Category

Acil Destek Fonu

İhtiyaç Haritası Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Ocak 2020’de Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız İhtiyaç Haritası, Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesini tamamladı. İhtiyaç Haritası, hibe desteğimizle Elazığ’da depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçlarının yerel işletmelerden karşılanarak depremden etkilenen yerel ekonomiye katkı sağlanması amacıyla  geliştirdiğiSosyal Pazaryeri’nin pilot uygulamasını hayata geçirdi.İhtiyaç Haritası, bu süreçte edindiği deneyim ve öğrenimler sayesinde Mastercard Impact Fund’dan aldığı ek destekle Sosyal Pazaryeri sisteminin tüm Türkiye’de kullanılabilecek şekilde geliştirilmesini sağladı. İhtiyaç Haritası Proje Koordinatörü Sevdanur Gökrenk ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında yaptıkları çalışmaları, Sosyal Pazaryeri  ile ilgili gelişmeleri ve İhtiyaç Haritası’nın salgın dönemindeki faaliyetlerini konuştuk.

 Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesini tamamladınız. Projenin amacı ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları  anlatır mısınız?

24 Ocak 2020’de gerçekleşen Elazığ Depremi sonrası İhtiyaç Haritası, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ve Elazığ Valiliği ile doğrudan iletişime geçmiş, ilk 72 saatte ortaya çıkacak en acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ‘‘Elazığ’a Acil Destek’’ başlığı ile bir kampanya oluşturmuştu. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren diğer sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve özel sektörü de kampanya hakkında bilgilendirmişti. 26 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’a ulaşan İhtiyaç Haritası ekibi, diğer STK’lar ile birlikte  Afet Koordinasyon Platformu’nu (Afet Platformu) oluşturdu. Acil ihtiyaçların tespiti ve afetzedelere ihtiyaçların ulaştırılmasında teknolojik altyapı ve koordinasyon desteği sağlandı. İhtiyaç Haritası ekibi Elazığ’da 4 kişilik bir ekip ile yardımların koordinasyonu görevine devam etti ve daha sonra Afet Platformu’nun bir ortağı olarak afet durumlarında çalışmalarını sürdürdü.

Projenin çıkış noktasını, afet yardımlarının doğru ihtiyaç sahipleri ile buluşturulmasında yaşanan aksaklıklar ve bireysel, kurumsal ya da kamu tarafından gerçekleştirilen ayni yardımların yerel ekonomi üzerindeki olumsuz (dışlayıcı) etkisi oluşturuyor. Afetin kamuoyunun ana gündemi haline gelmesinden itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda acil yardım malzemesi bölgeye ulaştırıldı. Afetin akut döneminin atlatılmasının ardından söz konusu yardımlar yerel esnaf ve işyerlerinde iş kayıplarına neden oldu ve yerel ekonomide geri döndürülemez biçimde olumsuz etkiler yarattı. Ayrıca afetzedelerin gerçek ihtiyaçlarının belirlenmesinde de ciddi aksaklıklar yaşandı.

Bu proje, Elazığ’da deprem sonucunda yaşam koşulları olumsuz etkilenen bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi haritalandırılması ve İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri aracılığıyla söz konusu ihtiyaçların yerel işletmelerden karşılanmasını sağlamak amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle gerçekleştirildi. Bu kapsamda, afetzedelerin yaşamsal ihtiyaçları İhtiyaç Haritası gönüllüleri aracılığı haritaya aktarıldı. Tespit edilen ihtiyaçların yerel işletmelerden karşılanması için işletmelerin İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri’ne entegrasyon süreçleri tamamlandı. Son olarak ise yardım kampanyası aracılığı ile ihtiyaç sahiplerinin temel ihtiyaçlarının yerel işletmeler tarafından karşılanması sağlandı.

Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesi kapsamında yaptığınız çalışmaların Mastercard’la bir iş birliği ve yatırım sürecine başlamanıza da vesile olduğunu biliyoruz. Bu iş birliğinin kapsamını, Sosyal Pazaryeri açısından etkisini ve gelecek dönem için planlarınızı paylaşır mısınız?  

İhtiyaç Haritası bu pilot proje sayesinde hayal ettiği sistemin örnek modelini kurgulamış oldu. Projeyi uygularken pek çok konuda iyileştirmelerin ve geliştirmelerin yapılması gerektiğini gördü. Sadece esnaftan satın almayı değil, esnafın tüm siparişlerini yönetebileceği, fatura ve stok bilgisini tutabileceği ve Sosyal Pazaryeri ile entegre çalışan geliştirmeleri gerçekleştirdi. Bu gibi geliştirmelerin tamamı Mastercard Impact Fund programı altında desteklenen El Ele Destek Hareketi Projesi ile gerçekleştirildi. Bu denli büyük bir kaynağı almamızda, pilot olarak uyguladığımız projedeki ihtiyaçları görmemiz ve eksikleri gidermek için yeniden projelendirebilmemiz önemli bir etken oldu. Projeye inandığınız ve başlangıç adımlarımızı desteklediğiniz için bir kez daha teşekkür ederiz.

COVID-19 salgınıyla başlayan süreçte sağlık çalışanları, öğrenciler, sanat emekçileri gibi farklı grupların ihtiyaçlarını gidermek amacıyla çeşitli iş birliklerine ve kampanyalara imza attınız. Bu dönemde öne çıkan ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların giderilmesine katkı sağlayan bağışçıların genel eğilimlerine dair neler söyleyebilirsiniz?

İhtiyaç Haritası kuruluşundan bugüne ihtiyaç sahiplerini destekler ile buluşturmak için çok sayıda proje hayata geçirdi ve kamu, özel sektör ya da sivil toplum ile çeşitli iş birlikleri geliştirdi. Bu birliktelikler genel ihtiyaçlar üzerine yoğunlaşmış olsa da dönemin getirdiği ihtiyaçlarla da hızlıca adapte olabiliyor.

Salgın döneminde çevrimiçi çalışma sistemine geçilmesi ile birçok şirket iyilik odaklı proje üretmeye ve desteklerini ihtiyaç sahiplerine iletmek için doğru bir kaynak arayışına girdi. Bu arayışta İhtiyaç Haritası olarak üzerimize düşen görevi yerine getirdik ve birçok farklı kurum ile çeşitli ihtiyaçların giderilmesi için çalışmalar yürüttük. Bu süreçte bireysel destekçilerin sayısında da bir artış söz konusu oldu. Herkesin bir ihtiyacı gidermek için destek olmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Ayrıca bu dönemde yapılan kurumsal desteklerin sorunları tespit etmeye ve onları gidermeye odaklanması da bizlerin olumlu bulduğu bir başka konu oldu.

Mayıs 2020’de ve Ocak-Şubat 2021’de çevrimiçi festival FestTogether’ı düzenleyerek salgınla birlikte ortaya çıkan çeşitli ihtiyaçların karşılanmasına destek oldunuz. FestTogether kapsamında yapılan çevrimiçi etkinlikler ve festivalin etkisine dair bilgileri bizimle paylaşır mısınız?

Festtogether, ilki 9 Mayıs 2020’de düzenlenlenen, YouTube Türkiye ve netD Müzik YouTube kanalları üzerinden yayınlanan, COVID-19 salgını sebebi ile ortaya çıkan ihtiyaçların izleyicilerin destekleri ile İhtiyaç Haritası üzerinden karşılandığı Türkiye’nin ilk dijital festivali oldu.

Sosyal fayda odağı ve müziğin birleştirici gücü ile dijitalin dönüştürücü etkisini ortaya koyan festivalde ünlü konuklar, müzik yayınları ve paneller yer aldı. İkincisi 2-3 Ocak’ta ve 5 Şubat’ta sanat emekçilerine ve performans sahnelerine destek sağlamak amacıyla benzer bir şekilde organize edildi.

Festivallerin takip edilmesi ve desteklerin iletilmesi noktasında ciddi bir talep yaşandı. Çok çeşitli bir yelpazede bireysel ve kurumsal destekçilerimiz oldu. Bu süreçte toplanan desteklerin ihtiyaç sahiplerine iletilmesi ve yaratılan faydanın bizzat bizim tarafımızdan gözlenebilmesi de çok mutluluk verici oldu.

İhtiyaç Haritası’nın 2021 yılı için öncelikleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını giderecek sürdürülebilir sistemler yaratmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde oluşabilecek COVID dönemi ihtiyaçları ya da deprem gibi acil akut ihtiyaçlar gibi ihtiyaçlarının giderilmesi için tüm gücümüzle çalışmaya, geliştirmeye ve üretmeye devam edeceğiz.

İzmir Eğitim Kooperatifi Oyun Yeniden Başlasın Projesine Başlıyor

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Yaşam boyu öğrenme bilinci ile her yaş grubundan kişilerin temel eğitim ihtiyaçlarını karşılayarak yaşam becerileri gelişmiş bilinçli bir toplumun oluşturulması amacıyla çalışan İzmir Eğitim Kooperatifi’ne (İZEK), İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağlıyoruz. Bu hibe desteğiyle, Oyun Yeniden Başlasın projesini hayata geçirenİZEK deprem nedeniyle travma yaşayan 144 çocuğa psikolojik destek sağlamak amacıyla eğitici drama odaklı çalışmalar yapacak. Proje boyunca gerçekleştirilen faaliyetler ve sahadaki deneyimler doğrultusunda Çocuk Merkezli Deprem Yönetimi El Kitabı hazırlanacak ve proje sürecinin analiz edildiği bilimsel bir  makale yayınlanacak. İZEK Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kurt ile yaptığımız röportajda kooperatifin eğitim alanında yürüttüğü projeleri, İzmir’de depremden etkilenenler için yaptıkları çalışmaları ve Oyun Yeniden Başlasın projesini konuştuk.

İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK), İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Sizi ve çalışmalarınızı daha yakından tanıyabilmemiz için bize İZEK’in amaçlarından ve gerçekleştirdiği faaliyetlerden bahseder misiniz?

İZEK, 38 eğitim gönüllüsünün eğitim sorunlarına çözüm arayışı üzerine bir araya gelerek yaptığı fikir alışverişiyle doğdu. Eğitim gönüllüleri, yaklaşık 1 yıl boyunca eğitim sistemi üzerinde problem taramaları yaptı, araştırdı, analiz etti ve tartıştı. Sonra üretebilecekleri çözümler için uygun bir platform olan kooperatif çatısı altında birleşmeye karar verdi. Böylece 2018 Temmuz ayında İZEK kuruldu. 38 eğitimci, girişimci ve hayalcinin bir araya gelmesi ile kurulan İZEK , adındaki üç kelime içinde çalışmalar üretiyor ve bu başlıkların her birinde derinleşmeyi hedefliyor. Şu an 57 ortağı ile aktif ve çok kanallı uzmanlaşmayı destekleyecek bir organizasyon yapısını kurmaya devam ediyor.

İZEK, İzmir ile ilgili çalışmalar ve saha araştırmaları yürütüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin koordinasyonu ve İzmir’de kurulan eğitim kooperatiflerinin paydaşlığı ile yürütülen İzmir Eğitim Platformu’nun aktif bir üyesi. İzmir’de eğitim durumunu tespit etme, geliştirme ve bu konuda projeler üretme konusunda yürütülen kolektif çabaların gönüllü kurumlarından birisi. Ayrıca Gençlik Köprüsü gibi projelerle Avrupalı gençleri İzmir mekanlarında ağırlayarak İzmir’in tanıtımına da katkı sağlıyor.

Eğitim alanında hem tasarım hem de uygulamada etkin çalışmalar da yürüten İZEK okul öncesi, ilk ve orta dereceli eğitim kurumları (K12), yetişkin eğitimi ve kurumsal eğitimler alanlarında faaliyetler planlıyor, tasarlıyor ve uyguluyor. Sanatçı ortaklarının çokluğu ile eğitime farklı disiplinlerin katkısını sağlayacak hibrit tasarımlar oluşturuyor. Bunları hem kurumlara hem bireylere ulaştırıyor. Eğiticinin eğitimi başlığı altında yürüttüğü çalışmalarla da etki alanını genişletiyor ve dokunduğu kitleyi çarpan etkisi ile artırmaya devam ediyor.

Kooperatif alanında ise altyapıya çok ciddi kaynak ayıran İZEK, kurum olarak kooperatiflerin işleyişini sistemli hale getirmeyi başat işlerinden biri olarak tanımlıyor. Prosedürler oluşturan yaklaşımı ile vakalar üzerinden sistemleştirmeye gidiyor ve bu deneyimleri yazılı hale getirerek kooperatifçilik literatürüne katkı sağlıyor. Kooperatifçilik, ortaklık yapısı, mali işleyiş, kooperatif içi girişimcilik, girişim ortaklığı gibi başlıklarda sözleşmeler oluşturuyor, sistemler kuruyor ve bunların eğitimlerini ülke genelinde vermeye devam ediyor.

İZEK bu ana çalışma alanlarındaki faaliyetlerini atölyeler, sosyal etkinlikler ve projeler başlıkları altında yürütüyor.

Eğitimin çevrimiçi olarak devam ettiği bu günlerde öğretmenler ve sanatçıları bir araya getirerek Sanat ile Geliştirilen Çevrimiçi Eğitim projesini hayata geçiriyorsunuz. Bu projede öğretmenlerle sanatçıları bir araya getirmenizin nedenlerinden bahseder misiniz? Bu iki grubun işbirliğiyle nasıl bir çalışmayı hayata geçirmeyi planlıyorsunuz?

Salgın sebebiyle okulların çevrimiçi eğitime hızla geçiş yapmasından olumsuz etkilenenlerin başında okul öncesi ve ilköğretim öğrencileri, dolaylı olarak da bu çocukların öğretmenleri geliyor. Öğrencilerin ekran başında aktif ve derse ilgili kalmalarını sağlayabilmek amacıyla sanatçılar ve öğretmenler işbirliği yaparak çevrimiçi eğitimlerde kullanılacak yaratıcı içerikleri birlikte üretiyor. Bu üretim alanı, öğretmenleri ve sanatçıları yeni yöntemler geliştirecek bir etkileşim alanı olarak tasarlanıyor.

Öğretmenler değişik sanat disiplinlerinin atölyelerine katılıp edindikleri bilgileri, öğrencilere aktarmaları gereken kazanımlarla eşleştirecek çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Her öğretmenin bu atölyeler sonucunda tasarladığı eğitim programları birden fazla sanatın olanaklarını barındırmasıyla dikkat çekiyor. Tüm bu eğitim tasarımlarının derslerde kullanılması gözleniyor ve bazende uygulamaya sanatçıların da eşlik etmesi sağlanıyor. Çocuklar rutin ders içerisinde karşılarında birden bir pandomim, kukla, tiyatro, sinema, dans ya da fotoğraf sanatçısını görerek, onlarla keyifli ve deneyimsel bir öğrenme yolculuğuna çıkıyorlar.

Sanatçılar ise, hakim oldukları sanat disiplinin inceliklerini öğretmenlere aktarırken onlardan da kendi sanatlarının eğitimin hangi alanına, hangi kazanımına ya da hangi ihtiyacına cevap vereceği yönünde deneyim elde ediyorlar. Böylece sanatları ile eğitimi buluşturacak yeni bir dil, yeni bir üslup ve yeni bir format belirliyorlar. Onlar da aynı öğretmenler gibi belirli bir konuyu ya da problemi esas alan eğitim tasarımları gerçekleştirerek yepyeni bir mesleki alan yaratmış oluyorlar.

Proje, tüm bu çalışmaların sonucunda en önemli katkıyı elbette ki çocuklara sağlamış oluyor. Onları derslere daha iyi odaklanmalarını ve hedeflenen kazanımlara ulaşabilmelerini sağlayacak eğitim tasarımları ile buluşturuyor. Sanatsal okuryazarlık, genel olarak öğrencilerin algı, kavrama ve tanımlama becerilerine ivme kazandırırken, kendilerinde henüz fark etmedikleri yetenek, bilinç, görgü ve ifade kabiliyetleri ile tanışmış oluyorlar. Proje ayrıca salgın sürecinde işsiz kalan sanatçılara İZEK’e ortak olma imkanı sunuyor ve onları ek eğitimlerle de destekliyor. Böylece üretecekleri eğitim atölyeleri ile sürdürülebilir gelir elde etmelerine  olanak tanıyor.

Projenin etki gücü ve verimi için en önemli gösterge ise resmi olarak 10 Aralık’ta tamamlanmasına karşın haftalık buluşmaların  hala devam ediyor olması. Hala her çarşamba günü sanatçılarla öğretmenler bir araya gelerek kendi disiplinleri ile diğer alanları birleştirecek etkinlik paylaşımlarına devam ediyorlar.

İzmir Depremi sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından biri olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Sahadaki deneyimlerinizden yola çıkarak, deprem sonrasında yapılan müdahale çalışmalarının koordinasyonu ve çocuklara yönelik çalışmaların etkisi konusundaki görüşleriniz nedir?

Depremin hemen ardından İZEK ortakları, deprem alanında birçok farklı alanda gönüllü faaliyetlerde bulundu. İlk olarak, deprem sonrası acil yardım için gerekli olanakların sağlanmasında destek verildi. Ardından evine giremeyen depremzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gerekli beslenme, temizlik vb. gibi ihtiyaçların giderilmesine ve maddi yardımlar sağlanmasına odaklanıldı. Bu yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında ve toplanan malzemelerin depolanmasına kooperatif ortakları kendi olanakları dahilinde katkı sağladı. Bu kapsamda, kurumsal ortağımız Bayraklı Belediyesinin koordinasyonunu üstlendiği, farklı çadır bölgelerinde de gönüllü çalışmalar yapıldı ve ve belediye çalışanlarına yardımcı olundu.

Psikolog, eğitmen, belediye görevlisi, arama kurtarma görevlisi ve çocuk gelişim uzmanı gibi birçok farklı alanda uzmanlığa  sahip olan ortaklarımız, afet bölgesinde ve çadır alanlarında farklı bakış açılarıyla durum değerlendirmeleri yaptı ve diğer İZEK ortaklarına anında bilgi sağladı. Aynı zamanda birçok farklı sivil toplum kuruluşu (STK) ile işbirliği içinde olan ortaklarımızdan ve diğer STK’ların içinden de  bilgi aktarımı yapıldı ve işbirliği gerçekleştirildi. Bu bağlamda alanda aktif çalışan ortaklarımızdan edinilen bilgiler bize her bir organizasyonun kendi gücü dahilinde destek verme çabalarında zaman zaman özellikle çocuklara yaklaşım sürecinde ehliyet gözetmeden, denetimsiz müdahale çabası içinde olduklarını gösterdi. Yapılan bu yanlış müdahalelerin, daha sonraki dönemde uygulanan terapötik faaliyetlerde, zarar verici etkileri ile de ayrıca çalışılmasını gerektirecek ağır sonuçlarının olduğu görüldü.

Yalnız psikolojik müdahalelerde değil, benzer biçimde eğitim açısından yapılan uygulamaların da kontrolsüz ve düzensiz olması çocukları olumsuz etkiledi. Çadır alanlarında gönüllüler tarafından düzenlenen eğitim etkinlikleriyle ilgili çocuklara görüşleri sorulduğunda eğlenceli ama yetersiz, bazen de sürekli aynı tekrarlardan dolayı bezdirici olduğu cevapları alındı. Gönüllüler de bir süre sonra alana verilen desteklerin çekildiğini ve yalnız bırakıldıklarını belirttiler  Depremzedelere yönelik olarak farklı kamu kurumları veya özel kurumlar tarafından  uygulanan iyileştirici faaliyetler düzensiz ve plansız olması sebebiyle aileler ve çocuklar üzerinde zarar verici etkilere sebep olabiliyor. Halbuki, bu dönemde özellikle çocuklara yönelik yapılacak iyileştirici faaliyetlerin; belli bir disiplin içinde, işin ehli ekiplerce işbirliği içinde planlanarak sürdürülebilirliğinin sağlanması önem teşkil ediyor.

Tam da bu sebeple afet sonrası çocuklara yaklaşımla ilgili çalışmanın nasıl yapılması gerektiğine ilişkin standartlarının oluşturulması ihtiyacı projemizin oluşumuna kaynaklık etti. İZEK ortakları depremin olduğu günden bu yana bireysel olarak başladıkları gönüllü çalışmalara  devam ediyorlar.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında  sağladığımız hibe ile Oyun Yeniden Başlasın projesini hayata geçireceksiniz. Bize bu projenin amaçlarını ve bu kapsamda yapacağınız çalışmaları anlatır mısınız?

Oyun Yeniden Başlasın projesi çocukların afet durumlarında yaşayabilecekleri mağduriyetler düşünülerek ve doğal afet durumlarında uygulanabilirliği olan sistematik bir yaklaşım oluşturabilmek amacıyla geliştirildi. Afet sonrası müdahalelerde kalıcı çözümler üretmek hedefi ile yola çıkıldı, sorun tespit çalışmaları yapıldı ve çocukların afet sonrası korunması, eğitimi ve iyileştirmelerini hedefleyen bütüncül bir çalışma planlandı.

Pilot bir çalışma olarak planlanan projenin temel amacı  Türkiye acil eylem planı içerisinde çocuklar konusunda standart uygulamanın sağlanabileceği bir çalışma bulunması. Bu nedenle projeyi yürütmek için yapılması gerekenler görüşüldü, projede eğitimcilerin yanı sıra, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve psikologların işbirliğine ihtiyaç duyulduğu kararına varıldı. Bu kapsamda konunun çözümü için ilgili kurum ve kişiler ile bir araya gelerek bu proje hazırlandı. Toplam 8 ay olarak planlanan proje, 1,5 ay hazırlık devresi, 4 ay eğitim ve gerekli görüldüğü takdirde travması devam ettiği belirlenen çocuklara psikolojik destek sağlanması ve 2,5 ay süreyle raporlama, bilimsel makale ve kitap yazım sürecinden oluşuyor.

Proje kapsamında düzenlenecek  tüm eğitim programları ve terapi görüşmeleri, hafta sonları ve çevrimiçi ortamda yapılacak. Atölyeler, çocukların psikolog görüşmeleri ve aile toplantılarından oluşan takvim içerisinde eğitmenlerin ve psikologların haftalık koordinasyon toplantıları ile tüm proje ekibinin katılacağı değerlendirme toplantıları yer alacak. Proje sonunda, eğitimde yer alan çocukların çalışmaları ile çevrimiçi bir şenlik gerçekleştirilecek.

Bayraklı Belediyesi ile ortak çalışarak Bayraklı ilçe sınırları içerisinde yaşayan mümkün olduğu kadar çok çocuğa ulaşmak hedefleniyor. Geniş bir kontrol grubu oluşturmak projenin nihai hedeflerinden olan bilimsel yayının güçlenmesi için daha fazla veri toplanmasını sağlayacak. Bu geniş örneklem grubuna ön test yapılacak ve içerisinden koordinasyon ekibi kriterlere uygun 144 çocuk belirlenerek proje kapsamındaki eğitimlere dahil edilecek. Eğitim döneminin sonunda eğitime dahil olan 144 çocuğa son test yapılacağı gibi geniş örneklem grubuna da son test uygulaması yapılacak ve böylece karşılaştırmalı analiz için veri sağlanmış olacak.

Projede çocukların gelişim aşamalarına göre belirlenen 6-7, 8-9 ve 10-11 yaş grupları için ayrı sınıflar oluşturulacak. 16 hafta boyunca cumartesi ve pazar günleri her biri 12’şer kişiden oluşan toplamda 12 grup ile atölyeler gerçekleştirilecek. Eğitimler her grup için haftada bir kere olacak ve toplam 16 hafta sürecek.

Projedeki temel yaklaşım eğitici drama yöntemi olacak. Bu doğrultuda, alanında tecrübeli dört uzman yaratıcı drama eğitmeni projede görev alacak. Atölyelere başlamadan önce eğitmenlere İZEK’ten uzman bir kadro tarafından Dijital Yetkinlik Eğitimi, Ege Üniversitesi akademisyenleri tarafından eğitim programının içeriğine yönelik bir eğitim ve uzman psikologlar tarafından travmatik durumlarda dikkat edilmesi gereken noktaları içeren bir eğitim sağlanacak. Eğitmenler ilgilendikleri sınıflarda 16 hafta süre ile aktif görev alacak ve sınıfların eğitmenleri değişmeyecek. Son olarak ailelere süreç konusunda bilgilendirmelerin yapılacağı, kendilerine ve çocuklarına yaklaşımların değerlendirildiği toplantılar uzmanlar tarafından aylık olarak toplamda beş defa gerçekleştirilecek.

Oyun Yeniden Başlasın projesi kapsamında Çocuk Merkezli Deprem Yönetimi El Kitabı başlıklı bir yayın hazırlamayı planlıyorsunuz. Bu yayının amacını ve bu kapsamda ele alacağınız konuları paylaşır mısınız? Bu çalışmanın afet müdahalesi alanına ne tür bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Oyun Yeniden Başlasın projesi sonucunda elimizde iki önemli çıktı olacak. Bunlardan biri projemiz kapsamındaki eğitimin ve sürecin analiz edildiği bilimsel makalenin yayınlanması. Bir diğeri ise içinde proje sürecinde edindiğimiz deneyim, bilgi birikimini ve 16 haftalık eğitici drama eğitim içeriklerinin yer aldığı ihtiyaç dahilinde yetkinliği olan her eğitimcinin ulaşabileceği ve kısa bir eğitici eğitimi alarak uygulayabileceği bir el kitabı olacak.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bir pilot çalışma olarak planlanan projemizin esas amacı Türkiye acil eylem planı içerisinde çocuklar konusunda standart uygulamanın sağlanabileceği bir çalışma yapmak. Böylelikle, bu projenin afet durumlarında çocuk merkezli eylem planlarının yaygınlaşmasına öncülük etmesi ve aynı anda birçok yerde uygulanabilir ve ölçeklenebilir bir eğitim programı elde edilmesi planlanıyor.

Hazırlanan bilimsel makale, lisanslı bilim yayın organlarında ulusal ve uluslararası yayın haline getirilecek ve akademik çevrenin dikkatine sunulacak. Aynı şekilde basılı kitap ilgili kurumlara ulaştırılarak edinilen tecrübenin paylaşımı ve benzer durumlarda tekrar uygulanabilmesinin olanakları artırılacak. Her iki yayının dağıtımı da etkin biçimde sürdürülecek. İlgi duyanlara ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda yaygınlaştırma çalışmaları yapılacak. Basılı yayının dağıtılmasının yanı sıra e-kitap versiyonunun dijital dağıtımı da gerçekleştirilecek ve yayınların dijital versiyonları İZEK’in internet sitesinden paylaşılacak.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek Projesi’ne Başladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Türk Psikologlar Derneği (TPD) İzmir Şubesi psikoloji biliminin topluma katkısını artırmayı hedefleyerek kamu yararını gözeten psikolojik destek çalışmaları gerçekleştiriyor. Dernek, hibe kapsamında Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek projesi ile merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremden doğrudan veya dolaylı biçimde zarar gören kişilere toplamda 4.400 seanslık akut ve uzun dönemli terapi desteği sağlamayı hedefliyor. TPD İzmir Şubesi’nden Psikolog Esma Çetin ile yaptığımız röportajda toplumsal olaylar ve afetler sonrasında yaşanan travmaların etkilerini ve bu kapsamda yapılan psikolojik müdahalelerin önemini, Deprem Sonrası ve Covid-19 Süreci Psikososyal Destek Hattı’nı ve İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında yürüttükleri psikolojik destek çalışmalarını konuştuk.

Türk Psikologlar Derneği’nin kuruluş amaçlarından ve Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi olarak bu amaçlar doğrultusunda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Türk Psikologlar Derneği (TPD), 1976 yılında Ankara merkezli olarak faaliyetlerine başladı. TPD İzmir Şube ise 1989 yılından itibaren Ege Bölgesinde hizmet vermeye devam ediyor. TPD, çalışmalarını; psikoloji biliminin ve mesleğinin tanıtılması, geliştirilmesi, psikologlar arası dayanışmanın sağlanarak mesleki hakların koruması üzerine temellendiriyor.  TPD psikoloji biliminin, hak temelli politikalar üzerinden ve ayırım gözetmeksizin tüm toplumun yararına kullanılmasını hedefliyor. Bu doğrultuda sağlık, eğitim, adalet, endüstri gibi çeşitli alanlarda psikoloji biliminin katkılarını artırmayı amaçlıyor.

TPD, faaliyetlerini mesleki faaliyetler ve toplum yararına gerçekleştirilen faaliyetler olmak üzere temel olarak iki hatta yürütüyor. Mesleki faaliyetler arasında; meslek haklarının korunması için yapılan çalışmalar, savunuculuk faaliyetleri, bilimsel toplantı ve kongreler düzenlemek sayılabilir. Toplum yararına gerçekleştirilen faaliyetler ise koruyucu- önleyici çalışmalar ve müdahale çalışmaları olmak üzere yine iki ayrı kanalda yürütülüyor. Koruyucu- önleyici faaliyetler kapsamında halka açık konferanslar, paneller ve eğitim programları düzenleniyor; diğer sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar organize ediliyor. Müdahale çalışmaları kapsamında ise doğrudan ruh sağlığı sağaltım ihtiyacı bulunan kişi ve gruplara hizmet sağlanıyor. Depremden etkilenen kişilere sağlanan psikososyal destek de müdahale çalışmalarımız kapsamında değerlendiriliyor.

Alandaki tecrübelerinizden yola çıkarak, toplumsal olaylar ve afetler sonrasında yaşanan travmaların toplumsal etkileri ve bu kapsamda yapılan psikolojik müdahalelerin önemine dair neler söylemek istersiniz?

Doğal afetler ve toplumsal olaylar sonucunda yaşanan travmatik yaşantılar; yoğun kayıp ve stres faktörünü içerdiği için toplumu, yaşanan bireysel travmalardan daha farklı şekilde etkileyebiliyor. Bu tür olayların en travmatize edici yanları, afetler sırasında fiziksel yaralanmanın çapı, ölüm korkusu, yakınların ölümü ve mülk kaybı olarak karşımıza çıkıyor.

Ruh sağlığı çalışanları; afetler sonrası yaptıkları müdahale çalışmalarında, travma terapisi yapmak yerine öncelikli olarak başvuruları aciliyete göre sınıflandırma (triyaj), destek ve rahatlatma ile “psikolojik ilk yardım” sağlamayı amaçlar. Toplumsal dayanışma, kişiler için önemli bir sosyal destek kaynağı oluşturduğu için bireylerin maruz kalınan veya tanık olunan durumla baş ederek mevcut baş etme kaynaklarını harekete geçirmesini veya güçlenmesini destekler. Çünkü; biliyoruz ki travmatik yaşantılar sonrasında kimimiz kendi kaynaklarımızla bu durumun üstesinden gelebilse de kimimizin destek almaya ihtiyacı olabilir.

Deprem Sonrası ve Covid-19 Süreci Psikososyal Destek Hattı’nın amacından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

30 Ekim 2020 Ege Denizi depreminin gerçekleştiği akşam vakti itibariyle çalışmalarımıza başladık diyebiliriz. Geçmiş yıllarda Türkiye’de yaşanan depremler ve diğer psikososyal destek çalışmalarda yer alan deneyimli meslektaşlarımız ile ilk etapta ihtiyaç belirleme ve çalışmamızı nasıl bir şekilde yürütmemiz gerektiğine dair şemamızı oluşturduk.

1 Kasım tarihi itibarıyla sosyal medyadan psikososyal destek çalışması için gönüllü psikolog çağrısına çıkıldı ve 8 Kasım tarihinde yoğun başvurudan dolayı gönüllü başvurumuzu sonlandırdık. Toplamda 2.460 öğrenci ve meslektaşımız, deprem sonrası psikososyal destek çalışması için gönüllü olmak istediklerini bildirdiler.

Bunun yanı sıra 3 Kasım itibarıyla Türk Psikologlar Derneği, İzmir Şubesi-Travma Birimi gönüllüleri olarak çadır alanlarında bulunmaya başladık. Toplamda 71 gönüllümüz ile 6 ayrı çadır alanında 13 Kasım tarihine kadar gerek bireysel görüşmeler gerekse psikolojik ilk yardım grup çalışmaları ile destek vermeye devam ettik. 13 Kasım tarihinden sonra koronavirüs enfeksiyonunun artması nedeniyle hem çadır alanlarında bulunan depremzedeleri riske atmamak hem de gönüllü olarak destek veren uzmanlarımızı gözetmek adına sahalardan ayrılıp psikolojik destek sürecine, salgının başlaması ile tanıştığımız ve pratik kazandığımız çevrimiçi platformda devam ettik. 13 Kasım’dan bu yana çalışmalarımız çevrimiçi olarak devam ediyor.

Salgın sürecinin başında açmış olduğumuz 0 (850) 307 03 35 numaralı sabit hattı, deprem sonrası destek hattı olarak da kullanmaya başladık. Kasım 2020’den bu yana Aile Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanlığı ve sahada Türk Kızılay ile koordineli olarak yürüttüğümüz bu çalışmada önceleri çadır alanlarında ve daha sonra oluşan konteynerların bulunduğu alanlarındaki kişiler ile irtibatımızı hiç kesmedik. Çalışmamız tabii ki sadece alanlarda bulunan kişilerle sınırlı değil, depremden etkilenen ve/veya tetiklenen herkese destek vermeye çalışıyoruz.

İzmir Büyük Şehir Belediyesi ve Karşıyaka Belediyesi ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sonucunda, belediyelerimiz yaptığımız çalışmaları ve deprem destek hattımızın duyurusuna ilişkin olarak yayın konusunda vatandaşlarımıza ulaşmamıza katkı sunuyor.

Proje kapsamında yürüttüğümüz bu çalışmanın 1 Şubat 2021 tarihine kadar geldiği noktayı paylaşmam gerekirse;

  • Şu ana kadar 292 öğrenci ve mezun meslektaşımız gönüllü olarak çalışmaya destek verdi. 142 gönüllümüz “Online Destek Ekibi’’ olarak görüşme yapan uzmanlardan oluşuyor. 49 gönüllümüz “Triaj Ekibi’’ olarak sabit hatta gelen aramaları karşılıyor. 71 gönüllümüz “Saha Ekibi’’ olarak sahalarda çalıştığımız zaman destek veriyordu ve şimdi de çoğunlukla diğer ekiplerde destek vermeye devam ediyor. 27 gönüllümüz ise “Koordinasyon Ekibi’’ olarak çalışmanın devamlılığını sağlıyor.
  • Meslektaş ve gönüllülerimize yönelik olarak afet, kriz ve travmatik durumlarda psikososyal destek çalışmaları hakkında bilgi vermek amacıyla toplam 17 ayrı oturum ile 846 kişiye eğitim verdik. Bunun yanı sıra 14 ayrı oturumda “Çalışana Destek” grubu düzenledik. Bu grupların çoğu deprem sonrası arama kurtarma ekiplerinde görev alan kişilerden oluşuyor.
  • 22 Ocak tarihinde ilk oturumunu gerçekleştirdiğimiz toplamda 8 hafta boyunca sürecek “Travma Psikolojisi” eğitimini düzenledik. Bu eğitimi deprem sonrası destek vermek istediklerini bildiren tüm gönüllülerimiz için ücretsiz olarak planladık.
  • Çalışmamızda yer alan tüm gönüllü meslektaşlarımız için 9 süpervizörümüz tarafından toplamda 46 süpervizyon toplantısı gerçekleştirildi ve süpervizyon grup toplantıları devam ediyor.
  • 30 Ekim tarihinden bu yana toplamda 1.731 kişiye psikososyal destek verdik ve bu kişilerle toplam 2.352 görüşme gerçekleştirdik.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibenin depremden etkilenen kişilere nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

Depremin gerçekleştiği günden itibaren geçen ilk 30 günü akut süreç olarak adlandırıyoruz ve çalışmalarımızı akut müdahale programına göre planlıyor ve uyguluyoruz.  Hibe desteğinizle hayata geçireceğimiz proje kapsamında yürüttüğümüz bu çalışmanın 12 ay boyunca devam etmesini planlıyoruz. Bu sayede, ilk 1 ayı tamamladıktan sonra da travma sonrası müdahale programımız ile depremden etkilenen kişilere destek vermeye devam edeceğiz. Çalışmamızın amacı, yaşanan bu travmatik süreç sonrasında verilen destek ile kişilerin travma sonrası stres tepkilerini anlamlandırabilmelerine yardımcı olmak ve uzun vadede travma sonrası stres bozukluğunun gelişmesinin önlenmesini sağlamak. Bu kapsamda psikososyal destek hattı aracılığıyla bize ulaşan danışanlar, meslektaşlarımız tarafından bir ön görüşmeye dahil edilerek çevrimiçi görüşme süreci için deneyimli gönüllü psikologlarımıza yönlendiriliyor.

Toplumun ruh sağlığını korumak ve desteklemek için biz uzmanların ruh sağlığını korumak ve mesleki anlamda desteklemek kurum olarak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu nedenle de çalışmamız boyunca gönüllü destek veren uzmanlarımız için süpervizyon ve özbakım grup çalışmalarımız devam edecek. Diğer yandan uzmanlarımızın daha donanımlı olarak ilerlemelerini sağlamak için eğitim programları da düzenleyerek depremden etkilenen bireylere daha etkin bir şekilde destek sağlamayı hedefliyoruz.

Hibe kapsamında yapacağınız çalışmalarda depremden etkilenen kişilere hem akut hem de uzun vadeli psikolojik destek sağlamayı hedefliyorsunuz. Bu yöntemlerin kapsamını ve bu tür bir yaklaşımı tercih etmenizin nedenlerini anlatır mısınız?

Travma sonrası kısa ve uzun süreli müdahalelerde çeşitli yaklaşımlarla çalışılıyor. Ancak hem gönüllü ağımızı etkin kullanmak hem de kısa sürede sonuçlar elde etmek üzere danışanlarımız ile ortalama beş görüşme gerçekleştirilerek sistemimizin yürütmesini sağlıyoruz. Her danışanın ihtiyacına yönelik olarak şekillenen görüşmeler temel olarak travma sonrası müdahalelerde etkililiği kanıtlanmış psikoeğitim ve psikolojik ilk yardım temelinde seyrediyor.

Psikolojik ilk yardım, herhangi bir travmatik olaydan etkilenen insanlara hemen yardım etmeyi amaçladığından özellikle akut dönemde ön planda yer alıyor. Her danışan deprem sonucunda başvurmuş olsa da belirtileri, etkilenme düzeyleri ve gidişatları farklılık gösterdiğinden seans içeriğini her danışan için aynı şekilde yapılandırmak mümkün olmuyor. Bu doğrultuda uzmanlarımız gerektiğinde danışanın yararını gözeterek Bilişsel ve Davranışçı Terapi (BDT), Davranışçı Terapi ya da Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) teknikleri başta olmak üzere kendi yetkinlikleri çerçevesinde görüşme süreçlerini de yapılandırabiliyorlar. Travma alanında deneyimli süpervizörlerimiz tarafından verilen süpervizyonlarla hem akut dönem hem de uzun vadeli psikolojik destek süreci takip ediliyor.

Hazırladığımız bu projenin Turkey Mozaik Foundation, Kahane Foundation ve  Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından desteklenmesi alanda çalışan psikologları ve Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi olarak bizleri oldukça motive etti. Öncelikle bu çalışma için gönüllü olan tüm öğrenci ve meslektaşlarımıza, çalışmamızı destekleyen Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, İzmir Büyük Şehir Belediyesi’ne, Karşıyaka Belediyesi ve Türk Kızılay’a son olarak da çalışmanın süreğen bir hale gelmesini destekledikleri için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, Turkey Mozaik Foundation’a ve Kahane Foundation’a ayrıca teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz BisiKoop Çalışmalarına Başladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

İzmir’de bisikletli ulaşımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten S.S. Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’ne (BisiKoop) İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Kahane Foundation  finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İzmir’de deprem sonrası oluşan yoğun trafik problemini bisikletli ulaşım yoluyla atlatarak arama kurtarma faaliyetlerinin etkin şekilde yürütülmesine destek olan Bisikoop, hibe desteğini kurumsal kapasitesini geliştirmek ve gönüllü yönetimini güçlendirmek amacıyla kullanacak. Bisikoop bu sayede olası diğer afetlerde  benzer çalışmalar yapmaya hazırlıklı hale gelecek ve bu çalışma modelini afet sonrası müdahalelerin etkinliğini artırmak amacıyla diğer illerde de yaygınlaştıracak. BisiKoop Kurucu Ortağı Mustafa Karakuş ile salgına karşın alınan önemler kapsamında evde kalan kişilere destek olmak için kurdukları sosyal girişim BisiDestek’i, İzmir Depremi’nde sahada gerçekleştirdikleri lojistik faaliyetlerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

İzmir’de faaliyet gösteren Bisikoop Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’nin kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2018 yılında 35 kurucu ortak ile kurulan BisiKoop, Türkiye’de bisikletli ulaşımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik olarak ve bisikletlilerin ortak ihtiyaç ve sorunlarına çözümler üretmek amacıyla ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler yürütüyor.  Misyonumuz ve vizyonumuz doğrultusunda Uluslararası Kooperatif Birliği’nin (International Cooperative Alliance) uluslararası kooperatifçilik ilkelerine göre faaliyet göstermeyi ve binlerce bisikletlinin ortak olduğu örnek bir işletme olmayı hedefliyoruz.

BisiKoop, genel kurulunda aldığı kararla İkinci El Bisiklet ve Takas Pazarı, Bisikletli Tur Organizasyonları, Bisiklet ve Aparatları Kiralama, Mobil Bisiklet Servisi, Bisiklet Sürüş Eğitimleri faaliyet konularında çalışma grupları oluşturdu ve şu an halen aktif olarak bu alanlarda faaliyetleri yürütüyor.

2019 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı’na yapılan BisikletliKent-İzmir (CitiesOnBike) başvurumuz kabul edildi ve bu projenin faaliyetlerini 2020 yılı sonuna kadar başarıyla tamamladık. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karşıyaka Belediyesinin de proje ortağı olduğu 98.000 USD bütçeli proje kapsamında İzmir ilindeki ilçe belediyelerin bisikletli ulaşımı geliştirme konusundaki kapasitelerini iyileştirmeye yönelik bir dizi faaliyet gerçekleştirdik.

Türkiye’nin birçok şehrindeki kentsel ulaşım problemlerini ve çevresel etkilerini düşündüğümüzde bisikletli ulaşımın bu konuların çözümünde nasıl bir etkisi olabileceğini düşünüyorsunuz?

Bisikletli ulaşım, yeni dünyada sürdürülebilir ulaşım stratejisinin çekirdeğini oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerde, otomobil odaklı ulaşım çözümleri rafa kaldırıldı; insan odaklı mikro-mobilite (e-scooter), bisiklet/elektrikli bisiklet ve yaya ağırlıklı çözümler devreye alınmaya başladı. Şehir düzeni her bireyin en fazla 15 dakikada erişebileceği hale getirilmek üzere yeniden tasarlanıyor.  

Ülkemizde, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma konuları gittikçe daha ağırlıklı olarak kentlerin gündemine giriyor. Mevcut otomobil temelli ulaşım anlayışının sürdürülebilir olmadığına ilişkin farkındalık gelişiyor.

Bisikletli ulaşımın gelişmesi; hava ve çevre kirliliğini, kentlerdeki trafik ve otopark problemini, petrolde dışa bağımlı bir ülkenin getirdiği ekonomik problemleri azaltacaktır. Ayrıca, bisikletli ulaşımın beden ve ruh sağlığına da olumlu katkıları göz ardı edilemeyecek ölçüde olduğunu biliyoruz.

Bisikletli ulaşımın gelişmesi sadece kamu ve yerel yönetimlerin çabaları ve imkanları ile mümkün değil. Kapsayıcı ve katılımcı bir yaklaşımla sivil toplumun da bu alanda aktif olması gerekiyor. Bisikletli ulaşımın ileri düzeyde gelişmiş olduğu kentlerde özellikle bisiklet kooperatiflerinin de çok aktif olduğunu ve bu kooperatiflerin yerel yönetimler ve kamu kurumları ile birlikte ortak projeler geliştirdiklerini görüyoruz. Bisikletli ulaşımın gelişmesi trafik, çevre ve sağlık gibi pek çok probleme çözümler sunarken aynı zamanda kargo, lojistik ve hızlı tüketim gibi pek çok sektörde de olumlu değişikliklere neden oluyor.

Bisikoop bünyesinde ihtiyaç sahiplerine bisikletle ulaşmak üzere kurulan BisiDestek kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve özellikle de İzmir Depreminin ardından yürüttüğünüz acil müdahale çalışmalarından bahseder misiniz?

Geçen sene başlayan COVID-19 salgınından dolayı yaşlılar, evlerinde çocukları bırakacak kimsesi olmayan ebeveynler ve engelliler gibi toplumun önemli bir kısmı evden dışarı çıkamıyordu. BisiKoop ortakları, Mart 2020’de bu probleme yönelik BisiDestek isminde bir sosyal girişim başlattı. BisiDestek, evden çıkamayanların dışarıdaki ihtiyaçlarını karşılamak ve problemlerini çözmek için bisikletli gönüllüler ile organize oldu.

Bu süreçte 120’ye yakın gönüllü ile 2500’e yakın kişi ve kurumun problemini çözdük. Çağrılar BisiDestek için devreye alınan ücretsiz çağrı merkezi üzerinden alındı. Çağrı merkezinde masa başında çalışan 7 gönüllü 4 ay boyunca hizmet verdi. Gönüllülerimiz aynı zamanda belediyelerin yardım ekiplerine ve sağlık çalışanlarına destek organizasyonlarına da hizmet verdiler. BisiDestek, basında oldukça ilgi gördü. TRT, Star TV, İhlas Haber Ajansi, Habertürk ve Sabah gibi mecralar hakkımızda haberlere yer verdi. Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Ajansı tarafından da örnek/iyi uygulama olarak tanıtıldı.

Yaz aylarında salgın kısıtlamalarının gevşetilmesi ile faaliyetleri azalan BisiDestek’in gönüllülerinin aralarındaki etkileşim buna rağmen devam etti ve bir takım kültürü gelişti. Bu nedenle, İzmir Depremi sonrasında en hızlı organize olan ekiplerden birisi olduk. Bayraklı ve Bornova bölgesindeki gönüllü sayımızın fazla olmasının da bölgeye hızlı şekilde müdahale edebilmemizde etkisi oldu. Depremden hemen sonra kaos durumunda ciddi bir trafik ve ulaşım problemi ortaya çıktı. Herkes yapıları boşaltmış ve arabalarına binmiş uzaklaşmaya çalışıyordu. Bir yandan da yıkılan veya her an yıkılabilecek durumda olan binalar nedeniyle bazı kritik yollar kapalıydı. Depremden hemen sonra birçok yardım ekibi ve aracı hedeflerine ulaşmakta çok zorlandı. Depremden sonraki 1 hafta yolların kapalı olması ve yıkılan binaların bölgenin farklı yerlerinde dağınık lokasyonlarda olması bisikletli lojistiği doğal olarak devreye soktu.

AFAD ve Belediye gibi kamu kurumları dışında alana ilk gelenlerin arasında pek çok sivil toplum kuruluşu (STK) vardı. İletişim araçları vasıtasıyla bölgedeki ihtiyaçlar hızla belirleniyor ama lojistik konusunda problem yaşanıyordu. STK’ların araçlarının afet alanlarına girmesi problem oluyordu. Ana ihtiyaç kalemleri karşılansa da yıkılan bir binanın afet alanına özel veya eksik kalmış acil bir malzeme ve ekipman ihtiyacı bildirilebiliyordu. Bu bildirimlerdeki ihtiyaçların az miktarda ama çok farklı kaynaklardan temin edilmesi gerekiyor ve 24 saat içinde çok değişken sıklıkta ve saatlerde olabiliyordu. Römorklu ve kargo donanımlı bisikletler ile sırt çantalı bisikletliler öncelikle STK’ların söz konusu lojistik problemini çözdü. Sonrasında sahada aktif görülen BisiDestek ekipleri AFAD’ın ve Belediye ekiplerinin ilgisini çekti ve kamu kurumları da çeşitli taleplerini bize iletmeye başladı.

30 Ekim 2020’de yaşanan İzmir Depremi’nden bir saat sonra BisiDestek ekipleri sahada yerini aldı. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çağrıya gelen ilk 3 talep bizler için oldukça çarpıcıydı. Buca’ya kanser ilaçlarının ulaştırılması, evlerine giremeyen ailelere BisiDestek ekibiyle erzak ve su dağıtılması ve Manavkuyu’daki bir baz istasyonuna kargo bisiklet ile jeneratör götürülmesi istekleri karşılandı. Devam eden günlerde BisiDestek ekibi Manavkuyu 75. Yıl parkına karavanını getirdi, çadırını kurdu ve 110 kişilik ekibiyle bölgede nöbet tutmaya başladı. Depremin 2. gününden itibaren bu çadır, BisiDestek’in merkezi oldu; tüm lojistik operasyon buradan yürütüldü. Gece nöbetçi ekipler oluşturularak 24 saat sahada kalındı. Jeneratörden bebek mamasına; ilaçtan battaniyeye pek çok malzeme nakliyesi problemi hızla çözüldü.

BisiDestek gönüllülerinin ortak bir özelliği, pek çoğunun kampçı olması. Bu özellikleri ile sahada özellikle çadır alanlarında pek çok problemi hızla çözmeleri, onları sürekli destek istenen bir ekip haline getirdi. Örneğin çadır kurulumlarında BisiDestek ekipleri tüm kurumlardan daha hızlıydı. BisiDestek gönüllülerinin çok farklı disiplinlerden geliyor olmasının da birçok olumlu yanı oldu. Aralarında doktor, diş hekimi, avukat, öğrenci ve mühendisler gibi birçok meslekten bisikletliyi barındıran BisiDestek’in bu yapısı da problem çözme beceri ve etkisini arttıran bir etkendi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibenin Bisikoop’un çalışmalarına nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

İzmir depremindeki ekip başarımızın birçok kesim tarafından takdir edilmesi, ekibin elde ettiği deneyimleri kurumsallaştırarak kapasitesini geliştirmesi ve BisiDestek’in başka şehirlerde de örgütlenmesi konusunda bizleri cesaretlendirdi. Özellikle depremden sonra farklı şehirlerdeki bisikletlilerden BisiDestek’e bu yönde talepler gelmeye başladı. Biz de bir yandan bu talepler ile ilgili görüşmeleri yürütürken bir yandan da bu süreci doğru ve sürdürülebilir bir şekilde nasıl başarılı bir modele dönüştürebileceğimizi tartıştık. Bu yönde çalışmalara başladığımız süreçte, Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın İzmir Depremi Acil Destek Fonu çağrısı ile karşılaştık. Tam ihtiyacımız olan bir anda tam da BisiDestek’in hedefleri ile uyumlu bir çağrı motivasyonumuzu artırdı ve başvurumuzu yaptık.

Projedeki amacımız, BisiDestek gönüllü organizasyonunu kurumsal bir yapıya kavuşturup kapasitesini geliştirerek başka şehirlerde olası afetler için hazır BisiDestek ekipleri oluşturmak ve ulusal çapta faaliyet gösteren bir organizasyona dönüşmek. Bu amac doğrultusunda BisiDestek gönüllülerine yönelik olarak takım olmaları ve kurmaları için, afet alanlarında daha dikkatli, planlı ve profesyonelce çalışmaları için gerekli eğitim ve atölye faaliyetleri gerçekleştireceğiz. Gerek gönüllü yönetişiminde gerekse gönüllülerin afet alanlarında çalışmaları için rehberler, yönergeler, taahhütnameler ve bunları destekleyen dijital uygulamalar üreteceğiz. Bu doğrultuda BisiDestek gönüllü sürecine ilişkin olan Gönüllü Rehberi ve BisiDestek gönüllülerinin afet alanlarında çalışırken yararlanacakları Afet Eylem Rehberi olmak üzere iki kitapçık oluşturacağız. Kurumsal kimliğimizi güçlendirmek için ise dinamik bir internet sitesi, daha aktif sosyal medya hesapları ve kurumsal basılı materyaller hazırlayacağız.

Bu çalışmaların yanı sıra hibe ile 10 kişilik tam donanımlı BisiDestek timi için gerekli iş yeleği, kafa feneri, çanta, yağmurluk gibi ekipman ve araçları da  temin edeceğiz. Afetlerde lojistik kapasitemizi artırmak üzere dörder adet bisiklet römorku, bisiklet tamir setleri gibi araç ekipmanları satın alacağız. BisiDestek gönüllüleri, çeşitli kargo bisikletlerini kullanma deneyimi elde edecek. Bu ana faaliyetlerimize, sahada sıkla gözlemlediğimiz depremden etkilenen çocuklara yönelik bir bisiklet eğitimi faaliyeti de ekledik ve bu faaliyet de Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu hibe, gönüllü yönetiminde kurumsallaşma, sosyal girişim kapasitesini geliştirme, sosyal etkiyi artırma gibi temel konularda BisiKoop’a katkı sağlayacak. Ayrıca bu hibe ile Türkiye’nin pek çok şehrindeki bisikletlilere ulaşmış ve bisikletliler arasında bir ağ oluşturmuş olacağız. BisiDestek girişiminin kurumsallaşması ve gelişmesi, dolaylı olarak ülkemizde bisikletli ulaşımın gelişmesine de destek olacak.

Hibe kapsamında yapacağınız çalışmaları çeşitli şehirlerde iletişimde olduğunuz bisikletli gruplarla paylaşmayı ve yaygınlaştırmayı hedefliyorsunuz. Bu yaygınlaştırma stratejisinin bisikletli ulaşım ve acil müdahale alanlarına nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

Şu an İzmir’de başlayan BisiDestek girişimini bu hibe ile ülke çapında yaygınlaştırabilmemiz için gönüllü sistemini kurumsallaştırmamız gerekiyor. BisiDestek’in pek çok şehirde temsilcileri olacak ve bu temsilcilerden bir koordinasyon ekibi oluşturacağız. Farklı lokasyonlarda çalışan bu koordinasyon ekibinin süreci etkin, verimli ve şeffaf bir şekilde yürütmeleri için gerekli teknik altyapıyı hazırlayacağız. Hibe desteği ile dijital araçlardan en iyi şekilde yararlanarak başvuru alma, ölçme, değerlendirme, izleme ve takip sistemlerini kurabileceğiz. Gönüllü başvuru formları internet üzerinden e-formlar vasıtasıyla alındıktan sonra yasal olarak gerekli evraklar da sistem üzerinden yüklenecek. BisiDestek ile ilgili tüm veriler ve süreçler internet tabanlı bulut sistemi üzerinde tutulacak. Tüm bu süreçleri gerek yeni bir gönüllü için gerekse koordinasyon üyesi olan şehir temsilcisi için açıklayan bir rehber oluşturacağız.

BisiDestek ekiplerince çokça tartışılarak hemfikir olunan önemli bir konu ise BisiDestek gönüllülerinin afetlerde kurtarma çalışmalarına katılan ekipler olmaması. AFAD ve  AKUT gibi  birçok kurum ve gönüllü bu alanda çalışıyor. BisiDestek, afetlerde görevli kurumlara bisikletli ulaşım ve lojistik konularında servis ve destek sağlayacak bir alanda kendini konumlandırıyor. BisiDestek ekipleri bu servis ve destek hizmetlerini afet alanlarında verecekleri için afet konuları ile ilgili belirli bir birikim sahibi olmaları gerekli. Hibe kapsamında bu ihtiyaca yönelik bir eğitim çalışması da olacak ve bu çalışmalardan sonra gönüllülerin afet alanlarında çalışırken dikkat etmeleri gereken hususları, riskleri, çözümleri içeren ve aynı zamanda BisiDestek ekiplerinin alanda nasıl organize olacaklarını açıklayan “BisiDestek Afet Acil Eylem Planı” başlıklı ikinci bir rehber kitapçığımız olacak.

Her iki rehber kitapçık; afet durumunda bölgeye ulaşacak BisiDestek ekiplerinin ve onlara katılan yeni bisikletli gönüllülerin sahada emniyetli, etkin ve verimli bir şekilde organize olmalarını ve hizmet vermelerini sağlayacak. Koordinasyon ekibi bu içerikleri her deneyimden sonra düzenli olarak güncelleyecek.

Şehirlerdeki temsilcilikler ile büyüyecek BisiDestek girişimi ile bisikletli ulaşımın farkındalığının artacağına ve bisikletin afet durumları gibi hayati konularda nasıl işlevsel çözümler sunduğunun tüm kesimlerce fark edileceğine inanıyoruz.

Sivil Sayfalar ile İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Hibe Verdiğimiz #SallanmadanHazırlan Projesini Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar), sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını sivil toplum haberciliği yoluyla medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer STK’lar arasında görünür kılmak amacıyla çalışmalar yapıyor. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe ile #SallanmadanHazırlan projesini hayata geçiren Sivil Sayfalar, hibe desteğini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak iradesi sonucu kurulan Deprem Araştırma Komisyonu’na dair izleme değerlendirme ve farkındalık çalışmaları yapmak amacıyla kullanıyor. Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak Erdoğan ile röportajımızda sivil toplum haberciliğinin önemini, sivil toplum kuruluşlarının yasa yapımı ve karar alma süreçlerine dahil olmak için kullanabileceği yöntemleri ve #SallanmadanHazırlan projesi kapsamında gerçekleştirdikleri çalışmaları konuştuk.

Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliği yoluyla sivil alandaki tartışmaları ve yapılan çalışmaları görünür kılmayı amaçlıyor. Sivil toplum haberciliğinin kapsamından ve Türkiye’deki medya çalışmaları içindeki yerinden bahseder misiniz?

Sivil Sayfalar’ın Türkiye’de kavramsallaştırmaya katkı sunduğu sivil toplum haberciliği, sivil toplumda biriken tecrübenin görünür kılınması, birbirinden farklı alanlarda ve kimliklerde yapılan savunuculuk faaliyetlerinin ortak bir zeminde buluşabilmesine ve karşılaşmasına imkan sağlamayı amaçlıyor. Biraz daha genişletmek gerekirse, hak haberciliğinin topluma karşı sorumluluk ilkesini içinde barındıran sivil toplum haberciliği; meseleleri sivil toplumun gündemi içinden dile getirip bu konuda farkındalık yaratması olarak tanımlanabilir. Sivil Sayfalar’ın çıkış öyküsünün kaynağında Türkiye’deki sivil toplumun hem kendi içinde hem de etkilemeye çalıştığı aktörler nezdinde görünürlük ve etki kapasitesini güçlendirmek yer alıyor. Bunun için de sivil alandaki birikimi aktörleriyle birlikte görünür kılmaya çalışıyoruz.

Medya, gerek yapısal gerek de baskılarla topluma karşı sorumluluk noktasında amacından çok uzaklaşmış durumda. Hak haberciliği genel anlamda daha çok alternatif medya dediğimiz yeni medya alanında yapılıyor. Araştırmalar geleneksel ve merkezi medyanın sivil toplum kuruluşlarına (STK) daha çok dekoratif olarak yer verdiğini ve çalıştığı alanlardaki birikimini görünür kılacak içerik üretmediğini ortaya koyuyor.

Sivil Sayfalar, sivil toplum haberciliğiyle sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı sağlarken sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği ve yeni tartışmalar açabileceği bir mecra olarak hizmet veriyor.

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum Almanak/2020’yi yakın zamanda yayınladınız. Bu yayının amacını ve almanakta öne çıkan noktalardan hareketle COVID-19 salgının Türkiye’de sivil alana etkisine dair görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum Almanak 2020’yi hazırlama amacımız; her anlamda zor geçen bir yılda sivil toplumun yaptığı çalışmaları kayıt altına almak idi. Halen devam eden sürecin ekonomik, sosyal ve psikolojik yansımaları STK’lar tarafından yoğun şekilde hissediliyor. Özellikle sahada çalışan kuruluşlar için sıkıntılı bir dönem oldu. Salgının sivil alana etkisi iki yönlü. Yani hem çalışanlar hem de çalışılan alanlara etkiler söz konusu. Yereldeki STK’ların kapasite güçlükleri sebebiyle dijital çalışmalara adapte olmakta zorlandığını gözlemliyoruz. Ama sadece yereldekiler değil genel olarak bütün STK’lar bu süreçten etkileniyor. Geçtiğimiz yıldan beri İçişleri Bakanlığı’nın genelgesiyle genel kurullar yapılamıyor. Bu konuda da sorunlar yaşanıyor. Çeşitli alanlarda çalışmalar yapan STK’lar, farklı düzeylerde de olsa ekonomik daralma, hareket kısıtları ve dijitalleşmenin yarattığı bir “yeni normal” düzenle karşı karşıya kaldı diyebiliriz.

Genel olarak; büyük, küçük, yerel yahut ulusal, dezavantajlı gruplara yönelik çalışan yahut hak temelli alanlarda çalışan STK’ların, fark etmeksizin, yaşanan sorunlara yaratıcı ve yeni çözümler bulmaya çalıştığını da söylemek mümkün.

Sivil Sayfalar olarak bu süreçte, sivil toplumun yüzleştiği sorunları, hangi ihtiyaçlarının belirginleştiğini ve ortaya konulan çözüm önerileri ile yeni yöntemleri yakından takip ederken STK’ların hem sorun alanlarının tespiti hem çözüm bulma kabiliyeti açısından krize rağmen güçlü durabildiklerine şahit olduk. Salgın boyunca; bu süreçte yapılan çalışmalara, yeni medya araçlarını kullanarak alan açmaya, düzenlediğimiz çalıştaylarla süreçle ilgili karşılıklı bilgi paylaşımına ve çözüm önerileri geliştirilmesine zemin sağlamaya çalıştık.

Pandemi Sürecinde Sivil Toplum almanağı; sivil toplumun COVID-19 salgını boyunca özveriyle imza attığı çalışmalarının ne kadar önemli ve kapsamlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. 2020 yılının Mart ayından itibaren Türkiye’de sivil toplum alanında yapılan çalışmaların, yürütülen projelerin, ortaya konulan araştırmaların küçük bir demosu olan bu almanak, aynı zamanda bu dönemin hafıza kaydı olma işlevini de görecek diye düşünüyoruz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu kapsamda hayata geçirdiğiniz #SallanmadanHazırlan kampanyasından ve hedeflerinden bahseder misiniz?

Projemiz izleme, savunuculuk ve raporlama alanlarında yürütülen bir çalışma. Hedefimiz STK’ların İzmir depreminin ardından Meclis’te kurulan Deprem Komisyonu’nun çalışmalarını takip etmesini, kendi çalışmalarıyla komisyonu desteklemesini ve böylece depremlerin etkilerini azaltacak önlemlerin alınmasını sağlamak. Hem deprem ve afet üzerine çalışan STK’ların hem de toplumsal hayatın her alanıyla ilgili uzmanlığa sahip olan diğer STK’ların önümüzdeki 4 aylık faaliyet planlarına TBMM Deprem Araştırma Komisyonu ile iletişim kurma, komisyonun faaliyetlerini izleme, bu faaliyetlere katkı sunma konusunda farkındalıklarını artırma ve bu doğrultuda çıktı üretmelerini sağlayacak bir izleme çalışması yapmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda da #SallanmadanHazırlan başlıklı bir sosyal medya kampanyası yürütüyoruz. Hem kamunun hem özel sektörün hem de sivil toplumun depremler konusunda afet kurtarma çalışmalarının ötesine geçmesi ve depremler yaşanmadan gerekli önlemlerin alınması noktasında takipçi olmasını hedefliyoruz. Komisyon’un görüşmeye çağırdığı STK’lar dışındaki STK’larında ya Komisyon’a davet edilerek ya da dışarıdan katkı sunarak süreçte yer almasını destekleyeceğiz. Proje kapsamında afetler konusundaki sivil toplum – kamu – siyaset iş birliğinin mevcut durumunu, bu konuda yapılabilecekleri ve çözüm önerilerini konuşmak üzere bir çalıştay düzenleyeceğiz. Araştırma Komisyonu raporunu hazırladığında bu raporun değerlendirmesini yapacağız. Bu doğrultuda, Sivil Sayfalar’da depremlerin öncesi ve sonrasında STK’ların yapabilecekleri konusunda içerikler hazırlayacağız. STK’ların bu konuda halihazırda yaptığı, çalışmaları görünür kılmaya çalışacağız.

Depreme Karşı Alınabilecek Önlemleri Araştırma Komisyonu’nun çalışma prensipleri ve görevleri neler? Sivil toplum kuruluşları bu çalışmalara nasıl dahil olabilir veya katkı sağlayabilirler?

Bu konuyla ilgili Sivil Sayfalar’da geniş bir haber hazırladık. Kısaca anlatmak gerekirse; “Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” 10 Kasım’da göreve başladı. 3 aylık görev süresine ek olarak gerekli görülmesi durumunda bu süre 1 ay daha süre uzatılabiliyor. Son 17 senede depremle ilgili sayısız araştırma önergesi hükümet tarafından reddedilmiş. İlk defa bütün partilerin ortak kararıyla, tabii ki İzmir Depremi’nin yıkıcı sonuçları ve depremde can kaybına yol açan tedbirsizliklerin yarattığı kamuoyu tepkisinin de etkisiyle bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu fırsatın çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Komisyonun görev süresi en geç 10 Mart 2021’de bitecek ve bir rapor hazırlayacaklar. Komisyonun görevi, bu raporda genel olarak depreme ilişkin sorunların tespit edilmesi ve bu öneriler doğrultusunda hem meclise hem yürütme organına somut önerilerde bulunmak. Bu raporun tozlu raflarda çürümemesi ve içerdiği aksiyon planı ile tavsiyelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Kısıtlı bir zaman söz konusu olduğu için komisyon her kurumla görüşemeyebilir. Ancak gerek çevrimiçi gerekse de postayla yapılacak başvurulara ve katkılara açık olduklarını belirtiyorlar. STK’lar dilekçe hakkını da kullanarak ve komisyona çalışmalarını göndererek katkı sunabilir, yine aynı şekilde görüşme talep edebilirler.

STK’lar deprem@tbmm.gov.tr adresinden veya 0 (0312) 420 53 88-90 numaraları telefon hattından ya da 0312 420 53 77 faks numaralarından komisyona önerilerini iletebilirler. Biz de Sivil Sayfalar olarak depremle ilgili tüm çalışmalara sayfalarımızda yer vermeye hazırız. O yüzden de komisyona gönderilen bilgileri bizimle de paylaşabilirler.

Sivil toplum kuruluşlarının deprem ve benzeri afetlerle ilgili yaptıkları çalışmalar genellikle depremin hemen ardından gelişen ve sahada yürütülen acil müdahalelere odaklanıyor. Projenizde, sivil toplumun karar alma süreçlerine dahil olmasını da içerecek şekilde daha uzun vadeli bir müdahale yaklaşımını teşvik ediyorsunuz. Bu yaklaşımın önemi ve Türkiye’nin gelecek dönemde yaşanabilecek depremlere daha hazırlıklı hale gelmesi açısından katkılarının neler olacağını paylaşır mısınız?

Sivil Sayfalar olarak STK’ların yasama süreçlerine etkin katılımının önemine inanıyoruz ve bu konuda hem izleme hem de farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Bu kapsamda STK’ların Meclis’te dilekçe hakkı almaya yetkili üç komisyona olan başvurularıyla ilgili bir de rapor hazırladık. Yaptığımız izleme çalışması bu hakkın çok kullanılmamasının sebepleri ve bu konuya ilişkin çözüm önerilerini içeriyor. STK’lar genelde yasaların kabulünden sonra iptali veya düzenleme talepleri noktasında girişimlerde bulunuyorlar. Oysa daha yasalaşma sürecinde Meclis çalışmalarına dahil olma imkanları var. Bu STK’ların karar alma süreçlerine etki etmesi bakımından çok anlamlı. Ancak yasa bir şekilde çoğunluk tarafından kabul edilse de bu yasanın toplumsal etkilerini ölçmek, analiz etmek de önemli.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem Meclis’in yasama ve denetleme işlevlerini daha önemli hale getirdi hem de güçlü yürütme doğrultusunda Meclis’in etkisini ve gündemdeki yerini azalttı. TBMM’nin yasama ve denetleme süreçlerinde STK’larla bilgi ve deneyim paylaşma ilişkisi de son derece sınırlı bir seviyede ilerliyor. STK’ların TBMM süreçlerine katılımıyla ilgili yapılması gereken çok fazla düzenleme, geliştirilmesi gereken pratik ve aşılması gereken zihinsel ve algısal engel var. Ama tüm yapısal ve algısal sorunlara rağmen bu kanallar istenirse kullanılabilir ve hayvan hakları savunucularının henüz çıkmış olmasa da Hayvan Hakları yasasının oluşmasında ilk günden itibaren süreçlerde yer alması bu anlamda önemli bir örnek teşkil ediyor.

Afet konusu genel itibariyle ancak yaşandıktan sonra gündeme gelen bir konu. Oysa gerekli önlemler alındığı takdirde deprem başta olmak üzere afetlerin vereceği kayıplardan korunmak mümkün. Bu konuda hem yasal mevzuat olarak hem bina iyileştirmeleri hem de gerçek anlamda tüm kurumların içinde bulunduğu bir afet planı oluşturulmasıyla kayıpların azaltılması mümkün. İklim krizinin etkilerini düşünürsek afetlere hazırlıklı olmamızın ehemmiyeti daha da iyi anlaşılıyor. Bu konu genel itibariyle kamunun etki gücüyle ilgili bir konu olsa da sivil toplumun denetleme, sorunları keşfetme, savunuculuk yapma yönleriyle katkılarının büyük olacağı bir durum. Sivil toplumun kapsadığı sosyal ve ekonomik uzmanlık alanlarından ve toplumsal erişiminden faydalanılması gerekiyor. Sivil toplumun afet sonrası süreçlere katılımı öncelediği kadar afetlere hazırlık noktasında da inisiyatif alması bu konuda kurulmuş koordinasyonların içinde yer alması önemli. Afetlerde can kaybının yaşanmasının en önemli nedeni olan kontrolsüzlük ve yönetişime dair sorunlara dikkat çeken STK ve inisiyatiflerin dikkate alınması şart. Burada her siyasi partiye görev düşüyor. Mecliste kararlar çoğunlukla alınsa bile genel görüşmede gündem ve gündem dışı konuşmalar, basın toplantıları, mensubu oldukları Komisyonları toplantıya çağırma baskısı, yazılı önergeler gibi yöntemlerle konunun takipçisi olabilirler.

 

AKUT ile İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Türkiye’nin ilk arama kurtarma derneği olan Arama Kurtarma Derneği (AKUT) deprem, sel, heyelan gibi afetlerde ve zorlu doğa koşullarında doğru ve etkin arama kurtarma faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla kuruldu. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız AKUT, bu kapsamda yapacağı çalışmalarla depremden etkilenen 250 aileye erzak ve hijyen paketleri ulaştıracak ve AKUT ekiplerinin arama kurtarma çalışmalarında ihtiyacı olan bazı teknik ekipmanları temin edecek. AKUT Proje ve Kaynak Yaratma Üst Kurul Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Gülçin Güreşçi ile yaptığımız röportajda derneğin çalışmalarını, AKUT’taki gönüllülük süreçlerini ve sağladığımız hibeyle yapacakları çalışmaları konuştuk.

AKUT’un kuruluş hikayesini ve hangi alanlarda çalışmalar yaptığını bizimle paylaşır mısınız?

1994 yılında Bolkar Dağları’nda kaybolan 2 üniversite öğrencisinin 14 gün arandığı ve sonuçsuz kalan arama çalışmaları akabinde bir grup dağcı bir araya gelerek 1995 yılında AKUT’u kurdu. Bu grup, aynı yıl AKUT ismi ile Uludağ’da ilk kurtarma faaliyetini gerçekleştirdi. Dernek, 14 Mart 1996 yılında “AKUT Arama Kurtarma Derneği” adı altında resmî kuruluşunu tamamladı.

Türkiye’nin ilk arama kurtarma derneği olan AKUT, dağlarda ve diğer zorlu doğa koşullarında doğru ve etkin arama-kurtarma faaliyetleri gerçekleştirme hedefiyle kuruldu ve hızla gerekli eğitimleri alarak talep edildiği takdirde doğal afetlerde de ilgili resmi kurumlara yardımcı olabilir hale geldi. AKUT, 1998 Adana-Ceyhan depreminde sağladığı toplumsal fayda nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararıyla 19 Ocak 1999’da “Kamu Yararına Dernek” statüsü aldı. Ülkemizde arama kurtarma konusunda milat kabul edebileceğimiz Marmara depreminde, bu alandaki ihtiyacı öngörüp odaklanması ve örgütlü çalışmasıyla birçok sivil toplum kuruluşu ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının arama-kurtarmaya bakış açılarını ve yaklaşımlarını değiştirerek yeni atılımların da öncüsü oldu.

AKUT yalnızca Türkiye’de değil yurt dışında da bilgi ve birikimini faydaya dönüştürmek ve insan hayatı kurtarmak için faaliyetlerde bulundu. Marmara depreminin hemen ardından meydana gelen Yunanistan-Atina depreminde arama kurtarma çalışmalarında aktif olarak görev aldı. Atina depreminin ardından yine 1999 yılında Tayvan, 2001 yılında Hindistan, 2003 yılında İran, 2005 yılında Pakistan, 2010 yılında Haiti, 2015 yılında Nepal depremlerinde arama-kurtarma; 2000 ve 2019 yıllarındaki Mozambik selinde ise tıbbi destek çalışmaları gerçekleştiren AKUT uluslararası alanda konumunu günbegün geliştirdi.

1999 yılından beri Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışma Kurulu’nun (Internatıonal Search And Rescue Advısory Group-INSARAG) üyesi olan AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun olarak arama-kurtarma ekipleri içinde deprem konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi. INSARAG standartlarına göre “Ağır Arama-Kurtarma Ekibi” (Heavy) ve “Orta Ölçekli Arama-Kurtarma Ekibi” (Medium) olmak üzere gerçekleşen sınıflandırma içerisinde AKUT, 2011 yılında “Sınıflandırılmış Orta Seviye Ekip” grubunda Türkiye’de bu sertifikayı alan ilk kurum oldu. 2018 yılında Bulgaristan’ın Montana kentinde düzenlenen INSARAG yeniden değerlendirme sınavıyla aynı zamanda gerçekleşen AB ModEX tatbikatını da başarıyla tamamladı. Böylece Avrupa Sivil Koruma Mekanizması’na Türkiye’den giren ilk kentsel arama-kurtarma ekibi oldu. 2020 yılında ise Avrupa Komisyonu altında faaliyet gösteren Avrupa Sivil Koruma Mekanizması bünyesindeki Avrupa Sivil Koruma Havuzu’na (European Civil Protection Pool) Türkiye’den giren ilk arama-kurtarma ekibi olarak küresel bir  başarıya daha imza attı.

Bugün ülke genelinde 27 ekibi ve kurulma çalışmaları devam eden yeni ekipleriyle, sayısı her geçen gün artan gönüllüleriyle, gün geçtikçe büyüyen ve güçlenen AKUT, çalışmalarına özveri ve kararlılıkla devam ediyor, yeni bilgiler ışığında metodolojisini güncelliyor ve uzmanlık alanlarına yenilerini eklemeye önem veriyor.

AKUT arama kurtarma çalışmalarını gönüllülerin desteğiyle gerçekleştiriyor. AKUT’ta gönüllülük sürecini ve gönüllülerin çalışmalarınıza   katkıları anlatır mısınız?

Gönüllü olmak isteyen bir kişi internet sitemizdeki bağlantı yoluyla AKUT Portal üzerinden başvurusunu yapıyor. Ardından tanışma toplantısına davet ediliyor. Tanışma toplantısı hem derneğin tanıtımı hem de adayları tanıma sürecini içeriyor. Ardından aday, sırasıyla “temel afet bilinçlendirme” ve “etik disiplin” oryantasyon seminerlerine davet ediliyor. Bu seminerlere katılım sağladıktan sonra adaydan beş evrak talep edilerek beş ayrı formu doldurması ve imzalaması isteniyor. Bu aşamadan sonra daha yakından tanınması ve hangi bölüm ya da birimde görev alacağını kararlaştırmak üzere bir mülakat yapılıyor ve görev alacağı bölüm ya da birime kaydı yapılıyor. Aday bu aşamalardan sonra gönüllü olarak kaydediliyor.

Kurumsal yapının gereği olarak derneğin organizasyonunda temelde mali ve idari işler, proje ve kaynak yaratma, lojistik, kurumsal iletişim, insan kaynakları, eğitim ve operasyondan oluşan yedi bölüm ve bu bölümlere bağlı birimler yer alıyor. Her bölüm ve birim prosedürlerine göre faaliyet gösteriyor, diğer bölüm ve birimlerle eşgüdümlü ve ortaklaşa şekilde çalışıyor. Gönüllü kendi isteği ve/veya uzmanlığına göre gerekli görüldüğü doğrultuda bir veya birden fazla bölüm veya birimde görev alabilir. Gönüllülerin görev alanına dair oldukça geniş bir spektrum sunuyoruz.

1994 yılından beri arama kurtarma çalışmaları yapan AKUT, özellikle 1999 yılındaki Marmara Depremi sonrasında yaptığı çalışmalarla daha bilinir hale geldi. Aradan geçen zamanı düşündüğünüzde, sizce Türkiye’de arama kurtarma ve afetle mücadele alalarında ne gibi gelişmeler yaşandı?

Marmara depremi, Türkiye’de bir milat oldu. Bu depremden sonra çok sayıda arama kurtarma derneğinin yanı sıra afet sonrası psikolojik destek ve insani yardım ile ilgili de çalışan birçok dernek sahada yer almaya başladı. Bu alanda sivil toplumun önemi daha çok anlaşıldı. Bugün Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının etkinliği anlamında çok daha iyi durumdayız. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) sivil toplum kuruluşlarına verdiği eğitim gibi desteklerin de bundaki etkisinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

AKUT afet bilinci ve ilkyardım konularında bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları da gerçekleştiriyor. Bu alanlardaki çalışmalarınızdan ve bu önleyici çalışmaların toplumsal faydalarından bahseder misiniz?

Türkiye’nin en güvendiği kurumlardan biri olan AKUT, sosyal sorumluluk anlayışıyla toplumu bilinçlendirme faaliyetlerini de aralıksız sürdürüyor. Seminer birimleri bu kapsamda yılda ortalama 2.000 oturumla 100.000 kişiye ulaşarak “Temel Afet Bilinçlendirme” ve “Deprem Bilinçlendirme” seminerleri veriyor.

Yine 2010-2014 yılları arasında gerçekleşen “Hayata Devam Türkiye” projesi kapsamında AKUT TIR’ı Anadolu’yu karış karış gezerek 5 yılda 60.000 kilometre yol kat etti; 52 il, 174 ilçede toplam 5,5 milyon kişiye ulaşarak “Deprem Bilinçlendirme” semineri verdi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibenin bölgedeki depremzedelere ve kurumunuza nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

AKUT uzun yıllardır afet bilinçlendirme seminerleri veriyor ve halkı bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor. Ama şu an yaşadığımız salgın durumunda halkın salgın hakkında da bilgilendirilmesi önem taşıyor. Bu nedenle proje kapsamında ulaşacağımız ailelere hijyen paketlerini dağıtırken küçük bir afet ve salgın bilinçlendirmesi yaparak hazırladığımız broşürleri de dağıtacağız. Bu sayede yaşadıkları deprem yüzünden endişeli durumda olan depremzedelere afetlere hazırlıklı olmaları durumunda daha güvenli bir şekilde yaşayacaklarını hissettirerek endişe durumlarını da azaltma konusunda yardımcı olabilmek istiyoruz. Ayrıca hibe kapsamında İzmir depremindeki enkaz müdahalesi sırasında zarar gören kesme ayırma setimizden alarak bir daha afet olması durumunda kullanabileceğimiz malzemelere ulaşmış olacağız. Böylece afet sonrası enkaz müdahalelerine daha hazırlıklı olabileceğiz.

Hayata Destek Derneği İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile desteklediğimiz Hayata Destek Derneği çalışmalarını tamamladı. Dernek hibe desteğini depremden etkilenen kişilerin yerleştirildiği geçici çadır alanlarındaki tuvalet eksikliği ve mevcut tuvaletlerin yoğun kullanımı nedeniyle oluşan hijyen problemine çözüm sunmak amacıyla Bornova ve Bayraklı’da bulunan geçici çadır kamplarına 10 gün süreyle portatif tuvalet sağlamak amacıyla kullandı. Hayata Destek Derneği Operasyonlar Koordinatörü Volkan Pirinççi ile yaptığımız röportajda depremin hemen ardından İzmir’de gerçekleştirdikleri çalışmaları, hibenin alandaki acil ihtiyaçların karşılanmasındaki rolünü ve derneğin gelecek dönem için planladığı çalışmaları konuştuk.

Hayata Destek Derneği, 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen ve İzmir’de yıkıma sebep olan depremin hemen ardından sahada faaliyet gösteren ilk sivil toplum kuruluşlarından biri oldu. Depremden etkilenenlere destek olmak üzere bu süreçte sahada gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Ekiplerimiz İzmir Depremi’nden en fazla etkilenen Bornova-Bayraklı bölgesine depremden 17 saat sonra giriş yaptılar. Akabinde durum tespiti ve ihtiyaç analizi çalışmalarımız başladı. Barınma, ısınma, sağlık, hijyen ve sanitasyon, koruma başlıkları altında detaylı durum tespitlerimizi hızla tamamlayıp yerel, ulusal ve uluslararası ilgili tüm paydaşların erişiminde olabilecek şekilde raporlarımızı yaygınlaştırdık ve bilgi paylaşımında bulunduk. Üyesi olduğumuz Afet Platformu’ndan paydaşlarımız da sahadaydı ve koordinasyon masamızı kurup Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kızılay, ilgili Bakanlıklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi sahadaki tüm aktörlerle koordinasyonu başarıyla sağlamış olduk.

Maddi hasarın ciddi boyutuna rağmen sahadaki operasyonun ilk aşamadan itibaren başarılı olduğunu, “afet sonrası hizmetlerdeki boşluklar” şeklinde tabir edebileceğimiz alanların kısıtlı olduğunu gördük. Geçici barınma amaçlı olarak AFAD ve Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan çadır kamplarda tespit ettiğimiz durumlardan biri tuvalet eksikliğiydi. İnsani yardım standartlarına göre kamplarda 20 kişiye 1 tuvalet en kötü durumlarda geçici olarak 50 kişiye bir tuvalet düşmesi gerekiyor ancak ilk günler maalesef yeteri sayıda tuvalet sahada mevcut değildi. Bu süreçte COVID-19 ile ilintili riskleri de ciddi anlamda ele aldık.

Bu çalışmalar ve görüşmeler sonucunda bölgede hijyen kiti ihtiyacı, acil durum kullanımına uygun portatif tuvalet kurulumu ve evi hasarlı olan kırılgan durumdaki aileler için nakdi desteklere ihtiyaç duyulduğunu gördük. Sonrasında sahada sağladığımız destekler de bu üç başlık altında şekillendi.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmalar ile depremden etkilenen kişilerin hangi ihtiyaçları karşılandı?

Yürüttüğümüz koordinasyon görüşmeleri sonrasında Sivil Toplum için Destek Vakfı ve  Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız destek ile sahaya portatif acil durum tuvaletlerinin kurulması için mutabakata vardık. Bu kapsamda, geçici çadır alanlarının kurulduğu 75. Yüzyıl Parkı, Hakan Ünal Parkı, Zeki Müren Parkı, Öğretmen Evi, Bilal Çakırcalı Parkı, Barış Manço Parkı ve Paten Pisti yerleşkelerine toplam 72 adet içinde el yıkama ünitesi de olan portatif tuvalet kurduk ve 10 gün boyunca bu tuvaletlerin düzenli olarak dezenfektasyonunu sağladık. COVID-19 ile ilintili salgın risklerini de göz önünde bulundurduğumuzda, su ve sanitasyon alanında ihtiyaçları zamanında ve doğru şekilde karşılamak güvenli barınma koşulları yaratma adına önemli bir alt başlıktı aslında. AFAD’ın ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin daha uzun vadeli konteyner tuvaletlerinin yerleştirilmesi ve konteyner kentlere geçişlerle beraber biz de 10. günün sonunda bu operasyonumuzu sonlandırdık.

Ocak 2020’de yaşanan Elazığ Depremi’nde sahada çalışan STK’lar ve bazı kamu kurumları acil durum müdahalesini eşgüdümlü ve verimli bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla Hayata Destek Derneği’nin de içinde bulunduğu Afet Platformu’nu kurdu. Platformun İzmir Depremi sonrasında da afet müdahale çalışmalarına aktif şekilde dahil olduğunu gördük. Afet Platformu’nun bu alanda yapılan çalışmalar açısından öneminden bahseder misiniz?

Elazığ depremiyle bir araya gelen sivil toplum kuruluşları olarak afet risklerini azaltmak, afetlere müdahalede sivil toplum ve kamu koordinasyonunu artırmak amacıyla iş birliklerimizi güçlendirerek platformumuzu günden güne daha etkili çalışır hale getirdik. İzmir depreminde de bu çabaların katkısını bir kez daha deneyimlemiş olduk. İzmir’de kamu ile koordinasyon, ihtiyaçların koordineli şekilde belirlenmesi, gönüllü yönetimi ve kaynak yaratma alanlarında çok önemli iyi örneklere imza attık. Afetlere daha etkili müdahale için devam eden hazırlık faaliyetlerimizin yanı sıra önümüzdeki dönemde afet öncesi risk azaltma konusuna da daha fazla eğilmeyi planlıyoruz.

Afet ve acil durumların hemen sonrasında hazırladığınız raporlar sahadan bilgi aktarımı ve ihtiyaç tespitlerine odaklanıyor. Bu raporların yaptığınız acil durum müdahaleleri ve çalışma alanınız için öneminden bahseder misiniz?

Söylediğiniz gibi teknik tabiriyle SITREP (situation report – durum raporu) dediğimiz acil durum raporlarını güvenilir ve güncel bilgiler içerecek şekilde hazırlamaya ve yaygınlaştırmaya özen gösteriyoruz. Bilgi paylaşımının öneminin birkaç boyutu var. Öncelikle bu çalışmalar, ulusal ve uluslararası basını ve kamuoyunu bilgilendirmek, afet sonrasında sivil dayanışmanın doğru ve ihtiyaca yönelik şekilde mobilize olmasına katkı sağlamak açısından önemli bir yol oynuyor. İkincisi, herhangi bir afet sonrasında gerek yurtiçinden gerek yurtdışından acil yardım alanına yoğunlaşan, bu yönde ayni ve parasal destekler sunan birçok kurum ve kuruluş sahadaki durumu, oluşan hasarı, meydana çıkan acil ihtiyaçları öğrenmeye çalışıyor. Hazırladığımız ve sık sık güncellediğimiz durum raporlarını hem açık kaynaklar vasıtasıyla hem doğrudan yaygınlaştırarak tüm ilgili paydaşlarımızı bilgilendiriyoruz. Bu raporlarda yer alan ihtiyaçlara yönelik olarak sektörel uzmanlıkları bulunan ya da kaynak ayırabilecek pozisyonda olan kişi ve kurumlar bizimle iletişime geçiyorlar. Bunu takiben biz de ilgili müdahaleyi planlamaya koyuyoruz ve hızlıca program aşamasına geçiyoruz.

Hayata Destek Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmaları paylaşır mısınız?

Hayata Destek’in halihazırda 8 ilde yürüyen faaliyetleri kapsamında Mülteci Destek, Mevsimlik Tarımda Çocuk Koruma ve Kapasite Geliştirme gibi süreklilik arz eden programları var. Bunlara ek olarak, mümkün mertebe acil durumlara ve afetlere hazırlıklı olmak ve herhangi bir afet durumunda acil ihtiyaçlara cevap vermek için çalışıyoruz. Tabii dileğimiz, 2021’de Türkiye’de hiçbir afet yaşanmaması ve dolayısıyla herhangi bir acil yardım operasyonu yürütmemek. Diğer bir deyişle, asla kullanmamayı umduğumuz bu yetkinliği, kurum bünyesinde canlı tutmak ve güçlendirmek için çalışacağız. Bu esnada afete dirençli hale gelme ve afet bilincini artırma kapsamında daha fazla çaba sarf edeceğiz. Afet Platformu olarak da koordinasyon toplantılarımızı periyodik olarak sürdürüyoruz, platform çatısı altında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Mültecilerin temel ihtiyaçlarına erişimi ve geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla İzmir’de faaliyet gösteren İmece İnisiyatifi Derneği’ne (İmece İnisiyatifi) COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladık. İmece İnisiyatifi, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlamak üzere satın alma süreçlerini ve finansal altyapısını iyileştirdi. İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı ve Solar Age Programı Eğitmeni Ezgi Özcan ile yaptığımız röportajda  salgının İzmir’de beraber çalıştıkları topluluklar üzerindeki etkilerini, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında yaptıkları çalışmaları ve derneğin 2021 yılı için önceliklerini konuştuk.

Geçtiğimiz Ağustos ayında yaptığımız röportajda, COVID-19 salgını ile başlayan süreçte mültecilerin yaşadığı çadır alanlarındaki desteklerinizden bahsetmiştiniz. Aradan geçen zamanda çadır alanlarında yaşayan mültecilerin koşullarında ve sizin yaptığınız çalışmalarda değişiklikler yaşandı mı?

Çadır alanlarında yaşayan mültecilerin yaşamı, hep söylediğimiz gibi, salgından önce de çok zordu. Salgının devam ettiği bugünlerde de oldukça zor. Örneğin bağışıklık sistemlerimizi korumamız ve güçlenmemiz salgın boyunca sık sık telkin edildi. Ancak çadır alanları gibi ciddi alt yapı eksiklikleri bulunan yerlerde yaşayan kişilerin bunu başarabilmesi için yapması gereken harcama, günlük kazançlarının kat kat üzerinde. Temiz suya erişimin kısıtlılığı, hatta kimi bölgelerde neredeyse imkansızlığı, salgından önce de hastalıklara davetiye çıkarıyorken salgınla birlikte daha ciddi bir problem haline geldi. Yani çadır alanlarında günlük hayat şimdi üç kat zor. Altyapı sorunları hep vardı, üzerine salgın geldi ve şimdi de kış mevsimiyle gelen zorluklar  var.

30 Ekim 2020 tarihinde gerçekleşen, İzmir’in Bayraklı ve Bornova bölgelerinde yıkıma sebep olan depremin ardından İmece İnisiyatifi Derneği olarak deprem koordinasyon merkezinde çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bu çalışmaların kapsamından ve bu süreçte sahada tespit ettiğiniz ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Deprem koordinasyon merkezinde çalışırken sahada tespit ettiğimiz en önemli ihtiyaç insan gücüydü. Merkeze çok büyük miktarda ve yoğun bir biçimde yardımlar ulaştı. Ancak gelen yardımların tasnifi ve dağıtımında çalışacak gönüllü gücü çok kısıtlıydı. Afet sonrası yardımlar ile ilgili her kademede işten bahsetmek mümkün. Gelen yardımların türüne göre ayrılmasından, paketlenmesine; en acil ihtiyaçların belirlenip duyurusunun yapılmasından, temin edilen ihtiyacın yerine ulaştırılmasına kadar bir dizi iş vardı. Biz koordinasyon merkezine bu noktada destek sağlamaya çalıştık. Çünkü İmece’nin yıllardır sahada yaptığı işin önemli bir kısmı da buydu, bu konuda oldukça deneyimliyiz. Düzenli olarak, yüklü miktarda gıda ve gıda dışı yardım malzemesinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ile meşgulüz. Gönüllülerimizle birlikte bu malzemeleri satın alıyoruz, paketliyoruz, dağıtım alanına götürüyor ve çadırlara ulaştırıyoruz. Koordinasyon merkezinde de tam olarak bunu yaptık.

Depremden etkilenen kişilere yapılan ayni yardımların yanı sıra sahada özelikle çocuklara psikososyal destek sağlamak üzere etkinlikler de gerçekleştirdiniz. Bu çalışmaların kapsamından ve çocuklar üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Afet alanında bulunduğumuz ilk birkaç gün çocuklara yönelik psikososyal destek etkinliği gerçekleştirdik. Ancak koordinasyon merkezindeki insan gücüne olan ihtiyacı tespit ettiğimiz anda tüm gönüllülerimizle birlikte hemen bu boşluğu doldurma kararı aldık. Kısa da olsa deneyimimizden bahsetmek gerekirse, söyleyebileceğimiz en önemli şey çocukların sosyalleşme ihtiyacına cevap vermek noktasında bir katkı sağlamış olduğumuzdur. Çadırları tek tek dolaştık ve hangi çadırdan hangi çocuğu alıp etkinlik alanına götürdüğümüzü kaydettik ki etkinlik bittiğinde çocukları sağ salim yakınlarına teslim edebilelim. Buradaki çocuklar bizim olağan yararlanıcılarımızın aksine çadır yaşamına alışkın değildi öncelikle. Depremin verdiği bir korku vardı ve henüz artçı sarsıntılar devam ediyordu. Herkes çok tedirgindi ve haliyle bu durum çocuklara da yansıyordu. Etkinlikler sayesinde çocuklar çevre çadırlardan yaşıtlarıyla tanışmış oldular ve arkadaşlıklar kurdular. Birlikte oyun oynarken yaşadıkları korkuyu bir an olsun içlerinden atabilme şansları oldu. Biz dernek olarak hep yaşam koşulları çok zor olan çocuklarla, örneğin tarım işçisi ailelerin çocuklarıyla, atölyeler yapıyoruz ve çocukların bu etkinliklerde nasıl da ışıldadıklarını ve mutlu olduklarını biliyorduk. Burada da aynısı oldu. Çocuk olabilmek çocuklara da bize de iyi geldi.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların derneğe katkılarından bahseder misiniz?

İmece İnisiyatifi  kurulduğu günden bu yana bütün çalışmalarını gönüllüleriyle birlikte gerçekleştirmiş bir dernek. Bu, her ne kadar bizler için ideal olan da olsa zaman zaman yeterli gönüllü desteği bulamayabiliyoruz. Bu da bizim bir dernek olarak varlığımızı sürdürmemizi güçleştirebiliyor. Örneğin en sık gerçekleştirdiğimiz faaliyetimiz olan gıda malzemelerinin tarım arazilerinde ve geçici çadır alanlarında yaşayan sığınmacılara ve mevsimlik tarım işçilerine dağıtılabilmesi için bir satın alma süreci yürütülmesi gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken birden fazla şey var. Ancak yeterli gönüllümüz ya da özellikle bu alanda bilgi sahibi gönüllümüz olmadığı için her zaman doğru adımları atamayabiliyoruz. Bu nedenle, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında satın alma süreçlerimizi ve finansal alt yapımızı güçlendirmek amacıyla bir çalışma yapmayı istedik. Nasıl fiyat teklifi hazırlayacağımızdan hangi tedarikçilerle çalışacağımıza, beyannamelerimizi nasıl dolduracağımızdan dokümantasyona kadar bütün süreçlerimizi yeniden ele aldık ve iyileştirmeye başladık. Bu elbette uzun bir yol ancak bu  fon bize gerekli ilk adımları atabilmek için bir zemin sağladı. Öncelikle geriye dönük tüm belge ve dokümanlarımızı incelemeye başladık, hata ve eksiklerimizi tespit ettik. Bu konuda uzman bir kurumdan destek alıp eksikliklerimizi nasıl gidereceğimizi öğrendik ve bu yönde çalışmalarımıza başladık. Satın alma ilke ve yöntemlerimizi yeniden belirlerken organizasyon yapımızı inceleme şansımız da oldu. Görev ve sorumlulukları paylaşma biçimlerimizi inceledik, bunlara uygun ihtiyaçlarımızı belirledik ve bu ihtiyaçlara uygun kişileri derneğimize kazandırabilmek için çalışmalarımıza başladık. Yani COVID-19 Acil Destek Fonu ile yalnızca satın alma ve finans konularına değil İmece’yi ilgilendiren her konuyu yeniden ele almış olduk.

 İmece İnisiyatifi Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği çalışmalar neler olacak?

Salgınla birlikte ekonomik durumları daha da ağırlaşan ve çadırlarda yaşayan sığınmacıların hayatlarını kolaylaştırmak adına hijyen, gıda ve diğer temel ihtiyaç malzemelerinin dağıtımına ara vermeden devam edeceğiz. Bu konu her durumda önceliğimiz oldu ve olmaya devam edecek .

Tüm faaliyetlerimizi planladığımız ve Solar Age / EFE projemizi uyguladığımız alanımız İmece Köy’ünün arazisi ise satıldı. Kiracısı olduğumuz bu alandan çıkmak zorundayız. Ancak burada edindiğimiz deneyim çok kıymetli ve deneyerek öğrenmek için çıktığımız yol bize daha iyisini, daha uzun soluklusunu ve devamlılığı olanı başarmak için gereken motivasyonu sağladı. Yeni bir yaşam ve faaliyet alanı kurma çalışmalarına kısa zamanda başlayacağız.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz BoMoVu Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında kurumsal hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek için gerekli teknik ekipmanların alınması ve ofis kirasının karşılanması amacıyla kullandı. BoMoVu ekibi ile yaptığımız röportajda farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere hayata geçirdikleri Sen Neredeysen Hareket Orada projesini; yakın zamanda yayınladıkları Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’ni ve COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe ile yaptıkları çalışmaları konuştuk.

BoMoVu olarak sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiriyorsunuz. Bu kavramların arasındaki ilişkiden ve bu önceliğin çalışmalarınıza nasıl yansıdığından bahseder misiniz?

Beden hareketi kavramını tercih etmemizin birkaç sebebi var. Birincisi, çalışma alanımızı yalnızca profesyonel spor ve sporcularla kısıtlamıyoruz. Örneğin; çalışmalarımızda bir spor disiplinini tüm kurallarıyla mükemmel bir biçimde öğretmeye çalışmıyoruz. Bunun yerine katılımcıların kendi hareket kapasitelerini keşfetmelerini; fiziksel, duygusal ve kültürel anlamlarda güvende hissettikleri bir ortamda özgürce hareket edebilmelerini ve bunun getireceği bedensel ve sosyal güçlenmeyi önemsiyoruz. Herkesin hareket etmeye hakkı olduğunu ve kendi bedeni için uygun hareket etme biçimini bulabileceğini düşünüyoruz. Bu düşüncenin devamı olarak çalışmalarımızda yalnızca spor dallarına değil; çok çeşitli bedensel hareket biçimlerine de yer açıyoruz. Dans, tiyatro, sirk sanatları gibi beden hareketini temel alan sanat dalları ya da çocuk oyunları da çalışmalarımızda yer buluyor.

İkincisi de bedensel hareketliliğin toplumsal bir mesele olduğunu düşünüyoruz. Gündelik hayatta kimlerin hangi mekanlarda nasıl hareket edebildiği bizim için önemli. Hareketleri kısıtlayan mekanizmaları ortaya çıkarmak ve iyileştirmek ya da onlara alternatif üretmek sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bedenlerin aldıkları formlar ve hareketlerinin kısıtlanması ya da serbest olması; toplumsal güç ilişkilerine, içerme ve dışlama tutumlarına, tahakküm biçimlerine dair çok şey anlatır. Örneğin; Irkçılık Karşıtı Pedagoji programımız, ırksallaştırılmış çocukların okulda ya da sınıf ortamında nasıl hareket ettiğini ve bedensel görünürlüklerine dair hislerini araştırarak ırksallaştırmanın mekanizmalarını ve sonuçlarını ortaya koydu. Bu sonuçları paylaştığımız öğretmenler ile eğitimcilere yönelik çözüm önerileri geliştirdik. Benzer şekilde, mültecilerin kendi bedensel hareketliliklerine dair yaptıkları sanat ve spor alanlarındaki çalışmalar ile kamusal alandaki hareket özgürlükleri arasında da bağlantı olduğunu düşünüyoruz. Bunlarla ilgili de çeşitli kurumlarla iş birliğinde sahada aktif olarak çalışmalar yürüttük.

Ekim ayında yayınladığınız Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’nin amacı ve kapsamı nedir? Bu rehber ile alana nasıl bir katkıda bulunmayı hedefliyorsunuz?

“Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi”ni eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı spor ve beden hareketi programları geliştirmek isteyen kurum ve kişilere bir yol haritası çizmek amacıyla hazırladık.  Aynı zamanda bu rehberin, sosyal güçlenme için spor programı geliştirmek isteyen kurum ve kişilerle iletişim kurmanın, birlikte yeni çalışmalara adım atmanın, spor ve beden hareketi alanlarını genişletmenin de zemini olmasını umuyoruz.

Rehberde, bir spor programını tasarlama, geliştirme, uygulama ve değerlendirme aşamalarında göz önünde bulundurduğumuz temel prensipleri ve bunların uygulama aşamasındaki pratik karşılıklarını ele alıyoruz. Bu kapsamda, rehberde şu başlıklara yer verdik: Spor ile Sosyal Güçlenme; Hedef Kitlenin İhtiyaçlarını Anlamak; Fiziksel, Duygusal ve Kültürel Güvenlik; Farklılaşan İhtiyaçlar; Sporda Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık; Irkçılık, Göç, Aidiyet; Sporda Çocuk İstismarı ve Koruma; Spordaki Yükselme Merdiveni Yanılsamasını Aşmak; Spor Programı için Müfredat Oluşturmak; Programın Değerlendirilmesi ve Etki.

Rehberin bir bölümüne de deneyimlerimizi ekledik. BoMoVu’nun programlarında çalışmış gönüllüler, antrenörler ve proje koordinatörlerinin sahada ortaya çıkabilecek öngörülemeyen sorunlarla ilgili deneyimlerinin de faydalı olacağını düşündük. Rehberin son bölümü ise olabildiğince kapsayıcı bir perspektifle oluşturulmuş doğaçlamaları ve spor aktivitelerini örnekliyor. Rehberin her bir bölümünde işlenen konu için Türkiye’den ve dünyadan iyi örnekler, uygulamalı egzersizler ve uygulamada ortaya çıkan durumların üstesinden gelmek için kullanılabilecek kontrol listeleri paylaştık.

Bu rehber ile alandaki aktörleri kapsayıcı ve eşitlikçi programlar geliştirmek için cesaretlendirme ve destekleme gibi bir niyetimiz var. Rehberin etki alanı da oldukça geniş.   Amatör ve profesyonel spor kuruluşları, spor kulüpleri, federasyonlar, okullar, eğitim merkezleri, psiko-sosyal destek kurumları, sosyal yardımlaşma kurumları, toplum merkezleri, taban hareketleri, hak temelli kuruluşlar, bağımsız örgütlenmeler, sporcular, antrenörler, dansçılar, sanatçılar, beden eğitimi öğretmenleri, diğer branş öğretmenleri, aktivistler ile hak ve özgürlük mücadelesi veren kişilere kapsayıcı ve eşitlikçi spor programları geliştirmeleri için yol göstermesini umuyoruz. Sıfırdan bir spor programı geliştirmeyecek olsalar da çalışmalarını nasıl iyileştirebilecekleri konusunda ellerini güçlendirmek ve iyi örneklerini çoğaltmak gibi katkıları da olacağını düşünüyoruz. En önemli hedefimiz de bu rehberin bizlerin tanışmasına vesile olması ve ortak niyetlerde buluşarak hayal ettiğimiz alanı büyütmemiz.

COVID-19 salgını ile birlikte farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere Sen Neredeysen Hareket Orada projesini hayata geçirmeye başladınız. Bu proje kapsamında yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız?

Sen Neredeysen Hareket Orada projesi, söylediğiniz gibi dönemin ihtiyaçlarıyla şekillenen ve dijital alanda profesyonellerle bir araya geldiğimiz ilk işlerimizden biri. Proje kapsamında aktivitelerin geliştirilmesi, kişilerin belirlenmesi ve çekim aşamaları da heyecan vericiydi. Ürettiğimiz videolar, deşifre, kurgu, montaj, altyazı ve dublaj çalışmalarını içeren post prodüksiyon aşamasında olduğundan henüz katılımcılarla buluşmadılar.

Ancak fırsat bulmuşken daha genel olarak projeden söz etmek isteriz. Projeye başlarken 20’den fazla toplum merkezi ve dernek ile bir araya geldik. Bunlardan 12’siyle detaylı anket ve mülakatlar gerçekleştirerek katılımcıların ihtiyaçlarını ilk elden belirleme imkanımız oldu. Yola böyle çıktık. Bu görüşmeler kapsayıcı, eşitlikçi ve katılımcı bir dijital kaynak tasarlama konusunda çok yönlendirici ve yardımcı oldu. Bu sayede hem bedensel çeşitliliği ve farklı ihtiyaçları gözeten hem de çok dilli bir içerik planladık.

Proje kapsamında üretilen içeriklerin hemen hepsi rahatlıkla ev içinde gerçekleştirilebilecek türden aktiviteler olarak planlandı. Jonglörlük, beden perküsyonu, futbol, Capoeira, pilates, Afrika dansı, oryantal dans, engelsiz bale gibi videolar çekildi. Elbette proje sırasında kurumlar dışında kişilerin, özellikle bu süreçte -maalesef- ev içinde iş yükü artan kadınların, şikayetleri ve ihtiyaçları konusunda da bilgimiz arttı. Böylece evde hareketsiz kaldıkları için kilo aldıklarını ve kaslarının ağrıdığını ifade edenlere yönelik “Beden Rahatlatma” adlı ev içi egzersiz video serisini de programımıza ekledik. Bu videolar ile kişilerin ev işi yaparken eş zamanlı bedenlerine iyi gelebilecek bir takım egzersiz hareketleri sunuyoruz. Bunların günlük rutinlerinin bir parçası haline gelmesini umuyoruz. Bir de internet erişimi olmayanlar için geliştirdiğimiz basılı materyaller var: Basketbol ve hip-hop için çeşitli yönergeler resmedildi. Biz ortaya çıkan içeriklerden memnun ve çok heyecanlıyız. Önümüzdeki haftalarda videolarımızı ve basılı materyalleri paylaşacağız.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğinize nasıl katkıları oldu?
Kurumsal hibenin yukarıda bahsettiğimiz çalışmaların tümünü gerçekleştirebilmemizde önemli katkısı oldu. Öncelikle mekanımızın kirasını bu hibe ile karşıladık. Ayrıca mekanımızın video içerikleri geliştirmeye uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Yapılması gereken değişiklikler için malzeme temininde de bu hibeden yararlandık.

Böylece Sen Neredeysen Hareket Orada ekibinin stüdyo kurup çekim yapabileceği alan oluştu. Bu destek, hem ekibin sağlıklı bir alanda çalışabilmesi ve salgın koşullarından korunması konusunda hem de farklı mekan arayışlarının ekonomik zorluğuyla baş etme konusunda bizi güçlendirdi. Aynı şekilde Almanya-Türkiye Gençlik Köprüsü çevrimiçi programı çerçevesinde iki farklı program düzenledik ve mekanımızı kullanmaya devam edebilmemiz bu çerçevede de bize çok önemli katkı sundu. Bunlardan biri her iki ülkeden çocukların katıldığı Dijital Ortamda Beden Perküsyonu, diğer ise Almanya ve Türkiye’den sosyal fayda için sporu kullanan uzmanları bir araya getirdiğimiz Paylaşımın Hareketi 2 oldu. Aynı şekilde büyük emeklerle gerçekleştirdiğimiz Sporda Irkçılık ve Karşıtlığı çevrimiçi seminer dizisi dünyanın farklı yerlerinden akademisyenler, sporcular, antrenörler ve spor gazetecileri ırkçılık ile ilgili deneyimlerini ve teorik çalışmalarını paylaşabildi. Bu seminerler ortağımız Oseminars’ın Youtube kanalında izlenebilir, ayrıca içerikleri podcast kanalımıza da yüklemeye devam ediyoruz.

Elbette çalışma arkadaşlarımızın yanı sıra mekanımızı bireysel spor ve sanat çalışmalarında kullanan kişiler de kurallara uygun biçimde mekandan yararlanmaya devam edebildiler.

BoMoVu‘nun 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

2021 yılı için hedefimiz Türkiye’de sosyal fayda amaçlı sporun kullanım alanının genişlemesi, daha çok kurumun sporu ve beden hareketini sahiplenmesi ve dolayısıyla daha çok insanın bedensel haklarına erişmesi konusunda dernek olarak cesaretlendirici ve destekleyici bir role sahip olmak. Bu çerçevede geliştirdiğimiz rehber ile birlikte sektörler arası çalışma alanlarını genişletmek istiyoruz. Bunun katılımcıların sayısını ve çeşitliliğini artıracağını düşünüyoruz. Aynı zamanda daha geniş alanlarda sürdürülebilir adımlar hayal etmenin yolu da buradan geçiyor. Farklı kurumlarla ilişkilerimizi, açılan yeni kanallardan ve farklı tecrübelerden beslenmeyi önemli buluyoruz.

Kendi saha çalışmalarımızda kız çocuklarına yönelik çalışmalarımızı, kadın ve göçmen sporcu ve sanatçıları desteklemeye devam etmek istiyoruz. Bunun için attığımız bazı adımlar da var. Bunun yanı sıra yine İstanbul’la sınırlı kalmayarak Türkiye’nin farklı bölgelerinde ortaklıklar kurmaya ve farklı deneyimlerle güçlenerek yerele uygun araçlar geliştirmeye devam edeceğiz.

Karakutu Derneği ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve tarihsel olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışan Karakutu Derneği (Karakutu), COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı ve idari giderlerini karşılamak amacıyla kullandı. Karakutu Derneği Yönetim Kurulu İdari İşler ve Program Asistanı Hazal Şahin ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde çevrimiçi olarak  gerçekleştirmeye başladıkları Adalet Arayışı Seminerleri ve Hafıza Yürüyüşleri’ni, sağladığımız hibenin çalışmalarına katkılarını ve 2021 yılı için planlarını konuştuk.

Karakutu Derneği’nin 2017’den beri yürüttüğü Adalet Arayışı Seminerleri salgın sürecinde  çevrimiçi mecralarda devam ediyor. Bize, bu seminerlerin  amaçlarından bahseder misiniz? Bu etkinlikleri çevrimiçi olarak gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Adalet Arayışı Seminerleri, Türkiye’de geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve hatırlama alanına dair çalışmalar yapan akademisyenler, aktivistler ve araştırmacıların çalışmalarını sunduğu bir seminerler dizisi. Bu seminerlerde yakın tarihteki insan hakları ihlallerini ve bunlara karşı gelişmiş toplumsal hareketleri adalet arayışı bağlamında ele alıyoruz. Seminerlerimizde bu alanlara ilgi duyan herkesin ve özellikle genç gönüllülerimizin bilgi ve kapasitelerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Seminerlerimizi çevrimiçi mecralara taşımanın en olumlu yönü daha fazla katılımcıya ulaşabilmek oldu. Önceden seminerlerimizi sadece belirlenen tarih ve saatte İstanbul’da olan katılımcılar izleyebiliyordu. Hatta İstanbul’da ulaşımın zorluğu da düşünüldüğünde katılımcının seminer mekanında fiziksel olarak bulunması oldukça zordu. Çevrimiçi yayınlarımızı ise Türkiye’nin hatta belki de dünyanın her yerinden isteyen tüm katılımcılar izleyebiliyor. Ayrıca konuşmacı çeşitliliğimiz de çevrimiçi seminerlerle arttı, artık İstanbul dışından ya da yurtdışından konuşmacıları da seminerlerimize davet edebiliyoruz. Ancak fiziksel olarak bir araya gelememenin “anda olma” halini azalttığını da düşünüyorum. Bu sebeple çevrimiçi seminerlerde katılımcılar ve konuşmacılar arasındaki etkileşim oldukça azalıyor. Katılımcıların birbirleriyle etkileşimi için de aynı durum geçerli. Yüz yüze gerçekleştirdiğimiz seminerlerde soru-cevap kısımlarında katılımcılar aktif bir katılım sağlarken çevrimiçi seminerlerde bu katılım daha düşük oluyor. Aynı zamanda yüz yüze gerçekleştirilen bir seminerde diğer katılımcılarda aralarda ya da seminer bitiminde iletişim kurup konuşup tartışabilirken çevrimiçi mecralarda böyle bir durum mümkün olmuyor. Bu da seminerin bir karşılaşma alanı olma özelliğini zayıflatıyor.

Karakutu Deneği olarak bu yıl Adnan Ergeç Fonu’nun 5. dönemini hayata geçiriyorsunuz. Ayrıca yakın zamanda Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Genç Kadın Fonu’nun çağrısını da yayınlandınız. Bu fonları hangi amaçlarla hayata geçiriyorsunuz ve alanda nasıl bir ihtiyaca cevap verdiğini düşünüyorsunuz?

Adnan Ergeç Fonu, Türkiye ile ilişkili toplumsal hafıza, geçmişle yüzleşme, toplumsal barış ve eşitliğin inşası, ayrımcılığın önlenmesi alanlarında araştırmaları ya da kültür-sanat projeleri yapan genç araştırmacıları desteklemek için kuruldu. Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Fonu ise Türkiye ile ilişkili kadın hakları, toplumsal cinsiyet, hayvan hakları, çevre ve toplumsal hafıza alanlarında çalışmalar yapan genç kadın araştırmacıları desteklemek amacıyla 2020 yılının ilk aylarında kuruldu. Bu yıl destekleyeceği ilk kadın araştırmacıları belirleyecek. Her iki fonu da gençlerin kendi araştırmalarını geliştirip yürütmesi adına çok önemli buluyoruz. Özellikle Türkiye’de bu alanda çalışan araştırmacıların pek çok yönden olduğu gibi maddi kaynak açısından da desteğe ihtiyaçları var. Bu tür fonlar gençlerin fikir ve üretimlerini görerek, takdir ederek ve destekleyerek onları bu alanlarda çalışmaya, araştırmaya ve üretmeye teşvik ediyor. Böylelikle gençler araştırma fikirlerini hayata geçirmek için daha fazla motive oluyorlar. Bu fonlar ile gençlerin fikirlerinin genelde daha az önemsendiği alanlar olan akademi ve kültür-sanat alanlarında proje ve araştırma üretmek isteyen gençlere bir nebze nefes aldıracak kaynaklar sağlamayı hedefliyoruz.

Karakutu Derneği’nin ana faaliyetlerinden biri olan Hafıza Yolculuğu programı kapsamında birlikte çalıştığınız Genç Anlatıcıların sayısının artması, yeni rotaların oluşturulması ve hafıza mekanlarının keşfedilmesi için çeşitli eğitimler ve kapasite geliştirme atölyeleri düzenliyorsunuz. Genç Anlatıcıların rolünden ve birlikte yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Genç gönüllülerimiz, Karakutu çalışmalarının temelini oluşturuyor diyebiliriz. Hafıza Yolculuğu Programı kapsamında Başlangıç Eğitimi’ne katılan gönüllülerimiz eğitim sonunda üzerine çalışmak istedikleri bir hafıza mekanı seçiyorlar. Mentörleri ile birlikte seçtikleri mekan üzerine çalışmaya başlıyorlar. Bu süreçte de kapasite geliştirme eğitimleri, seminerler ve atölyelerimize katılmaya devam ediyorlar. Seçtikleri hafıza mekanı üzerine çalışmaları bittiğinde ise o mekanın anlatıcısı oluyorlar ve hafıza yürüyüşlerinde mekanın hikayesini genç katılımcılara aktarıyorlar.

Kapasite geliştirme atölyelerimizde  yineinsan hakları ve geçmişle yüzleşme çerçevesinde katılımcıları düşünsel ve metodolojik olarak besleyecek konular üzerinde çalışıyoruz. Atölyelerimizi çeşitli uzmanların bilgi ve birikimlerini aktardığı ve aynı zamanda genç gönüllülerimizin de aktif olarak katıldığı interaktif modeller kullanarak gerçekleştiriyoruz.

Gönüllülerimiz, araştırmacı ve anlatıcı olmanın dışında kendi ilgi alanlarına göre de derneğin çalışmalarına yardım edebiliyorlar. Tüm etkinliklerimizin en temel kaygısı gençlerin görüşlerine ve ihtiyaçlarına alan açmak. Tüm çalışmalarımızı, etkinliklerimizin parçası olan her gencin güvenli bir alanda kendini rahatça ifade edebilmesini temel alarak katılımcı ve gönüllülerimizden gelen geri dönüşlerle sürekli olarak yeniden düzenlemeye ve güncellemeye çalışıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğe nasıl katkıları oldu?

Bu hibeyi insan kaynağı ve bazı idari giderlerimizi dört ay boyunca karşılamak için kullandık. Çalışmalarımızın sürdürülebilirliği açısından insan kaynağı çok önemli bir faktör. Bu hibe desteğiyle insan kaynağımızı karşılayarak temel programımızın faaliyetleri, kaynak geliştirme ve kurumsal iş birlikleri alanında salgın döneminde gerileme yaşamamızın önüne geçmiş olduk. COVID-19 salgını nedeniyle azalan fon kaynakları, bireysel ve kurumsal bağışlar sonucunda insan kaynağı giderlerini karşılamak üzere mali kaynak bulmakta zorlandığımız  bu dönemde, hibe sayesinde temel giderlerimizi karşıladık ve öz kaynaklarımızı süregiden faaliyetlerimiz için kullanma olanağı elde etmiş olduk. Bahsi geçen faaliyetlerimiz arasında Genç Anlatıcılar için Başlangıç Eğitimi ve kapasite geliştirme atölyeleri, Adalet Arayışı seminerleri ve gençler ve yetişkinler için Hafıza Yürüyüşleri bulunuyor. Hibe kapsamında karşılanan temel giderlerimiz sayesinde dört ay boyunca bu çalışmaları gerçekleştirmeye devam edebildik.

Karakutu Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

Ana programımız olan Hafıza Yolculuğu Programımız ve bu kapsamda yürüttüğümüz çalışmalar yine önceliğimiz olacak. Salgın döneminde pek çok etkinliğimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021’de de çevrimiçi seminer, atölye ve hafıza yürüyüşlerimizi geliştireceğimiz yöntemler üzerinde çalışacağız. Özellikle Hafıza Yürüyüşlerimizi çevrimiçi olarak gerçekleştirmek konusunda epey tereddüt yaşamıştık. Hafıza mekanlarında fiziksel olarak bulunamamanın deneyimin özünü ve anlamını kaybettireceğinden korkuyorduk. Fakat hafta sonu yasaklarının başlamasıyla birlikte yürüyüşlerimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021 yılında bu yöntemimizi geliştirerek çevrimiçi etkinliği, mekanda birlikte bulunma deneyimine mümkün olduğunca yaklaştırmaya çalışacağız.

Adalet Seminerlerimize daha tematik ve modüller şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Seminerlerimizin yanı sıra tematik seminer modülleri geliştirmek üzerine kafa yoruyoruz. Yine bu etkinlikleri çevrimiçi ortama en iyi şekilde adapte etmeye çalışıyoruz. Ayrıca yeni gönüllülerimiz ile tanışacağımız iki adet Başlangıç Eğitimi daha düzenlemeyi planlıyoruz. Karakutu’ya yeni katılan genç gönüllülerimiz ile birlikte yeni hafıza mekanları ve rotalar üzerine çalışacağız. Program kapsamında gönüllülerimiz için yapacağımız atölyelere de devam edeceğiz.

Tüm bunların dışında her zaman olduğu gibi bu yıl da çalışma alanlarımız olan insan hakları, geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve ayrımcılık gibi konular üzerine gençlerle birlikte ve gençler için yeni projeler üzerine düşünmeye ve üretmeye devam edeceğiz.