Category

Acil Destek Fonu

BoMoVu COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu kurumsal desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak. Dernek ekibiyle yaptığımız röportajda, COVID-19 salgınının derneğin çalışmalarına ve birlikte çalıştıkları gruplara etkisini, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çevrimiçi etkinlikleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Salgın sebebiyle evde kaldığımız dönemde beden hareketleri ve spor faaliyetlerine erişim birçok grup açısından önemli ölçüde kısıtlandı. Bu durumun BoMoVu’nun birlikte çalıştığı gruplar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Salgınla birlikte evine kapanmak zorunda kalan insanlar, toplulukla arasına mesafe koyarak aynı zamanda içine de kapandı. Ötekiyle ilişkinin de daha mesafeli hale geldiği bu zorlu süreç, bireyselleşme eğilimini artırarak farklı gruplarla kurulan bağların zayıflamasına zemin hazırladı. Aynı zamanda sadece ailesiyle vakit geçirmek zorunda kalan çocuklar da oyun arkadaşlarından uzak kalarak yalnızlaştılar. Dolayısıyla uygulanan sosyal mesafe, insanların doğrudan temas halinde, bedensel faaliyetler aracılığıyla kendilerini ifade edebildikleri aktivitelerimizi doğrudan etkiledi.

İstanbul’da bulunan iki ortaokulda haftalık olarak yürüttüğümüz basketbol ve dans aktivitelerinin yer aldığı Hareket Okulda projesi, okulların kapanmasıyla birlikte sekteye uğradı. Bu süreçte aktivite gerçekleştirdiğimiz çocuklara ulaşma konusunda sıkıntılar yaşadık. Çocukların sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı denilebilecek bölgelerde yaşaması ve kendileriyle iletişim kurmamızı kolaylaştıracak teknolojik aygıtlara ve internete doğrudan erişimlerinin kısıtlı olması başlangıçta iletişimimizin kopmasına sebep oldu. Uzaktan eğitimin çocuklar arasındaki eşitsizliği göz önüne serdiği bu süreçte, sadece bu ve benzeri projelerin bedensel faaliyetleri kısıtlanmakla kalmadı, çocuklar zaruri içeriklere ulaşmakta dahi güçlük çekti. İnternetin ve teknolojinin sağlayabildiği imkanlar var fakat bu imkanlardan uzaktaki çocukların ilk başta iletişimi sürdürmeye istekli olsalar dahi, süreç içerisinde motivasyonlarının kırıldığını duyduk. Bu minvalde çeşitli çözümler geliştirmeye çalıştık fakat sorunun çok daha yapısal olduğunu düşünüyoruz.

Hareketin Özgür programı kapsamında, İstanbul’da iki vakıfta, yerinden edilmiş ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocukları ile haftalık aktiviteler gerçekleştiriyorduk. Bu program içerisinde toplam 53 çocukla çalıştık ve 6 farklı fiziksel aktiviteyi (dans, basketbol, sirk sanatları, yoga, hiphop, futbol) 2,5 ay boyunca düzenli olarak gerçekleştirdik. COVID-19 salgını ile birlikte, çocuklarla fiziksel olarak bir araya gelme olanağımız olmadığı için Haziran sonuna kadar sürmesi planlanan bu aktiviteler kesintiye uğradı. Ortaklık yaptığımız vakıflarla ve mümkün olduğu durumlarda çocukların aileleri aracılığıyla çocuklarla iletişimde kalmaya çalışıp bu aktiviteleri çocukların evde kendi kendilerine yapmaları için ürettiğimiz video içeriklerini ulaştırmaya çalışsak da çocukların ekonomik ve teknolojik olanakları çok sınırlı olduğundan bu çoğu çocuk için mümkün olmadı. Bilgisayarları ya da internet erişimleri olmayan çocuklar, ev içerisinde internete erişim için kullanılabilecek tek aracı (eğer varsa ebeveynlerin akıllı telefonu) tüm kardeşleri ve ebeveynleriyle nöbetleşe kullanmak zorundaydı ve bu nedenle eğitimlerine devam etmeleri bile mümkün olmadı. Ekonomik zorluklar da yaşayan ebeveynler, çocuklarının spor ya da sanatla ilgilenmesine, zevk aldığı fiziksel aktiviteleri sürdürmesine her zaman öncelik veremediler. Çocukların sokağa çıkmaları da sınırlandırıldığından, hareketlilikleri oldukça kısıtlandı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum BoMoVu’nun çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

COVID-19 salgını döneminde, çalışmalarımız, eriştiğimiz kişilerin ihtiyaçlarının değişmesi ile ilgili şekil aldı. Gerek belirli yaş gruplarına gerek derneklere getirilen kısıtlamalarla bu kitleye birebir erişimimiz tamamen kesildi. Öncelikle devam eden projelerimizi bitirebilmek adına ne tür alternatif çalışma biçimleri olabileceğini konuştuk ve aklımıza gelen fikirleri destekleyici kurumlarımızla paylaştık. Bu kurumların eriştiği başka derneklerin de geliştirdiği yaratıcı fikirlerle aslında birbirimizi ne kadar merak ettiğimizi anladık.

Bir yandan Whatsapp ve Instagram uygulamalarını normalde eriştiğimiz kitleye ulaşmak için kullanırken bir yandan da kendi içimizdeki çalışmaları zenginleştirmeye yönelik çalışmalar yaptık. Ekip olarak bu zor dönemde birbirimizi dinleyebileceğimiz ve besleyeceğimiz haftalık buluşmalarla uzakta olan arkadaşlarla hayal gücümüzü zorladığımız proje fikirleri geliştirebildik. Ayrıca uzun zamandır yapmak istediğimiz ve yakında yayınlayacağımız kapsamlı bir kılavuzu yazmaya vakit ayırabildik. Bu kılavuzun sporu sosyal güçlenme aracı olarak kullanmak isteyen herkesin güvenli ve etkili programlar geliştirmelerine yardımcı olmasını diliyoruz.

Bunların dışında bazı projelerimiz özelinde de çözüm önerileri geliştirmeye çalıştık. Örneğin Hareket Okulda projesi çıktılarından olan Aktif Okul Kılavuzu’nda yer alan çeşitli bedensel aktiviteler, proje ortakları tarafından videolara dönüştürüldü ve çocuklarla paylaşıldı. Ayrıca sürekli hareket ihtiyacı içerisinde olan çocukların evlere kapandığı bu süreçte, aktivite yürüttüğümüz toplam 120 çocuğa içinde masa tenisi, dart, hulahoop gibi evde de hareket etmelerine destek olacak malzemelerin bulunduğu eğlence çantaları hazırlayıp yolladık.

Birçok STK gibi BoMoVu da salgın döneminde pek çok faaliyetini çevrimiçi olarak devam ettirdi. Beden hareketi ve spor faaliyetlerini çevrimiçi platformlar üzerinden yapmanın kurumunuz ve birlikte çalıştığınız hedef kitleler açısından olumlu yanları ve zorlukları neler oldu?

Fiziksel aktivitelerin bir kısmının çevrimiçi olarak sürdürülmesi, salgın öncesinde birlikte çalıştığımız kişilerle iletişimde kalmamızı ve bu kişilerin hareket pratiklerine evlerinde de devam edebilmesini sağladı. Aktivitenin içeriğine ve paylaşım yapılan dijital platforma bağlı olarak olumlu yanları ve zorlukları değişiklik gösterdi. Örneğin nstagram canlı yayını üzerinden yapılan aktiviteler, daha önce mekansal uzaklık ya da erişim zorlukları nedeniyle kendi mekanımızda aktiviteye katılamayan yeni insanlara ulaşmamıza olanak tanıdı. Fakat bu yayınlar, antrenör ya da eğitmenler için katılımcıları görememeleri ve duyamamaları nedeniyle zaman zaman zorlayıcı oldu. Bu nedenle, hem antrenörün kendini daha rahat hissetmesi için hem de aktiviteyi evinde uygulayacak kişilerin kendilerine uygun bir zamanı rahatça seçebilmeleri için bazı aktivitelere önceden kaydedilen videoların sosyal medyada paylaşımı ile devam edildi. Video konferans platformlarında yapılan aktivitelerde ise daha interaktif bir ortam sağlanabildi; fakat bu dönemde herkesin ekran karşısında çokça vakit geçirmesi ve zaman planlamasının zorlaşmış olması nedenleriyle, aynı saatte ekran başında buluşmayı gerektiren bu etkinliklere katılım çok yüksek olamadı. Katılanların içinde bulundukları mekanla yeniden ilişki kurdukları, ekrana bağlı olmadan, herkesin evde kendi kendine hareket ederken bir yandan da aynı ortamı paylaşarak bir aradalığı hissettiği pratikler gerçekleştirildi.

Salgın sürecinde çevrimiçi olarak yaptığınız Eleştirel Beden Sohbetleri isimli etkinlik serisinde ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, göçmenlik gibi konular spor ve beden hareketi çerçevesinde tartışıldı. Bu etkinlik serisinin fikri nasıl oluştu? Önümüzdeki dönemde hangi başlıklara yer vermeyi hedefliyorsunuz?

Biz, spora ve beden hareketine eleştirel bakmaya ve üzerine düşünmeye yönelik seminer ve konuşmalar düzenliyorduk. Ancak, hafta içi iş yorgunluğu ile akşam derneğe gelen kişi sayısı sınırlı oluyordu ve çok değerli konuşmacılar ağırlamamıza rağmen dinleyicisi kısıtlı kalıyordu. Salgında insanların evde olması dolayısıyla bu konuşmaları çevrimiçi ortama taşımaya karar verdik ve bu sayede çok daha fazla kişiye erişebildik. Daha önceki söyleşi formatının yerine aynı konular üzerine çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirip bir sohbet formatı geliştirdik. Böylece farklı deneyimlerin karşılıklı olarak konuşulmasına vesile olmaya çalıştık. Bunun yanı sıra hem tüm Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde olan kişilerin sesine kulak verme şansımız oldu. Online Seminars iş birliğiyle başladığımız Eleştirel Beden Sohbetleri serisinde spor ve hareket üzerine çalışanların ve bu alandaki aktivistlerin bir araya gelip deneyimlerini paylaştıkları çevrimiçi paylaşımlar ve etkinlikler düzenliyoruz. Bedensel farklılıklarımızdan ya da sosyal konumlarımızdan dolayı spor ve hareket alanında karşılaştığımız ayrımcı ve baskılayıcı tutumları, bunlarla mücadele yolları ararken destek bulabildiğimiz alanları, hareket pratiğimizin bizi fiziksel veya sosyal olarak nasıl güçlendirdiğini ve birbirimizin tecrübelerine dair merak ettiğimiz her şeyi bu sohbetlerde paylaşmaya gayret ediyoruz.

Şu ana kadar yaptığımız sohbetler çeşitli konulara çeşitli açılardan değiniyor. Yoga vasıtasıyla bedensel ve sosyal normları tartışmaya açmak, dans alanında kendini gösteren erk mekanizmaları, İstanbul’da yaşayan Afrikalı futbolcuların durumu, Irak Kürdistanı bölgesinde mülteci kadınların bisiklete binmesi üzerine yapılan bir projeyi, İtalya’dan ve Türkiye’den feminist basketbolu, sosyal mesafeli taşıma aracı olarak bisikleti, Fransa’da mültecileri sosyalleşmesi ve profesyonel beceri kazanmaları için spor kullanan bir derneğin çalışmaları, Ermenistan’da kadınların köyler arasında yürüyüş düzenleyerek kadın haklarını anlatması gibi konuları ele aldık. Sonrasında, bizim de uzun zamandır üzerine çalıştığımız ırkçılık konusuyla da örtüşen ve George Floyd’un katledilmesi ile trajik bir şekilde gündeme gelen ırka dayalı ayrımcılığı da ele aldığımız Türkiye’den ABD’ye ten rengi ayrımcılığı, Türkiye ve Amerikan sporunda ırkçılık konularını ele aldık. Sohbetlerimiz alternatif spor alanları yaratan kişilere yer vererek devam ediyor. Umarız yakında sporda ırkçılık üzerine başlı başına bir seri düzenleyebiliriz. Bu sohbetleri ve dernekte daha önce düzenlediğimiz konuşmaların ses kayıtlarını podcast kanalında da yayınlamaya hazırlanıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sizden aldığımız hibe ile öncelikle uzun zamandır ihtiyacını hissettiğimiz video kamerayı alacağız. BoMoVu Derneği olarak yürüttüğümüz projelerin arşivini tutmak, yararlanıcılarımızla paylaşmak, çalışmalarımızı yaygınlaştırmak ve derneğin görünürlüğünü artırmak açısından video kamera bizler için elzem bir ihtiyaçtı. Ayrıca bundan sonraki süreçte, etkinliklerimizin video kayıtlarına ayrılan bütçeyi hizmetlere erişimi kısıtlı olan, yoksul çocuk ve gençlerin sosyal becerilerini güçlendirmek amacıyla çeşitli atölyeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Öte yandan, Sen Neredeysen Hareket Orada projemizin video çekimleri için derneğin bir odasını stüdyo haline getirdik. Söz konusu projede; COVID-19 boyunca uygulanan eve kapanma sürecinde başta yerinden edilmiş çocuklar, yaşlılar ve çeşitli kırılgan gruplar olmak üzere dezavantajlı bireylerin, evde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak için, kapsayıcılığı temel alan video ve basılı materyaller üretecek ve söz konusu insanların erişimine sunacağız. Farklı dillerde üretilecek dijital ve basılı materyalleri hedef kitlemize ulaştırarak kendi kendilerine pratik etmelerine imkan sağlayacağız.

Son olarak STDV’den aldığımız dört aylık ofis kirasının, salgın sürecinde üzerine düşündüğümüz çözüm önerilerini geliştirmemizde ve hayatın durma noktasına geldiği dönemde yaşadığımız ekonomik zorlukların bir kısmını atlatmamızda önemli bir katkısı oldu. Bunun için teşekkür ederiz.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Dezavantajlı durumdaki çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışan Barış için Müzik Vakfı’na COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibe desteğini vakfın kurumsal iletişim kapasitesini geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla kullanacak olan Barış için Müzik Vakfı Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı, Kurumsal İletişim Koordinatörü Papatya Yılmaz ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda salgın dönemindeki çevrimiçi etkinliklerini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve Vakfın bağışçılardan beklentilerini konuştuk.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 sürecinde çalışmalarını çevrimiçi ortamlara hızlı bir şekilde adapte eden sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Bu süreçte vakfın eğitimlerini devam ettirmenin yanı sıra farklı kuruluşlar tarafından düzenlenen çevrimiçi etkinliklerde de yer aldınız. Dijital platformlar üzerinden yaptığınız faaliyetlerin ve katıldığınız etkinliklerin Barış İçin Müzik Vakfı’nın çalışmalarına ne tür katkıları oldu?

Barış İçin Müzik Vakfı ekibi olarak, salgın başlangıcında çevrimiçi çalışmalara hızlıca geçiş yaptık ve bunu mümkün kılan en önemli etken ekibin bu sürece adapte olmaya açıklığıydı. Salgın sürecinin başında vakıf, çevrimiçi içerik konusunda fazla üretken değildi. Bu süreç ekibe farklı bir bakış açısı sağladı. Derslere video görüşmeler üzerinden uzaktan eğitimle devam etmenin yanı sıra “Herkes İçin Temel Müzik” başlığıyla vakıf faydalanıcıları dışındaki bireylerle de ulaşmayı hedefleyen içerikler, “Barış İçin Müzik Ev Konserleri” ile öğrenci ve eğitmen performansları ve “Barış İçin Müzik Lütiye” ile enstrüman tanıma ve bakımı içeriklerini YouTube platformu üzerinden erişime açtık. Vakfın daha fazla çocuğa ulaşma ilkesini destekleyen bu üretim biçimi, tüm ekibe genel programda çevrimiçi çalışmaları etkin konumlandırmak için itici güç oldu. Aynı zamanda salgın sürecinde Microsoft Türkiye, British Council ve Women of the World Foundation gibi kuruluşlarla gerçekleştirilen iş birlikleri vakfa görünürlük kazandırdı ve etkilerinin paylaşılması açısından yeni ve sürdürülebilir ilişkiler kurma ve platformlarda bulunma fırsatı sundu.

Derslerin çevrimiçi yürütülmesi birlikte çalıştığınız gençleri nasıl etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi derslere Mayıs’ın 3. haftasında başladık ve 3,5 aylık bir çalışmanın sonucunda öğrenci ve velilerle bir anket gerçekleştirdik. Anket sonuçlarında öğrencilerin %88’i çevrimiçi çalışmaların faydalı olduğunu belirtti. Gündelik hayatın hızla değişmesi, uzun süreli sokağa çıkma yasakları çocukları oldukça negatif etkileyen bir durum oldu. Salgın psikolojisine ek olarak, lise ve üniversite sınav stresini yoğun olarak hisseden gençler de vardı. Vakfın devam ettirdiği çevrimiçi müzikal çalışmaların düzenli olması, faydalanıcıların bir nebze normalize olmasına yardımcı oldu. Gerçekleştirdiğimiz çalışmalara bağlı değişen ihtiyaçların en önemlisi teknolojik yeterliliklerle ilgiliydi. Süreçte, hiç iletişime geçemediğimiz öğrenciler olmadı fakat düzenli katılım gösteremeyen küçük bir kesim öğrencimiz bulunuyordu.

COVID-19 salgının Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının finansal sürdürülebilirlik ve kaynak geliştirme çalışmaları açısından olumsuz şekilde etkilediğini görüyoruz. Barış İçin Müzik Vakfı olarak bu süreçte karşılaştığınız zorlukları ve bu zorluklarla başa çıkmak için geliştirdiğiniz yöntemleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı son 2yıldır ülkenin ekonomik koşullarına da bağlı olarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamada zorluk yaşıyordu. Yeni bağışçılar bulma, mevcut bağışçıların devamlılığını sağlama, gelir kaynaklarını çeşitlendirme, kurumsal ilişkiler geliştirme üzerine tartışmalar yürütüyordu.
COVID-19 salgını nedeniyle iptal edilen konserler ve etkinlikler, bağışçılarının değişen yaşam koşulları, belirsizlikler karşısında bağışların iptal edilmesi ya da dondurulması, Vakfı bu süreçte finansal olarak zorladı. Bununla birlikte, bu süreçte birebir yürüttüğümüz ilişkiler sayesinde yeni bağışçılar edindik, çevrimiçi ortak işler gerçekleştirdik ve yeni işbirlikleri sayesinde gelir kaynakları oluşturduk.

Dolayısıyla bu süreç iki yönlü etki yarattı diyebiliriz. Bu süreçte edindiğimiz deneyim, bize farklı bir yöntem ve yaklaşım ile kişi ve kurumlarla diyaloğumuzu genişletebileceğimizi gösterdi. Talep et, takip et, teşekkür et sıralaması ile ilişkilerimizi yeniden düzenlemeye başladık. Önce ekibin zorluklar karşısında birbirini destekleyen tavrını kuvvetlendirdik, öğrencilerin birbirleri ve programla ilişkisinde karşılaştığı zorlukları tanımlayarak çözüm yolları aradık. Geliştirmemiz gereken iş süreçlerimizi tespit ederek danışmanlık aldık. Bilmediğimiz her konuda kendimizi geliştirmeye ve özeleştiri yapmaya açık olduk. Ulusal ve uluslararası benzerlerimizin işlerini takip ettik ve onlarla bağlantı kurarak deneyimlerini dinledik. Sonbahar döneminde programımızın nasıl devam etmesinin sağlıklı ve yararlı olacağını bulmak için kurum içi görüş ve önerileri topladık. İyileştirme sürecine devam ediyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi kurumsal iletişim ekibinizi genişletmek amacıyla kullanacaksınız. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu çalışmaların derneğin sürdürülebilirliğine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?

Kurumsallaşmanın en önemli gerekliliklerinden biri iş bölümünün net olması ile tüm çalışanların yetki ve sorumluluklarının açık olmasıdır. Bu sebeple iş birliği ile ve yardımlaşarak yapılan bazı önemli iş kollarının daha profesyonelce sürdürülmesini sağlamak üzere bu hibe desteğiyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Sahne ve Görüntü Yönetimi Sorumlusu rollerinde yeni ekip üyeleri aramıza katılacak. Ekibin genişlemesi ve kurumsal iletişimin stratejik planla yürütülmeye başlaması ile farklı bakış açıları ortaya çıkacak ve sorunlar daha hızlı çözülecek.

Kurumsal iletişim ekibi ile birlikte pro-bono hizmet aldığımız sosyal medya ve iletişim ajansları ile daha verimli bir ortaklık gerçekleştirebileceğiz. Böylece Vakfın daha düzenli ve sistemli çalışıp hata yapma oranını azaltmaya yönelerek hedeflerine daha kolay ulaşmasını planlıyoruz. Ayrıca kurumsal iletişim ve sosyal medya yönetimine dair strateji ve uygulama planının çıkarılması ile Vakfın sosyal medya iletişim platformlarının bir plan ve hedef ile yönetilmesini, kurumsal iletişim ekibi ile birlikte tüm ekibin bilgilenmesini ve ortak olmasını sağlayacağız.

Kurumsal yapı oturmaya başladığında ise bağışçılar ve proje bazlı sponsorlar için Vakfın iletişim kanallarını daha verimli kullanmış olacağız. Anketler düzenleyerek bağışçılardan veriler toplayacak ve düzenli bilgi paylaşımı ile Vakfın kamuya yönelik kanıt temelli bilgi aktarımına geçmesi ve kalıcı olmasını iş akışına dahil edeceğiz. Böylece bağışçılarımızın profillerine dair daha çok bilgi edinerek sayılarını artırmayı ve Vakıf için yeni gelir kaynakları elde etmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde ve bağışçıların tercihlerinde değişikliklere neden oluyor. Barış İçin Müzik Vakfı bu değişikliklerden etkilendi mi? Vakfınızın önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri neler?

Elbette etkilendi. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte değişen ihtiyaçlarını önceliklendiren hibelerin açılması bizi cesaretlendiriyor. Bizi dinleyen, ihtiyaçlarımızı araştıran ve buna göre destekler oluşturan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’na ve bağışçılarına çok teşekkür ederiz.

Salgın ile birlikte belirsizlikler büyük ölçüde devam ediyor. Açık ve kapalı alanlarda buluşmaya başlamak bizim için de yeni ihtiyaçlar ortaya çıkardı. Vakıf binasının iş yeri güvenliği ve sağlığı koşullarına göre yeniden düzenlenmesi, temizlik ve hijyen kurallarına uyulması, dezenfekte edilmesi, çalışanlar ile öğrencilerin ortak alanda sağlık kurallarına uyması için gerekli bilgilendirme afişlerinin asılması gerekiyor. Bu düzenlemeler ise bilgi ve finansal kaynak gerektiriyor.

Yine bu dönemde, teknolojiyi daha fazla kullanma ve uzaktan eğitim ve üretim modelleri geliştirme gerekliliği teknolojik donanım ihtiyaçlarını da ortaya çıkardı. Bilgisayar, kamera, sabit disk sürücüsü, ışık ve ses kayıt cihazlarının karşılanmasına yönelik destekler yararlı olur. Diğer yandan çevrimiçi ortamlarda çoklu platformları kullanarak yayın yapabilmenin ve bunun için gerekli bilgi ve araçları edinmenin Vakfımızın hazırladığı program içeriklerinin alıcısına en iyi şekilde ulaşmasına hizmet edeceğine inanıyoruz. Son olarak Vakıf programlarının, vakıf dışı alanlarda üretilmesi için ulaşım, nakliye, yeme içme, sahne giysisi gibi ayni destek gereksinimleri için çözüm yolları araştırıyoruz.

Bu yıl Kasım ayında vakfımızın on beşinci yılını kutlamak üzere hazırlanıyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkardığı sonuçları, birikimini ve Vakıf arşivini düzenleyerek Barış İçin Müzik modelini kamuoyu ve paydaşlarımızla paylaşmayı istiyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda 2016-2019 döneminde hibe verdiğimiz kuruluşların kısa vadede ayakta kalabilmelerini desteklemek amacıyla, Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların katkısıyla hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Barış için Müzik Vakfı, Eğitimde Görme Engelliler Derneği, İmece İnisiyatifi Derneği, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Karakutu Derneği, Nefes Kültür Sanat Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği ve Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’ne toplam 158.506 TL hibe desteği sağlıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Hayata Destek Derneği Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Hibe Verdiğimiz Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020’de Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun birinci aşamasında hibe verdiğimiz Hayata Destek Derneği (Hayata Destek), afet müdahalesi alanında yerel aktörlerin kapasitelerini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği projeyi tamamladı. COVID-19 salgını nedeniyle proje faaliyetlerinde değişiklik yapan Hayata Destek, depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bölgede yaşayan 165 aileye hijyen kiti dağıttı. Hayata Destek Derneği Saha Koordinatörü Rukiye Çetin Dağhan ile röportajımızda Elazığ’da yaptıkları çalışmaları, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nun bu süreçteki rolünü ve acil durumlara müdahalede sivil toplum kuruluşlarının kaynak ihtiyaçlarını konuştuk.

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve COVID-19 salgını sebebiyle projede yapılan değişikliklerden bahseder misiniz?

Bu proje ile dernek olarak hedefimiz, deprem bölgesinde bir gönüllü bir ağı oluşturmak, oluşturulan gönüllü ağının; afetlerde sunulacak hizmetlere yönelik bilgi ve becerilerini artırmak ve güçlendirmekti. Böylece toparlanma döneminde sunulacak destekleri daha nitelikli hale getirmeyi, bölgede sürdürülebilir, nitelikli bir gönüllü ağının varlığını sağlamayı hedefledik.

Tabii aynı zamanda bölgede yaşanabilecek yeni afetlere yönelik olarak, nitelikli insan gücünün bulunmasına katkı sağlamış olacağımızı değerlendirdik. Gönüllü ağımızı oluştururken, sahada sunmayı hedeflediğimiz hizmetler hakkında temel bilgi sahibi olmaları ve halihazırda bölgede olmalarını göz önünde bulundurarak, Elazığ Fırat Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü ile irtibata geçtik. Gönüllü ağına ağırlıklı olarak üniversitenin Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri katıldı.

Profesyonel meslek yaşantılarında, mesleklerinin gereği olarak afet ve acil durumlarda çalışmak durumunda kalacak olan Sosyal Hizmet öğrencilerinin kapasitesinin güçlendirilmesi, afet ve acil durumlarında sosyal hizmetlere yönelik müdahaleler ile ilgili deneyim kazanmaları, kazandıkları deneyimi meslek yaşantılarında aktif bir şekilde kullanmaları şeklinde özetlenebilecek bir model kurguladık.

Bu kapasiteyi güçlendirirken, bölgedeki acil ihtiyaçlara etkin bir şekilde cevap vermemiz de mümkün oldu. Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri, derneğimiz bünyesinde çalışan Sosyal Hizmet Uzmanlarının süpervizörlüğünde saha çalışmalarına katkıda bulundular. Afetlerde psiko-sosyal destek hizmetinden sorumlu kamu paydaşı konumunda olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Elazığ İl Müdürlüğü’nün yanı sıra, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu ile yürütülen çalışmalara da dahil oldular. Birey odaklı mikro çalışmalar ile toplum odaklı makro çalışma hakkında deneyim kazandılar.

İlk etapta gönüllü öğrencilerimizin, Hayata Destek koruma ekipleri ile birlikte konteyner kentlerde çocuk koruma, psiko-sosyal destek aktiviteleri uygulayabilecek ve koruyucu-önleyici çalışmalar yapabilecek becerileri kazanmalarını sağladık. Hızlandırılmış̧ eğitimler, düzenli süpervizyon desteği ve günlük motivasyon toplantıları birlikte çalışma biçimimizin üç temel dayanağını oluşturdu.

Sosyal hizmet öğrencilerinin sahada kendi yetkinliklerine güvenerek hane/çadır ziyaretleri yapmalarını ve gelen bireysel talepleri değerlendirerek ihtiyaç analizleri gerçekleştirmelerini öngördük. İhtiyaç sahibi aile ve bireylerin tespit edilmesi, bu kişilerin ilgili kurumlara yönlendirilmesi bu gibi afet sonrası acil yardım operasyonlarında kullandığımız yöntemleri oluşturuyor.

Bir yandan bu eğitimleri verirken, yerelde ilgili kamu kurumlarının kapasitesinin bilhassa idari anlamda zorlandığını tecrübe ettik. Bürokratik sürecin tıkanmasıyla saha çalışma iznimizi zamanında alamadık ve gönüllü öğrencilerimizin sahada bağımsız çalışmaktan ziyade, ilgili kamu paydaşlarının saha çalışmalarına eşlik ederek çalışması yönünde bir çözüm geliştirdik. Bu noktada gönüllülerimizin birçok lojistik ihtiyacı da kamu kurumlarından paydaşlar tarafından karşılanmış oldu, dolayısıyla elimizde hala harcayabileceğimiz bir kaynak kaldı . COVID-19 salgını Mart ortası itibarıyla Türkiye’de gündelik hayatı olumsuz etkilemeye başladı. Bunu da göz önünde bulundurarak başta İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) olmak üzere kamu paydaşlarının desteğiyle sahada değişen ihtiyaçları yakından takip ettik. Nisan ayı itibarıyla konteyner kentlerde COVID-19 risklerinin azaltılması için hijyen paketleri ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Elimizdeki kaynak ile depremden etkilenen kişilerin kaldığı konteyner kentte 165 aileye hijyen kiti dağıttık.

Yaşanan depremin ardından Hayata Destek Derneği’nin de aralarında yer aldığı sahada çalışan bir grup STK ve bazı kamu kurumları acil durum müdahalesini eşgüdümlü ve verimli bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu. Bu platformun çalışmalarından bahseder misiniz? Platform STK’lar arasında ve kamu kurumlarıyla iş birlikleri geliştirmek açısından ne tür katkılar sağladı?

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen depremin ardından Elazığ’da buluşan STK’lar; Hayata Destek Derneği, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Açık Açık Derneği, Ahbap Derneği, Ahtapot Gönüllüleri Derneği, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri, Çorbada Tuzun Olsun Derneği, İhtiyaç Haritası, Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), Nef Vakfı, Nirengi Derneği, Sağlam Kobi, Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ve Toplum Gönülleri Vakfı (TOG) deprem bölgesinde uzmanlıklarını birleştirmek için “Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu”nu kurdu.

Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu çatısında sorumluluk paylaşımı yapıldı. Her STK kendi uzmanlığı doğrultusunda platforma katkı sağladı. Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’nın altyapı desteğiyle bir depo kuruldu ve bölgeye gelen ayni destekler bu depo vasıtasıyla dağıtıldı.

Platform, dağıtımların sistemli şekilde ilerleyebilmesi için çevrimiçi olarak günlük ihtiyaçların girileceği bir sistem oluşturdu. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu sebebiyle sisteme erişim izni sadece birkaç STK temsilcisine verildi. Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’na üye STK’ların sorumlulukları şu şekildeydi:

Hayata Destek Derneği, depremin hemen ardından deprem bölgesinde ihtiyaçları belirlemek için bir ihtiyaç analizi formu oluşturdu. Bu formu koruma ekipleri kendi telefonlarını kullanarak, ilave bir altyapıya ihtiyaç duymadan, danışanlarla yüz yüze görüşüp kolayca doldurabiliyorlardı. Ekipler veri girişlerini yapıp onayladıktan hemen sonra Hayata Destek Derneği’nin oluşturduğu kriz masası temel ihtiyaç taleplerini anlık olarak görüp, platformunun oluşturduğu sisteme anlık olarak giriyordu. Sahada tespit edilen koruma ihtiyaçları da AFAD Koordinasyon Merkezi’ndeki arkadaşımız üzerinden devletin ilgili kurumlarına yönlendiriliyordu.

Ahtapot Gönüllüleri Derneği ise oluşturdukları gönüllü ekiple birlikte; depoya ürün giriş, çıkışları, stok takibi, deponun düzenlenmesi ürünlerin paketlenmesi gibi sorumlulukları üstelendi. TİDER ve İhtiyaç Haritası da depoda stok kontrolünden sorumluydu. Hayata Destek Derneği’nin ve Nef Vakfı’nın sistemden girdiği ihtiyaçlara göre depodan malzemeleri araçlara yükleyip depodan çıkışını sağladılar. İhtiyaç Haritası kendi internet sayfası üzerinden depodan eksilen ve ihtiyaç olan malzemelerin duyurusunu yaparak ihtiyaçların depoya ulaşmasını sağlıyordu. Depoda ihtiyaç olan fakat ulaşmayan malzemeler Nef Vakfı ve diğer STK’ların kendi kanalarında duyurması ve bağış toplaması ile gerçekleşti. AHBAP Derneği ve TOG, depodan çıkışı yapılan malzemelerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda destek verdi. Nef Vakfı ve Çorbada Tuzun Olsun Derneği koordinasyon masasında görev aldılar. Okul, camii, misafirhane gibi toplu alanlardan gelen ihtiyaçlara yoğunlaştılar ve yine kurulan sistem üzerinden ihtiyaçları girip bu ihtiyaçların yerine ulaşıp ulaşmadığı teyit edildi.

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri temsilcisi Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’nun kamu kuruluşları ile olan ilişkilerini koordine ediyordu. Dağıtım süreçlerinde valilik ile sürekli iletişim halinde oldu. Platform üyeleri gün sonunda Elazığ Valiliği’nde düzenlenen AFAD koordinasyon toplantılarına düzenli katılım sağlayarak platformun yaptığı çalışmaları aktarıp AFAD ve valiliğin yaptığı çalışmalarla ilgili kendini güncelliyordu.

Sonuç olarak bu platform sayesinde hem STK’ların kendi arasındaki hem de kamu kurumları ile ilişkilerindeki koordinasyonu sağlayan bir yapı oluşturulmuş oldu. Kurumların enerjilerin koordinasyon içinde doğru yere kanalize edilebilmesi afet yönetiminde çok önemli rol oynuyor.

Elazığ’da depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması konusunda çalışmalarınız devam ederken COVID-19 salgını da olağanüstü koşullar yarattı. Hayata Destek Derneği olarak, bu tür acil durumlarda saha çalışmalarınızı yaparken çalışanlarınız ve faydalanıcılarınız açısından ne tür öncelikleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Özellikle COVID-19 ile ilgili alınan önlemler doğrultusunda saha çalışmalarınızı gerçekleştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

COVID-19 sürecinde operasyonlarımızın sürekliliğini nasıl sağladığımızı ifade edebilmek için güvenlik ve risk yönetimi yaklaşımımızı kısaca tarif edebilirim. Hayata Destek Derneği olarak, yürüttüğümüz tüm faaliyetlerde çalışanlarımızın ve odağımıza koyduğumuz toplulukların güvenliğini esas alıyoruz. Tabii bu, temel insani yardım prensiplerinde de önemli bir konu. Saha çalışmalarımızı yürütürken azami güvenlik önemleri alıyoruz. Bu kapsamda güncel risk analizleri ve alınması gereken önlemler konusunda bize destek olan bir güvenlik uzmanımız da var.

Çalıştığımız alana girmeden önce o alana ait tüm riskleri analiz ediyor, yol haritası çıkarıyor, kimlerle ve hangi kurumlarla görüşeceğimizin listesini yapıyoruz. Ekiplerimizin yanlarında götürmeleri gereken tüm malzemelerden emin olabilmeleri için kontrol listeleri hazırlıyoruz. Bu yalnızca COVID-19 özelinde değil, herhangi bir acil durum sonrasında da önemli bir konu. Bu listeler hava koşullarına, afetin mahiyetine göre büyük değişkenlik gösterebiliyor. Bu doğrultuda, COVID-19 sürecinde artık hepimizin aşina olduğu tulum, siperlik, maske, eldiven, dezenfektan gibi ekipmanlardan yararlandık. Bu tip bir acil durumda göz önünde bulundurulması gereken diğer bir konu, doğru araçla yola çıkmak. Deprem sonrasında Elazığ-Malatya bölgesine ilk 48 saat içinde vardığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Fakat gelen ilk bilgiler, merkez ilçelerde acil ihtiyaçların nispeten karşılandığı, kırsal bölgelere dair ise henüz ihtiyaçların tam olarak belirlenemediği yönündeydi. İklim ve arazi koşullarını da göz önünde bulundurarak, doğru araçla yola çıkmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk, çünkü ilk durum tespitimiz neticede ağırlık olarak kırsal kesimlere yoğunlaştı.

Tabii ihtiyaç sahibi topluluğu doğru anlamak da önemli. Topluluğun analizini yapar, hassasiyetlerini belirleriz. Afetle mi uğraşıyoruz, depremle mi, savaş ya da çatışmadan kaçan bir topluluk mu? İhtiyaçları neler? Hassasiyetleri neler? Bu başlıkların altını doldurmamız şart. Sahaya gitmeden önce çalışacağımız topluluğu çok iyi araştırır, tanır ve hassasiyetlerini biliriz. Danışanlarımıza zarar verme olasılığı olan herhangi bir uygulamaya başvurmaz, onların üstün yararını gözetiriz.

Ekipler arası koordinasyon anlamında takip ettiğimiz süreç de bu gibi acil durumlarda büyük önem taşıyor. Sahaya gidilmeden önce; mutlaka bir iç toplantı yapar, ilgili analiz sonuçlarının paylaşıldığı bir bilgilendirme toplantısı düzenleriz. İlk görev ve sorumluluk dağılımı da bu toplantıda netleşmiş olur. Kimin hangi mahallede, hangi sokakta çalışacağı harita üzerinde gösterilir; bu sayede ekip sahaya çıkmadan alan bilgisine sahip olur. Danışan hassasiyetleri aktarılır. Ekip donatıldıktan sonra tüm güvenlik önlemleri alınarak sahaya çıkılır.

Elazığ depremi özelinde de, sonrasında küresel ölçekte yaşadığımız ve insani yardım çalışanları olarak tüm dünyada büyük zorluklarla karşılaştığımız COVID-19 salgını süresince de bu prosedürlere sadık kalarak, hem çalışanlarımız hem de ihtiyaç sahibi toplulukların yararını gözeterek çalıştık. Tüm engellere rağmen değişen ihtiyaçları uzaktan takip etmek ve zamanında yanıt verebilmek adına, teknolojik olanakları da kullanarak çeşitli çözümler geliştirdik.

Depremin üzerinden 5 aya yakın bir süre geçti. Depremden etkilenen Elazığ, Malatya ve çevre illerdeki ihtiyaçların son durumu hakkında bilgi verir misiniz? Gelecek dönemde bölgedeki çalışmalarınıza devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Hayat Destek Derneği bölgeye dair son durum raporunu 7 Şubat tarihinde yayınladı, meydana gelen maddi hasar Şubat ayı sonunda net bir biçimde ortadaydı. Daha sonra yayınlanan farklı raporlar durumu daha net görmemize yardımcı oldu. Yine Şubat ayı başında yayınlanan AFAD raporuna göre deprem neticesinde 547 yapı yıkıldı, 6270 yapı ağır hasar gördü ve 962 yapının orta derecede, 10,273 yapının ise hafif hasarlı olduğu tespit edildi. Elazığ’ın Aşağı Demirtaş, Kırklar, Doğukent, Hankendi mahalleleri ile Sivrice ilçesinin Gölbaşı mevkinde 5.000’e yakın konteynerin bulunduğu geçici yerleşkeler kuruldu.

İnsani yardım alanında faaliyet gösteren bir dernek olarak, insan eliyle ya da doğal yollardan gerçekleşen afetler sonrasında, başta kamu kurumları olmak üzere yerel kapasitenin yetersiz kaldığı noktalarda acil müdahalede bulunuyoruz. Şu an Elazığ’daki gözlemlerimiz, acil ihtiyaçların karşılandığı yönünde. Tabii gerek COVID-19 bağlamında gerek deprem gibi jeofiziksel riskler bağlamında herhangi bir acil durumla karşılaşırsak, Türkiye’nin 8 farklı şehrindeki ekiplerimizle ortaya çıkabilecek acil ihtiyaçlara cevap vermeye hazırız.

Hayata Destek Derneği, uzun yıllardır depremler gibi acil müdahale gerektiren farklı durumlarda hızlı şekilde sahaya inerek insani yardım çalışmaları yapıyor. Bu tür müdahalelerin yapılabilmesinde finansal kaynaklara erişimin de önemli bir katkısı olduğunu biliyoruz. Bu bakış açısıyla düşündüğünüzde, Elazığ Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan aldığınız hibenin çalışmalarınıza ne tür bir katkısı olduğunu paylaşır mısınız? Sizce hibe veren kuruluşlar ve bağışçıların acil durum destekleri özelinde dikkat etmeleri gereken noktalar neler?

STK’ların afetlerden hemen sonra afet alanında olması, kendi ihtiyaç analizini yapması, ihtiyaçları duyurması, afet koordinasyonu içinde yer alması ve hızlı müdahale yapabilmesi çok önemli. Bunları yapabilmek için STK’lar kaynağa ihtiyaç duyuyorlar.

Büyük afetlerde uluslararası fonlara erişim çok daha kolay oluyor ancak görece orta seviyede, ülkelerin kendi kapasitelerinin afete müdahalede yeterli olacağı düşünülen durumlarda STK’ların uluslararası kaynaklara erişimi çok kısıtlı şekilde gerçekleşiyor veya hiç olmuyor. Ülke içinde ise daha çok gıda ve hijyen malzemeleri gibi ayni yardım yapmak isteyen kişiler ve kurumlar derneğimize ulaşıyor. Elazığ Depremi de ikinci sırada saydığım afetlere örnek sayılabilir. Normalde bu tür afetlerde STK’ların koordinasyonu ve yerel kapasitenin güçlendirilmesiyle ilgili hibe bulmak çok zorken, sağladığınız Acil Destek Fonu ile bu alana önemli bir katkı sağlayabildik. Hibenin esnek olması, değişen koşullara adapte olabilmemize ve yeni gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmemizi de sağladı.

Genel olarak acil yardım fonlarının hızlı kanalize edilmesi, bürokratik süreçlerinin en aza indirilmesi, değişen duruma ve ihtiyaçlara cevap verebilmek için gerekli değişiklikleri yapabilecek esnek alan tanıması büyük önem taşıyor. Acil durum hibeleri ve projeleri tasarlanırken bunlara dikkat edilmesi gerekir. Sağladığınız hibe bu koşulları karşıladığı için sizlere teşekkür etmemiz gerekir. Bir diğer husus, hibe ve bağışların zamanı. Dünyadaki genel eğilim afetlerden sonra bağış yapmak. Hem afetlerle ilgili risk azaltma çalışmalarının yapılabilmesi hem de sivil toplum kuruluşlarının olası afetlere müdahale için hazırlıklarını tamamlayabilmesi için afetlerden önce de kaynağa ihtiyaç duyulduğu unutulmamalı.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz İhtiyaç Haritası Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşamasında hibe desteği sağladığımız İhtiyaç Haritası, farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform. Hibe kapsamında uygulayacakları Elazığ Sosyal Pazaryeri projesi ile depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçlarının Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını hedefleyen İhtiyaç Haritası’ndan Proje Koordinatörü Sevdanur Gökrenk ile Sosyal Pazaryeri uygulamasını ve platformun COVID-19 salgını sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu çevrimiçi bir platform olan İhtiyaç Haritası’nın modelini ve bu kapsamda yürüttüğünüz çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

İhtiyaç Haritası, ihtiyaç sahipleri ile destek olmak isteyenleri harita tabanlı online bir platformda buluşturan ve kar amacı gütmeyen bir sosyal platform kooperatifidir. Bu platformla bireylerin kendi ihtiyaçlarını ve çevresindeki ihtiyaçları en iyi belirleyeceğinden yola çıkılmış ve sokak ölçeğine kadar inilmiştir. Herkese bütçesi dahilinde destek olabilme imkanı veren bir sistemle imece kültürünün yeniden canlandırılması hedeflenmiştir.

Herkesin kullanımına açık olan İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden nakdi yardım yerine sadece ayni yardımlar yönlendiriliyor. Harita ile Türkiye’nin 81 ilinden ihtiyaç ya da destek girilebiliyor. Ayrıca yurtdışından girilen ihtiyaçlar Türkiye’den destek bulabildiği gibi, Türkiye’deki ihtiyaçlar da yurtdışından karşılanabiliyor. İhtiyaç Haritası üzerinden, bugüne kadar yaklaşık olarak 73.7 milyon TL’ye eşdeğer 1.444.473’den fazla malzeme yer değiştirdi.

Türkiye kişiler arası ve kurumlara duyulan güvenin oldukça düşük olduğu ülkeler arasında yer alıyor. İhtiyaç Haritası ise kişi ve kurumlara güvenin esas olduğu bir modelle işliyor. Kullanıcılarınızla aranızdaki bu güven ilişkisini nasıl oluşturdunuz ve devam ettirmek için neler yapıyorsunuz?

İhtiyaç Haritası kurduğu bu yapı ile güven ortamı oluşturmayı ilke edindi. Harita üzerinde görülen her bir birey ve kurumun bilgilerinin doğruluğu teyit ediliyor ve gerçek ihtiyaç sahibi olup olmadığı kullanılan birçok farklı yöntemle analiz ediliyor. İhtiyaç sahibi ile destekçinin buluşturulmasında rol oynayan Harita, geri dönüşler doğrultusunda kendini geliştirmeye devam ediyor. Platform, bu özellikleri sayesinde de kurulduğu günden çok kısa bir süre sonra gerekli güven ortamını elde etti.

İhtiyaç Haritası’nın, yarattığı sosyal etkiyi ölçebilmek ve gelecek projelerimiz için bir çerçeve oluşturmak amacıyla Mart 2019’da bir araştırma şirketi ile birlikte Sosyal Etki Araştırması yaptırdık. Araştırma kapsamında aldığımız geri bildirimler aslında yaptığımız işin ilham kaynağını özetliyordu. Araştırmaya göre; kullanıcılarımızın İhtiyaç Haritası denildiğinde aklına ilk gelen kavramların yardımlaşma, güven, paylaşım ve dayanışma olduğunu gördük. Biz de çalışmalarımızı yürütürken özellikle güven kısmına çok dikkat ediyoruz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz proje ile ihtiyaç sahiplerine yapılacak yardımın Elazığ’daki yerel esnaftan temin edileceği bir modeli hayata geçirmeyi planlıyorsunuz. Bu modelden ve proje kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

İhtiyaç Haritası, ülkemizde gerçekleşen pek çok doğal afette ihtiyaç sahipleri için hızlıca aksiyon alıyor. 24 Ocak 2020’de gerçekleşen Elazığ Depremi sonrası İhtiyaç Haritası, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ve Elazığ Valiliği ile doğrudan iletişime geçti ve ilk 72 saatte ortaya çıkacak en acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ‘‘Elazığ’a Acil Destek’’ başlıklı bir kampanya oluşturdu. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren diğer STK’lar da konu hakkında bilgilendirildi ve özel sektörden kurumlara da kampanya hakkında bilgi verildi. 26 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’a ulaşan İhtiyaç Haritası ekibi, diğer STK’lar ile birlikte STK Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu ve acil ihtiyaçların tespiti ile afetzedelere ihtiyaçların ulaştırılmasında teknolojik altyapı ve koordinasyon desteği sağladı. İhtiyaç Haritası ekibi Elazığ’da 4 kişilik bir ekip ile yardımların koordinasyonu görevine STK Afet Koordinasyon Platformu’nun bir ortağı olarak devam ediyor. Bu süreçte depremden sonraki 15 gün içerisinde, yaklaşık 48,7 milyon değerinde 744.473 adet malzeme ihtiyaç sahipleri ile buluşturuldu.

Elazığ depremi sonrasında Turkish Philanthropy Funds (TPF) işbirliğinde İhtiyaç Haritası İyileştirme Fonu projesi 1 Mayıs 2020 tarihinde başladı. Projeyle Elazığ depreminden etkilenen insanların geçim kaynaklarının yeniden oluşturulmasına yardımcı olmak için uzun vadeli sürdürülebilir bir model tasarlamaya ve uygulamaya çalışıldı. İyileştirme Fonu, depremden etkilenen ailelerin geçim kaynaklarını tespit etmek ve önceki ekonomik faaliyetlerine dayanarak gerekli desteği sağlamak amacıyla hayata geçirildi. Proje kapsamında, fon aracılığıyla 16 ihtiyaç sahibi ailenin geçim kaynağının sağlanması için satın alma veya onarma (hayvan, makine, mobilya satın alımı veya onarım/tadilat) çalışmaları yapıldı. Bu ihtiyaçlar Elazığ’daki yerel esnaftan satın alınarak çok taraflı fayda sağlandı. TPF, platformdaki bilgisayar kampanyalarına da destek vererek ihtiyaçların giderilmesine katkı sundu.

Bu çalışma sonrasında deprem bölgesindeki ihtiyaç sahipleri için yeni bir modelin yaratılmasına ihtiyaç duyuldu. Turkey Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı iş birliği ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında bu çalışmanın modellemesi planlandı. Bu projenin çıkış noktasını afet yardımlarının doğru ihtiyaç sahipleri ile buluşturulmasında yaşanan aksaklıklar ve bireysel-kurumsal ya da kamu tarafından gerçekleştirilen ayni yardımların yerel ekonomi üzerindeki olumsuz (dışlayıcı) etkisi oluşturuyor. Afetin kamuoyunun ana gündemi haline gelmesinden itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda acil yardım malzemesi bölgeye ulaştırıldı. Afetin akut döneminin atlatılmasının ardından söz konusu yardımlar yerel esnaf ve işyerlerinde iş kayıplarına neden oldu ve yerel ekonomiyi olumsuz şekilde etkiledi. Bu durumları göz önüne alarak yerel esnafı sürece dahil edeceğimiz ve afetzedelerin ihtiyaçlarını karşılayacağımız bir sistem kurguladık.

Proje sayesinde; daha önce İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri adı altında kurmaya çalıştığımız bu sistemin iyileştirme ve güncelleme çalışmalarını yaparak Elazığ özelinde uygulamasını deneyimleyeceğiz. Projemizle, bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek haritalandıracağız ve İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri aracılığıyla söz konusu ihtiyaçların Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını sağlayacağız. Geliştirme çalışmalarına başladığımız projemiz için heyecanla çalışmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgınının etkilerinin, yoksul ve kırılgan gruplar üzerinde daha fazla olduğu ve bu dönemdeki ihtiyaçların çeşitlenerek artış gösterdiği biliniyor. Bu süreçte yaptığınız çalışmalardan hareketle salgının İhtiyaç Haritası’ndan faydalanan gruplar üzerindeki etkisini ve gelecek dönemde oluşmasını beklediğiniz ihtiyaçları paylaşır mısınız?

Bu dönemde dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını nedeniyle ortaya çıkan birçok ihtiyaç için çok farklı kurumlar ile çeşitli kampanyalar ve projeler geliştiriyoruz. Tüm bu kampanya ve projeleri bu dönemde oluşan ihtiyaçları karşılamak üzerine kurguluyoruz. Bu dönemde oluşan ihtiyaçlar üzerine kurgulanan kampanyalardan birkaç örnek vermek isterim.

Öncelikle hastanelerde oluşan ihtiyaçlar için bir kampanya başlattık. Türk Tabipler Birliği ve Türk Tıp Öğrencileri Birliği hastanelerde oluşan sağlık malzemesi ihtiyaçları tespit etti ve biz de ihtiyaçların karşılanması için harita üzerinde ilanlar oluşturarak kampanya yürüttük.

Mülteci ve ev sahibi toplumun hijyen ihtiyacını karşılamak için, sabun üreten RET Kadın Kooperatifi’ni sosyal pazar yerine entegre ettik ve ‘‘Üretimi İyilikle Destekle Kampanyası’’nı yürüterek destekçilerin ihtiyaç sahipleri için sabun alabilecekleri bir ortam sağladık.

Bu dönemde eğitimin çevrimiçi ortama taşınması ile birçok öğrencinin bilgisayar ihtiyacı ortaya çıktı. Harita üzerinde girilen ihtiyaçların genelinin bilgisayar olduğunu gördüğümüzde bu konu ile ilgili bir kampanya yapmaya karar verdik. Üniversite öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek için Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Bilgi Üniversitesi akademisyenleri ile ‘‘Bir Bilgisayarın Olsun’’ kampanyasını; lise öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek içinse Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile “Bilgisayar Sizden Eğitime Devam Öğrencilerden” kampanyasını başlattık.

İhtiyaç sahibi ailelerin bebekleri için Numil Gıda A.Ş. ve gıda bankaları aracılığı ile bir proje başlattık ve ailelere devam sütü desteği sağladık.

Türkiye’nin ilk sürdürülebilir müzik festivali olan Festtogether’ı, bu yıl İhtiyaç Haritası’ndaki hijyen, eğitim, müzik ve tiyatro emekçilerinin ihtiyaçlarını gidermek için dijital olarak gerçekleştirdik ve çok sayıda ihtiyacın giderilmesine olanak sağladık. Tüm ihtiyaçları ve özellikle bu süreçten dolayı doğan ihtiyaçları karşılayabilmek için çeşitli kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yaptık ve destekçi sayısını arttırdık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. İhtiyaç Haritası önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Salgının Türkiye’de görülmesi ile birincil önlem olarak ofisimizi kapattık. Birçok kurum ve kuruluş gibi biz de evden çalışma yöntemine geçtik. İhtiyaç Haritası çevrimiçi bir sistem olduğundan bilgisayarımız ve internetimizin olduğu her yerde çalışma imkanı bulabiliyoruz. Bu nedenle ofiste olmamamız işlerimizi aksatmadı.

Bu süreç, evlerinde olan birçok insanın “Biz de bir şeyler yapmalıyız ve destek olmalıyız” demesine de neden oldu. Bu davranış değişikliği ve insanların harekete geçmek istemesi bizim hep arzuladığımız bir şey. Bu nedenle bu süreçte bizim gibi motivasyona sahip birçok insanla gece gündüz toplantılar yaptık, yeni projeler geliştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Diğer yandan da salgın sahada yürüttüğümüz diğer aktivitelerimizi ve kampanyalarımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Bu durumlarda da proje ortakları ile görüşüp etkinlikleri erteleyebiliyor ya da çevrimiçi ortama taşımak için gerekli güncellemeleri yapıyoruz.

Normalleşme sürecinde ofisimizin içinde bulunduğu İnogar binası hizmete açılıyor ve sınırlı sayıda insanın girişine izin verilecek bir sistem kuruluyor. 2020 sonuna kadar bizler evlerimizden çalışmaya devam edeceğiz ve gerekli durumlarda ilgili şartları sağlayarak ofisimizi kullanabileceğiz.

Bahsettiğim gibi İhtiyaç Haritası ilk kurulduğu günkü heyecanı ile doğal afet ve salgın zamanlarında da ilgili ihtiyaçların tespit edilmesi ve giderilmesi için çok çeşitli çalışmalar yürütüyor.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenen Sivil Toplum Kuruluşları Çalışmalarına Devam Ediyor

By | Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar çalışmalarına devam ediyor. Deprem sonrasında bölgede oluşan ihtiyaçların çeşitliliği sebebiyle acil ihtiyaçların ve orta ila uzun dönemli faaliyetlerin desteklenmesi olmak üzere iki aşamada gerçekleştirdiğimiz fon kapsamında Hayata Destek Derneği, İhtiyaç Haritası ve Temel İhtiyaç Derneği’ne hibe desteği sağlıyoruz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu, desteklediğimiz STK’lar ve projelerine dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

COVID-19 Acil Destek Fonu’na Yapılan Başvuruları ve Sivil Toplumun İhtiyaçlarını Değerlendirdik

By | Acil Destek Fonu, Vakıf Haberi

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimizin ilk aşaması olan kısa vadede STK’ların ayakta kalmasına destek olmak amacıyla hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

Farklı alanlarda çalışan ve 2016-2019 döneminde vakfımızdan bugüne kadar hibe alan STK’ların bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla COVID-19 Acil Destek Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konuları ve başvuru yapan kuruluşların genel durumuna ilişkin edindiğimiz bilgileri ve gözlemlerimizi tüm paydaşlarımızla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Değerlendirme metnimize buradan ulaşabilirsiniz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda 2016-2019 döneminde vakfımızdan hibe alan sivil toplum kuruluşlarına (STK) yönelik olarak Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında destekleyeceğimiz STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 9 STK’ya toplam 158.506 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve yapacakları çalışmalara ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Barış için Müzik Vakfı (Barış için Müzik): Her çocuğun sanatsal yaşama katılma ilkesine inanan Barış için Müzik, çocuklara karşılıksız müzik eğitimi sağlayarak fırsat eşitliğine katkıda bulunuyor. COVID-19 salgını sebebiyle finansal sürdürülebilirliği olumsuz şekilde etkilen Barış için Müzik, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteğiyle vakfın kurumsal iletişim kapasitesinin geliştirmek ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapacak. Vakıf, hibe desteğini 4 ay süreyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, grafiker ve video editörü istihdam etmek ve bu sayede kurumsal iletişim araçlarını daha etkin hale getirmek için kullanacak.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED): Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimini sağlamak amacıyla çalışan EGED, eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlar için çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, sağladığımız 15.000 TL kurumsal hibe desteğiyle derneğin hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda etkileşimli, sesli ve görsel içerikler üretebilmesini sağlayacak dijital araçları temin edecek ve dernek ofisinin 4 aylık kirası ile fatura giderlerini karşılayacak.

İmece İnisiyatifi Derneği (İmece İnisiyatifi): İmece İnisiyatifi, ayrımcılık, adaletsizlik ve yoksulluğa karşı sürdürülebilir bir yaşam yaratmayı hedefliyor. Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin rotası üzerinde bulunan İzmir’de mültecilerin sayısının artması ile mültecilere yönelik çalışmalara öncelik vermeye başlayan dernek, mülteciler arasında en dezavantajlı grup olan Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek, sağladığımız 18.000 TL kurumsal hibe desteğiyle mevsimlik tarım işçiliği yapan Dom topluluklarına gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi 4 ay süreyle istihdam edecek.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu): Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden dernek, bu alandaki davaları izliyor, kadın cinayetlerine ilişkin aylık ve yıllık verileri derleyerek kamuoyuyla paylaşıyor ve bu konuya dikkat çekmek için kampanyalar düzenliyor. COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler ile kadınların şiddete uğrama oranın yükseldiğini tespit eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu şiddet gören kadınlara destek olmak amacıyla gönüllülerin desteğiyle acil destek hattını yürütüyor.s. Dernek, sağladığımız 19.506 TL kurumsal hibe ile destek hattının kapsamını genişletecek ve 3 ay süreyleücretli çalışanlar istihdam ederek verilen hizmetin kapsamını genişletecek ve erişilen kişi sayısını artıracak. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu destek hattına gelen başvurularla ilgili istatistikleri kamuoyuyla paylaşarak bu konuya ilişkin bilgilerin yaygınlaştırılmasına da katkı sağlayacak.

Karakutu Derneği (Karakutu): Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak için çalışmalar yürüten Karakutu Derneği, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerini karşılamak üzere kullanacak. Karakutu, sağladığımız 19.000 TL kurumsal hibe desteğiyle 4 ay süreyle derneğin çalışanlarının maaşlarına katkı sağlayacak ve kira, muhasebe gibi sabit giderlerini karşılayacak.

Nefes Kültür Sanat Derneği: Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından kurulan dernek, Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Gaziantep’te çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı üzerinden çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler nedeniyle Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerine ara vermek zorunda kalan dernek, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteğiyle dijital araçlar satın alarak faaliyetlerini dijital ortama uygun hale getirecek ve derslere dijital platformlar üzerinden devam edecek.

Rengarenk Umutlar Derneği (Rengarenk Umutlar): Rengarenk Umutlar başta Sur bölgesi olmak üzere Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90 oranında internete erişimin olmadığını belirten dernek, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteği Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink ile internet altyapısını güçlendirerek hedef kitlesinin internete erişimini artırmak ve çocuklara yönelik faaliyetlerini 4 ay süreyle dijital platformlar üzerinden devam ettirmek için kullanacak.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu): Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren ve uygulayan BoMoVu çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor.COVID-19 salgını sebebiyle faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başlayan BoMoVu, sağladığımız 16.000 TL kurumsal hibe desteğini çevrimiçi olarak çalışmalara devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak.

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi): Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi, bölge sakinlerinin kent yaşamına eşit katılımını desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 sürecinde azalan finansal kaynaklar nedeniyle kaynak geliştirme çalışmaları aksayan dernek sağladığımız 11.000 TL kurumsal hibe desteğini Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılamak amacıyla 4 ay süreyle kullanacak.

Temel İhtiyaç Derneği ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Projelerini Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşamasında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe verdiğimiz Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ihtiyaç sahiplerine gıda bankacılığı yoluyla destek oluyor ve kişilerin istihdam edilebilirliklerini artırarak yoksullukla mücadelede gerçekçi ve sürdürülebilir bir model oluşturmayı hedefliyor.

Hibe kapsamında, depremden etkilenen Elazığ ve Malatya illerinde yerel paydaşlarla iş birliği halinde Destek Market’ler kurmak için çalışmalar yapacak olan TİDER’in Genel Sekreteri Nil Tibukoğlu Yurdakul ile derneğin gıda bankacılığı modeli, proje kapsamında yapacakları çalışmalar ve COVID-19 salgının etkileri üzerine konuştuk.

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER), bir taraftan dünyanın en önemli sorunlarından biri olan israfı önlemek, diğer taraftan da faydalanıcılarının temel ihtiyaçlarına adil ve eşit şekilde ulaşabilmesi için çalışmalar yürütüyor. TİDER’in kuruluş hikayesini ve hayata geçirdiği gıda bankacılığı modelinin öne çıkan özelliklerini bizimle paylaşır mısınız?

2010 yılında gıda sektöründe çalışan ve gıda bankacılığının açlık ve yoksullukla mücadelede önemli bir araç olduğuna inanan 9 kurucu üyemiz ile birlikte Gıda Bankacılığı Derneği adı altında faaliyetlerimize başladık. Gıda bankacılığı hakkındaki bilgi ve deneyimlerimizi yeni kurulan gıda bankalarına aktardık. Gıda bankalarını ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bağışlar ile destekledik.

2014 yılında insanların kendi yetkinlik ve yeteneklerine uygun işlerde çalışabilmesinin de en temel ihtiyaçlardan biri olduğundan hareketle çalışmalarımıza istihdam ve kalkınma projelerini de katarak Temel İhtiyaç Derneği adını aldık. Böylelikle ihtiyaç sahiplerine yalnızca gıda bankacılığı yoluyla yardım etmekle kalmayıp, istihdam organizasyonunu da üstlenerek yoksullukla mücadelede gerçekçi ve sürdürülebilir bir model oluşturmayı hedefledik. Bu Türkiye’de bir ilkti ve dünyadaki benzer kuruluşlara da örnek teşkil ediyordu. Bu yenilikçi ve özgün modelimizin ilk Destek Market’ini ise 2015 yılında İstanbul, Maltepe’de kurduk.

Bugün kurduğumuz ve desteklediğimiz Destek Marketler ile yoksulluk sınırı altında yaşayan insanların temel ihtiyaçlarına ulaşmalarını sağlarken Destek İK aracılığı ile bu kişilere eğitimler veriyor, meslek edindiriyor ve işe yerleştiriyoruz. Bunun yanı sıra, kriz dönemlerinde afet bölgelerinde yaşayanların temel ihtiyaçlarını karşılıyor, kırsal bölgelerdeki kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmelerine öncelik veren kalkınma projeleri geliştiriyor ve çocuk yoksulluğu konusunda yerel projeler üretiyoruz.

TİDER Destek Marketleri nerelerde faaliyet gösteriyor ve faydalanıcılarına ne tür imkanlar sağlıyor? Marketlerin faydalanıcı sayısı ve sosyal etkisi ile ilgili bilgi verir misiniz?

2015 yılında kurulan Destek Market, Maltepe ilçesinde kuruldu. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden göç almış olan Maltepe ilçesi, gelir eşitsizliği ve yapılaşma yanlışları ile Türkiye’nin prototipi olan bir ilçe. Bu sebeple bir toplum merkezi görevi görecek olan Gıda Bankası’nın böyle bir ilçede kurulması önemli bir örnek oldu.

2017 yılında İstanbul’un en çok göç alan dezavantajlı bölgelerinden biri olan Bağcılar ilçesinde ikinci Destek Market’imizin açılışını yaptık. COVID-19 sürecine kadar açık olan Bağcılar Destek Market, operasyon zorlukları sebebi ile süresiz olarak kapatıldı.

Bu iki Destek Market’ten bugüne kadar faydalanan toplam kişi sayısı ise 9.300 aile yani ortalama 32.600 kişi.

Destek marketleri kurarken ve işletirken içinde kamu kurumlarının ve özel sektörün de yer aldığı farklı paydaşlarla iş birlikleri de yapıyorsunuz. Destek marketler bünyesinde geliştirdiğiniz iş birliği modelleri ve bu iş birliklerinin çalışmalarınıza katkısından bahseder misiniz?

Gıda bankası, bir toplum varlığıdır ve öyle de olmalıdır. Önceden mevcut olan bir dernek veya vakıf tarafından kurulması ve işletilmesi mümkün olsa da kapsamı içinde bulunduğu topluma hizmet sunar. Bu sebeple inancımız o dur ki; toplumun gıda bankası ile etkileşim kurması ve gıda bankasını sahiplenmesi halinde, gıda bankası çok başarılı olacaktır.

Gıda bankacılığı, toplumun üç farklı kesiminden (tüm düzeylerde kamu sektörü, iş çevreleri – gıda endüstrisi ve medya dahil olmak üzere özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ve platformlarından oluşan gönüllü sektör) önemli temsilcilerin, yoksul insanların gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik ciddi diyaloğa ve eyleme girmesine olanak sağlamanın ve teşvik etmenin yanı sıra bu anlamda özgün bir iş birliği modeli de oluşturuyor.

Her üç kesimin de temsil edildiği başarılı bir ittifakla gıda bankacılığı sisteminin tasarlanması ve işletilmesi sağlıklı tartışmaların önünü açarak ihtiyacın, fırsatın ve iş birliğinin değerlendirilmesine elverişli bir ortam yaratıyor. Sonuç olarak, bu tür ittifaklar, toplumdaki yoksulluğun nedeni ne olursa olsun, yoksulluğu çeken insanların bu sorununu gidermeye odaklanan ve gerçek anlamda iş birliğine dayalı bir girişim yaratılması için duvarların yıkılmasına ve ellerin uzatılmasına olanak sağlıyor.

TİDER modelini tüm Türkiye’ye anlatmak ve sürdürülebilir bir Gıda Bankacılığı sistemi yaymak amacı ile yerel yönetimlerle, ticaret odalarıyla ve kalkınma ajanslarıyla ciddi iş birlikleri içine girdik. Bu iş birlikleri, Türkiye’nin her bölgesinin ayrı ihtiyacını ve profilini anlamamız ve buna özel çözümler üretmemiz adına bize yardımcı oldu. Aynı zamanda bu yönetim şekilleri ve sosyal hizmet sistemi içerisinde Gıda Bankacılığı sisteminin yerleştirilmesinin ne kadar uygun olduğunu ve doğru sistemle başlayan bir oluşumun başarılı olacağı inancımızı pekiştirdi.

TİDER, 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hayata geçirdiğimiz Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar arasında yer alıyor. Bu hibe desteğiyle bölgede ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

24 Ocak tarihinde Elazığ ve Malatya’da yaşanan deprem felaketinde, doğrudan ve dolaylı olarak zarar gören şehir sakinleri ve ihtiyaç sahibi kişilere hizmet vermesi amaçlı Gıda Bankalarının açılmasının sağlanması amacı ile başvurduğumuz hibeye hak kazanmış olmaktan dolayı çok mutluyuz.

Malatya Belediyesi ve Elazığ Ticaret Odası ile iş birlikleri ile her iki ilde birer gıda bankasının açılışına öncülük etmeyi planlıyoruz. Deprem sürecinde, her iki bölgenin de ihtiyaçlarını yakından izleme şansı bulduk. Elazığ ve Malatya illerinde birer Gıda Bankası olması gerekliliğine inanıyoruz. Bu hibe sayesinde, bağışların ve israftan kurtarılacak ürünlerin doğru bir sistemle, belirlenmiş ihtiyaç sahiplerine, bedelsiz şekilde yönlendirilmesini sağlamak amacıyla gıda bankalarının açılmasına öncülük edeceğiz. TİDER olarak Gıda Bankacılığı ile ilgili tüm bilgi birikimimiz ve dokümanlarımızı doğru sistemle, sürdürebilir ve kontrol edilebilir bir Gıda Bankacılığı sistemi oluşturmak amacı ile kullanacağız.

COVID-19 salgınının etkilerinin, yoksul ve kırılgan gruplar üzerindeki daha fazla olduğu biliniyor. Salgın, TİDER’in çalışmalarını, Acil Destek Fonu kapsamında yürüteceğiniz projeyi ve çalışmalarınızdan faydalanan grupları nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

COVID-19 salgını sebebi ile ihtiyaç sahibi aile sayısı tüm Türkiye’de önemli seviyede artış gösterdi. Buna karşılık gıdaya ulaşım zorlaştı ve gıda stoklamaları sebebi ile israftan ürün kurtarmak nerdeyse imkansız hale geldi. Bu süreçte TİDER olarak çalışmalarımıza aralıksız devam ettik. Büyük çapta, dünyanın büyük markaları ile yaptığımız iş birlikleri ile satın alma yaparak tüm Türkiye’de 29 şehirdeki 45 Gıda Bankasına gıda ve temizlik malzemeleri göndererek yaklaşık 160.000 aileye destek verdik. Seyahat edemediğimizden dijital haberleşme yöntemleri ile toplantı ve çalışmalarımızı yaptık. Ne yazık ki birçok gıda bankası bu süreçte depo formatında, ailelere koli dağıtımı yaparak servis verdiğinden, market formatı gıda bankacılığı aktif olarak uygulanamadı. Bu sebeple destek verdiğimiz Gıda Bankalarının güvenli olabilmesi için kendilerine hijyen malzemeleri gönderimi yaptık. Yakın gelecekte güvenli seyahat edilebilir bir ortama kavuştuğumuzda, birlikte Gıda Bankası açmayı planladığımız belediye ve Ticaret Odası ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun İkinci Aşamasında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşaması kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu aşamasında İhtiyaç Haritası ve Temel İhtiyaç Derneği’nin projelerine toplam 140.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve desteklediğimiz projelere ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

İhtiyaç Haritası: Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform olan İhtiyaç Haritası, sağladığımız 70.000 TL hibe kapsamında Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesini gerçekleştirecek. Proje kapsamında, yaşanan deprem sonucunda yaşam koşulları olumsuz etkilenen bireylerin ihtiyaçları alanda çalışan gönüllüler tarafından tespit edilecek ve İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden haritalandırılacak. İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri uygulamasının teknik altyapısının geliştirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasının ardından uygulama pilot olarak Elazığ özelinde işleyen bir sisteme dönüştürülecek ve böylelikle söz konusu ihtiyaçlar yerel esnaftan karşılanarak Elazığ’ın yerel ekonomisine katkı sağlanacak.

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER): İsrafı önlemek ve faydalanıcılarının temel ihtiyaçlarına adil ve eşit şekilde ulaşmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapan TİDER, sağladığımız 70.000 TL hibe desteğiyle depremden zarar gören şehir sakinleri ve ihtiyaç sahibi kişilere hizmet vermesi amacıyla Elazığ ve Malatya illerinde gıda bankaları kurmayı hedefliyor. TİDER, Elazığ Ticaret Odası ve Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin iş birliği ile kurulacak gıda bankaları için personel yönetimi, bağış alma, tedarik zinciri ve denetim konularında eğitimler vererek yereldeki kurumların kapasitesinin güçlenmesine ve sürdürülebilir bir model oluşturulmasına katkı sağlayacak. Proje kapsamında açılacak gıda bankalarında TİDER tarafından geliştirilen ve üye gıda bankaları ile ürün bağışçılarını buluşturan Destek Bulutu Platformu ile ihtiyaç sahiplerinin kendi ayakları üzerinde durmasına katkı sağlayan Destek IK Platformu modelleri de uygulanacak.