Category

Çocuk Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği, Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesini tamamladı. Proje kapsamında uzmanlar ve öğretmenlerle birlikte geliştirilen İhtiyaçtan Üretime: Öğrenme Materyali Tasarım Seti ile sınıflarda katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarının yaratılmasına destek olmayı hedefleyen BBOM’un Genel Koordinatörü Pelin İpek Boyacı ve Proje Uzmanı Etrit Shkreli Küçükural ile derneğin çalışmalarını ve COVID-19 salgının etkilerini konuştuk.

Çocuk Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesi yakın zamanda tamamlandı. Proje kapsamında yapılan çalışmaları ve projenin BBOM’un hedef kitlesine sağladığı katkıyı bizimle paylaşır mısınız?

Öncelikle Sivil Toplum için Destek Vakfı, Turkey Mozaik Foundation ve Çocuk Fonu sürecine destek veren herkese teşekkür ederiz.

Proje kapsamında hazırladığımız rehberin içindeki hikayemiz kısmında yer alan bölümden anlatılarla bu soruyu cevaplamak isteriz. Başka Bir Okul Mümkün Derneği olarak, hem BBOM Okullarında hem de BBOM Öğretmen Köyü içinde yer alan öğretmenlerin sınıflarını daha katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarına dönüştürmek üzere farklı deneyimlere ve materyallere sahip olduğu bilgisinden ve yeni materyallere de olan ihtiyaçla bu projeye başlamıştık. Amacımız mevcut deneyimi alandan uzmanların ve öğretmenlerin yol göstericiliği ile üretime dönüştürmek ve yaygınlaştırmaktı. Başvuru kabul edildikten sonra tek bir materyalin yaygınlaşması yerine daha sürdürülebilir ve çocukların farklı ihtiyaçlarına da karşılık gelmesi adına farklı materyaller tasarlamak için bir materyal üretim sürecinin desteklenmesinin mevcut ihtiyaca daha fazla katkı sağlayacağına karar verdik. Bu doğrultuda, proje kapsamında çocukların ve öğretmenlerin öğrenme süreçlerindeki farklı ihtiyaçlarına odaklı, kolay, erişilebilir ve uygun maliyetli materyalleri üretme süreçlerinin tasarımına destek verecek tasarım aracı ürettik. Bodrum’da, İstanbul’da ve Köyceğiz’de öğretmenlerle yapılan atölyelerdeki pilot denemeler sonucu öğretmenlerin önerileri ve değerlendirmeleri ile İhtiyaçtan Üretime: Öğrenme Materyali Tasarım Seti’ni tasarladık. Bunun dışında Amerika’daki Oyun Enstitüsü (Institute of Play) tarafından hazırlanmış rehberin bizim proje hedeflerimize katkı sunan kısımlarını çevirerek öğrenmeyi kolaylaştırmak üzere oyun tasarımı için kısa bir rehber yayınını hazırladık. BBOM Okullarında ve BBOM Öğretmen Köyü topluluğunda yer alan öğretmenlerin kendi sınıfları için geliştirdikleri öğrenme materyalleri süreçleri için görüşmeler yaptık. Öğretmenlerin deneyimlerini, süreçlerini ve geliştirdikleri materyallere ilişkin paylaşımları internet sitemizde yer alan Güncel Yazılar bölümünde ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden yayımlayarak öğretmenden öğretmene bir deneyim aktarımına hazırlanan tasarım seti ve bu paylaşımlar aracılığıyla katkı sunmayı planlıyoruz.

Bu proje sayesinde katılımcı ve barışcıl öğrenme ortamında kullanılan ya da ihtiyaç duyulan öğrenme materyalleri üzerine ilgili uzmanlarla öğretmenler birlikte düşündüler ve ürettiler. Her çocuğun farklı öğrenme hakkı olduğunu savunduğumuz için bu çalışma kapsamındaki üretimimiz bu savunumuzu somutlaştırmaya katkı sağladı. Bununla birlikte BBOM’un öğretmenleri destekleme, ekolojik duruş ve demokratik karar alma gibi çalıştığı alanlara da katkı sağlamış olduk.

BBOM’un alternatif eğitim modeli vizyonuyla hazırlanan İhtiyaçtan Üretime: Öğrenme Materyali Tasarım Seti’nden daha çok öğretmenin ve bu sayede daha fazla öğrencinin de yararlanarak verimli bir sınıf ortamında eğitim görmesi için çalışmalarınız devam ediyor. Tasarım setinin daha fazla sayıda öğretmen ve öğrenciye ulaşarak yaygınlaşması için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

COVID-19 süreci nedeniyle okullar açılmadığı için yaygınlaştırma çalışmalarımızı okulun açılması süreci ile paralel şekilde planlıyoruz. Haziran ayı içinde çevrimiçi çalışmaların fazla olması nedeniyle öncelikle proje çıktılarının tanıtıldığı bir çevrimiçi atölye ve panel düzenlemek ve öğretmenlerle yaptığımız görüşmelerde yer alan materyal önerilerini sosyal medya üzerinden yaygınlaştırmak ilk hedefimiz. Aynı zamanda BBOM Derneği’nin iletişimde olduğu STK, okul, öğretmen ve diğer kurumlarla e-posta yoluyla proje çıktılarını paylaşıyoruz. Okulların açılmasına yetişecek şekilde tasarım setinin baskısını yaparak da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz . Daha uzun vadeli hedefler kapsamında dernek içinde yer alan BBOM Modeli geliştirme ekibi, Çocuklar İçin Önce Öğretmen Projesi ve Öğretmen Köyü eğitimleri ile iş birlikleri kurularak materyalin çok sayıda öğretmen tarafından kullanılması, üretilen materyalleri bize iletecekleri bir iletişim alanı oluşturarak öğretmenden öğretmene bir paylaşım alanı yaratılması ve öğretmenler tarafından tasarım seti ile oluşturulan öğrenme materyallerinden en az iki tanesinin çocuklarla denenme sürecinde dair izleme ve değerlendirme çalışması yapılması planlarımız arasında yer alıyor.

Proje sürecinde öğretmenlerle yapılan Oyuncak Kampları atölyelerinde sınıf ortamındaki ihtiyaçlarla ilgili önemli geribildirimler aldığınızı belirtiyorsunuz. Bu çerçevede, öğretmenlerin sınıf ortamlarına ilişkin öne çıkan ihtiyaçları neler oldu? BBOM’nun vizyonu dahilinde sağlıklı bir sınıf ortamı nasıl olmalı?

Öğretmenler sınıf ortamlarında her çocuğun farklı öğrenme ihtiyacını karşılamakta zorlandıklarını, etkili olabileceklerini düşündükleri bazı materyallerin ücretlerinin yüksek olduğunu ve sadece akademik değil sosyal-duysal öğrenme anlamında da materyallere ihtiyaç duyduklarını belirttiler. Öğretmenlerin bir çoğu kendi materyallerini üretmeye çalışıyor. Tek başına üretmek yerine bir grup öğretmenin birlikte çalışarak, birlikte düşünerek materyal geliştirmenin de bir ihtiyaç olduğunu dile getiriyorlar.

BBOM’un vizyonu ile bağlantılı olarak sınıf ortamı katılımcı ve barışçıl öğrenme topluluklarıdır. Öğretmenlerden gelen ihtiyaçlar da bu tür bir sınıf ortamının yaratılmasına dair ihtiyaçlar. Bu sınıf ortamında; her çocuğun biricik olduğu, farklı hızda ve farklı şekillerde öğrendiği gerçeğinden hareketle materyaller hazırlanması, öğrenmeyi kolaylaştırması, çocukların görüşlerinin sürece dahil edilmesi, çocuklardan geri bildirim alma süreçlerinin oluşturulması, kararların birlikte alınması, ekolojik farkındalığın desteklenmesi beklenir. Bu sınıf ortamının yaratılması için öğrenme süreçlerini kolaylaştıran öğretmenler adına değil öğretmenlerle birlikte hareket edilmesi gerekiyor. Bu proje kapsamında oluşturulan set; yukarıda bahsi geçen süreçleri desteklemeyi ve bahsi geçen sınıf ortamının Türkiye’de yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyor. Tabi ki sadece bir tasarım seti, rehberler ve sosyal medya çalışmaları yeterli olmayacaktır. Bu proje kapsamındaki üretimler, BBOM’un diğer çalışmaları ile harmanlanarak vizyonumuzdaki öğrenme topluluklarının oluşumuna etki edecektir.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirler hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum BBOM olarak yürüttüğünüz faaliyetleri ve genel çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için geliştirdiğiniz yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Salgın sebebiyle alınan önlemlerden, okulların tatil edilmesi ve çevrimiçi kitlesel iletişim araçları ile eğitimin devam etmesi çalışmalarımızı en çok etkileyen tedbir oldu. Köyceğiz’de okul ve sınıflarda öğretmenler ile beraber yürüttüğümüz Çocuklar İçin Önce Öğretmen projesi bu sebepten duraklatıldı. Proje takvimimizde Nisan ayı itibariyle yapacağımız faaliyetlerin büyük kısmı Eylül ayı itibariyle uygulanmak üzere ertelendi.

Bununla beraber her yıl açtığımız Başlangıç Programları’nın modüllerini çevrimiçi platformlara taşıyabilmek için çalışmaya başladık. Nisan ve Haziran aylarında yapılacak yüz yüze buluşmaların yerine çevrimiçi buluşmalar yapmaya başladık. Yine de mevcut programın içeriğinde, çevrimiçi buluşmalar ile aynı verimi alamayacağımızı keşfettik. Şimdilerde, tüm Başlangıç Programı’nın dijitalleştirilmesi için hazırlıklar yapıyoruz.

Mevcut projelerin dışında, bugüne kadar BBOM tarafından düzenlenen Başlangıç Programları’nı tamamlayan öğretmenlerin oluşturduğu BBOM Öğretmen Köyü de salgın tedbirlerinden etkilendi. Öğretmenlik pratiklerinin dönüşümü, topluluk içinde öğretmenler arasında daha çok bağlantı kurma ihtiyacı doğurdu ve Bağlantı Çemberi, Oyun ve Hikaye geceleri gibi rutin çevrimiçi buluşmalar ile topluluk ruhunu besleyecek çalışmalar yapmaya başladık.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin hem kendileri ile hem çevreleri ile bağlantısını güçlendirmelerinin, bu gibi zorlu süreçlerde önemli olduğuna inanıyoruz. Bu sebepten sosyal medya üzerinden “15 Dakika’da Halimiz” isimli canlı yayınlar yaparak, ebeveynden ebeveyne, öğretmenden öğretmene bir deneyim aktarımına alan açtık.

Öğrenme ortamlarının yoğunluğunun sınıf odağından ev odağına taşınması ile de ebeveynlerin, çocukların öğrenme süreçlerini destekleyebilmesini kolaylaştırmak amacıyla Mayıs ayı boyunca “Çocuklar İçin Evde Öğrenme Sürecini Kolaylaştırmak” isimli 3 haftada 6 buluşmadan oluşan bir webinar serisi hayata geçirdik. Bu webinarlara katılan ortalama 25 ebeveynle yaptığımız değerlendirme çalışması ile de ebeveynleri destekleyebilecek başka neler yapabileceğimize dair çalışmaya başladık.

BBOM önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? COVID-19 salgınının ortaya çıkardığı ihtiyaçlar ve getirdiği değişiklikler de düşünüldüğünde öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitle ve projelerinizle ilgili bir değişiklik ya da yenilik yapmayı planlıyor musunuz?

BBOM’un önümüzdeki dönemde yapacağı çalışmaların büyük kısmı yine öğretmenleri güçlendirmek odağında olacak. Canlı yayın serisi olarak başlayan öğretmenden öğretmene deneyim aktarımı odağında yapılan çalışmaları farklı dijital platformlara taşımayı ve çeşitlendirmeyi hedefliyoruz. Öğretmenlerin okullara dönerken de en az salgının ilk zamanlarındaki gibi bir geçiş sürecine ihtiyaç duyacağını görüyoruz. Bu sebepten bir “Okula Dönüş” programı tasarlayarak, öğretmenlerin ve çocukların bu sürecini kolaylaştıracak çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

Sahada yürüyen projelerimiz ise Eylül ayı itibariyle kaldığı yerden devam edecek. Bununla beraber yine öğretmenleri destekleyici bir materyal olarak “Onarıcı Çember”, “Öğretmen Defteri” gibi, sınıfta katılımcı ve barışçıl öğrenmeyi destekleyecek kimi materyallerin hazırlığını tamamlamak üzereyiz. Bu yıl, geçtiğimiz dönemlerden farklı olarak, ebeveynleri de güçlendirecek çalışmalar yapmayı odağımıza aldık.

Sulukule Gönüllüleri Derneği Okula Dönüş Projesini Anlattı

By | Çocuk Fonu

İstanbul’un Fatih-Karagümrük bölgesinde risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla kadın ve çocuklarla hak temelli çalışmalar gerçekleştiren Sulukule Gönüllüleri Derneği’ne Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağlıyoruz. 10. yılını kutlayan derneğin bu süreçteki çalışmalarını, çeşitli nedenlerle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanmasını hedefleyen Okula Dönüş projesini ve COVID-19 salgınının etkilerini dernekten Aysun Koca ile konuştuk.

Vakfımızı takip edenler Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD)’ni ve çalışmalarını artık yakından tanıyor. Yakın zamanda derneğin 10. kuruluş yıl dönümünü kutladınız. Geçtiğimiz 10 yılda çalıştığınız alanda ne tür gelişmeler yaşandı?

On yıl içinde çalışma sistemimizde, sahanın ihtiyaçlarını gözeterek, birçok değişiklik yaptık. İlk yıllar okul derslerine odaklı ders destek etütleri yaparken, dernek mekanı içindeki çalışmalar çok daha yoğundu. Ancak mekanımız çok küçük olduğu için, çalışmalarımıza olan talep, kapasitemizin çok üzerinde olduğunda bu ihtiyaca yetişemiyorduk. O dönem, sadece bir okulda olan atölye çalışmalarımızı, yıllar geçtikçe bölgedeki diğer okullara da yaygınlaştırdık. Dernekteki faaliyetleri azaltarak, çocukların okulla bağını güçlendirecek atölyeler ve oyunlar yazmaya başladık.

Çalıştığımız okullarda mülteci çocuk nüfusunun artmasıyla atölyelerimizi çok kültürlü bir hale getirmeye başladık. Bütüncül çalışmaya odaklandığımız için bakım verenler, veliler, anneler ve öğretmenlerle de çalışmalara ağırlık vermeye başladık.
Bu on yıl içinde değişmeyen yönümüz, gönüllülerimizin desteğine olan ihtiyacımız ve gönüllülerimizle aramızdaki bağın kuvveti diyebilirim. Bunca yıl gönüllülük yapan pek çok arkadaşımız derneğin yönetim kurullarında yer alıyor ve saha ekibine dahil oluyor. Bütün bunların yanında değişmeyen yönlerimizden bir diğeri ise, mahalle ile olan iletişimi hiç bırakmamış oluşumuz diyebilirim. Çocuk Fonu kapsamında bu yıl desteklenen projemiz de biraz bu ihtiyaca yönelikti.

Vakfımızın önceki dönemde sağladığı hibe desteği ile hazırladığınız “Çocuklarla Çalışma Araçları ve Değerlendirme Süreci Raporu” Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin kurumsal hafızasına vurgu yapan ve alanda çalışırken kullandığı yöntemlerin etkisine dair bilgiler sunan bir çalışma. Bu rapordan en öne çıkan bulguları bizimle paylaşır mısınız? Bu bulgular derneğin çalışmalarını ne yönde etkiledi?

Çocuklarla Çalışma Araçları ve Değerlendirme Süreci Raporu, izleme değerlendirme sistemimizi kurmak adına oluşturduğumuz ve dediğiniz gibi kurumsal hafıza çalışmalarımızın ilkiydi. Bu raporun rehberliğinde her yılki gelişimimizi izlediğimiz raporlarımız bulunuyor. Raporda hem dernek içi çalışmaların etkisini hem de okullarda süren atölyelerin etkisini ayrı ayrı değerlendirdik. Dernekte oyun temelli gerçekleşen atölyelerin çocukların uyum becerilerinin gelişmesine destek olduğu, odaklanma sorununda azalmaya katkı sağladığı, kaygı düzeyinde azalmayı desteklediği, çocukların sosyal adaptasyonunu artırmaya katkı sağladığı ve özgüvende artışa sebep olduğu gözlendi. Okullarda ise şiddetsiz iletişim kurmanın en fazla zorlanılan alan olduğu belirlendi. Bu bilgiden hareketle bir sonraki yıllarda şiddetsiz iletişim temalı oyunları arttırdık. Raporun bir diğer özeti olarak, çocukların isteğinin daha fazla oyun olduğunu gördük.

Derneğin yıllar içinde geçirdiği evrimi de göz önünde bulundurursak, oyunla öğrenme atölyelerinin niceliğini ve niteliğini artırarak okul içinde geçirdiğimiz süreyi fazlalaştırmak sonraki yıllarda geliştirilen programlarımızın önceliği oldu. Bunun bir yansıması olarak, bu yıl Fatih’te 5 farklı okulda, her hafta 20 farklı grupla atölye gerçekleştirdik. Her yıl güncellediğimiz raporlarımız için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Okula Dönüş projesi, önceki çalışmalarınızdan farklı olarak okul terkinin önlenmesini değil, örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ve ebeveynlerinin güçlendirilmesi yoluyla okula dönmelerini sağlamayı amaçlıyor. Böyle bir projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz?

Proje kapsamında Fatih ilçesinde okula başlamış bırakmış ve uzun süreli devamsızlık yapan çocuklar tespit edecek, içlerinden okula devam etmeye ikna edilenler için onlara hitap edecek sosyal gelişim atölyeleri ile okula hazırlık atölyeleri gerçekleştireceğiz. Bunun yanında, çocuklarla doğrudan ilişkili olan ebeveynleri, başta çocuk hakları olmak üzere, risk altındaki çocuklarla ilgili konularda güçlendirerek odağı çocuklar olan hedeflere ulaşılması konusunda destek mekanizmaları kurmayı hedefliyoruz.

Projeye ihtiyaç duyma sebebimiz, saha çalışmalarını sürdüğümüz bölge olan Karagümrük’te, özellikle 10-16 yaş arası çocuklar arasında okulla bağı zayıf olan, uzun süre devamsızlık yapan ve okulu terk etme riski bulunan çocukların sayısının artmasına dair gözlemlerimiz. Eğitim Reformu Girişimi tarafından hazırlanan Eğitim İzleme Raporu 2019’a göre, 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci sayısı 2018 yılı verilerine göre ilkokulda %5.7, ortaokulda (temel eğitim) %10, imam hatip ortaokulunda %8.9, mesleki ve teknik ortaöğretimde %44 ve Anadolu imam hatip liselerinde %36 olarak ifade ediliyor. Aynı raporda 9. sınıflarda sınıf tekrarı oranı ise %10,4 olarak belirtiliyor.

Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve adalet sistemi ile tanışma mahalledeki çocukların birçoğunun karşı karşıya kaldığı durumlardan oldu. Bu durumlar devamsızlıkların ve okul terkinin artmasına yol açtı. Birçok çocuk yaşı sebebiyle örgün eğitim sisteminin dışına çıktı, açık ortaokul ve açık lise seçeneğine yönlendirildi. Ancak çocukların, herhangi bir destek olmadan dışarıdan okul bitirme süreci hiçbir zaman başarı ile tamamlanamadı. Okuma yazma bilmeme, yaşının sınıf arkadaşlarından çok daha büyük olması, ayrımcılık, geç kayıt, maddi yetersizlik içerisinde olma, uyum sorunları yaşama, psiko-sosyal anlamdaki yetersizlikler nedeniyle okul ile bir defa bağı kopmuş çocukların; akranlarının, bakım verenlerinin ve uzmanların desteğiyle güçlendirilmesi gerektiği ihtiyacı ile bu projeyi hazırladık. Bu proje ile, Fatih bölgesinde okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp herhangi bir sebeple okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ihtiyaçlarına yönelik atölye çalışmaları yaparak okulu terk etmesine neden olan etmenleri azaltmayı, onları eğitim sistemine dahil etmeyi istiyoruz.

Okula Dönüş projesinin derneğinizin bu alanda yaptığı çalışmalar açısından yeni ve yaygınlaştırılabilir bir modele dönüşeceğini düşünüyor musunuz? Projenin ve bu modelin uzun vadede etkili olabilmesi için çocuklara ve gençlere yönelik olarak ne tür destek mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu model 2008-2009 döneminde başlayan, Sulukule yıkımının etkisi devam ederken, o dönem Milli Eğitim Bakanlığı ve UNICEF’in birlikte yürüttüğü Yetiştirici Sınıf Öğretim Programı’na (YSÖP) benziyor. O dönem okula gidip bırakmış veya hiç başlamamış çocukların ikna edilip, onlar için belirlenmiş okulda hızlandırılmış eğitime katılarak bir sonraki yıl yaşıtları ile aynı seviyeden okula başlamalarını hedefleniyordu. Pratikte birçok eksiği olan bir çalışma olsa da pek çok çocuk bu sayede okula dahil olabildi. Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin çalışmalarının başlangıcı ve dernek fikri de bu çalışmaların ardından doğmuştu.

Okula Dönüş projesi de bir miktar bu programa benzeyecek. Okula dönmeye ikna ettiğimiz çocuklar için, örgün eğitime yönelik bir program yerine, bilişsel, sosyal ve fiziksel olarak okula hazırlayacağımız atölyeler kurgulayacağız. Eğitim sistemine sonradan ya da tekrardan dahil olan çocukların, okulla bağının güçlenmesi ve kopmaması için okul hayatı boyunca desteklenmeye ihtiyacı olacak. YSÖP’deki deneyim bize bunu öğretti. Proje kapsamındaki örgün eğitim sistemine dahil olan çocukları mümkün olduğunca okul atölyelerine dahil etmeyi, yaşı nedeniyle fiziksel olarak okula gidemese de açık ortaokul veya açık lise süreçlerine dahil olanlarla ise ihtiyaçlarını gözetecek şekilde iletişimde kalmayı hedefliyoruz.

Daha önce de bahsettiğim gibi, farklı nedenlerle Türkiye’de okulu terk etme oranı yüksek olduğu için uygulayacağımız proje gibi modellerin yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Okulu bırakma durumu çok katmanlı bir sorun olduğu için çocukları bilişsel, sosyal ve fiziksel olarak okula hazırlayıp okula başladıktan sonra da alandaki diğer aktörlerle beraber onları takip etmek gerekiyor.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve diğer çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Alınan tedbirler doğrultusunda SGD olarak dernek mekanını kapatarak evden çalışma düzenine geçtik. Bu süreçte haliyle tüm saha faaliyetlerimizi durdurduk. Çocuk Fonu kapsamında bu dönem kabul edilen Okula Dönüş isimli projemizin başlama dönemi Mart ayıydı. Henüz hiç saha çalışmasına başlamadığımız için proje dönemini Haziran’a veya gerekli olursa biraz daha ileri bir döneme erteleme yoluna gittik.

Bu süreçte tüm projelerimizin sahası durduğu için elimizdeki bilgilerle hazırlayabildiğimiz raporlara odaklanmaya, saha çalışması boyunca yeterli zaman ayıramadığımız kapasite geliştirme işlerine zaman ayırmaya başladık. Son haftalarda en aktif olarak yürüttüğümüz iş, hedef kitlemiz olan çocuklar ve kadınlarla telefon aracılığı ile bilgi almak ve ihtiyaçlarını belirlemek oldu. Bir sonraki aşamada ihtiyaçları gidermeye yönelik yapılabilecekler hakkında çalışacağız. Gönüllülerle bağımızı sürdürmeye çalışıyor, normal şartlarda aylık olarak yaptığımız buluşmaları, haftalık olarak düzenliyoruz.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği Çocuk Fonu Kapsamında Çalışmalarına Başladı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Fikir Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) kültürel, bilimsel ve sanatsal eser üretiminin desteklenmesi ve bu alanda eğitim ve burs faaliyetlerinin hayata geçirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek bünyesinde faaliyet gösteren Çocuk Hakları Merkezi’ni, hibe desteği verdiğimiz projeleri Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım ve COVID-19 salgınının çalışmalarına etkisini projenin koordinasyonunu yürüten Ezgi Koman ile konuştuk.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği’nin kuruluş amacını ve yürüttüğü çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği; 2015 yılında mülteci, çocuk, LGBTİ, medyada eşit temsil alanlarında çalışmalar yapmak, hak sahiplerine erişemedikleri eğitim ve sağlık bursları ve desteklerini sağlamak amacıyla kurulmuş Ankara merkezli bir sivil toplum örgütüdür.

Derneğin bünyesinde faaliyet gösteren Çocuk Hakları Merkezi, çocuk hakları ile ilgili hangi alanlarda ve ne tür çalışmalar yapıyor?

Çocuk Hakları Merkezi 2017 yılından beri çalışmalarını yürütüyor. Ancak çalışmalarının daha sistematik ve bir program etrafında gerçekleşmesi geçtiğimiz yıl başladı. Çocuk Hakları Merkezi; çocukların hak ve özgürlüklerinin yaşama geçmesi için ihlalleri görünür kılan, izleme ve raporlama yaparak politika öneren; aynı zaman somut modeller ve kaynakları geliştiren bir merkez. Son iki yıldır odaklandığı temel alanlar ise çocuk işçiliği, çocuğa yönelik cezasızlık, mülteci çocuklar ile iş dünyası ve çocuk hakları konuları oldu.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde, Turkey Mozaik Foundation’ın sağladığı finansal destekle Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

İnsan hakları hareketi Türkiye’de de uzun süredir hak ihlalleriyle mücadele ediyor. Bazı alanlarda olumlu bir değişim ve dönüşüm sağlandığı mutlak. Ancak bazı alanlarda gösterilen çaba, elde edilen gelişme ve ihlallerdeki gerileme ile ne yazık ki doğru orantılı değil. Çocuğa yönelik ayrımcılık da aynı şekilde. Ayrımcılık, bir insan hakları ihlali olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Zaman zaman şekil değiştiriyor, zaman zaman çeşitli nedenlerle yeniden üretiliyor, bazen artıyor, bazense daha görünür oluyor. Ama ne yazık ki tüm çocuklar ayrımcılığın değişik biçimlerine, değişik ortamlarda ve değişik failler tarafından maruz kalmaya devam ediyor.

Çocuğa yönelik ayrımcılığı ortadan kaldırmak, ayrımcılığı üreten ilişkisel ve yapısal örüntüleri, mekanizmayı ve sistemi tüm özneleri ve ilişki biçimleriyle anlamak ve etkili stratejiler geliştirmekle mümkün.

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation desteği ile yürütmeye başladığımız bu proje de çocuğa karşı ayrımcılığa karşı etkili stratejiler geliştirmeyi hedefliyor. Bu hedefine ulaşmak için de çocuğa yönelik ayrımcılıkla ilgili olabilecek öznelerle bir araya gelecek ve ortak stratejiler hatta taktikler geliştirmeye çalışacağız. Bütün bunlar Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Strateji Setinde yer alacak. Bu süreçte bir araya geleceğimiz özneler ise çocuklar, sanatçı ve medya çalışanları, meslek elemanları, sivil toplum temsilcileri ve ebeveynler olacak.

Proje kapsamında, başta yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumları olmak üzere farklı paydaşlarla paylaşmak üzere “Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Strateji Seti”ni hazırlamayı hedefliyorsunuz. Yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumları bu setten nasıl faydalanabilirler?

Bu setin; çocuklarla ilgili ayrımcı pratikleri, ayrımcılığın temel örüntülerini, sebep ve sonuçlarını görünen ve görünmeyen yanlarıyla ele almasını hedefliyoruz. Tüm bunların yanı sıra politika ve belki uygulama önerileri de yer alacak. Yerel yönetimler de kamu idaresi de bu set aracılığıyla; öncelikle çocuğa yönelik ayrımcılıkla ilgili yükümlülüklerinin bir kere daha farkına varabilir, ayrımcılığa karşı uygulanabilir pratikler geliştirebilirler. Elbette bu süreçlerde FİSA Çocuk Hakları Merkezi kamu idaresiyle de yerel yönetimlerle de ortak çalışmalar yapmaya çok açık.

Korona virüsü kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve diğer çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Biz bu proje kapsamında; Nisan ayından itibaren 2’şer günlük 5 atölye yapmayı planlamıştık. Bu atölyelerde çocuğa yönelik ayrımcılık ele alınacak ve çıktılarından strateji seti oluşturulacaktı. Küresel salgın sebebiyle alınan tedbirler kapsamında biz de ne yazık ki faaliyetlerimizi daha önce planladığımız şekilde gerçekleştiremiyoruz. Bu yüzden projemizin hedeflerini ve çıktılarını değiştirmeden, yöntemsel bir değişiklik yaptık. Bu değişiklik ile 12’şer kişilik atölyeler yerine çocuğa yönelik ayrımcılığı tüm yönleriyle ele alabileceğimiz çevirimiçi birebir görüşmeler yapacağız. Çocuklarla yapılacak atölyeyi ise, çevirimiçi görüşmelerin uygun olmayacağını düşündüğümüzden, ileriki bir tarihe erteledik. Bu görüşmelerin sonuçlarından yine strateji setini oluşturmayı planlıyoruz.

Küresel salgın elbette bizim de çalışmalarımızı evlerden yürütmemize yol açtı. Yani biz evde kalabilen şanslı gruptanız. Devam eden çalışmalarımızı başka araç ve yöntemlerle yürütmeye çalışıyoruz. Ama asıl bu sürecin çocuklar üzerindeki etkisini azaltmak için politika önerileri geliştirmeye ve süreci çocuk hakları temelinde izlemeye çabalıyoruz.

DİSA, Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesi için Çalışmalarına Başladı

By | Çocuk Fonu

Farklı program alanları altında yürüttüğü araştırmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yapan Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi kapsamında desteklediğimiz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesi için çalışmalarına başladı. DİSA Enstitü Koordinatörü Atalay Göçer ve araştırmacı ve psikolojik danışman Aysel Fidan ile DİSA’nın araştırma programlarını, Önce Çocuk projesini ve COVID-19 salgının çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) farklı program alanları altında yürüttüğü çalışmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yapıyor ve ilgili konularda politika geliştirilmesine destek olmayı amaçlıyor. DİSA’nın çalışmalarında hangi alanlara odaklandığını bizimle paylaşır mısınız?

Enstitümüz çalışmalarını dört araştırma programı ekseninde yürütüyor. Anadili ve Pedagoji Araştırma Programı’nda eğitimde anadilinin kullanılmamasından kaynaklanan sorunlar ile dil ve eğitim politikalarını ele alan araştırmalar yapılarak anadili temelli çok dilli eğitime dair model önerileri geliştiriliyor. Enstitümüz anadilini sosyalleşme evresinde ve örgün eğitim süreçlerinde geliştiremeyen çocuklar nezdinde diller arası hiyerarşinin sonuçlarını ortaya koyuyor ve çok dilli yaşamın pedagojik imkanlarını araştırıyor. Anadilin kuşaklar arası değişimi, linguistik sınırlamaların toplumsal algı ve dışlanma ile ilişkisi, sözlü çocuk edebiyatı ürünlerinin ve oyunların eğitim kaynaklarına dönüştürülmesi, çok dilli ve çok kültürlü eğitim modelleri, toplumsal travma yaşamış çocuklarda kültürel yaratıcılık potansiyelinin teşvik edilmesi ve eğitimci eğitimi konuları bu araştırma programının öğeleri arasında yer alıyor.

Adalet ve Barış İnşası Araştırma Programı; dünyada çatışma çözümü olarak tanımlanan çalışmaların bölge realitesi ışığında çözümlendiği bilgi ve veri üretimini içeriyor. Adaletin bir hukuk düzenlemesi, barışın ise pazarlık sonucu ulaşılan bir asayiş durumuna indirgenmesinin uzun ve iniş-çıkışları olan bir barış inşasından farkını ortaya çıkaran araştırmaları, karşılaştırmalı analizleri ve tartışmaları yürütüyor. Silah bırakma ve silahsızlanma, paramiliter ve paralel yapılar, sivil halkın korunması, çatışma sonrası ve topluluk temelli adalet, geçmişle yüzleşme ve hakikatleri açığa çıkarma, farklı ülkelerdeki geçiş, müzakere ve barış inşası süreçleri, bölgesel çatışma dinamiklerinin yerel süreçlere etkileri, arabuluculuk ve izleme mekanizmaları, kesintiye uğrayan süreçlerin analizi gibi alt-araştırma ve tartışma alanlarında yapılan çalışmaları kapsıyor.

Diyarbakır İçin Sürdürülebilir Yaşam ve Mekan Araştırma Programı; insan merkezli, ademi-merkeziyetçi ve dayanışmacı bir yerel ekonominin, doğal ve kültürel dokuya duyarlı mekan politikalarının imkanları üzerine odaklanan bir program. Bölgede ekonomik gelişmeyi toplumsal sonuçlarından kopuk ele alan merkeziyetçi-bürokratik güdümlü yatırım ve kentleşme politikalarının insani gelişme sorunlarını büyütmesi gerçeğinden yola çıkarak yapılan araştırmaları yürütmek ve sonuçlarını tartışmak hedefi ile tasarlandı. Kent ve barınma politikalarında katılım, barış ekonomisi, özerklik ve merkezi kaynak dağılımı, katılımcı bölgesel ekonomi ve yeşil kentleşme örnekleri, kooperatif sosyal dayanışma ağı ekonomileri, yakın-yerellik tarımı, mekan-insan-doğa ilişkisinin iktisadı, yoksullukla mücadele politikaları bu programın Diyarbakır ve çevresine özgü araştırma alt başlıkları.

Her ne kadar enstitümüz ve araştırma programlarımız bünyesinde yürütülen olan tüm çalışmalar toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini temel alsa da özellikle bu alanda derinleşmek amacıyla geçtiğimiz yıl kurulan Diyarbakır için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırma Programı; toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak üzere bu konuda farkındalık geliştirmek, ayrımcılık temelli eşitsizliğin dinamiklerini anlamak, eşitliğin sağlanmasında bireysel ve toplumsal uygulanabilir çözümleri tartışmak için bilgi üretmeyi hedefliyor. Farklı sosyo-ekonomik arka plandan kadınların toplumsal cinsiyet meselesine yaklaşımı, ayrımcılıkla mücadele yöntemleri ve kamusal varoluş biçimleri, cinsiyetlilik-kadın(sı)lık-erkek(si)lik tartışmaları, kadın/feminist hareketlerin ittifak ve dayanışma politikaları ile LGBTİ+ kapsayıcılığı araştırma alanları arasında yer alıyor.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesinin amaçlarından ve bu amaçlar doğrultusunda gerçekleştireceğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Dört araştırma programımızın kesişiminde yürütmekte olduğumuz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesi kapsamında toplumsal barışın inşasında sivil toplumun yedi temel işlevinden biri olan Çatışma Süreçlerinde Vatandaşların Korunması ile Yılmazlık ilkeleri (anadili temelli çok dillilik, kültür-sanat odaklılık, çocuk katılımı) uyarınca çocukların özgüven ve yaratıcılıklarının artırılarak çatışma etkisiyle baş etme yöntemlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Hedef kitlesi Diyarbakır’da Suriçi’nde yaşanan çatışma nedeniyle Suriçi’nin farklı mahallelerinde yaşayan ya da Diyarbakır’ın farklı semt ve ilçelerine göç etmiş sosyoekonomik açıdan dezavantajlı konumda bulunan ailelere mensup çocuklar ve sorumlu ebeveynleri olan projede çoğunluğu kadın olan, çocukları ile birlikte psikososyal destek alan sorumlu ebeveynlerin hem kendilerinin hem de çocuklarıyla iletişimlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Bu doğrultuda; Diyarbakır’a bağlı Suriçi’nde 2015 yılında yaşanmış olan silahlı çatışmalara maruz kalmış, tanıklık etmiş çocuklar ve sorumlu ebeveynleriyle birlikte terapötik çalışma yürütecek psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilere (kolaylaştırıcı) yönelik sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları üzerine 2 aylık bir eğitim programı düzenlenecek. Bu eğitim programı ile kolaylaştırıcılar alanında yetkin kişilerden eğitim alacak ve bu sayede kapasiteleri gelişecek. 60 çocuk ve 60 sorumlu ebeveyne yönelik ayrı ayrı kapalı grup çalışması ve 3 ay sonra da ebeveyn ve çocuk iletişimini artırmaya yönelik eğitim almış olan kolaylaştırıcıların desteğiyle çocuk ve ebeveyn gruplarının birleştirilerek çocuk ve ebeveyn arası iletişimi geliştirmeye yönelik 3 aylık karma kapalı grup çalışması yürütülecek. Çalışmanın başında kapalı gruplar oluşturulurken hedef gruplar tercih edecekleri dile göre 3 kategoriye ayrılacak. Kürtçe, Türkçe ve çift dilli kapalı gruplar aile görüşmeleri sırasında çocukların ve sorumlu ebeveynlerinin tercihlerine göre belirlenecek. Çalışma sonrasında tercih edilen dilin psikolojik iyileşmeye etkisi ölçülüp değerlendirilecek. Proje kapsamında 2 kitap yayınlanacak: Kürtçe ve Türkçe dillerinde çocuklara ve ebeveynlerine yönelik etkinlik rehberi ve ebeveyn ve çocukların psikolojik iyileşmelerini (ayrı gruplarda ve birleştirilmiş gruplarda), dilin ve sanatın psikolojik iyileşmeye etkisini değerlendiren analiz raporu.

Proje kapsamında öncelikle psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerle sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Çeşitli uzmanlık alanlardan kişileri bu konularda güçlendirmenin çocuk hakları alanında yapılacak çalışmalara ne tür katkılar sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Eğitim programına katılacak psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin, çocuklara ve sorumlu ebeveynlerine yönelik sanat ve oyun terapi teknikleri aracılığıyla travma ile baş etme, travma sonrası stres bozukluklarının iyileştirilmesi, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin iyileştirilmesi, psikolojik gelişimle ilgili ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi ile alanlarında ihtiyaç temelli (sanat ve oyun terapi teknikleri aracılığıyla travma ile baş etme, travma sonrası stres bozukluklarının iyileştirilmesi, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin iyileştirilmesi, psikolojik gelişimle ilgili ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi alanlarında) grup terapisi yürütebilmeleri doğrultusunda kapasite artırımı sağlanmış olacak.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin dört temel ilkesi olan; yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun yüksek yararını gözetmek, çocuğun katılımının sağlanması ve ayrımcılık gözetmemek konularıyla ilgili eğitimlerle katılımcıların çocuk algısı ve hak temelli yaklaşıma sahip olmaları öngörülüyor. Bu eğitimlerle psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanından kolaylaştırıcıların çocuğa yönelik terapötik müdahale için uygun terapötik dili ve yaklaşımı benimsemeleri hedefleniyor. Çocuklarla çalışma tecrübesi bulunan uygulayıcıların bile dönem dönem sahip oldukları bilgi ve becerileri tazelemeleri önemlidir. Bu durumu, hem onların kapasitelerine bir katkı, hem de çalışmanın verimliliğinin olmazsa olmaz bir parçası olarak gördüğümüz için eğitim sürecine çocuk algısı ile başlamamız ve çocuklarla kurulacak dilin, terapötik gelişimi sağlayacak etkinliklerin yaşa göre seçilmesinin öneminin ve çeşitli uygulamaları kapsayan etkinlikleri içeren anlatımların eğitimin sonlarına doğru yeniden ele almamız bu bağlamda doğru bir çocuk algısı ile çalışma yürütme isteğimizle ilişkili. Çocuk haklarına ve algısına ilişkin hafızası güçlenen psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişiler, eğitim programını yürütecek olan uzmanların danışmanlığında, hem kendi çalışma alanlarında hem de çatışma etkisi altındaki çocuk ve sorumlu ebeveynlerine yönelik psikososyal destek çalışmalarında kullanılmak üzere etkinlik kılavuzu hazırlayacak. Çalışma öncesinde verilen eğitim ve proje kapsamında yayınlanacak etkinlik kılavuzu hem çalışmada yer alan kolaylaştırıcıların çocuk hak temelli terapötik bir süreci verimli bir şekilde yürütebilmelerine, hem de benzer alanda çalışma yürüten ruh sağlığı ve sanat alanından kişilere katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Önce Çocuk projesi sonunda sanat ve anadilin travma sonrası psikolojik iyileşme sürecine etkisi hakkında bir araştırma raporu hazırlanacak. Bu araştırmanın, çocuk hakları alanında çalışan ve bu alanda politika önerileri geliştiren kurumlara ne tür katkılar yapmasını öngörüyorsunuz?

Proje kapsamında iki çalışmanın çocuk hakları alanında çalışan ve bu alanda politika önerileri geliştiren kurumlara katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bunlardan ilki yukarıda kısmen bahsettiğimiz etkinlik kitapçığı. Çalışma süresince yürütülecek etkinlerin kılavuz niteliğinde paylaşımı travmaya maruz kalmış ve hayatta kalan çocuklara ilişkin yürütülecek çalışmalarda psikolojik gelişimin sanatla desteklenmesi noktasında ön açıcı bir yerde duracaktır. Travmaya maruz kalmış çocuklara ve onların sorumlu ebeveynlerine yönelik sağlanacak ruh sağlığı hizmetinin sadece bireysel terapi şeklinde olmayabileceği ve sanat alanlarının psikolojik ilerlemeye katkısının bu alanda çalışanların gündemlerinde tutulması önemlidir. Grup çalışmaları ile birden fazla kişiye destek sunulması, sanat alanının gelişimi hızlandırması sınırlı kaynakla yoğun travmalara müdahalede bulunmak isteyen çocuklara yönelik hak temelli çalışma yürüten kişi ve kurumlara rehber niteliğinde katkı sunacağını ve literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Projenin diğer bir ayağı olan tercih edilen dilde alınan psiko-sosyal müdahale programının çocuk ve ebeveynlerine nasıl etki edeceği araştırması, katılımcıların bu çalışmadan nasıl fayda sağladıkları, bu faydanın tercih edilen dille ilişkisi ve sanat alanının bu faydayı sağlamadaki rolü incelenecek. Çok dilli toplumlarda psikolojik desteğin belirli bir dil üzerinden verilmesi yürütülen çalışmaların veriminin sorgulanması gerekliliğini ortaya koyuyor. Literatüre bakıldığında farklı ülkelerde gerçekleştirilen travmaya müdahale programlarının fayda sağlayıcılar odaklı hazırlandığı görülüyor. Hak temelli her program fayda sağlayıcısı kişilere (çocuk veya erişkin fark etmeksizin) odaklanmalı ve üst düzey yarar için bu programların adil, eşitlikçi, kapsayıcı, yerelin ihtiyaçlarını göz önüne alınması gibi temel prensipler üzerine kurulması gerekiyor. Çocuk hak temelli çalışan kurumların ilk amacı çocuğa erişimdir ve psikolojik erişim için çocuğun kendini ifade etmek istediği şekilde ve dilde ifade edebiliyor olması gerekir. Bireylerin tercih ettikleri dilin bu bağlamda psikolojik gelişimi destekleyeceğini öngörüyoruz. Çocuk alanında hak temelli çalışma yürüten kurumlara araştırma raporu ile tercih edilen dilin terapötik sürece etkisi ve çocuklarla çalışma yürütürken sanat alanının kapsanması gerekliliğine ilişkin verilerle katkı sağlanmış olacak.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Neyse ki COVID-19 salgınına dair Türkiye’de ilk ölüm gerçekleştiğinde, çalışmamıza ara vermeye karar verdiğimiz aşamada kolaylaştırıcı eğitimleri tamamlanmış hatta grubu oluşmuş olan kolaylaştırıcılar dört modüllük etkinlik programının ilk modülü olan “sevgi ve güven alanının oluşturulması” için etkinliklerini büyük ölçüde tamamlamıştı.  Gelinen aşamada çalışmaya belirsiz bir süreliğine ara verildiğine dair bilgilendirme yapılan ailelerle iletişimimiz telefon üzerinden de olsa devam ediyor. Grup çalışmasına dahil olan kadın ve çocuklardan bazılarının özlem içerisinde olduklarını kolaylaştırıcı arkadaşlarımız oluşturduğumuz Whatsapp grubunda aktarıyorlar.

DİSA olarak bileşeni olduğumuz Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağı’nın, mevcut sürecin yarattığı ihtiyaca binaen sosyal medyada paylaşmak üzere hazırladığı çocuklar ve sorumlu ebeveynleri için koronavirüs salgını hakkında bilgilendirme ve pandeminin psikososyal etkisiyle baş etme yöntemlerine dair yazılı ve görsel çalışmalar ile ebeveynlerin evde çocuklarına ya da çocuklarıyla birlikte uygulayabileceği oyun ve etkinliklerden oluşan kaynak ve materyalleri çalışmamıza katılan ailelerle paylaştık. Halihazırda iletişimde olduğumuz kolaylaştırıcı ve eğitmenlerimizle online süpervizyon toplantıları gerçekleştirebildiğimiz gibi uzman eğitmenlerin desteği ile kolaylaştırıcı arkadaşlarımızla baskıya hazırlamak üzere etkinlik programı kitapçığı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Koronavirüs sürecinden sadece aileler ve çocuklar değil çalışmamızda yer alan kolaylaştırıcılar da olumsuz yönde etkilenebiliyor. Stresli yaşam olaylarını tetikleyen pandeminin kolaylaştırıcıları nasıl etkilediği ve onların bu süreçte öz bakımlarına faydalı olabilecek önerilerin de ele alınması çalışmamız açısından önemli. Bu bağlamda planlanan süpervizyon çalışmalarının birinde koronavirüs süreci, onun kolaylaştırıcılar üzerine etkisi, bu süreçte baş etme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bu sayede kolaylaştırıcıların psikolojik sağlamlıklarının artırılması hedeflenmiştir.

Çocuk Fonu Kapsamında Desteklenen Sivil Toplum Kuruluşları Çalışmalarına Başladı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projeleri ve kurumsal kapasitelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde desteklediğimiz STK’lar çalışmalarına başladı.

Çocuk Fonu’nun bu döneminde Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü, Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği, Ordu Kadını Güçlendirme Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Sulukule Gönüllüleri Derneği’ne toplam 276.680 TL hibe desteği sağlandı.

Fon kapsamında desteklediğimiz kuruluşlar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili raporumuza buradan ulaşabilirsiniz

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği Çocuk Fonu Kapsamında Çalışmalarına Başladı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Ordu Kadını Güçlendirme Derneği, başta kadın ve çocuk hakları alanlarında çalışmalar yürütüyor. Derneğin Genel Sekreteri Aysun Aydın ile Ordu ve çevre illerinde yaptıkları çalışmaları, mevsimlik göçün Ordu’da sebep olduğu sosyal sorunları ve Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Oyunlarla Çocuk Hakları projesini konuştuk.

Başta kadınlar olmak üzere genç, engelli ve çocuk grupları için hak temelli çalışmalar yürüten bir sivil toplum kuruluşu olan Ordu Kadını Güçlendirme Derneği’nin kuruluş hikayesinden ve yürüttüğü çalışmalardan bahseder misiniz?

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği, 2010 yılında bir grup girişimci kadın tarafından kuruldu. Kurucumuz ve başkanımız Mehtap Mihriban Yuva. Kuruluş amacımız, kadın girişimciliğinin desteklenmesi olsa da zamanla derneğe başvuru yapan kadına ve çocuğa yönelik şiddet vakaları sebebiyle Dernek, çalışma odağını değiştirmeye karar verdi. 2011 yılından bu yana hak temelli çalışmalar yürüten Derneğimiz, kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı eğitim ve farkındalık çalışmalarının yanı sıra; çocuk ihmal ve istismarı başta olmak üzere çocuk koruma ve çocuk işçiliği konularında çalışmalar yürütüyor. Özellikle, kadına yönelik şiddet, çocuk ihmal ve istismarı konusunda vaka temelli çalışırken; toplumsal cinsiyet, çocuk koruma ve çocuk işçiliği konularında farkındalık arttırma ve savunuculuk temelli çalışmalar yürütüyoruz. Dernek merkezimiz Ordu’da olmakla birlikte Samsun, Giresun ve Trabzon gibi şehirlerde de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca, kadın ve çocuk hakları çalışmalarımızın yanı sıra diğer dezavantajlı grupların yaşadığı hak ihlallerine yönelik de çeşitli çalışmalarımız bulunuyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yaygınlaştırılması amacıyla farklı grupları bir araya getiren ve bu konu üzerine tartışmaların yürütüldüğü atölyeler düzenliyoruz. Örneğin Eşitlik Mahallelerden Başlıyor isimli projemiz ile Ordu ilinde 92 muhtarla toplumsal cinsiyet odaklı atölye çalışmaları gerçekleştirdik. Son olarak, Ayrımcılığa Karşı Sivil Toplum ve Yerel Medya İş birliği projemiz ile Ordu ve Giresun illerinde faaliyet gösteren yerel medya çalışanları ile toplumsal cinsiyet odaklı atölyeler düzenledik. Bu atölyeler sonucunda yerel medya için bir toplumsal cinsiyet politikası oluşturduk.

Çalışma alanlarımızdan bir diğeri ise çocuklar. Çocuk istismarı konusunda vaka temelli çalışmalar yapıyoruz. Yine 2012 yılından bu yana ise mevsimlik tarım göçünün çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri üzerine çalışıyoruz. Bu konuda özellikle çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda fındık üreticilerine yönelik farkındalık oturumları düzenledik. Mevsimlik tarım işçilerinin konaklama yerlerine ziyaretler düzenliyoruz. Yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yerel makamlarla görüşmeler yapıyoruz. Ordu özelinde mevcut durumu ortaya koymak açısından çok önemli bulduğumuz bir çalışmamız var. 2019 yılı hasat döneminden bu yana Mevsimlik Tarım Göçüne Katılan Çocukların İyi Olma Hallerinin Belirlenmesi projemizi yürütüyoruz. Proje ile mevsimlik tarım göçünün çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymayı hedefliyoruz. Yine, yerel medya ile olan çalışmamızda, yerel medya için bir çocuk koruma politikası oluşturduk. Ordu Barosu ve Gazeteciler Federasyonu’nun ortaklığında Ordu ve Giresun’da altı çalıştay gerçekleştirdik ve bu çalıştayların sonucunda Yerel Medyada Çocuk Koruma Politika Belgesi’ni oluşturduk. İleriye yönelik bir izleme mekanizması oluşturmayı da planlıyoruz.

Dernek olarak, mevsimlik tarım işçileri ve çocuklarına yönelik çalışmaların öncelikleriniz arasında yer aldığını görüyoruz. Mevsimlik tarım göçünün yoğun olduğu illerden biri olan Ordu’da yaşanan durumu ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız?

Dünya fındık üretiminin %25’i, Türkiye fındık üretiminin ise %35’i Ordu’da yapılıyor. Fındık üretiminin Türkiye genelinde en yüksek olduğu il olan Ordu aynı zamanda yoğun mevsimlik tarım göçü alan bir il. Fındık hasadı döneminde gelen işçiler, Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilme Projesi (METİP) alanları olarak tanımlanan çadır kentlerde ya da çoğunlukla bahçe sahipleri tarafından gösterilen yerlerde konaklıyorlar. Ordu’ya gelen mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin sayısının 110 bine yakın olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı içerisinde çocukların oranı daha fazla. Ordu ili genelinde, toplam 4 METİP alanı bulunuyor. Resmi rakamlara göre 5 bin civarında mevsimlik tarım işçisi METİP alanlarında konaklasa da Ordu’ya fındık hasadı için gelen mevsimlik tarım işçilerinin toplam sayısı bu rakamın oldukça üzerinde. Bununla ilgili resmi bir sayı olmamakla birlikte gelen işçilerin büyük bir çoğunluğunun METİP alanlarında değil, bahçe sahipleri tarafından gösterilen boş alan, baraka, eski evler, yol kenarları ya da köprü altı gibi resmi izne tabi olamayan yerlerde konaklamak zorunda kaldıkları biliniyor. Bunun yanı sıra, Ordu ilinin 19 ilçesinin tamamında fındık tarımı yapılıyor. Ordu ili genelinde METİP alanları dışında konaklayan mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin 100 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Her yıl fındık hasadı sebebiyle yoğun bir mevsimlik tarım göçü alan Ordu ilinde neredeyse her aile fındık üreticisi. ILO’ya göre çocuk işçiliğinin en kötü biçimi olarak tanımlanan mevsimlik tarımda çocuk işçiliği fındık tarımında yoğun olarak görülüyor. Bu kapsamda yapılan önleyici çalışmalar çoğunlukla mevsimlik tarım işçisi ailelere ve onların çocuklarına yönelik olarak gerçekleşiyor. Oysa biz dernek olarak her yıl gelip konakladıkları şehirlerdeki insanların da çocuk işçiliği konusunda farkındalık kazanmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de çalışmalarımızı iki yönlü olarak sürdürüyoruz. Yani mevsimlik tarım işçisi aileler ve onların çocuklarına yönelik çalışmalarımızın yanında fındık üreticisi aileler ve onların çocuklarına yönelik çalışmalar da yapıyoruz.

2012 yılından beri mevsimlik tarım göçü ve bu göçün olumsuz etkileri konusunda çalışıyoruz. Mevsimlik tarım işçilerinin konakladıkları alanların iyileştirilmesi amacıyla yereldeki kamu kurumları ile görüşüyor ve kamuoyu oluşturmak için yıl boyunca çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Fındık hasadının yapıldığı ve mevsimlik tarım işçilerinin en yoğun olarak konakladığı dönem olan Ağustos ve Eylül aylarında yereldeki çocuklara ve mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarına yönelik oyunlu ve hak temelli farkındalık atölyeleri düzenliyoruz.

2019 yılı hasat döneminde başladığımız Mevsimlik Tarım Göçüne Katılan Çocukların İyi Olma Hallerinin Belirlenmesi projesi kapsamında bir saha araştırması yürüttük. Halen devam eden projemiz ile mevsimlik tarım işçisi aileler ve çocukları ile görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmeler sonucunda Ordu özelinde mevsimlik tarım göçünün, çocukların iyi olma hallerini ne yönde etkilediğini raporladık ve çözüme yönelik öneriler geliştirdik.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile sağladığımız hibe ile Oyunlarla Çocuk Hakları projesini gerçekleştiriyorsunuz. Projenin amaçlarını ve bu kapsamda yapacağınız çalışmaları bize anlatır mısınız?

Oyunlarla Çocuk Hakları Projesi ile çocuk hakları üzerine çocuklara yönelik bir oyun modülü oluşturmayı ve Ordu’da 9-12 yaş aralığında 400 çocuk ile hak temelli oyun atölyeleri gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu kapsamda öncelikle çocuk hakları evrensel bildirgesi ışığında çocuk hakları, çocuğa yönelik ayrımcılıkla mücadele ve çocuk işçiliği gibi konuları içeren bir oyun modülü geliştireceğiz. Derneğimizin bu alandaki tecrübelerini, Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız hibe desteği ile daha da geliştirmeyi ve başka sivil toplum örgütlerinin de kullanabileceği bir farkındalık aracına dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte, derneğimizden Tuğba Kontaş Azaklı’nın uzman desteği ile çalışıyoruz. Modülün oluşturulmasının ardından bir eğitici eğitimi gerçekleştireceğiz. İki eğitimci arkadaşımızın desteği ile Oyunlarla Çocuk Hakları modülümüzü 9-12 yaş aralığındaki çocuklarla paylaşacağız. Böylelikle 400 çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Ayrıca, modülün etkisini ölçmek amacıyla bir değerlendirme aracı da geliştiriyoruz.

Mevsimlik göç, hem Ordu’da ikamet eden çocukları hem mevsimlik göç ile Ordu’ya gelen çocukları etkilemesine rağmen önleyici çalışmaların çoğunlukla mevsimlik göç ile gelen çocuklara yönelik yapıldığını belirtiyorsunuz. Mevsimlik göçün Ordu’da ikamet eden çocuklara etkilerini ve bu gruba yönelik olarak çalışmalar yapmayı tercih etmenizin nedenlerini paylaşır mısınız?

Türkiye’nin en çok fındık üreten şehri olan Ordu’nun neredeyse bütün ilçelerinde fındık yetiştirilir. Dolayısıyla mevsimlik tarım işçilerinin yanı sıra fındık üreticisi aileler de fındık hasadına dahil olurlar. Bu nedenle, Ağustos ve Eylül aylarındaki bu yoğun fındık hasadı sürecinde yereldeki çocuklar da fındık toplamaya yardımcı olurlar. Aileler, kendi fındık bahçelerinde çalışmanın yanı sıra Ordu ili içerisinde başka köy ve ilçelerde fındık hasadına yerli işçi olarak katılabilir. Bu sebeple yereldeki çocuklar için de fındık hasadında çocuk emeği söz konusudur.

Türkiye’de mevsimlik tarım göçü uzun yıllardır artarak devam ediyor. Mevsimlik tarım göçünde çocuk işçiliği sorunu International Labour Organisation (ILO) tarafından da en kötü çocuk işçiliği biçimi olarak tanımlanır. Ordu’nun en çok fındık üreten şehir olması sebebiyle yoğun bir mevsimlik tarım göçüne ev sahipliği yaptığını biliyoruz. Yapılan araştırmalar mevsimlik tarım göçüne katılan ailelerin uzun yıllardır geleneksel olarak bu işi kendinden sonrakilere devrettiğini ve bu durumun neredeyse bir döngü olduğunu gösteriyor. Bu durum aynı şekilde fındık üreticisi aileler için de geçerli oluyor. Fındık tarımı uzun yıllardır bir sonraki nesile geleneksel olarak devrediliyor. Dolayısıyla, bugün yerelde çalışmak istediğimiz grup aynı zamanda geleceğin fındık üreticilerini oluşturuyor.

Ayrıca, mevsimlik tarım işçilerinin aileleri iki ay boyunca Ordu’da ikamet ediyor. Bu ikamet, yalnızca Valilik tarafından oluşturulan METİP alanı olarak bilinen konaklama alanlarında değil çoğunlukla fındık üreticisi ailelerin gösterdiği yerlerde oluyor. Bu nedenle yerel çocuklar ve mevsimlik tarım nedeniyle göç eden çocuklar bu süreçte birlikte vakit geçiriyor. Buna rağmen, üretici ailelerin ön yargılı tavrı sebebiyle çocuklar arasında bir hiyerarşi oluşuyor. Projemiz ile bu durumun önüne geçerek bir kaynaştırma süreci başlatmayı da hedefliyoruz.

Ön yargıların kırılması ve çocuklarda hak temelli bir farkındalık geliştirebilmek için erken yaşların kritik olduğu bilinen bir gerçektir. Sahada fındık üreticileri ile pek çok çalışma yürütülse de geleceğin yetişkinleri olan çocuklarla yürütülecek çalışmanın uzun vadede daha büyük fayda sağlayacağına inanıyoruz.

Koronavirüs salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Koronavirüs salgını herkesin olduğu gibi bizim hayatımızı ve çalışmalarımızı da olumsuz etkiledi. Biz saha çalışmaları yürüten bir derneğiz. Hedef gruplarımızla birebir iletişim kurarak çalışıyoruz. Dolayısıyla bu karantina hali bizi oldukça etkiledi. Ancak saha çalışmaları yapmanın en önemli tecrübelerinden biri de krizlerle sık karşılaşıyor olmak ve alternatif çalışma yöntemleri geliştirebilmek. Biz de bu süreçte çalışmalarımızı çevrimiçi ortamlara aktarmayı planlıyoruz. Oyunlarla Çocuk Hakları Projemizde de bir yandan saha oyunları kurgularken diğer yandan alternatif online oyunlar da kurguluyoruz. Yine de umarım tüm dünyada bu süreci bir an önce atlatırız ve yeniden sahada çalışabiliriz.

Rengarenk Umutlar Derneği ile Çocuk Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çocuk Fonu

Diyarbakır’da başta Sur bölgesi olmak üzere, dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği’ne, Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibe kapsamında derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yapacak olan Rengarenk Umutlar’ın Yönetim Kurulu Başkanı Evren Ezra Elbistan ile Sur’da yaptıkları çalışmaları, hibe kapsamındaki planlarını ve evde kaldığımız bu günlerin derneğin birlikte çalıştığı çocukların hayatını nasıl etkilediğini konuştuk.

Çocuk hak ve özgürlükleri alanında uzun yıllar sahada çalışmış aktivistler tarafından Diyarbakır’da kurulan Rengarenk Umutlar Derneği’nin kuruluş amacı ve hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

Yaklaşık 35 yıldır bölgede devam eden çatışmalı süreç ve son olarak Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaşanan çatışmalar en çok çocukları etkiledi. Tüm bu süreçlerde çocukların yaşam hakları da dahil birçok hakları ihlal edildi. Çocuğa yönelik şiddet, cinsel istismar, çocuk işçiliği ve ölümleri, çocuk evlilikleri ve anadil eğitiminin yoksunluğu son dönemlerde hem Türkiye’nin hem de Diyarbakır’ın gündeminde yer alıyor. Özellikle 2015 yılı sonlarında Sur ilçesinde başlayan çatışmalar ve ardından uygulanan sokağa çıkma yasakları sırasında çatışmalara tanıklık etmiş çocukların yaşadıkları ve hakları konusunda Diyarbakır’da çalışma yürüten sivil toplum örgütlerinin (STÖ) yeterli sayıda olmamasından kaynaklı ciddi eksikler yaşandı. Bu eksiklikten kaynaklana sorunları gidermek amacıyla uzun yıllar sahada ve özellikle de Sur bölgesinde gönüllü olarak çalışmış küçük bir grup, Rengarenk Umutlar Derneği’ni kurdu.

Rengarenk Umutlar Derneği, Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme başta olmak üzere, tüm uluslararası insan hakları standartlarının toplumda yaygınlaşmasını ve benimsenmesini sağlayarak, evrensel insan hakları kültürünü ve çocuk haklarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bununla birlikte toplumda ayrımcılığa uğrayan, sosyal ve kültürel dışlanmaya maruz kalan kadınlar ve çocuklar gibi dezavantajlı kesimlerle dayanışmayı, bu kesimlerin kamusal hak ve hizmetlere erişimini desteklemeyi, sosyal, kültürel, eğitim ve sağlık dahil sorunlarının çözümü için çalışmayı amaçlıyoruz. Odağımız Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaşanan çatışmalardan etkilenen 5-18 yaş arasındaki çocuklarla sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik çalışmalar yaparak, çocukların gündelik hayatının akışındaki travmanın izlerini silmeye katkı sunmak. Bu amaçla;

  • Sosyal çalışmacı ve çocuk hakları çalışanları ile travma sonrası destek atölyeleri yapıyor,
  • Çatışmalı ortam, göç ve benzeri toplumsal veya doğal olaylar nedeniyle bozulan sosyal ve kültürel yapının onarılmasını destekleyecek etkinlikler düzenliyor,
  • Hedef gruplara yönelik ihtiyaç tespiti çalışmaları yaparak, ihtiyaç alanlarına dair eğitimler veriyor ve
  • İhtiyaç alanlarında hizmetlere erişimi hak temelli yöntemlerle destekleyerek önleyici ve iyileştirici çalışmalar yapıyoruz.

Rengarenk Umutlar Derneği olarak çocukların yanı sıra kadınlara yönelik çalışmalar da yapıyorsunuz. Kadınlara yönelik çalışmalarınızın kapsamından ve bu çalışmaların çocuklar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Her ne kadar odağımız çocuklar olsa da aileleri bu süreçlerden bağımsız ele almıyoruz. Çocukların yaşam becerilerinin ve farkındalıklarının gelişmesine yönelik uyguladığımız atölye çalışmalarında ailenin, çocuğun gelişiminde sorumluluk alması ve sürece katılım sağlaması öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor.
Toplumsal cinsiyet, çocuk hakları, akran zorbalığı, büyüme- gelişme ve istismar gibi konular aileye ve çocuğa eşzamanlı aktarıldığı takdirde çocukta beklediğimiz değişimin daha hızlı gerçekleştiğini gözlemledik. Ancak çocuklara yönelik yürütülen atölyeler dernek merkezinde yapılırken kadınlara yönelik hazırlanan oturumları toplumsal roller nedeniyle dernek merkezine gelemeyen kadınların evlerinde gerçekleştiriyoruz. Onar kişilik gruplar halinde bir araya gelen kadınlarla yukarıda bahsettiğim konuların yanı sıra kadın hakları, şiddet, çocuk- ergen psikolojisi, evde güvenlik, erken yaşta zorla evlendirmeler, üreme sağlığı gibi konularda da seminerler düzenliyor ve her konu ile ilgili yerelde bu alanda çalışan STÖ’lerden destek alıyoruz.

Çalışmalarınızda Diyarbakır’da faaliyet gösteren ve çocuk hakları alanında çalışan birçok sivil toplum kuruluşu ile iş birlikleri yapıyorsunuz. Haziran 2019’da gerçekleştirdiğiniz Sur Çocuk Festivali de bu iş birliğinin önemli örneklerinden biri. Festival kapsamında düzenlenen etkinliklerden ve festivalin bölgede yaşayan çocukların hayatına nasıl bir katkı sağladığından bahseder misiniz?

Diyarbakır Sur Belediyesi’nin uzun yıllardır gerçekleştirdiği Sur Çocuk Festivali 2015 yılından beri siyasal ortam nedeniyle gerçekleşmiyordu. Bu süreçte Önce Çocuklar Derneği ciddi bir motivasyonla bu fikri olgunlaştırıp, festivali kentte doğrudan çocuk çalışmaları yürüten tüm STÖ’lerle birlikte yapma çağrısı yaptı. Uzun yıllardır yapılmayan ve eksikliği çok hissedilen festival kararı için buradan Önce Çocuklar Derneği’ne teşekkür etmek isteriz. Gerçekleştirilen birkaç toplantıdan sonra hızlıca Rengarenk Umutlar Derneği, Lotus, ÇocukÇA, Ekoloji Derneği, DSM, MedDER, Laleş Sanat Evi, Amidart Kültür&Sanat Topluluğu, Anadolu Kültür, ZimZim, ICC, Ortadoğu Sinema Derneği, Diyarbakır Ticaret Odası, Diyarbakır Sur Belediyesi ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile kolektif bir festival deneyimi yaşadık. Kentin gündemine çocuk haklarını getirmesi ve çocukların 5 gün boyunca farklı içeriklerdeki atölyelere katılması bizim açımızdan oldukça önemliydi.

Her sivil toplum örgütünün kendi atölyeleri ile katıldığı festivale Rengarenk Umutlar Derneği olarak oyuncak yapımı, mandala atölyesi ve dönem sonu etkinliğimizin bütün çıktılarını festival programına entegre ederek dahil olduk. Festivalin 4. gününde gerçekleştirdiğimiz etkinlikte dönem sonuna kadar devam etmiş drama atölyesinden teatral bir sahne performansı, müzik atölyelerinden erbane, doğal ritim ve koro gruplarının gerçekleştirdiği orkestra, halk oyunları ekibi ve erken çocukluk eğitimi grubunun gerçekleştirdiği şarkılı rond ile sahne aldık. Bununla birlikte, festival boyunca yaklaşık 100 çocukla kentin her alanındaki programlara katılım sağladık.

Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile Vakfımızdan kurumsal hibe desteği alıyorsunuz. Bu hibeyi derneğin hangi alandaki kapasitesini güçlendirmek ve ne tür çalışmalar yapmak için kullanacaksınız?

Öncelikle STDV’ye bizimle çalışma konusunda aldığı karar nedeniyle çok teşekkür ediyoruz. Belirttiğiniz gibi, bu hibeyi, kapasite güçlendirme alanında derneğimizin en zayıf olduğu alan olan kaynak geliştirme konusunda bir yol haritası için kullanacağız. Üç yıllık bir derneğiz ve birçok konuda yeni yeni kurumsallaşıyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada hedeflerimizi ve faaliyetlerimizi yürütmek açısından etkili kaynaklara erişme konusunda kapasitemizi güçlendirmek öncelik verdiğimiz bir alan. Ayrıca hibe desteği kapsamında aldığımız insan kaynağı desteği de işlerimizi daha hızlı ve etkili yürütmek açısından derneğimiz için önemli bir olanak oldu.

Korona virüsü kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yapacağınız çalışmaları nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yayılmaya devam eden COVID-19 virüsü kontrol altına alınana kadar ‘’EVDE KAL’’maya devam ediyoruz. Ancak birçok çalışmamızı evden çevrimiçi yöntemler kullanarak yapmaya devam ediyoruz. Masa başı işlerimizde bir aksama yaşamıyoruz. Tüm görüşmelerimizi yeni duruma uyumlayarak gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
STDV’den aldığımız hibe doğrultusunda kaynak geliştirme konusunda destek verecek olan mentorumuzla süreç normalleşene kadar çevrimiçi toplantılar yaparak ‘’kaynak geliştirme politikamızı’’ oluşturacağız.

Tabii Rengarenk Umutlar Derneği’nin en temel çalışması çocuklarla birebir etkinlikler olduğu için bu duruma nasıl adapte olabiliriz diye hızlıca çözüm aramaya başladık. Çünkü bu süreçte çocuklar; var olabildikleri sosyal alanlarını (okul, sokak, park, dershane, kurs, bahçe vs.) kaybettiler. Mevcut durumlarını öğrenmek açısından dernek faaliyetlerini birlikte yürüttüğümüz 115 çocukla telefon görüşmeleri gerçekleştirdik ve çocuklarla yapılan görüşmelerde bu süreci anlamlandıramadıkları, ‘’Evde Kal’’manın sokağa çıkma yasaklarından yaşadıkları travmayı canlandırdığı, endişe ve kaygı bozukluğuna sebebiyet verdiği sonuçlarına ulaştık. Bu kriz anına uygun olarak psikolog, çocuk gelişimci, sağlıkçı, müzisyen gibi çeşitli meslek gruplarından gönüllüler ile telekonferans destek çalışmasıyla çocuklara ulaşmaya karar verdik.

Çocuk Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Çocuk Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, çocukların ihtiyaçları ve hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projeleri ve kurumsal kapasitelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Çocuk Fonu’nun bu döneminde 5 STK’ya toplam 276.680 TL hibe desteği sağlanacak.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve çalışmalarına ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), farklı program alanları altında yürüttüğü araştırmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yaparak geleceğe yönelik politikaların oluşturulmasına birinci elden, nesnel ve saha çalışmasına dayalı bilgi temelinde katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. DİSA, Çocuk Fonu’ndan aldığı 51.600 TL hibe desteği ile “Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme” projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin katılımı ile sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim programı hayata geçirilerek ilgili alanlarda terapi veren kişilerin kapasitelerinin artmasına katkı sağlanacak. Bu eğitimlerden faydalanan 12 kişi, Diyarbakır’a bağlı Suriçi’ndeki çocuklarla ve ebeveynleriyle psikoterapi çalışmaları gerçekleştirecek. Proje kapsamında, 60 çocuğa ve ebeveynlerine yönelik olarak tekil ve grup halinde terapi çalışmaları düzenlecek ve sanat terapi yöntemi çift dilli olarak uygulanacak. Proje sonunda çocuklara yönelik çift dilli bir eğitim rehberi ile ebeveyn ve çocukların psikolojik iyileşmelerinde dilin ve sanatın etkisini inceleyen bir rapor hazırlanacak.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA), kültürel, bilimsel ve sanatsal eser üretiminin desteklenmesi ve bu alanda eğitim ve burs faaliyetlerinin hayata geçirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek, çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile 66.000 TL hibe alan FİSA, “Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım” projesini uygulayacak. Proje ile çocuk hakları alanında çalışan farklı paydaşları bir araya getirerek ayrımcılığa karşı ortak bir strateji oluşturmayı amaçlayan FİSA, ebeveynler, meslek elemanları (sosyal hizmet uzmanları, sağlık görevlileri, psikologlar, eğitimciler), gazeteci ve sanatçılar, STK temsilcileri ve çocukların katılımıyla atölyeler düzenleyecek. Bu atölyelerden edinilen bilgilerin de yer aldığı bir Strateteji Seti hazırlamayı hedefleyen dernek, bu seti başta yerel yönetimler ve ilgili kamu idareleri olmak üzere çocuk hakları hareketi, alandaki uzmanlar ve basın mensupları ile de paylaşacak.

Ordu Kadını Güçlendirme Derneği (ORKAGÜDER), çocuk ihmal ve istismarı konuları başta olmak üzere çocuk koruma ve çocuk işçiliği konularında çalışmalar yürütüyor. Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile 36.900 TL hibe alan dernek, “Oyunlarla Çocuk Hakları” projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında her yıl fındık hasadı sebebiyle yoğun mevsimlik tarım göçü alan Ordu’ya göç ile gelen çocuklar ve yerelde istihdam edilen çocuklara yönelik olarak oyunlarla çocuk hakları, ayrımcılık ve nefret söylemi ile mücadele ve çocuk işçiliği konularında çocuklara özel bir eğitim modülü geliştirilecek ve bu modül projenin uygulanacağı Ordu merkez ilçesi Altınordu’daki 400 çocuğun katılımıyla uygulanacak.

Rengarenk Umutlar Derneği (Rengarenk Umutlar), başta Diyarbakır’ın Sur bölgesi olmak üzere dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. Çocuk Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 49.530 TL hibe desteği alan Rengarenk Umutlar, bu kurumsal hibe ile derneğin finansal sürdürülebilirliğini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapacak. Bu kapsamda, konuyla ilgili çalışacak bir kişi istihdamı sağlanacak, “Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji” belgesi hazırlanacak ve bu belgede yer alan öncelikler doğrultusunda süreçler geliştirilecek.

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek ve kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla hak temelli çalışmalar yapıyor. SGD, Çocuk Fonu kapsamında sağladığımız 72.650 TL hibe ile “Okula Dönüş” projesini uygulayacak. Proje kapsamında Fatih bölgesinde okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocukların ve ebeveynlerinin güçlendirmesi yolu ile çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanması ve okulu terk etmelerinin önlenmesi hedefleniyor. Bu doğrultuda, Fatih ilçesinde okula başlamış ve bırakmış ya da uzun süreli devamsızlık yapan çocuklar tespit edilecek ve okula devam etmeye ikna edilenler için sosyal gelişim ve okula hazırlık atölyeleri düzenlenecek. Ebeveynlerinin ise, başta çocuk hakları olmak üzere risk altındaki çocuklarla ilgili konularda güçlendirilmesi ve bu sayede çocuklar için destek mekanizmaları kurulması sağlanacak.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği “Deneyimden Çocuğa” Projesini Anlattı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2018 -2019 dönemin kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği (Hayat Sende Derneği) ile “Deneyimden Çocuğa” projelerini, proje kapsamında hazırladıkları Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi’ni, ve 2020 yılı için önceliklerini ’konuştuk.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği, devlet koruması altında yetişen bir grup genç tarafından 2007’de kuruldu. Çocukların ve gençlerin devlet korumasında mı yoksa koruyucu aile yayında mı kalmasının daha doğru olduğu çok tartışılıyor. Kısaca bu iki sistemi değerlendirebilir misiniz?

Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine göre çocuğun aile hakkı evrenseldir, her çocuğun biyolojik ailesiyle, bunun mümkün olmadığı durumlarda onu koruyacak, destekleyecek uygun bir aileyle yaşama hakkı vardır. Biyolojik ailesi ile yaşaması mümkün olmayan çocuklar için devlet koruma kararı çıkarır ve bu çocuklar ya kurum bakımında ya da koruyucu aile yanında devlet koruması altında bakılırlar. Kurum bakımı aile yanında bakılmaya kıyasla çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimi için uygun olmayan bir bakım, dezavantajlar içeren bir modeldir. Koruyucu ailede bakım, kurum bakımının alternatif modelidir. Bu modelde çocuk bir ev ortamında, aile içerisinde desteklenerek, sevgi görerek, öz bakım becerilerini tamamlayarak büyür. Koruyucu aileler yasal olarak desteklenir ve denetlenir. Burada en önemli konu elbette koruyucu ailelik sisteminin nitelikli ve eğitimli olmasıdır. Birçok koruyucu aile derneği de şu an toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla koruyucu ailelik konusunda etkili çalışmalar yapıyor. En büyük hayalimiz çocuklara bakım sağlayan kurumların kapanması ve devlet korumasına alınan çocukların önce geçici koruyucu aileye sonra kalıcı koruyucu ailesine verilmesi modellerinin işler hale gelmesi. Çocukların aile hakkından mahrum büyümesinin, büyütülmesinin çocuklar için şiddetle eşdeğer olduğunu düşünüyoruz.

Devlet korumasında yetişen çocuk ve gençlerin temel yaşam becerilerini kazanması ve ayrımcılığa uğramadan hayata atılması için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu çalışmaları yaparken ana paydaşlarınız kimler ve onlarla nasıl iş birlikleri geliştiriyorsunuz?

12-18 yaş grubunda kurum bakımında yaşayan çocuklara erişebilmek için il müdürlükleri ile iletişime geçerek oyuncak atölyeleri ve meslekleri tanıtabilmek için kariyer atölyeleri yapıyoruz. 18-25 yaş arası üniversiteye giden koruma altındaki gençlere burs veriyor; mentorluk, koçluk ve girişimci gençlik kampları ile onları destekliyoruz. Doğru sözlük gibi, koruma altındaki gençlere yönelik ayrımcı tanımları düzelterek sosyal medyada paylaşıyoruz. Düzenli basın takibi yaparak yine koruma altındaki çocuk ve gençlere yönelik çıkan ve ayrımcı dille yapılan yayınlara düzeltme gönderiyoruz. Çocuk Koruma Sistemi Destek Hattı ile bize ulaşan koruma kararı kaldırılan gençlerin yasal haklarına erişimleri gibi konularda uzman avukat, sosyal hizmet uzmanı ve doktorlar ile çözümler oluşturuyoruz. Çalışan sayısı yüksek olan kurumlarda, dernek sunumu yaparak mümkün olduğu kadar kalabalık kitlelere koruma altındaki gençlerin ve çocukların sorunlarını anlatıyor; bu konuda farkındalık oluşturmaya ve koruyucu ailelik sisteminden haberdar olmalarına destek oluyoruz. Uluslararası çocuk ve gençlik ağlarında aktif olarak yer alıyor (EuroChild, Family For Every Child, International Foster Care Organisation) ülke karşılaştırmalarını inceliyor, uygun modelleri ülkemizde projelendiriyoruz.

2020 yılı için hedefimiz özel şirketlerin çalışan gönüllüğü programlarına koruma altındaki gençleri mentorluk ve koçluk projesini işler hale getirmek ve 18 yaşında üniversite okumayan devlet memuriyet hakkını kaybetmiş gençlerin meslek edindirme projesini yine kurumsal şirket ve meslek örgütleri ile uygulayabilmek.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation desteğiyle gerçekleştirdiğiniz “Deneyimden Çocuğa” projesinden bahseder misiniz? Proje ile alanda nasıl bir değişim yaratmayı hedefliyorsunuz?

Deneyimden Çocuğa çok önemsediğimiz bir proje. Bu projede asıl hedefimiz kurum bakımında yaşayan 12-18 yaş çocuk ve gençler. Amacımız; bu çocuk ve gençlere koruma kararının kalkmasının ardından hayatın içinde bireysel yaşamlarında karşılaşacakları sorunları, ihtiyaçlarını yine kurum bakımından çıkmış 18-25 yaş arası ağabey ve-ablalarının deneyimlerini aktararak anlatabilmek. Bu deneyim aktarımı sonrasında Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberini kendilerine vererek haklarına erişimi kolaylaştırmayı, destek mekanizmalarını doğru şekilde öğrenmelerini sağlamayı ve çaresiz kalmamalarını hedefliyoruz.

Projenin önemli bir çıktısı da gençlerin de katkılarıyla hazırlanan “Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi”. Neden böyle bir rehber hazırlamaya ihtiyaç duydunuz ? Rehberin hazırlanma sürecinden ve devlet koruması altındaki gençlere ne tür bilgiler sağladığından bahseder misiniz?

Daha önce söylediğimiz gibi kurum bakımı çocuk ve gençlerin yetişmesinde ciddi dezavantajlar yaratıyor. Koruma kararı kaldırılan gençler, bireysel yaşamına sosyal hayata dair bilgisi ve öz bakım becerisi eksik olarak başlıyorlar. Kurumlar, gençlerin bireysel yaşamlarına ilişkin gerekli psiko-sosyal destekleri sağlayamıyor. Gençler birçok konuda bilgisiz, eğitimsiz ve çaresiz bir şekilde hayatla baş etmeye çalışıyorlar. Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberi’nde ev kiralamak, fatura ödemek, banka hesabı açmak, askerlik hizmeti başvuruları, cinsel sağlık, bağımlılık, ebeveynlik gibi konular da dahil olmak üzere pek çok konuda bilgilendirmeler bulunuyor. Bu rehberi hazırlarken Avustralyalı Create Your Future adlı kurumun bir çalışmasından esinlendik ve bu çalışmanın tercümesini yaptık. Ardından koruma altında yetişmiş gençlerin katılımıyla düzenlediğimiz çalıştayda rehberdeki içerikler üzerine tartıştık. Onların ülkemizde karşılarına çıkan sorunlara ilişkin bilgileri güncelleyerek rehberi son haline getirdik.

Hayat Sende Derneği’nin 2020 yılı için önceliklerinden ve yapacağı çalışmalardan bahseder misiniz?

2020 yılı bizim için bir değişim ve dönüşüm yılı olacak. Öncelikle Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği bir gençlik örgütü olarak evrilecek ve koruma altında yetişen 12-18 ve 18-25 yaş gruplarının sorunlarına odaklanacak. Koruma Sonrası Topluma Geçiş Rehberimizin mobil uygulamasını yaparak gençler için erişilebilir bir sosyal yaşam desteği sunacağız. 12-18 yaş grubu için kurumlarla iş birliği içinde uzun vadeli uzman desteği ile çocuk ve gençlerin gelişimine katkı sağlayacak kariyer atölyeleri ve yetenek programları gibi projeler geliştireceğiz. Burs destekleri konusunda ise kapasitemizi artırıp mevcut bursiyer sayımızı iki katına çıkartarak her bursiyerin mentorluk, koçluk ve girişimci gençlik kamplarından faydalanmasını sağlamayı planlıyoruz. Koruma altında yetişen gençlerin daha görünür olabilmesi adına sorunlarını ve başarı hikayelerinin paylaşımı için konferans, sergi, çalıştay gibi etkinlikler de düzenleyeceğiz. Özel sektörle iş birliği kapsamında, çalışan (kariyer atölyeleri, yetenek programları gibi) sayısı 50’nin üzerinde olan kurumlarda gönüllülük programları ile devlet koruması altındaki çocuk ve gençler için hak temelli ve nitelikli gönüllülük programları geliştireceğiz.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” Projesi Devam Ediyor

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2018-2019 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 59.400 TL hibe desteği sağladığımız Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin (BBOM) “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” projesi devam ediyor.

Türkiye’deki erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış eksenlerinde derinleşmesine somut uygulama örnekleri ortaya koyarak katkıda bulunan BBOM, Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman ilkeleri üzerine kurulu BBOM Eğitim Modelini geliştiriyor ve uyguluyor. Bu model doğrultusunda çocukların öncelikli yararını gözeten katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları oluşturan dernek Ankara, İzmir, İstanbul, Çanakkale ve Eskişehir’de kurulan eğitim kooperatifleri ve okullara da destek sağlıyor. Ayrıca, BBOM Öğretmen Köyü ile 2015’ten bu yana öğretmen destek programları uygulayarak öğretmenlerin çocuk merkezli öğrenme anlayışını kendi sınıflarına taşımasını destekliyor.

BBOM, “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma” projesi ile eğitimde çocuk katılımını artıran ve ilişki temelli sınıf ikliminin yapılandırılmasını kolaylaştıran eğitim materyalleri ve oyuncakların öğretmenler tarafından tasarlanıp üretilmesini ve Türkiye’nin farklı noktalarında çalışan öğretmenler ile paylaşılmasını hedefliyor. Projenin ilk aşamasında, BBOM tarafından paydaş okullarda ve Öğretmen Köyü’nde yer alan öğretmenlerin katılımıyla bir ihtiyaç analizi yapıldı ve tüm öğretmenlerin kendi oyuncaklarını ya da eğitim materyallerini üretme konusunda yararlanabilecekleri, hatta çocuklarla birlikte ortak ihtiyaçları konusunda birlikte üretim yapacakları bir kart seti olan “Öğrenme Materyali Tasarlama Kartları”nı geliştirildi. Bodrum, Köyceğiz ve İstanbul’da öğretmenlere yönelik olarak düzenlenen atölyelerde toplam 35 öğretmene ulaşıldı.

Projenin önümüzdeki döneminde, BBOM eğitim ortamlarında kullanılmak üzere pilot denemeleri yapılarak etkili ve başarılı bulunan en az 10 farklı oyuncak önerisi içeren ve yeni oyuncak/öğrenme materyallerine ilham olmayı hedefleyen bir kitapçık hazırlanacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile projeye dair yaptığımız röportaja buradan ulaşabilirsiniz.