All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun İkinci Aşamasında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşaması kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu aşamasında İhtiyaç Haritası ve Temel İhtiyaç Derneği’nin projelerine toplam 140.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve desteklediğimiz projelere ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

İhtiyaç Haritası: Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform olan İhtiyaç Haritası, sağladığımız 70.000 TL hibe kapsamında Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesini gerçekleştirecek. Proje kapsamında, yaşanan deprem sonucunda yaşam koşulları olumsuz etkilenen bireylerin ihtiyaçları alanda çalışan gönüllüler tarafından tespit edilecek ve İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden haritalandırılacak. İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri uygulamasının teknik altyapısının geliştirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasının ardından uygulama pilot olarak Elazığ özelinde işleyen bir sisteme dönüştürülecek ve böylelikle söz konusu ihtiyaçlar yerel esnaftan karşılanarak Elazığ’ın yerel ekonomisine katkı sağlanacak.

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER): İsrafı önlemek ve faydalanıcılarının temel ihtiyaçlarına adil ve eşit şekilde ulaşmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapan TİDER, sağladığımız 70.000 TL hibe desteğiyle depremden zarar gören şehir sakinleri ve ihtiyaç sahibi kişilere hizmet vermesi amacıyla Elazığ ve Malatya illerinde gıda bankaları kurmayı hedefliyor. TİDER, Elazığ Ticaret Odası ve Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin iş birliği ile kurulacak gıda bankaları için personel yönetimi, bağış alma, tedarik zinciri ve denetim konularında eğitimler vererek yereldeki kurumların kapasitesinin güçlenmesine ve sürdürülebilir bir model oluşturulmasına katkı sağlayacak. Proje kapsamında açılacak gıda bankalarında TİDER tarafından geliştirilen ve üye gıda bankaları ile ürün bağışçılarını buluşturan Destek Bulutu Platformu ile ihtiyaç sahiplerinin kendi ayakları üzerinde durmasına katkı sağlayan Destek IK Platformu modelleri de uygulanacak.

Günebakan Kadın Derneği ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Projelerini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz Günebakan Kadın Derneği, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesi ile Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yapacak.

Kadınların özgür ve etkin bir bireyler olarak toplumsal hayatın her alanında var olabilmesi için çalışmalar yapan Günebakan Kadın Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi Derya Alpaslan ile devam eden çalışmalarını, COVID-19 sürecinin kadına yönelik şiddete etkisini ve proje kapsamında yürütücekleri faaliyetleri konuştuk.

Kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımla yer almasını amaçlayan ve Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği’nin kurulma sürecinden ve bu zamana kadar yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadının bağımsız bir birey olduğunun toplumca kabul edilmesi, öncelikle kadınların kendi sorumluluklarını üstlenmesi ve haklarını talep etmesi ile mümkün olduğunu düşünüyoruz. Günebakan Kadın Derneği olarak amacımız ise kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımlarla yer almasına destek olmak. Bu düşünceyle kurmuş olduğumuz Derneğimiz 25 Kasım 2008 de resmiyet kazandı.

Mersin ilindeki kadına yönelik adli suç davalarına dernek Avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Derneğimiz üyesi ve gönüllüsü psikologlar ve avukatlar tarafından şiddet gören kadınlara psikolojik ve hukuki danışmanlık veriyoruz. Mersin’deki kadına yönelik adli suç davalarına dernek avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Yerelde kadın sorunlarını takip etmek ve kadınlara destek vermek için Baro Kadın Hakları Merkezi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Şiddet Önleme Merkezi (ŞÖNİM) ve Mersin Kadın Platformu ile birlikte ortak çalışmalar yapılmaya devam ediyoruz. Ayrıca Mersin Barosu iş birliği ile Anayasada Kadın Hakları söyleşileri düzenledik.

Kuruluşumuzdan bugüne kadar yaptığımız çalışmalarda pek çok paydaşla beraber çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. 2010-2012 yıllarında Akdeniz Halk Eğitimi ve Olgunlaşma Enstitüsü’nün kadınlara yönelik projelerinde iştirakçi olarak yer aldık ve kadınlara verilen eğitimlere destek sunduk. 2012-2014 yıllarında ise İstanbul’dan Başak Kültür ve Sanat Vakfı ve Urfa’dan Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği ile eş zamanlı üç ilde uygulanan projenin Mersin ortağı olarak “Yerel Destek Mekanizmasıyla Toplumsal Cinsiyet Temelli Eşitsizlikle ve Kadına yönelik Şiddetle Mücadele‘’ projesini uyguladık. Bunlara ek olarak, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden eğitici eğitimi alan iki arkadaşımızın liderliğinde Kadının İnsan Hakları Eğitimi Programı (KİHEP) eğitim çalışmasını Mersin/Yenişehir Cem Evi Kadın Kolları ve Yedi Renk Derneği iş birliği ile tamamladık. Toroslar Halk Eğitimi işbirliği ile dernek binasında (Halkkent) sertifikalı ’”0-6 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’ ile ‘”7-11 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’nu düzenlendik.

Yerel yönetimlere yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği temelli savunuculuk ve izleme faaliyetleri de yürütüyoruz. Örneğin Mersin’de kadın danışma merkezi ve sığınma evi olmayan iki merkez ilçe belediyesine yönelik olarak imza kampanyası düzenlendik. Yerel yönetimler, Kent Konseyleri ve Kadın Meclisleri ile iletişimimizi olabildiğince sürdürüyoruz. Yerel yönetim seçimleri döneminde belediye başkan adaylarına yönelik ‘’Kadın Dostu Kentler ve Cinsiyete Duyarlı Bütçe” konulu bir çalıştayı Mersin Barosu ve Mersin Üniversitesi Kadın Sorunlarını Uygulama ve Araştırma Merkezi desteği ile düzenledik.

Mezitli Belediyesi Kent Konseyi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışma grubunda yer aldık ve Mezitli Belediyesi’nin Kadın Üretici Pazarı’nda bir stant alarak üyelerimizin üretimlerinin pazarlanması için destek olup üyelerimizi teşvik çalışmalarında bulunduk. Ayrıca, Toroslar Belediyesi ile birlikte yapılan projelerde toplumsal cinsiyet ve kadın hakları ile ilgili çalışmalar da yaptık.

Derneğimiz çalışma alanı için özel günlerden olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çeşitli farkındalık çalışmaları yapıyoruz. 25 Kasım’da kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri davalarına giren Mersin genelindeki hakim ve savcılara, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanması için dilekçeler gönderdik. 25 Kasım ve 8 Mart ile ilgili olarak çeşitli iletişim çalışmaları yaptık ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde gelenekselleştirmeyi amaçladığımız Kadın ve Dans etkinliğinin ikincisini bu yıl düzenledik .

Bu çalışmalarımıza ek olarak çocuk istismarı, çocuk eğitimi, kadın sağlığı, kadınların çalışma hayatına katılımı ve mikrokredi alanlarında eğitim, farkındalık ve savunuculuk faaliyetleri de gerçekleştirdik.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesinin kapsamını ve bu projeye Mersin özelinde neden ihtiyaç duyduğunuzu anlatır mısınız?

Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için sığınma evleri açmak zorunda olmasına rağmen yasa ve sözleşmelerin dikkate alınmadığını r ve birçok belediyenin bu konuda gerekli adımları atmadığını gözlemliyoruz. Mevcut kadın ve çocuk sığınma evlerinin ise kapasiteleri ise yetersiz durumda ve bu konuda merkezi yaptırım da uygulanmıyor. Bu koşullar kadınların ulaşabilecekleri ve desteklenebilecekleri güvenilir merkezlerden mahrum kalmalarına neden oluyor.

Doç. Dr. Coşkun Taştan ve Araştırma Görevlisi Aslıhan Küçüker Yıldız’in Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri 2016-2017-2018 Verileri ve Analizler raporuna göre Türkiye’de işlenen kadın cinayetlerinin % 3’ü Mersin’de gerçekleşiyor ve Mersin kadın cinayetleri istatistiklerinde ilk 10 il içerisinde yer alıyor. Bu durum Mersin ilinde şiddete uğrayan kadın sayısının azımsanmayacak ölçüde olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, kadın danışma merkezi ve sığınma evlerinin kapasite ve sayılarının artırılması ve bu merkezlerde yeterli sayıda uzman istihdamının sağlanması gerekiyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçireceğimiz proje ile kadın sığınma evleri ve danışma merkezlerinin mevcut durumunu ortaya koymanın yanı sıra yürüteceğimiz kampanya ve savunculuk çalışmaları ile hem bu ihtiyaçların giderilmesi hem de bu merkezlerin eksik olduğu yerlerde açılması için çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

COVID-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan önlemler herkesin evde kalmasını zorunlu hale getirdi. Birleşmiş Milletler’in 2019 yılında yayınladığı raporda ise kadına şiddet vakalarının en çok kadınların kendi evinde gerçekleştiği belirtiliyor. Avrupa’da ve Asya’da kadına şiddet vakalarının salgın döneminde arttığına dair veriler paylaşıldı. Türkiye’de yaşanan pandemi sürecini ve alınan önlemlerin etkisini kadınlar ve kadına yönelik şiddet açısından değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’de ilk korona virüs vakası 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. 4 Nisan itibariyle Türkiye’de 18.135 hasta ve 356 can kaybı mevcuttu. Vakaların zamanla artmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Fakat COVID-19 salgını sadece bir sağlık sorunu olarak ele alınmamalı; bu salgın aynı zamanda toplumsal, sosyal ve ekonomik boyutları olan büyük bir sorun. Son yıllarda ciddi artış gösteren kadına yönelik şiddet vakaları ve kadın cinayetlerini takip ediyoruz. COVID-19 sebebiyle evde kalmak durumunda olan kadınların, şiddet gördükleri erkekle aynı evi paylaşmak durumunda kalması ne kadar güvenli olabilir?

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), geçtiğimiz günlerde acil yardım hattına gelen kadına yönelik şiddet çağrılarının son üç aylık verilerini paylaştı. Türkiye’nin 53 ilinde gelen aramalarda, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet, komşu ihbarı, sığınma evleri başvurusu ve hukuki destek talebi gibi konular ön planda yer alıyor. Son üç aylık verilere göre, acil yardım hattına Mart ayında toplam 904 çağrı geldi. Yapılan bu çağrıların 578’i fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 80’i psikolojik şiddete maruz kalma vakası, 113’ü komşu ihbarı, 60’ı sığınma evi talebi, 48’i acil vaka, 25’i hukuki destek talebi oldu. Nisan ayında yapılan toplam 730 çağrının dağılımı ise 651 fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 45 acil vaka ve 34 komşu ihbarı oldu. Mayıs ayında gelen 491 arama içinde; aile içi şiddetle ilgili kayıt açılan vaka sayısı 274, aile içi şiddetle ilgili başvuran kişi sayısı 182, komşu ihbar sayısı ise 35 olarak kayıt edildi. Basına yansıyan haberlere göre, 11 Mart’tan Mayıs ayının sonuna kadar öldürülen kadınların sayısı 50’yi geçti.

Kadın ve çocuklar için yeterli önlemler alınmazsa, şiddet, istismar ve kadın cinayetleri vakalarında artış yaşanmaya devam edecektir. Pandemi sebebiyle kadına yönelik şiddet alanında devam eden davaların takibi zorlaştı ve bu süreçleri takip eden sivil toplum kuruluşlarının baskısı da zayıfladı. Adli süreçlere kısıtlılık getirildiği için davaların devamlılığı sekteye uğradı.

Hayat eve sığar deniyor ama önlem alınmazsa kadınlar için o evler şiddet yuvası olmaya devam edecek çünkü biliyoruz ki kadınlar en çok evlerinde şiddete maruz kalıyor ve öldürülüyor. COVID-19 salgını kapsamında evde kalma tedbirlerinin alındığı bu dönemde, kadına yönelik şiddetle mücadele için öncelikle, var olan mekanizmaların, acil yardım hatları ve mobil destek uygulamalarının, sosyal medya ve basın yoluyla yaygınlaştırılması ve görünürlüğünün arttırılması gerekiyor. Şiddet tehlikesi altında olan kadınlar için alternatif çözümler de ortaya konulmalı. Şiddet uygulayan erkekler için uzaklaştırma kararları daha hızlı alınmalı ve etkin şekilde uygulanmalı. Ayrıca kadın sığınma evlerinin koşulları salgın açısından değerlendirilerek yeniden düzenlenmeli.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Çalışmalarımıza pandemi öncesindeki gibi olmasa dakısıtlı koşullarda devam ediyoruz. Dernek binamızı kapattık ama çevrimiçi haftalık toplantılarımız devam ediyor. Bazı eğitimlere pandemi süreci nedeniyle çevrimiçi katılım sağlıyoruz fakat dernek olarak bizim yürüttüğümüz oryantasyon eğitimi ve Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı gibi eğitimlerin devamlılığı aksadı. Bunun dışında, hukuki ve psikolojik destek için yapılan başvuruları gündemimizde tutuyoruz ve başvuran kadınları gerekli yerlere yönlendiriyoruz fakat fiziksel koşullarda kadınlarla irtibata geçemiyoruz.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Günebakan Kadın Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Pandemi sürecinin etkisi nedeniyle toplantılar ve eğitimler gibi çok sayıda katılımcının bir araya gelmesi gereken çalışmaları çevrimiçi olarak yapmaya devam edeceğiz. Yüz yüze görüşmemiz gereken kurumlarla ile ilişkilerimizi resmi yazışmalar, e-posta, telefon veya çevrimiçi görüşmeler ile sürdüreceğiz. Dernek adına katılım sağlanan komisyon ve yürütme toplantıları, haftalık toplantılar ve üye toplantılarına da çevrimiçi olarak devam edilecek. Şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği kurum ve kuruluşlara yönlendirme çalışmalarının sosyal medya aracılığıyla yapılması daha da sıklaştırılacak. Gelecek dönem için planladığımız çalışmaların hepsi çevrimiçi olarak devam ettirilecek ve derneğimizin çalışma alanlarında herhangi bir değişiklik olmayacak.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar Projesi için Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar projesini gerçekleştirecek. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ile bölgede yürüttükleri çalışmaları, kadınların ekoloji mücadelesindeki rolünü ve COVID-19 salgınının derneğe etkilerini konuştuk.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği hangi amaçlarla kuruldu ve bu amaçlar doğrultusunda bu zamana kadar ne tür çalışmalar gerçekleştirdi?

Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin değişik yerlerinde yaşayan yaşam savunucuları olarak, ülkemizin ve özellikle Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla, 2012 yılında Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği çatısı altında bir araya geldik. 2007-2012 döneminde aynı amaçla faaliyette bulunmuş olan Kazdağı Koruma Girişimi Grubu’nun devamı niteliğindeki Derneğimizin 450’nin üzerinde üyesi var. 2018 yılında Dernek Merkezimizi Küçükkuyu’dan Altınoluk’a taşıdık. Derneğimiz Ekoloji Birliği, Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Zehirsiz Sofralar Ağı, Körfez Dayanışma, Ulusal Çevre Hakkı Savunuculuğu Ağı, Madra İçin Elele, Kazdağları Dayanışması, Edremit Demokrasi Platformu ve Edremit Kent Konseyi üyesi.

Derneğimizin amaçları arasında Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması amacıyla her türlü flora ve faunasıyla ekolojik dengenin gözetilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi, ekolojik ürünlerin üretilmesi, işlenmesi ve pazarlanmasına destek olunması, yerel kültürel değerlerin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bölgede eko-agro turizmin desteklenmesi bulunuyor. Ayrıca, sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi ve doğanın bir rant ve paylaşım aracına dönüştürülmesinin engellenmesine yönelik çalışmalar yapıyoruz.

Kazdağı Bölgesinde ekosistemi tahrip edici çok sayıda altın vb. metalik madencilik, termik santral, rüzgar enerji santralleri, jeotermal enerji santralleri, taş ocakları gibi projeler bulunuyor. Söz konusu projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini takip ediyor, yerel ve ulusal kampanyalar düzenliyor, köy ziyaretleri ile yerel halkı bilgilendiriyoruz. Çanakkale ve Balıkesir’in çeşitli bölgelerinde yapılacak altın madeni, termik ve rüzgar enerji santralleri, derin deniz deşarjı projeleri, jeotermal alan ihaleleri, madeni rehabilitasyonu gibi süreçleri takip ederek savunuculuk çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında Çanakkale, Ayvalık, Burhaniye; Bergama civarındaki diğer STK’ların mücadelelerine destek oluyor ve Türkiye genelindeki diğer doğa talan ve yıkım projelerinin iptal edilmesi için de mücadele ediyoruz.

Dernek olarak kültürel ve sosyal alanda da faaliyetler gerçekleştiriyoruz. En uzun gece olan 21 Aralık ve en uzun gün olan 21 Haziran tarihlerinde söyleşi, müzik, takas etkinlikleri içeren Gün Dönümü Şenlikleri düzenliyoruz. 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde söyleşi, panel, konser, atölyeler ile her yıl ayrı bir köyde, köylü kadınlarla birlikte etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca fotoğraf, resim sergileri, konserler, edebiyat söyleşileri, film gösterimleri, halk oyunları, halk müziği, sanat müziği, ritm, Yunan ve Latin dansları gibi kültürel, sanatsal çalışmalar ve atölyeler gerçekleştiriyoruz.

Yerel ve kırsal kalkınma çalışmalarımız da devam ediyor. Bölgenin ürünlerinin aracısız bir şekilde satışına destek olmak amacıyla Aracısız Doğal Ürün Ağları Çalıştayı’nı gerçekleştirdik ve madenlerden etkilenen köylere gidip potansiyel araştırması yaptık. Nusratlı Köyü’nde kadınlardan oluşan Doğal Ürün Satış Merkezi Projesine destek oluyoruz. Ayvacık Depreminde zarar gören köylerden birisi olan Kaşkaya Köyünde 2018 yılından beri çocuklara eğitim ve kültürel destek projesi yürütüyoruz. Bu yıl da Doyuran Köyü’nde çocuklara destek projesi yürütmeye başlıyoruz. Mehmet Alan Köyü’ndeki kadınların bilgi ve el becerilerinin geliştirilmesi ve ekonomik ve sosyal yaşamlarına katkıda bulunmak amacıyla destek projesi yürütüyoruz.

Her yıl belirlenen bir tema ile doğada Kazdağı Ekofestival düzenliyoruz. Festival 4 gün sürüyor. Spor, atölyeler, paneller, konferanslar, söyleşiler ve konserler gibi etkinlikler gerçekleştiriliyor. Konaklama çadırlarda yapılıyor. Her yaştan çocuklar, gençler ve yetişkinler katılabiliyor. 2014 yılında başlayan festivalde sırasıyla, su, ağaç, toprak, enerji ve gıda temalarını işledik. Bu yıl altıncısı düzenlenecek Ekofest’te konu “hava” olacak.

Dernek çalışmalarımız arasında düzenli olarak her çarşamba günü geri dönüşüm, yeniden kullanım, tamir kurallarını gözeten eko hobi atölyeleri düzenlemek ve her ay doğal temizlik, doğal bakım ürünleri, doğal gıdalarla ilgili ekolojik yaşam atölyeleri ve söyleşiler var. Ayrıca her ay İkinci El ve Yerel Ürün Pazarı ve Kazdağı Sofrası düzenliyoruz. Tarım Fuarları ve tohum takas etkinliklerine katılıyoruz.

Mevzuat takibi ve yasal alanda savunuculuk çalışmalarımız devam ediyor. Maden Yasası, Çevre Kanunu, Zeytin Kanunu, Tohum Kanunu gibi yasal mevzuatları, yasa ve yönetmelik değişikliklerini takip ediyor; imza kampanyaları ve basın açıklamaları gerçekleştiriyoruz. Bu konularda hukuki süreçlere başvuruyor ve davalar açıyoruz. Zeytin Yasası Değişikliğine karşı kampanya, Maden Alanlarının Taşınması Yönetmeliğine karşı dava ve Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliğine karşı dava başlattığımız hukuki süreçlere örnek verilebilir. Bugüne kadar ÇED kararları, yönetmelikler ve idari kararlarla ilgili 18 adet dava açtık. Davaların bazıları tek başına bazıları da diğer kuruluşlar ve kişilerle ortak davalar. Davaların 7’sini kazandık, biri reddedildi, bir dava düştü, 9 davamız ise hala devam ediyor.

Son yıllarda ekoloji ve çevre hareketinin ön saflarında kadınları daha çok görüyoruz. Alandaki tecrübenizden yola çıkarak çevre hareketinde kadınların rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz? Çalışmalarınızı gerçekleştirdiğiniz bölgelerdeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?

Kalkınma ve gelişme adı altında bir yandan doğal kaynaklarımız sömürülüyor, diğer yandan da yaşama hakkımız elimizden alıyor. Havamız, suyumuz, toprağımız kirleniyor. Bu durum da en çok kadınlar ve çocukları etkiliyor. Kadınlar bir yandan eşitlik ve özgürlük mücadelesi verirken diğer yandan da doğayı koruma mücadelesi veriyor. Hem dünyada hem de ülkemizde doğa koruma mücadelelerine bakarsak en ön saflarda kadınların olduğunu görüyoruz. Bu mücadele de kadınların özgürleşmesine katkıda bulunuyor. Kadının doğa koruma mücadelesinde ön safhalarda yer almasının nedenleri kadınların doğa ile kurduğu daha barışçıl ve saygılı ilişki, sebat etme yetenekleri, cesur oluşları ve yaratıcılıkları.

Kadınların doğurganlığı ve çocuklarına kendi vücutlarından besin sağlayabilmeleri kadınları daha dengeli ve olgun bir hale getiriyor. Kadın evin geçimi için dışarıda çalışsa bile tüm ev işlerinin yönetimini de üstleniyor. Bu durum kadının aynı anda birçok şeyi düşünme, planlama ve uygulama yetisini geliştiriyor. Aynı zamanda, gelişmiş duyarlılıklarından dolayı kadınlar, varsa ev dışı işleriyle birlikte, ev içinde çocukların, hastaların, yaşlıların bakımı, yemek, temizlik gibi tüm işlerle yakından ilgilenerek, bu süreçte çıkan sorunlara pratik çözümler getirmeye alışkın oluyorlar. Bu özelliklerin kadınlar için bir güç kaynağı oluşturduğunu düşünüyoruz. Kadın doğaya, toprağa, tohuma, üretime erkeklerden daha yakın.

Doğaya dair geliştirilecek politikalarda, doğaya daha yakın olan ve doğayla daha barışçıl bir ilişki kurmuş kadının sözünün dinlenmesi ve kadının öncü bir rol üstlenmesi gerekir. Doğanın kıymetini en iyi kadınlar biliyor ve bu nedenle de doğayı yine kadınlar kurtaracağına inanıyoruz.

Çalışma gerçekleştirdiğimiz yerlerde kadınlar her zaman daha öndeler. Kazdağı’nın ulaşabildiğimiz tüm köylerinde kadınlar mücadeleye daha çok sahip çıktılar ve öne geçtiler. Şirketlerin sosyal rüşvetlerine boyun eğmediler. Güvenlik kuvvetleri karşısında da daha direngen durdular. Mitinglerde konuşmalar yaptılar. Kadınlar bu süreçte bir yandan da sosyalleşti ve güçlendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Güneş Kadınlar projesinin amaçlarından ve proje kapsamında yapılacak çalışmalardan bahseder misiniz?

Bölgemizdeki ekolojik yıkımlar tarım ve turizm gibi temel istihdam alanlarını tehdit etmenin yanı sıra kadın işsizliğini de pekiştiriyor. Mevcut toplumsal normlar ile belli iş kalıplarına sıkıştırılan kadınların kendi potansiyel kapasitelerini keşfetmeleri ise kısıtlı şekilde gerçekleşebiliyor.

Bu temel sebeplerle hayata geçirmek istediğimiz Güneş Kadınlar projesi; Kazdağları ve yöresindeki genç kadınların yenilenebilir enerji kooperatifi kurmasını, güneş enerjisi modelleri üzerinde iş üretmeleri ile birlikte geleneksel meslek kalıplarını yıkmalarını, kapasitelerini artırmalarını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model bir yapı geliştirmelerini amaçlıyor. Kalıplara sıkışmamış kadınların, bu süreçte hem kendi potansiyellerini keşfetmelerini hem de birlikte çalışarak temiz enerjinin bölge içindeki potansiyelini artırmalarını diliyoruz.

Proje kapsamında seçilen kadınlarla beraber 1 yıllık süre boyunca ekip olma, birlikte iş üretme, kooperatifçilik, yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği, güneş enerjisi sistemleri üzerine atölye çalışmaları yürütmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

COVID-19 salgını başladığında derneğimizin merkezini fiziksel olarak kapattık. Yüz yüze yapmakta olduğumuz tüm faaliyetlerimizi durdurduk. Mayıs ayında yapmamız gereken genel kurulumuzu erteledik. Ancak faaliyetlerimize ara vermedik. Tüm çalışmalarımızı evlerden gerçekleştirmeye başladık. Zoom programı satın aldık ve yönetim kurulu toplantılarımızı sanal ortamdan yapmaya başladık. Halk müziği, ritim, pilates gibi bazı kurslarımıza da dijital platformlar üzerinden devam ettik. Radyo ve televizyon kanalları ile röportajlarımıza devam ettik. Farklı dijital platformlar üzerinden panellerde konuşmacı olduk. Aidat toplama yöntemlerimizi kolaylaştırmak için Fonzip aboneliği satın alıp altyapımızı kurmaya başladık.

İlk alan eylemimizi 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Altınoluk Antandros Parkı’nda gerçekleştirdik. Maskelerle ve fiziksel mesafeyi koruyarak basın açıklaması, müzik dinletisi ve bir söyleşi gerçekleştirdik. Ayrıca Ekoloji Birliği’nin sanal ortamda gerçekleştirdiği 5 Haziran Çevre Mitingi’ne Zoom ile katıldık ve konuşma yaptık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Bundan sonraki süreçte hükümet tarafından merkezi olarak alınan kararları da takip ederek mevcut duruma uyum sağlayarak çalışmalarımıza yön vereceğiz. Maske, hijyen, fiziksel mesafe gibi kuralları gözeterek derneğimizi yüz yüze etkinliklere açacağız. Gerekli önlemleri alarak ağustos ayında genel kurulumuzu yapacağız. Sanal ortamlarda toplantı ve panel gibi etkinlikler yapmanın avantajlarını da yaşadık. Oldukça verimli sonuçlar aldık. Yüz yüze buluşmalar ve etkinlikler yapsak da bu süreçte öğrendiğimiz yöntemleri kullanmaya devam edeceğiz. 2020’nin geri kalan döneminde projelerimize devam edeceğiz. Güneş Kadınlar projemize başlayacağız. Her zaman yaptığımız doğa koruma etkinliklerimize, ÇED süreci takiplerine alanda ve hukuki yollarla mücadeleye devam edeceğiz. Atölyelerimiz, kurslarımız ve gösterimlerimiz de sürecek.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenen STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi başladı.

Fonun bu döneminde; Balıkesir’de faaliyet gösteren Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin Güneş Kadınlar projesine ve Mersin’de çalışmalarını yürüten Günebakan Kadın Derneği’nin Yasalar Uygulansın, Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesine toplam 148.250 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamındaki çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Hayata Destek Derneği Edirne’deki Mültecilerin Acil İhtiyaçlarının Giderilmesine Yönelik Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu

Edirne sınır bölgesinde Şubat 2020’de yaşanan acil durum üzerine mültecilerin öncelikli ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olmak amacıyla oluşturduğumuz Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile Hayata Destek Derneği’ne hibe desteği sağladık. Bu hibe ile başta bebekler ve küçük çocuklar için besleyici mama ihtiyacının karşılanması olmak üzere çeşitli çalışmalar yapan Hayata Destek Derneği’nin Operasyonlar Koordinatörü Volkan Pirinççi ile derneğin mülteci alanındaki çalışmalarını, COVID-19 salgınının ortaya çıkardığı ihtiyaçları ve çalışmalarına etkilerini konuştuk.

2005 yılında kurulan Hayata Destek Derneği insani yardım alanında faaliyet gösteriyor ve afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Bu amaç doğrultusunda yaptığınız çalışmalardan ve bu çalışmaları yaparken dikkate aldığınız temel ilkelerden bahseder misiniz?

Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan bir insani yardım kuruluşuyuz. 2005’ten bu yana Acil Yardım, Mülteci Destek, Mevsimlik Tarımda Çocuk Koruma ile Sivil Toplumu Güçlendirme ve Koordinasyon çalışmaları yürütüyor ve hayatı destekliyoruz. Bugün mülteci destek ve mevsimlik tarımda çocuk koruma programları ile Türkiye’de 8 ilde yerleşik ekiplerimizle düzenli faaliyetler yürütüyoruz. Bir afet veya acil durumda ise Türkiye’nin herhangi bir yerine müdahale etmeye hazırız. Uluslararası desteğe ihtiyaç duyulacak ölçüde büyük afetlerde Türkiye dışında bölge ülkelere de destek olmamız söz konusu olabiliyor. Bir yandan da tüm çalışma alanlarımızda kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerini güçlendirmeye gayret ediyoruz. Diğer bir deyişle afetten etkilenmiş herkesin insan onuruna yaraşır yaşamlar sürdüğü bir dünya için çalışıyoruz.

Bunu yaparken insanlık, ayrım gözetmeme, tarafsızlık, bağımsızlık ve hesap verebilirlik gibi temel evrensel ilkelere bağlı çalışıyoruz. Biraz daha detaylandırmak gerekirse, yaptığımız işin temeline insanı ve insanlık onurunu alıyoruz. Milliyet, ırk, cinsiyet, dini inanç, sınıf veya politik görüş anlamında hiçbir ayrım yapılmadan sadece ihtiyaç temelli çalışıyoruz. Hiçbir çatışmanın tarafı olmadan, yardım önceliğimizde siyasi, ekonomik, askeri çıkar gözetmeden insani ihtiyaçlara odaklanıyoruz.
İnsani yardım aktörleri, yürüttükleri çalışmalarda birey, topluluk, ortak, bağışçı ve devletler dahil tüm paydaşlara karşı hesap verebilir olmalıdır. Tüm faaliyetlerimizi hesap verme sorumluluğu bilinciyle yürüterek hayatlara destek oluyoruz.

Öncelikli çalışma alanlarınızdan biri olan Mülteci Destek Programı kapsamında 2012 yılından bu yana mültecilerin kendi ayakları üzerinde duran güçlü bireyler haline gelmesini ve onurlu bir yaşam hakkına erişmesini sağlamak için çalışıyorsunuz. Mülteci Destek Programı mülteciler için ne tür destekleri içeriyor, göçmen ve mültecileri güçlendirmek için hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?

Türkiye’de geçici koruma ve uluslararası koruma statüleriyle ikamet eden mültecileri güçlendirmek için benimsediğimiz temel yaklaşım, onlar için değil onlar ile birlikte çalışmak. Örneğin temel hak ve hizmetlere erişim konusunda topluluk üyelerini bilgilendirmek için 2019 yılında 170 topluluk gönüllüsüyle birlikte çalıştık. İçlerinde yaşadıkları toplulukların problemlerini ilk elden tecrübe eden ve bilen gönüllülerimiz önderliğinde, 2 bin 500’e yakın bilgilendirme oturumu düzenledik. 26 bin 461 kişiye eğitim, sağlık, barınma, koruma, kayıt, sosyal yardımlar gibi temel hizmetlere erişim, ayrıca çocuk hakları, çocuk işçiliğinin olumsuz etkileri, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda bilgilendirme sağladık.

Vaka temelli destek faaliyetlerimiz, mülteci destek programımızın diğer bir önemli bileşenini oluşturuyor. Söz konusu ihtiyaca göre psikologlarımız, hukuki danışmanlarımız, sosyal çalışmacılarımız kişilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için çalışıyorlar. Bu kapsamda geçtiğimiz sene 7.127 kişinin doğru zamanda, doğru desteğe erişmesine aracı olduk. Sahada çalışan 8 avukatımız, 1.329 kişiye; aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkları, refakatsiz çocuklara vasi atanması veya kamu gözetimine alınmaları, ceza hukuku uyuşmazlıkları, iş hukuku uyuşmazlıkları, aile birleşimi, kayıt olma, sınır dışı ve idari gözetim süreçleri gibi farklı konularda hukuki destek sundu. Ruh sağlığı ve psikososyal destek çalışmalarımızla topluluk üyelerinin travma ve uyum sorunlarının azaltılmasını, gündelik hayata uyum sağlamalarını amaçladık.

Suriye krizi, bizim ‘uzun erimli’ olarak tarif ettiğimiz bir noktada. Dolayısıyla can güvenliği arayışıyla Türkiye’ye göç eden bireylerin burada bağımsız yaşamlar sürebilmeleri, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için geçim kaynaklarına erişmelerini sağlamak da bizim için önemli bir öncelik. Bu kapsamda dil eğitimlerinden, mesleki kurslara ve sosyal girişimcilik faaliyetlerine birçok hizmet sağlıyoruz. 2019 yılında mesleki eğitimler aracılığıyla 969 kişinin hayatına destek olduk. Tüm bunları yaparken yerel ekonomilerin canlanmasına, sosyal uyumun birlikte çalışarak gelişmesine katkı sunmayı amaçladık. Bunun yanında İstanbul sahamızda 18-24 yaş grubundaki 132 gence istihdam edilebilirlik eğitimi vererek 30 genci 3 aylık staj programlarına yerleştirdik ve 10 gencin de kalıcı olarak işe yerleşmesini sağladık.

Şubat 2020 tarihinde Edirne sınır bölgesinde başlayan acil durum üzerine mültecilerin öncelikli ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olmak amacıyla oluşturduğumuz Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile derneğinize hibe desteği sağladık. Bu hibe kapsamında yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Edirne’de yaşanan acil duruma hızlı müdahil olmak büyük önem taşıyordu ve STDV – Turkey Mozaik Foundation ortaklığında sağlanan fon bize tam olarak bu imkanı sağladı. Sınıra doğru hareket eden göçmenlere dair ilk haberler 27 Şubat günü yayılmaya başlamıştı. Kamu kurumları dışında sahaya ilk giden sivil toplum kuruluşlarından biriydik.

Hayata Destek Derneği ise Edirne – Pazarkule bölgesindeki ihtiyaç analiz çalışmasını 1 Mart 2020 tarihinde tamamladı. İhtiyaç analizi sonucunda farklı fonları ve kaynakları buraya aktarmaya karar verdik. Çok sayıda insan temel ihtiyaçlarına erişmekte güçlük yaşıyordu. Bu fon ile bebekler ve küçük çocuklar için besleyici mama ihtiyacını karşılamayı hedefledik. Proje kapsamında 15.360 kavanoz yemeye hazır, sebze ve meyve bazlı, yüksek besin değeri olan bebek maması dağıtımı gerçekleştirdik.

Hayata Destek Derneği ekipleri 13 Mart’ta sahadan ayrıldı, fakat sonraki süreci İstanbul’dan da yakından takip ettik. Edirne’den yaşadıkları şehirlere dönmek isteyen mültecilerin Edirne İl Göç İdaresi Desteği ile İstanbul otogarına gelmeye başladıklarını tespit ettik, fakat sonrasına ne yapacaklarını, yaşadıkları illere nasıl döneceklerine dair belirsizlik vardı. İstanbul saha ekiplerimizin yaptığı ihtiyaç tespiti sonrasında Esenler otogarında yol parası olmadığı için kendi şehrine gidemeyen aileler tespit edildi. 19 Mart tarihi itibariyle 9 günlük süreçte daha önce Edirne sınır kapısında bulunan ve kayıtlı oldukları illere gitmek isteyen 77 kişiye ulaşım desteği sağladık.

Bu aşamadan sonra ise projemizde kısa bir bekleme dönemine girdik. Keza Covid-19 salgını ülkede etkisini göstermeye başlamıştı ve Edirne’den ayrılan aileler çeşitli illerde iki haftalık karantina uygulamasına tabi tutuldular. 14 gün sonunda düzensiz göç kapsamındaki mülteciler ikamet edildikleri iller yerine kayıt edilmeleri için çevre illere gönderildi. Kayıtları tamamlanan ve eskiden ikamet ettikleri illere gidebilmeleri için yol izinleri verilen mültecilerin maddi kaynakları olmadıkları için yine zor durumda kaldıklarını gözlemledik. Özetle, STDV ve Turkey Mozaik Foundation’ın ortak fonu sayesinde Edirne’de yaşanan krizin hem birincil hem ikincil etkilerinin her aşamasında oluşan kırılganlıklara müdahil olduk diyebiliriz.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Hayata Destek için dijitalleşme 2020-2021 stratejik öncelikleri arasındaydı. Burada dijitalleşmeden kastımız faaliyetlerimizi daha hızlı bir şekilde, daha çok kişiye ulaştırmak ve iç süreçlerimizi daha etkin kılmak için yenilikçi, iletişim ve bilişim odaklı çözümlerden yararlanmak. Biz kendi içimizde bu dönüşümü planlamaya çalışırken, yaşanan Covid-19 salgını bizi bu çalışmalarımızı hızlandırmaya itti. Çalıştığımız tüm illerde uzaktan çalışma esasına göre faaliyet planlarımızı güncelledik. Bir sanal santral kurarak destek hattımızı günler içinde faaliyete sokmayı başardık. Dil eğitimleri gibi eğitimlerimizi de kısa sürede webinar yöntemleriyle dijital platformlarda yapmaya başladık.

Tabii hali hazırda çok kısıtlı imkanlara sahip olan, çok büyük çoğunlukla kayıt dışı işlerde çalışan mülteciler için salgının ekonomik etkileri çok daha ağır oldu. Bu kapsamda küresel insani yardım koordinasyonundan sorumlu UNOCHA’nın (United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs) yayınladığı Küresel İnsani Müdahale Planı’na paralel şekilde kendi müdahale planımızı geliştirdik ve mevcut bağışçı kuruluşlarımızla mutabık kalarak yürüttüğümüz faaliyetlere özel ihtiyaçlara yönelik ek bileşenler ve modeller ekledik.

İnsani yardım alanında bu dönemin can alıcı kavramları esneklik ve hızlı adaptasyon becerisi oldu diyebiliriz. Bizim gibi özelleşmiş insani yardım aktörleri, iç süreçleri çok sıkı denetlenen ve suistimale yer bırakmamak için adına iç politika ve prosedürlerini titizlikle yürüten kurumlar. Bu da bizi zaman zaman hantallaştırıyor.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Hayata Destek Derneği önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında, çalışma biçimlerinde ve birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanı için öncelikleriniz neler olacak?
Oluşturduğumuz Covid-19 müdahalemizde kendimize başlıca iki misyon belirledik: mevcut insani yardım faaliyetlerinin sürekliliğini sağlamak ve Covid-19 salgınının birincil ve ikincil etkileri neticesinde ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermek. Yaşadığımız, her şeyden önce bir afet durumu ve Hayata Destek, kuruluş misyonu itibarıyla afetten etkilenen birey ve toplulukları odağına koyuyor ve bu defa şehir, ülke, kıta demeden hepimiz birden bu afetten etkilendik. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde afet bilincini artırmak, afete dayanıklı kurum ve sistemler kurmanın ne anlama geldiğini tüm paydaşlarla paylaşmak, gerekli kapasitelerin kazanılması için çalışmak muhakkak önceliğimiz olacak.

COVID-19 Acil Destek Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler doğrultusunda güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz kapsamında 2016-2019 döneminde vakfımızdan hibe alan sivil toplum kuruluşlarına (STK) yönelik olarak Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu’nun başvuruları sona erdi.

Fona 24 STK başvuru yaptı ve bu kuruluşların 4’ü teknik kriterlerin değerlendirilmesi aşamasında elendi. Teknik elemeyi geçen başvuruların 18’i dernek, 2 tanesi ise vakıf statüsündeki STK’lar tarafından yapıldı. İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Ordu ve Diyarbakır’dan alınan başvuruların 18’i kurumsal gelişim, 2’si ise proje desteği için hibe başvurusunda bulundu. Fondan talep edilen toplam hibe tutarı 370.234 TLoldu

Barış İçin Müzik Vakfı, Gülümseten İşler Projesini Tamamladı

By | Röportaj, Şartlı Hibe

Barış İçin Müzik Vakfı, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu finansmanıyla şartlı hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesini tamamladı. Ocak-Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen proje kapsamında çalışmalar yapan akordeon sınıfı ve gençlik korosu derslerini tamamladı, programa katılan çocuk ve gençler sahne tecrübesi kazandı. Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda Gülümseten İşler’i, vakfın uluslararası iş birliklerini ve COVID-19 salgını sürecinde vakfın deneyimlerini konuştuk.

Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında hangi yaş aralığındaki çocuklarla, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?

Öncelikle Barış İçin Müzik Vakfı’na verdiğiniz bu destek için çok teşekkür ederiz. Turkey Mozaik Foundation bünyesinde oluşturulan Meltem Göçer Fonu bize moral ve güç verdi. Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesi vakfın yarar ekonomisi içindeki rolünde kapasitesinin ve birikiminin harekete geçmesini sağladı. Bu proje ile Vakfın kuruluş hikayesinde önemli rolü olan akordeon sınıfını yeniden kurgulayabildik. Böylece, hem akordeon gibi bir orkestranın gücünü bünyesinde taşıyabilen bir enstrümanı 22 çocukla buluşturabildik hem de programı içinde yer alan Gençlik Korosu’nu 35 üyesi ile devam ettirebilecek olanağı bulduk.

Akordeon sınıfında yer alan öğrenciler 7-12 yaş, koro sınıfı öğrencileri ise 15+ yaş grubu çocuklar ve gençler oluşturuldu. Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın kuruluş yıllarında öğrenci olan Aytekin Kumcuoğlu eğitmenlik yaptı. Böylece daha önce vakıfta eğitim alan öğrencilerin, yeni yetişen öğrencilere öğretmenlik yapma ve rol model olma hedefi de hayata geçirildi.

Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın enstrümanları arasında yer alan akordeonlar bakımdan geçirilerek teslim edildi. Her çocuk kendisine ait akordeonla haftada 2 gün 4 saat ders aldı. Koroda ise haftada iki gün 5 saat; ses, diyafram, nota, koronun tarihsel gelişim süreci üzerine çeşitli dersler verildi.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Salgın ve bu kapsamda alınan önlemler Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin uygulamasında ne tür değişikliklere sebep oldu? Bu süreçte karşılaştığımız zorluklardan ve projede yer alan faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların kapanması kararına uyumlu olarak biz de bu süreçte evlerimize kapandık. İlk hafta çok düşünmeden refleks ile program hedeflerimizi sürdürmeye yöneldik. Her iki sınıf için Whatsapp grupları oluşturduk ve dersleri uzaktan sürdürdük. Evlerimize kapanmadan önce akordeon sınıfı öğrencilerinin akordeonlarını yanlarında eve götürmelerini sağlamıştık.

Koro sınıfı için uzaktan derslere devam etmek yaşları ve teknoloji ile uyumları açısından sorun oluşturmadı. Akordeon sınıfının daha küçük yaş grubu olmasının ortaya çıkardığı zorluklar ise velilerinin desteği ile bertaraf edilebilir oldu.

Bununla birlikte müziğin, yan yana gelip üretilerek öğrenimi kolaylaştıran yanını bu süreçte kullanamadık. Ev koşullarının niteliği, teknolojik imkanlarının farklılığının getirdiği zorluklarla tanıştık. Birbirimizi yeniden tanıdık, dayanışmanın nasıl olabileceğini yeniden öğrendik. Aslında fiziksel olanaklara izin veren bir mekanın kolaylaştırıcılığını yeniden idrak ettik. Süreç ilerledikçe, kullandığımız yöntemlerle ilgili bilgimiz geliştikçe, çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz çalışmaların verimliliği arttı. Teknolojik imkanlarla yan yana gelmeyi başardığımız uzaktan eğitim platformlarını kullanmaya başladık. Bu, hem birbirimizden etkilenmemizi kolaylaştırdı hem de takip ve değerlendirmemize yardımcı oldu. Bir açıdan iş yükümüzü de hafifletti.

Proje kapsamında çocukların sahnede olma deneyimini yaşamaları için de farklı fırsatlar sundunuz. Bu kapsamda Leipzig Operası Çocuk Korosu ile Barış İçin Müzik Gençlik Orkestrası ve Korosu’nun ortak projesi Don’t Stop Me Now kapsamında bir performans da gerçekleştirildi. Bu projenin amacını, Leipzig Operası Çocuk Korosu ile olan iş birliğinizi ve sahne performanslarının birlikte çalıştığınız çocuklar ve gençler açısından önemini bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın akordeon, orkestra ve koro programlarında yer alan çocuk ve genç müzisyenlerin kendileri gibi ya da farklı şartlarda ama benzer yollarda olan genç müzisyenlerle yan yana gelmeleri, karşılıklı öğrenme sürecini deneyimlemeleri programımızın öncelik ve önem verdiği bir unsurdur. Yan yana ya da tekil olarak sahne deneyimi de öğrendiklerini aileleri, çevreleri ya da hiç tanımadıkları izleyiciler ile paylaşmak açısından öğrenimine katkı sunar.

Leipzig Operası Çocuk Korosu ile vakıf çocukları ilk defa 2016 yılında Leipzig’de buluşmuştu. Bu buluşma hayatın içinde tekrar tekrar buluşabilmeleri ve birbirlerinden öğrenebilmeleri için de bir potansiyel sağladı. 2020 yılı Leipzig Operası Çocuk Korosu’nun 30.yılı. Bu özel yılda hedefleri, dünyanın gündeminde olan küresel iklim krizini odağına alan bir performans sergilemekti. 2019 yaz mevsiminde bir araya geldik ve birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. 2020 yılı için biri İstanbul’da biri Leipzig’de olacak iki performans ile yan yana gelmeyi planladık. İlk performansı Enka Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirdik. İkinci performansı ise 2020’nin sonbahar-güz döneminde Leipzig’de gerçekleştirme planımız var.

Farklı olanaklara sahip çocuk ve gençlerin bir araya gelmesi ile karşılıklı öğrenme ve hayat boyu devam edebilecek dostluklar her açıdan kıymetli ve sihirli oluyor.

COVID-19 ile ilgili alınan tedbirler doğrultusunda çalışmalarınızın önemli bir bölümünü dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başladığınızı paylaştınız. Çalışmalarınızı dijital platformlara taşıma süreci Vakfınız için nasıl bir öğrenim ve deneyim oldu? Vakfınızın çalışma alanı ve birlikte çalıştığı gruplar açısından düşündüğünüzde, faaliyetlerinizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler?

Farklı platformları deneyimledikten sonra vakfın çalışmalarına ve faydalananların kullanımına uygun olduğunu düşündüğümüz bir platform olan Google Classroom üzerinden çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Bu uygulama ile sadece COVID-19 süreci boyunca değil, fiziksel derslerimiz başladığında da sınıf arşivleme, Yaz Okulu gibi farklı programlar üretebileceğimizi gördük.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu yanlarını müzik eğitimlerimizden faydalananların vakıfla iletişiminin devam etmesi, çocuk ve gençlere karantina sürecinde evde katılım gösterdikleri düzenli bir aktivite sağlanması, vakıf eğitmenlerinin aktif çalışmalarını devam ettirebilmemiz, dijital projeler gerçekleştirme üzerine düşünmeye başlama fırsatı olarak ifade edebiliriz.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumsuz yanlarını ise vakfın amaçladığı topluluk derslerinin dijital ortamda eşzamanlı olarak gerçekleştirilememesi, teknik ve kişisel sebeplerden düzenli devam etmeyen öğrenciler olması, dijital ortamda lütiye (müzik aleti üretimi) işlerinin sağlanamaması olarak sıralayabiliriz.

COVID-19 sürecinde yaşanan gelişmelerin sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişikliklere neden olması bekleniyor. Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki çalışmalarında öncelikleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız ve kullandığınız yöntemleri ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Bunun üzerine düşünüyoruz. Bu sürecin olumlu yanı olarak şunları söyleyebiliriz. Barış İçin Müzik Vakfı şuna inanıyor: Siz çocukların sanata ve araçlarına erişiminde sosyo-ekonomik koşulları, yetenek vb. başarı kriterlerini kaldırdığınızda her çocuk bundan yararlanabilir. Vakfın çocuklarının müziğin sağladığı imkanlarla buluşmasında erişim engeli yaratan faktörlerden biri olan sosyo-ekonomik koşulları çözümleyen her çocuğa yetenek aramadan enstrüman ve öğrenim imkanını ücretsiz sağlaması bunun mümkün olabileceğini de kanıtlıyor.

Çocuk ve genç müzisyenlerin çok sesli müzik öğrenimi için ne gerekiyorsa sağlayan bir vakıf merkezinin olması epey kolaylaştırıcı bir faktör olarak yeniden karşımıza çıktı. Diğer yandan bu olağanüstü süreçte müzik eğitimini sağlayan ekibin çocuk ve genç müzisyenlerle, evden eve, yarar üretmesine tanıklık ettik. Bunun, vakfın mümkün olduğunca daha fazla çocuğa erişme hedefi için imkan oluşturduğunu fark ettik.

Uzağımızda olan tüm çocukların programdan yararlanabileceğini, bunun için gereklilikleri yeniden öğrenebileceğimizi gördük. Örneğin; Adana’nın Yüreğir ilçesinden bize ulaşan “Ben de burada büyüyen çocukları müziğin imkanları ile buluşturmak istiyorum” diyen bir aktiviste uzaktan nasıl destek verebileceğimize yönelik geliştirebileceğimiz fikirlerimiz oluştu.

COVID-19 Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Acil Destek Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler doğrultusunda güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz kapsamında 2016-2019 döneminde vakfımızdan hibe alan sivil toplum kuruluşlarına (STK’lara) yönelik olarak Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu’nun başvuruları açıldı.

2016-2019 döneminde hibe verdiğimiz kuruluşların kısa vadede ayakta kalabilmelerini destekleyerek; ortaya çıkan kurumsal ihtiyaçlarının ve hedef kitlelerinin acil ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla oluşturduğumuz fona aşağıdaki alanlardan bir tanesi için başvuru yapılabilir:

  • Kurumsal destek: COVID-19 ve bu kapsamda alınan tedbirler dolayısıyla ortaya çıkan kurumsal ihtiyaçların (insan kaynakları, kira, dijital araçların satın alması vb.) giderilmesine yönelik çalışmalar,
  • Proje desteği: COVID-19 ve bu kapsamda alınan tedbirler kapsamında STK’ların hedef kitlelerinin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarını tespit etmeye ve gidermeye yönelik destekler.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 100.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 20.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan STK’lar hibe programına başvurabilirler:

  • 2016-2019 döneminde Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan hibe almaya hak kazanmış STK’lar. Dönem aralığı oluşturulurken hibelerin başlangıç tarihi değil ilgili fonunun açıldığı tarih esas alınmıştır (Örnek: 2019’da açılan Çocuk Fonu’na başvuran kuruluşların hibe sözleşmeleri 2020’de imzalanmış olmasına rağmen bu fona başvurma hakkına sahiptir)
  • 2019 yılı gelirleri en az 30.000 ve en fazla 1.500.000 TL olan STK’lar

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın devam eden bir hibesini kullanan STK’ların başvurmasının önünde bir engel yoktur.

COVID-19 Acil Destek Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 8 Haziran Pazartesi günü saat 10:00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

COVID-19 Acil Destek Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu döneminde 2 STK’ya toplam 148.250 TL hibe desteği sağlayacağız. Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve projelerine ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Günebakan Kadın Derneği: Kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımlarla yer almasını amaçlayan ve Mersin’de faaliyet gösteren dernek; kadının insan hakları, kadınların çalışma hayatına katılımı, kadın sağlığı, aile içi şiddet, toplumsal ve yerel yönetim mekanizmalarına katılım ile yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında çalışmalar gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 73.250 TL hibe desteği sağladığımız Günebakan Kadın Derneği, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesiyle Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçe belediyeleri ile yapacağı görüşmeler doğrultusunda kadın danışma merkezleri ile kadın sığınma ev veya evlerinin mevcut durumlarını tespit etmek ve belirlenen eksikliklerin giderilmesi için bölgede faaliyet gösteren diğer kadın STK’larıyla birlikte kamuoyu oluşturulmak amacıyla çalışmalar yapacak. Bu çerçevede, Mersin Büyükşehir Belediyesi, 4 ilçe belediyesi ve STK temsilcileri ile yapılacak çalıştay sonucunda tasarlanacak kampanya ile Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evindeki fiziki altyapının geliştirilmesi ve uzman personel eksikliğinin giderilmesi, ayrıca Kadın Danışma Merkezi ve Kadın Sığınma Evi olmayan ilçelerde bu kurumların açılması için gündem yaratılması hedefleniyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği: Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşayan çevre aktivistleri tarafından Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla kurulan dernek çeşitli projeler ve savunuculuk faaliyetleri gerçekleştirerek Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunmasını amaçlıyor. Ekolojik ürünler ve temiz enerji üretimine destek olmak; sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi de derneğin hedefleri arasında yer alıyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile 75.000 TL hibe desteği sağladığımız Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, bu hibeyle Güneş Kadınlar projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Edremit Körfezi Bölgesinde yaşayan ve istihdam olanaklarını değerlendirmek isteyen 20 kadın ile güneş enerjisi modelleri ile üretim yapmaları ve yenilenebilir enerji kooperatifi kurmalarına destek olmak amacıyla için çeşitli çalışmalar yapılacak. Bu sayede, geleneksel meslek kalıplarını yıkarak, kapasitelerini artırmaları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model olabilecek bir model geliştirmelerine katkı sağlanacak.

Sulukule Gönüllüleri Derneği Okula Dönüş Projesini Anlattı

By | Çocuk Fonu

İstanbul’un Fatih-Karagümrük bölgesinde risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla kadın ve çocuklarla hak temelli çalışmalar gerçekleştiren Sulukule Gönüllüleri Derneği’ne Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağlıyoruz. 10. yılını kutlayan derneğin bu süreçteki çalışmalarını, çeşitli nedenlerle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanmasını hedefleyen Okula Dönüş projesini ve COVID-19 salgınının etkilerini dernekten Aysun Koca ile konuştuk.

Vakfımızı takip edenler Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD)’ni ve çalışmalarını artık yakından tanıyor. Yakın zamanda derneğin 10. kuruluş yıl dönümünü kutladınız. Geçtiğimiz 10 yılda çalıştığınız alanda ne tür gelişmeler yaşandı?

On yıl içinde çalışma sistemimizde, sahanın ihtiyaçlarını gözeterek, birçok değişiklik yaptık. İlk yıllar okul derslerine odaklı ders destek etütleri yaparken, dernek mekanı içindeki çalışmalar çok daha yoğundu. Ancak mekanımız çok küçük olduğu için, çalışmalarımıza olan talep, kapasitemizin çok üzerinde olduğunda bu ihtiyaca yetişemiyorduk. O dönem, sadece bir okulda olan atölye çalışmalarımızı, yıllar geçtikçe bölgedeki diğer okullara da yaygınlaştırdık. Dernekteki faaliyetleri azaltarak, çocukların okulla bağını güçlendirecek atölyeler ve oyunlar yazmaya başladık.

Çalıştığımız okullarda mülteci çocuk nüfusunun artmasıyla atölyelerimizi çok kültürlü bir hale getirmeye başladık. Bütüncül çalışmaya odaklandığımız için bakım verenler, veliler, anneler ve öğretmenlerle de çalışmalara ağırlık vermeye başladık.
Bu on yıl içinde değişmeyen yönümüz, gönüllülerimizin desteğine olan ihtiyacımız ve gönüllülerimizle aramızdaki bağın kuvveti diyebilirim. Bunca yıl gönüllülük yapan pek çok arkadaşımız derneğin yönetim kurullarında yer alıyor ve saha ekibine dahil oluyor. Bütün bunların yanında değişmeyen yönlerimizden bir diğeri ise, mahalle ile olan iletişimi hiç bırakmamış oluşumuz diyebilirim. Çocuk Fonu kapsamında bu yıl desteklenen projemiz de biraz bu ihtiyaca yönelikti.

Vakfımızın önceki dönemde sağladığı hibe desteği ile hazırladığınız “Çocuklarla Çalışma Araçları ve Değerlendirme Süreci Raporu” Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin kurumsal hafızasına vurgu yapan ve alanda çalışırken kullandığı yöntemlerin etkisine dair bilgiler sunan bir çalışma. Bu rapordan en öne çıkan bulguları bizimle paylaşır mısınız? Bu bulgular derneğin çalışmalarını ne yönde etkiledi?

Çocuklarla Çalışma Araçları ve Değerlendirme Süreci Raporu, izleme değerlendirme sistemimizi kurmak adına oluşturduğumuz ve dediğiniz gibi kurumsal hafıza çalışmalarımızın ilkiydi. Bu raporun rehberliğinde her yılki gelişimimizi izlediğimiz raporlarımız bulunuyor. Raporda hem dernek içi çalışmaların etkisini hem de okullarda süren atölyelerin etkisini ayrı ayrı değerlendirdik. Dernekte oyun temelli gerçekleşen atölyelerin çocukların uyum becerilerinin gelişmesine destek olduğu, odaklanma sorununda azalmaya katkı sağladığı, kaygı düzeyinde azalmayı desteklediği, çocukların sosyal adaptasyonunu artırmaya katkı sağladığı ve özgüvende artışa sebep olduğu gözlendi. Okullarda ise şiddetsiz iletişim kurmanın en fazla zorlanılan alan olduğu belirlendi. Bu bilgiden hareketle bir sonraki yıllarda şiddetsiz iletişim temalı oyunları arttırdık. Raporun bir diğer özeti olarak, çocukların isteğinin daha fazla oyun olduğunu gördük.

Derneğin yıllar içinde geçirdiği evrimi de göz önünde bulundurursak, oyunla öğrenme atölyelerinin niceliğini ve niteliğini artırarak okul içinde geçirdiğimiz süreyi fazlalaştırmak sonraki yıllarda geliştirilen programlarımızın önceliği oldu. Bunun bir yansıması olarak, bu yıl Fatih’te 5 farklı okulda, her hafta 20 farklı grupla atölye gerçekleştirdik. Her yıl güncellediğimiz raporlarımız için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Okula Dönüş projesi, önceki çalışmalarınızdan farklı olarak okul terkinin önlenmesini değil, örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ve ebeveynlerinin güçlendirilmesi yoluyla okula dönmelerini sağlamayı amaçlıyor. Böyle bir projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz?

Proje kapsamında Fatih ilçesinde okula başlamış bırakmış ve uzun süreli devamsızlık yapan çocuklar tespit edecek, içlerinden okula devam etmeye ikna edilenler için onlara hitap edecek sosyal gelişim atölyeleri ile okula hazırlık atölyeleri gerçekleştireceğiz. Bunun yanında, çocuklarla doğrudan ilişkili olan ebeveynleri, başta çocuk hakları olmak üzere, risk altındaki çocuklarla ilgili konularda güçlendirerek odağı çocuklar olan hedeflere ulaşılması konusunda destek mekanizmaları kurmayı hedefliyoruz.

Projeye ihtiyaç duyma sebebimiz, saha çalışmalarını sürdüğümüz bölge olan Karagümrük’te, özellikle 10-16 yaş arası çocuklar arasında okulla bağı zayıf olan, uzun süre devamsızlık yapan ve okulu terk etme riski bulunan çocukların sayısının artmasına dair gözlemlerimiz. Eğitim Reformu Girişimi tarafından hazırlanan Eğitim İzleme Raporu 2019’a göre, 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci sayısı 2018 yılı verilerine göre ilkokulda %5.7, ortaokulda (temel eğitim) %10, imam hatip ortaokulunda %8.9, mesleki ve teknik ortaöğretimde %44 ve Anadolu imam hatip liselerinde %36 olarak ifade ediliyor. Aynı raporda 9. sınıflarda sınıf tekrarı oranı ise %10,4 olarak belirtiliyor.

Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve adalet sistemi ile tanışma mahalledeki çocukların birçoğunun karşı karşıya kaldığı durumlardan oldu. Bu durumlar devamsızlıkların ve okul terkinin artmasına yol açtı. Birçok çocuk yaşı sebebiyle örgün eğitim sisteminin dışına çıktı, açık ortaokul ve açık lise seçeneğine yönlendirildi. Ancak çocukların, herhangi bir destek olmadan dışarıdan okul bitirme süreci hiçbir zaman başarı ile tamamlanamadı. Okuma yazma bilmeme, yaşının sınıf arkadaşlarından çok daha büyük olması, ayrımcılık, geç kayıt, maddi yetersizlik içerisinde olma, uyum sorunları yaşama, psiko-sosyal anlamdaki yetersizlikler nedeniyle okul ile bir defa bağı kopmuş çocukların; akranlarının, bakım verenlerinin ve uzmanların desteğiyle güçlendirilmesi gerektiği ihtiyacı ile bu projeyi hazırladık. Bu proje ile, Fatih bölgesinde okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp herhangi bir sebeple okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ihtiyaçlarına yönelik atölye çalışmaları yaparak okulu terk etmesine neden olan etmenleri azaltmayı, onları eğitim sistemine dahil etmeyi istiyoruz.

Okula Dönüş projesinin derneğinizin bu alanda yaptığı çalışmalar açısından yeni ve yaygınlaştırılabilir bir modele dönüşeceğini düşünüyor musunuz? Projenin ve bu modelin uzun vadede etkili olabilmesi için çocuklara ve gençlere yönelik olarak ne tür destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu model 2008-2009 döneminde başlayan, Sulukule yıkımının etkisi devam ederken, o dönem Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF’in birlikte yürüttüğü Yetiştirici Sınıf Öğretim Programı’na (YSÖP) benziyor. O dönem okula gidip bırakmış veya hiç başlamamış çocukların ikna edilip, onlar için belirlenmiş okulda hızlandırılmış eğitime katılarak bir sonraki yıl yaşıtları ile aynı seviyeden okula başlamalarını hedefleniyordu. Pratikte birçok eksiği olan bir çalışma olsa da pek çok çocuk bu sayede okula dahil olabildi. Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin çalışmalarının başlangıcı ve dernek fikri de bu çalışmaların ardından doğmuştu.

Okula Dönüş projesi de bir miktar bu programa benzeyecek. Okula dönmeye ikna ettiğimiz çocuklar için, örgün eğitime yönelik bir program yerine, bilişsel, sosyal ve fiziksel olarak okula hazırlayacağımız atölyeler kurgulayacağız. Eğitim sistemine sonradan ya da tekrardan dahil olan çocukların, okulla bağının güçlenmesi ve kopmaması için okul hayatı boyunca desteklenmeye ihtiyacı olacak. YSÖP’deki deneyim bize bunu öğretti. Proje kapsamındaki örgün eğitim sistemine dahil olan çocukları mümkün olduğunca okul atölyelerine dahil etmeyi, yaşı nedeniyle fiziksel olarak okula gidemese de açık ortaokul veya açık lise süreçlerine dahil olanlarla ise ihtiyaçlarını gözetecek şekilde iletişimde kalmayı hedefliyoruz.

Daha önce de bahsettiğim gibi, farklı nedenlerle Türkiye’de okulu terk etme oranı yüksek olduğu için uygulayacağımız proje gibi modellerin yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Okulu bırakma durumu çok katmanlı bir sorun olduğu için çocukları bilişsel, sosyal ve fiziksel olarak okula hazırlayıp okula başladıktan sonra da alandaki diğer aktörlerle beraber onları takip etmek gerekiyor.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve diğer çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Alınan tedbirler doğrultusunda SGD olarak dernek mekanını kapatarak evden çalışma düzenine geçtik. Bu süreçte haliyle tüm saha faaliyetlerimizi durdurduk. Çocuk Fonu kapsamında bu dönem kabul edilen Okula Dönüş isimli projemizin başlama dönemi Mart ayıydı. Henüz hiç saha çalışmasına başlamadığımız için proje dönemini Haziran’a veya gerekli olursa biraz daha ileri bir döneme erteleme yoluna gittik.

Bu süreçte tüm projelerimizin sahası durduğu için elimizdeki bilgilerle hazırlayabildiğimiz raporlara odaklanmaya, saha çalışması boyunca yeterli zaman ayıramadığımız kapasite geliştirme işlerine zaman ayırmaya başladık. Son haftalarda en aktif olarak yürüttüğümüz iş, hedef kitlemiz olan çocuklar ve kadınlarla telefon aracılığı ile bilgi almak ve ihtiyaçlarını belirlemek oldu. Bir sonraki aşamada ihtiyaçları gidermeye yönelik yapılabilecekler hakkında çalışacağız. Gönüllülerle bağımızı sürdürmeye çalışıyor, normal şartlarda aylık olarak yaptığımız buluşmaları, haftalık olarak düzenliyoruz.