Category

Röportaj

Denizli Koruyucu Aile Derneği’nin Proje Hibe Programı Kapsamında Hedefleri

By | Röportaj | No Comments

Denizli Koruyucu Aile Derneği‘ni Proje Hibe Programı dahilinde destekledik. Hibe sürecini, çalışmalarını ve gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Denizli Koruyucu Aile Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Denizli Koruyucu Aile Derneği’ni, tüm çocukların sevgi ve güven ortamında büyümeye hakları olduğu inancıyla 03.06.2009 tarihinde kurduk. Derneğin etki alanı, koruyucu aile sisteminin öncelikle yerelde olmak üzere ülke genelinde yaygınlaştırılması ve uygulamada niteliğinin artırılmasına yöneliktir. Sistemin ülkemizde uluslararası standartlara ulaşması amacıyla yerel, ulusal ve uluslararası çalışmalarda yer almaktadır.Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren, öncelikle sistemin tüm detaylarını anlamaya ve değerlendirmeye çalıştık, bu amaçla 2011 yılında uluslararası katılımcıları da olan geniş katılımlı bir çalıştay gerçekleştirdik. Çalıştay sonunda hazırlanan sonuç raporunu ASP bakanlığına sunarak 2012 yılında koruyucu aile yönetmeliğinin kapsamlı değişiklikler yapılarak yeniden yayınlanmasında etkili olduk.

Kurulduğu ilk günden bu yana, sistem toplumsal farkındalık amaçlı büyük çapta organizasyonlar yaptı. Farkındalık çalışmalarımız farklı faaliyetlerle halen devam etmektedir. Dernek, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yakın iletişim halindedir. Yapılan çalışmalar çoğunlukla Türkiye’de bir ilk niteliğindedir. Koruyucu ailelerin duygu ve deneyim paylaşımı toplantıları 2010 yılından bu yana rutin aralıklarla devam etmekte ve bu buluşmalara aday ailelerin davet edilmesi, sürece sağlıklı hazırlanmalarına katkı sağlamaktadır. Hem çevresiyle hem de kendi aralarında duygu, deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla sistemi yaygınlaştırmaya katkı sağlarken, koruyucu ailelerde yaşanan benzer sorunların veya mutlulukların paylaşılması ailelerin zorluklara karşı dirençlerini ve bakış açılarını geliştirmiştir. Oluşturulan bu model diğer illerdeki koruyucu aile derneklerine örnek teşkil etmekte ve yaygınlaşmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan ev ziyaretleri yalnız olmadıkları duygusunu sağlamakta kamu dışında kendileri gibi insanlar tarafından desteklendiklerini bilmek hem sisteme hem STK ya olan aidiyeti güçlü kılmaktadır. Koruyucu aileler kadar koruyucu ailelere yerleştirilen çocukların da bir araya gelmesi aidiyet duygusunun gelişmesini, yalnızlık duygusunun engellenmesini sağlamaktadır. Duygu deneyim paylaşımlarının yanı sıra yapılan atölye çalışmaları ve eğitimler, workshoplar ailelerin ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlı devam etmektedir. Ailelerin desteklenmesi ve eğitimindeki temel amaç, çocuğa olumlu yansıması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir koruyucu aile sisteminin hayata geçirilmesidir. Dernek yereldeki bu çalışmaların yanı sıra ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar, sempozyum ve konferanslarda sunumlarla yer alarak alana yönelik bilgi ve deneyimlerini geliştirmekte yenilikleri takip etmektedir.

Son çalışmamızla Sivil Düşün AB programı desteğiyle Malta İFCO konferansına katılım sağladık. Edindiğimiz bilgileri Türkiye’de, alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle paylaştık. Öncü sivil topum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük ettik. Desteğimiz devam etmektedir.2014 yılından beri AB projeleri yürütülmekteyiz. 2014-2015 Sivil Toplum diyalogu III “Sevgi Dolu Bir Ailede Büyümek Her Çocuğun Hakkı” projesi tamamlandı ve ASP bakanlığına koruyucu aile yasa taslağı sunuldu. Çocukla çalışma metodu olan “backpack”  30 alan çalışanına aktarıldı.2015-2017 Ulusal Ajans “Her Çocuk Özeldir” projesi kapsamında koruyucu ailelerdeki çocuklar ve travma ile baş etme yöntemlerine yönelik Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Belçika ile çalıştık. Proje kapsamında çocuğun ruh sağlığının ve ailenin bu süreçteki kapasitesinin sistemin sağlıklı uygulanmasında ne denli önemli olduğu ve ülkemizdeki uygulamalardaki yetersizliklere dikkat çekilmiştir.

(DV): Bu yılki çalışmalarınızın, faaliyetlerinizin odak noktası nedir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Bu seneki çalışmalarımızın odak noktası koruyucu ailelerin ebeveynlik becerilerini artırmaya dönük eğitim çalışmalarıdır. Ailelerin bir araya gelmesi sanat terapileri ve rekreasyon terapilerle rahatlatılması, travmatik geçmişi olan bir çocukla birlikte yaşarken karşılaştığı zorluklar ve çözüm yöntemlerini içeren çalışmalar önceliğimiz olmaya devam ediyor. Ne yazık ki alanda yeterli çalışmalar olmamasına rağmen, gözlemlerimiz çocuğun sorun davranışlarıyla başa çıkamayan ailelerin süreci sonlandırdıkları ve çocuğun yeniden terk edilme duygusunu yaşamasıdır. Bu istenmeyen durumu en aza indirmek koruyucu ailenin travmalar yaşamış bir çocuğu anlayabilecek ve olumlu tutum geliştirebilecek ebeveynlik becerileri edinmesi ile en aza indirilecektir.

(DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Projeyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: STDV hibesi bu seneki odak çalışmalarımızla örtüşüyor. Koruyucu ailelerin çocuğa bakış açısını geliştirmek, travmatik süreçler yaşamış bir çocuğun bakımını sağlarken karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmek ve çocuğu anlayabilmek koruyucu aile süreçlerine olumlu katkı sağlıyor. Bu nedenle projemizde koruyucu aileleri geleneksel yöntemlerle eğitmek yerine, eğitimi daha eğlenceli ve nitelikli hale dönüştürmeyi ve daha cazip hale getirmeyi hedefliyoruz. Koruyucu ailelerin ‘teknoloji ile öğreniyor’ projesi koruyucu ailenin öğrenmesini daha istekli ve etkili kılacaktır.

(DV): Bu projenin derneğin diğer faaliyetlerine nasıl bir katkı yapacağını düşünüyorsunuz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Önceliğimiz yerelde, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yapılan çalışmalardır. Yapılan çalışmalarla bir model oluşturmayı ve etkisini değerlendirmeyi, yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Proje bu amaçla birebir örtüşmektedir.

(DV): Son dönemde koruyucu aile konusuyla ilgili çalışan derneklerde bir hareketlenme var. Farklı şehirlerde önemli işler yapan dernekler oluşmaya başladı. Genel hatlarıyla, bu alanda yaşadığınız zorluklar ve edindiğiniz deneyimler nelerdir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Öncü sivil toplum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük edilmiştir. Bu illerde dernekler faaliyetlerine başlamıştır. Derneğin ülke genelindeki bilinirliği nedeniyle pek çok koruyucu aile derneğe ulaşmıştır. Aileler yeni sivil toplum örgütlerinin kuruluşları için yüreklendirilmiş, bazılarına ziyaretlere gidilmiş, kuruluş ve çalışmalar konusunda bilgi ve doküman paylaşılmıştır. Desteklerimiz halen devam etmektedir. Dernekler için bir model oluşturma çalışması gündemimizdedir. Geleneksel yöntemlerle devam eden sivil toplum örgütü çalışmaları ve benzer bir toplumsal algı çalışmalarda en zorlandığımız alanlardandı. Derneğin kuruluş aşamasında model alabileceğimiz alana yönelik bir örnek olmayışı, tematik alanımıza dair bilgi yetersizliklerimiz, sivil toplum deneyimlerimizin de eksikliği başlangıçta zorlandığımız noktalar oldu. Kamu kurumlarının sivil toplum örgütlerine bakış açısı iletişim sorunları da sıklıkla karşılaştığımız sorunlar arasındaydı.

(DV): Derneğiniz, çözmeyi amaçladığı sorun veya yaratmayı hedeflediği değişim açısından genel olarak nelere ihtiyaç duyuyor?
Denizli Koruyucu Aile Derneği: Çözmeyi amaçladığımız sorun koruyucu aile sisteminde niteliğin artması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir yapının oluşmasıdır. Bazı yönlerden olumlu gelişmeler olsa da halen yetersizlikler mevcuttur.

Bu amaçla en temel ihtiyacımız

  • Toplumsal destek
  • Kamu STÖ işbirliklerinde pozitif iletişim
  • Nitelikli gönüllü
  • Sürdürülebilir finansal kaynaklar

 

KODA Çocuk Fonu Hibe Sürecini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA)‘nı Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Hibe sürecini, gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin oluşum sürecinden kısaca bahseder misiniz?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) fikri, çoğu zaman yoksunluklarıyla gündeme gelen köy okullarının, aslında hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar sunabileceği inancıyla ortaya çıktı. 2016’nın ilk aylarında saha çalışmalarımıza başladık ve bu inancımızda haklı olduğumuzu gördük, kırsal alanlar gerçekten de hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar barındırıyordu; akran eğitimi, doğayla iç içe olmak, sınıf mevcudunun azlığı sebebiyle öğrenciyi bir birey olarak tanıyabilmek, ailelerin okula fiziksel yakınlığı, genç ve motivasyonu yüksek öğretmenler…

Biz de bu fırsatları keşfetmemizin ardından, Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerde çalışan motivasyonu yüksek öğretmenler, eşit eğitimin gücüne inanan eğitmenler, değişime inancı tam gönüllüler olarak sürdürebilir değişimi yaratmak için bir araya geldik.
Yola çıktık, bu yolun adını da KODA koyduk. Çalıştığımız bölgelerde iki ana faaliyet gerçekleştiriyoruz:

Çocuklarla Atölyeler:

Seçilen pilot köy okullarını gönüllü eğitmenleriyle ayda bir ziyaret ederek, çocuklarla atölyeler gerçekleştiriyoruz. Uygulanan atölyelerle, köy okullarında çocuk merkezli, yenilikçi, örnek eğitsel uygulamalar ortaya koymayı hedefliyoruz.

Öğretmen Buluşmaları:

Çalıştığımız bölgelerde, yine ayda bir olmak üzere, köy öğretmenlerinin kişisel ve mesleki motivasyon ve farkındalıklarını artırmaya, mesleki kapasitelerini geliştirmeye yönelik ‘öğretmen buluşmaları’ düzenliyoruz. Bu gönüllü öğretmenlerimiz de yerelde köy okulları için bir araya gelmiş, gittikçe büyüyen ve sayıları artan topluluklar olarak KODA ailemize katılıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Kırsalda Kaliteli Eğitim” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Türkiye’de ekonomik sınıf ve coğrafi bölge gibi kaliteli eğitime erişimi etkileyen en önemli faktörlerden biri de kır-kent farklılığı. Fırsat eşitsizliği dediğimizde de sadece çocukların eğitime erişip erişemediğine değil “kaliteli eğitime erişim şansına” bakmamız gerekli. Farklı fırsatlarıyla, sorunlarıyla, sosyal ve ekonomik yapısıyla köy okullarında kaliteli, çocuk merkezli bir eğitim sağlanabilmesi için Türkiye’de köy okulları için farklı bir eğitim modeline ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Bu modelin de fikir bazında ilerleyen, yalnızca akademik bir araştırma olmasını değil, köylerde çalışan öğretmenlerle beraber geliştirilmesini ve deneyimlenmesini önemsiyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Proje, söz konusu sorunu çözmek için nasıl bir fayda sağlayacak?

KODA: Köy okullarındaki sorunları görmezden gelmeden ama köylerde mevcut olan sınıf mevcudunun azlığı, okulların doğayla iç içe oluşu, öğretmen-öğrenci-veli ilişkilerinin yakınlığı  gibi fırsatlardan da en iyi biçimde faydalanarak Türkiye’deki köy okulları için yeni bir eğitim vizyonu ortaya koymayı amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda başlıca hedeflerimiz: 1- Köy öğretmenlerinin, gönüllü ve uzmanların birbirlerini destekleyebilecekleri fiziksel bir alan oluşturmak, 2- Köy okulları için örnek uygulamalar yaratmak, benzer uygulamaları paylaşmak ve yaygınlaştırmak. Dolayısıyla KODA, Türkiye’deki köy öğretmenlerinin birbirleriyle etkileşimlerini arttırarak ve kaliteli, çocuk merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırarak var olan kır-kent temelli eğitim eşitsizliğine de fayda sağlamış olacak.

DV: Proje sonucunda ne gibi değişiklikler yaratmayı amaçlıyorsunuz?

KODA: Bu proje kapsamında da geliştirdiğimiz “köyde öğretmen olmak modülü” bir öğretmenin köyde hem eğitim alanında hem de köyde kalkınma alanında kendini gerçekleştirebileceği, neler yapabileceğini görebileceği ve var olan mevcut durumu nasıl değiştirebileceğini öğrendiği sürdürülebilir bir modül olarak tasarlandı. Öğretmen bu modüle katılım sağlayarak sürdürülebilir bir kırsalda eğitim modelini gittiği her yere taşıyabilir.

Kırsalda eğitim modelimiz ile beraber, köylerde hedeflediğimiz değişimin, her çocuğun kendini gerçekleştirme potansiyelini arttırmasını hedefliyoruz.. Bu sayede tüm çocukların hakkı olan kaliteli eğitimin her bölgeye eşit olarak dağılabileceğine inanıyoruz.

DV: Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

KODA: Sürdürülebilir olmayan tek seferlik eğitim içerikli atölyeler, mevcut fakat sürdürülebilir, MEB kazanımlarına uygun, kırsalda eğitime odaklanmış, ölçme değerlendirme çıktıları alınabilen uygulamalar ve içerikler yok. Bu uygulamaların çoğalması, yaygınlaştırılabilir olması çok önemli. Bu uygulamalar başarılı olduğunda Türkiye genelinde köy okulları için bir model olacak ve köy okulları vizyonu değişecektir.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

KODA: KODA olarak önümüzdeki yıllarda etki alanımızı genişletmek ve daha fazla çocuğun ve köy öğretmeninin kendini gerçekleştirebilme potansiyelini ortaya çıkartmak istiyoruz. Çalışma alanlarımızı çoğaltarak, ulusal ve uluslararası konferanslar düzenleyip bu alanda çalışan tüm eğitimcileri bir araya getirerek, deneyim ve tecrübe ağımızı kuvvetlendirmek istiyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

KODA: Hedeflerimize  ilerlerken, insan kaynağı ve finansal ihtiyaçlarımız  konusunda desteğe ihtiyaç duyuyoruz, projemizin gelişmesi, gerekli araştırmaların doğru bir şekilde yapılması ve uzmanlar tarafından destek alıyor olmamız projeyi sürdürülebilir kılıyor. Ayrıca finansal şeffaflık ve denetlenebilirlik projenin güvenilirliğini de destekliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nda hibe almış olmak derneğin sadece finansal ve insan kaynağını güçlendirmekle kalmıyor, daha çok kişi ve kurum tarafından bilinmemize de imkan sağlayarak saygınlık kazandırıyor.

DUYDER’in Çocuk Fonu Kapsamında Yapacakları

By | Röportaj | No Comments

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Bize, Çocuk Fonu sürecinde yapacaklarını anlattıkları röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumunuz genel olarak hangi sorun üzerine çalışmalar yürütüyor?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): 2008 yılı Haziran ayında “Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)” derneği kuruldu. Derneğin amacı;  her türlü bireysel ve örgütlü şiddete, ayrımcılığa ve insan hak ihlallerine karşı toplumun farklı kesimleriyle (etnik ayrımcılık yaşayan gruplar, göç mağdurları, mayın mağdurları, kadın, çocuk gibi) şiddetin ve ayrımcılığın yarattığı mağduriyetlerin fark edilmesi ve bunlara ilişkin çözüm önerileri geliştirerek mücadele etmek olarak belirledi. Ayrıca; mayın ve PAM konusunda aşağıdaki  temel çalışma alanları belirlendi.

  • Türkiye’ de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde mayın ve PAM sorununun boyutlarını gösterecek çalışmalar yapmayı,
  • Mayın ve PAM mağdurlarının tedavilerine yönelik gerek devlet, gerekse sivil toplum örgütleri tarafından hiçbir çalışmanın olmaması nedeniyle, bu kişilerin tedavilerinin yapılabileceği,
  • Ulusal ve uluslar arası alanda mayın ve PAM konusunda duyarlılık yaratmayı,
  • Sivil ve askeri otoriteler ile işbirliği geliştirilerek, devletin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin gereklerinin hayata geçirilmesi için toplumsal bilinç oluşturmayı,
  • Çocuklara ve yetişkinlere yönelik mayın ve çatışma atıklarından korunmaya yönelik eğitim projeleri uygulamayı,
  • Bu sorunun bir insan hakları sorunu olduğunu kabul eden etkili bir kamuoyu oluşmasına yönelik programlar düzenlemeyi planladı.

Faaliyet Gösterdiği Alanlar: İnsan Hakları, Çocuk Hakları

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitimi” projesi için destek alıyorsunuz? Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Bu proje; Duyarlılık derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları  Eğitim Projesinin” Nusaybin ilçesi için hazırlanan aşamasını oluşturuyor.

Nusaybin ilçesi için planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi, Nusaybin ilçesinde, devlete bağlı 96 ilkokul ve ortaokulda okuyan 7-15 yaş arası yaklaşık 40.000 çocuk ve 500 öğretmen için uygulanacaktır. Nusaybin ilçesi, mayın ve çatışma atıkları konusunda risk barındıran yerleşim yerlerinden biridir. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Barış sürecinin askıya alınması ile birlikte yeniden başlayan çatışma hali, bu ilçeleri daha da riskli bir duruma getirdi. Çatışmaların kırsal alanlardan sivillerin yaşadığı alanlara kayması, sivillerin yaşadığı alanlarda çatışma atıkları sayısında artışa sebep olmaktadır. Okulların açılması ile, çocukların günlük yaşama katılması ile birlikte risk oranı artmaktadır. Bütün bu tespitler ve mayın ve çatışma atıklarının siviller, özellikle çocuklar için çok riskli sonuçlara sebep olması, bu projenin planlanmasında en önemli gerekçeyi oluşturdu.

Bu proje İlçe Kaymakamlıkları ve Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile uygulanacaktır. Ayrıca, okullarda uygulanan eğitimlere öğretmenlerin katılımı sağlanarak, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olması sağlanıyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çalışmalarınızı sürdürürken en çok zorlandığınız konu nedir? Sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Proje; Türkiye’nin Kürt bölgesi olarak tanımlanan alanlarından birinde uygulanarak, “barış sürecinin” askıya alınması ile birlikte yaşanan çatışmaların doğuracağı sonuçların siviller üzerindeki etkilerini azaltacak, çocukların yaralanma veya ölümünü engelleyecek amaç ve hedefleriyle; bu dönemde uygulanması gereken  bir proje olması açısından oldukça önemlidir. Proje; uygulandığı alan itibari ile hem güvenlik hem de daha fazla çocuğa ulaşmak için devlet okullarında uygulanıyor. Projenin devlet okullarında uygulanabilmesi için resmi izinler alınıyor. Bölgede uygulanan güvenlik politikaları, izin verilmesini etkiliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin uygulanabilirliğini kolaylaştırdı. Aynı zamanda; şahısların bağışları ile desteklenen bu fonun projemizi desteklemiş olması,  projede tanımlanan mayın ve çatışma atıkları sorununun farklı kesimler tarafından görünürlüğünü arttırdı.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Gelecek dönemde de mayın ve çatışma atıkları konusunda çalışmalarımıza devam etmeyi planlıyoruz.

FİSA Çocuk Fonu Kapsamında Planlarını Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Onlarla, Çocuk Fonu kapsamındaki planlarını, geleceğe dair yapacaklarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği’nin oluşum sürecinden bahseder misiniz? Dernek ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Aslen maddi olanaksızlıklar nedeniyle öğrenim hayatı sekteye uğrama riski taşıyan yüksek öğrenim öğrencilerine burs sağlayabilmek amacıyla kurulan FİSA, kurucular ve üyelerinin aidat ve düzenli bağışlarıyla bu faaliyetini yürütüyor. Kuruluşu takip eden yıl içerisinde LGBT bireyler, mülteciler ve çocuklar için program ve etkinlikler düzenlemeye başlayan FİSA’nın faaliyet odağını iki kalemde incelemek yanlış olmayacaktır: Öğrenim bursları yoluyla sosyal yardımlaşma ve dezavantajlı gruplara doğrudan ve dolaylı hizmet çalışmaları. Ödenti ve bağışlarla yürütülen sosyal yardımlaşma faaliyetlerinin yanı sıra, sayılan üç temel grup için programlar yürütülen dernek, bu programlarda edindiği ve paylaştığı deneyimleri sosyal yardım etkinliklerine aktararak yolculuğuna devam ediyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuk Hakları Atölyesi” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Çocukların insan hakları 20 Kasım 1989 yılında kabul edilen BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) ile yasal güvence altına alınmış ve Türkiye de bu sözleşmeyi 1990 yılında imzalamış ve 1995 yılında yürürlüğe sokmuştur. ÇHS’nin yürürlüğe girmesinden bu yana Türkiye’de, çocuk haklarının uygulanması, hak ihlallerinin önüne geçilmesi, çocuk koruma ve çocuk refahı alanında çok sayıda düzenleme ve uygulama hayata geçirilmiş olmasına karşın bu konularda Türkiye diğer taraf devletlerle karşılaştırıldığında halen çok sayıda eksiği olan bir ülke konumundadır. Sözleşmede geçen her bir maddenin uygulanması öncelikle devletlerin sorumluluğunda olmakla beraber, ailelerin, sivil toplum örgütlerinin ve aslında toplumun tüm kesimlerinin de bu konuda sorumlulukları olduğu bilinmektedir. Bu sorumluluk zinciri içerisinde çocuklarla birebir çalışan meslek elamanlarının da yeri azımsanmayacak düzeydedir. Programımızın hedef kitlesini oluşturan psikoloji, sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ve çocuk gelişimi bilim ve uygulama alanlarında meslek icra eden alan uzmanlarının çocuk/çocuk hakları konusunda bilgi, algı, tutum ve kapasite düzeylerinin çocuk hak ihlallerinin önüne geçilmesinde ne kadar etkili ve önemli olduğu alanda yapılan uygulamalar incelendiğinde rahatlıkla görülebilmektedir. Söz konusu alan uzmanları, çocuklarla birebir çalışırken, (a) kendisi de bir sorumlu olarak uygulamalarında hak ihlaline neden olacak tutum ve davranışlardan kaçınarak; çalıştığı kurumlarda ,(b) hangi tutum ve davranışların hak ihlaline neden olduğunu bilerek bunların önlenmesi/bildirilmesi konusunda sorumluluk alarak; önleyici ve koruyucu alanda ise (c) çocuk hakları konusunda geliştirilecek politikalara çocuğun yüksek yararı çerçevesinde ve hak temelli bir bakış açısıyla katkı sunarak veya hak ihlaline neden olacak bir politika karşısında savunuculuk görevi üstlenerek, çocuk hakları alanına çok sayıda katkı sunabilecek potansiyele sahiptirler. Bu potansiyellerinin ortaya çıkması ise ancak; çocuk hakları felsefesinin benimsenmesi, ÇHS’nin içselleştirilmesi, Türkiye’deki politikalara, çocuk koruma ve yönlendirme sistemlerine aşina olunması yoluyla mümkün olabilecektir. Zira ilgili alanların lisans eğitim programlarına bakıldığında anılan çocuk hakları konularının kapsamlı olarak verilemediği rahatlıkla görülebilir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): FİSA tarafından hayata geçirilecek programın birçok yönüyle benzerleri birçok sivil toplum örgütü tarafından uzun yıllardır yapılagelmekte. Söz konusun sivil alan uygulamalarının çocuk hakları meselesine sunduğu katkılar dikkate değer düzeyde çok olmasına karşın bu uygulamaların bir devlet politikası haline gelmesi hem ÇHS’ye taraf olan Türkiye’nin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi için bir adım olacak hem de çocuk hakları alanında geniş düzeyde bilgi/deneyim sahibi uzman sayısının hızlıca artmasına olanak sağlayacaktır. Bu bağlamda sorunun, bu programın hedef kitlesini oluşturan meslek elemanları açısından, çözümüne ilişkin aşağıdaki uygulamaların yapılabileceği düşünülebilir:

  • Yukarıda anılan 4 bilim/uygulama alanının (ve diğer benzer alanların) lisans eğitim programlarına “çocuk hakları” derslerinin zorunlu ders olarak konulması için gerekli tedbirlerin alınması
  • Bu alanlardan mezun olan/olma durumunda olan meslek elemanlarının, bireysel/bağımsız çalışmaya başlamadan önce, çocuklara hizmet veren en az 3 farklı kuruluşta staj deneyimine sahip olabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması
  • Yukarıda anılan iki düzenleme hayata geçirilirken, çocuk hakları/insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin de sürecin bir parçası haline getirilmesi

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Türkiye’de sivil toplum çalışmalarına devlet desteğinin çok az olduğu bilinmekte. Sivil toplum örgütleri, özellikle de hak temelli çalışan örgütler, birçok çalışmayı yine sivil alandaki diğer paydaşlarının ve uluslararası fonların aracılığı ile yürütebilmekte. Bu bağlamda STDV’den alınan hibe desteği, çoğu zaman gönüllü olarak gerçekleştirilen çalışmanın, katılımcılara daha iyi imkanlar sunacak ve kolaylaştırıcı olarak emek verecek hak savunucularına da maddi destek sağlayabilecek şekilde yürütülmesine imkan sağlamakta. Bunun yanı sıra söz konusu çalışmanın STDV gibi bir vakfın hibesine gerçekleştirilmesi çalışmayı kurumsallık katarak atılacak adımların daha yapılandırılmış ve planlı olmasına da aracılık etmekte olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Ali Karabey Bağışçılık Öyküsünü Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Tüsev, Değişim için Bağış Projesi’nde hazırladığı ‘İlham Veren Bağışçı Öyküleri’ kapsamında Sivil Toplum için Destek Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Ali Karabey ile görüştü.

Ali Karabey, yeni kurulan teknoloji şirketlerine erken dönem girişim sermayesi sağlayan bir yatırım fonu olan 212’nin ortaklarından ve Sivil Toplum için Destek Vakfı (Destek Vakfı) Yönetim Kurulu üyesi. Bağışçılık alanında da yatırımcı şapkasını çıkarmadığını belirten Karabey, girişim sermayesinde öğrendiği ve uyguladığı modeli sivil topluma verdiği desteklere de uyguluyor. Ali Karabey ilham veren bağışçı öyküsünde, Destek Vakfı’nın kuruluşunda aldığı rolü, Destek Vakfı aracılığıyla tanıştığı sivil toplum kuruluşları ile olan ilişkisini ve bu ilişkinin bireysel bağışçılık deneyimini nasıl dönüştürdüğünü anlattı.

“Girişim sermayesinde yaptığım işin aynısını sivil toplumda yapıyorum”

Doğma büyüme İstanbulluyum, ilkokul ve liseyi İstanbul’da okuyup 1995 yılında Amerika’ya gittim. Orada Finans ve Ekonomi okudum. Daha sonra New York’ta, Londra’da, Singapur’da ve Hindistan’da bankacılık yaptım. 2009 yılının başında Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Türkiye’deki teknoloji girişimcileriyle ilk defa o zaman karşılaştım. Çok küçük grupların az miktarda paralarla, kendi bildikleri veya öğrendikleriyle sektörü değiştirme çabalarını gördüm ve bu çok hoşuma gitti. 2010 yılında birkaç arkadaşımla Galata Business Angels adlı, yüksek gelirli kişilerin bir araya gelip kendi paralarını girişimcilere sermaye olarak verdikleri bir melek yatırımcı grubu kurduk. Sonrasında, Galata Business Angels grubu aracılığıyla tanıştığım ortağımla birlikte bir girişim sermayesi fonu olan 212’yi kurduk. 212, Türkiye’de yeni kurulmuş, sermaye ihtiyacı olan şirketlere minimum 500 bin Dolar değerinde girişim sermayesi desteği veriyor ve bugün itibarıyla yaptığımız on iki yatırım bulunuyor. Ofisimize yalnızca geleceğe pozitif bakan, becerikli, risk alabilen ve bir şeyleri değiştirme sevdalısı girişimciler geliyor. Önemli kurumsal kariyerlere sırtını dönüp büyük riskler alan insanlarla karşılaşıyorum ve o insanlar bana çok büyük bir enerji veriyor.

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) günlük olarak yaptığı işi bizim çalıştığımız sektöre uyarlayabilir miyiz diye düşünmeye başladığım zamanlarda bu konuyu arkadaşım Yörük Kurtaran ile konuşuyorduk. Yörük ile Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın fikir aşamasında ve kuruluşunda da birlikteydik. Girişim sermayesinde yaptığım işin birebir aynısını şimdi Destek Vakfı’nda yapıyorum. 212’de şirketlerin büyümesine vesile olurken, Destek Vakfı’nda aynı şekilde STK’ların hayatta kalmalarına, sürdürülebilir olmalarına ve yarattıkları etkinin birkaç kat artmasına destek oluyorum. Çoğu insan Türkiye’de teknolojik girişimciliğin var olduğunu, bu küçücük şirketlerin düşük maliyetlerle ne gibi çalışmalar yaptığını bilmiyor. Dışarıdan bakan için gizli, benim içinse oldukça tanıdık olan böyle bir dünya var. Bu dünyanın bir benzerini sivil toplumda da görmek çok heyecan verici bir deneyim.

“Bana umut veren pek çok STK’yı tanıdım, dünyam büyüdü”

Çalıştığım sektörde her görüşülen ve önerilen girişim hakkında bir dosya hazırlanıyor, yatırım komitesine günlük ve aylık raporlar gönderiliyor. Kiminle görüşüldüğüne dair bilgilerin, finansal rakamların tümü komiteye sunuluyor ve söz konusu yatırım komite tarafından seçiliyor. Sivil toplumda ise yaptığınız işin etkisini, yani sosyal faydayı ölçmek oldukça zor. Yaptığım işte bir fon havuzu oluşturuyor ve bunun girişimcilere dağıtılması için çalışıyorum; Destek Vakfı’nda da yaptığımız destekler de bu yaklaşımla ilerliyor.

Önemli olan etkiyi öne çıkarmak ve daha fazla insanın “benim param boşa gitmiyor, sahiden bir işe yarıyor” demesini sağlamak. Benim şansım; girişim sektöründe olduğu gibi güzel insanları bir de sivil toplumda tanımış olmam. İyi eğitim almış, herhangi bir işi yapabilecek, bankada veya reklam ajansında çalışabilecek insanların bunu yapmayıp kendilerini çok daha mutlu, değerli ve ölümsüz hissettikleri bir amaç peşinde koştuklarını, küçücük ofislerde çalıştıklarını gördüm. Böyle insanların olduğunu görünce dünyam büyüdü.

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarıyla temasım Yörük sayesinde oldu. 2015 yılında kurulan Destek Vakfı ile bana ümit veren pek çok STK’yı tanıma imkânım oldu. Keşke daha fazla insan sivil toplum kuruluşlarını görüp tanıyabilse. Bu insanlar her gün kalkıp sosyal fayda için çalışıyorsa bizim yaptığımız iş çok daha kolay diye düşünüyorum. Biz sadece destek oluyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana toplam 43 STK’ya 700 bin TL civarında hibe verdik. Çoğu insan paraların dağıtıldığını ve işin orada bittiğini sanıyor ama bizim asıl desteğimiz hibe verdikten sonra başlıyor. Vakfın çok kuvvetli bir mentor ağı var. Hem Danışma Kurulu’nda hem de Mütevelliler Heyeti’nde uzun yıllardır sivil toplum sektöründe çalışmış insanlar yer alıyor ve STK’lara mentorluk desteği veriyorlar. Mentorluk için harcanan zamanın, verilen paradan çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede STK’larla kurduğumuz ilişki hibe desteğinin ötesine geçiyor.

Yereldeki taban kuruluşlarda çalıştıkları alanlarda uzmanlıkları ve bilgi birikimleri olan, yapılan doğruları ve yanlışları bilen çok değerli insanlar var. Destek Vakfı’na yaptığım bağışların yerele odaklanan, kendi yaşadığı veya etrafında gördüğü bir sorunu düzeltmeye çalışan küçük STK’lara destek olduğunu bilmekten çok keyif alıyor ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açtığını düşünüyorum. Destek Vakfı bütçesi 750 bin TL’yi aşmayan STK’ları, en fazla 30 bin TL tutarında hibelerle destekliyor. Bu tutar bazı kişiler için küçük bir meblağ olabileceği gibi, çoğu STK için projelerini hayata geçirirken etkili bir şekilde kullanılabilecek bir tutar. 30 bin TL’nin Türkiye’de yapabileceği şeyleri görmek ve bunun parçası olmak çok değerli bir deneyim.

 “STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor”

Sivil toplumda yaptığım işlerde de yatırımcı şapkamı hiçbir zaman çıkarmıyorum. Her zaman masada kim var, bu insanlar nelerden vazgeçmişler diye bakıyorum.  Bu masaya ilk ben mi oturuyorum yoksa başkaları daha önce oturmuş ve burada değerli bir şey olduğunu görmüşler mi? STK’ların, tercihen Destek Vakfı’nın öncesinde başka bir kuruluştan daha hibe almış ve bu hibeyle güzel işler yapmış olması ve bizi heyecanlandıran bir proje önerisiyle gelmiş olması benim için önemli. Yapılan başvuruların bilmediğim konular hakkında olması beni daha da çok heyecanlandırıyor. Profesyonel hayatımda yaptığı hatalardan öğrenen ve değişebilen insanları desteklemeyi tercih ediyorum, STK’larla ilgili de aynı şeyi düşünüyorum. Masadaki insanlar bir risk almışlar mı, yapmak istedikleri şeyi bir noktaya getirmişler mi ve bizim desteğimizle çok daha sürdürülebilir ve güçlü bir şekilde ilerleyecekler mi diye bakıyorum. STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor. Ben ailemde mimar veya sanatçı olmayan tek kişiyim, her birinin gösterebilecekleri binalar, sanat eserleri var. Benimse bankacılık kariyerimde yaptığım her şey bir USB’ye sığıyordu. Şimdiyse kaç STK’ya nasıl destek olduğumuzu keyifle etrafıma gösterebiliyorum.

“Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim”

Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim. Kadın ve çocukların eğitimine özellikle önem veriyorum. Destek Vakfı olarak da eğitim alanında verdiğimiz pek çok hibe desteği var. Vakıfta son olarak Çocuk Fonu kuruldu. Aynı zamanda LGBTİ bireyleri ve azınlıkları desteklemeye çalışıyorum. Bu alanlara destek olmak benim için çok önemli.

Destek Vakfı’ndan önce hangi kuruluşa bağış yapacağımı seçmek için nereye bakacağımı bilmiyordum. Göz önünde olan büyük STK’ları görüyordum ve Türkiye’deki sivil toplumu onlardan ibaret sanıyordum. 2-3 kişinin bir araya gelerek hevesle böyle bir işe girişeceği ve bunun sonucunda Destek Vakfı gibi önemli bir oluşumun ortaya çıkacağını düşünmezdim. Destek Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyesi olarak yer almak benim için çok heyecan verici.

“STK’ların kendilerini ve hikâyelerini çok iyi anlatmaları gerekiyor”

TÜSEV’in Ekim 2017’de düzenlediği Destekle Değiştir etkinliğine katılmak benim için çok değişik bir deneyimdi, hayatımda ilk defa böyle bir şeyin parçası oldum. Çok hızlı bir şekilde, farklı çevrelerden ciddi sayıda insana, “bu var, bu da var” şeklinde pek çok şey gösterdiniz. Desteklenen projeler, bu projeleri yapan insanlar etkinlikten sonra ne yaptı ne gibi etkileri oldu, benim için en önemlisi bunu görmek.

Türkiye’de kaynağı olan çok sayıda insan var. İhtiyaç sahibi olan pırlanta gibi insanlar da var. Ancak bu ikisi yan yana gelemiyor. İnsanlar kendilerini, hikayelerini anlatmayı, uğraştıkları problemi diğer tarafa aktarmayı ve bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmayı beceremiyorlar. Girişimcilik dünyasında her zaman, “fikre değil, probleme aşık olun” derim çünkü fikrin hep değişmesi gerekebilir. Herkesin canını yakan büyük bir problem bulmak, ona odaklanıp çözmeye çalışmak önemlidir. O probleme baktığımızda duyduğumuz heyecanı ve hikâyemizi diğer tarafa aktarabilirsek, ihtiyaç duyulan kaynak bulunabiliyor. Türkiye’de hem sosyal girişimcimizin hem de teknoloji girişimlerinin derdi aynı. “Sen bu problemi görmüyor musun?” diye çırpınıyorlar. Göster! Resim mi, on saniyelik bir video mu, Destekle Değiştir etkinliğinde olduğu gibi rehber köpekler mi? STK’lar bu işi para için yapmıyor, kendilerini ispatlamak ve bir şeyleri değiştirebileceklerini dünyaya göstermek için yapıyorlar. Kendilerini çok iyi anlatmaları ve hikâyelerini iyi bir şekilde aktarmaları gerekiyor. Çok daha hızlı bir hayat yaşıyoruz, hikâyelerini ve neden kendilerini buna adadıklarını bir dakika içerisinde anlatabilmeleri giderek önem kazanıyor. Sivil toplumun daha cesaretli olması ve “biz bir şekilde bunu yapıyoruz, gel bize katıl” demesi gerektiğini düşünüyorum. STK’ları tanıyan ve destekleyen küçük bir çevre var, bu çevrenin büyümesi lazım.

Amerika’daki kuruluşların bağışçılarla ilişki kurmada başarılı olduklarını düşünüyorum. Mezunu ve bağışçısı olduğum üniversite belirli sıkılıkta beninle iletişime geçiyor. Örneğin, mezunları için belirli bir miktar karşılığında bir futbol maçının biletini temin ederek bir bölümünü bağış karşılığında satıyorlar. Bu iletişim sıklığı ve yaklaşımın bağışçılarla ilişkileri güçlendirmede etkili olduğunu düşünüyorum.

“Bağışçıların parası ve zamanı kadar, bir arkadaşını STK’ları desteklemesi için ikna etmesi de önemli”

İnsanlar bağış yaparken hata yapmaktan ya da yaptıkları bağışın doğru yere gitmemesinden korkuyorlar. STK’ları hiç tanımayan, bu dünyayı bilmeyen bir insanın kendi kendine keşfetmesi oldukça zor. O zaman bu dünyayı bilen, STK’lara destek olan ve bundan keyif alan insanlara “yalnızca bağış yapma, bir tane arkadaşını da getir” demeliyiz. Destek Vakfı’nın kuruluşu da bu şekilde oldu; ilk hibe desteğini de biz cebimizden verdik. Ardından etrafımızdan arkadaşlarımıza anlatıp, onları da dahil ettik. Bu sayede, çok rahat bir şekilde arkadaşlarımdan STK’lara destek olmalarını istedim. O kişilerle desteklenen sivil toplum kuruluşları arasında bir referans oldum. Destekle Değiştir etkinliğinin ardından bir hafta boyunca herkese bunu anlattım. Herkesin cebinden bir miktar çıkarıp vermesinin, bağış yapmasa bile bu ortamı görmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tarz modeller insanlara bambaşka bir bakış açısı katıyor. Bu tür etkinliklere civar okullardan öğrencilerin gelmesi, böyle bir dünya ile daha küçük yaştan tanışmalarının iyi olacağını düşünüyorum.

Ben bu tür bağış yapma modellerini ilk defa yurt dışında gördüm, Türkiye’de benzer modellerin olduğunu görünce çok hoşuma gitti. İngiltere ve Amerika’da şirketlerin bir araya gelip, birlikte koşarak bağış topladığı modeller yaygındı. Ben de yardımseverlik koşularına katılarak bağış toplamıştım. Yurt dışındayken böyle konularda çok daha aktiftim. Çalıştığım kurumlarda bağışçılık aktivitelerine yönelik sürekli bir teşvik vardı, yapmazsan garip oluyordu. Şirketler yardımseverlik koşuları ile sivil topluma hem destek oluyordu hem de zamanını veriyordu. Hayatımda daha önce koşu yapmayan bir insan olarak bu deneyim benim için de çok eğlenceli oldu. Bu çalışmaların parçası olmak, topluma karşı hissettiğim sorumluluk duygusunu artırarak belki de benim girişim sermayesine girmemi ve şimdi STK’lara destek vermemi sağladı. Kasım 2017’de eşimin beni cesaretlendirmesiyle İstanbul Maratonu’na katılarak Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu için bağış topladım. Başka bir yerde veya iş ortamında kullanamadığım sosyal krediyi kullanabilmek, arkadaşlarımdan çocuklara destek olmak için bağış istemek çok keyifliydi. Yardımseverlik koşusunda bambaşka kitlelerden pek çok insanın bir araya gelmesi ve bir amaç için koşması çok hoş ve doyurucu bir deneyimdi.

 

degisimicinbagis.org

 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği Kurumsal Hibe Programı Kapsamındaki Faaliyetlerini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Başka Bir Okul Mümkün Derneği‘ni Kurumsal Destek Programı dahilinde destekledik. Onlarla, hibe sürecini gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Hibe Programı dahilinde hibe desteği aldınız. Bu kapsamda kaynak geliştirme konusunda ne gibi çalışmalarınız oldu?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği: 2017 ve 2018 için finansal hedeflerimizi belirleyerek hedeflerimize ulaşabileceğimiz bir iş planı yaptık. Deneyimli STK’lar ile değerlendirme ve deneyim paylaşımı için görüşmeler yaptık. Fundraising School, Fongogo, Fonlabeni, Adım Adım (Açık Açık) gibi kuruluşlarla iş birlikleri yapmaya çalıştık. 2016 yılında anlaşma sağladığımız Fonzip ile daha kapsamlı çalışmaya başladık. Fonzip’in de kendini geliştirmesi ile derneğimizin bağış toplama, aidat toplama ve takibi, kampanyaları duyurma, bilgilendirme vb birçok konuda aktif kullanmaya başladık. Bu sayede derneğimizin bugüne kadar gönüllü olarak manuel takip ettiği birçok konuyu iş yükü olmaktan çıkarıp online bir şekilde takip etmeye başlamış olduk. Finansal yapının şeffaflaşması ve takip edilebilirliğini arttırmış olduk.

Derneğimiz adına en etkili kaynak geliştirme faaliyeti konumuna gelen Adım Adım ile iş birliğimiz sağlam adımlarla devam ediyor. İlk deneyimimiz olan 2016 Avrasya Maratonu sonrası Mayıs 2017 Bozcaada Maratonu ile önemli bir kaynak geliştirme faaliyetini daha başarı ile tamamlamış olduk. Bu deneyim sayesinde 2017 iş planımıza diğer Adım Adım Koşularını da ekleyerek yılsonu gelir hedeflerimizi revize ettik.

  • 2017 Bozcaada Maratonunda 223 bağışçıdan 20,227 TL bağış elde ettik.
  • 2017 Avrasya Maratonun da ise şuana kadar 433 bağışçıdan 31,700 TL bağış elde ettik.

2017 içerisinde STDV dışında bir de Smart Start programına başvuru yaptık ve onay aldık. Bbom Derneğinin yayıncılık faaliyeti için can suyu olacak bu destek ile derneğimizin hedeflerine daha kolay ulaşacağına inanıyoruz

STDV ve diğer kurumlardan aldığımız desteklerle Bbom Derneği Öğretmen Köy’ünde çeşitli etkinlik ve programları gerçekleştirdik;

Mart 2017’de Şiddetsiz İletişim Derneği ile ortak olarak Sura Hart ile Şiddetsiz İletişim eğitimi düzenledik.

Öğretmen Köyü eğitimcilerine yönelik Türkiye’de ilk defa Sosyokrasi Eğitimi düzenledik.

Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi ve Mikado’nun kapasite geliştirme, gönüllü yönetimi, fundrising vb. birçok eğitim ve seminerine katılım sağladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği: Öncelikli hedefimiz Kaynak Geliştirme konusunda profesyonel yapıyı korumak ve yeterli büyümeyi gerçekleştirikten sonra profesyonel kişilerden oluşan bir departman haline getirmek.

2017 yılında gerçekleştirdiğimiz kaynak geliştirme faaliyetlerini daha da büyüterek Derneğimizin etki alanını genişletmek istiyoruz. Proje ve hibelerin takibi ve yazımının yanı sıra bireysel bağışçılığı güçlendirecek çalışmalar yapmak ve düzenli bağışçı sayısının ve gelirinin Derneğimizin sabit maliyetlerini karşılaması 2018 için öncelikli hedeflerimizden olacak.  Ayrıca 2018 içinde yeni kaynak geliştirme projeleri yaratarak gelir kalemlerimizi arttırmak istiyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan ve insan kaynağını da kapsayan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği: Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin genelde gönüllülük esasına dayalı olduğunu ve uzun vadede bu yapının kırılgan ve sürdürülebilir olmadığını görüyoruz. Bunun da en temel göstergelerinden biri STK’lardaki kişilerin sirkülasyon hızları. STK’lar kısıtlı finans ve emek gücünü genelde faaliyetlerine ayırmak istiyorlar ve gönüllü emeğine sarılıyorlar ama uzun vadede bu da verimliliği ve etkiyi azaltan bir hale dönüşüyor. Tam bu noktada STDV’nin insan kaynağını da içeren desteği çok değerli oluyor. STK’larda 1 tam zamanlı çalışanın bile etkisinin ne kadar önemli ve dönüştürücü olduğunu bu sene deneyimleyerek gördük. Bu nedenle STDV’nin bu desteği sürdürmesini diliyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV):Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ve projelerinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği: STDV desteği ile hedeflediğimiz Kaynak Geliştirme Sorumlusunun 9 aylık maliyetinin finanse edilmesi ile projenin başarılı bir şekilde gerçekleştiğini düşünüyoruz. Bu destek ile Kaynak Geliştirme pozisyonunun Bbom Derneğine katmış olduğu maddi ve kurumsal değerin derneğimizin sürdürülebilirliği açısından ne kadar faydalı ve gerekli olduğu bir kez daha ortaya çıkan istatistikler ile görülmüş oldu.

Bbom Derneği olarak hedefimiz Kaynak Geliştirme Koordinatörlüğü pozisyonunu devamlı kılmak ve uzun vadede bu pozisyonu bir ekip olarak kurgulamak olacaktır.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’na bu süreçte Bbom Derneğini desteklediği, maddi ve manevi olarak yanımızda yer aldığı için bir kez daha şükranlarımızı sunmak isteriz.

 

BoMoVu Çocuk Fonu Dahilinde Yapacaklarını Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştirip sporun içinde varolan ayrımcılıkla mücadele eden BoMoVu ile aldıkları Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında yapacaklarını konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) hangi sosyal problemden yola çıkarak kuruldu? Genel olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

BoMoVu: Bizleri BoMoVu’nun kurulmasına getiren süreç, 2013 yılında İstanbul’da göçmen erkek çocukların yaşadığı bir sığınma evinde Nil ve Gözde’nin gerçekleştirdiği Muay Thai etkinliğiyle başladı. Etkinlik sayesinde bu tür buluşmaların beklediğimizden daha büyük etkileri olduğunu farkettik. Bu koşullarda yaşayan kişiler için genellikle temel sağlık, beslenme, ulaşım üzerine gidilirken mutlulukları ve hayattan alacakları zevklerin güçlenmeleri için önemli bir faktör olduğu atlanıyor. Bu tür durumlarda sporun kişilerin kendilerine güvenmeleri ve yeteneklerine inanmaları konusunda güçlendirici etkisi üzerinde durmaya karar verdik. Kendi bireysel hikayelerimizle de birleşince eleştirel bir perspektiften sporu yeniden düşünmeye başladık. Aileden uzak ve eğitim olanakları kısıtlı kişilere, hayatta mutlu ve güçlü olabilmeleri için spor üzerinden bir alan yaratmak gündemimiz oldu.

Nil’in Hrant Dink Vakfı’nın Sınırları Aşıyoruz Programı kapsamında Ermenistan’da Kadın Kaynak Merkezi’nde gerçekleştirdiği Capoeira programı da besleyici oldu. Buradaki deneyim toplumsal cinsiyet eksenli bir perspektife yönlendirdi. Kadın bedenini hapseden varsayımlar ve sosyal beklentileri sarsmak üzerine tasarlanan bir program gerçekleşti. Bu sonraki çalışmaları da etkiledi.

Sonuçta fiziksel sağlığın, psiko-sosyal güçlenmedeki etkilerini deneyimledikçe heyecanımız arttı. Bunları daha fazla insanla paylaşmanın zamanı geldi dediğimiz anda da Ağustos 2015’te BoMoVu’yu kurma fikri oluştu.

Sorunları görüp kenara çekilmektense kendi çözümlerimizle sahada kalmakta ısrarcı olduk. En temelde, BoMoVu olarak fiziksel aktivitelere ulaşımın bir hak olduğuna, spor ve beden hareketini kullanarak insanların dünyaya bakma biçimlerini ve davranışlarını etkileyebileceğimize inanıyoruz. Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiriyoruz. Şu anda faaliyet gösterdiğimiz projelerden ikisi: İstanbul’da yaşayan farklı yaş gruplarından mültecileri içeren “Hareketin Özgür” ve birazdan bahsedeceğimiz “Barışa Oyna”.

 

DV: “Spor ve oyun” çalışmalarınızda nasıl bir rol oynuyor? Çocuklar üzerindeki etkisini nasıl yorumlarsınız?

BoMoVu: Kuruluşa gelen süreçte spor ve oyunun rolünü keşfetmemizin çok etkisi var. 2014 yılında Fatih Gençkal ve Nil Delahaye Urfa’da Capoeira’yı kullanarak bahsettiğimiz Muay Thai etkinliğine benzer programlar gerçekleştirdiler. Bu deneyim de yine bize, yerinden edilmiş çocuklara yönelik beden hareketi ve sporla ilgili çalışmaların iyileşmedeki etkisini gösterdi.  Burada tanıştığımız çocukların çoğu, her şeyi geride bırakmış ve eski hayatlarına dönmek konusunda belirsizliklerle dolu bir yola çıkmışlardı. Spor, bu çocuklara dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar “kendi bedenleri” gibi çok güçlü ve daima yanlarında bulundurabilecekleri bir araçları olduğunu gösterdi.

Sporun bünyesinde barındırdığı hoşgörü, kapsayıcılık, eşit haklar, erdem, haz, mutluluk, sevgi ve saygı gibi değerler oyunda da öne çıkıyor. Oyunlar aracılığıyla çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmanın mümkün olduğunu gördük. Çocukların hareketini kısıtlayan, onları ‘çiçek çocuklar’ olarak isteyen şehir hayatı ve yaygın eğitim ortamında her şeyden önce oyuna davet edilmekten mutlu olduklarını görüyoruz. Oyunlar aynı zamanda çocuklar için kendilerini oldukları gibi ifade edebilecekleri özgür bir alan sağlıyor.  Bu alanda, çocuklarla iletişime ve öğrenmeye imkan veren ortam kendiliğinden oluşuyor.

 

DV: Çocuk Fonu dahilinde “Barışa Oyna” projesi için destek alıyorsunuz? Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

BoMoVu: Barışa Oyna projesi, çocuklarla çalışmak üzere geliştirilen beden hareketi odaklı bir oyun programıdır. Projenin öncelikli amacı, oyunların bünyesinde barındırdığı özgürlük alanından faydalanarak çocukların sınır ötesi algısını iyileştirerek, çocuklarda barış kültürünün oluşmasına katkıda bulunmak. Bunu yaparken, kültürel mirasın önemli bir parçası olan çocuk oyunlarını kendimize araç edindik. Sporun bünyesinde barındırdığı değerleri oyunlar aracılığıyla ön plana taşıyarak, çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmayı, yaşadıkları bölgeden kaynaklanan ‘öteki’ olarak algıladıkları bütün kimlikler hakkındaki ön yargılarını tanımalarına ve sorgulamalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz.

Barışa Oyna’nın gerçekleşmesi için bir ön araştırma ve takip eden günlerde belirlenen şehirde yaşlılarla bir araya gelerek sözlü tarih görüşmeleri yapıyoruz. Bu görüşmeler oynadıkları oyunlar ve çocukluk dönemlerindeki öteki ve sınır algıları etrafında şekilleniyor. Ardından bu oyun ve anlatıları değerlendirerek çocuklarla oynamaya hazır oyun uygulamaları ve çözümleme sorularını geliştiriyoruz. Çocuklarla oynarken, oyunlardaki deneyimleri üzerinden çocukların ürettiği söylemlerin ortaya çıkabilmesine odaklanıyoruz. Oyunlar ve ardından yapılan çözümlemeler; barış, sınır, birlikte yaşam, öteki, düşman algısı, kültürel miras gibi kavramlar etrafında şekilleniyor. Çocukların oyundaki deneyimleri üzerinden kendi sözleriyle, ön yargıları ve bazı çelişkileri keşfetmelerinin ve  değerlendirmelerinin geliştirici bir deneyim olduğunu görüyoruz. Oyunla gelen mutlu anlarda bu tür değerlendirmeler yaparken etkileyici diyaloglar gelişebiliyor.

 

DV:“Barışa Oyna” bir devam projesi, bu dönemde gerçekleşecek olan projenin önceki dönmelerden bir farkı var mıdır? Varsa nelerdir?

BoMoVu: Barışa Oyna projesi 2016 yılında Kars ve Ardahan’da başladı. Geçtiğimiz yıl Edirne’de gerçekleştirdiğimiz uygulama ile her deneyimin hem katılımcılara hem de  içeriğin gelişmesine önemli katkılar sunduğunu gördük. Bu nedenle bu yıl Barışa Oyna projesini geliştirmek ve yaygınlaştırmak üzere yola çıktık.

Önceki dönemden farklı olarak, Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın katkısıyla bir yaygınlaştırma eğitimi (eğitmen eğitimi) planlıyoruz. Örnek ön araştırma ve uygulamaların ardından İstanbul’da deneyimleri çoğaltmayı hedefleyen ve 12 sivil toplum kuruluşundan katılımcıları ağırlayacağımız bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştireceğiz.

 

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

BoMoVu: Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu tarafından BoMoVu’ya (Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği) sağlanan finansal destek Barışa Oyna projesinin sürdürülebilirliği konusunda yeni bir yol açmış oluyor. Bu projenin geçmiş uygulamaları çerçevesinde her bölgenin ve şehrin kendine özgü hassasiyetleri ve ihtiyaçları olduğunu gördük. Dolayısıyla tek bir uygulama ve onun üzerinden önerilen çözümden ziyade her bölgenin hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak programı yerelleştirme ihtiyacı doğdu. Bu anlamda STDV’den aldığımız destek, çalışma yapmak istediğimiz sınır bölgelerindeki yapıyı tanıyan ve Barışa Oyna programının gelişmesine katkıda bulunabilecek yerel aktörlerle bir araya gelmemizi sağlaması açısından çok değerli. Bir model önerisi ile farklı deneyimlere katkı sunabilmek önemli bir adım.  Önümüzdeki süreç modeli ve birbirimizi geliştirmek, güçlendirmek için çok iyi bir fırsat. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğimize, hem Barışa Oyna projesine hem de sivil toplum alanında birlikte öğrenme sürecine katkı sunacağımıza inanıyoruz.

Çocuk Fonu Kapsamında Sirkhane Hibe Süreci Başlıyor

By | Röportaj | No Comments

Eylül 2012 yılında Mardin’de kurulan Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), kültürel, sanatsal, sosyal ve hak temelli çalışmalar yoluyla dezavantajlı çocuk ve gençlerin temel haklara erişimlerini sağlayabilmek için çalışmalar yürüten bir kurum. Sirkhane, her çocuğun çocukluk dönemini hak ettiği gibi mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşaması gerektiğine inanarak, sosyal sirk pedagojisini araç olarak kullanıyor.
Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Sirkhane ile kurumun hikayesi ve hibe sürecinde yürütecekleri proje hakkında konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Her Yerde Sanat Derneği’nin oluşum sürecinden bahseder misiniz? Derneğiniz genel olarak ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sirkhane projesi tek seferlik bir festival fikri ile başladı fakat girmiş olduğumuz yolda çocukların tek seferlik bir festival fikrinin ötesinde ihtiyaçları olduğunu fark ettik ve çocukların güzel enerjisi bize burada kalıcı bir sosyal sirk okulu kurma fikrine yöneltti. Aslında biri fotoğrafçı biri ressam şimdi halen dernek başkanlığını yapan Serdal diğeri ben, öğretmen bir arkadaşımız ve bazı gençler ile zaten çalışmalar yapıyorduk, her birimizin farklı farklı alanlarda çalışmaları vardı. Bütün bu çalışmaların varlığı, çocukların ilgisi ve çocuk çalışmasına olan ihtiyaç, dernekleşmemiz ve yeni projelerle yola devam etmemiz gerektiğini gösterdi. Hızlı bir şekilde tüzüğümüzü hazırladık. Felsefemiz belliydi zaten. Dezavantajlı çocuk ve gençler için uzun vadede sürdürülebilir, yaşamlarına dokunabilecek ve değiştirecek, onları etkileyebilecek çalışmalar yapmak istiyorduk. Bunun için dönem, yer, etnik, dil, din hiç önemli değildi. Her Yerde Sanat Derneği işte bu motivasyonla kuruldu ve 2014’ten bu yana Mardin’de çocuklara bir yaşam alanı olarak hizmet vermeye devam ediyor.

DV: Çocuk Fonu dahilinde “Sirkhane” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?
Sirkhane: Yürüttüğümüz proje çocuk alanında yapılan çalışmaların ihtiyacı karşılamamasından hatta yok denecek kadar az olmasından, Suriye Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye gelen çocukların yaşadığı olumsuz atmosferden, sosyal destek mekanizmalarının yetersizliğinden ve belki de kahkanın çok az duyuluyor olmasından diye bahsedebilirim. Zor zamanlarda çalışmalar yürüttük, savaşlar görmüş, göç etmiş, süregelen bir travmanın etkisinde olan çocuklarımız vardı. Çocuklara kendilerini ifade edecek bir alan açmak, kendilerini geliştirmeleri için onlara olanak sağlamak, başarı hissini tekrar yaşayacakları bir alan çok büyük önem taşımakta onlar için. Sirkhane belki de en çok bu alan ihtiyacına cevap olabiliyor.

DV: “Sirkhane” kavramından kısaca bahsedebilir misiniz?
Sirkhane: Khane, xane, hane; farklı yazılsa da her üç dilde de aynı telaffuz edilen Arapça, Kürtçe ve Türkçe dillerinde ev anlamına gelen aidiyet ve rahat edilen alan çağrışımları yapan bu kelimeyi SİRK ile birleştirince daha sıcak, eğlenceli bir kavram halini almış ve böylelikle SİRKHANE oluşmuş oldu. Mardin’de yaşayan farklı geçmişlerden gelen çocuk ve gençlerin bir araya gelebildikleri, kendilerini ait hissettikleri, ayrımcılığın yaşanmadığı, başka ülkelerden, dillerden, dinlerden herkesin bir arada olduğu ve ortak dil olarak sanatın kullanıldığı bir yaşam alanı olarak var oldu.

DV: Proje, söz konusu sorunu çözmek için nasıl bir fayda sağlayacak?
Sirkhane: Çocukların güçlenmesinde ve becerilerinin gelişmesinde pedagojik bir araç olarak sosyal sirkin gücüne inanarak çocuklara eğlence dışında sosyal sirkin etkili gücünü sunuyoruz. Sirk eğitimlerinde çocuklar yalnızca tahta bacağa binmiyor; arkadaşına güven duygusunu geliştiriyor, büyüklerine hep aşağıdan bakan çocuklara daha geniş bir perspektif sunuyor, bu durum çocuğa çok farklı bir özgüven duygusu geliştiriyor. Sosyal sirk yapan çocuklar bunu bedenleriyle başarıyor. Akrobasi yaparken, top çevirirken diğer insanların şaşkınlıkla izlemesi çocukların başarı hissini güdülüyor ve böylelikle çocukların iyilik hallerinde bir yükseliş görünüyor. Kendilerini ifade edecek, benliklerini geliştirebilecekleri bir alan olarak var olmak çocukların sosyal hayatları için iyi bir alternatif.

DV: “Sanat odaklı” çalışmanın çocuklar üzerindeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Sirkhane: Sanat çalışmaları insan zihni için rahatlama, güzellikler var etme, konuşamadıklarını, ifade edemediklerini çeşitli yollar ile aktarabilecekleri köklü bir alternatif. Aynı zamanda insan psikolojisine olan etkileri de çalışmalarla anlamlı bulunmuş sistematik bir yöntem. Yaratıcılığa, farklı düşünmeye ve olayları değerlendirirken alternatif fikirleri fark etme adına yine önemli katkılar sunmakta çocuklara. Sanat çalışmalarına çocukların ilgisi, katılıma dair motivasyonu bize sanat odaklı çalışmanın çocuklara iyi geldiğini anlatıyor olabilir.

Herkes için Mimarlık Derneği Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj | No Comments

1 Mart- 1 Aralık 2017 tarihleri arasında kurumsal hibe programı kapsamında desteklenen Herkes için Mimarlık Derneği, ülke genelinde karşılaşılan farklı sosyal sorunların mimarlık ve tasarım ile kesişiminde çalışmalarını sürdürmektedir.
Farklı kaynak geliştirme faaliyetlerinde bulunan Herkes için Mimarlık Derneği, kurumsal hibe desteği ile sürdürülebilir bir kaynak stratejisini hayata geçirmek için çalışmalar yaptı. Hibe süreci biten Herkes için Mimarlık Derneği ile hibe sürecini konuştuk.
Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Programımız dahilinde ve özellikle finansal sürdürülebilirlik konusunda hibe desteği aldınız. Ne gibi çalışmalarınız olduğundan bahseder misiniz?
Herkes için Mimarlık Derneği (HİM): Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Programı dahilindeki hibe desteğini kaynak geliştirme konusunda derneğimizle çalışacak bir koordinatör bulmak için almıştık. Hibeyi almamız kesinleştikten sonra koordinatör olabilecek kişiler için görüşmeler yaptık ve kendisi de mimar olan daha önce İKSV’de kaynak geliştirme konusunda çalışmış bir arkadaşımızla ile bu konuda danışmanlık vermesi için anlaştık.
Kaynak Geliştirme Koordinatörü’müz ile ilk olarak kaynak geliştirme stratejisi için kısa ve uzun vadeli planlar oluşturarak bir program çıkardık. Devamında gelen çalışmaları da belirleyen bu programda, derneğin ilerleyen yıllarda sürdürebileceği bir sistem için temeller atmayı hedefledik. Program dahilinde 2017 yılında danışma kurulu oluşturulması, firmalarla sponsorluk görüşmelerinin yapılması, internet sitesinin yenilenmesi, yeni tanıtım kitapçığının oluşturulması, bireysel bağış kampanyası açılması, yıllık faaliyet raporu hazırlanması, 2018 takviminin yapılması ve Dernek Dostları programının oluşturulması işlerini gerçekleştirdik.
DV: Kaynak geliştirme için önümüzdeki dönem yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?
HİM: Aldığımız bu kurumsal hibenin öncesinde kaynak geliştirme stratejilerimiz hep proje bazlı gerçekleşmekteydi. İş yapma biçimimiz ve çoğunlukla yaptığımız işlerin doğasından da kaynaklanan bu durum, uzun vadeli mali planlar yapabilmemizi, araştırma projelerini sürdürmeyi ve işlerin uygulama aşamalarından önceki keşif, tasarım gibi süreçlerde hareket alanımızı kısıtlıyordu. Bu sebeplerden dolayı proje bazlı kaynakların haricinde kullanabileceğimiz bir gelirin de olmasını istemekteydik. Hibeyi almamızın ardından bu hedefimizi mümkün kılabilecek stratejiler geliştirmeye çalıştık. İş yapma biçimimize paralel olarak kaynağın da katılımcı bir şekilde oluşması için bireysel bağışları artırmaya yönelik çağrıları artık projeler haricinde yapmaya başladık. Kurulduğumuz günden bu yana temasta olduğumuz mimarlık ve inşaat sektöründen firmalarla uzun vadeli destekler için görüşmeler yaptık. Mimarlık alanı için en önemsediğimiz destek stratejimiz ise “Dernek Dostları” programı. Bu program mimarlar ve mimarlık ofislerinden sadece maddi değil, ayni, danışmanlık, projelendirme, kaynaklara ulaşabilmek için aracılık ve mekan desteği gibi konularda da desteklere açık. Program derneğin, mimarlık alanının sosyal konulara yönelik çözüm arayışlarında daha fazla inisiyatif almasını teşvik etme amacından hareketle şekillenmişti.
DV: Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
HİM: Kurumsal destekler proje bazlı olarak ilerleyen oluşumların projelerden sıyrılıp organizasyonel yapılarını gözden geçirmek, ileriye dönük kurguları üzerine düşünmek için bir fırsat sağlayabilmekte. Kurumların yapılarının şekillenmesinde hedefler ve niyetlerden kaynaklanan iş yapma biçimleri belirleyici olurken, kaynaklar da iş yapma biçimini doğrudan etkileyen bir unsur. Bu noktada proje bazlı kaynakların kurumların zorlayıcı noktalarının önüne geçmek için kurumsal destekler önemli bir rol oynayabilir. Ancak kurumların ihtiyaçlarına çözüm olmaktan öte ekstra bir iş yükü çıkardığı noktalarda kurumsal desteklerin de negatif yönleri olabilmekte. Kurum yapısını sağlıklılaştırmaya çalışan ancak “kurumsallaşma” kavramından olumsuz çıkarımlar da yapabilen toplulukların bu gibi hibeleri kullanırken yapmak istediklerinin yanında iş yapma biçimlerini de gözden kaçırmamaları gerektiğini düşünmekteyiz.
DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
HİM: Dernek olarak uzun süredir tartıştığımız ama hayata geçiremediğimiz konuların bir kısmını Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın hibe desteği sayesinde yapabilmiş olduk. Hibenin kendisinden öte, belli bir dönem aralığında bu konuları çalışmamız gerektiğine dair oluşan takvim harekete geçmemizi sağladı diyebiliriz. Hibe ile birlikte 2017 yılında gerçekleştirdiğimiz kaynak geliştirme çalışmaları ile bu sene derneğin bütçesine maddi kaynak beklediğimiz ve hedeflediğimiz kadar geri dönüş sağlayamadık. Ancak geliştirdiğimiz ilişkilerin, kurguladığımız, başlattığımız ve devam eden çalışmaların, başta planladığımız gibi sürdürülebilir bir kaynak stratejisini hayata geçirmek için önemli ve faydalı adımlar olduğunu düşünmekteyiz.
DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
HİM: 2018 yılında yukarıda da belirttiğimiz Dernek Dostları programı konusunda çalışıp, mimarlık alanını yaptığımız işlere daha çok dahil etme, benzer işlerin bizim dışımızda çoğalmasını sağlamaya yönelik çalışacağız. Devam eden ve yeni yapılacak projeler ve atölyelerimizde de sivil toplum kuruluşları, öğrenci grupları, inisiyatifler ile birlikte çalışmaları pekiştirmeyi hedefliyoruz. Sivil toplum kuruluşları ile yapacağımız çalışmalara Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı binasının yenilenmesi ve cezaevlerindeki çocukların mekansal ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar, KODA ve Kent ve Çocuk ile Şanlıurfa Harran Darıca mezrası ilkokulu bahçe düzenlemesi örnekleri verilebilir. Eski bir atölye katılımcımızın öğretmenlik yaptığı Uşak Eşme Güllü köyü ilkokulunda yapılacak açık derslik projesini ise Okan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Brokoli Topluluğu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mimarlık öğrencileri ile birlikte gerçekleştireceğiz. Geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren mekan kullanımı ve ortak programlar için temasta olduğumuz Tasarım Atölyesi Kadıköy ile de kentsel üretim temasına odaklanan işler yapmayı planlıyoruz. Öğretmen Ağı ile bu sene ikincisini düzenleyeceğimiz 1 Öğretmen 1 Mimar atölyesinin yanı sıra Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu Vardiya projesine 1 haftalık bir atölye ile dahil olacağız. Proje ve atölyelerin haricinde V&A Museum’da 2019’da gerçekleşecek yemek sergisi ve 6 yıldan bu yana devam ettiğimiz Atıl Köy Okulları projesi için araştırma ve değerlendirme işleri yapacağız.

Kadın Dayanışma Vakfı Kurumsal Hibe Programı Kapsamındaki Faaliyetlerini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Kadın Dayanışma Vakfı‘nı Kurumsal Destek Programı dahilinde destekledik. Onlarla hibe sürecini gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kadın Dayanışma Vakfı, hangi sosyal sorundan yola çıkarak kuruldu? Genel olarak vakfın çalışmalarından bahseder misiniz?

Kadın Dayanışma Vakfı: Kadın Dayanışma Vakfı resmi olarak 1993 yılında kurulmuş olup, Vakfın kökeni, 1987 yılında Ankara’da bir araya gelen feminist aktivist kadınların oluşturduğu “Kadın Tartışma Grubu”na dayanır. 1980’li yılların sonlarında Türkiye’nin çeşitli illerinde bu tip tartışma gruplarında bir araya gelen kadınlar, toplum içinde kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları sorunları tartışır; kadın kimliği, beden politikaları, özel alanın politikliği gibi konular kadın hareketinin gündemine girer. Bu süreçte kadınların daha önce kamusal alanda ifade etmeye imtina ettikleri konular çeşitli kadın tartışma gruplarında, toplantılarda, kadınlarca çıkarılan dergilerde konuşulmaya ve bu şekilde politikleşmeye başlar. Aile içinde yaşanılan şiddet de kadın özgürleşmesi önündeki en ciddi engellerden biri olarak ilk defa bu süreçte dile gelmeye, kadınların gündeminin ön sıralarında yer almaya başlar. 1987 yılında kadınlar “Dayağa Karşı Kadın Yürüyüşü” ile sokağa çıkarlar. Aynı yıl bir grup kadın tarafından Ankara’da “Kadın Tartışma Grubu” kurulur. 1990’lı yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadele için ilk örgütler kurulmaya başlanır. Bu dönemde Ankara’daki tartışma grubuna katılan kadınlardan bazılarının kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadınların başvurabileceği bir danışma merkezi açmak için 1991 yılında bir araya gelmeleriyle Kadın Dayanışma Vakfı ilk bağımsız kadın danışma merkezini faaliyete geçirir.

1991-1993 yılları arasında çalışmalarını sürdüren danışma merkezi, 1993 yılında Vakfı’n resmi kuruluşunun tamamlanmasının ardından bu defa Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde çalışmalarına devam eder, iki kurum arasında sağlanan bu işbirliği Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadın kuruluşları ve yerel yönetimler işbirliğinin ilk örneğini oluşturur. Aynı yıl içinde “Aile İçi Şiddet” ve “Namus Cinayetleri” konularında Ankara’daki ilk paneller Kadın Dayanışma Vakfı tarafından gerçekleştirilir. O tarihten itibaren ülkedeki birçok ilke imza atan Vakıf, kuruluşundan hemen sonra, Mayıs 1993’te yine Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde aile içi şiddete maruz bırakılan kadınlara yönelik bir sığınmaevi açar. 2002 yılında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile belediye binası içinde Kadın Danışma Merkezi, 2003 yılında ise Vakfın kendi binasında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile kadın sığınağı açılır. Vakfın sığınak deneyimini 2005 yılında İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Göç Örgütü ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde açtığı Kadın Ticaretiyle Mücadele Sığınağı izler. 2005-2016 yılları arasında açık kaldığı dönemde Türkiye’de yalnızca insan ticareti suçuna maruz bırakılmış kadınlara yönelik hizmet veren 3 sığınaktan biri olan bu özelleşmiş sığınakta Vakıflı kadınlar 286 kadın ve 9 çocukla dayanışma kurar.  1991 yılında açılan kadın danışma merkezi ise, o tarihten bugüne şiddete maruz kalmış kadınlara destek sunmaya devam etmektedir.

DV: Özellikle Kadın Dayanışma Merkezi çatısı altındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Kadın Dayanışma: Kadın Dayanışma Vakfı, yukarıda tanımladığımız hedefleri gerçekleştirmek için doğrudan destek çalışmaları, savunuculuk faaliyetleri, farkındalık yaratma çalışmaları ve örgütlenme çalışmaları yürütür. Doğrudan destek çalışmaları Vakfın şiddete maruz kalmış kadınlara yönelik yürüttüğü danışma merkezi ve sığınma evi faaliyetlerini kapsar. Vakıf, yürütücülüğünü yaptığı sığınaklarda kalan kadın ve çocuklara ücretsiz hukuki, sosyal ve psikolojik destek sağlamış, onların ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmelerden kaynaklanan haklarına ve sağlık, eğitim, ekonomik yardım gibi mevcut hizmetlere erişimlerini sağlamak üzere çalışmış, ruhsal ve fiziksel sağaltımlarına katkıda bulunmak için sportif ve kültürel etkinlikler düzenlemiş, kadınların istekleri doğrultusunda yoga, savunma sanatları, dil kursu, temel bilgisayar okur yazarlığı gibi kurslar ve mesleki eğitimler düzenlemiştir. Vakfın bugüne kadar çeşitli dönemlerde yürüttüğü sığınaklar yerel yönetimlerde seçim sonrası yaşanan politika değişiklikleri ve kaynak yetersizliği nedenleri ile kapanmıştır.

Kadın danışma merkezi Vakfın doğrudan destek araçlarından biridir. Şiddetle mücadele ederken kadınların ihtiyaç duyabilecekleri desteği onlara sağlamak; şiddete, şiddetin etkilerine ve bu şiddetle mücadele yollarına, haklarına ve mevcut mekanizmalara dair onlara bilgi sağlamak ve yönlendirme yapmak üzere 1991 yılında açıldığı günden bugüne Vakfın Kadın Danışma Merkezinde yüz yüze, telefon ve e-mail aracılığıyla ile başvuru alıyor. Burada merkeze başvuran şiddete maruz kalmış kadınlara ücretsiz sosyal, hukuki, psikolojik destek sunuluyor ve ilgili kurum ve kuruluşlara yönlendirme yapılıyor.

Vakfın hedeflerine ulaşmak için yürüttüğü diğer önemli faaliyet alanları savunuculuk ve farkındalık çalışmalarıdır. Kamuoyunda kadına yönelik şiddet konusuna dikkat çekmek üzere röportaj vermek, TV ve radyo programlarına katılmak, paneller düzenlemek, araştırma yapmak, yayın hazırlamak ya da mevcut çalışmalara katkıda bulunmak; üniversiteler, liseler, diğer STÖ’ler, vb. kurumlar tarafından düzenlenen etkinliklere konuşmacı olarak katılmak, kadına yönelik şiddet ve şiddetle mücadelede feminist yaklaşım konusunda alanda faaliyet gösteren çeşitli kurum, kuruluş ve oluşumlara yönelik eğitimler düzenlemek, Vakıf merkezimizde düzenli olarak Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Danışma Merkezi Gönüllülük atölyeleri düzenlemek ve ev kadınlarına yönelik ev/mahalle toplantıları düzenleyerek farkındalık atölyelerini kadınların yaşam alanlarına taşımak vakıf üye ve gönüllülerinin bu kapsamda yürüttüğü çalışmalara örnektir.

DV: Çalışmalar sırasında karşılaştığınız en büyük zorluk nedir ve sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Kadın Dayanışma: Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında Türkiye’de mevcut yasal düzenlemeler, bugüne kadar yürütülen çalışmalar sonucunda yeterli bir düzeye ulaşmıştır. Türkiye’de nefret suçunun tanınması, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığının yasalarda tanınması ve buna benzer pek çok eksiklik halen mevcut olmakla birlikte, kadına yönelik şiddetle ivedi mücadeleye imkan sağlayacak yasal düzenlemeler gerek Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal mevzuattaki düzenlemeler bağlamında mevcuttur. Bugün Türkiye’de var olan sorun ağırlıklı olarak bir uygulama ve politik irade eksikliği sorunudur. Gerek adli makamlar, gerek alanda hizmet sağlayan kolluk, jandarma, ilgili Aile ve Sosyal Politikalar birimleri bazında şiddete maruz kalan kadınları yasada mevcut hak ve hizmetlerden tam anlamıyla yararlandırma ve şiddet uygulayanlara yönelik etkili önleyici ve cezalandırıcı tedbir ve kararları uygulama konusunda büyük eksiklikler mevcut. Özellikle koruyucu desteklerden yararlanmada daha dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda –kırsal kesimde yaşayan kadınlar, engelli kadınlar, mülteci kadınlar, lezbiyen, biseksüel ve trans kadınlar, yabancı uyruklu kadınlar vb.- bu eksiklikler daha da artıyor. Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen, bu gruplar mevcut desteklerden neredeyse hiç yararlanamıyor. Dolayısıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda mevcut mekanizmaların işleyişindeki eksiklikleri izlemek ve tespit etmek, bu eksikliklere dair kamuoyunda farkındalık oluşturmak, bu eksikliklerin giderilmesi konusunda çözüm önerileri üretmek ve yetkili kurum ve kuruluşlara yönelik dönüştürücü nitelikte baskı politikası üretmek, özetle kadınların daha eşitlikçi ve şiddetsiz bir toplumda yaşamasına olanak sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasına ve mevcut yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele, etkin olması ancak pek çok farklı kurumun kararlı ve işbirliği içinde çalışması ile mümkün olan uzun vadeli bir mücadeledir. İçinde kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yöneticilerin, sivil toplum örgütlerinin ve medyanın yer aldığı çok aktörlü bir mücadele alanıdır. Vakıf olarak uzun vadede bu alanda sorumluluğu olan aktörlerin mücadeleye etkin katılımını sağlamayı, yeni sivil toplum örgütlerinin farkındalık geliştirerek bu alana dahil olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Alanda aktif ve kararlı mücadele eden aktörlerin niceliklerinde ve niteliklerinde sağlanacak artış ile Türkiye’de mevcut yasal mevzuatın uygulanması ve eksik yasal mekanizmaların tamamlanması yönünde daha fazla yol kat edileceğine inanıyoruz. Bu çerçevede uzun vadede devletin ve yerel yönetimlerin yürütücülüğünde olan ve ihtiyacın çok çok gerisinde kalan kadın sığınmaevi ve kadın danışma merkezlerinin sayısının arttırıldığı, buralarda sunulan destek ve hizmetlerin niteliklerinin iyileştirildiği, şiddet vakalarında yasal mekanizmaların uygulanmasını izleyen ve bu konuda dönüştürücü baskı politikaları üreten hak temelli kadın örgütlerinin sayısının arttığı ve üzerlerinde siyasi baskı olmadan çalıştıkları, tüm bu aktörlerin işbirliği içinde faaliyet göstereceği mekanizmaların oluşturularak işletildiği koşullar Vakfın uzun vadede kadına yönelik şiddetle etkin mücadele için oluşmasına katkıda bulunmak istediği koşullardır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyacınız için kullanıyorsunuz? Hibe süreci, finansal sürdürülebilirlik açısından nasıl bir etki yaratıyor?

Kadın Dayanışma: 1990’lı yıllardan bugüne ağırlıklı olarak kadınların gönüllü çalışması, dönemsel projeler ve kurumlarla sağlanan işbirlikleri çerçevesinde temel faaliyetlerini yürütüyor. Ancak yıllar içinde değişen gönüllü ve üye yapısındaki değişimler, Türkiye toplumunun geçtiğimiz süreç içerisinde yaşadığı dönüşümler ve artan talepleri/ihtiyaçları ve buna bağlı olarak Vakıf çalışmalarının çeşitliliğindeki ve kapsamındaki artış, Vakfın mevcut finansal ve yapısal durumunda yeni ihtiyaçlar doğurdu. Bu kapsamda Vakıf bünyesinde yalnızca kaynak ve gönüllü moderasyonu alanında çalışacak bir personele ihtiyaç duyuldu. Ancak pek çok hibe belirli konu başlıklarında çeşitli aktiviteler içeren projelere verildiği için bu ihtiyacı proje bazlı hibelerle karşılamak mümkün olmuyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’nın Kadın Dayanışma Vakfı’na sağladığı finansal destek ile Ekim 2017’den bugüne kurumumuzda yalnızca ‘kaynak ve gönüllü moderasyonu’ alanında çalışan bir personel istihdam ediyoruz. Böylece Vakfın ve Kadın Danışma Merkezimizin yoğunluğu arasında ayırmaya vakit ve enerji bulamadığımız hibe kaynaklarını araştırma, hibe çağrılarına yönelik proje geliştirme ve başvuru süreçlerini zamanında takip etme ve tamamlama gibi Vakfın finansal sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip işleri daha düzenli bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Yanı sıra, proje bazlı çalışmalar STÖ’lerin kendi temel faaliyetlerini desteklemekten uzak olduğu için Vakıf kadın danışma merkezinin çalışmalarını desteklemek için farklı yöntem ve stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. Özellikle danışma merkezindeki gönüllü katılımını geliştirmek ve buraya yapılan bireysel ve kurumsal bağışları arttırmak için yeni yöntemler keşfetmek oldukça önemli. Sivil toplum için Destek Vakfı’nın desteği ile bugün artık bu alanda çalışan tam zamanlı bir personelimizin olması danışma merkezimizin sürdürülebilirliği için önemli bir fırsat. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğimize ve bunun Vakıf çalışmalarımıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.