Category

Şartlı Hibe

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Şartlı Hibe

Mültecilere yönelik başta eğitim ve sağlık alanlarında olmak üzere çeşitli güçlendirme çalışmaları gerçekleştiren ve faaliyetlerini İzmir Tepecik’teki toplum merkezinde yürüten Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’ne (Team International Assistance for Integration-TIAFI) Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladık.  Bu hibeyi egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocukların ve ailelerinin programdan yararlanmak üzere merkeze ulaşımlarını sağlamak için kullanan TIAFI’nin kurucusu ve başkanı Anne O’Rorke ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Şartlı Destek Fonu kapsamındaki faaliyetlerini ve gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladıkları çalışmaları konuştuk

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği’nin (Team International Assistance for Integration-TIAFI) kuruluş hikayesini ve amacını bizimle paylaşır mısınız? Bu amaçlar doğrultusunda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Merhaba ismim Anne O’Rorke, İrlanda’nın güneyinde yer alan Waterford şehrindenim. TIAFI derneğini 2017 yılında savaş sebebiyle eşlerini ya da yakınlarını yitiren kadınlar ve kimsesiz kalan çocuklara destek olmak için kurdum. Kurulduğumuz yer olan Tepecik, genel olarak sosyo-ekonomik olarak daha zorlu koşullarda olan mültecilerin yaşadıkları bir bölge. Tepecik, sahada doğrudan yüz yüze erişim imkanı bulabildiğimiz faydalanıcılarımız olması ve mülteciler ile Türklerin entegrasyonunu doğrudan destekleyebildiğimiz bir konum olması sebebiyle önem arz ediyor.

İzmir’deki merkezinizde mültecilere yönelik birçok faaliyetin yanı sıra Suriye’deki savaş sebebiyle yararlanan ve engelli olan çocuklara yönelik olarak rehabilitasyon çalışmaları da yapıyorsunuz. Bu çalışmaların kapsamından ve engelli mülteci çocuklarla çalışırken dikkat edilmesi gereken noktalardan bahseder misiniz?

TIAFI Toplum Merkezi kapsamında farklı alanlarda çalışmalar yapıyoruz. Pek çok mülteci çocuk Türkiye’ye savaş sebebiyle yaralı ve engelli olarak ya da ciddi hastalıklar geçirerek sığınıyor. Bu çocukların tedavilerine yönelik sistemsel eksiklikler mevcut, bunlardan biri de fizyoterapi alanı. Kurumumuzda fizyoterapi desteği verilmemesine karşın, çocukların spor salonunda egzersiz ve esneklik programı yardımıyla gelişimlerini destekliyoruz. Çocukların esneklik gelişimlerinin ve günlük egzersizlerden faydalanmalarının onlar için çok değerli olduğu kanısındayız. Bu alanda hibe desteğine ihtiyacımız sürüyor. Destek verdiğimiz çocuklar arasında yürüme engelliler de var. Ebeveynlerinin de eşlik ettiği çalışmalara haftada 69 çocuk katılıyor ve program başarılı şekilde devam ediyor.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini ve bu gruplarla çalışan STK’ların bu dönemde artan ihtiyaçlara cevap verebilmek için çalışmalarını yoğunlaştırdığını görüyoruz. Bu durum birlikte çalıştığınız mülteci toplulukları ve çalışmalarınızı ne şekilde etkiledi?

COVID-19 salgını herkes için yeni bir süreç ve salgının yarattığı yeni bir yoksul kesim söz konusu. Bu kesimin mülteci olanlarının çoğu geçmişte tezgâhta, mutfakta ya da karaborsada 14 saatten fazla çalıştırıldı. Fakat salgın süresinde birçok iş yeri kapandı. Mutfaklarda ve temizlik işlerinde çalışanlar da dahil olmak üzere mültecilerin hayat şartları ağırlaştı. Özellikle yasal şartlar içinde iş bulmaları zorlaştı. Bu söylediğim sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, çoğu ülkede benzer bir durum yaşanıyor. İş olanakları neredeyse yok oldu diyebiliriz. İlave olarak, Türkiye’de bu duruma karşı çok çocuklu aileleri destekleyen bir sistem yok, Avrupa Birliği’nin de bu konuda yeterli desteği sağladığını söyleyemeyiz. Yani yeni yoksul dediğimiz bu kesimin mevcut koşullarda bir kuruş bile geliri yok. Bu kesim için oluşturulacak bir sistem, zaman alacağa benziyor. Bu süreçte çocukların ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair endişeler var. TIAFI’ye son 7 ayda WhatsApp ve telefon üzerinden 8.000’in üzerinde kişi müracatta bulundu. Arayanların çoğu yiyecek yardımına ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Bu durum bizim için de yeni, geçen sene yiyecek yardımı konusunda bir taleple karşılaşmamıştık. Bu durum bize salgınla birlikte temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir kesimin oluştuğunu gösteriyor. Ayrıca kiralarını ödeyemeyenler de var. Bu sebeplerden ötürü yakın dönemde 2.500’ün üzerinde erzak yardımı gerçekleştirdik. Hibeler aracılığıyla bu programlarımıza devam etmek istiyoruz çünkü acil yardıma ihtiyacı olan yeni bir kesim var.

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe ile gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Hibe kapsamında egzersiz ve esneklik programına katılan engelli çocuklara ve ailelerine ulaşım desteği sağladık. Ulaşım desteği sayesinde daha çok çocuğa erişebildik ve daha çok aile de bu destekten faydalanmış oldu.

TIAFI’nin gelecek dönem planlarını ve öncelik vermeyi düşündüğü çalışmaları anlatır mısınız?

TIAFI olarak farklı alanlarda faaliyet gösteriyoruz ve bu alanlara yönelik gelecek planlarımız bulunuyor. Örneğin çocuklar için oyun alanı faaliyetlerimiz devam ediyor çünkü ebeveynleri iş arayışındalar ve bu sebepten ötürü çocuklarını güvenli bir ortamda bırakarak iş aramak için zamana ihtiyaçları oluyor. Günde 230 porsiyon yemek çıkartıyoruz. Suriyeli aşçılar Türk faydalanıcılarımız için yemek hazırlıyor ve dağıtıyor. Bu sayede hem yerel halkı destekliyoruz hem de entegrasyona hizmet ediyoruz. Bunun yanı sıra, erzak paketleri de dağıtıyoruz.

Egzersiz ve esneklik programını geliştirmek istiyoruz. Bunların yanında, merkezimizde bir travma terapisti istihdam etmek ve travma odası kurmak için de çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmaları devam ettirmek için hibe ve diğer desteklere ihtiyaç duyuyoruz.

Eğitim faaliyetlerimiz devam ediyor. Merkezimizde 3 yıldır mülteci çocuklara Türkçe eğitimi veriliyor. Suriyeli öğrencilerin okullaşmalarını destekliyoruz ve onları Türk sınıf arkadaşlarıyla bir araya getirmeye gayret ediyoruz. Okul sonrası derslerimizin, eğitim konusunda ek desteklere ihtiyaç duyan Suriyeli çocuklar açısından çok önemli olduğunu gözlemliyoruz. Geçen sene Türk öğrencilerle Suriyeli öğrencileri bir araya getirdik ve aldığımız sonuçlar çok mutluluk vericiydi. Birlikte çalıştığımız Suriyeli çocuklar öğrenmek istiyor ve ailelerinin tek umudu da çocukların eğitimlerini tamamlaması. Aileleri genel olarak yorgun ve yıkılmış vaziyetteler, tüm hayalleri de çocuklarının iyi bir geleceğe sahip olması. Bunun için de tek çözümün eğitim olduğunu söyleyebiliriz.

KuzeyDoğa Derneği Göçmen Kuşların Peşinde Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerinin doğa alanlarında biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan KuzeyDoğa Derneği, bölgedeki canlı çeşitliliğini ortaya çıkarma ve etkin koruma konularında çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor. KuzeyDoğa Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe verdiğimiz Göçmen Kuşların Peşinde projesini tamamladı. Aras Nehri vadisinde kuşların göç yolu üzerinde yer alan Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde kuş halkalama ve uydu vericisi ile takip çalışması yapan KuzeyDoğa Derneği’nin Bilim Koordinatörü Uzman Biyolog Emrah Çoban ile kuş halkalama çalışmalarını, derneğin ulusal ve uluslararası alandaki iş birliklerini ve COVID-19 salgını ile başlayan sürecin çevre koruma çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile gerçekleştirdiğiniz Göçmen Kuşların Peşinde projesini yakın zamanda tamamladınız. Bu projenin amacı ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Aras Kuş Halkalama ve Araştırma Merkezi’miz, Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Yukarı Çıyrıklı köyünde, Aras Nehri kıyısında. Afrika-Avrasya kuş göç yolu üzerinde ve göçmen kuşların beslenmek, dinlenmek ve üremek için kullandıkları çok önemli bir sulak alanda yer alıyor.

Merkezimizde her yıl ilkbahar ve sonbahar sezonlarında toplam 6-7 ay kuş halkalama çalışması yürütülüyor. Bu çalışma ile alandaki kuş varlığı tespit ediliyor, yıllara göre değişimi izlenebiliyor ve kuş göç yolları hakkında bilgi ediniliyor.

Kuş halkalama, kuşlara zarar vermeyen çok ince ağlarla kuşları yakalayıp, her birinde özgün bir numara olan ve kimlik niteliği taşıyan, hafif, paslanmaz, alüminyum halkaları kuşların bacağına takarak kuş göçlerini ve kuş sayılarındaki değişiklikleri takip etmek anlamına gelir. 100 yıldan fazla bir süredir birçok ülkede milyonlarca kuş bu yöntemle araştırılıyor. Üzerinde kuşun halkalandığı ülkenin adını ve ülke halkalama merkezinin adresini taşıyan bu halkalar, halkalı bir kuş tekrar yakalanırsa veya ölüsü bulunursa, kuşun nereden geldiğini göstermiş oluyor. Halkalama istasyonlarında tür tanımı, kuşları halkalama (kimlik), cinsiyet ve yaş belirleme, kanat ve kuyruk ölçümleri, ağırlık ve yaş oranı, tüy değişme durumu ve yön bulma deneyleri yapılıyor ve başta okul çocukları olmak üzere ziyaretçi eğitimleri gerçekleştiriliyor.

Kuş halkalama çalışmalarının yanı sıra merkezimizde, bazı kuşlara uydu vericisi de takıp göçlerini daha detaylı olarak takip ediyoruz. Ayrıca bölgedeki sulak alanlarda düzenli kuş gözlemi ve sayımı yaparak, kuş varlığını düzenli olarak izliyor ve takip ediyoruz.

Kuşlar doğal dengenin devamlılığı için çok önemli canlılar ve çok sayıda ekolojik işlevi yerine getiriyorlar. Ayrıca kuşların göç davranışları, bizlere iklim değişikliği ile ilgili önemli veriler sunuyor. Yürüttüğümüz bu faaliyetlerin ancak düzenli olarak tekrarlanması sonucunda yıllar içinde anlamlı analizler yapabilecek veriler elde ediyoruz.

Dernek başkanımız Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu’nun 2005 yılında keşfettiği Aras Nehri Kuş Cenneti’nde 15 yıldır aralıksız her sezon yaptığımız kuş halkalama ve takip araştırmalarında şimdiye kadar 120.000’den fazla kuş halkaladık ve 300 kuş türü kaydettik. Türkiye’deki tüm kuş türlerinin %62’sini oluşturan bu sayı, Aras Nehri Kuş Cenneti’nin Türkiye sınırları içinde ve Samsun-Adana hattının doğusunda en çok kuş türüne sahip olan yer olduğunu gösterdi. Doğu Anadolu’nun en zengin kuş cenneti olan Iğdır Aras Nehri Kuş Cenneti, 2013’de verdiğimiz dilekçeye cevaben Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Doğu Anadolu’nun ilk Tabiatı Koruma Alanı olmaya layık görüldü. Ancak tüm çabalarımıza rağmen bu statü halen resmiyete kavuşmadı.

KuzeyDoğa Derneği çalışmalarını Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren birçok kurum ve kuruluşla iş birliği halinde gerçekleştiriyor. Bu iş birliklerinin kapsamı ve çalışmalarınıza katkıları hakkında bilgi verebilir misiniz?

KuzeyDoğa Derneği olarak çalışmalarımızı Tarım ve Orman Bakanlığı , Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü izni ile yürütüyoruz. Bu yıl derneğimiz SEO/BIRDLIFE İspanya ile Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi çalışmalarını ortak yürütmüştür. Hem “Bozayı (Ursus Arctos), Kurt (Canis Lupus), Vaşak (Lynx lynx) Yakalama ve Takip” projemiz hem de “Göçmen Kuşların Peşinde” projemiz kapsamında yurtiçi ve yurtdışı üniversiteler ve alanında uzman kişilerle iş birliği içindeyiz. Şu an aktif olarak Utah Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Zagreb Üniversitesi ve Iğdır Üniversitesi ile hem sahada hem de analiz aşamasında iş birliklerimiz sürüyor.

Farklı konularda alanında uluslararası tanınırlığa sahip uzmanların ayrı ayrı katkıları çalışmalarımız için çok önemli ve çok değerli. Bu iş birlikleri, çalışmaya katılanlar arasında bilgi ve deneyim aktarımı için de çok değerli imkanlar sunuyor.

COVID-19 salgınıyla başlayan süreçte alınan tedbirlerin çevreye olumlu etkilerine dair haberler son zamanlarda çok fazla gündeme geldi. KuzeyDoğa Derneği’nin çalışma alanları açısından değerlendirdiğinizde bu tür olumlu bir tablodan bahsetmek mümkün mü? Bu olumlu etkinin devam edebilmesi için neler yapılmalı?

İklimsel ve çevresel değişimleri kısa vadede değerlendirmek bizi gerçekçi sonuçlara ulaştırmaz. Bu nedenle bu değerlendirmeyi yapmak için daha uzun zaman aralığına ait verilerin olması gerekli. Küresel çapta yapılan analizler, bu olumlu etkilerin genellikle geçici olduğunu, birçok şehirde hava kirliği miktarının COVID-19 öncesi seviyelere ulaştığını ve tüm kısıtlamalara rağmen dünya çapında sera gazı emisyonlarının bu sene 2019’a göre sadece %6 düşeceğini gösteriyor. Yayınlanmaya başlayan bilimsel makaleler, kamuoyunun gözlemlediği birçok “olumlu etkinin” esasında insanların daha önce de bölgede yaşayan yaban hayatını yeni yeni fark etmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Ne yazık ki KuzeyDoğa Derneği’nin de tecrübe ettiği gibi COVID-19 salgını sebebiyle uygulanan sivil toplum, araştırma, ekoturizm ve doğa koruma faaliyetlerinin durdurulmaları ve kısıtlanmaları; zaten kanuna uymayan kaçak avcılık, kaçak inşaat ve diğer doğaya zarar veren faaliyetlerin daha da rahatlıkla yapılmasına imkan verdi, uzun süreli yaban hayatı takip ve koruma çalışmalarını durdurdu ve bu kritik süreçte yaban hayatının tepkilerinin bilimsel çalışmalarla ölçülmesini büyük ölçüde engelledi. Ayrıca COVID-19’un yarattığı ekonomik kriz, doğa koruma örgütlerini oldukça olumsuz şekilde etkiledi ve acil desteklere gerek doğurdu. Science dergisinde yayınlanan makaleden konunun ayrıntılarına dair bilgi edinilebilir.

Derneğimizin görüşü, COVID-19 salgını kaynaklı kısıtlamalarının uzun vadede doğaya net etkisinin negatif olacağı ve uzun süreli doğa koruma ve araştırma çalışmalarına zarar verdiği yönünde. Bu süreçteki tek tesellimiz; fotokapan, uydu takip ve kuş halkalama çalışmalarıyla bölgedeki yaban hayatını 15 yıldır takip eden derneğimizin, bu verilerle COVID-19 sebebiyle insan faaliyeti kısıtlamalarının yaban hayatına etkisini ölçen uluslararası bilimsel çalışmalara davet ediliyor ve katkı sunuyor olması.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum KuzeyDoğa Derneği’nin çalışmalarını ne şekilde etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını önlemleri kapsamında dernek olarak 2020 ilkbahar-yaz dönemindeki çalışmalarımıza gönüllü alımını durdurmuştuk. “Kontrollü sosyal hayat” olarak adlandırılan dönem ile beraber sonbahar kuş halkalama çalışmamız için gönüllü alımına başlamakla beraber, devam eden riski azaltmak adına 15 günlük gönüllü çalışma süresini 21 güne çıkararak, gönüllü sirkülasyonunu azaltma yoluna gittik.

Ayrıca yöredeki okullarda yürütmekte olduğumuz eğitim çalışmalarımızı da yine şartlar dolayısıyla gerçekleştiremedik. Eğitim yerine, bir fon desteği ile daha önce bastırıp eğitimlerde dağıttığımız doğal hayat üzerine bilgiler içeren “Birbirimize İhtiyacımız Var” çocuk kitabını tekrar bastırıyoruz. Kitabı çocuklara ulaştırarak, doğa eğitimi açığını bir nebze kapatmayı hedefliyoruz.

Bunun yanında, bölge halkının doğadan sürdürülebilir gelir kazanması için yürüttüğümüz köy tabanlı ekoturizm faaliyetleri de 2020’de durma noktasına geldi. Arazi çalışmalarımızın başlama ve bitiş zamanları da COVID-19 döneminde ulusal ve uluslararası kısıtlamalardan dolayı değişiklik gösterdi.

KuzeyDoğa Derneği’nin gelecek dönemdeki öncelikleri neler olacak ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Çalışmalarımızı düzenli olarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Doğa koruma çalışmalarında alanın ve dolayısıyla alandaki değişikliklerin yıllar bazında izlenebilmesi çalışmanın sürekliliği ile mümkündür. Hem bilimsel çalışmalarda hem de eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarında etkili yöntemlerle çalışmalarımızı sürdürmeyi ve etkin lobicilik ve savunuculuk çalışmaları yürütmeyi hedefliyoruz.

En önemli önceliğimiz ise dilekçeler, çevresel komisyon toplantıları ve diğer resmi girişimlerle Kuzeydoğu Anadolu’da daha fazla doğal alanın resmi koruma altına alınması ve hali hazırda koruma statüsüne sahip alanların da daha etkin koruma sağlayan statülerine terfi ettirilmesi olacak.

Doğa ve Çevreyi Koruma Yaşatma Derneği ile Çalışmalarını Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Doğa ve Çevreyi Koruma Yaşatma Derneği (DOĞÇEV) doğal hayatın ve ekolojik dengenin korunması amacıyla özellikle sokak hayvanlarının tedavi edilmesi, beslenmesi ve aşılanması konusunda çalışmalar yapıyor. DOĞÇEV Başkanı Behiye Fatma Eryılmaz ile derneğin çalışmalarının, sokak hayvanlarının korunması ve durumlarının iyileştirilmesi için alınması gereken tedbirleri ve hibe kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Doğa ve Çevreyi Koruma, Yaşatma Derneği’nin amaçlarını ve bu doğrultuda yaptığınız çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

Doğa ve Çevreyi Koruma, Yaşatma Derneği, 2005 yılında doğal hayatın ve dengenin korunması amacıyla doğayı ve doğadaki her türlü canlıyı korumaya ve yaşatmaya çalışmak, bozulma veya yok olma riskini önlemek, doğa ve hayvan sevgisini yaymak ve bu amaçla sosyal, bilimsel, ekonomik ve kültürel alanlarda çalışmalar yapmak üzere kuruldu. Bu amaçlar doğrultusunda Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Şube Müdürlüğü’nce yürütülen Hatıra Ormanı kampanyası kapsamında derneğimize tahsis edilen arazinin ağaçlandırılması çalışmalarına başladık ve her yıl yüzlerce ağaç dikerek ağaçlandırma faaliyetlerimize devam ediyoruz. Arazimiz çok güzel bir yerde olmakla beraber arazi inşaat atıklarıyla doldurulduğu için ağaç dikimine uygun bir alan değil. Ancak biz, kepçelerle büyük çukurlar açtırıp getirdiğimiz toprakla bu çukurları doldurup araziyi ağaç dikimine uygun hale dönüştürüyoruz. Farkındalık yaratmak amacıyla, özellikle ilköğretim, lise ve üniversiteli doğaseverlerle hatıra ormanımıza ağaç dikme etkinlikleri de düzenliyoruz. Ormanımız içinde 250 sahipsiz kedinin barınabileceği dört bölümden oluşan ısıtmalı ve bahçeli kedi evimiz ve 60 sahipsiz köpeğin barınabileceği köpek kulübelerinin bulunduğu beş adet köpek bahçesi bulunuyor. Buradaki dostlarımızın kısırlaştırma işlemleri, rutin aşı ve sağlık kontrolleri veterinerimiz, düzenli bakım ve temizlik işleri ise sorumlu personellerimiz tarafından yapılıyor.

Özellikle sahipsiz hayvanların korunması, rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, aşılatılması ve sahiplendirilmeleri ile doğadaki canlıların yaşatılması ve ekolojik dengenin korunması için çalışıyoruz. İmrahor deresi etrafında ve Ankara’nın çeşitli bölgelerindeki doğal alanda yaşayan tüm canlara yönelik olarak da bölge beslemesi ve kurtarma faaliyetleri yürütüyoruz. Dernek alanımızın içinden geçen İmrahor Deresinde yaşayan ve kışın donma tehlikesi ile karşılaşan yaban tavukları, karabatak ve ördeklerin de korunmasını da sağlıyoruz. DOĞÇEV olarak sahipsiz hayvanların kafeslenmiş barınaklara değil, doğal yaşam alanlarına ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.

“Önce Can” sloganı ile çalışan derneğimiz, çocuklar başta olmak üzere toplumun her kesimine doğa ve canlı sevgisini aşılamak ve yaymak amacıyla çeşitli eğitici faaliyetlerde ve etkinliklerde bulunuyor. Geçtiğimiz yıllarda doğa ve hayvan sevgisini aşılamak amacıyla okulları ziyaret ettik, gösteriler yaptık, okullarla ortak yürüttüğümüz projeler gerçekleştirerek hayvan hakları ve doğa konusunda farkındalık yarattık. Şu anda arazimizde bulunan baykuş ailesi, Bilis İlköğretim Okulu’ndaki minik doğa ve hayvansever arkadaşlarımızın çalışması sonucu yaptıkları kuş evinde yaşıyor.

Sokak hayvanlarının yaşam hakkına saygı gösterilmesi konusunda toplumda bilinç oluşturabilmek adına işletmelere yapıştırmak üzere çıkartmalar yaptırdık. Ayrıca bireysel olarak bu farkındalığa sahip olan dostlarımız için de arabalarına yapıştırmaları için çıkartmalarımız mevcut. Bunların ötesinde yaşam hakkına saygı konusunda, hayvan haklarının ihlali konusunda ve doğaya verilen tüm zararlar konusunda yüksek bilince sahip olmamız sebebiyle bir nefer gibi çalışıyoruz.
Kedi evinde bulunan kedilerimiz doğal ortama alıştığı için sahiplendirme kapsamında değerlendirilmiyor. Diğer taraftan sahipsiz yavru kedi ve köpekler hastalıklara karşı savunmasız olduğundan, aşıları tamamlanmadan ve kısırlaşmadan kedi ve köpek evimize kabul edemiyoruz. Sahiplendirebileceğimiz yavru kedi ve köpekleri ise geçici yuvalarda misafir edip sahiplendiriyoruz. Yavrularımız bakımları yapılarak ve aşılama şartıyla sahiplendiriliyor.

Türkiye’de sahipsiz sokak hayvanlarının yaşam hakları tehlike altında ve çoğu zaman yerel dayanışmalar ile barınma, yiyecek ve diğer bakım ihtiyaçları karşılanıyor. Sokak hayvanlarının durumlarının iyileştirilmesi konusunda ne tür tedbirler alınmalı veya hangi yasal değişiklikler yapılmalı?

Ağzı dili olmayan sokak hayvanlarımız bize emanettir. Ancak, biz bu emanete ne yapıyoruz?

Belli bölgelerde besleme yapan hayvanseverler olarak yaz kış mücadele veriyoruz. Hali hazırda çok zor temin edilen yiyecekleri onlara ulaştırmak kolay değil. Ancak, evlatlarımız kabul ettiğimiz canlarımızın bu sefaleti yaşaması vicdanları yaralıyor. Bir de bu hayvanları şikayet üzerine kendilerine ait olan bu sokaklardan alarak meçhule götürmek yapılmaması gereken bir şey.

Rehabilite Merkezleri barınak olarak kullanılmaktan çıkmalı ve sadece hasta ve saldırgan olan hayvanlar orada tedavi edilmeli. Belediyeler, sokaktan aldıkları canları aşılayıp kısırlaştırdıktan sonra alındıkları yerlere tekrar bırakmalı. Canlarımızın popülasyonu öldürmekle azaltılamaz. Önerdiğimiz bu adımlar kanunlaştırılır ve icra makamlarınca uygulanırsa ömürleri bir veya iki yıl olan sokak hayvanlarımız kısa bir sürede azalacak ve yaşamları hak ettikleri düzeyde olacaktır.

Sokak hayvanları ülkemizde gün geçtikçe artıyor ve maalesef alınan önlemler yetersiz kalıyor. Sokak hayvanlarımız bir vahşeti yaşıyor. Bunda hepimizin payı büyük. Sokak hayvanlarının oluşumunda büyük katkısı olan ev hayvanlarına çip takılarak sokağa atılmasını engellemek için iyi bir adım atıldı. Yalnız, alacağımız önlemler eşzamanlı olmalı ve eksik kalmamalı . Önerdiğimiz yasal önlemleri ise aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Pet ve yabani hayvanların (Türkiye’ye uyum sağlayamayanların) ithal edilmemesi.
  • Gümrüklerden kaçak hayvan sokulmasının engellenmesi.
  • Üretim çiftliklerinin denetlenmesi ve üretimin bir süre engellenmesi.
  • Evcil hayvan dükkanlarında hayvan satışının engellenmesi.
  • Yeni çıkan yönetmelikte de belirtildiği gibi ev hayvanlarına çip takılması.
  • Belediyeler tarafından sırasıyla önem arz eden, sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp, aşılanıp, eşzamanlı çip uygulamasına geçilmesi ve bu çipler sayesinde hastalıklarının takibi ve aşıların tekrarının yapılması.

Bu adımları bir seferberlik anlayışı içinde yapmazsak çalışmaların anlamsız kalacağını düşünüyoruz.

Sokak hayvanlarının korunması konusunda yerel yönetimlerin de çeşitli yükümlülükleri bulunuyor DOĞÇEV olarak birlikte çalıştığınız yerel yönetimler bulunuyor mu? Bu kapsamda yapılan işbirliklerini bizimle paylaşır mısınız?

Ne yazık ki birçok defa talepte bulunmamıza rağmen yerel yönetimlerden herhangi bir destek göremedik. Ankara Büyükşehir Belediyesi salgın döneminde sokak beslemesi yapan hayvanseverlere hem mama desteği vererek hem de kendileri besleme yaparak canlarımıza sahip çıktı. Ayrıca, yeni bir iş birliği ortamı yaratmak, hayvan ve doğaseverleri bir çatı altında buluşturmak amacıyla Ankara Kent Konseyi’ni oluşturdu.

Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteğiyle sağladığımız hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

DOĞÇEV gibi sivil toplum örgütleri duyarlı insanların küçücük katkı ve destekleri ile yaşamlarını sürdürebiliyor. Sayısı az olan gönüllü destekçilerimizin maddi ve özellikle de manevi katkıları çok önemli oluyor ancak yine de yetersiz kalıyor. Bu nedenle hiçbir yerden gelir elde etmeyen bizim gibi dernekler bağışlarla ayakta durmak zorunda. Söz konusu olan doğa ve hayvan dernekleri olduğunda işler maalesef daha da zorlaşıyor. Yardımlaşma bilinci, iyi ve sağlıklı bir toplumun temel taşlarından biridir. Derneğimize bağış yapılması konusundaki temel isteğimiz ise, örf ve ananelerimizde de önemli bir yeri olan lakin unutmaya meyilli olduğumuz yardımlaşma konusunda bireylere bilinç kazandırabilmek, bunu bir davranış biçimi haline getirmelerini sağlamak. Dolayısıyla, bize sağlamış olduğunuz bu hibe ile canlarımızın beslenme, sağlık ve bakımla ilgili ihtiyaçlarını gidermeyi, ormanlarımızın bakımını sağlamayı ve tabii ki dernek faaliyetlerimizin sürdürmeyi planlıyoruz.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. COVID-19 salgını DOĞÇEV’in çalışma alanlarını nasıl etkiledi? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız veya çalışma biçimleriniz ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Çocuklarla ve gençlerle okullarda ve sahada yaptığımız eğitim faaliyetlerimizi durdurmak zorunda kaldık, açmış olduğumuz yarışmaların sonuçlarını bildirmemiz ve ödül olan kitapları iletmemiz mümkün olmadı. Herkese açık yaptığımız kermes, barınak ziyaretleri, piknik, yemek gibi sosyal faaliyetlerimizi durdurduk. Bu da bizim gelir sağlamamızı sekteye uğrattı. Bu yöndeki faaliyetlerimiz, sadece SMS kampanyamızın ve mama bağışı kampanyamızın sosyal medya aracılığıyla daha yaygın bir şekilde duyurulmasını sağlamak oldu. Çalışma biçimimizde canlarımızın ve ormanımızın bekasını etkileyecek bir değişiklik yapmayı planlamıyoruz. Sokak beslemelerine ve oradaki canların kurtarılması ve sahiplendirilmesi için çalışmalarımıza da devam edeceğiz.

Uçan Süpürge Derneği Benim STEAM Ağım Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Türkiye’deki kadınların ve kız çocukların ihtiyaçları ve hakları ile ilgili kişi ve kurumlarla iş birliği yaparak farkındalık ve çözüm önerileri sunan Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği (Uçan Süpürge Derneği), Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanı ile gerçekleştirdiği Benim STEAM Ağım projesini tamamladı. Proje kapsamında 7-16 yaş arasındaki kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik, tasarım ve matematik (STEAM) alanlarına ilgisini artırmayı hedefleyen Uçan Süpürge Derneği, STEAM alanlarından kadın rol modellerin ve çeşitli içeriklerin yer aldığı çevrimiçi bir ağ oluşturarak kız çocuklarının STEAM ile ilgili eğitim ve kariyer alanlarını daha yakından tanımasına katkı sağladı.  Uçan Süpürge Derneği’nden Sinem Hun ile Benim STEAM Ağım projesini, derneğin COVID-19 salgını sürecinde yaptığı çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

COVID-19 kapsamında alınan tedbirler hayatın diğer alanlarında olduğu gibi STK’ların çalışmalarında da değişikliklere ve aksamalara sebep oldu. Bu durum Uçan Süpürge Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte faaliyetlerinize devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

İçişleri Bakanlığı Mart ayında yayınladığı genelge ile sivil toplum kuruluşlarının genel kurulları ve eğitimler dâhil insanları toplu olarak bir araya getiren, icra-i zorunluluk gerektiren yönetim faaliyetleri hariç her türlü toplantı ve faaliyetlerin geçici olarak ertelenmesini kararlaştırmıştı. “Evde Kal” çağrısına uyarak Ankara’daki ofisimizi geçici süreyle kapatıp çevrimiçi çalışma dönemine başladık. 2020 Mart ayı boyunca planladığımız ya da katılım göstereceğimiz etkinlikleri iptal ettiğimizi duyurarak, eğitim ve etkinliklerimizi ileri bir tarihe erteledik. Dijitalde çalışan ve sosyal medyayı aktif kullanan bir dernek olarak dijital platformları daha da aktif kullanmaya çalıştık. Yönetim kurulu üyelerimizden Selen Doğan erken evlilikler konusunda, Bilge Taş ise STEM ve toplumsal cinsiyet üzerinden Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’nın çevrimiçi söyleşilerine katıldı. Selen Doğan ayrıca Çocuğa Karşı Şiddeti Önleme Ortaklık Ağı’nda erken ve zorla evlilikler ile ilgili yerel ve küresel uygulamalar ile ilgili bilgi verdi. Yürütme Kurulunda olduğumuz ağlar ile birlikte çocuk ve kadın hakları alanında meydana gelen sıkıntılar ve değişikliklerle ilgili kampanyalara dahil olduk. Ending The Sexual Exploitation Of Children (ECPAT) isimli uluslararası ağa ve Uluslararası Çocuk Koruma Ağı’na bu konularla ilgili raporlarımızı ilettik. Bu süreçte, Etkiniz AB programı tarafından desteklenen ve Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerinden kadınlara yönelik sığınma, da(ya)nışma ve acil yardım hizmeti veren kadın örgütlerinin salgının ortaya çıkardığı koşullardan nasıl etkilendiklerini, bu koşullarla hangi yollarla mücadele ettiklerini, sosyal izolasyon ve sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte ülke genelinde artan kadına yönelik şiddete dair ne gibi çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmaların ve hizmet verdikleri kadınların salgından nasıl etkilendiğini ortaya koymayı amaçlayan bir izleme çalışması yürüttük. Bu çalışmanın çıktılarını çok yakında ilgili ağlarda paylaşacağız. Sivil alanın daraldığı bu dönemde derneğimizin kapasitesini güçlendirmek, diğer örgütlerle ilişkisini artırmak ve sivil toplumdaki iyi uygulamaları öğrenmek için İstanbul ve Ankara’da yaşayan beş sivil toplum uzmanından bir Danışma Kurulu oluşturduk ve Mayıs itibariyle çevrimiçi aylık toplantılar yapmaya başladık. Bu toplantılar bizlere kendimize dışarıdan bakma fırsatı verdiği gibi yeni iş birlikleri kurma imkânı da sağlıyor.

Uçan Süpürge Derneği’nin de bir parçası olduğu Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı, yakın zamanda gündemde olan çocuk yaşta evliliklerle ilgili yasal düzenleme konusunda bir bildiri yayınladı ve derneğinizin modaratörlüğünde iyi örneklerin paylaşıldığı bir çevrimiçi söyleşi düzenlendi. Bu düzenleme ve Ortaklık Ağı’nın bildirisi ile ilgili bilgi verir misiniz?

Maalesef ülke hukukunda evlenme yaşıyla ilgili ciddi bir muğlaklık var ve bu muğlaklık Türkiye’deki çocuk evliliklerin önlenememesinin önündeki en büyük engellerden biri. Kamuoyunda İnfaz Paketi olarak adlandırılan yasal düzenlemede özellikle kız çocuklarının mağduru olduğu bir cinsel istismar biçimi olan erken evlilik müessesini meşrulaştırıcı, failleri aklayıcı düzenlemeler getirilmek istendi ancak kamuoyu baskısıyla bu düzenlenme şimdilik ertelendi. Ancak bu düzenlemenin yasalaşması için özellikle siyasi iktidarın 2016’dan beri uğraştığını akılda tutmak gerekir. Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı’nın konuyla ilgili bildirisine buradan ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte, derneğimizden Selen Doğan konuyla ilgili düzenlediğimiz etkinlikte uluslararası iyi örneklere de yer verdi.

Şartlı Destek Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Benim STEAM Ağım projesini hayata geçirdiniz. Proje kapsamında yaptığınız çalışmaları ve kurumsal olarak kazanımlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Benim STEAM Ağım projesi kapsamında faaliyetlerimizdeki ilk adımımız ağ kurmak oldu. Eğitim ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışan sivil toplum uzmanları, özel sektör ve eğitimcilerden oluşan bir Danışma Kurulu oluşturduk. Danışma kurulumuz Yazılım Mühendisi Aslı Akarsakarya, TED Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Aylin Çakıroğlu Çevik, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Bilge Taş, Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burcu Yılmaz, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Çiğdem Yalçın, Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Ebru Hanbay Çakır, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ekin Bozkurt, Emine Ülkü Sarıtaş, Çocuk Hakları Uzmanı Ezgi Koman, Adım Adım Kurucusu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Itır Erhart, Microsoft Türkiye Sosyal Sorumluluk Müdürü Mehmet Can İrhan ve Sivil Toplum Uzmanı Meltem Gizem Şatır’dan oluşuyor.

Danışma Kurulu üyelerimizle proje başlangıcında gerçekleştirdiğimiz toplantılarla iletişim stratejimiz ve projenin çıktıları ile ilgili görüş alışverişinde bulunduk. Süreç içerisinde projenin görünürlüğü açısından oluşturduğumuz “Destekçiler” bölümüne Bilim Kutusu, Sinek Sekiz, Medya Gaga ve Radyo ODTÜ’yü kattık. İkinci önemli faaliyetimiz ise iletişim stratejisi oluşturmak oldu. Projenin en önemli ayağı kız çocuklar, veliler ve eğitimcilerle kurduğumuz iletişim olduğu için bu konuda farkındalık artırıcı faaliyetlere önem verdik. STEAM, (Science-Bilim, Technology-Teknoloji, Engineering-Mühendislik, Art-Sanat ve Mathematics-Matematik) ile toplumsal cinsiyet ile ilgili temel kavramları açıkladık ve üç adet bilgi notu hazırlayarak internet sitemizde yayınladık. Dijital faaliyetlerimiz ise projenin en önemli ayağını oluşturdu. Bu kapsamda:

Akabinde, eğitim kitlerinin hazırlanması ve rol model havuzunun oluşturmasına geçtik. İnternet sitemizde de görüleceği üzere, Danışma Kurulu’ndan da yardım alarak eğitimciler ve 1. ve 9. sınıf aralığındaki üç kademeden öğrenciler için eğitim kitleri oluşturduk. Proje süresince 29 rol modeli ağımıza kattık. Rol modellerin tam listesini buradan görebilirsiniz. Rol modeller ile kız çocukları arasındaki iletişimi sağlayarak kız çocukların erken yaşta mentorluk almalarını sağladık.

Kurumsal kazanımlarımızı ise aşağıdaki gibi özetlemek isteriz:

  • STEAM alanının anaakımlaştırılması konusunda dernek olarak yeni medya ve dijital iletişim alanındaki imkânların neler olduğunu ilk elden deneyimleme fırsatı elde ettik. Özellikle Instagram’ı eğitim konusunda kullanabilme becerisi kazandık. Derneğimiz çocuklarla bu platformlar ile doğrudan iletişim kurma aşamasında deneyim kazanmış oldu.
  • Güçlü bir Danışma Kurulu kurmanın özellikle dijital mecralarda ilerlerken çok öğretici olduğunu fark ettik ve ağın bundan sonraki faaliyetlerini mutlaka Danışma Kurulu ile ilerletmeye karar verdik.
  • Dernek, uzun zamandır toplumsal cinsiyet eşitliği ve STEAM kesişiminde sürdürdüğü çalışma ve savunuculuk deneyimine farklı bir pratik eklemiş oldu. Benim STEAM Ağım vasıtasıyla STEAM alanında yaşanan eşitsizliğe dair öğrenci, öğretmen, veli gibi tüm kesimleri kapsayan güncel ve farklı bir çözüm geliştirmiş olduk.

Kız çocuklarının bilim ve teknoloji eğitimi alanında güçlendirilmesini amaçlayan Benim STEAM Ağım projesinde hedef kitleniz kız çocukları olmasına rağmen aileler ve eğitimcilerle de beraber çalıştınız. Bu tür bir yöntem seçmenizin nedeni neydi? Söz konusu paydaşlardan ne tür geri dönüşler aldınız?

Çok çok olumlu ve bize de heyecan veren geri dönüşler aldık. Sosyal medya raporumuzda da görüleceği üzere, özellikle kız çocuklarının rol modellerle görüşmek istemesinin proje faaliyetinin amaçladığı etkiyi doğurduğunu gördük. Kız çocuklarının STEAM alanına daha fazla girmelerini sağlamak, onlara esin vermek ve onları motive etmek için birlikte çalıştığımız rol modellerden Cemre Uçaryılmaz (Moleküler Biyoloji & Genetik), Burçin Mutlu-Pakdil (Astrofizik), Özge Boğa (Moleküler Biyoloji & Genetik) ile kız çocukları arasında köprü olduk ve internet aracılığıyla tanışmalarını sağladık. Bize ulaşan bir kız çocuğu şöyle seslenmişti bizlere: “Merhaba, ben Ecem. 17 yaşındayım, üniversite sınavına hazırlanıyorum. Daha doğrusu, hayallerimi hayatım yapmaya doğru bir adım daha atmaya çalışıyorum. Hayallerimin peşinden gitmeye başlama hikayem çocukluğuma kadar uzanıyor aslında. Kendimle ilgili hatırladığım en eski anılardan birisi “Ben ne olacağım?” sorusuna cevap arayışlarım. Liseye geçtikten sonra kendimi tanıma isteğim daha da şiddetlendi, bu isteğimin peşinden koştum. Gerçekten çok koştum. Kim olduğumla hatta kim olmadığımla ilgili cevaplar aradım. Yaklaşık iki buçuk sene önce moleküler biyoloji ve genetik bölümüyle tanıştım ve tanışırken sıktığım o eli bugüne kadar bir gün bile bırakmadım. Her gece yatağa yatarken, gün içinde nefesimin kesildiği, umudumun tükendiği her an o hayale tutundum. Her gün kendime soruyorum “Bugün geleceğin için ne yaptın?” diye. Her gün bu sorunun cevabını doldurmaya çalışıyorum. Şimdi ise tüm zorluklara, belki de imkansızlıklara rağmen her gün 17 yıldır hayallerinin peşinden koşan ve peşini hiç bırakmayan Ecem için çabalıyorum. Bu yüzden hikayeme yardımcı olacağını düşündüğüm Cemre Uçaryılmaz ile tanışmak istiyorum.”

Uçan Süpürge Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacak? Öncelik verdiğiniz alanlar, hedef kitleler ve projelerinizle ilgili bir değişiklik ya da yenilik yapmayı planlıyor musunuz?

Derneğimizin iki önemli çalışma alanı bulunuyor. Biri erken çocuk evlilikleri, diğeri ise STEAM ve toplumsal cinsiyet. Derneğimizi bu iki konuda daha da kurumsallaştırmak ve sosyal etkiyi derinleştirici proje ve faaliyetler yapmak istiyoruz. Öncelikle, önümüzdeki süreçte Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın açacağı farklı fonlara başvurarak ‘Benim STEAM Ağım’ projesi kapsamında tamamlayamadığımız faaliyetleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte Ağı canlı tutmak için sosyal medya paylaşımlarına devam ederek kız çocukların, velilerin ve eğitimcilerin ilgisini canlı tutmayı hedefliyoruz.

Benim STEAM Ağım’ı, derneğin alana dair hazırladığı ve Türkiye’de konuya dair ilk kez yayınlanan Türkiye’de STEM Alanındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Araştırma ve İzleme Raporu’nun tavsiyeler kısmıyla paralel bir şekilde yürütmek ve etki alanını genişletmek istiyoruz. Dolayısıyla, rol modellerle sadece kız çocuklarının değil veliler ve eğitimciler arasındaki etkileşimi de artırmak; hazırlayacağımız kitlerle velilere bu alanla ilgili farkındalık kazandırmak; yüz yüze veya çevrimiçi eğitimler, etkinlikler veya tanışmalar yoluyla alanda var olan önyargıları kırmak; özel sektörün, kamu kurumlarının ve sivil toplumun danışma kurulu,sponsorluk mentor ağında varlıklarını ve bu alanda birlikte çalışabilme kapasitelerini artırmak ağ üzerinden kurguladığımız hedef ve aktiviteler arasında yer alıyor.

Erken çocuk evlilikleri konusunda ise Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile 2019 yılından beri yürütülen “Türkiye’nin Hedef Bölgelerinde Kadınlara Yönelik Şiddetin Azaltılması için Belirli Davranış Değişikliklerini Amaçlayan Bir Stratejik İletişim Programının Geliştirilmesi ve Uygulanması” projesi çerçevesinde Türkiye’de yaşayan Suriyeli kız çocukların evlendirilmesini önlemek ve okula devam etmelerini sağlamak için emek veriyoruz. Suriyeli ebeveynler, kız çocukları, Suriye ve Türkiye’den öğretmenlerle birlikte okullarda toplumsal cinsiyet, yasal mekanizmalar ve ayrımcılığın önlenmesi üzerine çalıştaylar düzenleyerek ilerlediğimiz projenin 2020 ayağında ebeveynlere, özellikle babalara yönelik farkındalık arttıran faaliyetler düzenlemeyi planlıyoruz. 2019 yılındaki saha deneyimi bizlere, kız çocukların okullaşma oranının artırılması ve erken evliliklerin önüne geçilmesinde özellikle babaların toplumsal cinsiyet eşitliğine dair önyargılarının kırılmasının çok önemli olduğunu gösterdi. Gelecekteki faaliyetlerimizi bu anlamda ebeveynleri daha çok içerecek ve onları bu yolla dönüştürecek şekilde tasarlamayı hedefliyoruz.

Zeytin Çekirdekleri Derneği Renkli Saatler Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Her çocuğunun, insanın gelişimdeki en önemli dönem olan çocukluk çağlarını verimli bir şekilde yaşaması amacıyla Ayvalık’ta faaliyet gösteren Zeytin Çekirdekleri Derneği, Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla verdiğimiz hibe ile gerçekleştirdiği Renkli Saatler projesini tamamladı.  Zeytin Çekirdekleri Derneği’nden Nuray Serttürk ile resim, müzik, görsel sanatlar gibi konularda atölyelerden oluşan Renkli Saatler programını, derneğin COVID-19 sürecinde çevrimiçi olarak gerçekleştirdiği çalışmaları ve gelecek planlarını konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Renkli Saatlar projesinin çalışmalarını yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz? Renkli Saatler’in birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu gözlemliyorsunuz?

Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin programlarımdan biri olan Renkli Saatler, 7-11 yaş grubu çocukların yaptıkları her çalışmada onlar için özgür düşünce ve ifade özgürlüğünü esas alıyor. Program kapsamında yapılan çalışmaların benzerleri ev ödevi olarak evde ailelerle devam ediyor. Bu şekilde çocukların becerilerinde özgürleşme; yaratıcılıklarında ise artış ve özgünleşme gözlemleniyor. Özellikle resim ve müzik alanında sanatsal kavramlarla erken yaşta tanışıyorlar.

Evde yapılması için verdiğimiz ödevler ve özellikle salgın döneminde çevrimiçi yaptığımız faaliyetlerde aile bireyleri ile ortaklaşa çalışmalar yaptık, çeşitli dernek etkinliklerine kırsal kesimde annelerden gönüllü katılımlar oldu.

2019-2020 hibe döneminde toplam 280 çocuğa ulaştık, ayrıca salgın dönemindeki çalışmalara katılan 70 çocuğun ailesi de Renkli Saatler’in ayrılmaz bir parçası oldu. Böylece aile boyu atölyelerle hedef sayımız olan 300’ün üstünde bir etki alanı kendiliğinden gelişti.

Yüz yüze yaptığımız atölyelerde, atölye yöneticileri çocuklara yapılacak çalışmaları aktarırken, salgın döneminde çocuklar çeşitli fikirleriyle atölyelere yön vermeye başladı. Bu gelişimi görmek bizi çok mutlu etti, bu sayede iki yönlü iletişim ve çalışma yapısı kurulmuş oldu. Onlar bizi yönlendirmeye başladılar. Bundan güzel daha ne olabilir hissi ise bizim ileriye dönük daha çok çalışmamız için en güzel motivasyon oldu.

Renkli Saatler programı 2. yılı bu dönemle birlikte tamamlandı. Programın amacını ve bu süreç içindeki gelişimini değerlendirir misiniz?

Renkli Saatler programları ile 7-11 yaş grubu çocuklarının erken yaşta sanatsal aktivitelerin içinde olmalarını, kendilerini ifade edebilmelerini, yaratıcılıklarının artmasını, başarıyı deneyimleyip özgüvenlerinin gelişmesini ve bu sayede ileriki yıllara daha donanımlı girmelerini amaçlıyoruz. Ayrıca Renkli Saatler gruplarının içinden özellikle sanatsal yetenekleri olan çocukları erkenden fark edip müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi ilgi alanlarına göre bir an evvel doğru zamanlarda doğru ortamlara yönlendirmeyi de hedefliyoruz. Renkli Saatler programından Zeytin Çekirdekleri’nin diğer programlarına seçilen ve konservatuar düzeyinde eğitim almaya başlayan çocuklarımızın sayısı artıyor.

Bugün ise salgın sürecinin el verdiği ölçüde çalışmalarımız çevrimiçi olarak devam edecek. Yetenekli çocuklarımız kendi alanlarında bireysel çalışmalara ya da çevrimiçi grup çalışmalarına katılacaklar. Dezavantajlı bölgelerdeki çocuklar ve aileleri ile çalıştığımızdan dolayı çocukların çevrimiçi çalışmalara katılabilmeleri için evlerine internet, modem ve tabletler temin etme gayretlerimiz de hızla devam ediyor.

COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız? Bu süreçte ortaya çıkan olumsuz etkilerin en aza indirilmesi için dernek olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

COVID-19 salgının birlikte çalıştığımız çocuklar ve aileleri üzerindeki yansımaları Mart’tan itibaren her ay değişime uğradı. Mart dönemine çocuklara ve ailelere bu salgının ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini anlatmak ile başladık, Nisan döneminde çevrimiçi atölyeler kapsamında yaptığımız çalışmalara çocuklar, evde kalma tedbirlerini ve televizyondan duyduklarını yansıtmaya başladı.

Salgın, tüm atölyelerin bir parçası oldu ve zaman ilerledikçe hem çocuklarda hem de velilerde endişe ve korku artmaya başladı. Bu dönemde çocukları ve aileleri, bu ruh halinden biraz olsun uzaklaştırmak, yaratıcılığa ve öğrenmeye açık tutabilmek için değişik konular ve çalışmalar denemeye başladık; zaten aileler evde olduğu için atölyelerimiz aileye hitap eder hale geldi. İnternet bağlantısı bitenlere destek olmak için ek çalışmalar da yapmaya başladık. Çocukların atölyeler için gerekli malzeme ihtiyaçlarını sağlamak adına muhtarlar ve bazı veliler ile iş birliği yaptık, malzemeleri dernek olarak temin edip evlere dağıttık. Dernek olarak atölyelerin başarı ile devam etmesi için çok daha yoğun çalıştık. Normal şartlarda Mayıs sonunda bitirmeyi planladığımız atölyeleri çocukların ve velilerin isteği ile Temmuz ayı sonuna kadar uzattık.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin çalışmalarını nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Renkli Saatler programının 7 Mart’ta başlayan iki yeni grubu ile sadece bir kere yüz yüze atölye yapma imkanımız oldu ve bu atölyeler sadece tanışma amacıyla gerçekleştirildi. Hemen ardından salgın nedeni ile çalışma merkezimiz kapatıldı. Çalışmalarımıza ara vermemek için atölyelerimizi çevrimiçi olarak devam ettirme kararını hızlıca aldık.

Çevrimiçi platformlar olarak velilerden oluşan Whatsapp grupları ve sadece velilerin kayıt olduğu kapalı Facebook grupları kurduk, bu altyapıları çok zorlanmadan oluşturduk. Veliler ile yoğun bir iletişim yürüttük, çok fazla telefon görüşmesi yaptık ve kısa sürede 70 çocukla çalışmalarımıza başladık. Bu yeni yapının veliler tarafından benimsenmesi sağlamak ve katılımlarını sürdürülebilir kılmak için çocukların her paylaşımlarına geri bildirimde bulunduk. Bu durum dernek gönüllülerinin çalışma sürelerini çok artırdı, Renkli Saatler atölyeleri haftada bir kere iki saatlik bir atölye iken çevrimiçi olunca her gün yapılmaya başladı.

Bu çalışmaların başarılı olmasının nedenlerinden biri de Milli Eğitim Bakanlığı henüz çevrimiçi eğitime geçmeden dernek olarak çalışmalarımızı çevrimiçi platformlara taşımamız. Bu sayede çocuklar ve veliler ile iletişimimiz hiç kopmamış oldu. Ayrıca bu süreçte bazı veliler ve çocuklar komşularını da ilave ederek çalışma gruplarımızın genişlemesine destek oldular.

Salgın sürecinde yaşadığımız en önemli gelişmelerden biri Renkli Saatler’in zaman ve mekan kavramlarının aşarak evlere köylere ve mahallelere girmesi oldu. Örneğin veliler kendi aralarında organize olarak 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları yaptılar. Şiirler ve şarkılarla bahçelerinde sokaklarında “Renkli Saatler 23 Nisan Kutlamaları” yaparak bizleri çok duygulandırdılar. Sosyal medya üzerinden yaptığımız çalışmaları resim şarkı ve şiirleri yarışmaya dönüştürdüler. En çok katılanlara yıldız dağıtmaya başladık. Her akşam 21.00’de yıldızlarını dağıtıyorduk. Dağıtmakta geciktik mi telefonlar yağıyor, çocuklar yıldızlarını soruyordu. Gece yarısı bile resim yapıp göndermeye devam eden çocuklarımız oldu.

Zeytin Çekirdekleri Derneği önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyor? COVID-19 salgını sürecindeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde, çalışma alanlarınız ve yöntemlerinize ilgili değişiklikler yapmayı düşünüyor musunuz?

Renkli Saatler atölyelerini resim, müzik, görsel sanatlar gibi sanatsal araçlar kullanılarak Ayvalık ilçesi’nde çocuklarımızın kendilerini özgürce ifade etmelerini ve interaktif katılımlarını sağlamak amacıyla gerçekleştiriyoruz. Başlangıç tarihi olan 2018 sonbaharından beri atölyelerimizin hem kapsamını geliştirdik hem de değişik çocuk gruplarına ulaştık. Bütün bu deneyimler salgın sürecinde yeni bir boyut kazandı. Uzaktan internet üzerinden erişim ile Renkli Saatler’in interaktif katılımı sadece çocuk boyutundan çıkarak aileleri de kapsamaya başladı. İkinci önemli değişim ise, atölyeler haftada 2 saat yerine her gün yapılan, saat ve zaman kısıtlaması olmayan sınırsız çalışmalara dönüştü.

Dolayısıyla belirlenen merkezlerde yapılan atölye deneyimlerini ve kazanımlarını, uzaktan erişim ile evde yapılabilen sınırsız atölyelerle birleştirerek hibrit bir atölye yapısı ile Ayvalık ilçesine kısıtlı kalmadan ulusal boyutta yapılması olanak sağlanabilir. Örneğin Ayvalık’ın bir köyü, Manisa’nın köyü, Gaziantep’in bir köyü ve Kars’ın bir köyü eşzamanlı olarak aynı eğitmenlerin hibrit atölyelerine katılabilir. Bu yapının kazanımları sonsuz olacaktır. 2020 -2021 dönemi için hem hibrit yapıda atölyeler düzenlemek hem de ulusal düzeyde çocuklara erişim sağlayabilmek için çalışmalarımıza başladık. Bu dönemde karşılaştığımız önemli zorluklardan birisi internet erişimine sahip olmayan çocuklara bu imkanı sağlamak oldu.

Atölyelerin kapsamına okuma alışkanlığını kazandıracak ‘kitap kurdu’ okuma grupları ve ‘minik hesap makinaları’ adında eğlenceli matematik grupları eklemeyi de planlıyoruz. Ayrıca çocukların sağlıklı bir beden ile daha iyi bir gelişim içinde olacaklarına inancımız ile çalışmalarımıza uzaktan da çevrimiçi spor ve sağlık programları eklemeyi planlıyoruz. ‘Arkadaşım spor’ ismiyle gerçekleştireceğimiz bu atölyelerin yaşamlarının düzenli bir parçası olmasını hayal ediyoruz. Salgın döneminin bilinmezliği karşısında, bir merkezde veya evde yaratıcılık ve üretmeye yönelik bu atölyelerin hem çocuklara hem de ailelere değerli kazanımlar katacağına inancımız sonsuz.

Small Projects İstanbul Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere, yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Small Projects İstanbul’a (Zeytin Ağacı Derneği) Şartlı Destek Fonu kapsamında 2019 yılında hibe desteği sağladık. Small Projects İstanbul’dan Naz Sağlam ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Muhra sosyal girişimini ve COVID-19 sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Small Projects İstanbul, Suriye’deki çatışma sonucu yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Kuruluşundan bu yana Small Projects İstanbul (SPI) ile beraber olduğum için biriken pek çok şey var ama kısa ve öz tutmaya çalışayım. Bilinen adıyla Small Projects İstanbul ve az duyulan resmi kayıtlı ismiyle Zeytin Ağacı Derneği’nin kuruluşu, yerinden edilmenin birey, aile ve toplum nezdinde açtığı yaraları bir nebze olsun sarabilmek için gönüllü olarak bir araya gelen duyarlı kimselerin bir etki yaratma arzusu ve inancına dayanıyor. Suriye’deki savaş nedeniyle İstanbul’a göç eden kurucumuz Karyn Thomas’ın özellikle eğitim ve barınma desteği amaçlı “küçük projelerine” gönüllü, öğrenci, profesyonel, idealist, akademisyen olan onlarca kimsenin katkıda bulunmasıyla Toplum Merkezi 2015 yılında faaliyet göstermeye başlıyor.

Çıkış noktasında Suriyeli insanlar için bir destek ortamı amaçlanmışsa da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan yine çatışmalar nedeniyle göç etmiş insanların da topluluğa katılması destekleniyor. Kuruluştaki değerlerden benim için en göze çarpanı farklı milletlerden yüzlerce kimsenin hem fayda sağladığı hem de yardımsever, gönüllü ya da yararlanıcı olarak faydalanabildiği bir Toplum Merkezi olarak konumlanması; aynı ve/veya farklı toplumlara üye olan kişilerin kaynakları, ihtiyaçları, becerileri ve kendi imkanları doğrultusunda bir araya gelerek bir destek ve güçlenme ortamına katılmaları. Dolayısıyla bu merkezin uyandırdığı his,, varoluş amacıyla birebir örtüştüğü oluyor.

Merkezin en temel amacı, mülteciler özelinde sosyal içermeye katkıda bulunacak ve aidiyet duygusunu pekiştirecek güvenli bir alan sağlamak ve bu alan vasıtasıyla özellikle çocuk ve kadınlara, ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda gelişme ve güçlenme alanları açmak; yani içte ve dıştaki kaynakları tazelemek ve yenilerini yaratmak. Programlarımız formal ve formal olmayan eğitime erişimi, psiko-sosyal destek sağlamayı, sosyal entegrasyonu, beceri geliştirme ve geçim kaynakları alanlarında iyileşmeyi hedefliyor.

2016’da şekillenen Kadınlar için Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programı, kadın yararlanıcıların sosyalleşerek el becerilerini geliştirebileceği güvenli bir alan sunmak ve ev içi üretimi destekleyerek kadınların üretime ve ekonomik yaşama katılmasını, hane ekonomisine katkıda bulunmasını teşvik etti. Zaman içinde bir sosyal girişim haline gelen Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’ne evrilerek profesyonel ve sosyal becerilerin takviyesine odaklanıldı ve istihdama katılım için gerekli kazanımların sağlanması hedeflendi.

Eğitime ve sosyal hayata katılım konusunda gönüllülerden çok verimli destekler alıyoruz. Özellikle genç gönüllüleri, çocuk ve gençlerle bir araya getirmek çok olumlu kapıları aralıyor; bu durum başlı başına bir öğrenme fırsatı olabiliyor. Dil öğrenmek, ev ödevi yapma becerilerini ve okulda başarısını artırmak, sosyal olarak zenginleşmek, kendini ifade edebilmek, oyun oynamak, yaratıcı olmak, gezilere katılmak, İstanbul’u tanımak, müze gezmek, spor yapmak, arkadaşlar edinmek gibi kazanımların yanı sıra sevilmek, duyulmak, kabul görmek gibi en temel ihtiyaçları besleyen değerler de pekişiyor. Gönüllü çalışmaları, Türkiye’deki gönüllülük bilinci ve kapsamını genişletirken doğrudan ve dolaylı olarak da farklı kimliklerin tanışıklığına, kaynaşmasına ve sosyal uyum sürecine de büyük katkı sağlıyor.

SPI, diğer uzmanlıklarla ilgili hak ve hizmetlere erişimde de bir aracı rolü üstleniyor. Yararlanıcıların çoğu Toplum Merkezi’ne yürüme mesafesinde ikamet ediyor, erişimlerinin çok kolay oluşu ve seneler içinde oluşan bağ neticesinde birey ve ailelerin ihtiyaçlarıyla ilgili olarak danışmak, bilgi almak ya da yönlendirme talep etmek için merkeze geldikleri de çok oluyor. Netice olarak Toplum Merkezi’nin amacı mülteci topluluğa bu gücü aşılamak, seslerini duyurabilecekleri, talep ve önerileriyle gelecekleri, dönüşüm ve güçlenme sürecine aktif olarak katılım sağlayabilecekleri bir alakayı ve motivasyonu yaratmak.

Small Projects İstanbul bünyesinde kurulan ve bir sosyal girişim olan Muhra, Suriyeli mülteci kadınların kendilerini ifade etmeleri için fırsat yaratmanın yanı sıra bir gelir kaynağı da sunuyor. Muhra kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve bu çalışmaların mülteci kadınlara katkılarından bahseder misiniz?

Muhra, 2017 yılında ‘Drop Earrings Not Bombs’ koleksiyonunu da içeren, sosyal açıdan bilinçli ve güçlendirici bir marka olarak lanse edildi. Kadın Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programının bir uzantısı olan Muhra’nın satışları Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’nin kanalları tarafından destekleniyor.

Muhra, Arapça bir kelime ve “dişi tay” anlamına geliyor. İstanbul’da hayatlarını yeniden inşa eden kadın zanaatkârların ortak yolculuğu sırasında temelleri atılan sosyal girişiminin büyümesini, canlılığını ve gücünü temsil ediyor. Bu topluluğa dahil olan kadınlar ve aileleri için ise yaşamlarını İstanbul’da sıfırdan inşa etmek anlamına geliyor. Muhra kadınları karşılaştıkları zorluklara rağmen hala hayatın ve ilişkilerin güzelliğini takdir ediyor, gülümsemeye devam ediyor ve piyasaya güzel ve anlamlı bir şey katmak için kaliteli ve çevre dostu el yapımı ürünlerini kalpleriyle işliyorlar. Muhra ve Drop Earrings Not Bombs’un yaratıcı, yenilikçi, özverili ve kararlı kadın ekibi mesajlarını gururla dünyayla paylaşıyor. Muhra, bu bağlamda bireysel ve topluluk olarak kadının gücü ve kapasitesine odaklanıyor. Bu kadınlar, sıkıntılara rağmen kendileri ve aileleri için yeni bir yol çizen topluluk liderleri olarak adım atıyorlar. Muhra’yı, üretici kadınların müşterisiyle bağlantı kurabileceği, güçlü mesajlarını iletebileceği, aynı zamanda sosyal ve mesleki gelişim ile istihdama katılım olanaklarıyla kadınların hayatının her alanında etkili olacak bir platform olarak görüyoruz. Bugün, Muhra ekibine dahil 40 kadın üretime katılıyor ve ev geçiminde aktif olarak rol alıyorlar.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

SPI, sürdürülebilirliği olan ve dönüşüm sağlamaya yönelik programlar üretmeye öncelik veriyor. Diğer yandan ayni ve nakdi yardım desteği eğitim, sağlık ve barınma anlamlarında genel ve önemli bir ihtiyaç bu nedenle asıl uzmanlığımız olmamakla birlikte yararlanıcı topluluğun ihtiyaçlarını gözeterek bu gibi yardımları yıl içinde birkaç kere ve tüm ihtiyaç sahibi kişilere ulaşabilecek şekilde organize etmeye çalışıyoruz. Ramazan ve Kurban bayramları başta olmak üzere her sene erzak yardımı yapmaya gayret ediyoruz. Bu dönemlerde daha da öne çıkan birlik ve beraberlik değerlerini ufak da olsa bir katkıyla pekiştirmek istiyoruz. 2019’da yine bağışçılarımızın katkısıyla Ramazan Bayramı desteğini vermeyi başardık. Kurban Bayramına yaklaştığımız yaz aylarında ise erzak desteğinin yanında bir önceliğimiz daha vardı o da “Okula Dönüş” Programı kapsamında düzenlediğimiz okul üniforması dağıtımıydı. Bu iki öncelik arasında eğitim kazandı diyeceğim ve biz elimizdeki kaynakları 119 çocuğun okula devamını destekleyecek üniforma alımı için ayırdık.

Bu dönemde STDV’den nazik bir çağrı aldık. STDV bağışçılarının ve Turkey Mozaik Foundation’ın, hali hazırda desteklemekte olduğu ve potansiyel olarak destekleyebileceği sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geleceği ve Türkiye’de var olan sosyal sorunların değerlendirmesinin yapılacağı çalışma ziyaretine davet edildik. Yakın bir zaman sonra, STDV ve Turkey Mozaik Foundation temsilcilerini merkezimizde ağırladık. SPI ve yararlanıcı topluluğu özelindeki sunumumuzun ardından, SPI’nın kurumsal ihtiyaçları ve yararlanıcı topluluğun ihtiyaçları da konuşuldu ve bu esnada SPI’nın erzak desteğinden, önceki yardımlarından ve yakındaki Kurban Bayramı için bir kaynak arayışı içinde olduğumuzdan bahsettik. Devamında ise genel anlamıyla yerinden edilme, geçici koruma kapsamında verilen haklar, sosyal hizmetler, eksikler, olası çözümler üzerine bir sohbetimiz oldu. Türkiye kökenli insanların konuya olan ilgisi, duyarlılığı, soruları ve aktif katılımı bize motivasyon sağlıyor, zira mülteciler-yerel halk ve sosyal uyum üçgeninde bunun değerli bir kaynak olduğunu düşünüyoruz. Bu pozitif ve ilham veren ziyaretten kısa bir süre sonra STDV’den güzel bir geri dönüş aldık. STDV bağışçılarının bir bölümünün erzak desteği ihtiyacının giderilmesine katkı sağlamak amacıyla derneğimizi desteklemek istediğini öğrendik. Bu destek bizi iki anlamda sevindirdi. Kısa bir sürede kurumlar arasında bir bağ oluştuğunu ve ihtiyaçların fark edildiğini görmenin yanı sıra iptal edilmenin eşiğine gelen bu destek için kaynak bulduk ve yararlanıcı topluluğun yanında yer alabildik. Bu desteğin yararlanıcı topluluk gözündeki en önemli değeri SPI’nın ayrım yapmadan kurumun tüm yararlanıcılarına bu desteği ulaştırması oldu.

Çocuk hakları alanında çalışan diğer sivil toplum kuruluşları ile birlikte yürüttüğünüz “COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın ön bulguları yakın zamanda yayımlandı. Çalıştığınız hedef kitlelerden biri olan mülteci çocuklar açısından raporun sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çalışma, içinde bulunduğumuz salgın sürecinin genel anlamda çocuklar ve kurumun hedef kitlesi olan mülteci çocukların haklarına erişmede ne gibi yoksunluklar yaşadıklarını ortaya koymak ve öneriler geliştirmek açısından çok önemli oldu. Çocukların COVID-19 sürecinde ve sonrasında maruz kaldığı ya da kalabileceği olası hak ihlallerini tespit etmek, görünür kılmak ve yetkilileri harekete geçirmek için yaptığımız çalışmayı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı, bilgi ve medyaya erişim hakkı, sağlığa erişim hakkı, güvenli alan, eğitim hakkı, dinlenme, boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma haklarıyla ilişkilendirerek bulguları ortaya koymaya çalıştık.

Çocuklar ve bakım verenlerle yaptığımız telefon görüşmeleri sonucunda, mülteci ailelerin istikrarsız ekonomik koşulları nedeniyle yoğun baskı altında olduğu, gıda ve kira harcamalarını karşılayamadıkları ve yakın dönem gelecekleri açısından yüksek kaygı hissettiklerini gördük. Mülteci çocukların öncelikle aileleriyle birlikte yeterli yaşam standartlarının sağlanması gerekiyor. COVID-19 sürecinde ailelere kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının sosyo-ekonomik destekler sağlaması, ayni ya da nakdi desteklere dair bilgilere erişimin kolaylaştırılması, dil engeli dolayısıyla başvuru süreçlerinde destek verilmesi, kira desteğinde bulunulması, aylık gıda ve diğer ihtiyaçların market kartları aracılığıyla sağlanması, ailenin geçimini sağlayan yetişkinlerin COVID-19 sürecinde işlerini kaybetmesinin önlenmesi, işlerini kaybedenlerin araştırılması ve sosyal güvence sağlanması ve kayıtsız işgücü için çözümler üretilmesi mülteci çocukların yaşama ve gelişim bağlamında güvenli alana sahip olma hakkı açısından önemli görünüyor.

Ailelerin ekonomik durum ve sıkıntıları böyleyken, bazılarının evinde internet ve televizyon yok; bazı hanelerde ortak kullanılan bir tane akıllı telefon bulunuyor. Teknik donanım eksikliği mülteci çocukların uzaktan eğitim sistemine erişimini kısıtlıyor ya da engelliyor. Buna ek olarak, uzaktan eğitim, hali hazırda Türkiye’deki eğitim sistemine dahil olma mücadelesi veren mülteci çocuklar için dil engeli, müfredat farklılıkları gibi sebepler yüzünden de özellikle zorlayıcı ve ebeveynlerinin ya da bakım verenlerinin kendilerine destek olma olanakları da dil engeli dolayısıyla oldukça sınırlı. Bu süreçte mülteci çocukların Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden uzaktan eğitime erişimde yaşadıkları bu zorlukların eğitim sisteminden kopmalarına ilişkin riski artırabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden eğitim sisteminin daha kapsayıcı olması ve mülteci çocukları da içine alabilen bir sistem haline gelmesi konusunda çeşitli önerilerimiz oldu. Ayrıca bakım verenlerin uzaktan eğitim sürecine dair etkin biçimde bilgilendirilmesi ve bilgilendirmenin farklı dillerde yapılmasının faydalı olacağını da düşünüyoruz.

Boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılımını, genellikle sokakta,parklarda arkadaşlarıyla oynayarak ve merkezimizdeki etkinliklere katılarak sağlayan çocuklar, bu süreçte arkadaşlarıyla görüşemediklerini, evden dışarı çıkmadıklarını, merkezdeki etkinlikler durdurulduğu için ne yapacaklarını bilemediklerini ifade ettiler. Sosyal bağları zayıflayan, evlerine kapanan ve zamanlarının büyük kısmını oturarak veya “sıkılarak” geçirdiklerini paylaşan çocukların savaş ve göç deneyimlerinde yaşadıkları travmayı tekrar deneyimliyor olabileceklerini dikkate almak durumundayız. Çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun etkinlikler ve oyunlara erişimlerinin sağlanması, çocukların arkadaşlarıyla etkileşimlerinin sürmesi için çözümlerin bulunması, bakım verenlerin güçlendirilmesi, çocukların yaratıcılıklarını artıracak ve yeteneklerini keşfetmelerini sağlayacak çeşitlilikte materyal ve etkinliklere erişim fırsatlarını sağlamamız gerekiyor.

Yaptığımız çalışmada mülteci çocukların bu süreçle ilgili bilgiye ve medyaya erişemediklerini gördük. Bu süreçte zaten çocukları bilgilendirmek için yapılan, çocuk dostu haberler ve yayınlar bulunmuyordu. Bu yüzden çocuklar COVID-19 süreciyle ilgili bilgiye erişemediklerini, salgınla ilgili var olan bilgileri anlamadıklarını, bu sürecin kendilerini ilgilendirmediğini düşünüyordu ve çoğunluğu var olan bilgileri bakım verenlerinden alıyordu. Bakım verenlerin dil engeli nedeniyle bu konudaki bilgiye tam olarak erişemedikleri için bu süreci çocuklara aktarma konusunda zorluk çekiyordu. Bu süreçte genel olarak bilgiye erişim hakkı gözetilmeyen çocuklar için medyada çocuk dostu içerikler üretilebilir ve anadili Türkçe olmayanlar için de çeşitli dillere çevrilebilir diye düşünüyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak bilgiyi diğer dillere çevirerek aktarma görevini yerine getirmeye çalıştık ancak günden günde yeni bilgilerin olduğu, ulusal düzeyde tedbir gerektiren boyutta bir kriz döneminde yerel yönetimlerin kapsayıcı çalışmalarının sivil toplumun da verimini artıracağı fikrindeyiz ve bu çağrımızı raporda da belirttik.

Bu izleme çalışmasında çeşitli yoksulluk ve yoksunluklar yaşayan çocukların yaşadığı zorlukların bu süreçte nasıl derinleştiğini görebiliyoruz. Umuyoruz ki bu çalışma başta karar vericiler olmak üzere, çocuk hakları odaklı çalışmalar yürüten tüm kurumlara ve kamuoyuna, COVID-19 sürecinde özel koruma önlemi ile desteklenmesi gereken risk grubundaki çocukların durumuna ilişkin bir çerçeve sunar ve bu hedef grupların nasıl desteklenebileceğine dair atılacak adımlara ışık tutar. Ağustos 2020’de final raporumuzu İngilizce, Arapça ve Kürtçe dillerinde de yayınlayacağız, sizlerle de paylaşacağız.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Salgın döneminde ve içinde bulunduğumuz kontrollü normalleşme sürecinde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Birçok anlamda ve yoğun olarak etkilendik diyebilirim. SPI, Toplum Merkezi olarak hizmet verdiği ve birçok programını gruplara yönelik hazırladığı için Toplum Merkezi aktivitelerini durdurma gerekliliği bizi kısıtladı. Bunun yanı sıra mülteciler, salgın gibi hayatın her alanını etkileyen bir krizden en çok etkilenebilecek risk gruplarından biri olduğu için hızlıca durum ve ihtiyaç tespiti üzerine çalıştık ve bir müdahale stratejisi geliştirdik. COVID-19 Müdahale Programı içerisinde bilgi paylaşımı ve bilgi kirliliğinin önüne geçme, farkındalık yaratma, çocuk dostu eğitsel içerik ve aktiviteler, sosyal hizmetlere yönlendirme ile ayni ve nakdi bağış gibi çalışmalar tasarladık. Hali hazırda var olan programları sağlık ve güvenlik tedbirlerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenledik. 13 kişilik ufak bir takım ve büyük bir adanmışlıkla kolları sıvadık ve, çok yoğun bir tempoda çalıştık. Takımın çevrimiçi çalışma sistemine entegrasyonu ilk haftalarda zorlu oldu diyebilirim ama kısa zaman içinde teknik beceriler, kaynakların kullanımı ve zaman yönetimi gibi konularda takımın güçlendiğini de gözlemledik. Elbette bu süreçte takımın sağlığı, motivasyonu, kendilerini güvende hissetmesi en önemli noktalardır ve hassasiyetle yaklaşmak gerekir. Mart ayında Türkiye’deki ilk vakanın açıklandığı gün itibariyle uzaktan çalışmaya geçişi başlattık, Haziran ortasına kadar bu şekilde devam ettik, şu anki planda vakaların durumuna göre düzenlenmek üzere Ağustos’a kadar yarı zamanlı ofiste ve yarı zamanlı uzaktan olarak devam ediyoruz. Hizmetlerimiziçevrimiçi ve mobil takımlar ile yürütmeye devam ediyoruz. Yalnızca bir kez bir sosyal yardımın dağıtımı için merkezden çalıştık. Bunun haricindeki diğer yardımları çevrimiçi kredi yükleme yöntemi ile yürüttük.

Bir avantajımız da yerel düzeyde çalışıyor oluşumuz. Kurumumuz ve aileler arasında tanışıklık ve sürekli temas var, tüm topluluğu dahil ettiğimiz bir Whatsapp grubumuz bile mevcut. Dolayısıyla hem bireysel hem ortak ihtiyaçları beraber belirlemek, iletişim halinde olmak, desteği ulaştırmak ve yönlendirme yapmak konularında güçlüydük. İnternete erişim bu süreçte kilit bir nokta olduğu için özet olarak yöntemimiz “Madem durum bu, peki bunu nasıl etkili kullanırız?” oldu. Topluluğun, internete erişimi ve internet kullanımı konularını araştırdık, ihtiyaçlara göre, dijital platformlar nasıl kullanılır ya da yerel sosyal hizmetlere çevrimiçi olarak nasıl başvurulur gibi açıklayıcı video içerikleri oluşturduk. Eğitsel ve sosyal aktiviteleri çevrimiçi hale dönüştürdük, Örneğin çocukların bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerilerini güçlendirecek bir STEM projemiz var. Phoenix Space zaten teknoloji bilgisi ve kullanımını geliştirmeyi amaçlıyor, dolayısıyla proje aktivitelerini dijital ortama dönüştürmek oldukça makul göründü. Gönüllülerin katılımıyla konuşma ve el işi kulübü gibi aktivitelere de devam ettik. SPI gönüllüleri yine yanımızda oldu ve aktivitelerin devamı için önerilerini ve zamanlarını paylaştılar. Tabi ki bu aktiviteler, merkezde olduğu gibi bir konfor ile gerçekleşmedi, kaldı ki internete erişimin ve ekipmanın kısıtlı olması hem süre hem formatta esnek olmamızı gerektirdi. Teknik sorunlar ve katılımda istikrarsızlık oldu, bazen yeterli motivasyonun olmadığını da tespit ettik, tüm bunları küçük düzenlemelerle aşmaya çalıştık. Mesela yararlanıcıların internet erişiminin zorluk derecesine göre bir aktivite için birden fazla çevrimiçi platformu, görüntülü ya da sesli görüşme, video ya da fotoğraf ve metin paylaşımı, ses kaydı gibi yöntemlerle entegre kullanmaya başladık. Aktivitelere katılım için gerekli olabilecek kırtasiye malzemelerini katılıma bağlı ve kademeli olarak temin ettik, evde bulunabilecek olan çeşitli malzemelerin yaratıcı kullanımını teşvik ettik. Ana amacımız daha etkili erişim ve katılımı sağlayarak salgın döneminin olumsuz etkilerini dönüştürebilmek olduğu için yeni yöntemleri denemeye devam edeceğimizi söyleyebilirim. Bunun için de her gün değişebilen koşulları değerlendirmek, devamlı olarak durum tespiti yapmak ve edinilen bulgulara uyum sağlayacak esnekliği göstermek gerekiyor.

Son olarak eklemek istediğim çok önemli bir nokta da ortakların ve iştirakçilerin bu sürece dahil edilmesi. Kurumdan neler bekleniyor, kurum var olan kaynaklarla neler yapabilir ve ortakların katkısı ne gibi kaynaklar yaratabilir? Bunların şeffaflıkla paylaşılması, diyaloğa dökülmesi, planların hassasiyet ve esnekliğe yer vererek yapılması kurumu dolayısıyla hedef grubu da güçlendirecektir.

Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Gerçekleşen Araştırma Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocuklarla Fatih, Karagümrük’te hak temelli çalışmalar yapan Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), Şartlı Destek Fonu kapsamında Dalyan Vakfı finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile okul terkini önlemeye yönelik çalışmaların etkisini ortaya koyan bir araştırma projesi gerçekleştirecek. Derneğin İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile araştırma projesi kapsamında yapmayı planladıkları çalışmaları ve COVID-19 salgınının birlikte çalıştıkları gruplar ve derneğin çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile 10 yıldır faaliyetlerinizi yürüttüğünüz Fatih bölgesinde okul terkini önlemeye yönelik yaptığınız çalışmaların etkisini ölçen bir araştırma projesini hayata geçiriyorsunuz. Bu araştırma projesi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bu araştırmanın Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin ve bu alanda faaliyet gösteren diğer STK’ların çalışmalarına nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

SGD, 2009 yılından bu yana sahada risk altındaki çocukların okulu terkini önlemek için çalışmalar yapıyor. 10 yıla dayanan saha deneyimimizle söyleyebiliriz ki, hem Türkiye’de hem de çalıştığımız bölgede yeterli bir okul terkini izleme sistemi bulunmuyor. Bu sebeple, okul çağındaki pek çok çocuk, sisteme göre okulda kayıtlı gözükse de okula gitmiyor ya da uzun süreli okul devamsızlığı yapıyor. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından paylaşılan % 95 oranında okullaşma oranı seviyesi ile çelişiyor aslında. Bu sebeple, çocukların okulu terk etmesine sebep olan etmenlerin bölgeye, çocuğun yaşadığı sosyal çevreye veya okula özel gerekçeleri üzerine çalışma yapmak ve çözüm önerilerini bu çerçevede kurgulamak önem kazanıyor. Bu araştırma projesi de çocukların okulu terk sebepleri, eğitim hayatı boyunca duyduğu ihtiyaçların belirlenmesi, bu soruna bütünlüklü bir çözüm sunulması ve uzun yıllardır sahada uyguladığımız modelin çözüme sunacağı katkının araştırılması ve politika önerisi haline getirilmesi ihtiyacı ile ortaya çıktı.

2018 yılı Nisan-Haziran aylarında Karagümrük bölgesinde 10-14 yaş grubu kız çocuklarının ihtiyaçlarına dönük bir araştırma yürütmüştük. Bu araştırma bize okul terkine dair daha fazla literatüre ve saha bilgisine ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Araştırma kız ve oğlan çocuklarının farklı gerekçelerle okul terk eğiliminde olduklarını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre kız çocukları toplumsal cinsiyet kalıplarından çıkamıyor; ev işleri ve bakım işleri gibi sorumlulukları anneleriyle paylaşıyor ve bunu normal karşılıyordu. Araştırmadan elde edilen bir diğer sonuca göre toplumsal düzeydeki şiddet okullarda mikro ölçekte yansıma buluyor. Bunun yarattığı güvenlik söylemi ise karma eğitimden vazgeçilmesi veya kızların eve çekilmesine gerekçe olarak gösteriliyordu. Bunun beklenen sonucu olarak da, kız çocukları öncelikle okuldan alınıyor veya okula devam etmesi istenmeyen gruba dönüşüyor.

2018 yılındaki araştırmamızdan hareketle hedef kitleyi genişleterek, kız ve oğlan çocuklarını birlikte dahil edeceğimiz, saha çalışması yapılan ve yapılmayan okulları ve çocukları işin içine katarak, yeni bir araştırma projesine başladık. Bu araştırmayla çocukların eğitim ortamlarına ilişkin beklentileri ve farklı paydaşların okul terkindeki rolleri gibi verilerin elde edilmesi ile SGD’nin sahadaki yöntem ve yaklaşımların etkilerinin ölçümü, bu yöntemlerin geliştirilmesi ve modelin revizyonu için veri elde etmeyi hedefliyoruz. Araştırma sonuçlarını, konu ile ilgili kamu kurumları ve eğitim alanından çalışan STK’larla paylaşarak modelin yaygınlaştırılmasına çalışacağız.

Araştırmanın kapsamı, hedef kitlesi ve kullanacağınız yöntemler hakkında bilgi verir misiniz?
Araştırma ile Karagümrük bölgesine özel olacak şekilde;

  • Okul terkinin çocukların anlatacağı haliyle sebepleri,
  • Çocuğun okulla bağ kurmasının nasıl desteklenebileceği,
  • Öğretmenlerin çocuklarla kuracağı ilişkilerin etkisi,
  • Evdeki yaşamın çocuğun okula düzenli devamında etkisi,
  • Hali hazırda SGD atölyelerinin gerçekleştirildiği 3 okul, yeni çalışılmaya başlanacak olan 2 okul ve SGD atölyeleriyle ilişkilenmemiş 1 okul olacak şekilde toplam 6 okul aracılığı ile faaliyetlerimizin çocuğa ve okula etkisi
  • Hiç faaliyet yürütülmemiş okullarda, mevcut durumun saptanması ve ardından faaliyetlerin gerçekleşmesi ile yaratılacak etki gibi konularda bilgi sahibi olacağız ve çözümler geliştirmeye çalışacağız.

Bunun için hem niteliksel hem de niceliksel araştırma yöntemlerini kullanacağız. Bu biraz hedef kitleye bağlı olarak değişecek. Özellikle çocuklarda, yaş gruplarına göre hikâyeleştirmelerine imkan verebilecek mektup yazma veya resim yapma gibi yöntemleri kullanacağız. Pandemi sürecini de araştırmaya dahil edeceğiz. Görüşmelere başlayabildiğimiz zaman, “Covid-19 sürecinde evde kalmak çocukların okulda yaşadığı ve okulla bağını zayıflatan faktörleri açığa çıkardı mı?” gibi bir çerçeve etrafında kurgulayacağız.

Araştırma projesi kapsamında okul terki konusunda risk altında ve dezavantajlı çocukların yanı sıra ebeveynler ve öğretmenlerle de görüşmeler yapmayı planlıyorsunuz. Araştırmaya bu grupları da dahil etmenizin nedeni nedir? Alandaki deneyiminiz doğrultusunda ebeveynler ve öğretmenlerin okula terkin önlenmesi konusundaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Okulu terki önlemek için bütüncül yaklaşım içeren modeller geliştirmek ve bu modelleri yaygınlaştırmak SGD’nin ana hedeflerinden birisidir. Çocuğun davranışları yalnızca onun kişisel özelliklerine bağlı olarak açıklanamaz, davranışın oluşumunda ve gelişiminde içinde yaşadığı sosyal ağ da en az kişisel faktörler kadar etkilidir. Yani çocuğu, içinde büyüdüğü ailesi, arkadaşları, mahallesi ve eğitim sistemine dâhil olduğu okul ortamı ile sürekli etkileşim halinde olan canlı bir varlık olarak ele alıyoruz. Bu nedenle okulu terki önlemek için çocukla ilişkili tüm bireylerin dahil edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bütüncül yaklaşımın gereği olarak çocuğun içinde bulunduğu aile, okul ve mahalle gibi alanlarda çalışıyoruz.

Yaklaşımımız Ekolojik Sistem Yaklaşımı’nı temel alıyor. Bu yaklaşım çerçevesinde insanlar bir sosyal ağ içerisinde var olan canlılar olarak görülür. Böylece bireyin davranışı ve gelişiminin ev, aile, kültür, alt kültür, toplum, okul gibi sistemlerin dâhil olduğu sosyal ağ içerisinde meydana gelen etkileşimler çerçevesinde değiştiği kabul edilir. Bir sistemde yaşanan bir değişim diğer sistemleri de etkiler. Sistem yaklaşımı neden-sonuç ilişkisi yerine, bireyleri birbiriyle karşılıklı kurdukları ilişki içinde değerlendirir.

Çocuk hakları alanında çalışan farklı sivil toplum kuruluşları ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın ön bulguları yakın zamanda yayımlandı. Birlikte çalıştığınız hedef kitle açısından araştırmanın öne çıkan sonuçları neler oldu?

Araştırmayı Başak Sanat Vakfı, Zeytin Ağacı Derneği, bilinen ismiyle Small Projects İstanbul (SPI) ve Tarlabaşı Toplum Merkezi ile beraber yürütüyoruz. Nisan ve Mayıs ayları içinde çocuklar ve bakım verenleri ile ikişer görüşme yapmayı hedefledik. Bahsettiğiniz rapor ön araştırma bulgularını içeriyor. Şu an ikinci görüşme sonuçlarına göre final raporunun hazırlığı içindeyiz. Araştırmayı beş hak başlığında ele aldık. Eğitime, bilgi ve medyaya, sağlığa erişim, oyun ve serbest zaman, yaşama ve gelişimi için güvenli alan haklarına dair durumlarına baktık.

Ön rapor bulgularına göre çocukların uzaktan eğitim sürecinde birçok teknik sorun yaşadıklarını ve ihtiyaçlarına bağlı gereksinimleri olduğunu, öğretmenleri ile neredeyse hiç iletişime geçememelerinin yarattığı sıkıntıları, sokağa çıkma yasaklarının akranları ile çoğu zaman iletişim kuramamalarına yol açtığını, özellikle salgınla ilgili kendilerine uygun bilgi paylaşımı olmaması nedeniyle kaygılarının arttığını tespit ettik. Bakım verenlerin paylaşımından ise zaten düzenli geliri olmayan bu hanelerin bu süreçte işlerini ve gelirlerini kaybettiklerini, sağlığa erişimde çeşitli sıkıntılar ve kaygılar yaşadıklarını dinledik. Raporların tamamı kurumların internet sitelerinden okunabilir.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Sulukule Gönüllüleri Derneği önümüzdeki dönemde çalışma alanları, çalışma biçimleri veya birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanı için öncelikleriniz neler olacak?
6-14 yaş arası çocuklarla çalışmalarımızın tamamını okullarda yapıyorduk. COVID-19 süreci ile beraber yeni dönemde okullarında ne durumda olacağı, bizim okul içinde çalışmamızın risk oluşturup oluşturmayacağı gibi konular halen belirsiz. Bu sebeple, en kötü senaryoyu düşünerek, yani gelecek okul yılı içinde okullarda çalışamama durumu çerçevesinde yeni dönem için planlama çalışmalarına başladık. Fakat birçok değişkeni barındıran bir süreç olduğu için henüz sonuçlanmadı.

Barış İçin Müzik Vakfı, Gülümseten İşler Projesini Tamamladı

By | Röportaj, Şartlı Hibe

Barış İçin Müzik Vakfı, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu finansmanıyla şartlı hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesini tamamladı. Ocak-Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen proje kapsamında çalışmalar yapan akordeon sınıfı ve gençlik korosu derslerini tamamladı, programa katılan çocuk ve gençler sahne tecrübesi kazandı. Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda Gülümseten İşler’i, vakfın uluslararası iş birliklerini ve COVID-19 salgını sürecinde vakfın deneyimlerini konuştuk.

Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında hangi yaş aralığındaki çocuklarla, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?

Öncelikle Barış İçin Müzik Vakfı’na verdiğiniz bu destek için çok teşekkür ederiz. Turkey Mozaik Foundation bünyesinde oluşturulan Meltem Göçer Fonu bize moral ve güç verdi. Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesi vakfın yarar ekonomisi içindeki rolünde kapasitesinin ve birikiminin harekete geçmesini sağladı. Bu proje ile Vakfın kuruluş hikayesinde önemli rolü olan akordeon sınıfını yeniden kurgulayabildik. Böylece, hem akordeon gibi bir orkestranın gücünü bünyesinde taşıyabilen bir enstrümanı 22 çocukla buluşturabildik hem de programı içinde yer alan Gençlik Korosu’nu 35 üyesi ile devam ettirebilecek olanağı bulduk.

Akordeon sınıfında yer alan öğrenciler 7-12 yaş, koro sınıfı öğrencileri ise 15+ yaş grubu çocuklar ve gençler oluşturuldu. Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın kuruluş yıllarında öğrenci olan Aytekin Kumcuoğlu eğitmenlik yaptı. Böylece daha önce vakıfta eğitim alan öğrencilerin, yeni yetişen öğrencilere öğretmenlik yapma ve rol model olma hedefi de hayata geçirildi.

Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın enstrümanları arasında yer alan akordeonlar bakımdan geçirilerek teslim edildi. Her çocuk kendisine ait akordeonla haftada 2 gün 4 saat ders aldı. Koroda ise haftada iki gün 5 saat; ses, diyafram, nota, koronun tarihsel gelişim süreci üzerine çeşitli dersler verildi.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Salgın ve bu kapsamda alınan önlemler Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin uygulamasında ne tür değişikliklere sebep oldu? Bu süreçte karşılaştığımız zorluklardan ve projede yer alan faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların kapanması kararına uyumlu olarak biz de bu süreçte evlerimize kapandık. İlk hafta çok düşünmeden refleks ile program hedeflerimizi sürdürmeye yöneldik. Her iki sınıf için Whatsapp grupları oluşturduk ve dersleri uzaktan sürdürdük. Evlerimize kapanmadan önce akordeon sınıfı öğrencilerinin akordeonlarını yanlarında eve götürmelerini sağlamıştık.

Koro sınıfı için uzaktan derslere devam etmek yaşları ve teknoloji ile uyumları açısından sorun oluşturmadı. Akordeon sınıfının daha küçük yaş grubu olmasının ortaya çıkardığı zorluklar ise velilerinin desteği ile bertaraf edilebilir oldu.

Bununla birlikte müziğin, yan yana gelip üretilerek öğrenimi kolaylaştıran yanını bu süreçte kullanamadık. Ev koşullarının niteliği, teknolojik imkanlarının farklılığının getirdiği zorluklarla tanıştık. Birbirimizi yeniden tanıdık, dayanışmanın nasıl olabileceğini yeniden öğrendik. Aslında fiziksel olanaklara izin veren bir mekanın kolaylaştırıcılığını yeniden idrak ettik. Süreç ilerledikçe, kullandığımız yöntemlerle ilgili bilgimiz geliştikçe, çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz çalışmaların verimliliği arttı. Teknolojik imkanlarla yan yana gelmeyi başardığımız uzaktan eğitim platformlarını kullanmaya başladık. Bu, hem birbirimizden etkilenmemizi kolaylaştırdı hem de takip ve değerlendirmemize yardımcı oldu. Bir açıdan iş yükümüzü de hafifletti.

Proje kapsamında çocukların sahnede olma deneyimini yaşamaları için de farklı fırsatlar sundunuz. Bu kapsamda Leipzig Operası Çocuk Korosu ile Barış İçin Müzik Gençlik Orkestrası ve Korosu’nun ortak projesi Don’t Stop Me Now kapsamında bir performans da gerçekleştirildi. Bu projenin amacını, Leipzig Operası Çocuk Korosu ile olan iş birliğinizi ve sahne performanslarının birlikte çalıştığınız çocuklar ve gençler açısından önemini bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın akordeon, orkestra ve koro programlarında yer alan çocuk ve genç müzisyenlerin kendileri gibi ya da farklı şartlarda ama benzer yollarda olan genç müzisyenlerle yan yana gelmeleri, karşılıklı öğrenme sürecini deneyimlemeleri programımızın öncelik ve önem verdiği bir unsurdur. Yan yana ya da tekil olarak sahne deneyimi de öğrendiklerini aileleri, çevreleri ya da hiç tanımadıkları izleyiciler ile paylaşmak açısından öğrenimine katkı sunar.

Leipzig Operası Çocuk Korosu ile vakıf çocukları ilk defa 2016 yılında Leipzig’de buluşmuştu. Bu buluşma hayatın içinde tekrar tekrar buluşabilmeleri ve birbirlerinden öğrenebilmeleri için de bir potansiyel sağladı. 2020 yılı Leipzig Operası Çocuk Korosu’nun 30.yılı. Bu özel yılda hedefleri, dünyanın gündeminde olan küresel iklim krizini odağına alan bir performans sergilemekti. 2019 yaz mevsiminde bir araya geldik ve birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. 2020 yılı için biri İstanbul’da biri Leipzig’de olacak iki performans ile yan yana gelmeyi planladık. İlk performansı Enka Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirdik. İkinci performansı ise 2020’nin sonbahar-güz döneminde Leipzig’de gerçekleştirme planımız var.

Farklı olanaklara sahip çocuk ve gençlerin bir araya gelmesi ile karşılıklı öğrenme ve hayat boyu devam edebilecek dostluklar her açıdan kıymetli ve sihirli oluyor.

COVID-19 ile ilgili alınan tedbirler doğrultusunda çalışmalarınızın önemli bir bölümünü dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başladığınızı paylaştınız. Çalışmalarınızı dijital platformlara taşıma süreci Vakfınız için nasıl bir öğrenim ve deneyim oldu? Vakfınızın çalışma alanı ve birlikte çalıştığı gruplar açısından düşündüğünüzde, faaliyetlerinizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler?

Farklı platformları deneyimledikten sonra vakfın çalışmalarına ve faydalananların kullanımına uygun olduğunu düşündüğümüz bir platform olan Google Classroom üzerinden çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Bu uygulama ile sadece COVID-19 süreci boyunca değil, fiziksel derslerimiz başladığında da sınıf arşivleme, Yaz Okulu gibi farklı programlar üretebileceğimizi gördük.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu yanlarını müzik eğitimlerimizden faydalananların vakıfla iletişiminin devam etmesi, çocuk ve gençlere karantina sürecinde evde katılım gösterdikleri düzenli bir aktivite sağlanması, vakıf eğitmenlerinin aktif çalışmalarını devam ettirebilmemiz, dijital projeler gerçekleştirme üzerine düşünmeye başlama fırsatı olarak ifade edebiliriz.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumsuz yanlarını ise vakfın amaçladığı topluluk derslerinin dijital ortamda eşzamanlı olarak gerçekleştirilememesi, teknik ve kişisel sebeplerden düzenli devam etmeyen öğrenciler olması, dijital ortamda lütiye (müzik aleti üretimi) işlerinin sağlanamaması olarak sıralayabiliriz.

COVID-19 sürecinde yaşanan gelişmelerin sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişikliklere neden olması bekleniyor. Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki çalışmalarında öncelikleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız ve kullandığınız yöntemleri ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Bunun üzerine düşünüyoruz. Bu sürecin olumlu yanı olarak şunları söyleyebiliriz. Barış İçin Müzik Vakfı şuna inanıyor: Siz çocukların sanata ve araçlarına erişiminde sosyo-ekonomik koşulları, yetenek vb. başarı kriterlerini kaldırdığınızda her çocuk bundan yararlanabilir. Vakfın çocuklarının müziğin sağladığı imkanlarla buluşmasında erişim engeli yaratan faktörlerden biri olan sosyo-ekonomik koşulları çözümleyen her çocuğa yetenek aramadan enstrüman ve öğrenim imkanını ücretsiz sağlaması bunun mümkün olabileceğini de kanıtlıyor.

Çocuk ve genç müzisyenlerin çok sesli müzik öğrenimi için ne gerekiyorsa sağlayan bir vakıf merkezinin olması epey kolaylaştırıcı bir faktör olarak yeniden karşımıza çıktı. Diğer yandan bu olağanüstü süreçte müzik eğitimini sağlayan ekibin çocuk ve genç müzisyenlerle, evden eve, yarar üretmesine tanıklık ettik. Bunun, vakfın mümkün olduğunca daha fazla çocuğa erişme hedefi için imkan oluşturduğunu fark ettik.

Uzağımızda olan tüm çocukların programdan yararlanabileceğini, bunun için gereklilikleri yeniden öğrenebileceğimizi gördük. Örneğin; Adana’nın Yüreğir ilçesinden bize ulaşan “Ben de burada büyüyen çocukları müziğin imkanları ile buluşturmak istiyorum” diyen bir aktiviste uzaktan nasıl destek verebileceğimize yönelik geliştirebileceğimiz fikirlerimiz oluştu.

Barış için Müzik Vakfı ile Gülümseten İşler Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation’nın Meltem Göçer Fonu kapsamında şartlı hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesine başladı. Barış için Müzik Vakfı’ndan Nilgün Öztunalı ile vakfın son dönemde yaptığı çalışmaları, Orkestralar ve Koro programını ve Gülümseten İşler projesini konuştuk.

Sosyoekonomik imkanları sınırlı çocuk ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldıran ve barışın sesini müzikle duyurmayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı çalışmalarına 2011 yılından beri devam ediyor. Başta İstanbul’daki Edirnekapı bölgesi olmak üzere, Türkiye’nin farklı illerinde yaptığınız çalışmaları Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıları da yakından tanıyor. Son dönemde Vakfınız ne tür çalışmalara öncelik veriyor?

Dünyada ve Türkiye’de yönetişime bağlı ekonomik ve ekolojik krizler bizi de etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Amacımız ve hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam edebilmek, ekonomik zorlukların üstesinden gelebilmek üzere iş birliği yaptığımız kişi ve kurumları genişlettik. Bunun için paydaşlarımızı ve hali hazırda bize destek olan dostlarımızı düzenli iş birliğine davet ederek bir Danışma Kurulu oluşturduk. Diğer yandan onların danışmanlığında iç kaynaklarımızı daha iyi yönetebilmek üzere takip sistemimizi gözden geçirdik. 2020 yılında ölçme ve değerlendirme araçlarını geliştirebilmek üzere Barış İçin Müzik Akademi Kurulu’nu oluşturduk.

2020 yılında kuruluşunun 15. yılını kutlayacak olan Barış İçin Müzik Vakfı, ortaya çıkardığı Orkestralar ve Koro programının yaygınlaşarak mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefini canlı tutuyor, bunun üzerine politika ve strateji geliştiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için yerel yönetim ve sivil toplum temsilcileri ile görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bu yıl, Orkestralar ve Koro programının yanı sıra bir Akordeon sınıfı oluşturduk ve 22 çocuğun derslere başlamasını sağladık. 2020 yılını daha iyi yönetebilmek üzere ajanda, bütçe ve mali yönetim, iletişim stratejisi ile kaynak geliştirme, veriden bilgiye karar süreçlerini inşa etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımız, geçtiğimiz yıllarda da Barış için Müzik Vakfı’na hem proje hem de kurumsal destekler verdi. Bu hibelerin projelerinizi uygulamanızda ve kurumsal gelişiminizde nasıl bir katkı sağladığını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’na sağladığı destekler için teşekkür ederiz. Vakfınız tarafından sağlanan proje ve kurumsal destek çalışmalarımızın sürekliliğini sağladı. Ayrıca bu süreklilik içinde kalmak iş süreçlerinin iyileştirilmesini de mümkün kıldı. İş süreçlerinin analizi ve iyileştirme planları verimliliğe yansıdı, kararların düşük risk ile alınmasına katkı sundu diyebiliriz.

Barış için Müzik Vakfı bünyesinde farklı korolar ve enstrüman grupları bulunuyor. Bu gruplardan bahseder misiniz? Çocukların ve gençlerin bu çalışmalara katılımında devamlılığı sağlamak için kullandığınız farklı yöntemler var mı?

Barış İçin Müzik Vakfı; müzik eğitimi alma olanağı olmayan, ekonomik imkânları sınırlı çocuklara, yaşadıkları mahallelerde, yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, ayrımcılık yapmadan, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi amaçlayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimlerin paylaşıldığı, başka mahallelerde, okullarda, şehirlerde de tekrarlanabilen, tamamen ücretsiz, kaliteli ve çok sesli bir müzik programıdır.

Barış İçin Müzik Orkestralar ve Korolar Programı içinde 5 farklı gruba nota, solfej ve enstrüman kullanım deneyimi sağlanıyor. Gruplar, İlk Adım Orkestrası (Başlangıç Düzey), Çocuk Orkestrası (Orta Düzey), Gençlik Orkestrası (İleri Düzey), Akordeon Sınıfı ve Koro olarak ayrılıyor. Dersler, haftada 6 gün, günde 4-6 saat okuldan sonra katılabilecekleri zaman aralığında devam ediyor. Yaylılar, Üflemeliler, Vurmalılar olarak ayrılan enstrümanlar yararlanıcıya zimmetleniyor. Bu şekilde, programa devam ettiği sürece enstrümanın sorumluluğu çocuğa ait oluyor. Eğitim yapısı içinde atölyeler, grup eğitimleri, provalar, birebir dersler yer alıyor. Müzikal aktiviteler içinde performanslar, konserler, Edirnekapı vakıf konserleri, diğer orkestralar ile “Yan Yana” konserleri, okulların salonlarında öğrencilere yönelik okul konserleri, ulusal ve uluslararası kamplar, turneler, özel etkinlikler yer alıyor.

Barış İçin Müzik Vakfı program modeli ile çocuklar bir topluluğun üyesi olmayı, birbirini dinlemeyi ve ortak bir amaç etrafında toplanmanın anlamını öğreniyorlar. Vakıftaki öğrenme sürecini takiben öğrencilerin “öğretme” rolünü üstlenmesi ve deneyimlerini yeni başlayanlarla paylaşması da modelin bir diğer yapı taşını oluşturuyor.

Barış İçin Müzik Vakfı çatısı altında gerçekleştirilen faaliyetlerden bir diğeri de enstrüman yapım atölyesinde verilen lutiye (müzik enstrümanları yapım ve onarımını yapan kişi) eğitimidir. Müzik yapmanın yanı sıra enstrüman yapmanın da öneminin altını çizen bu faaliyet, çocuklara müzik alanında kariyer yapmanın yanı sıra başka bir meslek edindirme imkânını da sunuyor.

Vakfınıza, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu aracılığıyla sağladığımız hibe desteği ile “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında birlikte çalışacağınız gruplardan ve gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Meltem Göçer Fonu ile bu yıl Akordeon sınıfı açıldı. Yaşları 7-9 yaş arası 22 çocuk haftada 2 gün günde 2 saat süre ile ders almaya başladı. Akordeon sınıfı öğrencilerinin diğer müzik toplulukları ile birlikte sahne performansı deneyimlemesini hedefliyoruz. Vakıf bünyesinde genellikle her ayın üçüncü cumartesi günü Açık Prova Günleri gerçekleştiriliyor. Ocak 2020 Açık Prova günü üçüncü cumartesi günü gerçekleştirildi ve Akordeon Sınıfı, İlk Adım, Çocuk, Gençlik Orkestraları ve Koro ortak bir performans sundu. İzleyiciler arasında, kurucular, danışma kurulu üyeleri, basın, kurum temsilcileri, bağışçılar ve veliler vardı. Bu sene henüz ilk derslerini tamamlayan Akordeon sınıfının mini performansı izleyicilerin yüzünügülümsetti.

Gençlik Korosu’nda ise 15 yaş üstü 35 genç derslere devam ediyor. Haftada 2 gün toplam 4 saat ders alan koro üyeleri arasındaki uyum ve ahenk izleyiciyi etkiliyor. Barış İçin Müzik Gençlik Korosu Programı, kendi içinde gelişerek kendi ses gruplarına liderlik edecek seviyeye gelen öğrencilerin, akapella müzik yapma deneyimini bir ileri seviyede gerçekleştirebilecekleri bir alan da sunuyor. Topluluklar, Barış İçin Müzik Korolar Sistemi’nin bir parçası olarak faaliyet gösteriyor ve zengin bir akapella repertuvarı ile yer alacakları performanslar için hazırlık yapıyor.

Projenin sonunda Ev Konserleri adını verdiğiniz konserler düzenleniyor ve bu konserlere ailelerin, bağışçılarınızın ve diğer paydaşların katılımını da teşvik ediyorsunuz. Bu konserlerin, başta faaliyetlerinize katılan çocuklar ve gençler olmak üzere daha geniş anlamda bir topluluk oluşturma konusunda nasıl etkileri oluyor?

Edirnekapı merkezinde gerçekleştirilen Ev Konseri ve Açık Prova Günü etkinlikleri farklı kesimlerden izleyicinin bir araya gelmesini sağlıyor. Bağışçılar, veliler,danışma kurulu üyeleri yan yana gelebiliyor. Böylece her kesimden kişi ve temsilcinin çocuklar için ortaklaşması, iyiliğin takipçisi olması mümkün oluyor. Bu izleyicileri bir araya getiren çocuklar ise birlikte üretmeyi deneyimlemenin dışında farklı kesimlerin ortak performanslarına verdikleri tepkiyi gözlüyor, çabalarının sonucunu almış oluyor.