Category

Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu 2021 dönemi başvuruları sona erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının kurumsal kapasitelerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları sona erdi. 

Fona toplam 120 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 102’si dernek, 9’u vakıf, 7’si kooperatif ve 1’i birlik tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hakkari, Isparta, İstanbul, İzmir, Karabük, Kırşehir, Malatya, Mardin, Mersin, Rize, Şırnak, Tekirdağ, Tunceli ve Van olmak üzere 29 ilden başvuru alındı. Kurumsal Destek Fonu 2021 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 9.825.228 TL oldu.

Kurumsal Destek Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları açıldı.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde COVID-19 salgınının etkilerini de göz önünde bulundurarak, özellikle dezavantajlı ve kırılgan kesimlerle ilişkili olarak ortaya çıkan yeni ya da derinleşen ihtiyaçları merkezine alacak biçimde çalışmalar yapan STK’ların kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerine yönelik desteklere öncelik verilecek..Fonun 2021 döneminde hibe desteklerinin yanı sıra Vakfımız tarafından geliştirilen Kapasite Gelişim Bileşeni ile aşağıda yer alan kapasite gelişim başlıklarında mentorlarla çalışma başta olmak üzere STK’ların kurumsal gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlar sunulacak:

  • Finansal sürdürülebilirlik
  • STK’larla işbirliği
  • Gönüllülerle işbirliği
  • Proje geliştirme ve uygulama
  • Savunuculuk ve lobicilik
  • Etki ölçümü
  • Organizasyon yönetimi
  • İletişim

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilirler:

  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler,
  • 2020 yılı gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan (2020 yılı geliri 30.000 TL’sının altında olan kuruluşların kurucuları/yönetim birimlerinde görev alan kişilerin sivil toplum deneyimleri başvuruda bir referans olarak kabul edilebilir. Buna ek olarak, başka kurumlardan alınan hibelerin kuralı gereği harcamaların doğrudan hibe veren kuruluş tarafından yapıldığı ve başvuru sahibi kurumun kasasına girmediği durumlarda da 30.000 TL’sının altında gelirler kabul edilebilir.),
  • Çalışmalarının odağında dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek, haklarını savunmak ve/veya sosyal refahını artırmak olan,
  • Kurumsal kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar.

Kurumsal Destek Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 100.000 TL talep edebilirler. Kurumsal Destek Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 7 Ekim Perşembe günü saat 15:00’e kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Kurumsal Destek Fonu hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci, kapasite gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Kahane Foundation finansmanıyla desteklediğimiz Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi – TTM) yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığın azaltılmasını amacıyla Beyoğlu, Tarlabaşı’nda koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Fon kapsamında hibe ve mentorluk desteği sağladığımız TTM, finansal sürdürülebilirlik ve iletişim alanlarında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yapacak. Derneğin Kapasite Geliştirme Koordinatörü Naci Emre Boran ile salgının birlikte çalıştıkları gruplar üzerindeki etkilerini, yakın zamanda yayımlanan COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’nın öne çıkan bulgularını ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Vakfımızı takip edenler Tarlabaşı Toplum Merkezi’ni (TTM) ve çalışmalarını yakından tanıyor. Son olarak Ağustos ayında yaptığımız röportajda TTM’nin ve çalışmalarının salgından nasıl etkilendiğini konuşmuştuk. Ağustos’tan bu yana geçen sürede derneğinizin ve birlikte çalıştığınız grupların değişen ihtiyaçları oldu mu?  Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için neler yapıyorsunuz?

Tarlabaşı’nda yaşayan çocuk ve kadınlar kamu hizmetleri ile sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Bu bağlamda ihtiyaçlar değişmiyor, derinleşiyor. TTM, bu süreçte koruma, güçlenme ve savunuculuk faaliyetleriyle bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışıyor.

Koruma faaliyetleri olarak psikolojik danışmanlık sağlıyoruz; kamusal hizmetlere ve sosyal yardımlara yönlendirmeler yapıyoruz. Güçlenme faaliyetleri olarak çocuklarla Oyun Grubu, Sanat ve Fotoğraf atölyeleri ve yetişkinlerle psiko-sosyal destek çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Çocukların atölyelere katılımı için ihtiyaçları olan malzemelerle de onları destekliyoruz. Örneğin Ekim ayında hazırladığımız eğitim kitlerini 52 hanede 125 çocuğa ulaştırdık.

Savunuculuk bağlamında da mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmayı önceliklendiriyoruz, bu bağlamda izleme faaliyetlerimizi ve farkındalık artırma çalışmalarımızı sürdürüyoruz. COVID-19 salgını sürecinde hayata geçirdiğimiz İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması’ndan öne çıkan bulgulardan biri olan çocukların doğru ve güvenilir bilgi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ürettiğimiz animasyon filmi bu bağlamda örneklenebilir. “Pandemiden Sıkıldım” animasyon filmindeki amacımız, çocukların söz konusu ihtiyacını karşılayabilmekti.

Çocuk hakları alanında çalışmalar yapan farklı sivil toplum kuruluşları ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın bulguları yakın zamanda yayımlandı. Birlikte çalıştığınız hedef kitle açısından düşünüldüğünde araştırmanın size göre öne çıkan sonuçları neler oldu?

Nisan-Temmuz 2020 tarihlerinde yapılan COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması, İstanbul’un Fatih’de Karagümrük, Çapa, Mevlanakapı, Fındıkzade, Ataşehir’de Kayışdağı, Sancaktepe’de Sarıgazi ve Beyoğlu’nda Tarlabaşı mahallelerinde toplam 122 çocuk ve 85 bakımverenin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmada, COVID-19 sürecinde kırılgan bölgelerde ve risk altındaki çocukların, diğer bir deyişle özel koruma önlemleriyle desteklenmesi gereken çocukların, haklarına erişimine dair durum tespiti yapmak, hangi alanlarda haklara erişilemediğini, bunun çocuklara etkisini ve alınması gereken kısa ve uzun vadeli önlemleri ortaya koymak amaçlandı.

COVID-19 sürecinde hastalıktan en az etkilenen grupta yer alan çocuklar, okulların uzaktan eğitime geçişi ve 20 yaş altı sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte uzun süre evde kaldı ve haklarına erişim konusunda pek çok engelle karşılaştı. Araştırmaya katılan çocukların üçte biri uzaktan eğitime düzenli erişemiyor olduğunu ve %41’i öğretmenleriyle düzenli iletişim kuramadığını; bakımverenlerin %48’i COVID-19 pozitif durumunda evde karantina koşullarının mümkün olmadığını ve %73’ü COVID-19 süreci öncesi düzenli geliri olmadığını veya COVID-19 sürecinde işini kaybettiğini ifade etti.

Çocukların yaşama, hayatta kalma ve gelişim, bilgi ve medyaya erişim, sağlık, eğitim, oyun, dinlenme ve kültürel hayata katılım haklarına erişimine dair bulgular ve öneriler için farklı dillerde yetişkin ve çocuk olarak iki kategoride hazırlanan araştırma raporlarını inceleyebilirsiniz. Ayrıca, araştırmanın çocuklar için hazırlanmış bir internet sitesi de bulunuyor.

Birlikte çalışacağınız gönüllüleri belirlemek üzere 2020 yılı ikinci dönemi için gönüllü çağrınızı yakın zamanda tamamladınız. Gönüllülerin Tarlabaşı Toplum Merkezi’nde üstlendiği görevlerden ve gönüllülerle birlikte çalışırken dikkate aldığınız ilkelerden bahseder misiniz? Salgın koşullarında gönüllülerle nasıl çalışıyorsunuz?

2020 yılı ikinci dönem başvuruları içinden gönüllülük için gerekli görüşmeleri tamamlayan 34 yeni gönüllümüz var. Normal şartlarda her gönüllü ile birebir görüşerek süreci yönetiyorduk. Salgınla birlikte ilk kez gönüllülük görüşmelerini çevrimiçi grup toplantıları halinde gerçekleştirdik ve bu görüşmelerin içeriğini kurumsal eğitim videoları ile destekledik. TTM’de gönüllülük sürecinin başlangıcında gönüllü yükümlülükleri, çalışma ilkeleri ve çocuk güvenliği politika belgelerimizde ortaklaşabilmeyi hedefliyoruz. Uzaktan çalışma koşullarında da bu husus geçerli olmayı sürdürüyor. Aradan geçen sürede toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği eğitimleri ile gönüllüleri destekledik. Eğitim ve etkinliklerle birlikte, düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz gönüllü buluşmalarına da çevrimiçi olarak devam ediyoruz.

Gönüllüler TTM’nin kuruluşundan beri kurumsal yapının önemli bir parçası ve tüm kurumsal faaliyetlere dahil olabilmeleri gönüllülük faaliyetlerimizin temel amacı. Uzaktan çalışma koşullarında da çalışma ilkelerimiz ve çocuğun üstün yararı sınırları içinde gönüllüler farklı kurumsal faaliyetlere dahil olmaya başladı. Çeviri, düzelti, tasarım, video düzenleme gibi faaliyetlerle birlikte çocuklara yönelik yapılan akademik destek çalışmalarında da yer alıyorlar. Gönüllüler ile çocukları dijital platformlarda bir araya getiriyoruz. Ekibimizden bir kişinin de eşlik ettiği bu çalışmaların hem gönüllülere hem de çocuklara iyi geldiğini gözlemledik.

Salgının ve bu kapsamda alınan tedbirlerin zorunlu hale getirdiği değişiklikleri de düşündüğünüzde, toplum temelli çalışan bir sivil toplum kuruluşu olarak bu süreçte öne çıkan kurumsal ihtiyaçlarınız neler oldu?

TTM olarak salgınla geçen 6 ayın ardından faaliyetler ve ekip koordinasyonu bağlamında   kurumsal yapımızı koşullara uyarlayabildiğimizi söyleyebiliriz. Faydalanıcılarla merkez binasında yürütülen faaliyetlerin uzaktan gerçekleştirilmesi, ekibin ve atölye yürütücülerinin yeni beceriler edinmesini ve TTM çalışma ilkelerinin dijital ortamlara uyarlanmasını gerektirdi. Diğer taraftan hali hazırda TTM’nin önceliklendirdiği toplumsal sorunlardan biri olan yoksulluğun azaltılması için koruma, güçlenme ve savunuculuk bağlamlarında yürütülecek çalışmalar öne çıkıyor ve 2021 için kurumsal stratejinin belirlenmesinde etkili olacak.

Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli sivil toplum örgütlerinde önemli bir mesele olan finansal sürdürülebilirlik özellikle salgın ile birlikte TTM için de bir kurumsal ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Salgının etkisiyle küresel çapta gerçekleşmesi beklenen finansal daralma, sivil alanın kaynaklarını da etkileyecek. Bu bağlamda kurumsal fon ve hibe desteklerinin azalması ve odaklanılacak faaliyet alanlarında değişimler öngörülüyor.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminden hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe kapsamında hangi kurumsal gelişim başlıklarına odaklanacaksınız? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Fon ile finansal sürdürülebilirlik konusunda kurumsal gelişimimizi sürdürmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda, hibeyi temel giderler, insan kaynağı ve iletişim harcamaları için kullanacağız. Finansal sürdürülebilirlik için kurumsal kaynak geliştirme faaliyetlerinin 2020 yılı değerlendirmesini, 2021 kaynak geliştirme planının oluşturulmasını ve uygulanmasını hedefliyoruz.

TTM olarak 2021 finansal risk analizleri çerçevesinde, bireysel bağışçı geliştirme faaliyetlerimizi hem çeşitlendirmeyi hem de sürdürülebilir kılmayı; 2021 yılında TTM’nin faaliyet alanına yönelik fon veren kurumların ve kurumsal destek veren fonların detaylarını araştırmayı, gerekli iletişim ve başvuruları gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

Diğer taraftan kaynak geliştirme faaliyetlerimizi iletişim faaliyetleri ile destekleyeceğiz. İnternet sitemizin güncellenmesi, KVKK’nın iletişim faaliyetlerine uygulanması ve Açık Açık üyeliği gibi faaliyetler de bu bağlamdaki hedeflerimiz arasında yer alıyor.

 

Açık Alan Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Sosyal, ekonomik ve kültürel olarak farklı kesimlerden başta gençler olmak üzere kadınlara ve çocuklara yönelik hak temelli bir bakış açısı ile eğitim alanında çalışmalar gerçekleştiren Açık Alan DerneğiÇimenev Bilim Sanat Merkezi’nde ekonomik olarak risk altındaki çocuklara yönelik okul devamsızlığını önlemek amacıyla faaliyetler yürütüyor. Dernek, yoksullukla mücadele etmek amacıyla hayata geçirdiği Derin Yoksulluk Ağı ile salgınla birlikte temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanan ailelerle bağışçıları buluşturan bir platformun yürütücülüğünü de yapıyor. Kurumsal Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla desteklediğimiz Açık Alan Derneği, organizasyon yapısını güçlendirmek ve kaynak çeşitliliğini artırarak finansal sürdürülebilirliğini sağlamak üzere çalışmalar yapacak. Derneğin Kaynak Geliştirme Koordinatörü Nilüfer Çomak ile k Derin Yoksulluk Ağı’nın modelini, salgının birlikte çalıştıkları gruplar üzerindeki etkilerini ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Açık Alan Derneği’nin amaçlarından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kuruluşumuzdan itibaren başta sosyo-ekonomik ve kültürel olarak risk altındaki çocuklar, gençler ve kadınlar olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara yönelik olarak hak temelli bir bakış açısı ile eğitim alanında projeler gerçekleştiriyoruz. Çocuklara ve kadınlara yönelik kurduğumuz Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi’nde 2019 yılı itibariyle 90 çocuk ve 50 anneye ücretsiz eğitim verdik.  20 öğrencinin Anadolu Lisesi’ne, 11 öğrencinin ise üniversiteye girmesine destek olduk. Özellikle teknolojiye erişemeyen çocuklar kodlama öğrendi ve üç boyutlu yazıcı ile tanıştı; bu sayede 60 öğrenci ve 12 anne 3D yazıcı ile modelleme ürünleri tasarladı. Yine 2019 yılı Aralık ayında psikoloji, sosyoloji, medya ve mimarlık gibi çeşitli disiplinlerden dernek gönüllülerinin bir araya gelmesi ile Derin Yoksulluk Ağı’nı  oluşturduk.

Açık Alan Derneği olarak, COVID-19 salgınının etkilerinin Mart ayı itibarıyla Türkiye’de görülmeye başlamasıyla birlikte kent yoksulluğu ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Derin Yoksulluk Ağı’nı kurdunuz. Derin Yoksulluk Ağı’nın modelini ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız? 

Derin Yoksulluk Ağı’nın (DYA) amacı uluslararası literatürde yaygın olan derin yoksulluk çalışmalarının hak temelli yaklaşım ilkeleri benimsenerek Türkiye’de yürütülmesine öncülük etmek. Aynı zamanda Avrupa Birliği tarafından derin yoksulluk kriterleri olarak belirlenen dokuz maddenin Türkiye özelinde yeniden değerlendirilmesi, kriterlerin gözden geçirilerek derin yoksulluk yaşayan bireylere özel kriterlerin belirlenmesi ve derin yoksulluk tanımının literatüre kazandırılması amacıyla çalışmalar yapıyor. Bu nedenle DYA, derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını daha görünür kılmaya çalışıyor, kişilerin hikayeleri ve karşılaştıkları insan hakları ihlallerini ortaya koyuyor, yerel yönetimleri kriz durumlarında harekete geçirmeye yönelik öneriler geliştiriyor.

COVID-19 salgını döneminde, yoksulluk sınırının altında yaşayan ve salgından dolayı kazanç sağlayamayan ailelerin en acil ihtiyaçları olan gıdaya erişmeleri için Derin Yoksulluk Ağı adında bir kampanya geliştirdik ve destekçilerin yaptıkları çevrimiçi alışverişlerle yoksul ailelere gıda erişimi sağladık.

Güncel olarak ise, 2020 sonbahar döneminde özellikle ilkokul ve ortaokulların çevrimiçi eğitim konusundaki belirsizliği, sosyo-ekonomik nedenlerle dijital araçlara veya internete erişemeyen çocuklar için eğitimden mahrum kalma riski teşkil ediyor. Bu sebeple, ağımız aracılığıyla eriştiğimiz ailelerin çocukları başta olmak üzere, İstanbul’da derin yoksullukla mücadele eden ailelerin çocuklarının eğitime erişime haklarının sağlanması misyonuyla çalışmalarımızı dijital erişim alanında da yürütüyoruz.

Sahadaki deneyimlerinizden de yola çıkarak, Derin Yoksulluk Ağı’nın bu süreçte ulaştığı hedef kitlenin durumu, öne çıkan ihtiyaçları, sağladığınız yardımların kapsamı ve etkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

COVID-19 salgını döneminde düzenli bir geliri ve sosyal bir güvencesi olmayan seyyar satıcılar, kağıt toplayıcıları, çiçekçiler, gündelikçi kadınlar, AVM çalışanları, restoran çalışanları ve müzisyenler en temel ihtiyaçlarına ulaşmakta zorluk çektiler. Derin yoksulluk yaşayanların öncelikle gıda, barınma, sağlık, eğitim, giysi ve psikososyal destek gibi temel haklarına erişmeye ihtiyaçları var. Kurduğumuz dayanışma ağı, acil müdahale kampanyası yoluyla öncelikli olarak gıdaya ve bebek ihtiyaçlarına erişim konusunda destek sağlıyor. Kurduğumuz destekçi-aile eşleştirme sistemi ile Mart ayından bu yana 2.000’den fazla haneye gıda desteği sağladık, 150 haneye düzenli destek sağlamaya devam ediyoruz. Ayrıca, çalışmalarımızın raporlamasını da yaparak derin yoksulluk alanında sahadan gelen talep ve önerilerle birlikte çözüm önerileri geliştiriyoruz.

Derin Yoksulluk Ağı’nın önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz? Uyguladığınız modelin yaygınlaşması ve daha geniş kitlelere ulaşabilmesi amacıyla çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Derin yoksulluğun ortadan kaldırılması ancak bütüncül ve önleyici politikalarla mümkün. Bu sebeple, derin yoksulluk yaşayanların temel haklara erişimlerini destekleyecek projeler üretmeyi, bu alanda bir literatür oluşturmak amacıyla temel kılavuz ve ilkeler başta olmak üzere yapılan çalışmaları Türkçe’ye çevirmeyi, kendi araştırma ve saha deneyimimizle literatüre kaynak kazandırmayı, derin yoksulluk için kalıcı çözüm yaratacak öneriler geliştirmeyi, raporlamayı ve bu önerilerin hayata geçmesini takip etmeyi planlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Hibe kapsamında odaklanacağımız iki ana kurumsal gelişim başlığı bulunuyor, bunlar finansal sürdürülebilirlik ve organizasyon yapısı. Oluşturmayı planladığımız finansal sürdürülebilirlik modeli kapsamında tam zamanlı bir çalışanın istihdam etmeyi, kaynak geliştirme çalışmalarımız için orta-uzun vadeli bir strateji planı oluşturmayı ve destekçi takip sistemi oluşturarak destekçilerle düzenli iletişim yürütülmeyi hedefliyoruz. İkinci olarak ise, kurum içi organizasyon yapısını yeniden kurgulamak için çalışmalar yapacağız.

Tarih Vakfı ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Türkiye’de bireylerin tarihe bakışlarına yeni bir zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla ve geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan Tarih Vakfı, tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çok sesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaştırılması için  çalışmalar yapıyor. Tarih Vakfı, Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız hibe ile yeni kaynak modelleri geliştirmek ve finansal sürdürülebilirliğini sağlamak için çalışmalar yapacak. Vakfın Genel Müdürü İsmet Akça ve Kaynak Geliştirme & İletişim Sorumlusu Başak Emir ile yaptığımız röportajda salgın sürecinde devam eden çalışmalarını, tarih yazımı ve tarih anlayışının Türkiye’deki etkilerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Tarihe bakış açısına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını hedefleyen Tarih Vakfı’nın tarih yazımına dair yaklaşımından ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Vakfımız, tarih bilincini, günün algılanmasını, geçmişin yorumunu ve geleceğin beklentilerini içeren bir bütün olarak tanımlar. Tarih bilincinin yaygınlaştırılıp derinleştirilmesini, toplumların sorunlarına çözüm üretme kapasitelerini artırmanın önemli bir bileşeni olarak değerlendirir. Vakıf olarak tarih çalışmalarının böyle bir yaklaşımla yürütülmesinin, Türkiye’de katılımcı demokrasinin gelişmesine önemli bir katkıda bulunacağı ve ülkemiz yurttaşları arasında insan haklarına dayalı çağdaş ve güçlü bir dayanışmayı olanaklı kılacağı görüşündeyiz.

Bu açıdan toplumsal eşitliğin dünü, bugünü ve geleceği bünyesinde barındıran bir tarih anlayışı ve bilinci çerçevesinde tesisi ve bu doğrultuda tarihin yeniden yazılması, Tarih Vakfı’nın tüm çalışmalarında temel hareket prensiplerinin başında geliyor. Tarihe, toplumsal eşitlik perspektifinden bakmak ve toplumları güçlendiren tarihsel bilgiyi ortaya çıkarmak tüm çalışmalarımızda gözetiliyor.

Tarih Vakfı, çalışmalarını yürütürken bilimselliği; dinsel, etnik, kültürel, cinsel yönelim gibi her türlü ayrımcılıktan, önyargıdan ve şovenizmden uzak durmayı; farklı ülkelerden insanlar arasında karşılıklı anlayış ve dostluğu temel alan bir yaklaşımı titizlikle gözetir. Tarih alanında oluşturulacak eleştirel, alternatif ve çoksesli eserlerin, kaynakların ve referansların öncelikli olarak öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler olmak üzere farklı hedef kitleler arasında yaygınlaşmasına ihtiyaç var. Bu ihtiyaç, toplumda hakları sistematik olarak ihlal edilen grupların seslerinin daha fazla duyulması ve hikayelerinin geniş kesimlere aktarılması gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Tarih Vakfı bu amaçla, tüm faaliyetlerinde sessizleştirilen grupların sesini duyulur kılarak tarih içerisindeki yerlerini teslim eder; demokratik ve insan haklarına dayalı bir toplumsal yapıyı mümkün kılacak alternatif bir tarih anlayışının yaygınlaşmasına hizmet eder.

Tarih Vakfı, bu toplumsal işlev ve amaçlarını her türlü araştırma, eğitim ve kütüphanecilik-arşivcilik etkinliği ile basılı yayın, elektronik yayın, belgesel film, radyo ve televizyon programları, tarih alanında sanat ve edebiyat ürünleri üretimi, müzecilik-sergicilik, bilimsel toplantı örgütleyiciliği, kültür turizmi ve benzeri çalışmalar yaparak, yaptırarak ya da yapılmasını destekleyerek gerçekleştiriyor. Vakıf, işlevlerini yerine getirmek üzere yarışmalar düzenliyor, burslar ve ödüller veriyor ya da verilmesini sağlıyor, çeşitli kanallarla kamuoyunun daha iyi bilgilendirilmesini, eleştiri ve önerilerini ortaya koymasını olanaklı kılacak kampanyalar düzenliyor.

Tarih Vakfı, yurtiçinde ve yurtdışında paralel çalışmalar yapan tüm kişi, grup, girişim ve kuruluşlarla, özellikle bilim, eğitim ve sanat kurumlarıyla dayanışma içinde çalışıyor, bu kurumlarla ortak projeler ve çalışmalar yapmaya çaba gösteriyor, ilişkilerini büyük şehirler dışına da yaymayı ve gönüllülüğe dayanan güçlü bir kamusal destek sağlamayı hedefliyor.

Vakfımız bu faaliyetlerinde, insan hakları temelinde eleştirel ve alternatif bir tarih anlayışının geliştirilmesini amaçlıyor ve barış hakkı, eşitlik ve ayrımcılığa uğramama hakkı, kadın hakları, çocuk hakları, azınlık hakları gibi alanlarda destek ve eğitim, iletişim ve görünürlük, iş birliği ve dayanışma yöntemlerine ağırlık veriliyor.

Tarih Vakfı Türkiye’nin 5 farklı ilinde etkinlikler gerçekleştiriyor. Örneğin son iki yıllık dönemde bu illerde toplam 172 etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinliklerde azınlıklar, işçiler, kadınlar ve diğer baskı altında bırakılan grupların tarihini ele alan, seslerini görünür kılan, farklı toplumsal grupların ayrımcılığa maruz kalmaksızın barış̧ içinde yaşamasına zemin sunacak bir tarih bilincini inşa eden bilimsel sunumlar yapıldı.

Türkiye’de eğitim alanı, özellikle de tarih eğitimi ideolojik ve politik açıdan aşırı kutuplaşmış ve dar politik müdahalelerle şekillendirilen bir alan. Tarih eğitimi alanında özellikle etnik ve dini azınlıklara yönelik ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik, temel insan hakları sorunlarını oluşturuyor. Eğitim alanına yönelik yürüttüğümüz sayısız projede, bu alanda var olan eşitsizlikleri ortaya serme ve eşitliğin sağlanması yönünde yayınlar ve eğitimler üretildi.

Hedef kitlemizin en önemli unsurlarından birini oluşturan gençler için yürüttüğümüz projeler de aynı şekilde toplumsal eşitliği gözetiyor. Gençlerin farklı tarih perspektifleriyle tanışması, toplumsal ve siyasi olaylara eleştirel bir gözle bakabileceği ortamların hazırlanması, Tarih Vakfı’nın en temel gündemlerinden biri olagelmiştir. Tarih Vakfı tarafından bu amaçla yürütülen “Gençler Tarih Yazıyor” projelerinin her sene göç, bireysel yaşam anlatısı, barış gibi farklı başlıkları oluyor. Ana tema ne olursa olsun toplumsal eşitlik perspektifi, o seneki temanın ele alınışında temel bir yaklaşım oluyor.

Eğitim alanındaki projelerimizin yanı sıra Vakfımız, Kurum ve Sektör Tarihi ve Demokrasi ve İnsan Hakları odaklı projeler, Kültürel Miras ve Yerel Tarih çalışmaları ile Sözlü Tarih projeleri de yürütüyor.

Tarih Vakfı aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal tarihine katkıda bulunan her türlü malzemenin ülke içinde kalması, düzenlenmesi, saklanması, korunması, bunlardan yararlanmak isteyenlere sunulması amacı doğrultusunda yapılandırılmış olan Belge Bilgi Merkezi ile de 1992 yılından itibaren Eminönü binasında hizmet veriyor. Buradaki koleksiyonunun tamamına yakını bağışlarla oluşturuldu. Kuruluşundan bu yana 700 civarında kişi ve kurumun bağışlarıyla oluşan koleksiyonda; 20.000’den fazla kitap, 900’e yakın süreli yayın ve 140 raf metre arşiv (kağıt, görsel işitsel, ikonografik, kartografik vb.) bulunuyor.

Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarih ve sosyal bilimler alanında ülkenin en önemli yayınevlerinden birisi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları kitapları ve Toplumsal Tarih Dergisi aracılığıyla Tarih Vakfı insan haklarının bütünlükçü bir yorumuyla kamuoyu bilinci oluşturma ve iletişim ve görünürlük sağlama faaliyetleri yürütüyor. Toplumsal Tarih zaman ve değişim boyutlarını göz önüne alan, sıradan olay anlatma sınırlarını aşarak, bunların üstüne kuramsal açıklamalar, çözümlemeler oturtmak çabasına önem veren bir tarih dergisi. Yurt Yayınları ise, Türkiye ve geniş Osmanlı coğrafyasını oluşturan bölgelerin ekonomik ve toplumsal tarihi üzerinde uzmanlaşan bir yayınevi.

Tarih yazımı ve tarih anlayışı, Türkiye’nin sosyal ve siyasi hayatını ne şekilde etkiliyor?

Tarih, tarih yazımı ve tarih algısı her zaman ve her yerde sadece geçmişe değil bir o kadar bugüne ve hayal edilen geleceğe ilişkindir. Güncel sosyal sorunlarımız, bu sorunlara nasıl yaklaştığımız, hangi sorunları gündeme alıp hangilerini almadığımız tarihe nasıl baktığımızı, tarihte hangi olaylara, kişilere, sorunlara eğildiğimizi de ciddi biçimde belirler. Benzer şekilde tarihte baktıklarımız, gördüklerimiz, gün ışığına çıkardıklarımız da bugünkü sosyal sorunlarımız için alternatiflere ışık tutar, bugünkü sosyal sorunlarımızı ele alma biçimimizi ve çözüm önerilerimizi etkiler. Bu açıdan bakıldığında bizatihi tarihin, tarih yazımının ve tarih algısının kendisi doğrudan bir sosyal, kültürel ve politik bir sorun olarak zuhur eder. Kuşakların yetişmesi ve sosyalizasyonunda hem eğitim hem popüler kültür düzeylerinde belirleyici olur. Bugün Türkiye’de tarihe yaklaşım ve tarih algısı muazzam ölçüde ideolojikleştirilmiş, dar ve kısa vadeli politik , ideolojik çıkarlara tabi kılınıyor. Demokratik olmayan, yanlı ve insan haklarına duyarsız bu tarih algısı eğitim alanından medyaya, tarih biliminden gündelik popüler kültür üretimine kadar tüm alanlarda tezahür ediyor ve Türkiye’nin temel sosyal sorunlarının arasında yer alıyor.

Tarih Vakfı ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu anti-demokratik ve dar perspektifi değiştirmek ve onu tüm temel hak ve özgürlüklere karşı duyarlı kılmak için yola çıkmış bir kurum. Vakfımız, böyle bir tarih bilincini geliştirip yaygınlaştırmayı amaçlayan ve bu yolla insan haklarının, her türlü ayrımcılığa karşı eşitliğin, barış içinde yaşama hakkının yerleşmesine katkı sunmayı hedefleyen  ve kamu yararı için çalışan bir sivil toplum kuruluşu.

Tarih Vakfı, sivil toplum alanında uzun süredir faaliyet gösteren ve Türkiye’de sivil toplumun gelişimi açısından önemli çalışmalara imza atmış kurumlar arasında yer alıyor. Aradan geçen süreci değerlendirdiğinizde, Türkiye’de sivil toplumun ve buna paralel olarak Tarih Vakfı’nın yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalar neler?

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının (STK) faaliyetleri ve dolayısıyla Tarih Vakfı’nın faaliyetleri özellikle geçtiğimiz son 10 yıllar içerisinde kaçınılmaz değişimleri yaşadı. Bu değişimler Türkiye gibi bir ülkede çoğu kez politik iklimle de alakalıdır. 90’lar ve 2000’ler özellikle STK’lar açısından nicel ve niteliksel bir sıçramanın olduğu bir dönemdir. Özellikle Türkiye’nin dünya sistemine daha da fazla entegre olmasıyla ve Avrupa Birliği süreciyle beraber uluslararası fon imkanlarının artması ve çeşitlenmesi, Türkiye’de STK’ların faaliyetlerine de bir hareketlilik getirdi. Görece daha rahat politik iklimin yok olduğu ve Türkiye’nin dünya sistemiyle ve uluslararası kuruluşlarla olan bağlarının zayıfladığı son dönemde ise bu durum STK’ların faaliyet alanları ve hareket özgürlüğüne de etki etti. Kendisini siyasal iktidardan bağımsız tarif eden ve kendi öz kaynaklarıyla var olmaya çalışan tüm diğer kurumlar gibi Tarih Vakfı da benzer bir şekilde bu durumu deneyimliyor.

Bir diğer yandan Vakfımızın faaliyet alanına baktığımızda konumunda tek olduğunu da görebiliriz. Türkiye’de sosyal sorunlar ve insan hakları alanında faaliyet yürüten çok sayıda STK bulunuyor ve bu STK’ların bazıları yeri geldiğinde tarihe değen ve tarihi gündemine alan çalışmalar da yürütüyor. Bununla birlikte Tarih Vakfı, salt ve tüm yönleriyle tarihe odaklanan ve doğrudan tarih alanında iş yapan bir STK olarak önemli bir farklılık arz ediyor. Tarih Vakfı, faaliyetlerinin kesiştiği söz konusu diğer STK’ların çalışmalarından öğreniyor ve tarih alanına has faaliyetler yürütüyor.

12 kişilik Girişim Kurulu ve 264 Kurucu Mütevelli ile 1991 yılında kurulan Vakfımız, 30 yıla yaklaşan tarihinde yüzlerce proje, sergi, kongre, konferans, sempozyum, atölye, söyleşi ve panel gerçekleştirerek bu toplumsal hedefleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyor. Türkiye’nin 25 yaşını dolduran tek tarih yayını olan Toplumsal Tarih dergimiz ile tarih ve sosyal bilimler alanında ülkenin en önemli yayınevlerinden biri haline gelen Tarih Vakfı Yurt Yayınlarımız Vakfımızın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Ayrıca bilgi ve belge merkezi olarak da faaliyet gösteren vakfımız, mali sorunların arttığı dönemlerde dahi faaliyetlerine ara vermeden kendi öz kaynakları ile devam ederek varlığını sürdürüyor.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların iş yapma biçimlerinde ve çalışmalarında da önemli değişikliklere neden oldu. Bu durum Tarih Vakfı’nın çalışmalarını ne şekilde etkiledi?

Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğrenim Kurumu tarafından yapılan COVİD-19 salgını ile ilgili uyarılar gereğince; tedbir amacıyla ve sorumluluklarımızı gözeterek İstanbul’da bulunan ofisimizi 16 Mart 2020 tarihinden itibaren kapattık ve tüm etkinliklerimizi çevrimiçi platformlara taşıdık. Bu bağlamda Marksizm 202 etkinliklerimizi YouTube kanalımızdan canlı olarak yayınladık. Çevrimiçi seminerler düzenledik ve Sözlü Tarih ile Tarih yazımı alanında iki ayrı çevrimiçi ders dizisi gerçekleştirdik. Yine COVID-19 salgını dolayısıyla tüm hayatımızı evlere sığdırmaya çalışırken duyduğumuz sosyal ihtiyaçlarımız konusundaki moral ve motivasyon ihtiyacını biraz olsun giderebilmek ve tarih kültür sanat ilişkisini desteklemek için mayıs ayı boyunca çevrimiçi online konserler düzenledik. Bu etkinlik videolarımıza sosyal medya hesaplarımızdan ve YouTube kanalımızdan ulaşılabilir. Ayrıca Toplumsal Tarih dergimizi de elektronik ortama taşıyarak, Issuu, Google Play ve Kobo platformları üzerinden ulaşabilir hale getirdik.

Bir diğer yandan, Vakfımızın çevrimiçi platformlara geçiş konusundaki teknik altyapı eksiklikleri nedeniyle zorlu bir adaptasyon sürecinden geçtik. Ayrıca, vakfımızın başvuru yapabileceği pek çok sosyal içerikli ulusal ve uluslararası fon başvurularının ya iptal edilmesi ya da belirsiz bir süre boyunca durdurulması Vakfımızın finansal anlamda sürdürülebilirliğini olumsuz olarak etkiledi.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde  sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Tarih Vakfı’nın ana finansal kaynakları, büyüklük sırasıyla, kurum tarihi projelerinden elde edilen gelirler, araştırma projesi fonları, aidatlar ve bağışlar ile kitap ve dergi satışlarından elde edilen gelirler. Vakfın insan kaynağı gücü sınırlı ve faaliyetleri çok sayıda olduğu için kaynak geliştirme kapasitesi sistematik ve profesyonel olarak inşa edilemiyor.

Kurumun finansal bağımsızlığının bugün olduğu kadar gelecekte de garanti altına alınabilmesi için proje bazlı olmayan ve sponsorlara bağımlılığı azaltan yeni kaynak modelleri geliştirmeye ihtiyacımız var.Bu hibe desteği ile amaçladığımız en nihai kurumsal fayda finansal sürdürülebilirlik. Bunun için de bireysel düzenli bağışçılarımızın sayısının arttırılması yoluyla buradan gelen bağışların vakfın temel giderlerini karşılayabilecek seviyeye ulaşması, çeşitli kapasite geliştirme bileşenlerinin farklı proje ve fonlar aracılığıyla sağlanabilmesi, yayınlarımız için reklam verenlerin ve sponsorların arttırılması, teknolojik kapasitenin geliştirilmesi ve arşiv ile kütüphane gibi potansiyel kaynaklarımızın aktive edilebilmesi öncelikli hedeflerimiz.

Bu kapsamda da hibe dönemi boyunca Vakfın mali ve kurumsal altyapısını güçlendiren çalışmalar yapılacak. Kurumsal Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe ile istihdam kaynağı yaratılmış olan kaynak geliştirme çalışmalarıyla, Vakfın sabit gelir kaynakları çeşitlendirilecek ve artırılacak. Ayrıca yeni proje içerikleri geliştirilip araştırma fonlarına başvurulacak. Böylece tarih ve eğitim alanları başta olmak üzere insan hakları temelli projelerin çeşitlenmesi ve çoğalması da bekleniyor. Aynı zamanda kurumun yayın ve ürünlerinin daha geniş̧ kitlelere yaygınlaşması için yapılacak iletişim faaliyetleri için de altyapı sağlanmış̧ olacak. Böylece kurumsal kapasitesi güçlenen Vakıf demokratik ve insan hakları temelli bir tarih anlayışının yaygınlaştırılmasını daha etkin bir biçimde gerçekleştirebilecek.

Toy Gençlik Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Toy Gençlik Derneği, gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını ve gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel konularda yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yürütüyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız Toy Gençlik Derneği, kurumsal kapasitesini güçlendirmek için savunuculuk ve kaynak geliştirme başlıklarında çalışmalar yapacak. Derneğin İletişim Sorumlusu Şeyma Keskin ile yaptığımız röportajda devam eden çalışmalarını, salgının farklı gençlik grupları üzerindeki etkilerini ve sağladığımız hibe kapsamında yapmayı planladıkları çalışmaları konuştuk.

 

Toy Gençlik Derneği’nin (Toy) kuruluş hikayesinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz 2017 yılında Eskişehir’de halihazırda birlikte çalışan gençler, gençlik çalışanları ve genç gönüllülerle kuruldu. Toy’un sözlük anlamına baktığımızda “gençliği dolayısıyla yeterli bilgisi, birikimi, görmüş geçirmişliği olmayan, deneyimsiz, beceriksiz olan (kimse)” tanımıyla karşılaşıyoruz. Bir gençlik örgütü olarak genç, gençlik ve toy kavramlarına atfedilen bu negatif anlamlara karşı çıkıyoruz aslında. Logomuzda yer alan Koi Balığı da ‘toy’ olmaya dair gönderme içeriyor. Hikayeye göre akıntıya karşı yüzebilen ve nehrin kaynağına kadar ulaşabilen koiler, ejderhaya dönüşürler. Bizler de katılım, ifade özgürlüğü ve haklara erişimin önündeki engellerle mücadele ederek Toylar’ın eşit ve aktif yurttaşlar olarak karar alma mekanizmalarında söz sahibi olacağına inanıyoruz.

Bu bağlamda örgüt olarak, gençlerin kendilerini ilgilendiren konularda karar alma süreçlerine aktif katılımını, akranlar arası yatay öğrenme ortamlarının yaratılmasını, gençlerin gönüllülük bilinci ile tanışmasını sağlamak adına çeşitli alanlarda ve boyutlarda faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Bu faaliyetlerin özneleri gençler, gençlik çalışanları ve gençlik çalışmaları alanının kendisinden oluşuyor. Temel yaklaşımımız ise gençlerin ihtiyacına göre şekillenen çalışmalar, deneyimsel öğrenme ve yaygın eğitim, kalıcı değişim yaratmak için gönüllülük anlayışı, kaynakların verimli kullanımı (sürdürülebilirlik) olarak özetlenebilir. Bir özne olarak gençlerin, ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve taleplerini dile getirebilmesi adına alanlar yaratılmasını gençlerin güçlenmesinde en önemli etkenler olduğunu düşünüyoruz.

Yukarıda bahsettiğimiz hedefleri gerçekleştirebilmek adına, derneğimizi kurduğumuz günden beri, Eskişehir yerelinde devam ettirmekte olduğumuz 2 ana projemiz var.

Bunlardan bir tanesi yerelde yurttaş inisiyatifi olarak başlayan ve Üstünüze Afiyet: 2. El Eşya Takas Pazarı ve Dönüşüm Sofraları adı ile senelerdir devam ettirdiğimiz projemiz. Proje kapsamında hem beraber çalıştığımız gönüllüler hem de etkinliklere katılan kişiler ile birlikte günümüz tüketim toplumunu sorgulamaya hem de bu sistem içerisinde daha sürdürülebilir ve ekolojik yaşam pratiklerini görünür kılmaya ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ilişkin çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Bu bağlamda, salgın öncesinde her ay düzenli olarak takas pazarları kuruyor, pazarlarda ve marketlerde satışa uygun bulunmayan ancak tüketilebilir olan gıdaları toplayarak yemekler yapıyor ve etkinlik esnasında kurduğumuz soframızda bu yemekleri herkes ile paylaşıyorduk. Salgın nedeni ile şu an etkinliklerimize ara vermek zorunda kalmış olsak da bu kapsamdaki çalışmalarımıza farklı yöntemler ile çevrimiçi platformlarda devam ediyor bir taraftan da önümüzdeki sene yine gençler için ve gençler ile birlikte uygulamayı planladığımız geniş bir program hazırlıyoruz.

Kuruluşumuzdan bu yana devam ettirdiğimiz projelerden bir diğeri ise Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Türkiye’de koordinatörlüğünü üstlendiği ve bizlerin de Eskişehir’de yerel yürütücülüğünü yaptığımız GençBank projesi. Bir gençlik çalışması modeli olan GençBank,  15-25 yaş arası gençlerin karar vericiler olarak projenin tasarım, kurgu ve üretim süreçlerinde birebir rol aldıkları ve ellerindeki kaynakları akranları ile paylaşarak onların fikirlerini hayata geçirmelerine destek olan bir hibe programı. Eskişehir GençBank, yerelde her yıl 15-25 yaş arasındaki gençlerin ihtiyaçlarını belirlemeye yönelik ihtiyaç analizi yapıyor ve etrafında gördüğü sorunlara çözüm arayan gençlere çift katmanlı bir destek hizmeti sunuyor. Proje başvuru dönemlerinde gelen başvuruları yine 15-25 yaş aralığındaki gençler değerlendiriyor, kabul edilen projelere nakdi ve ayni yardım yapıyor, mentorluk hizmeti sunuyor.

Yerel projelerin saha faaliyetlerine salgın sebebiyle ara vermek zorunda olsak da çevrimiçi olarak saha araştırmaları ve iş birliği faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyoruz.

Devam etmekte olan Gençlik Çalışmaları Akademisi ise gençlik çalışanı olmak isteyen 18-30 yaş aralığındaki gençlerin 1 yıl boyunca düzenli ve ücretsiz katılımıyla 4 eğitim kampı, ulusal çapta Gençlik Çalışanlarının İhtiyaçları Araştırması, mentorluk ve Görsel Araç Kutusu gibi farklı parçaların bir araya getirildiği deneyimsel öğrenme metotlarından faydalanarak hazırlanmış akademi kurgusundan oluşuyor.

Son olarak, salgın sürecinde yayınlarına başladığımız Versus programı canlı yayınlarda gençlik alanında çalışan isimleri konuk ettiğimiz bir projeydi. Versus’un planlamasını yaparken en büyük amaçlarımızdan biri gençlik alanında karşımıza çıkan sorulara verilecek farklı cevapları göstermekti. Bu amaç doğrultusunda da gençlik çalışmalarının doğasına uygun olarak, tek bir doğru cevabın olmadığını konuklarımızın her konuda iki farklı ucu savunmasını sağlayarak gösterdiğimizi düşünüyoruz.

 

Dernek olarak yürüttüğünüz Gençlik Çalışmaları Akademisi projesinin nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktığını ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız? Bu projenin gençlik alanında yapılan çalışmalara nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Gençlik alanında çalışmakta olan ve kendini gençlik çalışanı olarak tanımlayan bizler, aslında sürekli olarak hem bu devingen çalışma alanının kendisini hem de bu alan içerisinde çalışan kişinin tutum, bilgi ve becerilerinin neler olması gerektiğini tanımlamaya çalışıyoruz. Bu alanda, dünyadaki ve ilişkili olarak Türkiye’deki akademik literatür ve çalışma sahası her ne kadar gelişmeye devam etse de aslında gençlik çalışanı olmanın mevcut örgün eğitim sisteminde bir karşılığı maalesef yok. Yani “şu bölümden mezun olursan ya da şurada şu yüksek lisans programına katılırsan gençlik çalışanı olabilirsin” gibi yönlendirmeler yapamıyoruz. Dolayısı ile alanda çalışmakta olan bizler kendimizi çeşitli kurumların sağladığı farklı eğitimler, faaliyetler ile yurtiçi ve yurtdışında gerçekleştirilen projelere katılarak geliştirmeye ve yeterliliklerimizi desteklemeye çalışıyoruz. Buradaki ana sorun ise, kendimizi geliştirmek adına faydalanabileceğimiz eğitim, proje, faaliyet gibi imkanların kısıtlı, düzensiz, dağınık oluşu ve hatta bazen erişilebilir olmayışı. Dolayısıyla aslında temel ihtiyacımız gençler ile birlikte çalışmalar yürütmemizi sağlayan bilgi, beceri ve yaklaşımları öğrenebileceğimiz, bunları geliştirebileceğimiz sistematik, düzenli ve mümkün mertebe kapsamlı bir öğrenim planıydı. Buradan hareketle alana yeni girmekte olan ya da gençlik alanında çalışma yapmak isteyen gençler için hem alanda aktif çalışmakta olan gençlik çalışanları olarak kendi tecrübelerimizi paylaşabileceğimiz hem de bizlere yol gösteren akademik ve saha çalışmalarını inceleyebileceğimiz bir başlangıç akademisi yaratmaya çalıştık ve Sabancı Vakfı’nın da desteği ile Gençlik Çalışmaları Akademisi projemizi uygulamaya başladık.

 Gençlik Çalışmaları Akademisi’nin gençlik alanında çalışmak isteyen genç bireylerin alana dahil olmaları açısından ciddi bir platform oluşturulduğunu, bu sayede aslında “gençlik çalışanı” başlığının görünür kılındığını ve bunun tanımının yapılması gereken bir meslek dalı olması gerektiğine dair farkındalığı arttırdığımıza inanıyoruz. Proje kapsamında 24 katılımcıyla, 14 farklı başlıkta 4 eğitim kampı ve mentorluk faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Yakında yayınlanacak Görsel Araç Kutusu ile kullandığımız metotları sivil toplum ve özellikle gençlik çalışmaları için erişilebilir formatta ve açık kaynak olarak yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz.

Yine bu proje kapsamında hayata geçirdiğimiz Gençlik Çalışanlarının İhtiyaçları Analizi kapsamında yapılan birçok odak grup görüşmesi sayesinde gençlerle çalışan ve kendilerini gençlik çalışanı olarak tanımayan bireylerin ihtiyaçlarını görünür kılmaya çalışıyoruz. Halen devam eden görüşmelerin sonrasında ortaya çıkacak raporunu da açık kaynak olarak yayınlamak planlarımız arasında yer alıyor.

 

COVID-19 salgınından ve bu süreçte alınan tedbirlerden en fazla etkilenen toplumsal kesimlerden birinin de gençler olduğunu görüyoruz. Salgının gençler üzerindeki etkilerine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Salgının başlangıcından itibaren gençlerin en fazla etkilenen toplumsal kesimlerden biri olduğu doğru. Ancak gençliğin homojen bir grup olmadığı ve farklılaşan sorunlarla mücadele eden bir gruptan söz ettiğimizin farkında olmak önemli. Salgına karşı alınan ilk önlemler sırasında okuyan gençlerin KYK yurtlarından aniden çıkarıldığını veya ev sahipleri tarafından evden atıldığını gözlemledik. Gençlerin barınma ve eğitime erişim konusunda sorunlar yaşadığını ve yetkililerin, gençlerin konuyla ilgili ihtiyaçlarını önceliklendirmediğini gözlemledik.

20 yaş altındaki gençler ise 65 yaş ve üzerindeki bireylerin de olduğu gibi meşru gerekçelerden uzak, yaş ayrımcılığı örneği diyebileceğimiz kararlarla sokağa çıkma yasaklarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Ayrıca getirilen kısıtlamalar hizmet sektöründe çalışan gençlerin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden oldu. Ancak bu görünür sorunların dışında cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği gibi gerekçelerle karantina döneminde gençlerin maruz kaldığı şiddet ve baskının arttığından da bahsetmek gerek. Aynı zamanda mülteci/sığınmacı gençlerin sorunları da farklılaşıyor. Salgın döneminde gündeme getirilen “esnek çalışma” teklifleri ise gençlerin piyasa karşısında güçsüzleştirildiği bir istihdam ortamı yaratma girişimi haline geldi. Bu gibi hak gaspı içeren girişimlerin genç işsizliğine çözüm olmayacağını düşünüyoruz.

Özetle salgın eşitsizlikleri derinleştirdi ve dezavantajlı kesimleri daha olumsuz şekilde etkiledi. Eğitim, barınma ve çalışma konuları ile başı çeken sorunların, sağlık hizmetlerine erişim ile devam ettiğinden ve yeni eğitim döneminde de tekrarlandığından bahsedebiliriz.

 

Yakın zamanda yayınlanan ve Toy Gençlik Derneği olarak katkı sunduğunuz “Gençliğin Gücünü Harekete Geçirmek: Türkiye’de Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Gençler (NEET) Üzerine Bir İnceleme & Gençlerin Aktif Katılımını Teşvik Eden Politika ve Sivil Toplum Modelleri” raporundan öne çıkan bulguları bizimle paylaşır mısınız?

Tabii ki.NEET gençlerin profili (Not in Employment, Education or Training – Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Gençler), zaman kullanım kalıpları, istihdama katılım/tutunma ve sivil katılım konularında göze çarpan en temel bulgu; ülkemizdeki NEET sorununun cinsiyet kaynaklı olması. Her dört gençten biri NEET iken bu dört gençten üçünün kadın olduğunu görüyoruz(%74,3). Ayrıca, 18-29 yaş arası kadınların yaklaşık yarısı (%51,2) NEET statüsündeyken erkeklerde bu oran %17,6. Coğrafi olarak Güneydoğu bölgesinde NEET oranının arttığı da Diyarbakır ve Şanlıurfa bölgesi %55.7) dikkat çeken bir diğer bulgu. (NEET kadınların, erkeklere oranla eğitim seviyesi, istihdama katılım ve istihdamda tutunma oranları daha düşük.

Peki NEET kadınlar ne yapıyor? Araştırmadan anlıyoruz ki erkekler ilerleyen yaşlarında istihdama dahil olurken ve kadınlara göre daha özerk yaşayabilirken; kadınlar genel olarak ev içi emek ve bakım hizmetleriyle ilgileniyor. NEET kadınlar, ortalama 7 saatlerini ev işleri için harcarken NEET erkekler yaklaşık sadece 1 saatlerini harcıyor. Piyasa koşullarında istihdama dahil olmakta erkeklere göre daha fazla güçlük yaşıyorlar. Toplumsal cinsiyete dair çok somut bir olguyla karşı karşıyayız. Kadınlar istihdama dahil olsa bile çocuk sahibi olduktan sonra işten ayrılma ya da işe dönmeme durumu yaşanıyor. Çünkü kreş ve çocuk bakımı gibi hizmetler yetersiz ve kadınlar bu bakımı üstlenmek zorunda kalıyor. Bu konudaki politikalar okumayan ya da okuyan genç kadınları güçlendirmeyi içermiyor.

NEET gençlerin %54,9’u temel veya daha düşük bir eğitim almış kişiler, eğitim düzeyine bağlı olarak NEET olma durumunun değişmesi bize çözüm için ipucu sunuyor ama tek faktörün bu olmadığını da akılda tutmak gerekiyor. Olayın sınıfsal boyutunu da göz ardı edemeyiz. Araştırmaya göre NEET gençlerin %46,2’si varlık endeksine göre en yoksul iki %20’lik kısımdaki hanelerde yaşıyor. NEET olmayan gençlerde bu oran %32. Araştırmada tüm gençlerin sivil topluma katılımı %11,9 ile zaten düşük iken NEET gençlerde sivil topluma toplam katılım oranının şaşırtıcı olmayan bir biçimde çok daha düşük olduğunu görüyoruz.

Çalışma kapsamında incelenen STÖ’lerin  gençleri güçlendirme, katılım ve istihdam edilebilirlik konusunda geliştirdiği modeller de incelenmiş. Ancak NEET gençler konusunda sivil toplumun çabası tek başına yeterli olmayacaktır. Sivil alanın bilgisinden, deneyimlerinden ve geliştirdiği modellerden faydalanarak, katılımcı metotlarla gençleri güçlendirecek politikalar üretilmesi gerekiyor. Mevcut politikalar ya da politikasızlık, eşitsizliği pekiştiriyor ve başta genç kadınlar olmak üzere gençleri güçsüzleştiriyor.

Son olarak; mevcut durumun değişiminde kamu politikası / sosyal politika değişikliklerine ihtiyaç olduğu açık. Bu noktada da ilgili mekanizmaların sivil toplum ile işbirliği kritik önem arz ediyor.

 

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bizim için en temel ve heyecan verici başlık savunuculuk. Dernek olarak, gençlik haklarına ilişkin hem yürüttüğümüz hem de yürütmek istediğimiz savunuculuk faaliyetleri mevcut ve bu faaliyetleri çevrimiçi dijital platformlarda etkin bir şekilde sürdürebilmek temel hedefimiz. Dolayısıyla, Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığımız hibe ile öncelikle ekip içi bilgi ve yaklaşım seviyemizi eşitleyerek ortak katılımla bir savunuculuk planına sahip olmayı amaçlıyoruz. “Versus” adlı çevrimiçi yayınlarımızdan aldığımız ilham ve geliştireceğimiz plan ile en nihayetinde  -dijitalin imkanlarını kavrayarak sınırlarını genişletmeye zorladığımız-genç dostu savunuculuk metotları geliştirmek istiyoruz. Gençlerle; okulda, sokakta, kampüste nasıl bir araya geliyorsak mevcut koşullarda dijital ortamlarda  bir araya gelmenin alternatif yolları üzerine planlarımız var. Gençliğe ilişkin problemlerin dile getirilebileceği, bu problemlerin farklı açılardan ele alınabileceği, gençler adına çoğunlukla yetişkinler tarafından belirlenmiş ihtiyaçların ve isteklerin sorgulanabileceği ve tüm bunları yaparken genç bireyin kendi adına bizzat kendisinin  konuşabileceği, görünür olabileceği platformlara ihtiyacımız var. Hal böyle olunca, bizlerin niyeti de gençlik haklarını, gençlik çalışanı mesleğini ve insan haklarına ilişkin çalışmalarımızı geliştirmekte olduğumuz yeni yol ve yöntemlerle aktarmak ve tartışmak.

Bir diğer başlık ise kaynak geliştirme. Hibe programı kapsamında dijital platformların sunduğu ancak belirsizlik içeren kaynak geliştirme fırsatlarını da deneyimleyeceğiz. Ayrıca, hibe programının sonunda hem savunuculuk hem de kaynak geliştirme konusundaki deneyimlerimiz ve geliştirdiğimiz metotları içeren bir dijital bellek oluşturmayı amaçlıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklediğimiz STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak amacıyla çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Dalyan Foundation ve Kahane Foundation iş birliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe vereceğimiz STK’lar çalışmalarına başlıyor. Fon kapsamında Açık Alan Derneği, Bütün Çocuklar Bizim Derneği, Dem Derneği, Rengarenk Umutlar Derneği, Tarih Vakfı, Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği, Temiz Giysi Kampanyası Derneği, Toy Gençlik Derneği ve Yeryüzü Derneği’ne toplam 688.440 TL hibe desteği sağlayacağız.

Kurumsal Destek Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamında yapacakları çalışmalarla ilgili bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

 

Temiz Giysi Kampanyası Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Kurumsal Destek Fonu

Tekstil işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini amacıyla çalışmalar yapan Temiz Giysi Kampanyası Derneği (Temiz Giysi Kampanyası) tüketici aktivizm kampanyaları düzenliyor; farklı paydaşlarla savunuculuk ve lobicilik faaliyetleri yürütüyor ve daha fazla işçinin meslek hastalıklarından korunması ve tedaviye erişebilmesi için bilgilendirme çalışmaları yapıyor. Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde desteklediğimiz Temiz Giysi Kampanyası Derneği, sağladığımız hibe ile iletişim stratejisi oluşturmak ve bu stratejiyi uygulamak için çalışmalar yapacak.  Derneğin Kaynak Geliştirme ve İletişim Sorumlusu Sevinç Coşkun ile Temiz Giysi Kampanyası’nın yürüttüğü araştırma ve savunuculuk çalışmalarını, salgının çalıştıkları alanlardaki etkilerini ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği’nin amaçlarından ve bu doğrultuda gerçekleştirdiği çalışmalardan bahseder misiniz?

Tabii ki, Temiz Giysi Kampanyası Derneği’nin temel amacı tekstil işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi. Derneğimiz tekstil işçilerinin normal mesai saatlerini aşmadan, hayatlarını idame ettirebilecekleri bir maaş karşılığında, tamamı korunma yöntemleriyle önlenebilir olan meslek hastalıkları ve iş kazalarına yol açmayacak şartlar altında çalışabilmesini hedefliyor ve bu doğrultuda Şeffaflık, Yaşam Ücreti, Acil Eylem Davaları ve Meslek Hastalıkları alanında çalışmalar yürütüyor.

Derneğimiz, uluslararası Clean Clothes Campaign ağıyla birlikte tekstil markalarının şeffaflaşması için lobi faaliyetleri hayata geçiriyor ve tüketici kampanyaları organize ediyor. Markaların, taşeron firmalardaki kötü çalışma şartlarına karşı sorumluluk almalarını sağlamak adına tedarik zincirlerini şeffaflaştırmak için çalışıyoruz. 2019 yılı içinde markaların taşeron uygulamalarındaki usulsüzlükleri deşifre etmek için potasyum permanganat kullanımı ve tekstil endüstrisinde çalışan Suriyeli işçiler üstüne iki araştırma raporu yayınladık ve yaygınlaştırdık. Potasyum permanganat kullanımın yasaklanması ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor.

Tekstil işçilerinin, birer insan hakkı olan gıda, barınma, giyim, eğitim gibi masraflarını karşılayabileceği bir ücret alması için çalışma yürütüyoruz. Çalışmalarımıza 2013 yılında “5 yıl içinde bu ücretin ödeneceği” sözünü veren H&M’le başladık. 2018 yılında Türkiye’nin de dahil olduğu 4 farklı ülkedeki H&M tedarikçisi fabrikalarda birer saha araştırması yapıp ödenen ücretin yaşam ücretinden çok uzak olduğunu raporladık. Yayınladığımız rapor ve imza kampanyasıyla araştırmamıza konu olan Pameks Tekstil çalışanlarının maaşlarının %40’ına denk gelen 1.000’er TL zam almasını sağladık.

Tekstilde çalışan bir işçi ücretini alamadığında, sendikaya üye olduğu için işten atıldığında, tacize ya da mobbinge maruz kaldığında derneğimizin Acil Eylem Davası sistemine başvurabiliyor. Biz de markayla lobi faaliyetleri yürüterek ve tüketici kampanyaları örgütleyerek bu sorunlara çözüm üretilmesi için çalışıyoruz. Bugüne kadar Desa, Mullberry ve Zara işçilerinin mağduriyetinin giderilmesini sağladık.

Türkiye’de tüm sektörlerde meslek hastalıklarının bilinirliğini arttırmak ve işçilerin meslek hastalıklarından korunmasını amacıyla www.meslekhastaligi.org sitesini kurduk. Düzenli haber ve köşe yazıları yayınlıyoruz. Ayrıca, tarafımıza ulaşan işçilere bilgi desteği veriyor, gerektiğinde tıp ya da hukuk personeli gönüllülerimize yönlendiriyoruz. 2020’de internet sitemizi Arapçaya tercüme ettik. Bir senedir yürüttüğümüz Meslek Hastalığı projesi kapsamında çalışma şartlarından kaynaklanan meslek hastalıkları hakkında Arapça ve Türkçe kitapçıklar ve videolar hazırladık. Bu kitapçık ve videolarda 12 farklı iş sektöründe ortaya çıkabilecek hastalıkları, alınması gereken koruyucu önlemleri ve meslek hastalığı ortaya çıktığında neler yapılması gerektiğini paylaştık. Şu an bir ajansla birlikte bu projenin daha çok işçiye ulaşabilmesi için bir kampanya yürütüyoruz. Önümüzdeki dönemde de hazırladığımız bu içerikleri çalışanların faydalanması için yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği, uluslararası alanda işçi hakları için mücadele eden Clean Clothes Campaign’ın Türkiye organizasyonunu yürütüyor. Clean Clothes Campaign ile iş birliğinizin kapsamı nedir? Uluslararası bir ağın parçası olmak derneğinize ve yaptığınız çalışmalara ne tür katkılar sağlıyor?

Clean Clothes Campaign (CCC) tekstil üretimi yapan ülkelerdeki yerel sorunları ve değişim hedeflerini tespit etmek için çalışan, 200’den fazla kurum ve sendikadan oluşan bir ağ. Ağ içindeki ülkeler arasında hem üretimin hem de tüketimin olduğu nadir ülkelerden biri olarak ayrı bir yerimiz var. Türkiye’deki tüketicilere işçilere yönelik yapılan haksızlıkları ve adaletsizlikleri duyurmak, tüketicilerin de desteğini alarak bu alanda dönüşüm sağlamak ve taleplere cevap almak diğer ülkelere göre çok daha mümkün.

CCC, hem strateji geliştirmemize hem de Türkiye’de yürüttüğümüz kampanyaları dünyanın dört bir yanına duyurmamıza ve yaygınlaştırmamıza destek oluyor. CCC ağının bir parçası olmanın en güzel yanlarından biri hak arayışı için yola çıktığınız bir kampanyada, Endonezya’dan Kanada’ya, neredeyse dünyanın her bir ülkesinden ekip arkadaşlarınızın yanınızda olduğunu bilmek. Buna ek olarak, Temiz Giysi Kampanyası olarak ağın yönetiminde ve ağ içindeki gruplardan olan European Production Focus Group, Urgent Appeal Group ve Network Building Group’da derneğimizin Yönetim Kurulu Başkanı Abdulhalim Demir koordinatör olarak aktif şekilde yer alıyor.

COVID-19 salgınının işçi haklarına ve bu alanda verilen hak mücadelelerine nasıl etkileri oldu? Birlikte çalıştığınız gruplar özelinde, salgının ekonomik ve sosyal etkilerinden bahseder misiniz?

Salgın bütün alanları olduğu gibi derneğimizin çalışma alanlarını da etkiledi. Bu nedenle de iş yükümüz oldukça arttı. Mevcut yıllık faaliyet planımızı salgına uygun olarak güncelledik. Yakın zamanda aldığımız bir hibe sayesinde COVID-19’un tekstil işçilerini nasıl etkilediğini raporlayacak bir araştırma için çalışmaya başladık. Mart başından beri düzenli olarak tekstil işçilerinin bu süreçten nasıl etkilendiğini kayıt altında tutmaya çalışıyoruz. Ayrıca COVID-19’un tüm çalışanlar için meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’na yönelik bir imza kampanyası başlattık. 13 Kasım itibariyle ulaştığımız imza sayısı 23 bini geçti.

Tüm bunların yanında biliyoruz ki Temiz Giysi Kampanyası olarak alanda olduğumuz sürece güçlenip sosyal sorunlara çözümler üreterek faydalanıcılarımızı güçlendirebiliriz. Uzaktan çalışmamız ve rutin işleri şu anki haliyle yürütmemiz sadece bu süreci atlatabilmek için geçici olarak uyguladığımız bir durum. Beraber çalıştığımız kişilere, faydalanıcımız olan gruplara yakın olabilmek için internet sitesi ve sosyal medya çalışmalarına ağırlık vermeye başladık, kişilere ulaşmanın alternatif yollarını düşünüyoruz ve bu sırada Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteğiyle iletişim stratejimizi iyileştirmeye çalışıyoruz.

Çalıştığımız grup özelindeyse geçtiğimiz süreçte COVID-19, tekstil işçilerinin hayatlarını oldukça etkiledi. Salgının başlarında hem salgın önlemleri hem de sipariş olmadığı için tekstil firmalarının büyük bir bölümü üretime ara verdi. Bu süreçte işçilerin büyük bir kısmı ya zorunlu olarak yıllık izinlerini kullandılar ya da yaşam ücretinin çok altında olan 1.177 TL tutarındaki kısa çalışma ödeneği ile geçinmek zorunda kaldılar. Nisan ayında %40 oranında düşen tekstil üretiminin kapasitesi Haziran’da başlayan normalleşme ile birlikte artmaya başladı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre Mart’tan beri en az 20 tekstil işçisi COVID-19 yüzünden hayatını kaybetti.

Türkiye’de meslek hastalıkları konusunda bir farkındalık var mı? Dernek olarak yaptığınız kampanya ve savunuculuk çalışmalarının konuyla ilgili bilincin artmasında nasıl bir etkisi oluyor?

Maalesef ülkemizde meslek hastalıkları yeterince bilinmiyor. Ülkemizde meslek hastalığı bilinirliği ve teşhisi alan işçi sayısı ile Dünya Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (International Labour Organization – ILO) Türkiye’yle dair verileri hiçbir şekilde eşleşmiyor. ILO Türkiye ise çalışma koşullarına bakıldığında her yıl 40 ila 120 bin arasında meslek hastası beklendiğini öngörüyor. Fakat Dr. Rana Güven 2012 yılında yaptığı bir çalışmada bu yüksek tahmine rağmen 2010 yılında sadece 433 vakanın olduğunu aktarıyor. Kot kumlama işçileri için yaptığımız Silikozis Kampanyası bu sayıyı artırsa da gerçek rakamdan hala çok uzaktayız.

Temiz Giysi Kampanyası Derneği silikozis ile bilinirlik kazandırdığı meslek hastalığı konusunda ciddi bir farkındalık yaratarak yüzde yüz önlenebilir durumda olan meslek hastalıkları vakalarını olmadan önlemek ve bu hastalıklara yakalananlara yol göstererek yasal haklarına ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu sene çeşitli meslek kollarında çalışan işçiler için bilgilendirici kitapçık ve videolar hazırladık, şu an bu çıktıları yaygınlaştırmak için bir sosyal medya kampanyası üzerine çalışıyoruz. Yine daha önceden de bahsettiğimiz gibi şu an hepimizin en önemli gündemi olan COVID-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için bir kampanya sürdürüyoruz.

Arapça ve Türkçe dillerinde çeşitli içeriklerin olduğu meslek hastalığı internet sitemiz aylık ortalama 180 bin kişi tarafından ziyaret ediliyor. Ayrıca sayfada yer alan telefon hattı ve sosyal medya üzerinden bize ulaşanlara meslek hastalığı hakkında bilgi vermeye, gerekli olduğu durumlarda arayan kişileri birlikte çalıştığımız gönüllü avukat ve doktorlara yönlendirmeye devam ediyoruz. Bir süredir projelerin yoğunluğu dolayısıyla azaltmak durumunda kaldığımız haber ve röportajlara da tekrar ağırlık vereceğiz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Ana başlığımızı iletişim olarak belirledik. Amacımız salgın dönemiyle evlere kapandığımız, birbirimize ulaşmak için araçlarımızın kısıtlandığı bu dönemde iletişim stratejimiz üzerine çalışıp iletişim dili, iletişim araçları ve bu araçların nasıl kullanılacağını özetleyen bir iletişim planı ortaya çıkarmak ve Temiz Giysi Kampanyası’nın hangi alanlarda nasıl çalışmalar yaptığının hem hedef kitle hem de olası paydaşlar tarafından net bir biçimde bilinir olmasını sağlamak. Bu sayede daha çok insana ulaşıp yaptığımız çalışmaları, amacımızı, değiştirmek istediklerimizi ve sağladığımız faydayı anlatabileceğimizi düşünüyoruz.

Yeryüzü Derneği Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başlıyor

By | Kurumsal Destek Fonu

Yeryüzü Derneği, sürdürülebilir yaşam prensiplerinin hayata geçirilmesini, ekolojik, paylaşımcı ve doğayı koruyan bir toplum yaratılmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek bu kapsamda kent bahçeleri ve gıda toplulukları oluşturuyor, tohum takas ve ileri dönüşüm şenlikleri, kampanyalar, çalıştaylar ve eğitim faaliyetleri düzenliyor. Kurumsal Destek Fonu’un 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Yeryüzü Derneği, iletişim alanında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için çalışmalar yapacak.  Yeryüzü Derneği Gönüllüsü Ayten Timur ile üzerinde çalıştıkları topluluk destekli tarım modelini, yeni gıda kooperatifleri Yeryüzü Kooperatifi dükkanını ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Gıda üretimi ve tüketimi arasında doğrudan bağlantı kuran Topluluk Destekli Tarım modelini ve Yeryüzü Derneği’nin bu model kapsamında yaptığı çalışmaları anlatır mısınız?

Dünyada Topluluk Destekli Tarım uygulamaları ilk olarak Japonya’da 70’li yıllarda 30-40 kadar kadının girişimi ile başladı. Onları örnek alarak, benzer uygulamayı Fransa’ya taşıyan gönüllüler, AMAD’ı kurdular. Biz de Yeryüzü Derneği olarak uygulamanın detaylarını Fransızlar’dan öğrendik. Temel olarak problem, tarlasında üretim yapan küçük üreticinin ürünlerinin dev gibi gıda sisteminin dişlileri arasında yok olup gitmesi ve küçük üreticinin hayatını sürdüremez olması. Bu uygulama ile onlara ürününün gerçek değerini veriyoruz ve gerekirse ön ödeme yaparak kabzımala borçlanma sıkıntısından kurtarıyoruz. Buna karşın küçük üretici ne üretmiş, nasıl üretmiş, üretirken kendi habitatına zarar vermiş mi gibi konuları öğrenme ve onlarla etkileşime girme şansı yakalıyoruz.

Şubat ayında yaptığımız röportajda yakın zamanda bir gıda kooperatifi kurduğunuzdan bahsetmiştiniz. Bu kooperatifin amaçlarını ve bu süreçte yaşanan gelişmeleri paylaşır mısınız? Gıda kooperatiflerinin bu alanda nasıl bir dönüşüm yaratmasını öngörüyorsunuz?

Gıda kooperatifimizi Mart ayında Yeryüzü Kooperatifi ismi ile hayata geçirdik. İstanbul Bostancı’da açtığımız birinci dükkanda gerek mahalleli ile gerekse çevre semtlerden gelen yüzlerce türetici ile değerli bir iletişim yakaladık. Topluluk destekli tarım uygulaması, sadece meraklısına ve daha çok sosyal medyada vakit geçiren ilgililere ulaşırken bu dükkan sayesinde çok daha farklı bir kitleyle ilişki kurma şansını yakaladık. Bizim gözümüzde raflara koyduğumuz ürünlerin değeri çok yüksek. Bu sevgi ve saygı dükkana uğrayanları şaşırtıp bizimle gönül bağları kurmalarını sağladı. Önümüzdeki dönemde, resmi kurumlardan ya da vakıf, dernek gibi kurumlardan yeterli desteği alabilirsek dükkan sayımızı artırmayı planlıyoruz. Önceliğimiz olan ilçeler Ataköy, Beşiktaş ve Sancaktepe olacak.

Yeryüzü Derneği çalışmalarını gerçekleştirirken farklı paydaşlarla iş birlikleri kuruyor. Yaptığınız iş birliklerinden ve bu iş birliklerinin derneğe katkılarından bahseder misiniz?

Birlikte iş üretme kültürünün önemine çok inanıyoruz. Esasında önümüzdeki dönemde Türkiye’de ve dünyada çatışmanın değil, iş birliği ve birlikte hareket etme kültürünün yerelden başlayarak yayılacağını ve değer kazanacağını, bu yörüngenin dışında kalan topluluk ya da toplumların dışlanacağını düşünüyoruz. Bu nedenle dernek içinde şiddetsiz bir iletişimin önemine inanıyor ve bu konuda eğitimler alıyoruz. Bu ilişki biçimini, zorlama olmadan sadece örnek olarak dalga dalga yaymak için çaba harcıyoruz. Bu pencereden bakınca, giriştiğimiz etkinlik ve eylemlerin etkisinin daha güçlü olacağını düşünüyoruz.

COVID-19 salgınıyla başlayan sürecin çalışma yaptığınız alanlarda ve kurumsal olarak işleyişinizde yarattığı değişikliklerden bahseder misiniz? Bu süreçte çalışmalarınıza devam edebilmek için kullandığınız farklı yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Ne yazık ki biz de diğer herkes gibi etkinliklerimizi çevrimiçine taşıdık. Henüz bu konuda çok becerikli olduğumuzu ve yeteri kadar verim aldığımızı düşünmüyoruz. Ancak bu yeni deneyimin karbon ayak izini düşürmesi olumlu yaklaştığımız bir kazanım. COVID-19 sonrası dönemde de pek çok toplantı ve buluşmanın çevrimiçi süreceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu yeni iletişim şekilleri üzerine düşünüyoruz ve bu konuyu aramızda tartışıyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan 2020 döneminde alacağımız hibeyle bütünüyle iletişim konusuna odaklanacağız, özellikle de sosyal medya iletişimimiz üzerine çalışmalar yapacağız. Instagram ve Twitter gibi kanallardan gönüllülerimizle kurduğumuz bağı güçlendirmeye çalışacağız, ayrıca yeni gönüllülere ulaşmayı hedefliyoruz. Geçmişte yaptığımız veya devam ettirdiğimiz projelerdeki birçok bilgi, ekolojik hayata gönül vermiş arkadaşlarımız için bir rehber niteliği taşıyor. Bu sebeple internet sitemizin güncellenmesi de bizim için çok önemli.

 

Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Çocukların eğitimsel ve yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesine destek olmak amacıyla çalışmalar yapan Bütün Çocuklar Bizim Derneği (BÇBD) Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde hibe ve mentorluk desteği sağladığımız sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor. Bu hibeyle bütünsel yönetim yaklaşımını güçlendirmeyi hedefleyen BÇBD,  organizasyon yönetimi başlığında çalışmalar yapacak. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Tekbulut ile yaptığımız röportajda derneğin kuruluş hikayesini ve amaçlarını, yakın zamanda başlattıkları ve iklim değişikliği konusunu çocuklara aktarmayı amaçladıkları İklim Abla projesini ve Kurumsal Destek Fonu kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

BÇBD, Kurumsal Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş hikayenizi ve amaçlarınızı paylaşır mısınız?

BÇBD 1 Aralık 2015 tarihinde kuruldu. Kurucusu Leyla Tekbulut, daha önce de eğitim ve sağlık amaçlı kurulmuş olan çeşitli sivil toplum örgütlerinde (İNSEV, 1884 Vakfı, İEL Mezunlar Derneği gibi) mütevelli heyeti, yönetim kurulu üyesi ve üye olarak hizmet vermiş bir sivil toplum gönüllüsü.

BÇBD’nin kuruluş amacı, eğitim, sağlık, aile, toplum gibi pek çok alanda ekonomik, sosyal, psikolojik ve cinsel istismara maruz kalan dezavantajlı çocukların yaşamlarına destek olmak. Tüzüğümüz doğrultusunda yaptığımız çalışmalarla amacımıza yönelik pek çok etkinlikle binlerce çocuğumuza çeşitli platformlarda destek oluyoruz. Çok yakında dernek olarak kuruluşumuzun 5. yılını tamamlayacağız.

Dernek olarak okul öncesi ve ilkokul 1. kademe öğrencilerinin okul ve giysi ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve okul kütüphaneleri kurulması ya da  mevcut kütüphanelerin kitaplarla zenginleştirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Okullarda robotik kodlama atölyeleri düzenliyoruz ve bilgisayar sınıfları kurulmasını teşvik ediyoruz. Ayrıca her kademeden öğrenciye burs sağlayarak eğitime erişimlerini destekliyoruz. Çocuklara yönelik olarak yaz okulları; bilim, sanat, doğa, çevre ve sürdürülebilirlik konularında atölye çalışmaları, gönüllülerimiz ve yazarlarla birlikte okuma etkinlikleri hayata geçiriyoruz. Beraber çalıştığımız hedef kitlelerin arasında öğretmenler ve aileler de bulunuyor. Hizmet içi zorunlu veya isteğe bağlı öğretmen eğitimleri ile veli eğitimleri gerçekleştiriyoruz. Bunların yanı sıra, destekçimiz olan sanatçıların bağışladıkları eserlerle oluşturulan sergiler de düzenleyerek kaynak geliştirme çalışmaları yapıyoruz.

BÇBD, Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu, Zehirsiz Sofralar Platformu ve Cüneyt Cebenoyan Çocuk ve Sinema Platformu’nun aktif üyesi.

BÇBD’nin ticari bir oluşumu bulunmuyor, bütün çalışmalarını kişi ve kurumların hibe ve bağışları ile gerçekleştiriyor.

Dernek olarak önceliklendirdiğiniz konulardan biri de çocuklarda okuma kültürünün gelişmesi. Bu konuyu öncelik vermenizin nedenlerini ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Çoğu çocuğun kitap olarak sadece ders kitapları ile karşılaştığı bir ülkedeyiz. Kitapla buluşamayan, hangi ekonomik kesimden olursa olsun ailesinde kitap okuyan ebeveyni olmayan bir çocuğun kitap okuru olmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Yetişebildiğimiz kadarı ile çocuklara kitap okumanın keyfini tattırmayı, yazarlarla ve kitaplarla buluşturarak kitap okumanın çocuk hafızasında yer etmesini hedefliyoruz.

Örneğin, TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda 3 yıl art arda bir proje gerçekleştirdik. Her yıl fuar alanına çok yakın bir mesafede olan büyük bir okulun 500 öğrencisini 50 çocukluk gruplarla fuar alanına getirdik ve bir yazarla buluşturduk. Her yazar kendi kitabını çocuklarla paylaştı. Etkinlik sonunda da kitabını tek tek imzalayarak çocuklara verdi. Biz bu proje ile sadece çocuklara kitap armağan etmiş olmuyoruz. Kitapları BÇBD olarak satın alarak yazarı ve yayınevini de desteklemiş oluyoruz. Çünkü yayın sektörünün ve yazarların ekonomik zorluklarla işlerini sürdürdüğünün de bilincindeyiz.

Çeşitli gönüllü okuma gruplarımızla okullarda okuma etkinlikleri sürdürüyoruz. Hafta içi yetişkin gönüllülerimiz okullarda sınıflara giderek bir kitap okuyor, çocuklarla okuma kültürü ile ilişkili bir etkinlik gerçekleştiriyorlar. Hafta sonları ise lise veya üniversite öğrencisi genç gönüllüler çocuklara kitap okuyorlar. Bu faaliyetlerimizdeki bir diğer amaç da genç gönüllülerin çocuklara rol model olmalarını sağlayabilmek. Çevrelerinde eğitimli büyüklerin pek bulunmadığı çocukların birer rol model edinmesini sağlamak istiyoruz.

Yakın zamanda başlattığınız İklim Abla projesi ile 5-8 yaş arasındaki çocuklarda iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyorsunuz. Projede bu yaş grubunu önceliklendirmenizin nedeni nedir? Bu kapsamda ne tür faaliyetler yapmayı ve nasıl bir etki yaratmayı planlıyorsunuz?

Ülkemizde yetişkinler için farkındalık çalışmaları yapılırken çocuklar biraz göz ardı ediliyor. Üstelik en çok da onların geleceği tehlike altında iken, onların bilgilendirilmemesinin çocuk haklarına aykırı olduğu kanısındayız. Üstelik, çocukluğun ilk dönemlerindeki öğrenme hevesi harikulade. O yüzden özellikle bu yaşta atılacak tohumların kök vereceğine inanıyoruz.

Çocuklarla, bölgelerinde yaşayan endemik türler için hikayeleştirme, iklim değişikliği konulu oyun kartları tasarımı, ülkemizin ormanları konusunda harita oluşturma, doğa takvimi tasarımı gibi farklı etkinlikler planladık. Çocukları hem teknik konularla biraz tanıştırıyoruz hem de sosyal öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Doğa sevgisini içinde taşıyan ve doğadaki diğer türlerle barış içinde yaşamayı isteyecek çocuklar hayal ediyoruz.

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler çocukların gündelik hayatında önemli değişikliklere neden oldu. Birlikte çalıştığınız çocuklar özelinde, bu sürecin öne çıkan etkileri ve ortaya çıkan ihtiyaçlar neler oldu? Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Salgın nedeniyle saha çalışmalarımız tamamen durdu. Bunun yerine iki tür çalışma planladık.

Birincisi salgın nedeniyle üniversite eğitimlerini çalışarak sürdürürken işsiz kalan gençlere ve gündelik işlerde çalıştıkları için işsiz kalan, eğitim hayatında çocukları olan anne-babalara 3 aylık maddi destek ve/veya erzak yardımı gerçekleştirdik. Ayrıca İstanbul’daki iki büyük üniversite hastanesinin devletten ek ödeme alamayan ve eğitim hayatında çocukları olan sağlık çalışanlarına maddi destekte bulunduk.

Diğer çalışmalarımız ise çevrimiçi veya sosyal medya aracılığı ile çocuklara ulaşabileceğimiz üç proje oldu. Bu projeler, tasarlanma aşamasında olan Dodo Masal Anlatıyor projesi, devam eden İklim Abla projesi ve Kocaeli, Elazığ ve Antalya’dan üç okulun öğrencileri ile halihazırda devam eden Robotik Kodlama eğitimlerimiz.

Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe kapsamında odaklanacağınız kurumsal gelişim başlıkları neler olacak? Bu başlıklar altında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığımız hibe ile, temelde organizasyon yönetimi başlığına odaklanarak kapasite gelişimimizi sağlamayı amaçlıyoruz. İnsan kaynağı gücümüzü daha etkili kullanacak şekilde geliştirmeyi ve COVID-19 salgınının gerekli hale getirdiği dijital dönüşümü de hızlandırmayı planladık. Halihazırda sahip olduğumuz gönüllü ağını güçlendirerek ve gönüllülerimizin bizimle dijital alanda rahatça etkileşime geçip projelerde yer alabileceği bir ortam sunarak daha çok çocuğa erişeceğimize inanıyoruz. Güçlü yönlerimizden de beslenerek organizasyon yapımızı iyileştireceğiz. Düzenli e-bülten gönderimi, ölçme ve değerlendirme, proje raporlama, veri depolama, gönüllü ağını kuvvetlendirme gibi çalışmalarla kurumsal hafızayı koruyacak ve güçlendireceğiz. Organizasyon yönetimi alanında alacağımız hibe desteğiyle, derneğimizin küresel salgın nedeniyle değişen koşullara daha iyi uyum sağlayacağına ve proje yönetimi ile ilgili farklı iç görüler kazanacağına inanıyoruz. Sivil Toplum için Destek Vakfı’na finansal sürdürülebilirliğimize ve kapasite gelişimimize katkıda bulundukları ve bu sayede daha çok çocuğa erişmemize olanak tanıdıkları için Bütün Çocuklar Bizim Derneği olarak çok teşekkür ederiz.