All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Kodluyoruz Derneği kurumsal hibe desteğinden yararlanıyor

By | Kurumsal Destek

Kodluyoruz Derneği, Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle kurumsal hibeden yararlanıyor. Kışın başlayan hibe desteği kapsamında dernek ve çalışmaları hakkında sohbet etme imkanı bulduk.

Kodluyoruz Derneği’nin temel olarak ne yaptığını anlatabilir misiniz?
Kodluyoruz’da Türkiye’yi teknoloji alanında bir yetenek merkezi yapmak için çalışıyoruz. Odaklandığımız problem, ülkemizdeki yüksek genç işsizlik ve gençlerimizin kendi potansiyellerini katma değerli alanlarda ortaya çıkaracak eğitim fırsatlarına sahip olmaması. Bugün NEET oranında (inaktif gençler – çalışmayan veya bir eğitime katılmayan) OECD ülkeleri arasında birinci konumdayız – gençlerimizin yaklaşık %30’u atıl. Diğer taraftan, geleceğin yenilikte ve teknolojide olduğunu görüp bu alanlarda çalışmak isteyen binlerce genç, ve sektörde de yetenekli gençlere yüksek ihtiyaç var. Kodluyoruz olarak azimli gençlerle, teknoloji sektörü arasındaki bu yetenek açığını kapatıyoruz ve ülkemizde teknolojiyi takip etmekten ziyade üretmeye hazır yenetekleri geliştiriyoruz.

Bugüne kadar yukarıda belirttiğiniz meselelere yönelik temel hangi faaliyetleri hayata geçirdiniz?
Aslında 2 temel iş yapıyoruz.
1) Kodluyoruz Akademi: Kodluyoruz Akademi, azimli ve yüksek potansiyelli gençlerin, özellikle de kadınların, teknoloji alanında bir kariyere sahip olmaları için ihtiyaç duydukları teknik ve sosyal becerileri sağlıyor. Seçtiğimiz gençler, yazılımcı olmak için azimli, ilgili bölümlerden mezun; ancak sosyo-ekonomik koşulları, eğitim seviyesi veya iş tecrübesi yeterli görülmediği için istediği kariyere başlayamayan yetenekli gençler. Kodlama ile ilgili bölümlerde okuyan üniversite son sınıf öğrencileri veya yeni mezunlar 3 ay süren ‘bootcamp’lerde ücretsiz hızlandırılmış yazılım eğitimi alıyor, aynı zamanda başarılı bir yazılımcı olmak için gereken becerileri kazanıyorlar. 2019 sonuna kadar, 4 şehirde hayata geçirdiğimiz bootcamp’lerle yaklaşık 700 yazılımcıyı sektöre kazandırmış olacağız.

2) Mezunlar Kulübü: Mezunlar Kulübü, Kodluyoruz Akademi mezunlarının hayat boyu öğrenme ağı. Kodluyoruz Akademi’de eğitim gören gençlerden bir ağ yaratmak, mesleki gelişimlerini takip edebilmek ve kariyer yolculuklarında mezunlara destek olmak için mezunlar tarafından hayata geçirildi. Mezunlarımızın organize ettiği etkinlikler, söyleşiler, konuşmalar, ağ kurma aktiviteleri, atölyeler ile gençlerin sektörle daha hızlı kaynaşması ve birbirlerinin deneyimlerinden faydalanmaları hedefleniyor.

Hibeyi kurumsal gelişiminiz çerçevesinde bir proje koordinatörü istihdamı için kullanıyorsunuz ki bu da Yönetim Kurulunuzun üstündeki bazı iş kalemlerini hafifleştirecek ve böylece farklı alanlara yönelik faaliyetler yapmanızı sağlayacaktı. Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?
Bu hibe, kapasitemizi artırmamız için çok kritik bir destekti. Faaliyetlerimizi hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğumuz ekibi bu destek sayesinde kurduk. İşe aldığımız proje koordinatörü ve onu destekleyen asistan ve stajyerimiz sayesinde, amaçlarımızı daha sistematik ve stratejik olarak hayata geçiriyoruz.

Türkiye’de alanınızda önünüzdeki dönemi nasıl görüyorsunuz?
AB desteğiyle 2019’da yaptığımız Teknoloji Sektörü İhtiyaç Analizi Durum Raporu’nun da gösterdiği üzere, teknoloji sektörü hızla büyümeye devam edecek. Özellikle yapay zeka/makine öğrenimi/veri analizi ve Python alanlarında yetenek açığının önümüzdeki beş yılda artmasını bekliyoruz. Ancak, üniversite müfredatları ile sektör beklentileri arasındaki uyuşmazlık yeni mezunların yeterli becerilerle mezun olmasının önüne geçiyor ve eğer üniversitelerde bu konuda ilerleme kaydedemezsek sorun büyüyebilir.

Sektördeki yetenek uyuşmazlığı ve artan talep göz önünde bulundurulduğunda yetenekli gençlerin nitelikli eğitime ulaşması kritik bir öneme sahip. Özel kurslar, pek çok öğrenci için ekonomik açıdan erişilebilir değil. Bu durumda Kodluyoruz gibi sektör odaklı içerik sağlayan girişimlerin, teknoloji sektöründeki yetenek havuzunu geliştirmede, genç işsizliğini azaltmada ve fırsat eşitliği sağlamada önem kazanacağını ve çoğalacağını öngörüyoruz.

2019’un ikinci yarısında neler yapmayı planlıyorsunuz, bilgi verebilir misiniz?
2019’un ikinci yarısında, en az 6 bootcamp ve 10 Mezunlar Kulübü etkinliği düzenleyeceğiz. Aynı zamanda, Türkiye’de ilk kez yapay zeka alanında kapsamlı bir yetenek geliştirme programı oluşturmak için çalışıyoruz ve Ağustos’tan itibaren Microsoft’un desteğiyle bunu hayata geçireceğiz. Ek olarak, duyurusunu yapacağımız Yapay Zekâ Danışma Kurulumuz ile bu alanda dünya lideri kurumlarda çalışan, hem akademik faaliyet gösteren, hem de sektör deneyimi olan, farklı disiplinlerden profesyonelleri bir araya getirerek Kodluyoruz’un Türkiye’de yapay zekâ alanında bilgi üreten ve geliştiren bir kurum olmasını, Türkiye’deki sektöre de katkıda bulunmasını amaçlıyoruz.

Tüm bunları hayata geçirirken Sivil Toplum Destek Vakfı aracılığıyla kullandığımız Turkey Mozaik Foundation hibesiyle geliştirdiğimiz kapasitemiz büyük öneme sahip, bunun için sizlere teşekkür ederiz.

Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Çocuk Fonu projelerini konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Sulukule Gönüllüleri Derneği geçtiğimiz senelerde Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Hibe Programı’ndan iki defa yararlanmıştı. Vakfımız bu sefer derneğin “Okulda Ben de Varım” projesini Çocuk Fonu kapsamında destekliyor. Aşağıda göreceğiniz üzere Dernek ve proje hakkında sohbet etme imkanı bulduk.

Çocuk hakları alanında çalışan yerel bir örgüt olarak özellikle son dönemde çalıştığınız bölgedeki çocukların genel durumu ve tespit ettiğiniz ihtiyaçlarından bahseder misiniz?
Sivil Toplum Destek Vakfı’nda iki kez kurumsal hibe desteği almıştık ve bu destek sayesinde derneğin ilk kez bir profesyonel çalışanı olmuştu. O dönem çalışmalarımızı derli toplu bir şekilde planlamaya başladığımız bir dönemdi.

Okul terki Karagümrük bölgesinde gözlenebilir şekilde artmakta. Bunun sebeplerinden birisi çocukların okulla iyi ilişki ve bağ kuramamış olması. Bunun için 10 yıldır bölgedeki okullarda çocukların ihtiyaç ve beklentileri yönünde atölyeler kurguluyoruz.

Okul terkinin en önemli sebeplerinden olan maddi yoksunluk, Karagümrük’te de en fazla karşımıza çıkan etmenlerden. Bu soruna yönelik olarak yıl içinde topladığımız bağışlar ve fonlar aracılığı ile, okul aile birlikleri ve rehber öğretmenlerle işbirliği halinde, çocuklara her okul günü tüm yıl boyunca okul beslenmesi ulaştırıyor ve çok daha zor durumdaki aileler için eğitim bursu desteği sağlıyoruz.

Çalıştığımız bölge Suriyeli mültecilerin yoğun yaşadığı bir yer. Çalıştığımız okullarda Suriyeli ve Türkiyeli çocuklar arasında akran zorbalığında artış gözlemliyoruz. Buna yönelik atölyelere ağırlık vermeye başladık.

Faaliyetlerinizi yürüttüğünüz Karagümrük bölgesinde okul terkinin sebepleri neler? Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin çalışmaları okulu terki önlemede nasıl bir rol oynuyor?
Okul terkinin sebeplerini okula bağlı nedenler ve kişisel nedenler olmak üzere iki başlık altında ele almak mümkün. Okula bağlı nedenler arasında sınıf tekrarı, başarısızlık, devamsızlık, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar, dersleri ve okulu sevmeme gibi nedenler yer almakta. Kişisel nedenler arasında ise kız-erkek ilişkileri, maddi durum, okul dışında faklı bir işte çalışma, arkadaş etkisi, kötü alışkanlıklar var.

Bununla birlikte devamsızlık ve okul terki arasında güçlü bir ilişki olduğu, örgün eğitimin dışına çıkan öğrencilerin çoğunun öncesinde devamsızlık yaptığını da biliyoruz. Okulda öğrenciler arasında yaşanan şiddet olayları ve akran zorbalığının da okul terkinin önemli sebeplerinden biri olduğunu düşünüyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 Yılı Performans Programı raporuna göre, Türkiye’de 2016 verilerine göre eğitim ve öğretimden erken ayrılma oranı %35,7. Saydığımız tüm bu genel sebepler, aslında çalıştığımız bölge olan Karagümrük’te de geçerli.

Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda yaptığımız çalışmalarla okul terkini önlemek veya azaltmak için okullarda çocukların ihtiyaçlarına yönelik sosyal gelişim atölyeleri uyguluyor; öğretmenler ve kadınlarla çocukların okul terkini önlemek üzere yapabilecekleri katkıları konuşuyor ve maddi imkânı yetersiz olan çocuklara beslenme, kırtasiye ve burs desteği sağlıyoruz.

Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Okulda Ben de Varım projesinden bahseder misiniz? Proje kapsamında çocuklara yönelik olarak hayata geçireceğiniz sosyal beceri atölyeleri nasıl belirlenecek ve bu atölyelerin nasıl bir etkisi olmasını bekliyorsunuz?

Projede risk altındaki çocukların içinde bulundukları eğitim ortamlarının çocukların özel ihtiyaçlarına yönelik kurgulanması ve çocuklarla doğrudan ilişkili grupların güçlendirmesi yolu ile çocukların okulu terk etmelerinin önlenmesini hedefliyoruz. Çalışma alanımızda yer alan Akşemsettin İlkokulu ve Karagümrük Ortaokulu’nda çocukların istekleri/ihtiyaçları doğrultusunda çocuklara hitap edecek sosyal beceri atölyelerinin içerikleri hazırlandı ve uygulamaya başladık.

Okullarda 3 farklı çocuk grubu her hafta düzenli olarak okulda buluşuyoruz. Programladığımız ritim ve fotoğraf atölyeleri dönem sonuna dek sürecek. Bunun yanında okul terkinin en önemli sebeplerinden olan maddi yoksunluğun önüne geçebilmek için ise, okulda çocuklara her gün ulaşacak şekilde beslenme desteği yine proje kapsamında sağlanıyor.

Projede öğretmenlere yönelik çocuk hakları atölyeleri de düzenliyorsunuz. Bu atölyelerde hangi konuları ele alacaksınız? Öğretmenlere yönelik olarak yapılan çalışmaların okulu terki önlemede nasıl bir katkısı olacağını öngörüyorsunuz?
Çocuklarla doğrudan ilişkili olan öğretmenlere yönelik ise Kapsayıcı Eğitim: Sınıfta Kimler Var, Sınıf İçinde Bağlantı Kurma, Duygular ve İhtiyaçlar, Öfkenin Yolculuğu konularına yönelik atölye içerikleri hazırlandı ve uygulaması devam ediyor.

Bu atölye başlıkları dönemin başında okul rehber öğretmeninin desteği ile öğretmenlere sorularak belirlendi ve içerikleri hazırlandı. Dileğimiz, öğretmenlerin sınıf içinde tüm çocukları gözeterek derslerini sürdürmeleri. Çünkü çocuklar bizim atölyelerimize katılarak bir çok davranış ve tutum değişikliği sergilese de, okuldaki zamanının büyük kısmını öğretmenlerle geçiriyor ve öğretmenlerin özellikle zorlu davranışlar gösteren çocuklara yönelik tutumu, okul terkinde kilit bir role sahip.

Sulukule Gönüllüleri Derneği özellikle son dönemde farklı kurumlardan gelen kaynaklarla finansal açıdan daha da güçlendi izlenimi veriyor. Bu çerçevede gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz? Çalışmalarınızı Fatih bölgesindeki farklı okullarda da gerçekleştirmeyi düşünüyor musunuz?

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD) tüm çocukların eşit ve adil eğitime erişimini sağlayacak bir kurum olmak için çabalıyor. Buna yönelik olarak, okullarda uyguladığımız atölyelerin model haline gelmesi için çabalıyor, yaptığımız uygulamaları kitapçık haline getirmeyi planlıyoruz. Bu sayede benzer hedef kitle ile çalışan farklı STK’ların, başka şehirlerdeki okulların da aynı modeli uygulayabilir olmasını istiyoruz. Ayrıca Fatih bölgesinde farklı dezavantajlı okullarda da modelimizi yaygınlaştırmak için planlamalar yapıyoruz.

Gelecek dönemde çocukları ve çocuklarla doğrudan ilişkili grupları hak temelli güçlendirerek, yıllardır sürdürdüğümüz hak temelli mücadelenin okul sistemi içinde yaygın hale gelmesini ve “doğal ortamında” öğretmenler aracılığıyla yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Projenin öğretmenler üzerinde bırakacağı etki ile özellikle risk altındaki çocukların okul terkinin önlenmesi anlamında yaygın ve kalıcı etki ortaya konulmuş olacaktır. Böylece eğitim sistemine dair kamu politikalarının oluşturulma sürecine katkı sağlama anlamında önemli bir adım atılmış olacağını düşünüyoruz.

ÇATED ile çalışmalarını konuştuk

By | Kurumsal Destek, Röportaj

ÇATED (Çift ve Aile Terapileri Derneği) vakfımızdan ilk defa Turkey Mozaik Foundation desteğiyle bir kurumsal gelişim hibesi  kullanmaya başladı. Yakın zamanda yeni ofislerine de taşınan Dernek ile faaliyetlerini konuşma fırsatı bulduk.

Çift ve Aile Terapileri Derneği’nin kurulma amacından kısaca bahsedebilir misiniz?
Amacımız, toplumdaki sağlıklı ilişkilerin ve aile işlevlerinin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, bu amaçla çift ve aile terapisi mesleğinin yaygınlaşması ve doğru uygulanmasını desteklemek ve topluma yönelik aile politikalarının oluşumuna ve iyileştirilmesine katkı sağlamak.

Kurum bu alanda bir meslek kuruluşu olmasından öte sosyal konularla da ilgileniyor. Bu konuyu da biraz açmak ister misiniz?
Dernek bünyemizdeki yedi farklı komiteyle ve diğer derneklerle işbirliği içinde sosyal konular üzerine halka açık eğitim/grup çalışmaları, seminer ve eğitimler veriyoruz, bilgilendirici yayınlar yapıyoruz. Toplumsal travmalarda mağdurlara psikososyal destekte bulunuyoruz. Göç eden annelere ebeveynlik üzerine grup çalışmaları yaptık, Çocuk İstismarı’na yönelik Çocuğun Gücü Projesi’ne Çocuk ve Hakları Platformu’nun bir üyesi olarak eğitim ve araştırma desteği veriyoruz, kronik hastalıklarla mücadele eden ailelere destekleyici videolar hazırlıyoruz. Ayrıca çocuklarda sağlıklı cinsel gelişim, aile içi şiddet gibi konularda ebeveynlere, rehber öğretmenlere, psikolojik danışmanlara ve terapistlere eğitim ve seminerler verdik. Yapılan yayınlarla ve verilen eğitimlerle, Türkiye’de devam eden ‘ailecilik’ anlayışının (ailenin kayıtsız şartsız bütünlüğünün korunması yönündeki muhafazakar görüşün) karşısında, boşanma, yeniden evlenme, eş-ebeveynlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları gibi konularda farkındalık yaratmayı da istiyoruz.

Hibeyi kurumsal gelişiminizi desteklemek için kullanmaya başladınız. Neden yeni bir mekana ve personele ihtiyacınız var, biraz anlatabilir misiniz?
ÇATED’in kuruluşundan itibaren toplantılarımızı yönetim kurulu üyelerimizin kendi özel ofislerinde yürüttük. İlk aşamada bu çalışma şekli işlevsel olsa da zaman içinde ÇATED’in kurucu üyelerinden bağımsızlaşıp gönüllü ve üyelerine kapısı açık bir dernek haline gelebilmesi açısından kendi mekanının olmasının önemli olduğunu düşündük. Ekim 2018 tarihinde Dernek merkezimizi kiraladığımız günden itibaren yönetim kurulu ve komite toplantılarımızı, meslek içi seminerleri ve süpervizyon toplantılarını merkezimizdeki toplantı salonlarında gerçekleştirdik. Üyelerden aldığımız geri bildirimlerde de öne çıkan aidiyet duygusunun oluşması ve düzenli eğitimlerin yapılabilmesi ihtiyaçları açısından merkezin olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca hibe kapsamında dernek asistanımızın ekibimize katılımı da yaptığımız işlerin sorunsuz şekilde ilerleyebilmesi açısından çok faydalı oldu. Asistanımız üyelerle, yönetim kuruluyla, komitelerle, ofis yetkilileriyle ve kuluçka merkeziyle aradaki iletişimin sağlanması, derneğin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanması, dosyaların düzenli bir şekilde tutulması gibi konularda aldığı sorumlulukları etkin bir şekilde yerine getirdi.

2019 ikinci yarısında ÇATED’in planları nedir? Ne yapmayı planlıyorsunuz?
2019 yılının ikinci yarısında yukarıda bahsettiğimiz birçok projeye devam edeceğiz. Bu projelerin yanısıra 16-17 Kasım tarihlerinde 5. Sempozyumumuzu İstanbul Bilgi Üniversitesinde gerçekleştireceğiz. Kuruluşumuzun 10. Yılı kapsamında Uluslararası Aile Terapisi Derneği (IFTA) Genel Sekreteri William Hiebert’ın katılacağı sempozyumun konusu “Göç, Kimlik ve Aile” olacak. Ayrıca internet sitemizin daha aktif kullanılmasını sağlayacak sistemi kurduk. İçerikleri düzenleyerek aktif hale getireceğiz. Üyelerimizle oryantasyon sunumunun üzerinden geçeceğimiz, onların sesini de daha çok duyabileceğimiz bir etkinliği eylül ayı için planlıyoruz.

Bilim Kahramanları “Kızları Bilim ile Buluşturuyor”

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Bilim Kahramanları Derneği Turkey Mozaik Foundation’ın da desteğiyle Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu’ndan yararlanıyor. Dernekle faaliyetlerini ve “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” Projesini konuştuk.

Bilim Kahramanları Derneği neden kuruldu, bilgi verebilir misiniz?
Dernek bilimin toplumun odağında olduğu bir dünya hayali ile 2011 yılında kuruldu. Derneğin de kurucusu olan bir grup gönüllü 2004 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki FIRST Vakfı (For Inspiration and Recognition of Science and Technology) ile Danimarka’daki LEGO Group’un birlikte başlattığı FIRST LEGO League isimli etkinlikte tanıştılar. 16 yaş arasında çocuk ve gençlerin hem dünyayı ilgilendiren önemli bir soruna yenilikçi bir çözüm ürettikleri hem kodlama yoluyla çalışmalar yaptıkları programı 2005 sezonu itibari ile Türkiye’de uygulamaya başladılar. 2011 yılına gelindiğinde programla yaklaşık 8.000 çocuk ve gence ulaşınca gönüllü grup Türkiye’de bilimsel çalışmaların toplum genelinde yaygınlaşabilmesi için dernekleşme yolunu seçtiler.

Aynı zamanda uluslararası bir ağ ve yaklaşımın da bir parçasısınız. Bu durumun avantajları /dezavantajları ile ilgili bilgi vermeniz mümkün mü?
Türkiye’de yürüttüğümüz uluslararası programlar Dünyanın farklı ülkelerinde de uygulanıyor. Avantaj olarak Türkiye’deki çocukların farklı ülkelerdeki akranları ile benzer deneyimleri hem kendi ülkelerinde hem de Türkiye’yi temsilen katıldıkları yurtdışı etkinliklerinde yaşamalarını söyleyebiliriz. Çok genç yaşlarında farklı ülkelerden akranları ile iletişime geçerek, etkileşim kurabiliyorlar. Dezavantaj olarak da bilim, teknoloji, proje geliştirme ve 21. Yüzyıl becerileri geliştirme odaklı bu uluslararası programların büyümesi Türkiye’de son 2-3 yılda büyük bir ivme kazandı. Bu sebeple en büyük dezavantaj olarak Türkiye’deki ilginin çok yakın tarihlere kadar düşük olmasını verebiliriz. Ancak son 2 yıldaki büyüme ve Milli Eğitim Bakanlığının bu alana yönelik kapsamlı strateji belgeleri sayesinde büyük bir ilgi artışı olacağına eminiz.

Bu dönem vakfımız bünyesindeki Çocuk Fonu tarafından desteklenecek olan “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projesiyle ilgili bilgi vermeniz mümkün mü? Diğer faaliyetlerinizde bir farkı var mıdır, bu konuda da bir değerlendirme alabilir miyiz?
“Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projemiz 6-10 yaş arasındaki çocuklara bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazandırmayı, kodlama alanında farkındalık yaratmayı, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda da deneyim kazanmalarına fırsat veren Minik bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Jr. programımızın kapsamında farklı şehirlerden 12 kız takımını desteklemeyi içeriyor. Bu proje özelinde kendi imkanları ile bu tür STEM projelerine katılma imkanı olmayan devlet okullardan tamamı kızlardan oluşan takımlar kurma fırsatı elde ettik. Böylelikle hem devlet okulları tarafında fırsat eşitliğini sağlamaya çalıştık, hem de kız çocuklarının bilimsel etkinliklere katılımı konusunda teşvik etme fırsatı elde ettik. Dernek olarak daha önce ortaokul ve lise seviyelerinde kız takımları kurulması ve kızların bilimle buluşmasına fırsat sağlayacak projeleri hayata geçirmiştik ancak küçük yaş grubunda ilk defa bir fon desteği aldık.

Projelere kaynak bulmak Sivil Toplum Kuruluşlarının temel meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bilim Kahramanları Derneği olarak bu konuda nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Dernek olarak öncelikli hedeflerimiz farklı fon destekleriyle daha fazla çocuğun ve gencin bilimsel çalışmalara dahil olabilmesi ve bilim insanlarının desteklenmesi sağlamak. Derneğin kaynak geliştirme faaliyetlerinde bireysel bağışçılar yerine fon ve hibelerin yeri daha büyük. Bu kapsamda derneğin çalışma alanlarına giren yurt içi ve yurtdışı fonlarına başvurarak kaynak yaratmaya özen gösteriyoruz. Boeing ve HSBC gibi özel şirketlerin global fonlanlarının yanı sıra Kalkınma Ajansları ve Bakanlık fonlarını da takip ediyoruz. Aynı şekilde yardımseverlik koşuları gibi kitle fonlama yöntemlerini kullanarak da kaynak yaratmaya çalışıyoruz.

Her toplum gibi Türkiye değiştikçe kurumlar iş yapma biçimlerini değiştirmek zorunda kalıyorlar. Acaba Bilim Kahramanları Derneği olarak geçmişten bugüne bu konuda bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?
Bilim Kahramanları Derneği olarak kuruluşumuzdan bu yana farklı paydaşlarla işbirlikleri yapıyor, bilimin toplumun odağında olması hayalimiz için çeşitli projeler gerçekleştiriyoruz. Çalışmalarımızı 2004 yılından 2011 yılına kadar gönüllü olarak sürdürürken son 8 yıldır da dernek çatısı altında gerçekleştiriyoruz. Kodlama, robotik, maker alanlarına artan merak dolayısıyla program ve projelerimize olan ilgi de artıyor. Bu talep karşısında oldukça mutluyuz. Ancak kısıtlı insan kaynağı gücümüzü daha doğru kullanabilmek adına yeni bir örgütlenme stratejisi üzerine çalışıyoruz. Yerelde daha yaygın bir yapıda çalışmalarımızı sürdürebilmek için temsilcilik modeline geçmeyi planlıyoruz. Bu sayede, hem derneğimizin çalışmalarını daha yaygın olarak gerçekleştirebilecek hem de Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni stratejisi belgesinin de odaklandığı alanlarda daha çok yerel işbirlikleri gerçekleştirebileceğiz. Bu fikrimizi hayata geçirebilmek için de Sivil Düşün programından destek sağladık.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı “Çocukların bir maruzatı var” diyor

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği, Röportaj

Başak Kültür ve Sanat Vakfı Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından ilk defa 2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu tarafından desteklenmeye başlandı. Vakıf, Kayışdağı’nda yerel düzeyde, özellikle çocuklarla yaptıkları çalışmalar çerçevesinde, tanınıyor. Biz de kendileriyle vakfın kuruluş amacı ve projelerini konuşma imkanı bulduk.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın kuruluş hikayesinden ve bugüne kadar yaptığı çalışmaların genel çerçevesinden bahseder misiniz?
Başak Kültür ve Sanat Vakfı 1990’larda yaşanan zorunlu göç döneminde, yoğun iç göç alan ve sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuk ve gençlerin eğitime adil şartlarda erişimi ve gelişimlerinin önündeki engellerinin kaldırılması amacıyla insan hakları aktivistleri, eğitimci ve sosyal bilimcilerden oluşan bir grup tarafından 2003 yılında kuruldu.

Vakıf; iç göç olgusu, aile içi şiddet, ekonomik yetersizlik, sosyal güvenlikten yoksun olma, eğitim süreçlerine dâhil olamama ve eğitimden kopma gibi süreçlerden etkilenen çocuk ve gençler için; sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını koşulsuzca gerçekleştirebilecekleri, kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri alanlar yaratmak ve bu alanları yaygınlaştırmak için çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu hedefler doğrultusunda çocuk ve gençlerin, evrensel insan hakları değerlerini önemseyen ve geliştiren bireyler olabilmeleri adına, kültürel ve sanatsal temelli atölyeler kurarak, çocukların ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak toplumsallaşma sürecine katılabilmelerine destek olmak için çalışmalar yapmaktayız.

Başak Helin Çocuk Hakları Enstitüsü’nde yaptığınız çalışmalarla özellikle göç yoluyla İstanbul’a gelmiş çocuklara sanat eğitimleri vererek şehre uyumlarına destek oluyorsunuz. Sanat çalışmalarının çocuklar üzerinde ne tür etkileri oluyor?
Çocuklarla sanat aracılığıyla yürüttüğümüz çalışmalar sanatın dönüştürücü gücünden yola çıkarak göç travmalarını azaltmak, çocukların yeni hayatlarına adaptasyon sürecine katkıda bulunmak amacıyla planlandı. Yürüttüğümüz çalışmalarda gördük ki çocukların kendilerini ifade etme kapasitelerinin artmasıyla göç ve göçle ilintili ortaya çıkan uyum sorunlarının da önüne geçilebiliyor. Bu amaç doğrultusunda yürüttüğümüz sanat atölyeleri ile çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturmak için psikolojik danışmanlık ve sosyal çalışmaların yanı sıra eğitsel, kültürel ve rehabilitasyona dönük müzik, yaratıcı drama, tiyatro, resim, seramik, pandomim, halk dansları gibi sanatsal çalışmalar yürütüyoruz.

Ayrıca bütün çalışmalarımızda çocuk katılımını sağlamak için çeşitli mekanizmalar kullanıyoruz. Bu sayede gerçekleşen aktif katılım sonucunda çocuklar demokrasi ve aktif katılımın ne olduğunu öğreniyorlar. Çevrelerine ve topluma olan duyarlılıkları artıyor, bir faaliyete katkı sunmanın heyecanını ve gururunu yaşayan çocuklar yaşadıkları dezavantajların sonucu olarak kaybettikleri özgüvenlerini yeniden kazanarak kendilerine olan güvenlerini arttırıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Çocukların Bir Maruzatı Var projesinden ve bu kapsamda gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
Vakfımız bünyesinde kurulan Başak Helin Çocuk Hakları Birimi 2016-2017 yılında sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ve kültürel ayrımcılığa uğramış 25 çocuğun katılım sağladığı 6 ay süren deneyimsel öğrenme atölyeleri gerçekleştirdi. Bu atölyelerin yürütülme sürecinde ortaya çıktı ki; çocukların ve gençlerin insan haklarının ne olduğunu anlamaları ve kendilerinin de hak sahibi olduklarını kavramaları, bu hakları kendi özel koşullarında yaşama geçmesini talep etmelerine yol açarak, özgür ve kendilerine yeten bireyler olmalarına katkı sağlamakta. “Çocukların Bir Maruzatı Var” projesi bu noktadan hareketle geliştirildi. Bu proje kapsamında, Vakıf içinde yürütülen psiko-sosyal destek sağlayan sanat atölyelerinin çocuk hakları temasında gerçekleştirilerek sürdürülmesi hedeflenmekte. Bu atölyelerin sürdürülebilmesi için gerekli olan “sanat aracılığıyla çocuk hakları eğitim modülünün” ortaya çıkarılması projenin önemli çıktılarından olacak diye umuyoruz.

Projenin geliştirilmesi aşamasında çocuk katılımına özellikle dikkat edilerek 5 aylık atölyeler için çocuklarla beraber 5 ayrı tema belirlendi. Bu temalar; “Katılmalıyım, Paylaşmalıyım, Farkındayım, Savunmalıyım, Geliştiriyorum ve Değiştiriyorum” temaları olacak. 5 aylık atölyelerin bitiminde katılımcı çocuk ve gençler video çekim tekniklerini de öğrenerek, atölyeler süresinde insan hakkı ihlalleri hakkında çocukların senaryosunu yazıp, çektikleri kısa filmler ortaya çıkarılacak. Bu videolar projenin sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden paylaşılacak. Bu filmler ile hem çocuk ve insan hakkı ihlallerine dair çocukların ve gençlerin görüşlerini görünür kılınması hem de onların sosyal medyayı sosyal dönüşüm alanında kullanım deneyimi kazanmaları hedeflenmekte.

Projenin bir diğer amacıysa sosyal dönüşümün önemli aktörlerinden olan gençlerin Çocuk Haklarına inanan yetişkinler olarak yetişmelerine destek vermek ve çocuk hakları bağlamında gördükleri sorunlar için sosyal girişimlerde bulunarak çözüm odaklı yaklaşım geliştirmelerini desteklemek. Bu kapsamda Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nda gönüllü atölyeler yürüten 20 gence çocuk hakları kavramsal çerçeve konularının ve çocuklarla çalışma ilkelerinin paylaşıldığı “eğitmen eğitimi” verilecek. Atölyelere katılan çocukların ebeveynleri ile ise çocuk hakları ve çocukluk algısına dair “Farkındalık Arttırma” atölyeleri gerçekleştirilecek.

Tabii tüm bu faaliyetlerin nihai hedefi insan hakları kültürü ve çocuk hakları kültürünün toplumda yerleşmesi için gerekli kültürel değişime destek veren çalışmaların artması.

Çocukların Bir Maruzatı Var projesi kapsamında İstanbul’da yerelde çocuk hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek fikir alışverişinde bulunmayı hedefliyorsunuz. Bu kuruluşların bir araya gelmesinin çocuk hakları alanında nasıl bir kazanım yaratacağını öngörüyorsunuz?
Çocuk hakları alanında hizmet sağlayarak savunuculuk yapmak üzere çalışan diğer kurumlarla bir araya gelerek çocuk hakkı ihlallerinin önlenmesi noktasında yürütülen iyi örneklerden haberdar olabilmek ve bu süreçlerde birbirimize verdiğimiz desteği daha da pekiştirebilmeyi hedefliyoruz. Hali hazırda içinde yer aldığımız çocuk hakları ağlarına ek olarak yerelde ne tür yeni diyalog modelleri açılabileceğini hep beraber tartışarak yeni platformların geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Yeni iletişim yollarını aramamızdaki ana hedef ise mahallede çocuk hakları alanında çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının yüz yüze olan diyaloglarının artmasının çocuk hakları alanında savunuculuk şemsiyesi altında bir araya gelmesinin önünü açacağını öngörüyor olmamızdır.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Zorunlu göç deneyimini yaşayan ailelerin yaşadıkları sosyo-ekonomik ve kültürel sıkıntıların çocukların tarafında birçok hak ihlaline de kapı araladığını biliyoruz. Eğitim hakkından mahrum kalarak enformel sektörlerde kayıt dışı çalıştırılan çocuklar; sağlıksız koşullarla, çeşitli iş kazalarıyla ve şiddet türleriyle karşı karşıya bırakılmakta. Bu sebeple mecburi olarak yerinden edilen ailelerin çocuklarının sosyal, kültürel ve fiziksel açıdan kendilerini geliştirebilecekleri güvenli alanların arttırılması ve yaşadıkları eşitsizliğin giderilmesine katkı sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmekte.

Vakfımız zorunlu göç ile bağlantılı olarak ortaya çıkan çocuk hakkı ihlallerinin önüne geçmek için yürüttüğü çalışmalarına ilerleyen günlerde de devam edecek. Ama kurulduğumuz 2003 yılından bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarda fark ettik ki risk altındaki çocukların temel haklarının önündeki engeller sadece çocuklara yönelik istismar, silahlı çatışma ya da suça itilme gibi ihlallerden ibaret değil. Tüm çocukların toplumsal yaşama söz sahibi bireyler olarak katılabilmesi için gerekli olan kültürel ve yapısal dönüşümün araçlarının üretilmesi gerekiyor. Çalışmalarımıza bu bağlamda çocukların görüşlerinin ve çalışmalarının karar vericilere ve topluma duyurulmasını, böylelikle çocuk hakları kültürünün toplumda ve kamuda benimsenmesi hedefiyle sürdürmeye devam ediyoruz. Risk altındaki çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz psikososyal destek atölyelerinde sanat, oyun, drama yöntemleriyle insan haklarını bir araya getirdiğimiz çalışmaların eğitim modülünü oluşturmak bu sene tamamlayacağımız ilk çalışmalarımızdan olacak.

Çocukların bedensel söz haklarını CŞMD ile konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği, Röportaj

2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansman desteğiyle hayata geçen “Çocukların Bedensel Söz Hakları” projesi Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin vakfımızdan aldığı ikinci hibe. Daha önce derneği Kurumsal Hibe Programımız kapsamında desteklemiştik.

Özellikle son dönem yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Biliyorsunuz, derneğimiz, 2014 yılından bu yana ağırlıklı olarak cinsel şiddetin önlenmesine yönelik faaliyetler yürütüyor. Son dönemde cinsel şiddet sonrası ihtiyaç duyulan destek sistemlerini görünür kılmak için “Destek Sistemi Nerede?” isimli bir proje yürüterek şiddet sonrası süreç alanına da yönelmeye başladık. Bu proje kapsamında hazırladığımız “Destek Sistemi Nedir?” videosunun Türkiye’deki cinsel şiddet algısına alternatif olarak derneğin önerdiği yaklaşım ve dile dair iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca bu yıl, cinsel şiddete maruz bırakılan bireylere yönelik damgalama ve suçlama yaratan medya diline dikkat çekmek için “Öyle Değil, Böyle!” isimli bir kampanya üzerine yoğunlaşıyoruz. Eylül-Ekim aylarında ünlü yüzlerin yer alacağı kampanya görsellerinin farklı online ve offline mecralarda karşımıza çıkmasını ve bizi toplumda var olan mağdur suçlayıcı yaklaşımla yüzleştirmelerini umuyoruz.

2018 yılında yürüttüğünüz ‘Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyasının amacını, bu kapsamda Şişli Belediyesi ile geliştirdiğiniz iş birliği ve yürüttüğünüz ortak çalışmaları anlatır mısınız?
Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyası; cinsel istismarla mücadelede yetişkinlere düşen sorumlulukları ön plana çıkarmayı hedefleyen koruyucu-önleyici bir çalışmaydı. Kampanyanın ismini özellikle bu şekilde belirledik. “Çocuk Susar, Sen Susma!” son yıllarda cinsel istismar haberlerinde en sık karşılaştığımız slogan ve biz çocukları pasifleştiren bu algıyı sorgulatmak ve eleştirmek istedik. Çünkü biliyoruz ki çocukları dinlemeyen, sessizleştiren ve bedensel söz hakları olduğunu teslim etmeyen kültürel bir yapı hâkim. Kampanya kapsamında, Şişli Belediyesi personeline yönelik çeşitli seminer ve eğitim çalışmaları gerçekleştirerek, çocuklara temas eden belediye çalışanlarının değişime kendi hayatlarından başlayacakları bir farkındalık geliştirmelerini ve cinsel istismarla ilgili kemikleşmiş yanlış inanışları dönüştürmeyi hedefledik. Belediye’nin böyle bir kampanya fikrini hayata geçirecek kaynak yaratmasını ve kampanyayı alanda çalışan hak temelli sivil toplum örgütleri ile iş birliği içinde yürütmelerini çok kıymetli buluyoruz. Kampanya sürecinin medyada ses getirmesinin ardından Türkiye genelinden bu içerikte eğitimlerin sürdürülmesi için pek çok davet ve başvuru aldık. Biz de bu içerikleri bir eğitmen eğitimi modeli haline getirerek yaygınlaştırmaya karar verdik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz “Çocukların Bedensel Söz Hakları” Eğitmen Eğitimi projesinden ve projede gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
‘Çocukların Bedensel Söz Hakları’ Eğitmen Eğitimi projesi, Şişli Belediyesi ile başlatmış olduğumuz süreci genişletmek, geliştirmek ve yaygınlaştırmak niyetiyle yola çıktığımız pilot bir uygulama. Hedefimiz cinsel istismarı ele alırken hak temelli bir perspektifin gelişmesi ve çocuk çalışanlarının cinsel istismara yönelik eğitimler düzenlemeden önce çocuk katılımı, çocuk hakları, toplumdaki çocuk algısı konularında düşünmeleri. Bu hedefle 2 farklı gruba yönelik 3 gün sürecek 2 farklı eğitici eğitimi gerçekleştiriyoruz. İlk grup Şişli ilçesinde çalışan ilk ve ortaokul rehber öğretmen ve psikolojik danışmanları. İkinci grup ise İstanbul’da farklı belediyelerde çalışan meslek uzmanları. Her iki grubun da aldığı eğitimin ardından çalıştığı ortamlardaki yetişkinlere ve ebeveynlere yönelik seminerler gerçekleştirmelerini bekliyoruz. Böylece hem cinsel istismar hakkındaki yaygın yanlış inanışların değişmesi, hem de çocukların bedensel söz haklarının tanınması için daha geniş kitlelere ulaşmaya başlayacağız. Projenin sonunda elimizde sürdürülebilir bir eğitim modeli ve içerikleri yaygınlaştırılmaya hazır uygulama materyalleri ve bir uygulama kılavuzu olacak. Korkutucu değil güçlendirici, cinsiyetçi değil kapsayıcı, koruma değil hak odaklı pedagojik perspektifle hazırladığımız bu materyallerin; alanda önemli bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz.

Şişli Belediyesi ile başlattığınız bu iş birliğinin ve geliştirdiğiniz eğitim modelinin farklı belediyeler ve/veya kamu kurum ve kuruluşları nezdinde yaygınlaştırılması için çalışmalarınız olacak mı? Bu alanda nasıl gelişmeler yaşanmasını bekliyorsunuz?
Kesinlikle evet, tam da bu nedenle pilot bir çalışma. Bu yıl hem eğitmen eğitimine katılan uzmanların değerlendirmeleri hem de eğitmenlerin uygulamalarını gözlemleyerek edineceğimiz bilgiler doğrultusunda içeriği güncelleme ve geliştirme şansımız olacak. Ardından yaygınlaştırma aşamasında ilk hedef grubumuz Belediyeler ve Rehberlik Araştırma Merkezleri. Biliyoruz ki cinsel istismar önlenebilir bir sorun. Hem şiddetin önlenmesine yönelik uygulamalar hem de şiddet sonrası psiko-sosyal destek hizmetleri sağlamak yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının sorumluluğu. Belediyelerin bu konuyu stratejik planlarına dahil etmeleri gerekiyor. Koruyucu-önleyici uygulamalar geliştirmek, şiddet sonrası bildirim ve destek sistemlerini güçlendirmek ve “çocuğun üstün yararı” ilkesini benimseyerek çocuk katılımını sağlayacak yöntemler üzerine düşünmek belediyelerin yükümlülükleri arasında olmalı. Belediyelerin tüm planlamaları çocukları da kapsamalı ve çocuk katılımını sağlamalı. Belediyelerin tüm bu çalışmalar için kaynak yaratması ve ilgili sivil toplum kurumları ile iş birliği içinde çalışması gerekliliğini bu vesile ile tekrar vurgulamış olalım. Eğitimlerin çağrısını yaptığımız ilk günden itibaren pek çok farklı şehirden ve belediyeden davet ve talep aldık. Gözlemlediğimiz kadarıyla bu içerikte eğitimler alanda büyük bir ihtiyaç; özellikle meslek uzmanları için. İdari kadrolardaki personelin de bu ihtiyacı görmesi ve hizmet içi/öncesi eğitimler aracılığı ile personelini güçlendirmek için sorumluluk almalarını umuyoruz.

Çok teşekkürler…

Barış için Müzik Vakfı ile Barış Orkestrası Projesini konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Vakfımızı takip edenler son iki senedir Barış için Müzik ile ilgili bir hayli bilgiye sahip. Uzun süredir bir işbirliği yapıyoruz. Acaba özellikle son dönemde barışın sesini müzikle duyurmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
2005 yılında mümkün olduğunca çocuğun sanatsal yaşama katılım hakkı önündeki engelleri kaldırmak amacıyla çıktığımız yolda bugüne kadar 7000 çocuğa ulaştık. İstanbul Edirnekapı’da başlayan yolculuğumuza 2016 yılında Bursa, Adalar ve İzmir’in katılımıyla yeni alanlar kattık. 2018 yılının bizim için en heyecanlı gelişmelerinden biri de Ardahan’da başlattığımız çalışmalar oldu. Başlattığımız çalışmayla şehir merkezine uzak, bilgiye erişimin kısıtlı olduğu, yoksulluğun ve göç verme oranının yüksek olduğu Göle İlçesine bağlı Koyunlu Köyü’nde yaşayan çocuklar müziğin birleştirici ve iyileştirici etkisini hissettiler. Bu çalışmaların güzel yanlarından biri de Koyunlu Köyü’nde yaşayan çocuklara İstanbul’da eğitim verdiğimiz çocukların eğitmenlik yapması oldu. İstanbul’daki ve Ardahan’daki çocukların fayda üreten kolektif çalışması, çalışmaya yakından şahitlik etmiş birçok kişiye önemli mesajlar verdi.

Vakfınızın uyguladığı El Sistema eğitim modeli hakkında bilgi verir misiniz? Vakıf bu sistemi kullanarak nerelerde, ne tür çalışmalar yürütüyor?
El Sistema Venezuela’nın 1975 yılında çıkmış olduğu yolculukta edinmiş olduğu çok değerli tecrübeler var. Bu tecrübeleri 2005 yılından beri edinmiş olduğumuz tecrübe ve sosyolojik farklılıklarla harmanladığımızda ortaya şu an uyguladığımız eğitim modeli çıkıyor. Bu eğitim modelinin ana hatlarını grup çalışması, yetenek sınavının olmaması, tamamen ücretsiz olması ve yardımlaşma-dayanışma yaklaşımı oluşturuyor. Şu an bu ana hatlar üzerine kurulmuş olarak enstrüman ve orkestra eğitimini İstanbul Edirnekapı, İstanbul Adalar, Bursa Nilüfer, İzmir Naldöken ve Ardahan Koyunlu Köyü’nde sürdürüyoruz.

Çocuk Fonu hibe desteğiyle hayata geçirmeye başladığınız Barış Orkestrası projesinin hedefleri ve proje kapsamında gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?
Barış Orkestrası ile daha önce ulaşmadığımız mülteci çocukları da çalışmalarımıza dahil ettik. Mülteci çocukların topluma dahil olabilecekleri projelerin eksikliği ve sanatın onların entegrasyonu için etkili bir yol olduğu düşüncemiz bu projenin ana kaynağı. Karma olarak kurduğumuz “Barış Orkestrası” ile mülteci çocukların Türkiyeli çocuklar ile bir arada olabilecekleri, kolektif çalışma ile aralarındaki bağların gelişeceğini ve bu sayede entegrasyonlarının kolaylaşacağını düşünüyoruz. Bu süreçte çocuklara ücretsiz olarak enstrüman sağlamak, sahip olduğu enstrümanla ilgili eğitim, orkestra eğitimi, solfej eğitimi gerçekleştirdiğimiz faaliyetler arasında yer alıyor.

Barış Orkestrası ile içerisinde mülteci çocukların da yer aldığı karma bir orkestra oluşturmayı hedefliyorsunuz. Karma orkestraya katılan çocuk ve gençlerin hayatında nasıl bir değişim olacağını öngörüyorsunuz?
Proje ile daha önce müzik eğitimi almamış 60 çocuğa Barış İçin Müzik’in eğitim sistemiyle müzik eğitimi olanağı sağlayıp; müzikal kültürü gelişmiş, dayanışmayı bilen, ortak çalışma kültürünü edinmiş, toplum içerisindeki farklı seslere saygı duyan, barış, özgürlük, adalet kavramlarını hayatına adapte edebilmiş bireyler yetiştirebilmek temel amacımı. Faydalanıcımız olan çocuklarla geliştirdiğimiz farklı milletlerden çocukların da dahil olduğu kısa süreli projeler ile gördük ki orkestralar aracılığıyla edinmiş oldukları değerler ve ortak hedef doğru birlikte hareket etme amacı çocukların kaynaşmasını hızlandırıyor. Daha önce edinmiş olduğumuz bu tecrübeyi sürdürülebilir kılmak ve 60 çocukla ilk adımını atacağımız “Barış Orkestrası’nı” önümüzdeki yıllarda kuracağımız orkestraların modeli olarak görüp her yeni orkestraya mülteci çocukları da dahil etmeyi amaçlıyoruz.

Vakfınızın 2019 ile ilgili planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Fazla büyümeden ve yeni birim oluşturmadan mevcut yapının güçlendirilmesi yönünde çalışmalarla desteklemek istiyoruz.
14 yıllık geçmişimiz olmasına rağmen bilinirliğimiz konusunda atmamız gereken çok adım olduğunun farkındayız. Çalışmalarımızı kamuyla paylaşmak ve ismimizin biraz daha duyulur olması için bir iletişim ajansı ile işbirliğindeyiz ve Eylül veya Ekim aylarında başlayacağımız bir kampanya üzerine çalışıyoruz.  Eş zamanlı olarak kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve üniversitelerle işbirlikleri geliştirmek üzere çalışmalar yapacağız. 2020’nin 15. yılımız olması sebebi ile özel bir program hazırlıyoruz. Bunun için şimdiden güçlü işbirliklerine yönelik teklifler aldık, hepsini değerlendiriyoruz.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği, Röportaj

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’ndan yararlanmıştı. Halen “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi” ile BBOM Eğitim Modelini desteklemek amacıyla öğretmenlerin ve çocukların kullanımı için farklı oyuncakların tasarımına yönelik faaliyetleri vakfımızın Çocuk Fonu kapsamında sağladığı hibe ile gerçekleştiriyorlar. Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportaj kapsamında neler yaptıklarını konuştuk.

Katılımcı ve barışçı öğrenme vizyonu doğrultusunda hareket eden Başka Bir Okul Mümkün Derneği Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan daha önce de destek almıştı. Acaba özellikle son dönem odaklandığınız çalışmalar çerçevesinde derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Derneği erken çocukluk ve ilkokul eğitimi üzerine çalışıyor. Mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici, farklılıkları görmezden gelen, ayrımcı ve baskıcı yapısı derneğimizin üzerine yoğunlaştığı temel sosyal problem.

BBOM derneği katılımcı ve barışçıl sınıf ortamlarını yaygınlaştırmak vizyonu ile çalışmalar yürütüyor ve modelimizi uygulayan okullar açmanın yanında, öğretmen destek programları yürüterek vizyonu ekseninde daha çok öğretmene ve dolayısı ile daha çok çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Ekolojik hassasiyetle basılmış alternatif eğitim ve hikaye kitapları sayesinde alternatif eğitim anlayışını ve çocukları merkeze alan hikaye kitaplarını yaygınlaştırmak için BBOM Yayınlarımız mevcut.

Son dönemde Sabancı Vakfı ve Şiddetsiz İletişim Derneği ile işbirliği içinde “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar”; Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde de Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde “Çocuklar için Önce Öğretmen” projelerini yürütüyoruz. Her iki proje de öğretmenlerin katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını hayata geçirmek üzere güçlenmelerine yönelik. Bunlar dışında BBOM Eğitimi Modelini geliştirmek üzere oluşturulan çalışma gruplarında gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucu olarak eğitim modelinin yaygınlaşmasını destekleyen üretimler yapmaktayız.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin Türkiye’deki mevcut eğitim sistemine alternatif olarak geliştirdiği bir eğitim modeli var ve bu model deneyimleriniz ile gelişiyor. Bu sistemin temel ilkeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Modeli; Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman eksenleri üzerine kuruldu.

Bu yaklaşım çocukların kendi hızlarında, kendi ilgi ve ihtiyaçları ile bağlantılı bir biçimde öğrenmelerini destekliyor. BBOM Modeli her çocuğun biricik olduğu kabulüyle, kendi öğrenme süreçlerinin kontrolünü ellerine almalarını destekleyerek öğrenme yolculuklarına eşlik ediyor.

Her BBOM Okulu MEB’in müfredat dahilinde sunduğu kazanımları içeryopr. Bunun yanında empati, dayanışma, barışçıl olma, katılım gibi BBOM değerlerini de içeren bir başka müfredat da BBOM Okulları’nda yer buluyor. Tüm okul süreci çocukların kendi hızlarında ve kendi yöntemleri ile öğrenmelerini keşfetmeleri üzerine planlanıyor. BBOM Okulları’nda Montessori ve ya Waldorf gibi tek bir alternatif eğitim yaklaşımı benimsenmiyor; yerine pek çok yaklaşımın bir bileşimi çocukların ihtiyaçlarına cevap vermek üzere uygulanıyor.

BBOM Okullarında öğretmenler, çocuklar, çalışanlardan oluşan her bileşenin eşit söz hakkına sahip olduğu karar alma süreçleri uygulanır. Her hafta toplanan Okul Meclisi’nde okula dair gündemler birlikte tartışılır. Okul nüfusunun en kalabalık öğesi olan çocuklar kendi gündemlerini bu meclise taşıyarak bir tartışma alanı bulur. Bunun dışında çocukların daha katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını deneyimlemeleri için her gün sınıf çemberleri yapılır. Sınıf içindeki türlü anlaşmazlıklar çatışma çözümü ile çocuklar tarafından arabuluculuk üstlenilerek aşılmaya çalışılır. BBOM Okulları’nda yetişkinlerden çocuklara doğru inen bir hiyerarşik mekanizma yoktur.

Tüm BBOM Okulları yemeklerinden, okulun fiziki yapısına ve kullanılan materyallere kadar ekolojik bir hassasiyete sahiptir. Yemekhanedeki yemeklerin mevsim sebzelerinden oluşması ve mümkünse üreticisinden alınması, çocukların doğa ile bağ kurdukları okul ortamlarının oluşturulması ve okulda kullanılan malzemelerin karbon ayak izinin en aza indirilmesine özen göstermek BBOM’un Ekolojik Duruş ilkesini oluşturur.

BBOM Okulları, BBOM Modeli ile işleyen bir okul açmak üzere yola çıkan ebeveynlerin ve gönüllülerin kurduğu eğitim kooperatifleri şeklinde açılır. Kooperatifin eşit ortakları olan ebeveynler okulların mali işletmesinden sorumludur. Okullar ve öğretmenler kooperatife bağlı olmayan özerk yapılardır. Okullar kar amacı gütmez.

Bu çerçevede modelimiz mevcut eğitim sisteminden farklı bir yol önerir. Çocukları merkeze alan öğrenme ortamları oluşturan BBOM Modeli, sınıflarından okul yönetimine kadar demokratik karar alma mekanizmaları ile işler. Ekolojik bağları korumanın önemine inanır ve kar amacı gütmeyen okullar açar. Bu haliyle hem mevcut devlet okullarından hem de özel okullardan ayrışır.

BBOM Okulları’nda BBOM Modeli’ni hayata geçiren ve farklı okullarda BBOM Modeli’ni deneyimleyen öğretmenler, BBOM Öğretmen Köyü öğretmen destek programları ve BBOM Derneği Model Geliştirme çalışmaları ile desteklenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesinden bahseder misiniz?
BBOM derneği, hem BBOM Eğitim Modeli’ni uygulamak üzere, BBOM kooperatiflerince kurulan okullarda hem de öğretmenlere yönelik yaptıkları güçlenme çalışmalarında sınıflarda çocukların öğrenmelerini desteklemek, katılımlarını artırmak ve barışçıl bir iletişim ortamı sağlamayı destekleyecek farklı, yaratıcı ve uyarlanabilir eğitim materyalleri konusunda deneyim kazandı. BBOM derneğinde aktif olarak yer alan öğretmenlerin kendi sınıflarında uyguladıkları, ürettikleri eğitim materyalleri ve oyuncakları yada fikir düzeyindeki çalışmaları yaygınlaştırmak üzerine bu proje fikri ortaya çıktı. Daha fazla sınıfta, daha fazla öğretmenle ve daha fazla çocuğun öğrenmelerini desteklemek üzere eğitsel oyuncak/materyal üretimi ve farklı önerilerin yer aldığı bir kitapçık hazırlanacak.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesi kapsamında oyuncak kampları sonunda belirlenecek bir oyuncağın üretimini yapmayı planlıyorsunuz. Oyun oynamak ve oyuncaklar çocukların öğrenme sürecine nasıl bir katkı sağlıyor?
Az önce bahsettiğimiz üzere mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici ve farklılıkları görmezden gelen yaklaşımı çocukların öğrenme süreçlerini zorlaştırıyor. Her çocuk biriciktir ve eğitim ortamları çocuğun kendi potansiyelini ortaya koymasını desteklemelidir. Türkiye’de öğretim programları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmakta ve tüm okullarda uygulanmakta. Bu öğretim programlarında yer alan kazanımlara ilişkin öğrenim süreçlerinin tasarımı öğretmenler tarafından zaten yapılıypr. Öğretmenler tarafından tasarlanan bu sürecin çocukların iletişim dili olan oyunlarla ve oyuncaklarla desteklenmesi oldukça önemli. Çünkü çocuk oyun içinde kendini keşfeder, çevresini tanır, duygularını ifade eder ve akranları ile sosyalleşir. Öğrenme ortamları için tasarlanan yenilikçi, yaratıcı ve üretimi basit oyuncaklar ya da başka bir deyişle eğitim materyalleri çocukların farklı gelişim özellikleri ve öğrenme hızlarını göz önünde tutarak çocuğun kendi iç motivasyonu ile öğrenmesini de kolaylaştırıyor. Ayrıca çocuklarla birlikte oyun oynamak çocuk ve yetişkin arasındaki hiyerarşik ilişkilerin kırılması ve daha güvenli ilişkiler kurulması açısından da önemli.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin ve kooperatif okullarının gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Halen Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin geliştirdiğimodeli uygulayan Ankara“daki Meraklı Kedi İlkokulu, İzmir“deki Renkli Orman İlkokulu, Eskişehir“deki Uçan Bisiklet İlkokulu, y,ne İzmir“deki Renkli Orman Anaokulu ve İstanbul“daki Koşan Kaplumbağa Anaokul“ları mevcut. Her okul kendi yerel bağlamlarının koşul ve ihtiyaçları ile uyumlu olarak BBOM Eğitim Modeli’ni hayata geçiriyor. Dernek de bu okulların desteklenmesine yönelik çeşitli faaliyetler yürütüyor.

Bu okulların yanısıra BBOM Ayvalık Kooperatifi de BBOM Modeli uygulyan bir okul açmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Dernek kuruluş sürecine destek veriyor.

Ayrıca ana faaliyetlerimizden biri olan öğretmen destek programları BBOM Öğretmen Köyü’nün koordinasyonunda devam ediyor. 2018 yılında başlayan ve 2019’da devam eden “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar” ve “Çocuklar İçin Önce Öğretmen” projeleri ile katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını yaygınlaştırmak üzere, öğretmenlerin sürdürülebilir bir öğrenme topluluğuna dönüşmesi hedeflenİyor. Buna yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Kurumsal Destek Hibe Programı başvuru süreci kapandı

By | Kurumsal Destek, Vakıf Haberi

12 Nisan’da ilan ettiğimiz Kurumsal Destek Hibe Programı’nın başvuruları dün akşam 18:00’de sona erdi.

İlk bakışta programa 92 Sivil Toplum Kuruluşu başvurdu. Başvuranların 75′, dernek, 5’i kooperatif, 7’si vakıf ve 5’i diger (üniv., vb.) kategorisinde yer aldı. Toplam talep edilen hibe miktarı 4.943.912 TL, fonda bulunan hibe 240.000 TL.

Böylece başvurulan hibe rakamının %5’ini karşılama imkanımız olacak.

İlgi gösteren STK’lara teşekkür ederiz.

Hibe programıyla ilgili bundan sonraki takvim sürecine buradan ulaşabilirsiniz.

KURUMSAL HİBE PROGRAMI BAŞVURULARI AÇILDI

By | Kurumsal Destek

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın, Turkey Mozaik Foundation ile iş birliği çerçevesinde, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiği Kurumsal Hibe Programı’nın 2019-2020 dönemi başvuruları açıldı.

Kurumsal Hibe Programı kapsamında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal gelişimine destek vermek amacıyla kira, insan kaynağı, uzman desteği, seyahat gibi masraflarını içeren başvuruları kabul edilecek.

Kurumsal Hibe Programı’nın 2019-2020 döneminde ilk kez STK’lara verilecek finansal desteğin yanı sıra, kurumsal kapasitelerini güçlendirmeye yönelik bir kapasite geliştirme bileşeni de hayata geçirilecek. Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından geliştirilen kurumsal kapasite bileşeni ile desteklenen STK’lar belirleyecekleri öncelikler doğrultusunda 1 yıl süreyle;

– finansal sürdürülebilirlik (kaynak geliştirme),
– aynı alanlarda çalışan STK’larla ortak çalışmalar yapma,
– yeni bir fikri proje haline getirme ve uygulama,
– üzerinde çalışılan sosyal sorunla ilgili kamuoyu yaratma ve/veya karar alıcıları etkileme (savunuculuk ve lobi faaliyetleri),
– toplumda ve/veya hedef kitlede yaratılan etkiyi/değişimi ölçme
– kurum içi ve dışı iletişim
konularında uzman mentorlarla çalışarak kurumsal kapasitelerini güçlendirmeye yönelik çalışmalar için destek alacaklar.

Kurumsal Hibe Programı kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 240.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 12 ay süreyle faydalanabilirler ve en fazla 60.000 TL talep edebilirler.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:
Türkiye’de kurulmuş, dernekler, vakıflar ve kooperatiflerle diğer kar amacı gütmeyen,
En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
2018 yılındaki gelirleri 30.000 TL’den fazla ve 750.000 TL’den az olan,
Çalışmalarının odağında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak olan
Kurumsal kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar.

Kurumsal Hibe Programı’na başvurmak isteyen STK’ların aşağıdaki bağlantıda yer alan formu eksiksiz şekilde doldurarak 6 Mayıs 2019 Pazartesi günü saat 18:00’e kadar başvurularını yapmaları gerekir.

Program hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri, takvim, başvuru formu, vb.) buradan ulaşabilirsiniz. Eğer doğrudan başvuru formuna ulaşmak istiyorsanız lütfen buraya tıklayın (Kurumsal Hibe Programı sekmesindeki başvuru formu).