All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

BoMoVu COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu kurumsal desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak. Dernek ekibiyle yaptığımız röportajda, COVID-19 salgınının derneğin çalışmalarına ve birlikte çalıştıkları gruplara etkisini, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çevrimiçi etkinlikleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Salgın sebebiyle evde kaldığımız dönemde beden hareketleri ve spor faaliyetlerine erişim birçok grup açısından önemli ölçüde kısıtlandı. Bu durumun BoMoVu’nun birlikte çalıştığı gruplar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Salgınla birlikte evine kapanmak zorunda kalan insanlar, toplulukla arasına mesafe koyarak aynı zamanda içine de kapandı. Ötekiyle ilişkinin de daha mesafeli hale geldiği bu zorlu süreç, bireyselleşme eğilimini artırarak farklı gruplarla kurulan bağların zayıflamasına zemin hazırladı. Aynı zamanda sadece ailesiyle vakit geçirmek zorunda kalan çocuklar da oyun arkadaşlarından uzak kalarak yalnızlaştılar. Dolayısıyla uygulanan sosyal mesafe, insanların doğrudan temas halinde, bedensel faaliyetler aracılığıyla kendilerini ifade edebildikleri aktivitelerimizi doğrudan etkiledi.

İstanbul’da bulunan iki ortaokulda haftalık olarak yürüttüğümüz basketbol ve dans aktivitelerinin yer aldığı Hareket Okulda projesi, okulların kapanmasıyla birlikte sekteye uğradı. Bu süreçte aktivite gerçekleştirdiğimiz çocuklara ulaşma konusunda sıkıntılar yaşadık. Çocukların sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı denilebilecek bölgelerde yaşaması ve kendileriyle iletişim kurmamızı kolaylaştıracak teknolojik aygıtlara ve internete doğrudan erişimlerinin kısıtlı olması başlangıçta iletişimimizin kopmasına sebep oldu. Uzaktan eğitimin çocuklar arasındaki eşitsizliği göz önüne serdiği bu süreçte, sadece bu ve benzeri projelerin bedensel faaliyetleri kısıtlanmakla kalmadı, çocuklar zaruri içeriklere ulaşmakta dahi güçlük çekti. İnternetin ve teknolojinin sağlayabildiği imkanlar var fakat bu imkanlardan uzaktaki çocukların ilk başta iletişimi sürdürmeye istekli olsalar dahi, süreç içerisinde motivasyonlarının kırıldığını duyduk. Bu minvalde çeşitli çözümler geliştirmeye çalıştık fakat sorunun çok daha yapısal olduğunu düşünüyoruz.

Hareketin Özgür programı kapsamında, İstanbul’da iki vakıfta, yerinden edilmiş ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocukları ile haftalık aktiviteler gerçekleştiriyorduk. Bu program içerisinde toplam 53 çocukla çalıştık ve 6 farklı fiziksel aktiviteyi (dans, basketbol, sirk sanatları, yoga, hiphop, futbol) 2,5 ay boyunca düzenli olarak gerçekleştirdik. COVID-19 salgını ile birlikte, çocuklarla fiziksel olarak bir araya gelme olanağımız olmadığı için Haziran sonuna kadar sürmesi planlanan bu aktiviteler kesintiye uğradı. Ortaklık yaptığımız vakıflarla ve mümkün olduğu durumlarda çocukların aileleri aracılığıyla çocuklarla iletişimde kalmaya çalışıp bu aktiviteleri çocukların evde kendi kendilerine yapmaları için ürettiğimiz video içeriklerini ulaştırmaya çalışsak da çocukların ekonomik ve teknolojik olanakları çok sınırlı olduğundan bu çoğu çocuk için mümkün olmadı. Bilgisayarları ya da internet erişimleri olmayan çocuklar, ev içerisinde internete erişim için kullanılabilecek tek aracı (eğer varsa ebeveynlerin akıllı telefonu) tüm kardeşleri ve ebeveynleriyle nöbetleşe kullanmak zorundaydı ve bu nedenle eğitimlerine devam etmeleri bile mümkün olmadı. Ekonomik zorluklar da yaşayan ebeveynler, çocuklarının spor ya da sanatla ilgilenmesine, zevk aldığı fiziksel aktiviteleri sürdürmesine her zaman öncelik veremediler. Çocukların sokağa çıkmaları da sınırlandırıldığından, hareketlilikleri oldukça kısıtlandı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum BoMoVu’nun çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

COVID-19 salgını döneminde, çalışmalarımız, eriştiğimiz kişilerin ihtiyaçlarının değişmesi ile ilgili şekil aldı. Gerek belirli yaş gruplarına gerek derneklere getirilen kısıtlamalarla bu kitleye birebir erişimimiz tamamen kesildi. Öncelikle devam eden projelerimizi bitirebilmek adına ne tür alternatif çalışma biçimleri olabileceğini konuştuk ve aklımıza gelen fikirleri destekleyici kurumlarımızla paylaştık. Bu kurumların eriştiği başka derneklerin de geliştirdiği yaratıcı fikirlerle aslında birbirimizi ne kadar merak ettiğimizi anladık.

Bir yandan Whatsapp ve Instagram uygulamalarını normalde eriştiğimiz kitleye ulaşmak için kullanırken bir yandan da kendi içimizdeki çalışmaları zenginleştirmeye yönelik çalışmalar yaptık. Ekip olarak bu zor dönemde birbirimizi dinleyebileceğimiz ve besleyeceğimiz haftalık buluşmalarla uzakta olan arkadaşlarla hayal gücümüzü zorladığımız proje fikirleri geliştirebildik. Ayrıca uzun zamandır yapmak istediğimiz ve yakında yayınlayacağımız kapsamlı bir kılavuzu yazmaya vakit ayırabildik. Bu kılavuzun sporu sosyal güçlenme aracı olarak kullanmak isteyen herkesin güvenli ve etkili programlar geliştirmelerine yardımcı olmasını diliyoruz.

Bunların dışında bazı projelerimiz özelinde de çözüm önerileri geliştirmeye çalıştık. Örneğin Hareket Okulda projesi çıktılarından olan Aktif Okul Kılavuzu’nda yer alan çeşitli bedensel aktiviteler, proje ortakları tarafından videolara dönüştürüldü ve çocuklarla paylaşıldı. Ayrıca sürekli hareket ihtiyacı içerisinde olan çocukların evlere kapandığı bu süreçte, aktivite yürüttüğümüz toplam 120 çocuğa içinde masa tenisi, dart, hulahoop gibi evde de hareket etmelerine destek olacak malzemelerin bulunduğu eğlence çantaları hazırlayıp yolladık.

Birçok STK gibi BoMoVu da salgın döneminde pek çok faaliyetini çevrimiçi olarak devam ettirdi. Beden hareketi ve spor faaliyetlerini çevrimiçi platformlar üzerinden yapmanın kurumunuz ve birlikte çalıştığınız hedef kitleler açısından olumlu yanları ve zorlukları neler oldu?

Fiziksel aktivitelerin bir kısmının çevrimiçi olarak sürdürülmesi, salgın öncesinde birlikte çalıştığımız kişilerle iletişimde kalmamızı ve bu kişilerin hareket pratiklerine evlerinde de devam edebilmesini sağladı. Aktivitenin içeriğine ve paylaşım yapılan dijital platforma bağlı olarak olumlu yanları ve zorlukları değişiklik gösterdi. Örneğin nstagram canlı yayını üzerinden yapılan aktiviteler, daha önce mekansal uzaklık ya da erişim zorlukları nedeniyle kendi mekanımızda aktiviteye katılamayan yeni insanlara ulaşmamıza olanak tanıdı. Fakat bu yayınlar, antrenör ya da eğitmenler için katılımcıları görememeleri ve duyamamaları nedeniyle zaman zaman zorlayıcı oldu. Bu nedenle, hem antrenörün kendini daha rahat hissetmesi için hem de aktiviteyi evinde uygulayacak kişilerin kendilerine uygun bir zamanı rahatça seçebilmeleri için bazı aktivitelere önceden kaydedilen videoların sosyal medyada paylaşımı ile devam edildi. Video konferans platformlarında yapılan aktivitelerde ise daha interaktif bir ortam sağlanabildi; fakat bu dönemde herkesin ekran karşısında çokça vakit geçirmesi ve zaman planlamasının zorlaşmış olması nedenleriyle, aynı saatte ekran başında buluşmayı gerektiren bu etkinliklere katılım çok yüksek olamadı. Katılanların içinde bulundukları mekanla yeniden ilişki kurdukları, ekrana bağlı olmadan, herkesin evde kendi kendine hareket ederken bir yandan da aynı ortamı paylaşarak bir aradalığı hissettiği pratikler gerçekleştirildi.

Salgın sürecinde çevrimiçi olarak yaptığınız Eleştirel Beden Sohbetleri isimli etkinlik serisinde ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, göçmenlik gibi konular spor ve beden hareketi çerçevesinde tartışıldı. Bu etkinlik serisinin fikri nasıl oluştu? Önümüzdeki dönemde hangi başlıklara yer vermeyi hedefliyorsunuz?

Biz, spora ve beden hareketine eleştirel bakmaya ve üzerine düşünmeye yönelik seminer ve konuşmalar düzenliyorduk. Ancak, hafta içi iş yorgunluğu ile akşam derneğe gelen kişi sayısı sınırlı oluyordu ve çok değerli konuşmacılar ağırlamamıza rağmen dinleyicisi kısıtlı kalıyordu. Salgında insanların evde olması dolayısıyla bu konuşmaları çevrimiçi ortama taşımaya karar verdik ve bu sayede çok daha fazla kişiye erişebildik. Daha önceki söyleşi formatının yerine aynı konular üzerine çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirip bir sohbet formatı geliştirdik. Böylece farklı deneyimlerin karşılıklı olarak konuşulmasına vesile olmaya çalıştık. Bunun yanı sıra hem tüm Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde olan kişilerin sesine kulak verme şansımız oldu. Online Seminars iş birliğiyle başladığımız Eleştirel Beden Sohbetleri serisinde spor ve hareket üzerine çalışanların ve bu alandaki aktivistlerin bir araya gelip deneyimlerini paylaştıkları çevrimiçi paylaşımlar ve etkinlikler düzenliyoruz. Bedensel farklılıklarımızdan ya da sosyal konumlarımızdan dolayı spor ve hareket alanında karşılaştığımız ayrımcı ve baskılayıcı tutumları, bunlarla mücadele yolları ararken destek bulabildiğimiz alanları, hareket pratiğimizin bizi fiziksel veya sosyal olarak nasıl güçlendirdiğini ve birbirimizin tecrübelerine dair merak ettiğimiz her şeyi bu sohbetlerde paylaşmaya gayret ediyoruz.

Şu ana kadar yaptığımız sohbetler çeşitli konulara çeşitli açılardan değiniyor. Yoga vasıtasıyla bedensel ve sosyal normları tartışmaya açmak, dans alanında kendini gösteren erk mekanizmaları, İstanbul’da yaşayan Afrikalı futbolcuların durumu, Irak Kürdistanı bölgesinde mülteci kadınların bisiklete binmesi üzerine yapılan bir projeyi, İtalya’dan ve Türkiye’den feminist basketbolu, sosyal mesafeli taşıma aracı olarak bisikleti, Fransa’da mültecileri sosyalleşmesi ve profesyonel beceri kazanmaları için spor kullanan bir derneğin çalışmaları, Ermenistan’da kadınların köyler arasında yürüyüş düzenleyerek kadın haklarını anlatması gibi konuları ele aldık. Sonrasında, bizim de uzun zamandır üzerine çalıştığımız ırkçılık konusuyla da örtüşen ve George Floyd’un katledilmesi ile trajik bir şekilde gündeme gelen ırka dayalı ayrımcılığı da ele aldığımız Türkiye’den ABD’ye ten rengi ayrımcılığı, Türkiye ve Amerikan sporunda ırkçılık konularını ele aldık. Sohbetlerimiz alternatif spor alanları yaratan kişilere yer vererek devam ediyor. Umarız yakında sporda ırkçılık üzerine başlı başına bir seri düzenleyebiliriz. Bu sohbetleri ve dernekte daha önce düzenlediğimiz konuşmaların ses kayıtlarını podcast kanalında da yayınlamaya hazırlanıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sizden aldığımız hibe ile öncelikle uzun zamandır ihtiyacını hissettiğimiz video kamerayı alacağız. BoMoVu Derneği olarak yürüttüğümüz projelerin arşivini tutmak, yararlanıcılarımızla paylaşmak, çalışmalarımızı yaygınlaştırmak ve derneğin görünürlüğünü artırmak açısından video kamera bizler için elzem bir ihtiyaçtı. Ayrıca bundan sonraki süreçte, etkinliklerimizin video kayıtlarına ayrılan bütçeyi hizmetlere erişimi kısıtlı olan, yoksul çocuk ve gençlerin sosyal becerilerini güçlendirmek amacıyla çeşitli atölyeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Öte yandan, Sen Neredeysen Hareket Orada projemizin video çekimleri için derneğin bir odasını stüdyo haline getirdik. Söz konusu projede; COVID-19 boyunca uygulanan eve kapanma sürecinde başta yerinden edilmiş çocuklar, yaşlılar ve çeşitli kırılgan gruplar olmak üzere dezavantajlı bireylerin, evde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak için, kapsayıcılığı temel alan video ve basılı materyaller üretecek ve söz konusu insanların erişimine sunacağız. Farklı dillerde üretilecek dijital ve basılı materyalleri hedef kitlemize ulaştırarak kendi kendilerine pratik etmelerine imkan sağlayacağız.

Son olarak STDV’den aldığımız dört aylık ofis kirasının, salgın sürecinde üzerine düşündüğümüz çözüm önerilerini geliştirmemizde ve hayatın durma noktasına geldiği dönemde yaşadığımız ekonomik zorlukların bir kısmını atlatmamızda önemli bir katkısı oldu. Bunun için teşekkür ederiz.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Dezavantajlı durumdaki çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışan Barış için Müzik Vakfı’na COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibe desteğini vakfın kurumsal iletişim kapasitesini geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla kullanacak olan Barış için Müzik Vakfı Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı, Kurumsal İletişim Koordinatörü Papatya Yılmaz ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda salgın dönemindeki çevrimiçi etkinliklerini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve Vakfın bağışçılardan beklentilerini konuştuk.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 sürecinde çalışmalarını çevrimiçi ortamlara hızlı bir şekilde adapte eden sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Bu süreçte vakfın eğitimlerini devam ettirmenin yanı sıra farklı kuruluşlar tarafından düzenlenen çevrimiçi etkinliklerde de yer aldınız. Dijital platformlar üzerinden yaptığınız faaliyetlerin ve katıldığınız etkinliklerin Barış İçin Müzik Vakfı’nın çalışmalarına ne tür katkıları oldu?

Barış İçin Müzik Vakfı ekibi olarak, salgın başlangıcında çevrimiçi çalışmalara hızlıca geçiş yaptık ve bunu mümkün kılan en önemli etken ekibin bu sürece adapte olmaya açıklığıydı. Salgın sürecinin başında vakıf, çevrimiçi içerik konusunda fazla üretken değildi. Bu süreç ekibe farklı bir bakış açısı sağladı. Derslere video görüşmeler üzerinden uzaktan eğitimle devam etmenin yanı sıra “Herkes İçin Temel Müzik” başlığıyla vakıf faydalanıcıları dışındaki bireylerle de ulaşmayı hedefleyen içerikler, “Barış İçin Müzik Ev Konserleri” ile öğrenci ve eğitmen performansları ve “Barış İçin Müzik Lütiye” ile enstrüman tanıma ve bakımı içeriklerini YouTube platformu üzerinden erişime açtık. Vakfın daha fazla çocuğa ulaşma ilkesini destekleyen bu üretim biçimi, tüm ekibe genel programda çevrimiçi çalışmaları etkin konumlandırmak için itici güç oldu. Aynı zamanda salgın sürecinde Microsoft Türkiye, British Council ve Women of the World Foundation gibi kuruluşlarla gerçekleştirilen iş birlikleri vakfa görünürlük kazandırdı ve etkilerinin paylaşılması açısından yeni ve sürdürülebilir ilişkiler kurma ve platformlarda bulunma fırsatı sundu.

Derslerin çevrimiçi yürütülmesi birlikte çalıştığınız gençleri nasıl etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi derslere Mayıs’ın 3. haftasında başladık ve 3,5 aylık bir çalışmanın sonucunda öğrenci ve velilerle bir anket gerçekleştirdik. Anket sonuçlarında öğrencilerin %88’i çevrimiçi çalışmaların faydalı olduğunu belirtti. Gündelik hayatın hızla değişmesi, uzun süreli sokağa çıkma yasakları çocukları oldukça negatif etkileyen bir durum oldu. Salgın psikolojisine ek olarak, lise ve üniversite sınav stresini yoğun olarak hisseden gençler de vardı. Vakfın devam ettirdiği çevrimiçi müzikal çalışmaların düzenli olması, faydalanıcıların bir nebze normalize olmasına yardımcı oldu. Gerçekleştirdiğimiz çalışmalara bağlı değişen ihtiyaçların en önemlisi teknolojik yeterliliklerle ilgiliydi. Süreçte, hiç iletişime geçemediğimiz öğrenciler olmadı fakat düzenli katılım gösteremeyen küçük bir kesim öğrencimiz bulunuyordu.

COVID-19 salgının Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının finansal sürdürülebilirlik ve kaynak geliştirme çalışmaları açısından olumsuz şekilde etkilediğini görüyoruz. Barış İçin Müzik Vakfı olarak bu süreçte karşılaştığınız zorlukları ve bu zorluklarla başa çıkmak için geliştirdiğiniz yöntemleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı son 2yıldır ülkenin ekonomik koşullarına da bağlı olarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamada zorluk yaşıyordu. Yeni bağışçılar bulma, mevcut bağışçıların devamlılığını sağlama, gelir kaynaklarını çeşitlendirme, kurumsal ilişkiler geliştirme üzerine tartışmalar yürütüyordu.
COVID-19 salgını nedeniyle iptal edilen konserler ve etkinlikler, bağışçılarının değişen yaşam koşulları, belirsizlikler karşısında bağışların iptal edilmesi ya da dondurulması, Vakfı bu süreçte finansal olarak zorladı. Bununla birlikte, bu süreçte birebir yürüttüğümüz ilişkiler sayesinde yeni bağışçılar edindik, çevrimiçi ortak işler gerçekleştirdik ve yeni işbirlikleri sayesinde gelir kaynakları oluşturduk.

Dolayısıyla bu süreç iki yönlü etki yarattı diyebiliriz. Bu süreçte edindiğimiz deneyim, bize farklı bir yöntem ve yaklaşım ile kişi ve kurumlarla diyaloğumuzu genişletebileceğimizi gösterdi. Talep et, takip et, teşekkür et sıralaması ile ilişkilerimizi yeniden düzenlemeye başladık. Önce ekibin zorluklar karşısında birbirini destekleyen tavrını kuvvetlendirdik, öğrencilerin birbirleri ve programla ilişkisinde karşılaştığı zorlukları tanımlayarak çözüm yolları aradık. Geliştirmemiz gereken iş süreçlerimizi tespit ederek danışmanlık aldık. Bilmediğimiz her konuda kendimizi geliştirmeye ve özeleştiri yapmaya açık olduk. Ulusal ve uluslararası benzerlerimizin işlerini takip ettik ve onlarla bağlantı kurarak deneyimlerini dinledik. Sonbahar döneminde programımızın nasıl devam etmesinin sağlıklı ve yararlı olacağını bulmak için kurum içi görüş ve önerileri topladık. İyileştirme sürecine devam ediyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi kurumsal iletişim ekibinizi genişletmek amacıyla kullanacaksınız. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu çalışmaların derneğin sürdürülebilirliğine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?

Kurumsallaşmanın en önemli gerekliliklerinden biri iş bölümünün net olması ile tüm çalışanların yetki ve sorumluluklarının açık olmasıdır. Bu sebeple iş birliği ile ve yardımlaşarak yapılan bazı önemli iş kollarının daha profesyonelce sürdürülmesini sağlamak üzere bu hibe desteğiyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Sahne ve Görüntü Yönetimi Sorumlusu rollerinde yeni ekip üyeleri aramıza katılacak. Ekibin genişlemesi ve kurumsal iletişimin stratejik planla yürütülmeye başlaması ile farklı bakış açıları ortaya çıkacak ve sorunlar daha hızlı çözülecek.

Kurumsal iletişim ekibi ile birlikte pro-bono hizmet aldığımız sosyal medya ve iletişim ajansları ile daha verimli bir ortaklık gerçekleştirebileceğiz. Böylece Vakfın daha düzenli ve sistemli çalışıp hata yapma oranını azaltmaya yönelerek hedeflerine daha kolay ulaşmasını planlıyoruz. Ayrıca kurumsal iletişim ve sosyal medya yönetimine dair strateji ve uygulama planının çıkarılması ile Vakfın sosyal medya iletişim platformlarının bir plan ve hedef ile yönetilmesini, kurumsal iletişim ekibi ile birlikte tüm ekibin bilgilenmesini ve ortak olmasını sağlayacağız.

Kurumsal yapı oturmaya başladığında ise bağışçılar ve proje bazlı sponsorlar için Vakfın iletişim kanallarını daha verimli kullanmış olacağız. Anketler düzenleyerek bağışçılardan veriler toplayacak ve düzenli bilgi paylaşımı ile Vakfın kamuya yönelik kanıt temelli bilgi aktarımına geçmesi ve kalıcı olmasını iş akışına dahil edeceğiz. Böylece bağışçılarımızın profillerine dair daha çok bilgi edinerek sayılarını artırmayı ve Vakıf için yeni gelir kaynakları elde etmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde ve bağışçıların tercihlerinde değişikliklere neden oluyor. Barış İçin Müzik Vakfı bu değişikliklerden etkilendi mi? Vakfınızın önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri neler?

Elbette etkilendi. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte değişen ihtiyaçlarını önceliklendiren hibelerin açılması bizi cesaretlendiriyor. Bizi dinleyen, ihtiyaçlarımızı araştıran ve buna göre destekler oluşturan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’na ve bağışçılarına çok teşekkür ederiz.

Salgın ile birlikte belirsizlikler büyük ölçüde devam ediyor. Açık ve kapalı alanlarda buluşmaya başlamak bizim için de yeni ihtiyaçlar ortaya çıkardı. Vakıf binasının iş yeri güvenliği ve sağlığı koşullarına göre yeniden düzenlenmesi, temizlik ve hijyen kurallarına uyulması, dezenfekte edilmesi, çalışanlar ile öğrencilerin ortak alanda sağlık kurallarına uyması için gerekli bilgilendirme afişlerinin asılması gerekiyor. Bu düzenlemeler ise bilgi ve finansal kaynak gerektiriyor.

Yine bu dönemde, teknolojiyi daha fazla kullanma ve uzaktan eğitim ve üretim modelleri geliştirme gerekliliği teknolojik donanım ihtiyaçlarını da ortaya çıkardı. Bilgisayar, kamera, sabit disk sürücüsü, ışık ve ses kayıt cihazlarının karşılanmasına yönelik destekler yararlı olur. Diğer yandan çevrimiçi ortamlarda çoklu platformları kullanarak yayın yapabilmenin ve bunun için gerekli bilgi ve araçları edinmenin Vakfımızın hazırladığı program içeriklerinin alıcısına en iyi şekilde ulaşmasına hizmet edeceğine inanıyoruz. Son olarak Vakıf programlarının, vakıf dışı alanlarda üretilmesi için ulaşım, nakliye, yeme içme, sahne giysisi gibi ayni destek gereksinimleri için çözüm yolları araştırıyoruz.

Bu yıl Kasım ayında vakfımızın on beşinci yılını kutlamak üzere hazırlanıyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkardığı sonuçları, birikimini ve Vakıf arşivini düzenleyerek Barış İçin Müzik modelini kamuoyu ve paydaşlarımızla paylaşmayı istiyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda 2016-2019 döneminde hibe verdiğimiz kuruluşların kısa vadede ayakta kalabilmelerini desteklemek amacıyla, Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların katkısıyla hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Barış için Müzik Vakfı, Eğitimde Görme Engelliler Derneği, İmece İnisiyatifi Derneği, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Karakutu Derneği, Nefes Kültür Sanat Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği ve Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’ne toplam 158.506 TL hibe desteği sağlıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği Oyunlarla Çocuk Hakları Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Kadın ve çocuk hakları alanlarında çalışmalar yürüten Ordu Kadını Güçlendirme Derneği (ORKAGÜDER), Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Oyunlarla Çocuk Hakları projesini tamamladı. Proje kapsamında Oyunlarla Çocuk Hakları Eğitim Modülü’nü geliştiren ORKAGÜDER, COVID-19 salgını sürecinde alınan önlemler nedeniyle projenin saha faaliyetleri yerine çocuk hakları konusunda oyunlaştırılmış dijital bir içerik olan Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor Dijital Modülü’nü tasarladı. ORKAGÜDER Genel Sekreteri Aysun Aydın ile Oyunlarla Çocuk Hakları projesini, Ordu’daki mevsimlik göçün çocuklar üzerine etkilerini ve ilk kez dijital bir içerik geliştiren derneğin bu süreçteki deneyimlerini konuştuk.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız Oyunlarla Çocuk Hakları projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacını ve COVID-19 salgını sebebiyle projede yaptığınız değişiklikleri bizimle paylaşır mısınız?

Oyunlarla Çocuk Hakları projesi ile hak temelli bir çocuk hakları oyun modülü oluşturmayı ve Ordu’da 9-12 yaş aralığında 400 çocuk ile hak temelli oyun atölyeleri gerçekleştirmeyi amaçlıyorduk. Projemiz başta tam anlamıyla bir saha projesiydi. Ancak, COVID-19 salgını sebebiyle bazı değişiklikler yapmamız gerekti. Sahaya inmenin mümkün olmaması ve derneğimizin daha önce başka bir yolla hedef kitleye ulaşma tecrübesi bulunmaması sebebiyle bu hibeyi bir kurumsal destek olarak kullandık. Bu sebeple hem sahada hem de dijital platformlarda yaygınlaştırabileceğimiz çocuklara yönelik hak temelli bir eğitim modülü oluşturmaya karar verdik. Sivil Toplum İçin Destek Vakfı da bize bu değişiklikte hem gerekli esnekliği sağladı hem de fikir ve destek verdi. Bu sayede de evlere kapanıp tüm faaliyetlerimizi durduracağımız bu zor zamanlarda aksine, çalışma ve üretme fırsatı bulabildik. Bu nedenle Sivil Toplum İçin Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın bu desteği derneğimiz açısından çok değerli bir öneme sahip.

Bu değişiklikle birlikte ilk olarak, Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi ışığında çocuk hakları, çocuğa yönelik ayrımcılıkla mücadele ve çocuk işçiliği gibi konuları içeren bir oyun modülü geliştirdik. Geliştirdiğimiz modül, yani Oyunlarla Çocuk Hakları Eğitim Modülü , üç parçadan oluşuyor. Bunlardan ilki sahada çocuklarla birebir çalışacağımız Çocuk Hakları Bulutu. Çocuk Hakları Bulutu, içeriği tamamen oyunlardan oluşan bir eğitim kiti. Çocukların temel haklarını oyunlarla öğrenebileceği, nefret söylemi ve çocuk işçiliği konularında temel bir farkındalık geliştirebileceği bir yapıya sahip. Modülün ikinci parçası, çocukların interaktif katılıma açık olarak hazırladığımız Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor Dijital Modülü. Burada, çocukların kendi haklarını yine çocuklardan öğrendiği bir yöntem ile oluşturduk. Bunun için de Oyunlarla Çocuk Hakları Projesi kapsamında modülümüze özel bir karakter yarattık. Karakterimizin adı Plüton! Plüton gezegeninin boyutları sebebiyle gezegen kategorisinden çıkarılması üzerinden bir hikaye kurguladık ve Plüton’u Dünya’daki çocuklarla bir araya getirerek, küçük olmak ve bunun getirdiği sonuçları birlikte konuşmalarını sağladık. Oyunlarla Çocuk Hakları Eğitim Modülünün üçüncü ve son parçası ise yine Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor Dijital Modülünün bir çizgi film uyarlaması oldu. Bu çizgi film üzerinden de yine çocukların Plüton’la tanışmasını ve çocukların dilinden çocuk haklarını öğrenmesini hedefliyoruz. Çizgi filmimiz Ordu Kadını Güçlendirme Derneği’nin Youtube kanalında mevcut. Dileyen herkesin erişimine ve paylaşımına açık durumda.

*Bahsi geçen eğitim modülünün belirli bölümleri önümüzdeki dönemde derneğin hazırlayacağı internet sitesi üzerinden yayınlanacaktır.

Proje kapsamında geliştirdiğiniz Çocuk Hakları Bulutu Eğitim Kiti’nin içeriğinden ve bu kiti yaygınlaştırmak için yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Çocuk Hakları Bulutu, Ordu Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve aynı zamanda derneğimizin Yönetim Kurulu üyesi Tuğba Kontaş Azaklı’nın uzman desteği ile çocuk hakları, ayrımcılıkla ve nefret söylemi ile mücadele ve çocuk işçiliği konularında yereldeki çocuklara yönelik olarak oluşturuldu. Modül, sahada uygulanabilir oyun içerikli bir kitapçık ve interaktif kullanıma uygun dijital bir içerik olmak üzere iki parça olarak hazırlandı. Saha çalışmasına uygun, çocuklarla yüz yüze uygulanabilir olarak hazırlanan içerik 1 saat 40 dakikalık bir oyun modülü . Modül ile çocukların, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni öğrenmesi, temel çocuk haklarını ve tüm çocukların eşit haklara sahip olduğunu bilmesi, hakları konusunda örnekler geliştirebilmesi, karşılaşabileceği hak ihlallerini anlayabilmesi, hak kavramının kız ve oğlan çocukları için eşit olduğunu içselleştirmesi, çocuk işçiliği kavramını tanımlayabilmesi ve sorumlu kurum ve kuruluşları öğrenmesi amacıyla temel 12 kazanım üzerine kuruldu. Modül tamamlandığında, çocukların bu 12 kavramı oyunlar aracılığı ile öğrenmesi hedeflendi.

Sahada çocuklarla yüz yüze buluşmalarda kullanmak için tasarladığımız Oyun Hakları Bulutu’nun yaygınlaştırılması konusunda sosyal mesafelenme kuralları dâhilinde bu yaz için bir mini etkinlik yapmayı planlasak da vaka sayılarının artması sebebiyle şimdilik Eylül ayına kadar beklemenin daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Bununla birlikte, dernek olarak ortaklıklar kurmayı çok önemsiyoruz ve bu açıdan sahada desteğini alabileceğimiz birçok aktör ile görüşme halindeyiz. Örneğin önümüzdeki eğitim-öğretim döneminde Altınordu Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile çocuk işçiliği konusunda öğretmenlerle bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Bu şekilde Çocuk Hakları Bulutu’nu da ilk kez sahada öğretmenlerle birlikte uygulayabileceğiz. Ordu’nun diğer ilçelerinde de modülümüzü yaygınlaştırmak ve daha fazla çocuğa ulaşmak için diğer kamu kurumları ile görüşmeler yapıyoruz.

Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor dijital modül derneğinizin çocuklara yönelik olarak geliştirdiği ilk dijital içerik. Bu modülün içeriğinden ve bu süreçteki kurumsal öğrenimleriniz ile edindiğiniz deneyimlerden bahseder misiniz?

Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor dijital modülünde, Plüton isimli bir karakter oluşturduk. Plüton, boyutları yeterli olmadığı için gezegen olmaktan çıkarılması hikâyesini anlatarak dijital modülü başlatıyor. Ardından Dünya’ya gelerek buradaki çocuklarla “küçük olmanın” getirdiği dezavantajları konuşmaya başlıyor.

Plüton Çocuk Haklarını Öğreniyor dijital modülü ile çocuk hakları tablosu üzerinden çocuklara temel hakları anlatılıyor: sağlık, bakım, beslenme ve barınma haklarını kapsayan yaşama hakkı, anne – baba ilgisi ve sevgisi kapsayan gelişim hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişime destek hakkı, çocukların tehlikelerden korunmasını ve çocukların ihmal edilmemesini amaçlayan koruma hakkı , çocuklara evde, okulda ve toplumda söz hakkının verilmesi amaçlayan katılım hakkı ve çocukların kendini özgürce ifade edebilmesi.

Modül interaktif bir yapıya sahip yani içerisinde çocukların dahil olmasını sağlayan interaktif bir harita bulunuyor. Bu harita yoluyla çocuklar dünyanın başka ülkelerinde yaşayan çocukların sorunlarını onların ağzından dinleyebiliyor. Ayrıca, modülün içinde 2adet değerlendirme aracı bulunuyor. Bu da bize çocukların modül ile edindiği kazanımları ölçme fırsatı veriyor. Son olarak da çocuklar modülü tamamlamadan önce daha iyi bir dünya önerilerini bizimle paylaşabilecekleri bir sistem de kurduk. Böylece, çocuklar çözümün de bir parçası olabiliyorlar.

Sizin de belirttiğiniz gibi bu derneğimizin ilk dijital çalışması. Bu süreç bizim için hem çok heyecan verici hem de çok öğretici oldu. Birçok şeyi ilk kez deneyimleme fırsatı bulduk. Öncelikle Oyunlarla Çocuk Hakları projesi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’yi de olumsuz etkileyen COVID-19 salgını sürecine denk geldi. Birçok sivil toplum kuruluşu gibi bizim derneğimizin faaliyetleri de bu süreçten çok etkilendi. Sahaya çıkamadığımız ve etkinliklerimizi durdurduğumuz bu dönemde Sivil Toplum İçin Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın desteği ile derneğimiz ilk kez dijital bir modül geliştirme fırsatı buldu. Üç aylık bir çalışma ve yaratım süreci sonunda şimdiye kadar sahada uygulama fırsatı bulduğumuz çocuk hakları çalışmalarımızı bir modül altında toplamanın yanı sıra, ilk kez çevrimiçi olarak yaygınlaştırma şansı bulabileceğimiz özgün bir dijital modül geliştirebildik. Daha önce dernek bünyesindeki gönüllü üyelerimiz ile geliştirdiğimiz hak temelli oyunlar hazırlama pratiğimizi uzman desteği ile geliştirme fırsatı bulduk. Bununla birlikte daha önce derneğimizin hiç tecrübe etmediği interaktif bir modül ile bu çalışmanın çocukların hak temelli gelişimini ölçebilecek etki değerlendirme araçları geliştirebildik. Hem sesli hem görsel hem de yazılı olan bu materyaller yoluyla Oyunlarla Çocuk Hakları Eğitim Modülü’nün yalnızca Ordu yerelindeki çocuklarla sınırlı kalmayacağına inanıyoruz. Türkiye’de birçok çocuk sosyal medya ve diğer dijital yollar ile modüle erişebilecek. Bu sebeple, salgın süreci devam etsin ya da etmesin geliştirdiğimiz hem saha hem de dijital modül ile daha fazla çocuğa ulaşabilecek bir hak temelli araca sahibiz ve bu bizim için çok değerli. Ayrıca, modül sayesinde etki alanımızın yalnızca yerel ile sınırlı kalmayacağını ve belki Türkiye’nin her şehrinde yaşayan çocuklara ulaşabileceğimizi biliyoruz.

ORKAGÜDER, 2019 yılından beri yürüttüğü “Yoksulluğun Mirası: Mevsimlik Tarım Göçü ile Fındık Hasadına Katılan Çocukların İyi Olma Halleri” araştırmasını Haziran ayında yayınlandı. Araştırmanın amacını ve öne çıkan sonuçlarını paylaşır mısınız?

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği olarak, Çocuk Koruma Çalışmalarımız kapsamında 2012 yılından bu yana mevsimlik tarım göçü ve çocuk işçiliği konularında çalışmalar yapıyoruz. Bilindiği gibi Ordu Türkiye’nin en çok fındık üreten şehri. Bu aynı zamanda en çok mevsimlik tarım göçü alan şehir olduğu anlamına da geliyor. Bizim açımızdansa hem kadın hem çocuk çalışmalarımız için bir kesişme noktası. 2019 yılına kadar alanda yapılan birçok çalışmaya destek verdik. Ancak, Yoksulluğun Mirası raporumuz Ordu Kadını Güçlendirme Derneği olarak bizim mevsimlik tarım göçü konusunda yaptığımız ilk çalışma. Bu süreçte sahayı somut bir ölçekle ortaya koymak ve bu somut ölçek üzerinden çözüme katkı sunabilmek için bu saha araştırmasını yapmayı gerekli gördük.

Araştırmamız daha yerel bir ölçekte mevsimlik tarım göçü ile fındık hasadı için Ordu iline gelen mevsimlik tarım işçilerinin 6-17 yaş arası çocuklarının iyi olma hallerinin belirlenmesi amacıyla yürütüldü. Bu raporun sonuç ve önerilerinin fındık hasadı için Ordu iline gelen gezici mevsimlik tarım işçileri ve onların çocuklarının yaşam koşullarının iyileştirilmesine ve iyi olma hallerinin desteklenmesine yerel düzeyde katkı sunmasını bekliyoruz. Araştırmanın bulguları, mevsimlik tarım göçüne katılan çocukların özellikle göç yolunda iyi olma hali ile ilgili yaşam koşulları, sağlık, eğitim, risk ve güvenlik alanlarında birçok göstergeye ulaşamadığını ortaya koydu. Göç yoluna her ne kadar aileleriyle birlikte katılmış olsalar da çocukların birçok temel haklarından mahrum kaldıkları görülüyor. Ayrıca, göçün çocukların şimdiki ve gelecekteki iyi olma halleri üzerine olumsuz etkilerini araştırmamızla gözler önüne sermeye çalıştık. Hasat döneminde Ordu’da 2 çocuğun, biri ırmakta boğularak biri de çalışmaya giderken trafik kazasında hayatını kaybettiği belirlendi. En başta temel yaşam hakkı olmak üzere çocukların, sağlık, eğitim, gelişim gibi pek çok hakları mevsimlik tarım göçüne katılmış olmaları sebebiyle ihlal ediliyor. Araştırmaya katılan çocuklar her ne kadar aileleri yanlarında olduğundan kendilerini güvende hissetseler de ebeveyn görüşmelerinden elde edilen bulgular ve araştırmacı gözlemleri çocukların güvenli bir alanda olmadıklarını gösteriyor.

Araştırmamızın sonunda fındığın tedarik zincirindeki tüm paydaşlar, kamu ve sivil toplum kuruluşları için öneriler sunduk. Ayrıca COVID-19 salgını sonrasında fındık hasadı için kısa bir bilgi notu hazırlayarak raporumuza ekledik.

COVID-19 kapsamında alınan önlemlerin ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçların bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişikliklere neden olması bekleniyor. ORKAGÜDER önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Kurulduğu günden bu yana kadın ve çocuk odaklı çalışmalar yürüten derneğimiz, çalışmalarını sahada, insanlarla bire bir ve yüz yüze çalışarak yürütüyor. Bu sebeple derneğin, tüm tecrübesi saha çalışmalarına yönelik. Salgın süreci ile başlayan bu yeni izole yaşam şekli derneğimizin tüm saha çalışmalarını sekteye uğrattı. İnsanların eve kapandığı bu süreçte, tek iletişim yolu dijital yöntemler ve sosyal medya haline geldi. Biz de bugüne kadar yalnızca duyuru amacıyla kullandığımız sosyal medya çalışmalarımıza artık daha fazla odaklanmaya başladık. Bunun için çeşitli destekler de alıyoruz. Ayrıca salgın sürecinde geliştirdiğimiz dijital modülümüz, bizim için yepyeni bir çalışma alanı açmış oldu. Bu yeni dijital kaynağı mümkün olduğunca yaygınlaştırmanın yanı sıra derneğimizin diğer çalışma alanı olan kadın çalışmalarımızı da dijital alana taşımayı planlıyoruz. Bunun yanı sıra, vaka takibi de yapan bir derneğiz. Bilindiği üzere salgın sürecinde kadına ve çocuğa yönelik şiddet vakaları artmış durumda. Bu sebeple başvuruda bulunacak kişilerin bize ulaşmasını ve bizim bu vakaları takibimizi kolaylaştıracak yeni yöntemler geliştirme ve öğrenme sürecimiz hala devam ediyor. Şartların el verdiği ölçüde çalışmalarımızı sosyal medya ve dijital yöntemler ile sürdüreceğiz. Ancak yine de sahadan kopmamak için “yeni normal” diye adlandırılan dönemde sosyal mesafelenme kuralları dahilinde çalışmalarımıza devam etmeyi planlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan STK’ların kurumsal kapasitelerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler doğrultusunda güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda, Kurumsal Destek Fonu’nun bu döneminde salgın süresince ve sonrasında, özellikle dezavantajlı ve kırılgan kesimlerle ilişkili olarak ortaya çıkan yeni ya da derinleşen ihtiyaçları merkezine alacak biçimde STK’ların kurumsal kapasitelerini güçlendirmeleri önceliklendirilecek. Vakfımız tarafından geliştirilen Kapasite Gelişim Bileşeni ile hibe desteğinin yanı sıra aşağıda yer alan kapasite gelişim başlıklarında mentorlarla çalışma başta olmak üzere STK’ların kurumsal gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlar sunulacak:

  • Finansal sürdürülebilirlik
  • STK’larla işbirliği
  • Gönüllülerle işbirliği
  • Proje geliştirme ve uygulama
  • Savunuculuk ve lobicilik
  • Etki ölçümü
  • Organizasyon yönetimi
  • İletişim

Kurumsal Destek Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 80.000 TL talep edebilirler. Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar ve kooperatiflerle diğer kar amacı gütmeyen,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • 2019 yılı gelirleri 30.000 TL’den fazla ve 1.500.000 TL’den az olan,
  • Çalışmalarının odağında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek, haklarını savunmak ve/veya sosyal refahını artırmak olan,
  • Kurumsal kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar.

Kurumsal Destek Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 14 Ağustos Cuma günü saat 18:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kurumsal Destek Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, kapasite gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Hayata Destek Derneği Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Hibe Verdiğimiz Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020’de Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun birinci aşamasında hibe verdiğimiz Hayata Destek Derneği (Hayata Destek), afet müdahalesi alanında yerel aktörlerin kapasitelerini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği projeyi tamamladı. COVID-19 salgını nedeniyle proje faaliyetlerinde değişiklik yapan Hayata Destek, depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bölgede yaşayan 165 aileye hijyen kiti dağıttı. Hayata Destek Derneği Saha Koordinatörü Rukiye Çetin Dağhan ile röportajımızda Elazığ’da yaptıkları çalışmaları, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nun bu süreçteki rolünü ve acil durumlara müdahalede sivil toplum kuruluşlarının kaynak ihtiyaçlarını konuştuk.

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve COVID-19 salgını sebebiyle projede yapılan değişikliklerden bahseder misiniz?

Bu proje ile dernek olarak hedefimiz, deprem bölgesinde bir gönüllü bir ağı oluşturmak, oluşturulan gönüllü ağının; afetlerde sunulacak hizmetlere yönelik bilgi ve becerilerini artırmak ve güçlendirmekti. Böylece toparlanma döneminde sunulacak destekleri daha nitelikli hale getirmeyi, bölgede sürdürülebilir, nitelikli bir gönüllü ağının varlığını sağlamayı hedefledik.

Tabii aynı zamanda bölgede yaşanabilecek yeni afetlere yönelik olarak, nitelikli insan gücünün bulunmasına katkı sağlamış olacağımızı değerlendirdik. Gönüllü ağımızı oluştururken, sahada sunmayı hedeflediğimiz hizmetler hakkında temel bilgi sahibi olmaları ve halihazırda bölgede olmalarını göz önünde bulundurarak, Elazığ Fırat Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü ile irtibata geçtik. Gönüllü ağına ağırlıklı olarak üniversitenin Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri katıldı.

Profesyonel meslek yaşantılarında, mesleklerinin gereği olarak afet ve acil durumlarda çalışmak durumunda kalacak olan Sosyal Hizmet öğrencilerinin kapasitesinin güçlendirilmesi, afet ve acil durumlarında sosyal hizmetlere yönelik müdahaleler ile ilgili deneyim kazanmaları, kazandıkları deneyimi meslek yaşantılarında aktif bir şekilde kullanmaları şeklinde özetlenebilecek bir model kurguladık.

Bu kapasiteyi güçlendirirken, bölgedeki acil ihtiyaçlara etkin bir şekilde cevap vermemiz de mümkün oldu. Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri, derneğimiz bünyesinde çalışan Sosyal Hizmet Uzmanlarının süpervizörlüğünde saha çalışmalarına katkıda bulundular. Afetlerde psiko-sosyal destek hizmetinden sorumlu kamu paydaşı konumunda olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Elazığ İl Müdürlüğü’nün yanı sıra, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu ile yürütülen çalışmalara da dahil oldular. Birey odaklı mikro çalışmalar ile toplum odaklı makro çalışma hakkında deneyim kazandılar.

İlk etapta gönüllü öğrencilerimizin, Hayata Destek koruma ekipleri ile birlikte konteyner kentlerde çocuk koruma, psiko-sosyal destek aktiviteleri uygulayabilecek ve koruyucu-önleyici çalışmalar yapabilecek becerileri kazanmalarını sağladık. Hızlandırılmış̧ eğitimler, düzenli süpervizyon desteği ve günlük motivasyon toplantıları birlikte çalışma biçimimizin üç temel dayanağını oluşturdu.

Sosyal hizmet öğrencilerinin sahada kendi yetkinliklerine güvenerek hane/çadır ziyaretleri yapmalarını ve gelen bireysel talepleri değerlendirerek ihtiyaç analizleri gerçekleştirmelerini öngördük. İhtiyaç sahibi aile ve bireylerin tespit edilmesi, bu kişilerin ilgili kurumlara yönlendirilmesi bu gibi afet sonrası acil yardım operasyonlarında kullandığımız yöntemleri oluşturuyor.

Bir yandan bu eğitimleri verirken, yerelde ilgili kamu kurumlarının kapasitesinin bilhassa idari anlamda zorlandığını tecrübe ettik. Bürokratik sürecin tıkanmasıyla saha çalışma iznimizi zamanında alamadık ve gönüllü öğrencilerimizin sahada bağımsız çalışmaktan ziyade, ilgili kamu paydaşlarının saha çalışmalarına eşlik ederek çalışması yönünde bir çözüm geliştirdik. Bu noktada gönüllülerimizin birçok lojistik ihtiyacı da kamu kurumlarından paydaşlar tarafından karşılanmış oldu, dolayısıyla elimizde hala harcayabileceğimiz bir kaynak kaldı . COVID-19 salgını Mart ortası itibarıyla Türkiye’de gündelik hayatı olumsuz etkilemeye başladı. Bunu da göz önünde bulundurarak başta İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) olmak üzere kamu paydaşlarının desteğiyle sahada değişen ihtiyaçları yakından takip ettik. Nisan ayı itibarıyla konteyner kentlerde COVID-19 risklerinin azaltılması için hijyen paketleri ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Elimizdeki kaynak ile depremden etkilenen kişilerin kaldığı konteyner kentte 165 aileye hijyen kiti dağıttık.

Yaşanan depremin ardından Hayata Destek Derneği’nin de aralarında yer aldığı sahada çalışan bir grup STK ve bazı kamu kurumları acil durum müdahalesini eşgüdümlü ve verimli bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu. Bu platformun çalışmalarından bahseder misiniz? Platform STK’lar arasında ve kamu kurumlarıyla iş birlikleri geliştirmek açısından ne tür katkılar sağladı?

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen depremin ardından Elazığ’da buluşan STK’lar; Hayata Destek Derneği, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Açık Açık Derneği, Ahbap Derneği, Ahtapot Gönüllüleri Derneği, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri, Çorbada Tuzun Olsun Derneği, İhtiyaç Haritası, Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), Nef Vakfı, Nirengi Derneği, Sağlam Kobi, Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ve Toplum Gönülleri Vakfı (TOG) deprem bölgesinde uzmanlıklarını birleştirmek için “Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu”nu kurdu.

Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu çatısında sorumluluk paylaşımı yapıldı. Her STK kendi uzmanlığı doğrultusunda platforma katkı sağladı. Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’nın altyapı desteğiyle bir depo kuruldu ve bölgeye gelen ayni destekler bu depo vasıtasıyla dağıtıldı.

Platform, dağıtımların sistemli şekilde ilerleyebilmesi için çevrimiçi olarak günlük ihtiyaçların girileceği bir sistem oluşturdu. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu sebebiyle sisteme erişim izni sadece birkaç STK temsilcisine verildi. Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’na üye STK’ların sorumlulukları şu şekildeydi:

Hayata Destek Derneği, depremin hemen ardından deprem bölgesinde ihtiyaçları belirlemek için bir ihtiyaç analizi formu oluşturdu. Bu formu koruma ekipleri kendi telefonlarını kullanarak, ilave bir altyapıya ihtiyaç duymadan, danışanlarla yüz yüze görüşüp kolayca doldurabiliyorlardı. Ekipler veri girişlerini yapıp onayladıktan hemen sonra Hayata Destek Derneği’nin oluşturduğu kriz masası temel ihtiyaç taleplerini anlık olarak görüp, platformunun oluşturduğu sisteme anlık olarak giriyordu. Sahada tespit edilen koruma ihtiyaçları da AFAD Koordinasyon Merkezi’ndeki arkadaşımız üzerinden devletin ilgili kurumlarına yönlendiriliyordu.

Ahtapot Gönüllüleri Derneği ise oluşturdukları gönüllü ekiple birlikte; depoya ürün giriş, çıkışları, stok takibi, deponun düzenlenmesi ürünlerin paketlenmesi gibi sorumlulukları üstelendi. TİDER ve İhtiyaç Haritası da depoda stok kontrolünden sorumluydu. Hayata Destek Derneği’nin ve Nef Vakfı’nın sistemden girdiği ihtiyaçlara göre depodan malzemeleri araçlara yükleyip depodan çıkışını sağladılar. İhtiyaç Haritası kendi internet sayfası üzerinden depodan eksilen ve ihtiyaç olan malzemelerin duyurusunu yaparak ihtiyaçların depoya ulaşmasını sağlıyordu. Depoda ihtiyaç olan fakat ulaşmayan malzemeler Nef Vakfı ve diğer STK’ların kendi kanalarında duyurması ve bağış toplaması ile gerçekleşti. AHBAP Derneği ve TOG, depodan çıkışı yapılan malzemelerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda destek verdi. Nef Vakfı ve Çorbada Tuzun Olsun Derneği koordinasyon masasında görev aldılar. Okul, camii, misafirhane gibi toplu alanlardan gelen ihtiyaçlara yoğunlaştılar ve yine kurulan sistem üzerinden ihtiyaçları girip bu ihtiyaçların yerine ulaşıp ulaşmadığı teyit edildi.

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri temsilcisi Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’nun kamu kuruluşları ile olan ilişkilerini koordine ediyordu. Dağıtım süreçlerinde valilik ile sürekli iletişim halinde oldu. Platform üyeleri gün sonunda Elazığ Valiliği’nde düzenlenen AFAD koordinasyon toplantılarına düzenli katılım sağlayarak platformun yaptığı çalışmaları aktarıp AFAD ve valiliğin yaptığı çalışmalarla ilgili kendini güncelliyordu.

Sonuç olarak bu platform sayesinde hem STK’ların kendi arasındaki hem de kamu kurumları ile ilişkilerindeki koordinasyonu sağlayan bir yapı oluşturulmuş oldu. Kurumların enerjilerin koordinasyon içinde doğru yere kanalize edilebilmesi afet yönetiminde çok önemli rol oynuyor.

Elazığ’da depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması konusunda çalışmalarınız devam ederken COVID-19 salgını da olağanüstü koşullar yarattı. Hayata Destek Derneği olarak, bu tür acil durumlarda saha çalışmalarınızı yaparken çalışanlarınız ve faydalanıcılarınız açısından ne tür öncelikleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Özellikle COVID-19 ile ilgili alınan önlemler doğrultusunda saha çalışmalarınızı gerçekleştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

COVID-19 sürecinde operasyonlarımızın sürekliliğini nasıl sağladığımızı ifade edebilmek için güvenlik ve risk yönetimi yaklaşımımızı kısaca tarif edebilirim. Hayata Destek Derneği olarak, yürüttüğümüz tüm faaliyetlerde çalışanlarımızın ve odağımıza koyduğumuz toplulukların güvenliğini esas alıyoruz. Tabii bu, temel insani yardım prensiplerinde de önemli bir konu. Saha çalışmalarımızı yürütürken azami güvenlik önemleri alıyoruz. Bu kapsamda güncel risk analizleri ve alınması gereken önlemler konusunda bize destek olan bir güvenlik uzmanımız da var.

Çalıştığımız alana girmeden önce o alana ait tüm riskleri analiz ediyor, yol haritası çıkarıyor, kimlerle ve hangi kurumlarla görüşeceğimizin listesini yapıyoruz. Ekiplerimizin yanlarında götürmeleri gereken tüm malzemelerden emin olabilmeleri için kontrol listeleri hazırlıyoruz. Bu yalnızca COVID-19 özelinde değil, herhangi bir acil durum sonrasında da önemli bir konu. Bu listeler hava koşullarına, afetin mahiyetine göre büyük değişkenlik gösterebiliyor. Bu doğrultuda, COVID-19 sürecinde artık hepimizin aşina olduğu tulum, siperlik, maske, eldiven, dezenfektan gibi ekipmanlardan yararlandık. Bu tip bir acil durumda göz önünde bulundurulması gereken diğer bir konu, doğru araçla yola çıkmak. Deprem sonrasında Elazığ-Malatya bölgesine ilk 48 saat içinde vardığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Fakat gelen ilk bilgiler, merkez ilçelerde acil ihtiyaçların nispeten karşılandığı, kırsal bölgelere dair ise henüz ihtiyaçların tam olarak belirlenemediği yönündeydi. İklim ve arazi koşullarını da göz önünde bulundurarak, doğru araçla yola çıkmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk, çünkü ilk durum tespitimiz neticede ağırlık olarak kırsal kesimlere yoğunlaştı.

Tabii ihtiyaç sahibi topluluğu doğru anlamak da önemli. Topluluğun analizini yapar, hassasiyetlerini belirleriz. Afetle mi uğraşıyoruz, depremle mi, savaş ya da çatışmadan kaçan bir topluluk mu? İhtiyaçları neler? Hassasiyetleri neler? Bu başlıkların altını doldurmamız şart. Sahaya gitmeden önce çalışacağımız topluluğu çok iyi araştırır, tanır ve hassasiyetlerini biliriz. Danışanlarımıza zarar verme olasılığı olan herhangi bir uygulamaya başvurmaz, onların üstün yararını gözetiriz.

Ekipler arası koordinasyon anlamında takip ettiğimiz süreç de bu gibi acil durumlarda büyük önem taşıyor. Sahaya gidilmeden önce; mutlaka bir iç toplantı yapar, ilgili analiz sonuçlarının paylaşıldığı bir bilgilendirme toplantısı düzenleriz. İlk görev ve sorumluluk dağılımı da bu toplantıda netleşmiş olur. Kimin hangi mahallede, hangi sokakta çalışacağı harita üzerinde gösterilir; bu sayede ekip sahaya çıkmadan alan bilgisine sahip olur. Danışan hassasiyetleri aktarılır. Ekip donatıldıktan sonra tüm güvenlik önlemleri alınarak sahaya çıkılır.

Elazığ depremi özelinde de, sonrasında küresel ölçekte yaşadığımız ve insani yardım çalışanları olarak tüm dünyada büyük zorluklarla karşılaştığımız COVID-19 salgını süresince de bu prosedürlere sadık kalarak, hem çalışanlarımız hem de ihtiyaç sahibi toplulukların yararını gözeterek çalıştık. Tüm engellere rağmen değişen ihtiyaçları uzaktan takip etmek ve zamanında yanıt verebilmek adına, teknolojik olanakları da kullanarak çeşitli çözümler geliştirdik.

Depremin üzerinden 5 aya yakın bir süre geçti. Depremden etkilenen Elazığ, Malatya ve çevre illerdeki ihtiyaçların son durumu hakkında bilgi verir misiniz? Gelecek dönemde bölgedeki çalışmalarınıza devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Hayat Destek Derneği bölgeye dair son durum raporunu 7 Şubat tarihinde yayınladı, meydana gelen maddi hasar Şubat ayı sonunda net bir biçimde ortadaydı. Daha sonra yayınlanan farklı raporlar durumu daha net görmemize yardımcı oldu. Yine Şubat ayı başında yayınlanan AFAD raporuna göre deprem neticesinde 547 yapı yıkıldı, 6270 yapı ağır hasar gördü ve 962 yapının orta derecede, 10,273 yapının ise hafif hasarlı olduğu tespit edildi. Elazığ’ın Aşağı Demirtaş, Kırklar, Doğukent, Hankendi mahalleleri ile Sivrice ilçesinin Gölbaşı mevkinde 5.000’e yakın konteynerin bulunduğu geçici yerleşkeler kuruldu.

İnsani yardım alanında faaliyet gösteren bir dernek olarak, insan eliyle ya da doğal yollardan gerçekleşen afetler sonrasında, başta kamu kurumları olmak üzere yerel kapasitenin yetersiz kaldığı noktalarda acil müdahalede bulunuyoruz. Şu an Elazığ’daki gözlemlerimiz, acil ihtiyaçların karşılandığı yönünde. Tabii gerek COVID-19 bağlamında gerek deprem gibi jeofiziksel riskler bağlamında herhangi bir acil durumla karşılaşırsak, Türkiye’nin 8 farklı şehrindeki ekiplerimizle ortaya çıkabilecek acil ihtiyaçlara cevap vermeye hazırız.

Hayata Destek Derneği, uzun yıllardır depremler gibi acil müdahale gerektiren farklı durumlarda hızlı şekilde sahaya inerek insani yardım çalışmaları yapıyor. Bu tür müdahalelerin yapılabilmesinde finansal kaynaklara erişimin de önemli bir katkısı olduğunu biliyoruz. Bu bakış açısıyla düşündüğünüzde, Elazığ Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan aldığınız hibenin çalışmalarınıza ne tür bir katkısı olduğunu paylaşır mısınız? Sizce hibe veren kuruluşlar ve bağışçıların acil durum destekleri özelinde dikkat etmeleri gereken noktalar neler?

STK’ların afetlerden hemen sonra afet alanında olması, kendi ihtiyaç analizini yapması, ihtiyaçları duyurması, afet koordinasyonu içinde yer alması ve hızlı müdahale yapabilmesi çok önemli. Bunları yapabilmek için STK’lar kaynağa ihtiyaç duyuyorlar.

Büyük afetlerde uluslararası fonlara erişim çok daha kolay oluyor ancak görece orta seviyede, ülkelerin kendi kapasitelerinin afete müdahalede yeterli olacağı düşünülen durumlarda STK’ların uluslararası kaynaklara erişimi çok kısıtlı şekilde gerçekleşiyor veya hiç olmuyor. Ülke içinde ise daha çok gıda ve hijyen malzemeleri gibi ayni yardım yapmak isteyen kişiler ve kurumlar derneğimize ulaşıyor. Elazığ Depremi de ikinci sırada saydığım afetlere örnek sayılabilir. Normalde bu tür afetlerde STK’ların koordinasyonu ve yerel kapasitenin güçlendirilmesiyle ilgili hibe bulmak çok zorken, sağladığınız Acil Destek Fonu ile bu alana önemli bir katkı sağlayabildik. Hibenin esnek olması, değişen koşullara adapte olabilmemize ve yeni gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmemizi de sağladı.

Genel olarak acil yardım fonlarının hızlı kanalize edilmesi, bürokratik süreçlerinin en aza indirilmesi, değişen duruma ve ihtiyaçlara cevap verebilmek için gerekli değişiklikleri yapabilecek esnek alan tanıması büyük önem taşıyor. Acil durum hibeleri ve projeleri tasarlanırken bunlara dikkat edilmesi gerekir. Sağladığınız hibe bu koşulları karşıladığı için sizlere teşekkür etmemiz gerekir. Bir diğer husus, hibe ve bağışların zamanı. Dünyadaki genel eğilim afetlerden sonra bağış yapmak. Hem afetlerle ilgili risk azaltma çalışmalarının yapılabilmesi hem de sivil toplum kuruluşlarının olası afetlere müdahale için hazırlıklarını tamamlayabilmesi için afetlerden önce de kaynağa ihtiyaç duyulduğu unutulmamalı.

Small Projects İstanbul Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere, yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Small Projects İstanbul’a (Zeytin Ağacı Derneği) Şartlı Destek Fonu kapsamında 2019 yılında hibe desteği sağladık. Small Projects İstanbul’dan Naz Sağlam ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Muhra sosyal girişimini ve COVID-19 sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Small Projects İstanbul, Suriye’deki çatışma sonucu yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Kuruluşundan bu yana Small Projects İstanbul (SPI) ile beraber olduğum için biriken pek çok şey var ama kısa ve öz tutmaya çalışayım. Bilinen adıyla Small Projects İstanbul ve az duyulan resmi kayıtlı ismiyle Zeytin Ağacı Derneği’nin kuruluşu, yerinden edilmenin birey, aile ve toplum nezdinde açtığı yaraları bir nebze olsun sarabilmek için gönüllü olarak bir araya gelen duyarlı kimselerin bir etki yaratma arzusu ve inancına dayanıyor. Suriye’deki savaş nedeniyle İstanbul’a göç eden kurucumuz Karyn Thomas’ın özellikle eğitim ve barınma desteği amaçlı “küçük projelerine” gönüllü, öğrenci, profesyonel, idealist, akademisyen olan onlarca kimsenin katkıda bulunmasıyla Toplum Merkezi 2015 yılında faaliyet göstermeye başlıyor.

Çıkış noktasında Suriyeli insanlar için bir destek ortamı amaçlanmışsa da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan yine çatışmalar nedeniyle göç etmiş insanların da topluluğa katılması destekleniyor. Kuruluştaki değerlerden benim için en göze çarpanı farklı milletlerden yüzlerce kimsenin hem fayda sağladığı hem de yardımsever, gönüllü ya da yararlanıcı olarak faydalanabildiği bir Toplum Merkezi olarak konumlanması; aynı ve/veya farklı toplumlara üye olan kişilerin kaynakları, ihtiyaçları, becerileri ve kendi imkanları doğrultusunda bir araya gelerek bir destek ve güçlenme ortamına katılmaları. Dolayısıyla bu merkezin uyandırdığı his,, varoluş amacıyla birebir örtüştüğü oluyor.

Merkezin en temel amacı, mülteciler özelinde sosyal içermeye katkıda bulunacak ve aidiyet duygusunu pekiştirecek güvenli bir alan sağlamak ve bu alan vasıtasıyla özellikle çocuk ve kadınlara, ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda gelişme ve güçlenme alanları açmak; yani içte ve dıştaki kaynakları tazelemek ve yenilerini yaratmak. Programlarımız formal ve formal olmayan eğitime erişimi, psiko-sosyal destek sağlamayı, sosyal entegrasyonu, beceri geliştirme ve geçim kaynakları alanlarında iyileşmeyi hedefliyor.

2016’da şekillenen Kadınlar için Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programı, kadın yararlanıcıların sosyalleşerek el becerilerini geliştirebileceği güvenli bir alan sunmak ve ev içi üretimi destekleyerek kadınların üretime ve ekonomik yaşama katılmasını, hane ekonomisine katkıda bulunmasını teşvik etti. Zaman içinde bir sosyal girişim haline gelen Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’ne evrilerek profesyonel ve sosyal becerilerin takviyesine odaklanıldı ve istihdama katılım için gerekli kazanımların sağlanması hedeflendi.

Eğitime ve sosyal hayata katılım konusunda gönüllülerden çok verimli destekler alıyoruz. Özellikle genç gönüllüleri, çocuk ve gençlerle bir araya getirmek çok olumlu kapıları aralıyor; bu durum başlı başına bir öğrenme fırsatı olabiliyor. Dil öğrenmek, ev ödevi yapma becerilerini ve okulda başarısını artırmak, sosyal olarak zenginleşmek, kendini ifade edebilmek, oyun oynamak, yaratıcı olmak, gezilere katılmak, İstanbul’u tanımak, müze gezmek, spor yapmak, arkadaşlar edinmek gibi kazanımların yanı sıra sevilmek, duyulmak, kabul görmek gibi en temel ihtiyaçları besleyen değerler de pekişiyor. Gönüllü çalışmaları, Türkiye’deki gönüllülük bilinci ve kapsamını genişletirken doğrudan ve dolaylı olarak da farklı kimliklerin tanışıklığına, kaynaşmasına ve sosyal uyum sürecine de büyük katkı sağlıyor.

SPI, diğer uzmanlıklarla ilgili hak ve hizmetlere erişimde de bir aracı rolü üstleniyor. Yararlanıcıların çoğu Toplum Merkezi’ne yürüme mesafesinde ikamet ediyor, erişimlerinin çok kolay oluşu ve seneler içinde oluşan bağ neticesinde birey ve ailelerin ihtiyaçlarıyla ilgili olarak danışmak, bilgi almak ya da yönlendirme talep etmek için merkeze geldikleri de çok oluyor. Netice olarak Toplum Merkezi’nin amacı mülteci topluluğa bu gücü aşılamak, seslerini duyurabilecekleri, talep ve önerileriyle gelecekleri, dönüşüm ve güçlenme sürecine aktif olarak katılım sağlayabilecekleri bir alakayı ve motivasyonu yaratmak.

Small Projects İstanbul bünyesinde kurulan ve bir sosyal girişim olan Muhra, Suriyeli mülteci kadınların kendilerini ifade etmeleri için fırsat yaratmanın yanı sıra bir gelir kaynağı da sunuyor. Muhra kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve bu çalışmaların mülteci kadınlara katkılarından bahseder misiniz?

Muhra, 2017 yılında ‘Drop Earrings Not Bombs’ koleksiyonunu da içeren, sosyal açıdan bilinçli ve güçlendirici bir marka olarak lanse edildi. Kadın Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programının bir uzantısı olan Muhra’nın satışları Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’nin kanalları tarafından destekleniyor.

Muhra, Arapça bir kelime ve “dişi tay” anlamına geliyor. İstanbul’da hayatlarını yeniden inşa eden kadın zanaatkârların ortak yolculuğu sırasında temelleri atılan sosyal girişiminin büyümesini, canlılığını ve gücünü temsil ediyor. Bu topluluğa dahil olan kadınlar ve aileleri için ise yaşamlarını İstanbul’da sıfırdan inşa etmek anlamına geliyor. Muhra kadınları karşılaştıkları zorluklara rağmen hala hayatın ve ilişkilerin güzelliğini takdir ediyor, gülümsemeye devam ediyor ve piyasaya güzel ve anlamlı bir şey katmak için kaliteli ve çevre dostu el yapımı ürünlerini kalpleriyle işliyorlar. Muhra ve Drop Earrings Not Bombs’un yaratıcı, yenilikçi, özverili ve kararlı kadın ekibi mesajlarını gururla dünyayla paylaşıyor. Muhra, bu bağlamda bireysel ve topluluk olarak kadının gücü ve kapasitesine odaklanıyor. Bu kadınlar, sıkıntılara rağmen kendileri ve aileleri için yeni bir yol çizen topluluk liderleri olarak adım atıyorlar. Muhra’yı, üretici kadınların müşterisiyle bağlantı kurabileceği, güçlü mesajlarını iletebileceği, aynı zamanda sosyal ve mesleki gelişim ile istihdama katılım olanaklarıyla kadınların hayatının her alanında etkili olacak bir platform olarak görüyoruz. Bugün, Muhra ekibine dahil 40 kadın üretime katılıyor ve ev geçiminde aktif olarak rol alıyorlar.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

SPI, sürdürülebilirliği olan ve dönüşüm sağlamaya yönelik programlar üretmeye öncelik veriyor. Diğer yandan ayni ve nakdi yardım desteği eğitim, sağlık ve barınma anlamlarında genel ve önemli bir ihtiyaç bu nedenle asıl uzmanlığımız olmamakla birlikte yararlanıcı topluluğun ihtiyaçlarını gözeterek bu gibi yardımları yıl içinde birkaç kere ve tüm ihtiyaç sahibi kişilere ulaşabilecek şekilde organize etmeye çalışıyoruz. Ramazan ve Kurban bayramları başta olmak üzere her sene erzak yardımı yapmaya gayret ediyoruz. Bu dönemlerde daha da öne çıkan birlik ve beraberlik değerlerini ufak da olsa bir katkıyla pekiştirmek istiyoruz. 2019’da yine bağışçılarımızın katkısıyla Ramazan Bayramı desteğini vermeyi başardık. Kurban Bayramına yaklaştığımız yaz aylarında ise erzak desteğinin yanında bir önceliğimiz daha vardı o da “Okula Dönüş” Programı kapsamında düzenlediğimiz okul üniforması dağıtımıydı. Bu iki öncelik arasında eğitim kazandı diyeceğim ve biz elimizdeki kaynakları 119 çocuğun okula devamını destekleyecek üniforma alımı için ayırdık.

Bu dönemde STDV’den nazik bir çağrı aldık. STDV bağışçılarının ve Turkey Mozaik Foundation’ın, hali hazırda desteklemekte olduğu ve potansiyel olarak destekleyebileceği sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geleceği ve Türkiye’de var olan sosyal sorunların değerlendirmesinin yapılacağı çalışma ziyaretine davet edildik. Yakın bir zaman sonra, STDV ve Turkey Mozaik Foundation temsilcilerini merkezimizde ağırladık. SPI ve yararlanıcı topluluğu özelindeki sunumumuzun ardından, SPI’nın kurumsal ihtiyaçları ve yararlanıcı topluluğun ihtiyaçları da konuşuldu ve bu esnada SPI’nın erzak desteğinden, önceki yardımlarından ve yakındaki Kurban Bayramı için bir kaynak arayışı içinde olduğumuzdan bahsettik. Devamında ise genel anlamıyla yerinden edilme, geçici koruma kapsamında verilen haklar, sosyal hizmetler, eksikler, olası çözümler üzerine bir sohbetimiz oldu. Türkiye kökenli insanların konuya olan ilgisi, duyarlılığı, soruları ve aktif katılımı bize motivasyon sağlıyor, zira mülteciler-yerel halk ve sosyal uyum üçgeninde bunun değerli bir kaynak olduğunu düşünüyoruz. Bu pozitif ve ilham veren ziyaretten kısa bir süre sonra STDV’den güzel bir geri dönüş aldık. STDV bağışçılarının bir bölümünün erzak desteği ihtiyacının giderilmesine katkı sağlamak amacıyla derneğimizi desteklemek istediğini öğrendik. Bu destek bizi iki anlamda sevindirdi. Kısa bir sürede kurumlar arasında bir bağ oluştuğunu ve ihtiyaçların fark edildiğini görmenin yanı sıra iptal edilmenin eşiğine gelen bu destek için kaynak bulduk ve yararlanıcı topluluğun yanında yer alabildik. Bu desteğin yararlanıcı topluluk gözündeki en önemli değeri SPI’nın ayrım yapmadan kurumun tüm yararlanıcılarına bu desteği ulaştırması oldu.

Çocuk hakları alanında çalışan diğer sivil toplum kuruluşları ile birlikte yürüttüğünüz “COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın ön bulguları yakın zamanda yayımlandı. Çalıştığınız hedef kitlelerden biri olan mülteci çocuklar açısından raporun sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çalışma, içinde bulunduğumuz salgın sürecinin genel anlamda çocuklar ve kurumun hedef kitlesi olan mülteci çocukların haklarına erişmede ne gibi yoksunluklar yaşadıklarını ortaya koymak ve öneriler geliştirmek açısından çok önemli oldu. Çocukların COVID-19 sürecinde ve sonrasında maruz kaldığı ya da kalabileceği olası hak ihlallerini tespit etmek, görünür kılmak ve yetkilileri harekete geçirmek için yaptığımız çalışmayı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı, bilgi ve medyaya erişim hakkı, sağlığa erişim hakkı, güvenli alan, eğitim hakkı, dinlenme, boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma haklarıyla ilişkilendirerek bulguları ortaya koymaya çalıştık.

Çocuklar ve bakım verenlerle yaptığımız telefon görüşmeleri sonucunda, mülteci ailelerin istikrarsız ekonomik koşulları nedeniyle yoğun baskı altında olduğu, gıda ve kira harcamalarını karşılayamadıkları ve yakın dönem gelecekleri açısından yüksek kaygı hissettiklerini gördük. Mülteci çocukların öncelikle aileleriyle birlikte yeterli yaşam standartlarının sağlanması gerekiyor. COVID-19 sürecinde ailelere kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının sosyo-ekonomik destekler sağlaması, ayni ya da nakdi desteklere dair bilgilere erişimin kolaylaştırılması, dil engeli dolayısıyla başvuru süreçlerinde destek verilmesi, kira desteğinde bulunulması, aylık gıda ve diğer ihtiyaçların market kartları aracılığıyla sağlanması, ailenin geçimini sağlayan yetişkinlerin COVID-19 sürecinde işlerini kaybetmesinin önlenmesi, işlerini kaybedenlerin araştırılması ve sosyal güvence sağlanması ve kayıtsız işgücü için çözümler üretilmesi mülteci çocukların yaşama ve gelişim bağlamında güvenli alana sahip olma hakkı açısından önemli görünüyor.

Ailelerin ekonomik durum ve sıkıntıları böyleyken, bazılarının evinde internet ve televizyon yok; bazı hanelerde ortak kullanılan bir tane akıllı telefon bulunuyor. Teknik donanım eksikliği mülteci çocukların uzaktan eğitim sistemine erişimini kısıtlıyor ya da engelliyor. Buna ek olarak, uzaktan eğitim, hali hazırda Türkiye’deki eğitim sistemine dahil olma mücadelesi veren mülteci çocuklar için dil engeli, müfredat farklılıkları gibi sebepler yüzünden de özellikle zorlayıcı ve ebeveynlerinin ya da bakım verenlerinin kendilerine destek olma olanakları da dil engeli dolayısıyla oldukça sınırlı. Bu süreçte mülteci çocukların Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden uzaktan eğitime erişimde yaşadıkları bu zorlukların eğitim sisteminden kopmalarına ilişkin riski artırabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden eğitim sisteminin daha kapsayıcı olması ve mülteci çocukları da içine alabilen bir sistem haline gelmesi konusunda çeşitli önerilerimiz oldu. Ayrıca bakım verenlerin uzaktan eğitim sürecine dair etkin biçimde bilgilendirilmesi ve bilgilendirmenin farklı dillerde yapılmasının faydalı olacağını da düşünüyoruz.

Boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılımını, genellikle sokakta,parklarda arkadaşlarıyla oynayarak ve merkezimizdeki etkinliklere katılarak sağlayan çocuklar, bu süreçte arkadaşlarıyla görüşemediklerini, evden dışarı çıkmadıklarını, merkezdeki etkinlikler durdurulduğu için ne yapacaklarını bilemediklerini ifade ettiler. Sosyal bağları zayıflayan, evlerine kapanan ve zamanlarının büyük kısmını oturarak veya “sıkılarak” geçirdiklerini paylaşan çocukların savaş ve göç deneyimlerinde yaşadıkları travmayı tekrar deneyimliyor olabileceklerini dikkate almak durumundayız. Çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun etkinlikler ve oyunlara erişimlerinin sağlanması, çocukların arkadaşlarıyla etkileşimlerinin sürmesi için çözümlerin bulunması, bakım verenlerin güçlendirilmesi, çocukların yaratıcılıklarını artıracak ve yeteneklerini keşfetmelerini sağlayacak çeşitlilikte materyal ve etkinliklere erişim fırsatlarını sağlamamız gerekiyor.

Yaptığımız çalışmada mülteci çocukların bu süreçle ilgili bilgiye ve medyaya erişemediklerini gördük. Bu süreçte zaten çocukları bilgilendirmek için yapılan, çocuk dostu haberler ve yayınlar bulunmuyordu. Bu yüzden çocuklar COVID-19 süreciyle ilgili bilgiye erişemediklerini, salgınla ilgili var olan bilgileri anlamadıklarını, bu sürecin kendilerini ilgilendirmediğini düşünüyordu ve çoğunluğu var olan bilgileri bakım verenlerinden alıyordu. Bakım verenlerin dil engeli nedeniyle bu konudaki bilgiye tam olarak erişemedikleri için bu süreci çocuklara aktarma konusunda zorluk çekiyordu. Bu süreçte genel olarak bilgiye erişim hakkı gözetilmeyen çocuklar için medyada çocuk dostu içerikler üretilebilir ve anadili Türkçe olmayanlar için de çeşitli dillere çevrilebilir diye düşünüyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak bilgiyi diğer dillere çevirerek aktarma görevini yerine getirmeye çalıştık ancak günden günde yeni bilgilerin olduğu, ulusal düzeyde tedbir gerektiren boyutta bir kriz döneminde yerel yönetimlerin kapsayıcı çalışmalarının sivil toplumun da verimini artıracağı fikrindeyiz ve bu çağrımızı raporda da belirttik.

Bu izleme çalışmasında çeşitli yoksulluk ve yoksunluklar yaşayan çocukların yaşadığı zorlukların bu süreçte nasıl derinleştiğini görebiliyoruz. Umuyoruz ki bu çalışma başta karar vericiler olmak üzere, çocuk hakları odaklı çalışmalar yürüten tüm kurumlara ve kamuoyuna, COVID-19 sürecinde özel koruma önlemi ile desteklenmesi gereken risk grubundaki çocukların durumuna ilişkin bir çerçeve sunar ve bu hedef grupların nasıl desteklenebileceğine dair atılacak adımlara ışık tutar. Ağustos 2020’de final raporumuzu İngilizce, Arapça ve Kürtçe dillerinde de yayınlayacağız, sizlerle de paylaşacağız.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Salgın döneminde ve içinde bulunduğumuz kontrollü normalleşme sürecinde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Birçok anlamda ve yoğun olarak etkilendik diyebilirim. SPI, Toplum Merkezi olarak hizmet verdiği ve birçok programını gruplara yönelik hazırladığı için Toplum Merkezi aktivitelerini durdurma gerekliliği bizi kısıtladı. Bunun yanı sıra mülteciler, salgın gibi hayatın her alanını etkileyen bir krizden en çok etkilenebilecek risk gruplarından biri olduğu için hızlıca durum ve ihtiyaç tespiti üzerine çalıştık ve bir müdahale stratejisi geliştirdik. COVID-19 Müdahale Programı içerisinde bilgi paylaşımı ve bilgi kirliliğinin önüne geçme, farkındalık yaratma, çocuk dostu eğitsel içerik ve aktiviteler, sosyal hizmetlere yönlendirme ile ayni ve nakdi bağış gibi çalışmalar tasarladık. Hali hazırda var olan programları sağlık ve güvenlik tedbirlerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenledik. 13 kişilik ufak bir takım ve büyük bir adanmışlıkla kolları sıvadık ve, çok yoğun bir tempoda çalıştık. Takımın çevrimiçi çalışma sistemine entegrasyonu ilk haftalarda zorlu oldu diyebilirim ama kısa zaman içinde teknik beceriler, kaynakların kullanımı ve zaman yönetimi gibi konularda takımın güçlendiğini de gözlemledik. Elbette bu süreçte takımın sağlığı, motivasyonu, kendilerini güvende hissetmesi en önemli noktalardır ve hassasiyetle yaklaşmak gerekir. Mart ayında Türkiye’deki ilk vakanın açıklandığı gün itibariyle uzaktan çalışmaya geçişi başlattık, Haziran ortasına kadar bu şekilde devam ettik, şu anki planda vakaların durumuna göre düzenlenmek üzere Ağustos’a kadar yarı zamanlı ofiste ve yarı zamanlı uzaktan olarak devam ediyoruz. Hizmetlerimiziçevrimiçi ve mobil takımlar ile yürütmeye devam ediyoruz. Yalnızca bir kez bir sosyal yardımın dağıtımı için merkezden çalıştık. Bunun haricindeki diğer yardımları çevrimiçi kredi yükleme yöntemi ile yürüttük.

Bir avantajımız da yerel düzeyde çalışıyor oluşumuz. Kurumumuz ve aileler arasında tanışıklık ve sürekli temas var, tüm topluluğu dahil ettiğimiz bir Whatsapp grubumuz bile mevcut. Dolayısıyla hem bireysel hem ortak ihtiyaçları beraber belirlemek, iletişim halinde olmak, desteği ulaştırmak ve yönlendirme yapmak konularında güçlüydük. İnternete erişim bu süreçte kilit bir nokta olduğu için özet olarak yöntemimiz “Madem durum bu, peki bunu nasıl etkili kullanırız?” oldu. Topluluğun, internete erişimi ve internet kullanımı konularını araştırdık, ihtiyaçlara göre, dijital platformlar nasıl kullanılır ya da yerel sosyal hizmetlere çevrimiçi olarak nasıl başvurulur gibi açıklayıcı video içerikleri oluşturduk. Eğitsel ve sosyal aktiviteleri çevrimiçi hale dönüştürdük, Örneğin çocukların bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerilerini güçlendirecek bir STEM projemiz var. Phoenix Space zaten teknoloji bilgisi ve kullanımını geliştirmeyi amaçlıyor, dolayısıyla proje aktivitelerini dijital ortama dönüştürmek oldukça makul göründü. Gönüllülerin katılımıyla konuşma ve el işi kulübü gibi aktivitelere de devam ettik. SPI gönüllüleri yine yanımızda oldu ve aktivitelerin devamı için önerilerini ve zamanlarını paylaştılar. Tabi ki bu aktiviteler, merkezde olduğu gibi bir konfor ile gerçekleşmedi, kaldı ki internete erişimin ve ekipmanın kısıtlı olması hem süre hem formatta esnek olmamızı gerektirdi. Teknik sorunlar ve katılımda istikrarsızlık oldu, bazen yeterli motivasyonun olmadığını da tespit ettik, tüm bunları küçük düzenlemelerle aşmaya çalıştık. Mesela yararlanıcıların internet erişiminin zorluk derecesine göre bir aktivite için birden fazla çevrimiçi platformu, görüntülü ya da sesli görüşme, video ya da fotoğraf ve metin paylaşımı, ses kaydı gibi yöntemlerle entegre kullanmaya başladık. Aktivitelere katılım için gerekli olabilecek kırtasiye malzemelerini katılıma bağlı ve kademeli olarak temin ettik, evde bulunabilecek olan çeşitli malzemelerin yaratıcı kullanımını teşvik ettik. Ana amacımız daha etkili erişim ve katılımı sağlayarak salgın döneminin olumsuz etkilerini dönüştürebilmek olduğu için yeni yöntemleri denemeye devam edeceğimizi söyleyebilirim. Bunun için de her gün değişebilen koşulları değerlendirmek, devamlı olarak durum tespiti yapmak ve edinilen bulgulara uyum sağlayacak esnekliği göstermek gerekiyor.

Son olarak eklemek istediğim çok önemli bir nokta da ortakların ve iştirakçilerin bu sürece dahil edilmesi. Kurumdan neler bekleniyor, kurum var olan kaynaklarla neler yapabilir ve ortakların katkısı ne gibi kaynaklar yaratabilir? Bunların şeffaflıkla paylaşılması, diyaloğa dökülmesi, planların hassasiyet ve esnekliğe yer vererek yapılması kurumu dolayısıyla hedef grubu da güçlendirecektir.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz İhtiyaç Haritası Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşamasında hibe desteği sağladığımız İhtiyaç Haritası, farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform. Hibe kapsamında uygulayacakları Elazığ Sosyal Pazaryeri projesi ile depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçlarının Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını hedefleyen İhtiyaç Haritası’ndan Proje Koordinatörü Sevdanur Gökrenk ile Sosyal Pazaryeri uygulamasını ve platformun COVID-19 salgını sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu çevrimiçi bir platform olan İhtiyaç Haritası’nın modelini ve bu kapsamda yürüttüğünüz çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

İhtiyaç Haritası, ihtiyaç sahipleri ile destek olmak isteyenleri harita tabanlı online bir platformda buluşturan ve kar amacı gütmeyen bir sosyal platform kooperatifidir. Bu platformla bireylerin kendi ihtiyaçlarını ve çevresindeki ihtiyaçları en iyi belirleyeceğinden yola çıkılmış ve sokak ölçeğine kadar inilmiştir. Herkese bütçesi dahilinde destek olabilme imkanı veren bir sistemle imece kültürünün yeniden canlandırılması hedeflenmiştir.

Herkesin kullanımına açık olan İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden nakdi yardım yerine sadece ayni yardımlar yönlendiriliyor. Harita ile Türkiye’nin 81 ilinden ihtiyaç ya da destek girilebiliyor. Ayrıca yurtdışından girilen ihtiyaçlar Türkiye’den destek bulabildiği gibi, Türkiye’deki ihtiyaçlar da yurtdışından karşılanabiliyor. İhtiyaç Haritası üzerinden, bugüne kadar yaklaşık olarak 73.7 milyon TL’ye eşdeğer 1.444.473’den fazla malzeme yer değiştirdi.

Türkiye kişiler arası ve kurumlara duyulan güvenin oldukça düşük olduğu ülkeler arasında yer alıyor. İhtiyaç Haritası ise kişi ve kurumlara güvenin esas olduğu bir modelle işliyor. Kullanıcılarınızla aranızdaki bu güven ilişkisini nasıl oluşturdunuz ve devam ettirmek için neler yapıyorsunuz?

İhtiyaç Haritası kurduğu bu yapı ile güven ortamı oluşturmayı ilke edindi. Harita üzerinde görülen her bir birey ve kurumun bilgilerinin doğruluğu teyit ediliyor ve gerçek ihtiyaç sahibi olup olmadığı kullanılan birçok farklı yöntemle analiz ediliyor. İhtiyaç sahibi ile destekçinin buluşturulmasında rol oynayan Harita, geri dönüşler doğrultusunda kendini geliştirmeye devam ediyor. Platform, bu özellikleri sayesinde de kurulduğu günden çok kısa bir süre sonra gerekli güven ortamını elde etti.

İhtiyaç Haritası’nın, yarattığı sosyal etkiyi ölçebilmek ve gelecek projelerimiz için bir çerçeve oluşturmak amacıyla Mart 2019’da bir araştırma şirketi ile birlikte Sosyal Etki Araştırması yaptırdık. Araştırma kapsamında aldığımız geri bildirimler aslında yaptığımız işin ilham kaynağını özetliyordu. Araştırmaya göre; kullanıcılarımızın İhtiyaç Haritası denildiğinde aklına ilk gelen kavramların yardımlaşma, güven, paylaşım ve dayanışma olduğunu gördük. Biz de çalışmalarımızı yürütürken özellikle güven kısmına çok dikkat ediyoruz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz proje ile ihtiyaç sahiplerine yapılacak yardımın Elazığ’daki yerel esnaftan temin edileceği bir modeli hayata geçirmeyi planlıyorsunuz. Bu modelden ve proje kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

İhtiyaç Haritası, ülkemizde gerçekleşen pek çok doğal afette ihtiyaç sahipleri için hızlıca aksiyon alıyor. 24 Ocak 2020’de gerçekleşen Elazığ Depremi sonrası İhtiyaç Haritası, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ve Elazığ Valiliği ile doğrudan iletişime geçti ve ilk 72 saatte ortaya çıkacak en acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ‘‘Elazığ’a Acil Destek’’ başlıklı bir kampanya oluşturdu. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren diğer STK’lar da konu hakkında bilgilendirildi ve özel sektörden kurumlara da kampanya hakkında bilgi verildi. 26 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’a ulaşan İhtiyaç Haritası ekibi, diğer STK’lar ile birlikte STK Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu ve acil ihtiyaçların tespiti ile afetzedelere ihtiyaçların ulaştırılmasında teknolojik altyapı ve koordinasyon desteği sağladı. İhtiyaç Haritası ekibi Elazığ’da 4 kişilik bir ekip ile yardımların koordinasyonu görevine STK Afet Koordinasyon Platformu’nun bir ortağı olarak devam ediyor. Bu süreçte depremden sonraki 15 gün içerisinde, yaklaşık 48,7 milyon değerinde 744.473 adet malzeme ihtiyaç sahipleri ile buluşturuldu.

Elazığ depremi sonrasında Turkish Philanthropy Funds (TPF) işbirliğinde İhtiyaç Haritası İyileştirme Fonu projesi 1 Mayıs 2020 tarihinde başladı. Projeyle Elazığ depreminden etkilenen insanların geçim kaynaklarının yeniden oluşturulmasına yardımcı olmak için uzun vadeli sürdürülebilir bir model tasarlamaya ve uygulamaya çalışıldı. İyileştirme Fonu, depremden etkilenen ailelerin geçim kaynaklarını tespit etmek ve önceki ekonomik faaliyetlerine dayanarak gerekli desteği sağlamak amacıyla hayata geçirildi. Proje kapsamında, fon aracılığıyla 16 ihtiyaç sahibi ailenin geçim kaynağının sağlanması için satın alma veya onarma (hayvan, makine, mobilya satın alımı veya onarım/tadilat) çalışmaları yapıldı. Bu ihtiyaçlar Elazığ’daki yerel esnaftan satın alınarak çok taraflı fayda sağlandı. TPF, platformdaki bilgisayar kampanyalarına da destek vererek ihtiyaçların giderilmesine katkı sundu.

Bu çalışma sonrasında deprem bölgesindeki ihtiyaç sahipleri için yeni bir modelin yaratılmasına ihtiyaç duyuldu. Turkey Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı iş birliği ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında bu çalışmanın modellemesi planlandı. Bu projenin çıkış noktasını afet yardımlarının doğru ihtiyaç sahipleri ile buluşturulmasında yaşanan aksaklıklar ve bireysel-kurumsal ya da kamu tarafından gerçekleştirilen ayni yardımların yerel ekonomi üzerindeki olumsuz (dışlayıcı) etkisi oluşturuyor. Afetin kamuoyunun ana gündemi haline gelmesinden itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda acil yardım malzemesi bölgeye ulaştırıldı. Afetin akut döneminin atlatılmasının ardından söz konusu yardımlar yerel esnaf ve işyerlerinde iş kayıplarına neden oldu ve yerel ekonomiyi olumsuz şekilde etkiledi. Bu durumları göz önüne alarak yerel esnafı sürece dahil edeceğimiz ve afetzedelerin ihtiyaçlarını karşılayacağımız bir sistem kurguladık.

Proje sayesinde; daha önce İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri adı altında kurmaya çalıştığımız bu sistemin iyileştirme ve güncelleme çalışmalarını yaparak Elazığ özelinde uygulamasını deneyimleyeceğiz. Projemizle, bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek haritalandıracağız ve İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri aracılığıyla söz konusu ihtiyaçların Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını sağlayacağız. Geliştirme çalışmalarına başladığımız projemiz için heyecanla çalışmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgınının etkilerinin, yoksul ve kırılgan gruplar üzerinde daha fazla olduğu ve bu dönemdeki ihtiyaçların çeşitlenerek artış gösterdiği biliniyor. Bu süreçte yaptığınız çalışmalardan hareketle salgının İhtiyaç Haritası’ndan faydalanan gruplar üzerindeki etkisini ve gelecek dönemde oluşmasını beklediğiniz ihtiyaçları paylaşır mısınız?

Bu dönemde dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını nedeniyle ortaya çıkan birçok ihtiyaç için çok farklı kurumlar ile çeşitli kampanyalar ve projeler geliştiriyoruz. Tüm bu kampanya ve projeleri bu dönemde oluşan ihtiyaçları karşılamak üzerine kurguluyoruz. Bu dönemde oluşan ihtiyaçlar üzerine kurgulanan kampanyalardan birkaç örnek vermek isterim.

Öncelikle hastanelerde oluşan ihtiyaçlar için bir kampanya başlattık. Türk Tabipler Birliği ve Türk Tıp Öğrencileri Birliği hastanelerde oluşan sağlık malzemesi ihtiyaçları tespit etti ve biz de ihtiyaçların karşılanması için harita üzerinde ilanlar oluşturarak kampanya yürüttük.

Mülteci ve ev sahibi toplumun hijyen ihtiyacını karşılamak için, sabun üreten RET Kadın Kooperatifi’ni sosyal pazar yerine entegre ettik ve ‘‘Üretimi İyilikle Destekle Kampanyası’’nı yürüterek destekçilerin ihtiyaç sahipleri için sabun alabilecekleri bir ortam sağladık.

Bu dönemde eğitimin çevrimiçi ortama taşınması ile birçok öğrencinin bilgisayar ihtiyacı ortaya çıktı. Harita üzerinde girilen ihtiyaçların genelinin bilgisayar olduğunu gördüğümüzde bu konu ile ilgili bir kampanya yapmaya karar verdik. Üniversite öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek için Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Bilgi Üniversitesi akademisyenleri ile ‘‘Bir Bilgisayarın Olsun’’ kampanyasını; lise öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek içinse Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile “Bilgisayar Sizden Eğitime Devam Öğrencilerden” kampanyasını başlattık.

İhtiyaç sahibi ailelerin bebekleri için Numil Gıda A.Ş. ve gıda bankaları aracılığı ile bir proje başlattık ve ailelere devam sütü desteği sağladık.

Türkiye’nin ilk sürdürülebilir müzik festivali olan Festtogether’ı, bu yıl İhtiyaç Haritası’ndaki hijyen, eğitim, müzik ve tiyatro emekçilerinin ihtiyaçlarını gidermek için dijital olarak gerçekleştirdik ve çok sayıda ihtiyacın giderilmesine olanak sağladık. Tüm ihtiyaçları ve özellikle bu süreçten dolayı doğan ihtiyaçları karşılayabilmek için çeşitli kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yaptık ve destekçi sayısını arttırdık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. İhtiyaç Haritası önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Salgının Türkiye’de görülmesi ile birincil önlem olarak ofisimizi kapattık. Birçok kurum ve kuruluş gibi biz de evden çalışma yöntemine geçtik. İhtiyaç Haritası çevrimiçi bir sistem olduğundan bilgisayarımız ve internetimizin olduğu her yerde çalışma imkanı bulabiliyoruz. Bu nedenle ofiste olmamamız işlerimizi aksatmadı.

Bu süreç, evlerinde olan birçok insanın “Biz de bir şeyler yapmalıyız ve destek olmalıyız” demesine de neden oldu. Bu davranış değişikliği ve insanların harekete geçmek istemesi bizim hep arzuladığımız bir şey. Bu nedenle bu süreçte bizim gibi motivasyona sahip birçok insanla gece gündüz toplantılar yaptık, yeni projeler geliştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Diğer yandan da salgın sahada yürüttüğümüz diğer aktivitelerimizi ve kampanyalarımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Bu durumlarda da proje ortakları ile görüşüp etkinlikleri erteleyebiliyor ya da çevrimiçi ortama taşımak için gerekli güncellemeleri yapıyoruz.

Normalleşme sürecinde ofisimizin içinde bulunduğu İnogar binası hizmete açılıyor ve sınırlı sayıda insanın girişine izin verilecek bir sistem kuruluyor. 2020 sonuna kadar bizler evlerimizden çalışmaya devam edeceğiz ve gerekli durumlarda ilgili şartları sağlayarak ofisimizi kullanabileceğiz.

Bahsettiğim gibi İhtiyaç Haritası ilk kurulduğu günkü heyecanı ile doğal afet ve salgın zamanlarında da ilgili ihtiyaçların tespit edilmesi ve giderilmesi için çok çeşitli çalışmalar yürütüyor.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenen Sivil Toplum Kuruluşları Çalışmalarına Devam Ediyor

By | Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar çalışmalarına devam ediyor. Deprem sonrasında bölgede oluşan ihtiyaçların çeşitliliği sebebiyle acil ihtiyaçların ve orta ila uzun dönemli faaliyetlerin desteklenmesi olmak üzere iki aşamada gerçekleştirdiğimiz fon kapsamında Hayata Destek Derneği, İhtiyaç Haritası ve Temel İhtiyaç Derneği’ne hibe desteği sağlıyoruz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu, desteklediğimiz STK’lar ve projelerine dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

COVID-19 Acil Destek Fonu’na Yapılan Başvuruları ve Sivil Toplumun İhtiyaçlarını Değerlendirdik

By | Acil Destek Fonu, Vakıf Haberi

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimizin ilk aşaması olan kısa vadede STK’ların ayakta kalmasına destek olmak amacıyla hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

Farklı alanlarda çalışan ve 2016-2019 döneminde vakfımızdan bugüne kadar hibe alan STK’ların bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla COVID-19 Acil Destek Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konuları ve başvuru yapan kuruluşların genel durumuna ilişkin edindiğimiz bilgileri ve gözlemlerimizi tüm paydaşlarımızla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Değerlendirme metnimize buradan ulaşabilirsiniz.