All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yarınlara Uçuyoruz Projesi’nin İkinci Dönemi Başladı

By | Genel, Vakıf Haberi

Gençlerin toplumsal fayda ve dayanışma temelli fikirlerini hayata geçirmek için farklı şehirlere seyahat etmelerini ve projelerini gerçekleştirmelerini sağlamak amacıyla koordinasyonunu yürüttüğümüz, Pegasus Hava Yolları ’nın mali desteği ve Toplum Gönüllüleri Vakfı  (TOG)’nın yürütücülüğünde devam eden Yarınlara Uçuyoruz  projesinin ikinci dönemi başladı. Bu kapsamda hibe desteği verdiğimiz TOG ile Yarınlara Uçuyoruz’un yeni dönemini ve  yürüttükleri gençlik çalışmalarını konuştuk.

2002’de kurulan TOG’un gençlik alanındaki önceliklerinden ve çalışmalarından bahseder misiniz?

 Bugün gençlik alanında çalışan en yaygın kuruluşlardan biri olan TOG, Türkiye’nin 81 ilinde, gönüllülük esasıyla bir araya gelmiş 135 TOG topluluğu olarak faaliyet gösteriyor. Gençler, bu topluluklarda gönüllülük yaparken; eğitim, sağlık, ekoloji, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi farklı konularda kendi ürettikleri fikirleri sosyal sorumluluk projelerine dönüştürüyor. Toplum Gönüllüsü gençler, 2019 yılında, 13 farklı temada, yaklaşık 1.650 proje ve etkinlik hayata geçirdi. Bu etkinliklerde, yerel katılım ile kamu ve özel kurum iş birlikleri, şeffaf ve hesap verilebilir çalışma prensibi, farklılıklara saygı ve gençlerin katılımı değerleri hep ön planda oldu.

Vakıf olarak önceliğimiz gençler için yapılan faaliyetler ve projeleri yine gençlerin önderliğinde gerçekleştirmek oldu. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, gençlerin bu projelerini desteklemek amacıyla özel sektör kurumlarıyla ortaklıklar gerçekleştirdik; gençlerin projelerine kaynak bulmasına yardımcı olduk; burs, mentorluk ve hibe programları ile gençleri güçlendirdik. Akran eğitimleri ile formel olmayan eğitim metodunun gençler arasında yaygınlaşmasına yardımcı olduk. Gençlik konseyi, ulusal ATAK, yaz projeleri gibi etkinliklerle gençlerin hareketliliğine ve gönüllülüğün yaygınlaşmasına katkı sağladık. Bunları yaparken, gençlerin kendi ürettikleri sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmelerine yardımcı olmaya çalıştık.

TOG’un misyonu, sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla, Türkiye’de toplumsal farkındalığı yüksek, özgüven sahibi ve girişimci bir gençliğin oluşmasına katkıda bulunmak ve gençlerin enerjisini sosyal faydaya dönüştürmek. Bu misyona ulaşmak amacıyla ülkenin her köşesine yayılmış bir gönüllü ağıyla sosyal sorumluluk projeleri üretmeye devam ediyoruz.

 Çalışmalarınıza başladığınız zamandan bu yana sivil toplum kuruluşları tarafından gerçekleştirilen gençlik çalışmalarında ne gibi değişim ve gelişimler gözlemliyorsunuz? Sizce alanda yaşanan değişimler TOG’un çalışmalarına ne şekilde yansıdı?

 Günümüz dünyasında, sivil toplum ve gençlik çalışmaları dahil tüm alanları etkileyen çok hızlı değişimler yaşıyoruz. Bugün bilgiye ulaşma olanakları değişti, iletişim araçları değişti, ekonomik ve sosyal hayat değişti; bu değişimler kişisel yaşamlarımızı çok etkiledi. Bugün Toplum Gönüllüsü gençleri dijital eğitim içerikleriyle ve online iletişim araçlarıyla tanıştırıyoruz. Bunun yanı sıra podcast ve sosyal medya canlı yayınları ile eğitim desteği sunuyoruz. Genç ve yetişkin gönüllüleri bir araya getirdiğimiz TOG Rehberlik programına tersine mentorluk içeriği, yani “yetişkinlerin gençlerden öğrendiği” modüller ekliyoruz. Dijital platformlar sayesinde bireysel bağış kampanyalarına hız vererek yeni ve inovatif kaynak geliştirme teknikleri uyguluyoruz. Faaliyetlerimizin etki ve değerlendirmesini yaparken kullandığımız dijital araçlar ile ihtiyaç tespiti ve gönüllü deneyimine çok daha hızlı ulaşabiliyoruz. Öte yandan yüz yüze iletişim alanlarımızı azaltmıyor, gençlerin gönüllülük deneyimlerini hem online, hem de yüz yüze yaşaması için faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

 TOG’un yürütücülüğünü üstlendiği, Pegasus Hava Yolları’nın mali desteği ve Vakfımızın koordinasyonunda hayata geçirilen Yarınlara Uçuyoruz Projesi ikinci yılında da gençleri desteklemeye devam ediyor. Projenin amacından, öne çıkan başvuru konularından ve bu kapsamda yapılacak çalışmalardan bahseder misiniz? Projenin ikinci yılında bir önceki döneme göre değişiklikler oldu mu?

Yürütücülüğünü üstlendiğimiz Yarınlara Uçuyoruz Projesi ile, gençlerin toplumsal fayda ve dayanışma temelli fikirlerini hayata geçirmek için farklı şehirlere seyahat etmeleri ve projelerini gerçekleştirmelerine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Böylelikle hem gençlerin kişisel gelişimlerine hem de enerjilerini toplumsal faydaya dönüştürmelerine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Gençler bu seneki programa bizim de önceliğimiz olan toplumsal cinsiyet, kadın hakları ve hayvan hakları temalarında oldukça fazla proje fikri ile başvuru yaptı. Desteklenen projelerde de bu temaların yanı sıra çocuk hakları, mülteci hakları ve eğitim temaları ağırlıklı olarak yer alıyor. Bu çerçevede, Aralık 2019 – Mayıs 2020 döneminde 20 proje fikrini destekleyeceğiz.

Projenin ilk yılından farklı olarak, bu yıl tek bir çağrı ile desteklenecek 20 proje belirlendi. 1 ay boyunca açık kalan başvuru çağrısı Eylül – Ekim 2019’da açıldı. Değerlendirme süreci geçen yıldan biraz farklı oldu. İlk aşamada teknik değerlendirmeyi geçen proje ekiplerini İstanbul’a davet edip, tek günlük “Proje Günleri” isimli bir buluşmada ekiplerle yüz yüze tanıştık ve proje fikirlerinin temalarına göre atölyeler düzenlendi. İkinci aşamada ise Proje Günleri toplantısının ardından revize edilen proje fikirleri, yeni bir değerlendirmeden geçmek üzere değerlendirme kuruluna sunuldu ve desteklenmek üzere 20 proje fikri seçildi. Seçilen 20 proje ekibinin ihtiyaçlarına yönelik atölyeler düzenlendi.

Gençlerin hareketliliği gençlik çalışmalarında hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki birçok kuruluşun kullandığı temel metotlardan biri. Bugüne kadar hayata geçirdiğiniz benzer çalışmalar çerçevesinde gençlerin hareketliliğinin neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Hareketlilik, insanlara kendilerininki de dahil olmak üzere yaşamları değiştirme fırsatı sunar. 2002 yılından beri hareketlilik çalışmalarında yer alan Toplum Gönüllüsü gençler, bu projelerde farklı paydaşlarla, yerel, ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile diyalog kurmak için uygun bir zemine kavuşuyor. Genç gönüllüler kendi yerellerinde karşılaştıkları sorunlar ve koşullar farklı olsa da, bir araya gelip birbirleriyle deneyimlerini paylaşma fırsatı elde ediyor, farklılıklara saygı ilkesi çerçevesinde birbirlerini tanıma ve anlama olanağı buluyor. Hareketlilik, bu sebepten ötürü, TOG’un kuruluşundan bu yana gençlere sunmak istediği en önemli olanaklardan biri.

Yarınlara Uçuyoruz Projesi kapsamında gençlik grupları ve gençlerle çalışan sivil toplum kuruluşlarına verilen ve hareketliliği destekleyen küçük hibelerin bu alanda yapılan çalışmalara nasıl bir katkısı olduğunu gözlemliyorsunuz? 

 Gençlerin gücünün ve enerjisinin değişim ve dönüşümde çok büyük etkisi olduğuna inanıyoruz. Gençlerin sosyal bir sorun için harekete geçmeleri, yaşadıkları yerden bir başka şehre gidip çözüm üretmeleri bizim için çok önemli. Gençler Yarınlara Uçuyoruz ile sadece kendi potansiyellerini gerçekleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda farklı bölgelerde yeni insanlarla, bilgilerle, kültürlerle tanışıyor, kaynaşıyor. Yarınlara Uçuyoruz, gençlere ve gençlerle çalışan STK’lara bulundukları şehir ve bölgelerin haricinde başka bir yerde ürettikleri fikirleri uygulamaları için bir imkan yaratıyor. Küçük hibe programlarının gençler ve gençlerle çalışan kurumlar için değerli olduğunu desteklediğimiz projelerde de görüyoruz. Kendi yerelleri dışında başka bir yerelde proje gerçekleştirmek özellikle gençler için oldukça heyecanlı ve verimli geçiyor. En başından sonuna kadar gençler için bir öğrenme alanı yaratıyor.

İstanbul Koruyucu Aile Derneği’nin İlk Temas Projesi Başladı

By | Destekle Değiştir

Ekim 2019’da ilk kez düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan İstanbul Koruyucu Aile Derneği, katılımcılara İlk Temas projesini tanıttı. İstanbul Koruyucu Aile Derneği’nden Alev Topal’la koruyucu ailelik sistemini, derneğin çalışmalarını ve İlk Temas projesini konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler İstanbul Koruyucu Aile Derneği’ni 2017 yılında Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğinden tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz

Yapılan birçok araştırma sevgi dolu bir ailede büyümenin, çocuğun hem psikolojik hem de zihinsel gelişiminde çok önemli bir rol olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin de imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, her çocuğun biyolojik ailesiyle, bu durum gerçekleştirilemiyorsa, başka uygun bir aileyle yaşamak ya da devlet tarafından sunulan diğer hizmetlerden yararlanmak hakkıdır. İstanbul Koruyucu Aile Derneği, bu temel haktan yola çıkarak koruyucu aileliğin daha geniş kesimlere anlatılması, nitelikli koruyucu aile sayısının artırılması, mevcut koruyucu ailelere destek verilmesi amaçlarıyla 2012 yılında koruyucu aileler ve uzun süre devlet korumasında çalışan gönüllülerin bir araya gelmesi ile kuruldu. Daha sonraki yıllarda Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu’na üye olan derneğimiz çocuk hakları alanında çalışan birçok sivil toplum kuruluşu ile etkileşim halinde.

Derneğiniz devlet korumasındaki çocukların kurum bakımı yerine koruyucu ailelerin yanına yerleştirilmesi için çalışmalar yapıyor. Koruyucu aile nedir, evlat edinmeden farkı bulunuyor mu? Devlet bakımındaki çocukların kurum bakımı yerine koruyucu ailelerin yanında yetişmesinin çocukların gelişimi açısından ne tür katkıları bulunuyor?

Koruyucu ailelik ve evlat edinme birbirine çok benzeyen aile temelli bakım modelleri olsalar da birbirinden farklı modeller. Yuva ve yurtlardaki çocuklar evlat edinme statüsünde olan ve olmayan olarak ayrılır. Eğer bir çocuğun biyolojik aile ile bilinen hiçbir bağı yoksa ya da biyolojik aile kuruma çocuğun evlat edinilmesini onayladığına dair onay vermediyse bu çocuklar evlat edinme statüsünde olmazlar ve ancak koruyucu aile yanına yerleştirilebilirler. Koruyucu ailelik, çeşitli nedenlerle biyolojik ailesi yanında bakımları bir süre için sağlanamayan ve devlet korumasına alınan çocukların, bakım, eğitim ve yetiştirilmelerinin, sıcak bir aile ortamında, devlet denetiminde gerçekleşmesini sağlayan bir bakım ve hizmet modelidir. Çocuk kendi soyadını taşır ve biyolojik ailesinin görüşme talebi varsa kurumda sosyal hizmet uzmanı gözetiminde biyolojik ailesi ile belli rutinlerde görüşmesi sağlanır, görüşmeler sonrası yine koruyucu ailesi ile birlikte kalmaya devam eder. Evlat edinmeden en büyük farkı çocuğun biyolojik aile ile bağının sürüyor olmasıdır. Günün birinde biyolojik ailenin çocuğu kuruma bırakma nedenleri ortadan kalkar ve çocuk ile yeniden sağlıklı bir ailevi bağ kurabilecek duruma hem ekonomik hem de sosyal ve ruhsal olarak hazır olabilir ise aile çocuğunu tekrar ailesine katma isteğini dilekçe ile sosyal hizmetlere bildirir. Bu durumda sosyal hizmet uzmanları biyolojik aile ile ilgili detaylı bir inceleme başlatıp çocuğun aileye dönüşü için gerekli şartların uygun olup olmadığını araştırır. Konuya dair olumlu bir karar verilirse, çocuğun biyolojik aileye dönüşü sağlanarak devlet koruması kaldırılır. Bu durum koruyucu aileler ve çocuklar için, aynı biyolojik ailesinden ayrı kalıp yuvaya geldikleri zamanki gibi travmatik bir süreçtir; fakat çocuğun yararına olduğu için psikolojik olarak desteklenir.

Evlat edinme durumunda ise çocuğun biyolojik aile ile bir bağı kalmamıştır. Evlat edinmek isteyen aile hukuksal bir süreci tamamlayarak velayet hakkını alır. Çocuk da aile içinde her türlü yasal hakka sahip olur.

Koruyucu aile olunduğunda çocuk sadece hafta sonları değil her zaman koruyucu aile ile yaşar ve fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişiminden, bakım, eğitim ve yetiştirilmesinden devlet denetiminde koruyucu aile sorumlu olur. Koruyucu aile ile yaşayan çocuk, biyolojik ailesiyle bağlarını sürdürür. Ayrıca çocuk kendi soyadını taşır, koruyucu aile velayetini alamaz. Çocuk kurum bakımındaki diğer çocuklar gibi devletin koruması altındadır ve akranları gibi reşit olana kadar tüm haklara sahiptir.

Kurumlarda artık çocukların fiziki ihtiyaçlarını karşılayacak her şey bulunuyor. Yine de birebir ilgi ve sevginin yerini hiçbir şey dolduramaz. Bunu da ancak bir aile sağlayabilir. Özellikle çocukların gelişiminde 0-2 yaş çok büyük bir önem arz ediyor. Bir çocuğun bu dönemi bir aile yanında geçirmesinin gelişiminde ne kadar büyük bir öneme sahip olduğu birçok bilimsel araştırma ile de ortaya konulmuş durumda. Aynı şekilde çocuklarda güvenli bağlanmanın bu dönemde oluştuğu bilindiğinden çocukların bu dönemde bir aile yanında yaşamaları oldukça önemli. Çok fazla gündemde olmayan bir diğer konu ise yuvalardaki engelli çocuklar. Bu çocukların daha özenli bir bakıma ihtiyacı varken kurumda yaşamlarına devam etmeleri onları çifte dezavantajlı hale getiriyor. Bu noktada yine koruyucu aile yanına yerleştirilmiş olan engelli çocuklarda çok ciddi bir gelişim gözlemleniyor, birçoğu farklı başarı hikayelerine imza atıyor. Bu alanda yapılan araştırmalar çocuklar için sevgisizlik ile şiddetin eşdeğer olduğunu gösteriyor. O yüzden bizler bu alanda çalışan dernekler olarak her çocuğun sevgi ve güven dolu bir aile yanında büyüme hakkını savunmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Türkiye’de koruyucu aile sisteminin durumu hakkında bilgi verir misiniz? Dernek olarak çalışmalarınıza başladığınızdan dönemden bugüne koruyucu aile modeli ve bu modelin yaygınlaşması açısından ne tür gelişmeler yaşandı?

Özellikle son birkaç yılda hem koruyucu aile sayısı hem de toplum tarafından koruyucu ailelik hakkındaki farkındalık arttı. Eskiden aileler koruyucu aile olduklarını ya da evlat edindiklerini söylemekte daha büyük zorluk yaşarken, artık, dernekler aracılığı ile daha çok bir araya geliyorlar ve bu konulardan daha rahat bahsediyorlar. Koruyucu aileler kendilerini toplumun değişik kesimlerinde ifade eder hale geldiler. Böylece koruyucu ailelik bizzat koruyucu aileler tarafından çeşitli mecralarda anlatılır oldu ve aday ailelere her yönü ile örnekler oluşturarak bizzat yaşayanlar tarafından yapılan bilgilendirmelerle tanınır hale geldi. Aday aileler ile koruyucu aileler derneğimiz aracılığı ile iletişime geçiyor ve yaptığımız etkinliklerde deneyimlerini paylaşıyorlar.

Derneğimizin üyesi koruyucu aileler ve yönetim kurulu üyeleri, şimdiye kadar koruyucu ailelik ile ilgili birçok ilde farkındalık seminerlerine katılıp koruyucu aile olma süreçlerini paylaşan kişiler. Bu seminerlere katılan ailelerden sonrasında koruyucu aile olup derneğimizi arayanlar oldu ve yaptığımız bu elçilik bizi ayrıca mutlu ediyor.

Dernek kurulduğunda en çok koruyucu ailesi olan iller sıralamasında İstanbul ikinci sıradayken bugün birinci sıraya yükseldi. Bu sonuçta derneğimizin tanıtım ve farkındalık çalışmalarının da etkili olduğunu düşünüyoruz.

Bekar bireylerin evlat edinebildiği ve koruyucu aile olabildiği hala toplum tarafından çok bilinmese de, bu konuda derneğimiz sık sık paylaşımlarda bulunuyor. Her paylaşım sonrası derneğimize birçok geri dönüş mesajı geliyor. Şu an, özellikle İstanbul’da, çok sayıda bekar koruyucu aile bulunuyor.

Dernek olarak koruyucu aileliğin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için aileleri koruyucu aile olduktan sonra da yalnız bırakmıyoruz. Koruyucu aileler süreç içinde yaşadıkları sıkıntılar olduğunda derneği arayıp rahatlıkla psikolojik ve hukuki konularda destek alabiliyor, diğer ailelerin deneyimlerinden faydalanıyor. Ayrıca derneğimize destek olan farklı bölgelerdeki psikologlarımız ile kurduğumuz ağ ile ailelerimize destek oluyoruz. Aileleri bir araya getiren etkinliklerde ise hem ailelerin hem de çocukların yalnız olmadıklarını fark etmelerinin onlara büyük bir rahatlama getirdiğini görüyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak 16 Ekim 2019’da ilk kez düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatı yakaladınız. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Destekle Değiştir etkinliği özellikle hazırlık sürecinde, bizlerin farklı bir deneyim yaşamasını sağladı. Etkinliğe kadar geçen süreçte hazırlıklarımızı yaparken biz de derneğe tekrardan dışarıdan bakma olanağı bulduk. Aslında bizler çok alışık olduğumuz için, herkesin bildiğini düşündüğümüz terimlerin, ilk dinleyenlerde nasıl bir bilinmezlik oluşturduğunu da görme şansımız oldu. Sunum sırasında insanların koruyucu ailelik ile ilgili asıl merak ettiği şeyin, bu süreci uzun zamandır yaşayan, çocukları büyümüş ailelerin deneyimleri olduğunu fark ettik. Değişimi anlatmak ile değişimi görmek arasında ciddi bir fark var ve insanlar değişimi gördükleri zaman daha cesur davranabiliyorlar. O yüzden ailelerimizin deneyimlerini dinlemek isteyen adayların bizlere ulaşması ve aileler ile birebir konuşmasını sağlamanın ne kadar kıymetli bir iletişim kanalı olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara İlk Temas projesini sundunuz. Proje nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Koruyucu aileler derneğimizi en çok psikolojik destek için arıyorlar. Bu kapsamda derneğimize destek veren psikologlar tarafından birçok aileye kimi zaman danışmanlık, kimi zaman da uzun süreli terapi desteği verdik. Bunun dışında ailelere zaman zaman yapılandırılmış paylaşım grupları da yaptık. Bütün bu destek çalışmalarının sonucunda ailelerin bize en çok koruyucu aileliğin ilk aşamasında derneğimize başvurduğunu gördük. Uyum süreçleri kimi zaman zorlu geçebiliyor. Aileler bunun aslında normal bir uyum süreci olduğunu, başlangıç aşamasında çocuk ile aralarında güvenli bağlanma oluşana kadar bazı anlaşmazlıklar yaşanmasının doğal ve olası olduğunu bilmediğinden, çocuğun kendisinin yanında mutlu olmadığını düşünüp panik yapmaya başlayabiliyorlar. Uyum süreci sağlıklı bir şekilde yürütülemediğinde maalesef nadir de olsa koruyucu aileliği sonlandırmaya gidilebiliyor. Dernek olarak öncelikle böyle bir sona gidilmemesi için ve uyum sürecini ailelerin en rahat şekilde yıpranmadan atlatabilmeleri için İlk Temas projesini geliştirdik. İlk Temas projesi, yeni koruyucu aile olan ebeveynlerin çocukları ile terapistler eşliğinde grup olarak katılacağı atölye çalışmalarından oluşuyor. Bu çalışmalarda yöntem olarak oyun terapisi kullanılacak. Yaş gruplarına göre çocuk ile aile arasında oyunlar aracılığı ile güvenli bağlanma oluşturulmayı hedefliyoruz. Bütün oyunlar ailelerin evde uygulayabileceği basit materyallerin kullanıldığı oyunlar şeklinde olacak. Proje sonunda da yapılan bu çalışmadan en etkili olan oyunların videoları çekilerek, sosyal ağlarda paylaşılacak. Ayrıca bundan sonrası için de ailelere kaynak oluşturması için edinilen bilgi ve tecrübeler yeni koruyucu aileler ve diğer illerdeki koruyucu aile derneklerine paylaştırılarak süreklilik sağlanacak.

Ailelerin sorun yaşadığı ve psikologlara sık başvuruda bulunduğu bir diğer dönem ise ergenlik. Ergenlik döneminde de yine çocuk ile aile arasında ciddi çatışmalar oluşuyor, bu çatışmalar sonucunda aileler kimi zaman nasıl davranacağını bilemiyor. İlk Temas projesinde aileler için ergenlik üzerine eğitim seminerleri de düzenleyeceğiz. Bu seminerlerde, ergen-ebeveyn ilişkisi, ergen-arkadaş ilişkisi, sosyal medya kullanımı, ergenlik döneminde duygu dünyasındaki ve bedendeki değişim ve bu değişimden doğan ihtiyaçlar gibi konular, uzmanlar tarafından ailelere aktarılacak, arkasından da soru cevap kısmı ile ailelerin merak ettikleri ve sorun yaşadıkları durumlar tartışılacak. Ergenlik döneminde ciddi sıkıntı yaşayan aileler için belirli bir süreyle terapi desteği de sağlanacak.

Projenin kapanışında ise elde edilen çıktıların diğer illerdeki derneklerle de paylaşarak yaygınlaştırılabilmesi için bütün koruyucu aile derneklerinin yönetim kurulu üyelerinden bir kişinin ve varsa çalıştıkları bir psikoloğun davet edildiği bir kapanış toplantısı düzenleyeceğiz. Bu sayede projede edindiğimiz bilgilerin yaygınlaşmasını ve sürdürülebilirliğinin sağlamayı hedefliyoruz.

Bilim Kahramanları Derneği Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesinin 2. Fazı için Çalışmalarına Başladı

By | Destekle Değiştir

Ekim 2019’da ilk kez gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan Bilim Kahramanları Derneği, katılımcılara Kızlar Bilimle Buluşuyor projesini tanıttı. Proje kapsamındaki çalışmalarına başlayan Bilim Kahramanları Derneği’nden Merve Özayıtgu ile Türkiye’de STEM eğitiminin durumunu, Destekle Değiştir sürecini ve Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin ikinci döneminde yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler Bilim Kahramanları Derneği’ni 2018-2019 döneminde Çocuk Fonu kapsamında sağladığımız destekten tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Bilim Kahramanları Derneği’nin kuruluş hikayesinden ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Bilim Kahramanları Derneği olarak 2011 yılından bu yana bilimsel düşünce ve farkındalığın yayılması ve özellikle de daha fazla çocuk ve gencin erken yaşta bilimle buluşması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Derneğin kurulmasına da fırsat veren ve Bilim Kahramanları gönüllülerinin hayata geçirdiği ilk program FIRST LEGO League programı oldu. Türkiye’de 2004 yılından beri Bilim Kahramanları Buluşuyor adıyla uygulanıyor. 9-16 yaş arasındaki çocuklar ve gençlerin erken yaşta girişimcilik, proje geliştirme, sunum, bilimsel araştırma yapma, takım çalışması, problem çözme gibi farklı alanlardaki becerilerini artırmayı hedefleyen bu program ile 16 senede 22 binden fazla katılımcıya ulaştık.

Bu sene 6. sezonunu uyguladığımız Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League’de ise 6-10 yaş arasındaki çocuklar mühendislik becerilerini geliştiriyorlar, kodlama becerileri kazanıyor ve takım çalışması deneyimi kazanıyorlar. Her sene değişen teması kapsamında gerçek dünya problemleri konusunda da farkındalık kazanan çocuklar, tüm kazanımlarını fuar adını verdiğimiz etkinlikte başkalarıyla paylaşıyor. Bunun yanında, 6. sezonunu uygulayacağımız bir diğer programımız ise Dünya Robot Olimpiyatı. 6-19 yaş arası çocuk ve gençlerle farklı klasmanlarda uyguladığımız bu programda çocukların ve gençlerin robotik ve kodlama alanında ilgilerini ve meraklarını artırmayı hedefliyoruz. Merak Makinesi ise devlet okullarında okuyan çocuklar için uyguladığımız bir diğer programımız. Çocukların, 5 hafta boyunca uzay ve havacılık alanında mühendislik becerilerini geliştirmeyi hedeflerken bilimsel düşünme basamaklarını deneyimlemelerini bekliyoruz.

Yetişkinler içinse tek bir program yürütüyoruz: Yılın Bilim İnsanı – Genç Bilim İnsanı Ödülleri. 2012 yılından bu yana uyguladığımız programda, her sene 3 farklı üniversitenin atadığı seçici kurul, 38 yaş altındaki bilim insanlarının çalışmalarını bilime katkı, bilimin yayılmasına katkı ve bilimin topluma katkısı kriterlerine göre değerlendiriyor ve yılın bilim insanlarını seçiyor. Seçilen bilim insanlarının çalışmalarını aktardığı ve ödüllerinin takdim edildiği ödül töreni ise Nisan ayında gerçekleşiyor.

Tüm çalışmalarımıza dair detaylı bilgi için www.bilimkahramanlari.org adresimizi ziyaret edebilirsiniz.

Çocukların 21. yüzyıl becerileri kazanması için erken yaştan itibaren bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik (STEM) alanlarında eğitim almalarının önemi tüm dünyada giderek daha fazla vurgulanıyor. Türkiye’de STEM eğitiminin durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Bilim Kahramanları Derneği olarak yaptığınız çalışmalar bu alanda nasıl bir katkı sağlıyor?

2004 yılından beri, çalışmalarımızda çocukların ve gençlerin erken yaşta bilimle buluşmasını sağlayacak ve alternatif öğrenme modellerini deneyimleyecekleri yöntemleri benimsiyoruz. Yürüttüğümüz programlarla çocukların STEM alanlarında mühendislik tasarım becerileri, robotik kodlama gibi somut becerilerin yanı sıra 21. yüzyıl becerileri olarak adlandırılan problem çözme, takım çalışması, iş birlikli öğrenme, eleştirel düşünme, sunum yapma, zaman yönetimi gibi becerileri kazanması için de alanlar yaratıyoruz.

Türkiye’de STEM alanına ilginin arttığından bahsetmek yanlış olmayacaktır. Kendi çalışmalarımızda bunu gözlemlemek bizim için en somut örneklerden. Her yıl kapasitemizin çok üzerinde ve gönüllülerimizin önemli emekleriyle, çalışmalarımızı Türkiye’nin dört bir yanında uyguluyoruz. Bu sene, 16. sezonunu kutladığımız Bilim Kahramanları Buluşuyor programımız bu gayretimizin en önemli örneklerinden. Geçtiğimiz sezonlarda çok daha az sayıda şehirde uyguladığımız programımızı bu sene 69 farklı şehirde çalışmalarını sürdüren 652 takımdan 6.000’e yakın çocuk ve gencin katılımı ile 7 farklı şehirde uyguluyoruz. Benzer şekilde, Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor takımlarımızla da 18 farklı şehirde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde düzenleyeceğimiz fuarlarda bir araya geleceğiz.

Bu programlara ilginin artmasını sevindirici buluyoruz. STEM eğitiminin, okul müfredatlarında da daha çok yer bulacağına inanıyoruz. 2023 eğitim vizyonu da benzer vurgular yapıyor. Özellikle tasarım ve beceri atölyeleri ile öğretmen eğitimleri stratejileri ile STEM alanındaki çalışmaların daha fazla öğretmene ve öğrenciye ulaşacağını umuyoruz. Umudumuz ve çalışmalarımız daha fazla çocucğun bilim eğitimi almasını teşvik etmek ve bilimsel süreçleri öğrenmelerini teşvik etmek.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak 16 Ekim 2019’da ilk kez düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde sunum yaparak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatı yakaladınız. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

2018 – 2019 akademik sezonunda, daha fazla kız çocuğunun bilimsel etkinliklerde yer alma hayali ile Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu’na başvuru yaptık ve başvurumuz olumlu sonuçlandı. 12 farklı kız takımından 72 kız çocuğu 1 sezon boyunca çalışmalarını gerçekleştirdi ve çalışmalarını akranları, velileri ve diğer ziyaretçilerle fuarlarda buluşturdular. Kızlar, yalnızca takım aidiyeti, takım kimliği oluşturma gibi sözel alanlarda değil mekanik süreçlerde de başarılı olduklarını ispat etmiş oldular. Bu başarıya olan inancımızla, Destekle Değiştir etkinliğine başvuru yaptık ve projenin ikinci fazı için 16 Ekim 2019’da özel bir etkinlikte bağışçılarla buluştuk. Etkinlik gecesinde, hayalimizin çok üzerinde bir destek alarak daha fazla kız çocuğuna ulaşacak olmanın heyecanı ve sevincini hissettik. Derneğimizin böyle özel bir organizasyonda yer almasına imkan sağlayan Sivil Toplum için Destek Vakfı ailesine çok teşekkür ederiz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Kızlar Bilimle Buluşuyor projesini sundunuz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

“Kızlar Bilim ile Buluşuyor-2. Faz” projemiz 6-10 yaş arasındaki çocuklara bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazandırmayı, kodlama alanında farkındalık yaratmayı, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda da deneyim kazanmalarına fırsat veren Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Jr. Programımızın kapsamında farklı şehirlerden 16 farklı şehirden 20 kız takımını desteklemeyi içeriyor. Bu proje özelinde kendi imkanları ile bu tür STEM projelerine katılma imkanı olmayan devlet okullardan, tamamı kızlardan oluşan takımlar kurma fırsatı elde edeceğiz. Böylelikle hem devlet okullarında fırsat eşitliğini sağlama hem de kız çocuklarının bilimsel etkinliklere katılımını teşvik etme fırsatı elde ediyoruz.

Bu sezonun teması “BOOMTOWN BUILD: Yeni Şehrin Mühendisleri”. Fuara hazırlık sürecinde takımlar kendi çevrelerindeki binaların daha sağlam, herkes için erişilebilir ve daha çevre dostu olarak yeniden düzenlenmesi için proje fikirleri geliştirecek, geliştirdikleri proje fikirlerini LEGO parçalarıyla hazırlayacakları modelle sunacaklar, LEGO Education robot setini kullanarak modellerine hareketli bir parça ekleyecekler. Tüm bu süreci takım olarak yaşayacak, takım çalışmasını deneyimleyecekler.

Bir devam projesi olan Kızlar Bilimle Buluşuyor kapsamında 6-10 yaş grubundaki kız çocuklarından oluşan takımlara yönelik olarak çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz. Bu projeyi devam ettirmek istemenizin sebebi nedir? Projenin bu döneminde gerek çalıştığınız okullar ve takımlar gerekse içerik açısından farklılaşan faaliyetler bulunuyor mu?

Kız çocuklarının da en az erkek çocukları kadar mühendislik ve STEM alanlarına olan ilgilerinin ve meraklarının şahidiyiz ancak öğrenilmiş bir takım toplumsal cinsiyet eşitsizliği kalıpları, kız çocuklarının bu alana olan ilgilerini ifade etmeye bile imkan vermiyor. İçinde bulundukları, büyüdükleri ortamın yanı sıra öğretmenlerin, okulun da zaman zaman robotik, kodlama ya da proje geliştirme temelli işlerin yalnızca erkek öğrencilere uygun olduğu kanısını beslediğini görüyoruz. Tam bu noktada, bir sezon önce kızların da başarılarına şahit olmanın motivasyonu ve heyecanıyla projemizi devam ettirmeye ve projemizin daha çok ilde daha çok kız takımıyla yolculuğuna devam etmesine karar verdik. Şu anda 16 farklı şehirde, 20 kız takımı çalışmalarına başladı. Geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezon da fuarlarda ve okullarında çokça ilgiyle karşılaşacaklarını düşünüyor ve onlar adına çok heyecanlanıyoruz. Bu sene, ikinci fazını yürüttüğümüz Kızlar Bilimle Buluşuyor projemize akademik bir iş birliği de eşlik ediyor. Programın kazanımlarını anlamlandırmak adına Bahçeşehir Üniversitesi – BAUSTEM Merkezi ile akademik bir araştırmaya başladık. Çocukların erken yaşta bilimle buluşmasının teknoloji, mühendislik, fen bilimleri ve matematik alanlarına olan merakını, heyecanını ve ilgisini ölçeceğiz. Raporun yaz aylarında yayınlaması için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Kızların başarısını akademik bir araştırma ile taçlandıracağımız için çok heyecanlıyız

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği Kendine İyi Bak Kutu Oyunu Projesine Başladı

By | Destekle Değiştir

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği, Vakfımızın Ekim 2019’da ilk kez gerçekleştirdiği Destekle Değiştir etkinliğine katılan üç sivil toplum kuruluşu arasında yer aldı. Etkinlikte, katılımcılara Kendine İyi Bak Kutu Oyunu Projesi’ni sunan Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği’nin Genel Koordinatörü Pelin Anılan, derneğin cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusundaki çalışmalarını ve Destekle Değiştir sürecini anlattı.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği’ni 2017-2018 döneminde Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğinden tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için derneğinizin kuruluş hikayesinden ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği 2015 yılında Y-PEER Türkiye (Genç Akran Ağı)’nın, tüzel kişilik kazanmasıyla kurulmuş bir sivil toplum örgütü. Dernek, sağlık ve eğitim başta olmak üzere benzeri alanlarda genç insanların doğru bilgiye erişimlerini sağlayarak tutum ve davranış değişikliği yaratmayı, buna paralel olarak genç insanların başta karar alıcılar olmak üzere tüm alanlarda özne olarak kabul edilmesini, bireysel niteliklerin açığa çıkarılarak güçlendirilmesini, öznelliklerinin temel alındığı alanlar açarak katılım odaklı sosyal faydayı gerçekleştirmeyi kendisine vizyon ediniyor.Derneğimiz, 2000 yılında Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)’nun birlikte kurmuş olduğu Doğu Avrupa ve Merkez Asya’da faaliyete başlamış bir gençlik ağı olan Y-PEER’in bir parçası. Y-PEER, aktif yurttaşlık, cinsel sağlık üreme sağlığı ve hakları, toplumsal cinsiyet ve insan hakları gibi konularda çalışıyor.

Y-PEER Türkiye ise bu uluslararası ağın genç gönüllülerinden ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan gençlerin cinsel sağlık üreme sağlığı ve hakları konusunda çalışan bir üyesi. 2004 yılında Türkiye’de çalışmalarına başladı ve 2015 yılında Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (Y-PEER Türkiye) olarak tüzel kişilik kazandı. Temelde cinsel sağlık ve üreme sağlığı ve hakları olmak üzere toplumsal cinsiyet ve insan hakları konularında çalışmalarını yürütüyor. Derneğimiz, gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında doğru ve yararlı bilgiye ulaşmalarını sağlamayı, çeşitli gençlik gruplarının ihtiyaçlarını ve taleplerini temel alan hak temelli projeler yürütmeyi, savunuculuk çalışmaları yürütmeyi ve desteklemeyi ve Genç Dostu Sağlık Hizmeti modellerinin gelişmesini hedefliyor. Bu hedefler doğrultusunda hayata geçirdiğimiz faaliyetler:

  •  Üreme Sağlığı Akran Eğitimleri Projesi (ÜSAEP): UNFPA ortaklığı ile yaklaşık 14 yıldır devam eden alanındaki ilk ulusal akran eğitimi projesidir. Proje, gençleri güçlendirerek özellikle cinsel sağlık üreme sağlığı ve insan hakları ve genç dostu sağlık hizmetine erişim konusunda savunuculuk faaliyetleri yapmalarını hedefliyor.
  • Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Gençlik Hakları Projesi: UNFPA Türkiye Ofisi ortaklığıyla yürütülen, küresel hedeflerin LGBTİ+ ve gençlik hakları ile olan ilişkisini yakından incelemek ve bu alanda düzenlenen etkinliklerle farkındalık yaratmayı hedefleyen bir savunuculuk projesidir.
  • Sanal Akran Projesi: Online kurslar ve testler ile sadece cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili temel bilgileri kapsamanın yanı sıra gençlerin anonim şekilde cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili sorularını sorabilecekleri ve deneyimli akran eğitmenleri tarafından cevap alabilecekleri e-öğrenme internet sitesini içeren bir projedir.
  • Tiyatro Tabanlı Akran Eğitimleri Projesi (TBT): UNFPA Türkiye Ofisi tarafından desteklenen proje, gençlere cinsel sağlık ve üreme sağlığı, toplumsal cinsiyet, HIV ve AIDS alanında doğru ve güvenilir bilgileri akran eğitimi ve tiyatro tabanlı yöntemlerle ulaştırmayı amaçlıyor.
  • Learning Exchange Programı: “Cinsel Haklar İnsan Haklarıdır!” projesi, derneğimizin Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile ortak olarak yürüttüğü bir karşılıklı öğrenme projesidir. Bu proje ile, gençler arası güvenli ilişkiler ve güvenli cinsellik üzerine çalışan iki dernek olarak, alandaki bilgi birikimi ve deneyimlerimizi paylaşmayı, cinsel şiddeti önleme noktasında cinsel sağlık bilgisinin önemini daha görünür kılmayı hedefliyoruz.
  • Genç Mültecileri Destekleme Programı (GMDP): UNFPA Türkiye Ofisi desteği ile yürütülen bir güçlendirme programıdır. Program; Ankara, Diyarbakır, Hatay ve İzmir’deki 15-30 yaş arasındaki genç mültecileri güçlendirerek uyum süreçlerini desteklemeyi, bu yolla sivil alanda gençlik ve insani yardım çalışmaları temelinde sosyal etki oluşturmayı amaçlıyor. Proje 15-30 yaş arasındaki mülteci gençlerle Türkiye’den gençlerin bağının güçlendirilmesini, sağlık hizmetlerine erişim ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konuları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor.
  • Kendine İyi Bak HIV AIDS Eğitsel Kutu Oyunu: HIV ve AIDS ile ilgili hap bilgileri içeren, gençlerin oynarken hem eğlenmesini hem de HIV ve AIDS ile ilgili bilgilere ulaşmasını sağlayan ve oyun esnasında gençlerin doğru tutum ve yaklaşıma dair güçlenebileceği temel mesajların da yer aldığı eğitsel bir kutu oyunudur.

Türkiye’de gençler cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda doğru bilgiye erişebiliyorlar mı? Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği olarak gençlere nasıl ulaşıyorsunuz ve bu konularda bilgilendirme yapmak için nasıl bir yaklaşım ve yöntem kullanıyorsunuz?

Dünya genelindeki ve Türkiye’deki mevcut duruma baktığımızda gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında doğru bilgiye erişimde büyük zorluklar yaşadığını görüyoruz. Diğer bir deyişle, cinsel sağlık ve üreme sağlığı durumunun farkında olma, konu hakkında doğru bilgiye ulaşabilme imkanı hala kısıtlı ve yetersiz. Okul müfredatlarında yaşa uygun kapsamlı cinsel sağlık üreme sağlığı bilgisi verilmediği gibi, genç insanlar herhangi bir cinsel sağlık üreme sağlığı bilgisine ulaşmak için doktora gitmek yerine çoğunlukla interneti ya da arkadaşlarını tercih ediyor. Böyle bir tabloda doğru bilgiye ulaşmak, düzenli test yaptırmak, korunma ve bulaşma yollarını öğrenmek, bu konuda yaklaşım geliştirmek oldukça önem arz ediyor.

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği olarak başta cinsel sağlık, üreme sağlığı ve hakları, toplumsal cinsiyet ve insan hakları konularında yaptığımız farkındalık, görünürlük çalışmalarının yanı sıra 1 Aralık Dünya HIV ve AIDS farkındalık günü kapsamında da çeşitli faaliyetler yürütüyoruz. Tüm bunlarla beraber Türkiye’nin dört bir yanındaki eğitim faaliyetlerimiz, HIV ve AIDS alanında tiyatro tabanlı yöntemlerle sürdürdüğümüz ve böylece çok geniş kitlelere ulaştığımız faaliyetlerle çeşitli gençlik gruplarıyla bir araya gelme ve birlikte güçlenme fırsatımız oluyor. Gençlerle bir arada yaptığımız faaliyetlerin yanı sıra sosyal medya hesaplarımız üzerinden de savunuculuk kampanyaları yapmaya ve doğru bilgiyi yaygınlaştırmaya devam ediyoruz.

Gençten gence ulaştığımız bu faaliyetler bizi henüz ulaşamadığımız daha birçok genç insana tanıtması ve akranı vasıtasıyla derneğimizden, faaliyetlerimizden haberdar olması noktasında referans oluyor. Böylece gençler bize ulaşıyor. Gençler internet sitemizdeki eğitim talep formunda yer alan gerekli açıklamalar doğrultusunda talep ettikleri eğitimi seçiyorlar ve bizler de talep edilen eğitim şekline göre eğitmenlerimiz ve eğitim içeriğine göre hazırlanan materyaller ile ortak kararlaştırılmış tarihte onlarla buluşuyoruz.

Derneğinizin cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yaptığı çalışmalarda HIV ve AIDS’e ilişkin bilgilendirmeler öncelikli şekilde yer alıyor. Bu konuya öncelik vermenizin nedeni nedir?

Dünya çapında 36.9 milyon kişi HIV ile yaşıyor. Dünyada her hafta 15-24 yaş arası 7.000 kız çocuğu ve genç kadın HIV ile enfekte oluyor. Yeni HIV enfeksiyonlarının %34’ü 15-24 yaş arası gençler arasında gerçekleşiyor. Türkiye’de ise son 10 yılda HIV/AIDS vakalarında yaklaşık %455 artış var ve virüsten en fazla etkilenen grup;20 – 49 yaş arasında. 2019 yılı Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de HIV ile yaşayan kişi sayısı yaklaşık 20.000.

Veriler bize Dünyada da Türkiye’de de en fazla etkilenen grubun gençler olduğunu ve yıllara bakınca HIV ve AIDS vakalarında ciddi şekilde artış olduğunu söylüyor. Hal böyle olunca cinsel sağlık ve üreme sağlığı odağında faaliyetlerini sürdüren derneğimiz için HIV’in ve AIDS’in ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek, korunma yöntemlerini ve bulaşma yollarını öğrenmek, test yaptırmak ve anonim test merkezlerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak; bu doğrultuda farkındalığın oluşturulması ve genç insanların doğru bilgiye ulaşması öncelikler arasına giriyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak 16 Ekim 2019’da ilk kez düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatına sahip oldunuz. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Destekle Değiştir etkinliğine katılmak, kendi adıma olduğu kadar ekibimiz için de çok farklı bir deneyimdi. Öncelikle yaklaşık 4 yıldır çalışmalarda bulunduğum alanda bu kadar çok bağışçı ile bir araya gelip bizi neden desteklemeleri gerektiğini sadece 6 dakikada açıklamak; sonraki 6 dakikada ise sorularına cevap vererek ikna etmeye çalışmak heyecanlı olduğu kadar keyifliydi de. Etkinliğe katılan kişileri öncesinde standımızda ağırlamak, derneğin sadece Kendine İyi Bak Kutu Oyunu’nu değil aynı zamanda diğer çalışmalarını da aktarmak, hedef kitlesi gençler olan bizler için farklı bir deneyimdi çünkü yetişkinlere gençlerin önemsediği ancak seslerini duyuramadığı bir konuda kendimizi anlatma fırsatı bulmuş olduk. Ayrıca buradan sonrasında geliştirdiğimiz ilişkiler ile kazandıklarımız sadece o gün bağış yapanların bağışları değil aynı zamanda sonrasında ilişkilenmeler de oldu.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Kendine İyi Bak Kutu Oyunu projesini sundunuz. Kendine İyi Bak Kutu Oyunu nedir? Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kendine İyi Bak HIV AIDS Eğitsel Kutu Oyunu, 2011 yılında bir grup genç ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Ofisi çalışanlarının destekleriyle hazırlanmış olan bir kutu oyunu. İçeriğinde HIV ve AIDS’e dair bilgilerin yer aldığı, oyuncuların piyonlarını sembolik evlerinden çıkartarak karşılarına çıkan HIV ve AIDS’e dair bilgileri konuşarak öğrendikleri bir oyun.

Projenin amacı, gençlerin hali hazırda okul ortamında elde edemediği doğru bilgilere arkadaşları ile bir araya geldikleri ve güvenli bir paylaşım ortamı oluşturarak kutu oyunu yoluyla ulaşmalarını sağlamak. Cinsel sağlık ve üreme sağlığı akran eğitmenliği yapan kolaylaştırıcılarımız toplamda 1.500’e yakın gence ulaşıp bu oyununun oynanması aracılığıyla bilgilerin aktarılmasını sağlayacaklar. Yine proje kapsamında limitli sayıda olan kutu

Yuva Derneği Ekolojik Okuryazarlık Projesini Tamamladı

By | Proje Destek Fonu

Proje Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Yuva Derneği, Ekolojik Okuryazarlık projesini tamamladı. Yuva Derneği Program Direktörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda Türkiye’de çevre ve ekoloji hareketinin gelişimini, ekolojik okuryazarlığın önemini ve derneğin çalışmalarını konuştuk.

Yuva Derneği, sürdürülebilir bir yaşam için farklı konuları bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşıma sahip. Ekoloji, yoksullukla mücadele ve yaşam boyu öğrenme, insan hakları ve demokratikleşme alanlarında çalışmalarınız var. Bize Yuva Derneği’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

YUVA’yı, 2010 yılında dünyayı değiştirmek, onu daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yer yapmak ve tüm canlılar için bir yuva olarak kalmasını sağlamak gayesi ve tutkusuyla kurduk. 9 yıldır aynı tutkuyla yetişkin eğitimi ve kalkınma odaklı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün çevre ve insan hakları konularında eğitimler veriyoruz, yetişkinler için mesleki eğitim, dil eğitimi ve istihdama erişim çalışmaları yapıyoruz. Türkiye genelinde faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşuyuz ve senede 20 binin üzerinde kişiye hizmet veriyoruz.

Yuva Derneği’nin son yıllarda ağırlıklı olarak mültecilerle, sosyal uyuma yönelik projelerde çalıştığını görüyoruz. Alandaki çalışmalarınız ve deneyimlerinizden de yola çıkarak, Türkiye’deki mültecilerin durumu, bu alana ilişkin politikalar ve gelecek dönemde atılması gereken adımlara dair görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

YUVA’daki çalışma modelimiz toplum merkezleri açarak veya yerel yönetimlerle iş birliği yaparak hem mültecilerin hem de dezavantajlı yerel halkın alabileceği hizmetleri iki topluma birlikte sunmak ve böylece sosyal uyuma katkı sağlamak. Bu yaklaşımımızın temel sebebi, Türkiye’deki mültecilerin ihtiyaçlarını görmekle birlikte yerel halkın da dezavantajlı kesiminin görmezden gelinmesini engellemek ve olası bir çatışmanın önüne geçmek. Bugün Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum geçmişteki göç deneyimleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir boyutta. Bu anlamda geliştirilen politikaların da hak ve hizmetlere erişim bağlamında bütüncül ve kapsayıcı olması gerektiğini düşünüyor ve geliştirdiğimiz modellerle politikalara bu yönde katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Yuva Derneği, Vakfımızın Proje Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağlanan hibe ile Ekolojik Okuryazarlık projesini yürüttü. Ekolojik Okuryazarlık nedir, neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç var ve bu kapsamda hayata geçirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağladığı bu destekle doğayı anlamak ve onu korumak için harekete geçmek isteyen herkese kapımızı açtık. Birlikte, 2 tam gün boyunca üzerinde yaşadığımız gezegen olan Dünyamızın nasıl hayatta kaldığını, karşı karşıya olduğu tehditleri, insan türünün buradaki payını ve neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. İşte bu farkındalıkta olup da, yaşamını bu yönde bu bilinçle devam ettirme kararı alan herkes Ekolojik Okuryazar oluyor. İstiyoruz ki bu farkındalık hepimizde olsun ve gezegenimizin üzerindeki yük azalsın, her anımızı bu sorumlulukla yaşayalım. Bu 2 günlük programa ek olarak, doğayla bağımızı hatırlamak ve güçlendirmek adına İstanbul’daki doğal alanları ziyaret ediyor ve farklı türlerle tanışıyoruz. Yanından her sabah yürüyüp geçtiğimiz ağacı, üstümüzden geçen yüzlerce leyleği tanır ve görür hale geliyoruz. Kadıköy’de bulunan Öğrenme Merkezi’mizde tematik buluşmalar gerçekleştiriyor, birlikte biyolojik çeşitliliği, iklim değişikliğini, yenilenebilir enerjiyi konuşuyoruz.

Bu çalışmaya olan ihtiyacın sebebi, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu tehditler ve alternatif bir gezegenin olmaması (en azından şimdilik). Bu tehditleri ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir bir yaşamı mümkün kılmak için yapmamız gereken şey doğayla olan ilişkimizi hatırlayan ve canlı tutan, ihtiyacı kadar tüketen, yerel olanı tercih eden, temiz enerjiyi talep eden ve sürdürülebilir bir yaşam için karar alma mekanizmalarına dahil olan ya da olmanın yollarını araştıran bireyler olmak.

İklim değişikliği kaynaklı tehditlerin giderek daha görünür hale gelmesiyle bu alandaki eylemler ve farkındalık çalışmaları da hız kazanıyor. Özellikle gençlerin liderliğini yaptığı bu tür eylemler şirketlerin ve devletlerin dikkatini çekmekte başarılı oluyor mu? Sizce Türkiye’de bu konuda gerekli adımları atılıyor mu?

YUVA olarak, özellikle şirketlerin stratejik planlarına iklim değişikliğine dair alınacak önlemlerin somut olarak eklendiğini veya eklenmek istendiğini görüyoruz. Son bir yılda YUVA’nın sunduğu “Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği” başlıklı seminere olan talepteki artış ve kurumların “Yeşil Ofis” olma talebiyle YUVA’ya ulaşmaları bize bunu gösteriyor. Bu şirketlerin çalışma alanları fosil yakıtlardan, ham maddesi plastik veya kağıt olan üretim şirketlerine kadar çeşitlilik gösterebiliyor.

Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele yönünde atılan en güncel ve somut örnek, kömürlü termik santrallerin, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan altı yıl boyunca zehirli gazları doğrudan havaya salmalarının önüne geçen maddenin tüm siyasi partilerin ortak önergesiyle Maden Kanunu teklifinden çıkarılarak komisyona geri çekilmesi oldu. (Maden Kanunu Madde 45: Kömürlü termik santrallerin baca gazı arıtma tesisi, kül barajı gibi çevre yatırımlarına iki yıl daha erteleme kararı). Hava kirliliğine sebep olan ve canlıların sağlığını tehlikeye atan bir şekilde çalışan kömürlü termik santraller, bu yeni kararla zehirli gazlarını havaya salamayacak.

Çevre ve ekoloji alanındaki hak mücadelesi ve yapılan çalışmalar toplumun tamamını ilgilendiriyor ve önemli ölçüde destek buluyor. İklim değişikliğinin yarattığı tehdidin büyüklüğü ve aciliyeti düşünüldüğünde, sizce bu konular sivil toplum kuruluşlarının gündeminde yeterince yer alıyor mu? Bu konuda atılabilecek adımlar var mı?

Greta Thunberg’le birlikte başlayan hareketin buna katkısını hem dünyada hem de ülkemizde somut bir şekilde gördük. Çevre ve ekoloji hareketi, farklı grupları dahil etmeyi ve farklı alanda çalışan kurumların gündemlerine ortak kesen olarak iklim değişikliğini almasını sağladı. Toplumu bilgilendirecek ve harekete geçirecek her yeni çalışma gezegenimiz için çok değerli. O nedenle hiçbir zaman yeterli diyemeyiz, fazlasının zarar vermeyeceği bir hareket çevre hareketi. Hepimizin, tüm canlıların ortak iyiliğine katkı sunuyor.

Yeryüzü Derneği Hibe Sürecini Tamamladı

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 döneminde desteklediğimiz Yeryüzü Derneği’nden Aytaç Tolga Timur ile 10. yılını geride bırakan derneğin çalışmalarını, Türkiye’de ekoloji hareketinin gelişimini ve kurumsal hibenin derneğin çalışmalarına katkısını konuştuk.

Yeryüzü Derneği, sizin deyiminizle “sürdürülebilir, ekolojik ve şenlikli” bir toplumun mümkün olduğuna inanıyor ve çalışmalarını bu vizyon doğrultusunda yürütüyor. Bu kapsam geliştirdiğiniz yaklaşım ve çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Genellikle sivil toplum örgütleri birer çatı olma eğilimindedir. Oysa biz dernekte tam aksini, bir zemin olmayı deneyimliyoruz. İkisi arasında çok temel bir fark var. İlki üstenci, ben bilirimci ve “bilinçlendirme” iddiası taşıyan bir tutum. Oysa ikincisi insanlara alan açan, etkileşimin önemine inanan ve deneyimi öne çıkaran bir yaklaşım. Peki bu nasıl mümkün? Elimizde sağlam matematiksel bir formül yok. Orta yerde bir kaos var ve bunun girdabından nereden çıkılır belli değil. Doğa, el yordamıyla bize yol gösteriyor ama çıkış yolu için garanti asla vermiyor. Doğada hiçbir yerde bir tür, tamamen diğer türlere baskın halde değil. Birlikte varlar. Bu motto yani “birlikte var olmak, kimseyi geride bırakmamak” bizim için çok önemli. İşte bizim Yeryüzü deneyimimiz buradan hareket ediyor. Sürdürülebilir çünkü buna mecburuz. Ekolojik çünkü buna inanıyoruz. Şenlikli çünkü neden sıkıcı olsun ki?

Sizce günümüzün şehir hayatının içerisinde doğa dostu bir yaşam mümkün mü? Yeryüzü Derneği olarak bu konudaki önerileriniz neler?

Bugün ülkemizin yüzde sekseni ve hatta daha fazlası şehirlerde yaşıyor. O halde gezegen için çıkar yol şehirlerden geçiyor. Onu yok sayamaz ya da önemsiz gösteremeyiz. Şehirlerin bu nüfus ağırlığının yanı sıra bizce ikinci önemli noktası yeni fikirlerin %97 oranında şehirlerde ortaya çıkması. Çünkü bir permakültür kavramı ile ifade etmek istersek; şehirlerde kenar etkisi çok yüksek. Yani farklılıklar karşılaşıyor, ilişki ve iletişim kuruyor; işte buradan yaratıcılık fışkırıyor. Bu, şehirlerin gücü. Demek ki bizim başlama noktamız, doğru bir yer. Peki şehirde ekolojik yaşamı başarmak ne kadar mümkün? Bunu belirleyecek ve cevap verecek ise deneyimin kendisi. Orta yere serilen iddianın gerçekleşme ihtimalini, o iddiaya sarılanların çabası belirliyor.

Yeryüzü Derneği yatay bir örgütlenme ve çalışmalarını gönüllülük temeliyle gerçekleştiriyor. Bu tür bir yapılanmayı tercih etmenizin sebebi nedir? Olumlu yanları ve zorluklarını paylaşabilir misiniz?

Yatay bir topluluğun en ayırt edici özelliği, katılımcıların önünü açmasıdır. Kendini ifade etme, sınırlara takılmama ve utangaçlık hissetmeme. Bu saydıklarımız sadece düşüncelerimiz değil, yer yer duygularımız. Belli ki ikisi de sağlıklıysa bir araya gelebiliyoruz. Sadece bir akıl varlığı değiliz, duygularımız ile var oluyoruz. Neticede kendimizi iyi hissettiğimiz alanda yer kaplıyoruz, aksi halde buharlaşıyoruz. Zorlukları sadece alışma sürecinde mevcut. Bu süreç çok kısa çünkü besbelli ki doğamıza uygun olan, kendimizi iyi hissettiğimiz yerde bulunmak.

Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu 2018 döneminde aldığınız hibeyi hangi amaçla kullandınız? Bu destek Yeryüzü Derneği’nin kurumsal gelişimi açısından nasıl bir katkı sağladı?

Bizim için insan kaynağı çok önemli. Desteği bu yönde kullandık ve bize kazandırdığı ivmeye biz de şaşırdık. Etkinliklerimizin niteliği ve insani yanı güçlendi. Bize bir şekilde ulaşan; gönüllü olan, sadece ses vermek isteyen ya da etkinliklere katılmak isteyen bütün yurttaşlara sadece cevap vererek dahi, onların gönlünde bir yer açtık.

Yeryüzü Derneği olarak 2019’da 10. yılınızı kutladınız. Bu süreçte hem Türkiye’de hem dünyada çevre hareketi birçok değişimden geçti. Bu değişim sürecini nasıl yorumluyorsunuz? İklim krizinin sonuçlarının daha da görünür hale geldiği bu ortamda çevre ve ekoloji hareketinin geleceğinin nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz?

Geçtiğimiz 10 yıllık süreçte ekoloji hareket geometrik olarak büyüdü. Sadece bizim ülkemizde değil, dünyada da. Görünür ve hissedilir olan doğal felaketlerin bunun birinci nedeni olduğunu düşünüyoruz. Doğa artık insanlığa sınırlarını hatırlatıyor. Önceleri bunu seve okşaya yaparken şimdi çığlık atıyor. Umuyoruz bu ses, insanlığın kulağında karşılığını bulur. Çünkü insanlık henüz ölmedi. Ama duyulmazsa, bundan sonra yaşayacaklarımız çok daha zorlu olacak. Doğa henüz son sözünü söylemedi.

Önceki sorumuza verdiğiniz yanıt doğrultusunda, Yeryüzü Derneği 2020 yılı itibarıyla çalışmalarında bir değişiklik yapmayı planlıyor mu? 2020 yılı için önceliklerinizi ve planlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Pekiştirmeye çalıştığımız projelerimiz kent bahçeleri, tohum takas şenlikleri, ileri dönüşüm şenlikleri ve kır kent ağı. Öte yandan gıda kooperatifimizi kurarak 2020’nin hemen başında, 2019’un son dört ayında planlarını yaptığımız önemli bir projeyi başlattık. Bu senenin ikinci yarısında kooperatifimizin çok ses getireceğini ve pek çok insana umut duygusu vereceğini düşünüyoruz. Desteğiniz için çok teşekkür ederiz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının:
– Sistematik bir değişim için tasarlanmış, uygulandığında bir model oluşturma vizyonuna sahip yenilikçi pilot proje fikirlerine,
– Alanda çalışan bir STK’nın kurumsal faaliyetlerini ve/veya gelişimini desteklemeye yönelik çalışmalara ve
– Kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlere hibe desteği sağlanacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 240.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 80.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilir:
– En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
– 2019 gelirleri en az 30.000 TL en fazla 1.500.000 TL olan,
– Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen,
– Geçmiş dönemde toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmekle ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar.

Fona başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 16 Mart 2020 günü saat 10:00’a kadar eksiksiz olarak doldurmaları gerekir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Acil Deprem Fonu’nun Birinci Aşaması Sonuçlandı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Acil Deprem Fonu’nun birinci aşaması sonuçlandı.

Acil Deprem Fonu’nun ilk aşamasında Hayata Destek Derneği’ne 60.000 TL hibe desteği sağlanacak.

Afetlerden etkilenen birey ve toplulukların temel hak ve hizmetlere erişimine destek olmak amacıyla 2005 yılında kurulan Hayata Destek Derneği, desteklenen proje kapsamında depremden etkilenenlerin kısa ve orta dönemdeki ihtiyaçlarının doğru şekilde tespit edilmesi ve bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla çalışmalar yürütecek. Deprem bölgesindeki gönüllü çalışmaların sürdürülebilir ve etkili şekilde devam etmesini hedefleyen Hayata Destek Derneği, bu amaç doğrultusunda Elazığ’daki Fırat Üniversitesi’nin Sosyal Hizmet Bölümü öğrencilerinin afet müdahalesi alanında kapasitelerini güçlendirecek hızlandırılmış bir eğitim programı uygulayacak. Bununla birlikte, gönüllü ekibin hane ve çadır ziyaretleri yoluyla ihtiyaç tespiti yapması ve tespit edilen ihtiyaçların giderilmesi için ilgili kurumların bilgilendirilmesi amacıyla çalışmalar yapılacak. Sahadaki mevcut durumun ortaya konulması ve dağıtılan yardımların izlenmesi için ihtiyaç analizi ve izleme raporları da hazırlanacak.

Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklenen Projesini Anlattı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

2019 yılında ilk kez açtığımız Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği ile platformun çalışmalarını, 6284 sayılı Kanunun kadın hakları açısından önemini ve desteklenen projelerini konuştuk.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurulma süreci, Türkiye’de yakın zamanda çok büyük bir toplumsal tepkiye sebep olan Münevver Karabulut cinayeti ile başlıyor. Bize Platformun bileşenlerinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Platform, öldürülen kadınların aileleri ve şiddete maruz bırakılan kadınlar tarafından kuruldu ve çalışmalarımıza bu şekilde devam ediyoruz. Yüzlerce kadın cinayeti, fiziksel-cinsel şiddet, tehdit, hakaret ve çocuk istismarı davası takip ettik ve takip etmeye de devam ediyoruz. Her ay ve her yıl kadın cinayeti gerçeklerinin raporunu kamuoyu ile paylaşıyoruz. Mücadelemize dair kararları, aramıza katılmak isteyen tüm kadınlarla birlikte düzenli toplantılarla alıyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması için eylemler ve eğitimler düzenliyoruz. Kadınları bu mücadeleye katmak ve çözümü gösterebilmek için stantlar açıyor, broşürler dağıtıyoruz. Acil durumlarda kadınların ulaşabileceği destek hattımızla kadınları ihtiyaç duydukları destek konusunda uygun şekilde yönlendiriyor, işlemeyen mekanizmaların harekete geçmesini sağlıyoruz.

Platform olarak Türkiye’deki kadın cinayeti verilerini derleyerek her ay kamuoyu ile paylaşıyorsunuz. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin paylaşımı ve kamuoyunun konuyla ilgili düzenli şekilde bilgilendirilmesinin bu alandaki mücadeleye nasıl bir katkısı oluyor?

Verilerin hazırlanması kadın cinayeti gerçeğinin açığa çıkarılması açısından önemlidir. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi sorunun tespiti ve alınan ya da alınmayan önlemlerin etkisinin ölçülmesi için verilerin tutulması şarttır. Örneğin bizim açıkladığımız kadın cinayeti raporu, 2011 yılının kadın cinayetlerinin en az gerçekleştiği yıl olduğunu gösteriyor. Bu bilgi kadın cinayetlerini durdurmak için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlamamız için önemli bir veri sağlıyor. 2011 yılında ne olmuş diye baktığımızda İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı, 6284 sayılı Kanunun gündeme geldiği yıl olduğunu görüyoruz. Bu da bizi İstanbul Sözleşmesi ve sayılı kanunun uygulanması için bir mücadele vermeye götürüyor.

Kadın cinayetleri sizin ve pek çok kadın hareketi bileşenin de etkisiyle giderek daha görünür hale geliyor, toplumsal bir tepki ve kamuoyu yaratılıyor. Buna rağmen, gerçekleşen şiddet vakalarında azalma gözlemlenmiyor. Kadın cinayetlerini önlemek için ne gibi toplumsal mekanizmalara ihtiyacımız var?

Öncelikle kadın-erkek eşitliğini esas alan önleyici politikalara ihtiyaç var. Yetkililerin açıklamaları, bakanlıkların uygulamaları, yetkili mekanizmaların şiddeti durdurmaya yönelik irade geliştirmesi ve birbiri arasındaki koordinasyonu bu önleyici politikaları kapsar.

Önleyici politikalar tek başına yeterli değildir. Devam eden şiddete karşın tehlike altında olan kadınlar korunmalıdır. Bu da 6284 sayılı Kanun ile mümkündür. 6284 sayılı Kanun etkin bir şekilde uygulanırsa şiddet açığa çıkmadan ya da düzeyi ilerlemeden durdurulabilir.

Eğer şiddet açığa çıktıysa adaletin sağlanması gerekir. Bu süreç kadınların daha fazla örselenmesinin önüne geçerek işletilmelidir. Adalete olan inancın zayıf olmasına rağmen şiddete maruz bırakılan kadınların şikayetçi olma oranının da yükseldiğini görüyoruz. Adalet mekanizması da adil yargılamalar yaparak adaleti sağlamak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak açısından şiddeti normalleştiren ceza indirimlerinin uygulanmaması gerekir. Adaletin sağlanması, sadece kadınların örselenmemesi için değil caydırıcı olacağı için de önemlidir.

Tüm bunlarla beraber sosyal, ekonomik ve siyasi olarak kadınların güçlendirilmesi gerekir. Örneğin 11 milyon kadının iş gücü dahi sayılmadığı, işsizliğin yüksek olduğu Türkiye’de kadınların haklarına sahip çıkma imkanı azalıyor. Ancak sosyal, ekonomik ve siyasi anlamda güçlü olan bir kadının şiddet tehlikesiyle başa çıkması çok daha kolaydır.

Tüm bu mekanizmalar İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanmıştır ve 6284 sayılı Kanunda önemli ölçüde çözümü vardır. Bu nedenle çoğu mekanizmanın işlememesi kadın cinayetlerini körüklüyor. Bütünlüklü olarak bu süreçler işletilirse kadın cinayetlerini durdurabiliriz.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kadınlara ne tür haklar sağlıyor? Alandaki deneyimlerinizden yola çıkarak Kanunun uygulamasına dair mevcut durumu değerlendirebilir misiniz?

6284 sayılı Kanun sadece aile içinde değil, bir kadının tanıdığı ya da tanımadığı bir erkeğin şiddet eylemine ya da olası şiddet tehlikesine karşı koruma sağlıyor. Kanunda, uzaklaştırma kararı, kadının çocuklarıyla berber şiddet kaynağından uzak barınma imkanı, iş yeri değişikliği, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi, adres bilgilerinin gizliliği, elektronik kelepçe uygulaması, yüz değiştirme, maddi destek, çocukların geçici velayeti gibi pek çok koruma ve tedbir maddesi yer alıyor. Tüm kararlar bakanlıkların ve uygulayıcıların koordinasyonu ile gerçekleşmesi gerekiyor ama bu şu an yapılmıyor.

Bir kadın uzaklaştırma kararı aldırdığında bu çoğu zaman kağıt üstünde kalıyor, kadının güvende olup olmadığının takibi yapılmıyor, ya da ihlal durumunda zorlama hapsi için emniyet harekete geçmiyor. Yasada dava görülmeksizin zorlama hapsi uygulanması gerekirken şu an fiili olarak dava açılıyor. Geri kalan koruma ve tedbir kararları ise çok zor çıkıyor. Basından gördüğümüz kadarıyla yüz değiştirme ameliyatı talebi için ise bakanlık bütçelerinin yetersiz olduğu söyleniyor. Elektronik kelepçenin de yetersiz sayıda olduğu belirtiliyor. Kadınlara iş imkanı ve maddi yardım çok zor sağlanıyor. Ya reddediliyor ya da bu karar çıkana kadar uzun süreler geçiyor. Kadınların ne düzey tehlikede olduğunu anlayarak ona uygun koruma kararı verilmesi gerekirken çoğu zaman sadece uzaklaştırma kararı veriliyor. Eskiye göre gelişme olsa da kadınların şikayetlerinin emniyet tarafından işlenmediği de oluyor. İş yeri değişikliği talebi olduğunda kurumlar arası koordinasyonsuzluk sebebiyle talep ya reddediliyor ya da kararın çıkması uzun süre alıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Vakfımızın 2019 yılında ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’ndan hibe desteği alan kuruluşlar arasında yer alıyor. Fon kapsamında desteklenen “Kadınların Can Simidi: 6284 Sayılı Kanun” projesinden bahseder misiniz? Bu proje ile ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz?

Yukarıdaki soruların cevabından anlaşılacağı üzere İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadınlar için hayati öneme sahiptir. 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadına yönelik şiddetin ilk anda önüne geçmek için önemli bir basamaktır. Bu nedenle ‘can simididir’ 6284 sayılı Kanunun uygulanması için önce toplumun farklı kesimlerinin kadınların haklarını bilmesi ve etrafındaki kadınlara güç vermesi gerekir. Bu nedenle, kadınların bulunduğu çevrede en kolay ulaşabilecekleri yerel yönetimleri projedeki odak noktamız olarak seçtik. Beş ilin iki ilçesinde hem belediye çalışanlarına hem de muhtarlara İstanbul Sözleşmesi kapsamında 6284 sayılı Kanunun eğitimlerini veriyoruz. Aynı zamanda o bölgedeki kadınlara yönelik olarak da eğitimler düzenliyoruz. Bu eğitimler, hem 6284 sayılı Kanun çerçevesinde kadınların var olan haklarının neler olduğunun eğitime katılanlar açısından bilinmesini sağlıyor hem de katılanların çevrelerini etkilemesini sağlıyor. Aynı zamanda sadece kişisel etkiler değil belediyelerin kadına yönelik şiddete karşı da harekete geçmesini sağlıyor.

Acil Deprem Fonu Başvuru Süreci Tamamlandı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın iş birliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Acil Deprem Fonu’nun birinci aşaması için başvurular 6 Şubat Perşembe günü saat 22.00’de sona erdi.

Acil Deprem Fonuna, 17’si dernek, 1’i kooperatif, 5’i vakıf ve 2’si federasyon olmak üzere toplam 25 başvuru yapıldı. Fona yapılan başvurularda kurum başına talep edilen ortalama hibe tutarı 52.792 TL olurken, toplamda 1.319.819 TL hibe desteği için başvuru yapıldı. Başvuru yapılan projelerin süresi ise ortalama 3 ay oldu.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sürecimiz devam ediyor. Hibe almaya hak kazanan kuruluşlar ve fonun ikinci aşaması ile ilgili bilgileri ilerleyen günlerden internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşacağız.

İlgi gösteren bütün sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederiz.