Category

Röportaj

uçan süpürge derneği benim steam agim

Uçan Süpürge Derneği ile Benim STEAM Ağım Projesi’ni Konuştuk

By | Röportaj

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği) ile Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle sağladığımız şartlı hibe kapsamında gerçekleştirilen Benim STEAM Ağım projesini, kadının ve kız çocuklarının insan hakları alanındaki çalışmaları ve 2020 yılı için önceliklerini konuştuk.

Kadınların ve kız çocuklarının insan hakları alanında çalışan Uçan Süpürge Derneği nasıl kuruldu ve ne gibi çalışmalar yapıyor?

Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği 2008 yılında Ankara’da kuruldu. Derneğin temelde kuruluş amacı feminist ilke ve politikaları yaygınlaştırmak, kadının ve kız çocuklarının insan hakları alanında savunuculuk faaliyetleri yürütmek ve hak temelli çalışma yürüten sivil toplum kuruluşları arasında kadının insan haklarına duyarlı bir diyalog zemini oluşturmaktır. Dernek 2008 ve 2010 yılları arasında İstanbul Sözleşmesi savunuculuk grubunda ve CEDAW sözleşmesi tanıtma grubunda sekretarya faaliyeti yürüttü.

Kurumumuz, kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet alanında yürüttüğü çalışmaların bir parçası ve geleceği olarak kız çocuklarının insan haklarını iyileştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. Bu bağlamda kız çocuklarının erken/zorla evlendirilmesinin önlenmesi, kız çocuklarının toplumsal cinsiyet eşitliği ilkeleri temelinde eşit ve ayrımcılıktan uzak bir eğitime ulaşması öncelikli konularımız arasında.

Kız çocuklarının güçlenmesi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelik çabaların, savunuculuk faaliyetlerinin sürdürülebilir bir zemin oluşturulmasını sağlaması sebebiyle de kadın hareketinin bugünü ve yarını için çok önemli bir noktada duruyor.

2009 yılında Sabancı Vakfı’nın desteğiyle başlayan ve ulusal-uluslararası değerli ortaklıklarla devam eden erken/zorla evlilikleri önlemeye yönelik faaliyetlerimiz şimdi Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ortaklığında mülteci kız çocuklarını da kapsayacak şekilde devam ediyor. Derneğimiz kız çocuklarına yönelik erken/zorla evlilikler ile ilgili Türkiye haritasının çıkarılması ve savunuculuk materyalleri geliştirilmesi, kamu-sivil toplum arasında diyalog zemininin oluşturulması, sağlığa erişimin iyileştirilmesi, gölge raporlar oluşturulması, ulusal-uluslararası ortaklıklar kurulması gibi çalışmalar yürüttü. Derneğimiz alandaki mevcut bilgi birikimi ve deneyimlerini mülteci ve göçmen kadınları da içerecek şekilde revize ederek çalışmalarına devam ediyor.

Kadının insan hakları alanında yürütülen çalışmalar zamanla değişen savunuculuk ve yayıncılık biçimleriyle birlikte -bir fırsat olarak değerlendirilerek- internet yayıncılığına taşındı. 2009’dan beri devam eden “Uçan Haber” zamanla kendini kadın muhabirlerin doğrudan kendi haberlerini kendilerinin yazdığı, editör olarak yine kadınların görev aldığı bir çalışmamızdı. “Kırmızı Kalem Medya İzleme” çalışması özellikle medyadaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair haberlerin tarandığı ve toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek, barış haberciliği formatında tekrar oluşturulduğu bir platformdu. Derneğimiz akabinde “Kadınların Postası” web projesi ile toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yaygınlaştırmak için medyayı etkin bir araç olarak kullanmayı, medyanın da bu bakış açısıyla içerik üretmesini; kadın dostu bir medya anlayışının teşvik edilmesi amacıyla 2015-2016 yılları arasında Free Press Unlimited desteğiyle bu çalışmayı uyguladı. Free Press gibi kurumlarla iş birliği yapmak alternatif bir yayıncılık anlayışının kurumumuz içinde gelişmesine ciddi bir katkı sağladı. Kurumun bu çalışmalarda amacı günümüzde hızla tüketilen bir şey haline gelen habercilik anlayışının eşitlikçi ve ayrımcılıktan uzak bir örneğinin mümkün olduğunu göstermekti.

Kız çocuklarının insan hakları alanında hali hazırda yürütülen projelerimizde erken/zorla evliliklerin önlenmesi için eğitimin önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Ancak özellikle okullarda cinsiyet eşitsizliğine dayalı köklü bir ataerkil kültürle bezenmiş müfredatın ve uygulamaların da kız çocukların geleceğinde, meslek seçiminde ve kariyer planlarında hala eşit fırsatlara ulaşmasının önünde bir engel oluşturduğu aşikâr. 2010 itibariyle başlayan kız çocukların eğitim hakları ile ilgili faaliyetlerde kurumumuz temelde kız çocuklarının STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanına yönlendirilmesi için faaliyet yürüttü. Çalışmalarda çocukların bu alana meraklarının, isteklerinin artması; bu alanda kadın görünürlüğünün öne çıkarılması ve eşitsizliklere dayalı normların azaltması temel hedeflerdi. “Benim Madame Curie’m” projesi ile başlayan çalışmalar şu sıralar “Benim STEAM Ağım” eğitim girişimiyle devam ediyor.

Dernek bünyesinde kurulan Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi’nin (GEN-DER) misyonu nedir? Ne gibi hedefler doğrultusunda çalışıyor?

Dernek bünyesinde 2017’de doğan “GEN-DER Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi”, dernek kendi faaliyetlerine bir yandan devam ederken, öte yandan özelleşmiş bir kol olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılması için çalışacak kolektif bir ekibin kendini sürdürmesi için oluşturulan bir çalışma grubu. Kolektifin misyonu toplumsal cinsiyet eşitliği alanında ortaklıklar kurarak eşitsizliklere dayalı sorunlara birlikte çözüm üretmek. Bu anlamda kolektifin ilk çalışması o dönem kendini sürdüremeyen pek çok paydaşla bir araya gelerek, birlikte çözüm yolları aradığı “Alternatif Karşılaşmalar Festivali” oldu. Öte yandan toplumsal cinsiyet alanında bir bellek oluşturmak ve tüzel kişiliği olmayan ve olmayacak bir oluşum olarak deneyimlerini sürekli kılan örnek bir model olarakkalmak kolektifin amaçları arasında.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Turkey Mozaik Foundation ile iş birliği kapsamında desteklenen Benim STEAM Ağım projesinin amacı nedir? Proje kapsamında neler yapmayı planlıyorsunuz?

“Benim STEAM Ağım” eğitim ağı girişimi ile toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan bir eğitim, meslek seçiminde kız çocukları Bilim (Science), Teknoloji (Technology), Eğitim (Education), Tasarım (Art) ve Matematik (Math) alanlarının birleşiminden oluşan kesişimsel bir eğitim modeline yönlendirme ve meslek seçiminde eşitlikçi bir kariyer anlayışının ilk adımlarını atmayı amaçlıyoruz.

Aslında ağımızı bir proje olarak değil; pek çok paydaşın rol aldığı bir eğitim girişimi olarak görüyoruz artık. Sürecin başlangıcında zaman planlaması ve kız çocuklara ulaşmakla ilgili bir sıkıntımız oldu; dolayısıyla çalışma öngördüğümüz takvimle ilerlemedi. Örneğin, MEB müfredatından ve politikaları arasından ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ ilkesinin çıkarılması ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının protokollerinin iptali/yenilenmemesi, eğitim alanında çalışanlar (eğitimciler ve okullar) ile sivil toplum alanında çalışanlar arasında bir iletişim problemini ortaya çıkardı. Yöntem olarak projeyi bir sivil toplum örgütünün başı-sonu belli bir projesi olarak konumlandırmak ve yapılacak işten önce sivil toplum örgütünü anlatmak yerine yapılan işi özerk bir yerde tutmak, o işin marka değerini ön planda tutmak bizim için süreci hızlandırdı. Yani bu bir projeden ziyade bir ortaklık ağı girişimi ve pek çok bileşenin söz hakkı olan kendini sürdürmek isteyen bir eğitim platformu.

Çocuklara ulaşmak için başta veliler ve eğitimcileri referans alan ekolojik bir model ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu modelin içinde yer alan eğitim alanında çalışan farklı bileşenleri ağın içinde bir destekçi olarak konumlandırarak hem ağın görünürlüğü hem de çalışmaların etkisinin sürdürülebilirliği için çalışıyoruz. Girişimin dışardan bir göz olarak bu gibi çeşitli bileşenleri izlemesi, desteklemesi ve üretilen işlerde bir yönlendirici olması ağın gücünü ve etki alanını genişletiyor!

Girişime dair daha fazla bilgi için internet sitesini ziyaret edebilirsiniz: www.benimsteamagim.com

Uçan Süpürge Derneği’nin daha önce de kız çocuklarının bilim ve teknoloji eğitimi alarak güçlendirilmesi ile ilgili projeler gerçekleştirdiğini biliyoruz. Bu projelerden ve alandaki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Eğitim alanında kız çocukları STEM alanlarına yönlendirme çalışmalarımız 2010’dan bu yana devam ediyor. İlk olarak ilkokul 4. sınıfa devam eden çocuklarla başlayan toplumsal cinsiyet eşitliği (o yaş grubu toplumsal cinsiyetin şekillenmeye başladığı yaş grubu olduğu için seçildi) ve meslek seçiminde ön yargıları kırmak üzere başlayan “Benim Madame Curie’m” projesi Türkiye’de yaşayan rol model kadınlarla okulları buluşturdu. Ankara’nın merkez dışındaki ilçelerinden dezavantajlı 10 okulda gerçekleşen buluşmalarda öğretmenler, rehberlik servisleri, okul içi eğitim personelleri ve saha ziyaretlerine davet edilen velilerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve meslek seçimine dair bakış açılarının değiştirilmesi ve iyileştirilmesi hedeflendi. Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) ile iş birliği içinde gerçekleşen bu çalışmanın sonunda Türkiye’den 4 kadın bilim insanının filmi hazırlanarak proje esnasında gidilmeyen ve daha sonradan seçilen okullarda fen bilimleri derslerinde izletilmesi üzere okullarla paylaşıldı. Bu projenin sonrasında gerçekleşen çalışmalardan biri de periyodik olarak 4 eğitim-öğretim dönemini kapsayan ve Ford Otosan Türkiye iş birliğinde 2015-2017’de gerçekleşen “Bal Arıları Mühendis Oluyor” projesiydi. Proje kapsamında 81 ilde ortaokullarda (mesleki bilginin şekillenmeye başladığı bir yaş grubu olduğu için bu grup seçildi) 9000’i aşkın kız çocukla buluşuldu. Bu buluşmalarda toplumsal cinsiyet eşitliğinin meslek seçimine etkisine dair yapılan atölye çalışmalarında Ford Otosan Türkiye’de hali hazırda çalışan mühendisler de saha ziyaretlerine katılarak; çocukların ve eğitimcilerin sorularını yanıtladı. Projenin ana amacı kız çocukları mühendislik alanına yönlendirmek ve var olan kalıpları dönüştürmekti. Projenin özel amacı ise Ford Otosan ile yapılan protokol sonucunda çocukların eğitim takibi yapılarak, ilerleyen zamanda mühendislik alanından mezun olan kız çocukların Ford Otosan bünyesinde istihdamını sağlamaktı.

2017’de literatürde STEM olarak tanımlanan kesişimsel alanda yaşanan eşitsizlikler ve bu eşitsizliklere dair çözüm odaklı çalışmaların yapılmaması sonucu eşitsizliklerin çözülemeyecek kadar artacak olması bizi ilk olarak ABD eğitim sisteminde ortaya çıkan STEM çalışmalarına yönlendirdi. ABD Büyükelçiliği iş birliğinde 2017-2019 yılları arasında sürdürülen “Bilim ve Teknolojide Kız Çocuklar/Girls Can STEM” projesi, 9. sınıf kız çocukları (alan seçiminden önceki son yıl olduğu için bu grupla çalışıldı) endüstriyelleşmiş toplumlarda cinsiyetlendirilmiş olan bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında eşitsizliği ortadan kaldırmayı ve özellikle kız çocukları pozitif bilimlere yönlendirmeyi hedefledi. Proje, kız çocuklarını bu alanlarda üretim yapmaya teşvik ederken, onları yenilikçi düşünmeye sevk ediyordu. Toplam 42 ilde gerçekleşen saha ziyaretine dâhil ettiğimiz ve gidilen ilde çalışmalarına devam eden rol model kadınlar, kız çocukları için hayallerini gerçekleştirmiş ve güçlendirici bir örnek oluşturuyordu. Bunun yanı sıra bu isimler okullardaki eğitimcilerin iletişimde kalacağı ve iş birliğine gideceği kişiler de oluyordu. Bu ziyaretlerde kız çocuklarından elde ettiğimiz ihtiyaçlar ve test sonuçları şu sıralar bir yayın olarak alanda çalışanlara kılavuz olması açısından hazırlanıyor.

Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik eğitimi STEM (Science, Technology, Engineering ve Math) uluslararası alanda çok kullanılan bir kavram. Sizin projenizde STEAM kavramı kullanılıyor ve sanat (Arts/Tasarım) da dahil ediliyor. Bunun nedeninden bahsedebilir misiniz?

STEAM kavramı Türkiye’de yeni olmasının yanı sıra Dünya’da da çok yeni bir kavram. 2017-2018 yıllarında eğitimde ve literatürde çok yaygınlaştığını biliyoruz. Aslında bizim bu sıralarda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar STEM üzerine olsa da çocuklarla ve eğitimcilerle çalışmalarımız esnasında A (Arts-Sanat/Tasarım) sürecine de hep değindik. Yapılan çalışmalarda tasarım ve sanat kısmının üretilen işler ve çalışmalar esnasında biricikliğin oluşması ve empatiye dayalı bir anlayışın gelişmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Tamamen mekanik olarak tasarlanan bir iş, alanında ne kadar öncü olursa olsun türler arasında sürdürülebilirliği önemsemiyorsa, çevreye ve insanlara duyarlı değilse o işin tartışmaya açılması gerektiğine inanıyoruz. Üretilen bir işin sosyal alanı, sosyal bilimleri yok saydığı bir anlayışla üretildiği takdirde kapsayıcı bir STEM alanından bahsedebilir miyiz? STEM eğitimlerinde kız çocuklara ve eğitimcilere aktardığımız grup çalışması, birlikte üretim pratiğiyle bu süreç kendi içinde çok çelişiyordu. Örneğin, bir ürün ürettiğimizde ya da fikir aşamasındayken söz gelimi engelli bir bireyin de o üründen faydalanmasını sağlamamız, buna dair düşünmemiz aslında fark yaratacaktır. O kişiyi ve ihtiyaçlarını tanımak, doğanın ihtiyacını tanımak ancak karşılıklı bir anlayışın gelişmesi ile mümkün olabilir. Örneğin bilimi ele alırsak temelde iki türlü bir bilim anlayışından bahsedebiliriz: İlki savaş araçlarını üreten, bunun için bütün sermayesini kullanan bir bilim anlayışı; ikincisi ise türler arasındaki işleyişe duyarlı, ürettiği işlerde insan ve doğa dostu daha onarıcı, rehabilite edici bir bilim anlayışı. Yaptığımız çalışmalarda ikinci anlayışın benimsenmesi için bir motivasyon geliştiriyoruz. Bu nedenle tasarımın yapılacak işlerde benimsenmesi, üreten kişinin çevresini tanıması, ihtiyaçlara cevap vermesi ve tasarım boyutunun diğer alanları içerecek şekilde kurgulanmasının, üretilen işleri/fikirleri besleyecek bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

Uçan Süpürge Derneği’nin 2020 yılı için planları neler? Özellikle savunuculuk alanında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadınlar ve çocukların insan hakları alanındaki faaliyetlerimiz 2020 yılında da devam edecek. Kadının insan hakları alanında CEDAW, İstanbul Sözleşmesi’nin izleme ekibindeyiz; Pekin 25 ortaklığında ise raporlama ekibindeyiz ve bu sözleşmelerin uygulanması için izleme faaliyetlerine, gölge raporlama sürecine katkı vermeye devam edeceğiz. Sözleşmeleri ve özellikle 6284’ün uygulanması esasında yaşanan problemleri ve sözleşmeyi takiben kadınları koruyan mevcut yasaları riske atabilecek süreçlerde ortağı olduğumuz ağlar üzerinden katılım sağlamaya ve kampanya süreçlerinde etkin olmaya ve yine aynı şekilde tartışma grubunda yer aldığımız yoksulluk nafakasına dair kazanımları korumaya, savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz.

Küresel iklim krizinde de pek çok eylemlilik alanında olduğu gibi kadınların ve çocukların en önde yer aldığını görüyoruz. Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmaları yakından takip ediyoruz; mümkün olduğunca katılım sağlamaya ve karşılıklı iş birliği geliştirmeye, medya kanallarımızda konuya destek olmaya ve bir kampanya varsa etkisini büyütmeye gayret ediyoruz. Dünyanın çeşitli bölgelerinden iklim kriziyle mücadele eden kadın aktivistlerle yaptığımız iyi örneklerden oluşan bir yayın hazırlığı içindeyiz.

Son yirmi yılda kadının insan hakları alanında Türkiye’de ve Dünyada yaşanan önemli adımları görmek ve bir bellek çalışması oluşturmak için 2020 yılının ilk çeyreğinde dijital bir adım sayar oluşturmak istiyoruz: 20 yılda kadın alanında yaşanan gelişmeler, fırsatlar ve engeller sürekli kendini güncelleyen bir dijital bellek olarak konumlanacak.

2016’da Uçan Süpürge Derneği’nin kurumsal değişiminin bir parçası olarak yönetim, üye ve çalışan pozisyonlarına ilişkin bir düzenlemeye giderek dernek içinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği özelinde bir iyileştirme süreci başlattık. Bunun sonucu olarak LGBTİ+ aidiyetlerin dernek içinde temsilinin sağlanması, karar alma mekanizmalarında yer alması ve kurumsal politika gereği belli oranların sağlanmasını sağladık. Son aylarda tüm Dünyada olduğu gibi Türkiye’de süregelen ve özellikle trans kadınları hedef alan radikal feminist oluşumların trans kadınların gerçek kadın olmadığı yönündeki trans dışlayıcı söylem ve politikalarına karşı şimdi olduğu gibi 2020’de de savunuculuk faaliyeti yürüteceğiz. Özellikle bu alanda özelleşen, bilgi üreten ve ayrımcılığa karşı farkındalık oluşturan sivil toplum kuruluşlarıyla ortak politika geliştirmeye ve çalışmalarına destek olmaya devam edeceğiz. Kurumumuz şu sıralar Batı Balkanlar ve Türkiye için LGBTİ Eşit Haklar Derneği (ERA) ile üyelik konusunda yazışmalarını sürdürüyor. Amacımız kadının insan hakları alanında faaliyet yürüten kurumlar arasında konuya dair ortak bir diyalog zemini oluşturmak.

Çocuk hakları bağlamında 2021 yılına kadar yürütme kurulunda olacağımız Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı’nda çeşitli kurumlarla birlikte şu sıralar şiddet durum raporu üzerinde çalışıyoruz. Bu raporun çeşitli başlıklarının çalışması 2020 yılının ilk çeyreğinde de devam edecek. Ağ içinde üyelerle belirli periyotlarda bir araya geliyoruz; bu buluşmalar yine 2020’de de sürecek. Kamu kurumlarıyla, yasa koyucularla ve küresel ortaklarla belli dönemlerde buluşarak, çocuğa yönelik şiddete karşı iş birliğine gitmeye, bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Erken/zorla evliliklerle mücadele alanında Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ile 2020’de de çalışmalarımız sürecek. Şu an devam eden ve odağında Suriyeli kız çocukların erken/zorla evlendirilmesinin önlenmesi olan çalışmamızdan 3 bilgi notu hazırladık. Çocukların eğitimde kalması için Suriyeli veliler, Türkiyeli öğretmenler ve Suriyeli öğretmenlerle yaptığımız odak görüşmeler sonrasında ortaya çıkan raporu 2020 yılının ilk periyodunda yayınlayacağız. Bu rapor ve 3 bilgi notunun (Eğitimciler için eşitlikçi sınıf rehberi, hukuk rehberi ve bilgi seti) 2020 yılında dağıtımı yapılacak. Ayrıca medya kanallarımız üzerinden yaygınlaştırılmasını sağlayacağız.

STEM&STEAM alanında çocuklarla uzun zamandır gerçekleşen çalışmaların bizden sonra da sürdürülebilir ve etkin bir şekilde devam etmesi için kadın eğitimcilere yönelik 7 bölgede 8 noktaya yayılan bir STEM elçileri programı yürüteceğiz. Benim STEAM Ağım eğitim girişiminin sürdürülebilirliğini sağlamak ve etkisini büyütmek için çalışmalara devam edeceğiz.

2019 yılı ortalarında Ankara’da konuk ettiğimiz Uluslararası Kadın Sağlığı Koalisyonu (IWHC) ile bir görüşme gerçekleştirdik. Yaptığımız görüşmeden elde ettiğimiz veriler ışığında geride bıraktığımız 1 Aralık Dünya HIV Farkındalık Günü’nü fırsat bilerek Çankaya Belediyesi Halk Sağlığı Merkezi, Kaos GL Derneği, Kırmızı Şemsiye Derneği ve Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği ortaklığında bir atölye çalışması gerçekleştirdik. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Türkiye HIV/AIDS Kontrol Programı 2019-2024” raporunu incelediğimiz çalışmada, aralarında hiv ve sağlık alanında çalışan sivil toplum örgütü temsilcileri ve sağlık hukukçuların da olduğu bir grupla raporun avantajı ve risklerine ilişkin alternatif bir rapor hazırladık. Rapor şu sıralar hazırlık aşamasında. Odağımız olan kadınlar ve kız çocukların insan hakları bağlamında sağlığa erişim ve HIV (korunma yöntemleri, tanı öncesi-tanı sonrası süreç, başvuru süreçleri) başlıklarında 2020 yılında savunuculuk faaliyetleri yürüteceğiz.

izev

İZEV’le Kurumsal Destek Programımızı Konuştuk

By | Röportaj

Kurumsal Destek Programımız kapsamında hibe verdiğimiz İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı (İZEV) ile zihinsel engelliler için yaptıkları çalışmalar ve kurumsal hibenin derneğe katkılarını konuştuk.

Zihinsel engelli çocukların aileleri tarafından kurulanİZEV 1997 yılından beri çalışmalarına devam ediyor. Vakfın yürüttüğü çalışmalardan ve bu çalışmaların zaman içerisinde nasıl geliştiğinden bahseder misiniz?
Zihinsel engellilerin toplumca farklı bireyler olarak kabul edilmesini sağlayarak, onları bağımsız yaşama hazırlayan ve hayatın her alanında yer almaları için çalışmalar yürüten bir sivil toplum kuruluşuyuz. 1989 yılında dernek olarak kurulan ve 1997 de vakıf tüzel kişiliğinde yapılanan İZEV , evlatları zihinsel engelli olan aileler tarafından kuruldu. İZEV, genç ve yetişkin zihin engelli bireylerin hayata hazırlanması ve sosyal yaşamda yer almalarına yönelik çalışmalar yapıyor. Ayrıca daha fazla kamusal yarar sağlamak üzere birçok proje üretiyor.

Kuruluşundan bu yana İZEV’in çalışmaları, daha çok özel eğitime gereksinim duyan çocuklar, ergen ve yetişkinlerin ihtiyaçları yönünde yönünde gerçekleşti. 0-25 yaş arası zihin engelli çocuklara rehabilitasyon, terapi, ilköğretim ve mesleki eğitim hizmetleri veren Saadet İlköğretim Okulu ve Mesleki Eğitim Merkezi’nin kurucusu ve destekçisi olduk. Bu kurumun rehabilitasyon, terapi merkezi ve korumalı iş yeri binası vakfımız ve vakıf üyelerimiz tarafından yaptırılarak kamuya hibe edildi.

Tüm faaliyetlerimizi, toplumda zihinsel engelli olarak tanımlanan bireylerin hayatın her alanında yer alabileceklerine inanarak, onların aktif görev alacakları şekilde kurguluyor ve zihinsel engelli bireylerin başardıklarıyla toplumda farkındalık yaratmalarını sağlıyoruz.

2019 yılında uzun iki araştırma ve raporlama projesi gerçekleştirdik. 2020 yılında da aynı yoğunlukta araştırma ve raporlama çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yönetim Kurulu kararıyla 2020 şubeleşme yılı olarak belirlendi. Hem yurt içi hem de yurt dışında şubeler açarak faaliyetlerimizin kapsamını geliştireceğiz ve erişilebilirliğini artıracağız.

Mottomuz “Hayatın her alanında biz de varız!” ve bu hedefi gerçekleştirmek üzere tekrarladığımız 2018 sloganımız: “Yıkılmak zorunda olan zihinlerdeki duvar!” Her yıl bir motto açıklıyoruz. 2019 yılı mottomuz ise: “Yaşam bir deniz, biz de sizdeniz!”

Bağımsız Yaşam Evi’nde gençlerle ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Yaptığınız çalışmaların gençleri sosyal hayata hazırlamak yönünde ne tür katkıları oluyor?
Vakfımız faaliyetlerine merkez olarak Sarıyer Tarabyaüstü’nde bulunan Bağımsız Yaşam Evi’nde devam ediyor. Bağımsız Yaşam Evi’mizde 35 farklı birey, hafta içi 5 gün tam zamanlı hizmet alıyor. Yogadan mandalaya, şan çalışmalarından aikidoya uzanan verimli bir program yürütüyoruz. Ana hedefimiz, “farklı” genç ve yetişkinleri daha bireysel, daha sosyal ve daha özgür birer birey haline getirebilmek ve kendilerini gerçekleştirmelerine destek olmak. Bağımsız Yaşam Programımızın iki tamamlayıcısı kültür gezileri ve kaynaştırma çalışmalarıyla sosyalleşme ve mesleki eğitim çalışmalarıyla istihdama hazırlık.

Bunun yanında kurumsal firmalar ve eğitim kurumlarıyla yürüttüğümüz iletişim de toplumsal farkındalık odağında ilerliyor. Bağımsız Yaşam Programımız ve destekleyici çalışmalarımızın ülkemiz standartlarının çok üzerinde olduğuna inanıyoruz. Geçtiğimiz ay, Berlin’de gerçekleştirdiğimiz araştırma projesi sonrasında da programımızın (devlet destekleri ve sosyal hizmetlerdeki kısıtlılıklara rağmen) Avrupa Birliği standartlarının dahi üzerinde olduğunu görmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Bugün İZEV Bağımsız Yaşam Evi’nde gün boyu akademik öğretim ve hayata yönelik eğitim programları çerçevesinde gençlerimiz çok çeşitli aktivitelere katılıyor. Geliş-gidişleri servislerle sağlanan gençler, her iş günü 10.00-15.30 saatleri arasında hem eğitim alıyor hem de hayatın içine entegre olma noktasında uygulama imkânları buluyor. Vakfın, istihdam ettiği sürekli hizmet veren öğretmenler ve gönüllü eğitmenler eşliğinde yürütülen programlarda Türkçe, matematik, sosyal bilgiler, İngilizce, bilgisayar gibi akademik kazanımlara ek olarak yoga, nefes terapisi, seramik, sabun üretimi, ebru, heykel, müzik, ritim, yüzme, çeşitli el sanatları ve süsleme çalışmaları yapılıyor. Bunun dışında, sofra hazırlama, kaldırma ve servis uygulamaları gibi mutfak çalışmaları, hep birlikte yenilen yemekler için bir laboratuvar oluşturuyor. Haftada bir düzenlenen gezilerle müzeler, sergiler ziyaret ediliyor; davet alındığında çeşitli restoranlara gidilerek hep birlikte yemek yeniliyor.

Pink Floyd’un eski basçısı ve solisti Roger Waters’ın da desteğiyle “Another Brick in The Wall” şarkısını Türkiye’den birçok ünlü sanatçının seslendirmesi ve zihinsel engelli gençlerin katılımıyla “Yaşam Hakkı- Duvar” adıyla yeniden yorumladığınız kampanyanızdan bahseder misiniz? Başta sosyal medya olmak üzere farklı mecralarda oldukça ilgi gören bu kampanyanın zihinsel engellilerle ilgili farkındalık yaratmada ne tür bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
Yaşam Hakkı – Duvar, 5 yıllık sosyal farkındalık projemizin 2. etabı olan Hayvanlar ve Biz’in şarkısı olarak hem ülkemizde hem de dünyada büyük etki yarattı. Projemiz Amerika’da Mercury Ödüllerinden, biri tek onur ödülü olmak üzere 3 ödül; Avrupa’da ise Stevie Ödüllerinde Avrupa’nın en iyi sosyal sorumluluk projesi ödülünü alarak toplamda 17 ödülle yoluna devam ediyor.

Şarkı seçimi, kast seçimi, senaryo gibi ögelerden de anlaşılacağı gibi Yaşam Hakkı-Duvar zihinsel engelli bireylerin ilk manifestosu olma özelliği taşıyor. Video klip, izleyenlerin zihnindeki engelli algısının dönüştürülmesine büyük katkı sunmayı başardı. Toplumun, sivil topluma yaklaşımında da pozitif bir dönüşümü hedefledik. Ajitasyon ve korku temelli bir yardım etme ediminden çok uzakta, empati ve dayanışma duygusu yaratacak bir proje örneği oluşturmaya çalıştık. Projemiz, İZEV’in bilinirliğini artırdı ve marka değerine büyük katkı sundu, engelli olarak tanımlanan bireylerin ve ailelerinin motivasyonlarını da artırdı.

Kampanya henüz yolculuğunu tamamlanmış ve tüm hedeflerine erişmiş durumda değil. 2. versiyonun çekimleri ve kayıtları 6 ay önce tamamlandı, yayın için Roger Waters’dan onay bekliyoruz. Daha geniş kitlelere ulaşmaya ve daha fazla etki yaratmaya ihtiyacımız bulunuyor.

2019 yılında hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Programı’ndan aldığınız hibe ve mentor desteği ile İZEV’in kurumsal kapasitesini hangi alanda ve hedefler doğrultusunda geliştirmeyi planlıyorsunuz?
Kurumsal Destek Programı’ndan aldığımız hibe ve mentor desteği ile organizasyon şeması ve görev tanımlarını net olarak belirleyerek, raporlama formlarını oluşturarak, etki değerlendirme raporları ve özellikle iş takip formları geliştirerek İZEV’in kurumsal kapasitesini geliştirmeyi planlıyoruz.

Geleceğe dair ana eylem ve hareketlerin planlanmasını; online ve dijital arşiv oluşturarak, evrak ve belge dokümantasyonunu online ve güvenli şekilde yaparak, kişi ve kurum listelerini güncelleyerek, kurum içi iş takibine yarayacak araçlar kullanarak, herkesin erişilebilirliğine açık, online takvim sistemi kurarak, stratejik plan ve kurumsal kimlik oluşturarak yapmayı hedefliyoruz.

Hibe, mentorlarla yapılan çalışmalar ve uzmanlık temelli gönüllü desteklerinden oluşan kurumsal hibe desteğinin İZEV’e ve vakfın çalışmalarına ne tür katkılar sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Mentorlarla ve uzman gönüllülerle yapılan çalışmalar ile bu kurumsal hibe desteği, İZEV’e ve vakfın çalışmalarına kurumsal gelişim ile ilgili ihtiyaçların belirlenmesi, kurumsal gelişim odaklı stratejik yönelim dokümanının hazırlanarak uygulanması noktasında katkı sağlayacak. Buna uygun olarak, kurumsal gelişim konusunda bize destek olan mentorlar ile kurumun vizyon ve misyonunu belirleme konusunda çalışmalar yapacağız. Kurumsal anlamda eksik kalınan noktalar ile ilgili ihtiyaç belirleme ve buna uygun yol alarak bilgi alışverişi ile katkı sağlanacak. Şubeleşme yılımız olan 2020’de almış olduğumuz kurumsal desteklerin büyük faydası olacağına inanıyoruz.

Bilim Kahramanları Derneği ile “Kızlar Bilimle Buluşuyor” Projesini Konuştuk

By | Çocuk Fonu, Röportaj

Bilim Kahramanları Derneği ile Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın hibe desteğiyle hayata geçirdikleri “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projesini ve projenin etkilerini konuştuk.

Bilim Kahramanları Derneği, bilimin çocuklar ve gençler arasında yaygınlaşması için uzun süredir çalışmalar yapıyor. Çocuk Fonu tarafından desteklenen “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projesi kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?
Şubat ayında başlayan “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projemiz ile 6-10 yaş arasındaki çocuklara bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazandırmayı, kodlama alanında farkındalık yaratmayı, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda da deneyim kazandırmayı hedefledik.

Bu proje özelinde kendi imkanları ile bu tür STEM projelerine katılma imkanı olmayan devlet okullardan ve tamamı kızlardan oluşan takımlar kurarak Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Jr. isimli STEM programımıza dahil ettik. Böylelikle hem devlet okulları tarafında fırsat eşitliğini sağlamaya katkı sunduk, hem de kız çocuklarının bilimsel etkinliklere katılımı konusunda onları teşvik etme fırsatı elde ettik.

Proje kapsamında takımlar “Görevimiz Ay” teması kapsamında ayda bir yaşam alanı kurdular ve oluşturdukları ay üssünde havayı, suyu ve enerjiyi nasıl depolayabileceklerine yönelik çözümler ürettikleri bir proje modeli hazırladılar. Lego parçalarından hazırladıkları proje modellerine kodladıkları robotlarıyla hareket kattılar. Tüm bunları yaparken de takım çalışması, problem çözme becerileri, eleştirel düşünme ve sunum becerilerini geliştirecek bir süreç yaşadılar. En önemlisi de ekip olarak bilim yapmanın ve üretmenin keyfine vardırlar.

Proje ile 8 farklı ilden 72 kız çocuğuna ulaştık. Yalnızca kız çocuklarından oluşan 12 Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor takımlarının desteklendiği iller ise; Denizli, Diyarbakır, Edirne, Hatay, İstanbul, İzmir, Mersin ve Samsun oldu.

Proje kapsamında neden yalnızca kız çocuklarından oluşan takımlarla çalışmayı tercih ettiniz? Proje sürecini düşündüğünüzde geliştirdiğiniz bu yaklaşımın alanda yaptığınız çalışmalara ne tür katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?
Özellikle, kızlardan oluşan takımları kurmaktaki sebebimiz gözlemlerimiz ve deneyimlerimiz oldu.
Çocuklar, Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Jr. fuarlarına gelip çalışmalarını sergileyene kadar, farklı alanlarda çalışmalar yürütüyorlar: Proje geliştirme, araştırma, hareketli model oluşturma, kodlama, takım çalışması.

Çocuklar ve koçlarıyla yapılan gözlemlerde takım için görev dağılımlarında cinsiyete dayalı bir farklılık olabildiğini gözlemledik. Karma takımlarda; sıklıkla, proje geliştirme ve kodlama ve robotik süreçlerini erkek öğrencilerin üstlendiklerini ve fuar günü de erkek öğrencilerin sunduklarını; öte yandan, süsleme, takımın iyi ve ait hissetmesi için yapılan çalışmalarda öne çıkanların kız çocukları olduğunu gözlemliyoruz.

Toplumsal kalıp yargılarının beslediği bu görev paylaşımını nasıl ortadan kaldırabiliriz diye düşünürken; kız takımlarını destekleme fikri ile ilerlemeyi tercih ettik. Eğer tüm üyeleri kızlardan oluşan takımlar oluşturabilirsek, kodlamadan proje geliştirmeye; robotikten takım çalışmalarına kadar her adımda kız çocukları etkin bir rol benimseyebilir; katıldıkları fuarlarda da diğer takımlara ilham olabilir diye düşündük.

Sonuç ise gerçekten beklediğimiz gibi oldu. Fuar günü farklı takımlar bir araya geldiklerinde tüm kız ve erkek çocukları karşılıklı deneyimlerini paylaştılar. Tüm katılımcılardan, velilerden, öğretmenler ve idarecilerden de olumlu dönüşler aldık.

Ayrıca proje sonunda, 72 kız çocuğunun çalışmalarına rehberlik eden takım koçları ile yaptığımız ankette; takım koçları kız çocuklarının merak duygusunda %100 özgüven ve kendini ifade etme alanlarında ise %90’ın üzerinde artış olduğundan bahsettiler. Bu da, projeyi yazarken amaçladığımız ana hedeflerimiz için oldukça önemli çıktıların gerçekleştiğini ifade ediyor.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesine dahil olan okulların yöneticilerinden, takım koçlarından, öğrenci ya da velilerden projeye dair ne tür geri dönüşler aldınız? Projenin etkisi ve kız çocuklarında yarattığı değişim konusunda bizimle paylaşabileceğiniz bilgiler var mı?
Kızlar Bilimle Buluşuyor projesine katılan okullarda yer alan takım koçları ve idarecilerden önemli ve olumlu birçok geri bildirim aldık. Sıklıkla, kız takımlarının çalışmalarının okulda oldukça ilgi çektiği, çalışmaların takım çalışmasının önemine vurgu anlamında okulda bir kültürün oluşmasına yönelik katkı sunduğundan bahsettiler.

Programın 6-10 yaş arasındaki çocuklara olan katkısının yanı sıra çalışmalara sezon boyunca rehberlik eden takım koçları ve danışmanların da mesleki bilgilerine katkı sunduğu yönünde geri bildirimler aldık. Yaptığımız ankette yer alan geri bildirimlerden birinde bu tespiti açıkça görebiliyoruz: “Böyle fırsat yaratıldığı için kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü bizim gibi köy okullarının STEM ve kodlama yapabilmesi imkânsız denilebilir. Bu program sayesinde bildiklerimi uygulamaya dökebildim ve artı-eksilerimi gördüm. Bu program beni STEM ve kodlama alanındaki çalışmalarımın devamı için pekiştirdi.”

Velilerin de çocuklarında gördükleri değişime dair geri bildirimleri, projenin amacını ve misyonunu önemli ölçüde destekliyor. İlk defa ailelerinden ayrı bir şekilde seyahat eden, ebeveynlerinden ayrı sorumluluk aldıkları kendilerine ait çalışmaların olması kız çocuklarının kendilerini birer birey olarak hissetmelerini sağladı.

Bu çok yönlü projenin gerçekleşmesini sağlayan takım koçları ve danışmanlarına, okul idarecilerine, velilere, maddi destekleri için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, Turkey Mozaik Foundation’a en çok da kızlara çok teşekkür ederiz!

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve kaynak geliştirme çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Hibe sürecine dair deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Sivil Toplum için Destek Vakfı Çocuk Fonu’nun dernek için özel bir yeri oluştu. Derneğin, herkese açık ve başvuru yapılabilen fonlar arasında kazandığı ilk destek. Kurumsal kapasite ve hafızamız açısından da bir ilk olma özelliği taşıyacak bundan sonra bizim için. Ayrıca derneğimizin çok önemsediği toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda da daha görünür bir adım atmasına fırsat sağladı. Bu motivasyonla farklı fon başvurularımız da oldu. Heyecanla sonuçlanmalarını bekliyoruz.

Bilim Kahramanları Derneği’nin gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı diğer çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
2019 – 2020 akademik yılında da çalışmalarımızı tüm heyecanıyla sürdürmeye devam ediyoruz. Çocuklar ve gençler için yürüttüğümüz Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor, Bilim Kahramanları Buluşuyor, Dünya Robot Olimpiyatı Türkiye ve Merak Makinesi programlarımızı daha fazla çocuk ve gencin katılımıyla devam ettiriyoruz. Ayrıca genç bilim insanlarının çalışmalarını toplumla buluşturmamızı sağlayan Yılın Bilim İnsanı – Genç Bilim İnsanı Ödülleri başvuruları Aralık ayı içerisinde açılacak.

Gönüllülerimizin ve bağışçılarımızın desteğiyle, hedeflerimizi elbette başta kız çocukları olmak üzere devlet okullarında okuyan tüm çocukları bilimle erken yaşta buluşturmaya ve toplumsal cinsiyet eşitliğine vurgu yaparak büyüteceğiz.

Çalışmalarımıza dair detaylı bilgi için okuyucuları, web sitemizi ve sosyal medya hesaplarımızı takip etmeye davet ediyoruz.

Bu önemli destek için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ediyoruz. Umuyoruz, işbirliklerimizi artırarak devam ettireceğiz.

Renkli Saatler, Ayvalık’ta başlıyor

By | Proje Destek Fonu, Röportaj

Zeytin Çekirdekleri Derneği, Turkey Mozaik Foundation‘ın şartlı bağışı kapsamında desteklenmeye başlandı. Aşağıda dernek ve desteklenen çalışmalarla ilgili yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin kurulma sürecinden, çalışma alanlarından ve yürüttüğünüz temel faaliyetlerden kısaca bahseder misiniz?
Renkli Saatler, Ayvalık Belediyesi, Ayvalık Kaymakamlığı ve Ayvalık Milli eğitim Müdürlüğü ile Zeytin Çekirdekleri Derneği gönüllülerinin işbirliği ile hayata geçirilmiş, dezavantajlı ilçe çocuklarının sosyal gelişimlerini güçlendirmeye yönelik ücretsiz müzik, sanat ve spor eğitim sunan bir program. Sivil toplum, dernekler ve özel sektör işbiriliği de projenin ayrılmaz birer parçası. Bu projede pek çok gönüllü hem eğitimde hem de operasyonda görev alarak tam bir imece yapısı oluşturmakta ki bu yapı şu an 5. yılının içinde olan projenin hızlı bir şekilde yol almasında ve gelişmesinde önemli rol oynamakta.

Derneğimiz projemizin mali açıdan desteklenmesi, gönüllü eğitmenler ve sponsor ilişkilerinin kurulması ve sürdürülmesi ve diğer kurum ve kuruluşlarla olan ilişkilerin yürütülmesi amacıyla gönüllüler tarafından 2015 yılında kuruldu.

Derneğin çocuklara yönelik olarak uyguladığı eğitim programlarında müzik ve orkestra eğitimleri ve kültür-sanat faaliyetlerinin yanı sıra farklı destekler de sağlıyorsunuz. Bu yaklaşımınızın nedenlerinden ve birlikte çalıştığınız çocuklara katkılarından bahseder misiniz?
Derneğimizin ana amacı; sanat aracılığı ile çocuk >aile>toplum etkileşiminin olumlu anlamda gelişmesidir. Bu nedenle çocuklarımızın gelişimine katkısı olan destekler de veriyoruz. Çocuklarımızın pozitif ortamlara aidiyet duygusu gelişmekte sosyal ilişkileri de olumlu anlam kazanmaktadır.

Çocuklara verdiğimiz keyifli ev ödevleri (şarkı, resim ) ile ebeveynin ve kardeşlerin de interaktif katılımı sağlamakta bu da – eğer evde olumsuz bir atmosfer var ise – bireylerin kaliteli bir zaman dilimi geçirmelerini sağlamakta. Ayrıca çocukların akademik olarak bireysel ihtiyaçlarını karşılamak için programlar geliştiriyoruz. Örneğin müzik çalışmalarındaki gözlemlerimiz sonucunda müzik için matematik programı gerçekleştiriyoruz.

Yerel bir örgütlenme olan Zeytin Çekirdekleri Derneği, çalışmalarını başta Ayvalık Belediyesi olmak üzere farklı kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri kurarak gerçekleştiriyor. Bu iş birliklerinin kapsamını ve derneğinizin çalışmalarında nasıl bir etkisi olduğunu paylaşır mısınız?
Ayvalık Belediyesinin yanısıra İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Kaymakamlık ve Boğaziçi Üniversitesi İle Zeytin Çekirdekleri Sosyal Sorumluluk Projelerinde işbirliği içindeyiz. Bu kurum ve kuruluşlar dezavantajlı bölgelere okullara ve dezavantajlı çocuk ve ailelerine ulaşabilmemizde olumlu katkılar sağlamakta. Projelerimizde eğitim alan çocukların eğitimsel ya da psikolojik sorunlarının çözülmesinde ciddi katkıları olmakta. Üniversitelerin bu projeye katılmasını çok önemli buluyoruz. Boğaziçi Üniversitesi bu anlamda çok güzel bir örnektir. Tiyatro ve yaz okulları ayağında önemli işlevler üstlenmiş durumdalar. Ayrıca devlet senfoni orkestraları, opera ve baleleri, ve konservatuarları ile işbirliğimiz, çocukların vizyonlarına ve toplumsal gelişimlerine önemli katkı sağlıyor, dünyalarını genişletiyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Şartlı Hibe Programı kapsamında, Turkey Mozaik Foundation tarafından sağlanan hibe desteği ile gerçekleştireceğiniz Renkli Saatler Programı’ndan bahseder misiniz? Bu hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Renkli Saatler Programı 7-12 yaş ilköğretim seviyesindeki çocuklarla yaptığımız bir proje.
Erken yaşta ulaştığımız dezavantajlı çocukların yoksun oldukları ama gelişimleri için temel ihtiyaçları olan özgür sosyokültürel ve sosyopsikolojik ortamlar yaratarak aidiyet, yaratıcılık ve hayal güçlerini geliştirmelerine dinleme>anlama>düşünme>ifade etme zincirini kurmalarına fırsat verilmekte.

Somut bir örnek vermek gerekirse bir şarkının sözlerini kendilerinin yaratarak ve ritim katkıları sağlanarak bestelenen şarkıları var. Renkli Saatler ve Dodo Kuşu şarkıları bu şekilde oluştu.

Özellikle 2019-2020 döneminde kendilerinin yaptığı şarkılardan repertuar oluşturma hedeflerimiz var. Ayrıca Renkli Saatler Programını ve felsefesini kırsal kesimlerde geliştirmek amacı ile 14 köy mahallesi ve merkezden 300 çocuğa ulaşmayı hedefledik. Tüm bunlar dışında bir de Renkli Saatler Cdsi yapmayı planlıyoruz. Sekizer haftalık programlara katılan çocuklara 2 kültür gezisi yapma çabamız var. Müzik çalışmalarına interaktif katılımları için eğitim materyalleri ve orff çalgıları setlerimizi geliştirmek istemekteyiz.

Hibe desteğinin bu alanlarda çok önemli katkısı olacağını inanıyoruz.

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin 2019-2020 döneminde gerçekleştirmeyi planladığı diğer çalışmalardan bahseder misiniz? Derneğin çalışma modelini farklı yerlerde de uygulamayı düşünüyor musunuz?
2019-2020 döneminde orkestra, çalgı eğitimi, koro, tiyatro eğitimlerimizi geliştirme, yeni çocukların katılımını sağlama yönünde çalışmalarımız devam etmekte. Ayrıca bu yıl ilk defa mandolin orkestrası kurma hedefimiz var. Tiyatro grubumuz ise Romeo Jüliet oyunun sahneleyecek. ‘’El sistema Avusturya‘’ ile Beethoven’ın 250. doğum yılı konulu ortak konser hedefimiz için çalışmalar başlıyor. Gerekli fonu sağlamak için çalışmalarımız ve kampanyamız 2020 de devam edecek. İkinci beş yıl stratejimiz olan Türkiye genelinde faaliyet göstermek ve genişlemek için Ayvalık dışında bu yıl iki pilot bölgede; Kars ve Balıkesir de proje yapma hedeflerimiz var.

ÇATED ile çalışmalarını konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu, Röportaj

ÇATED (Çift ve Aile Terapileri Derneği) vakfımızdan ilk defa Turkey Mozaik Foundation desteğiyle bir kurumsal gelişim hibesi  kullanmaya başladı. Yakın zamanda yeni ofislerine de taşınan Dernek ile faaliyetlerini konuşma fırsatı bulduk.

Çift ve Aile Terapileri Derneği’nin kurulma amacından kısaca bahsedebilir misiniz?
Amacımız, toplumdaki sağlıklı ilişkilerin ve aile işlevlerinin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, bu amaçla çift ve aile terapisi mesleğinin yaygınlaşması ve doğru uygulanmasını desteklemek ve topluma yönelik aile politikalarının oluşumuna ve iyileştirilmesine katkı sağlamak.

Kurum bu alanda bir meslek kuruluşu olmasından öte sosyal konularla da ilgileniyor. Bu konuyu da biraz açmak ister misiniz?
Dernek bünyemizdeki yedi farklı komiteyle ve diğer derneklerle işbirliği içinde sosyal konular üzerine halka açık eğitim/grup çalışmaları, seminer ve eğitimler veriyoruz, bilgilendirici yayınlar yapıyoruz. Toplumsal travmalarda mağdurlara psikososyal destekte bulunuyoruz. Göç eden annelere ebeveynlik üzerine grup çalışmaları yaptık, Çocuk İstismarı’na yönelik Çocuğun Gücü Projesi’ne Çocuk ve Hakları Platformu’nun bir üyesi olarak eğitim ve araştırma desteği veriyoruz, kronik hastalıklarla mücadele eden ailelere destekleyici videolar hazırlıyoruz. Ayrıca çocuklarda sağlıklı cinsel gelişim, aile içi şiddet gibi konularda ebeveynlere, rehber öğretmenlere, psikolojik danışmanlara ve terapistlere eğitim ve seminerler verdik. Yapılan yayınlarla ve verilen eğitimlerle, Türkiye’de devam eden ‘ailecilik’ anlayışının (ailenin kayıtsız şartsız bütünlüğünün korunması yönündeki muhafazakar görüşün) karşısında, boşanma, yeniden evlenme, eş-ebeveynlik, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları gibi konularda farkındalık yaratmayı da istiyoruz.

Hibeyi kurumsal gelişiminizi desteklemek için kullanmaya başladınız. Neden yeni bir mekana ve personele ihtiyacınız var, biraz anlatabilir misiniz?
ÇATED’in kuruluşundan itibaren toplantılarımızı yönetim kurulu üyelerimizin kendi özel ofislerinde yürüttük. İlk aşamada bu çalışma şekli işlevsel olsa da zaman içinde ÇATED’in kurucu üyelerinden bağımsızlaşıp gönüllü ve üyelerine kapısı açık bir dernek haline gelebilmesi açısından kendi mekanının olmasının önemli olduğunu düşündük. Ekim 2018 tarihinde Dernek merkezimizi kiraladığımız günden itibaren yönetim kurulu ve komite toplantılarımızı, meslek içi seminerleri ve süpervizyon toplantılarını merkezimizdeki toplantı salonlarında gerçekleştirdik. Üyelerden aldığımız geri bildirimlerde de öne çıkan aidiyet duygusunun oluşması ve düzenli eğitimlerin yapılabilmesi ihtiyaçları açısından merkezin olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca hibe kapsamında dernek asistanımızın ekibimize katılımı da yaptığımız işlerin sorunsuz şekilde ilerleyebilmesi açısından çok faydalı oldu. Asistanımız üyelerle, yönetim kuruluyla, komitelerle, ofis yetkilileriyle ve kuluçka merkeziyle aradaki iletişimin sağlanması, derneğin ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanması, dosyaların düzenli bir şekilde tutulması gibi konularda aldığı sorumlulukları etkin bir şekilde yerine getirdi.

2019 ikinci yarısında ÇATED’in planları nedir? Ne yapmayı planlıyorsunuz?
2019 yılının ikinci yarısında yukarıda bahsettiğimiz birçok projeye devam edeceğiz. Bu projelerin yanısıra 16-17 Kasım tarihlerinde 5. Sempozyumumuzu İstanbul Bilgi Üniversitesinde gerçekleştireceğiz. Kuruluşumuzun 10. Yılı kapsamında Uluslararası Aile Terapisi Derneği (IFTA) Genel Sekreteri William Hiebert’ın katılacağı sempozyumun konusu “Göç, Kimlik ve Aile” olacak. Ayrıca internet sitemizin daha aktif kullanılmasını sağlayacak sistemi kurduk. İçerikleri düzenleyerek aktif hale getireceğiz. Üyelerimizle oryantasyon sunumunun üzerinden geçeceğimiz, onların sesini de daha çok duyabileceğimiz bir etkinliği eylül ayı için planlıyoruz.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı “Çocukların bir maruzatı var” diyor

By | Çocuk Fonu, Proje Destek Fonu, Röportaj

Başak Kültür ve Sanat Vakfı Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından ilk defa 2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu tarafından desteklenmeye başlandı. Vakıf, Kayışdağı’nda yerel düzeyde, özellikle çocuklarla yaptıkları çalışmalar çerçevesinde, tanınıyor. Biz de kendileriyle vakfın kuruluş amacı ve projelerini konuşma imkanı bulduk.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın kuruluş hikayesinden ve bugüne kadar yaptığı çalışmaların genel çerçevesinden bahseder misiniz?
Başak Kültür ve Sanat Vakfı 1990’larda yaşanan zorunlu göç döneminde, yoğun iç göç alan ve sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuk ve gençlerin eğitime adil şartlarda erişimi ve gelişimlerinin önündeki engellerinin kaldırılması amacıyla insan hakları aktivistleri, eğitimci ve sosyal bilimcilerden oluşan bir grup tarafından 2003 yılında kuruldu.

Vakıf; iç göç olgusu, aile içi şiddet, ekonomik yetersizlik, sosyal güvenlikten yoksun olma, eğitim süreçlerine dâhil olamama ve eğitimden kopma gibi süreçlerden etkilenen çocuk ve gençler için; sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını koşulsuzca gerçekleştirebilecekleri, kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri alanlar yaratmak ve bu alanları yaygınlaştırmak için çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu hedefler doğrultusunda çocuk ve gençlerin, evrensel insan hakları değerlerini önemseyen ve geliştiren bireyler olabilmeleri adına, kültürel ve sanatsal temelli atölyeler kurarak, çocukların ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak toplumsallaşma sürecine katılabilmelerine destek olmak için çalışmalar yapmaktayız.

Başak Helin Çocuk Hakları Enstitüsü’nde yaptığınız çalışmalarla özellikle göç yoluyla İstanbul’a gelmiş çocuklara sanat eğitimleri vererek şehre uyumlarına destek oluyorsunuz. Sanat çalışmalarının çocuklar üzerinde ne tür etkileri oluyor?
Çocuklarla sanat aracılığıyla yürüttüğümüz çalışmalar sanatın dönüştürücü gücünden yola çıkarak göç travmalarını azaltmak, çocukların yeni hayatlarına adaptasyon sürecine katkıda bulunmak amacıyla planlandı. Yürüttüğümüz çalışmalarda gördük ki çocukların kendilerini ifade etme kapasitelerinin artmasıyla göç ve göçle ilintili ortaya çıkan uyum sorunlarının da önüne geçilebiliyor. Bu amaç doğrultusunda yürüttüğümüz sanat atölyeleri ile çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturmak için psikolojik danışmanlık ve sosyal çalışmaların yanı sıra eğitsel, kültürel ve rehabilitasyona dönük müzik, yaratıcı drama, tiyatro, resim, seramik, pandomim, halk dansları gibi sanatsal çalışmalar yürütüyoruz.

Ayrıca bütün çalışmalarımızda çocuk katılımını sağlamak için çeşitli mekanizmalar kullanıyoruz. Bu sayede gerçekleşen aktif katılım sonucunda çocuklar demokrasi ve aktif katılımın ne olduğunu öğreniyorlar. Çevrelerine ve topluma olan duyarlılıkları artıyor, bir faaliyete katkı sunmanın heyecanını ve gururunu yaşayan çocuklar yaşadıkları dezavantajların sonucu olarak kaybettikleri özgüvenlerini yeniden kazanarak kendilerine olan güvenlerini arttırıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Çocukların Bir Maruzatı Var projesinden ve bu kapsamda gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
Vakfımız bünyesinde kurulan Başak Helin Çocuk Hakları Birimi 2016-2017 yılında sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ve kültürel ayrımcılığa uğramış 25 çocuğun katılım sağladığı 6 ay süren deneyimsel öğrenme atölyeleri gerçekleştirdi. Bu atölyelerin yürütülme sürecinde ortaya çıktı ki; çocukların ve gençlerin insan haklarının ne olduğunu anlamaları ve kendilerinin de hak sahibi olduklarını kavramaları, bu hakları kendi özel koşullarında yaşama geçmesini talep etmelerine yol açarak, özgür ve kendilerine yeten bireyler olmalarına katkı sağlamakta. “Çocukların Bir Maruzatı Var” projesi bu noktadan hareketle geliştirildi. Bu proje kapsamında, Vakıf içinde yürütülen psiko-sosyal destek sağlayan sanat atölyelerinin çocuk hakları temasında gerçekleştirilerek sürdürülmesi hedeflenmekte. Bu atölyelerin sürdürülebilmesi için gerekli olan “sanat aracılığıyla çocuk hakları eğitim modülünün” ortaya çıkarılması projenin önemli çıktılarından olacak diye umuyoruz.

Projenin geliştirilmesi aşamasında çocuk katılımına özellikle dikkat edilerek 5 aylık atölyeler için çocuklarla beraber 5 ayrı tema belirlendi. Bu temalar; “Katılmalıyım, Paylaşmalıyım, Farkındayım, Savunmalıyım, Geliştiriyorum ve Değiştiriyorum” temaları olacak. 5 aylık atölyelerin bitiminde katılımcı çocuk ve gençler video çekim tekniklerini de öğrenerek, atölyeler süresinde insan hakkı ihlalleri hakkında çocukların senaryosunu yazıp, çektikleri kısa filmler ortaya çıkarılacak. Bu videolar projenin sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden paylaşılacak. Bu filmler ile hem çocuk ve insan hakkı ihlallerine dair çocukların ve gençlerin görüşlerini görünür kılınması hem de onların sosyal medyayı sosyal dönüşüm alanında kullanım deneyimi kazanmaları hedeflenmekte.

Projenin bir diğer amacıysa sosyal dönüşümün önemli aktörlerinden olan gençlerin Çocuk Haklarına inanan yetişkinler olarak yetişmelerine destek vermek ve çocuk hakları bağlamında gördükleri sorunlar için sosyal girişimlerde bulunarak çözüm odaklı yaklaşım geliştirmelerini desteklemek. Bu kapsamda Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nda gönüllü atölyeler yürüten 20 gence çocuk hakları kavramsal çerçeve konularının ve çocuklarla çalışma ilkelerinin paylaşıldığı “eğitmen eğitimi” verilecek. Atölyelere katılan çocukların ebeveynleri ile ise çocuk hakları ve çocukluk algısına dair “Farkındalık Arttırma” atölyeleri gerçekleştirilecek.

Tabii tüm bu faaliyetlerin nihai hedefi insan hakları kültürü ve çocuk hakları kültürünün toplumda yerleşmesi için gerekli kültürel değişime destek veren çalışmaların artması.

Çocukların Bir Maruzatı Var projesi kapsamında İstanbul’da yerelde çocuk hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek fikir alışverişinde bulunmayı hedefliyorsunuz. Bu kuruluşların bir araya gelmesinin çocuk hakları alanında nasıl bir kazanım yaratacağını öngörüyorsunuz?
Çocuk hakları alanında hizmet sağlayarak savunuculuk yapmak üzere çalışan diğer kurumlarla bir araya gelerek çocuk hakkı ihlallerinin önlenmesi noktasında yürütülen iyi örneklerden haberdar olabilmek ve bu süreçlerde birbirimize verdiğimiz desteği daha da pekiştirebilmeyi hedefliyoruz. Hali hazırda içinde yer aldığımız çocuk hakları ağlarına ek olarak yerelde ne tür yeni diyalog modelleri açılabileceğini hep beraber tartışarak yeni platformların geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Yeni iletişim yollarını aramamızdaki ana hedef ise mahallede çocuk hakları alanında çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının yüz yüze olan diyaloglarının artmasının çocuk hakları alanında savunuculuk şemsiyesi altında bir araya gelmesinin önünü açacağını öngörüyor olmamızdır.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Zorunlu göç deneyimini yaşayan ailelerin yaşadıkları sosyo-ekonomik ve kültürel sıkıntıların çocukların tarafında birçok hak ihlaline de kapı araladığını biliyoruz. Eğitim hakkından mahrum kalarak enformel sektörlerde kayıt dışı çalıştırılan çocuklar; sağlıksız koşullarla, çeşitli iş kazalarıyla ve şiddet türleriyle karşı karşıya bırakılmakta. Bu sebeple mecburi olarak yerinden edilen ailelerin çocuklarının sosyal, kültürel ve fiziksel açıdan kendilerini geliştirebilecekleri güvenli alanların arttırılması ve yaşadıkları eşitsizliğin giderilmesine katkı sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmekte.

Vakfımız zorunlu göç ile bağlantılı olarak ortaya çıkan çocuk hakkı ihlallerinin önüne geçmek için yürüttüğü çalışmalarına ilerleyen günlerde de devam edecek. Ama kurulduğumuz 2003 yılından bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarda fark ettik ki risk altındaki çocukların temel haklarının önündeki engeller sadece çocuklara yönelik istismar, silahlı çatışma ya da suça itilme gibi ihlallerden ibaret değil. Tüm çocukların toplumsal yaşama söz sahibi bireyler olarak katılabilmesi için gerekli olan kültürel ve yapısal dönüşümün araçlarının üretilmesi gerekiyor. Çalışmalarımıza bu bağlamda çocukların görüşlerinin ve çalışmalarının karar vericilere ve topluma duyurulmasını, böylelikle çocuk hakları kültürünün toplumda ve kamuda benimsenmesi hedefiyle sürdürmeye devam ediyoruz. Risk altındaki çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz psikososyal destek atölyelerinde sanat, oyun, drama yöntemleriyle insan haklarını bir araya getirdiğimiz çalışmaların eğitim modülünü oluşturmak bu sene tamamlayacağımız ilk çalışmalarımızdan olacak.

Çocukların bedensel söz haklarını CŞMD ile konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Destek Fonu, Röportaj

2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansman desteğiyle hayata geçen “Çocukların Bedensel Söz Hakları” projesi Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin vakfımızdan aldığı ikinci hibe. Daha önce derneği Kurumsal Hibe Programımız kapsamında desteklemiştik.

Özellikle son dönem yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Biliyorsunuz, derneğimiz, 2014 yılından bu yana ağırlıklı olarak cinsel şiddetin önlenmesine yönelik faaliyetler yürütüyor. Son dönemde cinsel şiddet sonrası ihtiyaç duyulan destek sistemlerini görünür kılmak için “Destek Sistemi Nerede?” isimli bir proje yürüterek şiddet sonrası süreç alanına da yönelmeye başladık. Bu proje kapsamında hazırladığımız “Destek Sistemi Nedir?” videosunun Türkiye’deki cinsel şiddet algısına alternatif olarak derneğin önerdiği yaklaşım ve dile dair iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca bu yıl, cinsel şiddete maruz bırakılan bireylere yönelik damgalama ve suçlama yaratan medya diline dikkat çekmek için “Öyle Değil, Böyle!” isimli bir kampanya üzerine yoğunlaşıyoruz. Eylül-Ekim aylarında ünlü yüzlerin yer alacağı kampanya görsellerinin farklı online ve offline mecralarda karşımıza çıkmasını ve bizi toplumda var olan mağdur suçlayıcı yaklaşımla yüzleştirmelerini umuyoruz.

2018 yılında yürüttüğünüz ‘Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyasının amacını, bu kapsamda Şişli Belediyesi ile geliştirdiğiniz iş birliği ve yürüttüğünüz ortak çalışmaları anlatır mısınız?
Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyası; cinsel istismarla mücadelede yetişkinlere düşen sorumlulukları ön plana çıkarmayı hedefleyen koruyucu-önleyici bir çalışmaydı. Kampanyanın ismini özellikle bu şekilde belirledik. “Çocuk Susar, Sen Susma!” son yıllarda cinsel istismar haberlerinde en sık karşılaştığımız slogan ve biz çocukları pasifleştiren bu algıyı sorgulatmak ve eleştirmek istedik. Çünkü biliyoruz ki çocukları dinlemeyen, sessizleştiren ve bedensel söz hakları olduğunu teslim etmeyen kültürel bir yapı hâkim. Kampanya kapsamında, Şişli Belediyesi personeline yönelik çeşitli seminer ve eğitim çalışmaları gerçekleştirerek, çocuklara temas eden belediye çalışanlarının değişime kendi hayatlarından başlayacakları bir farkındalık geliştirmelerini ve cinsel istismarla ilgili kemikleşmiş yanlış inanışları dönüştürmeyi hedefledik. Belediye’nin böyle bir kampanya fikrini hayata geçirecek kaynak yaratmasını ve kampanyayı alanda çalışan hak temelli sivil toplum örgütleri ile iş birliği içinde yürütmelerini çok kıymetli buluyoruz. Kampanya sürecinin medyada ses getirmesinin ardından Türkiye genelinden bu içerikte eğitimlerin sürdürülmesi için pek çok davet ve başvuru aldık. Biz de bu içerikleri bir eğitmen eğitimi modeli haline getirerek yaygınlaştırmaya karar verdik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz “Çocukların Bedensel Söz Hakları” Eğitmen Eğitimi projesinden ve projede gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
‘Çocukların Bedensel Söz Hakları’ Eğitmen Eğitimi projesi, Şişli Belediyesi ile başlatmış olduğumuz süreci genişletmek, geliştirmek ve yaygınlaştırmak niyetiyle yola çıktığımız pilot bir uygulama. Hedefimiz cinsel istismarı ele alırken hak temelli bir perspektifin gelişmesi ve çocuk çalışanlarının cinsel istismara yönelik eğitimler düzenlemeden önce çocuk katılımı, çocuk hakları, toplumdaki çocuk algısı konularında düşünmeleri. Bu hedefle 2 farklı gruba yönelik 3 gün sürecek 2 farklı eğitici eğitimi gerçekleştiriyoruz. İlk grup Şişli ilçesinde çalışan ilk ve ortaokul rehber öğretmen ve psikolojik danışmanları. İkinci grup ise İstanbul’da farklı belediyelerde çalışan meslek uzmanları. Her iki grubun da aldığı eğitimin ardından çalıştığı ortamlardaki yetişkinlere ve ebeveynlere yönelik seminerler gerçekleştirmelerini bekliyoruz. Böylece hem cinsel istismar hakkındaki yaygın yanlış inanışların değişmesi, hem de çocukların bedensel söz haklarının tanınması için daha geniş kitlelere ulaşmaya başlayacağız. Projenin sonunda elimizde sürdürülebilir bir eğitim modeli ve içerikleri yaygınlaştırılmaya hazır uygulama materyalleri ve bir uygulama kılavuzu olacak. Korkutucu değil güçlendirici, cinsiyetçi değil kapsayıcı, koruma değil hak odaklı pedagojik perspektifle hazırladığımız bu materyallerin; alanda önemli bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz.

Şişli Belediyesi ile başlattığınız bu iş birliğinin ve geliştirdiğiniz eğitim modelinin farklı belediyeler ve/veya kamu kurum ve kuruluşları nezdinde yaygınlaştırılması için çalışmalarınız olacak mı? Bu alanda nasıl gelişmeler yaşanmasını bekliyorsunuz?
Kesinlikle evet, tam da bu nedenle pilot bir çalışma. Bu yıl hem eğitmen eğitimine katılan uzmanların değerlendirmeleri hem de eğitmenlerin uygulamalarını gözlemleyerek edineceğimiz bilgiler doğrultusunda içeriği güncelleme ve geliştirme şansımız olacak. Ardından yaygınlaştırma aşamasında ilk hedef grubumuz Belediyeler ve Rehberlik Araştırma Merkezleri. Biliyoruz ki cinsel istismar önlenebilir bir sorun. Hem şiddetin önlenmesine yönelik uygulamalar hem de şiddet sonrası psiko-sosyal destek hizmetleri sağlamak yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının sorumluluğu. Belediyelerin bu konuyu stratejik planlarına dahil etmeleri gerekiyor. Koruyucu-önleyici uygulamalar geliştirmek, şiddet sonrası bildirim ve destek sistemlerini güçlendirmek ve “çocuğun üstün yararı” ilkesini benimseyerek çocuk katılımını sağlayacak yöntemler üzerine düşünmek belediyelerin yükümlülükleri arasında olmalı. Belediyelerin tüm planlamaları çocukları da kapsamalı ve çocuk katılımını sağlamalı. Belediyelerin tüm bu çalışmalar için kaynak yaratması ve ilgili sivil toplum kurumları ile iş birliği içinde çalışması gerekliliğini bu vesile ile tekrar vurgulamış olalım. Eğitimlerin çağrısını yaptığımız ilk günden itibaren pek çok farklı şehirden ve belediyeden davet ve talep aldık. Gözlemlediğimiz kadarıyla bu içerikte eğitimler alanda büyük bir ihtiyaç; özellikle meslek uzmanları için. İdari kadrolardaki personelin de bu ihtiyacı görmesi ve hizmet içi/öncesi eğitimler aracılığı ile personelini güçlendirmek için sorumluluk almalarını umuyoruz.

Çok teşekkürler…

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi

By | Çocuk Fonu, Proje Destek Fonu, Röportaj

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’ndan yararlanmıştı. Halen “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi” ile BBOM Eğitim Modelini desteklemek amacıyla öğretmenlerin ve çocukların kullanımı için farklı oyuncakların tasarımına yönelik faaliyetleri vakfımızın Çocuk Fonu kapsamında sağladığı hibe ile gerçekleştiriyorlar. Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportaj kapsamında neler yaptıklarını konuştuk.

Katılımcı ve barışçı öğrenme vizyonu doğrultusunda hareket eden Başka Bir Okul Mümkün Derneği Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan daha önce de destek almıştı. Acaba özellikle son dönem odaklandığınız çalışmalar çerçevesinde derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Derneği erken çocukluk ve ilkokul eğitimi üzerine çalışıyor. Mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici, farklılıkları görmezden gelen, ayrımcı ve baskıcı yapısı derneğimizin üzerine yoğunlaştığı temel sosyal problem.

BBOM derneği katılımcı ve barışçıl sınıf ortamlarını yaygınlaştırmak vizyonu ile çalışmalar yürütüyor ve modelimizi uygulayan okullar açmanın yanında, öğretmen destek programları yürüterek vizyonu ekseninde daha çok öğretmene ve dolayısı ile daha çok çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Ekolojik hassasiyetle basılmış alternatif eğitim ve hikaye kitapları sayesinde alternatif eğitim anlayışını ve çocukları merkeze alan hikaye kitaplarını yaygınlaştırmak için BBOM Yayınlarımız mevcut.

Son dönemde Sabancı Vakfı ve Şiddetsiz İletişim Derneği ile işbirliği içinde “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar”; Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde de Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde “Çocuklar için Önce Öğretmen” projelerini yürütüyoruz. Her iki proje de öğretmenlerin katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını hayata geçirmek üzere güçlenmelerine yönelik. Bunlar dışında BBOM Eğitimi Modelini geliştirmek üzere oluşturulan çalışma gruplarında gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucu olarak eğitim modelinin yaygınlaşmasını destekleyen üretimler yapmaktayız.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin Türkiye’deki mevcut eğitim sistemine alternatif olarak geliştirdiği bir eğitim modeli var ve bu model deneyimleriniz ile gelişiyor. Bu sistemin temel ilkeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Modeli; Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman eksenleri üzerine kuruldu.

Bu yaklaşım çocukların kendi hızlarında, kendi ilgi ve ihtiyaçları ile bağlantılı bir biçimde öğrenmelerini destekliyor. BBOM Modeli her çocuğun biricik olduğu kabulüyle, kendi öğrenme süreçlerinin kontrolünü ellerine almalarını destekleyerek öğrenme yolculuklarına eşlik ediyor.

Her BBOM Okulu MEB’in müfredat dahilinde sunduğu kazanımları içeryopr. Bunun yanında empati, dayanışma, barışçıl olma, katılım gibi BBOM değerlerini de içeren bir başka müfredat da BBOM Okulları’nda yer buluyor. Tüm okul süreci çocukların kendi hızlarında ve kendi yöntemleri ile öğrenmelerini keşfetmeleri üzerine planlanıyor. BBOM Okulları’nda Montessori ve ya Waldorf gibi tek bir alternatif eğitim yaklaşımı benimsenmiyor; yerine pek çok yaklaşımın bir bileşimi çocukların ihtiyaçlarına cevap vermek üzere uygulanıyor.

BBOM Okullarında öğretmenler, çocuklar, çalışanlardan oluşan her bileşenin eşit söz hakkına sahip olduğu karar alma süreçleri uygulanır. Her hafta toplanan Okul Meclisi’nde okula dair gündemler birlikte tartışılır. Okul nüfusunun en kalabalık öğesi olan çocuklar kendi gündemlerini bu meclise taşıyarak bir tartışma alanı bulur. Bunun dışında çocukların daha katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını deneyimlemeleri için her gün sınıf çemberleri yapılır. Sınıf içindeki türlü anlaşmazlıklar çatışma çözümü ile çocuklar tarafından arabuluculuk üstlenilerek aşılmaya çalışılır. BBOM Okulları’nda yetişkinlerden çocuklara doğru inen bir hiyerarşik mekanizma yoktur.

Tüm BBOM Okulları yemeklerinden, okulun fiziki yapısına ve kullanılan materyallere kadar ekolojik bir hassasiyete sahiptir. Yemekhanedeki yemeklerin mevsim sebzelerinden oluşması ve mümkünse üreticisinden alınması, çocukların doğa ile bağ kurdukları okul ortamlarının oluşturulması ve okulda kullanılan malzemelerin karbon ayak izinin en aza indirilmesine özen göstermek BBOM’un Ekolojik Duruş ilkesini oluşturur.

BBOM Okulları, BBOM Modeli ile işleyen bir okul açmak üzere yola çıkan ebeveynlerin ve gönüllülerin kurduğu eğitim kooperatifleri şeklinde açılır. Kooperatifin eşit ortakları olan ebeveynler okulların mali işletmesinden sorumludur. Okullar ve öğretmenler kooperatife bağlı olmayan özerk yapılardır. Okullar kar amacı gütmez.

Bu çerçevede modelimiz mevcut eğitim sisteminden farklı bir yol önerir. Çocukları merkeze alan öğrenme ortamları oluşturan BBOM Modeli, sınıflarından okul yönetimine kadar demokratik karar alma mekanizmaları ile işler. Ekolojik bağları korumanın önemine inanır ve kar amacı gütmeyen okullar açar. Bu haliyle hem mevcut devlet okullarından hem de özel okullardan ayrışır.

BBOM Okulları’nda BBOM Modeli’ni hayata geçiren ve farklı okullarda BBOM Modeli’ni deneyimleyen öğretmenler, BBOM Öğretmen Köyü öğretmen destek programları ve BBOM Derneği Model Geliştirme çalışmaları ile desteklenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesinden bahseder misiniz?
BBOM derneği, hem BBOM Eğitim Modeli’ni uygulamak üzere, BBOM kooperatiflerince kurulan okullarda hem de öğretmenlere yönelik yaptıkları güçlenme çalışmalarında sınıflarda çocukların öğrenmelerini desteklemek, katılımlarını artırmak ve barışçıl bir iletişim ortamı sağlamayı destekleyecek farklı, yaratıcı ve uyarlanabilir eğitim materyalleri konusunda deneyim kazandı. BBOM derneğinde aktif olarak yer alan öğretmenlerin kendi sınıflarında uyguladıkları, ürettikleri eğitim materyalleri ve oyuncakları yada fikir düzeyindeki çalışmaları yaygınlaştırmak üzerine bu proje fikri ortaya çıktı. Daha fazla sınıfta, daha fazla öğretmenle ve daha fazla çocuğun öğrenmelerini desteklemek üzere eğitsel oyuncak/materyal üretimi ve farklı önerilerin yer aldığı bir kitapçık hazırlanacak.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesi kapsamında oyuncak kampları sonunda belirlenecek bir oyuncağın üretimini yapmayı planlıyorsunuz. Oyun oynamak ve oyuncaklar çocukların öğrenme sürecine nasıl bir katkı sağlıyor?
Az önce bahsettiğimiz üzere mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici ve farklılıkları görmezden gelen yaklaşımı çocukların öğrenme süreçlerini zorlaştırıyor. Her çocuk biriciktir ve eğitim ortamları çocuğun kendi potansiyelini ortaya koymasını desteklemelidir. Türkiye’de öğretim programları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmakta ve tüm okullarda uygulanmakta. Bu öğretim programlarında yer alan kazanımlara ilişkin öğrenim süreçlerinin tasarımı öğretmenler tarafından zaten yapılıypr. Öğretmenler tarafından tasarlanan bu sürecin çocukların iletişim dili olan oyunlarla ve oyuncaklarla desteklenmesi oldukça önemli. Çünkü çocuk oyun içinde kendini keşfeder, çevresini tanır, duygularını ifade eder ve akranları ile sosyalleşir. Öğrenme ortamları için tasarlanan yenilikçi, yaratıcı ve üretimi basit oyuncaklar ya da başka bir deyişle eğitim materyalleri çocukların farklı gelişim özellikleri ve öğrenme hızlarını göz önünde tutarak çocuğun kendi iç motivasyonu ile öğrenmesini de kolaylaştırıyor. Ayrıca çocuklarla birlikte oyun oynamak çocuk ve yetişkin arasındaki hiyerarşik ilişkilerin kırılması ve daha güvenli ilişkiler kurulması açısından da önemli.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin ve kooperatif okullarının gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Halen Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin geliştirdiğimodeli uygulayan Ankara“daki Meraklı Kedi İlkokulu, İzmir“deki Renkli Orman İlkokulu, Eskişehir“deki Uçan Bisiklet İlkokulu, y,ne İzmir“deki Renkli Orman Anaokulu ve İstanbul“daki Koşan Kaplumbağa Anaokul“ları mevcut. Her okul kendi yerel bağlamlarının koşul ve ihtiyaçları ile uyumlu olarak BBOM Eğitim Modeli’ni hayata geçiriyor. Dernek de bu okulların desteklenmesine yönelik çeşitli faaliyetler yürütüyor.

Bu okulların yanısıra BBOM Ayvalık Kooperatifi de BBOM Modeli uygulyan bir okul açmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Dernek kuruluş sürecine destek veriyor.

Ayrıca ana faaliyetlerimizden biri olan öğretmen destek programları BBOM Öğretmen Köyü’nün koordinasyonunda devam ediyor. 2018 yılında başlayan ve 2019’da devam eden “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar” ve “Çocuklar İçin Önce Öğretmen” projeleri ile katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını yaygınlaştırmak üzere, öğretmenlerin sürdürülebilir bir öğrenme topluluğuna dönüşmesi hedeflenİyor. Buna yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Türk Psikologlar Derneği ile hibe sürecini konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu, Röportaj

Türk Psikloglar Derneği (TPD) 1976’dan beri faaliyet gösteren eski kurumlardan biri. Kurumsal Hibe Programından Turkey Mozaik Foundation katkılarıyla aldıkları 25.250 TL destekle Kasım 2018 – Nisan 2019 tarihleri arasında önümüzdeki dönemki stratejik yönelimlerini tartışarak bir yol haritası oluşturuyorlar. Biz de dernek yetkilileriyle TPD’yi ve hibe sürecini konuştu.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV): Türk Psikologlar Derneği alandaki eski kurumlardan biri. Kurumun neden kurulduğu ve genel yapısıyla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Türk Psikologlar Derneği (TPD): TPD Türkiye’de psikoloji bilimi ve kuruluşlarının çağdaş düzeye ulaşmasını, psikologların mesleki haklarının korunmasını ve ulusal psikoloji sorunlarının çözümlenmesini, ülkemizin bu anlamdaki birikimlerini ortaya koymak doğrultusunda çalışmalarda bulunmak, psikologlar arasında birlik, beraberlik ve dayanışma sağlayarak, psikoloji biliminin ve mesleğinin ülkemizde tanıtılması, geliştirilmesi ve toplumun yararına kullanılması için çalışmalarda bulunmak; sağlık, eğitim, endüstri, işletme, adalet, askerlik, kitle iletişimi, güvenlik kuvvetleri, yayın hizmetleri, din, dil, iletişim, sosyal hizmetler, siyaset, sanat ve psikolojinin diğer uygulama alanlarında psikoloji biliminin ülkemize katkılarını artırmak, psikoloji lisans ve lisansüstü programlarının kalite standartlarının yükseltilmesi ve akreditasyon süreçlerinin yönetilmesi ve meslek elemanlarının standartlarını yükseltmek ve haklarının korunmasını sağlamak, mesleğe aykırı davrananlar hakkında ilgili birimlere duyuruda bulunmak amacı ile 25.10.1976 tarihinde kurulmuş.

Ulusal bir derneğiz. İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya ve Samsun olmak üzere altı farklı şehirde şubemiz var. TPD Türkiye’deki psikoloji lisans programlarının akreditasyonu, Avrupa Psikoloji Sertifikası gibi psikoloji temel eğitimi ve psikologluk mesleğinin icrasına dair önemli yetkileri bünyesinde barındıran ve her bir yetki alanına ilişkin çalışmalarını kurullar aracılığı ile yürüten bir dernek. Farklı alanlardaki çalışmalarımızı kurullar ve birimleri aracılığı ile yürütüyoruz. İki yılda bir yapılan genel kurullarında seçimle göreve gelen kurulları (yönetim kurulu, denetleme kurulu ve etik kurul) dışında, Akreditasyon Üst Kurulu, Eğitim Değerlendirme Kurulu ve Europsy Ulusal Ödüllendirme Komitesi aktif olarak görev yapan diğer kurullarımız. Bunun yanı sıra TPD aşağıda adı geçen birimleri aracılığıyla da toplum yararına ve meslektaşlara yönelik çalışmalarını yapılandırmakta:

Travma, Afet ve Kriz Birimi, Çocuk Çalışmaları Birimi, Test Birimi, Trafik Psikolojisi Birimi
Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Birimi, Yayın Birimi, LGBTİ Çalışmaları Birimi, Klinik Psikoloji Birimi, Sağlık Psikolojisi Birimi ve Spor Psikolojisi Birimi.

TPD’yi Türkiye’deki birçok toplumsal meseleyle ilişkili konularda aktif olarak görüyoruz. Bu, bazı konularda devletle beraber çalışmayı bazen de eleştirel bir pozisyonda olmanızı sağlıyor. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

TPD toplumsal meselelere ilişkin çalışmalarında durduğu yeri, toplumsal meselelerin hem devlet organları ile bir arada hem de yeri geldiğinde devletin politikalarına eleştirel bir yerde durularak gerçekleştirebileceği algısından yola çıkarak belirlemekte. Bu algının oluşması ve ortaya konmasındaki temel dayanak noktalarından biri psikoloji biliminin insana ve topluma bakış açısı. Bir diğeri de her ne kadar eğitimi içerisinde ağırlıklı olarak yer verilmese de insan haklarının hayata geçirilmesinde psikoloji bilimi aracılığıyla yapılacak çalışmaların göz ardı edilemeyecek olması. Örneğin toplumsal travmaya neden olan bir şiddet olayı karşısında TPD’nin insanı yardım, psikososyal destek ve dayanışma çalışmalarını, iş birliği fırsatı sunulması halinde, devlet organları ile yürütme olasılığı her zaman var. Çünkü asıl gücü elinde tutan devlet organları ile birlikte hareket ediyor olmak hedeflenen çalışmaların daha etkin bir şekilde yürütülmesine hizmet edecektir. Bununla birlikte sivil alanda var olan deneyimin devlet kurumlarında olmadığı bir sistemde sivil toplum örgütlerinin devlet organları ile kurdukları işbirlikleri devlet organlarının kapasitelerinin güçlenmesine aracılık edecektir. Yukarıda anılan ve toplumsal travmaya neden olan bir şiddet olayı karşısında devlet organlarının sivil örgütlerle işbirliğine açık olmaması durumunda ise TPD yine üzerine düşen görevleri, farklı kaynaklar yaratma yoluyla yerine getirme sorumluluğundadır. Böylesi bir durumda devlet görüşü ile ters düşme ve meseleye daha eleştirel bir yandan yaklaşma da kaçınılmaz olarak söz konusu olacaktır. Ancak eleştirel de olsa burada TPD’nin hareket noktası devlet ile ters düşmek değil, fikir ayrılıklarının olduğu zeminde de dahi toplum yararına, insan haklarını gözeten bir şekilde ve bir etik sorumlulukla hareket etmektir. Ortaya konan bu türden bir çaba aynı zamanda devletin hesap verebilirliğini sağlamak açısından da bir sivil toplum örgütü olarak sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk yerine getirilirken de yine devletin taraf olduğu tüm sözleşmeler temel dayanak noktasını oluşturmaktadır. Son olarak bu dengenin kurulabilmesinde TPD’nin Bakanlar Kurulu kararı ile Kamu Yararına Dernek olma statüsünün de etkili olduğu söylenebilir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Programı’ndan yararlanmaya başlıyorsunuz. Bu hibeyi neden kullanacağınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?

TPD’nin Türkiye’deki belli alandaki sosyal sorunların çözümüne ilişkin yürüttüğü çalışmaları yukarıda özetlenmeye çalıştık. TPD tüm bu çalışmaları yürütürken genel merkez, şubeler, genel merkeze bağlı temsilcilikler, genel merkeze bağlı kurullar ve çalışma birimlerinin koordinasyonu ile ilerlemekte. TPD’nin alt birimleri ve birimlerin örgütlenmeleri hem genel merkez hem de şubeler düzeyinde olmakta. Ancak TPD’nin yıllar içerisinde üye sayısı ve alt örgütlenme birimi sayısı ile işbirliği kurduğu kurumlar, çalışma yürüttüğü alanlar ciddi düzeyde artış gösterdi. Bu durum bir yandan daha fazla ve daha çok insanın katkısı ile çalışma yürütülmesine hizmet ederken bir yandan da ciddi koordinasyon sorunlarını beraberinde getirmekte. Bu bağlamda Nisan 2018 döneminde göreve gelen yeni Genel Merkez yönetimi ve şube yönetimleri ile kurul ve birim sorumluları TPD örgütlenme yapısında iyileştirmeye gidilmesi ve böylece kurumsal kapasitenin artırılması gerekliliği konusunda ortaklaştı. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan çalışmalar da özetle aşağıdaki gibi:
● Genel Merkez-Şube iletişim ve koordinasyon kapasitesinin artırılması
● Genel merkez-şube-birimlerin iletişim ve koordinasyon kapasitesinin artırılması
● Birimlerim yapı ve görevlerinin yeniden tanımlanması
● Birimlerin çalışma yöntemleri için çatı yönetmelikler ve her birim için çalışma yönergelerinin oluşturulması
● Örgütlenme alanındaki uzmanların desteği ile TPD örgütlenme şemasının yeniden çıkartılması
● Gönüllü yönetimi konusunda kapasite artırılmasına yönelik danışmanlık alınması

Yukarıda bahsettiğiniz süreç sonunda ortaya bir yönelim çıkacak. Bunu hayata geçirmek için nasıl bir plan yaptınız?

Yukarıda kısaca sıralanan hedeflerin hayata geçirilmesi için bir dizi çalıştay gerçekleştirilmesi planlandı Öncelikle TPD’nin şu anki örgütlenme yapısına ilişkin olumlu ve geliştirilmesi gereken yönlerini ortaya koyan bir değerlendirme çalışması yapılacak. Sonrasında TPD şubelerinin olduğu illerde, şube temsilcilerinin ve il birim sorumlularının yer aldığı odak gruplar yapılarak genel merkez tarafından hazırlanan değerlendirmelerin bu gruplarca tartışılması sağlanacak. Bir günlük odak grup çalışmalarında katılımcılardan var olan sorunları, gelişmeye ihtiyaç duyulan alanları ve TPD’nin yeni örgütlenme yapısına ilişkin alternatif modelleri içeren bir rapor sunmaları beklenmekte. Sunulan raporlar öncelikle örgütlenme alanındaki uzmamların danışmanlığında analiz edilecek ve her odak gruptan birer temsilci ile bir ön çalıştay yapılarak analizler değerlendirilecek. Ön çalıştayda aynı zamanda TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite çalıştayının da hazırlığı yapılacak. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından genel merkez, şube ve birim sorumlularının katılacağı ve iki uzmanın danışmanlığında yürütülecek TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite Çalıştayı gerçekleştirilecek. Bu çalıştayda, TPD’nin yeni örgütlenme ve koordinasyon modelinin ortaya konması ve kurumsal kapasite geliştirici çalışmaların somut olarak planlanması hedeflenmekte.
Yaklaşık 6 aylık bir sürede tamamlamayı planladığımız TPD Örgütlenme ve Kurumsal Kapasite Çalışmasının sonunda;
● Genel merkez-şube ve birimler arası koordinasyon yapısının güçlenmesi
● Var olan gönüllü sayısının artması
● Gönüllü yönetimi kapasitesinin artması
● Farklı çalışma alanlarına ilişkin yeni birimlerin ve çalışma gruplarının oluşturulması
● Daha fazla önleyici çalışmanın hayata geçirilmesi
● Saha çalışanlarına yönelik daha fazla kapasite artırma çalışmasının yapılması
● Sosyal sorunların çözümüne yönelik müdahale çalışmalarının yanı sıra politika oluşturma çalışmaları konusunda birimlerin kapasitelerinin artırılması konularında ilerleme kaydetmiş olacağız.

Bu stratejik arayış dışında TPD’nin önümüzdeki dönem gündeminde hangi konular var, biraz söz edebilir misiniz?

STDV desteği ile gerçekleştirilecek bu çalışma sonrasında ortaya konacak çıktıları ve yönetim değişiklikleri TPD tüzüğünde kapsamlı bir değişikliğin yapılmasını da gerektirecektir. Bu nedenle bu çalışma sonrasında bir tüzük kurultayının yapılması planlanmakta.

TPD’nin çok uzun yıllardır gündeminde olan konulardan bir tanesi Bağımsız Meslek Yasası ve Ruh Sağlığı Yasasıdır. Ruh sağlığı yasası ile ilgili çalışmalar, diğer meslek alanlarının da ortak konusu olması sebebiyle, bazı sivil toplum örgütlerinin koordinasyonunda başlatılmış ve Meclis gündemine alınmıştır. Ancak Bağımsız Meslek Yasası çalışmaları sadece TPD eliyle yürütülmesi gereken ve TPD’nin şubelerinin ve üyelerinin de görüşlerini kapsayacak şekilde planlanması gereken bir süreçtir. Böylesi bir sürecin yönetilmesi ise ciddi anlamda bir örgütsel kapasite gerektirmektedir. STDV desteği ile yürütülecek olan Örgütlenme ve Kapasite Geliştirme Projesi sonrasında oluşması hedeflenen yeni yapı ile bağımsız meslek yasası çalışmalarına başlanması planlanmaktadır. Son olarak yine bu çalışmanın çıktılarına bağlı olarak TPD’nin yeni çalışma birimleri oluşturması da hedeflenmektedir. Özellikle de psikoloji öğrencilerinin TPD’nin yönetimine, karar alma süreçlerine ve alan uygulamalarına katılımını destekleyecek bir birimleşme oluşturulması önemli çalışma hedefleri arasındadır.

Yeryüzü Derneği’ne Kurumsal Hibe Desteği

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Yeryüzü Derneği ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Yeryüzü Derneği ne zaman ve ne amaçla kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve temel çalışmalarından bahseder misiniz?

Yeryüzü Derneği (YD): Yedi ekolojist arkadaş 2009 senesinde bir araya gelerek Yeryüzü Derneği’ni kurduk. Temel çıkış noktamız kentte ekolojik yaşamın mümkün olduğuydu. Bu doğrultudan hiç sapmadan sayısız proje ve etkinlik ile yatay bir şekilde bir araya gelerek bu günlere kadar geldik. İnsanlara ulaşırken hiçbir önyargımız olmadı. Beraber yaşadığımız kentimiz İstanbul’u ancak beraberce daha yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir kent yapacağımızı hiç unutmadık. Özellikle kutuplaşan Türkiye’de, bu kutuplaşmanın tarafı olmamaya özen gösterdik. Hiç kimseye bir üstten bakışla bir şeyler öğretmeye kalkışmadık. Yalnızca deneyim paylaştık. Bunu yaparken anaokulu çocuğu, lise öğrencisi, üniversiteli genç, emekli ve çalışan çeşit çeşit insan çalışmalarımıza özgürce katıldı ve ayrıldı. Sert bir kabuğumuz hiçbir zaman olmadı. Gelenler, gidenler, gönüllüler ve gönlünden koptuğu kadar katkı verenlerle birlikte yürüdük. Bu üslubun çok faydasını gördük çünkü sürekli bir öğrenme edimi içinde kaldık; bir anlamda sürekli çocuk olduk, eğlendik. İlk günden bu yana her işimizi şenlikli yapmaya gayret gösterdik. Neşe ve kahkaha yoksa, o işi üretmeyi bıraktık. Kent bahçeleri, gıda toplulukları, kent kovanları, hasat zamanı, takas şenliği, repair cafe, şiddetsizlik atölyesi, tohum takas şenliği, doğal malzemelerler temizlik, permakültür, ekoköy ve alternatif eğitim gibi ana başlıkları olan ama pek çok yan dal barındıran projelere başladık ve tamamını sürdürerek müthiş bir istikrar örneği sunduk.

DV: Ekolojik hareketle ilgili haberleri son dönem hem kırsalda hem de şehirlerde sıklıkla duymaya başladık. Bu hareket içinde Yeryüzü Derneği kendisini nasıl konumlandırıyor? Genel bir çerçevede alana nasıl bir katkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz kendimizi İstanbul yerelinde bir STÖ olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle etkinliklerimizin tamamı doğrudan bu kentte yaşayanlara dokunan, yaparak öğrenmeye dayalı ve katılımcı bir etkinlikler dizisinden oluşuyor. Etkinliklerimiz birlikte öğrenmeye dayalı, farklılıklara saygı duyan, yatay olan, geontokrasi içermeyen ve katılımcı öğeler içeriyor. Hal böyle olunca etkisi yavaş ama etkili oluyor. Şaşırtıcı ve bir o kadar akılda kalıcı oluyor. Şenlikli ve yemek içmek ve üzerine yeniden düşünmek şeklinde gerçekleşiyor. Bunlar tabii ki basının ilgisini çekiyor. Haber olmadığımız gazete, röportaj vermediğimiz dergi ve çıkmadığımız televizyon kanalı kalmadı. Ama bizim meselemiz bu değil. Biz mikro olana ulaşmayı, niceliği değil niteliği önemsiyoruz. İlk gündan bu yana asla çakma bir iş yapmıyoruz ve çakma işlerin peşine düşmüyoruz.

DV: Farklı şehirlerde de bu konularda çalışan topluluklar oluşmaya başladı. Genel olarak benzer kuruluşların, ama özel olarak Yeryüzü Derneği’nin yaşadığı zorluklar nedir? Bu zorlukları aşmakla ilgili de ciddi tecrübeler edindiğinizi düşünüyoruz. Bahsetmek ister misiniz?

İnsanların bir araya gelmesi ve bir mesele üzerinde birlikte çalışması zordur. Türkiye’nin eğitim sistemi rekabetçidir. Birlikte iş yapmak öğretilmez. Tam aksine yanındaki ile yarışman istenir. Bunun sonucu şişen egolar, ben yaptımcılar, kimseye alan bırakmayanlar ve her zaman ön safta olmak isteyenler görünür olur. Bu problemi şiddetsizlik atölyeleri ile çözmeye çalışıyoruz.

İkinci önemli sorunumuz maddi meselelerdir. Sivil toplum ne demektir, nasıl bir güçtür, ülkenin vizyonunu nasıl geliştirir, bireylere katkısı nedir; tüm bunlar 20-30 yıldır tartışılıyor ama ne kadar yol alındı, hepimiz biliyoruz. Maddi sorunlar her adım attığımızda bir de ekstradan çözmemiz gereken sorun olarak kocaman karşımıza dikilmektedir. Örneğin sırf bu nedenle geçtiğimiz Haziran ayında Kadıköy’deki atölyemizin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık.

Üçüncü sorunumuz ise vizyon meselesidir. Asla kısır bir döngünün içine düşmek istemiyoruz. Bu noktada dünyadaki gelişmeleri takip etmek, haber akışını olağan hale getirmek ve yeniliklere kulak kabartıp, önyargısız yaklaşmak gerekiyor. Bunun için insan malzemesinin vizyoner olması ve gençlerin söz sahibi olması çok önemli. Türkiye’nin yaş ortalaması 29 ama karar alma noktalarında belki 50. Yaşlıların özsorumlulukla geri çekilmesi, gençlerin özgüvenle öne çıkması ve fikirlerini paylaşmasını diliyoruz ama bunu yeterince gerçekleştiremiyoruz. Çünkü yaşlılarda yeteri kadar özsorumluluk ve gençlerde yeteri kadar özgüven yok.

DV: Çalışmalarınızda hedefiniz toplumun her kesimine ulaşmak olsa da, önceliğinizin kadınlar ve çocuklar, bunun sebebi nedir?

YD: İster istemez gelişen bir süreç bu. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklardan etkinliklerimize büyük ve yetişemediğimiz bir talep var. Ekolojik bahçe yapmak, permakültür öğrenmek ve ekoköyümüzü ziyaret etmek istiyorlar. Kadınlar ise gıda konusunda çok duyarlılar; kimyasala bulaşmış ürün istemiyorlar, evlerini doğal malzemelerle temizlemek, ekşi mayalı ekmek pişirmek ve fermente ürünler tüketmek istiyorlar. Geleneksel olarak tohumu kadınlar saklıyorlar. Nihayetinde kadınlar ve çocuklar böylece nicelik olarak en önemli katılımcılarımız oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Bu hibe sürecinde özellikle kurumsal gelişim temelindeki önceliklerinizden bahsetmeniz mümkün mü?

YD: Eleştiriye açık, eksiklerini fark edebilen ve bunları tamamlayanlar ayakta kalabiliyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim özlemini çektiğimiz arşiv çalışmamız için çok önemli. Çünkü istatistiki rakamlar yıllardan yıllara derneğimizin nereden nereye geldiğini ya da gelemediğini gösterecek. Bu veriler ışığında sonraki yıllar için yeni hedefler koyup, adımlarımızı sıklaştıracağız. Ayrıca bu desteğin bizi daha görünür kılacağını umuyoruz. Çünkü farkına vardığımız açıklarımız için desteğe, henüz varamadıklarımız için dışarıdan bir göze ihtiyacımız var. Umuyoruz ki 2019 senesi, bizim onuncu yılımız, bu sayede bir gözden geçirme ve ikinci on yılına dahi bir güven ve sağlam adımlarla devam etmek için düşünme, tartışma ve değerlendirme yılı olacaktır.