Category

Röportaj

Galata Rum Okulu Vakfı’na Proje Hibe Desteği

By | Röportaj | No Comments

Proje Hibe Desteği Programı kapsamında desteklediğimiz Galata Rum Okulu Vakfı‘nın geçmişten günümüze olan hikayesini, yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuğumuz röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Galata Rum İlköğretim Vakfı (Galata Rum Okulu) ne zaman kuruldu? Kurulduğu tarihten bu yana okul faaliyetlerine ek son dönemde Galata Rum Okulu da oldukça renkli kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor. Biraz bahsedebilir misiniz?
Galata Rum Okulu Vakfı (GROV): Galata Rum Okulu, 1885 yılından itibaren başlayan inşa sürecin ardından, dönemin önde gelen ve Rum cemaatinin eğitimi konusunda büyük katkılar sağlamış olan filantroplardan Eleni Zarifi’nin girişimi ile hayat buldu ve ilk olarak eğitime 1910 yılında başladı. Bu dönemden 1988 yılına kadar modern bir eğitim kurumu olarak hayatına devam etmiş ancak azınlık nüfusuna yönelik gerçekleşen göç ve sürgün politikaları sonrasında eğitim faaliyetlerine ara verildi. Uzun yıllar kapalı ve öğrencisi kalmış olan yapı, 2012 yılında Galata Rum İlköğretim Vakfına geri verilmiş ve 2015 yılında da resmen eğitime kapatıldı. Kültürel faaliyetlere kapılarını açması ilk defa 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleri sırasında başlayan basit onarım sonrasında gerçekleşti. 1. İstanbul Tasarım Bienali, Galata Rum Okulu’nun bir kültür sanat mekanı olarak geleceğe yönelik kimliğinin temellerinin atıldığı ilk etkinliklerdendir diyebiliriz. 2012 yılından itibaren Galata Rum Okulu, IKSV’nin düzenlediği bienallerin dışında farklı kurum, organizasyon ve sanatçılarla birçok ortaklık kurarak çeşitli sergilere, performanslara ve konuşma serilerine ev sahipliği yaptı. Galata Rum Okulu’nda yer alan her sergi ve etkinlik, onları oluşturan sanatçı ve organizasyonların ortaya çıkardıkları ve beraberlerinde getirdikleri binlerce izleyici ile bu hafıza mekanının hayata ve bugüne daha çok bağlamasını sağlayarak, geleceğe adım atması için de daha çok yaşama gücü verdi.

Galata Rum Okulu’nun kurduğu ortaklıkların yanı sıra, özellikle 2015 yılından itibaren her yıl bir sanatçıyı kendi insiyatifi ile davet ederek mekana özel bir proje üretmesi için ağırlamakta. Bunlardan ilki Ceren Oykut’un sergisi ‘’Konstantiniye ve Ayasofya Defterleri’’ ve daha sonraki dönemlerde de Ekin Saçlıoğlu ve Olga Alexopoulou gibi sanatçılara da ev sahipliği yapmıştır.
2014 yılında Hollanda Başkonsolosluğunun MATRA İnsan Hakları Fonu’nun desteğiyle yıllardır kapalı kapılar ardında kalan okul arşivini gün yüzüne çıkarmak üzere Açık Okul Kütüphanesi hayata geçirildi. Öğrenci kayıt dosyalarından, okul kitaplarına, birçok benzeri doküman ve obje temizlenerek, kaydedilmiş ve düzenli bir arşive dönüştürüldü. Bu vesileyle okulun eski kütüphane alanı da gerek sanatçıların proje üretebileceği veya tartışma programları yürütebileceği bir platform gerekse sergilere paralel olan çeşitli kontekstlerde kaynakların okunup tartışıldığı kollektif kitap okuma etkinliklerine yer vermektedir.

Bunun dışında Galata Rum Okulu ekibinin yürüttüğü araştırma ve çalışmalar paralelinde , özellikle Rum kimliği ve toplumsal hafızasından yola çıkarak araştırma bazlı dokümanter sergiler de düzenlemektedir. Örneğin 2015 yılında, Stefanos Yerasimos’un kaybının 10. Yılı vesilesiyle bir anma etkinliği niteliğinde düzenlenen sergi ‘’Yerasimos Okulu’’, bir tarihçi, araştırmacı, eğitmen ve yazar gibi çok katmanlı bir alt yapıya sahip olan Stefanos Yerasioms’un üretimine odaklanan bir sergiydi.
Her sergide farklı bir kimliğe bürünen Galata Rum Okulu, gerek taşıdığı Rum mirasını ve belleğini yaşatmasıyla, gerekse 2012 yılından bu yana düzenlediği ve ev sahipliği yaptığı etkinliklerle, İstanbul’un kültür sanat hayatında önemli bir yer etmiş bir paylaşım ve kültür platformuna dönüşmüştür.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir, kısaca bahseder misiniz?
GROV: Sanırım karşımıza çıkan en büyük sorunlardan birisi Galata Rum Okulu’nun tarihi bir yapı olmasından kaynaklı olarak binanın fiziksel yapısını korumaya çalışma zorluğu diyebiliriz. Binanın kullanımına dair belirli kurallarımız ve sınırlamalarımız olmasına karşılık, neredeyse 100 yıllık bir binada sergilerin olması yapısal anlamda koruma çabamızı zorlayabiliyor mekana yapılan müdahalelerden dolayı. Bu zorluklar bir nevi kültürel mirası koruma meselesinin ve gerekli hassasiyetlerin yeteri kadar genel algıda yerleşmemesinden kaynaklı bence. Dolayısı ile öncelikle tarihi yapılar konusunda, veya esasında her türlü yapıya karşı olan bakış açısının doğru yönlendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bunu kurum olarak kendi çerçevemizde gerek sanatçı veya çeşitli alanlarda üreten kişilerle ortaklıklarımızı doğru yönlendirerek, gerekse bu çerçevede bilinçlendirmeye dair etkinlikler yaparak sağlamaya çalışıyoruz.

DV: Vakfımızın da destekleyeceği ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’ projesi nasıl ortaya çıktı?
GROV: Projeye dair ilk fikir, 4. Tasarım Bienali’nin kavramsal çerçevesini açıklaması ve aynı dönemde Büyükada Rum Yetimhanesi’nin Europa Nostra tarafından ‘Dünyadaki 7 tehlike altındaki kültür mirası’’ listesine seçilmesi ile ortaya çıktı. Tasarım Bienali’nin başlığı ‘’Okullar Okulu’’ ilk açıklandığında, esasında Okulların Okulu’nun Büyükada Rum Yetimhanesi’nin kent ve toplumsal tarih bağlamında bir hayat okulu olarak ta kendisi olduğunu düşünmüştük. Europa Nostra’nın listesine seçilmesi üzerine binanın kurtarılması için ne tür çalışmalar yapılacak, nereden destek bulunacak tartışmaları sürerken, Avrupa’nın birinci, dünyanın ise ikinci büyük ahşap yapısı olan Büyükada Rum Yetimhanesinin toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından esas olarak bilinmemesi ve bir kent hafızası olarak yok olmanın eşiğine gelmiş bu yapının bugününü ve özünü anlayabilmek için geçmişine bir nevi ışık tutmanın önemli olduğunu düşünerek, yapının gerek tarihsel arka planına gerekse sanatçıların gözünden sahip olduğu kadim ruha ve belleğe dair bir kapı aralayacak bu çalışmayı gerçekleştirmeye karar verdik.

DV: Proje dahilinde yapılacak temel etkinlikler nelerdir? Bu etkinliklerin sonunda nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?
GROV: Projenin ana omurgası sergiden oluşuyor. Sergi izleyiciyi bir kent tarihinin görünmez katmanlarını içinde barındıran bu hayat okulunun koridorlarında gezinmeye ve geçmişe bugünün gözünden bakmaya davet ediyor. Özellikle tarihe farklı açılardan bakabilme ve okuyabilmeyi önermenin yanı sıra tarihin canlı bir tanığı olan bu yapının ışığında genel anlamda kültür ve kent mirası/ belleğine dair olan bilicin gelişmesini ve yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Projenin diğer ayağında da kültürel miras, hafıza ve yetimlik ekseninde tartışmalar, okumalar ve atölyeler oluşturacaktır: Yetimhanenin 1964’te boşaltılması ve çocukların başka bir merkeze nakliyle beraber Rum cemaatinin maruz kaldığı uygulamalar, yetimhanenin hukuki durumu, filantropi ve diğer azınlık cemaatlerinin yetimhane deneyimleri çerçevesinde muhtelif etkinlikler düzenlenecektir. Buna ek olarak Açık Okul Kütüphanesi’nin parçası olan söyleşi serisi yapılacak. Bu vesileyle Büyükada Rum Yetimhanesi gibi bir örnek üzerinden kültürel mirası koruma meselesinin bugünü ve geleceği üzerine daha derinlemesine bir tartışma ve düşünme platformu sunabilecek.

DV: Son dönemde farklı kuruluşların çeşitli tarihsel olguları – sergi, eğitim, vb. metotlarla – yeni kuşaklarla paylaşmasına daha sık rastlamaya başladık. ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’ de bu çerçevede farklı kişilerle bir iletişim kurarak bu konu(lar)çerçevesinde bir diyalog geliştirmek istiyor. Acaba genel olarak İstanbul’daki bu tür çalışmaların nitelik ne nicelik açısından değişimiyle ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?
GROV: Sergiler ve benzeri çalışmalar kimi tarihsel olayların ve gerçekliklerin aktarımı konusunda farklı ve toplumda yer etmiş kemikleşmiş bakış açılarının aksini sunabiliyor. İzleyiciye ve özellikle de yeni nesile, geçmişe farklı boyutlarından bakarak bugünü ve geleceği tahayyül edebilmelerini sağlayacak pencereler açıyor. Bu anlamda bir tür hikaye anlatımı, hissiyat ve deneyim yaşatacak anlatılarla kurgulanan sergiler izleyicide daha derin izler bırakabiliyor. Bir olayı yada olguyu anlamanın en iyi yolu onu hissedebilmek ve kendini onun yerine koyarak, bir parçası olduğunu deneyimlemekten geçiyor. Tarihsel konuların, özellikle de toplumsal tarih ve belleğe dair olayların işlendiği sergilerde tarafsız olmak ve tek bir perspektiften kaçınarak olabildiğince çok bakış açısını beraber sunarak izleyiciye düşünme payı bırakan anlatılara gitmek daha sağlıklı . Kimi konular kendi içerisinde belirli hassasiyetlere ve ifade zorluğu yaratacak ağırlıklara sahip olabiliyor. Bu anlamda işlenen konuyu yada olayı tüketmeden, onu bir tüketim aracı yapmadan ve hassasiyetlerin farklında olarak görsel ve sözel bir dil kullanmak son derece önemli. Dediğiniz gibi son dönemde bu tip çalışmalara çok sık rastlanıyor.. Bu bence ifade özgürlüğünün kısıtlandığı noktalarda faklı anlatılarla bir şeyleri görünür kılma, ona dair ufak da olsa bir virgül açma ve bilgi sunma istediğinden gelen bir süreç. O nedenle son derece değerliler kendi içlerinde. Kimi örneklerde ise az önce değindiğim tüketme nosyonuna sahip olunabiliyor… Özellikle tarihsel tanıklıkları içeren çalışmalarda gerekli hassasiyetler gösterilmeye biliniyor ve o olayı yaşamış kişileri ve yaşanmışlıklarını sömürmeye giden bir sürece dönüşüyor. Tanıklıklardan çok şey öğrenebiliriz evet, ancak bunu yaşamış kişilerden bilgi alırken onlara o anı tekrar yaşatıyor olma ve onları bir tüketim aracına dönüştürüyor olunduğu gerçekliğini de unutmamak lazım. Bu açıdan bu tip çalışmalara daha samimi yaklaşmak ve hızlı tüketilir bir neşeye dönüştürmeden, deneyime ve düşünmeye daha açık bir aralık sunmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağlıyor?
GROV: Almış olduğumuz destek öncelikle bu çalışmanın üretilebilmesi ve hayata geçirilebilmesi konusunda bize büyük destek sağlamış oldu. Serginin ve çalışma ekibinin yapılan projeyi en iyi haliyle sunabilmesi ve izleyiciye iletebilmesi için bu destek çok önemli. Özellikle de üretim konusunda en iyi şekilde temsil etmek çok mühim.

Her Yerde Sanat Derneği Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), 5 Ocak 2018- 5 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen Çocuk Fonu hibe sürecini tamamladı. Dernek, aldığı 33.000 TL’lik destek ile Ben Bir Sirk Kahramanıyım Projesi kapsamında sirk pedagojisini kullanarak sosyal sirk eğitimlerinin yanı sıra Mardin ve çevresinde yaşayan Suriyeli, yerel çocuklara ve gençlere güzel sanatlar, müzik, çocuk hakları atölyesi, akran zorbalığı atölyesi gibi etkinlikleri sunmayı hedefliyordu.
6 aylık dönem boyunca, çocukların ve gençlerin birbirlerine ve topluma entegrasyonuna katkıda bulunmak, kişisel gelişimlerini destekemek ve akran zorbalığının önüne geçmek istediler. Bu amaçla, her haftasonu belirli saatlerde yapılan atölyeler sonucunda Türk ve Suriyeli çocukların kültürel ve sanatsal etkinliklerle karşılıklı olarak bir araya gelmesi ve aralarında dostane ilişkiler kurulması, eğitim ve öğretime çok zor ve sınırlı erişime sahip olan Suriyeli çocuklara alternatif bir eğitim fırsatı sağlandı. Türk ve Suriyeli çocukların birbirlerinin kültürlerini öğrenmelerine yardımcı olundu. Dernek, gösterileri ve eğitimlerinde Suriyeli ve yerel çocukların ebeveynlerine gönüllü görevler vererek, yeni çevrelerinde ve dolayısıyla Türkiye’ye entegrasyonlarıyla kendilerini daha sosyal anlamda faydalı hissetmelerini ve desteklemelerini sağladı.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane) ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sirkhane, sirk pedagojisi ve sosyal sirk aracılığı ile çocukların/gençlerin sosyal gelişimleri için çalışıyor. Sosyal sirk eğitimden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sosyal sirk eğitimi Türkiye’ye Sirkhane ile gelmiş bir eğitim ve bu noktada deneyim paylaşmak bizim için çok değerli; Sosyal sirk kapsamında çocuklar için jonglörlük, trapez, top çevirme, tahta bacak, akrobasi ve jimnastik atölyeleri düzenliyoruz. Sosyal sirk eğitimleri dayanağını sosyal sirk pedagojisinden alıyor. Sosyal sirk pedagojisi çocukların sağlıklı bir çocukluk geçirmesini hedefler ve sirk eğitimi içerisinde öğretiler barındırır. Örneğin tahta bacağa binmek için arkadaşınıza güven duymanız gerekir bu güven inşa edilmeden tahta bacak üzerinde ayağa kalkmanız ve hareket etmeniz mümkün değildir. Bu güven duygusu çocukları ekip ruhuna yaklaştırır ve psikolojik açıdan desteklenmelerini sağlar yine palyaço eğitimlerinin temelinde de bir yaşam felsefesi vardır. Palyaço kızgınlıklarını güzellikler karşısında hemen unutan, karşısına çıkan engelleri önemsemeyen ve karşılaştığı tüm problemlere ‘Mafi Müşküle’ – sorun yok- diyerek tekrar ve tekrar problem aşmaya çalışandır. Bizde Sirkhane de bu öğretiyi benimsiyoruz ve çocukların eğitim sürecinde tekrar tekrar denemeye, pes etmemeye teşvik etmeye çalışıyoruz. Hatalarımıza alkış tutmak da yine bu felsefeye dair çok temel bir yaklaşımdır. Risk olarak bahsedebileceğimiz durumlar elbette sirk eğitiminde de var. Sirk eğitimleri içerisinde çoğu zaman en temel aracımız bedenimizdir kontrollü yapılmayan bazı zor hareketler çocuklara zarar verebilir. Bu noktada atölyelerde çocuklar her fiziksel hareket sonrasında gözlemlenmektedir.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında 2017’den itibaren ‘Ben Bir Sirk Kahramanıyım’ projesi için destek aldınız. Proje kapsamında, Mardin ve çevresinde yaşayan çocuklarla atölye çalışmaları hayata geçirdiniz. Bu atölyeler ve içerikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Sirkhane: Atölye içeriklerini sirk, sanat, müzik ve çocuk hakları atölyeleri olarak şematize edebiliriz.
Sirk eğitimleri kapsamında çocuklar jonglörlük, top ve labut çevirme, tahta bacak, trapez, akrobasi ve jimnastik atölyelerine katılım sağladılar.
Sanat atölyelerinde temel hedefimizin çocukların sözel ifade dışında da sanatın farklı alanlarını kullanarak kendilerini özgün ve özgür ifade etmelerini sağlamak, sanat ile yaratıcı üretimlerin kapısını aralamak.
Müzik atölyeleri kapsamında temel ses ve ritim çalışmaları yapılmakta aynı zamanda festivaller de yer almak üzere koro çalışmaları devam etmektir. Her merkezimizde bulunan piyano, gitar ve çeşitli ritim enstrümanları ile çocuklar ilgi alanlarına göre temel enstrüman eğitimleri de almaktadırlar.
Çocuk Hakları atölyeleri çocukların temel haklarını öğreterek şimdi ve gelecekte daha güçlü ve farkındalık sahibi çocuklar olmalarına katkıda bulunmaktadır. Çocuk hakları atölyelerinin en temelinde eğitim hakkının şimdi ve gelecek üzerinde ki etkisi konusunda farkındalık yaratmak yer alıyor.

DV: Bugünlerde Mardin’de böyle bir çalışma yapmanın avantajları ve dezavantajları var mıdır? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Sirkhane: Sosyal sirkin ihtiyacın fazla olduğu yerlerde daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz ve Mardin’de ihtiyacın yüksek olduğu bir coğrafya. Özellik Suriye Savaşı’nın ardından bu ihtiyaç daha da fazlalaştığı için yaptığımız çalışmaları anlamlı ve değerli buluyoruz. Mardin çocuk sayısının fazla olduğu bir yer ve diğer bölgelere kıyasla çocukların sosyalleşebilecekleri, gelişimlerinin destekleneceği aktiviteler ve imkânlar oldukça sınırlı bu dezavantaj bizi çalışmalarımızı yaparken bizi oldukça motive ediyor ve çocukların sirke olan ilgisi de ihtiyacın boyutlarını bize gösteriyor. Dezavantaj olarak bahsedeceklerimin arasında savaşın etkileri var. Savaşın etkilerinin gözlemlendiği bir yer Mardin ve bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Hem içerik oluştururken hem de uygularken sahada çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Veliler tarafından sanatın ve sirkin bazen ciddiye alınmadığı durumlarda oluyor. Bu durum da zaman zaman sorun yaratıyor fakat önyargıların kırılması fazla zaman almıyor.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz?
Sirkhane: Çocukların gelişimini duygusal, psikolojik, bedensel ve mental boyutlarıyla değerlendirebiliriz tabi burada en önemli hatırlatıcı olarak gelişimin çok bireysel olduğunu ve çocukların her birinin farklı etkilendiklerini söyleyebiliriz. Genel bir gözlem ile çocuklar Sirkhanelerde kendileri için ayrılmış, onlar için dizayn edilmiş bir ortam buluyorlar bu ortam onlara ifade ve var olma alanı açıyor bu onların kişilik gelişimi için çok değerli. Neyden hoşlanıp neyi yapmak istemediklerini çok net ifade etmeye başlıyor çocuklar. Bir örnek vermek istiyorum Sirkhanelere düzenli gelen çocukları Sirkhane dışında bir etkinliğe götürmüştük. Tanımadıkları çocuklarla bir araya gelmişlerdi. Etkinliği yürüten eğitmen çocuklara bir soru sordu. Soru sanatın hangi alanı ile ilgilenmekten hoşlanıyorsunuzdu – müzik, resim, heykel, tiyatro vs. – bu soru ile Sirkhaneye gelen çocukların diğer çocuklara oranla ilgi alanlarını çok net, kendinden emin ve detaylandırarak ifade ettiklerini gördüm. Yani bu demek oluyor ki çocuklar kendilerini sanat noktasında tanıma ve ilgi alanını keşfetme sürecine girmiş bu gözlem bizim için oldukça değerli. Duygusal yönden çocukların eskiye oranla daha kolay arkadaş edindiklerini, duygularını ve isteklerini daha net ifade ettiklerini, sosyal alan oluşturmada, grup etkinliklerinde farklı çocuklarla daha uyumlu çalışmaya başladıkları da gözlemlerimiz arasında. Sirk eğitimlerinde çocukların temel olarak bedenlerini kullanmaları ve bedensel esnemeye yönelik atölyelerin çocukların bedensel gelişimini de desteklediğini söyleyebiliriz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu?
Sirkhane: Tüm bu bahsettiğimiz durumların hayata geçtiği yer Sirkhaneler ve sirkhanelerin devamlılığı bu noktada çok önemli. Daha fazla çocuğun sirk ve sanat ile tanışmasına ve sanatın her yere ulaşması adına Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe Sirkhaneleri destekleyici bir rol oynadı.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz?
Sirkhane: Sirkhanelerin güçlendirilerek sürdürülmesi en önemli hedeflerimizden.
Mardin’de yaşamayan ve sirkhanelere gelmeye imkânı olmayan en kırsalda yaşayan çocukların sirk ve sanat ile buluşması sirkhanenin gelecek planları arasında yer alıyor. Bütün çocuklar sirk, sanat ve kahkaha da buluşuncaya kadar diyoruz.

Duy-Der Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu hibe programı kapsamında Duy-Der, çocuklar için mayın ve çatışma atıkları eğitim projesi için destek aldı. Bu eğitimin içeriğinden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der): Bu proje; Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere hazırlanan Çocuklar için Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi’nin Nusaybin ilçesi için planlanan aşamasını oluşturmaktadır.

Aşağıda tanımlanan eğitim programı, proje kapsamında yer alan her okul için uygulanmıştır:

  • Her grupla 1-1.5 saat boyunca eğitim uygulanmıştır.

  • Eğitimlere çocuklarla birlikte okulun rehberlik öğretmeni ve diğer öğretmenlerin de katılımı sağlanmış, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır.

  • Projenin uygulandığı her okulun panosuna ve öğrencilerin görebileceği bir çok yere, mayın ve çatışma atıklarını tanıtıcı posterler asılmıştır.

  • Çocuklara “Hızır Dede” dergisi dağıtılarak, eğitim CD’si izletilmiştir.

  • Mayın ve çatışma atıkları konusunda bilgi verilerek, kendimizi koruma yöntemleri anlatılmıştır.

  • Hangi bölgelerin mayınlı olabileceği, ne tür işaretlerin mayın ve çatışma atıkları tehlikesini anlattığı konusunda bilgiler verilmiştir.

  • Çocukların bu konudaki deneyimleri ve yaşadıklarını paylaşmaları sağlanarak, eğitim boyunca verilen bilgilerin ne kadarını öğrendikleri test edilmiştir.

Proje kapsamında verdiğimiz eğitimlerin en büyük avantajı; mayın ve çatışma atıklarından kaynaklı patlamaların yoğun yaşandığı yerleşim yerlerinde yaşayan çocukların, bu patlamalardan etkilenmeleri noktasındaki riski ortadan kaldırması, yeni yaralanma ve ölümlerin önüne geçebilmesidir. Eğitimlere katılan çocukların mayın ve çatışma atıklarını tanıyarak, bu maddelerle oynamamaları gerektiğini öğrenmeleri projenin en önemli sonucudur.

Projenin hedef kitlesinin 7-15 yaş arası çocuk grubu olması, hem avantaj hem de risk olarak tanımlanabilir. Çocukların yaşları dikkate alındığında, çalışılan konunun ağırlığı çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak, projenin uygulandığı alanlarda yaşayan çocukların bu gerçekle yaşamak zorunda kalmaları ve ne yazık ki bu tehlikelerle yüz yüze olmaları bu durumu avantaja dönüştürmektedir. Projenin, sürekli çatışmaların yaşandığı alanlarda uygulanması proje ekibi açısından güvenlik riskleri oluşturabilmektedir. Ancak, dernek olarak bölgeyi iyi tanımamız ve yaptığımız planlama ve aldığımız önlemlerle bu risk en asgari düzeye indirilmektedir.

DV: Eğitimler Nusaybin ve çevresinde uygulandı. Bu bölgeyi seçmenizin nedeni nedir? 

Duy-Der: 2015 yılında Barış Süreci’nin bitmesiyle birlikte; Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin bir çok yerleşim yerinde yoğun bir çatışmalı döneme girildi. Şehir çatışmaları olarak adlandırılan bu süreçte, bir çok yerleşim yeri yıkıldı ve insansızlaştırıldı. Nusaybin ilçesi, bu yerleşim yerlerinden en ağır hasarı alan alanlardan biri oldu. Yaşanan çatışmalardan dolayı, bir çok mahallesi yıkılan Nusaybin ilçesinde, bir çok mayın ve çatışma atığı bulunmaktadır. Bu maddeler çocuklar için risk barındırmaktadır. Bütün bu yaşananlar, bu bölgelerde uygulanan güvenlik politikaları ve çatışmalar projenin gerekliliğini gösterdi. Nusaybin ilçesinde çatışmaların bitmesiyle birlikte, bir çok çocuk mayın ve çatışma atıklarından dolayı yaralandı. Bu yaralanmalar, Nusaybin ilçesinde projenin uygulanması için eğitim taleplerini oluşturdu ve bu talepler doğrultusunda bu proje planlandı.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz? 

Duy-Der: Eğitimlere katılan çocuklar; artık mayın ve çatışma atıklarını tanıyor ve bu maddelerle oynamamaları gerektiğini biliyor. Bu tür patlayıcı maddelerle karşılaştıkları zaman, dokunmadan, taş atmadan, herhangi bir yetkili veya büyüğe haber vermeleri gerektiğini öğreniyor.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu? 

Duy-Der: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin devam edebilmesine büyük katkı sundu. İnsan kaynakları kalemi olarak kullandığımız bu destek, projenin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasını sağladı. Projenin başarılı bir şekilde bitmesi ile birlikte, yeni projelerin planlanması ve destek bulması noktasında önemli bir referans oldu. Ayrıca; Sivil Toplum Destek Fonu’nun Türkiyeli duyarlı insanlar tarafından destekleniyor olması, bir bölgede yaşanan sorunun sadece o bölgeye ait olmadığı, ülke sorunu olduğu bilincinin oluşmasına önemli bir katkı sunduğuna dair inancımızı belirtmek isterim. Bu ülkenin yurttaşları olarak, birlikte hareket etme bilincini oluşturduğuna inanıyoruz.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz? Projeyi Türkiye’nin başka bölgelerinde de gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz? Bu bölgeleri neye göre belirliyorsunuz?

Duy-Der: Önümüzdeki dönemde; projeyi şehir çatışmalarının yaşandığı diğer yerleşim yerlerinde de uygulamayı planlıyoruz. Şırnak ve Yüksekova gibi yerler planlamalarımızın başında yer alıyor. Çalışılacak bölgeleri belirlerken, çatışmaların yaşandığı ve mayın konusunda risk barındıran yerleşim yerlerine öncelik tanıyoruz. Özellikle çocukların ve sivillerin yaralandığı veya yaşamını yitirdiği yerleşim yerleri önceliğimizdir.

Barış için Müzik Vakfı Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj | No Comments

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı’nın hibe süreci tamamlandı. Bu süreçte yaptıkları çalışmaları, hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk. Röportajın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Hibe Programı dahilinde hibe desteği aldınız. Bu kapsamda kaynak geliştirme konusunda neler yaptınız?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibeyi en verimli şekilde kullanmak istediğimizden kaynak geliştirme alanında stratejik adımlar atmaya çalıştık. Bunun için hem içeride bir kaynak geliştirme birimi kurduk hem de dışarıdan uzman desteği aldık. 3 yıllık stratejimizi hazırladık ve adım adım uygulamaya koyduk.
Stratejimizin hedeflerinden biri hem kurumların hem de bireylerin desteğini arttırmaktı. Bu sadece maddi bir destek değil, daha çok bireyin ya da kurumun destek vermesi vakfı güçlendiriyor. Her destekleyen bir yenisini haberdar ediyor, kartopu etkisiyle destekçilerimiz artıyor.
Düzenli bağışçılarımızı arttırmak hedeflerimizden biriydi. Bunun için belli hedefler koyduk, bu hedefler doğrultusunda çalışıyoruz. 2017 yılı başında sadece 5 düzenli bağışçımız varken 2018 yılı itibariyle 107 düzenli bağışçıyla başladık.
Konserlerimizi hem bilinirliğimizi arttırmak hem kendimizi anlatmak ve destekçi kazanmak için önemli alanlardan biri olarak görüyoruz. Bu sebeple konserlerde çok yönlü bir ekip çalışması yapmaya başladık.
Bağışçılarımızla ilişkileri geliştirdik. Daha sistemli bir çalışma yürütmeye başladık. Bağışını yaptıktan sonra bağışçımızı ne zaman arayacağımız, hangi dönemde ne gibi bir bilgilendirme yapacağımız belli bir plan dahilinde ilerliyor. Tabii doğum günlerini de atlamıyoruz. Bütün bu çalışmaları Fonzip bağışçı yönetimi sistemi üzerinden yürütüyoruz.
Geçtiğimiz yıl Açık Açık Platformu’na dahil olduk. Gelir – giderlerimizi, ekip şemamızı web sitemizde yayınlıyoruz. Şeffaflığımızı ortaya koymayı önemli buluyoruz. Bağışçıların güveni için önemli bir unsur. Bu yıl da Adım Adım Platformu’na dahil olduk. 2018 yılında İyilik Peşinde Koş Platformu üzerinden koşu kampanyası yürüteceğiz.
Ara ara ihtiyaçlarımıza yönelik çağrılar yaptık ve bağışçılarımız her zaman yanımızda olduklarını hissettiriyorlar.
E-bültenlerimiz konusunda ayrıca bir uzman desteği aldık. E-bültenlerimiz daha efektif bir hale geldi. Instagram, Facebook vb sosyal medya araçları aktif olarak kullanıyoruz, hesaplarımızın etkileşimi oldukça yüksek.

DV: Önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?
BİM: Düzenli bağış ve yüzyüze projesi kapsamında önümüzdeki tüm Barış için Müzik konserlerinde ve mümkün olduğu takdirde kurumsal danışmanımız İKSV’nin etkinliklerinde yüzyüze yapmayı planlıyoruz.
Bağışçılarla iletişimimizi ve bağımızı kuvvetlendirmek adına bağış programlarımızın isimlendirilmesi için bir çalışma yaptık. İsimlendirmede klasik müzikten esinlendik. Bunun üzerinde çalışıyoruz. En yakın zamanda iletişimini yapmaya başlayacağız.
Önümüzdeki dönemler için etkinlikler konusundaki deneyimlerimizle yılda 1 defa görünürlük ve bilinirliğimizi artıracak büyük bir etkinlik (tanınmış ünlü sanatçıların yer aldığı konser etkinliği, özel bir yardım gecesi vb. bir etkinlik olacaktır) düzenleyerek vakfımızın daha fazla tanınmasının sağlamayı hedefliyoruz. Duyurusu çok kanallı olacak olan bu etkinliğin televizyon, radyo gibi mecralara yansıyacak etkisinin hem destekçi hem de destek anlamında yüksek olmasını bekliyoruz. Vakfın bilinirliği arttıkça bağışların da artacağına inanıyoruz.
Bugüne kadar genellikle kurumlardan gelen talepleri değerlendirdik. Bundan sonra kurumsal iş birliklerinde daha aktif olacağız. Kurumlara kendimizi anlatacağız, kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında projeler geliştirmeye açığız.

DV: Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan ve insan kaynağını da kapsayan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
BİM: Kurumsal destekleri çok etkili buluyoruz. Özellikle kaynak geliştirme alanında büyüme bir günden diğerine çok hızlı olmuyor. Önce altyapı oluşturmak, strateji geliştirmek ve adım adım büyütmek gerekiyor. Bu sebeple bu kurulum aşamasında verilen destek bize hem zaman hem de birçok imkan sağladı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ve projelerinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
BİM: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe sayesinde kaynak geliştirme alanında önemli bir yol kat ettik. Artık bir yol haritamız var. Hazırlanan strateji kapsamında belirlenen yöntemler dahilinde hedeflerimize adım adım yaklaşıyoruz. Bu fon sayesinde vakfımızın sürdürülebilirliği için değerli kazanımlar elde ettik.
Birçok hedeflediğimiz projenin pilot çalışmalarını gerçekleştirdik, bağış sağlamanın yanı sıra en önemlisi deneyim kazandık. Kurumsal destek bize bu zamanı ve bu imkânı sağladı.

Troya Çevre Derneği’ne Remax Toplumsal Gelişim Fonu

By | Röportaj | No Comments

Troya Çevre Derneği‘ni Remax Toplumsal Gelişim Fonu dahilinde destekledik. Hibe sürecini, çalışmalarını ve gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Troya Genç Çevre Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak derneğin hangi konularda çalıştığından ve neler yaptığından bahseder misiniz? Ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?
Troya Çevre Derneği: Troya Çevre Derneği, 2009 yılında kuruldu. Kuruluş amacı, iklim değişikliği gibi daha çok akademik çevrelerde itibar görmüş olan ama hepimizin hayatını doğrudan ilgilendiren bir konuda, “yerelden” etki yaratacak eylemler organize etmek, daha görünür kılmak ve özellikle sera gazı salımına neden olan enerji üretimini yenilenebilir kaynaklardan sağlamaktır. Özellikle yerelde yaşayanların da aktif katılım sağlayabileceği kooperatif modelini geliştirmek ve yaygınlaştırmak için toplantılar, etkinlikler, yayınlar ve örnekler düzenlemektedir.

(DV): Çanakkale gibi metropol şehirlerin aksine daha sakin bir yaşamı olan şehirdeki sivil toplum oluşumları ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir, kısaca bahseder misiniz?
Troya Çevre Derneği: “İstanbul gibi metropollere sıkışmış olan sivil toplum hareketlerine karşı yerelde yaşayanlar olarak neler yapabiliriz” sorusu zaten bu derneğin kurulmasına neden oldu. Bu kentlerde en dikkat çekici unsur, sivil toplum hareketleri daha çok yetişkin nüfus üzerinden devam etmektedir. Bu kişilerin belli tanınırlıkları açısından olumlu etki yarattığı gibi, genç nüfusun eksikliği de dinamizmi ve yeniliklerin takibini olumsuz etkilemektedir. Buralarda en önemli değişiklik, her ilde bulunan üniversiteler ile iletişime geçmektir.

(DV): Özellikle son dönemde çevre hareketi daha görünür olmaya başladı. Türkiye’deki çevre hareketiyle ilgili bir değerlendirme yapmanızı rica etsek neler söylersiniz bizlere?
Troya Çevre Derneği: Çevre hareketinin son yıllarda etkisi ve görünürlüğü arttı. Çünkü insanların yaşam alanlarına müdahaleler çok arttı. Aynı zamanda çevre ve ekoloji hareketi alanında çeşitlilik de çoğaldı. Nükleer enerji bir taraftan, talan edilen ormanlar ve nehirler bir taraftan, madencilik faaliyetleri ve hepsinden öte hızla betonlaşan kentler, insanları kaybettikleri hakkında bir kere daha düşünmeye ve harekete geçmeye itti. İlk önce çıkan cılız itirazlar artık hukuki kazanımlar, daha yaratıcı eylemler ve alternatiflerin üretilmesi ile daha zenginleşti. Bir de uluslararası etki kazanan bu hareketler daha etkili olmaya başladı diyebiliriz.

(DV): Çanakkale özelinde insanların iklim değişikliğine ve ilişkili konulara bakışı nasıl?
Troya Çevre Derneği: Çanakkale, iklim değişikliği etkilerinden en çok etkilenecek yerlerden biri. Özellikle tarıma dayalı nüfusu bu olumsuz etkiyi direkt yaşayacak olan bir kesim. Zaten hava sıcaklıklarının artması ve düzensiz hava koşulları bu değişikliği gözlemlemelerine neden olmakta. Buna karşı nasıl bir hareket etmeleri gerektiği üzerine kafa yorup, çözüm üretmeye çabalayan bir kesim var karşımızda. Tüm bunlar birer kazanım. Özellikle de kentte yaşayanlar, günlük yaşam alanlarına müdahale arttıkça daha da duyarlı olmaya devam ediyor.

(DV): Enerji kooperatifleri konusu sizin son dönemde üstünde kafa yorduğunuz konulardan biri. Genel olarak TR’deki durum ve çözüm önerileriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Troya Çevre Derneği: Derneğimiz, iklim değişikliğine neden olan enerji üretimi üzerine yoğunlaştı. Fosil yakıtlarla üretilen elektrik bizim en büyük mücadele alanımız. Her köşeye kondurulan ve termik santrallere karşı sadece güneş enerjisi panellerini veya rüzgar güllerini savunmak yeterli değil idi. Biz de özellikle kooperatif modeli ile beraber bu kaynakların sahipliğinin de yerelde yaşayan insanlara ait olması gerektiğini savunan bir modeli geliştirmeye ve yaymaya çalışıyoruz. Bu yerelin kalkınmasıdır. Bu yerelde yaşayan insanlara bir ekonomik güçlenmesi demektir. Bu aynı zamanda yerelin söz hakkının arttırılması demektir. Yani kendi arazinizi başkalarına satmak değil, ondan daha efektif yollardan yararlanmak demektir. Dünyada bu alanda bir gelişme yaşanır iken, ülkemizin de her köşesinde, orada yaşayanlarca yapılan yatırımlardır.

(DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağlayacağı hibeyi nasıl kullanacaksınız?
Troya Çevre Derneği: Hibe ile derneğimizin kira ödemelerini yapacağız. Ayrıca, yurt dışında daha etkili olabilmek ve ülkemizdeki çevre ve ekoloji hareketi ile yenilenebilir enerji kooperatifleri hakkında bilgi verebilmek için web sayfamızı İngilizceye çevirerek yayın yapmasını sağlayacağız.

(DV): Size sağlayacağımız hibe kapsamında kira, genel gider ve internet sitesinin yeniden yapılandırılmasıyla önümüzdeki dönem gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Troya Çevre Derneği: Derneğimiz, özellikle Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi ile kurduğu organik ilişki sonrasında kurumsal kapasitesini çok geliştirdi ve daha hızlı bir şekilde bu alandaki etkili ağların içinde yer almaya başladı. Bu da yeni projelerin üretilmesini, yeni ekip arkadaşlarımızı gündeme getirdi. Doğal olarak da daha büyük yer ihtiyacını doğurdu. Bu kira ve genel giderler ile ilk aşamada bu eksikliğimizi gidermiş olacağız.
İkinci konu ise, artan yeni ağlar (network) ve yeni ilişkiler, bizlerin de daha görünür olmasını zorunlu kıldı. Sadece Türkçe olarak hazırladığımız web sayfamızın daha etkili olması ve de yurt dışı ortaklarımız ile potansiyel takipçilerimize de yönelik bir çalışma yapmamız gerektiğini zorunlu kıldı. Bu amaçla da desteğin ikinci kısmı ile bu eksikliğimizi gidermeye çalışacağız.

Bomovu Çocuk Fonu Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfı Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), 21 Aralık 2017- 21 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen hibe sürecini tamamladı. Derneğin, bu süreçte Çocuk Fonu’ndan aldığı 38.825 TL  destek ile yürüttükleri “Barışa Oyna” projesindeki amaçları, çocuk oyunlarını araç olarak kullanarak çocukların kültürel miras, sınır ve öteki, barış, bir arada yaşama gibi kavramlar üzerinde değerlendirmeler yapmalarına eşlik etmekti.

Barışa Oyna, özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik bir proje. Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanıyorlar. Bu çerçevede daha önce Ermenistan/Gürcistan sınırındaki Kars ve Ardahan ile Yunanistan/Bulgaristan sınırındaki Edirne’de modelin uygulamalarını gerçekleştiren Bomovu, bu yıl aldıkları Çocuk Fonu desteği ile proje uygulamasını İzmir ve Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Yunanistan adalarına sınır olmasının yanı sıra mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden de etkilenmesi açısından ‘sınır’ı konuşmaya uygun yerlerden biri olduğu düşünülen İzmir’de oyunlarla ilgili bir ön araştırma yapıldı. Bu araştırmada yaşlıların çocukluklarında oynadıkları oyunların dinlenmesi ve kayda geçirilmesi sağlandı. Derlenen oyunların 66 çocukla paylaşılmasına yönelik çalışmalar TEGV Balçova, ASAM Al-Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Karabağlar Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğü eğitim biriminde hayata geçti.

Uygulama sonrası Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için Antalya, Aydın, Batman, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mardin ve Muş’tan, 12 katılımcı ie İstanbul’da bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştirildi. Bu kişiler sivil toplum kuruluşlarında aktif kişiler, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve yeni mezun kişilerden oluşuyordu. Bu eğitim sonrasında katılımcılar, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine yönelik araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini ve Barışa Oyna uygulama deneyimlerini kendi yerellerinde paylaşmaya başladılar. Bu eğitimlere katılan katılımcılardan gelen talep üzerine de uygulamanın 2. uygulama yeri Diyarbakır olarak seçildi ve Göç ve İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla 22 çocukla ilgili oyunlar atölyeler çerçevesinde paylaşıldı. Yaygınlaştırma eğitimi ve uygulamaların sonunda hem 4 günlük eğitimin somutlaşması ve basılı hale gelmesine, hem de bu buluşmalarda oluşturulan Barışa Oyna oyun havuzundaki oyunların ve  çözümlemelerinin paylaşılmasına imkan sunan “Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi” kitapçığı hazırlandı ve basıldı.

Bomovu ile hibe süreci ve gelecek planları hakkında yaptığımız sohbeti aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bomovu çeşitli kesimlerle beden kavramı üstüne çalışıyor. Biraz bu konudaki yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

BOMOVU: Bedenin çeşitli kurumlarca tanımlanmış, disipline edilmiş, kategorilerle anlaşılmaya çalışılmış olmasına rağmen her kişinin özgünlüğünde kendiliğinden yaşayan hisseden dinamik ve canlı olduğu anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu çerçevede herkes üzerinde sporun ve beden hareketlerinin sosyal güçlenme süreçlerine katkıları olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım etrafında farklı grupların hızlı erişimine ve özel ihtiyaçlarına uygun programlar oluşturmaya çalışıyoruz. Günümüzde sporun beden üzerindeki tahakkümüne; tek tipleştirici, disipline edici, cinsiyetçi… vb. öne çıkan yanlarına eleştirel bir bakış kazandırarak aslında yeni bir şey yapmıyoruz, ufak bir müdahaleyle bu alanı daha fazla kişinin dahil olabileceği hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü bu haliyle egemen – ezilen ilişkileri içinde kurumsallaşanlar oluyor. Ayrıca seçerek bünyelerine aldıkları gibi dışarıda bıraktıkları da olabiliyor. Bunu sorgulama ve alternatif alanlar açma ihtiyacı aslında her birimizin ihtiyacı… Ama buradaki çeşitliliği programlardan örneklerle ifade edebiliriz. Örneğin İstanbul’daki mülteciler ve yerinden edilenlerle çalışan kurumların ihtiyaçlarına  yönelik ‘Hareketin Özgür’ programını geliştirdik. Hareketin Özgür programında, vücut bütünlüğü ve hareket hakkını korumayı ve geliştirmeyi, yeni yaşam alanları ile ilişkilerinde destek olmayı amaçlıyoruz. Çünkü insanların yeni yaşam alanlarında fiziksel aktiviteler sayesinde hareket özgürlüğü algılarını geliştirmenin güçlendirici etkileri olduğuna inanıyoruz. Eleştirel spor çalışmalarımız içerisinde yer alan Kadından Kadına Muay Thai programı da feminist bir grubun (Feminist Fight Club) bizimle iletişime geçmesi sonucunda ortaya çıktı. Spor içerisinde kurulan cinsiyetçi ön yargılar ile mücadelenin bir yolunu açtı. Bir başka örnek, sizin de yakından bildiğiniz Barışa Oyna… Burada da sınır bölgelerinin özelliklerini ve çocuklarla uygulama yapma koşullarını düşünerek çocuk oyunlarını seçiyoruz.

Barışa Oyna modeli bu çerçevede beden hareketinin yarattığı öğrenim gücünden faydalanarak kurgulanıyor. Kastedilen öğrenim sürecini, bilgi aktarımı değil duygu paylaşımı ve soru sorma, merak etme açısından çocukları cesaretlendirme imkanı olarak görüyoruz. Temelde çocuk oyunlarını, geçmişten bugüne hem kültürel çeşitliliği taşıması hem de oyunlar sırasında bedensel aktivite ve oluşan duyguların aktarılmasına imkan sunduğu için bu proje özelinde önemli bir işleve sahip olduğunu söylüyoruz.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında ‘Barışa Oyna’ projesi için destek aldınız. Bu çerçevede önce İzmir’de oyunların araştırılması ve çeşitli işbirlikleriyle çocuklarla oynanmalarını gerçekleştirdiniz. Neden İzmir seçildi?

BOMOVU: İzmir Yunanistan’a deniz sınırı olan bir şehir. Geçmişinde çeşitli geçişlere ve yerinden edilmelere de tanık olmuş. Bugün turizm ve bir takım siyasal krizler dışında Yunanistan, Yunanistan’la ilişkilerin tarihi, mübadele ve İzmir Rumlarının hikayeleri pek konuşulmuyor. Şehrin tarihi hala, siyasetçilerin de yeniden gündeme getirdiği biçimiyle ‘Rumların denize döküldüğü’, ‘kahramanlık’ klişeleri üzerinden ele alınıyor. Bu, sınır ve öteki algısı üzerine çalışmanın bir ihtiyaç olduğunu düşündürüyordu.. Başka bir neden de İzmir’in bugün mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden etkilenmesi açısından kültürel çeşitliliğe sahip olması ve dünya siyaseti açısından gittikçe katılaşan ‘sınır’ şehirlerinden biri olması.

İzmir’e iki seyahat gerçekleştirdik. İlki Mart ayındaki ön araştırma ve oyunlara ulaşmaya yönelik sözlü tarih görüşmelerini yaptığımız ziyaret. Basmane – Kapılar, Alsancak ve Karşıyaka gibi şehrin farklı sosyo-kültürel mekanlarından yaşlılarla bir araya geldik. İzmir’in tarihine ışık tutan bu kişilerden; Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Afro-Türklerin, Levantenlerin, Çerkeslerin, Yahudilerin, İzmir’deki çocukluklarını dinleme şansımız oldu. Bu insanların büyük bir kısmıyla doğrudan tanışıp konuştuk bir kısmını da, onlara duyulan özlem üzerinden bugün İzmir’de yaşayan arkadaşlarından dinledik. Bu duygunun da tahmin edersiniz bizim için önemi büyüktü. Her görüşmede de pek çok oyun öğrendik. Yunanistan’da oynanan oyunlara ilişkin bir literatür taraması yaparak oyunlarımıza oradan da eklemeler yaptık.

İzmir’e ikinci gidişimizde Nisan ayında artık bu oyunları belirlemiş, oyun gruplarına uygun çözümleme soruları ve çocuklardan gelebilecek sorular için hazırlıklıydık. Üç farklı kurumla dayanışma içerisinde bu buluşmaları gerçekleştirdik: Karabağlar Belediyesi, ASAM- Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Balçova şubesi. Bu gruplarda birbirinden çok farklı tecrübeler yaşamamız, İzmir seçimimizdeki tutarlılığı da göstermiş oldu.

DV: Daha sonra kataloglanan oyunların bir öğrenme aracı olarak çocuklarla paylaşılmasına yönelik bir eğitim hayata geçirdiniz. Bu eğitimin yaklaşımı ve içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

BOMOVU: Bahsettiğiniz eğitim, Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için planlanmıştı. 12 katılımcı ile bir araya geldik. Eğitimi, hem Barışa Oyna modelini birlikte yeniden ele almak hem de sonrasında katkılarla geliştirmek için önemli bir aşama olarak görüyorduk. Bu nedenle bu buluşmadaki ilişkilerin sürdürülebilmesini istedik. Bu açıdan çok iyi bir grup dinamiği oluştu, şanslıyız. Eğitim yaklaşımı konusunda katılımcı bir modelde karar kıldık. Katılımcıların bu eğitimin bir parçası olması konusunda neler yapabileceğimiz en çok aklımızda tuttuğumuz şeydi. Bu nedenle başvuru formlarına eklediğimiz “Barışa Oyna’ya dair ilk izleniminiz ile eğitimde hangi temel kavramları tartışmayı öneriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtları dikkatle değerlendirdik. Eğitim içeriğini; Barışa Oyna uygulamaları ve deneyimlerin yanı sıra kültürel miras, sınır ve sınır ötesi algısı, barış, çocuklarla hak temelli çalışmalar, bedensel faaliyet ve oyun üzerinden öğrenme gibi başlıkları içerecek şekilde planladık. Eğitimin katılımcı yapısını sürdürmek ve katılımcılara döndüklerinde hazırlayacakları kitapçıklara yardımcı olması için birlikte oyunları derlemeye, çözümleme soruları hazırlamaya yönelik atölye çalışmaları ekledik. Bu eğitim sonrasında katılımcıları, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine destek olmak, katılımcılar teşvik etmek önemliydi. Çeşitli atölyelerle katılımcıların süreci tecrübe etmelerini sağlamaya çalıştık. Araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini, Barışa Oyna uygulama deneyimlerimizi katılımcılarla paylaştık. Ayrıca farklı disiplinlerden, farklı deneyimlerden moderatörlerin de desteğiyle projenin kavramsal repertuarınıoluşturan sınır, beden hafızası ve beden üzerinden öğrenme, somut olmayan kültürel miras gibi konuları programa dahil ettik. Barışa Oyna için ilk eğitim buluşmasıydı. Kendi anlayışımızla bir ‘eğitim’ kurgulayabilmek, bunu bir seminere dönüştürmemek için çaba gösterdik. Beden üzerinden öğrenme anlayışının bu buluşmada tecrübe edilebilmesini istiyorduk. Bu nedenle sunuş, konuşma, tartışma değerlendirmenin yanı sıra beden anlayışımızı paylaşabilmek için bedensel faaliyetleri artırarak planladık. Çocuklarla paylaşmadan önce bizler epey o oyunları oynadık…

DV: Peki eğitime katılanlar kendi yerellerinde yaygınlaştırmalara başladılar mı?

BOMOVU: Yerelde, projenin ikinci ayağında katılımcıların bizim de eşlik ettiğimiz Diyarbakır’daki uygulaması gerçekleşti. Diyarbakır’a gidişimiz katılımcıların çağrısıyla gerçekleşti. Dolayısıyla bunun ilk yaygınlaştırma adımı olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bu görüşmeyi yaparken de Mardin’deyiz, yine eğitimde tanıştığımız arkadaşlarımızla… Bu çalışmalar daha çok Barışa Oyna Yaygınlaştırma eğitimi sonrası kurduğumuz iletişim grubuyla birlikte ilerliyor. Katılımcıların her biri mesafelere rağmen, dahil olabildiği biçimiyle yeni adımlara destek veriyor. Kimi oyunlar araştırıyor, kimi görüşmelere katılıyor, kimi halihazırda çalıştığı kurumda bu modeli uyguluyor. Muş’tan “Görüşmeler yaptım, oyunları paylaşıyorum” diye bir mail alabiliyoruz. Diyarbakır’da bir araya geldiğimiz kurumların bugün uygulamaları tekrar ettiği haberini alıyoruz. Mardin’deki Sirkhane’de faaliyetlere katılan çocukların, sokakta da İzmirli bir Yahudi teyzeden öğrendiğimiz oyununu oynadıklarını görüyoruz. Aydın’da bir kırsal kalkınma projesinde görevli arkadaşımız daha birkaç gün önce kendi çalışmasında bu modeli kullanacağını, notlarını da bizimle paylaşacağını haber verdi. Herkesin eğitim deneyimini başka bir biçimde geliştirmesi ve yaygınlaştırdığına tanık oluyoruz. Bu zaten Barışa Oyna modelinde yaratmak istediğimiz özgürlük ile örtüşüyor. Bunun yanı sıra başlı başına bir köy, ilçe, bölge seçip bu projeyi gerçekleştirmek yönünde henüz  bireysel bir girişim olmadı. Planlar olmasına rağmen bunu finanse etmenin zorlukları olabiliyor. Devlet kurumunda ya da başka bir sivil toplum alanında çalışmak, ya da sürekli iş arayan bir durumda olmak bu tür adımlar atmayı zorlaştırıyor. Bu konuda alternatif üretmek konusunda, çözüm o ise, proje yazım süreçlerine destek vermeye açığız.

DV: Ve başka bir yaygınlaştırma için Diyarbakır. İzmir’den farklı mıydı? Çocukların yaklaşımı, konuştukları, vb.

BOMOVU: Burada şöyle bir kabulle davrandığımızı söylemek önemli. Çocukların bütün toplumsal süreçlerden azade olduğunu düşünmek, çocukluğa bu tür bir pasif konum, dolayısıyla duygusuna da görünmezlik atfetmek doğru gelmiyor. Dolayısıyla sınır ve öteki kurgusunun farklılaştığı yerlerde daha baştan gruba uygun seçimlerle hareket etmeye çalışıyoruz. Haliyle söylediğiniz türden farklılıklar İzmir’de mahalleden mahalleye, uygulamaya katılan çocuklara göre bile farklılık gösteriyor. İzmir’deki Suriyeli çocuklarla pratiğimizde öne çıkan şehirden gönderilen Rumların mirasını konuşmak olmuyor. Bu çocukların kendi ülkelerinden getirdikleri oyunların kültürel mirasın bir parçası olduğunu ve deneyimlerinin kıymetli olduğunu konuşmak bize daha anlamlı geliyor. Esas amacımızın çocuklar üzerinden bir analiz yapmaktan çok onların güçlenmesini desteklemek olduğunu akılda tutuyoruz.

Soru eğer çatışmanın etkilerini okumak üzerinden soruluyorsa buna yorum yapabiliriz. İzmir’deki gruplardan özellikle sosyo-ekonomik açıdan çoğunluktan olangrup hem öteki algısının hem akran zorbalığının yoğun görüldüğü bir gruptu. Sokak oyunlarından bir hayli uzaklaşmışlardı ve birbirleriyle mücadeleleri, meraklarının soruların yerine geçebiliyordu. ‘Öteki’ olarak kurgulanan kimlikleri tarif ederken ‘kötü’, ‘tehlikeli’, ‘yabancı’ sözcükleri daha çok ifade edildi. Sınırın kurulması süreci ve diğer tarafa dair bilinmezlik, ortak hikayelerin azlığı hissediliyordu. Yunan adaları tatile gidilen bir yer, orada yaşayanlar yabancı birileri. Dolayısıyla bir ilişkisizlik söz konusuydu, bu da dillerine yanısıyabiliyordu. Ama tabii bu değerlendirme Suriyeli çocuklarla bir araya geldiğimizdeki konuşmaları yansıtmıyor. O yüzden karşılaştırma yapmak kolay değil…

Diyarbakır’da ise sınır ve sınır ötesinin orada yaşayan çocuklar açısından algısının, özellikle bir ‘öteki’ inşasına dayanmadığı ve ortaklıklar üzerinden anlaşılır, tanınır olduğu farkediliyordu. Dillerinde de bu açıdan karşıtlıklara rastlanmıyordu. Din üzerinden sorular ve merakla daha yoğun biçimde karşılaştık. Burada özellikle Suriçi’nin yıkımının uygulamaya yansıyan bir gerçeklik olduğunu hatırlamak lazım. Çünkü oyunlar sırasında bir araya geldiğimiz iki gruptaki çocuklar da orada yaşayan/yaşamış olan çocuklardı. Öteki’ne ilişkin kurguları ya da düşmanlıkları yerine kendi kimlikleri ve özellikle yaşadıkları yere ilişkin kaygıları öne çıktı. Eskiden oynadıkları arkadaşlarıyla farklı mahallelere taşınmış olmaları gündeme geldi. Kendi mahallelerindeki kilise ve sinagoglara dair bilgileri ve merakları daha çoktu. Sokakta oyun oynadıkları alanlarla iç içe geçen mekanlar olduğu anlaşılıyordu.

Uygulamalardan alınan hazı, paylaşılan mutluluğu karşılaştırmaksa mümkün değil. Tüm uygulamalarda çok eğlendiklerini görüyoruz.

DV: Bir değerlendirme süreci de yaşadınız. Acaba bu tip faaliyetlerin çocuklar üstündeki etkileri nedir?

BOMOVU: Önünden geçtikleri yapıları, mekanları anlamlandırmalarına, yaşadıkları yerin tarihine ilişkin meraklarını ortaya çıkarmaya katkı sunduğunu düşünüyoruz. Ayrıca eğitim, sosyal çevre ve medya gibi kanallardan maruz kaldıkları bilgi akışını, genellikle önyargı ve ötekileştirme dilinin yoğun olduğu bir ortamı sorgulama araçlarını hatırlatmak önemli oluyor. Bu akışın dışına çıkabilecek buna alternatif üretebilecek merakı teşvik etmek ve sorularını cesaretlendirmenin bugünkü toplumsal koşullarda önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Öğrenimi onlara ödevler vererek değil kendi soruları ve kendi ilgi alanları üzerinden hayatın her alanından kurabilmenin bir örneğini paylaştığımızı düşünüyoruz. Kültürel mirası anlamaya dair ilgi uyandırmak bir yana, yaşlılarla ilişkiye geçmeleri ve onlar için sorular geliştirmelerini olumlu bir pratik olarak görüyoruz. Çocuklar evlerine gittiklerinde eski oyunları sorarak kültürel miras aktarımını teşvik eden aktif araştırmacı rol üstleniyorlar. Hergün yaptıkları bir şeyin, oyun oynamanın böyle yetişkinlerce de merak edilmesi oynamaya, oyunlarının değeri üzerinden onları etkilediğini düşünüyoruz.

DV: Elinizde basılı materyali, 2 uygulama deneyimi ve eğitmenleriyle önemli bir proje var. Bundan sonraki planlarınız nedir?

BOMOVU: Yerelde geliştirilebilecek kitapçık örneği olarak daha önce hazırladığımız Trakya Sınırında Barışa Oynave Kafkasya Sınırında Barışa Oynakitapçıkların yanına bir de “Ege Kıyısında Barışa Oyna” kitapçığı için ilk uygulama sürecinde ön hazırlığımızı tamamladık. Önümüzdeki günlerde onun da basılması için çözümler üzerine düşüneceğiz. Ayrıca İstanbul’daki yaygınlaştırma eğitimine benzer buluşmaları farklı şehirlere taşıyarak Barışa Oyna modelinin yerelleşmesi için çabamızı sürdüreceğiz. Mardin’e ilk araştırma ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu aşamada Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi kitapçığının katkısı olacağına inanıyoruz. Farklı yerlerde düzenlenen buluşmalardan ve uygulamalardan özgün sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz.

DV: Tüm bu proje sürecinin kurumunuz üstündeki etkisinden bahsedebilir misiniz?

BOMOVU:BoMoVu’nun daha fazla insanla tanışmasına fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Farklı programlarımız ve atölyelerin yanı sıra İstanbul dışından hem kurumsal hem de kişisel ilişkiler geliştirdik. Bunun sonraki dönemlerde de çok katkısı olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yaygınlaştırma eğitimi sayesinde daha fazla kişiye ulaşmanın dışında bir de kendi yaptıklarımızı gözden geçirme olanağına kavuştuk.

 

 

İstanbul Koruyucu Aile Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklenen İstanbul Koruyucu Aile Derneği, 13 Haziran 2017- 13 Haziran 2018 tarihleri arasında geçen hibe sürecini tamamladı. Türkiye’de koruyucu aileliği yaygınlaştırmak ve devlet korumasındaki çocukların personel eliyle değil aile yanında büyümesine katkı sağlamak için çeşitli çalışmalar yürüten dernek ile hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Program dahilinde hibe desteği aldınız. Hibe süresince finansal sürdürülebilirlik konusunda ne gibi çalışmalarınız oldu?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimiz finansal sürdürebilirlik için bireysel bağışçıların dışında bu süreçte daha çok hibe programlarını takip ederek çeşitli hibe programlarına başvurular yapmıştır. STGM’nin birlikte programının ilk aşamasından  geçmiş olmamıza rağmen ikinci aşamada maalesef aynı başarıyı gösteremedik. Başvuru yapılan birkaç hibe programından ise geri dönüşler beklenmektedir.

DV: Kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimizi ve hitap ettiğimiz hedef kitlemizi(Koruyucu aileler ve Çocuklarını) geliştirecek proje başvuruları takip edilmekte ve gerekli müracaatlar yapılmaktadır. Projelerin yanı sıra önümüzdeki dönem için gerek Koruyucu Aileliği tanıtmak, gerekse hedef kitlemize yönelik  çocuk aile temalı ürünler konusunda çalışan kurumsal  firmalara ulaşmak üzere  sunum dosyaları ve materyaller hazırlayarak faaliyetlerimizi, yapmak istediğimiz yazılı görsel envanterleri oluşturma konusunda söz konusu firmalardan destek ve  sponsorluk alınması  konusunda faaliyet ve projeler planlanmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Vakfınızdan aldığımız destek ile derneğimizde ilk defa gönüllü çalışmalar dışında ücretli bir kişilik personel istihdamı gerçekleştirilmiştir. Bu sayede derneğin kurumsal yapısı ve verilerin düzenli hale getirilmesi, iletişim ve irtibatların toplanması ve işleyiş/yapı biraz daha iyileştirilmiş olup, alanda çalışan dernekler arası iletişim arttırılmıştır. İlk faaliyet raporumuz oluşturulup, paydaşlar ile paylaşılmıştır. Derneğe ait önemli verilerin güncellemeleri yapılmış, aday ailelerin ve gönüllülerin verisi tutulup, takibi yapılmış ve ilgili etkinliklerde davet edilerek işlerlik kazandırılmıştır. Bu aracılıklar ile ulaşılan kurumsal firmalar ile irtibatlar geliştirilmiş ve firmalara Koruyucu Ailelik sistem ve devlet korumasındaki çocuklara ve sisteme ilişkin veriler paylaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde daha fazla kurumsal firmaya ulaşmak, derneğimizi ve sistemi anlatır verilerden sunum dosyalarının hazırlanması konusunda çalışmalar planlanmıştır. Ayrıca hedef kitleye yönelik planlanan projelerin kısa özetleri ve bütçeleri çıkartılarak sunumlarımıza eklenmiştir. Derneğin web sitesi şuan yeterli bilgi içeriğine sahip olmadığı için sitenin yeniden yapılandırılması planlanmıştır. Bunun için yeni site içeriği oluşturulmuştur.  Kısaca anlattığımız bu çalışmalar ve yıl boyu yapılan birçok çalışma ile aslında derneğin kurumsal yapısı güçlendirilerek önümüzdeki dönemde daha güçlü ve kaynak geliştirebilir hale gelmesi yönünde derneğin gelişimine birçok katkı sağlanmıştır.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Alanda birlikte çalıştığımız Bizim Çocuklar Gençlik Akademisi Derneği ile yapacağımız ortaklık sonucu hem koruyucu aile yanında hem de devlet koruması altında olup eğitimine devam eden gençlerin gelişimi için çeşitli sportif aktiviteler ve eğitimler yapılması planlanmaktadır. Koruyucu ailelik alanında yetersiz olan yazılı kaynakların arttırılması için derneğimize destek veren psikolog Görkem Demirdöğer ile yazılı kaynaklar oluşturulması planlanmaktadır. Derneğe destek veren psikolog sayısı arttırılmıştır. Psikologlar, önümüzdeki dönem bir araya gelerek ‘ailelere psikolojik destek için daha farklı neler yapılabilir’ konusunda görüşeceklerdir. Destek alan ailelerdeki gelişimler ve alanda ihtiyaç duyulanlar üzerine çalışmalar yapılması planlanmaktadır. Koruyucu aileler ile aday ailelerin bir araya getirildiği etkinliklerin arttırılması planlanmaktadır. Öte yandan, belediyeler ve kurumsal firmalar ile iletişimin arttırılması hedeflenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Diyarbakır’da Bomovu’yu Ziyaret Etti

By | Röportaj | No Comments

Bomovu, Çocuk Fonu kapsamında Barışa Oyna Projesi ile özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik çalışmaktadır.  Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanmaktadır. Projeyi uyguladıkları iki sınır bölgesinden biri olan Diyarbakır’da Sivil Toplum için Destek Vakfı, Çocuk Fonu kapsamında çekeceği tanıtım filmi için Bomovu’yu ziyaret etti.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile Proje Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Türkiye’de ve Dünya’da omurilik felçlilerine yönelik tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren  bir STK olan Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD) ile, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında Proje Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Türkiye Omurilik Felçleri Derneği, ne zaman kuruldu? Genel olarak ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

TOFD: Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği 1998 yılından bu yana; öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere tüm ortopedik engellilerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümlerine yönelik ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yapmaktadır. TOFD, başarılı ve yaygın çalışmaları nedeniyle 03.05.2004 tarih ve 2004/7252 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünde hizmet vermektedir. Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, hayata geçirdiği projelerini ve yaptığı tüm çalışmalarını merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile yürüttüğü işbirliği çerçevesinde sürdürmektedir. Derneğimizin birincil hedeflerinden biri yeni oluşabilecek kalıcı sakatlıkların önlenmesi ve toplumun bu alanda bilgilenmesini sağlamaktır. Derneğimiz var olan sorunların bilincinde olarak; hem bireysel engelli haklarını ve hem de kamusal alanda yaşanan engellerin ortadan kaldırılması için çözümler üreterek uygulanmasını sağlamaktadır. Amaçlarımızı gerçekleştirmek ve hizmet verdiğimiz bireylerin yaşam standartlarını iyileştirmek amacıyla bahsettiğimiz birçok ulusal ve uluslararası projeyi sürdürmekteyiz.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için “yapılması gerekenler” nelerdir, kısaca bahseder misiniz?

TOFD: Çalışmalarımızı sürdürürken karşılaştığımız sorunların başında mevcut yasaların uygulamadaki eksiklikleri gelmektedir. Derneğimizin kamu yararına unvanına rağmen, kamusal alanlarda sağlanan olanaklardan gerektiği gibi yararlanamamaktadır. Örneğin, hizmetlerimizin gerçekleştirip genişletebilmek için yeni arazi ve binalara ihtiyaç duyulmaktadır. TOFD bu çalışmalarını sürdürebilmesi için yüksel bedeller ödeyebilmektedir. Toplum, STK’lar ve yapmış olduğu çalışmalar konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Dolaysıyla STK’lar aktif çalışabilecek ve daha fazla sorumluluk alabilecek kişilere ulaşmakta zorluk çekebilmektedir.

DV: ‘Erişebilirim’ projesi nasıl ortaya çıktı? Bu proje, “sorunu” çözmek için nasıl bir yol izliyor?

TOFD: TOFD’nin kuruluşundaki en önemli nedenlerden biri engellilerin yaşadığı erişim sorunudur. Standartlara uygun olmayan yapı ve kamusal alanlarda yaşanan zorluklar engellilerin sosyal yaşama katılımını engellemekte ve dolayısıyla tüketicilikten üreticiliğe geçişlerinde engel taşımaktadır. Sorunların çözülebilmesi için merkezi yönetimlerde eksikliklerin tamamlanması, yerel yönetimlerde standartların eksiksiz uygulanabilmesi, üniversiteler ve STK’lar ile çözüm odaklı çalışmalar yaparak web sitelerinde ve sosyal meralarda sorun ve çözüme yönelik duyular yapmak büyük önem taşımaktadır.

DV: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile kimlere ulaşmayı hedefliyorsunuz? Eğitimler sonrasındaki aşamalar neler olacaktır?

TOFD: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile akademisyen ve öğrenciler (MİMARLIK, MÜHENDİSLİK, KENTSEL TASARIM, ENDÜSTRİYEL TASARIM, İÇ MİMARİ, ÇEVRE, PEYZAJ, İNŞAAT VS. ) yerel yönetimler, ilgili kamu ve özel sektöre ulaşmayı hedeflemekteyiz.

  • Video Yayınlama ve Paylaşım
  • İçerik pdf aktarımı ve paylaşım
  • Konu hakkında uzmanların paylaşımları
  • Paylaşımlara yorum yapabilme özelliği
  • Uzmanların Önerilerini Kapsayacak Videolar ile eğitimler sonrasında ki aşamalar hedeflenmektedir.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağladı?

TOFD: Yapılacak ve tamamlanacak olan çalışmalar sonucunda engelliler ile ilgili evrensel standartların birçok yerde uygulanmasına olanak sağlanabilmesi amacıyla; TOFD’nin erişilebilirlik konusunda hayata geçirmeyi planladığı platform çalışmasına başlandı. Konuyla ilgili eğitimler ve sempozyumlar yapılarak hedeflenen kitlenin bilgilendirilmesi amacına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Hazırlanan tanıtım filmi ile projenin daha geniş kitlelere duyurularak genişletilmesi sağlanacaktır.

DV: Önümüzdeki dönem gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

TOFD: Engelli cinselliği ( veri çalışması-çalıştay-sempozyum), Engelli çocuk ve ebeveyn aile etkileşimi psikososyal destek, engelli ve siyaset (sempozyum), TOFD Pilates Akademi Kuruluşu (engelli eğitimci eğitimi-30 engellinin pilates yaparak iskelet, kemik ölçümleri, kas gelişimleri, yağ ölçümleri sonrasında belirlenen sürede daha sağlıklı yaşamalarının hedeflenmesi, omurilik felçlilerinde bası yaraları ve çözümlerine yönelik sempozyum, TOFD Sanat Atölyesinde engelli konularında toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla tiyatro çalışmaları

Barış için Müzik Vakfı ile Çocuk Fonu Hibe Sürecini Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı ile hibe sürecini, bu süreçte yapacaklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde aldığınız hibe desteği ile hangi projenizi hayata geçiriyorsunuz?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Bu destek ile 6 – 13 yaş arası, 100 çocuktan oluşan İlk Adım Orkestrası’nı kurduk. Orkestralar piramidi ile şekillenen eğitim modelimizde her yeni dönemde yeni orkestraların kurulmasıyla bu model güçleniyor ve sonuç olarak daha fazla çocuğa ulaşmış oluyoruz.

DV: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar orkestraya nasıl dahil oluyorlar? Çalışma sürecinden bahsedebilir misiniz?
BİM: Barış İçin Müzik Vakfı’nda herhangi bir yetenek sınavına girmeden eğitim almaya başlayan her çocuk, enstrümanını eline aldığı ilk günden itibaren kendi seviyesindeki çocuklarla oluşturulan orkestranın bir parçası haline geliyor, bireysel ve toplu derslerden yararlanıyor. Vakıf, orkestrayı temel alan eğitim modelini toplumun bir minyatürü olarak yorumluyor. Farklı sosyal statülere ve kültürlere sahip çocuklar orkestra içerisinde ortak bir amaç için birlikte çalışmayı, farklı seslere saygı duymayı, kendini ifade edebilmeyi öğreniyor.

DV: İlk Adım Orkestrası’nın sizce çocuklar açısından “farklı” noktaları nelerdir?
BİM: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar için diğer orkestralarımızdan farklı olarak enstrüman eğitimi dışında kulak geliştirme ve koro çalışmaları ekledik. Böylece çocuklar bir çok alanda kendini geliştirme fırsatı buldu. Ayrıca uygulamış olduğumuz ek dersler çocukların çaldıkları enstrümanlardaki gelişimlerini hızlandırdı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?
BİM: Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe desteğiyle en büyük gider kalemlerimizden biri olan personel giderinin bir kısmı karşılanmış oldu. Böylece elimizdeki bütçeyi, enstrüman satın alımı, bakım ve onarımı gibi diğer gerekli alanlarda kullanmak üzere tasarruf etmiş olduk.

DV: Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?
BİM: Gelecek dönemlerde, kurmuş olduğumuz orkestralarla yurt içi ve yurt dışında konserler vermeye devam etmeyi ve böylece müziğin iyileştirici gücünü daha fazla insana gösterebilmeyi arzu ediyoruz. Sistemin içinden yetişen öğrencilerimizin eğitmen olarak sisteme katkıda bulunmaları için onlara gerekli donanımları sağlayabilmek çalışmalarımızın bir diğer amacı. Çünkü yetişen her bireye istihdam sağlamak sistemin sürdürülebilirliği anlamına gelecek ve toplumda yaratmak istediğimiz dönüşüm hareketi de ivme kazanacak.