All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Türk Psikologlar Derneği ile hibe sürecini konuştuk

By | Kurumsal Destek, Röportaj

Türk Psikloglar Derneği (TPD) 1976’dan beri faaliyet gösteren eski kurumlardan biri. Kurumsal Hibe Programından Turkey Mozaik Foundation katkılarıyla aldıkları 25.250 TL destekle Kasım 2018 – Nisan 2019 tarihleri arasında önümüzdeki dönemki stratejik yönelimlerini tartışarak bir yol haritası oluşturuyorlar. Biz de dernek yetkilileriyle TPD’yi ve hibe sürecini konuştu.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV): Türk Psikologlar Derneği alandaki eski kurumlardan biri. Kurumun neden kurulduğu ve genel yapısıyla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Türk Psikologlar Derneği (TPD): TPD Türkiye’de psikoloji bilimi ve kuruluşlarının çağdaş düzeye ulaşmasını, psikologların mesleki haklarının korunmasını ve ulusal psikoloji sorunlarının çözümlenmesini, ülkemizin bu anlamdaki birikimlerini ortaya koymak doğrultusunda çalışmalarda bulunmak, psikologlar arasında birlik, beraberlik ve dayanışma sağlayarak, psikoloji biliminin ve mesleğinin ülkemizde tanıtılması, geliştirilmesi ve toplumun yararına kullanılması için çalışmalarda bulunmak; sağlık, eğitim, endüstri, işletme, adalet, askerlik, kitle iletişimi, güvenlik kuvvetleri, yayın hizmetleri, din, dil, iletişim, sosyal hizmetler, siyaset, sanat ve psikolojinin diğer uygulama alanlarında psikoloji biliminin ülkemize katkılarını artırmak, psikoloji lisans ve lisansüstü programlarının kalite standartlarının yükseltilmesi ve akreditasyon süreçlerinin yönetilmesi ve meslek elemanlarının standartlarını yükseltmek ve haklarının korunmasını sağlamak, mesleğe aykırı davrananlar hakkında ilgili birimlere duyuruda bulunmak amacı ile 25.10.1976 tarihinde kurulmuş.

Ulusal bir derneğiz. İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya ve Samsun olmak üzere altı farklı şehirde şubemiz var. TPD Türkiye’deki psikoloji lisans programlarının akreditasyonu, Avrupa Psikoloji Sertifikası gibi psikoloji temel eğitimi ve psikologluk mesleğinin icrasına dair önemli yetkileri bünyesinde barındıran ve her bir yetki alanına ilişkin çalışmalarını kurullar aracılığı ile yürüten bir dernek. Farklı alanlardaki çalışmalarımızı kurullar ve birimleri aracılığı ile yürütüyoruz. İki yılda bir yapılan genel kurullarında seçimle göreve gelen kurulları (yönetim kurulu, denetleme kurulu ve etik kurul) dışında, Akreditasyon Üst Kurulu, Eğitim Değerlendirme Kurulu ve Europsy Ulusal Ödüllendirme Komitesi aktif olarak görev yapan diğer kurullarımız. Bunun yanı sıra TPD aşağıda adı geçen birimleri aracılığıyla da toplum yararına ve meslektaşlara yönelik çalışmalarını yapılandırmakta:

Travma, Afet ve Kriz Birimi, Çocuk Çalışmaları Birimi, Test Birimi, Trafik Psikolojisi Birimi
Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Birimi, Yayın Birimi, LGBTİ Çalışmaları Birimi, Klinik Psikoloji Birimi, Sağlık Psikolojisi Birimi ve Spor Psikolojisi Birimi.

TPD’yi Türkiye’deki birçok toplumsal meseleyle ilişkili konularda aktif olarak görüyoruz. Bu, bazı konularda devletle beraber çalışmayı bazen de eleştirel bir pozisyonda olmanızı sağlıyor. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

TPD toplumsal meselelere ilişkin çalışmalarında durduğu yeri, toplumsal meselelerin hem devlet organları ile bir arada hem de yeri geldiğinde devletin politikalarına eleştirel bir yerde durularak gerçekleştirebileceği algısından yola çıkarak belirlemekte. Bu algının oluşması ve ortaya konmasındaki temel dayanak noktalarından biri psikoloji biliminin insana ve topluma bakış açısı. Bir diğeri de her ne kadar eğitimi içerisinde ağırlıklı olarak yer verilmese de insan haklarının hayata geçirilmesinde psikoloji bilimi aracılığıyla yapılacak çalışmaların göz ardı edilemeyecek olması. Örneğin toplumsal travmaya neden olan bir şiddet olayı karşısında TPD’nin insanı yardım, psikososyal destek ve dayanışma çalışmalarını, iş birliği fırsatı sunulması halinde, devlet organları ile yürütme olasılığı her zaman var. Çünkü asıl gücü elinde tutan devlet organları ile birlikte hareket ediyor olmak hedeflenen çalışmaların daha etkin bir şekilde yürütülmesine hizmet edecektir. Bununla birlikte sivil alanda var olan deneyimin devlet kurumlarında olmadığı bir sistemde sivil toplum örgütlerinin devlet organları ile kurdukları işbirlikleri devlet organlarının kapasitelerinin güçlenmesine aracılık edecektir. Yukarıda anılan ve toplumsal travmaya neden olan bir şiddet olayı karşısında devlet organlarının sivil örgütlerle işbirliğine açık olmaması durumunda ise TPD yine üzerine düşen görevleri, farklı kaynaklar yaratma yoluyla yerine getirme sorumluluğundadır. Böylesi bir durumda devlet görüşü ile ters düşme ve meseleye daha eleştirel bir yandan yaklaşma da kaçınılmaz olarak söz konusu olacaktır. Ancak eleştirel de olsa burada TPD’nin hareket noktası devlet ile ters düşmek değil, fikir ayrılıklarının olduğu zeminde de dahi toplum yararına, insan haklarını gözeten bir şekilde ve bir etik sorumlulukla hareket etmektir. Ortaya konan bu türden bir çaba aynı zamanda devletin hesap verebilirliğini sağlamak açısından da bir sivil toplum örgütü olarak sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk yerine getirilirken de yine devletin taraf olduğu tüm sözleşmeler temel dayanak noktasını oluşturmaktadır. Son olarak bu dengenin kurulabilmesinde TPD’nin Bakanlar Kurulu kararı ile Kamu Yararına Dernek olma statüsünün de etkili olduğu söylenebilir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Programı’ndan yararlanmaya başlıyorsunuz. Bu hibeyi neden kullanacağınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?

TPD’nin Türkiye’deki belli alandaki sosyal sorunların çözümüne ilişkin yürüttüğü çalışmaları yukarıda özetlenmeye çalıştık. TPD tüm bu çalışmaları yürütürken genel merkez, şubeler, genel merkeze bağlı temsilcilikler, genel merkeze bağlı kurullar ve çalışma birimlerinin koordinasyonu ile ilerlemekte. TPD’nin alt birimleri ve birimlerin örgütlenmeleri hem genel merkez hem de şubeler düzeyinde olmakta. Ancak TPD’nin yıllar içerisinde üye sayısı ve alt örgütlenme birimi sayısı ile işbirliği kurduğu kurumlar, çalışma yürüttüğü alanlar ciddi düzeyde artış gösterdi. Bu durum bir yandan daha fazla ve daha çok insanın katkısı ile çalışma yürütülmesine hizmet ederken bir yandan da ciddi koordinasyon sorunlarını beraberinde getirmekte. Bu bağlamda Nisan 2018 döneminde göreve gelen yeni Genel Merkez yönetimi ve şube yönetimleri ile kurul ve birim sorumluları TPD örgütlenme yapısında iyileştirmeye gidilmesi ve böylece kurumsal kapasitenin artırılması gerekliliği konusunda ortaklaştı. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan çalışmalar da özetle aşağıdaki gibi:
● Genel Merkez-Şube iletişim ve koordinasyon kapasitesinin artırılması
● Genel merkez-şube-birimlerin iletişim ve koordinasyon kapasitesinin artırılması
● Birimlerim yapı ve görevlerinin yeniden tanımlanması
● Birimlerin çalışma yöntemleri için çatı yönetmelikler ve her birim için çalışma yönergelerinin oluşturulması
● Örgütlenme alanındaki uzmanların desteği ile TPD örgütlenme şemasının yeniden çıkartılması
● Gönüllü yönetimi konusunda kapasite artırılmasına yönelik danışmanlık alınması

Yukarıda bahsettiğiniz süreç sonunda ortaya bir yönelim çıkacak. Bunu hayata geçirmek için nasıl bir plan yaptınız?

Yukarıda kısaca sıralanan hedeflerin hayata geçirilmesi için bir dizi çalıştay gerçekleştirilmesi planlandı Öncelikle TPD’nin şu anki örgütlenme yapısına ilişkin olumlu ve geliştirilmesi gereken yönlerini ortaya koyan bir değerlendirme çalışması yapılacak. Sonrasında TPD şubelerinin olduğu illerde, şube temsilcilerinin ve il birim sorumlularının yer aldığı odak gruplar yapılarak genel merkez tarafından hazırlanan değerlendirmelerin bu gruplarca tartışılması sağlanacak. Bir günlük odak grup çalışmalarında katılımcılardan var olan sorunları, gelişmeye ihtiyaç duyulan alanları ve TPD’nin yeni örgütlenme yapısına ilişkin alternatif modelleri içeren bir rapor sunmaları beklenmekte. Sunulan raporlar öncelikle örgütlenme alanındaki uzmamların danışmanlığında analiz edilecek ve her odak gruptan birer temsilci ile bir ön çalıştay yapılarak analizler değerlendirilecek. Ön çalıştayda aynı zamanda TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite çalıştayının da hazırlığı yapılacak. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından genel merkez, şube ve birim sorumlularının katılacağı ve iki uzmanın danışmanlığında yürütülecek TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite Çalıştayı gerçekleştirilecek. Bu çalıştayda, TPD’nin yeni örgütlenme ve koordinasyon modelinin ortaya konması ve kurumsal kapasite geliştirici çalışmaların somut olarak planlanması hedeflenmekte.
Yaklaşık 6 aylık bir sürede tamamlamayı planladığımız TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite Çalışmasının sonunda;
● Genel merkez-şube ve birimler arası koordinasyon yapısının güçlenmesi
● Var olan gönüllü sayısının artması
● Gönüllü yönetimi kapasitesinin artması
● Farklı çalışma alanlarına ilişkin yeni birimlerin ve çalışma gruplarının oluşturulması
● Daha fazla önleyici çalışmanın hayata geçirilmesi
● Saha çalışanlarına yönelik daha fazla kapasite artırma çalışmasının yapılması
● Sosyal sorunların çözümüne yönelik müdahale çalışmalarının yanı sıra politika oluşturma çalışmaları konusunda birimlerin kapasitelerinin artırılması konularında ilerleme kaydetmiş olacağız.

Bu stratejik arayış dışında TPD’nin önümüzdeki dönem gündeminde hangi konular var, biraz söz edebilir misiniz?

STDV desteği ile gerçekleştirilecek bu çalışma sonrasında ortaya konacak çıktıları ve yönetim değişiklikleri TPD tüzüğünde kapsamlı bir değişikliğin yapılmasını da gerektirecektir. Bu nedenle bu çalışma sonrasında bir tüzük kurultayının yapılması planlanmakta.

TPD’nin çok uzun yıllardır gündeminde olan konulardan bir tanesi Bağımsız Meslek Yasası ve Ruh Sağlığı Yasasıdır. Ruh sağlığı yasası ile ilgili çalışmalar, diğer meslek alanlarının da ortak konusu olması sebebiyle, bazı sivil toplum örgütlerinin koordinasyonunda başlatılmış ve Meclis gündemine alınmıştır. Ancak Bağımsız Meslek Yasası çalışmaları sadece TPD eliyle yürütülmesi gereken ve TPD’nin şubelerinin ve üyelerinin de görüşlerini kapsayacak şekilde planlanması gereken bir süreçtir. Böylesi bir sürecin yönetilmesi ise ciddi anlamda bir örgütsel kapasite gerektirmektedir. STDV desteği ile yürütülecek olan Örgütlenme ve Kapasite Geliştirme Projesi sonrasında oluşması hedeflenen yeni yapı ile bağımsız meslek yasası çalışmalarına başlanması planlanmaktadır. Son olarak yine bu çalışmanın çıktılarına bağlı olarak TPD’nin yeni çalışma birimleri oluşturması da hedeflenmektedir. Özellikle de psikoloji öğrencilerinin TPD’nin yönetimine, karar alma süreçlerine ve alan uygulamalarına katılımını destekleyecek bir birimleşme oluşturulması önemli çalışma hedefleri arasındadır.

Yeryüzü Derneği’ne Kurumsal Hibe Desteği

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Yeryüzü Derneği ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Yeryüzü Derneği ne zaman ve ne amaçla kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve temel çalışmalarından bahseder misiniz?

Yeryüzü Derneği (YD): Yedi ekolojist arkadaş 2009 senesinde bir araya gelerek Yeryüzü Derneği’ni kurduk. Temel çıkış noktamız kentte ekolojik yaşamın mümkün olduğuydu. Bu doğrultudan hiç sapmadan sayısız proje ve etkinlik ile yatay bir şekilde bir araya gelerek bu günlere kadar geldik. İnsanlara ulaşırken hiçbir önyargımız olmadı. Beraber yaşadığımız kentimiz İstanbul’u ancak beraberce daha yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir kent yapacağımızı hiç unutmadık. Özellikle kutuplaşan Türkiye’de, bu kutuplaşmanın tarafı olmamaya özen gösterdik. Hiç kimseye bir üstten bakışla bir şeyler öğretmeye kalkışmadık. Yalnızca deneyim paylaştık. Bunu yaparken anaokulu çocuğu, lise öğrencisi, üniversiteli genç, emekli ve çalışan çeşit çeşit insan çalışmalarımıza özgürce katıldı ve ayrıldı. Sert bir kabuğumuz hiçbir zaman olmadı. Gelenler, gidenler, gönüllüler ve gönlünden koptuğu kadar katkı verenlerle birlikte yürüdük. Bu üslubun çok faydasını gördük çünkü sürekli bir öğrenme edimi içinde kaldık; bir anlamda sürekli çocuk olduk, eğlendik. İlk günden bu yana her işimizi şenlikli yapmaya gayret gösterdik. Neşe ve kahkaha yoksa, o işi üretmeyi bıraktık. Kent bahçeleri, gıda toplulukları, kent kovanları, hasat zamanı, takas şenliği, repair cafe, şiddetsizlik atölyesi, tohum takas şenliği, doğal malzemelerler temizlik, permakültür, ekoköy ve alternatif eğitim gibi ana başlıkları olan ama pek çok yan dal barındıran projelere başladık ve tamamını sürdürerek müthiş bir istikrar örneği sunduk.

DV: Ekolojik hareketle ilgili haberleri son dönem hem kırsalda hem de şehirlerde sıklıkla duymaya başladık. Bu hareket içinde Yeryüzü Derneği kendisini nasıl konumlandırıyor? Genel bir çerçevede alana nasıl bir katkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz kendimizi İstanbul yerelinde bir STÖ olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle etkinliklerimizin tamamı doğrudan bu kentte yaşayanlara dokunan, yaparak öğrenmeye dayalı ve katılımcı bir etkinlikler dizisinden oluşuyor. Etkinliklerimiz birlikte öğrenmeye dayalı, farklılıklara saygı duyan, yatay olan, geontokrasi içermeyen ve katılımcı öğeler içeriyor. Hal böyle olunca etkisi yavaş ama etkili oluyor. Şaşırtıcı ve bir o kadar akılda kalıcı oluyor. Şenlikli ve yemek içmek ve üzerine yeniden düşünmek şeklinde gerçekleşiyor. Bunlar tabii ki basının ilgisini çekiyor. Haber olmadığımız gazete, röportaj vermediğimiz dergi ve çıkmadığımız televizyon kanalı kalmadı. Ama bizim meselemiz bu değil. Biz mikro olana ulaşmayı, niceliği değil niteliği önemsiyoruz. İlk gündan bu yana asla çakma bir iş yapmıyoruz ve çakma işlerin peşine düşmüyoruz.

DV: Farklı şehirlerde de bu konularda çalışan topluluklar oluşmaya başladı. Genel olarak benzer kuruluşların, ama özel olarak Yeryüzü Derneği’nin yaşadığı zorluklar nedir? Bu zorlukları aşmakla ilgili de ciddi tecrübeler edindiğinizi düşünüyoruz. Bahsetmek ister misiniz?

İnsanların bir araya gelmesi ve bir mesele üzerinde birlikte çalışması zordur. Türkiye’nin eğitim sistemi rekabetçidir. Birlikte iş yapmak öğretilmez. Tam aksine yanındaki ile yarışman istenir. Bunun sonucu şişen egolar, ben yaptımcılar, kimseye alan bırakmayanlar ve her zaman ön safta olmak isteyenler görünür olur. Bu problemi şiddetsizlik atölyeleri ile çözmeye çalışıyoruz.

İkinci önemli sorunumuz maddi meselelerdir. Sivil toplum ne demektir, nasıl bir güçtür, ülkenin vizyonunu nasıl geliştirir, bireylere katkısı nedir; tüm bunlar 20-30 yıldır tartışılıyor ama ne kadar yol alındı, hepimiz biliyoruz. Maddi sorunlar her adım attığımızda bir de ekstradan çözmemiz gereken sorun olarak kocaman karşımıza dikilmektedir. Örneğin sırf bu nedenle geçtiğimiz Haziran ayında Kadıköy’deki atölyemizin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık.

Üçüncü sorunumuz ise vizyon meselesidir. Asla kısır bir döngünün içine düşmek istemiyoruz. Bu noktada dünyadaki gelişmeleri takip etmek, haber akışını olağan hale getirmek ve yeniliklere kulak kabartıp, önyargısız yaklaşmak gerekiyor. Bunun için insan malzemesinin vizyoner olması ve gençlerin söz sahibi olması çok önemli. Türkiye’nin yaş ortalaması 29 ama karar alma noktalarında belki 50. Yaşlıların özsorumlulukla geri çekilmesi, gençlerin özgüvenle öne çıkması ve fikirlerini paylaşmasını diliyoruz ama bunu yeterince gerçekleştiremiyoruz. Çünkü yaşlılarda yeteri kadar özsorumluluk ve gençlerde yeteri kadar özgüven yok.

DV: Çalışmalarınızda hedefiniz toplumun her kesimine ulaşmak olsa da, önceliğinizin kadınlar ve çocuklar, bunun sebebi nedir?

YD: İster istemez gelişen bir süreç bu. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklardan etkinliklerimize büyük ve yetişemediğimiz bir talep var. Ekolojik bahçe yapmak, permakültür öğrenmek ve ekoköyümüzü ziyaret etmek istiyorlar. Kadınlar ise gıda konusunda çok duyarlılar; kimyasala bulaşmış ürün istemiyorlar, evlerini doğal malzemelerle temizlemek, ekşi mayalı ekmek pişirmek ve fermente ürünler tüketmek istiyorlar. Geleneksel olarak tohumu kadınlar saklıyorlar. Nihayetinde kadınlar ve çocuklar böylece nicelik olarak en önemli katılımcılarımız oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Bu hibe sürecinde özellikle kurumsal gelişim temelindeki önceliklerinizden bahsetmeniz mümkün mü?

YD: Eleştiriye açık, eksiklerini fark edebilen ve bunları tamamlayanlar ayakta kalabiliyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim özlemini çektiğimiz arşiv çalışmamız için çok önemli. Çünkü istatistiki rakamlar yıllardan yıllara derneğimizin nereden nereye geldiğini ya da gelemediğini gösterecek. Bu veriler ışığında sonraki yıllar için yeni hedefler koyup, adımlarımızı sıklaştıracağız. Ayrıca bu desteğin bizi daha görünür kılacağını umuyoruz. Çünkü farkına vardığımız açıklarımız için desteğe, henüz varamadıklarımız için dışarıdan bir göze ihtiyacımız var. Umuyoruz ki 2019 senesi, bizim onuncu yılımız, bu sayede bir gözden geçirme ve ikinci on yılına dahi bir güven ve sağlam adımlarla devam etmek için düşünme, tartışma ve değerlendirme yılı olacaktır.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği ile çalışmalarını konuştuk

By | Röportaj

Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıların ihtiyaçları çerçevesinde ilgili kuruluşlara zaten yapılacak bağışların izlemesi ve etkisi ile ilgili kolaylaştırıcılık yapıyor. Türk Üniversitesi Kadınlar Derneği (TÜKD) bu çerçevede desteklenen kuruluşlardan biri. Kasım ayında TÜKD’ye vermeye başladığımız 9.750 TL’lık kurumsal katkıya istinaden aşağıda kurum yetkilileriyle yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) sivil toplum açısından çok eski bir kurum. Ne zaman ve neden kuruldu?

Derneğimiz; Türkiye’nin ilk kadın hukukçularından Av.Süreyya Ağaoğlu (1903-1989) ve Beraat Zeki Üngör, ilk kadın profesörlerimizden Sara Akdik (1897-1982), Şevket Fazıla Giz (1903-1981), Fatma Müfide Küley (1904-1995), ilk kadın astronom, ilk kadın dekan ve ilk kadın senatör olan Nüzhet Toydemir Gökdoğan (1910-2003), ilk kadın kimyagerimiz Remziye Hisar (1902-1992) , Çapa Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nde pedagoji ve ruh sağlığı öğretim üyesi Nebahat Karaorman (?-1986) , ilk kadın hukuk profesörü ve aynı zamanda dünyanın ilk kadın Roma Hukuku Profesörü Türkan Rado (1915-2007) ve ilk jinekoloğumuz, ülkemizdeki ilk kadın doğum kliniğinin kurusucu ve İstanbul Boğazı’nı da yüzerek geçen ilk kadın unvanına sahip Pakize Tarzi (1910-2004) hanımefendiler tarafından  19 Aralık 1949 yılında kurulmuş.

Cumhuriyet sonrası, kadın haklarının yeni yeni anlaşılmaya başladığı Türkiye’de ilk nesil kadın yüksek okul mezunları veriliyor. Bu başarılı bir avuç üniversite mezunu kadın, alanlarında hevesle ve tutkuyla çalışıyorlar. İçlerinden biri Prof. Sara Akdik bir Londra seyahati sırasında tesadüfen Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Derneği (International Federation of University Women – IFUW) çalışanları ile tanışıyor, dernek hakkında detaylı bilgi alıyor. İstanbul’a döndüğünde dernek hakkında öğrendiklerini arkadaşlarına anlatıyor ve arkadaşlarının da onayı ve desteği ile 19 Aralık 1949 tarihinde Üniversiteli Kadınlar Derneği’ni kuruyor. Yıllar süren özverili çalışmaları ile dernek bu günlere geliyor.

Bakanlar Kurulu Kararı ile 1953 yılında uluslararası faaliyet izni alan dernek, 1955 yılında Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Federasyonu( GWI)  asil üyeliğine kabul ediliyor. Yine Bakanlar Kurulu Kararları ile 1970 yılında kamu yararına dernek statüsüne sahip oluyor.

2002 yılında Avrupa Üniversiteli Kadınlar Birliği’ne de (UWE) üye olan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) bugün Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur’un Genel Başkanlığı’nda yoluna devam ediyor.

Oldukça geniş bir yapılanması var. Bugün TÜKD’nin kaç şubesi var ?

Türkiye genelinde 27 şubemiz var.

TÜKD’nin İstanbul şubesinin yaptığı çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

TÜKD İstanbul şubesi olarak Dostluk Köprüsü, Aile İçi Şiddetin Önlenmesi, Kadın ve Kentleşme, Armağanınız Kitap Olsun, Çocuk Gelinler Geleceğe Umut Köprüsü, Mina’nın Çocukları projelerini yürütmekteyiz. 

‘Dostluk Köprüsü Burs Projesi ‘çerçevesinde Devlet Üniversitelerinde okuyan, ihtiyaç sahibi,  akademik başarısı yüksek olan üniversiteli genç kızları destekliyoruz. Sadece İstanbul Şubemiz ile 300’e yakın başarılı kız öğrenciye burs vermekteyiz. Onlarla burs verenler arasında dostluk köprüleri kurarak, üniversiteli kızlarımızın başarılı ve güçlü kadın bireyler olarak yetişmeleri için bir nevi mentorluk yapmaya çalışmaktayız. 

Burs verenler ile öğrenciler arasında bir dostluk kurulmasını, burs verenin öğrencimizle deneyimlerini paylaşıp bu zorlu yolculuklarında onlara destek olmalarını amaçlıyoruz.  Geleceğin güçlü ve başarılı kadınlarını yetiştirebilmek amacıyla, İstanbul Şube Akademi adı altında deneyimli eğitmenlerle çok çeşitli eğitim programları ve lisan kursları düzenliyoruz. Erasmus’a giden öğrencilerimize maddi destek sağlıyoruz. Sektörün ileri gelen firmalarıyla görüşerek öğrencilerimize staj,  mezunlarımıza iş konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Öğrencilerimizin kültürel alanda kendini geliştirmesi, İstanbul’u tanımaları, dernek üyeleri ve diğer bursiyer öğrencilerle zaman geçirebilmesi için tiyatrolara, operalara, dünyaca ünlü sanatçıların sergilerine ve müzelere ziyaretler düzenliyoruz. Her yıl boğazda tekne gezileriyle baharı karşılıyoruz. Her ay Derneğimizde  sinema etkinlikleri düzenliyoruz. O alanda uzman bir konuğumuz öğrencilerimizle birlikte filmi izliyor ve sonrasında birlikte yorumluyorlar.

Ayrıca her yıl, iyi not ortalamasına sahip olan öğrencilere Başarı Ödülleri takdim ediliyor. Tablet, bilgisayar, cep telefonu gibi öğrencinin eğitimi süresince ihtiyacı olabilecek ödüller vermeye gayret ediyoruz.

Aile içi şiddet konusunda hukuk okuryazarlığı eğitimi veriyoruz. Çünkü mağduriyetler karşısında hakkını hukukunu bilerek arayan nesiller ile toplumu daha hukuki bir zemine taşıyabileceğimize inanıyoruz. Bursiyerlerimizi bu alanda bilinçlendiriyoruz. Onlarda çevrelerini bu konuda aydınlatıyorlar.

Okumayan bir toplumun kaliteli bir gelişim sağlayacağına inanmıyoruz. O sebepledir ki kitap okumayı teşvik ediyoruz ve daha okuryazar bir toplum olma hedefinde “Armağanınız Kitap Olsun” projesini gerçekleştiriyoruz.

Bir diğer projemiz kapsamında kadın ve kentleşme; çeşitli kadın topluluklarına sağlık,hukuk, beslenme, ergen ilişkileri konusunda uzman dost ve üyelerimiz tarafından sohbet toplantıları düzenliyoruz

Vakfımızdan aldığınız hibe desteğini hangi ihtiyacınız için kullanacaksınız?

Vakfınızdan aldığımız desteği, Dernek çalışmalarımızda bizimle çalışan, haftanın değişik günlerinde, bilgisayar, dosyalama, etkinlik organizasyonlarında bize yardımcı olan, toplantılarımıza katılıp not tutan  4 öğrencimize 9 ay boyunca kitap yardımı olarak cep harçlığı biçiminde kullanacağız.

Önümüzdeki dönem hangi faaliyetleri yapmayı hedefliyorsunuz? Bunlara değinebilir misiniz?

Bütün bu faaliyetlerimiz önümüzdeki dönem de devam ediyor olacak. Bunlara ek yeni bir çalışmaya başlıyoruz, adı “Mina’nın Çocukları”. Bu proje kapsamında gençlerin klasik eğitim biçimleri dışında kendilerini tanımalarına yönelik bir süreçle tanışmalarını sağlamayı umuyoruz.

GençLGBTİ+ Derneği ile Kurumsal Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz GençLGBTİ+ Derneği’nin yaptığı çalışmaları, derneğin kuruluş sürecini ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Genç LGBTİ+ Derneği aslında çok da eski bir kurum değil. Kurulma süreciniz ve bugünkü genel olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

GençLGBTİ+ Derneği: Evet, Derneğimiz Ağustos 2016’da kuruldu ve Aralık 2016’dan beri faaliyet yürütmekte. Biraz kurulma aşamasından bahsedeyim. Genç LGBTİ+ Derneği İzmir’de Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin LGBTİ+ örgütlerinde aktif faaliyet yürüten birkaç arkadaşın bir araya gelmesiyle kurulan bir dernektir. Kendi okul topluluklarımızda faaliyet yürütürken işlerin yolunda gittiğini, görünürlük ve bilinç yükseltmenin arttığını görmeye başladığımızda daha fazla insana ulaşmamız gerektiğini hissettik. Bir yandan daha fazla insana ulaşma ve görünür olma, diğer yandan da ayrımcılığa karşı gerçekleştirmek istediğimiz etkinlik, toplantı, projelere erişimimizi kolaylaştırmak açısından bir dernek kurma fikrini benimsedik ve Genç LGBTİ+ Derneği böylece kuruldu.

Derneğin çalışmalarından bahsedeyim biraz. Genç LGBTİ+ Derneği olarak birden fazla kanal aracılığıyla danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Açılma, askerlik, hak temelli talepler, cinsel sağlık, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair sorular, beden geçiş süreci gibi konularda danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu danışmanlıklar sosyal medya, mail ve telefon üzerinden ya da yüz yüze randevu ile verilmektedir. Ayrıca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden doğan hak temelli taleplere yönelik de hukuki danışmanlık hizmeti bulunmaktadır. Buna ek olarak talepler doğrultusunda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair oluşturulan akademik materyallerin hazırlanması sürecinden, bu materyallerin değerlendirilmesi sürecine kadar akademik danışmanlık da vermekteyiz.

Bahsettiğim danışmanlık hizmetleri dışında doğrudan uzman gerektiren taleplerle ilgili uzmana erişimi kolaylaştırmaktayız.

Danışmanlık hizmeti dışındaki çalışmalarımızdan bahsedeyim. Düzenli olarak LGBTİ+ kişilerin ailelerinin oluşturduğu İzmir Aile Grubu ile buluşmalar düzenliyoruz. Kişilerin ailelerine açılma süreçlerinde ailelerin danışabileceği bir yer olarak İzmir Aile Grubuyla birlikle örgütlenmeyi, ayrımcılığın ilk başladığı yerin aile içinde olması bakımından buraya temas etmeyi önemli buluyoruz. Yine düzenli olarak bir uzman moderasyonunda düzenlenen açılma sohbetlerini gerçekleştiriyoruz. Bunların dışında her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimiz var. Bunlardan ilki LGBTİ+ Gençlik Festivali. Bu festival sinema, tiyatro, konser, piknik ve çeşitli sosyal atölyelerin yanı sıra akademik bilgilerin alındığı, çeşitli gençlik çalışan LGBTİ+ kurum, STK, Toplulukların yer alıp deneyim aktarımlarını paylaştığı geniş skalalı bir festivaldir. Bir diğer etkinliğimiz ise Aktivizm Okulu’dur. 10 haftalık süren bu okul alanında uzman olan kişilerce çeşitli konularda verilen eğitimleri kapsıyor. Yine her yıl cinsel sağlık alanında bilgi tazelemek ve güncel bilgileri paylaşmak adına düzenlediğimiz 1 Aralık Haftası etkinliklerimiz vardır.

LGBTİ+ gençleri çalışmasının temeline yerleştiren Genç LGBTİ+ Derneği olarak, LGBTİ+ gençlerin yurt deneyimlerinde yaşadığı ayrımcılığa, nefret söylemine ve nefret suçlarına yönelik problemlerinin aktarıldığı ve çözüme dair beklentilerinin olduğu bir yayın çıkarmıştır.

DV: Türkiye’de artık bir çok şehirde LGBTİ+ kuruluşları mevcut. Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi hakkında bilgi vermeniz mümkün mü? Ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

GençLGBTİ+ Derneği: Aslında birçok şehirde LGBTİ+ kuruluşları var diyemem. Son yıllarda Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin güçlendiğini söylesem de karşılığında yasaklanmalar tecrit edilmeler ve ayrımcılığın birçok şekline maruz kaldığımızı da belirtmem gerek.

Türkiye’de LGBTİ+ hareketi 1994 yılından bu yana aktivizm yapmaya ve görünür olmaya çalışmaktadır. Türkiye’deki homofobi/bifobi/transfobinin boyutunun ne denli büyük olduğuna baktığımızda LGBTİ+ hareketinin kazanımlarının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle 2013-2014 yıllarında hem hukuki hem toplumsal alanda LGBTİ+ varlığı ve hareketi büyük bir ivme kazandı diyebilirim. Fakat sonrasında ülkedeki gündemin değişmesiyle birlikte bir gerilemeden bahsetmek mümkün. Buna rağmen kazanımlarımızı sabit tutmak için de elimizden geleni yapıyoruz. İnsan hakları taleplerimizi söylemeye, konuşmaya, gündemleştirmeye devam ediyoruz, edeceğiz.

DV: Gençlere nasıl ulaşıyorsunuz? Bu kişilerle ilişkinizde nasıl bir yol izliyorsunuz?

GençLGBTİ+ Derneği: Genç LGBTİ+ Derneği LGBTİ+ gençlerin kurduğu bir dernektir. Nitekim adının “genç” olmasının sebebi de şimdiye kadarki iletişim ağımızın gençler olması, LGBTİ+ gençlerin sosyalleşme ihtiyacı ve bu alanda çalışmak istediğimiz içindir. LGBTİ+ gençlere üniversite topluluklarıyla doğrudan bağ kurarak, akran sohbetleri ve açılma atölyeleri geliştirerek, bilhassa LGBTİ+ gençlerin -sosyalleşmenin görünürlük açısından zor olduğunu vurgulayarak- sosyalleşebilecekleri buluşmalar düzenleyerek (piknik, oyun turnuvaları, parti) ulaşıyoruz. Bir yandan dernek çalışanlarının da genç olmasını önemsiyoruz. Bu da gençler arası erişimi kolaylaştırıyor diyebilirim.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyacınız için kullanacaksınız?

GençLGBTİ+ Derneği:  STDV’den aldığımız hibe desteği ile dernek ofisimizin fiziksel ihtiyaçlarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve ofis içi ve ofis dışı iletişimi yönetmek ve güçlendirmek için ihtiyaç duyduğumuz Ofis ve İletişim Koordinatörü istihdamı için kullanacağız. Bu koordinasyon ile kurumsal devamlılığın sağlanması, ofis ve derneğin birimleri ile ilgili yapılacak olan program ve planlama, iletişim ve  kapasite güçlendirme eylemliliklerinin gerçekleşmesi hedeflenmektedir.

DV: 2019 takviminizde neler yapmayı hedefliyorsunuz? Gelecek planlarınızdan bahseder misiniz?

GençLGBTİ+ Derneği: Uzun zamandır yerel yönetimlerle -hem belediyeler hem de kent konseyleri ile- temas halindeyiz. LGBTİ+ dostu yerel yönetimlerin neler yapması gerektiği konusunda önerilerimizi sunuyoruz ve ortak çalışmalar planlıyoruz. 2019’da yapılacak yerel seçimleri, özellikle karar alıcılara yönelik yürüteceğimiz savunuculuk faaliyetleriyle bu çalışmaların geliştirilmesi açısından fırsat olarak görüyoruz. Belediye başkan adaylarını hedefleyen ve LGBTİ+ dostu belediyecilik çalışmaları için olması gerekenleri sıraladığımız bir taahhütname kampanyası yapacağız. Seçimden sonra bu taleplerin takipçisi olacağız ve hayata geçirilmesi için belediyelere destek olacağız.

Geleneksel hale gelmesini istediğimiz LGBTİ+ Gençlik Festivali’nin üçüncüsünü geliştirerek hazırlayacağız. Festivalin içeriğini de gönüllü toplantıları yoluyla LGBTİ+ gençlerin talepleri üzerine şekillendirmeyi planlıyoruz. Yine her yıl düzenlediğimiz Aktivizm Okulu, 1 Aralık Haftası, Aile Buluşmaları, Açılma Sohbetleri etkinliklerinin de devamlılığını sürdürmeyi hedefliyoruz.

LGBTİ+ gençler ile gençlerin üniversite yaşantılarına, sorunlarına, taleplerine ve önerilerine dair bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Bu şikayet ve taleplere yönelik bir yayın oluşturmak da hedeflerimizden biridir.

Genç LGBTİ+ Derneğinin sağlık, hukuk, danışmanlık gibi birçok alanda çeşitli birimleri bulunmaktadır. 2019 yılında bu birimlerin çoğalması ve geliştirilmesin, hedefliyoruz. Uzman havuzumuzu güncellemek ve genişletmek, daha fazla insana erişim için kütüphanemizi genişletmek de hedeflerimiz arasındadır.

 

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Proje Desteği Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Proje Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Türkiye Omuriliği Felçlileri Derneği, omurilik felçlilerinin tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal sorunlarının çözümü ve yeni omurilik felçlilerinin oluşmaması için hizmet vermek amacıyla 1998 yılında kuruldu.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında “Erişebilirim Projesi’ kapsamında olan çalıştay organizasyonu, uzaktan eğitim platformu, dijital eğitim paketi ve video çekimlerine destek verdik.

Derneğin, proje kapsamında yaptıkları ve gelecek planları ile ilgili röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): “Erişebilirim” projesi için hibe desteği aldınız. Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD): Erişilebilirlik bir kavram olarak, genellikle engelli kişilerin toplum yaşamındaki tüm alanlara ve mekanlara olan katılımı ile ilişkilendiriliyor olsa da aslında herkesi etkileyen veya kısıtlayabilen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kısıtlamalar hayatımızdaki birçok yerde, kimi zaman mimari ölçekteki uygulamalarda, kimi zaman ise kullandığımız çok basit ve temel ürünlerde etkileşim sorunlarına yol açabilmektedir. Bu sorunların aslında temelinde, bu sistemleri, yapıları, mekanları veya ürünleri tasarlayan profesyonellerin herkes için engelsiz bir şekilde tasarlanabilmesine olanak sağlayacak bilgiye “erişememesi” bulunmaktadır. Bununla birlikte, Ülkemiz nüfusunun %12,29’unun engelli bireyler ve süreğen hastalardan oluştuğu gerçeği de göz önüne alındığında, engelsiz tasarımın önemi daha da dikkat çekmektedir. Bu nedenle, erişilebilirlik konusunda herkesin ulaşabileceği bir bilgi kaynağı oluşturulabilmesi amacıyla Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği tarafından “ERİŞEBİLİRİM” projesi geliştirilmiş ve sonucunda da erişilebilir yapı ve çevreden ürün tasarımına kadar mimarlık, tasarım ve mühendislik alanlarında kullanılabilecek sanal ortamda bir platform oluşturulması amaçlanmıştır. Güncel yaşamın içinde kullanılan tüm mekan, zemin, eşya ve benzeri tasarımların farklı üretim aşamalarında görev alan profesyoneller başta olmak üzere üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev alan akademisyenler, belediyelerin ilgili birim temsilcileri, konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarının üye, gönüllü ve çalışanları ile diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri projenin hedef gruplarını oluşturmaktadır.

DV: Proje kapsamında gerçekleştirilen sempozyum ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje faaliyetlerinden birisi olarak düzenlediğimiz sempozyum, 26 Ocak 2018 tarihinde geniş katılımlı bir grupla gerçekleştirilmiştir. Erişilebilirlik konusunun mesleki eğitim içerisine nasıl ve ne düzeyde entegre edildiği, eğitim açısından ne ifade ettiği ve mesleki açıdan farkındalığın nasıl artırılabileceği gibi konulara bir tartışma zemini oluşturmak ve geliştirilecek olan engelsiz tasarım kılavuzunun içeriğini planlamak bu sempozyumun öncelikli konuları arasında yer almıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve İstanbul Rumeli Üniversitesinden akademisyenlerin söz aldığı sempozyumda “Engelsiz Kent Farkındalığı”, “Mimari Tasarım Sürecinde Erişilebilirlik”, “Kapsayıcı Tasarımın Önemi”, “Endüstri Ürünleri Tasarımı Eğitiminde Herkes İçin Tasarım” başlıkları ön plana çıkarılmıştır.

DV: Sanırım bir de çalıştay yapıldı? Sempozyum ile ikisi arasında nasıl bir fark var?
TOFD: Evet, proje kapsamında 20-21 Mart 2018 tarihlerinde bir de çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştayın ilk gününde, erişilebilirlik hakkında genel tartışma ve değerlendirmeler yapıldı, erişilebilirlik ile ilgili alt temalar tartışıldı ve Erişebilirim Platformunun ön taslak çalışması katılımcılarla paylaşılarak yapıcı geri bildirimleri alındı. Sempozyumda, fiziki erişilebilirliğin eğitim süreçlerindeki aksayan yönlerinin neler olduğu, söz konusu eğitim içeriklerinde iyileştirmeye açık alanların belirlenmesi ve bu alanların mesleki eğitime yansıtılması için gereksinimler tartışıldı. Çalıştayda ise erişilebilirliğin bir kavram olarak ele alınmasından başlayarak deneyimsel paylaşımlar, kullanıcı ve uzman deneyimleri ile hedef grubun dışındaki bireyler için erişilebilirliğin neler ifade ettiği yanıtının arandığı farkındalık çalışmalarına kadar konu geniş bir perspektiften ele alındı. Yani çalıştay, tüm sahayı kapsayan bireysel bir bakış açısıyla yaklaşırken, sempozyum erişilebilirlik sorunlarının eğitim boyutunda ele alındığı bir toplantı olarak gerçekleştirildi.

DV: Projenin yararlanıcılar üzerindeki olası etkisinden bahseder misiniz?
TOFD: Projenin tasarımı gereği yararlanıcılarını, TOFD’nin çalışma alanında bulunan ve hizmet götürdüğü engelli bireylerin dışında kalan kişiler olarak tanımlamak yanlış olmaz. Engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran/zorlaştıran meslek elemanlarından, akademisyene, kamu çalışanlarından özel sektör temsilcilerine kadar geniş bir alanda farkındalık yaratmasını beklediğimiz Erişebilirim Platformu proje süresi içinde yayınına başladı. Sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında yeni içeriklerin eklenmesi yanında platformun tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hızlandırılması da hedeflerimiz arasında. Akademi dünyasında ses getiren ve bu alana giren meslek eğitimi içerikleriyle ilgili tartışmaların başlaması için kaynak oluşturan platformun, kamuoyu farkındalığı noktasında etkisinin büyümesi için tanıtım ve görünürlük çalışmalarının güçlendirilmesine ihtiyaç var. İlgili alanda ayrıntıları verilen sürdürülebilirlik planı çerçevesinde yeni fon kaynakları bulmak ve TOFD kurumsal iletişim faaliyetlerine ek olarak zenginleştirilmiş görünürlük çalışmalarıyla platformun tüm kamuoyuna tanıtımının gerçekleştirilmesi için çalışmalara başladık bile.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
TOFD: Sahadaki reel bir ihtiyaçtan doğarak hazırlanan Erişebilirim Projesi, STDV tarafından desteklendiği için belli bir zaman faaliyet planı içinde, belirli bir bütçeyle gerçekleştirildi. Çalışmanın bir proje mantığı içinde tamamlanması ve özellikle platformun oluşturulması için mali desteğin kullanılması sonucun verimli olmasını destekledi.

DV: Bundan sonraki plan ve çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje ortağımız Mimar Sinan Üniversitesi’nin mimarlık, endüstriyel tasarım, şehir planlama bölümleri başta olmak üzere ilgili bölümlerinden akademisyenlerle çalışmalarımız devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yaptığmız ve projenin sürdürülebilirliğini konuştuğumuz olgunlaştırma toplantılarında;
Erişebilirim platformuna eklenmesi gereken içeriklerin konu başlıkları,
⦁ Bu içerikleri oluşturacak ve çekimlerde görev alacak uzmanların kimler olabileceği,
⦁ Platformun meslek elemanı ve ilgili alan uzmanları tarafından izlenirliği ve kamuoyu farkındalığını arttıracak tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hangi araç ve kanallardan yapılması gerektiği başlıkları ele alındı.
⦁ Özetle; erişebilirim platformunun, ortopedik engelli bireylerin hayatını güçleştiren her türlü fiziki erişim engeli için uyarıcı, farkındalığı arttırıcı, meslek elemanlarının doğru kararlar almak/vermek için yararlanacağı bir mecra olması için çalışmalara devam ediyoruz.

Barış için Müzik Vakfı’na Şartlı Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek

Daha önce kurumsal hibe programı ve Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Barış için Müzik Vakfı, 2005 yılında İstanbul’un Edirnekapı bölgesinde kuruldu.

Edirnekapı’da yaşayan imkânları kısıtlı çocuklara ve gençlere yönelik başlattığı ücretsiz müzik eğitimi modelini, İstanbul dışında Türkiye’nin başka şehirlerine ve hatta kasaba/köy vb. küçük yerleşim birimlerine de taşıyarak çalışmalarını ülke tabanına yaymayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı, faaliyetlerinin devamı için Şartlı Hibe Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation fonu kapsamında Selin Yiğitbaşı’nın bağışıyla destekleniyor.

Bu kapsamda, Vakfın 6 Kasım 2018- 1 Şubat 2019 tarihleri arasında idari giderlerine katkı sağlanıyor.

Vakıfla ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradaki röportaja göz gezdirebilirsiniz.

Çocuk Fonu 2018 – 2019 Başvuruları Başladı

By | Vakıf Haberi

Çocuk Fonu, 0-15 yaşları arasındaki çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarına yönelik oluşturulan projeleri desteklemek amacıyla oluşturuldu. 2017 – 2018 döneminde 6 Sivil Toplum Kuruluşu’na toplam 201.725 TL hibe verildi.

Fon, 2018 – 2019 döneminde Hakan Özkök ve ailesi ile Turkey Mozaik Foundation başta olmak üzere bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle yeni başvuruları almaya başladı. Bu dönem en az 300 bin TL’ hibe desteği sağlanması planlanıyor.

Son başvuru tarihi 8 Kasım 2018.

Başvuru değerlendirme kriterleri ve takvim  – http://siviltoplumdestek.org/cocuk-fonu/

Başvuru formu – http://siviltoplumdestek.org/basvuru-formlari/

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği ile Kurumsal Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj

İzmir’de mültecilere yönelik ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren bir STK olan Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) ile, 13 Ağustos 2018- 14 Ocak 2019 tarihleri arasında Kurumsal Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) mültecilerle çalışıyor. Türkiye’deki mültecilerin ne tür problemleri var, genel bir resim çizer misiniz?

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ): Türkiye’deki mültecilerin en temel sorunları arasında eğitim, entegrasyon ve istihdam yer alıyor.

25.000’den fazla çocuk okula gidemiyor. Çocukların büyük çoğunluğu Türkçe bilmiyor, ulaşım için paraları yokken yürümek içinde okul mesafeleri çok uzak, 12 yaşından küçük çocukların çoğu İzmir’de fabrikalarda ve tarlalarda çalışıyor, bir kısmı ise evde kalıp kendinden küçük diğer çocuklara bakmak zorunda çünkü ebeveynleri günde ortalama 14 saat çalışıyor ve bunların dışında okula kabul edilmeme, kabul edildikleri okullarda zorbalığa uğrama, kamplarda yaşayanların ise adresleri olmadığı için eğitime erişememe durumları söz konusu.

Türk toplumu tarafından kabul görmeyen mülteciler İzmir’deki Basmane gibi daha fakir bölgelerde yaşıyorlar. Bölgede konut talebindeki artış ve kiraların yükselişi yüzünden Türkler de zorluk çekiyor. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon mülteci yaşıyor bu yüzden bir çok devlet hizmetine aşırı derece de yüklenme var hastanelerde uzun bekleme sürelerine neden oluyor bu durum bu da Türk nüfusu arasında öfke yaratıyor bunun dışında çalışma izni alamadıkları için kayıt dışı çalışıyorlar ve bir Türk’ün maaşının üçte birini alıyorlar bu yüzden de işverenler Türk işçilerden daha çok mülteci işçileri kabul ediyor.

DV: Siz bu kitle içinde özellikle kadın ve çocuklar ile çalışıyorsunuz. Neden özellikle kadınlara ve çocuklara odaklanıyorsunuz?

TİAFİ: Aslında sebebi çok da zor değil. En savunmasız olanlar kadınlar ve çocuklar olduğu için onlara ağırlıklı olarak odaklanıyoruz. Birçok genç annenin savaşta eşleri ölmüş veya kaybolmuş bu yüzden onların bizim TİAFİ’de verdiğimiz destek sistemine ihtiyaçları var.

DV: Bir çok sivil toplum kuruluşu (STK) da mültecilerle çalışıyor. Ancak sizin gibi mahalle düzeyinde çalışan küçük ve taban örgütü sayısı az. Böyle bir kurum olmanın ne tür avantajları ve dezavantajları var?

TİAFİ: İzmir’in kalbinde küçük bir STK merkeziyiz. Mülteciler ve imkanları yetersiz olan Türkler ile çalışıyoruz. Sorunlarını ilk elden öğreniyoruz. Kadınların ve çocukların gelebilecekleri güvenli bir yeriz. Büyük STK’lar veri toplamak için çok zaman harcıyor, biz ise sorunları topluyor ve çözüyoruz. Bir avantajımız ise BMMYK, WFP ve UNICEF gibi büyük bir STK ile toplantılara gittiğimizde, alanda onlara mülteciler hakkında değerli bilgiler verebilen bölgedeki tek grup olduğumuz gerçeğidir.

Bunların yanı sıra merkezi döndürecek personelimiz yerine gönüllülerimizin olması ve bu gönüllülerin kalıcı olmaması bizim için büyük bir sorun. Bu yüzden bir finansal destek almamız gerekiyor ve aldığımız bu finansal destek sonrasında yarı ve tam zamanlı çalışan bir kadroya ihtiyacımız var.

DV: İzmir özellikle son senelerde, İstanbul başta olmak üzere, farklı şehirlerden gelen insanların nefes almak için de göç ettiği bir şehir olma özelliğine sahip hale geldi. Hem mültecilerin hem de bu yeni Türkiye içi göçün kesişiminde İzmir’i sivil toplum faaliyetleri açısından değerlendirebilir misiniz?

TİAFİ: Birçok insan İstanbul gibi yerlerden İzmir’e yaşamın hızı daha yavaş olduğu için geliyor ama mülteciler sadece iş için ya da bir aile üyesi burada yaşadığı için geliyor.
Mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için yeterli sayıda STK’nın olmaması buradaki mülteciler için olumsuz bir durum teşkil ediyor. Eğitim için başka alternatifleri olmayan mültecilere İzmir’deki STK’ların verdiği Türkçe dersleri kolaylık sağlıyor ama çok alternatifleri olmadığı için mültecilere iş bulmaya çalışan bir STK çok başarılı olamıyor. Mülteciler Türkçe konuşamadıkları için bilgiye çok ihtiyaçları var. Mültecilerin hayati bilgilere ulaşması çok zor. Bazı STK’lar çocuklar için oyun grupları sağlamakta, ancak maalesef, entegrasyon için hayati olan Türk ve Suriyeli çocukların birlikte olamamaları durumu zorlaştırıyor. Bazı STK’lar kadınlar için tavsiye merkezleri sağlıyor, ancak daha fazlasına ihtiyaç var.

DV: Önümüzdeki dönem merkeziniz bünyesinde hangi faaliyetleri yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

TİAFİ: Entegrasyonun çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve merkezimizde bir aşevi mutfağımız var. Şu anda her gün yerel bölgeden yaklaşık 150 Türk ve Suriyeli insanımız öğle yemeğine geliyor. Gün geçtikçe lira güç kaybetmekte bu yüzden de aşevi için yaptığımız alışveriş fiyatları günlük olarak artıyor ve bu yüzden bu proje için destek bulmamız gerekiyor. Uzun vadede buna yardımcı olabilecek bir projeyle de ilgilenmekteyiz. Yerli halkın ve mültecilerin satın alma gücü yaklaşık % 30 azaldı, bu da masada daha az yiyecek anlamına geliyor. Çiftçi ya da fabrikalardan doğrudan büyük miktarlarda satın alarak aracıyı kaldırmayı umuyoruz. Eğer bu örneği gerçekleştirebilirsek, bu imkanı yetersiz olan Türklere ve mültecilere örneğin 50 kiloluk bir pirinç çuvalının yarı fiyatına temin edilebileceği anlamına gelir. Bu entegrasyon hedeflerimizi destekleyecektir.

Bunlara ek olarak kadınlar için ayda iki seminer yapacağız. Bilgi masamıza daha fazla danışman ekleyeceğiz. Ayrıca şu anda entegrasyonu desteklemek için Türk ve Suriyeli çocuklarla bir oyun grubu kurmaktayız.

DV: Çeşitli vesilelerle çalışmak için Türkiye’ye gelen ve burada yaşamaya başlayan – özellikle kadınların – sivil toplumda daha aktif olmaya başladığını görüyoruz. Buna C@rma, Small Projects gibi kuruluşlar da örnek olarak verilebilir. TIAFI içinde de böyle kadınların aktif olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz?

TİAFİ: Suriye’den gelen kadınların birçok psikolojik sorunu var. Türkçe bilmiyorlar. Pek çoğunun burada ailesi yok ve aynı zamanda aileleri olanlar için ise barınma ve yiyecek sağlamak gibi büyük sorumlulukları var. Tiafi’de biz birbirine kenetlenmiş bir topluluğuz. Amaçlarımızdan biri kadınları güçlendirmek. Entegrasyonu desteklemek için kadınları Türkçe dersleerine katılmaya teşvik ediyoruz. Ayrıca yaptığımız bazı eğitimler aracılığıyla işlere erişebiliyorlar. Onları seminerler ile destekliyoruz. Aynı zamanda mültecileri ve benzer zorlukları yaşayan Türkleri de desteklemek için kadınlarımızı gönüllü olmaya da teşvik ediyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini ne için kullanacaksınız? Hibe sürecinin nasıl bir etki yaratacağını düşünüyorsunuz?

TİAFİ: Fon kaynaklarını bulma üzerinde çalışması için bir eleman görevlendireceğiz.
Yapacağı değişiklik, bir toplum merkezi olarak büyüyüp daha güçlü hale gelmemize ve uzun vadede daha fazla insana olumlu bir şekilde yardımcı olabilmemizi sağlayacak.