Category

Kurumsal Destek Fonu

Genç LGBTİ+ Derneği’nin Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Hibe Süreci Sona Erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 dönemi kapsamında hibe desteği sağladığımız Genç LGBTİ+ Derneği’den Duygu Yayla ile röportajımızda, kurumsal hibenin derneğe katkılarını ve gelecek dönem için planladıkları çalışmaları konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, STK’ların insan kaynakları, kira, seyahat gibi idari giderlerini karşılamaya yönelik olan kurumsal hibelerle desteklenmesinin önemine inanıyoruz. Genç LBGTİ+ Derneğinin deneyimlerini düşündüğünüzde sizce proje destekleri ile kurumsal destekler arasında nasıl bir fark bulunuyor?

Kurumsal destek çerçevesinde hibe kullanmanın proje bazlı hibeden en önemli farkı, kurumsal kapasitemizin güçlenmesine katkı sağlaması. Genç LGBTİ+ Derneği olarak biz, kendimizi LGBTİ + gençlerin sorunlarını gündeme getiren, çözümler öneren, politika üreten ve yaygınlaştıran bir dernek olarak tanımlıyoruz. Derneğin vadettiği hizmetleri ve savunuculuğu yapabilmesi kurumsal kapasitesinin güçlenmesiyle doğrudan alakalı. Bu sebepten kurumsal destek çerçevesinde alınan hibenin, proje bazlı hibelerle yaptığımız çalışmaların tamamlayıcısı olduğunu düşünüyoruz.

Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu kapsamında sağladığı hibeyi derneğin insan kaynağı giderlerini karşılamak amacıyla kullandınız. Dernekte bir kişinin istihdam edilmesi kurumsal gelişiminiz açısından nasıl bir katkı sağladı?

İnsan kaynağı, STK’lar için bir yandan çok elzem bir yandan da hep sorunlu bir yerde duruyor diyebiliriz. Bunun bir sebebi çoğu hibe desteğinin insan kaynağı giderlerini karşılamaması aslında bu tüm hibeler için gerekli bir kalem. Bir derneğin kendi alanında kapsamlı, güçlendirici ve sürdürülebilir çalışmalar yapabilmesi için profesyonel bir insan kaynağına ihtiyacı vardır. Biz, yatay örgütlenen ve gönüllüleriyle etkinliklerini organize eden bir derneğiz. Gönüllü çalışmalar bir yandan çeşitlilik bakımından ufkumuzu açıyor ve nihai amacımız olan hak temelli çalışmalarda kapsayıcı olmak ilkesini gerçekleştirebiliyorken diğer yandan sürdürülebilirlik konusunda yetersiz kalabiliyor. Kurumsal destek çerçevesinde insan kaynağı hibeleri, derneğin sürdürülebilir olması bakımından kritik görünüyor. Bu hibe ile biz, gönüllü-çalışan-yönetim kurulu ilişkisini düzenleyebildik ve daha verimli çalışabilme imkanı bulabildik diyebiliriz. Ayrıca insan kaynağının aylık ve yıllık planlamalar hazırlamak, bu programların gerçekleşme süreçlerini takip etmek bu süreçlerdeki sorunları tespit etmek, bu sorunlardan yola çıkarak bir sonraki aylık veya yıllık planlarımızı revize etmek gibi planlama konusunda birçok katkısını da gördük.

Derneğiniz ve çalıştığınız alan açısından 2019 yılını değerlendirdiğinizde nasıl değişimler ve gelişmeler görüyorsunuz?

Geçen seneye göre çalışma alanımızda yaşadığımız olumsuz değişimler oldu. Fakat bunlar Türkiye’nin politik atmosferiyle ilişkilendirilebilecek değişimlerdi. Derneğin geçen seneye göre çalışma alanında yaşadığı olumlu değişimlere de koordinasyon birimlerimizin verimliliğinin artmasını örnek verebiliriz. Kurum içi iletişimin verdiğimiz hizmetin kalitesini artırdığını gözlemleyerek bu iletişimin daha etkili olabilmesi için kamp ve toplantılar düzenledik. Bu sayede hem kurum içi iletişimimiz güçlendi hem de gönüllülerle iletişimimiz daha sağlıklı hale geldi. Tabi bu sayede de gönüllü katılımımızda bir artış olduğunu gözlemledik. Bu değişim, etkinliklerimizden toplantılarımıza, lobicilik faaliyetlerimizden savunuculuk faaliyetlerimize kadar birçok alanda olumlu izler bıraktı diyebilirim.

Genç LBGTİ+ Derneği önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik verecek ve ne tür çalışmalar yapacak?
Önümüzdeki dönem için derneğin stratejik planlamasını yaparken geçen sene gelen taleplerin ve gözlemlediğimiz ihtiyaçların analizini etraflıca yaptık diyebiliriz. Bu doğrultuda politika belgelerimizin güncellenmesi ve genişletilmesi gündemlerimizden biri. Güncel meseleleri takip ediyor olmak çalışma alanımız bakımından çok temel bir ihtiyaç. Bu sebeple de şiddet, taciz gibi konularda ve gönüllü politikalarında kendimizi geliştirme ve ilerletme odaklı çalışmalar yapacağız. Bunların dışında verdiğimiz danışmanlık hizmetini genişletmek önümüzdeki dönem için planlarımızdan diğeri. LGBTİ+ gençlerle çalışan kurumumuz için savunuculuğun yanı sıra hak temelli hizmet vermek de çok önemli. Gelen talepler doğrultusunda bu hizmetin kapasitesinin geliştirilmesi gerekliliğinden yola çıkarak ruh sağlığı ve hukuk alanında kapasitemizi güçlendirmek için çalışacağız. Son olarak savunuculuk faaliyetlerimizle ilgili olarak da geçen yıl ve ondan önceki yıllarda belediye ve milletvekilleriyle oluşturmaya çalıştığımız ve verimli sonuçlar da aldığımız iş birliklerini güçlendirmeye ve bu iş birliklerinin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmayı planladığımızı belirtmek isterim.

Kodluyoruz Derneği ile Yakın Zamanda Tamamlanan Kurumsal Hibe Desteğimizi Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kodluyoruz Derneği Kurucu Üyesi Gülcan Yayla ile Kurumsal Destek Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız kurumsal kapasite hibesinin çalışmalarına katkılarını, derneğin projelerini ve teknoloji sektöründe genç istihdamının artırılması için atılması gereken adımları konuştuk.

Kodluyoruz Derneği olarak Türkiye’de teknoloji okuryazarlığını yaygınlaştırmak ve gençlerin teknoloji sektöründe istihdam edilmelerini kolaylaştırmak amacıyla ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Bu çalışmaların alanda yarattığı değişimden bahseder misiniz?

Kodluyoruz olarak viyonumuz, Türkiye’yi teknolojide dünya çapında bir yetenek merkezi haline getirmek, bunu yaparken de gençleri Endüstri 4.0’a ve daha iyi bir dünya hayaline en doğru şekilde hazırlamak. Bu vizyon doğrultusunda çalışmalarımız 3 alana odaklanıyor:

  1. Kodluyoruz Akademi’de gençlerin teknoloji sektöründe istihdamını sağlayan ücretsiz yazılım bootcamp’leri ve sosyal becerilerini geliştiren programlar hayata geçiriyoruz. Ortalama 72 – 90 saat süren bootcamp’ler, yazılım alanında gençlerin ilk işini bulmasını sağlıyor. Eğitmenlerimiz sektörden deneyimli profesyonellerden oluşuyor. Web geliştirme, mobil geliştirme ve veri bilimi ile makine öğrenmesi alanlarında yazılımcılar yetiştiriyoruz. Böylece hem sektörde nitelikli insan açığını kapatıyoruz hem de genç işsizliğine katma değeri yüksek bir sektör içinde çözüm buluyoruz. Bu anlamda Türkiye’de genç istihdamını teknoloji alanında, bu kadar kapsamlı bir programda gençlere ücretsiz olarak sağlayan tek kuruluşuz. Geçtiğimiz 3 yılda Türkiye’nin 5 şehrinde 800 genci eğittik, bu gençlerin %30’u daha bootcamp biter bitmez; %65’i ise ilk 6 ay içinde ilk yazılım işlerine başladılar. Üstelik öğrencilerimizin %45’i kadın!
  2. Kodluyoruz Mezunlar Kulübü, bootcamp’lerden mezun olan gençlerin birbirlerine ve başkalarına destek olmaya devam ettikleri hayat boyu öğrenme topluluğu. Sadece 2019’da, mezunlarımız hackathon’lardan eğitimlere pek çok etkinlikle 1.000’den fazla gence ulaştı.
  3. Gelecek nesilleri de 21. yüzyıl yetkinliklerine ve yeni işlere hazırlamak zorundayız. Kodluyoruz Junior ile vizyoner kurumlarla beraber çalışarak çocukları, özellikle kız çocuklarını, geleceğe hazırlıyoruz. Bu alanda yaptıklarımız arasında şunlar var: BSH ile birlikte, Türkiye’de bir fabrika kampüsü içindeki ilk maker lab alanını kurduk. Burada, her yıl Çerkezköy’de çevre okullardan öğretmenleri ve yaklaşık 1.000 öğrenciyi geleceğe hazırlıyoruz. Meslek Liseleri Yapay Zekayla Tanışıyor projesinde ise EmPower Foundation desteğiyle meslek liselerinde yapay zekayla ilgili bilinmeyenleri açıklamak için 12 saatlik bir giriş atölyesi düzenliyoruz. Devlet okullarında çocuklarla toplumsal cinsiyet temelli eğitimler yapmaktan her yıl Hour of Code’u çocuklarla kutlamaya kadar daha pek çok başka etkinlikle bu alanda bilinci artırmaya çalışıyoruz.

2019 yılında yayınladığınız Türkiye Teknoloji Sektörü Durum Analizi Raporu’nun Türkiye’deki yazılım sektörünün ve gençlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak öne çıkan bulguları neler? Raporun ortaya koyduğu bilgi ve verilerin Kodluyoruz’un çalışmalarına nasıl bir etkisi oldu?

En önemli bulgular, eğitim sistemlerinin bilişim sektöründeki hızı yakalayamadığı ve bu yüzden sektördeki beceri açığının büyük bir sorun olduğu yönünde. Şirketler, Türkiye’de yazılım sektöründe yetenek açığı seviyesini 100 üzerinden 75,9 olarak puanladı. Bu açığın en yüksek olduğu yazılım alanları olarak, yapay zeka/makine öğrenmesi/veri bilimi, Java ve Python ilk üç sırada yer alıyor. Bu alanlarda yetenek açığının önümüzdeki 5 yılda daha da büyümesi beklenirken, bugün itibariyle yazılım ekiplerinde en çok kullanılan dil ve platformlar SQL, JavaScript, Java, C#, Python ve .NET olarak belirlendi. Bunların yanında mobil platformların yükselişi ve React Native gibi hızla gelişen frameworkler için de kurumsal şirketlerin personel arayışları dikkat çekiyor. Özellikle mobil platformlarda native kod yazılmasına imkan veren bu platformların hem zaman hem de bütçe kazanımları sağladığı için tercih edilmeye başlandığını görüyoruz.Bu sebeple, Kodluyoruz gibi daha esnek, teknolojinin hızını anlayıp modüler eğitim modelleri oluşturabilen yapılara günümüzde daha çok ihtiyaç var. Bu rapor bize eğitimin sadece 4 yıllık üniversite sıralarında kalmaması gerektiğini çok net bir şekilde gösterdi. Gençleri yaşam boyu öğrenmeye hazırlamamız gerekiyor.

Kodlama ve teknoloji Türkiye’de giderek daha fazla konuşuluyor ve özellikle erken yaştan itibaren bu alanda eğitim almanın önemi vurgulanıyor. Siz de projelerinizde farklı yaş grupları ve hedef kitlelerle çalışıyorsunuz. Sizce kodlama eğitimlerinin ve teknoloji üzerine yapılan çalışmaların nasıl bir önemi var? Özellikle gençlerin istihdamı açısından düşündüğünüzde bu alanda ne tür fırsatlar olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu alanda yapılan çalışmalar çok kıymetli. Ancak özellikle gençlerin istihdamını hedefleyen girişimlerin önce sektörü çok iyi anlaması ve gençleri öyle yetiştirmesi gerek. Pek çok programın ne yazık ki sadece çok basit seviyede eğitim sağladığını ve gençleri programlardan sonra takip edemediğini, sektörle buluşturamadığını görüyoruz. Bu da gençlerin daha da büyük umutsuzluğa sürüklenmesine yol açıyor. O yüzden istihdama yönelik projeleri özel sektörün de sahiplendiğine, onların eğitim programının içeriğine katkıda bulunduğuna emin olmak zorundayız.

Kodluyoruz Derneği, Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlan sivil toplum kuruluşları arasında yer aldı. Aldığınız kurumsal destekle neler yaptınız ve bu destek derneğin kurumsal gelişimi açısından nasıl bir katkı sağladı?

Kurumsal hibe desteği bizim için büyük bir kapasite gelişiminin yolunu açtı. Bu desteği almadan önce yılda en fazla 100 genci eğitimlerimize dahil edebiliyorduk, bu yıl ise 600’dan fazla gence yazılım alanında eğitim verdik. Aldığımız destekle özellikle bootcamp’leri geliştirmek için ihtiyaç duyduğumuz yetenekleri ekibimize kattık. Kurumsal kapasitemizin tam zamanlı çalışanlarla desteklenmesi tabi ki büyük bir fark yarattı. Turkey Mozaik Foundation’ın tam zamanda gelen desteği için çok teşekkür ediyoruz.

Kodluyoruz derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik yapmayı planlıyor musunuz?

En önemli amacımız, eğitim sistemleriyle değişen dünya arasındaki hız farkına çözüm bulacak alternatif bir eğitim modeli geliştirmek ve bu modeli yaygınlaştırmak. Üniversitede okuyanlar, işsiz gençler veya kapasitesinin altındaki işlerde çalışan gençlere odaklanmaya devam edeceğiz. Kendi eğitimlerini kendilerinin kontrol etmesini sağlayacak araçları bu gençler için erişilebilir kılmayı hedefliyoruz. Bunun için hem bootcamp’leri tüm Türkiye’de ölçeklendireceğiz, hem de daha tabansal bir akranlar arası eğitim modeli geliştireceğiz.

Filmmor’la Kurumsal Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Filmmor ile devam eden çalışmalarını, hibe programı kapsamında kurumsal kapasitesini güçlendirmek için önceliklendirdiği alanları ve Türkiye’de kadın hareketinin değişen mücadelesini konuştuk.

Kadınların sinema ve medyaya katılımını, kendilerini ifade edebilme alan ve olanaklarını; temsil ve üretimlerini, iletişim ve dayanışmayı artırmayı amaçlayan Filmmor’un kuruluş hikayesinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Filmmor, 2003 yılında feminist sinema yapan-yapmak isteyen kadınlar tarafından medya ve sinemadaki cinsiyetçiliğin giderilmesine katkıda bulunmak üzere üretimler, faaliyetler yürütmek için sadece kadınların katılımına açık olarak kuruldu ve 2004 yılında kooperatifleşti. Kadınların medya ve sinemaya katılımına, cinsiyetçi olmayan temsil ve deneyimlere alan açma amacıyla Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ni düzenliyor. Filmmor 2004 yılından beri kendi üretimlerini yapıyor; belgeseller ve kadın örgütlerinin tanıtım filmlerini yapıyor. Kampanyalar, eylemler ve etkinliklerin görsel arşivini tutuyor. Dünyada kadın filmleri festivalleriyle ortak programlar yürütüyor. Kadınların iletişim araçlarını ve üretimlerini artırmak, kendilerini ifade edebilme olanaklarını yaygınlaştırmak için film yapım atölyeleri düzenliyor. Atölyemor, Mor Gündem gibi pratik ve teorik içeriklerle kuruluşundan bu güne Filmmor, 12 film üretti ve 60 kadın gazeteci kadının içinde yer aldığı Mediz-Kadınların Medya İzleme Grubu’nun yürütücülüğünü yaptı. Susma Bitsin ve Mor Yapımcılar gibi platformlarının da kuruluşunda yer alan Filmmor, medya ve sinemadaki çalışma, temsil, katılım koşullarını değiştirmek ve dönüştürmek için bu alanlardaki kadınlarla dayanışıyor. 5050×2020 Festivallerde Cinsiyet Eşitliği Taahhütnamesi’nin kolaylaştırıcılığını yaparak sinemaya katılımın cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışıyor. Sosyal medya, video gibi mecraları da kapsayan geniş ve demokratik iletişim olanaklarını hak odaklı örnekler üreterek genişletmeyi amaçlıyor. Kadın ve LGBTİ+ haklarını, bu alandaki hak savunucularının yaşadıklarını, kadınların üretimlerini, dayanışmalarını gündemleştirmek ve yaygınlaştırmak amacacıyla 2019 yılında kurulan Kadın ve LGBTİQ+ Hak Savunucuları Dijital Platformu (KAHİDEP) ile OHAL Tanıklıkları Görüntülü/Sözlü Tarih Çalışması yapıyor.

2019 yılında 18. kez düzenlediğiniz Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Filmmor’un önde gelen çalışmaları arasında yer alıyor. Festivalin ortaya çıkış fikrini, Türkiye’de kadın hareketi için önemini ve alana katkılarını paylaşır mısınız?

Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye’de festivallerde ya da sinemalarda gösterime girmeyen kadın yönetmenlerin filmlerini izlemek isteyen Filmmor’daki kadınların filmlere ulaşma çabaları ile başladı. 17 yıl önce yapılan ilk festivalde Women Make Movies’in işbirliği ile“Kadınlar Sinema Yapıyor” sözüyle yola çıktı. Gezici olan Filmmor Kadın Filmleri Festivali, dünyanın her yerinden kadınların farklı kadınlık halleri ve deneyimlerini göstermek için kadınlarla beraber kadınlar için yapılıyor. Festivallerde, sinemalarda gösterim fırsatı bulamayan, ticari olmayan filmler, uzun kısa, belgesel vs gibi ayırmadan tüm filmlere eşit davranmak için yola çıkan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye dışında da dünyadan çeşitli kadın filmleri festivalleri, Creteil Kadın Filmleri Festivali, Ermenistan Kadın Filmleri Festivali ile karşılıklı seçkiler yapıyor, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan kadın örgütleriyle, kadın filmleri festivali networkü ile ortak uluslararası çalışmalar yürütüyor. Aynı zamanda, Türkiye’deki farklı illerden yerel kadın örgütleriyle düzenlenen gezici festival, İzmir, Antalya, Diyabakır, Mersin, Adana, Trabzon, Van gibi pek çok ilde çeşitli kadınların buluşması, deneyimlerini aktarması ve kadın dayanışmasının güçlenmesi için alan açıyor. Türkiye’deki kadın filmleri festivalleriyle; Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’yle dirsek temasını sürdürüyor. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali her yıl dünyanın farklı coğrafyalarından gelen belgesel ve kurmaca filmlerin gösterimini yaprak, festival dahilinde gerçekleştirdiği paneller, forumlar ve atölyelerle Türkiye ve dünyadaki kadınlık deneyimlerini, medya ve sinema alanında eşitsizliği yaratan nedenleri gündemleştiriyor. Tüm bu yaptıkları ve yapmak istedikleriyle Türkiye’de kadın hareketi içinde pek çok alanda yer alarak dayanışma örüyor, beraber üretmeyi, itiraz etmeyi sürdürüyor.

Türkiye’deki kadın hareketi son yıllarda nasıl bir değişimden geçiyor? Kadın hareketinin örgütlenme, savunuculuk ve kampanyacılık pratiklerinde farklılaşan konu ve yöntemler bulunuyor mu?

Türkiye’de son yıllarda yaşanan değişimler elbette kadın hareketine de yansıyor, bu yansımayla ve bizzat kadın hareketinin hedef alındığı politika ve pratiklerle kadınların baskı altına alınmak istendiği aşikar. Kadın hareketi tüm bu baskılarla mücadele etmeyi en iyi öğrenen hareketlerden biri çünkü gündemler değişse de her koşulda itiraz eden, sesini yükselten, dayanışan bir hareket olduğu için farklı mücadele biçimleriyle söz üretmeye devam ediyor. Türkiye’deki kadın hareketinde, hak ve yaşam odaklı hakların korunması veya gasp edilen hakların geri kazanımına yönelik örgütlenme, savunuculuk ve kampanyacılık konularının birincil olmaya başladığını ve bunlara dair yeni yöntem arayışı olduğu söylenebilir. Kadınların yerel yönetimlerdeki çalışmalarına yönelik baskılar, kadın dernek ve örgütlerinin kapatılması, kadınların kazanılmış alanlarına doğru bir baskı hareketi kadınları yöntem ve pratik olarak yeni yollar arayışına itti. Ancak, kadın hareketi baskı politikalarına uzak veya yabancı değil bu yüzden koşullar değişse de, eylemlilik, örgütlülük yöntemleri değişse veya değişmek zorunda kalsa da dayanışmaya, büyümeye, kadınlar haklarını korumaya-kazanmaya devam ediyor.

Filmmor bu süreçten nasıl etkilendi?

Filmmor, kadın hareket içinden pek çok oluşum ve örgütle dirsek teması olan, beraber üreten, dayanışan bir kurum olduğu için herkesle birlikte elbette bu süreçten etkilendi. Filmmor, kaynak ve sürdürülebilirlik açısından çok etkilenmemiş olsa da hem kuruluşunda hem de kurulduğu günden bu yana beraber çalışmalar yürüttüğü dernekler bu süreçte kapatıldı. Bunun elbette bir etkisi oldu. Üretmenin zorlaştığı ve buna ayrılabilecek vaktin zorunlu bir itiraz etme haline dönüşmesiyle pratiklerini de buna göre geliştirmeye başladı. Ancak, 17 yıldır olduğu gibi Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin bu yıl 18.sini düzenleyecek olmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyor. Kuruluşunun temellerini oluşturan konularda çalışmaya devam ediyor.

2019 yılında Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile Filmmor, kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Fonu’ndan alınan hibe ve mentor desteği ile Filmmor’un örgütsel yapısının güçlenmesi üzerine çalışmalar yapılacak. Organizasyon şemalarının görsel ve yazılı hale getirilmesi, iş ve akışlarının tanımlarının oluşturulması, kurumsal hafıza üzerine odaklanmayla dijital arşivin hazırlanması, kurum içi koordinasyon ve organizasyon yapısını güçlendirmek için tablo, liste, analiz gibi araçların kullanımının öğrenilip, sürekliliğinin sağlanması ile iç iletişimin güçlenmesi planlanıyor.

Kurumsal Hibe Programı Kapsamında Desteklediğimiz İmece İnisiyatifi Derneği ile Çalışmalarını Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla hibe desteği sağladığımız İmece İnisiyatifi Derneği (www.facebook.com/imeceinisiyatifi) ile mültecilerle yaptıkları çalışmaları, İmece Köy’ü ve hibe desteğini nasıl kullanacaklarını konuştuk.

Çeşme’de faaliyet gösteren İmece İnisiyatifi Derneği ağırlıklı olarak mültecilerle çalışıyor. Derneğin bu alandaki yaklaşımı, yürüttüğü çalışmalar ve deneyimlerinizden bahseder misiniz?

İmece İnisiyatifi Derneği, Mart 2016’da dernek statüsü almadan önce de yerelde faaliyetler gerçekleştiriyordu. İnisiyatif, o zaman ağırlıklı olarak öğrenci dayanışmaları örgütlüyor; ekonomik olarak dezavantajlı kişi ve ailelere gıda ve eşya desteği sağlıyordu.

Kasım 2015 itibariyle Suriye, Afganistan, Irak vb. gibi ülkelerden Avrupa’ya geçmek umuduyla Çeşme’ye gelen ve İzmir’in kırsal kesimlerinde temel insani ihtiyaç ve hizmetlerden mahrum bir biçimde, güvenliksiz çadırlarda yaşamak zorunda kalan mevsimlik tarım işçileri ve sığınmacılara yönelik çalışmalara ağırlık verme kararı aldık çünkü hayatlarımıza, yalnızca kendimize değil, diğer varlıklara da fayda sağlayarak anlam katabileceğini düşünen bir grubuz. Kendimizi yoksullara yardım etmek ya da yoksulluğa son vermeye çalışmak arasında bir seçim yapmanın gerektiği noktada bulduğumuzdaysa; yardımlaşmaktan vazgeçmeden, yoksulluğa son vermeye katkı sağlayacak eylemlerle var olmayı seçtik. O dönemde en yoğun, en acil ihtiyaç maalesef ki Çeşme’den Sakız Adası’na geçmeye çalışan mültecilerin ihtiyaçlarıydı.

Elektrik, su altyapısı olmayan yerlerde karşı kıyıya geçebilmek için günlerce beklemek durumunda olan insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştık. Battaniyeden hijyen malzemelerine, gıda paketlerinden ilaca kadar kimin neye ihtiyacı varsa, ne tespit edebildiysek götürmeye çalıştık. Bütün bu malzemelerin temininde kullandığımız yöntem, bağışçılarımızın bize güvenmesini sağladı. Bu süreçte kimseden nakit bağış kabul etmedik. İhtiyacın ne olduğunu, bunlara nerede ihtiyaç olduğunu bildirdik yalnızca. Bağışçıların gelip buradaki durumu, başka insanların içinde yaşamaya çalıştığı çaresizliği görmelerini istedik. Bu süreçte pek çok trajik olaya tanıklık ettik. İnsanların “daha iyi bir yaşam” hayaliyle hayatlarını riske atmaları başlı başına bir trajediydi zaten. İhtiyaçlarını belirlediğimiz, tedarik ettiğimiz, dayanıştığımız, sohbet ettiğimiz insanların botlara bindiğini ve o botların herhangi bir kıyıya varmadığını öğrenmek zordu. Bir ihtiyacını belirleyip, elimizde o malzemelerle gittiğimizde öldüğünü öğrendiğimiz çok insan oldu.

Temel ihtiyaçlara yönelik destek faaliyetlerimizi hala aynı yöntemle sürdürüyoruz. Tarım arazilerinde yaşayan, tarım işçisi ailelere yönelik kışlık temininde ihtiyaç neyse bunu bildiriyoruz. Soba, yağmur botu ya da gıda paketlerini bağışçının kendisinin temin etmesini; mümkünse bizimle birlikte dağıtıma katılmasını ve neye el uzattığını görmesini çok önemsiyoruz. Ya da insanların çok yoğun biçimde karşı kıyıya geçmeye çalıştığı dönemde bir fikir olarak beliren; günlerce elektriğe erişimi olmadan beklemiş ve telefonunda bir imdat mesajı atacak, bir konum gönderecek kadar şarjı kalmamış insanları ne kurtarabilirdi sorusuna cevap olarak geliştirdiğimiz EFE powerbank/Solar Age projemizi destekleyenlerin mutlaka gelip İmece Köy’ünü görmesini istiyoruz.

İmece Köy’ün kuruluş fikri ve değerlerinden bahseder misiniz? Köyde mültecilere yönelik ne tür çalışmalar yapılıyor?

Hayatlarımıza, yalnızca kendimize değil, diğer varlıklara da fayda sağlayarak anlam katabileceğini düşünen bir grup olduğumuzdan bahsetmiştik. Burada bahsettiğimiz faydanın basitçe gıda paketleri ya da başka herhangi bir yardım malzemesi dağıtmak olmadığını belirtelim. Bu gündelik ve acil ihtiyaçlar için destek sağlamaktan vazgeçmeden ayrımcılığı, adaletsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırma yolunda bir adım olacak işler yapmaya gayret ettik, ediyoruz. İmece Köy fikri de bütün bu işleri birlikte planlayabileceğimiz, uygulayabileceğimiz bir yer ihtiyacından çıktı. Birlikte, barış içinde, paylaşıma ve dayanışmaya dayalı bir yaşamın imkanlarını görebilmek için bir deneme yapmak istedik.

Haziran 2017’de hem faaliyetlerimizi planlayıp düzenleyebilmek hem de uluslararası gönüllülerimiz ve faydalanıcılarımızla sistemli bir biçimde bir araya gelebilmek için çalışmalarına başladığımız İmece Köy’ünde sabun, mum, takı, doğal kozmetik ürünleri ve resim atölyeleri, kendi mutfağımıza yetecek kadar tarım, permakültür denemeleri ve Güneş Çağı/ Solar Age atölyelerimizi sürdürüyoruz. Solar Age projesinin amacı benzer insani krizlerde insanların cep telefonlarını güneş enerjisiyle şarj edebilecekleri bir cihaz üretmek (EFE/ Energy For Everyone) ve bunu yaygınlaştırmak, üretilen bu cihazın geliriyle başta kadınlar olmak üzere ekonomik dezavantajlı bireyleri güçlendirmek ve İmece’nin faaliyetlerini sürdürebilmesi için bir kaynak oluşturmak.

İmece Köy bu projenin parçası olan herkes için bir dinlenme alanı aynı zamanda. Solar atölyeye gelen kadınlar ve çocukların bir kısmı denizi ilk kez bu program sayesinde görüyorlar. Çocukların çoğu ilk kez sinemaya gitme heyecanını yine İmece Köy’de yaşıyor. Çocuğu olan kadınların atölyelerimize katılımını kolaylaştırabilmek için kurduğumuz gönüllü ağı sayesinde çocuklar köyümüzde gönüllülerimizin yetenekleriyle zenginleştirilmiş içeriklere ulaşabiliyorlar. Çocukların güneşli, açık havalarda özgürce oynayabileceği büyük bir oyun parkının yanı sıra; yağmurlu ve soğuk günlerde gönüllülerimizle birlikte eğlenceli faaliyetlere katılabilecekleri, oyuncaklar ve eğitim materyalleriyle güçlendirilmiş bir çocuk odamız da var.

Gönüllülük, geri dönüşüm ve zarar vermeme ilkelerimize sadık kalarak var etmeye çalıştığımız İmece Köy mutfağı sıfır atık prensibiyle işliyor. İhtiyaçtan fazlasını tüketmemeye ve paylaşmaya olan inancımıza uygun olarak mutfak atıkları İmece Köy’de birlikte yaşadığımız kedi, köpek, koyun ve tavuklara veriliyor ya da mutfağımızın en önemli kaynağı olan tarlamızı zenginleştirmek için kullanılıyor.

İmece İnisiyatifi Derneği’nin Hindistan’ın önde gelen sosyal girişimlerinden Barefoot College ile devam eden bir iş birliği bulunuyor. Bu iş birliği kapsamında temiz enerji üretimi ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Uluslararası iş birliklerinin derneğin çalışmalarına ne tür bir katkısı oluyor?

Uluslararası Güneş Eğitimi Programı (International Solar Training Program) 2008 yılında başlamış ve Hindistan Hükümeti Dışişleri Bakanlığı’nın bir bölümü olan Hindistan Teknik ve Ekonomik İşbirliği (ITEC) ile devam ediyor. Biz İmece Köy fikrinin grup içinde konuşulduğu dönemde, bu programla Barefoot College’ın kurucusu Bunker Roy’un TED konuşması sayesinde tanıştık ve Barefoot College’ı ziyarete gittik. Hem kendi köy planımızı hem Solar Age projemizi, neden böyle bir üretim yapmak istediğimizi anlattık. Bunker Roy da bize Barefoot College’ın yürüttüğü Uluslararası Güneş Eğitimi Programı’na kursiyer gönderebileceğimizi söyledi ve üretimlerimizi bu programı bitiren kadınlarla gerçekleştirme fikrini verdi. Böylece 2017’de Uluslararası Güneş Eğitimi Programı’na Türkiye’den ilk katılımcıları gönderdik. Şimdiye dek toplam 7 kadın Barefoot’taki programa dahil oldu. Mine ve Ezgi, İmece’yle devam etmek istediler ve ekibe dahil oldular. Şu an İmece Köy’ünde devam eden Solar Age programını birlikte yürütüyorlar. Energy For Everyone (EFE/), Solar Age Projesiyle birlikte ürettiğimiz ilk ürün, güneş enerjisiyle çalışan bir powerbank. Ancak biz, güneş enerjisiyle çalışan oyuncaklar gibi farklı ürünleri de geliştirmek, üretmek istiyoruz.

Kasım ayında Bunker Roy’la tekrar görüşme imkanı bulduk ve iş birliğimizi sürdürmenin yollarını konuştuk. EFE’nin Barefoot College’in ürün kataloğunda tanıtılmasından, Hindistan’daki programın daha küçük ölçeklisini Türkiye’de uygulamaya kadar fikir alışverişlerinde bulunduk. Bu ortaklık bize en başta kendi hayalimizi gerçekleştirmenin mümkün olduğunu gösterdi. Çalışırsak olabileceğini ve iyi olabileceğini Barefoot’ta gördük. Mine ve Ezgi Barefoot’taki eğitimden sonra, ikinci bir eğitime ihtiyaç duymadan programa dahil olabildiler. Ayrıca dünyanın farklı ülkelerinden kadınlarla bir araya gelmiş olmanın onlara kazandırdığı pratikle İmece Köy’ünde, sığınmacı kadınlarla tüm dil engellerine rağmen rahatlıkla iletişim kurabildiler. Yalnızca bu bile paha biçilmez bir deneyim. Güneş enerjisi alanındaki gelişmeleri takip edebilmek, enerji sektörü ve sivil toplumun kesiştiği noktada neler olabileceğini görmek ve parçası olabilmek de bizim için önemli.

Son yıllarda Avrupa’da ve dünyada mültecilere yönelik hak ihlalleri ve düşmanlık artıyor.Türkiye de bu konuda önemli bir sınav veriyor. Yaptıklarınızın bu gelişmelerle nasıl bir ilişkisi var?

Ayrımcılığı, adaletsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırma yolunda bir adım olacak işler yapmaya gayret ediyoruz. Tüm faaliyetlerimizi kişinin milliyetine, rengine, inancına, herhangi bir “farklılığına” bakmadan insanı odağımıza alarak ancak diğer varlıklara da fayda sağlayarak ya da en azından zarar vermeden yürütmeye gayret ediyoruz. Sosyal medya paylaşımlarımızda da bilinçli bir biçimde “farklılıklardan” değil insanlardan ve ihtiyaçlardan bahsediyoruz çünkü kişilerin mülteci olmaları, nereden geldikleri ile değil; neyle başa çıkmak zorunda olduklarıyla ve ihtiyaçlarıyla ilgileniyoruz. Yardımlara bağımlı kalmadan, insan onuruna yaraşır biçimde kendi geçimlerini sağlayacak faaliyetler planlamaya, uygulamaya; bu fikri aşılamaya gayret ediyoruz.

2019 yılında hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile İmece İnisiyatifi Derneği’nin kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe ve mentor desteği ile İmece’yi fon arayışlarından ve bağışlara bağımlı olmaktan çok daha avantajlı bir duruma getirebilmeyi umuyoruz. EFE’nin gelirlerinin bir kısmı da İmece’nin faaliyetlerini sürdürebilmesi için kullanılacak örneğin. Bunu başarabilmemiz içinse ürünümüzü başta acil durumda insani yardım hizmeti veren kuruluşlara tanıtmamız gerekiyor. Fon arayışları dışında hibe bütçemizin önemli bir kısmını buna hizmet edecek temasları kurabilmek için seyahatlere de ayırdık. Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz Hindistan seyahatini bu hibeyle gerçekleştirdik. Ocak ayında Brüksel’de Medicin Sans Frontieres/ Doctors Without Borders, Almanya’da Plan B ve Hollanda’da World Fair Trade Organization ile yapacağımız toplantı giderlerinin bir kısmını yine kurumsal kapasite hibe desteğimizle karşılayacağız.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği ile Çalışmalarını ve Kurumsal Destek Fonumuzu Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Programımızın 2019 döneminden hibe ve mentorluk desteği alan Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA) ile mevcut çalışmalarını, 2020 yılı için hedeflerini ve kurumsal hibe programımızı konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler eğitimde fırsat eşitliği yaratmak ve köy okullarında eğitim kalitesini artırmak amacıyla çalışan KODA’yı 2018 yılında Çocuk Fonu kapsamında verdiğimiz hibe desteğinden de tanıyorlar. Projenin tamamlanmasının ardından KODA’nın çalışma alanlarında ve yürüttüğü faaliyetlerde değişiklikler oldu mu? 2020’de KODA’nın gündeminde ne tür çalışmalar yer alacak?

Köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için yürüttüğümüz faaliyetlerimizde yaygınlaşma odağındaki çalışmalarımız devam ediyor.

Köy öğretmenlerinin ihtiyaç duydukları konularda eğitimler almasını, kişisel ve mesleki açıdan güçlenmesini ve sürdürülebilir bir ağ kurmayı hedefleyen Öğretmen Toplulukları Programı, 3 yıldır Şanlıurfa-Harran ve 2 yıldır da Diyarbakır’da devam ediyor. Farklı bölgelerdeki köy öğretmenlerinden sık sık katılım talebi aldığımız programı önümüzdeki dönem; Malatya, Siirt-Pervari ve Samsun’da da uygulayabilmek için Milli Eğitim Müdürlükleri ile ön görüşmeler yaparak anlaşmaya vardık. Bütçe bulmamız halinde bu programı, ikinci dönemde yürütmeye başlayacağız.

Eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adayı üniversite öğrencilerinin, mezun olmadan önce köyde öğretmenlik yapmaya dair uygulamalı deneyim kazanmaları için yürüttüğümüz Çocuk Atölyeleri Programı’nı, geçtiğimiz yıl Muş’ta Muş Alparslan Üniversitesi’nde, İzmir’de Ege Üniversitesi’nde ve Samsun’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde uyguladık. Çocuk Atölyeleri Programı’na bu dönem Diyarbakır’da Dicle Üniveristesi’ni de dahil ederek devam ettik. Daha fazla üniversitede bu programı uygulamak için ve programa katılarak mezun olan öğretmen adaylarıyla nasıl bir kapsamda çalışmaya devam edebileceğimizin planlanmasına dair hazırlıklarımız sürüyor.

Geçtiğimiz yıl Şanlıurfa-Harran ve Diyarbakır-Çınar’da uyguladığımız mentorluk desteği uygulamamıza bu dönem bütçe bulamadığımız için devam edemedik. Bu uygulamanın amacı katılımcı öğretmenlerin, mentorluk desteği alarak akran mentorluğu eğitimi ile diğer köy öğretmenlerine destek olup, elde ettikleri kazanımların başka okullara da taşınması için öncülük etmelerini sağlamak. Şubat ayı itibariyle yeniden uygulamaya geçebilmek için; Siirt-Pervari, Diyarbakır-Çınar ve Şanlıurfa-Harran için projelendirmemizi ve bütçe çalışmamızı tamamladık. Mentorluk desteği uygulamamızda geçen yıl bir mentor öğretmenimiz, Şanlıurfa-Harran ve Diyarbakır-Çınar’daki köy okullarını ayda bir kez ziyaret ederek köy öğretmenlerine geri bildirimler verdi. Bu yıl Mentorluk Desteği’nin daha yaygın bir model olabilmesi için, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) atadığı 4 öğretmenin mentorluk yapabileceği bir projeyi Siirt-Pervari, Diyarbakır-Çınar ve Şanlıurfa-Harran için oluşturduk. Eğer bütçe bulabilirsek, önümüzdeki dönem bu 3 bölgede uygulamaya başlayacağız.

İçerik geliştirme faaliyetlerimizde, bu yıl büyük bir yol kat ettik. Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Müdürlüğü ve Sabancı Vakfı iş birliğinde, köy öğretmenlerinin ihtiyaçlarına yönelik olarak hazırladığımız “Köy Öğretmeninin Başucu Kitabı” ve “Birleştirilmiş Sınıflı Köy Okulları için Etkinlik Kitabı”nı tamamlayarak, Eğitim Bilişim Ağı üzerinden açık kaynak olarak öğretmenlerin kullanımlarına sunduk.

Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Müdürlüğü ve Sabancı Vakfı ile “Birleştirilmiş Sınıflarda Görev Yapan Köy Öğretmenlerinin Mesleki Kapasitelerini Geliştirme Eğitici Eğitimi” kursunun verilmesi ve yukarıda bahsettiğimiz kitaplarımızın yaygınlaştırma sürecini kapsayan bir yıllık bir protokol imzaladık. Köylerde birleştirilmiş sınıfların kendine özgü problemleriyle tek başına mücadele eden öğretmenlere destek olmak ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak için aşağıdaki konuları içeren bir eğitici eğitimi tasarladık:

– Birleştirilmiş Sınıflarda Sınıf Yönetimi ve Planlama
– Birleştirilmiş Sınıflarda Öğretim Yöntem ve Teknikleri
– Birleştirilmiş Sınıflarda Sanatsal Beceriler (yaratıcı drama, hikaye anlatıcılığı, ritim, müzik, görsel sanatlar)
– Birleştirilmiş Sınıflarda Öğrenme
– Birleştirilmiş Sınıflarda Kapsayıcı Eğitim
– Birleştirilmiş Sınıflarda Ölçme ve Değerlendirme
– Doğada Öğrenme
– Okula Aidiyeti Geliştirmeye Yönelik Vaka Çalışmaları
– Okul, Aile, Köy İlişkileri
– Köyde Sosyal Girişimcilik

23-29 Ağustos ve 1-7 Eylül tarihleri arasında yaklaşık 100 öğretmene birer hafta süren ilk aşama eğitici eğitimi kursunu verdik. Kasım ayında da bu kursa katılan 100 öğretmeni davet ederek ileri seviye eğitici eğitimi kursunu verdik. Ocak ayında yeniden bir eğitici eğitimi kursu açarak, Türkiye’nin tüm illerinden birer öğretmenin katılmasını sağlamayı planlıyoruz. Böylece Türkiye’deki birleştirilmiş sınıf okutan tüm öğretmenlerin bu eğitimi alabilmesini hedefliyoruz. Eğitici eğitimini alan öğretmenlerin, kendi bölgelerindeki öğretmenlere 25’er kişilik gruplar halinde, seminer dönemlerinde ve sömestr tatillerinde bu eğitimleri vermeleri planlanıyor.

Bu protokol kapsamında yürüteceğimiz bir diğer çalışma ise; eğitim modüllerinin oluşturulması ve online bir platform üzerinden tüm öğretmenler ile paylaşılması.

KODA olarak 2020 yılı için gündemimizde olan çalışmalar; Öğretmen Toplulukları Programı’nı ve Çocuk Atölyeleri Programı’nı yaygınlaştırmak, mentorluk desteği uygulamasını yeniden hayata geçirmek, eğitici eğitimleri ile Türkiye’nin dört bir yanındaki birleştirilmiş sınıf okutan köy öğretmenlerini güçlendirmek. Tüm bunların yanında; eğitim müfredatı, köylerde sanat, model okul ve akademi gibi bütçe ve planlama çalışmalarını yaptığımız yeni proje fikirlerimizi bütçe bulmamız halinde faaliyete geçirmeyi planlıyoruz.

KODA’nın köy okullarında yürüttüğü çalışmaların önemli bir bölümü birleştirilmiş sınıflar üzerine olduğunu görüyoruz. Birleştirilmiş sınıf nedir? KODA olarak birleştirilmiş sınıflar ve bu sınıflardaki öğretmenlere yönelik olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Birleştirilmiş sınıf; nüfusun az olduğu bölgelerde farklı yaş gruplarındaki ilkokul öğrencilerinin bir öğretmen tarafından aynı sınıfta okutulması ile oluşturulan bir öğretim yöntemidir. Ülkemizde çoğunlukla olumsuz söylemler ile anılan birleştirilmiş sınıflar, Almanya ve Finlandiya gibi ülkelerde, öğrenme kolaylığı (akran öğrenmesi gibi) ve sahip olduğu avantajlar açısından özellikle tercih edilmektedir. Birleştirilmiş sınıf okutan öğretmenleri desteklemek üzere yürüttüğümüz çalışmalarımızı 4 ana başlıkta özetlemek mümkün: kaynak kitaplar, eğitici eğitimleri, ağ kurma ve öğretmen adaylarına mezun olmadan önce uygulamalı deneyim kazandırma.

Köy öğretmenlerine bir rehber niteliğinde olan, köy okullarında eğitime dair örnek uygulamaları ve uzman görüşlerini paylaştığımız Köy Öğretmeninin Başucu Kitabı’mıza ve MEB müfredatında yer alan ders kazanımlarının disiplinler arası etkinlikler ile işlenmesine aracılık ederek, sınıf içi ve sınıf dışı uygulamaları desteklemeyi amaçlayan Birleştirilmiş Sınıflı Köy Okulları İçin Etkinlik Kitabı’mıza tüm öğretmenler Eğitim Bilişim Ağı üzerinden erişebiliyor.

Birleştirilmiş sınıf okutan tüm öğretmenlerin güçlendirilmesini hedefleyen eğitici eğitimi kurslarımız (Birleştirilmiş Sınıflarda Görev Yapan Köy Öğretmenlerinin Mesleki Kapasitelerini Geliştirme Eğitici Eğitimi) ile birleştirilmiş sınıf okutan tüm öğretmenlerimize ulaşmayı planlıyoruz. Öğretmenlerin hem kişisel hem de mesleki olarak sürekli bir gelişim halinde kalmalarını hedefleyen Öğretmen Toplulukları Programı’mız ile bir ağ kurmayı hedefliyoruz.
Üniversitelerin eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adaylarının mezun olmadan önce uygulamalı deneyim kazanmalarını sağlayan Çocuk Atölyeleri Programı’mızı yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.

 Türkiye’de köy okulları genellikle eksikler ve imkansızlıklar üzerinden anılıyor. Oysa, KODA olarak köy okullarında okumanın öğrenciler için birçok fırsat sunduğunu söylüyorsunuz. Bu fırsatlardan ve bu fırsatların ortaya çıkmasında öğretmenlerin oynadığı rolden bahseder misiniz?

Öğretmenlerle yaptığımız çalışmalar ve saha araştırmalarımız sonucunda, farkına vardığımız ve çalışmalarımızda odaklandığımız fırsatlar şöyle;

1. Okulların doğa içinde olması:
– Çocukların gelişiminde çok önemli olan, koşup oynamak için yeterli büyüklükte ve doğa ile iç içe bir alan,
– Doğayı bir öğrenme aracı olarak kabul etme,
– Öğrenmeyi sınıfın dışına taşıma olanağı,
– Çocuğun kendisinin doğanın bir parçası olduğunu fark etmesi.

2. Küçük okullarda öğretmenin inisiyatif almasının daha kolay olması

3. Sınıf mevcudunun azlığı:
– Daha sıcak, güvenilir bir okul ortamı ve bu ortamın çocuğun gelişimine sağlayacağı olumlu etki,
– Öğretmenin öğrenciyle daha derin bir ilişki geliştirebilmesi ve bunun çocuğun gelişimine yapacağı olumlu etki,- Öğretmenin öğrenciyi daha iyi tanıyarak daha kişiselleştirilmiş bir öğrenme sürecini tasarlama fırsatının olması.

4. Okul-aile-köy halkı arasındaki fiziksel yakınlık:
– Köyün coğrafi ve sosyal yapısının okul-aile iş birliğini geliştirmek için çok elverişli olması,
– Öğretmenin çocuğu bir birey olarak tanıması.

Bir köy okulundaki öğretmenin konumu, öğrencilerine bilişsel beceriler kazandırmasının yanında, çocuğun kendi olma halini koruyabilmesine ve kurduğu hayallerinin büyümesine de rehberlik etmek oluyor. Öğretmen ne kadar çok mevcut fırsatlara odaklanarak kendini geliştirirse, öğrenciler için de o denli faydalı olması mümkün.

Son dönemde Milli Eğitim Bakanlığı ile bir iş birliğine başladınız. Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birlikleri hem fırsatlar hem de zorluklar içeriyor. Kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak isteyen STK’lara önerileriniz neler olur?

Kamu kurum ve kuruluşlarıyla olan iş birlikleri, en üstteki kurum (örneğin bizim için Milli Eğitim Bakanlığı) ile çalışmak olarak düşünülebiliyor. Oysa bizim KODA olarak deneyimimizde, henüz referansı olmayan bir dernekken bile il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleriyle çalışmamız mümkün oldu. Kamu kurum ve kuruluşlarıyla olan iş birliğini doğrudan bakanlık düzeyinde ilgili kurumun merkeziyle ve en baştaki yöneticileriyle iş birliği gibi düşünmek yerine, yereldeki kamu kurumlarıyla olan iş birliklerini de çok önemsemek gerektiğini düşünüyoruz. Yereldeki kamu kurumlarıyla çalışmak, özellikle ilk aşamalarda çok güç katabilecek iş birliklerine dönüşebilir.

Eğer bakanlık seviyesinde bir çalışma varsa, orada da ilişkinin üst düzeydeki yöneticilerle sınırlı kalmaması, bakanlığın içinde aynı alanda beraber çalışılan kişilerle ilişkilerin geliştirilmesi, onların bakış açılarının anlaşılması önemli.

Kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine özgü birtakım prosedürleri olabiliyor. Bu prosedürleri öğrenmeye zaman ayırmanın da önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda kurumun kendisi çok açıklayıcı olmasa bile iletişimde kalınan diğer paydaşlardan (örneğin bizim için öğretmenler) destek almak faydalı olabilir.

Yereldeki kamu kurumlarını bir paydaş olarak görmek, yapılan işi, başarıyı ve sosyal etkiyi paylaşmak, onlara da görünürlük vermek ilişkilerin geliştirilmesi açısından kritik. Etkili iş birlikleri için iletişimi sürekli tutmak, iş yapılan zamanların dışında da süreç içinde birkaç kez görüşmek, yapılan çalışmalara davet etmek ve katılmalarını sağlamak gerektiğini düşünüyoruz.

Kurumsal Destek Fonu’muzun 2019 döneminde aldığınız hibe ve mentor desteği ile KODA’nın kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

KODA olarak finansal sürdürülebilirliğimizi sağlamak adına kaynak geliştirme ve bağışçı yönetimini geliştirmeyi planlıyoruz. İletişim stratejimizi ve kaynak geliştirme stratejimizi oluşturarak bireysel ve kurumsal bağışçı sayımızı artırmayı hedefliyoruz.

Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Kurumsal Destek Programı Kapsamında Aldıkları Hibe Desteğini Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Programımız kapsamında desteklediğimiz Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yavaş yaşam felsefesi kapsamında yaptıkları çalışmaları ve aldıkları kurumsal hibenin derneğe katkılarını konuştuk.

Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği, “hayatı, zamanı, dünyayı tüketme” sloganıyla 2011 yılından beri İzmir’de faaliyetlerini sürdürüyor. Derneğin amaçları arasında olan yavaş yaşam felsefesi ve bu felsefenin yaygınlaştırılması için yürüttüğünüz çalışmalar hakkında bizimle bilgi paylaşabilir misiniz?
Yavaş yaşam felsefesinin birçok alt başlığı ve tanımı var. Yavaş yemek hareketinin iyi, temiz ve adil gıda yaklaşımı var; yavaş şehir hareketinin sürdürülebilir kentler oluşturma vizyonu var; yavaş mimari, yavaş para gibi birçok hareket var. Temel olarak hayatın mevcut hızından memnun olmama ve bir şekilde hayatı yakalamak için herkesin kendi yöntemiyle hayatı yavaşlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bizim açımızda yavaş yaşam, birbirimize iyi gelen karşılaşmaların, sadece tüketmek yerine üretmeyi teşvik edecek girişimlerin olduğu, doğayla barışık, sakin ve huzurlu bir toplumsal yaşamdır. Toplumda farklı kesimlerden insanların karşılaşması, bir araya gelmesi, birbirlerinden haberdar olması, iletişim kurması üzerine bu sene bazı faaliyetlerimiz var. Yavaş Yaşayanlar isimli bir kısa belgesel çalışmamız sonra erdi, 12 Aralık’ta gala gecesini yapacağız. Türkiye’nin farklı yerlerinden 9 kişinin sessiz sedasız yaptığı hak temelli çalışmaları kayıt altına aldık ve bunları yayınlayacağız. 2020 yılında İzmir’de çalışan hak temelli sivil toplum örgütlerinin destekleyecek bir kuluçka merkezi/destek merkezi kurma projemiz var, bunun için İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte çalışıyoruz.

2016 yılında yürüttüğünüz “Yavaş Yaşa” kampanyası farklı kesimler arasında oldukça dikkat çekti. Diğer yandan, “Black Friday Türkiye” olarak bilinen ve tüketimi teşvik eden kampanyalar da Türkiye’nin gündeminde giderek daha fazla yer buluyor. Yavaş Yaşa kampanyasının ortaya çıkışından, kampanyanın ana mesajlarından ve kampanya sonrasında aldığınız tepkilerden bahseder misiniz?
Yavaş Yaşa kampanyası oldukça düşük bir bütçeyle, Sivil Düşün AB Programı desteğiyle gerçekleşti. Biz birçok konuda en büyük “düşman” olarak bilinçsiz tüketimi görüyoruz. Çevrenin kirlenmesi, insanların emeklerinin istismar edilmesi, insanların borç batağına saplanması ve insanlara karşı önyargının yaygınlaşmasının en büyük sebebi tüketim. Biraz daha geniş çerçeveden bakarsak ekonomik krizlerin hatta savaşların bile sebebi tüketim. Eğer tüketicilerin çoğunluğu elektrikli arabaları tercih etse, petrolün değeri düşse, petrol kaynaklarını ele geçirmek için savaş çıkar mıydı? Sonuçta tüketimin azalması lazım, günümüzdeki tüketim miktarı bu dünya kaynakları tarafından karşılanamıyor. İnsanların tüketimlerini azaltmaları ve bilinçli tüketmeleri gerekiyor. Bilinçli derken, Amazon ormanlarını kesen bir firmanın ürününü kullanmak yerine kesmeyen bir firmanın ürününü kullanmak gibi yaklaşımlardan bahsediyoruz. Kampanyamız beklediğimizin çok üstünde ses getirdi. Facebook paylaşımlarımız milyonlarca insana ulaştı, televizyon haberlerinde, radyo programlarında, internet sitelerinde bahsedildi. CNN Türk, TedX Koç Üniversitesi ve TedX Bursa programlarına davet edildik. Hazırladığımız görselleri okullarına asmak isteyen öğrenciler, eğitim vermemizi isteyen öğretmenler, bizi davet eden, üye olmak isteyen yüzlerce insan bize ulaştı.

Uluslararası bir ağ ve yaklaşım olan Cittaslow Birliği’ne de dahilsiniz. Cittaslow’un nasıl bir vizyonu var? Bu vizyonu Türkiye’de uygularken nasıl tecrübeler edindiniz?
Cittaslow, yavaş yaşam hareketini yerel yönetimler ölçeğinde yaymaya çalışan uluslararası bir belediyeler birliği. Biz de dernek olarak Cittaslow Türkiye ağının ortağıyız diyebiliriz. Cittaslow’un amacı yaşam kalitesi yüksek, kendine yeten kentler oluşturmak. Tarımın, yerel üretimin, yerel el emeği ürünlerinin geliştirildiği, kentin tarihine, geleneklerine, doğasına sahip çıkan kentler oluşturmak. Bu vizyonu Türkiye’de uygularken fark ettiğimiz en önemli şey köylerin, kasabaların ve küçük kentlerin her geçen gün ıssızlaşmasıydı. Tarımla ve hayvancılıkla geçinemeyen insanların büyük şehirlere göçmesi aynı zamanda daha az üretim ve kendine daha az yeten bir ülke anlamına geliyor.

2019 yılında hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Programı’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?
Bu hibe çerçevesinde yaptığımız öz değerlendirme çalışmasında iletişim alanında sıkıntılarımız olduğunu gördük. Üyelerimizle, destekçilerimizle, ortaklarımızla düzenli ve anlamlı bir iletişim içinde olmadığımızı fark ettik. Bu yüzden, hibe sayesinde bir iletişim sorumlusu istihdam etmeye başladık. Amacımız hem kendimizi hem yaptıklarımızı daha çok kişiye ulaştırmak ve halihazırda ilişki içinde olduğumuz şahıs ve kurumlarla daha verimli bir iletişim kurabilmek.

Hibe, mentorlarla yapılan çalışmalar ve uzmanlık temelli gönüllü desteklerinden oluşan kurumsal hibe desteğinin Yavaş Yaşamı Destekleme Derneği ve derneğin çalışmalarına ne tür katkılar sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Derneğimizin kurumsal hibe desteği sayesinde doğru bir iletişim stratejisi oluşturup uygulaması sonucu tanınırlığımızın artmasını, paydaşlarımızla iş birliği imkanlarımızın gelişmesini ve daha fazla sayda gönüllünün bize destek olmasını umuyoruz. Birçok alanda proje bazlı hibelere erişmemize rağmen doğrudan kurumsal kapasitemizin arttırılması için aldığımız bu hibenin çok yararlı olacağını düşünüyoruz. Bir proje veya faaliyet karşılığında değil sadece kendi kurumumuzu daha iyi hale gelmesi için bir hibe alabilmek bizim için çok önemli.

Arada Derneği ile Kurumsal Destek Programı Kapsamında Aldıkları Hibeyi Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Kurumsal Destek Progragımı’nın 2019-2020 dönemi kapsamında hibe verdiğimiz Arada Derneği ile sanat ve sosyal uyum alanlarındaki çalışmalarını ve kurumsal desteğin katkılarını konuştuk.

Arada Derneği farklı sosyo-kültürel grupları bir araya getiren sanat ve sosyal uyum aktiviteleri düzenliyor. Birlikte çalıştığınız gruplar ve bu gruplara yönelik olarak düzenlediğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?
Arada Derneği sanat ile sosyal fayda sağlamak amacıyla çalışıyor. Yaptığımız aktivitelerde ‘Herkesle sanat herkese sanat’ sloganıyla sanatta fırsat eşitliği sağlıyoruz. Çalıştığımız bölgenin ihtiyacına göre şiddetsiz iletişim, cinsiyet eşitliği gibi kavramlar üzerine farkındalık arttırıcı etkinlikler düzenliyoruz. Hedef grubumuz yoksul bölgelerdeki çocuklar, engelliler, mülteciler, göçmenler, kadınlar ve LGBTİ+ bireyler gibi dezavantajlı gruplar. Sosyal içerme odaklı projelerde, farklı etnik ve kültürel yapılardan bireyleri bir araya getirerek aralarındaki iletişimi güçlendirecek, varsa çatışmaları en aza indirecek, dışlanmaya maruz kalan grupların görünürlüklerini arttıracak ve kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlayacak sanat etkinlikleri düzenlemekteyiz.

Çalışmalarımızın içerisinde Disiplinler Arası Sanat Atölyeleri, Eğitim Tiyatrosu (Forum ve İmaj Tiyatrosu), dans, ritim, ses ve hareket, koreografi, resim, heykel, endüstri ürünleri tasarımı, beden farkındalığı atölyeleri bulunmaktadır. Genellikle üretim odaklı yaptığımız çalışmalarda tiyatro gösterimi, sergi, film çekimi ve gösterimi gibi etkinlikler düzenleyerek çalıştığımız grubun görünürlüğünü arttırıyoruz ve kendilerini sanatsal bir dille ifade etmelerine destek oluyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı: Farklı hedef kitlelerle çalışmalarınızla edindiğiniz deneyimi düşündüğünüzde, sanat faaliyetlerinin sosyal uyum çalışmalarına etkisi ve bu kapsamda yaratılan değişim hakkında bizimle neler paylaşabilirsiniz? Bu yaklaşımı tercih etmenizin nedeni nedir?
Sosyoekonomik ve sosyokültürel olarak dezavantajlı, etnik köken farklılığı vb. nedenlerle dışlanmış gruplar çoğunlukla şehrin merkezinden uzak ya da gettolarda yaşadıkları için sanat faaliyetlerinden yeterince yararlanamıyorlar ve kendilerini toplum içerisinde ifade etmekte zorlanıyorlar. Dezavantajlı bireyleri de içeren (katılımcı ve yönlendirici olarak) sanat çalışmaları yaparak toplum içerisinde daha görünür olmalarını ve kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlıyoruz.

Sanat çalışmaları; farklılıkları renk olarak kullanan, çatışmaları yaratıcı süreçlerle çözen, en hızlı şekilde iletişim kurma ve kaynaşma sağlayan, toplumsal sınıflamaları ve dışlamaları da ortadan kaldıran veya azaltan bir yöntem olduğu için hem sosyal etkisi yüksek hem sürdürebilir bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Özellikle beden üzerine yoğunlaşan sanat atölyeleri, dil engelini kaldırıyor duygusal ifadeleri paylaşma ve ortaklıklar kurarak sosyal iletişimi arttırıyor. Bedensel olarak kendini rahat ifade edebilen ve birbirlerinin hareket alanlarına saygılı etkin bir iletişim halinde olan bireylerin sosyal becerilerini geliştiriyor sözlü ve fiziksel şiddetten uzaklaştırıyor.

Sosyal uyumda sanat daha akıcı, kaynaştırıcı, özellikle dezavantajlı grupların mevcut çalışmalar içerisinde kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlıyor. Dans, müzik, resim gibi evrensel bir dil olan sanat; katılımcıların hem hızlı iletişim kurmalarını hem de eğlenmelerini sağladığı için dışlanmaya maruz kalmadan sosyal ortamlar yaratıyor.

Çocuklarla yaptığımız çalışmalarda disiplinler arası sanat metodunu kullanıyoruz. Farklı alanlara yetenekleri olan çocukların bu yeteneklerini keşfetmelerini ve ailelerinin de bu yönde farkındalığını arttırmalarını hedefliyoruz. Çocukların küçük yaştan itibaren sosyal hayatın içerisine girebilecek ve farklı sosyal ortamlarda kendilerini ifade etmelerini sağlayacak beceriler geliştirmelerinde yardımcı oluyoruz. Özellikle gettolarda yaşadığı ortam itibari ile şiddete maruz kalan ve uyuşturucu madde kullanımına şahit olan çocukların bu becerilerini geliştirmesi kendi sosyal ortamlarını seçmeleri ve okula devamlılıklarının artmasında da etkili oluyor.

Engelliler ile yaptığımız çalışmalarda Türkiye’de uygulanan acındırma ve sosyal dışlama içeren yöntemleri değiştirmek adına daha interaktif katılımcılı çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Sadece engelliler ile çalışmak yerine farklı grupları bir araya getiriyoruz. Acındırma yerine sosyal içerme alanında engellileri güçlendirme ve görünürlüklerini arttırma üzerine odaklanıyoruz. Bu alanda yaptığımız çalışmaları İstanbul Üniversitesi Engelliler Uygulama Araştırma Yüksek Lisans Programındaverdiğimiz seminerlerle pekiştirilerek bilimsel alana da katkı sağlıyoruz.

Kadın ve LGBTİ+ alanındaki derneklere daha çok bedensel farkındalık ve güçlendirme içeren sanat aktiviteleri düzenliyoruz. Bu alandaki ana amacımız bu alanda derneklerin bu tür etkinliklerin sosyal etkilerinin farkına vararak devam ettirmesini sağlamak.

Arada Derneği uluslararası ve disiplinler arası bir sanat festivali olan Arada Festivali’ni de düzenliyor. Arada Festivali kapsamında ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Festivalin farklı alanlarda gerçekleştirdiğiniz çalışmalara nasıl bir katkısı oluyor?
Arada Festivali yaklaşık 10 senedir Arada sosyal çalışmalarının içerik geliştirmesine yardımcı oluyor. Gerçekleştirilen uluslararası iş birlikleri, derneğin ağlarının yurtdışına uzamasını sağlıyor. Farklı ülkelerden genç sanatçıların sosyal sorunlar üzerine düşünüp farklı çözüm yolları üretmesinde öncü oluyor. Son senelerdeki hedefimiz sanatçıları sosyal sorunlar üzerine düşünmeye teşvik ederken diğer yandan da farklı alanlardaki STK’ları sanat alanına çekerek disiplinler arası bir ağ oluşturmak. Aynı zamanda her festivalde hem uluslararası hem de belediyeler arası farklı iş birlikleri oluşturarak kamu, sanatçı, aktivist ve akademisyenler arasından konsolosluklar desteği ile de diplomasiye kadar uzanan bir dayanışma ağı oluşturuyoruz.

Daha önce Viyana-Avusturya, Amsterdam-Hollanda arasında gerçekleşen festivalin bu seneki ayağı ağırlıklı olarak Londra’da olacak. Bu anlamda Londra’ya Ocak ayında yapacağımız gezilerde AB Sivil Düşün desteği ile hem sanatçılarla hem de sosyal içerme üzerine çalışan birçok kurumla buluşacağız.

Sivil Toplum için Destek Vakfı: 2019 yılında hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Programı’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile Arada Derneği’nin kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?

Kurumsal Destek Programı, kurumun iletişim stratejilerinin geliştirilmesi, uzun ve kısa vadede fon vb. destek çalışmalarının sürdürebilir ilişkiler üzerinden kurulması, daha çok yararlanıcıya ulaşacak ve daha çok gönüllüyü kapsayacak bir çalışma sisteminin oluşturulması ve diğer kurumlarla kurduğumuz iş birliklerindeki konumumuzun netleşmesi, sürdürebilir finansal kaynaklar yaratmamız üzerine büyük katkılar sağlayacağını düşünüyoruz.

Hibe, mentorlarla yapılan çalışmalar ve uzmanlık temelli gönüllü desteklerinden oluşan kurumsal hibe desteğinin derneğinize ve derneğin çalışmalarına nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?
Uzman desteğiyle yeni iş birlikleri geliştirilmesi, fon ve sponsorluk desteği aldığımız kurumlara yaklaşımımız ve bireysel bağışçılar ile iletişimlerimizin sürdürebilirliği ve verimliliği, gönüllülerimizin fon ve iletişim stratejisindeki rolleri konularında kurumumuzu geliştiriyoruz. Ayrıca, ekibin bu stratejiler doğrultusundaki çalışma gücünün yönetiminde, mevcut/planlanan kampanyaların ve eğitimlerin kurumun sürdürebilir fon yaratma konusunda daha güçlü stratejiler ile yönetilmesinde ve sosyal medya kanallarının bu anlamda daha etkili ve verimli kullanılmasında bir uzmanla çalışmanın, deneyimli bir bağımsız gözlemci olarak bizi daha etkili çalışmaya motive edeceğini düşünüyoruz.

2019 Kurumsal Hibe Programı’ndan Hibe Alan STK’lar Belirlendi

By | Kurumsal Destek Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın, Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation eş finansman ortaklığıyla, Global Fund for Community Foundations finansal desteğiyle ve C@rma‘nın katkılarıyla hayata geçirdiği Kurumsal Hibe Programı 2019’dan hibe almaya hak kazanan sivil toplum kuruluşları (STK’lar) belirlendi. Kurumsal Hibe Programı’nın 2019 döneminde 6 sivil toplum kuruluşuna toplam 335.000 TL hibe desteği sağlanacak.

Kurumsal Hibe Programı’nın 2019 döneminde hibe almaya hak kazanan STK’lar, hibe miktarları ve tarihleri ile kurumsal gelişimleri için odaklanacakları alanlarla ilgili bilgiler aşağıdaki gibidir:

Kurumsal Hibe Programı kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar, Sivil Toplum için Destek Vakfı ekibinin kolaylaştırıcılığında oluşturdukları stratejik yönelim ve öncelik alanları doğrultusunda birer mentor ve ihtiyaçlarına göre şirket gönüllüleriyle de eşleştirilerek farklı biçimlerde de desteklenecekler.

Kurumsal Hibe Programı için yeni dönem başvuruları 2020’nin ilkbaharında başlayacaktır.

 

 

 

 

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği hibe süreci sona erdi

By | Kurumsal Destek Fonu

Vakfımızın Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği’ne 1 yılı aşkın süredir sağladığı toplam 18.720 TL’lık kurumsal hibe desteği son buldu. Hibe dönemi kapsamında derneğe bir Ofis Koordinatörü istihdam edilmesi sağlanarak derneğin ihtiyacı olan idari süreç koordinasyonuna destek sağlandı. Böylece Türkiye genelinde kampanya faaliyetlerinin koordinasyonu, lojistik düzenlemeleri ve raporlama süreçlerinin gerçekleştirilmesi sağlandı, ulaşılan genç sayısının ve etkinlik verimliliğinin izleme/ değerlendirilmesi yapılabildi. Dernek ofisinde çalışma düzenin sağlanarak iş verimliliğinin artması, dernek materyallerinin kullanım kontrolü ve güvenliğinin sağlanması, dernek ofisinin genel giderlerinin kayıtlarının tutulması ve işlemlerinin gerçekleştirilmesi, ofis ziyaretlerinde gençlerle tanıtım, görünürlük ve materyal sağlama çalışmalarının gerçekleştirilmesi gerçekleştirildi.

Düzenli gelir kaynakları olmayıp proje ve hibe başvuruları üzerinden sürdürülebilirliğini sağlamaya çalışan bir derneğin gelirlerinin devamlılığını sağlama noktasında yaşadığı zorlukları aşmasında destek olundu.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Kurumsal Destek Fonu, Proje Destek Fonu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın, Turkey Mozaik Foundation iş birliği çerçevesinde bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek amacıyla 2019 yılında ilk kez hayata geçirdiği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı’na başvuru yapan 34 kuruluştan 3’ünün projelerine bir sene süreyle toplam 200.000 TL hibe desteği verilerek, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışmalar yapan STK’ların kurumsal kapasitesinin güçlenmesine ve projelerini hayata geçirmelerine katkı sağlanacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı’nın 2019 döneminde desteklenecek sivil toplum kuruluşları ve projeleri:

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği: “Kadınların Can Simidi: 6284 sayılı Kanun” projesi ile, belediye çalışanlarına, muhtarlara ve şiddete maruz bırakılan ya da şiddete maruz kalma tehlikesi bulunan kadınlara yönelik eğitimlerin verileceği  bir program hayata geçirilecektir. 5 il ve 10 ilçede gerçekleştirilecek proje faaliyetleri ile 200’den fazla belediye çalışanı ve muhtara 6284 sayılı Kanun’la ilgili eğitimler verilecek; 400’den fazla kadının ise hakları konusunda bilgilendirilmeleri için bilinçlendirme çalışmaları yapılacaktır.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı: “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme” projesi kapsamında yapılacak araştırma ile çocuk yaşta evlendirilen kadınlarla çocukluklarını yaşayamadan, zorunlu kadınlık haline geçiş sürecinin analizi yapılacaktır. Proje kapsamında şu an yetişkin olan Suriyeli kadınlar ile çalışılarak, geriye dönüp baktıklarında yaşadıkları tüm süreçlerin olumsuz etkileri tespit edilecektir. Özellikle mülteci kadınlar için Suriye’de ya da Türkiye’de olmanın çocuk evliliği açısından bakıldığında farklılaşan, aynılaşan, kolaylaşan ya da zorlaşan tarafları tespit edilecektir. Araştırma ile çocuk evliliklerinin göç ile bağlantısı ortaya çıkarılırken, Türkiye coğrafyasında yaşayan kadınların ortak mücadele perspektifi geliştirebilmelerinin araçları belirlenmeye çalışılacaktır.

Uçan Süpürge Vakfı: Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, kız çocuklarının eğitim hayatından uzaklaşması ve/veya uzaklaştırılması ve yerelde kadın örgütlerinin birbirleriyle olan bilgi ve tecrübe paylaşımı konusunda örgütlenmelerine destek vermek amacıyla çalışmalar yapan Uçan Süpürge Vakfı, alacağı kurumsal hibe desteği ile vakıf bünyesinde insan kaynağını geliştirecek ve bu sayede vakfın sürdürülebilirliği için yeni kaynaklar yaratmak amacıyla çalışmalar yapacaktır.