Category

Şartlı Hibe

Small Projects İstanbul Şartlı Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere, yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Small Projects İstanbul’a (Zeytin Ağacı Derneği) Şartlı Destek Fonu kapsamında 2019 yılında hibe desteği sağladık. Small Projects İstanbul’dan Naz Sağlam ile derneğin mültecilere yönelik çalışmalarını, Muhra sosyal girişimini ve COVID-19 sürecindeki çalışmalarını konuştuk.

Small Projects İstanbul, Suriye’deki çatışma sonucu yerinden edilmiş kişilere hayatlarını yeniden inşa etme sürecinde güvenli ve destekleyici bir alan sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Kuruluşundan bu yana Small Projects İstanbul (SPI) ile beraber olduğum için biriken pek çok şey var ama kısa ve öz tutmaya çalışayım. Bilinen adıyla Small Projects İstanbul ve az duyulan resmi kayıtlı ismiyle Zeytin Ağacı Derneği’nin kuruluşu, yerinden edilmenin birey, aile ve toplum nezdinde açtığı yaraları bir nebze olsun sarabilmek için gönüllü olarak bir araya gelen duyarlı kimselerin bir etki yaratma arzusu ve inancına dayanıyor. Suriye’deki savaş nedeniyle İstanbul’a göç eden kurucumuz Karyn Thomas’ın özellikle eğitim ve barınma desteği amaçlı “küçük projelerine” gönüllü, öğrenci, profesyonel, idealist, akademisyen olan onlarca kimsenin katkıda bulunmasıyla Toplum Merkezi 2015 yılında faaliyet göstermeye başlıyor.

Çıkış noktasında Suriyeli insanlar için bir destek ortamı amaçlanmışsa da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan yine çatışmalar nedeniyle göç etmiş insanların da topluluğa katılması destekleniyor. Kuruluştaki değerlerden benim için en göze çarpanı farklı milletlerden yüzlerce kimsenin hem fayda sağladığı hem de yardımsever, gönüllü ya da yararlanıcı olarak faydalanabildiği bir Toplum Merkezi olarak konumlanması; aynı ve/veya farklı toplumlara üye olan kişilerin kaynakları, ihtiyaçları, becerileri ve kendi imkanları doğrultusunda bir araya gelerek bir destek ve güçlenme ortamına katılmaları. Dolayısıyla bu merkezin uyandırdığı his,, varoluş amacıyla birebir örtüştüğü oluyor.

Merkezin en temel amacı, mülteciler özelinde sosyal içermeye katkıda bulunacak ve aidiyet duygusunu pekiştirecek güvenli bir alan sağlamak ve bu alan vasıtasıyla özellikle çocuk ve kadınlara, ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda gelişme ve güçlenme alanları açmak; yani içte ve dıştaki kaynakları tazelemek ve yenilerini yaratmak. Programlarımız formal ve formal olmayan eğitime erişimi, psiko-sosyal destek sağlamayı, sosyal entegrasyonu, beceri geliştirme ve geçim kaynakları alanlarında iyileşmeyi hedefliyor.

2016’da şekillenen Kadınlar için Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programı, kadın yararlanıcıların sosyalleşerek el becerilerini geliştirebileceği güvenli bir alan sunmak ve ev içi üretimi destekleyerek kadınların üretime ve ekonomik yaşama katılmasını, hane ekonomisine katkıda bulunmasını teşvik etti. Zaman içinde bir sosyal girişim haline gelen Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’ne evrilerek profesyonel ve sosyal becerilerin takviyesine odaklanıldı ve istihdama katılım için gerekli kazanımların sağlanması hedeflendi.

Eğitime ve sosyal hayata katılım konusunda gönüllülerden çok verimli destekler alıyoruz. Özellikle genç gönüllüleri, çocuk ve gençlerle bir araya getirmek çok olumlu kapıları aralıyor; bu durum başlı başına bir öğrenme fırsatı olabiliyor. Dil öğrenmek, ev ödevi yapma becerilerini ve okulda başarısını artırmak, sosyal olarak zenginleşmek, kendini ifade edebilmek, oyun oynamak, yaratıcı olmak, gezilere katılmak, İstanbul’u tanımak, müze gezmek, spor yapmak, arkadaşlar edinmek gibi kazanımların yanı sıra sevilmek, duyulmak, kabul görmek gibi en temel ihtiyaçları besleyen değerler de pekişiyor. Gönüllü çalışmaları, Türkiye’deki gönüllülük bilinci ve kapsamını genişletirken doğrudan ve dolaylı olarak da farklı kimliklerin tanışıklığına, kaynaşmasına ve sosyal uyum sürecine de büyük katkı sağlıyor.

SPI, diğer uzmanlıklarla ilgili hak ve hizmetlere erişimde de bir aracı rolü üstleniyor. Yararlanıcıların çoğu Toplum Merkezi’ne yürüme mesafesinde ikamet ediyor, erişimlerinin çok kolay oluşu ve seneler içinde oluşan bağ neticesinde birey ve ailelerin ihtiyaçlarıyla ilgili olarak danışmak, bilgi almak ya da yönlendirme talep etmek için merkeze geldikleri de çok oluyor. Netice olarak Toplum Merkezi’nin amacı mülteci topluluğa bu gücü aşılamak, seslerini duyurabilecekleri, talep ve önerileriyle gelecekleri, dönüşüm ve güçlenme sürecine aktif olarak katılım sağlayabilecekleri bir alakayı ve motivasyonu yaratmak.

Small Projects İstanbul bünyesinde kurulan ve bir sosyal girişim olan Muhra, Suriyeli mülteci kadınların kendilerini ifade etmeleri için fırsat yaratmanın yanı sıra bir gelir kaynağı da sunuyor. Muhra kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve bu çalışmaların mülteci kadınlara katkılarından bahseder misiniz?

Muhra, 2017 yılında ‘Drop Earrings Not Bombs’ koleksiyonunu da içeren, sosyal açıdan bilinçli ve güçlendirici bir marka olarak lanse edildi. Kadın Beceri Geliştirme ve Geçim Kaynağı Oluşturma Programının bir uzantısı olan Muhra’nın satışları Zeytin Ağacı Derneği İktisadi İşletmesi’nin kanalları tarafından destekleniyor.

Muhra, Arapça bir kelime ve “dişi tay” anlamına geliyor. İstanbul’da hayatlarını yeniden inşa eden kadın zanaatkârların ortak yolculuğu sırasında temelleri atılan sosyal girişiminin büyümesini, canlılığını ve gücünü temsil ediyor. Bu topluluğa dahil olan kadınlar ve aileleri için ise yaşamlarını İstanbul’da sıfırdan inşa etmek anlamına geliyor. Muhra kadınları karşılaştıkları zorluklara rağmen hala hayatın ve ilişkilerin güzelliğini takdir ediyor, gülümsemeye devam ediyor ve piyasaya güzel ve anlamlı bir şey katmak için kaliteli ve çevre dostu el yapımı ürünlerini kalpleriyle işliyorlar. Muhra ve Drop Earrings Not Bombs’un yaratıcı, yenilikçi, özverili ve kararlı kadın ekibi mesajlarını gururla dünyayla paylaşıyor. Muhra, bu bağlamda bireysel ve topluluk olarak kadının gücü ve kapasitesine odaklanıyor. Bu kadınlar, sıkıntılara rağmen kendileri ve aileleri için yeni bir yol çizen topluluk liderleri olarak adım atıyorlar. Muhra’yı, üretici kadınların müşterisiyle bağlantı kurabileceği, güçlü mesajlarını iletebileceği, aynı zamanda sosyal ve mesleki gelişim ile istihdama katılım olanaklarıyla kadınların hayatının her alanında etkili olacak bir platform olarak görüyoruz. Bugün, Muhra ekibine dahil 40 kadın üretime katılıyor ve ev geçiminde aktif olarak rol alıyorlar.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe ile yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

SPI, sürdürülebilirliği olan ve dönüşüm sağlamaya yönelik programlar üretmeye öncelik veriyor. Diğer yandan ayni ve nakdi yardım desteği eğitim, sağlık ve barınma anlamlarında genel ve önemli bir ihtiyaç bu nedenle asıl uzmanlığımız olmamakla birlikte yararlanıcı topluluğun ihtiyaçlarını gözeterek bu gibi yardımları yıl içinde birkaç kere ve tüm ihtiyaç sahibi kişilere ulaşabilecek şekilde organize etmeye çalışıyoruz. Ramazan ve Kurban bayramları başta olmak üzere her sene erzak yardımı yapmaya gayret ediyoruz. Bu dönemlerde daha da öne çıkan birlik ve beraberlik değerlerini ufak da olsa bir katkıyla pekiştirmek istiyoruz. 2019’da yine bağışçılarımızın katkısıyla Ramazan Bayramı desteğini vermeyi başardık. Kurban Bayramına yaklaştığımız yaz aylarında ise erzak desteğinin yanında bir önceliğimiz daha vardı o da “Okula Dönüş” Programı kapsamında düzenlediğimiz okul üniforması dağıtımıydı. Bu iki öncelik arasında eğitim kazandı diyeceğim ve biz elimizdeki kaynakları 119 çocuğun okula devamını destekleyecek üniforma alımı için ayırdık.

Bu dönemde STDV’den nazik bir çağrı aldık. STDV bağışçılarının ve Turkey Mozaik Foundation’ın, hali hazırda desteklemekte olduğu ve potansiyel olarak destekleyebileceği sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geleceği ve Türkiye’de var olan sosyal sorunların değerlendirmesinin yapılacağı çalışma ziyaretine davet edildik. Yakın bir zaman sonra, STDV ve Turkey Mozaik Foundation temsilcilerini merkezimizde ağırladık. SPI ve yararlanıcı topluluğu özelindeki sunumumuzun ardından, SPI’nın kurumsal ihtiyaçları ve yararlanıcı topluluğun ihtiyaçları da konuşuldu ve bu esnada SPI’nın erzak desteğinden, önceki yardımlarından ve yakındaki Kurban Bayramı için bir kaynak arayışı içinde olduğumuzdan bahsettik. Devamında ise genel anlamıyla yerinden edilme, geçici koruma kapsamında verilen haklar, sosyal hizmetler, eksikler, olası çözümler üzerine bir sohbetimiz oldu. Türkiye kökenli insanların konuya olan ilgisi, duyarlılığı, soruları ve aktif katılımı bize motivasyon sağlıyor, zira mülteciler-yerel halk ve sosyal uyum üçgeninde bunun değerli bir kaynak olduğunu düşünüyoruz. Bu pozitif ve ilham veren ziyaretten kısa bir süre sonra STDV’den güzel bir geri dönüş aldık. STDV bağışçılarının bir bölümünün erzak desteği ihtiyacının giderilmesine katkı sağlamak amacıyla derneğimizi desteklemek istediğini öğrendik. Bu destek bizi iki anlamda sevindirdi. Kısa bir sürede kurumlar arasında bir bağ oluştuğunu ve ihtiyaçların fark edildiğini görmenin yanı sıra iptal edilmenin eşiğine gelen bu destek için kaynak bulduk ve yararlanıcı topluluğun yanında yer alabildik. Bu desteğin yararlanıcı topluluk gözündeki en önemli değeri SPI’nın ayrım yapmadan kurumun tüm yararlanıcılarına bu desteği ulaştırması oldu.

Çocuk hakları alanında çalışan diğer sivil toplum kuruluşları ile birlikte yürüttüğünüz “COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın ön bulguları yakın zamanda yayımlandı. Çalıştığınız hedef kitlelerden biri olan mülteci çocuklar açısından raporun sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çalışma, içinde bulunduğumuz salgın sürecinin genel anlamda çocuklar ve kurumun hedef kitlesi olan mülteci çocukların haklarına erişmede ne gibi yoksunluklar yaşadıklarını ortaya koymak ve öneriler geliştirmek açısından çok önemli oldu. Çocukların COVID-19 sürecinde ve sonrasında maruz kaldığı ya da kalabileceği olası hak ihlallerini tespit etmek, görünür kılmak ve yetkilileri harekete geçirmek için yaptığımız çalışmayı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı, bilgi ve medyaya erişim hakkı, sağlığa erişim hakkı, güvenli alan, eğitim hakkı, dinlenme, boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma haklarıyla ilişkilendirerek bulguları ortaya koymaya çalıştık.

Çocuklar ve bakım verenlerle yaptığımız telefon görüşmeleri sonucunda, mülteci ailelerin istikrarsız ekonomik koşulları nedeniyle yoğun baskı altında olduğu, gıda ve kira harcamalarını karşılayamadıkları ve yakın dönem gelecekleri açısından yüksek kaygı hissettiklerini gördük. Mülteci çocukların öncelikle aileleriyle birlikte yeterli yaşam standartlarının sağlanması gerekiyor. COVID-19 sürecinde ailelere kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının sosyo-ekonomik destekler sağlaması, ayni ya da nakdi desteklere dair bilgilere erişimin kolaylaştırılması, dil engeli dolayısıyla başvuru süreçlerinde destek verilmesi, kira desteğinde bulunulması, aylık gıda ve diğer ihtiyaçların market kartları aracılığıyla sağlanması, ailenin geçimini sağlayan yetişkinlerin COVID-19 sürecinde işlerini kaybetmesinin önlenmesi, işlerini kaybedenlerin araştırılması ve sosyal güvence sağlanması ve kayıtsız işgücü için çözümler üretilmesi mülteci çocukların yaşama ve gelişim bağlamında güvenli alana sahip olma hakkı açısından önemli görünüyor.

Ailelerin ekonomik durum ve sıkıntıları böyleyken, bazılarının evinde internet ve televizyon yok; bazı hanelerde ortak kullanılan bir tane akıllı telefon bulunuyor. Teknik donanım eksikliği mülteci çocukların uzaktan eğitim sistemine erişimini kısıtlıyor ya da engelliyor. Buna ek olarak, uzaktan eğitim, hali hazırda Türkiye’deki eğitim sistemine dahil olma mücadelesi veren mülteci çocuklar için dil engeli, müfredat farklılıkları gibi sebepler yüzünden de özellikle zorlayıcı ve ebeveynlerinin ya da bakım verenlerinin kendilerine destek olma olanakları da dil engeli dolayısıyla oldukça sınırlı. Bu süreçte mülteci çocukların Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden uzaktan eğitime erişimde yaşadıkları bu zorlukların eğitim sisteminden kopmalarına ilişkin riski artırabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden eğitim sisteminin daha kapsayıcı olması ve mülteci çocukları da içine alabilen bir sistem haline gelmesi konusunda çeşitli önerilerimiz oldu. Ayrıca bakım verenlerin uzaktan eğitim sürecine dair etkin biçimde bilgilendirilmesi ve bilgilendirmenin farklı dillerde yapılmasının faydalı olacağını da düşünüyoruz.

Boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılımını, genellikle sokakta,parklarda arkadaşlarıyla oynayarak ve merkezimizdeki etkinliklere katılarak sağlayan çocuklar, bu süreçte arkadaşlarıyla görüşemediklerini, evden dışarı çıkmadıklarını, merkezdeki etkinlikler durdurulduğu için ne yapacaklarını bilemediklerini ifade ettiler. Sosyal bağları zayıflayan, evlerine kapanan ve zamanlarının büyük kısmını oturarak veya “sıkılarak” geçirdiklerini paylaşan çocukların savaş ve göç deneyimlerinde yaşadıkları travmayı tekrar deneyimliyor olabileceklerini dikkate almak durumundayız. Çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun etkinlikler ve oyunlara erişimlerinin sağlanması, çocukların arkadaşlarıyla etkileşimlerinin sürmesi için çözümlerin bulunması, bakım verenlerin güçlendirilmesi, çocukların yaratıcılıklarını artıracak ve yeteneklerini keşfetmelerini sağlayacak çeşitlilikte materyal ve etkinliklere erişim fırsatlarını sağlamamız gerekiyor.

Yaptığımız çalışmada mülteci çocukların bu süreçle ilgili bilgiye ve medyaya erişemediklerini gördük. Bu süreçte zaten çocukları bilgilendirmek için yapılan, çocuk dostu haberler ve yayınlar bulunmuyordu. Bu yüzden çocuklar COVID-19 süreciyle ilgili bilgiye erişemediklerini, salgınla ilgili var olan bilgileri anlamadıklarını, bu sürecin kendilerini ilgilendirmediğini düşünüyordu ve çoğunluğu var olan bilgileri bakım verenlerinden alıyordu. Bakım verenlerin dil engeli nedeniyle bu konudaki bilgiye tam olarak erişemedikleri için bu süreci çocuklara aktarma konusunda zorluk çekiyordu. Bu süreçte genel olarak bilgiye erişim hakkı gözetilmeyen çocuklar için medyada çocuk dostu içerikler üretilebilir ve anadili Türkçe olmayanlar için de çeşitli dillere çevrilebilir diye düşünüyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak bilgiyi diğer dillere çevirerek aktarma görevini yerine getirmeye çalıştık ancak günden günde yeni bilgilerin olduğu, ulusal düzeyde tedbir gerektiren boyutta bir kriz döneminde yerel yönetimlerin kapsayıcı çalışmalarının sivil toplumun da verimini artıracağı fikrindeyiz ve bu çağrımızı raporda da belirttik.

Bu izleme çalışmasında çeşitli yoksulluk ve yoksunluklar yaşayan çocukların yaşadığı zorlukların bu süreçte nasıl derinleştiğini görebiliyoruz. Umuyoruz ki bu çalışma başta karar vericiler olmak üzere, çocuk hakları odaklı çalışmalar yürüten tüm kurumlara ve kamuoyuna, COVID-19 sürecinde özel koruma önlemi ile desteklenmesi gereken risk grubundaki çocukların durumuna ilişkin bir çerçeve sunar ve bu hedef grupların nasıl desteklenebileceğine dair atılacak adımlara ışık tutar. Ağustos 2020’de final raporumuzu İngilizce, Arapça ve Kürtçe dillerinde de yayınlayacağız, sizlerle de paylaşacağız.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Salgın döneminde ve içinde bulunduğumuz kontrollü normalleşme sürecinde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Birçok anlamda ve yoğun olarak etkilendik diyebilirim. SPI, Toplum Merkezi olarak hizmet verdiği ve birçok programını gruplara yönelik hazırladığı için Toplum Merkezi aktivitelerini durdurma gerekliliği bizi kısıtladı. Bunun yanı sıra mülteciler, salgın gibi hayatın her alanını etkileyen bir krizden en çok etkilenebilecek risk gruplarından biri olduğu için hızlıca durum ve ihtiyaç tespiti üzerine çalıştık ve bir müdahale stratejisi geliştirdik. COVID-19 Müdahale Programı içerisinde bilgi paylaşımı ve bilgi kirliliğinin önüne geçme, farkındalık yaratma, çocuk dostu eğitsel içerik ve aktiviteler, sosyal hizmetlere yönlendirme ile ayni ve nakdi bağış gibi çalışmalar tasarladık. Hali hazırda var olan programları sağlık ve güvenlik tedbirlerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenledik. 13 kişilik ufak bir takım ve büyük bir adanmışlıkla kolları sıvadık ve, çok yoğun bir tempoda çalıştık. Takımın çevrimiçi çalışma sistemine entegrasyonu ilk haftalarda zorlu oldu diyebilirim ama kısa zaman içinde teknik beceriler, kaynakların kullanımı ve zaman yönetimi gibi konularda takımın güçlendiğini de gözlemledik. Elbette bu süreçte takımın sağlığı, motivasyonu, kendilerini güvende hissetmesi en önemli noktalardır ve hassasiyetle yaklaşmak gerekir. Mart ayında Türkiye’deki ilk vakanın açıklandığı gün itibariyle uzaktan çalışmaya geçişi başlattık, Haziran ortasına kadar bu şekilde devam ettik, şu anki planda vakaların durumuna göre düzenlenmek üzere Ağustos’a kadar yarı zamanlı ofiste ve yarı zamanlı uzaktan olarak devam ediyoruz. Hizmetlerimiziçevrimiçi ve mobil takımlar ile yürütmeye devam ediyoruz. Yalnızca bir kez bir sosyal yardımın dağıtımı için merkezden çalıştık. Bunun haricindeki diğer yardımları çevrimiçi kredi yükleme yöntemi ile yürüttük.

Bir avantajımız da yerel düzeyde çalışıyor oluşumuz. Kurumumuz ve aileler arasında tanışıklık ve sürekli temas var, tüm topluluğu dahil ettiğimiz bir Whatsapp grubumuz bile mevcut. Dolayısıyla hem bireysel hem ortak ihtiyaçları beraber belirlemek, iletişim halinde olmak, desteği ulaştırmak ve yönlendirme yapmak konularında güçlüydük. İnternete erişim bu süreçte kilit bir nokta olduğu için özet olarak yöntemimiz “Madem durum bu, peki bunu nasıl etkili kullanırız?” oldu. Topluluğun, internete erişimi ve internet kullanımı konularını araştırdık, ihtiyaçlara göre, dijital platformlar nasıl kullanılır ya da yerel sosyal hizmetlere çevrimiçi olarak nasıl başvurulur gibi açıklayıcı video içerikleri oluşturduk. Eğitsel ve sosyal aktiviteleri çevrimiçi hale dönüştürdük, Örneğin çocukların bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerilerini güçlendirecek bir STEM projemiz var. Phoenix Space zaten teknoloji bilgisi ve kullanımını geliştirmeyi amaçlıyor, dolayısıyla proje aktivitelerini dijital ortama dönüştürmek oldukça makul göründü. Gönüllülerin katılımıyla konuşma ve el işi kulübü gibi aktivitelere de devam ettik. SPI gönüllüleri yine yanımızda oldu ve aktivitelerin devamı için önerilerini ve zamanlarını paylaştılar. Tabi ki bu aktiviteler, merkezde olduğu gibi bir konfor ile gerçekleşmedi, kaldı ki internete erişimin ve ekipmanın kısıtlı olması hem süre hem formatta esnek olmamızı gerektirdi. Teknik sorunlar ve katılımda istikrarsızlık oldu, bazen yeterli motivasyonun olmadığını da tespit ettik, tüm bunları küçük düzenlemelerle aşmaya çalıştık. Mesela yararlanıcıların internet erişiminin zorluk derecesine göre bir aktivite için birden fazla çevrimiçi platformu, görüntülü ya da sesli görüşme, video ya da fotoğraf ve metin paylaşımı, ses kaydı gibi yöntemlerle entegre kullanmaya başladık. Aktivitelere katılım için gerekli olabilecek kırtasiye malzemelerini katılıma bağlı ve kademeli olarak temin ettik, evde bulunabilecek olan çeşitli malzemelerin yaratıcı kullanımını teşvik ettik. Ana amacımız daha etkili erişim ve katılımı sağlayarak salgın döneminin olumsuz etkilerini dönüştürebilmek olduğu için yeni yöntemleri denemeye devam edeceğimizi söyleyebilirim. Bunun için de her gün değişebilen koşulları değerlendirmek, devamlı olarak durum tespiti yapmak ve edinilen bulgulara uyum sağlayacak esnekliği göstermek gerekiyor.

Son olarak eklemek istediğim çok önemli bir nokta da ortakların ve iştirakçilerin bu sürece dahil edilmesi. Kurumdan neler bekleniyor, kurum var olan kaynaklarla neler yapabilir ve ortakların katkısı ne gibi kaynaklar yaratabilir? Bunların şeffaflıkla paylaşılması, diyaloğa dökülmesi, planların hassasiyet ve esnekliğe yer vererek yapılması kurumu dolayısıyla hedef grubu da güçlendirecektir.

Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Gerçekleşen Araştırma Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocuklarla Fatih, Karagümrük’te hak temelli çalışmalar yapan Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), Şartlı Destek Fonu kapsamında Dalyan Vakfı finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile okul terkini önlemeye yönelik çalışmaların etkisini ortaya koyan bir araştırma projesi gerçekleştirecek. Derneğin İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile araştırma projesi kapsamında yapmayı planladıkları çalışmaları ve COVID-19 salgınının birlikte çalıştıkları gruplar ve derneğin çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile 10 yıldır faaliyetlerinizi yürüttüğünüz Fatih bölgesinde okul terkini önlemeye yönelik yaptığınız çalışmaların etkisini ölçen bir araştırma projesini hayata geçiriyorsunuz. Bu araştırma projesi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bu araştırmanın Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin ve bu alanda faaliyet gösteren diğer STK’ların çalışmalarına nasıl bir katkı sağlamasını bekliyorsunuz?

SGD, 2009 yılından bu yana sahada risk altındaki çocukların okulu terkini önlemek için çalışmalar yapıyor. 10 yıla dayanan saha deneyimimizle söyleyebiliriz ki, hem Türkiye’de hem de çalıştığımız bölgede yeterli bir okul terkini izleme sistemi bulunmuyor. Bu sebeple, okul çağındaki pek çok çocuk, sisteme göre okulda kayıtlı gözükse de okula gitmiyor ya da uzun süreli okul devamsızlığı yapıyor. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından paylaşılan % 95 oranında okullaşma oranı seviyesi ile çelişiyor aslında. Bu sebeple, çocukların okulu terk etmesine sebep olan etmenlerin bölgeye, çocuğun yaşadığı sosyal çevreye veya okula özel gerekçeleri üzerine çalışma yapmak ve çözüm önerilerini bu çerçevede kurgulamak önem kazanıyor. Bu araştırma projesi de çocukların okulu terk sebepleri, eğitim hayatı boyunca duyduğu ihtiyaçların belirlenmesi, bu soruna bütünlüklü bir çözüm sunulması ve uzun yıllardır sahada uyguladığımız modelin çözüme sunacağı katkının araştırılması ve politika önerisi haline getirilmesi ihtiyacı ile ortaya çıktı.

2018 yılı Nisan-Haziran aylarında Karagümrük bölgesinde 10-14 yaş grubu kız çocuklarının ihtiyaçlarına dönük bir araştırma yürütmüştük. Bu araştırma bize okul terkine dair daha fazla literatüre ve saha bilgisine ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Araştırma kız ve oğlan çocuklarının farklı gerekçelerle okul terk eğiliminde olduklarını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre kız çocukları toplumsal cinsiyet kalıplarından çıkamıyor; ev işleri ve bakım işleri gibi sorumlulukları anneleriyle paylaşıyor ve bunu normal karşılıyordu. Araştırmadan elde edilen bir diğer sonuca göre toplumsal düzeydeki şiddet okullarda mikro ölçekte yansıma buluyor. Bunun yarattığı güvenlik söylemi ise karma eğitimden vazgeçilmesi veya kızların eve çekilmesine gerekçe olarak gösteriliyordu. Bunun beklenen sonucu olarak da, kız çocukları öncelikle okuldan alınıyor veya okula devam etmesi istenmeyen gruba dönüşüyor.

2018 yılındaki araştırmamızdan hareketle hedef kitleyi genişleterek, kız ve oğlan çocuklarını birlikte dahil edeceğimiz, saha çalışması yapılan ve yapılmayan okulları ve çocukları işin içine katarak, yeni bir araştırma projesine başladık. Bu araştırmayla çocukların eğitim ortamlarına ilişkin beklentileri ve farklı paydaşların okul terkindeki rolleri gibi verilerin elde edilmesi ile SGD’nin sahadaki yöntem ve yaklaşımların etkilerinin ölçümü, bu yöntemlerin geliştirilmesi ve modelin revizyonu için veri elde etmeyi hedefliyoruz. Araştırma sonuçlarını, konu ile ilgili kamu kurumları ve eğitim alanından çalışan STK’larla paylaşarak modelin yaygınlaştırılmasına çalışacağız.

Araştırmanın kapsamı, hedef kitlesi ve kullanacağınız yöntemler hakkında bilgi verir misiniz?
Araştırma ile Karagümrük bölgesine özel olacak şekilde;

  • Okul terkinin çocukların anlatacağı haliyle sebepleri,
  • Çocuğun okulla bağ kurmasının nasıl desteklenebileceği,
  • Öğretmenlerin çocuklarla kuracağı ilişkilerin etkisi,
  • Evdeki yaşamın çocuğun okula düzenli devamında etkisi,
  • Hali hazırda SGD atölyelerinin gerçekleştirildiği 3 okul, yeni çalışılmaya başlanacak olan 2 okul ve SGD atölyeleriyle ilişkilenmemiş 1 okul olacak şekilde toplam 6 okul aracılığı ile faaliyetlerimizin çocuğa ve okula etkisi
  • Hiç faaliyet yürütülmemiş okullarda, mevcut durumun saptanması ve ardından faaliyetlerin gerçekleşmesi ile yaratılacak etki gibi konularda bilgi sahibi olacağız ve çözümler geliştirmeye çalışacağız.

Bunun için hem niteliksel hem de niceliksel araştırma yöntemlerini kullanacağız. Bu biraz hedef kitleye bağlı olarak değişecek. Özellikle çocuklarda, yaş gruplarına göre hikâyeleştirmelerine imkan verebilecek mektup yazma veya resim yapma gibi yöntemleri kullanacağız. Pandemi sürecini de araştırmaya dahil edeceğiz. Görüşmelere başlayabildiğimiz zaman, “Covid-19 sürecinde evde kalmak çocukların okulda yaşadığı ve okulla bağını zayıflatan faktörleri açığa çıkardı mı?” gibi bir çerçeve etrafında kurgulayacağız.

Araştırma projesi kapsamında okul terki konusunda risk altında ve dezavantajlı çocukların yanı sıra ebeveynler ve öğretmenlerle de görüşmeler yapmayı planlıyorsunuz. Araştırmaya bu grupları da dahil etmenizin nedeni nedir? Alandaki deneyiminiz doğrultusunda ebeveynler ve öğretmenlerin okula terkin önlenmesi konusundaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Okulu terki önlemek için bütüncül yaklaşım içeren modeller geliştirmek ve bu modelleri yaygınlaştırmak SGD’nin ana hedeflerinden birisidir. Çocuğun davranışları yalnızca onun kişisel özelliklerine bağlı olarak açıklanamaz, davranışın oluşumunda ve gelişiminde içinde yaşadığı sosyal ağ da en az kişisel faktörler kadar etkilidir. Yani çocuğu, içinde büyüdüğü ailesi, arkadaşları, mahallesi ve eğitim sistemine dâhil olduğu okul ortamı ile sürekli etkileşim halinde olan canlı bir varlık olarak ele alıyoruz. Bu nedenle okulu terki önlemek için çocukla ilişkili tüm bireylerin dahil edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bütüncül yaklaşımın gereği olarak çocuğun içinde bulunduğu aile, okul ve mahalle gibi alanlarda çalışıyoruz.

Yaklaşımımız Ekolojik Sistem Yaklaşımı’nı temel alıyor. Bu yaklaşım çerçevesinde insanlar bir sosyal ağ içerisinde var olan canlılar olarak görülür. Böylece bireyin davranışı ve gelişiminin ev, aile, kültür, alt kültür, toplum, okul gibi sistemlerin dâhil olduğu sosyal ağ içerisinde meydana gelen etkileşimler çerçevesinde değiştiği kabul edilir. Bir sistemde yaşanan bir değişim diğer sistemleri de etkiler. Sistem yaklaşımı neden-sonuç ilişkisi yerine, bireyleri birbiriyle karşılıklı kurdukları ilişki içinde değerlendirir.

Çocuk hakları alanında çalışan farklı sivil toplum kuruluşları ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “COVID-19 Sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması”nın ön bulguları yakın zamanda yayımlandı. Birlikte çalıştığınız hedef kitle açısından araştırmanın öne çıkan sonuçları neler oldu?

Araştırmayı Başak Sanat Vakfı, Zeytin Ağacı Derneği, bilinen ismiyle Small Projects İstanbul (SPI) ve Tarlabaşı Toplum Merkezi ile beraber yürütüyoruz. Nisan ve Mayıs ayları içinde çocuklar ve bakım verenleri ile ikişer görüşme yapmayı hedefledik. Bahsettiğiniz rapor ön araştırma bulgularını içeriyor. Şu an ikinci görüşme sonuçlarına göre final raporunun hazırlığı içindeyiz. Araştırmayı beş hak başlığında ele aldık. Eğitime, bilgi ve medyaya, sağlığa erişim, oyun ve serbest zaman, yaşama ve gelişimi için güvenli alan haklarına dair durumlarına baktık.

Ön rapor bulgularına göre çocukların uzaktan eğitim sürecinde birçok teknik sorun yaşadıklarını ve ihtiyaçlarına bağlı gereksinimleri olduğunu, öğretmenleri ile neredeyse hiç iletişime geçememelerinin yarattığı sıkıntıları, sokağa çıkma yasaklarının akranları ile çoğu zaman iletişim kuramamalarına yol açtığını, özellikle salgınla ilgili kendilerine uygun bilgi paylaşımı olmaması nedeniyle kaygılarının arttığını tespit ettik. Bakım verenlerin paylaşımından ise zaten düzenli geliri olmayan bu hanelerin bu süreçte işlerini ve gelirlerini kaybettiklerini, sağlığa erişimde çeşitli sıkıntılar ve kaygılar yaşadıklarını dinledik. Raporların tamamı kurumların internet sitelerinden okunabilir.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Sulukule Gönüllüleri Derneği önümüzdeki dönemde çalışma alanları, çalışma biçimleri veya birlikte çalıştığı hedef kitlelerle ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanı için öncelikleriniz neler olacak?
6-14 yaş arası çocuklarla çalışmalarımızın tamamını okullarda yapıyorduk. COVID-19 süreci ile beraber yeni dönemde okullarında ne durumda olacağı, bizim okul içinde çalışmamızın risk oluşturup oluşturmayacağı gibi konular halen belirsiz. Bu sebeple, en kötü senaryoyu düşünerek, yani gelecek okul yılı içinde okullarda çalışamama durumu çerçevesinde yeni dönem için planlama çalışmalarına başladık. Fakat birçok değişkeni barındıran bir süreç olduğu için henüz sonuçlanmadı.

Barış İçin Müzik Vakfı, Gülümseten İşler Projesini Tamamladı

By | Röportaj, Şartlı Hibe

Barış İçin Müzik Vakfı, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu finansmanıyla şartlı hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesini tamamladı. Ocak-Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen proje kapsamında çalışmalar yapan akordeon sınıfı ve gençlik korosu derslerini tamamladı, programa katılan çocuk ve gençler sahne tecrübesi kazandı. Vakfın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ve Program Koordinatörü Hazal Kol ile yaptığımız röportajda Gülümseten İşler’i, vakfın uluslararası iş birliklerini ve COVID-19 salgını sürecinde vakfın deneyimlerini konuştuk.

Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında hangi yaş aralığındaki çocuklarla, ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?

Öncelikle Barış İçin Müzik Vakfı’na verdiğiniz bu destek için çok teşekkür ederiz. Turkey Mozaik Foundation bünyesinde oluşturulan Meltem Göçer Fonu bize moral ve güç verdi. Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesi vakfın yarar ekonomisi içindeki rolünde kapasitesinin ve birikiminin harekete geçmesini sağladı. Bu proje ile Vakfın kuruluş hikayesinde önemli rolü olan akordeon sınıfını yeniden kurgulayabildik. Böylece, hem akordeon gibi bir orkestranın gücünü bünyesinde taşıyabilen bir enstrümanı 22 çocukla buluşturabildik hem de programı içinde yer alan Gençlik Korosu’nu 35 üyesi ile devam ettirebilecek olanağı bulduk.

Akordeon sınıfında yer alan öğrenciler 7-12 yaş, koro sınıfı öğrencileri ise 15+ yaş grubu çocuklar ve gençler oluşturuldu. Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın kuruluş yıllarında öğrenci olan Aytekin Kumcuoğlu eğitmenlik yaptı. Böylece daha önce vakıfta eğitim alan öğrencilerin, yeni yetişen öğrencilere öğretmenlik yapma ve rol model olma hedefi de hayata geçirildi.

Akordeon sınıfı öğrencilerine vakfın enstrümanları arasında yer alan akordeonlar bakımdan geçirilerek teslim edildi. Her çocuk kendisine ait akordeonla haftada 2 gün 4 saat ders aldı. Koroda ise haftada iki gün 5 saat; ses, diyafram, nota, koronun tarihsel gelişim süreci üzerine çeşitli dersler verildi.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Salgın ve bu kapsamda alınan önlemler Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu projesinin uygulamasında ne tür değişikliklere sebep oldu? Bu süreçte karşılaştığımız zorluklardan ve projede yer alan faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kullandığımız yöntemlerden bahseder misiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların kapanması kararına uyumlu olarak biz de bu süreçte evlerimize kapandık. İlk hafta çok düşünmeden refleks ile program hedeflerimizi sürdürmeye yöneldik. Her iki sınıf için Whatsapp grupları oluşturduk ve dersleri uzaktan sürdürdük. Evlerimize kapanmadan önce akordeon sınıfı öğrencilerinin akordeonlarını yanlarında eve götürmelerini sağlamıştık.

Koro sınıfı için uzaktan derslere devam etmek yaşları ve teknoloji ile uyumları açısından sorun oluşturmadı. Akordeon sınıfının daha küçük yaş grubu olmasının ortaya çıkardığı zorluklar ise velilerinin desteği ile bertaraf edilebilir oldu.

Bununla birlikte müziğin, yan yana gelip üretilerek öğrenimi kolaylaştıran yanını bu süreçte kullanamadık. Ev koşullarının niteliği, teknolojik imkanlarının farklılığının getirdiği zorluklarla tanıştık. Birbirimizi yeniden tanıdık, dayanışmanın nasıl olabileceğini yeniden öğrendik. Aslında fiziksel olanaklara izin veren bir mekanın kolaylaştırıcılığını yeniden idrak ettik. Süreç ilerledikçe, kullandığımız yöntemlerle ilgili bilgimiz geliştikçe, çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz çalışmaların verimliliği arttı. Teknolojik imkanlarla yan yana gelmeyi başardığımız uzaktan eğitim platformlarını kullanmaya başladık. Bu, hem birbirimizden etkilenmemizi kolaylaştırdı hem de takip ve değerlendirmemize yardımcı oldu. Bir açıdan iş yükümüzü de hafifletti.

Proje kapsamında çocukların sahnede olma deneyimini yaşamaları için de farklı fırsatlar sundunuz. Bu kapsamda Leipzig Operası Çocuk Korosu ile Barış İçin Müzik Gençlik Orkestrası ve Korosu’nun ortak projesi Don’t Stop Me Now kapsamında bir performans da gerçekleştirildi. Bu projenin amacını, Leipzig Operası Çocuk Korosu ile olan iş birliğinizi ve sahne performanslarının birlikte çalıştığınız çocuklar ve gençler açısından önemini bizimle paylaşır mısınız?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın akordeon, orkestra ve koro programlarında yer alan çocuk ve genç müzisyenlerin kendileri gibi ya da farklı şartlarda ama benzer yollarda olan genç müzisyenlerle yan yana gelmeleri, karşılıklı öğrenme sürecini deneyimlemeleri programımızın öncelik ve önem verdiği bir unsurdur. Yan yana ya da tekil olarak sahne deneyimi de öğrendiklerini aileleri, çevreleri ya da hiç tanımadıkları izleyiciler ile paylaşmak açısından öğrenimine katkı sunar.

Leipzig Operası Çocuk Korosu ile vakıf çocukları ilk defa 2016 yılında Leipzig’de buluşmuştu. Bu buluşma hayatın içinde tekrar tekrar buluşabilmeleri ve birbirlerinden öğrenebilmeleri için de bir potansiyel sağladı. 2020 yılı Leipzig Operası Çocuk Korosu’nun 30.yılı. Bu özel yılda hedefleri, dünyanın gündeminde olan küresel iklim krizini odağına alan bir performans sergilemekti. 2019 yaz mevsiminde bir araya geldik ve birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk. 2020 yılı için biri İstanbul’da biri Leipzig’de olacak iki performans ile yan yana gelmeyi planladık. İlk performansı Enka Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirdik. İkinci performansı ise 2020’nin sonbahar-güz döneminde Leipzig’de gerçekleştirme planımız var.

Farklı olanaklara sahip çocuk ve gençlerin bir araya gelmesi ile karşılıklı öğrenme ve hayat boyu devam edebilecek dostluklar her açıdan kıymetli ve sihirli oluyor.

COVID-19 ile ilgili alınan tedbirler doğrultusunda çalışmalarınızın önemli bir bölümünü dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başladığınızı paylaştınız. Çalışmalarınızı dijital platformlara taşıma süreci Vakfınız için nasıl bir öğrenim ve deneyim oldu? Vakfınızın çalışma alanı ve birlikte çalıştığı gruplar açısından düşündüğünüzde, faaliyetlerinizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu ve olumsuz yanları neler?

Farklı platformları deneyimledikten sonra vakfın çalışmalarına ve faydalananların kullanımına uygun olduğunu düşündüğümüz bir platform olan Google Classroom üzerinden çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Bu uygulama ile sadece COVID-19 süreci boyunca değil, fiziksel derslerimiz başladığında da sınıf arşivleme, Yaz Okulu gibi farklı programlar üretebileceğimizi gördük.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumlu yanlarını müzik eğitimlerimizden faydalananların vakıfla iletişiminin devam etmesi, çocuk ve gençlere karantina sürecinde evde katılım gösterdikleri düzenli bir aktivite sağlanması, vakıf eğitmenlerinin aktif çalışmalarını devam ettirebilmemiz, dijital projeler gerçekleştirme üzerine düşünmeye başlama fırsatı olarak ifade edebiliriz.

Faaliyetlerimizi dijital platformlarda gerçekleştirmenin olumsuz yanlarını ise vakfın amaçladığı topluluk derslerinin dijital ortamda eşzamanlı olarak gerçekleştirilememesi, teknik ve kişisel sebeplerden düzenli devam etmeyen öğrenciler olması, dijital ortamda lütiye (müzik aleti üretimi) işlerinin sağlanamaması olarak sıralayabiliriz.

COVID-19 sürecinde yaşanan gelişmelerin sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişikliklere neden olması bekleniyor. Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki çalışmalarında öncelikleri neler olacak? Önümüzdeki dönemde çalışma alanlarınız ve kullandığınız yöntemleri ile ilgili değişiklikler yapmayı planlıyor musunuz?

Bunun üzerine düşünüyoruz. Bu sürecin olumlu yanı olarak şunları söyleyebiliriz. Barış İçin Müzik Vakfı şuna inanıyor: Siz çocukların sanata ve araçlarına erişiminde sosyo-ekonomik koşulları, yetenek vb. başarı kriterlerini kaldırdığınızda her çocuk bundan yararlanabilir. Vakfın çocuklarının müziğin sağladığı imkanlarla buluşmasında erişim engeli yaratan faktörlerden biri olan sosyo-ekonomik koşulları çözümleyen her çocuğa yetenek aramadan enstrüman ve öğrenim imkanını ücretsiz sağlaması bunun mümkün olabileceğini de kanıtlıyor.

Çocuk ve genç müzisyenlerin çok sesli müzik öğrenimi için ne gerekiyorsa sağlayan bir vakıf merkezinin olması epey kolaylaştırıcı bir faktör olarak yeniden karşımıza çıktı. Diğer yandan bu olağanüstü süreçte müzik eğitimini sağlayan ekibin çocuk ve genç müzisyenlerle, evden eve, yarar üretmesine tanıklık ettik. Bunun, vakfın mümkün olduğunca daha fazla çocuğa erişme hedefi için imkan oluşturduğunu fark ettik.

Uzağımızda olan tüm çocukların programdan yararlanabileceğini, bunun için gereklilikleri yeniden öğrenebileceğimizi gördük. Örneğin; Adana’nın Yüreğir ilçesinden bize ulaşan “Ben de burada büyüyen çocukları müziğin imkanları ile buluşturmak istiyorum” diyen bir aktiviste uzaktan nasıl destek verebileceğimize yönelik geliştirebileceğimiz fikirlerimiz oluştu.

Barış için Müzik Vakfı ile Gülümseten İşler Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation’nın Meltem Göçer Fonu kapsamında şartlı hibe desteği sağladığımız Barış için Müzik Vakfı, “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesine başladı. Barış için Müzik Vakfı’ndan Nilgün Öztunalı ile vakfın son dönemde yaptığı çalışmaları, Orkestralar ve Koro programını ve Gülümseten İşler projesini konuştuk.

Sosyoekonomik imkanları sınırlı çocuk ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldıran ve barışın sesini müzikle duyurmayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı çalışmalarına 2011 yılından beri devam ediyor. Başta İstanbul’daki Edirnekapı bölgesi olmak üzere, Türkiye’nin farklı illerinde yaptığınız çalışmaları Sivil Toplum için Destek Vakfı bağışçıları da yakından tanıyor. Son dönemde Vakfınız ne tür çalışmalara öncelik veriyor?

Dünyada ve Türkiye’de yönetişime bağlı ekonomik ve ekolojik krizler bizi de etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Amacımız ve hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam edebilmek, ekonomik zorlukların üstesinden gelebilmek üzere iş birliği yaptığımız kişi ve kurumları genişlettik. Bunun için paydaşlarımızı ve hali hazırda bize destek olan dostlarımızı düzenli iş birliğine davet ederek bir Danışma Kurulu oluşturduk. Diğer yandan onların danışmanlığında iç kaynaklarımızı daha iyi yönetebilmek üzere takip sistemimizi gözden geçirdik. 2020 yılında ölçme ve değerlendirme araçlarını geliştirebilmek üzere Barış İçin Müzik Akademi Kurulu’nu oluşturduk.

2020 yılında kuruluşunun 15. yılını kutlayacak olan Barış İçin Müzik Vakfı, ortaya çıkardığı Orkestralar ve Koro programının yaygınlaşarak mümkün olduğunca fazla çocuğa ulaşma hedefini canlı tutuyor, bunun üzerine politika ve strateji geliştiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için yerel yönetim ve sivil toplum temsilcileri ile görüş alışverişinde bulunuyoruz. Bu yıl, Orkestralar ve Koro programının yanı sıra bir Akordeon sınıfı oluşturduk ve 22 çocuğun derslere başlamasını sağladık. 2020 yılını daha iyi yönetebilmek üzere ajanda, bütçe ve mali yönetim, iletişim stratejisi ile kaynak geliştirme, veriden bilgiye karar süreçlerini inşa etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımız, geçtiğimiz yıllarda da Barış için Müzik Vakfı’na hem proje hem de kurumsal destekler verdi. Bu hibelerin projelerinizi uygulamanızda ve kurumsal gelişiminizde nasıl bir katkı sağladığını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’na sağladığı destekler için teşekkür ederiz. Vakfınız tarafından sağlanan proje ve kurumsal destek çalışmalarımızın sürekliliğini sağladı. Ayrıca bu süreklilik içinde kalmak iş süreçlerinin iyileştirilmesini de mümkün kıldı. İş süreçlerinin analizi ve iyileştirme planları verimliliğe yansıdı, kararların düşük risk ile alınmasına katkı sundu diyebiliriz.

Barış için Müzik Vakfı bünyesinde farklı korolar ve enstrüman grupları bulunuyor. Bu gruplardan bahseder misiniz? Çocukların ve gençlerin bu çalışmalara katılımında devamlılığı sağlamak için kullandığınız farklı yöntemler var mı?

Barış İçin Müzik Vakfı; müzik eğitimi alma olanağı olmayan, ekonomik imkânları sınırlı çocuklara, yaşadıkları mahallelerde, yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, ayrımcılık yapmadan, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi amaçlayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimlerin paylaşıldığı, başka mahallelerde, okullarda, şehirlerde de tekrarlanabilen, tamamen ücretsiz, kaliteli ve çok sesli bir müzik programıdır.

Barış İçin Müzik Orkestralar ve Korolar Programı içinde 5 farklı gruba nota, solfej ve enstrüman kullanım deneyimi sağlanıyor. Gruplar, İlk Adım Orkestrası (Başlangıç Düzey), Çocuk Orkestrası (Orta Düzey), Gençlik Orkestrası (İleri Düzey), Akordeon Sınıfı ve Koro olarak ayrılıyor. Dersler, haftada 6 gün, günde 4-6 saat okuldan sonra katılabilecekleri zaman aralığında devam ediyor. Yaylılar, Üflemeliler, Vurmalılar olarak ayrılan enstrümanlar yararlanıcıya zimmetleniyor. Bu şekilde, programa devam ettiği sürece enstrümanın sorumluluğu çocuğa ait oluyor. Eğitim yapısı içinde atölyeler, grup eğitimleri, provalar, birebir dersler yer alıyor. Müzikal aktiviteler içinde performanslar, konserler, Edirnekapı vakıf konserleri, diğer orkestralar ile “Yan Yana” konserleri, okulların salonlarında öğrencilere yönelik okul konserleri, ulusal ve uluslararası kamplar, turneler, özel etkinlikler yer alıyor.

Barış İçin Müzik Vakfı program modeli ile çocuklar bir topluluğun üyesi olmayı, birbirini dinlemeyi ve ortak bir amaç etrafında toplanmanın anlamını öğreniyorlar. Vakıftaki öğrenme sürecini takiben öğrencilerin “öğretme” rolünü üstlenmesi ve deneyimlerini yeni başlayanlarla paylaşması da modelin bir diğer yapı taşını oluşturuyor.

Barış İçin Müzik Vakfı çatısı altında gerçekleştirilen faaliyetlerden bir diğeri de enstrüman yapım atölyesinde verilen lutiye (müzik enstrümanları yapım ve onarımını yapan kişi) eğitimidir. Müzik yapmanın yanı sıra enstrüman yapmanın da öneminin altını çizen bu faaliyet, çocuklara müzik alanında kariyer yapmanın yanı sıra başka bir meslek edindirme imkânını da sunuyor.

Vakfınıza, Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu aracılığıyla sağladığımız hibe desteği ile “Gülümseten İşler: Akordeon Sınıfı ve Gençlik Korosu” projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında birlikte çalışacağınız gruplardan ve gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Meltem Göçer Fonu ile bu yıl Akordeon sınıfı açıldı. Yaşları 7-9 yaş arası 22 çocuk haftada 2 gün günde 2 saat süre ile ders almaya başladı. Akordeon sınıfı öğrencilerinin diğer müzik toplulukları ile birlikte sahne performansı deneyimlemesini hedefliyoruz. Vakıf bünyesinde genellikle her ayın üçüncü cumartesi günü Açık Prova Günleri gerçekleştiriliyor. Ocak 2020 Açık Prova günü üçüncü cumartesi günü gerçekleştirildi ve Akordeon Sınıfı, İlk Adım, Çocuk, Gençlik Orkestraları ve Koro ortak bir performans sundu. İzleyiciler arasında, kurucular, danışma kurulu üyeleri, basın, kurum temsilcileri, bağışçılar ve veliler vardı. Bu sene henüz ilk derslerini tamamlayan Akordeon sınıfının mini performansı izleyicilerin yüzünügülümsetti.

Gençlik Korosu’nda ise 15 yaş üstü 35 genç derslere devam ediyor. Haftada 2 gün toplam 4 saat ders alan koro üyeleri arasındaki uyum ve ahenk izleyiciyi etkiliyor. Barış İçin Müzik Gençlik Korosu Programı, kendi içinde gelişerek kendi ses gruplarına liderlik edecek seviyeye gelen öğrencilerin, akapella müzik yapma deneyimini bir ileri seviyede gerçekleştirebilecekleri bir alan da sunuyor. Topluluklar, Barış İçin Müzik Korolar Sistemi’nin bir parçası olarak faaliyet gösteriyor ve zengin bir akapella repertuvarı ile yer alacakları performanslar için hazırlık yapıyor.

Projenin sonunda Ev Konserleri adını verdiğiniz konserler düzenleniyor ve bu konserlere ailelerin, bağışçılarınızın ve diğer paydaşların katılımını da teşvik ediyorsunuz. Bu konserlerin, başta faaliyetlerinize katılan çocuklar ve gençler olmak üzere daha geniş anlamda bir topluluk oluşturma konusunda nasıl etkileri oluyor?

Edirnekapı merkezinde gerçekleştirilen Ev Konseri ve Açık Prova Günü etkinlikleri farklı kesimlerden izleyicinin bir araya gelmesini sağlıyor. Bağışçılar, veliler,danışma kurulu üyeleri yan yana gelebiliyor. Böylece her kesimden kişi ve temsilcinin çocuklar için ortaklaşması, iyiliğin takipçisi olması mümkün oluyor. Bu izleyicileri bir araya getiren çocuklar ise birlikte üretmeyi deneyimlemenin dışında farklı kesimlerin ortak performanslarına verdikleri tepkiyi gözlüyor, çabalarının sonucunu almış oluyor.