Category

Çocuk Fonu

Bilim Kahramanları Derneği Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesinin 3. Dönemini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Bilim Kahramanları Derneği (Bilim Kahramanları) bilimsel düşünce ve bilimsel farkındalığın toplumun her kesiminde yayılması ve teşvik edilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor, çocukların ve gençlerin erken yaşta bilimle buluşmalarını sağlıyor. Çoçuk Fonunun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu eş finansmanı ile  hibe desteği sağladığımız Bilim Kahramanları, uluslararası bir program olan Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor (FIRST LEGO League Jr) kapsamında 6-10 yaş arasındaki kız çocuklarının bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) geliştirmelerini ve kodlama, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda deneyim kazanmalarını amaçlayan Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. dönemini hayata geçirdi. Dernek,  proje kapsamında yaptığı çalışmalarla Adana,  Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kars, Kastamonu, Kocaeli, Kütahya ve Mersin illerindeki 20 farklı devlet okulundan 20 kız takımına, 117 kız çocuğuna ve 48 öğretmene ulaştı. Aynı zamanda, kız çocukları ile çalışacak öğretmenler için robotik ve kodlama, proje geliştirme ve toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri düzenledi.

Bilim Kahramanları Derneği Proje Koordinatörü Özlem Özel ile yaptığımız röportajda Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3. döneminde gerçekleştirdikleri faaliyetleri, dezavantajlı grupların STEM eğitimine erişimde ve bu alanda kariyer yapma konusunda yaşadıkları zorlukları ve derneğin gelecek dönem planlarını konuştuk. 

Farklı yaş gruplarıyla yaptığınız çalışmalardan edindiğiniz deneyimleri düşündüğünüzde, STEM alanında eğitim veya kariyer yapmak isteyen, özellikle düşük gelirli topluluklardan gelen kızların karşılaştığı en büyük zorluklar neler?

Ekonomik ve sosyal zorluklar diyebiliriz. Bilim okuryazarlığını erken yaşlarda edinen, fen ve matematik becerilerini hayatlarının farklı aşamalarında kullanabilen, küresel sorunların ve çözümlerin bir parçası olabileceğinin farkında olan özgüvenli bireylerin yetişmesi için nitelikli

içeriklerin geliştirilmesini ve tüm çocuklara adil bir şekilde sunulmasını önemli buluyoruz. Fakat hepinizin bildiği üzere, devlet okullarında ve özel okullarda öğrenim gören çocuklar eğitim haklarından eşit şekilde faydalanamıyorlar. Devlet okulunda öğrenim gören çocukların özel okullarda sunulan yeni nesil eğitim uygulamalarına ve teknolojik araçlara erişimleri kısıtlı kalıyor.

Böylelikle 21. yüzyıl becerileri ile erken yaşta tanışamayan çocuklar ile teknoloji ve bilim odaklı nitelikli eğitime erişebilen çocuklar arasındaki dijital uçurum büyüyor. Örneğin, pandemi döneminde birçok çocuk  internet, bilgisayar ya da çevrimiçi derslerine katılabilmeleri için ihtiyaç duydukları teknolojik araçlar evlerinde bulunmadığı için eğitim haklarından faydalanamadılar ve derslerinden geri kaldılar.

Ekonomik farklılıkların dışında bir diğer sebep ise kız ve erkek çocukları arasındaki toplumsal eşitsizliklerdir. Toplumsal cinsiyet rolleri sebebi ile kız çocuklarının çoğunlukla evde kalması, ev işleri ile ilgilenmesi ve diğer kardeşlerinin bakımından sorumlu olması bekleniyor. Erkek çocuklarının ise kamusal alanda daha fazla yer almaları ve bilim, teknoloji gibi alanlarda daha başarılı olmaları kabul görmüş bir düşünce. Ekonomik imkansızlıklar ve kız çocuklarına karşı toplumsal ön yargılar, kız çocuklarının STEM uygulamalarına erişimlerini ve alandaki başarılarını olumsuz etkiliyor ya da kısıtlıyor diyebiliriz.

UNICEF’in gelişmekte olan ülkelerde kız çocukları ve STEM uygulamaları üzerine hazırladığı raporda “Önyargılı toplumsal cinsiyet normları, STEM konularına katılma yeteneklerinden yoksun olan kızların ve kadınların klişelerini güçlendirebilir. STEM yeteneklerine ilişkin düşük beklentiler ve sınırlı başarı fırsatları ile karşı karşıya kalan kızların özgüvenlerini, STEM’e yönelik inançlarını ve tutumlarını ve STEM kariyerlerini sürdürme istekleri olumsuz etkilenir. Bilim ve matematik alanlarında, erkeklere kıyasla kızların kendi yeteneklerine olan inancı genellikle daha düşüktür’’ (UNICEF, 2020) tespitinin yapıldığı görülüyor. Takımlardan aldığımız geri bildirimlerde kız çocuklarının STEM alanında kendilerine ve yapabileceklerine olan inançların ne kadar az olduğunu, fakat programa katılım sonrasında başardıkları ve vazgeçmedikleri için ne kadar mutlu olduklarını gördük. Bizim için önemli olan da devlet okullarında okuyan kız çocuklarına, STEM alanındaki becerilerin doğuştan gelen maddi imkanlar ya da toplumsal cinsiyet ile ilgisinin olmadığını gösterebilmek ve STEM alanlarına ve kariyerlerine dair ilgilerini ve umutlarını yeşertebilmek.

Buradan yola çıkarak çocuklar arasındaki dijital uçurumu kapatmak için devlet okullarındaki altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasını, farklı içeriklerde nitelikli öğretmen eğitimlerinin gerçekleştirilmesini ve yeni nesil eğitimin araçlarını kapsayan içeriklerin geliştirilmesini destekliyoruz. Bunu yaparken toplumda, toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığının yaygınlaştırılmasını ve kız çocuklarının kendilerine ve yapabileceklerine olan inançlarının güçlendirilmesini önemsiyoruz.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin üçüncü dönemini yakın zamanda tamamladınız. Projenin bu döneminde yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesi’nin 3. yılında, 20 farklı devlet okulundan 20 kız takımına, 117 kıza ve 48 öğretmene ulaştık. Fon sayesinde 117 kız çocuğu Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Explore 2020-2021 PLAYMAKERS: Oyun Kurucular sezonuna katılım gösterdi. Bu sezonda çocuklar herkesi spora ve harekete teşvik eden yenilikçi proje fikirleri üzerine çalıştılar. Biz de proje boyunca hem öğretmenleri hem de çocukların çalışmalarını destekleyecek çok sayıda faaliyet yürüttük.

Projemize, takımlar belirlendikten sonra takım koçlarına yönelik proje detaylarına, programın uygulama süreçlerine, programın kazanımlarına ve genel süreçlere ilişkin bilgilendirme toplantısı ile başladık. Bu toplantıda yeni sezona ve projenin ilk 2 yılında neler yaptığımıza dair ayrıntıları anlattık. Programa katılan tüm takımları, süreç boyunca yapılan çevrimiçi sezon toplantılarıyla,  e-posta ve telefon yoluyla iletişim sağlayarak  destekledik. Program kapsamında her takımın kullanacağı eğitim malzemelerinin (1 LEGO Education WeDo 2.0 Robot Seti, 1 FIRST LEGO League Explore Keşif Seti, takım üyesi kadar Mühendislik Defteri ve öğretmen sayısı kadar Takım Çalışması Kılavuzu, 1 adet tablet) gönderimini gerçekleştirdik.

Takımlar, PLAYMAKERS: Oyun Kurucular sezonu kapsamında Takım Çalışması Kılavuzu’nda yer alan yönlendirmeler rehberliğinde çalışmalarına başladılar. Süreçte takımlar geliştirdikleri fikirlerini LEGO parçaları aracılığıyla model olarak inşa ettiler. Yenilikçi fikir üretme ve model inşa etme sürecine ek olarak, hazırladıkları modellerinde  WeDo robot setlerini ve kodlama becerilerini geliştirdiler. Tüm süreç boyunca programın öz değerlerini (takım çalışması, kapsayıcılık, eğlence, keşif etki ve yenilikçilik) yansıtacak etkinliklere de öğretmenlerinin rehberliğinde  katıldılar. Ayrıca takımların proje boyunca sezon teması hakkında farkındalık kazanmaları için farklı disiplinlerden uzmanlarla çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirdik.

Salgın önlemleri sebebiyle projede yer alan tüm takımlar  yerel ortaklarımızın desteğiyle 2 Mayıs- 12 Haziran arasında çevrimiçi gerçekleştirilen festivallere katılarak, çalışmalarını akranları ve bağımsız gözlemciler ve gönüllülerle paylaştılar. Yarım gün süren etkinlikte, keyifli aktivitelere katılan çocuklar etkinlik sonunda bireysel olarak madalya; takım olarak da 6 farklı ödülden birini almaya hak kazandılar. Ödüller, festivali düzenleyen yerel ortaklar tarafından takımlara gönderildi. Takımların festivallere hazırlanma sürecinde ihtiyaç duydukları tişörtü/sweatshirtü, anahtarlık, kırtasiye malzemeleri, eğitim malzemeleri gibi ürünlerin basımı ya da alımı da fon kapsamında desteklendi.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 3.fazının önceki yıllardan farkı, bu yıl projeye eklemeyi önemli bulduğumuz öğretmen eğitimiydi. Bu kapsamda projeye kız çocukları ile çalışacak öğretmenler için robotik ve kodlama alanı, proje geliştirme ve toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri ekledik. Alanında uzman eğitimcilerin destekleri ile katılımcı metotlarla bir öğretmen eğitimi içeriği hazırladık ve çevrimiçi olarak gerçekleştirdik.  Eğitimler Koç Üniversitesi Doktora Sonrası Araştırmacı Dr. Esin Aksay Aksezer ve LEGO Education  Akademi Eğitmeni Emine  Bozkan  tarafından verildi. Tüm eğitimlere, 36 takım koçu ve danışman katıldı. Bu eğitimlerle özellikle uzaktan yürütülen proje geliştirme ve robotik çalışmalarında öğretmenlerin desteklenmesini sağladık ve toplumsal cinsiyet farkındalığı yaratacak bir oturum gerçekleştirdik.

Proje sonlanırken ölçme ve değerlendirme çalışmalarımız için kız çocuklarından, takım koç ve danışmanlarından görsel ya da yazılı geri bildirimler aldık. 3. yılımızda kız çocuklarının ve devlet okullarının programa katılımları için sürdürülebilir bir destek sunmaktan dolayı da büyük mutluluk duyduk.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin üçüncü döneminde ilk kez öğretmenlere yönelik de çalışmalar yürütttünüz. Projenin bu döneminde öğretmenlerle de çalışmayı  tercih etmenizin nedeni nedir? Bu faaliyetlerin kapsamından ve katılan öğretmenlerin geri bildirimlerden bahseder misiniz?

Projenin daha önceki sezonlarında yer alan öğretmenlerden aldığımız geri bildirimler sonrasında, projeye takım koç ve danışmanları için robotik ve kodlama, proje geliştirme ve yürütme ile toplumsal cinsiyet konularında destek sağlayacak öğretmen eğitimleri eklemeye karar verdik. STEM alanında uygulayacakları etkinliklerde kız takımlarına önderlik edecek öğretmenlerin dijital becerilerinin desteklenmesini ve proje kapsamında yalnızca kız çocuklarından oluşan takımlar desteklenirken, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmalarını projenin kapasitesini ve niteliğini geliştirmek adına fazlasıyla önemli bulduk. Öğretmen eğitimi sayesinde yalnızca takım koç ve danışmanlarının değil, aynı zamanda kız çocuklarının da dijital becerilerinin gelişeceğine ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında farkındalık kazanacaklarına inandık. Beklediğimiz gibi koç ve danışmanlardan eğitimler sonrasında kodlama alanındaki yeteneklerinin gelişmesinden, proje sürecinin takımlar ile yürütülmesinin kolaylaşmasına kadar birçok olumlu geri dönüşler aldık. Ayrıca uzaktan uygulama sürecine geçilen salgın döneminde uygulama araçlarını proje özelinde nasıl kullanabileceklerini gösterdiğimiz eğitimlerin proje sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi konusunda da büyük bir katkı sağladığına dair geri bildirim aldık.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu ve Kızlar Bilimle Buluşuyor projesini üç dönemdir destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Projenin 4. fazı için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na yeni bir  başvuru yapmamızın en önemli sebebi; önceki yıllarda proje sayesinde ortaya çıkan etkinin sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Projenin 3. fazı tamamlandıktan sonra, devlet okullarında eğitim gören kız takımlarından aldığımız geri bildirimlerde, yapılan desteğin sağladığı değişim etkisini ve bu etkinin kızlar üzerindeki değerini görme fırsatını yakaladık. STEM uygulamalarının yaygınlaştırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi  ve eğitimle değişimin gerçekleşebilmesi için sürdürülebilirliğin öneminin de farkındayız. Bu sebeple her yeni başvurumuzda kapasitemizi güçlendirmeye ve kazandığımız tecrübeler ile uygulamalarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Amacımız daha fazla çocuğa, daha etkili şekilde erişebilmek. Bu amaç doğrultusunda, yıllar içerisinde projemizin içeriklerini geliştirdik,  öğretmen eğitimleri ekledik, nitel ve nicel yöntemler kullanarak projemizin etkisini ölçüp, raporladık. Her yıl benzer devlet okulları ya da koçların başvurusu ile bilimsel farkındalık konusunda tecrübe kazanan ve tecrübe kazandıkça daha etkili eğitimler veren öğretmenlerimizi desteklemeye ve projemizin etkisini artırmaya çalışıyoruz.

Yürüttüğümüz proje ve programlarda devlet okullarını destekliyoruz ve %30’luk bir payı desteklediğimiz devlet okullarına ayırıyoruz. Bu sayede fırsat eşitliğini desteklemeye çalışıyoruz. Fakat yalnızca Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’dan aldığımız fon ile devlet okullarında eğitim gören kız takımlarını destekliyoruz ve onları STEM uygulamaları ile tanıştırıyoruz. Bildiğiniz üzere dezavantajlı takımların yani kız takımlarının STEM kariyerlerine ilgi duymaları, dijital becerilerini geliştirmeleri ve gelecekte toplumsal değişikliklere sebep olmaları ancak sürdürülebilirlikle ve devamlılıkla mümkün. 3 yıl boyunca toplamda 20 şehirden 52 takıma, 309 çocuğa ve 100 öğretmene ulaştık. Bunun için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, Türkiye Mozaik Vakfı’na ve tüm bağışçılara çok teşekkür ediyoruz.

Bilim Kahramanları Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz? Yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte faaliyetlerinizi yeniden okullarda gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz?

Bilim Kahramanları Derneği olarak 4-19 yaş arasında çocuk ve gençlere yönelik sürdürdüğümüz uluslararası ve ulusal STEM programlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Challenge, Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Explore, Minik Bilim Kahramanları Keşfediyor / FIRST LEGO League Discover, Dünya Robot Olimpiyatı Türkiye / World Robot Olympiad Turkey sürdürmeye devam ettiğimiz programlarımız arasında yer alıyor. Ayrıca 38 yaşın altında bilim insanlarının çalışmalarını desteklediğimiz ve görünürlüğünü arttırmaya çalıştığımız Yılın Bilim İnsanı programı kapsamındaki 2020 Genç Bilim İnsanı Ödül Törenimizi Ekim ayında gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 2021-2022 etkinliklerimizin uygulama sürecini de hem çevrimiçi hem de yüz yüze olacak şekilde planlıyoruz. Ancak tabi ki süreç içerisinde gelişen tüm gelişmelere göre çalışmalarımızı adapte etmeye de hazırız.

2021 yılında ise 3 yeni projeyi hayata geçirmek üzere ortaklarımızla çalışmalara devam ediyoruz. İlki Koç Holding ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme – UNDP) desteği ile başladığımız “Sivil Toplum Kuruluşları için Dijital Dönüşüm Programı” kapsamında gönüllü, mezun ve ilgili tüm paydaşlarımızla olan iletişimimizi kuvvetlendirmeyi hedeflediğimiz portal projemiz. Bu proje Yapı Kredi Ülkem İçin Fonu ile desteklenmeye devam edecek. Buna ek olarak gençlerin havacılık alanında deneyim kazanmasını hedefleyen bir proje ile liseli gençlerin bilim insanları ile tasarım odaklı etkinliklerde bir araya getireceğimiz projeler için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Okula Dönüş Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD) risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla hak temelli çalışmalar yapıyor. Çoçuk Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız SGD, Okula Dönüş projesini gerçekleştirdi. Dernek proje kapsamında  Fatih,  Karagümrük bölgesinde okula başlamış ve bırakmış ya da uzun süreli devamsızlık yapan çocukları tespit etti ve COVID-19 salgını döneminde uzaktan eğitim alan ve teknik eksiklikler nedeniyle derslere erişmekte ve/veya takip etmekte zorluk çeken çoçuklara bireysel destekler sağladı. 

SGD Proje Koordinatörü ve İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile yaptığımız röportajda Okula Dönüş projesini, salgın sürecinin okul terki üzerindeki etkisini ve okul terkini önlemeye yönelik geliştirilebilecek politikalar ve uygulamalar hakkında konuştuk. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Okula Dönüş projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı  biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Okula Dönüş projesi ile, Fatih bölgesinde risk altındaki okulu terk etmiş, uzun süre devamsızlık yapma eğiliminde olan, okul sisteminde kayıtlı gözüküp herhangi bir sebeple okula hiç gitmeyen veya yaşı nedeniyle örgün eğitim sisteminin dışında kalmış çocuklarla ve onlarla doğrudan ilişkili bakımverenlerinin güçlendirmesi yolu ile çocukların eğitim sistemine dahil olmalarının sağlanması ve okulu terk etmelerinin önlenmesini hedeflemiştik. Proje salgın sürecine denk gelince, pandemi koşullarına göre sahada çeşitli düzenlemeler yaptık. Proje kapsamında planladığımız sosyal gelişim atölyeleri ile okula hazırlık atölyelerini, bireysel desteklere dönüştürdük. Uzaktan eğitim sürecinde teknik donanım ihtiyacı sebebiyle derslerine erişemeyen çocuklar için, dernek mekanında, hijyen ve mesafe koşullarını sağlayacak şekilde, derslerini takip edebilme imkanı sunmayı planladık.

Salgın ve karantina koşullarına bağlı olarak, çocuk ve bakımverenleri ile bireysel görüşmeler gerçekleştirdik. Bireysel görüşmeler, uzaktan eğitim sürecinde derslere dahil olmakta zorluk yaşayan ve hiç erişemeyen çocukları kapsayacak ve onları yaşadıkları sürece dair destekleyecek görüşmelerdi. Görüşmeler, çocuğun ve ailenin koşullarına göre çevrimiçi, telefon veya randevu yolu ile yüz yüze gerçekleştirildi. Yaşı nedeniyle eğitim sistemi dışına çıkmış ancak açık okul kaydı olmayan çocukları tespit edip kayıtlarını yapmalarına ve sınavlarına girmelerine destek olduk. 

Karagümrük bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların devamsızlık ve okulu terk sebepleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Salgın sürecinde yaşanan gelişmeler birlikte çalıştığınız çocukların okulu terk oranlarında bir değişikliğe neden oldu mu?

Okula Dönüş projesi ile eş zamanlı olarak bir araştırma projesi yürüttük. Çocukların Gözünden Okul ve Oyun isimli araştırmada, SGD’nin atölyelerinin çocukların okul terkini önleme üzerindeki etkilerine yoğunlaşırken, bir yandan da çalıştığımız bölgedeki okul terk durumunu anlamaya çalıştık. Bahsini ettiğim bu rapor için pandemi öncesi fiziksel olarak çalıştığımız okullardan 20 gün ve daha fazla devamsızlık yapan çocukların oranlarını almıştık. Karşılaştığımız tabloda okulu terk eğiliminin yüksekliği göze çarpıyor. Araştırma sonuçları da, bir dönemde 20 günden fazla devamsızlık yapan ve yine bir dönem boyunca kayıtlı olduğu halde hiç okula gitmeyen çocuk sayınının bu eğilime işaret etmesi açısından oldukça kritik olduğuna işaret ediyordu.

Kuşkusuz ki, salgın koşulları, çalıştığımız bölgedeki okul terk durumunu etkiledi. Buna dair doğrudan oransal veriye henüz erişememiş olsak da, birebir gözlemlerimizde okulla ilişkisi oldukça zayıflamış çocukları tespit edebiliyoruz.

Okul terkinin önlenmesine yönelik ne tür politikalar ve uygulamalar geliştirilmesi gerekiyor? Kamu kurumları ve ebeveynler bu uygulamaların hayata geçirilmesinde nasıl bir rol oynayabilir?

Okul terkinin önlenmesinin ekip işi olduğuna inanıyoruz. Veli, okul aile birliği, öğretmen, psikolojik danışman, okul yöneticileri ve çalışanları arasında işbirliği sağlamak gerekli. Her çocuğun tek ve biricik olduğu kabulünden hareketle, her bölgenin hatta her okulun kendi koşullarını tespit edip, ihtiyaçlara göre hareket etmesi, özellikle bakımverenleri sürece dahil edebilmesi önemli. Okula Dönüş projesinde birebir olarak daha yakından teması deneyimlediğimiz için, özel çözümlerin geliştirilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. 

SGD’nin uyguladığı ders saati içinde ders dışı aktivite olarak atölyeler çocukların okulla bağını kuvvetlendiren bir araç olarak yaygınlaşabilir. Bu süreçte de muhakkak tutarlı ve kararlı olmak gerekir çünkü okul terki eğiliminde olan çocuklardaki davranış ve uyum problemlerinin düzelebilmesi için uzun zamanlı ve kararlı bir çalışma gerekiyor. Kimi zaman riskli bir davranışın düzelmesi, yıllar süren bir çalışmayı gerektiriyor. Dolayısıyla kamunun uzun süreli ve düzenli faaliyetleri desteklemesi, bakımverenleri de çocuğun okula devamının önemi konularında bilgilendirmesi önemli. Elbette okul terkinin maddi boyutunu da göz önünde bulundurmak, örneğin okul beslenmesi desteği ile çocukları ve aileyi maddi açıdan desteklemek de, sorunun çözümüne sunulabilecek bir diğer katkı olarak görülebilir.

Okula Dönüş projesini bu alanda yapılacak çalışmalar açısından bir pilot proje olarak hayata geçirdiniz. Bu pilot projede edindiğiniz deneyimler doğrultusunda, okulu bırakmış veya uzun süreli devamsızlık yapan çocukların okula dönüşünü desteklemek için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yeni dönem çalışmalarında elbette yine öncelikle çocuk ve kadınlara yönelik faaliyetler planladık. Bu çalışmalardan bazıları akranları ve güvendikleri yetişkinlerden uzak kalan çocukların iyi olma hallerini destekleyecek temas alanları yaratmak, özellikle pandemi nedeniyle artış gösteren kaygı ve endişeyle ilişkili olarak psikososyal destek sağlamak, çevrimiçi ortamlarda yürütülen faaliyetler ve eğitim için dijital okur yazarlık desteği vermek, pandemi sürecinin öncesinde de mahallede ihtiyaç olduğunu gördüğümüz hukuki destek sağlamak şeklinde özetlenebilir.

Farklı olarak ise, yönlendirme ağı çalışması ve mevcut deneyimi benzer kurumlarla paylaşmak üzere eğitim sisteminden uzaklaşmış çocuklara yönelik kılavuz hazırlama işlerini ekledik. Ağ çalışması ile, bölgede sağlanan kamu hizmetleri ve bu hizmetlere erişim yollarını hedef kitlenin ihtiyaçları doğrultusunda derleyeceğiz. 

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Okula Dönüş projesi, SGD’nin kuruluşundan bu yana iletişimimizin sürdüğü ancak okulla bağı tamamen kopmuş olduğu için okullardaki atölye çalışmalarına dahil edemediğimiz bir grup çocukla yeniden temas kurmamıza destek oldu. Bu grubun eğitim sistemine dahil olma istekliliği derneğin saha ekibini de iyi hissettirdi ve bu türden çalışmalara devam etme konusunda motive etti.

Okula Dönüş projesinin deneyimleri ışığında bu projenin içeriğini mahallenin ihtiyaçlarını gözeterek genişlettik ve yeni fon başvurularında değerlendirdik. Yukarıda bahsettiğimiz çalışmaları yapabilmek için bir fon desteği alabildik.

 

Çoçuk Fonu 2021 dönemi başvuruları sona erdi

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi ve haklarının tesis edilmesi için 0-15 yaş arası çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Çoçuk Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları sona erdi. 

Fona toplam 25 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 22’si dernek, 3’ü vakıf tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Diyarbakır, İstanbul, Mersin, Sakarya ve Tunceli olmak üzere 6 ilden başvuru alındı. Çoçuk Fonu 2021 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 2.117.901 TL oldu.

 

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği Çoçuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) bir yandan maddi yetersizlikler nedeniyle öğrenimini tamamlayamamış, şehir ya da öğrenim kurumu değiştirmiş veya kayıt yaptırmaktan imtina etmiş öğrencilere burs kaynağı sağlarken, öte yandan  çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla ile hibe desteği sağladığımız FİSA, hibe kapsamında yürüttüğü Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım projesini tamamladı. Çoçuğa yönelik ayrımcılığa karşı ortak bir strateji oluşturmak amacıyla farklı paydaşları bir araya getiren dernek, proje kapsamında psikoloji, eğitim, sosyal hizmet alanında 6 meslek uzmanı, 5 avukat, 5 gazeteci, 10 sivil toplum uzmanı, 11 ebeveyn ile toplamda 37 kişi ile görüşme yaptı. FİSA, bu görüşmeler sonucunda elde ettiği bulguları  Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’unda yayınladı. 

FİSA Proje Koordinatörü Ezgi Koman ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürüttükleri çalışmaları, Türkiye’de çoçukların maruz kaldıkları ayrımcılık türlerini ve Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’nun öne çıkan bulgularını konuştuk. 

Alandaki deneyimlerinizden yola çıkarak Türkiye’de çoçukların ne tür ayrımcılıklara maruz kaldığını paylaşır mısınız? Çoçuğa yönelik ayrımcılıkla mücadelede nasıl bir yaklaşım ve yöntemlere ihtiyaç duyuluyor?

Aslında çocukların maruz kaldığı ayrımcılık, yetişkinlerin maruz kaldığı ayrımcılıktan çok farklı değil. Ancak genel ayrımcılık türlerinden, biçimlerinden farklı olarak çocukların yaşadıkları ayrımcılığın özel örüntüleri bulunuyor. Bu örüntüler; toplumda yerleşik olan çocuk algısı, çocukların ayrımcılığa karşı savunmasızlığı ve yüksek kırılganlıkları, çocuklara karşı ayrımcılığın bir dizi zincirleme sonuç üretiyor olması ve çocuklara karşı ayrımcılığın çeşitli olması ve bunların derinliği. Bu örüntüler temelinde baktığımızda son yıllarda çocuklar; sadece çocuk oldukları için maruz kaldıkları yaş ayrımcılığı, göçmen/mülteci olma temelli ayrımcılık, sınıf ve ekonomik temelli ayrımcılık her ne kadar kadın ve LGBTİ+ hareketinin etkisiyle bir parça iyileşmeden söz etsek de hala devam eden toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık, çocukların sahip olduğu hareketli, şişman gibi kavramlarla tanımlanan bireysel özellikleri, engelli olma durumu temelli ayrımcılık gibi ayrımcılık türleri çocukların maruz kaldığı ayrımcı pratikler arasında yer alıyor. 

Çocuğa yönelik ayrımcılık karmaşık bir konu. Çok fazla veçhesi olan, farklı derinliğe sahip, her tarihsel dönemde değişebilen, artan ya da azalan ya da biçim değiştirebilen bir ihlal türü. Aynı zamanda ayrımcılık izlemesi ve raporlanması oldukça zor bir alan olan. Bu yüzden ayrımcılıkla mücadelede öncelikle ayrımcılığı görünür kılmak çok önemli oluyor. Çocukların yaşadığı bir durumu “bu ayrımcılıktır” diye tarifleyebilmek; öncesinde önlemeyi ve yaşanmak zorunda kaldıysa telafiyi sağlayabilir. Görünür kılmanın yanı sıra ayrımcılık vakalarını söz konusu karmaşık veçhe ve derinliği ile bütüncül şekilde ele alarak, görünmez sebeplerini, görünmez etkilerini ortaya koymak gerekiyor. Ezberlerden kurtularak çocuğa yönelik ayrımcılığı kavramak gerekiyor. Sonrasında da stratejik bir bakış açısıyla hak temelli taktikler geliştirmek önemli.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım projesini salgın koşullarından dolayı proje faaliyetlerinde bazı değişiklikler de yaparak tamamladınız. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Proje ile genel amacımız mücadelesi zor ve karmaşık bir konu olan çocuğa yönelik ayrımcılığa dair ilgili öznelerle bir araya gelerek güncel değerlendirmeler yapmak, stratejiler geliştirmek ve böylece devletlerin ayrımcılık yasağına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeye katkıda bulunmaktı.

Salgın süreci bizi de etkiledi. Öncelikle çalışmamızı yüz yüze atölyeler şeklinde yapmayı planlanmıştık. Ancak, salgın önlemleri bunu mümkün kılmadı. Atölyeleri ilgili öznelerle çevrimiçi görüşmelere dönüştürdük. Bu ilgili öznelerin arasında tabii ki çocuklar da vardı. Çocuklarla birlikte ayrımcılığı konuşmak ve stratejiler geliştirmek istiyorduk. Ancak ayrımcılık gibi bir konuyu çocuklarla çevrimiçi konuşmanın doğru olmadığını düşündük. Açıkçası salgın koşullarından kaynaklı olarak bu çalışmanın en büyük eksiği de bu oldu. Yaptığımız görüşmelerden bir rapor hazırladık. Bu raporda ne yazık ki çocukların görüşleri yer almıyor. Halbuki biz Çocuk Hakları Merkezi olarak, çocuk hakları konusunun uzmanlarının çocuklar olduğunu biliyoruz. 

Salgının çalışmamızın bütününü etkilediği bir diğer yer ise, hazırladığımız raporun özellikle hedeflediğimiz yerel yönetimler tarafından dikkate alınmasını sağlamak için yapmayı planladığımız çalışmalardı. Bunun için diyalog görüşmeleri planlamıştık. Ancak yine proje döneminin tam kapanma sürecine denk gelmesi yerel yönetimlerle sadece raporun uzaktan paylaşılabilmesine yol açtı. Ancak bu hedefimizden vazgeçmiş değiliz. Önümüzdeki dönemde proje kapsamında hazırladığımız raporumuzu paylaşarak ve bu raporu temel alarak çocuğa yönelik ayrımcılığa karşı yerel yönetimlerle çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Raporumuza ilişkin bir bilgilendirme ve paylaşım toplantısı yaptık. Bu toplantının sivil toplum örgütlerinden, yasamadan, siyasi partilerden ve basından katılımcılar oldu. Onlarla birlikte raporu, bulgularını, yer alan önerileri değerlendirdik ve bu konuda birlikte düşünmeye devam etme kararı aldık. Bu toplantıda bize Prof. Dr. Nilgün Toker de katıldı. Onunla birlikte de ayrımcılığı çok daha iyi kavrayabilmek için “Çocuğun Eşitliği” kavramını tartıştık.

Proje kapsamında Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’nu yayınladınız. Bu raporun amacı, araştırma yöntemi ve öne çıkan bulgularını bizimle paylaşır mısınız?

Proje kapsamında hazırladığımız raporun amacı, Türkiye’de çocuğa yönelik ayrımcılığın güncel bir durumunu ilgili öznelerinin görüşleri, bilgileri, gözlemleri ve tanıklıkları temelinde ortaya koyarak çocuğa yönelik ayrımcılığın önlenmesinde yükümlülük sahibi devlet başta olmak üzere bu alanda çalışmak isteyen kişi ve kurumların çocuğa yönelik ayrımcılığa karşı strateji geliştirmelerine yardımcı olabilmek ve ilham vermektir.

Çalışmanın başlangıcı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanan COVID-19 küresel salgınına denk geldi. Bu nedenle salgın koşulları dikkate alınarak çalışma içerisinde gruplarla bir arada yapılacak görüşmeler, çevrimiçi bireysel görüşmelere dönüştürüldü. Daha önce de belirttiğim gibi çalışma kapsamında planlanan 13-18 yaş arası çocuklarla yapılacak atölyeler de yine salgın koşulları nedeniyle iptal edildi. 

Çocuklarla ayrımcılık gibi derinlemesine konuşulması gereken bir konuyu çevrimiçi yapmanın çocuk gelişimi ve çocuk hakları açısından doğru olmadığı düşüncesiyle ne yazık ki çalışmaya işin gerçek uzmanlarının görüşleri, sesleri katılamadı. BM Çocuk Hakları Komitesi’nin de belirttiği gibi çocuk haklarıyla ilgili uzman olan çocukların bu çalışmada yer alamaması çalışmanın en önemli sınırlılığını oluşturdu.

Mayıs 2020’de başlayan çevrimiçi görüşmeler Kasım 2020 tarihine kadar devam etti. Çalışma kapsamında psikoloji, eğitim, sosyal hizmet alanında 6 meslek uzmanı, 5 avukat, 5 gazeteci, 10 sivil toplum uzmanı, 11 ebeveyn ile toplamda 37 kişi ile görüşmeler yapıldı. Ayrıca iki görüşmeciden de yazılı olarak görüşleri alındı.

Görüşmelerde, görüşmecilerden son dönemde sık karşılaştıkları çocuğa yönelik ayrımcılık türlerini; bu ayrımcılık türlerinin nedenlerine ve çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin görüş, gözlem ve tanıklıklarını ve ayrımcılığın önlenmesi için önerilerini paylaşmaları istendi.

Raporun bulgularına gelince; görüşmecilere göre çocukların yaşlarından dolayı günlük hayatta pek çok konuda “bilgi eksikliklerinin olduğu ve bir konuya yeterince hakim olmadıkları” algısı yaş ayrımcılığının bir gerekçesi olarak sunuluyor. Bu algıyla birlikte gelişen, çocukların yetişkinin bakımına muhtaç, yetişkinlerin dünyasında yaşayan ve yaşamın öznesi olamayan varlıklar olduğu düşüncesinin yansıdığı her alan, her eylem çocuğa yönelik farklı ayrımcılık biçimlerini oluşturuyor.

Yaş ayrımcılığının görüldüğü önemli bir alanın medya olduğunu dile getirildi. Görüşmeciler medyada çocukların temsilinin yetişkinlerden farklı olduğunu, çocukların medyada ya hiç yer bulamadığını ya da çok az bulabildiğini dile getirdi. Bu yer alma şeklinin de genel olarak yaş ayrımcılığını besleyen bir çocukluk algısına sahip olduğu belirtildi.

Görüşmeciler çocukların sadece çocuk olmalarından kaynaklı maruz kaldıkları yaş ayrımcılığının yanı sıra sahip oldukları farklı fiziksel ve gelişimsel özellikleri, mizaçları temelinde de ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirttiler. Çocuklar bu özellikleriyle etiketlenebilmekte ve bu etiketlenme çocukların gerçek ihtiyaçlarının ve potansiyellerinin görünmez olmasına yol açmakta. 

Görüşmecilerin tamamı çocukların sıklıkla maruz kaldığı ayrımcılık türü olarak toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıktan söz etti. Çocukların bu ayrımcılık türüne evde, okulda, sokakta yaşamın her alanında uğradığı vurgulandı. Bu alanda yaşanan ayrımcı pratiklerinden biri olarak çocukların evlendirilmesi gösterildi. Oğlan çocuklarının yaşadığı ayrımcılık olarak dile getirilen bir diğer başlık da kesişimsel ayrımcılık olarak çocuk işçiliği olarak vurgulandı. 

Sınıf ve ekonomik temelli ayrımcılık olarak çocukların ebeveynlerinin sınıfsal konumu ve buna bağlı olarak ekonomik durumlarının çocukların haklara eşit şekilde erişimlerinde farklılıklar yarattığı görüşmeler sırasında vurgulanan bir başka ayrımcılık türü oldu. Bu alana ilişkin bir örnek yargıdan verildi: Çocukların ebeveynlerinin sınıfsal konumlarının ve ekonomik durumlarının çocukların bu süreçte nasıl bir muameleyle karşılaşacağını, hakkında nasıl bir karar çıkacağını belirleyebildiği dile getirildi. Bu durumun çocukların hapishanelerde maruz kaldıkları muameleyi de etkilediği belirtildi.

Görüşmecilerin sıklıkla karşılaştıklarını belirttikleri bir diğer ayrımcılık alanı da mülteci ya da göçmen olma durumuna bağlı olarak yaşanan ayrımcılık oldu. Özellikle 2011 yılında yaşanan Suriye’deki savaş sonrası Suriye’den gelen mülteci çocukların yaşadıkları tüm görüşmecilerin gündeminde yer aldı. Çocukların maruz kaldığı etnik temelli ayrımcılığa ilişkin Lozan Antlaşmasında azınlık olarak tanımlanan grupların çocuklarının kendi kültürlerinde ve anadillerinde eğitim alma hakkı bulunurken bu tanımın dışında kalan çocukların bu haktan yararlanamadıkları belirtildi. Meslek uzmanı görüşmeci de etnik kökene dayalı ayrımcılıkta her dönem bir grubun öteki olarak görülebildiği, bunun da o gruba mensup çocuklar için ayrımcılık yarattığını vurguladı.

Görüşmeciler dinsel temelli ayrımcılık alanı olarak öncelikle zorunlu din dersleri ve muafiyet sistemini dile getirdiler. Bir diğer konuda da Alevi ailelerin çocuklarının yaşadıkları oldu. Bu kapsamdaki örneklerden biri Ramazan aylarında okulda yemek yiyemeden, din dersleri almak zorunda kalarak büyümeleri idi.

Engellilik temelli ayrımcılık da görüşmecilerin dile getirdiği bir diğer karşılaşılan ayrımcılık türüdür. Görüşmeciler genel olarak engel durumuna göre gerekli erişilebilirlik düzenlemelerinin yapılmadığını vurguladı. Kentte, okulda, çeşitli mekanlarda bununla çok sık karşılaşıldığı söylendi. Erişilebilirliğin tam anlaşılmadığı bir toplumda yaşıyor olduğumuz da ayrıca eklendi. Bu alanda kaynaştırma sisteminin etkileri dile getirildi.

Çalışma kapsamında çocuğa yönelik ayrımcılığın nedenleri üzerinde de duruldu. Görüşmeciler çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın görünür olan ve olmayan nedenleri üzerinden gözlemlerini ve görüşlerini aktardılar.Devletin yapısı ve işleyişi, demokrasiye bağlılık, hiyerarşik toplum yapısı ve algısı, eğitim sistemi, çarpık çocukluk algısı, politik iklim, kültürel, toplumsal, dini değerler ve önyargılar ayrımcılığın temel nedenleri olarak dile getirildi.

Görüşmelerde çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın etkileri de ele alındı. Verilen yanıtlarda ayrımcılığın çocuklar üzerinde genel olarak güvensizlik, içe kapanma, üzüntü, öfke, öz benliğin yıkımı, suçluluk hissetme gibi psikolojik temelli etkilerin yanı sıra adalet duygusunun zedelenmesi ya da yitimi, erken olgunlaşma ve büyüme, gelecek algısının değişmesi gibi etkilere yol açtığının düşünüldüğü görüldü. Ayrımcılığa maruz kalan çocuğun ayrımcılık yapması da bir diğer etki olarak belirtildi Dışlanma ve uzaklaşma, zorbalık, ayrımcılığı ortaya çıkaran değerlerin örüntülerinin devamlılığı da görüşmecilere göre çocuğa yönelik ayrımcılığın etkileri arasında yer aldı.

Görüşmeler sırasında çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın ortadan kalkmasına yönelik çözümler üzerinde de duruldu ve görüşmeciler pek çok öneride ortaklaştı. Bu öneriler arasında: 

  • Çocukluk paradigmasının hak temelli dönüşümü ve katılım hakkının gözetilmesi/çocuğun fikrinin dinlenmesi
  • Sosyo-ekonomik, gelir dağılımı eşitliğinin sağlanması 
  • Demokratik yaşam kültürünün benimsenmesi
  • Çocukların hak ve özgürlüklerine ilişkin, ayrımcılığa, ırkçılığa karşı bilinçlendirilmesi
  • Ebeveyn/yetişkin eğitimleri düzenlenmesi
  • Eğitim sistemi ve müfredatta gerekli değişikliklerin yapılması
  • Adalet sisteminde gerekli değişikliklerin (onarıcı adalet/çocuk cezaevlerinin kapatılması vb.) yapılması
  • STK’ların çalışmalarının güçlendirilmesi 
  • Danışmanlık ve destek mekanizmalarının oluşturulması 
  • Kapsamlı, bütüncül ve insan haklarına dayalı kamu politikalarının geliştirilmesi
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması
  • Çocuk örgütlülüğü, akran danışmanlığı ve çocuk bakanlığının kurulması 
  •  Ayrımcılıkla toplumsal ve bireysel olarak yüzleşme ve bunun mekanizmalarının oluşturulması
  • İnsan haklarına ve çocuk haklarına dayalı, demokratik yaşam kültürünün benimsenmesi,
  • Çatışma iklimin barışa dönüşmesi ve
  • Cezasızlığın ortadan kalkması yer aldı.

Raporda ayrıca yaşanmış, güncel 4 ayrımcılık vakası ele alınarak stratejik olarak değerlendirildi. Bu vakalar basın yoluyla elde edildi ve ayrıntılı bilgi toplanan vakalar oldu. Vakalar arasında; akran zorbalığına maruz kalan ve intihar eden 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud’un, canlı yayında dini değiştirilen Ermeni bir çocuğun, İstanbul’da internete erişim sağlayamadığı için Eğitim Bilişim Ağı’na giremeyen, babasının çözüm üretmeye çalıştığı sırada çatıdan düşerek yaşamını kaybeden Çınar Mert’in yaşadıkları ile Aksaray’da bir ilköğretim okulunda açılan “otistik sınıflar” yer aldı.

Çocuğa yönelik ayrımcılıkla mücadele etmek için konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları ile çeşitli çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz. Önümüzdeki dönemde bu bağlamda geliştirmeyi planladığınız işbirliklerinden ve yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle dediğim gibi yerel yönetimlerle çalışmalar devam edecek. Çiğli Belediyesi ile bir hazırlık içerisindeyiz. Ayrıca ayrımcılığı izlemek için göstergeler oluşturmak önemli. Bu konuda çalışmak istiyoruz. Raporda yer alan güncel değerlendirmeler temelinde yaş ayrımcılığı yine temel konulardan biri olarak önümüzde duruyor. 

Bir başka çalışma kapsamında Türkiye’de Çocuk Hakları Durum Raporu oluşturuyoruz. Bu çalışma kapsamında farkına vardığımız ayrımcılık türleri üzerinden de izleme yapıyoruz.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nun destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Çocuk Fonu’ndan aldığımız desteğin derneğimize en önemli katkısı; Çocuk Hakları Merkezi’mizin çalışmalarının daha sistematik ve etkili yürümesi için gerekli olan merkezin fiziksel mekanını oluşturma olanağına katkısı oldu. Bunun yanı sıra biliyoruz ki ve ne yazık ki dünyanın pek çok açıdan içinden geçtiği karanlık bir dönemdeyiz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük nüfus hareketlerinin yaşandığı, yoksulluğun, çatışmaların, ırkçılığın arttığı, otoriter ve muhafazakâr rejimlerin güçlendiği, eşitsizliklerin derinleştiği bu döneme COVID-19 küresel salgını da eklenince insanlık onuru, eşitlik, özgürlük gibi değerlere olan ihtiyaç çok daha görünür, çok daha hissedilir oldu.

Böylesi bir süreçten çocukların muaf olması elbette düşünülemez. Hatta bu tür süreçlerin ne yazık ki en çok etkileneni her zaman çocuklar olur. Bu yüzden kötümser bir öngörü de olsa, – bize doğru geliyor – çocuğa yönelik ayrımcılık ve yeni biçimleri önümüzdeki dönemin temel konularından biri olacak. Çocuk Fonu desteğiyle ürettiğimiz raporun; hem bizim çalışmalarımıza hem de çocuk hakları hareketinin çalışmalarına ilham vereceğini düşünüyoruz. Fonun en önemli katkısının bu olduğunu söylemek yersiz olmaz.

Bu anlamda Çocuk Fonu’nun tüm destekçilerine teşekkür etmek ve desteklerinin çocuklar için daha iyi, daha özgür ve daha eşit bir dünya çabasına dair olduğunu vurgulamak isteriz.

 

Çoçuk Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Çocuk Fonu

Çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi ve haklarının tesis edilmesi için 0-15 yaş arası çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Çoçuk Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları açıldı. 

Çocuk Fonu’nun bu seneki çağrısı iki öncelik alanı ve bu belirlenmiş iki temel alanın altındaki odaklanılmış alt alanlara yönelik yapılacaktır. Bu çerçevede başvurularda, çocuk çalışmaları alanını desteklemeye yönelik aşağıda yer alan yaklaşımlardan en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  1. Çocuk alanının ve bu alanda çalışan STK’ların diğer alanlarla ve kurumlarla diyaloğunun artırılması;
    1. Alanda çalışan paydaşların pandemi, iklim, ekonomi gibi krizlere yönelik kurumsal ve program bazında uyum faaliyetleriyle hedef kitlelerine yönelik gelişen yeni ihtiyaçlara yönelik çalışmalar
    2. Başta yerel yönetimlerle işbirliği olmak üzere politika uygulayıcı kurumlarla, çocuk alanı içi ve dışındaki paydaşlarla (örneğin kadın hareketi gibi) ve özel sektör ile işbirlikleri
    3. Yoksulluk, insan hakları, çevre gibi diğer alanlarda çalışan STK’ların mevcut çalışmalarını çocuk hakları alanını destekleyecek biçimde geliştirmesi ile ilgili yapılacak çalışmalar (bu çalışmalarda çocuk alanıyla ilgili içerik desteğini nereden alacakları özellikle belirtilmelidir)
  2. Çocuk alanında çalışan STK’ların kapasitesinin güçlendirilmesi;
    1. Alandaki diğer sivil paydaşlarla çocuk hakları özelinde işbirliği ve ağ kurma faaliyetleri
    2. Hikaye anlatıcılığı, dış iletişim, bireysel bağışçılara yönelik iletişim ve kaynak geliştirme, vb. alanlarda kurum içi kapasite güçlendirme stratejilerinin faaliyetlendirilmiş biçimleri
    3. Çocuklarla, çocuk haklarıyla ve çocuk alanıyla ilgili verilerin, araştırmaların ve bulguların farklı paydaşlar tarafından kolay anlaşılabilmesi, kullanılması ve ulaşılması için oluşturulacak çalışmalarla çocuk alanıyla ilgili yeni veri, rehber, vb. hazırlanması
    4. Çocuk hakları alanını, bu alanda çalışan kişileri ve kurumları desteklemek amacıyla materyal ve metodoloji geliştirme çalışmaları

Yukarıdaki içeriği tamamlayacak biçimde tüm başvurularda:

  • Hak temelli bir perspektifle konuların ele alınması,
  • Süreçlerinde çocukların katılımının hayata geçirilmesi,
  • Çocuklar içindeki dezavantajlı kesimlere öncelik verilmesi,
  • Ortaya çıkarılan ürün, materyal, içerik ve uygulamaların herkes tarafından açık ve ulaşılabilir olmasının sağlanması,
  • Bir pilot çalışmayı model haline getirmeyi odağına alan yaklaşıma sahip olması teşvik edilir.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  1. Dernek, vakıf, kooperatif ya da diğer kar amacı gütmeyen ve tüzel kişiliğe sahip kurumlar, (Bir ağ ya da girişim gibi tüzel kişiliğe sahip olmayan birlikteliklerin başvurularını tüzel kişiliğe sahip ve çocuk alanında çalışan bir ev sahibi kuruluş aracılığıyla yapmaları gerekir. Bu durumda ev sahibi kuruluşun başvuru kriterlerini karşılıyor olması ve kurulan ortaklığa ilişkin başvuru aşamasında bir iyi niyet sözleşmesinin sunulması gerekir.)
  2. Başvuru sahibi ekibin çocuk alanında deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip olması,
  3. Başvuru sahibi kuruluşların 2020 yılı gelirlerinin 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olması gerekir.

Çoçuk Fonu 2021 dönemi kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 300.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 100.000 TL talep edebilirler.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 23 Ağustos 2021 Pazartesi günü saat 15:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Çoçuk Fonu 2021 dönemi hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Barış İçin Müzik Vakfı Çoçukların Hayatı 4/4’lük Olsun Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Barış için Müzik Vakfı (Barış İçin Müzik), çocukların sanatsal yaşama katılma hakları önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanat eğitimini herkes için erişilebilir kılmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Çoçuk Fonu’nun 2020 – 2021 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini hayata geçiren Barış İçin Müzik, proje kapsamında 40 öğrencinin keman derslerine katılmasını sağladı ve 112 öğrenciyle  beden perküsyonu atölyeleri düzenledi. Vakfın,  Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmetler Kulübü BUSOS Deniz Yıldızı Gönüllüleri  yönetiminde 71 öğrenci ile düzenlediği Sosyal Atölyelerde, çocuk hakları, hayvan hakları ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konuları işlendi.

Barış İçin Müzik Vakfı’nın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ile yaptığımız röportajda vakfın çalışmalarını, Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini ve Vakfın faaliyetlerini durdurma kararını konuştuk.

Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğinde gerçekleşenÇocuk Fonu’nun 2020-2021 dönemi hibe desteği ile yürütülen Çocukların Hayatı 4/4lük Olsun projesiyle, vakfın programına Sosyal Atölyeler ve Beden Perküsyonu adı altında 2 yeni atölye çalışması eklendi. Aynı zamanda, keman öğrencilerinden oluşan Keman Sınıfı kuruldu.

Bu proje ile Barış İçin Müzik Vakfı’nın müzik eğitim programın zenginleştirilmesinin yanında faaliyetlerini çeşitlendirerek disiplinlerarası atölyeler geliştirmesi, çocukların evde iyi olma hallerinin desteklenmesi, çocukların birbirleri ve Vakıf ile olan bağlarının kuvvetlenmesi ve çeşitli konularda kendilerini geliştirmeleri ve farklı deneyimler edinmelerinin sağlanması hedeflendi.

Cesur Özdemir yönetiminde 112 öğrencinin “Beden Perküsyonu Dersleri” ile ritim ve hareket yetenekleri üzerine çalışmalar yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmetler Kulübü BUSOS Deniz Yıldızı Gönüllüleri yönetiminde  71 öğrenci ile  düzenlenen Sosyal Atölyelerde, çocuk hakları, hayvan hakları ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konuları işlendi. Felix Briceno ve Şule Taşova yönetiminde Barış İçin Müzik Orkestralarında yer alan 40 keman öğrencisinin katıldığı Enstrüman Dersleri ile keman öğrencilerin enstrüman, nota, solfej ve müzik teorisi bilgisine katkıda bulunuldu.

Geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdiğiniz Barış Arkadaşım buluşmalarının amacından ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yürüttüğünüzden bahseder misiniz?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın 2021 programı içinde yer alan  Barış Arkadaşım buluşmalarında, Barış İçin Müzik Oda Müziği grubunda eğitim alan 31 öğrenci ile Tekfen Filarmoni Orkestra sanatçısı 18 müzisyen 29 Mart – 30 Haziran tarihleri arasında bir araya geldi.  Çevrimiçi platformlarda  düzenlenen bu buluşmalarda birebir ve toplu dersler, mentor-mentee ve webinar buluşmaları yapıldı. Tekfen Filarmoni sanatçıları, Vakfın Oda Müziği grubu öğrencilerine gönüllü olarak haftada bir saat mentorluk yaptı.

Ayda bir gerçekleşen çevrimiçi seminerlere Barış İçin Müzik öğrencileri, ebeveynleri ve yakınları da katıldı.  Barış Arkadaşım Webinar Buluşmaları başlıkları arasında “Performans kaygısının üstesinden nasıl gelirim?”, “Orkestrada soloma nasıl hazırlanabilirim?”, “Orkestra Şefi ne anlatmaya çalışıyor?”, “Rahlede ön sırada olmak”, “Rahlede 2 kişi olmak”, “Yurtdışında okudum, yine olsa yine okur muyum?” gibi öğretici konular yer aldı.

Bu zorlu günlerde sanatçıların müzik eğitiminden yararlanan çocuk ve gençlere el vermesi Barış İçin Müzik programını güçlendirdi.

Çalışmalarınızı çokkültürlü bir anlayış ile yürüttüyorsunuz. Çoçuklar ve gençlerle çalışmalar yürütürken böyle bir anlayış ile hareket etmenizin nedeni nedir? Bu yaklaşımın birikte çalıştığınız grupların üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Barış İçin Müzik Vakfı, 15 yıldır sürdürdüğü çocuklar ve gençler için müzik eğitimi program modelinde katılımcıları ile birlikte kalıplaşmış bir eğitim modeli yerine bireyin psiko-sosyal olarak gelişmesini hedefleyen yönelimler ile sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda öğrenilenleri uygulamaya dayalı bir sistem geliştirdi.  Vakıf, deneyimler yoluyla ve deneyimlerden öğrenerek pratik anlayışların oluşturması, öz eleştiri yaparak eksik ve yanlışların düzeltilmesi, elde edilen yeni kazanımların yaşama yansıtılması, motivasyon becerilerinin geliştirilmesi ve ortaklıklar kurulması üzerine odaklandı.

 Barış İçin Müzik Vakfı tarafından ortaya çıkarılan program modelinin amacı; yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi esas alan, ayırımcılık yapmayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimleri paylaşılabilir, tekrarlanabilir, ücretsiz, kaliteli, çoksesli müzik eğitim modelini ortaya çıkarmak oldu. Vakıf aynı zamanda bir hak olarak ücretsiz müzik eğitimin yaygınlaştırılmasına hizmet etti.

 2021’de 16. yılını kutlayan Barış İçin Müzik Vakfı, bugüne kadar 2000 enstrümanı 7000’den fazla çocukla buluşturdu. Barış İçin Müzik modeli İstanbul dışında farklı yerlerde benzer oluşumların yeşermesine ilham verdi. Yaşları 7-21 arasında değişen yüzlerce çocuk ve genç, bugün İstanbul Adalar, Bursa Nilüfer, İzmir Tepebaşı’nda Barış İçin Müzik programından yaralanmaya devam ediyor.

Barış İçin Müzik Vakfı programına 16 yaşında iken katılan Simge Sipel, bugün 20 yaşında ve kontrbas çalıyor. Simge, Adalar Çocuk Orkestrası’nın ilk adım seviyesindeki öğrencilerine öğretmenlik yapıyor. Müziğin kendi hayatına olan etkisini şöyle açıklıyor: Müzik benim için en anlamlı iletişim yolu. Bazı zamanlar sözlerle söyleyemediğimiz her şeyi müzikle ifade edebiliyoruz. Mesela hiç tanımadığımız bir insanla aynı müziği dinleyip aynı şeyleri hissedip düşünebiliyoruz. Bu yüzden müzik benim için insanları anlamanın, tanımanın en güzel yolu. Aldığım müzik eğitimiyle ben daha güçlü bir insan oldum. Kendimin daha önce hiç görmediğim bir yanını keşfettim müzik sayesinde.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin Vakfınıza ve  çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nun destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Kuruluşundan bu yana her yıl kamu, sivil toplum, özel sektör veya uluslararası kuruluşlarla bir araya gelen Barış İçin Müzik Vakfı, sosyal adalet yönünde müşterek hedeflere sahip her topluluk içinde rol ve sorumluluk almaya, sürdürülebilir ortaklıklar geliştirmeye açık oldu.

 2016 yılından bu yana Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın farklı fonları altındaki hibe desteklerinden yararlandık. Bu destekler sayesinde vakfın projelerini hayata geçirme ve kurumsal kapasitesini geliştirme imkanı bulduk. Tüm bağışçılarınıza müteşekkiriz.

Çoçukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesine verdiğiniz destek ile 2020-2021 yılı Barış İçin Müzik Vakfı programından yararlanan çocuk ve gençler için beden perküsyonu, müzik kültürü dersleri ile sosyal içerikli buluşmalar sunuldu. Özellikle  Beden Perküsyonu derslerinde katılımcılar, enstrümana ihtiyaç duymadan da müzikle ilişki kurabileceklerini, bilginin, bedenin veya farklı objeleri hatta çeşitli ambalaj atıklarını bile enstrüman gibi kullanabileceklerini öğrendiler. Kolektif olarak müzik üretmenin bireysel olarak üretmeye nazaran ne kadar farklı olabileceğini ve çeşitliliğin müzikal üretimlerini nasıl zenginleştirebileceğini keşfettiler.

Çoçuklar ve gençler bir yandan Asya, Afrika, Güney Amerika gibi farklı coğrafyaların geleneksel ritim ve müzik geleneklerini keşfederken öte yandan eleştirel dinlemeyi, farklılıklara saygı duymayı ve müzikal yorumlarını doğru bir şekilde iletmeyi öğrendiler. Barış için Müzik Vakfı bu atölyeler ile çoçuklara ve gençlere sadece bedensel farkındalık kazandırmadı aynı zamanda bu gruplara  akranları veya farklı yaş grupları arasında kendilerini çekinmeden müzikal olarak ifade edebilme becerisi sağladı. Aynı zamanda, müzikal fikirlerini özgüvenle ortaya koyabilmeyi ve yapıcı eleştirilerden faydalanarak kendilerini geliştirmeyi öğrendiler.

Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki öncelikleri ve yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın nedeniyle yaklaşık 16 aydır devam eden uzaktan dersler ile müziğe ara vermemek için gayret ettik. Ancak yapılan yönetim değerlendirmesi sonucunda vakfın programlarını devam ettirebilecek yeterli ekonomik kaynak ve koşulların olmaması nedeniyle faaliyetlerimize sonbahar aylarına kadar ara verme,  2020-2021 yılı dönem programını tamamladıktan sonra da Barış İçin Müzik Vakfı ekibinin iş akdinin sonlandırılması kararı üzülerek alındı.

Barış İçin Müzik Vakfı programının toplumun her kesimi tarafından sahiplenilmesine yönelik bugünkünden daha iyi sonuçlar almış olmayı isterdik. Vakfın 16 yıldır sürdürdüğü ücretsiz müzik eğitimi modeli bugüne kadar iyilik dolu bir model ortaya çıkardı.

Bu modelin devam edebilmesi için vakfın maliyetini karşılama sorumluluğunun yanı sıra kurumsal yapısının güçlendirilmesine, toplumun farklı kesimleri tarafından sahiplenilmesi ve elbette Türkiye’de sivil toplum kuruluşları için koşulların elverişliliğinin geliştirilmesine ihtiyaç var.

DİSA Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde desteklediğimiz Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), farklı program alanları altında toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yaparak geleceğe yönelik politikaların oluşturulmasına birinci elden, nesnel ve saha çalışmasına dayalı bilgi temelinde katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. Hibe desteğimizle gerçekleştirdiği Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesini yakın zamanda tamamlayan DİSA, projede 55 çocuk ve 55 sorumlu ebeveynle psikososyal destek çalışmaları yürüterek; sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim programını hayata geçirdi. DİSA, proje kapsamında içerisinde çalışma bulgularının da yer aldığı  Çocukların Travmalarıyla Baş Etme: Çatışma Sürecinde Psiko-Sosyal Destek Suriçi ve Bağlar Örneği raporunu da yayınladı. DİSA Koordinatörü Atalay Göçer ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürüttükleri çalışmaları, oyun ve sanat terapisinin çocuklarla yapılan çalışmalardaki etkisini ve    Çocukların Travmalarıyla Baş Etme raporunun öne çıkan bulgularını konuştuk.

Çocuk Fonu’nun 2019 – 2020 döneminde desteklediğimiz Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

2015 yılında Diyarbakır’a bağlı Suriçi’nde yaşanan silahlı çatışmaların etkisi altındaki çocuklar ve sorumlu ebeveynlerine yönelik  psikososyal destek çalışmaları yürüttük.Bu çalışmalarda yer alan psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin, kolaylaştırıcı olarak dahil oldukları kapalı grup çalışmalarına hazırlanmaları için bir güçlendirme çalışması da yapıldı. Bu kapsamda Aralık ve Ocak aylarında alanında yetkin kişiler olan Özden Yılmaz Bilgin, Ezgi İçöz Özgür, Ayfer Apaçık, Mehmet Basri Çelik, Esin Koman ve Ezgi Koman tarafından yürütülen ve uygulanan dışavurumcu sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları gibi alanlarıda bir  eğitim programı düzenlendi. 

Şubat ayında başlayan çalışmalar ile  48 çocuk ve 48 sorumlu ebeveyne ulaştık. Çocuk ve yetişkinlerden oluşan  5’er kişilik kapalı gruplar oluşturduk ve her bir grup içinde farklı alanlardan 2 kolaylaştırıcı partner sorumluluk aldı. Bu partnerlerden biri ruh sağlığı, diğeri ise sanat alanında kolaylaştırıcılık yaptı. Grup içi iletişimin Türkçe ve Kürtçe sağlanabilmesi için görev paylaşımı yapıldı. Mart ayında çalışmaya 7  aile daha dahil oldu. Suriye’den göç ile gelen ve anadilleri Kürtçe olan bu aileler için oluşturulan çoçuk ve bir yetişkin gruplarında  kolaylaştırıcılar sadece anadillerinde iletişim kurdular. 13 Mart’ta salgının başlaması ile beraber  kapalı grup çalışmalarına belirsiz bir süre ara vermek zorunda kaldık. Bu süreçte ailelerle olan iletişimimizi koparmadık. Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağı tarafından salgın sürecinde  çocukların ve ebeveynlerin evde birlikte zaman geçirebilecekleri etkinliklerin olduğu bir havuz oluşturuldu.Bileşen her kurum bu etkinlik havuzunu sosyal medya hesaplarından paylaştı. Biz de çalışmamıza dahil olan ailelerden internet erişimi olanlara bu etkinlikleri paylaştık.

Proje sürecinde gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bir diğer faaliyet ise psikososyal destek çalışmaları sürecinde uygulanan etkinliklerden oluşan bir program hazırlamaktı. Çift dilli olarak hazırlanan bu etkinlik programının hem çocuklar hem de sorumlu ebeveynlerine yönelik yapılmakta olan veya ileride yapılacak olan çalışmalara hizmet etmesini amaçladık. Salgın koşullarını da göz önüne alarak etkinlik kitapçığında yer alacak etkinliklerin  çevrimiçi platformlarda da uygulanabilecek şekilde revize edilmesine karar verdik. Böylece etkinlik havuzunu oluşturduk ve 4 aşamalı modül için etkinlikleri seçtik. Henüz taslak halinde olan kitapçık için çalışmalarımız devam ediyor. 

Proje kapsamında çocukların yanı sıra sorumlu ebeveynlerle de faaliyetler yürüttünüz. Ebeveynlere yönelik olarak ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz ve bu çalışmalar sonunda nasıl geri bildirimler aldınız? 

Ebeveynlerle ve çocuklarla yürütülen çalışma programlarının hemen hemen aynı olduğunu söyleyebiliriz.  Vedalaşma bölümü hariç, her biri 4 oturumdan oluşan 3 aşamalı bir program planladık. İlk aşamada grup içi güvenin ve bağın oluşturulmasını hedefledik. İkinci aşamada ise yaşananlar konuşulmaya başlandı, anlamlandırıldı ve baş etme yolları arandı. Son aşamada ise özgüvenin açığa çıktığı “barış içinde bir dünya” tahayyülünün kurulmasına hizmet eden bir çalışma yürütülmeyi planlamıştık. 

Salgın nedeniyle çalışmalarımıza ara vermek zorunda kaldığımız dönemde bazı gruplar ikinci aşamaya geçebilmişken, bazı gruplar ise ilk aşamaya devam ediyordu. Çalışmalar yarım kaldığı için her grubun kolaylaştırıcıları süreç ile ilgili olarak ebeveynleri bilgilendirdi. Bu bilgi akışına rağmen ebeveynlerin bize ulaşarak çalışmanın akıbetini soruyor olması hem  bu çalışmaya duyulan ihtiyacın hem de grupların katılım motivasyonlarının bir göstergesi olarak okunabilir.

Bağlar ve Suriçi’nde ikamet eden çocuklarla beraber gerçekleştirdiğiniz çift dilli psiko-sosyal destek çalışmaları sonrasında iki aylık sanat atölyeleri de düzenlediniz. Sanat atölyelerinin ve çalışmalarınızda sanat faaliyetlerini kullanmanın çocuklara nasıl faydaları oluyor? 

Sanat ve oyun, yaratıcılığı geliştiren ve özgüveni arttıran bir alan sağlamanın yanı sıra  kişinin kendisini en iyi şekilde ifade etme biçimlerinden de biridir. Bizim de çalışmamızda özellikle oyun terapisi ve dışavurumcu sanat terapisi yöntemlerinden esinlenmemizin nedeni buydu. Mesele ortaya “iyi iş” çıkarmak değil, sanatı ve oyunu bir ifade biçimi olarak psikolojik iyileşmenin ya da onarımın bir parçası olarak görmek. Sanatın bir yöntem olarak çalışmaya dahil edilmesi estetik bir kaygıdan değil, duygu aktarımına farklı zeminler hazırlamasından kaynaklanıyor. Bununla birlikte, psikososyal destek çalışması bittikten sonra sanat atölyelerinin yapılması, psikolojik iyileşmenin meyvelerini görmemizi sağladı. Bu süreçte psikolojik iyileşme sürecinin bir parçası olduğuna inandığımız çocukların iki aylık hazırlık ve atölye sürecine odaklanıldı. Bu dönemde çocuklar, kolaylaştırıcılarının desteğiyle kendilerinin planladıkları ve emeklerini koydukları sanat ürünleri ortaya çıkardılar. Çocuklar tiyatro gösterileri,  mini konser, yine çocukların eserlerinin yer aldığı resim ve heykel sergisi çocuklar ve onları izlemeye, yaptıkları eserleri görmeye gelen aileler ve çeşitli sivil toplum temsilcileri için çalışmanın taçlandırıldığı bir aşamaydı diyebiliriz. Hem ebeveynlerden hem de çocukların okul başarısındaki ve derslere katılımdaki olumlu gelişmeleri fark eden öğretmenlerden alınan geri bildirimler çalışmanın kısa dönemdeki etkilerini gösteriyor.

İlk kez 2016-2017’de yürüttüğümüz bu çalışmaya katılan çocuklarla ve ebeveynleriyle iletişimimiz devam ediyor. Tam da bu yüzden 2019-2020’de yürüttüğümüz bu çalışmaya önceki çalışmada yer almayan çocuklarıyla birlikte kendilerinin de katılım gösterdiği ebeveynler oldu. Bazı ebeveynler ise ihtiyaç duyan ailelere ulaşmamızda bize referans oldular. Bu da önceki dönemde yürüttüğümüz çalışmanın uzun vadedeki olumlu etkilerini göstermesi açısından oldukça değerli.

Proje kapsamında yayınladığınız  Çocukların Travmalarıyla Baş Etme raporundan öne çıkan bulguları paylaşır mısınız? 

Sanatın ve oyunun çalışmanın başat unsurları arasında olması, anadillerinin kamusal bir ortamda statüsel olarak Türkçe ile denk kullanılması dolayısıyla çocuklara kendilerini istedikleri dilde ifade edebilme imkanının sağlanmış olması bu çalışmanın en önemli iyileştirici faktörleri arasında yer alıyor. Bu çalışmanın en önemli bulgusu çocuklara kendilerini ifade edebilecek alanların yaratılmasının ve çocuk katılımının gözetilmesinin iyileşmenin ön koşulu olduğu yönündedir. Bu açıdan sanat, oyun ve anadilin yanında çalışmanın yürütüldüğü mekan da buna imkan sağlayabilecek diğer bir unsurdur. Bizim kullanmış olduğumuz mekanda geniş bir bahçenin yer alması etkinliklerin açık alanda yapılmasına imkan veriyordu. Bu da çocukların çeşitli faaliyetleri yürütebileceği bir alan sağlıyordu. 

DİSA’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Özellikle Diyarbakır’da 2016 yılının Mart ayında silahlı çatışmaların sona ermesiyle  çocuk çalışmalarına daha fazla ihtiyaç duyulmaya başlandı. Böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması elbette ki şaşırtıcı değil. Bu süreçte hem çocuk alanında çalışma yürüten kurumlar hem de aralarındaki bağ arttı. 2018 yılında kurulan ve DİSA’nın da bileşeni olduğu Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağını buna örnek olarak gösterebiliriz. Öte yandan salgın koşulları nedeniyle çocuklara erişimin kısıtlanması, belli bir süre düzenli katılım gerektiren çalışmalar düzenlenmesini imkansız  hale getirdi. Bu süreçte çocukların deneyimleri ve çocuk çalışması yapan kurumların dönüşümü açısından yeni ihtiyaç alanlarının tespit edilmesi gerekti. Diyarbakır’da çocuk alanında faaliyet yürüten kurumları kapsayan bir araştırmayla bu kurumlar, hedef kitleleri ve paydaşları hakkında bilgi sağlanabilir. Salgın sonrası dönem belirsizliğini korurken mevcut durumun tespiti, yürütülebilecek çalışmalar için de ön açıcı olacaktır. DİSA olarak böyle bir çalışmayı yürütmek isteriz.

DİSA olarak planladığımız diğer araştırmalar arasında “Yerelde Hegemonik Erkekliğin İzini Sürmek” ve “Kadına Yönelik Ekonomik Şiddet Bağlamında Miras Paylaşımı” geliyor.   Koşullara bağlı olarak gelecek dönemde yürütmek istediğimiz çalışmalar arasında “Pandemi Sırasında Kürt Medyasında Değişen Eğilimler”, “Çocuklar için Kürtçe Radyo (Podcast) Tiyatrosu”, “Okul öncesi Eğitimde Kürtçenin Kullanılamamasının Etkileri” ve “Pazar Dili Olarak Kürtçe” gibi çalışmalar yer alıyor. Geçtiğimiz yıl “Çatışma Çözümü ve Barış İnşası: Dünya Deneyimleri Serisi” kapsamında Nepal, Sri Lanka ve Guatemala deneyimlerinin yer aldığı üç rapor yayınladık. Bu yıl dört ülke deneyimini ele alıyoruz. Farklı deneyimlere dair yeni araştırma önerileri sunacak araştırmacılarla önümüzdeki yıl da bu çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz.

Rengarenk Umutlar Derneği Çocuk Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği’ne (RUMUD) Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladık. Hibe kapsamında finansal sürdürülebilirliğini geliştirmeyi amaçlayan RUMUD, konuyla ilgili çalışmak üzere bir kişiyi istihdam etti ve kaynak geliştirme stratejilerini, yöntemlerini ve araçlarını ortaya koyduğu Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji Belgesi’ni hazırladı. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ciwan Aytaş ile yaptığımız röportajda  finansal sürdürülebilirlik alanında yaptıkları çalışmaları, Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji Belgesi’nin kapsamını ve yakın zamanda yayınladıkları Çocukların Barış Algısı Raporu’nu konuştuk.

Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde sağladığımız kurumsal hibe ile hangi kapasite gelişim başlığında çalışmalar yaptınız? Bu başlığı seçmenizin nedenlerini anlatır mısınız?

Aldığımız hibe ile finansal sürdürülebilirlik başlığı altında kapasite geliştirme faaliyetleri için çalışmalar yaptık. Bu başlığı seçmemizdeki temel neden gelişmekte olan kurumumuzun farklı kaynak arayışında olmasıydı. Ayrıca kurumun kendine özgü bir kaynak geliştirme modeli tasarlamasına ihtiyaç olduğunu gördük ve oluşturduğumuz modelin hem bizlerin hem de diğer örgütlerin faydalanabileceği bir kaynak olması hedefi ve ihtiyacı ile Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji Belgesi’ni oluşturduk.

Hibe sürecinde derneğinizin finansal sürdürülebilirlik kapasitesini güçlendirmek için ne tür çalışmalar yaptınız? Bu çalışmaların derneğinize katkısını ve bu süreçteki öğrenimlerinizi

Öncelikli olarak finansal gerçekliğimiz, mevcut kaynaklarımız ve ihtiyaçlarımızı belirlemek ile çalışmaya başladık. Paydaş listelerimiz, kampanyalarımız, hibe süreçlerindeki finans yönetimimiz ve kaynak yaratma/geliştirme yöntemlerimizi daha fazla nasıl geliştirebileceğimize dair çalışmalarımızdan sonra Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji belgemizin temellerini atmış ve kapsamlı bir belge hazırlamış olduk.

 Finansal sürdürülebilirlik ve kaynak geliştirme birçok sivil toplum kuruluşunun en önemli ihtiyaçları arasında yer alıyor. Hibe sürecinde RUMUD’un finansal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla bir yol haritası olan Finansal Yönetişim Prensipleri ve Strateji Belgesi’ni hazırladığınızdan bahsettiniz. Bu belgenin kapsamından ve gelecek dönemde bu konuya ilişkin yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Belirttiğiniz gibi finansal sürdürülebilirlik STK’ların en önemli ihtiyaçları arasında yer alıyor. Bu doğrultuda hazırladığımız belge bizlere özgü yöntemler ve bilgiler içermekle birlikte diğer örgütlerinde faydalanabileceği kendilerine özgü yöntemler geliştirebileceği özellikte bir çalışma oldu. Hazırladığımız bu belge bizler açısından yaşayan bir kaynak haline geldi. Mevcut hedeflerimizi içeren bu belge gelişen hedeflerimiz ve stratejilerimiz doğrultusunda   tekrardan düzenlenecek bir kaynak niteliği taşıyor. Örnekleyecek olursak paydaş listemizin güçlendirilmesi, bağış kampanyalarımızın yeni modeller ile artırılması, ofis ve teknik giderlerin kurumsal ilişkilerle bağış yöntemleri ile azaltılması, daha büyük fon kuruluşları ile ilişkilerin kurulması gibi hedeflerimize göre ilerleyen dönemde belgeyi güncelleyebileceğiz.

COVID-19 salgınının getirdiği koşullar nedeniyle hem ulusal hem uluslararası alanda çocuk işçiliğinin artacağına dair görüşler ve raporlar paylaşılıyor. Çalışmalarınızı gerçekleştirdiğiniz Diyarbakır’ın Sur bölgesinde de benzer bir durum yaşanıyor mu?  Bu kapsamda, çocuk işçiliğiyle mücadele amacıyla gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

COVID-19 salgını nedeniyle birçok hak ihlalinin yaşanmasının yanı sıra Sur’da çocuk işçiliğinde çok ciddi bir artışın olduğunu bizler de gerek gözlemlerimizle gerekse çalışmalarımızda şahit oluyoruz. Bulunduğumuz bölgede çocukların eğitimden uzak kalması, Eğitim Bilişim Ağı’na (EBA) katılım sağlayamamaları ve ekonomik durumun kötüye gitmesi gibi birçok nedenden dolayı çocuk işçiliğinde çok ciddi seviyelerde artış oldu. Yaptığımız Telekonferans Çalışmasının Atölyeleri sonunda yaptığımız değerlendirmede gözlemlediğimiz çocuk işçiliği artışını daha detaylı inceleyebilmek ve görünür kılabilmek için izleme çalışması yapmayı planladık. Bu çalışmamız ile ilgili hazırlıklar tamamlandı ve önümüzdeki aylarda raporunu paylaşacağız.

Çocukların Barış Algısı Raporu’nu yakın zamanda yayınladınız. Raporun öne çıkan bulgularını paylaşır mısınız? RUMUD olarak barış kültürünün inşası için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Barış Algısı Raporu 5-15 yaş aralığında bulunan 131 çocukla gerçekleştirilen atölye çalışmalarıyla şekillendirildi. Raporumuzda öne çıkan bulgular; barış algısının 2015-2016 yıllarında yaşanan çatışmalı ortamdan ve sonrasında artan yoksullukla doğrudan bağlantılı olduğu yönünde. Bir olgu olarak barış, yaş gruplarında farklı cümlelerle dile getiriliyor. Çalışmaya katılan 5-8 yaş arası çocuklar barış kavramını “Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynayabilmek” olarak açıklarken, 9-12 yaş grubunda ise “Barış, arkadaşlarımla özgürce sokağa çıkmaktır” gibi ifadelerle öne çıkıyor. 13-15 yaş arasındaki çocuklar ise yaşanan çatışma durumlarını etnik, dil ve din ayrımcılığıyla temellendirerek şiddetin ve barışın yokluğunu ayrımcı politikalarla açıklıyorlar. Genel olarak barış kavramı, çatışma ortamının yokluğu üzerinden ele alınsa da daha küçük yaş grupları barışı rengarenk şekerler, çikolatalar, sokak hayvanları, güneş, gökkuşağı gibi en sevdikleri şeylerle özdeşleştirerek ifade ediyorlar.

Çalışmamızın raporu yayınlandı ama barış çalışmamız devam ediyor. Barış çalışmasını rapordan elde ettiğimiz bulguların sonucunda yeniden ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Barış modülleri oluşturularak çocuk katılımının da sağlanmasıyla birlikte çalışma grubu ile yolumuza devam ediyoruz.

Önemsiyoruz Derneği ile Kurumsal Hibe Sürecini Konuştuk

By | Çocuk Fonu

Çocukların temel haklarına erişmesi ve yaşamları için karar verici olmasını tehdit eden her türlü soruna yönelik çözüm üretmeyi amaçlayan Önemsiyoruz Derneği (Önemsiyoruz) çalışmalarında çocuğun gelişim hakkına odaklanıyor. Önemsiyoruz, Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız kurumsal hibe desteğini derneğin organizasyon yapısını, iletişim kapasitesini ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek üzere iki çalışan istihdam etmek, kira ve muhasebe giderlerini karşılamak ve faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu dijital araçları satın almak için kullanıyor. Önemsiyoruz Direktörü Gözde Şekercioğlu ve Genel Koordinatörü Handan Kayacan Gülten ile yaptığımız röportajda derneğin çalışmalarında kullandığı tasarım odaklı yaklaşımı, cezaevindeki anneler ve çocuklar için yürüttükleri projeleri ve derneğin kurumsal kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapacakları çalışmaları konuştuk.

Önemsiyoruz, Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Önemsiyoruz Derneği, risk altındaki çocukların ve çevresindeki yetişkinlerin; sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nitelikli ve sürdürülebilir gelişimlerini sağlamak üzere psikoloji, tasarım ve müzik kesişiminde disiplinlerarası çalışmalar yürütüyor. Kadınların, çocukların ve çevresindeki yetişkinlerin temel haklara erişim konusunda farkındalıklarını artırmak ve birbiri ile kurduğu bağı kuvvetlendirmek amacıyla tasarlanan projelerde kamu kurumu, özel sektör ve sivil toplum ile iş birliği yaparak sosyal etkiyi yaygınlaştırmak için emek veriyor.

Tasarım odaklı yaklaşım ve ürün tasarımları Önemsiyoruz’un çalışmalarında öne çıkan bir nokta. Tasarım çalışmalarının sosyal fayda odaklı olması Önemsiyoruz için ne anlama geliyor?

Dernek üye ve gönüllülerinin sayısı yüzü aşkın. Otuza yakın kişi tasarım disiplininden geliyor, lisans eğitiminde edindiğimiz sorgulama yaklaşımımızı; ihtiyacı anlama, faydalanıcı ile empati kurma, çözümün bireyden topluluğa, topluluktan sisteme doğru gidiş yolunu anlayabilmek için kullanıyoruz. Bu bakış açısı farklı aktörlerin ortak amaç için birlikte üretiminin temellerini oluşturuyor. Tasarım, projelerimizde kıymetli bir araç olarak yer alıyor; sosyal fayda odaklı bakış açısı ise farklı aktörleri dahil etme biçimimizi şekillendirmeyi kolaylaştırıyor. Projenin başlangıcı, kısıtlılıklara uyan bir ürün tasarımı olabiliyor ancak sonuç her zaman saha çalışması ve ortak çalışma ile şekilleniyor veliderliği ruh sağlığı uzmanları üstleniyor. Böylece, zorlu koşullar altındaki çocukların akranları ile gelişimini desteklemek üzere oyuncaklar geliştiriliyor; öğretici içerikler ise kadınlar aracılığıyla çocuklara erişiyor. Çocuk ve kadının çevresindeki uzmanların duygusal dayanıklılıkları için ise eğitici eğitimleri düzenleyerek tüm paydaşların katılımı ile önerdiğimiz çözümlerin sistemli bir hale getirilmesine katkı sağlıyoruz.

Ceza infaz kurumlarında çocuklarla, annelerle ve kamu personeli ile çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu alanda yaptığınız çalışmalara dair bilgi verir misiniz?

Bir inisiyatif iken başladığımız bu çalışma alanının bizim için zorlukları ve sınırlandırmaları oldu. Güncel veri ve bilgiye erişimimiz kısıtlı, geçmiş dönemde bu alanda yaptığımız projeler ise Bir Kucak Oyuncak, Anne – Çocuk Gelişim Rehberliği Programı ve bu programın eğitici eğitimi oldu.

Bir Kucak Oyuncak projesi ile Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında annesi ile birlikte yaşayan 0-6 yaş aralığındaki 621 çocuğa oyun kiti ulaştırmayı hedefledik. Buna ek olarak,  cezaevindeki annelere yönelik eğitici içerikler ulaştırmayı hedeflediğimiz ve annelerin psiko-sosyal iyi oluşunu desteklediğimiz Anne – Çocuk Gelişim Rehberliği Programı’nı gerçekleştirdik. Aynı zamanda bu programın yaygınlaştırılması için 12 ilde yer alan 14 farklı ceza infaz kurumu içinde ve Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan psikolog, sosyal çalışmacı, infaz koruma memuru ve öğretmenden oluşan 107 kişiye yönelik olarak 3 günlük bir eğitici eğitimi düzenledik. Projelerimiz hakkında daha ayrıntılı bilgiye saha raporlarımızdan erişilebilir. Bu alanda çalışma yürütmek isteyen herkese açık kaynak durumdaki programımızı ve sürece dair deneyimimizi paylaşmak için buradayız.

Yakın zamanda proje raporunu yayınladığınız Bir Kucak Oyuncak projesi, Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında annesi ile birlikte yaşayan 0-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimini destekliyor. Bize bu proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan ve raporun öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Bir Kucak Oyuncak Projesi, çocukta toplumsallaşmanın ilk açığa çıktığı yer olan oyun deneyimlerine dayanıyor. Oyun, çocuklar için fiziksel dünya ile temasın hassasiyetini koruyan, bu teması daha da tesirli kılan ve çocuğun dış dünyayı anlamlandırmasına süreç içinde katkı sunan bir gerçekliktir. Önemsiyoruz, yaşadığı mekânın koşulları ele alındığında 0-6 yaş aralığındaki bu çocukların fiziksel dünya ile temasının kısıtlı olmasından yola çıkarak dış dünya ile bağını geliştirmesi için oyun ve oyuncağın önemini vurguluyor. Bu kapsamda geliştirilen ürünler Ceza İnfaz Kurumu materyal sınırlandırmaları göz önünde bulundurularak tasarlandı ve çocuklara ücretsiz olarak ulaştırıldı. Çocuğun oyun ile çevresini tanıması, dünyayı anlamlandırması, duygularını öğrenmesi, tepkilerini ifade etmesi, diğer insanlarla iletişim ve iş birliği içinde olması önemliydi. “Koşullarından bağımsız, oyuncak her çocuğun hakkıdır” diyerek, özel durumu olan çocukların akranları ile eş gelişim göstermelerine destek olmak amacıyla hareket edildi. Hedefimiz fırsat eşitliği sunmaktı. Bunun için çocuğun çevresindeki yetişkinlere de odaklanarak, aşağıdaki amaçları ön planda tuttuk:

  • Annenin kendini daha yeterli hissetmeye başlaması ile anne-çocuk bağını kuvvetlendirmek
  • Çocuğun birey olduğunu fark etmeye başlaması ve ifade gelişimi sayesinde özgüveninin artması
  • Oyun ile öğrenmeye araç oluşturarak çocuğun ihtiyaçlarının görünür hale gelmesini sağlamak
  • Anneler arası etkileşimi pozitif yönde geliştirmek

Tüm bu amaçlar için tasarım ve müzik araçlarından yararlandığımız atölyeler ile süreci verimli kılmaya ve yaşamlarda değişim yaratmaya çalıştık. 

Çocuk Fonu kapsamında  sağladığımız kurumsal hibe ile hangi kapasite gelişim başlıklarında ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz? Bu çalışmaların derneğinize nasıl katkıları olmasını bekliyorsunuz?

Bu kurumsal hibe ile Önemsiyoruz Derneği’nin profesyonel bir çalışanı oldu.  2021 yılı boyunca idari giderleri finanse edebileceğimizin garantisi; çalışmalarımıza devam etmek için hayal ettiğimiz projelerimize odaklanmamızı sağladı. Derneğin dijital ortamda kullandığı araçların kullanım ücretleri için de bu hibeden yararlanacağız. Bu hibe ile kurumsal kapasite alanında finansal sürdürülebilirlik, organizasyon yönetimi ve iletişim başlıklarına odaklanıyoruz.

Organizasyon yönetimi ve iletişim başlıklarında derneğin organizasyon şemasının oluşturulması, rollerin tanımlanması; risk, ihmal ve yolsuzluk politikaları gibi kurumsal belgelerin hazırlanması ya da detaylandırılması, odaklandığımız sosyal etki başlıklarının nihai hale getirilmesi, internet sitemizin güncellenmesi, bültenlerimizin yaygınlaştırılması için erişilebilirliğimizin gözden geçirilmesi konularında çalışacağız. Finansal sürdürülebilirlik başlığı altında ise yeni kaynak geliştirme yöntemleri bulmak, hibe başvurularına devam etmek, yeni iş birlikleri kurmak ve var olan destekçi kitlemizin sayısını artırmak için çalışmalar yapacağız.

2021 yılı hedeflerimiz arasında yer alan eğitici eğitimlerinden ilkini 7 Şubat 2021’de tamamladık. Bu eğitimde amacımız zorlu koşullar altındaki gruplar ile çalışan uzmanları güçlendirmekti.

Roman Hakları Derneği Hayal Ev Projesine Başladı

By | Çocuk Fonu

Romanlara karşı toplumda yaygın biçimde görülen ayrımcı tutumlar ve önyargıların sebep olduğu eğitim, istihdam ve barınma konularında eşitsizliğin giderilmesi amacıyla çalışan Roman Hakları Derneği’ne (ROMHAK) Çocuk Fonu’nun 2020-2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile Hayal Ev projesi için hibe desteği sağlıyoruz. Ankara’nın Kale mahallesinde risk altındaki ve ayrımcılığa maruz kalan çocukların temel haklarına erişimlerini güçlendirmek ve sosyal içermelerini destelemek amacıyla kurulan Hayal Ev Çocuk Merkezi (Hayal Ev), çocukları örgün eğitim sistemine dahil olmaya teşvik etmek ve yaşadıkları hak ihlallerine karşı hukuki olarak desteklemek amacıyla çeşitli çalışmaları hayata geçiriyor ve psiko-sosyal alanda destekleyici atölyeler yürütüyor. Salgın sürecinde hak ihlallerinin artarak devam ettiğine, çocukların uzaktan eğitim sürecine dahil olamadığına ve eşitsizliklerin fazlalaştığına dikkat çeken ROMHAK, hibe desteğini COVID-19 salgını nedeniyle durma noktasına gelen Hayal Ev’in temel faaliyetlerine ve psiko-sosyal atölye çalışmalarına devam etmek amacıyla kullanıyor. ROMHAK Hayal Ev Koordinatörü Göktan Yıldırım ile Roman Hakları alanında yürüttükleri çalışmaları , Türkiye’de Romanların karşı karşıya kaldıkları sorunları ve Hayal Ev projesi kapsamında yapacakları faaliyetleri konuştuk.

Roman Hakları Derneği, Çocuk Fonu’nun 2020-21 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe  alıyor. Okurlarımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için derneğin amaçlarından ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Ne yazık ki gündelik hayatta sürekli ayrımcı politikalar, tutumlar ve davranışlar nedeni ile yüzlerce yurttaşın temel haklarına erişmesi engelleniyor ve bu durum karşımıza derin yoksulluk meselesini çıkarıyor. Roman Hakları Derneği, 2014 yılından itibaren ayrımcılığa maruz bırakılan başta Romanyurttaşlar olmak üzere bütün yurttaşların temel haklarına erişmesini öncelikli meselesi olarak görüyor.  Özellikle çocukların, kadınların ve gençlerin güçlendirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Önceki yıllarda yerelde çalışan derneklerin hak temelli çalışmalarıyla ilgili kapasitelerini güçlendirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdik. Ayrımcı tutum ve davranışlar veya derin yoksulluk sebebiyle eğitim hakkına erişmeyen çocukların desteklenmesine yönelik çalışmalar yürüttük. Kısaca özetlemek gerekirse dernek olarak ayrımcı tutum, davranış ve politikaların ortadan kaldırılması için bütünleyici ve önleyici çözüm yolları üretmeyi ve ayrımcılığa maruz bırakılan yurttaşları güçlendirmeyi amaçlıyoruz.

Ayrımcılığa uğrayan, sosyal ve kültürel dışlanmaya maruz kalan bütün yurttaşların eşit haklara erişmesini; ayrımcılığa maruz kalan yurttaşların kamusal hak ve hizmetlere erişimi noktasında, sosyal ve kültürel alanda, istihdam alanında, eğitim alanında ve sağlık alanında yaşadıkları sorunlarına dayanışma kültürü ile beraber çözümler üretmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesine çok önem veriyoruz.

Şu ana kadar İstanbul’da Çimen Ev, Bulut Ev ve Ankara’da Hayal Ev çalışmalarında özellikle çocukların ve kadınların güçlendirmesini amaçlayan atölye çalışmaları yürütme şansımız oldu. Yerel dönüşümün politika üretim süreçlerine emsal teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu nedenle Roman mahallerinde yerel güçlendirmeyi amaçlayan çalışmaları çok önemsiyoruz.

Türkiye’de Romanların karşı karşıya kaldıkları en önemli sorunlar ve sivil toplum kuruluşlarının bu sorunların çözümüne dair yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Aslında tüm sorunlar çok önemli,hayati ve  birbirini tamamlar nitelikte. Tüm bu sorunların temelinde yatan iki ayrılmaz mesele görebiliyoruz: ayrımcılık ve derin yoksulluk.

Kamu kurumlarında, sosyal yaşamda, istihdam alanlarında, eğitimde…. Alanlar veya insanlar değişiyor olsa bile ayrımcı söylemler, tutumlar ve politikaların değişmediğini görüyoruz. Ayrımcılığı en çok besleyen şey ise kapsayıcı politikaların üretilmemesi ve toplumda var olan önyargılarının, olumsuz ezberlerinin yaygın olması diyebiliriz.  Bizim gibi Roman sivil toplum örgütleri de kapsayıcı politikaların üretilmesine yönelik politika yapım süreçlerine dahil olmaya ve alternatif çözümler üretmeye çalışıyor. Sivil toplum örgütleri yine önyargıların ortadan kaldırılması ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirmesine yönelik farklı çalışmalar yürütüyor.

Derin yoksulluk ve ayrımcılık sebebiyle cam duvarlarla mücadele etmek zorunda kalan yurttaşların güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Hem kalıcı, bütünleyici ve önleyici politikaların üretilmesi konusunda hem de güçlendirme çalışmalarında çok başarılı çalışmalar yürütülüyor olsa da sorunların çözümü noktasında yapılması gereken onlarca şey olduğunu söylemek gerekiyor.

Neredeyse bir yıla yaklaşan COVID-19 salgının toplumda hali hazırda var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirdiği gözlemliyoruz. Ankara’da beraber çalıştığınız Roman topluluklar ve özellikle de çocuklar salgından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ne şekilde etkileniyorlar?

Ne yazık ki Roman toplumu eşitsizliklerle, ayrımcılıkla ve derin yoksullukla sadece salgın sürecinde değil; her zaman en çok mücadele etmek zorunda kalan grupların başında geliyor. COVID-19 salgını ile beraber istihdamdan sağlığa, eğitimden barınmaya bütün alanlarda yaşanan sorunlar etkisini uzun yıllar gözlemleyeceğimiz bir hale gelmeye başladı ve derinleşti. Salgından önce örgün eğitime dahil olma oranı %50 ise şu an uzaktan eğitime dahil olma oranı %2 dersek çok büyük ihtimalle iyimser davranmış oluruz. Salgında sonra ise gözlemleyebildiğimiz kadarıyla her 10 çocuktan en fazla 2 tanesi okula devam edebilecek. Çocuk işçiliğinin ve çocuk yaşta evliliklerin artması bizleri en çok endişelendiren konuların başında gelmekte diyebiliriz. Salgın sürecinde hijyen malzemelerine, maske erişim imkanları zayıflığı veya temel gıda besinlerine erişimde bu bir yıllık süreçte büyük sorunlar yaşandı; evlerin çoğunun barınmaya uygun olmaması sebebiyle bireylerin salgına karşı önlem alma imkanları da bulunmuyor. Ankara’da Roman yurttaşların yoğun olarak yaşadığı 3 mahallede de ortak gözlemleyebildiğimiz ortak husus ise çocukların yaşadığı hak ihlallerinin katlanarak devam ediyor olması.

Yakın zamanda başladığınız Savoremiz Phrala İsinam (Hepimiz Kardeşiz) çevrimiçi atölyelerinde Türkiye’deki Roman hareketine dair söyleşiler gerçekleştiriyorsunuz. Bu atölyelerin amacı ve kapsamını anlatır mısınız?

Türkiye’de Roman hareketinin son 15 yıllık süreçte ciddi anlamda güçlendiğini ve çok kıymetli çalışmaların yürütüldüğünü düşünüyoruz. Özellikle Balkanlarda örnek teşkil edebileceğini düşündüğümüz çalışmaların Türkiye’de Roman alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri için örnek olacağını düşünüyoruz.

Savoremiz Phrala İsinam atölyelerinde Roman hareketinin son 15 yılda kat ettiği süreci bütüncül bir şekilde konuşmak ve aynı zamanda ileriki yıllarda neler yapılmalı sorusuna hep birlikte cevap aramak istiyoruz. Bu atölyelerin bizim için en önemli yanı ise Roman hareketinin 15 yıllık sürecini kolektif bir şekilde değerlendirme imkanın oluşması oldu.Roman hareketinde hak temelli çalışmaları yürüten genç aktivistler ile yıllardır hak temelli çalışmalarda yer alan deneyimli isimlerin farklılaşan sorunları birlikte konuşmasının ortak hafıza için önemli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Roman hareketinin önemli ölçüde görünürlük sorunu yaşadığını düşünüyoruz; Savoremiz Phrala İsinam atölyelerinin bu açıdan çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Roman Hareketi ile ilgili veya Roman toplumunun tarihi ve kültürü ilgili yeterli bilgisi olmayan katılımcılar için ise bütüncül bir öğrenme sürecinin sağlandığı söyleyebiliriz.

Atölye isminin neden Savoremiz Phrala İsinam olduğu çok merak ediliyor; çünkü biz ayrımcılığın, kardeşlik ve dayanışma kültürü ile ortadan kaldırılacağına inanıyoruz; bu sebeple sürekli tekrarlamak istiyoruz: Savoremiz Phrala İsinam!

Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile sağladığımız hibe ile Hayal Ev projesini hayata geçiriyorsunuz. Bize Hayal Ev’den ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

COVID-19 salgını sürecinde çocukların; uzaktan eğitime dahil olamadığını, temel haklarına erişemediğini ve okul derslerini çalışabilecekleri bir alanlarının kalmadığını gözlemledik. Kale mahallesinde çocukları COVID-19 sürecinde yaşadıkları hak ihlallerine karşı güçlendirmek ve çocukların örgün eğitimden ayrılmaması, uzaktan eğitime erişebilme imkanlarını güçlendirmek çalışmalarımızın kapsamında olacak. Öncelikle çocukların okul derslerini çalışabilecekleri ve araştırma becerilerini destekleyebilecek bir alana erişimleri için mini- kütüphane alanı oluşturmayı hedefliyoruz; ayrıca oyun oynamanın her çocuğun temel hakkı olduğuna inandığımız için çocukların dönüşümlü olarak oyuncaklara erişebildiği bir oyuncak kütüphanesi kurmayı hedefliyoruz.

Çocukların olumlu rol modeller ile temaslarını artırabilmek ve çocukların bu süreçte ihtiyaç duydukları rehberlik ihtiyacını destekleyebilmek için bir mentorluk programını hayata geçireceğiz. Çocukların kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açabilmek için; kültürel ve sanatsal içerikli veya birlikte yaşam kültürlerinin güçlendirilmesini hedefleyen atölye çalışmaları düzenleyeceğiz. COVID-19 nedeni ile yüz yüze atölye çalışmalarının mümkün olmadığı durumlarda çocukların kitaplara, oyuncaklara ve ev içinde aileleri ile birlikte yapabilecekleri etkinlerin malzemesine erişiminin sağlanması, mentorların çeşitli iletişim araçları ile çocuklara ulaşmasını amaçlıyoruz. Çocukların sağlıklı gelişim hakkına erişimini sağlarken salgın hastalık karşında korunmaları için tedbirlerimizi en üst seviyede tutmayı amaçlıyoruz.