All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Bilim Kahramanları Derneği Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesinin 3. Dönemini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Bilim Kahramanları Derneği (Bilim Kahramanları) bilimsel düşünce ve bilimsel farkındalığın toplumun her kesiminde yayılması ve teşvik edilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor, çocukların ve gençlerin erken yaşta bilimle buluşmalarını sağlıyor. Çoçuk Fonunun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu eş finansmanı ile  hibe desteği sağladığımız Bilim Kahramanları, uluslararası bir program olan Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor (FIRST LEGO League Jr) kapsamında 6-10 yaş arasındaki kız çocuklarının bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) geliştirmelerini ve kodlama, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda deneyim kazanmalarını amaçlayan Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. dönemini hayata geçirdi. Dernek,  proje kapsamında yaptığı çalışmalarla Adana,  Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kars, Kastamonu, Kocaeli, Kütahya ve Mersin illerindeki 20 farklı devlet okulundan 20 kız takımına, 117 kız çocuğuna ve 48 öğretmene ulaştı. Aynı zamanda, kız çocukları ile çalışacak öğretmenler için robotik ve kodlama, proje geliştirme ve toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri düzenledi.

Bilim Kahramanları Derneği Proje Koordinatörü Özlem Özel ile yaptığımız röportajda Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. döneminde gerçekleştirdikleri faaliyetleri, dezavantajlı grupların STEM eğitimine erişimde ve bu alanda kariyer yapma konusunda yaşadıkları zorlukları ve derneğin gelecek dönem planlarını konuştuk. 

Farklı yaş gruplarıyla yaptığınız çalışmalardan edindiğiniz deneyimleri düşündüğünüzde, STEM alanında eğitim veya kariyer yapmak isteyen, özellikle düşük gelirli topluluklardan gelen kızların karşılaştığı en büyük zorluklar neler?

Ekonomik ve sosyal zorluklar diyebiliriz. Bilim okuryazarlığını erken yaşlarda edinen, fen ve matematik becerilerini hayatlarının farklı aşamalarında kullanabilen, küresel sorunların ve çözümlerin bir parçası olabileceğinin farkında olan özgüvenli bireylerin yetişmesi için nitelikli

içeriklerin geliştirilmesini ve tüm çocuklara adil bir şekilde sunulmasını önemli buluyoruz. Fakat hepinizin bildiği üzere, devlet okullarında ve özel okullarda öğrenim gören çocuklar eğitim haklarından eşit şekilde faydalanamıyorlar. Devlet okulunda öğrenim gören çocukların özel okullarda sunulan yeni nesil eğitim uygulamalarına ve teknolojik araçlara erişimleri kısıtlı kalıyor.

Böylelikle 21. yüzyıl becerileri ile erken yaşta tanışamayan çocuklar ile teknoloji ve bilim odaklı nitelikli eğitime erişebilen çocuklar arasındaki dijital uçurum büyüyor. Örneğin, pandemi döneminde birçok çocuk  internet, bilgisayar ya da çevrimiçi derslerine katılabilmeleri için ihtiyaç duydukları teknolojik araçlar evlerinde bulunmadığı için eğitim haklarından faydalanamadılar ve derslerinden geri kaldılar.

Ekonomik farklılıkların dışında bir diğer sebep ise kız ve erkek çocukları arasındaki toplumsal eşitsizliklerdir. Toplumsal cinsiyet rolleri sebebi ile kız çocuklarının çoğunlukla evde kalması, ev işleri ile ilgilenmesi ve diğer kardeşlerinin bakımından sorumlu olması bekleniyor. Erkek çocuklarının ise kamusal alanda daha fazla yer almaları ve bilim, teknoloji gibi alanlarda daha başarılı olmaları kabul görmüş bir düşünce. Ekonomik imkansızlıklar ve kız çocuklarına karşı toplumsal ön yargılar, kız çocuklarının STEM uygulamalarına erişimlerini ve alandaki başarılarını olumsuz etkiliyor ya da kısıtlıyor diyebiliriz.

UNICEF’in gelişmekte olan ülkelerde kız çocukları ve STEM uygulamaları üzerine hazırladığı raporda “Önyargılı toplumsal cinsiyet normları, STEM konularına katılma yeteneklerinden yoksun olan kızların ve kadınların klişelerini güçlendirebilir. STEM yeteneklerine ilişkin düşük beklentiler ve sınırlı başarı fırsatları ile karşı karşıya kalan kızların özgüvenlerini, STEM’e yönelik inançlarını ve tutumlarını ve STEM kariyerlerini sürdürme istekleri olumsuz etkilenir. Bilim ve matematik alanlarında, erkeklere kıyasla kızların kendi yeteneklerine olan inancı genellikle daha düşüktür’’ (UNICEF, 2020) tespitinin yapıldığı görülüyor. Takımlardan aldığımız geri bildirimlerde kız çocuklarının STEM alanında kendilerine ve yapabileceklerine olan inançların ne kadar az olduğunu, fakat programa katılım sonrasında başardıkları ve vazgeçmedikleri için ne kadar mutlu olduklarını gördük. Bizim için önemli olan da devlet okullarında okuyan kız çocuklarına, STEM alanındaki becerilerin doğuştan gelen maddi imkanlar ya da toplumsal cinsiyet ile ilgisinin olmadığını gösterebilmek ve STEM alanlarına ve kariyerlerine dair ilgilerini ve umutlarını yeşertebilmek.

Buradan yola çıkarak çocuklar arasındaki dijital uçurumu kapatmak için devlet okullarındaki altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasını, farklı içeriklerde nitelikli öğretmen eğitimlerinin gerçekleştirilmesini ve yeni nesil eğitimin araçlarını kapsayan içeriklerin geliştirilmesini destekliyoruz. Bunu yaparken toplumda, toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının yaygınlaştırılmasını ve kız çocuklarının kendilerine ve yapabileceklerine olan inançlarının güçlendirilmesini önemsiyoruz.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin üçüncü dönemini yakın zamanda tamamladınız. Projenin bu döneminde yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesi’nin 3. yılında, 20 farklı devlet okulundan 20 kız takımına, 117 kıza ve 48 öğretmene ulaştık. Fon sayesinde 117 kız çocuğu Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Explore 2020-2021 PLAYMAKERS: Oyun Kurucular sezonuna katılım gösterdi. Bu sezonda çocuklar herkesi spora ve harekete teşvik eden yenilikçi proje fikirleri üzerine çalıştılar. Biz de proje boyunca hem öğretmenleri hem de çocukların çalışmalarını destekleyecek çok sayıda faaliyet yürüttük.

Projemize, takımlar belirlendikten sonra takım koçlarına yönelik proje detaylarına, programın uygulama süreçlerine, programın kazanımlarına ve genel süreçlere ilişkin bilgilendirme toplantısı ile başladık. Bu toplantıda yeni sezona ve projenin ilk 2 yılında neler yaptığımıza dair ayrıntıları anlattık. Programa katılan tüm takımları, süreç boyunca yapılan çevrimiçi sezon toplantılarıyla,  e-posta ve telefon yoluyla iletişim sağlayarak  destekledik. Program kapsamında her takımın kullanacağı eğitim malzemelerinin (1 LEGO Education WeDo 2.0 Robot Seti, 1 FIRST LEGO League Explore Keşif Seti, takım üyesi kadar Mühendislik Defteri ve öğretmen sayısı kadar Takım Çalışması Kılavuzu, 1 adet tablet) gönderimini gerçekleştirdik.

Takımlar, PLAYMAKERS: Oyun Kurucular sezonu kapsamında Takım Çalışması Kılavuzu’nda yer alan yönlendirmeler rehberliğinde çalışmalarına başladılar. Süreçte takımlar geliştirdikleri fikirlerini LEGO parçaları aracılığıyla model olarak inşa ettiler. Yenilikçi fikir üretme ve model inşa etme sürecine ek olarak, hazırladıkları modellerinde  WeDo robot setlerini ve kodlama becerilerini geliştirdiler. Tüm süreç boyunca programın öz değerlerini (takım çalışması, kapsayıcılık, eğlence, keşif etki ve yenilikçilik) yansıtacak etkinliklere de öğretmenlerinin rehberliğinde  katıldılar. Ayrıca takımların proje boyunca sezon teması hakkında farkındalık kazanmaları için farklı disiplinlerden uzmanlarla çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirdik.

Salgın önlemleri sebebiyle projede yer alan tüm takımlar  yerel ortaklarımızın desteğiyle 2 Mayıs- 12 Haziran arasında çevrimiçi gerçekleştirilen festivallere katılarak, çalışmalarını akranları ve bağımsız gözlemciler ve gönüllülerle paylaştılar. Yarım gün süren etkinlikte, keyifli aktivitelere katılan çocuklar etkinlik sonunda bireysel olarak madalya; takım olarak da 6 farklı ödülden birini almaya hak kazandılar. Ödüller, festivali düzenleyen yerel ortaklar tarafından takımlara gönderildi. Takımların festivallere hazırlanma sürecinde ihtiyaç duydukları tişörtü/sweatshirtü, anahtarlık, kırtasiye malzemeleri, eğitim malzemeleri gibi ürünlerin basımı ya da alımı da fon kapsamında desteklendi.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3.fazının önceki yıllardan farkı, bu yıl projeye eklemeyi önemli bulduğumuz öğretmen eğitimiydi. Bu kapsamda projeye kız çocukları ile çalışacak öğretmenler için robotik ve kodlama alanı, proje geliştirme ve toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri ekledik. Alanında uzman eğitimcilerin destekleri ile katılımcı metotlarla bir öğretmen eğitimi içeriği hazırladık ve çevrimiçi olarak gerçekleştirdik.  Eğitimler Koç Üniversitesi Doktora Sonrası Araştırmacı Dr. Esin Aksay Aksezer ve LEGO Education  Akademi Eğitmeni Emine  Bozkan  tarafından verildi. Tüm eğitimlere, 36 takım koçu ve danışman katıldı. Bu eğitimlerle özellikle uzaktan yürütülen proje geliştirme ve robotik çalışmalarında öğretmenlerin desteklenmesini sağladık ve toplumsal cinsiyet farkındalığı yaratacak bir oturum gerçekleştirdik.

Proje sonlanırken ölçme ve değerlendirme çalışmalarımız için kız çocuklarından, takım koç ve danışmanlarından görsel ya da yazılı geri bildirimler aldık. 3. yılımızda kız çocuklarının ve devlet okullarının programa katılımları için sürdürülebilir bir destek sunmaktan dolayı da büyük mutluluk duyduk.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin üçüncü döneminde ilk kez öğretmenlere yönelik de çalışmalar yürütttünüz. Projenin bu döneminde öğretmenlerle de çalışmayı  tercih etmenizin nedeni nedir? Bu faaliyetlerin kapsamından ve katılan öğretmenlerin geri bildirimlerden bahseder misiniz?

Projenin daha önceki sezonlarında yer alan öğretmenlerden aldığımız geri bildirimler sonrasında, projeye takım koç ve danışmanları için robotik ve kodlama, proje geliştirme ve yürütme ile toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri eklemeye karar verdik. STEM alanında uygulayacakları etkinliklerde kız takımlarına önderlik edecek öğretmenlerin dijital becerilerinin desteklenmesini ve proje kapsamında yalnızca kız çocuklarından oluşan takımlar desteklenirken, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmalarını projenin kapasitesini ve niteliğini geliştirmek adına fazlasıyla önemli bulduk. Öğretmen eğitimi sayesinde yalnızca takım koç ve danışmanlarının değil, aynı zamanda kız çocuklarının da dijital becerilerinin gelişeceğine ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında farkındalık kazanacaklarına inandık. Beklediğimiz gibi koç ve danışmanlardan eğitimler sonrasında kodlama alanındaki yeteneklerinin gelişmesinden, proje sürecinin takımlar ile yürütülmesinin kolaylaşmasına kadar birçok olumlu geri dönüşler aldık. Ayrıca uzaktan uygulama sürecine geçilen salgın döneminde uygulama araçlarını proje özelinde nasıl kullanabileceklerini gösterdiğimiz eğitimlerin proje sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi konusunda da büyük bir katkı sağladığına dair geri bildirim aldık.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu ve Kızlar Bilimle Buluşuyor projesini üç dönemdir destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Projenin 4. fazı için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na yeni bir  başvuru yapmamızın en önemli sebebi; önceki yıllarda proje sayesinde ortaya çıkan etkinin sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Projenin 3. fazı tamamlandıktan sonra, devlet okullarında eğitim gören kız takımlarından aldığımız geri bildirimlerde, yapılan desteğin sağladığı değişim etkisini ve bu etkinin kızlar üzerindeki değerini görme fırsatını yakaladık. STEM uygulamalarının yaygınlaştırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi  ve eğitimle değişimin gerçekleşebilmesi için sürdürülebilirliğin öneminin de farkındayız. Bu sebeple her yeni başvurumuzda kapasitemizi güçlendirmeye ve kazandığımız tecrübeler ile uygulamalarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Amacımız daha fazla çocuğa, daha etkili şekilde erişebilmek. Bu amaç doğrultusunda, yıllar içerisinde projemizin içeriklerini geliştirdik,  öğretmen eğitimleri ekledik, nitel ve nicel yöntemler kullanarak projemizin etkisini ölçüp, raporladık. Her yıl benzer devlet okulları ya da koçların başvurusu ile bilimsel farkındalık konusunda tecrübe kazanan ve tecrübe kazandıkça daha etkili eğitimler veren öğretmenlerimizi desteklemeye ve projemizin etkisini artırmaya çalışıyoruz.

Yürüttüğümüz proje ve programlarda devlet okullarını destekliyoruz ve %30’luk bir payı desteklediğimiz devlet okullarına ayırıyoruz. Bu sayede fırsat eşitliğini desteklemeye çalışıyoruz. Fakat yalnızca Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız fon ile devlet okullarında eğitim gören kız takımlarını destekliyoruz ve onları STEM uygulamaları ile tanıştırıyoruz. Bildiğiniz üzere dezavantajlı takımların yani kız takımlarının STEM kariyerlerine ilgi duymaları, dijital becerilerini geliştirmeleri ve gelecekte toplumsal değişikliklere sebep olmaları ancak sürdürülebilirlikle ve devamlılıkla mümkün. 3 yıl boyunca toplamda 20 şehirden 52 takıma, 309 çocuğa ve 100 öğretmene ulaştık. Bunun için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, Türkiye Mozaik Vakfı’na ve tüm bağışçılara çok teşekkür ediyoruz.

Bilim Kahramanları Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz? Yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte faaliyetlerinizi yeniden okullarda gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz?

Bilim Kahramanları Derneği olarak 4-19 yaş arasında çocuk ve gençlere yönelik sürdürdüğümüz uluslararası ve ulusal STEM programlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Challenge, Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Explore, Minik Bilim Kahramanları Keşfediyor / FIRST LEGO League Discover, Dünya Robot Olimpiyatı Türkiye / World Robot Olympiad Turkey sürdürmeye devam ettiğimiz programlarımız arasında yer alıyor. Ayrıca 38 yaşın altında bilim insanlarının çalışmalarını desteklediğimiz ve görünürlüğünü arttırmaya çalıştığımız Yılın Bilim İnsanı programı kapsamındaki 2020 Genç Bilim İnsanı Ödül Törenimizi Ekim ayında gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 2021-2022 etkinliklerimizin uygulama sürecini de hem çevrimiçi hem de yüz yüze olacak şekilde planlıyoruz. Ancak tabi ki süreç içerisinde gelişen tüm gelişmelere göre çalışmalarımızı adapte etmeye de hazırız.

2021 yılında ise 3 yeni projeyi hayata geçirmek üzere ortaklarımızla çalışmalara devam ediyoruz. İlki Koç Holding ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme – UNDP) desteği ile başladığımız “Sivil Toplum Kuruluşları için Dijital Dönüşüm Programı” kapsamında gönüllü, mezun ve ilgili tüm paydaşlarımızla olan iletişimimizi kuvvetlendirmeyi hedeflediğimiz portal projemiz. Bu proje Yapı Kredi Ülkem İçin Fonu ile desteklenmeye devam edecek. Buna ek olarak gençlerin havacılık alanında deneyim kazanmasını hedefleyen bir proje ile liseli gençlerin bilim insanları ile tasarım odaklı etkinliklerde bir araya getireceğimiz projeler için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Çocukların Gözünden Okul ve Oyun Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocuklarla Fatih, Karagümrük’te hak temelli çalışmalar yapıyor. Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Dalyan Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile SGD, İstanbul Fatih ilçesinde yaşayan çocukların içinde bulundukları eğitim ortamına dair beklentilerini; öğretmenlerin, ailelerin ve eğitim ortamının çocukların okul ile kurdukları bağı nasıl etkilediğini ve derneğin okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğü çalışmaların etkilerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirdiği bir araştırma projesi olan Çocukların Gözünden Okul ve Oyun projesini tamamladı. Bu kapsamda Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunu yayınlayan dernek, raporun öne çıkan bulgularını alandaki paydaşlarıyla paylaşmak üzere çevrimiçi bir panel de düzenledi. 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Proje Koordinatörü ve İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile yaptığımız röportajda raporun öne çıkan bulgularını, COVID-19 salgının projeye ve çalışma alanlarına etkilerini ve salgının okul terki açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu konuştuk. 

Fatih Bölgesi’ndeki okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğünüz faaliyetlerin etkilerini ölçmek amacıyla gerçekleştirdiğiniz araştırma projesini yakın zamanda tamamladınız. Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunun amacından ve öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Çocukların okulla kurdukları bağı ve SGD okul atölyelerinin bu bağa katkısını analiz etmek amacıyla yürüttüğümüz araştırmayı, COVID-19 salgını nedeniyle okulların kapalı olduğu, eğitimin uzaktan sürdürüldüğü ve SGD’nin uzaktan çalıştığı bir dönemde yürüttük. Araştırmanın amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

  • Çocukların içinde bulundukları eğitim ortamlarına dair beklentilerinin belirlenmesi,
  • Öğretmenlerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Ailelerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Eğitim ortamlarının çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • SGD’nin doğrudan çalışma yürüttüğü bölgede yarattığı değişimlerin verilerle ortaya konulması, böylece yapılan çalışmaların model haline getirilmesinin desteklenmesi

Araştırma, İstanbul içinde SGD’nin doğrudan atölyelerini gerçekleştirdiği Karagümrük ve Balat’ta yer alan okullardaki çocukları, onların bakımverenlerini ve öğretmenlerini kapsıyor. Araştırma sürecinde 9 ile 17 yaş aralığında 45 çocuk, 12 bakımveren ve 26 öğretmenle görüştük. 

Görüşülen çocukların % 38’i uzaktan eğitime düzenli olarak erişemediğini, % 40’ı ise ara sıra düzenli erişim sağladığını söyledi. Görüşülen çocukların %89’u okulu özlediğini söyledi. Okula dair en fazla özlenenler ise % 61 ile arkadaşlar, % 14 ile dersler, % 11 ile de atölyeler oldu. 

Görüşme yaptığımız çocuklardan bazılarının atölyeler ile ilgili geribildirimlerini paylaşacak olursak; 

Dönüm noktası gibi bir şey oldu çünkü çok eğlendim. Fotoğrafçılık atölyesinde net olarak hatırladığım bize bir fotoğraf makinesi vermişlerdi. İşte onlarla fotoğraf çekmiştik, anılarımızı anlatmıştık. Fotoğrafta ne anlatmak istedik ne çektik gibi. Teknikler öğrenmiştik o teknikleri ben hala kullanıyorum.” (15 yaş)

Mesela dersler uzun ama atölyeler çok kısa. Ve haftada bir gün bu birazcık kötü benim için.” (12 yaş)

20 günden fazla devamsızlık yapan çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı % 14 olarak karşımıza çıktı.

Öğretmenlere göre çocukların devamsızlık nedenleri ise;

  • Ailelerin/bakımverenlerin ekonomik olarak okul masraflarını karşılayamıyor oluşu
  • Çocukların çalışma hayatına katılması
  • Okul ortamının engelli öğrencilere göre düzenlenmemiş olması
  • Uzaklaştırma cezalarının çocukların okulla bağını zayıflatması
  • Çocuklarda ders ve sınavlarda başarısız olma kaygısı
  • Çocukların anneye/aileye ev ve bakım işlerinde yardım etmek zorunda kalması
  • Göçmen çocukların yeterli düzeyde Türkçe bilmemesi
  • Çocuklar arası yaşanan akran zorbalığı
  • İlgisiz aileler/bakımverenler
  • Öğrenme bozukluklarının teşhis edilememesi
  • Çocukların yaşadığı dürtü-davranış kontrol zorlukları ve diğer psikolojik zorluklar

Okula kayıtlı olduğu halde hiç okula gelmeyen çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı da % 8 olarak tespit edildi.

Öğretmenlere göre okul terki göstergeleri;

  • Sık devamsızlık yapma
  • Derslerde ilginin azalması
  • Ailenin ilgisinin azalması ve
  • Arkadaşlarıyla iletişimde azalma oldu.

Görüşülen çocuklar 2015 yılından bu yana SGD atölyelerine katılan çocukların da olduğu bir gruptu. Bu vesile ile atölyelerin uzun süreli etkisini anlama imkânı da bulduk.

Atölye katılımcısı çocukların devamsızlık oranlarındaki düşüş SGD’nin temel hedeflerinden biri olan çocukların okulla kurdukları bağın güçlendirilmesine olumlu katkı sunulduğunun göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak, çocuklar birden fazla dönem aynı atölyeye katıldıklarında isteklerini kaybedebildiklerini ve çocuklar ile bakımverenlerinin atölyelere katıldıklarında derslerini kaçırma endişesi yaşadıklarını gördük.

Çocukların uzun süredir okula gidemediği bir dönemde okul ile bağlarını ve SGD okul atölyelerinin bu bağa etkilerini analiz ettiniz. Bu durum araştırma sırasında nasıl zorluklara neden oldu? Bu zorlukları aşabilmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Pandemi kaçınılmaz olarak bu araştırmayı da etkiledi. Sahaya çıkacağımız zaman, hepimizin evlere kapandığı, karantinalarla tanıştığımız bir döneme denk geldi. Çalışmayı tamamen durdurmak yerine araştırma tasarımını, görüşme yöntemlerini güncelleyerek ve duruma adapte ederek ilerlemeyi tercih ettik. Bu durum da belirlediğimiz takvimde sarkmalara neden oldu.

Salgın koşullarının araştırmaya en önemli etkisi, hiç kuşkusuz, çocukların uzun bir süredir okuldan uzak oldukları bir süreçte yapılmış olmasıdır. Bu durum, uzun zamandır evde kapalı olan ve en önemli sosyalleşme alanı olan okul ve atölyelerden uzak kalan çocukların bu ortamlara dair anlatılarını da oldukça etkiledi. Çocukların okul ve atölye ortamına dair anılarını hatırlamakta güçlük çektiğini gördük. Bu sebeple, araştırma çerçevesi ve hazırladığımız sorular araştırma boyunca birden çok kez değişikliğe uğradı. Gelinen noktada çocukların okuldan ve atölyelerden uzak kalmalarının anlatılarını etkileyeceğinin farkında olan ve bu etkiyi analizin bir parçasına dönüştürmeye izin veren bir araştırma çerçevesi oluşturduk ve uyguladık.

Ayrıca, araştırma kapsamında, SGD’nin atölye modelinin uygulanmadığı okullarda da saha çalışması yapmayı ve atölyelere katılan ve katılmayan öğrenciler için okulla kurulan bağın nasıl farklılaştığını karşılaştırmayı da hedeflemiştiki. Ancak salgın koşulları nedeniyle atölyelerin uygulanmadığı okullara erişim mümkün olamadı, saha çalışmasını sınırlı tutmak durumunda kaldık.

Araştırma sonucunda elde ettiğiniz bulguları çalışma alanınız ve yöntemleriniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Araştırma doğrultusunda çalışmalarınızda yapmayı planladığınız bir değişiklik var mı?

Araştırma raporunu referans alarak, kurumsal stratejik planımızı güncellemeyi ve rapor bulgularını saha çalışmaları içinde kullanmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda raporun sonuç ve önerileri ışığında, SGD’nin geliştirdiği model üzerine revizyonlar yapmayı planladık. Yaz döneminde yaptığımız ve yapmaya devam ettiğimiz ekip toplantıları ile yeni okul döneminde modelin büyük bir kısmını yenileyerek denemeyi hedefliyoruz.

İlk somut çalışma ise, okulda kaydı olan fakat fiziksel olarak okulda olmayan, okul sisteminden uzaklaşmış çocuklara okul içinde uygulanan atölyelerle ulaşmanın mümkün olmadığı sonucuna ilişkin oldu. Pandemi döneminde başladığımız bir başka projenin saha sonuçlarını da dahil ederek, bu soruna ilişkin yeni bir proje başvurusu yaptık ve bu dönem okul dışı kalmış çocuklara yönelik bir uygulama gerçekleştireceğiz.

Pandemi döneminde dönüştürdüğümüz atölye içerikleri de bize gösterdi ki, ihtiyaçlara, değişen koşullara göre çalışmanın temel çekirdeğini bozmadan uyarlanabilir, esnetilebilir içerikler üretebilme kapasitesine sahibiz. Bu da modelin güçlü yanını oluşturan unsurlardan birisi olarak görülebilir.

Birlikte çalıştığınız hedef kitle üzerinden düşündüğünüzde salgın sürecinin okul terki açısından nasıl sonuçları oldu? Bu zorlu dönemde okulu terkini engellemek için yapılabilecekler neler?

Salgının, eğitim alanı ile ilgili zaten var olan eşitsizlikleri derinleştirdiğini söylemek hiç yanlış olmaz. Okul terki SGD’nin kurulduğundan bu yana mücadele ettiği bir sorun iken, pandemi ile beraber bu sorunun çalıştığımız bölgede gözle görülür bir biçimde derinleştiğini söyleyebiliriz. 

Bu derinleşme, Tarlabaşı Toplum Merkezi, Başak Sanat Vakfı ve Small Project İstanbul ile beraber eşgüdümlü bir şekilde yürüttüğümüz COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması-Eğitim Hakkı odağındaki raporun bulgularında da izlenebilir.

Sözünü ettiğimiz izleme raporunun bulgularından da görülebileceği gibi halen öğretmeniyle hiç iletişim kuramamış çocuklar bulunuyor. Bir önceki izleme aşamalarına kıyasla ekonomik koşullar nedeniyle çocukların ev içi ve ev dışı sorumluluk ve yüklerinde artış olduğunu izledik. Okul öncesi eğitim çağı yaşında olan çocukların okula erişim sağlayamadığını gördük.

Önümüzdeki dönem de uzaktan eğitim devam edecekse eğitime erişimin tam donanımlı bir şekilde sağlanması ve hiçbir çocuğun uzaktan eğitimin dışında kalmaması önem taşıyor. Uzaktan eğitim sürecinde ortaya çıkabilen ekstra maliyetler karşılanmalı. Çocukların sosyal-duygusal öğrenme becerilerini destekleyebilecek ve COVID-19 sürecini anlamlandırmalarını sağlayacak programlar ve içerikler geliştirilmeli. Bakımverenlerin çocukları evde nasıl destekleyebileceklerine yönelik erişilebilir eğitimler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Okul psikolojik danışmanlarının hem çocuklar hem de çocukların bakımverenleriyle etkileşimi daha düzenli olmalı. 

Yüz yüze eğitime dönüş için hazırlıkların başladığı bu dönemde birlikte çalıştığınız çocukların bu sürece hazırlanması ve adaptasyonu için neler yapılması gerekiyor? Sulukule Gönüllüleri Derneği olarak bu süreçte bir destek sağlanmayı planlıyor musunuz?

Yukarıda sözünü ettiğimiz izleme raporunun öneriler kısmında detaylı bir şekilde ele aldığımız gibi uzaktan eğitim sonrası yüz yüze eğitime geçişte öğrenciler arası farklılıkların giderilmesi için öğretmenleri ve öğrencileri destekleyici uygulamalar başlatılmalıdır. İhtiyaç tespiti yapılarak telafi sınıfları veya yetiştirici sınıflar oluşturulmalıdır. Çocukların okula dönüş ve COVID-19 sürecinde yaşadıkları psikolojik zorlukları azaltmak, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle etkileşimlerini artırmak için psikososyal destek alması sağlanmalıdır. Okul terkleri ve uzun süreli devamsızlıklar takip edilmeli, erken müdahale programları geliştirilmelidir.

SGD olarak ise yeni başlayacak okul dönemi için, bulunduğumuz bölgede okul terkine yönelik bir saha çalışması yapmayı, çocuklarla bu araştırmadan elde ettiğimiz bilgileri derinleştirecek görüşmeler yapmayı ve onları eğitim sistemine dahil edecek programlar geliştirmeyi, benzer şekilde bakımverenleri de uzun bir aradan sonra okula dönen çocuklarını nasıl destekleyebilecekleri konularında psikososyal açıdan desteklemeyi hedefliyoruz.

 

Kurumsal Destek Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları açıldı.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde COVID-19 salgınının etkilerini de göz önünde bulundurarak, özellikle dezavantajlı ve kırılgan kesimlerle ilişkili olarak ortaya çıkan yeni ya da derinleşen ihtiyaçları merkezine alacak biçimde çalışmalar yapan STK’ların kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerine yönelik desteklere öncelik verilecek..Fonun 2021 döneminde hibe desteklerinin yanı sıra Vakfımız tarafından geliştirilen Kapasite Gelişim Bileşeni ile aşağıda yer alan kapasite gelişim başlıklarında mentorlarla çalışma başta olmak üzere STK’ların kurumsal gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlar sunulacak:

  • Finansal sürdürülebilirlik
  • STK’larla işbirliği
  • Gönüllülerle işbirliği
  • Proje geliştirme ve uygulama
  • Savunuculuk ve lobicilik
  • Etki ölçümü
  • Organizasyon yönetimi
  • İletişim

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilirler:

  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler,
  • 2020 yılı gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan (2020 yılı geliri 30.000 TL’sının altında olan kuruluşların kurucuları/yönetim birimlerinde görev alan kişilerin sivil toplum deneyimleri başvuruda bir referans olarak kabul edilebilir. Buna ek olarak, başka kurumlardan alınan hibelerin kuralı gereği harcamaların doğrudan hibe veren kuruluş tarafından yapıldığı ve başvuru sahibi kurumun kasasına girmediği durumlarda da 30.000 TL’sının altında gelirler kabul edilebilir.),
  • Çalışmalarının odağında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek, haklarını savunmak ve/veya sosyal refahını artırmak olan,
  • Kurumsal kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar.

Kurumsal Destek Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 100.000 TL talep edebilirler. Kurumsal Destek Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 7 Ekim Perşembe günü saat 15:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kurumsal Destek Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, kapasite gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Her Yaşta Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Her Yaşta Fonu

Yaşlılık alanında çalışmalar yapan ya da toplumsal cinsiyet, sağlık, engellilik, eğitim gibi alanlarda biriktirmiş olduğu tecrübeyi çalıştığı hedef kitle nezdinde yaşlılarla genişletmeyi hedefleyen sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek amacıyla, AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu’un başvuru ve seçim süreci tamamlandı. 

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Her Yaşta Fonu için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Actecon,ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 5 STK’ya toplam 711.100 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM): Ankara’da faaliyet yürüten DKM, bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Vakıf, fon kapsamında sağladığımız 98.300 TL hibe desteği ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve vatandaşların aktif katılımı ile beraber, bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak. Yapılacak izleme çalışmasıyla ulaşılan verileri ve bilgileri kamuoyu ile paylaşacak. Bu çerçevede DKM,  amenajman planları ve uzaktan algılama verileri kullanarak Antalya, Muğla ve Mersin illerindeki yangın öncesi orman ve maki yapısını tespit edecek. Oluşturulacak uzman ekip ile beraber en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturacak. Ayrıca, vatandaş bilimi yolu ile veri toplanmasına yönelik bir sistem geliştirecek olan DKM, bu sistem ile vatandaşların bu sürece aktif olarak dahil olmasını sağlayacak. Son olarak vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaların, alanın geri gelişine dair toplanan verilerin ve üretilen bilgilerin kamuoyu ile paylaşılacağı bir internet sitesi oluşturacak.

EMEK BENİM Kadın Derneği (EMEK BENİM): Muğla’da faaliyet gösteren EMEK BENİM, şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 97.000 TL hibe desteği ile Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen Marmaris Turgutbayır bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde ve Milas’a bağlı, Çökertme ve Mazı yerleşimlerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve STK’ların sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak . Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çoçukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Son olarak hibe kapsamında afetten etkilenmemiş kadınlar ile afetten etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. EMEK BENİM proje kapsamında 150 kadına ulaşacak ve toplam 60 kadının ihtiyaçlarını doğrudan karşılayacak. 

Hayata Destek Derneği (Hayata Destek): Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan dernek, acil yardım, mülteci destek, çocuk koruma ve sivil toplumu güçlendirme ve koordinasyon program alanları altında çalışmalar yürütüyor. Hayata Destek, Fon kapsamında sağladığımız 170.000 TL hibe ile , Antalya, Mersin ve Adana illerinde yangınlardan etkilenen kişilerin ve ailelerin ihtiyaçlarını daha hızlı bir şekilde giderebilmeleri için toplam 40 aileye nakit para ve ayni destek yardımı yapacak. Desteklenecek aileler geçim kaynaklarının küçük ölçekli olması, ilgili meslek odalarına kayıtlı olmamaları ve açıklanacak desteklere erişimde güçlük yaşayabilecek olmaları kriterlerine göre önceliklendirilerek belirlenecek.

Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği (Natura): Ankara’da faaliyet gösteren Natura, dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. Fon kapsamında sağladığımız 165.800 TL hibe desteği ile yanan alanlarda envanter taraması yapacak olan dernek, yaban kedisi popülasyonunun mevcut durumunu ortaya çıkarmak amacıyla 10 foto-kaplan ile alanda tarama yapacak. 100 km2’lik bir alanda 12 ay boyunca izleme çalışması yapacak olan Natura, yaban kedisinin yanmış ve yanmamış alanlardaki habitat kullanım durumunu ortaya çıkarabilmek amacıyla 2 yaban kedisine uydu vericisi takacak. Ayrıca bölge yakınlarındaki en az 1 karakulaka da uydu vericisi takarak iki tür arasındaki olası rekabeti ortaya koyacak. Proje sonunda dernek, ilgili paydaşlarla beraber bir çalıştay düzenleyerek bölge yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğini ve bunun orman yangınları ile olası ilişkisini ele alarak, gerekli faaliyetlerin ve koruma tedbirlerinin planlanması maksadıyla Yaban Kedisi Tür Koruma Eylem Planı’nın oluşturulması için gerekli çalışmaları yapacak.

Yuva Derneği: Yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 180.000 TL hibe desteği ile iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak.Yuva Derneği, bu kapsamda farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 faydalanıcıya yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

 

Temel İhtiyaç Derneği Elazığ ve Malatya İllerinde Gıda Bankası Kurulması ve Sürdürülebilirliğinin Sağlanması Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) desteklediği gıda bankaları ağı ile Türkiye’de hem gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yapıyor hem de dezavantajlı kesimlerin bu bankalardan yararlanmasına destek olarak farklı bir dayanışma modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği verdiğimiz dernek, Elazığ ve Malatya’da depremden etkilenen afetzedelerin temel ihtiyaçlarının giderilmesine katkı sağlamak amacıyla farklı kurumlarla işbirliği yaparak her iki ilde de gıda bankaları kurulmasını sağladı. 

TİDER Genel Müdürü Nil Tibukoğlu ile yaptığımız röportajda proje kapsamında geliştirdikleri işbirlikleri ve yürüttükleri faaliyetleri , gıda bankalarının çalışma şeklini ve Türkiye’in farklı bölgelerinde meydana gelen afetlerde ne tür çalışmalar yaptıklarını konuştuk. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Elazığ ve Malatya İllerinde Gıda Bankası Kurulması ve Sürdürülebilirliğinin Sağlanması projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın koşulları nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı da biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

24 Ocak 2020 tarihinde meydana gelen Elazığ – Malatya Depremi sonrasında TİDER olarak insani yardım çalışmalarına destek olmak amacıyla Elazığ’a geçtik. Bu dönemde henüz yeni kurulan Afet Platformu‘nda yer alan sivil toplum kuruluşları (STK) ile birlikte deprem sonrası uzmanlık alanlarımıza göre bir saha koordinasyonu hazırladık. Gıda bankacılığı alanında çalışmalar yapan bir STK olarak depremden etkilenen afetzedelerin temel ihtiyaçlarının sağlandığı insani yardım organizasyonlarında ve bağış lojistiğinde çalışmalarımıza başladık. Bu çalışmalar esnasında gıda ve hijyen tedariği, soğuk zinciri gibi konular karşımıza çıktığı için gıda bankacılığının insani yardım alanındaki önemini fark ettik. Elazığ’daki saha operasyonlarımız tamamlandıktan sonra afetlere hazırlıklı yerel organizasyonlara destek vermek amacıyla Elazığ ve Malatya şehirlerinde gıda bankası kurulması için çalışma yapmaya karar verdik. Bu dönemde Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation’ın Elazığ DepremiAcil Destek Fonu’na başvurarak bu düşüncemizi proje haline getirecek desteği bulduk. Bu süreçten sonra her iki şehirde de gıda bankacılığı faaliyetlerinin başlangıcı için çalışmalarımızı başlattık. 

COVID-19 salgının pandemi ilan edilmesi projemizin başlangıcından sadece 1 ay sonra oldu. Bu TİDER için büyük bir talihsizlik olsa da kısa sürede STDV ekibinin destek ve yönlendirmeleri sayesinde projeyi yeniden şekillendirebildik. Bu dönemde projenin devam edebilmesi ve yerel kurumların gıda bankacılığına karşı olan motivasyonunu sağlamak için temel ihtiyaç ürünleri desteği sağladık. Buna ilaveten pandemi döneminde iletişimimizi çevrimiçi platformlara taşıyarak sürecin devamlılığını sağladık.

Proje kapsamında Elazığ ve Malatya illerinde geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahseder misiniz? Bu işbirliklerinin devamlılığı ve kurulan gıda bankalarının sürdürülebilirliği için önümüzdeki dönemde ne tür destekler sağlayacaksınız?

Proje kapsamında Elazığ’da ilk olarak Elazığ Belediyesi ve Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası işbirliğinde projemizi yürüttük. Projenin devamında afetlere hazırlıklı yerel yapılara yoğunlaşmamız sebebiyle proje ortağı olarak T.C. Kovancılar Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) ile devam etme kararı aldık. Kovancılar Kaymakamlığı SYDV yetkilileri ile hem Elazığ – Malatya Depremi hem de İzmir Depremi’nde AFAD deposunda insani yardım organizasyonları için birlikte çalıştık. Hemen devamında aşevi ve gıdaya uygun deposu bulunan Kovancılar Kaymakamlığı SYDV ile gıda bankacılığı çalışmalarımıza başladık. Malatya’da ise Malatya Büyükşehir Belediyesi ile projemizi başlattık. Proje kapsamında Türkiye’deki en büyük gıda bankalarından biri olan Vahap Küçük Hayır Çarşısı’nın açılışını yaptık. Market formatında olan gıda bankasının afet durumlarında organize edilebilecek bir operasyon planı da yetkililerle paylaşıldı.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında kurulan yeni gıda bankalarımızın sürekliliğinin sağlanması için öncelikli olarak temel ihtiyaç ürünleriyle destek vermeyi istiyoruz. Pandemi sürecinde de her iki şehre bu bağlamda 6 farklı bağış operasyonunda 200 tona yakın bağış ürünün yönlendirilmesini organize ettik. Buna ilaveten Türkiye genelinde olduğu gibi buradaki gıda bankalarımızın da hem kaynak geliştirme hem de operasyon kabiliyetini geliştirebilmek amacıyla eğitimler düzenlemek istiyoruz. 

Elazığ ve Malatya illerinde açılan gıda bankalarının başta depremden etkilenen kişiler olmak üzere bölgede yaşayanlara nasıl bir katkısı oluyor? Bu gıda bankalarının çalışma şekillerinden ve ihtiyaç sahiplerine sağladığı desteklerden bahseder misiniz?

Gıda bankacılığı sistemi, gıda israfı ve yoksullukla mücadelede en etkili yöntemlerden biri olarak görülüyor. Bu kapsamda bölgede yer alan gıda bankaları, ihtiyaç sahibi ailelerin temel ihtiyaçlarını sağlaması noktasında destek sağlıyor. Afet durumlarında da gıda, hijyen vb. operasyonları kapsayan insani yardım süreçlerinde gıda bankası yetkilileri operasyonlara hakim ve hazır bir şekilde hizmet verebiliyor. 

Malatya Büyükşehir Belediyesi Vahap Küçük Hayır Çarşısı market formatında bir gıda bankası olarak ihtiyaç sahibi ailelere istediği üründe seçim yapma imkanı sağlayan, gıda, hijyen, giyeceklerden oluşan bir yapı. Elazığ Kovancılar Kaymakamlığı’nın ise hem depo hem de aşevi formatında olan gıda bankacılığı sistemiyle tespit edilmiş ihtiyaç sahibi ailelere bağışlanan ürünler ulaştırılıyor ve ihtiyaç sahibi aile ve kişilere sıcak yemek dağıtımı organizasyonu yapılıyor.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe özellikle kurulum aşamasında olacak saha tespit faaliyetleri, gıda bankalarına temel ihtiyaç ürünü tedariği ve teknik malzeme tedariği noktasında büyük destek oldu. Fonu destekleyen bağışçılara TİDER olarak çok teşekkür ederiz. Gıda bankacılığı gibi devamlı faaliyet gösteren bir yapının sürekliliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için bu fon aracılığıyla kurduğumuz gıda bankalarına destek olmaya devam etmelerini diliyoruz. 

Yakın dönemde Türkiye’in farklı illerinde meydana gelen orman yangınlarının yaşandığı bölgelerde ne tür çalışmalar yaptınız? Bu tür afet durumlarını da düşündüğünüzde, TİDER’in gelecek dönem için yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 yaz aylarında Türkiye’nin farklı bölgelerinde meydana gelen orman yangınlarında TİDER olarak 3 ayrı şehirde yardım çalışmalarına dahil olduk. Antalya Manavgat’ta saha tespiti, Muğla Marmaris’te 2 ayrı depoda bağış lojistiği organizasyonu ve Isparta’daki yangınlar için de iş ortağımız olan belediyenin talebi doğrultusunda aşevinde kullanılmak üzere temel gıda ve yangınlarda kullanılması için teknik malzeme tedariği sağladık. İlerleyen dönemde bölge halkının ihtiyaçlarına yönelik olarak gıda bankacılığı faaliyetlerini bu bölgelerde hayata geçirmek istiyoruz. Yangınlar diğer afetlere göre daha riskli ve süreci daha zor bir afet. Sahadaki pek çok afet ekibi gibi TİDER olarak biz de bu gözlemi yaptık. Yangın durumlarında halen devam eden bir süreç söz konusu olduğu için insani yardımın yanı sıra teknik ekipman bağışlarının da lojistiği önemli bir yer tutuyor. Olabilecek herhangi bir yangın afeti için TİDER olarak kendimizi teknik ekipman bağışının lojistiği ve sahadaki söndürme ekiplerinin taleplerinin acil karşılanması konularında uzmanlaştırmaya çalışacağız.

 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Okula Dönüş Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD) risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla hak temelli çalışmalar yapıyor. Çoçuk Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız SGD, Okula Dönüş projesini gerçekleştirdi. Dernek proje kapsamında  Fatih,  Karagümrük bölgesinde okula başlamış ve bırakmış ya da uzun süreli devamsızlık yapan çocukları tespit etti ve COVID-19 salgını döneminde uzaktan eğitim alan ve teknik eksiklikler nedeniyle derslere erişmekte ve/veya takip etmekte zorluk çeken çoçuklara bireysel destekler sağladı. 

SGD Proje Koordinatörü ve İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile yaptığımız röportajda Okula Dönüş projesini, salgın sürecinin okul terki üzerindeki etkisini ve okul terkini önlemeye yönelik geliştirilebilecek politikalar ve uygulamalar hakkında konuştuk. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Okula Dönüş projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı  biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Okula Dönüş projesi ile, Fatih bölgesinde risk altındaki okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp herhangi bir sebeple okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocuklarla ve onlarla doğrudan ilişkili bakımverenlerinin güçlendirmesi yolu ile çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanması ve okulu terk etmelerinin önlenmesini hedeflemiştik. Proje salgın sürecine denk gelince, pandemi koşullarına göre sahada çeşitli düzenlemeler yaptık. Proje kapsamında planladığımız sosyal gelişim atölyeleri ile okula hazırlık atölyelerini, bireysel desteklere dönüştürdük. Uzaktan eğitim sürecinde teknik donanım ihtiyacı sebebiyle derslerine erişemeyen çocuklar için, dernek mekanında, hijyen ve mesafe koşullarını sağlayacak şekilde, derslerini takip edebilme imkanı sunmayı planladık.

Salgın ve karantina koşullarına bağlı olarak, çocuk ve bakımverenleri ile bireysel görüşmeler gerçekleştirdik. Bireysel görüşmeler, uzaktan eğitim sürecinde derslere dahil olmakta zorluk yaşayan ve hiç erişemeyen çocukları kapsayacak ve onları yaşadıkları sürece dair destekleyecek görüşmelerdi. Görüşmeler, çocuğun ve ailenin koşullarına göre çevrimiçi, telefon veya randevu yolu ile yüz yüze gerçekleştirildi. Yaşı nedeniyle eğitim sistemi dışına çıkmış ancak açık okul kaydı olmayan çocukları tespit edip kayıtlarını yapmalarına ve sınavlarına girmelerine destek olduk. 

Karagümrük bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların devamsızlık ve okulu terk sebepleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Salgın sürecinde yaşanan gelişmeler birlikte çalıştığınız çocukların okulu terk oranlarında bir değişikliğe neden oldu mu?

Okula Dönüş projesi ile eş zamanlı olarak bir araştırma projesi yürüttük. Çocukların Gözünden Okul ve Oyun isimli araştırmada, SGD’nin atölyelerinin çocukların okul terkini önleme üzerindeki etkilerine yoğunlaşırken, bir yandan da çalıştığımız bölgedeki okul terk durumunu anlamaya çalıştık. Bahsini ettiğim bu rapor için pandemi öncesi fiziksel olarak çalıştığımız okullardan 20 gün ve daha fazla devamsızlık yapan çocukların oranlarını almıştık. Karşılaştığımız tabloda okulu terk eğiliminin yüksekliği göze çarpıyor. Araştırma sonuçları da, bir dönemde 20 günden fazla devamsızlık yapan ve yine bir dönem boyunca kayıtlı olduğu halde hiç okula gitmeyen çocuk sayınının bu eğilime işaret etmesi açısından oldukça kritik olduğuna işaret ediyordu.

Kuşkusuz ki, salgın koşulları, çalıştığımız bölgedeki okul terk durumunu etkiledi. Buna dair doğrudan oransal veriye henüz erişememiş olsak da, birebir gözlemlerimizde okulla ilişkisi oldukça zayıflamış çocukları tespit edebiliyoruz.

Okul terkinin önlenmesine yönelik ne tür politikalar ve uygulamalar geliştirilmesi gerekiyor? Kamu kurumları ve ebeveynler bu uygulamaların hayata geçirilmesinde nasıl bir rol oynayabilir?

Okul terkinin önlenmesinin ekip işi olduğuna inanıyoruz. Veli, okul aile birliği, öğretmen, psikolojik danışman, okul yöneticileri ve çalışanları arasında işbirliği sağlamak gerekli. Her çocuğun tek ve biricik olduğu kabulünden hareketle, her bölgenin hatta her okulun kendi koşullarını tespit edip, ihtiyaçlara göre hareket etmesi, özellikle bakımverenleri sürece dahil edebilmesi önemli. Okula Dönüş projesinde birebir olarak daha yakından teması deneyimlediğimiz için, özel çözümlerin geliştirilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. 

SGD’nin uyguladığı ders saati içinde ders dışı aktivite olarak atölyeler çocukların okulla bağını kuvvetlendiren bir araç olarak yaygınlaşabilir. Bu süreçte de muhakkak tutarlı ve kararlı olmak gerekir çünkü okul terki eğiliminde olan çocuklardaki davranış ve uyum problemlerinin düzelebilmesi için uzun zamanlı ve kararlı bir çalışma gerekiyor. Kimi zaman riskli bir davranışın düzelmesi, yıllar süren bir çalışmayı gerektiriyor. Dolayısıyla kamunun uzun süreli ve düzenli faaliyetleri desteklemesi, bakımverenleri de çocuğun okula devamının önemi konularında bilgilendirmesi önemli. Elbette okul terkinin maddi boyutunu da göz önünde bulundurmak, örneğin okul beslenmesi desteği ile çocukları ve aileyi maddi açıdan desteklemek de, sorunun çözümüne sunulabilecek bir diğer katkı olarak görülebilir.

Okula Dönüş projesini bu alanda yapılacak çalışmalar açısından bir pilot proje olarak hayata geçirdiniz. Bu pilot projede edindiğiniz deneyimler doğrultusunda, okulu bırakmış veya uzun süreli devamsızlık yapan çocukların okula dönüşünü desteklemek için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yeni dönem çalışmalarında elbette yine öncelikle çocuk ve kadınlara yönelik faaliyetler planladık. Bu çalışmalardan bazıları akranları ve güvendikleri yetişkinlerden uzak kalan çocukların iyi olma hallerini destekleyecek temas alanları yaratmak, özellikle pandemi nedeniyle artış gösteren kaygı ve endişeyle ilişkili olarak psikososyal destek sağlamak, çevrimiçi ortamlarda yürütülen faaliyetler ve eğitim için dijital okur yazarlık desteği vermek, pandemi sürecinin öncesinde de mahallede ihtiyaç olduğunu gördüğümüz hukuki destek sağlamak şeklinde özetlenebilir.

Farklı olarak ise, yönlendirme ağı çalışması ve mevcut deneyimi benzer kurumlarla paylaşmak üzere eğitim sisteminden uzaklaşmış çocuklara yönelik kılavuz hazırlama işlerini ekledik. Ağ çalışması ile, bölgede sağlanan kamu hizmetleri ve bu hizmetlere erişim yollarını hedef kitlenin ihtiyaçları doğrultusunda derleyeceğiz. 

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Okula Dönüş projesi, SGD’nin kuruluşundan bu yana iletişimimizin sürdüğü ancak okulla bağı tamamen kopmuş olduğu için okullardaki atölye çalışmalarına dahil edemediğimiz bir grup çocukla yeniden temas kurmamıza destek oldu. Bu grubun eğitim sistemine dahil olma istekliliği derneğin saha ekibini de iyi hissettirdi ve bu türden çalışmalara devam etme konusunda motive etti.

Okula Dönüş projesinin deneyimleri ışığında bu projenin içeriğini mahallenin ihtiyaçlarını gözeterek genişlettik ve yeni fon başvurularında değerlendirdik. Yukarıda bahsettiğimiz çalışmaları yapabilmek için bir fon desteği alabildik.

 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile Öğretmenler için Desteğim Cebimde Projesini Konuştuk

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı bir öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçirecek olan BBOM, bu proje ile öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, her an erişilebilir olan bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği İçerik Geliştirme Koordinatörü Zeynep Burçak Kurna ile yaptığımız röportajda eğitim sisteminin güçlenmesinde öğretmenlerin rolünü, COVID-19’un eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini ve Öğretmenler için Desteğim Cebimde projesini konuştuk. 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği 2010 yılında mevcut eğitim sistemi içerisinde okul öncesi ve ilkokul döneminde, katılımcı ve barışçıl eğitim modeli geliştirmek ve bu modeli uygulayan okulların kurulmasını desteklemek amacıyla kuruldu. Süreç içerisinde hem model geliştirme çalışmalarını derinleştirmek hem modelin yaygınlaşmasını kamusallaştırmak, devlet okullarında da yaygınlaşmasını sağlamak için “Öğretmen Destek Çalışmaları” yapmaya başladı. Nihayetinde kuruluş amacı ve yaptığı çalışmalar Türkiye’de eğitim sisteminin daha katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları yönünde değişmesine hizmet etmek. Öğretmen destek çalışmalarının temelinde yine bir öğretmen destek modeli geliştirmek için “BBOM Öğretmen Köyü Topluluğu” yer alıyor. Öğretmenlerin birbirini destekleyen bir öğrenme topluluğuna dönüşmeleri için empati, şefkat, bağlantı ve güven ekseninde sosyal ve duygusal gelişim temelli, sürdürülebilir destek sağlayan programlar geliştiriyor. 

Salgın döneminde öncelik alanlarımızda, çeşitli faaliyetlerimizde ve bu faaliyetleri yürütme yöntemlerimizde değişiklik yapmamız gerekti. Ancak bunlar yaşanan olağanüstü duruma, okulların neredeyse yıl boyu uzaktan sürmesine görece oldukça az sayıda değişiklikler oldu. Çünkü BBOM Derneğinde birlikte çalıştığımız, özellikle Öğretmen Destek Çalışmaları’nda yer alan öğretmenler tüm Türkiye’de yaygın şekilde faaliyet gösteriyor. Topluluk Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) takvimi el verdiğince, özellikle tatillerde Öğretmen Köyü’nün yerleşkesinde buluşsa da, okulların açık olduğu ve eğitim takviminin devam ettiği dönemlerde çevrimiçi olarak buluşuyordu. Dolayısıyla yüz yüze yaptığımız birtakım çalışmaları ertelemenin yanında çevrimiçi yaptığımız çalışmaları derinleştirdik ve çoğalttık. Pandeminin etkilerini birlikte kucaklamak ve dayanışmak için topluluğumuzdaki üyelerle düzenli olarak Bağlantı Çemberleri gerçekleştirdik. Salgın döneminde de birlikte oynayabilmek, eğlenebilmek ve birlikte kalabilmek için yine topluluğumuzdaki öğretmenlerin inisiyatifi ve ihtiyacıyla düzenli olarak Oyun Çemberleri yapıldı. Dolayısıyla salgın döneminde böyle işler yapmanın yanında daha tematik öğrenmelerle ilgili işleri de bir miktar azalttık. Hem “Zoom yorgunluğu’’ hem salgının etkileri üzerinden öğretmenlerin yükünü, baskısını azaltmak için yolumuz daha çok öğretmenlerin iyi olma haline yöneldi.

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yapılan çalışmalarda öğretmenlerin rolü nedir? Çalışmalarınızda öğretmenlere öncelik vermenizin nedenlerini paylaşır mısınız?

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yaptığımız çalışmalarda öğretmenin rolünü bir tür “değişim ajanı” olarak görüyoruz. Yani eğitim sistemi değişecekse bu değişimin ancak öğretmen eliyle ve öğretmenlerin çocuklarla yapacağı işbirliğiyle olacağına inanıyoruz . Çünkü sayısal olarak da uygulayıcı olmasından kaynaklı olarak da, sistemin etkin yetişkin bileşeni öğretmenler. Dolayısıyla bizim için öğretmenin rolü, değişim ajanı olması diyebiliriz. 

Aynı zamanda BBOM olarak değişimin önünde bir engel gibi duran bariyeri de atlamayı önemli buluyoruz. Öğretmenlerin bu değişime gücünün olması, içsel motivasyonunu bulması, nasıl değiştireceklerine dair bilgi, beceri ve yetkinliklerinin artmasını kıymetli buluyoruz. Aslında sistemde öğretmenlerin çocuklarla işbirliği içinde değişmesi mümkün görürken aynı zamanda kamusal olarak da devlet eliyle yapılması gereken köprü değişikliklerin, kaynak düzenlemelerinin, fiziki ve içerik iyileştirmelerinin yapılmaması öğretmenlerde baskı yaratıyor. Bu bağlamda, öğretmenler bizim için değişim ajanı derken, değişim için işbirliği yapabileceğimiz en etkin bileşenlerin de onlar olduğunu söylüyoruz. Sahada yaptığımız çalışmalardan biliyoruz ki; öğretmenler de değişimin gerçekleşmesini ve bu değişimin bir parçası olmayı istiyorlar. Tam da bu yüzden öğretmenlerle işbirliği yapmayı kıymetli buluyoruz. Çünkü zaman zaman sıkışan, çocukların ihtiyaçlarıyla yüz yüze olan, okulun dışındaki okul paydaşlarının, yöneticilerin, ebeveynlerin, eğitimin değişmesini isteyen herkesin yüzünü yönelttiği kitle öğretmenler. Dolayısıyla aslında öğretmenler için düzenli desteği de önemsiyor ve eğitim sisteminin yeniden inşası için olmazsa olmaz başlık olarak ele alıyoruz.

Bir taraftan da BBOM olarak hayal ettiğimiz okullar “katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları”. Çocukların veya herhangi yaşta bir insanın katılımı, barışı, bu yönde kendi potansiyelini hayata geçirmesini tahta başında öğrenmesini beklemek mümkün değil. Yaşama dair kavram ve beceriler yaşamın içinde öğrenilir. Çocuklar için de bir yetişkinin okul ve/veya sınıf yaşamını bu açıdan kurması önemlidir. Çocuklarla birlikte öğrenme ortamlarında bu yaşamı kuracak olan öğretmenin de bahsettiğimiz becerilere sahip olmasını katılımcı ve barışçıl öğrenmenin gerçekleşeceği bir yaşam için en temel noktalardan biri olarak görüyoruz.

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğinizde, COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara (öğrenciler, öğretmenler, ebeveynler) etkilerinden bahseder misiniz? Yüz yüze eğitimin yakın zamanda yeniden başlayacağını düşündüğümüzde eğitim alanının paydaşlarını bu sürece hazırlamak için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğimizde COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini merak ediyoruz. Hatta bu bağlamda BBOM Derneğinin Demokratik Yönetim Çemberi ‘’Çocuklar Evde Nasılsınız?’’ anketi gibi evde neler olup bittiğini çalışan etkinlikler de yaptık. Bu çalışmaların önemli çıktılardan biri çocukların bağlantı, hareket ve özerklik ihtiyacının karşılanmaması olarak görülüyor. Bu durumu öğretmenlerin çocuklarla olan ilişkisi açısından da önemli bir nokta olarak yorumluyoruz. Bununla birlikte öğretmenler konusunda da çeşitli araştırmalar yapıldığını görüyoruz. Biz çoğunlukla kendi topluluğumuzda sık iletişimde ve etkileşimde olduğumuz öğretmenleri görebiliyoruz. Öğretmenler hepimiz gibi çok hızlı bir şekilde salgına adapte olmak durumunda kaldılar. Bu durumun sosyal ve duygusal becerileri konusunda çeşitlilik gösteren öğretmenlerde farklı etkiler gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir avantaj olarak yaygın olarak teknolojik okuryazarlığın arttığını söylemek mümkün. Biz BBOM’da öğretmen destek çalışmalarını genellikle odaklı, kısa gruplarla, mümkünse yüz yüze, değilse de 20 kişilik gruplarla çevrimiçi yapıyorduk. Ancak şimdi daha çok öğretmenin dijital araçları daha çok kullandığını, en azından korkusunu atlattığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumun ileriye dönük olumlu, yapıcı ve değişimi kolaylaştıran bir etki olduğunu söyleyebiliriz. 

Tüm bunlarla birlikte öğretmenlerin esenlikleri ve salgın süresince sosyal duygusal becerilerindeki değişiklikler çok önemli alanlar. Dolayısıyla yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte hatta başlamasından bağımsız olarak öğretmenlerin gerçekten bu süreçte yaşadıklarının üzerine demlenmesini sağlayacak, öz değerlendirme yapacak araçların, kaynakların yaygınlaşması bize oldukça kıymetli geliyor. Yine aynı şekilde öğretmenlerin halini merak ettiğimiz ve iyilik hallerini desteklemek istediğimiz gibi çocukların da tüm bu değişikliklerin farkına varmaları, bu değişiklerin onlara kazandırdıkları ve iç kaynaklarından tükettiklerini farkına varmaları ve kendilerini beslemeleri için ciddi bir rehberliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu süreçte bizim için öncelik kişinin esenliği. Dolayısıyla bu odakta dünyanın yaşadığı bu olağanüstü halin içinde kayıpları olanların yasını tutabileceği, zorlananların ve iç kaynaklarını tüketenlerin destek alabileceği bir alan kurabiliriz, kurmamız da gerekiyor.

Hibe desteğimizle Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Gün boyu çeşitli sorunlara çözümler üretmesi ve sorumlu kararlar vermesi beklenen öğretmenin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Okul ekosisteminde öğretmenin her gün temas ettiği çocuk, ebeveyn ve meslektaş gibi birçok öznenin çeşitlenen ihtiyaçları ile bağlantı kurması önemli. Bunu yaparken de öğretmenin esenliğine destek olacak becerileri üzerine çalışmasının öncelikli olduğunu düşünüyoruz. Öğretmen İçin Desteğim Cebimde projesinde; öğretmenlerin her an erişebileceği, onların sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak hedefleniyor. Ana faaliyet olarak Android ve IOS’tan erişilebilen bir uygulama geliştireceğiz. Geliştirilecek uygulamada alanında uzman danışmanlarla, sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı temelinde beceri sınıflandırması yapılarak öğretmenin gelişiminin hedeflendiği beceriler belirlenecek. Bu programda öğretmenin üzerine çalışmak istediği duygular seçilecek ve bu duyguların bedensel karşılıkları belirlenecek.

Öğretmenin sosyal ve duygusal gelişimin alanlarını hedefleyen yaygın duyguları yine öğretmenlerle seçeceğiz. Seçilen bu duyguların yanında öğretmenin okulda her gün kaşılaştığı örnek olaylar da listelenecek. Böylece öğretmenin hem üzerine çalışmak istediği duygu hem de günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri olaylar konusunda sürekli olarak destek alabilecekleri bir uygulama geliştirmiş olacağız. Bu uygulamada aynı zamanda kişilerin bu alandaki sosyal ve duygusal becerileriyle ilgili gelişim alanlarını keşfetmelerini sağlayacak öz değerlendirme ve kendine empati süreçlerine katkı sağlayacak sorular hazırlanacak.

Proje kapsamında oluşturacağınız uygulamanın içeriğini sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde geliştireceksiniz. Öncelikle sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı nedir? Projede kullanacağınız sınıflandırma yönteminden ve bu yöntemin eğitim alanında yapılan çalışmalara katkısından bahseder misiniz?

Sosyal ve duygusal öğrenme insan gelişiminin merkezi olan yaşam becerilerini ifade eder. Toplumsal yaşamın getirileri ile birlikte, insanların bir arada uyum ve barış içinde yaşamasını destekleyecek beceriler gittikçe daha fazla önem kazandı. Bu bağlamda insanın kendiyle ve çevresindekilerle kurduğu bağlantıyı geliştiren, empatik ilişkiler kurmasını sağlayan ve sorumlu kararlar vermesi açısından katkı sunan yaşam becerileri giderek daha da önemli bir hale geldi. Bu öğrenme yaklaşımı bireylerin kendileriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri bağlamında yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmesini ve sorumlu kararlar vermesini ifade ediyor. Sosyal ve duygusal öğrenme; öz farkındalık, duyguları yönetmek, hedeflere ulaşmak, kendine ve başkalarına empati ile yaklaşmak, yapıcı destekleyici ilişkiler kurmak ve sürdürmek ve sorumlu kararlar almak için bilgi, beceri ve tutumların bütüncül olarak ele alınmasıdır. Bu beceriler öğrenilebilir ve geliştirilebilir becerilerdir. Sosyal ve duygusal öğrenmenin sosyal yönü; kişilerin birbiriyle olan destekleyici ilişkilerini, duygusal yönü; kişilerin öz farkındalık süreçlerini, öğrenme yönü ise bu becerilerin öğrenilebilir, geliştirilebilir ve ölçülebilir olduğunu ifade eder. 

Eğitimde sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımı bir arada, barış ve huzur içinde, deneyimlerden beslenen öğrenme topluluklarını hayata geçirmek için zemin hazırlar. Bu bağlamda insanı bütüncül bir varlık olarak gören yaklaşımın temelinde uygulama yöntem ve planlama kolaylığı açısından çeşitli beceri sınıflandırmaları kullanılıyor. Projede kullanılacak beceri sınıflandırmasında; benlik farkındalığı, günlük yaşam becerilerini yönetme, kişiler arası beceriler ve sorumlu karar verme ile problem çözme becerileri olarak dört ana beceri sınıflandırmasına ilişkin çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu 4 ana beceri grubundan oluşan sınıflandırmanın, öğretmenin öz farkındalığında, ilişki becerilerinde ve karar verme süreçlerinde ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak için anlamlı bir yöntem ve çerçeve sunacağını düşünüyoruz. Öğretmenin günlük yaşamında ihtiyaç duyduğu desteği almalarını sağlayacak beceriler bu 4 ana beceri grubu altında ele alınacak.

Eğitim ortamlarının, içinde yer alan tüm aktörlerle birlikte, barış içerisinde ve deneyimlerden öğrenen ve gelişen bir topluluk olmasını hayal ediyoruz. Bu topluluğun sosyal ve duygusal açıdan gelişim süreci, uygulama içerik ve yöntemi açısından belirli bir sınıflandırmanın kullanılmasıyla bütüncül bir çerçeve sunuyor. Sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımında kullanılan beceri sınıflandırması insanı bütüncül olarak ele alan anlamlı bir çerçeve sunarak yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmenin yanında akademik başarının artmasını da sağlıyor. Sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının merkezinde kullanacağımız beceri sınıflandırması bu yönüyle eğitimde de olumlu çıktılar elde etmeyi mümkün kılıyor.

 

BoMoVu ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesini Konuştuk

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu), bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştirip, uyguluyor. Dernek, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile BoMoVu eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini daha fazla öğretmene ulaştırmak için çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’nin en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurt dışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu, ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.

BoMoVu Proje Koordinatörü Samet Saygı ile yaptığımız röportajda ırkçılık ve ayrımcılık gibi konuların Türkiye eğitim sistemi içerisinde nasıl ele alındığını, geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdikleri “Eğitimde Irkçılık mı?” çevrimiçi konferansını ve Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini konuştuk.

BoMoVu’nun kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

2016’daki kuruluşumuzdan bu yana bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan metodolojimizle, bir arada yaşamak ve kapsayıcı toplumlar olmak adına öğretmenlerin çocuklarla birebir uygulayabilecekleri etkinlikleri ve pedagojik yaklaşım araçlarını içeren toplam 9 farklı kaynak geliştirdik. Bunları üç ana başlık altında toplamak mümkün: 

1) Sınır bölgelerinde yaşayan çocukların sınır ve öteki algısını iyileştirmeye yönelik kaynaklar. (Barışa Oyna projesinin destekleyicilerinden biri de Sivil Toplum için Destek Vakfı olmuştu.)

2) Okullardaki hareketsizliğin çocukların hem öğrenim kapasitelerini hem de hareket etme haklarını kısıtlamasına karşı çözüm için geliştirdiğimiz araçlar. (Hareket Okulda – Nike’ın globalde yürüttüğü projesinin Eğitim Reformu Girişimi(ERG) ile birlikte taşıyıcısıyız)

3) Irkçılık karşıtı pedagojik araçlarla okullarda ırkçılığa uğrayan çocukları görebilmeyi ve onları destekleyecek mekanizmaların oluşturulmasını hedefleyen öğretmen atölyeleri ve araçları. (Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi)

Bunlara ek olarak göçmenlik geçmişi olan ve olmayan Türkiye’de ve Almanya’da gençlerin “kültürel eyleyebilirlik”lerini icra etmelerine yardımcı olan Dans Umurumda aracı Anadolu Kültür’ün Hep Beraber projesi kapsamında geliştirdiğimiz bir diğer kaynaktır.

COVID-19 salgını ve beraberinde gelen eve kapanma tedbirleriyle birçok dernek gibi bizim de dijital çalışmalarımız büyük ölçüde arttı. Çevrimiçi öğretmen atölyeleri, hareket videoları, çocuklar için aktivite kitapları ve onlarla gerçekleştirdiğimiz çevrimiçi aktiviteler, öğretmenler için çevrimiçi uygulanabilecek etkinlikler ile çalışmalarımız çeşitlendi.

Irkçılık ve ayrımcılık gibi konular Türkiye’deki eğitim sistemi içerisinde ele alınıyor mu? Bu konuların eğitim sisteminin bir parçası haline gelmesi ve eğitim alanının farklı paydaşlarının (öğretmenler, öğrenciler, veliler) farkındalığının artması neden önemli?

Irkçılık ve ayrımcılık konuları ne yazık ki Türkiye’de eğitim sistemi içerisinde yer almadığı gibi okul ortamları ırkçılığın en yoğun şekilde üretildiği mekanlar oluyor. Ders içeriklerinde bulunan ırkçı söylemlerin aktarıldığı öğrenciler ırkçılığı normalleştiriyor ve ırkçılık, öğrencilerin birbirleriyle ilişkilerini de şekillendiriyor. 

Irkçılık, insan ilişkilerinde çeşitli şekiller alabildiği ve normalleştirilebildiği için ırkçılığa maruz kalmamış kişiler için çoğunlukla görünmezdir. Irkçılığa maruz kalanlar içinse çok yıkıcı şekillerde deneyimlenmektedir. Irkçılığa uğramaktan en çok hasar alan grup elbette çocuklardır. Okul ortamında ırkçılığa uğrayan çocukların duygusal olarak ne denli olumsuz etkilendikleri, yaptığımız atölyelere katılan öğretmenler tarafından çokça dile getirildi. Irkçılığa maruz kalan çocukların ne tür bedensel ve duygusal olumsuzluklar yaşadıklarını öğretmenlerden topladığımız veriler ışığında bir makaleye de dönüştürdük. Irkçılığa maruz kalmak, çocukların eğitim- öğretim hayatını kötü etkilemenin yanında; özgüven, benlik algısı, beden algısı, adalet duygusu gibi pek çok başka açıdan da çocuklara zarar veriyor. Sanılanın aksine okullarda akranları, öğretmenleri, idarecileri tarafından ırkçılığa uğrayan çocuk sayısı bir hayli fazla. Bu sebeplerle ırkçılık ve ayrımcılık konularının muhakkak eğitim sisteminin ilkelerinden birine dönüşmesi gerekir. Bütün ders müfredatlarında yer alması gerektiği gibi eğitim sistemi içindeki tüm paydaşların da ırkçılık karşıtlığı eğitimleri almaları sağlanmalı. 

Dernek olarak hedefimiz öğretmenlerde ırkçılığa karşı bir farkındalık oluşturmakla beraber – hatta daha önemlisi – ırkçılığa maruz kalan öğrencileri güçlendirmek. Sınıf ortamında bütün öğrencilerin katılım sağlayabilecekleri etkinliklerle ırkçılık konusunun farklı şekillerde konuşulmasını sağlayacak etkinliklerimizle hem ırkçı söylemlerde veya eylemlerde bulunan öğrencilerin yaptıklarının farkına varmasını hem de ırkçılığa maruz kalan öğrencilerin sınıf içindeki edilgeliklerinin sebebinin kişisel yetersizlikleri olmadığının farkına varmalarını sağlamak. 

Okul kültürünün, çeşitli farklılıkları kucaklayıcı ortamlar haline getirilebilmesi için bütün kurumsal yapının ırkçılık karşıtlığı üzerine yeniden biçimlendirilmesi gerekir. Okullardaki ırkçılık vakalarına karşı okul idarecilerin, öğretmenlerin, hizmetlilerin ve elbette öğrencilerin farkındalıkları artırılmalı. Ayrıca okullardaki ırkçı vakalar karşısında kurumsal olarak bir prosedür belirlenmeli ve vakalara yaklaşım ve müdahalelerde bu prosedürler uygulanmalı çünkü biz okul ortamındaki ırkçılık vakalarının kişisel inisiyatiflere bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca çocukların okul dışından öğrenip getirdikleri ırkçı söylem ve davranışlara karşı velilerle de işbirliği yapılmalı. Hatta veli eğitimleri okul tarafından verilmeli. Okulun kurumsal yapısından bütün paydaşlara kadar herkesin ırkçılık konusunda hassasiyet geliştirmesi eğitim-öğretim ortamının daha verimli olmasını sağlayacak ve her öğrencinin kurumsal aidiyet hissi gelişecektir. Her şeyden önemlisi ırkçılığa maruz kalmaktan dolayı yaşamı boyunca sorunlar yaşayan öğrenciler olmayacaktır. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin amacından ve bu zamana kadar yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, BoMoVu tarafından geliştirilen, çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracıdır. Bu proje, Eylül 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında Eşitlik Forumu’nun parçası olarak Eşit Haklar için İzleme Derneği’nin Avrupa Birliği tarafından sağlanan alt-hibe desteği ile başlamıştı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, öğretmen ve çocuklar ile çalışan tüm kişilerin açık erişimine sunulan bir kılavuz ve öğretmen farkındalık atölyelerinden oluşuyor. Bu atölyeler sayesinde öğretmenlerin sınıf ortamında yaşadığı özgün deneyimlerini öne çıkararak, okullarda ırkçılık ve kültürel ayrımcılık durumunu ortaya koyan, herkese açık, çevrimiçi bir rapor yayınlandı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, şimdiye kadar İstanbul’un etnik-kültürel çeşitliliğin daha yüksek olduğu bölgelerdeki okullarda çalışan en az 30 kişilik öğretmen grubuna aktarıldı. Bu atölyelere katılan öğretmenleri bir araya getirmek de önemli bir alan sundu. Kendi sınıf ortamlarında, eğitsel materyalleri çocuklar ile uygulayan öğretmenler arasında iletişim ve dayanışma oluşturmak da projenin katkılarından biridir.

Mayıs 2021’de düzenlenen “Eğitimde Irkçılık mı?” adlı çevrimiçi konferansta Almanya ve Türkiye’den uzmanlar bir araya gelerek ırkçılıkla ilgili bakış açılarını ve deneyimlerini paylaştı. Eğitimde ırkçılık konusunun ele alınış şekli açısından Türkiye ve Almanya’daki uygulamaların benzerlik ve farklarından bahseder misiniz?

Almanya, eğitim sisteminde ayrımcılık yaratacak çeşitli çatlakların tespiti üzerine ciddi bir özeleştiri dönemi yaşıyor. Özellikle kendi soykırımcı geçmişini üstlenmesi, sorumluluğunu alması ve hafıza çalışmaları yapması sayesinde böyle konular devlet nezdinde önemseniyor. Bu konuda çalışan dernekler ve inisiyatifler devlet tarafından destekleniyor. Bu nedenle Almanya’da ayrımcılık ve ırkçılık konularında çalışan kişi sayısı Türkiye’ye göre çok daha fazla. Hem devlet desteği ve teşvikleri hem de bu alanda çalışan sayısının fazla olması ırkçılık ve ayrımcılık konularında eğitim alanında daha etkili projelerin yapıldığını gösteriyor. Bunların yanı sıra Almanya’da, ülkenin bir ırkçılık sorunu olduğunu kabul etmeleri de bu alanda daha zengin çalışmalar yapılmasını etkiliyor. 

Türkiye’de asıl problem ülkede bir ırkçılık sorunu olduğunun kabul edilmemesinden kaynaklanıyor. Bu sebeple ırkçılık konusunda çalışma yürüten dernekler de devlet desteği almadığı gibi çeşitli şekillerde engelleniyor ya da okullarda çalışma yürütmelerine izin verilmiyor. Bu koşullar dolayısıyla Almanya, eğitimde ırkçılık konusunda kendi deneyimlerine dair daha fazla veriye sahip. Türkiye’de söz konusu zorluklar dolayısıyla eğitimde ırkçılığın ne kadar yaygın ve görünümlerinin ne denli çeşitli olduğuna dair ciddi çalışmalar bulunmuyor. Bu nedenle de bu alanda çalışanların ellerinde yeterince veri yok. Almanya’da eğitimde ırkçılık konusunda yapılan çalışmaların Türkiye’ye göre daha uzun bir tarihi olması ve eğitim kurumlarında çalışanların da bu konuda farkındalıkları varken Türkiye için aynı şey söylemek mümkün değil. Konferans bağlamında ise bütün bu farklılıklara rağmen ırkçılığın görünümleri konusunda Almanya ve Türkiye açısından büyük benzerlikler söz konusu. 

Hibe desteğimizle Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin daha geniş bir kitleye yayılması için çalışmalar yapacaksınız. Projenin bu döneminde ne tür faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Projenin bu döneminde daha fazla öğretmene erişebilmek adına çevrimiçi atölyelerin sayısını arttırmak istiyoruz. Ayrıca öğretmenler için dijitale bağımlı kalmadan kullanabilecekleri basılı materyaller geliştirmek istiyoruz. Daha önceki yanıtımda da bahsettiğim gibi, Türkiye’de bu tür araçlar yeterli değil, hatta bu alanın çalışılmaya ve zenginleştirilmeye çok muhtaç olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli çevirilerle bu alana katkı sunmaya niyetliyiz. Bu çeviriler Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan geniş bir öğretmen ağına yaygınlaştırılacak. Hatta bu öğretmenlerden bir kısmının da kendi ırkçılık karşıtı eğitim buluşmalarını yapmasını destekleyeceğiz. Aynı zamanda, daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla sosyal medya kampanyaları yapmayı planlıyoruz. Bu kampanyaların bir katkısı da bu kavramların görünürlüğünü arttırmak olacak diye düşünüyoruz. 

 

Çoçuk Fonu 2021 dönemi başvuruları sona erdi

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi ve haklarının tesis edilmesi için 0-15 yaş arası çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çoçuk Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları sona erdi. 

Fona toplam 25 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 22’si dernek, 3’ü vakıf tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Diyarbakır, İstanbul, Mersin, Sakarya ve Tunceli olmak üzere 6 ilden başvuru alındı. Çoçuk Fonu 2021 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 2.117.901 TL oldu.