Category

Acil Destek Fonu

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz BoMoVu Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında kurumsal hibe desteği sağladığımız BoMoVu, bu desteği çalışmalarına çevrimiçi olarak devam edilmek için gerekli teknik ekipmanların alınması ve ofis kirasının karşılanması amacıyla kullandı. BoMoVu ekibi ile yaptığımız röportajda farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere hayata geçirdikleri Sen Neredeysen Hareket Orada projesini; yakın zamanda yayınladıkları Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’ni ve COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe ile yaptıkları çalışmaları konuştuk.

BoMoVu olarak sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiriyorsunuz. Bu kavramların arasındaki ilişkiden ve bu önceliğin çalışmalarınıza nasıl yansıdığından bahseder misiniz?

Beden hareketi kavramını tercih etmemizin birkaç sebebi var. Birincisi, çalışma alanımızı yalnızca profesyonel spor ve sporcularla kısıtlamıyoruz. Örneğin; çalışmalarımızda bir spor disiplinini tüm kurallarıyla mükemmel bir biçimde öğretmeye çalışmıyoruz. Bunun yerine katılımcıların kendi hareket kapasitelerini keşfetmelerini; fiziksel, duygusal ve kültürel anlamlarda güvende hissettikleri bir ortamda özgürce hareket edebilmelerini ve bunun getireceği bedensel ve sosyal güçlenmeyi önemsiyoruz. Herkesin hareket etmeye hakkı olduğunu ve kendi bedeni için uygun hareket etme biçimini bulabileceğini düşünüyoruz. Bu düşüncenin devamı olarak çalışmalarımızda yalnızca spor dallarına değil; çok çeşitli bedensel hareket biçimlerine de yer açıyoruz. Dans, tiyatro, sirk sanatları gibi beden hareketini temel alan sanat dalları ya da çocuk oyunları da çalışmalarımızda yer buluyor.

İkincisi de bedensel hareketliliğin toplumsal bir mesele olduğunu düşünüyoruz. Gündelik hayatta kimlerin hangi mekanlarda nasıl hareket edebildiği bizim için önemli. Hareketleri kısıtlayan mekanizmaları ortaya çıkarmak ve iyileştirmek ya da onlara alternatif üretmek sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bedenlerin aldıkları formlar ve hareketlerinin kısıtlanması ya da serbest olması; toplumsal güç ilişkilerine, içerme ve dışlama tutumlarına, tahakküm biçimlerine dair çok şey anlatır. Örneğin; Irkçılık Karşıtı Pedagoji programımız, ırksallaştırılmış çocukların okulda ya da sınıf ortamında nasıl hareket ettiğini ve bedensel görünürlüklerine dair hislerini araştırarak ırksallaştırmanın mekanizmalarını ve sonuçlarını ortaya koydu. Bu sonuçları paylaştığımız öğretmenler ile eğitimcilere yönelik çözüm önerileri geliştirdik. Benzer şekilde, mültecilerin kendi bedensel hareketliliklerine dair yaptıkları sanat ve spor alanlarındaki çalışmalar ile kamusal alandaki hareket özgürlükleri arasında da bağlantı olduğunu düşünüyoruz. Bunlarla ilgili de çeşitli kurumlarla iş birliğinde sahada aktif olarak çalışmalar yürüttük.

Ekim ayında yayınladığınız Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi’nin amacı ve kapsamı nedir? Bu rehber ile alana nasıl bir katkıda bulunmayı hedefliyorsunuz?

“Sosyal Değişim için Spor: Beden Hareketi Programı Geliştirme Rehberi”ni eşitlikçi, kapsayıcı ve katılımcı spor ve beden hareketi programları geliştirmek isteyen kurum ve kişilere bir yol haritası çizmek amacıyla hazırladık.  Aynı zamanda bu rehberin, sosyal güçlenme için spor programı geliştirmek isteyen kurum ve kişilerle iletişim kurmanın, birlikte yeni çalışmalara adım atmanın, spor ve beden hareketi alanlarını genişletmenin de zemini olmasını umuyoruz.

Rehberde, bir spor programını tasarlama, geliştirme, uygulama ve değerlendirme aşamalarında göz önünde bulundurduğumuz temel prensipleri ve bunların uygulama aşamasındaki pratik karşılıklarını ele alıyoruz. Bu kapsamda, rehberde şu başlıklara yer verdik: Spor ile Sosyal Güçlenme; Hedef Kitlenin İhtiyaçlarını Anlamak; Fiziksel, Duygusal ve Kültürel Güvenlik; Farklılaşan İhtiyaçlar; Sporda Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık; Irkçılık, Göç, Aidiyet; Sporda Çocuk İstismarı ve Koruma; Spordaki Yükselme Merdiveni Yanılsamasını Aşmak; Spor Programı için Müfredat Oluşturmak; Programın Değerlendirilmesi ve Etki.

Rehberin bir bölümüne de deneyimlerimizi ekledik. BoMoVu’nun programlarında çalışmış gönüllüler, antrenörler ve proje koordinatörlerinin sahada ortaya çıkabilecek öngörülemeyen sorunlarla ilgili deneyimlerinin de faydalı olacağını düşündük. Rehberin son bölümü ise olabildiğince kapsayıcı bir perspektifle oluşturulmuş doğaçlamaları ve spor aktivitelerini örnekliyor. Rehberin her bir bölümünde işlenen konu için Türkiye’den ve dünyadan iyi örnekler, uygulamalı egzersizler ve uygulamada ortaya çıkan durumların üstesinden gelmek için kullanılabilecek kontrol listeleri paylaştık.

Bu rehber ile alandaki aktörleri kapsayıcı ve eşitlikçi programlar geliştirmek için cesaretlendirme ve destekleme gibi bir niyetimiz var. Rehberin etki alanı da oldukça geniş.   Amatör ve profesyonel spor kuruluşları, spor kulüpleri, federasyonlar, okullar, eğitim merkezleri, psiko-sosyal destek kurumları, sosyal yardımlaşma kurumları, toplum merkezleri, taban hareketleri, hak temelli kuruluşlar, bağımsız örgütlenmeler, sporcular, antrenörler, dansçılar, sanatçılar, beden eğitimi öğretmenleri, diğer branş öğretmenleri, aktivistler ile hak ve özgürlük mücadelesi veren kişilere kapsayıcı ve eşitlikçi spor programları geliştirmeleri için yol göstermesini umuyoruz. Sıfırdan bir spor programı geliştirmeyecek olsalar da çalışmalarını nasıl iyileştirebilecekleri konusunda ellerini güçlendirmek ve iyi örneklerini çoğaltmak gibi katkıları da olacağını düşünüyoruz. En önemli hedefimiz de bu rehberin bizlerin tanışmasına vesile olması ve ortak niyetlerde buluşarak hayal ettiğimiz alanı büyütmemiz.

COVID-19 salgını ile birlikte farklı hedef kitlelerin evlerinde spor ve fiziksel aktivitelere erişimini mümkün kılmak üzere Sen Neredeysen Hareket Orada projesini hayata geçirmeye başladınız. Bu proje kapsamında yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız?

Sen Neredeysen Hareket Orada projesi, söylediğiniz gibi dönemin ihtiyaçlarıyla şekillenen ve dijital alanda profesyonellerle bir araya geldiğimiz ilk işlerimizden biri. Proje kapsamında aktivitelerin geliştirilmesi, kişilerin belirlenmesi ve çekim aşamaları da heyecan vericiydi. Ürettiğimiz videolar, deşifre, kurgu, montaj, altyazı ve dublaj çalışmalarını içeren post prodüksiyon aşamasında olduğundan henüz katılımcılarla buluşmadılar.

Ancak fırsat bulmuşken daha genel olarak projeden söz etmek isteriz. Projeye başlarken 20’den fazla toplum merkezi ve dernek ile bir araya geldik. Bunlardan 12’siyle detaylı anket ve mülakatlar gerçekleştirerek katılımcıların ihtiyaçlarını ilk elden belirleme imkanımız oldu. Yola böyle çıktık. Bu görüşmeler kapsayıcı, eşitlikçi ve katılımcı bir dijital kaynak tasarlama konusunda çok yönlendirici ve yardımcı oldu. Bu sayede hem bedensel çeşitliliği ve farklı ihtiyaçları gözeten hem de çok dilli bir içerik planladık.

Proje kapsamında üretilen içeriklerin hemen hepsi rahatlıkla ev içinde gerçekleştirilebilecek türden aktiviteler olarak planlandı. Jonglörlük, beden perküsyonu, futbol, Capoeira, pilates, Afrika dansı, oryantal dans, engelsiz bale gibi videolar çekildi. Elbette proje sırasında kurumlar dışında kişilerin, özellikle bu süreçte -maalesef- ev içinde iş yükü artan kadınların, şikayetleri ve ihtiyaçları konusunda da bilgimiz arttı. Böylece evde hareketsiz kaldıkları için kilo aldıklarını ve kaslarının ağrıdığını ifade edenlere yönelik “Beden Rahatlatma” adlı ev içi egzersiz video serisini de programımıza ekledik. Bu videolar ile kişilerin ev işi yaparken eş zamanlı bedenlerine iyi gelebilecek bir takım egzersiz hareketleri sunuyoruz. Bunların günlük rutinlerinin bir parçası haline gelmesini umuyoruz. Bir de internet erişimi olmayanlar için geliştirdiğimiz basılı materyaller var: Basketbol ve hip-hop için çeşitli yönergeler resmedildi. Biz ortaya çıkan içeriklerden memnun ve çok heyecanlıyız. Önümüzdeki haftalarda videolarımızı ve basılı materyalleri paylaşacağız.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğinize nasıl katkıları oldu?
Kurumsal hibenin yukarıda bahsettiğimiz çalışmaların tümünü gerçekleştirebilmemizde önemli katkısı oldu. Öncelikle mekanımızın kirasını bu hibe ile karşıladık. Ayrıca mekanımızın video içerikleri geliştirmeye uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Yapılması gereken değişiklikler için malzeme temininde de bu hibeden yararlandık.

Böylece Sen Neredeysen Hareket Orada ekibinin stüdyo kurup çekim yapabileceği alan oluştu. Bu destek, hem ekibin sağlıklı bir alanda çalışabilmesi ve salgın koşullarından korunması konusunda hem de farklı mekan arayışlarının ekonomik zorluğuyla baş etme konusunda bizi güçlendirdi. Aynı şekilde Almanya-Türkiye Gençlik Köprüsü çevrimiçi programı çerçevesinde iki farklı program düzenledik ve mekanımızı kullanmaya devam edebilmemiz bu çerçevede de bize çok önemli katkı sundu. Bunlardan biri her iki ülkeden çocukların katıldığı Dijital Ortamda Beden Perküsyonu, diğer ise Almanya ve Türkiye’den sosyal fayda için sporu kullanan uzmanları bir araya getirdiğimiz Paylaşımın Hareketi 2 oldu. Aynı şekilde büyük emeklerle gerçekleştirdiğimiz Sporda Irkçılık ve Karşıtlığı çevrimiçi seminer dizisi dünyanın farklı yerlerinden akademisyenler, sporcular, antrenörler ve spor gazetecileri ırkçılık ile ilgili deneyimlerini ve teorik çalışmalarını paylaşabildi. Bu seminerler ortağımız Oseminars’ın Youtube kanalında izlenebilir, ayrıca içerikleri podcast kanalımıza da yüklemeye devam ediyoruz.

Elbette çalışma arkadaşlarımızın yanı sıra mekanımızı bireysel spor ve sanat çalışmalarında kullanan kişiler de kurallara uygun biçimde mekandan yararlanmaya devam edebildiler.

BoMoVu‘nun 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

2021 yılı için hedefimiz Türkiye’de sosyal fayda amaçlı sporun kullanım alanının genişlemesi, daha çok kurumun sporu ve beden hareketini sahiplenmesi ve dolayısıyla daha çok insanın bedensel haklarına erişmesi konusunda dernek olarak cesaretlendirici ve destekleyici bir role sahip olmak. Bu çerçevede geliştirdiğimiz rehber ile birlikte sektörler arası çalışma alanlarını genişletmek istiyoruz. Bunun katılımcıların sayısını ve çeşitliliğini artıracağını düşünüyoruz. Aynı zamanda daha geniş alanlarda sürdürülebilir adımlar hayal etmenin yolu da buradan geçiyor. Farklı kurumlarla ilişkilerimizi, açılan yeni kanallardan ve farklı tecrübelerden beslenmeyi önemli buluyoruz.

Kendi saha çalışmalarımızda kız çocuklarına yönelik çalışmalarımızı, kadın ve göçmen sporcu ve sanatçıları desteklemeye devam etmek istiyoruz. Bunun için attığımız bazı adımlar da var. Bunun yanı sıra yine İstanbul’la sınırlı kalmayarak Türkiye’nin farklı bölgelerinde ortaklıklar kurmaya ve farklı deneyimlerle güçlenerek yerele uygun araçlar geliştirmeye devam edeceğiz.

Karakutu Derneği ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve tarihsel olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışan Karakutu Derneği (Karakutu), COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı ve idari giderlerini karşılamak amacıyla kullandı. Karakutu Derneği Yönetim Kurulu İdari İşler ve Program Asistanı Hazal Şahin ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde çevrimiçi olarak  gerçekleştirmeye başladıkları Adalet Arayışı Seminerleri ve Hafıza Yürüyüşleri’ni, sağladığımız hibenin çalışmalarına katkılarını ve 2021 yılı için planlarını konuştuk.

Karakutu Derneği’nin 2017’den beri yürüttüğü Adalet Arayışı Seminerleri salgın sürecinde  çevrimiçi mecralarda devam ediyor. Bize, bu seminerlerin  amaçlarından bahseder misiniz? Bu etkinlikleri çevrimiçi olarak gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler oldu?

Adalet Arayışı Seminerleri, Türkiye’de geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve hatırlama alanına dair çalışmalar yapan akademisyenler, aktivistler ve araştırmacıların çalışmalarını sunduğu bir seminerler dizisi. Bu seminerlerde yakın tarihteki insan hakları ihlallerini ve bunlara karşı gelişmiş toplumsal hareketleri adalet arayışı bağlamında ele alıyoruz. Seminerlerimizde bu alanlara ilgi duyan herkesin ve özellikle genç gönüllülerimizin bilgi ve kapasitelerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Seminerlerimizi çevrimiçi mecralara taşımanın en olumlu yönü daha fazla katılımcıya ulaşabilmek oldu. Önceden seminerlerimizi sadece belirlenen tarih ve saatte İstanbul’da olan katılımcılar izleyebiliyordu. Hatta İstanbul’da ulaşımın zorluğu da düşünüldüğünde katılımcının seminer mekanında fiziksel olarak bulunması oldukça zordu. Çevrimiçi yayınlarımızı ise Türkiye’nin hatta belki de dünyanın her yerinden isteyen tüm katılımcılar izleyebiliyor. Ayrıca konuşmacı çeşitliliğimiz de çevrimiçi seminerlerle arttı, artık İstanbul dışından ya da yurtdışından konuşmacıları da seminerlerimize davet edebiliyoruz. Ancak fiziksel olarak bir araya gelememenin “anda olma” halini azalttığını da düşünüyorum. Bu sebeple çevrimiçi seminerlerde katılımcılar ve konuşmacılar arasındaki etkileşim oldukça azalıyor. Katılımcıların birbirleriyle etkileşimi için de aynı durum geçerli. Yüz yüze gerçekleştirdiğimiz seminerlerde soru-cevap kısımlarında katılımcılar aktif bir katılım sağlarken çevrimiçi seminerlerde bu katılım daha düşük oluyor. Aynı zamanda yüz yüze gerçekleştirilen bir seminerde diğer katılımcılarda aralarda ya da seminer bitiminde iletişim kurup konuşup tartışabilirken çevrimiçi mecralarda böyle bir durum mümkün olmuyor. Bu da seminerin bir karşılaşma alanı olma özelliğini zayıflatıyor.

Karakutu Deneği olarak bu yıl Adnan Ergeç Fonu’nun 5. dönemini hayata geçiriyorsunuz. Ayrıca yakın zamanda Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Genç Kadın Fonu’nun çağrısını da yayınlandınız. Bu fonları hangi amaçlarla hayata geçiriyorsunuz ve alanda nasıl bir ihtiyaca cevap verdiğini düşünüyorsunuz?

Adnan Ergeç Fonu, Türkiye ile ilişkili toplumsal hafıza, geçmişle yüzleşme, toplumsal barış ve eşitliğin inşası, ayrımcılığın önlenmesi alanlarında araştırmaları ya da kültür-sanat projeleri yapan genç araştırmacıları desteklemek için kuruldu. Nurcan Z. Çarıkçı Engizek Fonu ise Türkiye ile ilişkili kadın hakları, toplumsal cinsiyet, hayvan hakları, çevre ve toplumsal hafıza alanlarında çalışmalar yapan genç kadın araştırmacıları desteklemek amacıyla 2020 yılının ilk aylarında kuruldu. Bu yıl destekleyeceği ilk kadın araştırmacıları belirleyecek. Her iki fonu da gençlerin kendi araştırmalarını geliştirip yürütmesi adına çok önemli buluyoruz. Özellikle Türkiye’de bu alanda çalışan araştırmacıların pek çok yönden olduğu gibi maddi kaynak açısından da desteğe ihtiyaçları var. Bu tür fonlar gençlerin fikir ve üretimlerini görerek, takdir ederek ve destekleyerek onları bu alanlarda çalışmaya, araştırmaya ve üretmeye teşvik ediyor. Böylelikle gençler araştırma fikirlerini hayata geçirmek için daha fazla motive oluyorlar. Bu fonlar ile gençlerin fikirlerinin genelde daha az önemsendiği alanlar olan akademi ve kültür-sanat alanlarında proje ve araştırma üretmek isteyen gençlere bir nebze nefes aldıracak kaynaklar sağlamayı hedefliyoruz.

Karakutu Derneği’nin ana faaliyetlerinden biri olan Hafıza Yolculuğu programı kapsamında birlikte çalıştığınız Genç Anlatıcıların sayısının artması, yeni rotaların oluşturulması ve hafıza mekanlarının keşfedilmesi için çeşitli eğitimler ve kapasite geliştirme atölyeleri düzenliyorsunuz. Genç Anlatıcıların rolünden ve birlikte yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Genç gönüllülerimiz, Karakutu çalışmalarının temelini oluşturuyor diyebiliriz. Hafıza Yolculuğu Programı kapsamında Başlangıç Eğitimi’ne katılan gönüllülerimiz eğitim sonunda üzerine çalışmak istedikleri bir hafıza mekanı seçiyorlar. Mentörleri ile birlikte seçtikleri mekan üzerine çalışmaya başlıyorlar. Bu süreçte de kapasite geliştirme eğitimleri, seminerler ve atölyelerimize katılmaya devam ediyorlar. Seçtikleri hafıza mekanı üzerine çalışmaları bittiğinde ise o mekanın anlatıcısı oluyorlar ve hafıza yürüyüşlerinde mekanın hikayesini genç katılımcılara aktarıyorlar.

Kapasite geliştirme atölyelerimizde  yineinsan hakları ve geçmişle yüzleşme çerçevesinde katılımcıları düşünsel ve metodolojik olarak besleyecek konular üzerinde çalışıyoruz. Atölyelerimizi çeşitli uzmanların bilgi ve birikimlerini aktardığı ve aynı zamanda genç gönüllülerimizin de aktif olarak katıldığı interaktif modeller kullanarak gerçekleştiriyoruz.

Gönüllülerimiz, araştırmacı ve anlatıcı olmanın dışında kendi ilgi alanlarına göre de derneğin çalışmalarına yardım edebiliyorlar. Tüm etkinliklerimizin en temel kaygısı gençlerin görüşlerine ve ihtiyaçlarına alan açmak. Tüm çalışmalarımızı, etkinliklerimizin parçası olan her gencin güvenli bir alanda kendini rahatça ifade edebilmesini temel alarak katılımcı ve gönüllülerimizden gelen geri dönüşlerle sürekli olarak yeniden düzenlemeye ve güncellemeye çalışıyoruz.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğe nasıl katkıları oldu?

Bu hibeyi insan kaynağı ve bazı idari giderlerimizi dört ay boyunca karşılamak için kullandık. Çalışmalarımızın sürdürülebilirliği açısından insan kaynağı çok önemli bir faktör. Bu hibe desteğiyle insan kaynağımızı karşılayarak temel programımızın faaliyetleri, kaynak geliştirme ve kurumsal iş birlikleri alanında salgın döneminde gerileme yaşamamızın önüne geçmiş olduk. COVID-19 salgını nedeniyle azalan fon kaynakları, bireysel ve kurumsal bağışlar sonucunda insan kaynağı giderlerini karşılamak üzere mali kaynak bulmakta zorlandığımız  bu dönemde, hibe sayesinde temel giderlerimizi karşıladık ve öz kaynaklarımızı süregiden faaliyetlerimiz için kullanma olanağı elde etmiş olduk. Bahsi geçen faaliyetlerimiz arasında Genç Anlatıcılar için Başlangıç Eğitimi ve kapasite geliştirme atölyeleri, Adalet Arayışı seminerleri ve gençler ve yetişkinler için Hafıza Yürüyüşleri bulunuyor. Hibe kapsamında karşılanan temel giderlerimiz sayesinde dört ay boyunca bu çalışmaları gerçekleştirmeye devam edebildik.

Karakutu Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

Ana programımız olan Hafıza Yolculuğu Programımız ve bu kapsamda yürüttüğümüz çalışmalar yine önceliğimiz olacak. Salgın döneminde pek çok etkinliğimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021’de de çevrimiçi seminer, atölye ve hafıza yürüyüşlerimizi geliştireceğimiz yöntemler üzerinde çalışacağız. Özellikle Hafıza Yürüyüşlerimizi çevrimiçi olarak gerçekleştirmek konusunda epey tereddüt yaşamıştık. Hafıza mekanlarında fiziksel olarak bulunamamanın deneyimin özünü ve anlamını kaybettireceğinden korkuyorduk. Fakat hafta sonu yasaklarının başlamasıyla birlikte yürüyüşlerimizi çevrimiçi mecralara taşıdık. 2021 yılında bu yöntemimizi geliştirerek çevrimiçi etkinliği, mekanda birlikte bulunma deneyimine mümkün olduğunca yaklaştırmaya çalışacağız.

Adalet Seminerlerimize daha tematik ve modüller şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Seminerlerimizin yanı sıra tematik seminer modülleri geliştirmek üzerine kafa yoruyoruz. Yine bu etkinlikleri çevrimiçi ortama en iyi şekilde adapte etmeye çalışıyoruz. Ayrıca yeni gönüllülerimiz ile tanışacağımız iki adet Başlangıç Eğitimi daha düzenlemeyi planlıyoruz. Karakutu’ya yeni katılan genç gönüllülerimiz ile birlikte yeni hafıza mekanları ve rotalar üzerine çalışacağız. Program kapsamında gönüllülerimiz için yapacağımız atölyelere de devam edeceğiz.

Tüm bunların dışında her zaman olduğu gibi bu yıl da çalışma alanlarımız olan insan hakları, geçmişle yüzleşme, toplumsal hafıza ve ayrımcılık gibi konular üzerine gençlerle birlikte ve gençler için yeni projeler üzerine düşünmeye ve üretmeye devam edeceğiz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar çalışmalarına başladı. Fon kapsamında Arama Kurtarma Derneği (AKUT), S.S. Bisikoop Bisikletliler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi (BisiKoop)Hayata Destek Derneği, İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK), Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi  ve Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği’ne (Sivil Sayfalar) toplam 512.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Rengarenk Umutlar Derneği Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği’ne (RUMUD) COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladık. Hibe kapsamında Telekonferansla Psiko-sosyal Destek çalışmasını hayata geçiren RUMUD, ihtiyaç duyduğu teknik ekipmanları temin ederek çalışmanın daha nitelikli hale gelmesini sağladı. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Asiye Turfan ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde hayata geçirdikleri Telekonferansla Psikososyal Destek çalışmasını, çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile beraber hazırladıkları İzmir Depremi Çocuk Hakları Temelli Gözlem Raporu’nu ve derneğin 2021 yılında öncelik vereceği çalışmaları konuştuk.

 Salgının ilk aylarında başlattığınız telekonferans yöntemi ile psiko-sosyal atölye çalışmalarını Eylül ayında tamamlayarak sonuçlarına dair bir değerlendirme çalışması yayınladınız. Bu süreçteki deneyimlerinizi ve değerlendirme çalışmasından öne çıkan noktaları bizimle paylaşır mısınız?

Salgının hızla yayılmasından dolayı yürürlüğe konulan sokağa çıkma yasakları bölgede daha önce yaşanan savaş travmalarının tetiklenmesine ve çocukların birçok konuda sorun yaşamasına sebep oldu. Salgının ilk ayında yaptığımız görüşmelerde çocukların geçmiş travmalarının tetiklendiğini, aile içi şiddetin arttığını, çocukların oyun alanlarını kaybettiği ve eğitime erişim olanaklarının olmadığını gözlemledik. Bu veriler doğrultusunda çocukların mahallede en yoğun zaman geçirdikleri, sosyalleştiği ve kendilerini ifade ettiği alan olan derneğimizde fiziki çalışma koşulu olmadığından telekonferans çalışmasını başlattık. Bu çalışma ile yukarıda bahsettiğim olumsuz koşulların etkilerini azaltmak, çocukların kendilerini yalnız hissetmesini önlemek ve bu süreçlerin en az psikolojik hasarla atlatılmasını hedefledik. Masal okumaları, oyun saatleri, sanatsal ve kültürel etkinlikler, bilgi yarışmaları ve psiko-sosyal çalışmalardan oluşan 6 aylık telekonferans çalışmasının sonucunda, çocukların bu süreci verimli geçirmeleri, kitap okuma oranlarında artması, hane içi barış, çocukların kendilerini ifade etmeleri, hane içindeki ebeveynleri ve diğer bireyler ile iletişimin güçlenmesi, travmatik etkilerin azalması ve tekrarlanmaması bu çalışmanın sonucunda elde ettiğimiz olumlu sonuç ve geri bildirimler oldu.

İzmir Depremi sonrası bölgede yapılan incelemelerden yola çıkarak Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü (BUSOS), Fikir Sanat Atölyesi Derneği Çocuk Hakları Merkezi ve Derin Yoksulluk Ağı ile birlikte çocuk hakları temelinde bir değerlendirme yaparak uygulama önerileri de içeren ortak bir rapor hazırladınız. Bu raporun sonuçlarından bahseder misiniz?

Çocuk hakları her koşulda ve zamanda göz önünde bulundurulması gereken bir alan. Savaşta da afette de çocukların etkilendiği her durumda bu bakışı elden bırakmamak gerekiyor. İzmir depremindeki raporu da diğer kurumlarla birlikte bu perspektif ile hazırladık. Deprem başlı başına bizi derinden etkileyen bir deneyim iken bir de salgın koşulları ile birleşmesi bu raporu yazma gerekliliğindeki en önemli noktamız oldu diyebiliriz.Raporda deprem özelinde kısa, orta ve uzun vadeli tavsiyeler sunmakla beraber bir de COVID-19 tedbirleri rehberi hazırladık.

Kısa vadeli önlemler kapsamında afet bölgesinde koordinasyonun sağlanmasına ve yaşamını kaybeden çocukların yakınlarının, yaralanan, sakat kalan ve kayıp yaşayan tüm çocukların yaşamla bağlarını güçlendirecek insan hakları temelli destek mekanizmaları oluşturulmasına dair önerilerimiz oldu. Orta ve uzun vadede ise hak kayıplarına ilişkin hukuksal destekler sağlanmasına, sosyal hizmet desteklerinin etki araştırmalarının yapılmasına, dışlanmış, hak ve özgürlüklere erişimde daha fazla zorluk yaşayan gruplar için kapsayıcı ve destek niteliğinde sosyal hizmet uygulamaları oluşturulmasına dair önerilerimiz oldu.

 COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında  sağladığımız kurumsal hibe ile hangi çalışmaları gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların sonuçları ve bu süreçteki öğrenimlerinizi paylaşır mısınız?

Salgın süreci başladığı dönemde öncelikle çocukların mevcut koşullarını ve ihtiyaçlarını tespit etmek üzere bir araştırma yaptık. Çocukların yaşadıkları süreci maruz kaldıkları savaş sürecine benzetmelerinden kaynaklı travmalarının canlandığı, eğitime erişimleri olmadığı için zamanlarının çok büyük bir kısmını televizyon izleyerek geçirdikleri geniş ve çok çocuklu aile yapısına sahip olmalarından kaynaklı anlaşmazlıklar ve fiziksel şiddete dönüşen tartışmalar yaşadıkları sonuçlarına ulaştık. Çocukların akut durumda psikososyal desteğe ihtiyaçları olduğunu ve hızlı bir şekilde temas kurmamız gerektiği kararına vardık. Ancak mevcut koşullarda fiziksel olarak yan yana gelemeyeceğimizin farkındaydık ve dijital medya alternatifleri ile onlara ulaşamayacağımızı da çocuklardan aldığımız cevaplardan öğrendik. Buradan hareketle, evde annelerinin kullandığı tuşlu telefonlardaki çoklu bağlantı yöntemi ile iletişime geçmeye karar verdik. Çocukların ihtiyaçları doğrultusunda aileler ile birlikte yapılacak kaliteli ve eğlenceli etkinliklerden oluşan Telekonferansla Psiko-sosyal Destek Çalışması’nı hazırladık. Bu çalışma ile sanat, müzik, masal ve oyun gibi atölyeler kurguladık. Toplamda 18 gönüllü eğitmenin katılımı ile çalışmalarımıza başladık.  Ancak tüm ekibin evde böyle bir çalışma yapmak için gerekli donanımı yoktu. Aldığımız fon ile programladığımız bu çalışmayı hayata geçirmek için dernek içinde kapasite güçlendirme çalışması yaptık. İhtiyaç duyduğumuz ekipmanları temin ederek çalışmanın daha nitelikli hale gelmesini sağladık.

Teknik altyapı ile ilgili yetersizlikler, birlikte çalıştığınız çocukların internet erişimini artırmak amacıyla hayata geçirdiğiniz projenin sekteye uğramasına neden oldu. Çocukların internet erişimini artırmak ve bu sayede çevrimiçi faaliyetlerden faydalanmalarını sağlamak için önümüzdeki dönemde yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı? Salgının ve önlemlerin devam ettiği bu süreçte çalışmalarınıza hangi yöntemle devam etmeyi düşünüyorsunuz?

Telekonferans çalışmasını yürütmek ve yönetmek bizim açımızdan oldukça zordu. Ayrıca çocukların ve hatta bizim birbirimizi görmeye de ihtiyacımız vardı. Bilgiye erişimin sadece internet üzerinden sağlanabildiği bu dönemde dezavantajlı durumda olan mahalle sakinleri için internet hizmeti vermek istedik. Ancak mahallenin fiziksel durumundan ve tarihi yapısından kaynaklanan teknik altyapı sorunları nedeniyle bu kurulum sağlanamadı. Dolayısıyla çalışmaları interneti olan çocuklarla çevrimiçi olarak yürütüyoruz, olmayanlarla da telekonferans yapmaya devam ediyoruz. İçişleri Bakanlığının yayınladığı genelgeye göre dernek faaliyetleri ile ilgili kısıtlamalar Şubat 2021’e kadar uzatıldı. Şubat ayı itibari ile dernek merkezini çocuklar için güvenli hale getirip çalışmalarımıza tüm önlemleri almış şekilde başlamayı düşünüyoruz.

Salgın koşullarının devam ettiği bir ortamda, Rengarenk Umutlar Derneği’nin 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin gelecek dönem için planlarından bahseder misiniz?

Salgın koşullarında evde çalışma süreci bayağı güç. Sürecin ve kısıtlamaların daha ne kadar süreceğini kestiremiyoruz. Bu nedenle bu süreçte birincil çalışma önceliğimiz çocuklarla diyaloğu kesmemek ve onların bizlere acil durumlarda ya da istedikleri zaman ulaşabilecekleri bir sistem oluşturmak. Salgın sürecinde kurumsal kapasite geliştirme ve politika-strateji belgelerimizi hazırladık. Son süreçte oluşturulan belgeleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunların yanı sıra çevrimiçi ve telekonferans çalışmalarımız da devam ediyor.

Diğer taraftan salgın ile artan çocuk işçiliği meselesine dair bir izleme çalışması yapmak ve buradan hareketle savunuculuk çalışmaları geliştirmek gibi bir planımız var. Alt yapısını oluşturduğumuz ve kısa zaman sonra tamamlayacağımız bu çalışmanın saha faaliyetlerine başlamak üzereyiz.

Salgından önce de var olan ancak salgın ile birlikte daha çok ihlal edilen çocuğun oyun hakkı ile ilgili başka bir izleme çalışması daha yapıyoruz. Bu rapor kısa zaman sonra internet sitemizde ulaşılabilir hale gelecek.

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, Gaziantep’te yaptığı çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençler için kültür sanat üretimi ve katılımını vurgulayan çok kültürlü müzik çalışmaları yürütüyor. Kurumsal hibeyi Nefes Müzik Okulu’nun enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte etmek için kullanan dernek, bu sayede salgın döneminde de   müzik eğitimlerine aralıksız olarak devam etti. Nefes Kültür Sanat Derneği Saymanı Tuğba Ünal Jazbeh ile yaptığımız röportajda Nefes Müzik Okulu’nun çevrimiçi olarak tamamlanan çalışmalarının çocuklar ve aileleri üzerindeki etkileri ile 2021 yılında yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınının getirdiği şartlar sebebiyle pek çok sivil toplum kuruluşu gibi Nefes Kültür Sanat Derneği de faaliyetlerinin bir kısmını çevrimiçi olarak gerçekleştiriyor. Müzik eğitiminin çevrimiçi olarak devam etmesinin beraber çalıştığınız çocuklar ve gençler açısından olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

COVID-19 süreci ile beraber her kuruluşun ve de her bireyin hayatında yeni normaller belirlenmeye başlandı. Bu süreçte çocuklarımız sosyal aktivitelerinden önce eğitim hayatlarında çevrimiçi araçlarla tanıştılar. Okullarda yaşanan bu değişim ve entegrasyon sebebiyle Nefes Kültür Sanat Derneği olarak bizim ders planlarımızdaki değişime de çocuklar çabuk adapte olabildi. Bu kısa sürede gerçekleşen adaptasyon bizler için olumlu oldu. Ancak çocuklarımızın müzik eğitimindeki yüz yüze derslerinde, sadece teknik müzik bilgisi değil bunun yanı sıra öğretmenleri ve diğer arkadaşları ile kurdukları güzel iletişim ağı etkilendi. Çocuklarımız bu süreçte, ders aralarında ve ders sonlarında yapılan küçük sohbetlerden, arkadaşlar arası birebir bilgi paylaşımlarından ve bazen de kurulan eğlenceli oyunlardan ne yazık ki mahrum kaldılar.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibeyi Nefes Müzik Okulu’nun çalışmalarına devam etmek için kullandınız. Bu kapsamda ne tür faaliyetler gerçekleştirdiniz?

COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan almış olduğumuz tüm hibe dijital dönüşüm araçları için kullanıldı. Bu süreçte canlı dersler yaptık ve teknik donanımlar arasından en uygun seçenekleri kullanarak canlı derslerin kesintisiz ve yüksek kalitede çocuklarımıza ulaşabilmesi için yoğun çaba sarf ettik. Yapılan canlı dersler sayesinde Nefes Müzik Okulu’nun yıl sonu hedeflerine ulaşabildik. Yıl sonu için çocuklarımızla hazırladığımız mini konser videoları sosyal sosyal medya hesaplarımızda büyük ilgi ile izlendi.

Çocuklar ve gençler salgının getirdiği koşullardan en çok etkilenen gruplar arasında yer alıyor. Çocukların ve gençlerin çeşitli kısıtlamalarla karşılaştığı bu dönemde Nefes Müzik Okulu ile yaptığınız çalışmaların nasıl bir etkisi oluyor?

Özellikle çocuklarımız okul süreçlerinin de evden devam etmesi sebebiyle ciddi bir yalnızlık içerisine düştüler. Arkadaşlarından uzak kalmak ve sürekli evde olmak psikolojisi çocukların baş etmekte zorlandıkları bir durum oldu. Nefes Müzik Okulu Projesi’nde yer alan çocuklarımız kısmen de olsa bu yalnızlık ve sürekli evde olmak duygusundan uzaklaşabildiler. Ayrıca hayatın birçok alanının durma noktasına geldiği şu günlerde çocukların üretebiliyor ve bunu sergileyebiliyor olmaları onları psikolojik açıdan da güçlü kıldı ve bu salgın sürecinden daha az düzeyde etkilenerek çıkmayı başardılar.

Aileler açısından da durum aslında aynı. Aileler de çocuklarını bu yalnızlaşma sürecinden kurtarmak için çareler aradılar. Müzik okulumuz aileler için de nefes aldıran bir proje oldu. Çocuklarının sosyal hayatlarının bu süreçte devam edebiliyor olması ve üretkenliklerini kaybetmediklerini görmek onları mutlu etti. 

Kültür için Alan Programı‘nın desteği ile Nefes Müzik Okulu’nun eğitmenleri ve öğrencilerine yönelik bir kapasite geliştirme projesini hayata geçiriyorsunuz. Bu proje kapsamında yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Bu yıl için olabilecek en güzel projeyi bu destek ile gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Eğitmenlerimiz profesyonel müzisyenlerle yaptıkları atölye çalışmaları ile müzikte farklı eğitim yöntemlerini birebir uygulama şansı elde ettiler. Ayrıca çalıştıkları profesyoneller ile yeni projeler üretebilme adına çok güzel fikirler ortaya çıktı.

Çocuklarımız açısından da çok güzel bir çalışma oldu. Sosyal medyadan, televizyondan gördükleri ünlü diye tabir ettikleri profesyonel müzisyenlerle tanışmak onları çok mutlu etti. Birebir yaptıkları sohbetler ile müzik alanında ve yaşamın diğer alanlarında yepyeni ufuklar açıldı. Sahip oldukları enstrümanlara karşı sevgileri ve ilgileri arttı. Çocuklarımız müzik alanında sınırlarının olmadığını keşfettiler. Hayata ve müzik kariyerlerine ilişkin sanatçılarımızın yaptıkları sohbetler çocuklarımızın gelecek planlarına ışık tuttu.

Nefes Kültür Sanat Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği çalışmalar neler olacak? Derneğin gelecek planlarından bahseder misiniz?

Derneğimizin 2018 yılında başlatmış olduğu Nefes Müzik Okulu Projesi 2021 yılında da devam edecek. Her yıl ilave dersler ve enstrümanlar ekleyerek büyüttüğümüz okul projemiz için fon bulma çalışmalarına birkaç aydır devam ediyoruz. Çocuklarımız ve gençlerimizle başlattığımız bu projede artık her yaş grubuna hitap edebilir hale geldik. Yaş sınırlaması olmaksızın öğrenmeye açık her müzik tutkunu birey bizim projemizde yer alabilir. Öğrenci sayımızın da artmasına bağlı olarak yeni alanlar yaratmak zorundayız ve bunun için de kaynak bulma çalışmaları yürütüyoruz. Ayrıca Nefes Müzik Okulu’nun eğitmenleri ve öğrencilerine yönelik olarak gerçekleştirdiğimiz kapasite geliştirme projesinin tadı tüm katılımcıların damaklarında kaldı.  Bu projeyi de geliştirerek 2021 yılı içerisinde tekrar hayata geçirmeyi hedefliyoruz.

 

*Fotoğraf: Ali Sultan

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptığı Çalışmaları Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığın azaltılması amacıyla Beyoğlu, Tarlabaşı’nda koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüten Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi – TTM) COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibeyi merkezde yapılan çalışmaların koordinasyonunu ve sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla kullandı. TTM Genel Kordinatörü Gökçe Baltacı ile yakın zamanda yayınladıkları “Salgından Sıkıldım!” animasyon filmini ve uygulama rehberini, çocuklarla yapılan çalışmalarda hak temelli yaklaşımın önemini ve güncelledikleri kurumsal stratejileri doğrultusunda 2021 yılı için planlarını konuştuk.

Çocuklara yönelik olarak hazırladığınız “ Salgından Sıkıldım!” animasyon filmini yakın zamanda yayınladınız. Bu filmin amacından ve hazırlık sürecinden bahseder misiniz? Birlikte çalıştığınız veya filmi izleyen çocuklardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Bir süredir üzerinde çalıştığımız “Salgından Sıkıldım!” filmi yaklaşık bir ay önce yayımlandı. Bu çalışma nasıl başladı, süreç nasıl geçti en baştan anlatmak iyi olabilir.

Çoğunuz bildiği gibi COVID-19 salgınıyla birlikte benzer bölgelerde çalışan 4 kurum olarak iki aşamalı bir izleme çalışması yürütmüştük. Aslında bu filmi yapma fikri de de izleme çalışması sırasında çıktı. Yani ihtiyacın kendisi de yürüttüğümüz izleme çalışması sırasında Tarlabaşı’nda görüşme yaptığımız çocukların söylediklerine dayanıyor. O dönemde görüşme yaptığımız çocukların birçoğu haberlerin çok korkutucu, kötü hissettiren ve kafa karıştıran bilgilerle dolu olduğunu belirtmişlerdi.

Mesela 11 yaşında bir çocuk “Kanallar sürekli vaka sayısı, hastalık haberleri gibi şeyler veriyor. Biraz çocukları eğlendirseler daha güzel olur. Her gün hastalık…” diyerek şikayetini dile getirirken 12 yaşında başka bir çocuk “Çizgi filmlerin içerisine mesela korona ile ilgili bilgiler eklenebilirdi. Çocuklar çok fazla çizgi film izliyor şimdi, onlardan bir sürü şey öğrenebilirlerdi.” sözleriyle bir öneride bulundu. Bu ve bunun gibi çocuklardan aldığımız geribildirimler bize ilham verdi.

Animasyon süreci ise bizim için oldukça farklı bir deneyimdi. Ağustos ayında bu fikri projelendirildik ve çalışmalara başladık. Bizim niyetimiz okullar açılmadan önce, Eylül ayında videoyu tamamlamak ve yeni  dönemin başında okullarda yaygınlaştırmaktı. Filmin kapsayıcı olması, çocuk katılımı odağında ve sürekli alınan geri bildirimlerle ilerlemesi gibi nedenlerle videonun tamamlanması öngördüğümüzden daha fazla zaman aldı.

Bu zaman aralığında yine gördük ki tüm normalleşme süreçleri de kısıtlama, karantina, uzaktan eğitim süreçleri de yetişkinler tarafından yetişkinler için planlanmaya devam ediyor. Durum böyleyken çocukların iyi olma hallerini güçlendirmek, deneyimledikleri süreci anlamlandırmak, etkisini azaltmak ve olumsuz etkileriyle baş edebilmeleri için doğru bilgiye çocukların ihtiyaçlarına cevap veren özelliklerde ulaşması oldukça önemliydi.

Önce de belirtiğim gibi film fikri zaten çocukların ihtiyaçlarından yola çıkarak oluşturulmuştu, sonrasında da senaryo dahil tüm süreçleri çocuklarla birlikte yürüttük. Çizimlerde ve filmin akışında da çeşitli aşamalarda çocuklardan geri bildirim aldık.

Tüm bu süreç beklediğimizden çok daha fazla zaman aldı ve biz filmi bitirdiğimizde maalesef tekrar karantina ve uzaktan eğitime geçiş süreci başladı. Bu durumun kendisi kötü olsa da filmi bu dönemde yaygınlaştırmak ve çocukları desteklemek için oldukça önemli bir zamandı. Filmi sosyal medya hesaplarımız ve youtube kanalımız üzerinden yaygınlaştırdık.

Youtube kanalımızda anadilleri farklı olan çocuklar için Arapça, Kürtçe, İngilizce ve Fransızca altyazı seçenekleri de mevcut. Bu sayede birçok çocuk grubuna videoyu ulaştırmaya çalıştık.

Geri bildirimler ise çok güzel, kendilerini çok iyi hissettiklerini ve yalnız olmadıklarını hatırladıklarını söylüyorlar. Sanırım anlatmaya en çok çalıştığımız şey de buydu, güvenilir bilgiye erişmeleri, yalnız olmadıklarını hissetmeleri ve sıkıldıkları anlarda bazı önerilerle onları desteklemek çok önemliydi. Yetişkinlerden de çok fazla olumlu geri bildirim aldık, videonun kendilerine de iyi geldiğini söyleyen çok fazla yetişkin oldu.

Animasyon filmi ile beraber çocukların aileleri ve bakımveren yetişkinlere yönelik bir uygulama rehberi de yayınladınız. Böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duydunuz ve rehberde öne çıkan konular neler oldu?

Keyifle hazırladığımız bir uygulama rehberimiz de yayınlandı video ile birlikte. Aslında projenin başında böyle bir uygulama rehberi hazırlamak aklımızda yoktu. Filmi bitirmeye yakın, proje danışmanımız Gözde Durmuş ile çalışırken çıktı bu fikir. Böyle görsel içerikler sıklıkla yapılıyor aslında, kimi zamanda izlenip biten bir şey haline dönüyor. Tam da bunu değiştirmek için böyle bir rehber hazırlamanın videonun “öğrenme materyali” olmasına katkısı olacağını düşündük. Çok eğlenerek hazırladığımız videoyu izlemeden önce, izlerken ve izledikten sonra uygulayabilecekleri etkinlik önerileri var. Bu önerilerin bazılarını çocuklar tek başlarına da uygulayabiliyorlar, bazılarını ise bakımverenleri ve/veya öğretmenleriyle gerçekleştiriyorlar.

Film ile eşgüdümlü konular var aslında rehberde de. Bilgi içeren etkinlikler de var, filmin de bir önerisi olan mektup yazmanın eğlenceli halleri de. Duygu ve ihtiyaç farkındalığı da hem videonun hem de kitapçığın bir diğer ortak teması.

Her çocuğun değişen ihtiyacına göre öğrenmeyi bazen yalnız bazen akranlarıyla bazen de yetişkinlerle gerçekleştirmesi gerekebilir. Bu kitapçık kısa kısa önerilerle bu öğrenme ortamlarını da desteklemeyi amaçlıyor.

Çocuklara ulaşmak için öğretmenlere ulaşmak, sınıf ortamında bu videonun ve etkinliklerin kullanılması hedeflerimizdendi. Birçok öğretmen de ders içeriğinde rehberi uyguladığına dair geri bildirimler verdi. Ayrıca KODA ile kurduğumuz iş birliği ile rehber, köy okullarındaki çocuklara, öğretmenlere ve bakımverenlere de ulaştı. Bu bizim için oldukça mutluluk verici. Maalesef hala COVID-19 salgınının seyrinin ve eğitimin ikinci döneminin nasıl olacağının belirsizliği nedeniyle videoyu bir süre daha yaygınlaştırmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

TTM olarak, çocuklarla hak temelli çalışmalar yapmanın ve bu çalışmalarda çocukların bir özne olarak kabul edilmesinin önemini vurguluyorsunuz. Bu yaklaşımı ve neden önemli olduğunu paylaşır mısınız?

Evet, bu özne olma meselesini konuşmak bu günlerde ayrıca anlamlı. Çünkü insanları hak ve sorumluluk sahibi bireyler olarak gördüğümüz an çocukları insanlardan, hakları da birbirinden ayırmamanız gerekir. Bunun için de yaş, deneyim ve haklar hiyerarşisinin dışında ilişkiler  ve perspektifler kurmak  gerekiyor.

TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana hak temelli faaliyetler yürütürken; çocukların ve kadınların tüm haklarına eşit bir şekilde erişebilmeleri için hak temelli bir yaklaşımla koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüterekdeneyimini yerelden genele yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Bu amacın anlatısı, faaliyetleri ve içeriği elbette değişen koşullara ve ihtiyaçlara göre şekillenebilir ama bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten çalışmaların hak temelli bir zeminde ilerlemesinin toplumsal adalete olan katkısı çok büyük.

Tam bu noktada tüm haklar da birbirleri arasında eşit derken ve hakkında çok fazla konuşurken en hızlı vazgeçtiğimiz hak olunduğunu düşündüğüm çocuk katılımına değinmek isterim. Yani çocuğun kendi yaşamının öznesi olması meselesine. Hakların herkes için her koşulda geçerli olabilmesi için devletin yükümlülüklerinin yanı sıra, bizlerin, yetişkinlerin ve sivil toplum içinde mücadele eden insanların düşünmesi gereken öncelikli şeylerden biri  bence bu. Çocuk hakları alanında çalışırken de çocuklara sorumluluk alanımızda ne kadar yer açıyoruz?  Bu soru ve cevabı önemli geliyor bana. Onlar adına, onların yerine mi düşünüyoruz, çocukların ihtiyaç ve taleplerini ne kadar görüyor ve duyuyoruz? TTM, bu nedenle yoksulluktan ve ayrımcılıktan en çok zarar gören çocukların güçlenmeleri için onlarla birlikte çalışıyor, kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar yaratabilmeyi ve çocukların değil haklarının korunmasını önemsiyor.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladınız. Bu hibe ile yaptığınız çalışmalardan ve hibenin derneğe katkılarından bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; tüm merkez çalışmalarının devam etmesi ve sürdürülebilirliğine odaklanan genel koordinasyon süreci desteklendi.

Hepimiz için oldukça zorlu geçen COVID-19 sürecinde; dernek çalışanları, yönetim kurulu ve gönüllüler arası iş birliği ve iletişim ortamının devam etmesi için araçlar geliştirildi, düzenli toplantılar ve görüşmeler yapıldı. Bu süreç içerisinde gerçekleşen strateji çalışmaları ve toplantıları da 2021 yılı için temel bir yönelim oluşturdu.

Aynı zamanda mahallenin ihtiyaçlarını tespit ederek, çeşitli sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşlarıyla ilişkiler güçlendirildi. Bu süreçte özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile görüşmeler yapılarak Tarlabaşı’nın ihtiyaçlarına dair aktarımlar ve savunuculuk çalışmaları yapıldı; Tarlabaşılıların çeşitli sosyal yardımlara ulaşması desteklendi.

Aynı zamanda ikinci dönem gönüllü başvuruları açıldı. TTM’,  34 yeni gönüllüsü ile de gönüllülüğün uzaktan yürütüldüğü bir dönemi ilk kez deneyimliyor. Yeni gönüllüler TTM’nin kurumsal eğitim videolarıyla ve toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği eğitimleriyle desteklendi. Paylaşım ortamlarımızın da çoğalması için çeşitli gönüllü etkinlikleri ve buluşmaları yapıldı.

Tüm bu faaliyetler TTM’nin bu zor dönemde yerelin acil ihtiyaçları tespit etmesine, savunuculuk yapmasına ve tüm bileşenleriyle bağlarını güçlendirerek geçirmesine destek sağladı.

Salgın koşullarının devam ettiği bir ortamda, TTM’nin 2021 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin gelecek planlarından bahseder misiniz?

Evet, 2021 yılı oldukça yaklaştı ve öncelikle yeni yılın 2020’den daha umutlu ve sağlıklı geçmesini diliyoruz.

Ağustos ayında yürütmüş olduğumuz strateji çalışmalarında TTM’nin güncellediği vizyon, misyon, hedef ve amaçlar doğrultusunda bir çalışma planı yapmayı hedefliyoruz. TTM olarak bu süreçte üç toplumsal sorunu önceliklendirdiğimiz bir stratejik çalışma yürüttük: toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık ve yoksulluk.

COVID-19 sürecinde ise bu üç sorunun da daha da arttığını görüyoruz. Düzenli gelir getirmeyen işlerde gündelik, güvencesiz ve kayıt dışı çalışanların bulunduğu hanelerde ekonomik olarak çok daha zor koşullar yaşandı. Elbette, koşullar çeşitli şekillerde tüm grupları etkilese de toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yoksulluk ve ayrımcılıktan en çok etkilenenler inanç ve etnik kimlik açısından azınlıklar, iç ve/veya dış göçe maruz bırakılan göçmenler ve yoksullar olmakla birlikte çocuklar ve kadınlar tüm bu sorunlardan daha da fazla etkileniyor.

Söz konusu sorunların çözümüne yönelik çocuk ve kadınların önceliklendirildiği TTM’nin hak temelli toplum merkezi modeli; koruma, güçlenme ve savunuculuk olarak üç program üzerinden yapılandırılmaya devam edecek.

Bu noktada 2020’de artan sorunların çözümüne katkı için sosyal yardım yönlendirmeleri, savunuculuk ve okula erişimin desteklenmesi odağımızda olacak. Okul terki konusunda sandığımızdan çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu öngörüyoruz. Erişim araçlarının yoksunluğu ve artan yoksulluk birçok çocuğun okuldan uzaklaşmasına ve okulu bırakmasına sebep oluyor. Bu durum Tarlabaşı gibi kırılgan bölgelerde daha da riskli bir durum barındırıyor. 2021 yılında okul terkinin önlenmesi için hem önleyici hem de müdahale içeren faaliyetler planlıyoruz. Bu noktada 2020 Nisan ayından bu yana yürüttüğümüz İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’nın 3. aşamasına 2021 itibariyle başlayacağımızın haberini de vermek isterim.

2021 yılının eşitsizliklerin devam edeceği bir yıl olacağı açık ama böyle süreçlerin, elbette hak temelli bir perspektifle, olumlu değişime ve dönüşüme itici gücünün olacağına dair inancımızı taze tutmak istiyorum. Benzer niyetlerle bir arada olduğumuz iş birliklerinin de tüm alanlarda çoğalmasını umuyorum.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimlerinin sağlanmasını hedefleyen Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğini hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda sesli ve görsel içerik üretiminde kullanılacak dijital araçları temin etmek ve ofis giderlerini karşılamak için kullandı. Derneğin Genel Başkanı Emre Taşgın ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde başlattıkları  Uzaktan Etkinlikler serisini, görme engelli bireylerle onlara destek olmak isteyen gönüllüleri bir araya getiren Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu’nu ve EGED’in 2021 yılı için planlarını konuştuk.

EGED salgın sürecinde başlattığı ve şimdiye kadar 65 farklı program gerçekleştirdiği Uzaktan Etkinlikler serisi kapsamında ne tür çevrimiçi buluşmalar gerçekleştirdiniz? Bu çevrimiçi buluşmaların birlikte çalıştığınız hedef kitleye ve derneğinize nasıl katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

EGED bünyesinde İletişim, Etkinlik ve Farkındalık Komisyonu ve Eğitim Komisyonu‘na bağlı Uzaktan Eğitim Akademisi Yürütme Kurulu bulunuyor. EGED’in çevrimiçi etkinlik düzenleme tecrübesinden yola çıkılarak bu sürecin etkin biçimde değerlendirilebilmesi için “Uzaktan Etkinlikler” başlığı altında ve farklı konularda olmak üzere etkinlikler gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Komisyonlar ve yürütme kurulu bir araya gelerek bu süreci yürütmek maksadıyla Uzaktan Etkinlik Ekibi oluşturdu. Bu ekip 3 ay boyunca toplam 65 etkinliğin gerçekleşmesini sağladı. Ayrıca EGED, bu süreçte 5 farklı etkinliğe davet edildi. Dolayısıyla EGED 18 Mart – 19 Haziran dönemini kapsayan zaman diliminde toplam 70 etkinlikte aktif rol oynamış oldu.

Davet edildiğimiz etkinlikler ve görme engelli öğretmenlere yönelik gerçekleşen hizmetiçi seminerler hariç düzenlediğimiz 56 etkinliğin istatistiklerine baktığımızda; tekil olmayan 2060 civarında katılımcıya ulaşıldığı görüyoruz. Etkinliklerimizin ortalama katılımcı sayısı ise 37 olarak tespit edildi.

Bağımsız olarak gerçekleşen uzaktan etkinliklerde eğitim, erişilebilirlik, engelli hakları, kültür, sanat, edebiyat, spor ve sosyal yaşam gibi farklı konuları ele alan toplam 27 etkinlik düzenlendi. Bu etkinlikleri yaklaşık 1125 tekil olmayan katılımcı takip etti; etkinliklerin ortalama katılımcı sayısı ise 42 olarak belirlendi.

Ayrıca çeşitli konularda seri halinde ilerleyen etkinliklerimiz de oldu. 8 başlıkta hukuk buluşmaları, 6 bölümde başlangıç düzeyinde satranç eğitimi, 5 defa hak temelli sivil toplum seminerleri ve 4 farklı Google ürünleri deneyim paylaşımı etkinliği yapıldı. Diğer taraftan, Matematiksel Dil ve Kapsayıcı Eğitim ile Fen ve Matematik Öğretiminde Evrensel Tasarım başlıklarında olmak üzere iki çevrimiçi panel düzenlendi. Ortalama 90 katılımcının takip ettiği panellerde ülkemizde matematik ve fen alanlarında görme engellilere yönelik yapılan akademik çalışmalar sunuldu.

Uzaktan etkinlik düzenleme formuna 12, uzaktan etkinlik talep formuna 33 başvuru iletildi. Başvuruların bir kısmı hayata geçirildi; bazıları ise değerlendirme aşamasında. Kasım ayından itibaren yeni çalışma dönemine başlayan Uzaktan Etkinlikler, bağımsız ve seri etkinliklerle devam ediyor.

EGED’in her ay düzenlenen aylık değerlendirme toplantısı Ekim ayında “Erişilebilirlikte Neredeyiz?” başlığıyla gerçekleştirildi. Bu toplantıların çıktılarını bizimle paylaşır mısınız?

İletişim, Etkinlik ve Farkındalık Komisyonu tarafından her ay düzenlenen aylık değerlendirme toplantılarının 47’ncisi, “Erişilebilirlikte Neredeyiz?” başlığında gerçekleştirildi.

Ülkemiz gündeminde erişilebilirliğin önemli olduğu, bu nedenle bu yılın erişilebilirlik yılı ilan edildiği dile getirildi ve bu toplantıda bizim erişilebilirlikten neler anladığımızın, erişilebilirliğin öyküsünün ve önündeki engellerin, erişilebilirliği sağlamak için neler yapıldığının, bu konuda neler talep edebileceğimizin, erişilebilirlik kültürü olarak ülkemiz toplumu açısından neler söylenebileceğinin değerlendirildiği verimli bir toplantı oldu. Erişilebilirlik; “Zihnimizdeki erişilebilirlik algısı nedir?” sorusundan hareketle hayatın her alanında sunulan eğitim, sağlık, sanat ve spor gibi alanındaki her ürüne, her türlü mal ve hizmete herkesin aynı anda engellerle karşılaşmaksızın erişebilmesi olarak tanımlandı. Erişilebilirliğin sadece engellilik için var olması gereken bir kavram olmadığı, farklı ihtiyaçları olan insanların hepsi için geçerli bir kavram olduğu ancak sadece engellilik için algılanıp kullanıldığı vurgulandı. 2005 yılında çıkarılan Engelliler Kanunu ile birlikte; ilaçların üstüne braille yazılması; internet siteleri, iş yaşamında doldurulması gereken dilekçe ve formlar, üniversitelerdeki bazı ders ve sınavların erişilebilirliği; sinema, tiyatro gibi sanatsal içeriklerin betimlenmesi noktalarında erişilebilirlikte yol kat edildiği ancak çalışmaların yeterli olmadığı dile getirildi.

Ekonomide, eğitimde, üretimde, kısacası toplumda var olmanın en önemli yolunun erişilebilirlik olduğuna değinildi. Bu nedenle erişilebilirliğe dair haklarımızı kullanma yöntemlerini öğrenmek ve uygulamak, hakları kullanma noktasında iş birliği yapmak, hak talep etme ve erişilebilirlik kültürünü yerleştirmek noktasında düşünmemiz ve bu konuda bilinç sahibi olmamız gerektiği konuşuldu.

Eğitimde erişilebilirlik desteğine ihtiyaç duyan görme engelliler ile onlara destek vermek isteyen gönüllüleri bir araya getirmeyi amaçlayan Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu’nun genel işleyişini anlatır mısınız? Salgın döneminde çevrimiçi eğitime geçilmesi ile beraber Platform’a gelen talepte bir artış yaşandı mı?

Ülkemizde görme engelli bireylere yönelik eğitim fırsatları her geçen gün artıyor. Ancak yine de öyle bir zaman geliyor ki, bir erişilebilirlik sorununun giderilmesi için anlık çözümler gerekiyor. Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu, görme engellilerin bir problemini gönüllü kişilerin desteğiyle çözmek istediğinde yanında olmayı amaçlıyor.

Platforma görme engelliler ve gönüllüler  üye olabiliyor, görme engellilerin üyeliklerinin tamamlanması için engel durumlarını belgelemeleri gerekiyor. Sonrasında görme engelliler, ihtiyaç duydukları talebe ilişkin ilan oluşturuyor. İlanı oluşturulurken yaşanılan il, ihtiyaç duyulan konuya dair destek vermek isteyen gönüllüde bulunması gereken özellikler, faaliyetin hangi zaman aralıklarında gerçekleşeceği ve diğer ayrıntıları belirtiliyor. Gönüllüler, kendilerine ulaşan bildirimler doğrultusunda destek vermek istiyorlarsa ilana başvuru yapıyor. Eşleşme sonrası görme engelliler ve gönüllü kişiler platform üzerinde iletişim kurarak birlikte çalışıp çalışmamaya karar veriyor, böylece ilan kapatılıyor. Destek gerçekleştikten sonra ise kişiler geribildirimde bulunabiliyor.

Şu anda www.engelsizdestek.org internet sitesi ile iOS ve Android işletim sistemlerinde uygulamalar mevcut. Biz uygulamayı tasarlayıp yayına aldığımızda yüz yüze buluşmaların da fazla olacağını düşünmüştük. Ancak COVID-19 salgını ile birlikte görme engelliler yoğun olarak çevrimiçi şekilde gönüllülerden destek almak istiyor. Ders kaynaklarının seslendirilmesi ve sınavlara hazırlık kaynaklarının çeşitlendirilmesi yönünde yoğun olarak talepler ulaşıyor. Dolayısıyla Engelsiz Destek, görme engellilerin gönüllülere ulaşma ihtiyacını COVID-19 döneminde karşılayabileceği bir platform olarak öne çıkıyor.

EGED, COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamındaki kurumsal hibe sürecini yakın zamanda tamamladı. Bu hibe desteği ile hangi alanlarda, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların derneğe katkılarından bahseder misiniz? 

Hibe kapsamında kurumumuzun 4 aylık kira ve fatura giderleri karşılandı ve COVID-19 tedbirleri kapsamında maske ve hijyen paketi satın alındı. Bunun yanı sıra nitelikli görsel ve işitsel içerikler üretebilmek amacıyla Zoom paketi, podcast hosting’i, vlogger (video blogger) paketi ve podcast mikrofonu alımı için hibeden faydalandık.

Hibe döneminde, 70 civarında öğretmenin katılım sağladığı Görme Engelli Öğretmenlerin Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı düzenlendi ve çalıştay sonunda oluşturulan politika belgesi yazılı ve sözlü olarak ilgili kurumlarla paylaşıldı. Üniversite öğrencilerine yönelik engellilik ve iletişim söyleşisi 50 civarında üniversite öğrencisine ulaştı ve Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonları çalıştayını 35 katılımcı takip etti.

EGED olarak engellilik, erişilebilirlik ve hak temelli yaklaşım çerçevesinde podcast içerikleri üretiyoruz ve düzenleme işlemlerinin ardından yayınlanması planlıyoruz. Aynı şekilde farkındalık amaçlı görsel içerikler oluşturulması için bazı çekimler yapıldı. Dijitalleşen dünyada daha nitelikli sesli ve görüntülü içerikler üretebilmek amacıyla hibe kapsamında temin ettiğimiz araçlar sayesinde hedef kitlemize daha etkili paylaşımlar sunabileceğiz.

Salgın koşullarının ve tedbirlerin devam ettiği bir ortamda, EGED olarak 2021 yılında hangi konulara ve çalışmalara öncelik vermeyi planlıyorsunuz?

EGED, çevrimiçi ortamda çalışmalarını yürütebilme tecrübesi olan bir sivil toplum kuruluşu. 2021 yılında görme engellilerin eğitimi alanında karşılaştıkları sorunlara dair projeler geliştirmek, bilgilendirme çalışmaları yapmak, farkındalık temelli etkinlikler gerçekleştirmek hedeflerimiz arasında yer alıyor. Yerelde derneğimizin çalışmalarını yaygınlaştırmak amacıyla il temsilcilerimizin koordinasyonunda ve salgın koşullarını da dikkate alarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tüm bu çalışmalar derneğimizin 2019-2022 dönemi stratejik planıyla uyumlu şekilde yürütülüyor.

 

 

 

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı Çalışmalarını Tamamladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, dezavantajlı çocuk ve gençlerin müzik eğitimine erişimindeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanatsal bir yaşamda yer alma hakkını herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışıyor. Barış için Müzik Vakfı, hibe desteğini kurumsal iletişim kapasitesini güçlendirmek ve Vakfın finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlamak üzere çalışmalar yapacak 3 kişiyi 4 ay süreyle istihdam etmek için kullandı.

Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ile yaptığımız röportajda hibe sürecinde yaptıkları çalışmaları, Vakfın 15. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında çevrimiçi olarak hazırladıkları ve sahneye koydukları Peter ve Kurt senfonik masalını ve 2021’de yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında sağladığımız kurumsal hibe desteğiyle hangi alanlarda, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu çalışmaların, Barış için Müzik Vakfı’na ne tür katkıları oldu?

Bu hibe ile Barış İçin Müzik Vakfı’nın COVID-19 salgını ile ortaya çıkan gelir kayıplarını bertaraf edebilmesi, mali dengesini sağlayabilmesi, iş süreçlerini değişen ihtiyaçlara uyumlu şekilde yenileyebilmesi ve çevresi ile iletişimini güçlendirecek yeni imkanların oluşmasına katkıda bulunacak çalışmaların yapılması hedeflendi. Bu kapsamda öncelikle mevcut ekibe Kurumsal İletişim Koordinatörü, Grafiker ve Video Editör pozisyonlarını üstlenen 3 kişinin katılması sağladık. Kurumsal İletişim Bölümü ekibinin görev tanımlarını hazırladık, sorumluluk ve beklentiler üzerine mutabık kaldık.

İletişim faaliyetlerimizin güçlendirilmesine kaynak sağlamak üzere tüm birikimimizi gözden geçirdik ve paylaşılır hale getirmek için çalıştık. Bugüne kadar orkestralarda ve koro sınıflarında çalışılan eserler, Vakfın ziyaretçileri, gerçekleştirdiğimiz Yan Yana projeleri, ulusal ve uluslararası konserler, basın yansımaları, ödüller ve vakıf programından yararlanmış öğrenci listelerinin güncellenmesi ile faaliyet raporlarında yer alan haberlerinin listelenmesi sağlayarak vakfımızın arşivi oluşturduk. Bu arşiv, bir kaynak olarak stratejik iletişim planını oluşturmamıza ve görünürlük çalışmalarında kanıtlanabilir paylaşımlar yapmamıza katkı sundu.

Bu olağanüstü süreç, ihtiyaçlarımız doğrultusunda iletişim faaliyetlerini daha etkin kullanmamızı sağladı. Ekibe katılan yeni üyeler ve pro-bono hizmet aldığımız iletişim ajansının yanı sıra bir sosyal medya ajansı ile birlikte çalışarak Vakfın iletişim faaliyetlerini planlı şekilde yönetmeye başladık. Vakfın Sosyal Medya İletişim Planı hazırladık ve takipçiler ile paylaşılan bilgileri haftanın belli günlerinde tekrarlanan başlıklar halinde listeledik. Örneğin Pazartesi günleri motivasyon sağlayan, Çarşamba günleri destekçilere teşekkür eden ve Salı-Cuma günleri öğrenci haberlerinden oluşan içerikler paylaştık. Bu plan hazırlanırken bağışçıların gerçekleşen faaliyetlerden düzenli olarak haber almasına odaklandık. Sosyal medya hesaplarını diğer görevlerinin yanı sıra yürüten ekip üyeleri ve tüm idari ekibin iletişim ve sosyal medya yönetimi eğitimine katılmasını sağladık. Bu eğitim sonunda Vakfın sosyal medya kuralları dokümanını hazırladık. YouTube kanalını analiz ederek yapılması gerekenlerin listesini çıkarttık. Yıl içinde kutlanacak özel günleri listeleyerek paylaşım planlarına dahil ettik.

Her ay sonu paylaşılan e-bülten yayınının içeriği iyileştirmek için çalışmalar yaptık.  Bülten abonelerine mümkün olduğunca ay içinde yürütülen çalışmalar hakkında bilgi veren bölümler sunmayı ve o ay Vakıfla yakın temas halinde çalışan kişilerin isimlerine bültende yer vermeyi önceliklendirdik.

Vakfın önemli gelir kaynaklarından biri olan bağışçılarımız için “Bağışçı Değerlendirme Anketi” çalışmasını da hibe kapsamında gerçekleştiriyoruz. Bu anket çalışması ile hedefimiz bağışçıların Vakfı neden desteklediğini yeniden hatırlamak, kendilerine sağladığımız bilgilerin yeterliliği hakkında ne düşündüklerini görmek ve beklentileri hakkında bilgi toplamak.

Bu sene Vakfımız kuruluşunun 15. yılını kutluyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe ile vakfımızı gelecek 15. yıla taşıyacak birikimlerini gözden geçirdik, deneyimimiz üzerine tartıştık, iletişim hedefli iş sürecinde tespit edebildiğimiz iyileştirme adımlarını attık. Bu hibe ile gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetlerimizde ve 15. yıl özel programı ile bütünlüklü bir iletişim strateji kurabilmeyi, gelirlerimizi çeşitlendirerek artırmayı, yeni kurumsal dostlar bulmayı, mümkün olduğunca fazla izleyiciye ulaşmayı, kanalımızdan ve tüm iletişim araçlarından abone/takipçi sayısını artırabilmeyi hedefledik.

Bu çalışmaların yanı sıra bu dönemde İstanbul Kültür A.Ş. ile iletişime geçerek Temmuz ayı boyunca 68 öğrencinin COVID-19 kurallarına uygun küçük gruplar halinde derslere bir araya gelerek devam etmesini sağladık. Dersler sırasında öğrenci videoları ürettik. 3 hafta boyunca hafta içi 5 gün devam eden derslerin sonunda küçük bir seyirci grubu ile mini bir konser gerçekleştirdik. Birlikte çalıştığımız ajansların da desteğini alarak bu süreci haberleştirdik ve sosyal medya hesaplarında paylaştık.

Temmuz ayı içinde 1 anlatıcı, 1 şef ve 28 orkestra üyesi ile Peter ve Kurt senfonik masalının çekimlerini Cemal Reşit Rey Konser salonunda gerçekleştirdik. Gösterinin ajansların ve danışmanların desteği ile hazırlanan videosu, Kasım ayında Vakfın 15. yılı özel programı kapsamında çevrimiçi olarak internet sitemizde yayınlandı.

15. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında sahneye koyduğunuz Peter ve Kurt senfonik masalının hazırlık süreci, COVID-19 salgını şartlarında gerçekleşti. Bu durum Vakfınız açısından neleri değiştirdi ve nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız? 22 Kasım’daki prömiyerin ardından, birlikte çalıştığınız gençlerden ve katılımcılardan aldığınız geri bildirimleri bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı çocukları, Sergei Prokofiev’in senfonik orkestra ve anlatıcı için bestelediği ve klasik müzik dünyasının en ünlü eserlerinden biri olan Peter ve Kurt senfonik masalını çevrimiçi olarak yorumladı.

Barış İçin Müzik öğrencilerinin enstrümanları ile icra ettiği ve ünlü oyuncu Şebnem Bozoklu’nun sesiyle hayat verdiği Peter ve Kurt, 22 Kasım Pazar günü saat 15.00’te Barış İçin Müzik Vakfı internet sitesi ve YouTube kanalı üzerinden yayınlandı ve 12 binden fazla izleyiciye ulaştık.

Barış İçin Müzik orkestralarının katılımıyla 200’e yakın gençle birlikte, 23 Nisan’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenmesi planlanan Peter ve Kurt senfonik masal konseri salgın nedeniyle iptal olmuştu. Barış İçin Müzik Vakfı çocukları, müziğin iyileştirici gücüne ihtiyaç duyduğumuz bu zorlu dönemde, büyük emek ve heyecanla bu konseri Vakfın 15. yıl kutlamaları için özel çevrimiçi bir gösteriye dönüştürdü. Mayıs ayından itibaren evlerinden çalışmaya başlayan öğrenciler, iki ay boyunca çalışmalarına çevrimiçi olarak devam ettiler.

Çekimleri, Selçuk Metin yönetmenliğinde CRR Konser Salonu’nda salgın koşullarında tamamlanan Peter ve Kurt senfonik masal konseri, aynı zamanda Türkiye’de ilk kez bir çocuk orkestrası tarafından çevrimiçi olarak icra edilen bir konser olma özelliği de taşıyor.

Peter ve Kurt senfonik masalı, vakfımızın mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefi için de bize değerli bir fırsat sundu. Çocuk alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve müzik öğretmenlerinin kendi etkinliklerinde kullanabilecekleri bir materyal olarak da elverişli imkanlar sundu.

Proje de yer alan öğrencilerin yorumlarından bir kısmını sizinle de paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz:

“Karantina döneminde müzik yapmak beni biraz da olsa hayata geri döndürdü, motivasyon verdi. Bunun için mutluyum.” Adad Abdlrazak 16 yaşında, Keman öğrencisi

“Peter ve Kurt süreci bizim için farklı bir deneyim oldu. Pandemi süresince ilk defa Cemal Reşit Rey’de bir araya geldik. Uzun zaman sonra orkestra olarak bir araya gelmek, birbirimizi görmek gerçekten çok iyi geldi. Çevrimiçi eğitimin bu kadar etkili olması bizi çok şaşırttı. Çünkü bir araya geldiğimizde çok iyi bir iş çıkardık.” Melis Erselcan 16 yaşında, Keman öğrencisi

“Yan yana olmadığımız, birlikte olmadığımız zaman bir konuda anlaşabilmek, yeni bir şeyler öğrenebilmek yan yana olduğumuz zamanlara göre daha zorlaşıyor. Perküsyon grubu olarak enstrümanlarımızı eve taşınabilir, evde çalınabilir olmadığı için en zorlu, en sıkıntı çıkaran durum bu oldu. Açıkçası evde hangi malzeme varsa, ne bulduysak derslerimize onlarla devam ettik.” Barış Atsız 17 yaşında, Perküsyon öğrencisi

“Uzaktan eğitim alıyorduk. Farklı bir deneyim oldu. İyi yanları da vardı. İyi yanı şu, orkestradayken kendi hatalarınızı çok fark edemiyorsunuz ama evde kalıp kendi kendinize sürekli çalıştığında hatalarınızı daha iyi görmeye başlıyorsunuz. Kötü yanı arkadaşlarından uzak kalmak, orkestrada çalamamak diyebilirim. Hocalarımız da ellerinden geleni yaptılar. Onlar da zorlanmıştır. Unutulmaz bir şey oldu.” Sana Beidaghi, 18 yaşında Çello öğrencisi

Vakfın bağışçılarına yönelik olarak bir “Bağışçı Değerlendirme Anketi” çalışması yapacağınızdan bahsettiniz. Bağışçıların Barış için Müzik Vakfı gibi sivil toplum kuruluşları için önemini ve bu anketten elde edilecek sonuçlardan nasıl yararlanacağınızı anlatır mısınız?

Türkiye’de bağışçılık ve gönüllülük henüz sivil toplum alanında istendiği düzeyde değil. Biz toplum olarak yardımlaşmayı çok önemsemek ile birlikte bunu bir kurum üzerinden yapmaktan ziyade kendi yakın çevremiz üzerinden. Bu çok değerli tabii. İnsan burnunun dibindeki sorunlara açık olmalı ve çözümler için elinden geleni yapmalı. Ancak savunuculuk, sorunları ortaya çıkaran sistemsel durumların değişmesi için örgütlenmenin ve sivil toplum çalışmalarının desteklemenin önemi de açık. Bireyler kendi yaşam serüvenlerinde önemsedikleri sorunların çözümü için çalışarak bilgi ve deneyim biriktiren sivil toplum kuruluşlarını destekler ise sonuçları kalıcı olacak şekilde değiştirebiliriz.

Sivil toplum kuruluşlarını destekleyen bağışçılar önemli aktörler, onlarsız olmaz. Onların bizi neden desteklediğini ve bu desteklerinin neye yaradıklarını bilmek hakları. Yürüttüğümüz anket çalışmamız, vakfımızın gelirlerinde önemli yeri olan bağışçılarımızın değerlendirmeleri ve beklentilerinin ne olduğunu anlamamıza katkı sunacak. Bu anket ile elde ettiğimiz bilgi bize ne yapmamız gerektiği konusunda yol göstereceğini düşünüyoruz.

*Röportajın tamamlanmasından sonra yayınlanan Barış için Müzik Vakfı Bağışçı Değerlendirme Anketi’nin sonuçlarına buradan ulaşabilirsiniz

Salgının koşulların devam ettiği bu ortamda, Barış için Müzik Vakfı’nın 2021 yılında öncelik vermeyi hedeflediği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Vakfın gelecek planlarından bahseder misiniz?

Bu oldukça zor bir soru. Esas olarak çocukların ve ailelerin evde kalarak ekran karşısında yaşadıkları zorluklara odaklandık. Salgın öncesi müzik öğrenimi ne işe yarıyordu; şimdi müziğin yarattığı hangi imkanlar öne çıkıyor; çocukların ve ailelerin bu süreçte iyi olma hallerini müzik ve Barış İçin Müzik kavramı ile nasıl sağlayabiliriz; orkestra içinde müzik yapmak yan yana gelmek, birbirinden etkilenmek, birlikte üretmekti, bunu çevrimiçi eğitimde nasıl sağlayabiliriz; bu konudaki denemelerimiz bize ne söylüyor gibi soruları onlara ve kendimize sorarak üzerine konuşmak ne yapabileceğimiz konusunda yolumuzu açıyor.

Hem 15 yıllık birikimimizi aklımızda tutarak hem bugün evlerdeki çocukların ihtiyaçlarını gözeterek hem de bu karışık süreç sona erdiğinde çabalarımız bizi mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefimize yakınlaştırır mı diye sorgulayarak 2021 planımız üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

Umudumuzu ve neşemizi koruyoruz. Çocuklarla çalışmak en büyük dostumuz oluyor. Her şey için teşekkür ederiz.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuruları sona erdi.

Fona toplam 28 STK başvuruda bulundu ve yapılan başvuruların 21’i dernek, 1’u vakıf, 3’ü kooperatif, 1’i üniversite, 1’i kamu kurumu ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Bursa, İstanbul ve İzmir olmak üzere 4 ilden başvuru alındı. İzmir Depremi Acil Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe miktarı ise 2.235.310 TL oldu.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, STK’ların bir proje çerçevesinde sahada yürüttükleri çalışmaları ve bu çalışmaların hayata geçirilmesi için gerekli olan operasyonel giderleri karşılamak üzere hibe desteği sağlanacak. Dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 200.000 TL olan İzmir Depremi Acil Destek Fonu ile STK’lar tarafından sahada tespit edilen acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta ve uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için de destek verilecek.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu’na başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması beklenir:

• Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif, vb.)
• Depremin sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri deprem sahasındaki ihtiyaçları temel alan bir ihtiyaç analizine dayandırmış olmak (Örneğin: bu ihtiyaçlar karşılanırken sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkan saha operasyonuyla ilgili kurumsal masraflar, sahada sivil toplumun oluşturduğu iş birliklerini destekleyecek çalışmalar ya da diğer acil yardıma yönelik faaliyetler)
• Başvuruyu en az 70.000 TL en fazla 100.000 TL’lik detaylandırılmış bir bütçe ile yapmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri kapsayan bir zaman planı sunmak

Bölgedeki ihtiyaçlarının aciliyeti ve sahada çalışan STK’ların yoğunluğunu göz önünde bulundurularak, İzmir Depremi Acil Destek Fonu için uygulanan başvuru süreçleri diğer fonlarımıza kıyasla daha basit olacak ve daha hızlı şekilde sonuçlandırılacaktır.

Başvuru yapmak isteyen kuruluşların İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuru formunu 11 Kasım 2020 Çarşamba günü saat 10:00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Fon hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci ve başvuru koşulları) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.