Category

Acil Destek Fonu

Eğitimde Görme Engelliler Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimini sağlamak amacıyla çalışan Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlar için çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğiyle derneğin hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda etkileşimli, sesli ve görsel içerikler üretmelerini sağlayacak dijital araçları temin edecek ve dernek ofis giderlerini karşılayacak. EGED’den Emre Taşgın, salgın döneminde görme engelli bireylerin karşılaştığı erişilebilirlik problemlerini ve bu konudaki çalışmalarını, dijitalleşmenin görme engelli bireyler için sağladığı fırsatları ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Bilindiği üzere Mart ayında ülkemizde görülmeye başlayan COVID-19 salgını nedeniyle birçok tedbir alındı. EGED, 16 Mart tarihinde İçişleri Bakanlığının yayınladığı genelge doğrultusunda yüz yüze bir araya gelmeyi gerektiren her türlü etkinliğini durdurdu; çalışma ofisini kapattı. Bu süreçte, COVID-19 salgınıyla ilgili görme engelli kitlesini bilgilendirmek, uzaktan eğitim sistemlerinin erişilebilirliğine yönelik çözüm önerileri üretmek, COVID-19’un körlerin yaşamına etkileri hakkında kamuoyu oluşturmak, üyelerimizin ve takipçilerimizin bir araya gelerek kişisel gelişimlerini güçlendirebileceği uzaktan etkinlikler düzenlemek ve kurumsal altyapımızı güçlendirmek şeklinde özetleyebileceğimiz, dinamik bir süreç yürüttük. Bu tedbirlerin uygulandığı dönemde derneğimizin yatay örgütlenme biçiminin yansıması olarak kurduğumuz Çalışma Komisyonları ve salgın sürecinde kurulan Uzaktan Etkinlik ekibi aktif rol üstlendi.

EGED çevrimiçi ortamda kitlelerin buluşması sonucu meydana gelmiş bir dernek olduğu için bu döneme adapte olmak bizim için zor olmadı. COVID-19 vakalarının ülkemizde görülmesi ve ilgili kurumların aldığı tedbirlere paralel olarak aşağıdaki konulara odaklandık:

  • Tek başına ve ortak kurumlarla gerçekleştireceğimiz yerel faaliyetlerin tamamı süresiz olarak ertelendi.
  • Çalışma ofisimiz 16 Mart 2020 tarihinden itibaren kapatıldı.
  • COVID-19 hakkındaki bilgilerin erişilebilir olarak sunulması için girişimlerde bulunduk ve oluşturulan erişilebilir içerikleri sosyal medya hesaplarımızda paylaştık.
  • İlk ve ortaöğretim kademelerinde Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile uzaktan eğitimlerin yapılmaya başlanması kararı üzerine, sistemin görme engelli kullanıcılar için ne kadar hazır olduğu inceledik ve Bakanlık yetkilileriyle bu konuda temas halinde olduk. Bazı erişilebilirlik düzenlemelerinin gerçekleştirilmesini sağladık.
  • Engelli kamu çalışanları idari izinli sayıldı; üniversite öğrencileri ise uzaktan eğitim sistemiyle öğrenimini sürdürdü. Bundan hareketle çevrimiçi olarak kurum içi etkileşimi arttırıcı toplantı ve etkinlikler gerçekleştirdik; çalışma komisyonlarımız hedeflerini COVID-19’un etkilerine göre revize etti. Ayrıca bu dönemde pandemi sonrasında uygulanmak üzere İl Temsilcileri Yönergesi oluşturarak ve yürürlüğe koyduk. Umuyorum ki gelecek dönemde yerelde derneğimizi güçlendirebilmek için yönergemizi uygulayabileceğimiz bir zemin bulabiliriz.

Çevrimiçi etkinlik düzenleme tecrübemizden yola çıkarak, bu sürecin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için “Uzaktan Etkinlik” başlığı altında farklı konularda etkinlikler gerçekleştirilmesine karar verdik. Komisyon ve yürütme kurulu bir araya gelerek bu süreci idare etmek maksadıyla “Uzaktan Etkinlik Ekibi” oluşturdu. Bu ekip 3 ay boyunca toplam 65 etkinliğin gerçekleşmesini sağladı. Ayrıca EGED de 5 farklı etkinliğe davet edildi. Dolayısıyla 18 Mart – 19 Haziran dönemini kapsayan zaman diliminde toplamda 70 etkinlikte aktif rol oynamış olduk. Etkinlik konuları arasında eğitim, erişilebilirlik, engelli hakları, kültür- sanat, edebiyat, spor ve sosyal yaşam gibi başlıklar yer aldı. Derneğimizin Mart-Haziran döneminde yaptığı çalışmaları özetleyen 3 aylık faaliyet raporumuza https://www.eged.org/node/784 internet adresinden erişilebilirsiniz.

Salgın sürecinde eğitimin devamı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile sağlandı. Yayınladığınız Görme Engelli Öğrenci ve Öğretmenler İçin Erişilebilir EBA Raporu’nda hedef kitleniz açısından EBA’nın erişilebilirliğine dair çeşitli sorunları ve önerilerinizi ortaya koydunuz. Görme engelli öğrencilerin bu süreçte yaşadığı temel zorlukları ve çözüm önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Derneğimiz salgın öncesinde de Milli Eğitim Bakanlığı ile EBA’nın görme engelli öğrenci ve öğretmenler için erişilebilir olması için işbirliği yürütüyordu. Bu sayede salgın döneminde EBA kısmen erişilebilir hale geldi. Ancak, özellikle mobil uygulamalarının erişilebilirlikten oldukça uzak olduğunu tespit ettik. Mesela salgın döneminde EBA’nın ücretsiz olarak kullanılabilmesi için internet paketleri verildi. Fakat bu uygulamalar erişilebilir olmadığından görme engelliler yararlanamadı. Bizim önerimiz, EBA’nın hem sistemlerinin ekran okuyucularla uyumlu çalışması hem de EBA’da yer alan içeriklerin erişilebilir olması. Yani videoların sesli betimleme içermesi, kitapların erişilebilir dijital formatlarının bulunması gibi. Ne var ki önümüzdeki eğitim-öğretim yılı başlamak üzere olmasına ve bu sorunlar bilinmesine rağmen çözüm için atılmış sistemli bir adımdan söz edemiyoruz. Üstelik uzaktan eğitim sisteminin her geçen gün hayatımızın içinde daha fazla yer alacağını düşündüğümüzde erişilebilirlik konusu en önemli gündemlerden biri olmalı.

Salgın sürecinde görme engelliler eğitimin yanı sıra farklı alanlarda da çeşitli ayrımcılıklara ve erişilebilirlik açısından sorunlara maruz kaldığını belirtiyorsunuz. Bu sorunlardan ve derneğin bu kapsamda yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Erişilebilirlik, temel hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesini sağlayan evrensel bir ilkedir. Biz dernek olarak kurulduğumuz günden bu yana dijital dönüşüm gerçekleşirken erişilebilirliğin de paralel şekilde gelişmesini savunduk. Ne var ki ülkemizde bilgiye erişim konusunda arzu ettiğimiz noktanın uzağındayız. Fakat salgın gösterdi ki gerek bilgiye erişim gerekse fiziki erişim olanakları gelişmiş bir ülkede sadece engelliler için değil, birçok kesim için önemli. Salgın dönemi sosyal mesafe dediğimiz bir kavramı da beraberinde getirdi. Eğer tüm ışıklarda sesli sinyalizasyon sistemi olsa ve görme engelliler ne zaman karşıya geçeceğini bu şekilde belirlese, toplu taşıma araçlarının hepsinde durağa gelen otobüsün güzergahını söyleyen ve otobüs içinde hangi durağa gelindiğini bildiren sesli sistemler olsa, alışveriş merkezi ve hastane gibi kompleks yapılarda bina içi navigasyon sistemleri bulunsa, görme engelli bireyler daha bağımsız olarak hayatlarını sürdürebilirler. Salgın ve normalleşme sürecini, engelli bireylere yönelik kısıtlayıcı tedbirlerin her an karşımıza çıkabileceği bir dönem olarak yorumluyoruz. Bu nedenle dinamik biçimde gelişmeleri izleyerek müdahil olmaya çalışıyoruz. Örneğin 1 Haziran tarihinden sonra engelli personelin istihdama nasıl aktif biçimde katılabileceği üzerine, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan COVID-19 ve Engelli Toplum başlıklı belgesi paralelinde bir politika belgesi hazırladık ve ilgili kurumlara gönderilmesini sağladık. Devlet Demir Yolları tarafından engellilerin şehirlerarası tren yolculuklarını kısıtlayan düzenlemelere karşı tepkiler geliştirdik. Ülkemizde bilgiye erişimin bir zorunluluk haline gelmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin oluşturulabilmesi için girişimlerimiz sürüyor. Diğer yandan Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Hayat Eve Sığar uygulamasının erişilebilirliği hakkında ilgili Bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunmaya başladık. Özetle diyebiliriz ki erişilebilirlik, engelli bireylere kendi başına karar vererek uygulayabileceği özgür bir alan oluşturuyor. Biz bunun için, salgın sürecinde de engelli bireylerin temel hak ve özgürlüklerini erişilebilir biçimde kullanabilmesi maksadıyla mücadele veriyoruz.

COVID-19 salgını kapsamında evde kaldığımız süreçte çevrimiçi yöntemler hayatımızda daha çok yer kaplamaya başladı. Bu durumun ilerleyen dönemde de kalıcı olacağı düşünülüyor. Çevrimiçi yöntemlerin yaygın şekilde kullanımının görme engelli bireyler açısından olumlu ve olumsuz yanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teknolojinin hayatımızda daha fazla yer alacak olması, destek yazılım ve donanımlarla bilgiye daha kolay erişebilen görme engelli kitlesi için önemli bir avantaj. Elbette ki bunun için yazılımların ve internet sayfalarının erişilebilirlik kriterlerine göre tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ülkemizde erişilebilirlik bilincinin artması da büyük önem taşıyor. Bu sağlandığında, yani bilgiye erişim bakımından mesafe kat ettiğimizde, görme engelli bireylerin eğitim ve istihdam alanında daha etkin olabileceklerini düşünüyoruz. Bununla birlikte biz sokakta, konserde, sinemada, tiyatroda, kısacası hayatın içinde daha fazla olabilmeyi önceleyen ve kitlemizi bunun için motive etmeye çalışan bir derneğiz. Sokağa çıkmanın bir endişe kaynağı olduğu dönemde biz salgın tedbirlerine paralel olarak nasıl kitlemizin güvenle sosyal yaşamda var olabileceği konusunda yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Böylelikle sadece eve kapalı bir hayatın önüne de geçmiş olacağız.

EGED, Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyor. Bu hibeyle gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alacağımız bu destekle, derneğimizin 4 aylık ofis giderlerini karşılayacağız. Erişilebilir olarak farklı konularda çevrimiçi etkinlikler düzenleyerek hedef kitlemizin kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. COVID-19 döneminde görme engellilerin yaşadığı sorunları görünür kılmak maksadıyla videolar çekerek yayınlamayı planlıyoruz. Bunun için görsel materyal üretmemizi sağlayacak donanımlar temin edeceğiz. Engellilik, hak temelli yaklaşım, engelliliğe dair fikirsel tartışmalar, COVID-19 sürecinde yaşananlar, görme engellilerin normalleşme dönemi deneyimleri, toplumsal farkındalık gibi konularda podcast içerikleri üreteceğiz.

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından Gaziantep’te kurulan Nefes Kültür Sanat Derneği, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı için imkan sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, bu hibeyi Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte ederek eğitimlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kullanacak.  Nefes Kültür Sanat Derneği’nden Yammen Jazbeh ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgınının derneğin çalışmaları ile kültür sanat alanına etkilerini ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri faaliyetleri konuştuk.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe aldığınız Nefes Müzik Okulu projesiyle ilgili olarak Nisan ayında yaptığımız röportajda COVID-19 salgını nedeniyle çocukların müzik eğitimleri ile ilgili kazanımlarını kaybetmemesi için çalışmalarınıza dijital platformlar üzerinden devam ettiğinizi paylaşmıştınız. Nisan ayından bu yana geçen süreçte kontrollü normalleşmenin de başlamasıyla birlikte faaliyetlerinize devam etmek için neler yapıyorsunuz?

Fiziksel olarak bir arada olduğumuz dersler yerine eğitmenlerimizin canlı olarak ders verebilecekleri bir platform oluşturduk ve çalışmalarımıza kesintisiz olarak çevrimiçi eğitimlerle devam ediyoruz. Böylece, eğitimlerimizin ve projenin yakın gelecekte olabilecek olumsuz salgın koşullarında da devam edebilmesini sağladık.

Hazırladığımız bu dijital platform ile yüz yüze eğitimde olduğu gibi tüm sınıflarda eğitim alan çocuklarımıza, eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı yaratmış olduk. 22 Haziran tarihinden itibaren eğitmenlerimiz ve öğrencilerimizle dijitale geçiş için bir hazırlık çalışması ve bilgilendirmesi yaptık ve ardından derslere başladık. Kalan 16 dersi de gerçekleştirerek projemizde belirttiğimiz 24 dersi tamamlamayı hedefliyoruz.

Nefes Kültür Sanat Derneği olarak Gaziantep’te yürüttüğünüz çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyorsunuz. COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan önlemler beraber çalıştığınız çocukları ve gençleri ne şekilde etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi eğitimin gerekleri olan dijital araçlara ihtiyaç doğdu. COVID-19 salgını ile beraber derslerimize ara vermek durumunda kalmıştık. Bu süreçte öğrencilerimizin kazandıkları bilgileri kaybetmemeleri adına her eğitmenimiz sorumlu olduğu sınıflarla irtibat halinde kalarak öğrencilerimizin var olan bilgilerini taze tuttu. Ardından, çevrimiçi derslere ek olarak, Gaziantep Valiliği’nden almış olduğumuz bilgi ve talimatlara uygun olarak kurs alanında yüz yüze dersler vererek hedeflenen ders programlarını yeniden hayata geçirdik. Şu anda çevrimiçi ve yüz yüze derslerle eğitimlerimize devam ediyoruz.

Hem Türkiye’de hem dünyada salgının en çok etkilediği alanlardan bir tanesi de kültür sanat çalışmaları oldu. Nefes Kültür Sanat Derneği olarak çalıştığınız alanda önümüzdeki dönemde ne gibi değişiklikler olabileceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde sanat çalışmalarının olmazsa olmazı olarak birebir eğitimlerin hijyen kuralları çerçevesinde devam etmesini öngörüyoruz. Ancak çevrimiçi eğitim sürecinin hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat çalışmalarında da artık yerinin yadsınamayacağı da bir gerçek. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitim karması ile gelecekte yeni bir sistem üzerinden kültür sanat çalışmalarının devam edeceğini düşünüyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe desteği ile, mevcutta bulunduğumuz kurs yeri için kira desteği sağlayarak kurs yerinin devamlılığını proje tamamlanana kadar sağlamış olduk. Ayrıca çevrimiçi eğitimlerin sürdürülebilirliği için dijital araçlara erişimin bir kısmını sağlamış olduk.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde değişikliklere neden oluyor. Nefes Kültür Sanat Derneği bu değişikliklerden etkilendi mi? Önümüzdeki dönemde hibe veren kuruluşlardan beklentileriniz neler?

Normal süreçlerde kültür sanat çalışmalarımız gönüllülük esası ile devam ediyordu. Bundan sonraki süreçte de gönüllülük esası olmazsa olmazımız. Ancak sivil toplum kuruluşlarının profesyonel bir kadro oluşturarak kültür sanat projelerinin sağlam bir altyapıyla hazırlanmasına da olanak sağlanmalı. Zira bu süreçte en çok etkilenen alan, kültür sanat alanı oldu. Gelecek nesillerin sanatla olan bağının inşası kültür sanata yapılan yatırımlar ile olacak. Sivil toplum kuruluşlarının bu profesyonel kadroyu oluşturabilmeleri için hibe veren kuruşlardan ayrıca insan kaynağı desteği almasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İmece İnisiyatifi Derneği, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi istihdam edecek.
İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı, salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini, derneğin ürettiği ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EnergyforEveryone’nın yaygınlaştırılması ile ilgili gelişmeleri ve hibe desteğiyle yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum İmece İnisiyatifi’nin mültecilere yönelik dağıtım çalışmalarını ve İmece Köy’deki faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Saha çalışmalarımız resmi olmayan kamplarda hijyen ve sosyal mesafe kuralları gözetilerek devam ediyor. Ancak dağıtım faaliyetlerine katılan gönüllü sayımızı en aza indirdik. İnsanları bir araya toplamadan, çadırlarında kalmalarını sağlayarak hijyen ve gıda paketlerimizin dağıtımını en hızlı şekilde yapıp sahadan ayrılıyoruz. Köyde yürüttüğümüz çocuk ve kadınlara yönelik sosyal aktiviteleri de durdurduk.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun birlikte çalıştığınız topluluklar üzerindeki etkilerinden ve ortaya çıkan ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Salgın öncesi iş bulmak ve karınlarını doyurmakta zorluk çeken bu topluluklar, salgın süreciyle beraber daha da ağır şartlarda yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bulabildikleri geçici ve günlük işlerle sadece ailelerinin gıda ihtiyacını karşılayabileceklerinden dolayı hijyen malzemesi ile ilgili harcama yapmaları mümkün değil. Bu sebeple dağıtımlarımızı hijyen malzemeleri üzerine yoğunlaştırdık. Yakın zamanda toplamda 67.500 adet maske dağıtımı yapmayı da planlıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mevsimlik tarım işçilerinin ve bu alanda çalışan sığınmacıların, gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını karşılamaya yoğunlaştığımız bu dönemde derneğin satın alma ve lojistik alt yapısının oluşturulması ve güçlendirilmesi oldukça önemli. Bu süreçlerin Dernekler Kanununa ve yönetmeliklere uygun yürütülmesini sağlayacak bir çalışan olmaması, olası proje ve hibe başvuruları sürecinde derneğimizi geride bırakabiliyor. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında çok güçlü bir iş birliği olanağı bu bahsettiğimiz eksiklikler nedeniyle olumsuz sonuçlandı. İstihdam edilen arkadaşımızın hem ulusal hem de uluslararası alandaki sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimi bulunuyor. Bu kişinin istihdamı İmece’yi benzer başvurular söz konusu olduğunda olumlu sonuçlara biraz daha yaklaştırmış olacak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınının da etkisiyle önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanı için öncelikleriniz neler olacak?

Derneğimizin en iyi özelliklerinden biri değişen koşullara çabuk adapte olarak yeni problemler karşısında acil çözümler geliştirip aksiyona geçebilmesidir. İçinde bulunduğumuz süreç itibari ile çalışmalarımızda radikal ve köklü değişiklikler yapma ihtiyacı belirmedi. Birkaç seyahatimizi ertelemek, iptal etmek ya da takvimimizi güncellemek durumunda kaldık. Ancak Mart ayında İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile geçici olarak durdurulan sivil toplum kuruluşu faaliyetlerinin başlamasına izin verilip verilmeyeceği konusu belirsizliğini sürdürüyor. Bu sebeple kısıtlı bütçe ile sürdürdüğümüz Gaziantep’teki toplum merkezimizin çalışmalarına devam edip etmeyeceğine karar verebilmiş değiliz. Yılın geri kalanında da sosyal medya ve internet aracılığı ile faaliyetlerimizin bilinirliliğini artırarak yeni bağışçılara ulaşmayı ve bağış hacmimizi arttırmayı önceliklendireceğiz.

Vakfımızı takip edenler, İmece İnisiyatifi Derneği’nin Solar Age projesini ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı Energy for Everyone, EFE’yi tanıyor. Geçtiğimiz dönemde bu proje kapsamında nasıl gelişmeler oldu ve EFE’nin yaygınlaşması için gelecek dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Solar Age programı ve EFE ile ilgili pazarlama ve proje desteği kapsamında protokol imzaladığımız Almanya merkezli MOG / Managers Without Borders ile işbirliğimiz, Bosna Hersek’te göçmen ve yerel kadınların problemlerinin çözümüne katkı sağlamak için güneş enerjisi atölyesi açmak üzere NAHLA ile imzaladığımız protokole dair çalışmalar ve Gaziantep’teki toplum merkezinde sürdürdüğümüz aktiviteler salgın sebebiyle kısmen yavaşlamak ve durmak zorunda kaldı. Salgın koşullarının hafiflemesi ile birlikte bu alandaki çalışmalarımız devam edecek. İmece Köyü’nde sürdürdüğümüz atölyeler ise Ağustos itibariyle yeniden başlayacak.

İngiltere’deki gönüllülerimiz yılın başında İmece adına Refugee Solidarity Summit’e katıldılar ve burada EFE’yi tanıttılar. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gönüllülerimiz küçük gruplar halinde ve düzensiz de olsa buldukları her fırsatta EFE’nin tanıtımı için toplantılara katıldılar. Şu an yoğunlukla Almanya ve Norveç’ten gönüllülerimiz tanıtım için çalışmalar yürütüyorlar. Biz yola çıkarken bunun çok kolay olmayacağını elbette biliyorduk. Ancak salgın, bu süreci başka bir boyuta taşıdı. Yine de EFE’nin üretimi ve görünürlüğü için yılın kalanında ve önümüzdeki yıl çalışmalara yoğun biçimde devam edeceğiz.

Rengarenk Umutlar Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90’ının internete erişimin olmadığını belirtiyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink bağlantısı ile çalıştığı bölgedeki internet altyapısını güçlendirecek ve çocuklara yönelik faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden devam ettirecek. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ezra Elbistan ile salgın sürecinin derneğin birlikte çalıştığı çocuklar üzerindeki etkisini, bu süreçte çalışmalarına devam edebilmek için geliştirdikleri yöntemleri ve hibe ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen gruplardan biri de çocuklar oldu. Rengarenk Umutlar Derneği olarak, Diyarbakır’ın Sur bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların ve ailelerinin bu süreçten nasıl etkilediğine dair gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

12 Mart 2020 tarihinden beri COVID-19 salgınına karşı alınan tedbirlere uyarak bizler de tüm çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Bu süreçte çocuklarla nasıl bağlantıda kalacağımıza dair kendi içimizde hızlıca bir tartışma yürüttük. Birlikte çalıştığımız 8-16 yaş aralığında yer alan çocukların salgın sürecinde içinde bulundukları ruhsal durumu, fiziki koşullarını, beklentilerini, neler hissettiklerini paylaşabilmeleri için çevrimiçi formlar hazırladık. Forma erişimi olmayan çocuklara ise telefon bağlantısı ile ulaştık.

115 çocuktan aldığımız geri dönüşler, çocukların karantina ve sokağa çıkma sınırlaması başladığında süreci anlamlandırmakta zorlandıkları ve kendilerini güvensiz, endişeli, sıkılmış ve kötü hissettikleri yönünde oldu. Bu süreçte yaşananların, yakın geçmişte güvenlik nedeniyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları (2015-2016) nedeniyle çatışma sürecini anımsatması korkularını ve endişelerini beslemiş, geçmişte yaşadıkları travmayı tetiklemişti. Çocukların, salgın ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalmak, dışarıya çıkamamak ve okula gidememek gibi zorunlu değişimlerden olumsuz etkilendiklerini de gördük. Ayrıca çocukların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde eğitime devam etmek için geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine ya erişemedikleri için ya da EBA yönteminin kendilerine uygun bir öğrenme biçimi olmadığı için takip edemediklerini ifade ettiler.

Çocuk Fonu kapsamında derneğinizle Nisan ayında yaptığımız röportajda, birlikte çalıştığınız çocukların internete erişimi kısıtlı olduğu için bu süreçte çalışmalarınızı telekonferans yöntemi ile devam ettirdiğinizden bahsetmiştiniz. Nisan ayından beri geçen süreçteki deneyimlerinizden yola çıkarak çalışmalarınızı bu yöntemle sürdürmenin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Salgın süreciyle birlikte gelişen yeni ihtiyaçlar doğrultusunda ve bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde yeni yöntem arayışlarımız oldu. Çocukların evde kalmalarını destekleyecek etkinlikler ve aynı zamanda farklı ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturduk. Hazırladığımız programlardan biri de “Telekonferans Psikososyal Destek Çalışması” oldu.

Telekonferans çalışması içinde aileler ve çocuklarla psikososyal destek atölyeleri, sanat atölyeleri, yaşam becerilerini geliştirme çalışmaları ve masal okuma gibi çeşitli faaliyetler yürüttük. Salgının başında ve telekonferans çalışmasının 3. ayının sonunda çocuklardan ve ailelerden aldığımız geri bildirimleri çok yakın bir zamanda kısa bir rapor olarak paylaşacağız. Ancak genel hatları ile çocuklara telekonferans yöntemi ile ulaşmamızın en olumlu yanı, kurduğumuz bağlantının çocukların bu süreçte kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sağlaması oldu. Aynı zamanda, dernek çalışmalarımızı salgına uyumlamak, bu sürecin uzun süreceğini de öngörerek çok erken harekete geçmek ve alternatiflerimizi hızlıca belirleyebilmeyi de olumlu yanlar arasında sayabiliriz.

Çalışmalarımızda en zorlandığımız nokta ise internet ve iletişim araçlarına erişim sınırlılığıydı. Çocukların bu imkanlara ve hizmetlere erişiminin olmaması bizleri de farklı arayışlara yöneltti.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın ve karantina süreci başladığından beri birçok sivil toplum örgütü (STÖ) ve inisiyatif sosyal medya araçları üzerinden çeşitli destek mekanizmaları geliştirdiler. Ancak birlikte çalıştığımız çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde maalesef %90 oranında internete ve dijital araçlara erişimlerinin olmadığı gerçeği ile karşılaştık. Mevcut koşullarda çocuklara ulaşmanın tek yolunun çoklu telefon bağlantısı telekonferans bağlantısı olması nedeniyle tüm çalışmalarımızı telekonferans yöntemine uyarladık. Ancak çocukların bizlerin sadece seslerimizi duyarak sürece adapte olmalarının eksik bir yöntem olduğunu da fark ettik. Çocuklar hem kolaylaştırıcıları hem de arkadaşlarını görmek istediklerini her telekonferans bağlantısında paylaşıyorlardı. Özellikle özlem duygularını sıkça ifade etmeye başladıklarında dernek olarak yeniden bir arayışa başladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan aldığımız hibe desteğiyle Sur ilçesinde yaşayan 115 çocuğun evlerinde sınırsız internet erişimi sağlamak için radyolink sistemi kurmayı amaçladık. 4 mahallenin belli bölgelerine kurulacak olan radyolink vericileri ile çocukların internete erişim sorununu çözüp yukarıda bahsettiğimiz çalışma programını çocukların katılımını artırarak daha etkili, verimli ve sağlıklı şekilde uygulayacağız.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini daha görünür hale getirmesi ve artırması da bekleniyor. Bu durumun çocuk hakları alanındaki yansımaları ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Salgından önce de çocuk haklarının gelişmesi ve korunması ile ilgili çok ciddi eksiklikler ve ihlaller vardı. Sizin de söylediğiniz gibi, salgın bu hak ihlallerini daha fazla görünür kıldı. Mevcut durum zaten çocukların ihtiyaçlarını karşılamazken salgın ile birlikte daha fazla ve çeşitli yetersizlikler oluştu. Özellikle karantina döneminde çocuklara yönelik cinsel sömürü, istismar ve şiddet vakalarında çok ciddi sayıda artış olduğunu STK’ların ve Baroların paylaştıkları raporlardan görüyoruz. Çocuk haklarının tümü açısından durum çok benzer.

Salgın döneminde ve sonrasında çocukların istismar ve ihmalden korunma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, dijital fırsat eşitliği hakkı ve hizmetlere eşit erişim hakkını da içerecek şekilde tüm haklarının etkin şekilde korunması için acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Derneğiniz yakın zamanda düzenlediği kitlesel fonlama kampanyasını başarıyla tamamladı. Bu süreçteki deneyimlerinizden ve Rengarenk Umutlar Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerinden bahseder misiniz?

COVID-19, deprem, göç ve savaş gibi durumlarda, özetle acil destek gerektiren kriz anlarında STÖ’lerin yeni gelişen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar veya iş birlikleri çok kıymetli. Türkiye toplumunun acil gelişen durumlarda hızlıca dayanışma ağı kurabiliyor olduğunu COVID-19 salgınından evvel yaşanan afet veya benzeri durumlarda da gözlemledik.

Dernek olarak geliştirdiğimiz ‘’Telekonferansla Psikososyal Destek Çalışması’’ dijital fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik bir çalışma modeliydi. Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle ihtiyaç duyduğumuz kırtasiye malzemelerini temin etmek ve güvenli bir şekilde çocuklara ulaştırabilmek için kaynağa ihtiyacımız vardı. Tam da bu noktada yapılacak en iyi yöntem bireysel kaynakları devreye sokmak ve kampanya yaparak yeniden bir dayanışma ağı oluşturmaktı. Böylelikle bir kitlesel fonlama platformu olan Fongogo’da başlattığımız ‘Dayanışmanın Ev Hali‘ bireysel bağış kampanyası ile ihtiyaç duyduğumuz kaynağa çok hızlı bir şekilde ulaşmış olduk.

Hedef kitlenin ihtiyaç duyduğu malzemelerin temini ya da hak temelli bir çalışmanın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynak için kitlesel fonlama çalışması artık çok önemli. Bu destek çalışması hedef kitleye ulaşamayan bağışçılar için de iyi bir yöntem. Ancak buradaki kritik mesele kampanyayı başlatan ya da yürütücülüğünü üstlenen STÖ’nün böylesi bir çalışmayı yürütebilmek için sahip olduğu iç kapasite. Nitekim yapılan çalışmanın nitelikli, verimli ve etkili olabilmesi STÖ’ nün sahip olduğu donanımla doğru orantılı.

Kriz zamanlarında STÖ’lerin kendi ihtiyaçları için destek talebinde bulunması, hedef kitlesinin yeni gelişen ihtiyaçlarını hızlıca belirlemesi ve gerekli olan kaynağa ulaşabilmesi çok önemli. Farklılaşan kaynak ihtiyaçları için fon kuruluşlarının da destek modellerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda bireysel destekçilere, ihtiyaçları net ve doğru anlatmak da oldukça önemli hale geliyor.

Son olarak STÖ’lerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için desteklerini çeşitlendiren ve alan açan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ederiz. Bu desteğin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve diğer fon veren kuruluşlara ilham vermesini umuyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Karakutu Derneği Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışan Karakutu Derneği, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı ve idari giderlerini karşılamak amacıyla kullanacak. Karakutu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Ekin Aklar ile yaptığımız röportajda salgının derneğin çalışmalarına etkisini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve gelecek dönem için planlarını konuştuk.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Karakutu Derneği’ni nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Öncelikle tüm sahada ve alanda faydalanıcılarla çalışma yürüten tüm sivil toplum kuruluşları gibi biz de alan faaliyetlerimize ara vermek zorunda kaldık. Sokaklarda ve mekanlar üzerine kurulu olan Hafıza Yürüyüşlerimizi hem salgın hem de sokağa çıkma yasakları nedeniyle belirsiz bir tarihe kadar erteledik. Bunun yanı sıra, her ay düzenlediğimiz Adalet Arayışı Seminerlerimizi çevrimiçi yöntemlerin sunduğu fırsatlardan yararlanarak gerçekleştirmeye devam ettik. Bu süreçte seminerlerimizin konu ve içeriklerini de gündeme uygun olarak belirledik. “Salgın Günlerinde Protesto” ve “Salgınlar, Toplumsal Tıp ve Tıpta Adalet” olmak üzere iki seminer düzenledik. Çevrimiçi seminerlere katılım hayli fazla idi, bu da bizleri daha fazla kişiye ulaşabildiğimiz için ayrıca mutlu etti. Bu dönemde, sosyal medyayı daha çok kullandık, özellikle Instagram üzerinden derneğimizi daha çok kişiye tanıtmayı amaçlayan paylaşımlar yaptık. Hafıza yürüyüşleri ile yeniden keşfedilen mekanları ve mekanların tarihleri ile ilgili bilgileri sosyal medya üzerinden küçük eğlenceli oyunlar ile paylaşmaya başladık. Son olarak da evde kalma ve sokağa çıkamama halini kurumsal yapımızı geliştirmek için fırsat olarak kullanmaya çalıştık; hem üye ve gönüllülerimizle çeşitli çalışmalar gerçekleştirdik hem de iş birliği yaptığımız kurumların çevrimiçi eğitimlerine katıldık.

Avrupa Birliği tarafından desteklenen Cultural Heritage and Identities of Europe’s Future Projesi (CHIEF) kapsamında Mimar Sinan Üniversitesi iş birliği ile gerçekleştirdiğiniz toplumsal cinsiyet temalı Hafıza Yürüyüşleri başlattınız. Bu projenin ayrıntılarını ve bu kapsamında yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Mimar Sinan Üniversitesi’nin Avrupa Birliği tarafından desteklenen CHIEF Projesi ile iş birliğimiz kapsamında genç anlatıcılarımızla beraber toplumsal cinsiyet temalı yeni bir hafıza yürüyüşü rotası hazırladık. 2019’un Aralık ayında başlayan ve 3 ay süren bu çalışma sonucunda Mart 2020’de Sultanahmet bölgesinde toplumsal cinsiyet temalı bir Hafıza Yürüyüşü rotamız daha oldu. Yeni rotamızın hazırlık aşamasında projeye katılan genç anlatıcılarımızla kapasite geliştirme eğitimleri ve atölyeler düzenledik. Bu eğitim ve atölyelerde, anlatıcılarımız toplumsal cinsiyet, hikaye anlatıcılığı ve hikaye yazımı gibi konularda derinlemesine düşünme ve kendi anlatımlarını üretme fırsatı buldu. Bu iş birliği kapsamında hazırladığımız Sultanahmet rotasında toplumsal cinsiyet temalı ilk yürüyüşümüzü ise 7 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirdik. Bu yürüyüşe, daha önce CHIEF projesinin katılımcıları olan çeşitli liselerden öğrenciler katıldı. Hem ekibimiz hem de katılımcılar için oldukça öğretici ve keyifli bir deneyim oldu. Hafıza Yürüyüşü’ne ilk defa katılan genç katılımcılarımızdan oldukça olumlu geri dönüşler aldık.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle böylesi bir dönemde Acil Destek Fonu’nun açılmasının, küçük ölçekli sivil toplum kuruluşlarının (STK) hayatta kalmasına destek olması açısından çok stratejik ve önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. İnsan kaynağı ve idari giderler, fon kuruluşları tarafından genellikle o STK’nın çalışmaları ile paralel belirlenen spesifik hedeflerin gerçekleşmesi karşılığında veriliyor. Bu dönemde bu faaliyetlerin gerçekleşmesinin imkansızlığı karşısında fon alabilmeyi çok değerli buluyoruz. Bu fon ile insan kaynağımızı koruyarak stratejik hedeflerimizi yeniden gözden geçiriyoruz. Hali hazırda çalışmalarımızı ve ilişkilerimizi korumayı ve geliştirmeyi hedefliyoruz. Bireysel bağışlarımızı artırmak, salgından önce de stratejik hedeflerimiz arasında yer alıyordu ve bu konuda çeşitli çalışmalar yürütüyorduk. Salgının orta ve uzun vadede mevcut bağışçılarımıza ve potansiyel bağışçılarımıza olan etkisini daha çok değerlendirdiğimiz ve tartıştığımız çalışmalar yürüteceğiz. Bu dönemde olağan genel kurulumuzu yapamadık, ertelemek durumunda kaldık. Bu süre zarfında, yönetim kuruluna aday üyeler ile mevcut üyeler arası bilgi ve deneyim aktarımlarına ağırlık vermeyi planlıyoruz. Bununla paralel olarak, derneğimizin iç işleyişini daha etkin ve etkili hale getirecek çalışmalara da odaklanacağız.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Karakutu Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu?

Karakutu Derneği olarak sokaklarda olmayı, hafıza mekanlarını araştırarak sokaklarda kaybolarak bulmayı, mekanı her haliyle görmeyi, fiziksel olarak hissetmeyi ve mekanın hafızasının o mekanda ya da uygun olan bir yerde anlatılıyor olmasını çok değerli buluyoruz. Bu nedenle yürüyüşlerimize devam edeceğiz. Lakin bu salgın dönemi bir kez daha teknolojinin önemini ve rolünü gözler önüne serdi; çok daha fazla kişiye daha hızlı bir şekilde erişebildiğimizi gördük. Elbette herkesin de eşit şekilde teknolojiye erişimi yok. Bu nedenle herkese farklı şekillerde ve yöntemlerle erişebileceğimiz ve faaliyetlerimizin amacına uygun yöntemler üzerine düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Karakutu Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?

İçinde yaşadığımız dünyayı ve ülkemizi düşündüğümüzde bu salgının ve yarattığı kısıtlamaların çeşitli şekillerde devam edeceğini öngörmemek mümkün değil. Bu güncel gündemin yanı sıra, uzun süredir küresel ölçekte de sivil alanın daraldığına şahit oluyoruz. Sivil toplum için elverişli bir ortamın yaratılmasında sivil toplumun ve özel sektörün olduğundan daha fazla devletlerin ve hükümetlerin önemli rolü ve sorumluluğu var; ancak ne yazık ki siyasi aktörlerin sivil alanı genişletmek yerine daha fazla daraltan uygulamalarına şahit oluyoruz. Bu noktada sivil toplum olarak bağışçıların ve hibe veren kuruluşların daha çok desteğine ihtiyacımız olacak. Karşılıklı ihtiyaçların ve beklentilerin paylaşıldığı, diyalog ile ortak stratejilerin belirlendiği, sivil toplumun hayatta kalmasına ve çalışmalarını sürdürmelerine olanak sağlayan esnek fonların yaratılmasını değerli buluyoruz.

BoMoVu COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu kurumsal desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak. Dernek ekibiyle yaptığımız röportajda, COVID-19 salgınının derneğin çalışmalarına ve birlikte çalıştıkları gruplara etkisini, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çevrimiçi etkinlikleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Salgın sebebiyle evde kaldığımız dönemde beden hareketleri ve spor faaliyetlerine erişim birçok grup açısından önemli ölçüde kısıtlandı. Bu durumun BoMoVu’nun birlikte çalıştığı gruplar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Salgınla birlikte evine kapanmak zorunda kalan insanlar, toplulukla arasına mesafe koyarak aynı zamanda içine de kapandı. Ötekiyle ilişkinin de daha mesafeli hale geldiği bu zorlu süreç, bireyselleşme eğilimini artırarak farklı gruplarla kurulan bağların zayıflamasına zemin hazırladı. Aynı zamanda sadece ailesiyle vakit geçirmek zorunda kalan çocuklar da oyun arkadaşlarından uzak kalarak yalnızlaştılar. Dolayısıyla uygulanan sosyal mesafe, insanların doğrudan temas halinde, bedensel faaliyetler aracılığıyla kendilerini ifade edebildikleri aktivitelerimizi doğrudan etkiledi.

İstanbul’da bulunan iki ortaokulda haftalık olarak yürüttüğümüz basketbol ve dans aktivitelerinin yer aldığı Hareket Okulda projesi, okulların kapanmasıyla birlikte sekteye uğradı. Bu süreçte aktivite gerçekleştirdiğimiz çocuklara ulaşma konusunda sıkıntılar yaşadık. Çocukların sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı denilebilecek bölgelerde yaşaması ve kendileriyle iletişim kurmamızı kolaylaştıracak teknolojik aygıtlara ve internete doğrudan erişimlerinin kısıtlı olması başlangıçta iletişimimizin kopmasına sebep oldu. Uzaktan eğitimin çocuklar arasındaki eşitsizliği göz önüne serdiği bu süreçte, sadece bu ve benzeri projelerin bedensel faaliyetleri kısıtlanmakla kalmadı, çocuklar zaruri içeriklere ulaşmakta dahi güçlük çekti. İnternetin ve teknolojinin sağlayabildiği imkanlar var fakat bu imkanlardan uzaktaki çocukların ilk başta iletişimi sürdürmeye istekli olsalar dahi, süreç içerisinde motivasyonlarının kırıldığını duyduk. Bu minvalde çeşitli çözümler geliştirmeye çalıştık fakat sorunun çok daha yapısal olduğunu düşünüyoruz.

Hareketin Özgür programı kapsamında, İstanbul’da iki vakıfta, yerinden edilmiş ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerin çocukları ile haftalık aktiviteler gerçekleştiriyorduk. Bu program içerisinde toplam 53 çocukla çalıştık ve 6 farklı fiziksel aktiviteyi (dans, basketbol, sirk sanatları, yoga, hiphop, futbol) 2,5 ay boyunca düzenli olarak gerçekleştirdik. COVID-19 salgını ile birlikte, çocuklarla fiziksel olarak bir araya gelme olanağımız olmadığı için Haziran sonuna kadar sürmesi planlanan bu aktiviteler kesintiye uğradı. Ortaklık yaptığımız vakıflarla ve mümkün olduğu durumlarda çocukların aileleri aracılığıyla çocuklarla iletişimde kalmaya çalışıp bu aktiviteleri çocukların evde kendi kendilerine yapmaları için ürettiğimiz video içeriklerini ulaştırmaya çalışsak da çocukların ekonomik ve teknolojik olanakları çok sınırlı olduğundan bu çoğu çocuk için mümkün olmadı. Bilgisayarları ya da internet erişimleri olmayan çocuklar, ev içerisinde internete erişim için kullanılabilecek tek aracı (eğer varsa ebeveynlerin akıllı telefonu) tüm kardeşleri ve ebeveynleriyle nöbetleşe kullanmak zorundaydı ve bu nedenle eğitimlerine devam etmeleri bile mümkün olmadı. Ekonomik zorluklar da yaşayan ebeveynler, çocuklarının spor ya da sanatla ilgilenmesine, zevk aldığı fiziksel aktiviteleri sürdürmesine her zaman öncelik veremediler. Çocukların sokağa çıkmaları da sınırlandırıldığından, hareketlilikleri oldukça kısıtlandı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum BoMoVu’nun çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

COVID-19 salgını döneminde, çalışmalarımız, eriştiğimiz kişilerin ihtiyaçlarının değişmesi ile ilgili şekil aldı. Gerek belirli yaş gruplarına gerek derneklere getirilen kısıtlamalarla bu kitleye birebir erişimimiz tamamen kesildi. Öncelikle devam eden projelerimizi bitirebilmek adına ne tür alternatif çalışma biçimleri olabileceğini konuştuk ve aklımıza gelen fikirleri destekleyici kurumlarımızla paylaştık. Bu kurumların eriştiği başka derneklerin de geliştirdiği yaratıcı fikirlerle aslında birbirimizi ne kadar merak ettiğimizi anladık.

Bir yandan Whatsapp ve Instagram uygulamalarını normalde eriştiğimiz kitleye ulaşmak için kullanırken bir yandan da kendi içimizdeki çalışmaları zenginleştirmeye yönelik çalışmalar yaptık. Ekip olarak bu zor dönemde birbirimizi dinleyebileceğimiz ve besleyeceğimiz haftalık buluşmalarla uzakta olan arkadaşlarla hayal gücümüzü zorladığımız proje fikirleri geliştirebildik. Ayrıca uzun zamandır yapmak istediğimiz ve yakında yayınlayacağımız kapsamlı bir kılavuzu yazmaya vakit ayırabildik. Bu kılavuzun sporu sosyal güçlenme aracı olarak kullanmak isteyen herkesin güvenli ve etkili programlar geliştirmelerine yardımcı olmasını diliyoruz.

Bunların dışında bazı projelerimiz özelinde de çözüm önerileri geliştirmeye çalıştık. Örneğin Hareket Okulda projesi çıktılarından olan Aktif Okul Kılavuzu’nda yer alan çeşitli bedensel aktiviteler, proje ortakları tarafından videolara dönüştürüldü ve çocuklarla paylaşıldı. Ayrıca sürekli hareket ihtiyacı içerisinde olan çocukların evlere kapandığı bu süreçte, aktivite yürüttüğümüz toplam 120 çocuğa içinde masa tenisi, dart, hulahoop gibi evde de hareket etmelerine destek olacak malzemelerin bulunduğu eğlence çantaları hazırlayıp yolladık.

Birçok STK gibi BoMoVu da salgın döneminde pek çok faaliyetini çevrimiçi olarak devam ettirdi. Beden hareketi ve spor faaliyetlerini çevrimiçi platformlar üzerinden yapmanın kurumunuz ve birlikte çalıştığınız hedef kitleler açısından olumlu yanları ve zorlukları neler oldu?

Fiziksel aktivitelerin bir kısmının çevrimiçi olarak sürdürülmesi, salgın öncesinde birlikte çalıştığımız kişilerle iletişimde kalmamızı ve bu kişilerin hareket pratiklerine evlerinde de devam edebilmesini sağladı. Aktivitenin içeriğine ve paylaşım yapılan dijital platforma bağlı olarak olumlu yanları ve zorlukları değişiklik gösterdi. Örneğin nstagram canlı yayını üzerinden yapılan aktiviteler, daha önce mekansal uzaklık ya da erişim zorlukları nedeniyle kendi mekanımızda aktiviteye katılamayan yeni insanlara ulaşmamıza olanak tanıdı. Fakat bu yayınlar, antrenör ya da eğitmenler için katılımcıları görememeleri ve duyamamaları nedeniyle zaman zaman zorlayıcı oldu. Bu nedenle, hem antrenörün kendini daha rahat hissetmesi için hem de aktiviteyi evinde uygulayacak kişilerin kendilerine uygun bir zamanı rahatça seçebilmeleri için bazı aktivitelere önceden kaydedilen videoların sosyal medyada paylaşımı ile devam edildi. Video konferans platformlarında yapılan aktivitelerde ise daha interaktif bir ortam sağlanabildi; fakat bu dönemde herkesin ekran karşısında çokça vakit geçirmesi ve zaman planlamasının zorlaşmış olması nedenleriyle, aynı saatte ekran başında buluşmayı gerektiren bu etkinliklere katılım çok yüksek olamadı. Katılanların içinde bulundukları mekanla yeniden ilişki kurdukları, ekrana bağlı olmadan, herkesin evde kendi kendine hareket ederken bir yandan da aynı ortamı paylaşarak bir aradalığı hissettiği pratikler gerçekleştirildi.

Salgın sürecinde çevrimiçi olarak yaptığınız Eleştirel Beden Sohbetleri isimli etkinlik serisinde ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, göçmenlik gibi konular spor ve beden hareketi çerçevesinde tartışıldı. Bu etkinlik serisinin fikri nasıl oluştu? Önümüzdeki dönemde hangi başlıklara yer vermeyi hedefliyorsunuz?

Biz, spora ve beden hareketine eleştirel bakmaya ve üzerine düşünmeye yönelik seminer ve konuşmalar düzenliyorduk. Ancak, hafta içi iş yorgunluğu ile akşam derneğe gelen kişi sayısı sınırlı oluyordu ve çok değerli konuşmacılar ağırlamamıza rağmen dinleyicisi kısıtlı kalıyordu. Salgında insanların evde olması dolayısıyla bu konuşmaları çevrimiçi ortama taşımaya karar verdik ve bu sayede çok daha fazla kişiye erişebildik. Daha önceki söyleşi formatının yerine aynı konular üzerine çalışmalar yürüten kişileri bir araya getirip bir sohbet formatı geliştirdik. Böylece farklı deneyimlerin karşılıklı olarak konuşulmasına vesile olmaya çalıştık. Bunun yanı sıra hem tüm Türkiye’de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde olan kişilerin sesine kulak verme şansımız oldu. Online Seminars iş birliğiyle başladığımız Eleştirel Beden Sohbetleri serisinde spor ve hareket üzerine çalışanların ve bu alandaki aktivistlerin bir araya gelip deneyimlerini paylaştıkları çevrimiçi paylaşımlar ve etkinlikler düzenliyoruz. Bedensel farklılıklarımızdan ya da sosyal konumlarımızdan dolayı spor ve hareket alanında karşılaştığımız ayrımcı ve baskılayıcı tutumları, bunlarla mücadele yolları ararken destek bulabildiğimiz alanları, hareket pratiğimizin bizi fiziksel veya sosyal olarak nasıl güçlendirdiğini ve birbirimizin tecrübelerine dair merak ettiğimiz her şeyi bu sohbetlerde paylaşmaya gayret ediyoruz.

Şu ana kadar yaptığımız sohbetler çeşitli konulara çeşitli açılardan değiniyor. Yoga vasıtasıyla bedensel ve sosyal normları tartışmaya açmak, dans alanında kendini gösteren erk mekanizmaları, İstanbul’da yaşayan Afrikalı futbolcuların durumu, Irak Kürdistanı bölgesinde mülteci kadınların bisiklete binmesi üzerine yapılan bir projeyi, İtalya’dan ve Türkiye’den feminist basketbolu, sosyal mesafeli taşıma aracı olarak bisikleti, Fransa’da mültecileri sosyalleşmesi ve profesyonel beceri kazanmaları için spor kullanan bir derneğin çalışmaları, Ermenistan’da kadınların köyler arasında yürüyüş düzenleyerek kadın haklarını anlatması gibi konuları ele aldık. Sonrasında, bizim de uzun zamandır üzerine çalıştığımız ırkçılık konusuyla da örtüşen ve George Floyd’un katledilmesi ile trajik bir şekilde gündeme gelen ırka dayalı ayrımcılığı da ele aldığımız Türkiye’den ABD’ye ten rengi ayrımcılığı, Türkiye ve Amerikan sporunda ırkçılık konularını ele aldık. Sohbetlerimiz alternatif spor alanları yaratan kişilere yer vererek devam ediyor. Umarız yakında sporda ırkçılık üzerine başlı başına bir seri düzenleyebiliriz. Bu sohbetleri ve dernekte daha önce düzenlediğimiz konuşmaların ses kayıtlarını podcast kanalında da yayınlamaya hazırlanıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Sizden aldığımız hibe ile öncelikle uzun zamandır ihtiyacını hissettiğimiz video kamerayı alacağız. BoMoVu Derneği olarak yürüttüğümüz projelerin arşivini tutmak, yararlanıcılarımızla paylaşmak, çalışmalarımızı yaygınlaştırmak ve derneğin görünürlüğünü artırmak açısından video kamera bizler için elzem bir ihtiyaçtı. Ayrıca bundan sonraki süreçte, etkinliklerimizin video kayıtlarına ayrılan bütçeyi hizmetlere erişimi kısıtlı olan, yoksul çocuk ve gençlerin sosyal becerilerini güçlendirmek amacıyla çeşitli atölyeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Öte yandan, Sen Neredeysen Hareket Orada projemizin video çekimleri için derneğin bir odasını stüdyo haline getirdik. Söz konusu projede; COVID-19 boyunca uygulanan eve kapanma sürecinde başta yerinden edilmiş çocuklar, yaşlılar ve çeşitli kırılgan gruplar olmak üzere dezavantajlı bireylerin, evde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak için, kapsayıcılığı temel alan video ve basılı materyaller üretecek ve söz konusu insanların erişimine sunacağız. Farklı dillerde üretilecek dijital ve basılı materyalleri hedef kitlemize ulaştırarak kendi kendilerine pratik etmelerine imkan sağlayacağız.

Son olarak STDV’den aldığımız dört aylık ofis kirasının, salgın sürecinde üzerine düşündüğümüz çözüm önerilerini geliştirmemizde ve hayatın durma noktasına geldiği dönemde yaşadığımız ekonomik zorlukların bir kısmını atlatmamızda önemli bir katkısı oldu. Bunun için teşekkür ederiz.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

Dezavantajlı durumdaki çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışan Barış için Müzik Vakfı’na COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibe desteğini vakfın kurumsal iletişim kapasitesini geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla kullanacak olan Barış için Müzik Vakfı Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı, Kurumsal İletişim Koordinatörü Papatya Yılmaz ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda salgın dönemindeki çevrimiçi etkinliklerini, hibe kapsamında yapacakları çalışmaları ve Vakfın bağışçılardan beklentilerini konuştuk.

Barış İçin Müzik Vakfı, COVID-19 sürecinde çalışmalarını çevrimiçi ortamlara hızlı bir şekilde adapte eden sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Bu süreçte vakfın eğitimlerini devam ettirmenin yanı sıra farklı kuruluşlar tarafından düzenlenen çevrimiçi etkinliklerde de yer aldınız. Dijital platformlar üzerinden yaptığınız faaliyetlerin ve katıldığınız etkinliklerin Barış İçin Müzik Vakfı’nın çalışmalarına ne tür katkıları oldu?

Barış İçin Müzik Vakfı ekibi olarak, salgın başlangıcında çevrimiçi çalışmalara hızlıca geçiş yaptık ve bunu mümkün kılan en önemli etken ekibin bu sürece adapte olmaya açıklığıydı. Salgın sürecinin başında vakıf, çevrimiçi içerik konusunda fazla üretken değildi. Bu süreç ekibe farklı bir bakış açısı sağladı. Derslere video görüşmeler üzerinden uzaktan eğitimle devam etmenin yanı sıra “Herkes İçin Temel Müzik” başlığıyla vakıf faydalanıcıları dışındaki bireylerle de ulaşmayı hedefleyen içerikler, “Barış İçin Müzik Ev Konserleri” ile öğrenci ve eğitmen performansları ve “Barış İçin Müzik Lütiye” ile enstrüman tanıma ve bakımı içeriklerini YouTube platformu üzerinden erişime açtık. Vakfın daha fazla çocuğa ulaşma ilkesini destekleyen bu üretim biçimi, tüm ekibe genel programda çevrimiçi çalışmaları etkin konumlandırmak için itici güç oldu. Aynı zamanda salgın sürecinde Microsoft Türkiye, British Council ve Women of the World Foundation gibi kuruluşlarla gerçekleştirilen iş birlikleri vakfa görünürlük kazandırdı ve etkilerinin paylaşılması açısından yeni ve sürdürülebilir ilişkiler kurma ve platformlarda bulunma fırsatı sundu.

Derslerin çevrimiçi yürütülmesi birlikte çalıştığınız gençleri nasıl etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi derslere Mayıs’ın 3. haftasında başladık ve 3,5 aylık bir çalışmanın sonucunda öğrenci ve velilerle bir anket gerçekleştirdik. Anket sonuçlarında öğrencilerin %88’i çevrimiçi çalışmaların faydalı olduğunu belirtti. Gündelik hayatın hızla değişmesi, uzun süreli sokağa çıkma yasakları çocukları oldukça negatif etkileyen bir durum oldu. Salgın psikolojisine ek olarak, lise ve üniversite sınav stresini yoğun olarak hisseden gençler de vardı. Vakfın devam ettirdiği çevrimiçi müzikal çalışmaların düzenli olması, faydalanıcıların bir nebze normalize olmasına yardımcı oldu. Gerçekleştirdiğimiz çalışmalara bağlı değişen ihtiyaçların en önemlisi teknolojik yeterliliklerle ilgiliydi. Süreçte, hiç iletişime geçemediğimiz öğrenciler olmadı fakat düzenli katılım gösteremeyen küçük bir kesim öğrencimiz bulunuyordu.

COVID-19 salgının Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının finansal sürdürülebilirlik ve kaynak geliştirme çalışmaları açısından olumsuz şekilde etkilediğini görüyoruz. Barış İçin Müzik Vakfı olarak bu süreçte karşılaştığınız zorlukları ve bu zorluklarla başa çıkmak için geliştirdiğiniz yöntemleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı son 2yıldır ülkenin ekonomik koşullarına da bağlı olarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamada zorluk yaşıyordu. Yeni bağışçılar bulma, mevcut bağışçıların devamlılığını sağlama, gelir kaynaklarını çeşitlendirme, kurumsal ilişkiler geliştirme üzerine tartışmalar yürütüyordu.
COVID-19 salgını nedeniyle iptal edilen konserler ve etkinlikler, bağışçılarının değişen yaşam koşulları, belirsizlikler karşısında bağışların iptal edilmesi ya da dondurulması, Vakfı bu süreçte finansal olarak zorladı. Bununla birlikte, bu süreçte birebir yürüttüğümüz ilişkiler sayesinde yeni bağışçılar edindik, çevrimiçi ortak işler gerçekleştirdik ve yeni işbirlikleri sayesinde gelir kaynakları oluşturduk.

Dolayısıyla bu süreç iki yönlü etki yarattı diyebiliriz. Bu süreçte edindiğimiz deneyim, bize farklı bir yöntem ve yaklaşım ile kişi ve kurumlarla diyaloğumuzu genişletebileceğimizi gösterdi. Talep et, takip et, teşekkür et sıralaması ile ilişkilerimizi yeniden düzenlemeye başladık. Önce ekibin zorluklar karşısında birbirini destekleyen tavrını kuvvetlendirdik, öğrencilerin birbirleri ve programla ilişkisinde karşılaştığı zorlukları tanımlayarak çözüm yolları aradık. Geliştirmemiz gereken iş süreçlerimizi tespit ederek danışmanlık aldık. Bilmediğimiz her konuda kendimizi geliştirmeye ve özeleştiri yapmaya açık olduk. Ulusal ve uluslararası benzerlerimizin işlerini takip ettik ve onlarla bağlantı kurarak deneyimlerini dinledik. Sonbahar döneminde programımızın nasıl devam etmesinin sağlıklı ve yararlı olacağını bulmak için kurum içi görüş ve önerileri topladık. İyileştirme sürecine devam ediyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi kurumsal iletişim ekibinizi genişletmek amacıyla kullanacaksınız. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu çalışmaların derneğin sürdürülebilirliğine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?

Kurumsallaşmanın en önemli gerekliliklerinden biri iş bölümünün net olması ile tüm çalışanların yetki ve sorumluluklarının açık olmasıdır. Bu sebeple iş birliği ile ve yardımlaşarak yapılan bazı önemli iş kollarının daha profesyonelce sürdürülmesini sağlamak üzere bu hibe desteğiyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Sahne ve Görüntü Yönetimi Sorumlusu rollerinde yeni ekip üyeleri aramıza katılacak. Ekibin genişlemesi ve kurumsal iletişimin stratejik planla yürütülmeye başlaması ile farklı bakış açıları ortaya çıkacak ve sorunlar daha hızlı çözülecek.

Kurumsal iletişim ekibi ile birlikte pro-bono hizmet aldığımız sosyal medya ve iletişim ajansları ile daha verimli bir ortaklık gerçekleştirebileceğiz. Böylece Vakfın daha düzenli ve sistemli çalışıp hata yapma oranını azaltmaya yönelerek hedeflerine daha kolay ulaşmasını planlıyoruz. Ayrıca kurumsal iletişim ve sosyal medya yönetimine dair strateji ve uygulama planının çıkarılması ile Vakfın sosyal medya iletişim platformlarının bir plan ve hedef ile yönetilmesini, kurumsal iletişim ekibi ile birlikte tüm ekibin bilgilenmesini ve ortak olmasını sağlayacağız.

Kurumsal yapı oturmaya başladığında ise bağışçılar ve proje bazlı sponsorlar için Vakfın iletişim kanallarını daha verimli kullanmış olacağız. Anketler düzenleyerek bağışçılardan veriler toplayacak ve düzenli bilgi paylaşımı ile Vakfın kamuya yönelik kanıt temelli bilgi aktarımına geçmesi ve kalıcı olmasını iş akışına dahil edeceğiz. Böylece bağışçılarımızın profillerine dair daha çok bilgi edinerek sayılarını artırmayı ve Vakıf için yeni gelir kaynakları elde etmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde ve bağışçıların tercihlerinde değişikliklere neden oluyor. Barış İçin Müzik Vakfı bu değişikliklerden etkilendi mi? Vakfınızın önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri neler?

Elbette etkilendi. Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte değişen ihtiyaçlarını önceliklendiren hibelerin açılması bizi cesaretlendiriyor. Bizi dinleyen, ihtiyaçlarımızı araştıran ve buna göre destekler oluşturan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’na ve bağışçılarına çok teşekkür ederiz.

Salgın ile birlikte belirsizlikler büyük ölçüde devam ediyor. Açık ve kapalı alanlarda buluşmaya başlamak bizim için de yeni ihtiyaçlar ortaya çıkardı. Vakıf binasının iş yeri güvenliği ve sağlığı koşullarına göre yeniden düzenlenmesi, temizlik ve hijyen kurallarına uyulması, dezenfekte edilmesi, çalışanlar ile öğrencilerin ortak alanda sağlık kurallarına uyması için gerekli bilgilendirme afişlerinin asılması gerekiyor. Bu düzenlemeler ise bilgi ve finansal kaynak gerektiriyor.

Yine bu dönemde, teknolojiyi daha fazla kullanma ve uzaktan eğitim ve üretim modelleri geliştirme gerekliliği teknolojik donanım ihtiyaçlarını da ortaya çıkardı. Bilgisayar, kamera, sabit disk sürücüsü, ışık ve ses kayıt cihazlarının karşılanmasına yönelik destekler yararlı olur. Diğer yandan çevrimiçi ortamlarda çoklu platformları kullanarak yayın yapabilmenin ve bunun için gerekli bilgi ve araçları edinmenin Vakfımızın hazırladığı program içeriklerinin alıcısına en iyi şekilde ulaşmasına hizmet edeceğine inanıyoruz. Son olarak Vakıf programlarının, vakıf dışı alanlarda üretilmesi için ulaşım, nakliye, yeme içme, sahne giysisi gibi ayni destek gereksinimleri için çözüm yolları araştırıyoruz.

Bu yıl Kasım ayında vakfımızın on beşinci yılını kutlamak üzere hazırlanıyoruz. Bugüne kadar ortaya çıkardığı sonuçları, birikimini ve Vakıf arşivini düzenleyerek Barış İçin Müzik modelini kamuoyu ve paydaşlarımızla paylaşmayı istiyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda 2016-2019 döneminde hibe verdiğimiz kuruluşların kısa vadede ayakta kalabilmelerini desteklemek amacıyla, Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların katkısıyla hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Barış için Müzik Vakfı, Eğitimde Görme Engelliler Derneği, İmece İnisiyatifi Derneği, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Karakutu Derneği, Nefes Kültür Sanat Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği ve Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’ne toplam 158.506 TL hibe desteği sağlıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Hayata Destek Derneği Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Hibe Verdiğimiz Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020’de Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun birinci aşamasında hibe verdiğimiz Hayata Destek Derneği (Hayata Destek), afet müdahalesi alanında yerel aktörlerin kapasitelerini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği projeyi tamamladı. COVID-19 salgını nedeniyle proje faaliyetlerinde değişiklik yapan Hayata Destek, depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bölgede yaşayan 165 aileye hijyen kiti dağıttı. Hayata Destek Derneği Saha Koordinatörü Rukiye Çetin Dağhan ile röportajımızda Elazığ’da yaptıkları çalışmaları, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nun bu süreçteki rolünü ve acil durumlara müdahalede sivil toplum kuruluşlarının kaynak ihtiyaçlarını konuştuk.

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve COVID-19 salgını sebebiyle projede yapılan değişikliklerden bahseder misiniz?

Bu proje ile dernek olarak hedefimiz, deprem bölgesinde bir gönüllü bir ağı oluşturmak, oluşturulan gönüllü ağının; afetlerde sunulacak hizmetlere yönelik bilgi ve becerilerini artırmak ve güçlendirmekti. Böylece toparlanma döneminde sunulacak destekleri daha nitelikli hale getirmeyi, bölgede sürdürülebilir, nitelikli bir gönüllü ağının varlığını sağlamayı hedefledik.

Tabii aynı zamanda bölgede yaşanabilecek yeni afetlere yönelik olarak, nitelikli insan gücünün bulunmasına katkı sağlamış olacağımızı değerlendirdik. Gönüllü ağımızı oluştururken, sahada sunmayı hedeflediğimiz hizmetler hakkında temel bilgi sahibi olmaları ve halihazırda bölgede olmalarını göz önünde bulundurarak, Elazığ Fırat Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü ile irtibata geçtik. Gönüllü ağına ağırlıklı olarak üniversitenin Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri katıldı.

Profesyonel meslek yaşantılarında, mesleklerinin gereği olarak afet ve acil durumlarda çalışmak durumunda kalacak olan Sosyal Hizmet öğrencilerinin kapasitesinin güçlendirilmesi, afet ve acil durumlarında sosyal hizmetlere yönelik müdahaleler ile ilgili deneyim kazanmaları, kazandıkları deneyimi meslek yaşantılarında aktif bir şekilde kullanmaları şeklinde özetlenebilecek bir model kurguladık.

Bu kapasiteyi güçlendirirken, bölgedeki acil ihtiyaçlara etkin bir şekilde cevap vermemiz de mümkün oldu. Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri, derneğimiz bünyesinde çalışan Sosyal Hizmet Uzmanlarının süpervizörlüğünde saha çalışmalarına katkıda bulundular. Afetlerde psiko-sosyal destek hizmetinden sorumlu kamu paydaşı konumunda olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Elazığ İl Müdürlüğü’nün yanı sıra, Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu ile yürütülen çalışmalara da dahil oldular. Birey odaklı mikro çalışmalar ile toplum odaklı makro çalışma hakkında deneyim kazandılar.

İlk etapta gönüllü öğrencilerimizin, Hayata Destek koruma ekipleri ile birlikte konteyner kentlerde çocuk koruma, psiko-sosyal destek aktiviteleri uygulayabilecek ve koruyucu-önleyici çalışmalar yapabilecek becerileri kazanmalarını sağladık. Hızlandırılmış̧ eğitimler, düzenli süpervizyon desteği ve günlük motivasyon toplantıları birlikte çalışma biçimimizin üç temel dayanağını oluşturdu.

Sosyal hizmet öğrencilerinin sahada kendi yetkinliklerine güvenerek hane/çadır ziyaretleri yapmalarını ve gelen bireysel talepleri değerlendirerek ihtiyaç analizleri gerçekleştirmelerini öngördük. İhtiyaç sahibi aile ve bireylerin tespit edilmesi, bu kişilerin ilgili kurumlara yönlendirilmesi bu gibi afet sonrası acil yardım operasyonlarında kullandığımız yöntemleri oluşturuyor.

Bir yandan bu eğitimleri verirken, yerelde ilgili kamu kurumlarının kapasitesinin bilhassa idari anlamda zorlandığını tecrübe ettik. Bürokratik sürecin tıkanmasıyla saha çalışma iznimizi zamanında alamadık ve gönüllü öğrencilerimizin sahada bağımsız çalışmaktan ziyade, ilgili kamu paydaşlarının saha çalışmalarına eşlik ederek çalışması yönünde bir çözüm geliştirdik. Bu noktada gönüllülerimizin birçok lojistik ihtiyacı da kamu kurumlarından paydaşlar tarafından karşılanmış oldu, dolayısıyla elimizde hala harcayabileceğimiz bir kaynak kaldı . COVID-19 salgını Mart ortası itibarıyla Türkiye’de gündelik hayatı olumsuz etkilemeye başladı. Bunu da göz önünde bulundurarak başta İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) olmak üzere kamu paydaşlarının desteğiyle sahada değişen ihtiyaçları yakından takip ettik. Nisan ayı itibarıyla konteyner kentlerde COVID-19 risklerinin azaltılması için hijyen paketleri ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Elimizdeki kaynak ile depremden etkilenen kişilerin kaldığı konteyner kentte 165 aileye hijyen kiti dağıttık.

Yaşanan depremin ardından Hayata Destek Derneği’nin de aralarında yer aldığı sahada çalışan bir grup STK ve bazı kamu kurumları acil durum müdahalesini eşgüdümlü ve verimli bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu. Bu platformun çalışmalarından bahseder misiniz? Platform STK’lar arasında ve kamu kurumlarıyla iş birlikleri geliştirmek açısından ne tür katkılar sağladı?

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen depremin ardından Elazığ’da buluşan STK’lar; Hayata Destek Derneği, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Açık Açık Derneği, Ahbap Derneği, Ahtapot Gönüllüleri Derneği, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri, Çorbada Tuzun Olsun Derneği, İhtiyaç Haritası, Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), Nef Vakfı, Nirengi Derneği, Sağlam Kobi, Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ve Toplum Gönülleri Vakfı (TOG) deprem bölgesinde uzmanlıklarını birleştirmek için “Sivil Toplum Kuruluşları Afet Koordinasyon Platformu”nu kurdu.

Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu çatısında sorumluluk paylaşımı yapıldı. Her STK kendi uzmanlığı doğrultusunda platforma katkı sağladı. Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası’nın altyapı desteğiyle bir depo kuruldu ve bölgeye gelen ayni destekler bu depo vasıtasıyla dağıtıldı.

Platform, dağıtımların sistemli şekilde ilerleyebilmesi için çevrimiçi olarak günlük ihtiyaçların girileceği bir sistem oluşturdu. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu sebebiyle sisteme erişim izni sadece birkaç STK temsilcisine verildi. Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’na üye STK’ların sorumlulukları şu şekildeydi:

Hayata Destek Derneği, depremin hemen ardından deprem bölgesinde ihtiyaçları belirlemek için bir ihtiyaç analizi formu oluşturdu. Bu formu koruma ekipleri kendi telefonlarını kullanarak, ilave bir altyapıya ihtiyaç duymadan, danışanlarla yüz yüze görüşüp kolayca doldurabiliyorlardı. Ekipler veri girişlerini yapıp onayladıktan hemen sonra Hayata Destek Derneği’nin oluşturduğu kriz masası temel ihtiyaç taleplerini anlık olarak görüp, platformunun oluşturduğu sisteme anlık olarak giriyordu. Sahada tespit edilen koruma ihtiyaçları da AFAD Koordinasyon Merkezi’ndeki arkadaşımız üzerinden devletin ilgili kurumlarına yönlendiriliyordu.

Ahtapot Gönüllüleri Derneği ise oluşturdukları gönüllü ekiple birlikte; depoya ürün giriş, çıkışları, stok takibi, deponun düzenlenmesi ürünlerin paketlenmesi gibi sorumlulukları üstelendi. TİDER ve İhtiyaç Haritası da depoda stok kontrolünden sorumluydu. Hayata Destek Derneği’nin ve Nef Vakfı’nın sistemden girdiği ihtiyaçlara göre depodan malzemeleri araçlara yükleyip depodan çıkışını sağladılar. İhtiyaç Haritası kendi internet sayfası üzerinden depodan eksilen ve ihtiyaç olan malzemelerin duyurusunu yaparak ihtiyaçların depoya ulaşmasını sağlıyordu. Depoda ihtiyaç olan fakat ulaşmayan malzemeler Nef Vakfı ve diğer STK’ların kendi kanalarında duyurması ve bağış toplaması ile gerçekleşti. AHBAP Derneği ve TOG, depodan çıkışı yapılan malzemelerin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda destek verdi. Nef Vakfı ve Çorbada Tuzun Olsun Derneği koordinasyon masasında görev aldılar. Okul, camii, misafirhane gibi toplu alanlardan gelen ihtiyaçlara yoğunlaştılar ve yine kurulan sistem üzerinden ihtiyaçları girip bu ihtiyaçların yerine ulaşıp ulaşmadığı teyit edildi.

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri temsilcisi Sivil Toplum Afet Koordinasyon Platformu’nun kamu kuruluşları ile olan ilişkilerini koordine ediyordu. Dağıtım süreçlerinde valilik ile sürekli iletişim halinde oldu. Platform üyeleri gün sonunda Elazığ Valiliği’nde düzenlenen AFAD koordinasyon toplantılarına düzenli katılım sağlayarak platformun yaptığı çalışmaları aktarıp AFAD ve valiliğin yaptığı çalışmalarla ilgili kendini güncelliyordu.

Sonuç olarak bu platform sayesinde hem STK’ların kendi arasındaki hem de kamu kurumları ile ilişkilerindeki koordinasyonu sağlayan bir yapı oluşturulmuş oldu. Kurumların enerjilerin koordinasyon içinde doğru yere kanalize edilebilmesi afet yönetiminde çok önemli rol oynuyor.

Elazığ’da depremden etkilenen kişilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması konusunda çalışmalarınız devam ederken COVID-19 salgını da olağanüstü koşullar yarattı. Hayata Destek Derneği olarak, bu tür acil durumlarda saha çalışmalarınızı yaparken çalışanlarınız ve faydalanıcılarınız açısından ne tür öncelikleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Özellikle COVID-19 ile ilgili alınan önlemler doğrultusunda saha çalışmalarınızı gerçekleştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?

COVID-19 sürecinde operasyonlarımızın sürekliliğini nasıl sağladığımızı ifade edebilmek için güvenlik ve risk yönetimi yaklaşımımızı kısaca tarif edebilirim. Hayata Destek Derneği olarak, yürüttüğümüz tüm faaliyetlerde çalışanlarımızın ve odağımıza koyduğumuz toplulukların güvenliğini esas alıyoruz. Tabii bu, temel insani yardım prensiplerinde de önemli bir konu. Saha çalışmalarımızı yürütürken azami güvenlik önemleri alıyoruz. Bu kapsamda güncel risk analizleri ve alınması gereken önlemler konusunda bize destek olan bir güvenlik uzmanımız da var.

Çalıştığımız alana girmeden önce o alana ait tüm riskleri analiz ediyor, yol haritası çıkarıyor, kimlerle ve hangi kurumlarla görüşeceğimizin listesini yapıyoruz. Ekiplerimizin yanlarında götürmeleri gereken tüm malzemelerden emin olabilmeleri için kontrol listeleri hazırlıyoruz. Bu yalnızca COVID-19 özelinde değil, herhangi bir acil durum sonrasında da önemli bir konu. Bu listeler hava koşullarına, afetin mahiyetine göre büyük değişkenlik gösterebiliyor. Bu doğrultuda, COVID-19 sürecinde artık hepimizin aşina olduğu tulum, siperlik, maske, eldiven, dezenfektan gibi ekipmanlardan yararlandık. Bu tip bir acil durumda göz önünde bulundurulması gereken diğer bir konu, doğru araçla yola çıkmak. Deprem sonrasında Elazığ-Malatya bölgesine ilk 48 saat içinde vardığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Fakat gelen ilk bilgiler, merkez ilçelerde acil ihtiyaçların nispeten karşılandığı, kırsal bölgelere dair ise henüz ihtiyaçların tam olarak belirlenemediği yönündeydi. İklim ve arazi koşullarını da göz önünde bulundurarak, doğru araçla yola çıkmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk, çünkü ilk durum tespitimiz neticede ağırlık olarak kırsal kesimlere yoğunlaştı.

Tabii ihtiyaç sahibi topluluğu doğru anlamak da önemli. Topluluğun analizini yapar, hassasiyetlerini belirleriz. Afetle mi uğraşıyoruz, depremle mi, savaş ya da çatışmadan kaçan bir topluluk mu? İhtiyaçları neler? Hassasiyetleri neler? Bu başlıkların altını doldurmamız şart. Sahaya gitmeden önce çalışacağımız topluluğu çok iyi araştırır, tanır ve hassasiyetlerini biliriz. Danışanlarımıza zarar verme olasılığı olan herhangi bir uygulamaya başvurmaz, onların üstün yararını gözetiriz.

Ekipler arası koordinasyon anlamında takip ettiğimiz süreç de bu gibi acil durumlarda büyük önem taşıyor. Sahaya gidilmeden önce; mutlaka bir iç toplantı yapar, ilgili analiz sonuçlarının paylaşıldığı bir bilgilendirme toplantısı düzenleriz. İlk görev ve sorumluluk dağılımı da bu toplantıda netleşmiş olur. Kimin hangi mahallede, hangi sokakta çalışacağı harita üzerinde gösterilir; bu sayede ekip sahaya çıkmadan alan bilgisine sahip olur. Danışan hassasiyetleri aktarılır. Ekip donatıldıktan sonra tüm güvenlik önlemleri alınarak sahaya çıkılır.

Elazığ depremi özelinde de, sonrasında küresel ölçekte yaşadığımız ve insani yardım çalışanları olarak tüm dünyada büyük zorluklarla karşılaştığımız COVID-19 salgını süresince de bu prosedürlere sadık kalarak, hem çalışanlarımız hem de ihtiyaç sahibi toplulukların yararını gözeterek çalıştık. Tüm engellere rağmen değişen ihtiyaçları uzaktan takip etmek ve zamanında yanıt verebilmek adına, teknolojik olanakları da kullanarak çeşitli çözümler geliştirdik.

Depremin üzerinden 5 aya yakın bir süre geçti. Depremden etkilenen Elazığ, Malatya ve çevre illerdeki ihtiyaçların son durumu hakkında bilgi verir misiniz? Gelecek dönemde bölgedeki çalışmalarınıza devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Hayat Destek Derneği bölgeye dair son durum raporunu 7 Şubat tarihinde yayınladı, meydana gelen maddi hasar Şubat ayı sonunda net bir biçimde ortadaydı. Daha sonra yayınlanan farklı raporlar durumu daha net görmemize yardımcı oldu. Yine Şubat ayı başında yayınlanan AFAD raporuna göre deprem neticesinde 547 yapı yıkıldı, 6270 yapı ağır hasar gördü ve 962 yapının orta derecede, 10,273 yapının ise hafif hasarlı olduğu tespit edildi. Elazığ’ın Aşağı Demirtaş, Kırklar, Doğukent, Hankendi mahalleleri ile Sivrice ilçesinin Gölbaşı mevkinde 5.000’e yakın konteynerin bulunduğu geçici yerleşkeler kuruldu.

İnsani yardım alanında faaliyet gösteren bir dernek olarak, insan eliyle ya da doğal yollardan gerçekleşen afetler sonrasında, başta kamu kurumları olmak üzere yerel kapasitenin yetersiz kaldığı noktalarda acil müdahalede bulunuyoruz. Şu an Elazığ’daki gözlemlerimiz, acil ihtiyaçların karşılandığı yönünde. Tabii gerek COVID-19 bağlamında gerek deprem gibi jeofiziksel riskler bağlamında herhangi bir acil durumla karşılaşırsak, Türkiye’nin 8 farklı şehrindeki ekiplerimizle ortaya çıkabilecek acil ihtiyaçlara cevap vermeye hazırız.

Hayata Destek Derneği, uzun yıllardır depremler gibi acil müdahale gerektiren farklı durumlarda hızlı şekilde sahaya inerek insani yardım çalışmaları yapıyor. Bu tür müdahalelerin yapılabilmesinde finansal kaynaklara erişimin de önemli bir katkısı olduğunu biliyoruz. Bu bakış açısıyla düşündüğünüzde, Elazığ Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan aldığınız hibenin çalışmalarınıza ne tür bir katkısı olduğunu paylaşır mısınız? Sizce hibe veren kuruluşlar ve bağışçıların acil durum destekleri özelinde dikkat etmeleri gereken noktalar neler?

STK’ların afetlerden hemen sonra afet alanında olması, kendi ihtiyaç analizini yapması, ihtiyaçları duyurması, afet koordinasyonu içinde yer alması ve hızlı müdahale yapabilmesi çok önemli. Bunları yapabilmek için STK’lar kaynağa ihtiyaç duyuyorlar.

Büyük afetlerde uluslararası fonlara erişim çok daha kolay oluyor ancak görece orta seviyede, ülkelerin kendi kapasitelerinin afete müdahalede yeterli olacağı düşünülen durumlarda STK’ların uluslararası kaynaklara erişimi çok kısıtlı şekilde gerçekleşiyor veya hiç olmuyor. Ülke içinde ise daha çok gıda ve hijyen malzemeleri gibi ayni yardım yapmak isteyen kişiler ve kurumlar derneğimize ulaşıyor. Elazığ Depremi de ikinci sırada saydığım afetlere örnek sayılabilir. Normalde bu tür afetlerde STK’ların koordinasyonu ve yerel kapasitenin güçlendirilmesiyle ilgili hibe bulmak çok zorken, sağladığınız Acil Destek Fonu ile bu alana önemli bir katkı sağlayabildik. Hibenin esnek olması, değişen koşullara adapte olabilmemize ve yeni gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmemizi de sağladı.

Genel olarak acil yardım fonlarının hızlı kanalize edilmesi, bürokratik süreçlerinin en aza indirilmesi, değişen duruma ve ihtiyaçlara cevap verebilmek için gerekli değişiklikleri yapabilecek esnek alan tanıması büyük önem taşıyor. Acil durum hibeleri ve projeleri tasarlanırken bunlara dikkat edilmesi gerekir. Sağladığınız hibe bu koşulları karşıladığı için sizlere teşekkür etmemiz gerekir. Bir diğer husus, hibe ve bağışların zamanı. Dünyadaki genel eğilim afetlerden sonra bağış yapmak. Hem afetlerle ilgili risk azaltma çalışmalarının yapılabilmesi hem de sivil toplum kuruluşlarının olası afetlere müdahale için hazırlıklarını tamamlayabilmesi için afetlerden önce de kaynağa ihtiyaç duyulduğu unutulmamalı.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz İhtiyaç Haritası Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu

Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşamasında hibe desteği sağladığımız İhtiyaç Haritası, farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform. Hibe kapsamında uygulayacakları Elazığ Sosyal Pazaryeri projesi ile depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçlarının Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını hedefleyen İhtiyaç Haritası’ndan Proje Koordinatörü Sevdanur Gökrenk ile Sosyal Pazaryeri uygulamasını ve platformun COVID-19 salgını sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu çevrimiçi bir platform olan İhtiyaç Haritası’nın modelini ve bu kapsamda yürüttüğünüz çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

İhtiyaç Haritası, ihtiyaç sahipleri ile destek olmak isteyenleri harita tabanlı online bir platformda buluşturan ve kar amacı gütmeyen bir sosyal platform kooperatifidir. Bu platformla bireylerin kendi ihtiyaçlarını ve çevresindeki ihtiyaçları en iyi belirleyeceğinden yola çıkılmış ve sokak ölçeğine kadar inilmiştir. Herkese bütçesi dahilinde destek olabilme imkanı veren bir sistemle imece kültürünün yeniden canlandırılması hedeflenmiştir.

Herkesin kullanımına açık olan İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden nakdi yardım yerine sadece ayni yardımlar yönlendiriliyor. Harita ile Türkiye’nin 81 ilinden ihtiyaç ya da destek girilebiliyor. Ayrıca yurtdışından girilen ihtiyaçlar Türkiye’den destek bulabildiği gibi, Türkiye’deki ihtiyaçlar da yurtdışından karşılanabiliyor. İhtiyaç Haritası üzerinden, bugüne kadar yaklaşık olarak 73.7 milyon TL’ye eşdeğer 1.444.473’den fazla malzeme yer değiştirdi.

Türkiye kişiler arası ve kurumlara duyulan güvenin oldukça düşük olduğu ülkeler arasında yer alıyor. İhtiyaç Haritası ise kişi ve kurumlara güvenin esas olduğu bir modelle işliyor. Kullanıcılarınızla aranızdaki bu güven ilişkisini nasıl oluşturdunuz ve devam ettirmek için neler yapıyorsunuz?

İhtiyaç Haritası kurduğu bu yapı ile güven ortamı oluşturmayı ilke edindi. Harita üzerinde görülen her bir birey ve kurumun bilgilerinin doğruluğu teyit ediliyor ve gerçek ihtiyaç sahibi olup olmadığı kullanılan birçok farklı yöntemle analiz ediliyor. İhtiyaç sahibi ile destekçinin buluşturulmasında rol oynayan Harita, geri dönüşler doğrultusunda kendini geliştirmeye devam ediyor. Platform, bu özellikleri sayesinde de kurulduğu günden çok kısa bir süre sonra gerekli güven ortamını elde etti.

İhtiyaç Haritası’nın, yarattığı sosyal etkiyi ölçebilmek ve gelecek projelerimiz için bir çerçeve oluşturmak amacıyla Mart 2019’da bir araştırma şirketi ile birlikte Sosyal Etki Araştırması yaptırdık. Araştırma kapsamında aldığımız geri bildirimler aslında yaptığımız işin ilham kaynağını özetliyordu. Araştırmaya göre; kullanıcılarımızın İhtiyaç Haritası denildiğinde aklına ilk gelen kavramların yardımlaşma, güven, paylaşım ve dayanışma olduğunu gördük. Biz de çalışmalarımızı yürütürken özellikle güven kısmına çok dikkat ediyoruz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz proje ile ihtiyaç sahiplerine yapılacak yardımın Elazığ’daki yerel esnaftan temin edileceği bir modeli hayata geçirmeyi planlıyorsunuz. Bu modelden ve proje kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

İhtiyaç Haritası, ülkemizde gerçekleşen pek çok doğal afette ihtiyaç sahipleri için hızlıca aksiyon alıyor. 24 Ocak 2020’de gerçekleşen Elazığ Depremi sonrası İhtiyaç Haritası, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası ve Elazığ Valiliği ile doğrudan iletişime geçti ve ilk 72 saatte ortaya çıkacak en acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ‘‘Elazığ’a Acil Destek’’ başlıklı bir kampanya oluşturdu. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren diğer STK’lar da konu hakkında bilgilendirildi ve özel sektörden kurumlara da kampanya hakkında bilgi verildi. 26 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’a ulaşan İhtiyaç Haritası ekibi, diğer STK’lar ile birlikte STK Afet Koordinasyon Platformu’nu oluşturdu ve acil ihtiyaçların tespiti ile afetzedelere ihtiyaçların ulaştırılmasında teknolojik altyapı ve koordinasyon desteği sağladı. İhtiyaç Haritası ekibi Elazığ’da 4 kişilik bir ekip ile yardımların koordinasyonu görevine STK Afet Koordinasyon Platformu’nun bir ortağı olarak devam ediyor. Bu süreçte depremden sonraki 15 gün içerisinde, yaklaşık 48,7 milyon değerinde 744.473 adet malzeme ihtiyaç sahipleri ile buluşturuldu.

Elazığ depremi sonrasında Turkish Philanthropy Funds (TPF) işbirliğinde İhtiyaç Haritası İyileştirme Fonu projesi 1 Mayıs 2020 tarihinde başladı. Projeyle Elazığ depreminden etkilenen insanların geçim kaynaklarının yeniden oluşturulmasına yardımcı olmak için uzun vadeli sürdürülebilir bir model tasarlamaya ve uygulamaya çalışıldı. İyileştirme Fonu, depremden etkilenen ailelerin geçim kaynaklarını tespit etmek ve önceki ekonomik faaliyetlerine dayanarak gerekli desteği sağlamak amacıyla hayata geçirildi. Proje kapsamında, fon aracılığıyla 16 ihtiyaç sahibi ailenin geçim kaynağının sağlanması için satın alma veya onarma (hayvan, makine, mobilya satın alımı veya onarım/tadilat) çalışmaları yapıldı. Bu ihtiyaçlar Elazığ’daki yerel esnaftan satın alınarak çok taraflı fayda sağlandı. TPF, platformdaki bilgisayar kampanyalarına da destek vererek ihtiyaçların giderilmesine katkı sundu.

Bu çalışma sonrasında deprem bölgesindeki ihtiyaç sahipleri için yeni bir modelin yaratılmasına ihtiyaç duyuldu. Turkey Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı iş birliği ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında bu çalışmanın modellemesi planlandı. Bu projenin çıkış noktasını afet yardımlarının doğru ihtiyaç sahipleri ile buluşturulmasında yaşanan aksaklıklar ve bireysel-kurumsal ya da kamu tarafından gerçekleştirilen ayni yardımların yerel ekonomi üzerindeki olumsuz (dışlayıcı) etkisi oluşturuyor. Afetin kamuoyunun ana gündemi haline gelmesinden itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda acil yardım malzemesi bölgeye ulaştırıldı. Afetin akut döneminin atlatılmasının ardından söz konusu yardımlar yerel esnaf ve işyerlerinde iş kayıplarına neden oldu ve yerel ekonomiyi olumsuz şekilde etkiledi. Bu durumları göz önüne alarak yerel esnafı sürece dahil edeceğimiz ve afetzedelerin ihtiyaçlarını karşılayacağımız bir sistem kurguladık.

Proje sayesinde; daha önce İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri adı altında kurmaya çalıştığımız bu sistemin iyileştirme ve güncelleme çalışmalarını yaparak Elazığ özelinde uygulamasını deneyimleyeceğiz. Projemizle, bireylerin ihtiyaçlarını tespit ederek haritalandıracağız ve İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri aracılığıyla söz konusu ihtiyaçların Elazığ’daki yerel işletmelerden karşılanmasını sağlayacağız. Geliştirme çalışmalarına başladığımız projemiz için heyecanla çalışmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgınının etkilerinin, yoksul ve kırılgan gruplar üzerinde daha fazla olduğu ve bu dönemdeki ihtiyaçların çeşitlenerek artış gösterdiği biliniyor. Bu süreçte yaptığınız çalışmalardan hareketle salgının İhtiyaç Haritası’ndan faydalanan gruplar üzerindeki etkisini ve gelecek dönemde oluşmasını beklediğiniz ihtiyaçları paylaşır mısınız?

Bu dönemde dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını nedeniyle ortaya çıkan birçok ihtiyaç için çok farklı kurumlar ile çeşitli kampanyalar ve projeler geliştiriyoruz. Tüm bu kampanya ve projeleri bu dönemde oluşan ihtiyaçları karşılamak üzerine kurguluyoruz. Bu dönemde oluşan ihtiyaçlar üzerine kurgulanan kampanyalardan birkaç örnek vermek isterim.

Öncelikle hastanelerde oluşan ihtiyaçlar için bir kampanya başlattık. Türk Tabipler Birliği ve Türk Tıp Öğrencileri Birliği hastanelerde oluşan sağlık malzemesi ihtiyaçları tespit etti ve biz de ihtiyaçların karşılanması için harita üzerinde ilanlar oluşturarak kampanya yürüttük.

Mülteci ve ev sahibi toplumun hijyen ihtiyacını karşılamak için, sabun üreten RET Kadın Kooperatifi’ni sosyal pazar yerine entegre ettik ve ‘‘Üretimi İyilikle Destekle Kampanyası’’nı yürüterek destekçilerin ihtiyaç sahipleri için sabun alabilecekleri bir ortam sağladık.

Bu dönemde eğitimin çevrimiçi ortama taşınması ile birçok öğrencinin bilgisayar ihtiyacı ortaya çıktı. Harita üzerinde girilen ihtiyaçların genelinin bilgisayar olduğunu gördüğümüzde bu konu ile ilgili bir kampanya yapmaya karar verdik. Üniversite öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek için Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Bilgi Üniversitesi akademisyenleri ile ‘‘Bir Bilgisayarın Olsun’’ kampanyasını; lise öğrencilerinin bilgisayar ihtiyacını karşılayabilmek içinse Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile “Bilgisayar Sizden Eğitime Devam Öğrencilerden” kampanyasını başlattık.

İhtiyaç sahibi ailelerin bebekleri için Numil Gıda A.Ş. ve gıda bankaları aracılığı ile bir proje başlattık ve ailelere devam sütü desteği sağladık.

Türkiye’nin ilk sürdürülebilir müzik festivali olan Festtogether’ı, bu yıl İhtiyaç Haritası’ndaki hijyen, eğitim, müzik ve tiyatro emekçilerinin ihtiyaçlarını gidermek için dijital olarak gerçekleştirdik ve çok sayıda ihtiyacın giderilmesine olanak sağladık. Tüm ihtiyaçları ve özellikle bu süreçten dolayı doğan ihtiyaçları karşılayabilmek için çeşitli kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yaptık ve destekçi sayısını arttırdık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. İhtiyaç Haritası önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Salgının Türkiye’de görülmesi ile birincil önlem olarak ofisimizi kapattık. Birçok kurum ve kuruluş gibi biz de evden çalışma yöntemine geçtik. İhtiyaç Haritası çevrimiçi bir sistem olduğundan bilgisayarımız ve internetimizin olduğu her yerde çalışma imkanı bulabiliyoruz. Bu nedenle ofiste olmamamız işlerimizi aksatmadı.

Bu süreç, evlerinde olan birçok insanın “Biz de bir şeyler yapmalıyız ve destek olmalıyız” demesine de neden oldu. Bu davranış değişikliği ve insanların harekete geçmek istemesi bizim hep arzuladığımız bir şey. Bu nedenle bu süreçte bizim gibi motivasyona sahip birçok insanla gece gündüz toplantılar yaptık, yeni projeler geliştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz. Diğer yandan da salgın sahada yürüttüğümüz diğer aktivitelerimizi ve kampanyalarımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Bu durumlarda da proje ortakları ile görüşüp etkinlikleri erteleyebiliyor ya da çevrimiçi ortama taşımak için gerekli güncellemeleri yapıyoruz.

Normalleşme sürecinde ofisimizin içinde bulunduğu İnogar binası hizmete açılıyor ve sınırlı sayıda insanın girişine izin verilecek bir sistem kuruluyor. 2020 sonuna kadar bizler evlerimizden çalışmaya devam edeceğiz ve gerekli durumlarda ilgili şartları sağlayarak ofisimizi kullanabileceğiz.

Bahsettiğim gibi İhtiyaç Haritası ilk kurulduğu günkü heyecanı ile doğal afet ve salgın zamanlarında da ilgili ihtiyaçların tespit edilmesi ve giderilmesi için çok çeşitli çalışmalar yürütüyor.