Category

Kültür Sanat Fonu

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı Projesi için Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim alanında faaliyet gösteren Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği (Pembe Hayat), LGBTİ+ bireylere yönelik hak temelli çalışmalar gerçekleştiriyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Pembe Hayat , Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesi kapsamında salgın etkisiyle üretim alanları ve geçim kaynakları daralan LGBTİ+ sanatçıların bir araya gelebilecekleri güvenli bir dijital alan yaratarak sanatçılar arasındaki dayanışmayı destekleyen çalışmalar yapacak. Pembe Hayat ile yaptığımız röportajda derneğin çalışmalarını, COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerin kuir sanatçılar üzerindeki etkisini ve Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesini konuştuk.

Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim çeşitliliği alanında faaliyet gösteren Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği’nin amaçlarından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2016 tarihinde Ankara’da kuruldu. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve trans bir kız çocuğunun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma Vie En Rose, 1997) adlı filmden aldı. Translara yönelik ayrımcılık, nefret suçları, şiddet ve toplumsal dışlanma gibi konulara karşı projeler üreten ve danışmanlık hizmetleri sunan Pembe Hayat, ulusal ve uluslararası alanda savunuculuk faaliyetleri de gerçekleştiriyor.

Pembe Hayat, LGBTİ+lara  yönelik; hukuk, eğitim, sağlık, beden uyum süreci, askerlik gibi konularda eposta, telefon yoluyla ve/veya yüz yüze psikososyal, psikolojik, hukuki danışmanlık ve akran danışmanlığı sunuyor. Bunun yanında dernek bünyesindeki Dilek İnce Giysi Bankası aracılığıyla mahpus ve ihtiyaç sahibi LGBTİ+  laragiysi desteği ve Ali Aligül Arıkan Kütüphanesi ile queer çalışmalarına yönelik akademik kaynak sağlanıyor. Pembe Hayat, her sene Türkiye’nin farklı bölgelerinden trans aktivistleri, trans hareketinin sorunlarını ve stratejileri tartıştıkları “Trans Kampı”nda buluşturarak kamp süresince, katılımcıların toplumsal cinsiyet, beden, medya ve cinsel sağlık gibi konularda atölyelerle kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Aynı zamanda, her sene 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü, 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü ve geçtiğimiz sene Pembe Hayat tarafından ilan edilen 18 Haziran Translarla Eşitlik Günü kapsamında etkinlikler düzenliyor.

Türkiye’nin ilk ve tek queer film festivali KuirFest kapsamında her yıl düzenlenen film gösterimleri, panel, atölye ve söyleşiler ile ulusal ve uluslararası alandaki queer sanatçıların ve LGBTİ+ların  buluşma noktası oluyor. Festival her yıl büyük şehirlerin yanı sıra; yurtdışında ve LGBTİ+ların  örgütlenme güçlüğü çektiği şehirlerde gösterimler gerçekleştirerek o bölgedeki LGBTİ+ların güçlenmesine katkıda bulunuyor. Bunlara ek olarak, LGBTİ+ Film Platformu sayesinde dijital ortamda da festival takipçileriyle buluşuyor. Düzenlenen etkinliklerin yanında eğitici ve eğlendirici içerikleriyle Pembe Hayat Youtube kanalı ve sosyal medya platformları Pembe Hayat’ın LGBTİ+larla   temasını sağlıyor. Yaklaşık 1 milyon izlemeye ulaşan Pembe Hayat Youtube Kanalı, hem LGBTİ+lara yönelik hem de LGBTİ+ haklarına dair içerikleriyle Türkiye’nin en büyük LGBTİ+ odaklı sosyal medya platformlarından biri haline gelmiş durumda . Dijital ortamlar ve ulusal/uluslararası çatı örgütlere üyeliği aracılığıyla LGBTİ+ hakları konusunda kamuoyu oluşturarak LGBTİ+larıngörünürlüğüne katkıda bulunuyor. Bunun yanında, Pembe Hayat, yerel ulusal ve uluslararası aktörlerle iş birlikleri oluşturarak alanın gelişmesi için adımlar atıyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından trans varoluşların ruh hastalığı kategorisinden çıkartılması önerisinin getirildiği 18 Haziran tarihini Translarla Eşitlik Günü ilan ederek Eşitlik Manifesto’sunu yayınladınız. Bu manifestonun öne çıkan noktalarını bizimle paylaşır mısınız?

18 Haziran, 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından trans varoluşların hastalık kategorisinden çıkarılması yönünde verilen düzenlemenin tarihidir. Yıllarca ruhsal bozukluk olarak adlandırılıp hastalıklaştırılmış varoluşumuz; 18 Haziran’da yine biz transların sürdürdüğü mücadele sonucu getirilen öneri ile sağlık otoriteleri tarafından hastalık dışı olarak tanınmaya başlandı. Bu vesile ile 18 Haziran’ı her yıl, “Translarla Eşitlik Günü” olarak anacağımızı ve transların eşitlik taleplerini yeniden dile getireceğimizi duyurduk  ve 18 Haziran Eşitlik Manifestosunu kaleme aldık.

Trans varoluşlar, bugüne kadar sürekli dayanışma, anma ve mücadele kavramlarıyla gündeme geldi. Bu manifesto ile eşitlik talebimizin altını çizdik. Manifesto yayınlandıktan sonra söylemin ne denli değiştiğini de gözlemleme şansımız oldu. “Eşit Değiliz. Translarla Eşitleneceksiniz” söylemi, mücadele alanında dikkat çekici biçimde yayıldı. 18 Haziran akşamı #TranslarlaEşitlikGünü hashtag’i ile başlattığımız sosyal medya kampanyası da ses getirdi.

LGBTİ+ hakları savunmasında, özellikle trans öznelerin en sık karşılaştığı sorunlardan birisi, bizlerin haklarının tartışmaya açık olduğunun düşünülmesi ve haklarımızın mahrumiyetinin normalleşmesi. “Trans hakları insan haklarıdır” diyerek mücadele içinde ya görmezden gelinen ya da varlığı garipsenen öznenin mağduriyetinin temelinden bahsediyoruz. Bizleri kendisi ile eşit görmeyenlere karşı çıkıyoruz, bizlere bir hayat borcu olan baskıcı gözlerin bizi hoş görmesini beklemiyoruz. Bizimle eşit olduklarının farkına varılması ve binlerce trans özneyi hayattan alıkoyan düzenin sona erdirilmesi için bir çağrıda bulunuyoruz. Bu noktada trans olmayan bireyleri merkeze alan bir savunuyu da reddediyor, trans özneyi kenara iten ve gölgelere mahkum eden bir aktivizm karşısında da eşitlik talep ediyoruz. Susmayı reddettiğimiz gibi, geliştirilmesini ve görmezden gelinmesini de kabul edemeyiz. Sorunlarımızın önemini tartışmaya açanlara da karşı duruyoruz.

Türkiye’nin ilk kuir festivali olan Pembe Hayat KuirFest bu sene 10. yılını kutlayacak. KuirFest’in yıllar içindeki gelişiminden bahseder misiniz? 10. KuirFest kapsamında neler yapmayı planlıyorsunuz?

Pembe Hayat KuirFest 2011 yılında, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği bünyesinde Ankara’da kuruldu. KuirFest; yönetmenler, oyuncular, teknik ekip, programcı ve film eleştirmenlerinin katılımları ile birlikte farklı alanlardan aktivist ve sanatçılara, atölye, panel ve sohbetlerle kendilerini ifade edebilecekleri güvenli bir alan sağlıyor ve seyircisine, kuir sinema, sanat ve direniş üzerine filmleri ve gündemdeki konuları tartışmak üzere diyalog alanları yaratmayı amaçlıyor. Sinemadan edebiyata, müzikten videoya, sesten performansa pek çok farklı türü buluşturarak, Türkiye ve dünyadan kuir sanatçıları bir araya getiriyor. Festival, kuruluşundan bu yana, birçok şehri ve ülkeyi ziyaret etti. KuirFest filmleri Berlin, Londra, Cambridge, İsveç, Atina ve Kıbrıs’ta gösterildi. 2021 yılı içerisinde üçüncü kez KuirFest Berlin’i düzenlemeyi planlıyoruz.

KuirFest kuruluşundan bu yana, İstanbul, Eskişehir, Denizli ve Mersin gibi birçok şehri ziyaret etti. 7. yılından bu yana ise Ankara’daki LGBTİ+ etkinlik yasakları nedeniyle festival ana etkinliklerini İstanbul’a taşınmak zorunda kaldı.

2019 yılında festival ekibi tarafından kurulan LGBTİ+ Film Platformu, kuir kimliklerin marjinalize edilmesine, yok sayılmasına ve aynı zamanda devam eden baskılara karşı Türkçe altyazı desteği ile pozitif ve güçlendirici öz/anlatımlar ve öz/temsiliyetlerin yer alacağı bir alan olarak yoluna devam ediyor. LGBTİ+ Film Platformu ücretsiz ve kamu alanlarında, gösterimler, paneller ve tartışmalarda kullanıma uygun bir platform. 10. yılında, platforma yeni filmler de ekleyerek  içeriğini daha da genişletmeyi planlıyoruz.

2021 yılında KuirFest 10. yılını kutluyor. Salgın nedeniyle KuirFest’in yüz yüze etkinliklerini 2021 Eylül ayında gerçekleştirme kararı aldık. Bu süreçte ise 26-28 Şubat 2021 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştireceğiz Film Kültürlerini Kuiryantelleştirmek konferansı ile kuir sanatçıları, sinemacıları, akademisyenleri, aktivistleri ve kültür endüstrisi emekçilerini çevrimiçi olarak bir araya getirmeyi hedefliyoruz.

10. KuirFest kapsamında, festivalin onuncu yılına özel olarak, Türkiye ve dışından kuir sanatçıların eserlerini bir araya getirecek bir sergi hazırlamayı planlıyoruz. Bu sergi, hem KuirFest’in 10 yılını yansıtacak hem de kuir sanatçıların güncel çalışmalarını odağına alacak. Buna ek olarak, Kültür Sanat Fonu’ndan aldığımız hibeyle , salgın etkisiyle üretimleri gittikçe zorlaşan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri dijital bir alan yaratmayı hedefliyoruz.

Kuir sanat alanının ve beraber çalıştığınız kuir sanatçıların mevcut durumu ve öne çıkan ihtiyaçları ile ilgili  bilgi verebilir misiniz? Kuir sanatçıların desteklenmesi ve daha görünür olabilmeleri için neler yapılmalı?

Türkiye’de hali hazırda sanatçıların büyük bir çoğunluğu kayıtsız ve sigortasız çalışıyor. Birçok iş alanında dezavantajlı olan LGBTİ+lar, sanat sektöründe de ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği ile karşı karşıya kalıyor. Sigorta ve kayıt altında adil maaşlar için kimliğini gizlemek durumunda kalan da birçok özne var. Açık kimlikle var olmayı başaranların da iş yerlerinde güvenliği ve  toplumsal cinsiyeti, kimliği ve/veya yönelimden dolayı ayrımcılığa uğraması durumunda yasal güvenceleri yok. Ayrıca, bağımsız olarak çalışan kuir sanatçıların kaynak ve yatırım eksikliği sorunlarına bir de etkinliklerin ve güvenli alanların engellemesi gibi sosyal problemler ekleniyor. Bir araya gelmekte zorluk yaşayan kuir sanatçılar, sanatın önemli damarlarından biri olan ilhamdan mahrum bırakılıyor.

Kuir öznelerin ve sanatçıların özgürce ve güvenle bir araya gelebildiği fiziksel alanlar ile çevrimiçi platformlar dayanışma ruhunu diri tutmak için önemli. Bu alanlardan doğan etki, yalnız kuir sanatın değil, kuir hayatın karşılaştığı engellere karşı özneleri güçlendiriyor. Bir araya gelmemizi engelleyen sorunların çözülmesi gerekiyor. Birlikten doğan sanat üretimi ve eserleri medyada görünürlük ve çeşitlilik sağlar. Sanatın toplumun bakış açısında yarattığı değişim inkar edilemez. Bu yüzden  yüzden güvenli üretim alanlarının ve dayanışmanın desteklenmesi gerekiyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile desteklediğimiz Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesini COVID-19 salgın koşullarının kuir sanatçılar ve çalışmaları üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak üzere hayata geçiriyorsunuz. Bize bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Daha önceki yıllarda KuirFest kapsamında kuir yönetmenler arasındaki dayanışmayı geliştirmek ve bir ağ oluşturmak üzerine çeşitli toplantılar düzenlemiştik. Bu toplantılarda, kuir yönetmenler deneyimlerini birbirleriyle paylaşmışlar ve sonuç olarak bir ağ oluşturma ihtiyacı dile getirilmişti.

Salgının en çok etkilediği gruplardan biri kuir sanatçılar oldu şüphesiz. Salgına karşı alınan önlemler kapsamında sokağa çıkma yasakları ve kültürel etkinliklerin iptal edilmesi kuir sanatçıların halihazırda az olan alanlarını kaybetmelerine neden oldu. Ancak bir kısım sanatçı, dijital alanlara geçme şansı yakaladı.

KuirFest ekibi olarak, daha önce gerçekleştirilen toplantıları da göz önünde bulundurularak, salgın etkisiyle üretimleri gittikçe zorlaşan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri dijital bir alan yaratmayı ve bu hedefe yönelik bir internet sitesi kurmayı hedefledik. Bu sayede, kuir sanatçılar bir araya gelebilecek ve sanatçıların çevrimiçi olarak bir araya gelmesi sanatçılar arası dayanışma pratiğini hayata geçirerek yeni üretimlerin ortaya çıkmasına imkan sağlayacak.

Pembe Hayat KuirFest’in yürütücülüğünü üstleneceği proje, salgın sonrası döneme ve o dönemin sanatsal üretim ihtiyacına yönelik temellerin atılmasına imkan sağlayacak. Yalnızlaşan ya da birbirinden ve birbirinin üretimlerinden haberdar olamayan kuir sanatçıların temas alanına dönüşecek olan proje, dayanışma ruhunu canlı tutarak sanatsal üretim için yeni imkanlar yaratacak.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Mardin Kültür Derneği Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yapan Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür), gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve pozitif sosyal değişim yaratmayı hedefliyor.  Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe desteği ile Tiyatro Online/Hepimiz İçin projesini hayata geçiren Mardin Kültür, salgın döneminde kültür-sanat faaliyetlerine ve eğitime erişimi kısıtlanmış Mardinli gençlerle, tiyatro klasiklerini dijital bir eğitim içeriği olarak paylaşmayı ve bu alanda gençlerle birlikte içerik üretmeyi amaçlıyor. Mardin Kültür Derneği’nden Gülcan Kılıç ile salgının beraber çalıştıkları gençler üzerindeki etkilerini,  önceki dönemde gençlerle tiyatro odağında yaptıkları çalışmaları ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları  konuştuk.

Mardin Kültür Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mardin Kültür Derneği’ni yaşadığımız bölgenin daha demokratik, çoğulcu ve eşitlikçi olmasına katkı sunabilmek amacıyla 2014 yılında kurduk. Bu doğrultuda özellikle eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar üretmeyi hedefledik. Bu çalışmalarda özellikle çocukların, gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve değişim yaratmayı hedefliyoruz. Ayrıca eğitim, kültür, sanat, kültürel miras, bilim ve teknoloji gibi farklı alanlarda özellikle toplumsal cinsiyet, gençlik çalışmaları, toplumsal barış ve insan hakları temaları üzerinden çalışmalar yürütüyoruz. Çalışmalarımızı bu alanlarda uzmanlaşmış ulusal ve uluslararası ortaklarla birlikte yürütmeye özen gösteriyoruz.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen kesimlerden biri de gençler oldu. Mardin’de birlikte çalıştığınız gençlerin bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarından ve bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için neler yapılabileceğinden bahseder misiniz?

Bir insanın kişiliğinin geliştiği en önemli evrelerden biri gençlik dönemidir. Salgın nedeniyle gençler hayatlarının bu önemli dönemine sosyalleşmeden, başkalarıyla birebir ilişki kuramadan ve fiziksel olarak okula gitmeden devam ediyorlar. Bu süreçle birlikte eğitim alanındaki eşitsizlik de daha fazla arttı. Uzaktan eğitim süreciyle birlikte çok sayıda çocuğun ve gencin gerekli teknolojik altyapıya sahip olmadığı ve dolayısıyla mevcut eşitsizliğin daha da derinleştiğini ve derinleşmeye devam edeceğini gözlemliyoruz. Bu eşitsizliğin önüne geçilebilmesi için öncelikle söz konusu temel teknolojik altyapının tüm çocuklara ve gençlere sağlanması gerekiyor. Bununla birlikte gençlerin içinde yaşadığı dönemi tanımlayabilmelerinin, çevrelerini anlamlandırabilmelerinin ve onların gelişimine olumlu katkı sunacak kültürel ve sanatsal faaliyetlere dahil olabilmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

2015-2017 yılları arasında gerçekleştirdiğiniz Tiyatro Hepimiz İçin projesinde Mardinli gençleri  tiyatro sanatı ile bir araya getirdiniz. Bu projeyi nasıl bir ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçirdiniz? Projeye dahil olan gençlerin bu süreçteki değişimini ve geri bildirimlerini bizimle paylaşır mısınız?

Tiyatro Hepimiz İçin / Ji Bo Me Hemûyan Şano projesini bulunduğumuz bölgede gençlerin katılabileceği sanatsal faaliyetlerin geliştirilmesi ve gençlerin toplumsal duyarlılıklarının artırılmasına katkı sunmak amacıyla hazırlamıştık. Projeyi Sabancı Vakfı‘nın desteğiyle ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) ortaklığıyla gerçekleştirdik. BGST Tiyatro’nun gençlik tiyatrosu alanında yıllardır biriktirdiği çok ciddi bir birikim ve eğitim müfredatına dönüşmüş üretimleri var. Bu projeyle, topluluğun hazırladığı tiyatro klasiklerinden Moliere, Shakespeare ve Müsahipzade Celal’in hayat hikayelerine, yaşadıkları döneme ve eserlerine odaklanan gençlik serisi oyunlarını Artuklu, Midyat ve Kızıltepe’deki gençlerle buluşturduk. Bu oyunlar gençlerin estetik dünyasına seslenmekle birlikte onların entelektüel kapasitelerinin gelişmesini ve ilham alabilecekleri pozitif örneklerle karşılaşmalarını sağladı. Oyunların sergilenmesinden sonra yaklaşık 40 gençle yürüttüğümüz atölye çalışmalarında ise toplumsal barış, sınıfsal fark ve toplumsal cinsiyet gibi büyük meseleleri sahne üzerinde ele alma fırsatı bulduk. Bu çalışmalarla birlikte gençlerin özgüvenlerinin ve toplumsal meselelere dair farkındalıklarının arttığını söyleyebiliriz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız  Tiyatro / Online Hepimiz İçin projesi önceki çalışmalarınızı dijital ortama taşıyacağınız bir yaklaşım içeriyor. Projenizin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mardin Kültür kurulduğu 2014 yılından bu yana artarak  faaliyetlerine devam ederken salgının başlamasıyla birlikte derneğin bütün faaliyetleri bir süre için durdu. Bu süreç içinde hedef kitlemize ulaşmanın ve faaliyetlerimize devam etmenin yeni yollarını aramaya başladık. Tiyatro Hepimiz İçin/Online projesini de bu arayışta geliştirdik. Bu proje, tiyatro klasiklerinden Shakespeare ve Moliere üzerine daha önce üretilmiş ve canlı bir şekilde sahnelenen oyunların ve atölyelerin dijital ortamda yeni bir dil yaratılarak sürdürülmesini ve bu klasikleri çevrimiçi eğitime entegre etmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda, gençlere yönelik çevrimiçi eğitim videoları hazırlayacağız ve sonrasında gençlerle çevrimiçi atölyeler düzenleyeceğiz. Son aşamada ise tiyatro klasikleri üzerinden gençlerle bugünün koşullarında kendi sanatsal üretimlerini birlikte hazırlayacağız. Böylece sanatsal üretimi gençler arasında teşvik ederek bu zorlu süreci dayanışma ve toplumsal katılımla daha sağlıklı bir şekilde geçirmelerine katkı sunmayı hedefliyoruz.

Tiyatro sanatını dijital ortama uyarlarken nelere dikkat etmek gerekiyor? Bu sürecin derneğiniz açısından nasıl bir öğrenim yaratmasını bekliyorsunuz? Mardin Kültür olarak gençlerle yakın zamanda kısa süreli bir çevrimiçi tiyatro çalışması yapma fırsatı bulduk. Bu sürede teknik olarak neler yapabileceğimize ve gençlerle nasıl bir süreç işletebileceğimize dair bir deneyim yaşamış olduk. Tiyatro Hepimiz İçin/Online  projesiyle birlikte gençlerle daha uzun süreli buluşmayı ve özellikle dijital ortamın sunduğu olanaklar sayesinde gençlerle tiyatro üretimine dair bir model oluşturmayı hedefliyoruz. Böylece sadece ulaşabildiğimiz gençler değil Türkiye’de bu alanda çalışma yapmak isteyenler için de erişilebilir bir kaynak oluşturmak istiyoruz. Bu çalışmaları eskisinden çok daha farklı koşullarla yapmaya çalışacağız ve bu bizim için biraz da deneme süreci olacak. Bu süreçte gençlerin sanatla ve dijital dünyayla kurdukları ilişkiyi anlamak ve yeniden üretmeye, sürekli öğrenmeye, merak etmeye teşvik eden, herkesin kendini geliştirebileceği olanaklar sunan bir çalışma ortamı kurmak çok önemli. Dernek açısından da hedef kitlemize farklı yollarla ulaşma, faaliyetlerimizi dijital ortamda sürdürme ve yaygınlaştırma anlamında bir keşfetme süreci olacak.

Tiyatro Kooperatifi, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme Projesi için Çalışmalarına Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Tiyatro sanatının kamusal bir hizmet olduğu ön kabulüyle, sektörel sorunlara kalıcı çözümler bulmak ve özel tiyatroların sesi olmak amacıyla savunuculuk ve kapasite geliştirme çalışmaları yapan Tiyatro Kooperatifi’ne Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağlıyoruz. Bu hibeyle, Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini hayata geçiren Tiyatro Kooperatifi, proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde hem ekonomik hem de sosyal açıdan sürdürülebilir ve güçlü bir sanat hayatını tesis etmek amacıyla 5 sosyal kooperatif kurulmasını destekleyecek ve bu kooperatiflerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için kapasite geliştirme çalışmaları yapacak. Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerin özel tiyatrolara etkilerini, Kültür Sanat Fonu kapsamında desteklediğimiz Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini ve sosyal kooperatif modelinin tiyatroların güçlenmesindeki rolünü konuştuk. 

Tiyatro Kooperatifi’nin kuruluş amacından ve bu doğrultuda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Tiyatro Kooperatifi olarak, özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için çalışıyoruz. Amacımız, Türkiye’deki özel tiyatrolar için 21. yüzyılda dünya standartlarında tiyatro yapabilme alanını tesis etmek ve ekonomik fayda üretmek. Bu doğrultuda ekonomik, hukuki ve sosyal alanlarda bileşenlerimizin kapasitesini geliştirmek üzere mentorluk desteği sağlıyor; çeşitli projeler, kampanyalar, eğitimler ve seminerler düzenliyoruz. Bu süreçlerde ulusal ve uluslararası kültür kurumları, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum, akademi ve benzeri yapılarla iş birlikleri yapıyoruz. Bunların yanı sıra, mevzuatta iyileştirmelerin yapılmasını sağlamak ve çalışma alanımıza dair farkındalığı artırmak için savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz.

Kültür-sanat alanının ve özellikle de tiyatroların COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Özel tiyatroların bu süreçten ne şekilde etkilendiğini ve bu etkilerin en aza indirilmesi için neler yapılabileceğini paylaşır mısınız?

Tiyatro Kooperatifi bileşeni 62 özel tiyatro üzerinden örneklemek gerekirse, salgın sürecinden önce 62 tiyatronun 25’inin sahnesi vardı. Salgın sürecinde bu sahnelerden 5’i kapandı. Sadece sahnelerimizi kaybetmiyoruz; gezici tiyatroların yaşam alanlarının da yok olduğu ve bu alanda çalışan binlerce emekçinin asgari yaşam giderlerini bile karşılayamadıkları bir tabloyla karşı karşıyayız. Şu anda 10 bileşenimiz aktif olarak destek kampanyaları yürütüyor ve çevrimiçi dükkanları üzerinden hediyelik eşya ve koleksiyon ürünleri satışı yapıyor. Bu kampanyaları Linktree bağlantımızda listeliyoruz, her bir tiyatro seyircisinin desteği çok değerli.

Sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için kamu kurum ve kuruluşlarından taleplerimizi kamuoyuyla paylaştık. Aynı zamanda yerel yönetimlerin ve özel sektörün kültür sanat alanında oluşturacağı destek mekanizmaları ve sivil toplum kuruluşlarının bu alanda yürüteceği hibe programları da bulunduğumuz noktada hayati önem taşıyor.

Tiyatro Kooperatifi olarak, bu zorlu süreçte özel tiyatroların desteklenmesi amacıyla #BizdeYerinAyrı kampanyasını hayata geçirdiniz. Bu kampanyanın kapsamını ve sonuçlarını anlatır mısınız?

#BizdeYerinAyrı, Tiyatro Kooperatifi bileşeni 33 tiyatronun dahil olduğu bir seyirci destek kampanyası. Kampanya kapsamında tiyatro seyircileri ileri tarihli oyunlar için yerlerini önden ayırma imkânı elde ederken salgın döneminde tüm faaliyetleri durma noktasına gelen özel tiyatrolara destek oldular. Sürecin getirdiği ekonomik zorlukları bir nebze hafifletebilmek adına başlattığımız kampanya, seyirci ile tiyatro arasındaki bağın gücünü de görünür kılan bir dayanışma örneği oldu. Bireysel bağışçılardan yoğun ilgi gören kampanyanın kurumsal destekçileri de var.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği verdiğimiz Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesinin amacından ve projede yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mayıs 2018’de yola çıkarken Türkiye’de bir Tiyatro Kooperatifleri Birliği kurmak da hayallerimiz arasındaydı. Salgın sürecinin başlamasıyla birlikte Türkiye çapındaki tiyatrolarla bir iletişim ağı oluşturduk ve bu tiyatrolara kooperatif yapısının ve birliğinin sorunlarımıza neden en iyi çözüm olduğunu düşündüğümüzü anlattık. İlk yol arkadaşımız Ağustos 2020’de kurulan Güney Marmara Tiyatro Kooperatifi oldu. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki tiyatro kurumlarının da örgütlenmesi; yerinden yönetim, demokratik katılım ve öz yönetim ilkeleriyle hareket edilebilmesi ve her bölgenin tiyatro yöneticilerinin kendi öznel koşullarına yönelik çözümler üretebilmesi adına önem taşıyor.

Proje kapsamında İç Anadolu, Ege, Akdeniz, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerinde 5 tiyatro kooperatifinin resmi kuruluşunu tamamlamasını sağlamayı hedefliyoruz. Çalışmalarımıza şimdiden başladık. 2018’den bu yana İstanbul’da elde ettiğimiz deneyimi kuruluş aşamasındaki kooperatiflerle paylaşıyoruz, onlara danışmanlık sağlıyoruz ve sosyal kooperatifçilik alanında mali ve hukuki açılardan kooperatif yapılanması konuları üzerine eğitim programları sunuyoruz.

Kültür Sanat Fonu sayesinde resmi bir kooperatif birliği kurma hedefimize daha kısa sürede ulaşabilecek ve güç birliğimizi büyütebileceğiz.

Kendisi de bir sosyal kooperatif olan Tiyatro Kooperatifi, proje ile bu modeli Türkiye’de yaygınlaştırmayı hedefliyor. Sosyal kooperatif modelini ve kültür sanat alanı için neden önemli olduğunu anlatır mısınız?

Sosyal kooperatifler Türkiye’de henüz ayrı bir tüzel kişilik olarak tanımlanmıyor fakat biz tüm çalışmalarımızı sosyal kooperatif modeline uygun olarak yürütüyoruz. Sosyal kooperatifçiliğin ilkelerine uygun olarak kamu yararı misyonuyla hareket ediyor ve sosyal fayda üretmek amacıyla çalışıyoruz. Tiyatro Kooperatifi, bu anlamda özgün yapısıyla Türkiye’de ve dünyada bir ilk.

Sanatın kamusal bir faaliyet olduğu ön kabulünden hareketle, kültür sanat alanında sosyal kooperatif modelinin yaygınlaşmasının kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile farklı iş birlikleri geliştirilmesine, sanat kurumlarına ekonomik fayda sağlayacak projeler üretilmesine ve alandaki dayanışma kültürünün güçlenmesine zemin hazırlayacağı görüşündeyiz. Uzun vadede, kültür sanatın farklı dallarında faaliyet gösteren kooperatiflerle ülkemizde sürdürülebilir bir kültür sanat hayatı tesis edebilmek için birlikte yürüyebilmeyi hayal ediyoruz. Yayıncılık ve sinema gibi alanlardaki kooperatifleşme çalışmalarını da heyecanla takip ediyoruz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Mardin Kültür DerneğiPembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma DerneğiPerformans Araştırmaları Derneği (Tiyatro Medresesi), Performans Sanatını Geliştirme Derneği (Performistanbul), S.S Semaver Kültür Sanat Eğitim Yayıncılık Hizmet Üretim Pazarlama ve İşletme Kooperatifi (Semaver Kumpanya), Tiyatro Kooperatifi ve Yükleniyor (Loading) Çağdaş Sanat Derneği’ne toplam 483.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Kültür Sanat Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Kültür Sanat Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminin başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Kültür Sanat Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metine buradan ulaşabilirsiniz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’LAR belirlendi. Fon kapsamında 7 STK’ya toplam 483.000 TL hibe vereceğiz.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve yapacakları çalışmalara ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür): Eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yapan Mardin Kültür Derneği, gençlerin ve kadınların topluma katılımlarını artırmayı ve pozitif sosyal değişim yaratmayı hedefliyor. Fon kapsamında 75.000 TL hibe desteği sağladığımız Mardin Kültür, salgın döneminde kültür-sanat aktivitelerine ve eğitimine erişimi kısıtlanmış Mardinli gençlerle, tiyatro klasiklerini dijital bir eğitim içeriği olarak paylaşmayı ve bu konuda gençlerle birlikte içerik üretmeyi amaçlıyor.

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği (Pembe Hayat): Ankara’da faaliyet gösteren Pembe Hayat, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim alanında LGBTİ+ bireylere yönelik hak temelli çalışmalar gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 69.000 TL hibe sağladığımız dernek, Kuir Sanatçılar Dayanışma Ağı projesi kapsamında salgın etkisiyle üretim alanları ve geçim kaynakları daralan kuir sanatçıların bir araya gelebilecekleri güvenli bir dijital alan yaratarak dayanışmayı destekleyen çalışmalar yapacak.

Performans Araştırmaları Derneği: Kurucusu olduğu Tiyatro Medresesi kapsamında atölye çalışmaları, tiyatro kampları, paneller ve konferanslar düzenleyen ve ev sahipliği yaptığı araştırma ekipleriyle hem amatör hem de profesyonel tiyatrocular için bir gelişim merkezi olmayı hedefleyen Performans Araştırmaları Derneği’ne, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’nun finansmanı ile 55.000 TL hibe desteği sağlayacağız. Bu hibeyle Tiyatro Medresesi Çevrimiçi Kış Okulu projesini hayata geçirecek olan dernek, proje kapsamında düzenlenen atölyelerin ve kurulan ilişkilerin salgın döneminde de devam etmesine, yaygınlaşmasına ve aynı zamanda kayıt altına alınıp bir arşiv oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapacak.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği (Performistanbul): Performans sanatı disiplinini geliştirmek üzere kurulan Performistanbul, Türkiye’de performans sanatını temsil eden ve sanatçılarını kendi bünyesinde toplayan bir kurum olmaması, eğitim sistemi içerisinde performans sanatına dair bölüm ya da ders bulunmaması, bu alanda yeterli Türkçe kaynağın olmaması, finansal ve hukuksal altyapı eksikliği gibi konularda çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile 59.000 TL hibe sağladığımız Performistanbul, Evde CANLI Kal – Ev Performansı Serisi kapsamında, herkese açık çevrimiçi performans programları oluşturacak ve bu sürecin çevrimiçi arşiv ve dokümantasyonunu yaparak performans sanatçılarının kendi pratikleri üzerinden içinde bulunduğumuz döneme ve bu dönemin yarattığı travmaya nasıl bir cevap oluşturduklarına dair kapsamlı bir araştırma ve çalışmalar yapacak.

S.S Semaver Kültür Sanat Eğitim Yayıncılık Hizmet Üretim Pazarlama ve İşletme Kooperatifi (Semaver Kumpanya): Sanatsal üretimi ve aktiviteleri şehir merkezinden uzağa taşımak ve bu yolla sanata sınırlı erişimi olanların da sanatsal faaliyetlerden faydalanmalarını sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Semaver Kumpanya, Kocamustafapaşa’daki sahnesinde tiyatro oyunları sahneliyor ve tiyatro atölyeleri düzenliyor. Fon kapsamında 75.000 TL kurumsal hibe sağladığımız Semaver Kumpanya kira giderlerini karşılayarak sanat üretimini salgın döneminde de sürdürülebilir kılmayı hedefliyor.

Tiyatro Kooperatifi: İstanbul’da 60 özel tiyatro üyesi bulunan Tiyatro Kooperatifi, özel tiyatroların sesi olmak; sanatın kamusal bir hizmet olduğu gerçeğiyle sektörel sorunlara kalıcı yasal çözümler bulmak; sektördeki tüm üretim ve uygulama süreçlerini iyileştirmek ve profesyonelleştirmek amacıyla savunuculuk ve kapasite geliştirme çalışmaları yapıyor. Turkey Mozaik Foundation ortak finansmanı ile 75.000 TL hibe sağladığımız Tiyatro Kooperatifi, bu hibe ile Özel Tiyatrolar için Bölgesel Kooperatifleşme projesini gerçekleştirecek. Proje kapsamında Türkiye’nin 7 bölgesinde hem ekonomik hem de sosyal açıdan sürdürülebilir ve güçlü bir sanat hayatını tesis etmek amacıyla özel tiyatroların kültürel kalkınma modeli ile sosyal kooperatifler kurularak desteklenmesi ve bu kooperatiflerin sürdürülebilirliğinin sağlanması için kapasite geliştirme ve savunuculuk çalışmaları yapılması planlanıyor.

Yükleniyor (Loading) Çağdaş Sanat Derneği: Diyarbakır’da faaliyet gösteren dernek, sanatçıların düşünce, üretim ve proje aşamalarında karşılaştıkları sorunları konuşarak çözmek, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinden bugüne gelen güncel sanat pratiklerini arşivlemek ve Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığı ile etkileşimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Fon kapsamında 75.000 TL kurumsal destek sağladığımız Loading, mevcut faaliyetlerini salgın döneminde sürdürebilmek için çevrimiçi araçlar satın alarak bu alandaki kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Dönemi için Başvurular Sona Erdi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona kültür sanat alanında çalışan 72 kültür-sanat kurum ve STK başvuruda bulundu. Başvurulardan 10’u teknik kriterlerin değerlendirilmesi aşamasında elendi. Teknik elemeyi geçen 62 başvurunun 49’u dernek, 9’u vakıf ve 4’ü kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona aralarında Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bayburt, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Karabük, Malatya, Mardin, Mersin, Ordu, Rize, Samsun’un yer aldığı toplam 21 şehirden başvuru alındı. Kültür Sanat Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı ise 4.505.935 TL oldu.

Kültür Sanat Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının (STK), COVID-19 salgını ile başlayan yeni döneme adapte olmalarına destek olmak amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

Kültür Sanat Fonu ile kültür-sanat kurumları ve kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’ların, dayanışmayı temel alan ve teknolojinin imkânlarından faydalanan yeni işbirliği modelleri yaratmaya, önümüzdeki dönemin ihtiyacını karşılayacak yaklaşım ve uygulamaları keşfetmeye yönelik çalışmalarına destek sağlanacak. Bu çerçevede, başvuru yapan kuruluşların aşağıda örnekleri sunulan alanlardaki proje fikirlerine veya kurumsal gelişimlerine destek verilecektir:

  • Salgın döneminin koşullarına uygun kurgulanan yeni etkinlikler ve/veya formatlar (evden erişilebilen, sosyal mesafe kurallarına uyumlu vb.),
  • Kültür-sanat profesyonellerinin (sanatçılar, yöneticiler, aktivistler vb.) salgın döneminde üretim ve paylaşımlarını sürdürebilmeleri için gerekli fiziksel ve/veya teknolojik araçlara erişiminin sağlanması ve bu araçların kullanımına yönelik eğitim faaliyetleri,
  • Kültür-sanat alanında uzun dönemli etkileşim, ortak çalışma ve işbirliklerinin önünü açacak yerel, ulusal ve uluslararası ağların oluşturulması veya sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik faaliyetler/projeler,
  • Yukarıdaki maddeler dışında kalan ancak benzer alanları içeren ve sanatsal üretimin sürdürülebilirliğini ve alandaki dayanışmayı önceliklendiren türdeki faaliyetler.

Kültür Sanat Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 80.000 TL talep edebilirler.  Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen,
  • 2019 yılından beri sahada aktif olarak çalışan,
  • 2019 yılı gelirleri 30.000 TL ile 1.500.000 TL arasında olan,
  • Kültür-sanat kurumları ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’lar.

Kültür Sanat Fonu’na başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu 25 Eylül 2020 saat 18:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kültür Sanat Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği Çalışmalarına Devam Ediyor

By | Kültür Sanat Fonu

Diyarbakır’da faaliyet gösteren Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği, dans ve müzik aracılığıyla kültürler arası etkileşim, ifade özgürlüğü, çocuk hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında çalışıyor. Vakfımızın 2019 yılında ilk kez açtığı Kültür Sanat Fonu kapsamında kurumsal hibe desteği sağladığımız dernekte, Proje Koordinatörü olarak görev alan Hazni Demir ile devam eden çalışmalarını, kurumsal hibenin derneğe katkılarını ve Covid-19 salgınının faaliyetlerine etkilerini konuştuk.

Kültürler arası etkileşim, ifade özgürlüğü, çocuk hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında dansı ve müziği öne çıkaran faaliyetler yapan Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği’nin kuruluş hikayesinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği Şubat 2019’da kuruldu. Öncesindeki 2 yıl boyunca, enformel bir dans topluluğu olarak Swing dansları ve caz müzik ile ilgili atölyeler düzenledik. Sonrasında ise çalışmalarımızı daha akademik bir çerçeveye yerleştirmek, bu çerçeveyi farklı sosyo-ekonomik-kültürel gruplarla pratiğe döküp yaygınlaştırmak, çalışmalarımızı daha düzenli ve sürdürebilir hale getirmek amacıyla dernekleştik. Çalışmalarımızın temelinde dansı ve müziği hak temelli perspektifler ile ortak bir potada buluşturmak ve çocuklar ile gençler için yeni bir sosyal ve kültürel alan yaratmak yatıyor. Şimdilik sadece Swing dansları ile yürüttüğümüz ancak ilerleyen zamanlarda belki de tüm dans türlerinde de kullanılabilecek Hak Temelli Dans Müfredatımız bulunuyor. Bu müfredat hem güncel gelişmelerle hem de müzik-ses, dans-hareket üzerine yapılan araştırmalarla yeni içerikler ve formlar kazanabilen dinamik bir yapıya sahip.

Caz müziği ve swing dansı üzerinden ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, engelli hakları gibi birçok hak temelli alanda farkındalık yaratan atölyeler düzenliyorsunuz. Çalışmalarınızda Caz müzik ve Swing dansı tercih etmenizin nedeni nedir?
Caz müzik, özellikle Swing dönemi ve dansları, hak temelli çalışmalar için muazzam bir kaynak ve araştırma sahası sunuyor. Ortaya çıktıkları ve yayıldıkları, değişimler geçirdikleri, bittikleri, tekrar canlandıkları tarihi süreçler aynı zamanda dünyada da hak mücadelesi ve politik mücadelelerle örtüşen bir çizgi izliyor. Bu süreçlerde, müziği ve dansı geliştiren, insanların politik-etnik-cinsiyete dayalı kimlikleri de bize bir araştırma ve tartışma alanı açıyor. Bazen paralel bazen çakışmalı bir seyri var. Hepsinden de önce, caz müziğin kendisi aslında bir demokrasi şöleni. Bu benzetme çok sık yapılır. Farklı enstrümanların ve müzisyenlerin farklı tekniklerin bir arada bir uyum içerisinde ancak kendi bağımsız alanlarına sahip olarak icra ettiği bir müzik türüdür caz. Aslında bizim için en önemlisi, caz müziği ve özellikle swing dönemi mutluluğun, neşenin, umudun simgesidir.

Derneğinizin öncelikli hedef kitlelerinden birini de çocuklar oluşturuyor. Çocuklara yönelik olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Çocuklarla yaptığınız çalışmalarda kültür sanat faaliyetlerini kullanmanın nasıl bir etkisi oluyor?

Swing danslarının ve caz müziğin, fizyolojik ve bilişsel faydalarının yanı sıra sosyal yetilerin gelişmesi için de çok faydası oluyor. Farklılıkları yargılamadan, iyi veya kötü etiketlemeleri yapmadan meselenin özünün ne olduğunu hep beraber kavramaya çalıştığımız çalışmalar yapıyoruz çocuklarla. Dans ve müzik bunu yapmanın en iyi yolu bizce. Hatta belki amacın ta kendisi. Biraz önce bahsettiğimiz caz müzik ve demokrasi benzerliği burada da geçerli. Bunun anlatılması ve gerçekliğinin gösterilmesi çok faydalı oluyor. Aynı şey dans için de geçerli. Başlarda grup içinde hakimiyet kurma-geride durma gibi katılımcılığı azaltan davranışlar, zaman içinde azalıyor. Sonuçta araç olarak kullandığımız şey bedenimiz. Hepimiz buna sahibiz ve bedenlerimizin ölçüsünün ve fizyolojik farklılıklarının orada bir önemi yok. Nasıl hepimiz yürüyebiliyorsak ve birimizin yürüyüşü diğerinden daha mükemmel değilse dans da öyle. Dans bir hareket alanı ve birbirimizden farklı özelliklerimiz olduğu için hareketlerimizin de farklı olması gayet doğal. Önemli olan o farklı hareketleri bir uyum içinde bütüne dönüştürebilmek. Çocuklarla aslında bu temelde çalışıyoruz. Ek olarak, dansın ve müziğin, farklı kültürlere saygı konusunda da çok yardımını görüyoruz. İlk izlediklerinde asla yapamayacaklarını, kendilerine çok yabancı olduğunu düşünseler de pratik etmeye başladıktan sonra kendi yaşam alanlarında gördükleri dans formalarıyla benzer olduğunu hissedip çok daha fazla eğlenmeye, yaratıcı ve katılımcı olmaya başlıyorlar. Yetişkinler için hazırladığımız hak temelli müfredatı şu sıra çocuklar için de uyarlamaya yönelik çalışmalar yapıyoruz.

2019 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu kapsamında Vakfımızdan kurumsal hibe desteği alıyorsunuz. Bu hibe ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu hibe desteğinin derneğin çalışmalarına nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Kültür Sanat Fonu’ndan aldığımız hibe, hem dans hem de müzik çalışmaları için daha elverişli bir mekana taşınmamızı ve çalışmalarımızın verimliliğinin artmasını sağladı. Fonu temel olarak kurumsal giderlerimizi karşılamak amacıyla kullanıyoruz. Bu da bizi mali kaygılardan uzaklaştırarak hali hazırda zaten gönüllü olarak yürüttüğümüz projelerimizi hızlandırma, çoğaltma ve genişletme imkanı sunuyor. Yürüttüğümüz ve üzerinde çalıştığımız projeleri şu şekilde sıralayabiliriz; şehirde çocuklar ve kadınlarla çalışmalar yürüten STK’lar ile ortaklaşarak sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı kesimlerle yapılandırılmış dans atölyeleri, dezavantajlı gençler-yetişkinlere dans ve müzik eğitimleri için burs sağlanması, çocuklar için hak temelli bir dans müfredatı geliştirilmesi ve uygulanması ile radyo programcılığı ve caz müzik eğitimi.

Koronavirüs kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yaptığınız faaliyetleri ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Covid-19 salgını sebebiyle 12 Mart’tan beri fiziki yakınlık gerektiren tüm çalışmalarımızı askıya aldık. Beraber çalıştığımız diğer kurumlar da aynı kararı aldı. Biz de bu süreçte herkesin yaptığı gibi çalışmalarımızı dijital ortamda nasıl sürdürebileceğimizi düşündük. Hali hazırda var olan projelerimizden hangileri dijitale dönüştürmeye uygun, hangileri değil bunları ayrıştırarak yeni bir yol haritası belirledik. Başlangıç için, caz müzik ve dansları ile ilgili sosyal medya hesapları ile iş birliği yaparak o hesaplardan yayınlanan, bir ay süren ve sembolik ödüller sunan mini bilgi yarışması serisi yayınladık. Bu kitlemizin bir kısmını dernek ile etkileşimde tutmanın yanı sıra bir farkındalık yaratma, araştırma ve öğrenme sürecinin yolunu açtı. Buna ek olarak, planladığımız Radyo Programcılığı ve Caz Müzik Eğitimini dijitale taşıyarak mayıs ayı içerisinde çevrimiçi araçlarla gerçekleştireceğiz. Ayrıca, Kültür Sanat Fonu’nun çevrimiçi değerlendirme toplantısında tanıştığımız fondan hibe alan diğer kültür sanat kurumlarından bazılarıyla ortak yeni projeler geliştirme ihtimaliz doğdu. Görme engellilerin kullanımına da sunulabilecek podcast serileri, sesli ve detaylı anlatımlı dans eğitimi videoları hazırlamak gibi henüz kuluçka aşamasında fikirlerimiz de var. Evlere kapanmak durumunda kaldığımız doğru ancak bu süreçte ortaya konan fikirlerin ve uygulamaların da bizlere yeni bakış açıları kazandıracağı ve buradan çıktığımızda önümüzde yeni yollar açacak ortaklıklar geliştireceği de muhakkak.

Nefes Kültür Sanat Derneği ile Nefes Müzik Okulu Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe verdiğimiz Nefes Kültür Sanat Derneği, Gaziantep’te yaptığı çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. Derneğin Saymanı Tuğba Ünal Jazbeh ile devam eden çalışmalarını, desteklediğimiz Nefes Müzik Okulu projesini ve koronavirüs salgınının çalışmalarında yol açtığı değişiklikleri konuştuk.

Gaziantep’te faaliyet gösteren Nefes Kültür Sanat Derneği, Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlerle, müzik ve sanat çalışmaları yapıyor. Derneğin kurulma sürecinden ve çalışmalarından bahseder misiniz?

Nefes Kültür Sanat Derneği Ekim 2017 itibari ile Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından kuruldu. Dernek, Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Gaziantep’te, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı üzerinden çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapan yerel topluluklar oluşturmak, katılımcı ve formel olmayan eğitim süreçlerine imkan sağlayacak kültür sanat mekânları yaratmak hedefi ile yola çıktı. Bu anlamda derneğimizin temel iddiası, sanatsal beceri edinme ve kültür-sanata dayalı öğrenme süreçlerinin, çocuklar ve gençlerin kimlik ve özgüven inşası kadar, evrensel değerlere yatkınlık ve açıklık geliştirmeleri için de değerli araçlar olduğudur.

Kurucu üyelerimizin girişimi ile hayata geçen ve derneğimizin kuruluşuna da önayak olan İki Dil Bir Nefes projesi kapsamında Gaziantep Üniversitesi Toplumsal Duyarlılık Projeleri (TDP) birimi ve Gaziantep Üniversitesi Konservatuarı ilk ortaklarımızdı. Proje sonunda Suriye ve Türkiye’den üniversite öğrencileri 3 aylık bir eğitim sürecinin ardından ritim, koro ve halk danslarından oluşan bir performans sergiledi. Bu süreçte TDP, Hollanda Dış İşleri Bakanlığınca desteklenen ve üniversitedeki Suriyeli öğrencilerin akademik ve sosyal entegrasyonunu da destekleyen burs projesi çerçevesinde, finansal ve idari destek sunarken; Gaziantep Üniversitesi Konservatuvarı eğitmen ve müzisyenleri ile iş birliklerimiz oldu. “İki Dil Bir Nefes” eğitim ve performansları 2017’de kurucularımız tarafından başlatıldığından bu yana Gaziantep Üniversitesi Öğrenci Festivali dahilinde her sene gerçekleştiriliyor.

Derneğimiz bünyesinde bugüne kadar genelde Suriye ve Türkiye’den çocuk, gençler ve sanatçılar arasında kültür sanatı görünür kılacak faaliyetler düzenledi. Bu amaçla dernek açılış ve tanıtım etkinliği için sahnede çocuklar, gençler ve sanatçıların olduğu Şark Nefesleri konseri gerçekleştirildi. Konserin sanatsal altyapısı ve yetiştiriciliği de dernek bünyesinde yapıldı. Bu süreçte kuruluşumuzun ilk altı ayında dernek ofisimizde dernek üyelerimizce farklı üç gruba temel müzik bilgisi, ritim ve kanun icrası üzerine ücretsiz dersler verildi.

Kültür için Alan programının finansal desteği, Nefes Kültür Sanat Derneği’nin sanat ve proje koordinatörlüğü ile hazırlanan albüm projesi, Suriyeli kanun sanatçısı Yammen Jazbeh’in 20 senelik kanun çalışmalarının ürünü olan ilk albümünün hazırlanması hedefi ile 2018 yazında hayata geçilirdi. Adından da anlaşılacağı üzere Jazbeh’in bu albüm çalışması, dünya klasiklerinden seçtiği 5 eser ve kendi bestesi olan 5 eser üzerinden kanunun teknik ufkuna dair bir iddia niteliği taşıyor.

Yine Kültür için Alan programı kapsamında gerçekleştirdiğimiz Evler Evi projesini de Eylül 2018’de tamamladık. Üç aylık bir süreçte 8-10 yaş arası Suriyeli çocuklardan oluşan 10 kişilik gruplar resim, koro ve ritim dersleri alarak, yaz sonunda bir sergi ve müzik performansı sergilediler. Bu proje dahilinde Suriyeli çocuklarla Zeugma Mozaik Müzesine bir gezi yapılarak, çocukların yerel kültür ve kültürel miras gibi kavramları düşünmeleri de sağlandı.

Nefes Müzik Okulu, 2019 yılında başlatılan ve farklı yaş gruplarına yönelik müzik bilgisi sağlamak amacıyla, 2016’da kuruluşundan bu yana Nefes Kültür Sanat Derneği sanatsal ve kültürel çalışmalarının ve stratejik vizyonunun bir sonucu olarak başlatılan bir eğitim projesi. Okul, müzisyen İbrahim Muslimani tarafından yönetiliyor; eğitmen kadrosu ise akademisyen ve alanında profesyonel müzisyenlerden oluşuyor.

Türkiye’de mültecilerin sosyal uyumu konusunda pek çok çalışma gerçekleştiriliyor. Sanatın ve sanatsal faaliyetlerin sosyal uyum çalışmalarına katkısı hakkında görüş ve deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Kuruluşumuzdan bu yana gerçekleştirdiğimiz faaliyetler, göçmen çocukların benlik ve özgüven inşasında kültüre dayalı sanatın değerini önceleyen bir bakış açısına sahip. Bu bakış açısını öncelememizin nedeni, çocukların “öteki” kavramını aşabilmek için öncelikle kendi kültürleriyle yaşayan bağlar kurmaları gerektiğine olan inancımız. Bu anlamda, salt sanat eğitimi değil kültür içerikli formel ve formel olmayan eğitim süreçlerinin üretilebileceği sosyal ağlar ve alanlar inşa etmeyi hedefliyoruz. Örneğin, Evler Evi projesi kapsamında oluşturulan repertuar, Suriye ve Türkiye’den ninniler ve barış içerikli İngilizce bir parça; çocukları somut olmayan kültürel mirasla ilişkilendirirken, yeni yerleştikleri kültürle bağ kurmalarını ve bunu da aşarak evrensel olan adına sorular sormalarını sağlıyor.

Sanatın kültürle olan bağını inşa etmenin, öncelikle çocukların kişilik ve özgüven formasyonundaki öneminin altını çizmek gerekiyor. Sağlıklı bir benlik inşası üzerinden devam eden sanatsal beceri gelişimi ise çocuğun evrenselleşebilmesi yönünde güçlü ve sürdürebilir bir araç haline geliyor. Böyle bir ufka çıkan çocukların ise çocukluk adına söyleyecek kendi sözleri olacağına inanıyoruz. Bu anlamda çocukların mağdur değil, birer aktör hatta topluma yol gösterecek belki unutulan değerlerin göstereni ve yeniden üreteni olabileceğini düşünüyoruz.

Sanatsal beceri edinme ve kültür-sanata dayalı öğrenme süreçlerinin çocuklar ve gençlerin kimlik ve özgüven inşası için çok önemli bir araç olduğunu vurguluyorsunuz. Çok kültürlü bir ortamda çocuklarla ve gençlerle çalışırken dikkat ettiğiniz noktalar neler? Bu çalışmalar gençlere ne tür kazanımlar sağlıyor?

Bir arada yaşamı, çocuklar için ve çocuklarla birlikte kurma vizyonumuz çerçevesinde, Suriye ve Türkiye’den çocukların kültürel mirası sahiplenerek bir arada sanatsal faaliyetler yürütmesi, maruz kaldıkları ötekileştirici söylem ve pratik alanlarına alternatif olacak alanlar yaratıyor. Kültür sanat bu anlamda çocuklar için hem işlevsel bir araç hem de kültürünü tanıyan, taşıyıcısı olduğu kültürü de sorgulayabilen ve bu sayede evrensel düşünebilmeyi mümkün kılan pratik bir alan oluyor. Çocukların sanat ve kültür eğitimi üzerine deneyim sahibi, ayrımcılığa duyarlı ve çok kültürlülüğe değer veren hocaların ortaklığıyla aldığı dersler, onları bu yönde güçlendiriyor. Çocuklar, bir arada yaşam becerilerini geliştirirken sanat icra etmeleri ve buna bağlı olarak üretimin doğasındaki başkalık ve zenginlik, iki toplumun yetişkinlerini de farklı biçimlerde düşünmeye ve sorular sormaya sevk ediyor. Bu anlamda çocuklar değişimin ana aktörü haline geliyor ve ilerleyen zamanlarda kendi akranlarının yaşadığı başka problemlerin sözcüsü haline geliyorlar.

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Nefes Müzik Okulu projesi ile vakıfımızdan hibe desteği alıyorsunuz. Nefes Müzik Okulu’ndan ve aldığınız hibe desteğiyle yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Nefes Müzik Okulu projesinin ilk döneminin devamı niteliğinde olan bu proje ile Haziran- Kasım 2019 arasında Kültür için Alan tarafından desteklenen altyapının devamını sağlamayı hedefliyoruz. Nefes Müzik Okulu’nun 6 ay sürecek bu döneminde Suriye ve Türkiye’den 8-16 yaş arası yaklaşık 40 çocuk ile solfej, ritim, koro ve enstrüman dallarında eğitim almış bir çocuk orkestrası kurmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda ud, gitar, kanun, ritim, şan, koro ve solfej konularında toplamda 10 sınıfta müzik dersleri veriyoruz. Bu 6 aylık süreçte her sınıfta toplam 24 ders yapmayı planlıyoruz.

Bu hedefler doğrultusunda, Ocak ayı itibarıyla tüm sınıflarda haftada 1 ders olmak üzere eğitimler başladı. Tüm enstrüman ve koro öğrencileri 6 ay boyunca 1. seviye ritim dersi alacaklar. Benzer şekilde, orkestraya dahil olan tüm öğrenciler haftada bir ders koro sınıfına katılıyorlar. Enstrüman sınıfları için ise haftada bir ders yapılıyor. Temmuz başından itibaren ise eğitmenler, performans programına uygun enstrüman ve vokal eşleştirmeleri doğrultusunda gerekli setleri kurarak icra derslerine başlayacaklar. Provaların tamamlanmasının ardından çocuklar çalışmalarını konser performansında seyirciler için sergileyecekler. Buna ek olarak, proje süreci ve konserin video kayıtlarından oluşan bir kısa film hazırlayacağız. Konser etkinliği sonrası Nefes Kültür Sanat Derneği ofisinde veli katılımı ile bir değerlendirme toplantısı da yapılacağız.

Koronavirüs kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum projenizde yer alan faaliyetleri ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Proje takvimine uygun olarak 2 Ocak’tan itibaren çalışmalarımıza başladık. Bu bağlamda ilk olarak Nefes Müzik Okulu hocaları ve projedeki görev alan teknik ekiple beraber seminerlerimizi tamamladık ve ardından veliler ile görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Bu projede yeni açtığımız gitar sınıfı için seçmeler yaparak 3 yeni gitar öğrencisini çalışmalarımıza dahil ettik. 18 Ocak itibarıyla 10 sınıfta toplam 35 öğrenci ile hafta sonlarında derslerimize başladık. Bu kapsamda, her sınıfta 8’er ders yapıldı. Koronavirüs salgını sebebiyle projenin son dersini 8 Mart tarihinde yaptık. Ardından alınan tedbirler doğrultusunda proje derslerine ara verdik.

Şu an her sınıf için kurulan Whatsapp gruplarından, eğitmenler kendi grubu için etüt çalışmaları paylaşıyor ve geri dönüşler alıyor. Böylece, geçmişte yapılan 8 derste öğrenilen bilgilerin taze tutulması sağlanıyor. Koro sınıfı, şan sınıfı ve ritim sınıfları toplu eğitimlerin yapıldığı sınıflar olduğu için çevirimiçi eğitim uygulamasında teknik bir altyapı desteğine ihtiyaç duyuyoruz ve bununla ilgili olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz; örnek teşkil edecek modelleri inceliyoruz. Koronavirüs süreci Ramazan Bayramı sonrasında eğer hala aynı seyirde devam edecek olursa tüm sınıflarla çevirimiçi eğitime geçecek ve projenin her bir sınıf için kalan 16 dersini bu şekilde tamamlayacağız.

Projemiz her sınıf için 24 dersin tamamlanmasının ardından final konseri ile son bulacak. Temmuz ayının 3. haftasında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sahnesi’nde konserimizi yapabilmek adına belediyeye başvuruda bulunmuştuk ancak koronavirüs sebebiyle başvurular durduruldu. Sürecin belirsizliği sebebiyle konser tarihimizi erteledik. Ülkede sürecin normale dönmesi ile projenin son aşaması olan final konserini organize ederek gerçekleştireceğiz ve projemizi tamamlayacağız.