöründe kadınların güçlendirilmesi ve görünürlüklerinin arttırılması olmak üzere pek çok alanda uzun yıllardır çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation desteğiyle sağladığımız kurumsal hibe ile iki çalışan istihdam eden Uçan Süpürge Vakfı, hibe sürecinde gönüllü programını yenileyerek ve çalışma alanında yeni işbirlikleri geliştirerek kurumsal kapasitesini güçlendirdi.
Uçan Süpürge Vakfı Genel Koordinatörü Cemre Öztoprak ile yaptığımız röportajda hibe kapsamında yaptıkları çalışmaları, COVID-19 salgını döneminde çevrimiçi gerçekleştirilen 23. Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni ve Vakfın gelecek dönem için planlarını konuştuk.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2019 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle kurumsal kapasitenizi güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bize bu çalışmalardan ve kurumsal hibe desteğinin Vakfınıza katkılarından bahseder misiniz?

Uçan Süpürge Vakfı olarak gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz her bir çalışmanın öncesinde kendi içimizdeki güçlenmeyi sağlamanın önemine yürekten inanıyoruz. Çünkü son üç yıldır kapasitemizi güçlendirmek ve iletişimi sağlamlaştırmak için düzenlediğimiz arama toplantıları, bize ideallerimizi gerçekleştirirken kilit değerlerin motivasyon ve dayanışma olduğunu gösterdi. Bu değerlerin daha sağlam temellerle hayata geçirilmesi noktasında ise ekibimizin bireysel ihtiyaçlarını sağlayabilmemize olanak tanıması yönüyle bu fon bizim için çok kıymetli oldu.
Bu fonun yardımıyla, kendi içimizdeki ifadesiyle “2.Dalga Uçan Süpürgeliler” ekibinin oluşması hızlandı ve yapılanmamız güçlendi. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz “Şimdi Neyin Zamanı” gönüllü programının arka planını oluşturduk. Ayrıca dijital alanda güçlenme yönüyle teknik ekibimizin oluşmasını sağladık.

Hibe kapsamında yaptığınız çalışmalardan biri de arama toplantıları oldu. Bu arama toplantılarından ne tür çıktılar elde ettiniz? Arama toplantısından çıkan sonuçların Vakfınıza ve kadın hakları alanına nasıl katkılar sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Bu süreçte dört arama toplantısı yaptık. Sonuçları detaylı olarak raporlandırıldı ve arşivimizde yerini aldı. Bu arama toplantılarında yerel yönetimler ile çalışma stratejilerine dair çıktılar elde ettik. Kendimizi Vakfın ve bölgesel kadın hareketlerinin güçlenmesi konusunda yeni ortamları okuma ve ortaklık kurmak fırsatı elde ettik. Sanatın adaleti üzerine çalışmaları planlama, Z kuşağı ve zoom toplantıları, çocuk yaşta erken ve zorla evlilikler konusunda stajyer avukatlar ile çevrimiçi eğitim gibi çeşitli konularda fikirler geliştirdik. Bunun dışında, bu toplantılar 23. Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin çevrimiçi olarak gerçekleşmesi konusunda Vakfımıza katkı sağladı.

Yakın zamanda Vakfın medya ve iletişim, festival faaliyetleri, savunuculuk ve toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sunmak üzere bir gönüllü programı çağrısı yayınladınız. Vakıf içindeki gönüllülük fırsatlarından ve gönüllülerle birlikte çalışma prensiplerinizden bahseder misiniz?

Tüm dünyada, başta salgın olmak üzere, yaşanan olumsuz deneyimler insanlar üzerindeki umutsuzluk ve isteksizlik halini artırmış vaziyette. Özellikle içinde bulunduğumuz belirsizlik halinin bireylerin gelecek kaygısını ve ümitsizliğini beslediğini görüyoruz. En çok ihtiyacımız olan şey ise dayanışma ve birlik beraberlik duygusunu yeniden uyandırmak. “Şimdi Neyin Zamanı?” sorusu bu şekilde aramızda konuşulmaya başlandı ve mevcut ihtiyacın etkisiyle 4 farklı alanda gönüllü programı çağrısına çıkmaya karar verdik.

Belirlenen bu 4 alan, vakfın çalışmalarını yapılandırmak ve güçlenmek üzere belli amaçlar doğrultusunda oluşturuldu. Bu programın en önemli kısmı karşılıklı olarak güçlenmeyi hedefliyor olması. Gönüllülerimizin değerli emeği ve bizim onların kapasitesini güçlendirmek adına planladığımız eğitimler eşzamanlı olarak ilerliyor.Bu program özelinde prensip olarak vakfın değerleri temel alındı. Bu değerlere dayanarak belirlediğimiz hak temelli, eşitliğe dayalı, bireyin güçlü yanlarını temel alan ve toplum temelli yaklaşım ise gönüllülerimiz ile gerçekleştirdiğimiz tanışma toplantısında detaylı bir şekilde açıklandı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Uçan Süpürge Vakfı da bu dönemde ilk kez Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali’ni çevrimiçi olarak gerçekleştirdi. Bu süreçteki deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Önceki yıllarla kıyasladığınızda çevrimiçi festivalin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Bu sene festivalimizi, salgın nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirdik. Bizim için yepyeni olan çevrimiçi festival deneyiminin çoğunlukla olumlu yanları oldu. Festival sürecinde açılış gecesinin başında yaşadığımız kısa süreli aksaklık ve festival ekibinin uzakta olması sebebiyle ara ara yaşadığı iletişim problemleri haricinde olumsuz bir deneyim söz konusu olmadı.

“Doğa” olarak belirlediğimiz festival temasını “Evde Kaldık” olarak değiştirdik. Bu yeni tema sayesinde hem kadınlar ve kız çocukları üzerinde yapılan baskıya hem de salgın sürecine dikkat çektik. Bu festival sürecinde film gösterimlerinin yanı sıra; çocuklara ve yetişkinlere özel yaratıcı yazı ve film çözümleme gibi çeşitli konularda atölyeler gerçekleştirdik. Buna ek olarak, Türkiye’den ve yurtdışından yönetmenlerle söyleşiler gerçekleştirdik. Her bir çalışmanın en önemli çıktısı onlarca şehirden ve ülkeden insanlara erişim sağlayabilmemiz oldu. Bu festival sürecinde;

  • 109 ülke tarafından ziyaret edilen internet sitemizde 341.521 kişi film izledi.
  • Twitter içeriklerimiz 324.484,
  • Instagram içeriklerimiz ise 332.118 görüntülendi.
  • Söyleşilerimiz 52.608 görüntülenme sayısına ulaştı.
  • Youtube videolarımızın izlenme sayısı ise 6.931 oldu.

Bunların yanı sıra dijital anlamda ciddi anlamda güçlenme sağladık. İnternet sitemiz ve sosyal medyamız teknik ekibin desteğiyle daha da güçlendi. Festivalimizin uluslararası kimliği yenilendi ve daha da geniş kitlelere ulaştı. Özetle, bu yılki festival ile hem vakfın dijital yönden güçlenmesini sağlamak hem de değerlerimizi çevrimiçi yollarla topluma yansıtabilmek yönünde ciddi kazanımlarımız oldu.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Uçan Süpürge Vakfı önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında, çalışma biçimlerinde ve birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? Vakfın gelecek dönemde öncelik vereceği çalışmalar neler olacak?

2021 Uçan Süpürge Vakfı’nın kuruluşunun 25. yılı. Hali hazırda yürütmekte olduğumuz gönüllü programı tam da bu ihtiyaç doğrultusunda yenilendi. Çalışma alanlarımızı genişletmek ve daha sağlam temellere oturtmak için şu anki ekibimizi canlı ve dinamik tutmaya devam ediyoruz. Yenilenme ve çalışma alanlarımızı geliştirme sürecinde, Z kuşağı ve doğa özelindeki çalışmalara ağırlık vermeyi planlıyoruz. Stajyer avukatların eğitimi projemizi hayata geçirmek için ilk adımları attık. Bu eğitimle avukatların toplumsal cinsiyet perspektifini kazanarak meslek hayatlarına devam etmelerini öngörüyoruz. Eğitimlerimizin tarihi 22-23 Ağustos 2020 olarak planlandı.

Sivil Düşün’ün Bizi Bağlayan Şeyler fonu ile Youtube kanalımızda 12 program olacak şekilde “Kadınların Sineması” programına başlayacağız. “Kadınların Sineması” isimli Youtube programı, oluşturacağı içerikler ve uluslararası alandan konukları dahil etmesi ile bu sektörde yer almak isteyen ve bu sektörde yer almış kadınlara sağlayacağı ağlar, yeni ve farklı perspektifler ve motivasyonlar ile katkıda bulunmayı hedefliyor. Hedeflenen diğer amaçlar ise aşağıdaki gibi:

  • Hedef grubumuzu oluşturan kadınların görünürlüğünü artırmak ve çalışmalarını tanıtmak
  •  Kadın sinemacılar arasındaki dayanışmayı geliştirmek
  •  Kadın sinemacılara uluslararası konukların desteğiyle yeni perspektifler ve ağ sağlamak
  •  Sinema ve iletişim alanındaki öğrenci kadınlara, genç kadın sinemacılara temsil alanı yaratmak ve görünürlüklerini artırmak.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimini sağlamak amacıyla çalışan Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlar için çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğiyle derneğin hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda etkileşimli, sesli ve görsel içerikler üretmelerini sağlayacak dijital araçları temin edecek ve dernek ofis giderlerini karşılayacak. EGED’den Emre Taşgın, salgın döneminde görme engelli bireylerin karşılaştığı erişilebilirlik problemlerini ve bu konudaki çalışmalarını, dijitalleşmenin görme engelli bireyler için sağladığı fırsatları ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Bilindiği üzere Mart ayında ülkemizde görülmeye başlayan COVID-19 salgını nedeniyle birçok tedbir alındı. EGED, 16 Mart tarihinde İçişleri Bakanlığının yayınladığı genelge doğrultusunda yüz yüze bir araya gelmeyi gerektiren her türlü etkinliğini durdurdu; çalışma ofisini kapattı. Bu süreçte, COVID-19 salgınıyla ilgili görme engelli kitlesini bilgilendirmek, uzaktan eğitim sistemlerinin erişilebilirliğine yönelik çözüm önerileri üretmek, COVID-19’un körlerin yaşamına etkileri hakkında kamuoyu oluşturmak, üyelerimizin ve takipçilerimizin bir araya gelerek kişisel gelişimlerini güçlendirebileceği uzaktan etkinlikler düzenlemek ve kurumsal altyapımızı güçlendirmek şeklinde özetleyebileceğimiz, dinamik bir süreç yürüttük. Bu tedbirlerin uygulandığı dönemde derneğimizin yatay örgütlenme biçiminin yansıması olarak kurduğumuz Çalışma Komisyonları ve salgın sürecinde kurulan Uzaktan Etkinlik ekibi aktif rol üstlendi.

EGED çevrimiçi ortamda kitlelerin buluşması sonucu meydana gelmiş bir dernek olduğu için bu döneme adapte olmak bizim için zor olmadı. COVID-19 vakalarının ülkemizde görülmesi ve ilgili kurumların aldığı tedbirlere paralel olarak aşağıdaki konulara odaklandık:

  • Tek başına ve ortak kurumlarla gerçekleştireceğimiz yerel faaliyetlerin tamamı süresiz olarak ertelendi.
  • Çalışma ofisimiz 16 Mart 2020 tarihinden itibaren kapatıldı.
  • COVID-19 hakkındaki bilgilerin erişilebilir olarak sunulması için girişimlerde bulunduk ve oluşturulan erişilebilir içerikleri sosyal medya hesaplarımızda paylaştık.
  • İlk ve ortaöğretim kademelerinde Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile uzaktan eğitimlerin yapılmaya başlanması kararı üzerine, sistemin görme engelli kullanıcılar için ne kadar hazır olduğu inceledik ve Bakanlık yetkilileriyle bu konuda temas halinde olduk. Bazı erişilebilirlik düzenlemelerinin gerçekleştirilmesini sağladık.
  • Engelli kamu çalışanları idari izinli sayıldı; üniversite öğrencileri ise uzaktan eğitim sistemiyle öğrenimini sürdürdü. Bundan hareketle çevrimiçi olarak kurum içi etkileşimi arttırıcı toplantı ve etkinlikler gerçekleştirdik; çalışma komisyonlarımız hedeflerini COVID-19’un etkilerine göre revize etti. Ayrıca bu dönemde pandemi sonrasında uygulanmak üzere İl Temsilcileri Yönergesi oluşturarak ve yürürlüğe koyduk. Umuyorum ki gelecek dönemde yerelde derneğimizi güçlendirebilmek için yönergemizi uygulayabileceğimiz bir zemin bulabiliriz.

Çevrimiçi etkinlik düzenleme tecrübemizden yola çıkarak, bu sürecin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için “Uzaktan Etkinlik” başlığı altında farklı konularda etkinlikler gerçekleştirilmesine karar verdik. Komisyon ve yürütme kurulu bir araya gelerek bu süreci idare etmek maksadıyla “Uzaktan Etkinlik Ekibi” oluşturdu. Bu ekip 3 ay boyunca toplam 65 etkinliğin gerçekleşmesini sağladı. Ayrıca EGED de 5 farklı etkinliğe davet edildi. Dolayısıyla 18 Mart – 19 Haziran dönemini kapsayan zaman diliminde toplamda 70 etkinlikte aktif rol oynamış olduk. Etkinlik konuları arasında eğitim, erişilebilirlik, engelli hakları, kültür- sanat, edebiyat, spor ve sosyal yaşam gibi başlıklar yer aldı. Derneğimizin Mart-Haziran döneminde yaptığı çalışmaları özetleyen 3 aylık faaliyet raporumuza https://www.eged.org/node/784 internet adresinden erişilebilirsiniz.

Salgın sürecinde eğitimin devamı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile sağlandı. Yayınladığınız Görme Engelli Öğrenci ve Öğretmenler İçin Erişilebilir EBA Raporu’nda hedef kitleniz açısından EBA’nın erişilebilirliğine dair çeşitli sorunları ve önerilerinizi ortaya koydunuz. Görme engelli öğrencilerin bu süreçte yaşadığı temel zorlukları ve çözüm önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Derneğimiz salgın öncesinde de Milli Eğitim Bakanlığı ile EBA’nın görme engelli öğrenci ve öğretmenler için erişilebilir olması için işbirliği yürütüyordu. Bu sayede salgın döneminde EBA kısmen erişilebilir hale geldi. Ancak, özellikle mobil uygulamalarının erişilebilirlikten oldukça uzak olduğunu tespit ettik. Mesela salgın döneminde EBA’nın ücretsiz olarak kullanılabilmesi için internet paketleri verildi. Fakat bu uygulamalar erişilebilir olmadığından görme engelliler yararlanamadı. Bizim önerimiz, EBA’nın hem sistemlerinin ekran okuyucularla uyumlu çalışması hem de EBA’da yer alan içeriklerin erişilebilir olması. Yani videoların sesli betimleme içermesi, kitapların erişilebilir dijital formatlarının bulunması gibi. Ne var ki önümüzdeki eğitim-öğretim yılı başlamak üzere olmasına ve bu sorunlar bilinmesine rağmen çözüm için atılmış sistemli bir adımdan söz edemiyoruz. Üstelik uzaktan eğitim sisteminin her geçen gün hayatımızın içinde daha fazla yer alacağını düşündüğümüzde erişilebilirlik konusu en önemli gündemlerden biri olmalı.

Salgın sürecinde görme engelliler eğitimin yanı sıra farklı alanlarda da çeşitli ayrımcılıklara ve erişilebilirlik açısından sorunlara maruz kaldığını belirtiyorsunuz. Bu sorunlardan ve derneğin bu kapsamda yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Erişilebilirlik, temel hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesini sağlayan evrensel bir ilkedir. Biz dernek olarak kurulduğumuz günden bu yana dijital dönüşüm gerçekleşirken erişilebilirliğin de paralel şekilde gelişmesini savunduk. Ne var ki ülkemizde bilgiye erişim konusunda arzu ettiğimiz noktanın uzağındayız. Fakat salgın gösterdi ki gerek bilgiye erişim gerekse fiziki erişim olanakları gelişmiş bir ülkede sadece engelliler için değil, birçok kesim için önemli. Salgın dönemi sosyal mesafe dediğimiz bir kavramı da beraberinde getirdi. Eğer tüm ışıklarda sesli sinyalizasyon sistemi olsa ve görme engelliler ne zaman karşıya geçeceğini bu şekilde belirlese, toplu taşıma araçlarının hepsinde durağa gelen otobüsün güzergahını söyleyen ve otobüs içinde hangi durağa gelindiğini bildiren sesli sistemler olsa, alışveriş merkezi ve hastane gibi kompleks yapılarda bina içi navigasyon sistemleri bulunsa, görme engelli bireyler daha bağımsız olarak hayatlarını sürdürebilirler. Salgın ve normalleşme sürecini, engelli bireylere yönelik kısıtlayıcı tedbirlerin her an karşımıza çıkabileceği bir dönem olarak yorumluyoruz. Bu nedenle dinamik biçimde gelişmeleri izleyerek müdahil olmaya çalışıyoruz. Örneğin 1 Haziran tarihinden sonra engelli personelin istihdama nasıl aktif biçimde katılabileceği üzerine, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan COVID-19 ve Engelli Toplum başlıklı belgesi paralelinde bir politika belgesi hazırladık ve ilgili kurumlara gönderilmesini sağladık. Devlet Demir Yolları tarafından engellilerin şehirlerarası tren yolculuklarını kısıtlayan düzenlemelere karşı tepkiler geliştirdik. Ülkemizde bilgiye erişimin bir zorunluluk haline gelmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin oluşturulabilmesi için girişimlerimiz sürüyor. Diğer yandan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Hayat Eve Sığar uygulamasının erişilebilirliği hakkında ilgili Bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunmaya başladık. Özetle diyebiliriz ki erişilebilirlik, engelli bireylere kendi başına karar vererek uygulayabileceği özgür bir alan oluşturuyor. Biz bunun için, salgın sürecinde de engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerini erişilebilir biçimde kullanabilmesi maksadıyla mücadele veriyoruz.

COVID-19 salgını kapsamında evde kaldığımız süreçte çevrimiçi yöntemler hayatımızda daha çok yer kaplamaya başladı. Bu durumun ilerleyen dönemde de kalıcı olacağı düşünülüyor. Çevrimiçi yöntemlerin yaygın şekilde kullanımının görme engelli bireyler açısından olumlu ve olumsuz yanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teknolojinin hayatımızda daha fazla yer alacak olması, destek yazılım ve donanımlarla bilgiye daha kolay erişebilen görme engelli kitlesi için önemli bir avantaj. Elbette ki bunun için yazılımların ve internet sayfalarının erişilebilirlik kriterlerine göre tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ülkemizde erişilebilirlik bilincinin artması da büyük önem taşıyor. Bu sağlandığında, yani bilgiye erişim bakımından mesafe kat ettiğimizde, görme engelli bireylerin eğitim ve istihdam alanında daha etkin olabileceklerini düşünüyoruz. Bununla birlikte biz sokakta, konserde, sinemada, tiyatroda, kısacası hayatın içinde daha fazla olabilmeyi önceleyen ve kitlemizi bunun için motive etmeye çalışan bir derneğiz. Sokağa çıkmanın bir endişe kaynağı olduğu dönemde biz salgın tedbirlerine paralel olarak nasıl kitlemizin güvenle sosyal yaşamda var olabileceği konusunda yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Böylelikle sadece eve kapalı bir hayatın önüne de geçmiş olacağız.

EGED, Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyor. Bu hibeyle gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alacağımız bu destekle, derneğimizin 4 aylık ofis giderlerini karşılayacağız. Erişilebilir olarak farklı konularda çevrimiçi etkinlikler düzenleyerek hedef kitlemizin kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. COVID-19 döneminde görme engellilerin yaşadığı sorunları görünür kılmak maksadıyla videolar çekerek yayınlamayı planlıyoruz. Bunun için görsel materyal üretmemizi sağlayacak donanımlar temin edeceğiz. Engellilik, hak temelli yaklaşım, engelliliğe dair fikirsel tartışmalar, COVID-19 sürecinde yaşananlar, görme engellilerin normalleşme dönemi deneyimleri, toplumsal farkındalık gibi konularda podcast içerikleri üreteceğiz.

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından Gaziantep’te kurulan Nefes Kültür Sanat Derneği, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı için imkan sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, bu hibeyi Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte ederek eğitimlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kullanacak.  Nefes Kültür Sanat Derneği’nden Yammen Jazbeh ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgınının derneğin çalışmaları ile kültür sanat alanına etkilerini ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri faaliyetleri konuştuk.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe aldığınız Nefes Müzik Okulu projesiyle ilgili olarak Nisan ayında yaptığımız röportajda COVID-19 salgını nedeniyle çocukların müzik eğitimleri ile ilgili kazanımlarını kaybetmemesi için çalışmalarınıza dijital platformlar üzerinden devam ettiğinizi paylaşmıştınız. Nisan ayından bu yana geçen süreçte kontrollü normalleşmenin de başlamasıyla birlikte faaliyetlerinize devam etmek için neler yapıyorsunuz?

Fiziksel olarak bir arada olduğumuz dersler yerine eğitmenlerimizin canlı olarak ders verebilecekleri bir platform oluşturduk ve çalışmalarımıza kesintisiz olarak çevrimiçi eğitimlerle devam ediyoruz. Böylece, eğitimlerimizin ve projenin yakın gelecekte olabilecek olumsuz salgın koşullarında da devam edebilmesini sağladık.

Hazırladığımız bu dijital platform ile yüz yüze eğitimde olduğu gibi tüm sınıflarda eğitim alan çocuklarımıza, eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı yaratmış olduk. 22 Haziran tarihinden itibaren eğitmenlerimiz ve öğrencilerimizle dijitale geçiş için bir hazırlık çalışması ve bilgilendirmesi yaptık ve ardından derslere başladık. Kalan 16 dersi de gerçekleştirerek projemizde belirttiğimiz 24 dersi tamamlamayı hedefliyoruz.

Nefes Kültür Sanat Derneği olarak Gaziantep’te yürüttüğünüz çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyorsunuz. COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan önlemler beraber çalıştığınız çocukları ve gençleri ne şekilde etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi eğitimin gerekleri olan dijital araçlara ihtiyaç doğdu. COVID-19 salgını ile beraber derslerimize ara vermek durumunda kalmıştık. Bu süreçte öğrencilerimizin kazandıkları bilgileri kaybetmemeleri adına her eğitmenimiz sorumlu olduğu sınıflarla irtibat halinde kalarak öğrencilerimizin var olan bilgilerini taze tuttu. Ardından, çevrimiçi derslere ek olarak, Gaziantep Valiliği’nden almış olduğumuz bilgi ve talimatlara uygun olarak kurs alanında yüz yüze dersler vererek hedeflenen ders programlarını yeniden hayata geçirdik. Şu anda çevrimiçi ve yüz yüze derslerle eğitimlerimize devam ediyoruz.

Hem Türkiye’de hem dünyada salgının en çok etkilediği alanlardan bir tanesi de kültür sanat çalışmaları oldu. Nefes Kültür Sanat Derneği olarak çalıştığınız alanda önümüzdeki dönemde ne gibi değişiklikler olabileceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde sanat çalışmalarının olmazsa olmazı olarak birebir eğitimlerin hijyen kuralları çerçevesinde devam etmesini öngörüyoruz. Ancak çevrimiçi eğitim sürecinin hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat çalışmalarında da artık yerinin yadsınamayacağı da bir gerçek. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitim karması ile gelecekte yeni bir sistem üzerinden kültür sanat çalışmalarının devam edeceğini düşünüyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe desteği ile, mevcutta bulunduğumuz kurs yeri için kira desteği sağlayarak kurs yerinin devamlılığını proje tamamlanana kadar sağlamış olduk. Ayrıca çevrimiçi eğitimlerin sürdürülebilirliği için dijital araçlara erişimin bir kısmını sağlamış olduk.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde değişikliklere neden oluyor. Nefes Kültür Sanat Derneği bu değişikliklerden etkilendi mi? Önümüzdeki dönemde hibe veren kuruluşlardan beklentileriniz neler?

Normal süreçlerde kültür sanat çalışmalarımız gönüllülük esası ile devam ediyordu. Bundan sonraki süreçte de gönüllülük esası olmazsa olmazımız. Ancak sivil toplum kuruluşlarının profesyonel bir kadro oluşturarak kültür sanat projelerinin sağlam bir altyapıyla hazırlanmasına da olanak sağlanmalı. Zira bu süreçte en çok etkilenen alan, kültür sanat alanı oldu. Gelecek nesillerin sanatla olan bağının inşası kültür sanata yapılan yatırımlar ile olacak. Sivil toplum kuruluşlarının bu profesyonel kadroyu oluşturabilmeleri için hibe veren kuruşlardan ayrıca insan kaynağı desteği almasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.