Category

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Günebakan Kadın Derneği ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Projelerini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz Günebakan Kadın Derneği, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesi ile Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yapacak.

Kadınların özgür ve etkin bir bireyler olarak toplumsal hayatın her alanında var olabilmesi için çalışmalar yapan Günebakan Kadın Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi Derya Alpaslan ile devam eden çalışmalarını, COVID-19 sürecinin kadına yönelik şiddete etkisini ve proje kapsamında yürütücekleri faaliyetleri konuştuk.

Kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımla yer almasını amaçlayan ve Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği’nin kurulma sürecinden ve bu zamana kadar yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Kadının bağımsız bir birey olduğunun toplumca kabul edilmesi, öncelikle kadınların kendi sorumluluklarını üstlenmesi ve haklarını talep etmesi ile mümkün olduğunu düşünüyoruz. Günebakan Kadın Derneği olarak amacımız ise kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımlarla yer almasına destek olmak. Bu düşünceyle kurmuş olduğumuz Derneğimiz 25 Kasım 2008 de resmiyet kazandı.

Mersin ilindeki kadına yönelik adli suç davalarına dernek Avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Derneğimiz üyesi ve gönüllüsü psikologlar ve avukatlar tarafından şiddet gören kadınlara psikolojik ve hukuki danışmanlık veriyoruz. Mersin’deki kadına yönelik adli suç davalarına dernek avukatımız aracılığı ile müdahil oluyoruz. Yerelde kadın sorunlarını takip etmek ve kadınlara destek vermek için Baro Kadın Hakları Merkezi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Şiddet Önleme Merkezi (ŞÖNİM) ve Mersin Kadın Platformu ile birlikte ortak çalışmalar yapılmaya devam ediyoruz. Ayrıca Mersin Barosu iş birliği ile Anayasada Kadın Hakları söyleşileri düzenledik.

Kuruluşumuzdan bugüne kadar yaptığımız çalışmalarda pek çok paydaşla beraber çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. 2010-2012 yıllarında Akdeniz Halk Eğitimi ve Olgunlaşma Enstitüsü’nün kadınlara yönelik projelerinde iştirakçi olarak yer aldık ve kadınlara verilen eğitimlere destek sunduk. 2012-2014 yıllarında ise İstanbul’dan Başak Kültür ve Sanat Vakfı ve Urfa’dan Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği ile eş zamanlı üç ilde uygulanan projenin Mersin ortağı olarak “Yerel Destek Mekanizmasıyla Toplumsal Cinsiyet Temelli Eşitsizlikle ve Kadına yönelik Şiddetle Mücadele‘’ projesini uyguladık. Bunlara ek olarak, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nden eğitici eğitimi alan iki arkadaşımızın liderliğinde Kadının İnsan Hakları Eğitimi Programı (KİHEP) eğitim çalışmasını Mersin/Yenişehir Cem Evi Kadın Kolları ve Yedi Renk Derneği iş birliği ile tamamladık. Toroslar Halk Eğitimi işbirliği ile dernek binasında (Halkkent) sertifikalı ’”0-6 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’ ile ‘”7-11 yaş arası çocuklar için Aile Eğitim Kursu’’nu düzenlendik.

Yerel yönetimlere yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği temelli savunuculuk ve izleme faaliyetleri de yürütüyoruz. Örneğin Mersin’de kadın danışma merkezi ve sığınma evi olmayan iki merkez ilçe belediyesine yönelik olarak imza kampanyası düzenlendik. Yerel yönetimler, Kent Konseyleri ve Kadın Meclisleri ile iletişimimizi olabildiğince sürdürüyoruz. Yerel yönetim seçimleri döneminde belediye başkan adaylarına yönelik ‘’Kadın Dostu Kentler ve Cinsiyete Duyarlı Bütçe” konulu bir çalıştayı Mersin Barosu ve Mersin Üniversitesi Kadın Sorunlarını Uygulama ve Araştırma Merkezi desteği ile düzenledik.

Mezitli Belediyesi Kent Konseyi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışma grubunda yer aldık ve Mezitli Belediyesi’nin Kadın Üretici Pazarı’nda bir stant alarak üyelerimizin üretimlerinin pazarlanması için destek olup üyelerimizi teşvik çalışmalarında bulunduk. Ayrıca, Toroslar Belediyesi ile birlikte yapılan projelerde toplumsal cinsiyet ve kadın hakları ile ilgili çalışmalar da yaptık.

Derneğimiz çalışma alanı için özel günlerden olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çeşitli farkındalık çalışmaları yapıyoruz. 25 Kasım’da kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri davalarına giren Mersin genelindeki hakim ve savcılara, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanması için dilekçeler gönderdik. 25 Kasım ve 8 Mart ile ilgili olarak çeşitli iletişim çalışmaları yaptık ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde gelenekselleştirmeyi amaçladığımız Kadın ve Dans etkinliğinin ikincisini bu yıl düzenledik .

Bu çalışmalarımıza ek olarak çocuk istismarı, çocuk eğitimi, kadın sağlığı, kadınların çalışma hayatına katılımı ve mikrokredi alanlarında eğitim, farkındalık ve savunuculuk faaliyetleri de gerçekleştirdik.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesinin kapsamını ve bu projeye Mersin özelinde neden ihtiyaç duyduğunuzu anlatır mısınız?

Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için sığınma evleri açmak zorunda olmasına rağmen yasa ve sözleşmelerin dikkate alınmadığını r ve birçok belediyenin bu konuda gerekli adımları atmadığını gözlemliyoruz. Mevcut kadın ve çocuk sığınma evlerinin ise kapasiteleri ise yetersiz durumda ve bu konuda merkezi yaptırım da uygulanmıyor. Bu koşullar kadınların ulaşabilecekleri ve desteklenebilecekleri güvenilir merkezlerden mahrum kalmalarına neden oluyor.

Doç. Dr. Coşkun Taştan ve Araştırma Görevlisi Aslıhan Küçüker Yıldız’in Dünyada ve Türkiye’de Kadın Cinayetleri 2016-2017-2018 Verileri ve Analizler raporuna göre Türkiye’de işlenen kadın cinayetlerinin % 3’ü Mersin’de gerçekleşiyor ve Mersin kadın cinayetleri istatistiklerinde ilk 10 il içerisinde yer alıyor. Bu durum Mersin ilinde şiddete uğrayan kadın sayısının azımsanmayacak ölçüde olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, kadın danışma merkezi ve sığınma evlerinin kapasite ve sayılarının artırılması ve bu merkezlerde yeterli sayıda uzman istihdamının sağlanması gerekiyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak hayata geçireceğimiz proje ile kadın sığınma evleri ve danışma merkezlerinin mevcut durumunu ortaya koymanın yanı sıra yürüteceğimiz kampanya ve savunculuk çalışmaları ile hem bu ihtiyaçların giderilmesi hem de bu merkezlerin eksik olduğu yerlerde açılması için çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

COVID-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan önlemler herkesin evde kalmasını zorunlu hale getirdi. Birleşmiş Milletler’in 2019 yılında yayınladığı raporda ise kadına şiddet vakalarının en çok kadınların kendi evinde gerçekleştiği belirtiliyor. Avrupa’da ve Asya’da kadına şiddet vakalarının salgın döneminde arttığına dair veriler paylaşıldı. Türkiye’de yaşanan pandemi sürecini ve alınan önlemlerin etkisini kadınlar ve kadına yönelik şiddet açısından değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’de ilk korona virüs vakası 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. 4 Nisan itibariyle Türkiye’de 18.135 hasta ve 356 can kaybı mevcuttu. Vakaların zamanla artmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Fakat COVID-19 salgını sadece bir sağlık sorunu olarak ele alınmamalı; bu salgın aynı zamanda toplumsal, sosyal ve ekonomik boyutları olan büyük bir sorun. Son yıllarda ciddi artış gösteren kadına yönelik şiddet vakaları ve kadın cinayetlerini takip ediyoruz. COVID-19 sebebiyle evde kalmak durumunda olan kadınların, şiddet gördükleri erkekle aynı evi paylaşmak durumunda kalması ne kadar güvenli olabilir?

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), geçtiğimiz günlerde acil yardım hattına gelen kadına yönelik şiddet çağrılarının son üç aylık verilerini paylaştı. Türkiye’nin 53 ilinde gelen aramalarda, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet, komşu ihbarı, sığınma evleri başvurusu ve hukuki destek talebi gibi konular ön planda yer alıyor. Son üç aylık verilere göre, acil yardım hattına Mart ayında toplam 904 çağrı geldi. Yapılan bu çağrıların 578’i fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 80’i psikolojik şiddete maruz kalma vakası, 113’ü komşu ihbarı, 60’ı sığınma evi talebi, 48’i acil vaka, 25’i hukuki destek talebi oldu. Nisan ayında yapılan toplam 730 çağrının dağılımı ise 651 fiziksel şiddete maruz kalma vakası, 45 acil vaka ve 34 komşu ihbarı oldu. Mayıs ayında gelen 491 arama içinde; aile içi şiddetle ilgili kayıt açılan vaka sayısı 274, aile içi şiddetle ilgili başvuran kişi sayısı 182, komşu ihbar sayısı ise 35 olarak kayıt edildi. Basına yansıyan haberlere göre, 11 Mart’tan Mayıs ayının sonuna kadar öldürülen kadınların sayısı 50’yi geçti.

Kadın ve çocuklar için yeterli önlemler alınmazsa, şiddet, istismar ve kadın cinayetleri vakalarında artış yaşanmaya devam edecektir. Pandemi sebebiyle kadına yönelik şiddet alanında devam eden davaların takibi zorlaştı ve bu süreçleri takip eden sivil toplum kuruluşlarının baskısı da zayıfladı. Adli süreçlere kısıtlılık getirildiği için davaların devamlılığı sekteye uğradı.

Hayat eve sığar deniyor ama önlem alınmazsa kadınlar için o evler şiddet yuvası olmaya devam edecek çünkü biliyoruz ki kadınlar en çok evlerinde şiddete maruz kalıyor ve öldürülüyor. COVID-19 salgını kapsamında evde kalma tedbirlerinin alındığı bu dönemde, kadına yönelik şiddetle mücadele için öncelikle, var olan mekanizmaların, acil yardım hatları ve mobil destek uygulamalarının, sosyal medya ve basın yoluyla yaygınlaştırılması ve görünürlüğünün arttırılması gerekiyor. Şiddet tehlikesi altında olan kadınlar için alternatif çözümler de ortaya konulmalı. Şiddet uygulayan erkekler için uzaklaştırma kararları daha hızlı alınmalı ve etkin şekilde uygulanmalı. Ayrıca kadın sığınma evlerinin koşulları salgın açısından değerlendirilerek yeniden düzenlenmeli.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Çalışmalarımıza pandemi öncesindeki gibi olmasa dakısıtlı koşullarda devam ediyoruz. Dernek binamızı kapattık ama çevrimiçi haftalık toplantılarımız devam ediyor. Bazı eğitimlere pandemi süreci nedeniyle çevrimiçi katılım sağlıyoruz fakat dernek olarak bizim yürüttüğümüz oryantasyon eğitimi ve Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı gibi eğitimlerin devamlılığı aksadı. Bunun dışında, hukuki ve psikolojik destek için yapılan başvuruları gündemimizde tutuyoruz ve başvuran kadınları gerekli yerlere yönlendiriyoruz fakat fiziksel koşullarda kadınlarla irtibata geçemiyoruz.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Günebakan Kadın Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Pandemi sürecinin etkisi nedeniyle toplantılar ve eğitimler gibi çok sayıda katılımcının bir araya gelmesi gereken çalışmaları çevrimiçi olarak yapmaya devam edeceğiz. Yüz yüze görüşmemiz gereken kurumlarla ile ilişkilerimizi resmi yazışmalar, e-posta, telefon veya çevrimiçi görüşmeler ile sürdüreceğiz. Dernek adına katılım sağlanan komisyon ve yürütme toplantıları, haftalık toplantılar ve üye toplantılarına da çevrimiçi olarak devam edilecek. Şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği kurum ve kuruluşlara yönlendirme çalışmalarının sosyal medya aracılığıyla yapılması daha da sıklaştırılacak. Gelecek dönem için planladığımız çalışmaların hepsi çevrimiçi olarak devam ettirilecek ve derneğimizin çalışma alanlarında herhangi bir değişiklik olmayacak.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar Projesi için Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar projesini gerçekleştirecek. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ile bölgede yürüttükleri çalışmaları, kadınların ekoloji mücadelesindeki rolünü ve COVID-19 salgınının derneğe etkilerini konuştuk.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği hangi amaçlarla kuruldu ve bu amaçlar doğrultusunda bu zamana kadar ne tür çalışmalar gerçekleştirdi?

Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin değişik yerlerinde yaşayan yaşam savunucuları olarak, ülkemizin ve özellikle Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla, 2012 yılında Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği çatısı altında bir araya geldik. 2007-2012 döneminde aynı amaçla faaliyette bulunmuş olan Kazdağı Koruma Girişimi Grubu’nun devamı niteliğindeki Derneğimizin 450’nin üzerinde üyesi var. 2018 yılında Dernek Merkezimizi Küçükkuyu’dan Altınoluk’a taşıdık. Derneğimiz Ekoloji Birliği, Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif, Zehirsiz Sofralar Ağı, Körfez Dayanışma, Ulusal Çevre Hakkı Savunuculuğu Ağı, Madra İçin Elele, Kazdağları Dayanışması, Edremit Demokrasi Platformu ve Edremit Kent Konseyi üyesi.

Derneğimizin amaçları arasında Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması amacıyla her türlü flora ve faunasıyla ekolojik dengenin gözetilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi, ekolojik ürünlerin üretilmesi, işlenmesi ve pazarlanmasına destek olunması, yerel kültürel değerlerin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bölgede eko-agro turizmin desteklenmesi bulunuyor. Ayrıca, sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi ve doğanın bir rant ve paylaşım aracına dönüştürülmesinin engellenmesine yönelik çalışmalar yapıyoruz.

Kazdağı Bölgesinde ekosistemi tahrip edici çok sayıda altın vb. metalik madencilik, termik santral, rüzgar enerji santralleri, jeotermal enerji santralleri, taş ocakları gibi projeler bulunuyor. Söz konusu projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini takip ediyor, yerel ve ulusal kampanyalar düzenliyor, köy ziyaretleri ile yerel halkı bilgilendiriyoruz. Çanakkale ve Balıkesir’in çeşitli bölgelerinde yapılacak altın madeni, termik ve rüzgar enerji santralleri, derin deniz deşarjı projeleri, jeotermal alan ihaleleri, madeni rehabilitasyonu gibi süreçleri takip ederek savunuculuk çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bunun yanında Çanakkale, Ayvalık, Burhaniye; Bergama civarındaki diğer STK’ların mücadelelerine destek oluyor ve Türkiye genelindeki diğer doğa talan ve yıkım projelerinin iptal edilmesi için de mücadele ediyoruz.

Dernek olarak kültürel ve sosyal alanda da faaliyetler gerçekleştiriyoruz. En uzun gece olan 21 Aralık ve en uzun gün olan 21 Haziran tarihlerinde söyleşi, müzik, takas etkinlikleri içeren Gün Dönümü Şenlikleri düzenliyoruz. 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde söyleşi, panel, konser, atölyeler ile her yıl ayrı bir köyde, köylü kadınlarla birlikte etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca fotoğraf, resim sergileri, konserler, edebiyat söyleşileri, film gösterimleri, halk oyunları, halk müziği, sanat müziği, ritm, Yunan ve Latin dansları gibi kültürel, sanatsal çalışmalar ve atölyeler gerçekleştiriyoruz.

Yerel ve kırsal kalkınma çalışmalarımız da devam ediyor. Bölgenin ürünlerinin aracısız bir şekilde satışına destek olmak amacıyla Aracısız Doğal Ürün Ağları Çalıştayı’nı gerçekleştirdik ve madenlerden etkilenen köylere gidip potansiyel araştırması yaptık. Nusratlı Köyü’nde kadınlardan oluşan Doğal Ürün Satış Merkezi Projesine destek oluyoruz. Ayvacık Depreminde zarar gören köylerden birisi olan Kaşkaya Köyünde 2018 yılından beri çocuklara eğitim ve kültürel destek projesi yürütüyoruz. Bu yıl da Doyuran Köyü’nde çocuklara destek projesi yürütmeye başlıyoruz. Mehmet Alan Köyü’ndeki kadınların bilgi ve el becerilerinin geliştirilmesi ve ekonomik ve sosyal yaşamlarına katkıda bulunmak amacıyla destek projesi yürütüyoruz.

Her yıl belirlenen bir tema ile doğada Kazdağı Ekofestival düzenliyoruz. Festival 4 gün sürüyor. Spor, atölyeler, paneller, konferanslar, söyleşiler ve konserler gibi etkinlikler gerçekleştiriliyor. Konaklama çadırlarda yapılıyor. Her yaştan çocuklar, gençler ve yetişkinler katılabiliyor. 2014 yılında başlayan festivalde sırasıyla, su, ağaç, toprak, enerji ve gıda temalarını işledik. Bu yıl altıncısı düzenlenecek Ekofest’te konu “hava” olacak.

Dernek çalışmalarımız arasında düzenli olarak her çarşamba günü geri dönüşüm, yeniden kullanım, tamir kurallarını gözeten eko hobi atölyeleri düzenlemek ve her ay doğal temizlik, doğal bakım ürünleri, doğal gıdalarla ilgili ekolojik yaşam atölyeleri ve söyleşiler var. Ayrıca her ay İkinci El ve Yerel Ürün Pazarı ve Kazdağı Sofrası düzenliyoruz. Tarım Fuarları ve tohum takas etkinliklerine katılıyoruz.

Mevzuat takibi ve yasal alanda savunuculuk çalışmalarımız devam ediyor. Maden Yasası, Çevre Kanunu, Zeytin Kanunu, Tohum Kanunu gibi yasal mevzuatları, yasa ve yönetmelik değişikliklerini takip ediyor; imza kampanyaları ve basın açıklamaları gerçekleştiriyoruz. Bu konularda hukuki süreçlere başvuruyor ve davalar açıyoruz. Zeytin Yasası Değişikliğine karşı kampanya, Maden Alanlarının Taşınması Yönetmeliğine karşı dava ve Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliğine karşı dava başlattığımız hukuki süreçlere örnek verilebilir. Bugüne kadar ÇED kararları, yönetmelikler ve idari kararlarla ilgili 18 adet dava açtık. Davaların bazıları tek başına bazıları da diğer kuruluşlar ve kişilerle ortak davalar. Davaların 7’sini kazandık, biri reddedildi, bir dava düştü, 9 davamız ise hala devam ediyor.

Son yıllarda ekoloji ve çevre hareketinin ön saflarında kadınları daha çok görüyoruz. Alandaki tecrübenizden yola çıkarak çevre hareketinde kadınların rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz? Çalışmalarınızı gerçekleştirdiğiniz bölgelerdeki deneyimlerinizden bahseder misiniz?

Kalkınma ve gelişme adı altında bir yandan doğal kaynaklarımız sömürülüyor, diğer yandan da yaşama hakkımız elimizden alıyor. Havamız, suyumuz, toprağımız kirleniyor. Bu durum da en çok kadınlar ve çocukları etkiliyor. Kadınlar bir yandan eşitlik ve özgürlük mücadelesi verirken diğer yandan da doğayı koruma mücadelesi veriyor. Hem dünyada hem de ülkemizde doğa koruma mücadelelerine bakarsak en ön saflarda kadınların olduğunu görüyoruz. Bu mücadele de kadınların özgürleşmesine katkıda bulunuyor. Kadının doğa koruma mücadelesinde ön safhalarda yer almasının nedenleri kadınların doğa ile kurduğu daha barışçıl ve saygılı ilişki, sebat etme yetenekleri, cesur oluşları ve yaratıcılıkları.

Kadınların doğurganlığı ve çocuklarına kendi vücutlarından besin sağlayabilmeleri kadınları daha dengeli ve olgun bir hale getiriyor. Kadın evin geçimi için dışarıda çalışsa bile tüm ev işlerinin yönetimini de üstleniyor. Bu durum kadının aynı anda birçok şeyi düşünme, planlama ve uygulama yetisini geliştiriyor. Aynı zamanda, gelişmiş duyarlılıklarından dolayı kadınlar, varsa ev dışı işleriyle birlikte, ev içinde çocukların, hastaların, yaşlıların bakımı, yemek, temizlik gibi tüm işlerle yakından ilgilenerek, bu süreçte çıkan sorunlara pratik çözümler getirmeye alışkın oluyorlar. Bu özelliklerin kadınlar için bir güç kaynağı oluşturduğunu düşünüyoruz. Kadın doğaya, toprağa, tohuma, üretime erkeklerden daha yakın.

Doğaya dair geliştirilecek politikalarda, doğaya daha yakın olan ve doğayla daha barışçıl bir ilişki kurmuş kadının sözünün dinlenmesi ve kadının öncü bir rol üstlenmesi gerekir. Doğanın kıymetini en iyi kadınlar biliyor ve bu nedenle de doğayı yine kadınlar kurtaracağına inanıyoruz.

Çalışma gerçekleştirdiğimiz yerlerde kadınlar her zaman daha öndeler. Kazdağı’nın ulaşabildiğimiz tüm köylerinde kadınlar mücadeleye daha çok sahip çıktılar ve öne geçtiler. Şirketlerin sosyal rüşvetlerine boyun eğmediler. Güvenlik kuvvetleri karşısında da daha direngen durdular. Mitinglerde konuşmalar yaptılar. Kadınlar bu süreçte bir yandan da sosyalleşti ve güçlendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Güneş Kadınlar projesinin amaçlarından ve proje kapsamında yapılacak çalışmalardan bahseder misiniz?

Bölgemizdeki ekolojik yıkımlar tarım ve turizm gibi temel istihdam alanlarını tehdit etmenin yanı sıra kadın işsizliğini de pekiştiriyor. Mevcut toplumsal normlar ile belli iş kalıplarına sıkıştırılan kadınların kendi potansiyel kapasitelerini keşfetmeleri ise kısıtlı şekilde gerçekleşebiliyor.

Bu temel sebeplerle hayata geçirmek istediğimiz Güneş Kadınlar projesi; Kazdağları ve yöresindeki genç kadınların yenilenebilir enerji kooperatifi kurmasını, güneş enerjisi modelleri üzerinde iş üretmeleri ile birlikte geleneksel meslek kalıplarını yıkmalarını, kapasitelerini artırmalarını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model bir yapı geliştirmelerini amaçlıyor. Kalıplara sıkışmamış kadınların, bu süreçte hem kendi potansiyellerini keşfetmelerini hem de birlikte çalışarak temiz enerjinin bölge içindeki potansiyelini artırmalarını diliyoruz.

Proje kapsamında seçilen kadınlarla beraber 1 yıllık süre boyunca ekip olma, birlikte iş üretme, kooperatifçilik, yenilenebilir enerji ve iklim değişikliği, güneş enerjisi sistemleri üzerine atölye çalışmaları yürütmeyi planlıyoruz.

COVID-19 salgını hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep oldu. Bu durum mevcut çalışmalarınızı ve yürüttüğünüz programları nasıl etkiledi? Bu dönemde çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

COVID-19 salgını başladığında derneğimizin merkezini fiziksel olarak kapattık. Yüz yüze yapmakta olduğumuz tüm faaliyetlerimizi durdurduk. Mayıs ayında yapmamız gereken genel kurulumuzu erteledik. Ancak faaliyetlerimize ara vermedik. Tüm çalışmalarımızı evlerden gerçekleştirmeye başladık. Zoom programı satın aldık ve yönetim kurulu toplantılarımızı sanal ortamdan yapmaya başladık. Halk müziği, ritim, pilates gibi bazı kurslarımıza da dijital platformlar üzerinden devam ettik. Radyo ve televizyon kanalları ile röportajlarımıza devam ettik. Farklı dijital platformlar üzerinden panellerde konuşmacı olduk. Aidat toplama yöntemlerimizi kolaylaştırmak için Fonzip aboneliği satın alıp altyapımızı kurmaya başladık.

İlk alan eylemimizi 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Altınoluk Antandros Parkı’nda gerçekleştirdik. Maskelerle ve fiziksel mesafeyi koruyarak basın açıklaması, müzik dinletisi ve bir söyleşi gerçekleştirdik. Ayrıca Ekoloji Birliği’nin sanal ortamda gerçekleştirdiği 5 Haziran Çevre Mitingi’ne Zoom ile katıldık ve konuşma yaptık.

COVID-19 kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak bundan sonraki süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Bu durumdan hareketle, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Bundan sonraki süreçte hükümet tarafından merkezi olarak alınan kararları da takip ederek mevcut duruma uyum sağlayarak çalışmalarımıza yön vereceğiz. Maske, hijyen, fiziksel mesafe gibi kuralları gözeterek derneğimizi yüz yüze etkinliklere açacağız. Gerekli önlemleri alarak ağustos ayında genel kurulumuzu yapacağız. Sanal ortamlarda toplantı ve panel gibi etkinlikler yapmanın avantajlarını da yaşadık. Oldukça verimli sonuçlar aldık. Yüz yüze buluşmalar ve etkinlikler yapsak da bu süreçte öğrendiğimiz yöntemleri kullanmaya devam edeceğiz. 2020’nin geri kalan döneminde projelerimize devam edeceğiz. Güneş Kadınlar projemize başlayacağız. Her zaman yaptığımız doğa koruma etkinliklerimize, ÇED süreci takiplerine alanda ve hukuki yollarla mücadeleye devam edeceğiz. Atölyelerimiz, kurslarımız ve gösterimlerimiz de sürecek.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenen STK’lar Çalışmalarına Başlıyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi başladı.

Fonun bu döneminde; Balıkesir’de faaliyet gösteren Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin Güneş Kadınlar projesine ve Mersin’de çalışmalarını yürüten Günebakan Kadın Derneği’nin Yasalar Uygulansın, Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesine toplam 148.250 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi, desteklediğimiz STK’lar ve fon kapsamındaki çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu döneminde 2 STK’ya toplam 148.250 TL hibe desteği sağlayacağız. Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve projelerine ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Günebakan Kadın Derneği: Kadınların toplumda eşit hak, sorumluluk ve katılımlarla yer almasını amaçlayan ve Mersin’de faaliyet gösteren dernek; kadının insan hakları, kadınların çalışma hayatına katılımı, kadın sağlığı, aile içi şiddet, toplumsal ve yerel yönetim mekanizmalarına katılım ile yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında çalışmalar gerçekleştiriyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla 73.250 TL hibe desteği sağladığımız Günebakan Kadın Derneği, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesiyle Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçe belediyeleri ile yapacağı görüşmeler doğrultusunda kadın danışma merkezleri ile kadın sığınma ev veya evlerinin mevcut durumlarını tespit etmek ve belirlenen eksikliklerin giderilmesi için bölgede faaliyet gösteren diğer kadın STK’larıyla birlikte kamuoyu oluşturulmak amacıyla çalışmalar yapacak. Bu çerçevede, Mersin Büyükşehir Belediyesi, 4 ilçe belediyesi ve STK temsilcileri ile yapılacak çalıştay sonucunda tasarlanacak kampanya ile Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evindeki fiziki altyapının geliştirilmesi ve uzman personel eksikliğinin giderilmesi, ayrıca Kadın Danışma Merkezi ve Kadın Sığınma Evi olmayan ilçelerde bu kurumların açılması için gündem yaratılması hedefleniyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği: Kazdağı yöresinde ve Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşayan çevre aktivistleri tarafından Kazdağı ve çevresinin doğal ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla kurulan dernek çeşitli projeler ve savunuculuk faaliyetleri gerçekleştirerek Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunmasını amaçlıyor. Ekolojik ürünler ve temiz enerji üretimine destek olmak; sanayileşme, madencilik, şehirleşme ve benzeri nedenlerle doğal ortamda oluşan ve oluşacak her türlü hasar ve kirliliğinin önlenmesi de derneğin hedefleri arasında yer alıyor. Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile 75.000 TL hibe desteği sağladığımız Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, bu hibeyle Güneş Kadınlar projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Edremit Körfezi Bölgesinde yaşayan ve istihdam olanaklarını değerlendirmek isteyen 20 kadın ile güneş enerjisi modelleri ile üretim yapmaları ve yenilenebilir enerji kooperatifi kurmalarına destek olmak amacıyla için çeşitli çalışmalar yapılacak. Bu sayede, geleneksel meslek kalıplarını yıkarak, kapasitelerini artırmaları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model olabilecek bir model geliştirmelerine katkı sağlanacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi için başvurular sona erdi. Fona ilgi gösteren tüm STK’lara teşekkür ederiz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’na 8 şehirden 28 sivil toplum kuruluşu başvuru yaptı. Başvuru sahibi kuruluşların 25’ü dernek, 3’ü vakıf oldu. Fondan talep edilen toplam hibe tutarı 2.249.950 TL; STK başına talep edilen ortalama hibe miktarı ise 86.596 TL oldu. 20 STK projeleri için başvuru yaparken, başvuruların 8’i kurumsal gelişimin desteklenmesi için yapıldı.

Başvurular ile ilgili değerlendirme sürecimiz başladı. Sonuçlar hakkında bilgilendirmeleri ilerleyen dönemde internet sitemiz ve sosyal medya hesaplarımız üzerinden paylaşacağız.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 dönemi başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının:
– Sistematik bir değişim için tasarlanmış, uygulandığında bir model oluşturma vizyonuna sahip yenilikçi pilot proje fikirlerine,
– Alanda çalışan bir STK’nın kurumsal faaliyetlerini ve/veya gelişimini desteklemeye yönelik çalışmalara ve
– Kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlere hibe desteği sağlanacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 240.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 80.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilir:
– En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
– 2019 gelirleri en az 30.000 TL en fazla 1.500.000 TL olan,
– Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen,
– Geçmiş dönemde toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmekle ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar.

Fona başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 16 Mart 2020 günü saat 10:00’a kadar eksiksiz olarak doldurmaları gerekir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2020 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu Kapsamında Desteklenen Projesini Anlattı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

2019 yılında ilk kez açtığımız Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği ile platformun çalışmalarını, 6284 sayılı Kanunun kadın hakları açısından önemini ve desteklenen projelerini konuştuk.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurulma süreci, Türkiye’de yakın zamanda çok büyük bir toplumsal tepkiye sebep olan Münevver Karabulut cinayeti ile başlıyor. Bize Platformun bileşenlerinden ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Platform, öldürülen kadınların aileleri ve şiddete maruz bırakılan kadınlar tarafından kuruldu ve çalışmalarımıza bu şekilde devam ediyoruz. Yüzlerce kadın cinayeti, fiziksel-cinsel şiddet, tehdit, hakaret ve çocuk istismarı davası takip ettik ve takip etmeye de devam ediyoruz. Her ay ve her yıl kadın cinayeti gerçeklerinin raporunu kamuoyu ile paylaşıyoruz. Mücadelemize dair kararları, aramıza katılmak isteyen tüm kadınlarla birlikte düzenli toplantılarla alıyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması için eylemler ve eğitimler düzenliyoruz. Kadınları bu mücadeleye katmak ve çözümü gösterebilmek için stantlar açıyor, broşürler dağıtıyoruz. Acil durumlarda kadınların ulaşabileceği destek hattımızla kadınları ihtiyaç duydukları destek konusunda uygun şekilde yönlendiriyor, işlemeyen mekanizmaların harekete geçmesini sağlıyoruz.

Platform olarak Türkiye’deki kadın cinayeti verilerini derleyerek her ay kamuoyu ile paylaşıyorsunuz. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin paylaşımı ve kamuoyunun konuyla ilgili düzenli şekilde bilgilendirilmesinin bu alandaki mücadeleye nasıl bir katkısı oluyor?

Verilerin hazırlanması kadın cinayeti gerçeğinin açığa çıkarılması açısından önemlidir. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi sorunun tespiti ve alınan ya da alınmayan önlemlerin etkisinin ölçülmesi için verilerin tutulması şarttır. Örneğin bizim açıkladığımız kadın cinayeti raporu, 2011 yılının kadın cinayetlerinin en az gerçekleştiği yıl olduğunu gösteriyor. Bu bilgi kadın cinayetlerini durdurmak için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlamamız için önemli bir veri sağlıyor. 2011 yılında ne olmuş diye baktığımızda İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı, 6284 sayılı Kanunun gündeme geldiği yıl olduğunu görüyoruz. Bu da bizi İstanbul Sözleşmesi ve sayılı kanunun uygulanması için bir mücadele vermeye götürüyor.

Kadın cinayetleri sizin ve pek çok kadın hareketi bileşenin de etkisiyle giderek daha görünür hale geliyor, toplumsal bir tepki ve kamuoyu yaratılıyor. Buna rağmen, gerçekleşen şiddet vakalarında azalma gözlemlenmiyor. Kadın cinayetlerini önlemek için ne gibi toplumsal mekanizmalara ihtiyacımız var?

Öncelikle kadın-erkek eşitliğini esas alan önleyici politikalara ihtiyaç var. Yetkililerin açıklamaları, bakanlıkların uygulamaları, yetkili mekanizmaların şiddeti durdurmaya yönelik irade geliştirmesi ve birbiri arasındaki koordinasyonu bu önleyici politikaları kapsar.

Önleyici politikalar tek başına yeterli değildir. Devam eden şiddete karşın tehlike altında olan kadınlar korunmalıdır. Bu da 6284 sayılı Kanun ile mümkündür. 6284 sayılı Kanun etkin bir şekilde uygulanırsa şiddet açığa çıkmadan ya da düzeyi ilerlemeden durdurulabilir.

Eğer şiddet açığa çıktıysa adaletin sağlanması gerekir. Bu süreç kadınların daha fazla örselenmesinin önüne geçerek işletilmelidir. Adalete olan inancın zayıf olmasına rağmen şiddete maruz bırakılan kadınların şikayetçi olma oranının da yükseldiğini görüyoruz. Adalet mekanizması da adil yargılamalar yaparak adaleti sağlamak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi’nde de belirtildiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak açısından şiddeti normalleştiren ceza indirimlerinin uygulanmaması gerekir. Adaletin sağlanması, sadece kadınların örselenmemesi için değil caydırıcı olacağı için de önemlidir.

Tüm bunlarla beraber sosyal, ekonomik ve siyasi olarak kadınların güçlendirilmesi gerekir. Örneğin 11 milyon kadının iş gücü dahi sayılmadığı, işsizliğin yüksek olduğu Türkiye’de kadınların haklarına sahip çıkma imkanı azalıyor. Ancak sosyal, ekonomik ve siyasi anlamda güçlü olan bir kadının şiddet tehlikesiyle başa çıkması çok daha kolaydır.

Tüm bu mekanizmalar İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanmıştır ve 6284 sayılı Kanunda önemli ölçüde çözümü vardır. Bu nedenle çoğu mekanizmanın işlememesi kadın cinayetlerini körüklüyor. Bütünlüklü olarak bu süreçler işletilirse kadın cinayetlerini durdurabiliriz.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kadınlara ne tür haklar sağlıyor? Alandaki deneyimlerinizden yola çıkarak Kanunun uygulamasına dair mevcut durumu değerlendirebilir misiniz?

6284 sayılı Kanun sadece aile içinde değil, bir kadının tanıdığı ya da tanımadığı bir erkeğin şiddet eylemine ya da olası şiddet tehlikesine karşı koruma sağlıyor. Kanunda, uzaklaştırma kararı, kadının çocuklarıyla berber şiddet kaynağından uzak barınma imkanı, iş yeri değişikliği, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi, adres bilgilerinin gizliliği, elektronik kelepçe uygulaması, yüz değiştirme, maddi destek, çocukların geçici velayeti gibi pek çok koruma ve tedbir maddesi yer alıyor. Tüm kararlar bakanlıkların ve uygulayıcıların koordinasyonu ile gerçekleşmesi gerekiyor ama bu şu an yapılmıyor.

Bir kadın uzaklaştırma kararı aldırdığında bu çoğu zaman kağıt üstünde kalıyor, kadının güvende olup olmadığının takibi yapılmıyor, ya da ihlal durumunda zorlama hapsi için emniyet harekete geçmiyor. Yasada dava görülmeksizin zorlama hapsi uygulanması gerekirken şu an fiili olarak dava açılıyor. Geri kalan koruma ve tedbir kararları ise çok zor çıkıyor. Basından gördüğümüz kadarıyla yüz değiştirme ameliyatı talebi için ise bakanlık bütçelerinin yetersiz olduğu söyleniyor. Elektronik kelepçenin de yetersiz sayıda olduğu belirtiliyor. Kadınlara iş imkanı ve maddi yardım çok zor sağlanıyor. Ya reddediliyor ya da bu karar çıkana kadar uzun süreler geçiyor. Kadınların ne düzey tehlikede olduğunu anlayarak ona uygun koruma kararı verilmesi gerekirken çoğu zaman sadece uzaklaştırma kararı veriliyor. Eskiye göre gelişme olsa da kadınların şikayetlerinin emniyet tarafından işlenmediği de oluyor. İş yeri değişikliği talebi olduğunda kurumlar arası koordinasyonsuzluk sebebiyle talep ya reddediliyor ya da kararın çıkması uzun süre alıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Vakfımızın 2019 yılında ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’ndan hibe desteği alan kuruluşlar arasında yer alıyor. Fon kapsamında desteklenen “Kadınların Can Simidi: 6284 Sayılı Kanun” projesinden bahseder misiniz? Bu proje ile ne tür çalışmalar gerçekleştireceksiniz?

Yukarıdaki soruların cevabından anlaşılacağı üzere İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadınlar için hayati öneme sahiptir. 6284 sayılı Kanunun uygulanması kadına yönelik şiddetin ilk anda önüne geçmek için önemli bir basamaktır. Bu nedenle ‘can simididir’ 6284 sayılı Kanunun uygulanması için önce toplumun farklı kesimlerinin kadınların haklarını bilmesi ve etrafındaki kadınlara güç vermesi gerekir. Bu nedenle, kadınların bulunduğu çevrede en kolay ulaşabilecekleri yerel yönetimleri projedeki odak noktamız olarak seçtik. Beş ilin iki ilçesinde hem belediye çalışanlarına hem de muhtarlara İstanbul Sözleşmesi kapsamında 6284 sayılı Kanunun eğitimlerini veriyoruz. Aynı zamanda o bölgedeki kadınlara yönelik olarak da eğitimler düzenliyoruz. Bu eğitimler, hem 6284 sayılı Kanun çerçevesinde kadınların var olan haklarının neler olduğunun eğitime katılanlar açısından bilinmesini sağlıyor hem de katılanların çevrelerini etkilemesini sağlıyor. Aynı zamanda sadece kişisel etkiler değil belediyelerin kadına yönelik şiddete karşı da harekete geçmesini sağlıyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2019 Döneminde Desteklenen Projeler Devam Ediyor

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu çalışmalarının odağında toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek olan kuruluşların yenilikçi proje fikirlerini, kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlerini ve kurumsal gelişimlerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla ilk kez 2019 yılında hayata geçirdik.

Türkiye’nin çeşitli illerinde faaliyet gösteren STK’lardan 34 başvuru aldığımız fon kapsamında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı ve Uçan Süpürge Vakfı’na toplam 200.275 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Fonu’nun 2019 döneminde hibe verdiğimiz STK’lar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili hazırladığımız rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Uçan Süpürge Vakfı ile sağladığımız kurumsal destek hibesini konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı kadın hareketi içindeki köklü örgütlenmelerden biri. Özellikle bugüne kadar hayata geçirdikleri film festivali ile önemli bir geleneğin de devamını sağlıyorlar. 2019’un sonbaharında ilan ettiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği hibe programı kapsamında desteklemeye başladığımız Vakıf ile çalışmalarını konuştuk:

Sivil Toplum için Destek Vakfı: Uçan Süpürge, toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarına uzun süredir devam ediyor. Çalışmalarına 1996 yılında kar amacı gütmeyen bir şirket olarak başlayan ve 2017 yılında vakıflaşan Uçan Süpürge’nin faaliyet alanları ve çalışmalarından bahseder misiniz?
Uçan Süpürge 13 Kasım 1996’da kar amaçı gütmeyen bir şirket olarak hayatına başladı. 2009 yılında dernek statüsü kazandı. 2017 yılında Uçan Süpürge Vakfı kuruldu. Vakıf kurucuları Halime Güner, Sündüz Haşar, Sevinç Ünal, Elif Topkaya Sevinç ve Ayşe Ürün Güner. 22 sene önce bu yolculuğa kadınların ve kadın örgütlerinin birikimlerine olan inancımızla başlamıştık. Bugün Uçan Süpürge Vakfı olarak devam ediyor, şirket ve dernek olarak çalıştığımız yılların deneyim ve birikimleri üzerinde yükseliyoruz.

90’larda kadın örgütlerinin kurumsallaşması bir ihtiyaçtı ve kadın hareketinin örgütlenmesi kadınlardan gelen talep üzerine gerçekleşti. Bugün yine zor zamanlardan geçiyoruz. Kadın cinayetlerini, kadına ve çocuğa karşı cinsel tacizi, şiddeti, hak savunucularına karşı yapılan haksızlıkları yaşamaya devam ediyor, çalışma yaşamından eğitime kadar kadınların kazanılmış haklarında geri adımların atıldığını görüyoruz. Bu yüzden tekrar bir araya gelmemiz, eylemlerimizi hatırlamamız gerekiyor. Kadınların güçlendiği, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayatın her alanında sağlandığı, herkes için adil bir dünyaya kavuşmak üzere değişim yaratmalıyız. Bunun için de başından beri yaptığımız gibi kadın örgütleri arasında etkileşimi ve iletişimi artırmak, yerel, ulusal ve uluslararası çalışmalara yön vermek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği alanında farkındalık oluşturmak istiyoruz.

Uçan Süpürge bugüne kadar kadın örgütlenmesinde pek çok ilke imza attı. 1997’de daha Türkiye’deki kadın örgütleri arasında etkileşim çok zayıfken Bölge Toplantılarını başlatarak bu etkileşimin artmasına, ilişkilerin ve dayanışmanın güçlenmesine ortam yarattı. Kadın örgütlerinin kendi aralarındaki iletişimini sadece il il gezerek ve onları ziyaret ederek değil aynı zamanda bunu bir yayına çevirerek de destekledi. Uçan Haber Dergisini çıkarmak, yerel ve ulusal olmak üzere radyo programları yapmak, Kedi Dili ve Masalın Eksik Yüzü adında televizyon programı ve TRT’de yer alan birkaç programa danışmanlık yapmak, Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Uçan Süpürgenin sürekli güncellenen web sayfası kadın örgütleri arasındaki iletişimleri güçlendirmek adına yaptığı çalışmalardı. Bunların yanı sıra kapsamlı bir araştırma sonucu Türkiye Kadın Örgütleri Rehberi’ni hazırlayarak sivil toplumun kullanımına sundu.

Kamu ile kadın sivil toplum kuruluşları arasındaki diyalogları artırmak için ‘İlk Adım’ projesini başlattı. Kadın Örgütleri, illerdeki üniversite kadın çalışmaları bölümleri ve yerel yönetimlere ortak çalışma ortamları yaratan ‘Patikalardan Yollara’ projesi ile illeri dolaştı. Demokrasideki Kadın İzlerini Meclise taşıdı. Mecliste CEDAW şampiyonlarını seçti ve onlarla birlikte çalıştı.

3 kez ulusal kadın sivil toplum kuruluşları toplantısı organizasyonunu yaptı. Bunlar 2000 yılı Pekin+5 toplantısı; 149 kadın örgütü temsilcisi, 2003 yılı 2. Ulusal STK toplantısı; 81 ilden katılan 453 kadın örgütü temsilcisi, 2013 yılı 3. Ulusal STK toplantısı; 81 ilden katılan 600 kadın örgütü temsilcisi ile yapılan toplantılardı.

‘Benim Madam Curiem’ projesiyle çocukların geleceğe hazırlanırken özellikle meslek planlamalarında ufuklarının açılmasını ve kadınlara atfedilen kalıplaşmış meslekler konusunda yerleşik algının kırılmasını hedefledik. 2003 yılından itibaren Uçan Süpürge çocuk gelinler, erken yaşta ve zorla evlilikler konusunu devletin gündemine ve kadın örgütlerinin çalışma alanına taşıdı. ‘Çocukgelinlerehayır’ ulusal platformunu kurdu. Nijer, Nijerya, Hindistan, Bangladeş gibi ülkelerle beraber Avrupa’nın birçok ülkesinde bu alanda çalışmaları yerinde gördü ve deneyim biriktirdi. KEFEK’te (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu) erken yaşta ve zorla evlilikler alt komisyonu kurulması konusunda çalışmaları oldu.

Türkiye’de bir ilk olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali; kadın yönetmenlerin çektikleri filmleri gösteren bir festival olarak her yıl dünya çapında kadın yönetmenleri, oyuncuları davet ederek Türkiye’de Kadın Yönetmen ve Yapımcılar Buluşmalarını gerçekleştirmiştir ve bu sayede bu sektörde kadınlar arasında bir iletişim ağı kurmaya, iletişimde iş birliklerini güçlendirmeye ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitimler vermeye devam etmektedir.

Uçan Süpürge son yıllarda kadın örgütlenmelerindeki yaşanan moralsizlik nedeniyle yeni ortamı iyi okuyabilmek için 2018 yılında 56 kadın örgütü ile eylem ve strateji planları ile ilgili çalışmalarını başlatmıştır. Buradan aldığı güçle Uçan Süpürge 21. Uluslararası Kadın Filmleri Festivalini kendi gücüyle tamamlayıp, vakfını kendi gücüyle kurmuştur.

Vakıf kurulduğundan beri yaptığımız çalışmalardan da kısaca söz etmek gerekirse;

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mezunları Derneği ve Uçan Süpürge Vakfı İş birliği ile Düzenlenen Söyleşiler; 2018 yılı Kasım ayında başlayan söyleşiler dizisinde ODTÜ Mezunları Derneği iş birliği ve Ayşe Füsun Gönül Moderatötlüğünde Vişnelik’te düzenlenen söyleşilerde kasım ayında Funda Şenol Cantek ile ‘Yerel Seçimler Yaklaşırken Kadınların Talepleri, aralık ayında Eser Köker ile ‘Seçim Propagandalarında Olmayanlar’ı ve ocak ayında ise Özlem Akarsu Çelik ile ‘Alternatif Medya ve Yerel Seçimler’i konuşulmuştur. Söyleşiler önümüzdeki aylarda da devam edecektir.

Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği destekleri ile 17-18 Kasım 2018 tarihinde Ankara’da Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadele Acil İl Eylem Planlarını STK’ların gündemine taşımak amacıyla; erken yaşta ve zorla evliliklerin yoğun olduğu ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın pilot il seçtiği Muş, Kilis, Bitlis, Niğde, Kars, Siirt, Kahramanmaraş, Gaziantep, Van, Yozgat, Hatay, Aksaray, Iğdır, Nevşehir, Şanlıurfa, Şırnak, Mardin ve Diyarbakır illerinden kadın kuruluşları ve baro kadın hakları temsilcileri ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından uzmanların katılımıyla atölye çalışmaları gerçekleştirildi.

UNCHR ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ortaklığında gerçekleştirilen Cinsel ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ile Mücadele Etmek için Sektörler Arası Köprüler Kurmak Projesi kapsamında Uçan Süpürge tarafından mülteci ve göçmen anne, baba ve çocuklara erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele etmek amacıyla eğitimler verilmiştir. Eğitimlerde erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadelenin yanı sıra kadına yönelik şiddetle mücadelede başvurulacak mekanizmalar da anlatıldı.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftasında Flört Şiddeti ve Erken Yaşta Evlilik Üzerine Toplantılar: Başkent Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Küçük Ağaç Psikolojik Danışma Merkezi’nde üniversite öğrencileriyle buluşup flört şiddeti ve kadına yönelik şiddetin en ağır biçimlerinden biri olan erken yaşta ve zorla evlilikler hakkında sunum ve söyleşi yapılmıştır.

22. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ise geçtiğimiz günlerde sonlanmıştır yakın zamanda ayrıntılı bir festival raporu yayınlanacaktır.

Uçan Süpürge Vakfı olarak yerelde faaliyet gösteren kadın örgütlerinin birbirleriyle bilgi ve tecrübe paylaşarak örgütlenmelerine destek veren çalışmalar da yürütüyorsunuz. Bu yaklaşımınızın Türkiye’de kadın örgütlerinin güçlenmesi ve kadın örgütleri arasındaki dayanışmanın artması açısından katkısını değerlendirir misiniz?
Son 5-6 yıldır Kadın STK arasında motivasyon düşüklüğü, kapatılan dernekler, GoNGO örgütlenmelerinin arttığı, korkuların yayıldığı, örgütlerin arasında iletişim eksikliğinin yaşandığı böyle bir dönemde vakıf olarak ilk yaptığımız 56 kadın örgütüyle tüm bu konularla ilgili bir toplantı yapmaktı. Bu toplantı sonunda, bu tür toplantıların devamlılığının özellikle de yerelde bölgesel olarak devam etmesinin, kadın örgütlenmelerinde yeniden ihtiyaç analizlerinin birlikte konuşulmasının önemli olduğunun altının çizildiğini belirtmek gerekir.

Bunlar Uçan Süpürge’den beklentiler olarak görüldü ve bundan sonrası için vakfın yol haritasını oluşturacak başlıklar haline geldi. Ayrıca 2018 yılı faaliyetimiz olan “Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadelede STK’larla İşbirliğinin Arttırılması Atölyesi” kapsamında bakanlığın il eylem planları kapsamında belirlediği 22 pilot ilden gelen STK temsicileriyle konuya dair 2 gün boyunca atölye çalışmaları yapıldı. (Rapor)

Uçan Süpürge’nin bunca biriktirilmiş tarihi ve tecrübesini paylaşmaya hazır olduğunu görüyoruz ve bunların kadın örgütlerinin güçlenmesinde katkısı çok olacaktır.

Mayıs 2019’da 22.’si gerçekleştirilen ve Vakfın önde gelen çalışmalarından biri olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin amacından ve festival kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerden bahseder misiniz?
Bu sene 22.’sini düzenlediğimiz festivalimizle bir kez daha sinamadaki kadın emeğini görünür kılmak için çalıştık. 1721 film başvurusu ile tarihimizde bir rekor kırdık ve dünyanın dört bir yanında kadın yönetmenlerin filmlerini Ankaralı sinema seyircisiyle buluşturduk. Bunun yanında paneller ve atölye çalışmalarımızla sanat severlere sinema adına verimli bir hafta geçirmelerini sağladık.

Dünyada bir ilki gerçekleştirerek bizim gibi sadece kadın filmleri gösteren dünyanın dört bir yanından festivalleri Ankara’da buluşturduk. Festivalimiz boyunca Ankara’da ağırladığımız festival temsilcileri ile yapılan toplantılarda kadın festivali yapmak üzerine tecrübelerimizi paylaştık.

Festivalimize dair görseller için internet sayfamızı sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bu seneki festivalimizle ilgili videolarımızı ilgili linklerde bulabilirsiniz:
– https://mail.google.com/mail/u/0/#inbox/FMfcgxwChJbtfJVVzZfTHvNsnVGHMFlc?compose=GTvVlcRzBlMKKfnkzwkLxCKTCLQBsggKmXLZzVWfqMzPwWCDdZQwkWknJJQjDfqnHPmNZJGBQZvKr
– https://www.youtube.com/watch?v=6ZGdQE–dno
– https://www.youtube.com/watch?v=ERh8xCVCKwc
– https://www.youtube.com/watch?v=I_15yAUNmVo

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında Turkey Mozaik Foundation’dan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyaçlarınızı karşılamak için kullanacaksınız? Bu hibe desteğin çalışmalarınıza nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Uçan Süpürge Türkiye’nin en uzun soluklu sivil toplum kuruluşlarından biri olmakla beraber 2017’den itibaren farklı bir kurumsal yapıda faaliyetlerine devam etmektedir. 2017 yılından beri faaliyetlerini 5 kurucu üye ve gönüllü çalışma arkadaşlarının maddi ve manevi katkıları ile yürütmektedir. Gönüllü çalışmanın sivil toplumun ayrılmaz bir parçası olmasının yanında ulusal ve uluslararası etkinliğimiz arttırmak için kalıcı sürdürülebilir bir kurumsal kapasite oluşturmanın öneminin farkında olarak özellikle gönüllü arkadaşlarımızın emeğini kalıcı yol arkadaşlığına dönüştürebilmek için aldığımız hibe desteğini personel giderleri, gönüllü giderleri ve de hesap verilebilirlik açısından muhasebe ve denetim için sağlanacak dış destekler için kullanacağız.  Bu anlamda sizlerden aldığımız desteği çok önemsiyoruz. Bu destek bizim söz konusu giderler için ayıracağımız kaynak yaratma emeğini asıl sorumlu hissettiğimiz savunuculuk emeğine ve faaliyetlerimize harcama imkanı vereceğinden yaratacağı katkı çok değerlidir.

Uçan Süpürge Vakfı’nın 2019 yılında gerçekleştirmeyi planladığı diğer çalışmalardan bahseder misiniz?
2019 yılında 23. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile kadınların sinemadaki emeği görünür kılanacaktır.  Yerelde kadın örgütlenmeleri ve Erken Yaşta ve Zorla Evlilikler’le mücadelede üniversitelerde farkındalık çalışmalarımız devam edecektir.

KADAV ile destekleyeceğimiz araştırma projelerini konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Fonu 2019’un Bahar aylarında çağrısını açtığımız yeni bir fon. Bu fonu da diğer bir çok faaliyetimizde olduğu gibi Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansmanıyla hayata geçiriyoruz. Fon kapsamında bu sene 3 kurumu destekliyoruz. KADAV’ın “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme Araştırma Projesi” de destekleyeceğimiz projelerden biri. Bu proje bizler için de heyecan verici bir ilk çünkü ilk defa bir STK’nun araştırma projesine hibe desteği sağlıyoruz. Aşağıda KADAV ile yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı: 1999 Marmara Depremi’nin ardından bir dayanışma grubu olarak yola çıkan ve ilerleyen dönemde vakıf tüzel kişiliği kazanan Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nın (KADAV) kuruluş hikayesinden ve bu süreç içerisinde geçirdiği değişimden bahseder misiniz?
KADAV: KADAV, depremin hemen ardından İstanbul’da buluşan kadınların oluşturduğu bir dayanışma grubu olarak doğmuştu. Bu buluşmanın tek bir amacı vardı: Afetten etkilenen kadınlar ve çocuklara mümkün olan her türlü desteği sağlamak. Bu amaç doğrultusunda sahada yoğun ve çok yönlü destek faaliyetleri sürdürdü. Yapısal ve politik tanımlama süreçleri geçirmeden bu acil yardım koşullarında şekillenen birliktelik, ilk kurumsal tanımlamalarını yaptığı 2001 yılına geldiğinde toplumsal cinsiyete duyarlı afet dayanışması tanımlamasının ötesine çoktan geçmiş, ekonomik güçlenme ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele alanlarında çalışan bir örgüte dönüşmüştü. Diğer yandan, 2000’li yıllar Türkiye kadın ve feminist hareketinin önemli kazanımlar elde ettiği ve pek çok yeni örgütlenmenin doğduğu yıllardı. Bu ortak mücadeleye katılmış olmak KADAV’ın toplumsal cinsiyet eşitliğine savunuculuk düzleminde de katkı veren bir kadın örgütüne doğru yol almasını olumlu yönde etkilemişti.

KADAV’ın afet bölgesindeki çalışmalarını sonlandırıp ajandasını güncellediği 2010 yılında, 2007’de başlayan Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) platformu sekretaryası ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele çalışmaları kesintiye uğramadan devam ediyordu. Vakfın kuruluş amacını da gözeten bu güncelleme, hedef grup olarak en az görünen ve çok faktörlü ayrımcılığa maruz bırakılan mahpus ve göçmen kadınları kapsıyordu. Savunuculuk çerçevesinde yapılan güncelleme ekolojik yıkım, savaş gibi insan eylemleriyle gelişen afetlerde dayanışma kanallarının yaratılmasını, yoksullukla mücadelede ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılmasını içeriyordu.

Ekolojik yıkım hakkında düşünmek KADAV’lıları eko-feminizmi konuşmaya götürdü. Benzer bir şekilde çoklu ayrımcılıkla ilgili düşünmek, örgütün toplumsal cinsiyet eşitliğini bütüncül bir yerden ele almasını, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığı da içeren bir dil ve pratiği benimsemesini sağladı diyebiliriz.

KADAV bahsedilen tüm alanlarda çeşitli ölçeklerdeki faaliyetlerini kesintisiz olarak devam ettirse de, özellikle 2016 itibariyle, Suriyeli mülteci kadın çocuk ve LGBTİ+larla yaptığı çalışmalar daha görünür oldu. Bu alanlarda yürütülen faaliyetlerin öne çıkması sadece alandaki çalışmalarının yoğunlaşması ile değil, KADAV’ın bu alandaki çok az kadın örgütünden biri olması ve elbette göçün toplumsal cinsiyetle olan bağının anlaşılmış olması ile açıklanabilir. Kamuoyu bu bağı Suriye’den gelen yoğun göç sonrasında kavramaya başlamış olsa da, Türkiye’nin özellikle 90’lı yıllar itibariyle çeşitli ülkelerden aldığı kadın göçü nedeniyle bu sorun alanında önemli bir boşluk vardı. KADAV’ın 2010 yılında öncelikle alanı tanımak ve göç ve insani yardım örgütleri ile toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki örgütler arasında köprü olmak gayretiyle başlattığı faaliyetlerini, 2016 yılı itibariyle yoğunlaşan bireysel destek ve saha çalışmaları takip etti. Bu çalışmalar çerçevesinde, KADAV’dan 2017-2018’de destek alan Suriye dışındaki ülkelerden göçen kişilerin oranı %13.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, kadına yönelik şiddet ile kadın emeği ve istihdamı konularında yürüttüğünüz çalışmaların yanı sıra çoklu ayrımcılığa maruz kalan göçmen kadınlar, mahpus kadın ve LGBTİ bireylerle dayanışma temelli çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu alanlarda ve hedef kitlelerle yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
KADAV, bu farklı alanların özgünlüklerini göz ardı etmeden, şiddetle mücadele ve emek-istihdam konularını iç içe ele alıyor. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse tüm programlarını, farklı alanları birbirleriyle olan ilişkilerinden, genel cinsiyetçi sistem ve yasal zeminle olan bağlantılarından koparmadan ve aynı zamanda hedef grupların kendine özgü sorunları ve dinamiklerini gözeterek yani grup odaklı bir yaklaşımla şekillendirmeye çalışıyor. Aynı şekilde bireysel destek ile savunuculuğu bütünlüklü sürdürmeyi amaçlıyor. Zaman zaman alanlardan birinin diğerinin önüne geçtiği durumlar ya da savunuculuk ve bireysel desteği tam olarak bütünlüklü yürütemediğimiz dönemler olsa da resmin tamamını görmeye gayret ediyoruz. Birkaç örnekle ne demek istediğimizi anlatmaya çalışalım:

Suriyeli mülteci kadınların istihdama katılması amaçlı bir çalışmada cinsiyet temelli şiddeti bir yana bırakmıyoruz. Ya da tersi, şiddetle mücadele programını şiddet döngüsünden çıkabilmenin en önemli etmenlerinden olan istihdamı dışarıda bırakarak şekillendirmiyoruz. Her iki alanda da hem bireysel destek hem de savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz. Örneğin, kadınların çalışma yaşamına katılmasının önündeki en büyük engelin bakım yükü olduğundan ücretsiz kreş için savunuculuk yapıyoruz. Aynı şekilde, bir yandan mahpus kadın ve LGBTİ+’larla dayanışma programı kapsamında mektuplaştığımız yüze yakın mahpusun talep ettikleri kıyafet ve benzeri ihtiyaçları temin ederken bir yandan da hapishanelerde ücretsiz hijyenik pet için CISST ile birlikte kampanya ve lobi faaliyeti yürüttük ve olumlu sonuçlar elde ettik.

Öte yandan, KADAV iletişim ve dayanışma içinde olduğu grupların kendi aralarında dayanışma ilişkileri geliştirerek öz-örgütlenmelerine yol açmaya çalışıyor. Suriyeli mülteci kadın ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızın bütününde bu hedefi destekleyecek buluşmalar ve birlikte güçlenme etkinlikleri düzenliyor, tematik gruplar oluşturuyoruz. Aynı şekilde mahpus kadın ve LGBTİ+’larla ilgili beş aydır yürüttüğümüz bir çalışmada, bir yandan tahliye sonrası istidam için savunuculuk faaliyetleri uygularken diğer yandan kişilerin tahliye sonrası dayanışma grubu oluşturmaları için gayret edeceğiz. Tabii ki temasta olduğumuz herkesi öz-örgütlenmeye yöneltiyoruz ya da sürdürülebilir öz örgütler kurulmasına öncülük ettik diyemeyiz. En azından şimdilik diyemeyiz. Ancak, haklarının savunulmasını söz konusu ettiğimiz kişilerin dayanışma öznesi olarak örgütlenme dinamikleri geliştirmesini tüm faaliyetlerimiz içinde gözetmeye çalışıyor, bunu önemsiyoruz.

Mahpuslar ve göçmenler dışında Türkiyeli kadınların da maruz bırakıldıkları şiddetle ilgili başvurularını alıyor, gücümüz yettiğince doğrudan psikolojik ve hukuki destek sağlıyoruz. Son 2 yıldır yılda ortalama 200 başvuruya cevap veriyor, danışanların mümkün olan desteklere erişmelerini kolaylaştırıyoruz.

Belirttiğimiz gibi, kadınlarla çocuklarını ve bakım yüklerini göz ardı ederek çalışmamız mümkün değil. Başka bir deyişle, çocuk hakları ve çocuk koruma konusu da grup odaklı bütünsel yaklaşımımız nedeniyle faaliyetlerimiz arasında yer alıyor. Çocuk işçiliği konusunda, anneler üzerinden ulaştığımız çocuk işçilere çeşitli destekleyici atölyeler uyguluyor, okula kazandırma olanaklarını zorluyoruz. 2016 sonlarından bu yana özel bir firmanın desteklediği 13 çocuğun okula devamını sağlamaktayız. Kız çocukların evlendirilmesi çalışmalarımız içinde daha farklı bir yere tekabül ediyor. Çünkü bu olguyu cinsiyet eşitsizliğinin en yıkıcı sonuçlarından biri olan ve kadınların tüm yaşamını olumsuz etkileyen “cinsel istismar” olarak görüyor, “kültürel pratik” adı altında normalleştirilmesine karşı hem sahadaki doğrudan çalışmalarımız içinde hem de savunuculuk faaliyetlerimizde yer vermeye çabalıyoruz.

Bu yıl ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında desteklenen üç kuruluştan birisiniz. “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme” projesinin hedefleri ve proje kapsamında gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?
Yola çıkışımızın nedeni içeriğin yakıcı bir eşitsizlik meselesi olmasının yanı sıra konuyla ilgili hamile çocukların hastane kayıtları gibi tesadüfen edinilen veriler dışında ne niteliksel ne de niceliksel hiçbir veri olmaması. Örneğin bazı Suriyeli danışanlarımız Suriye’deyken çocuk yaşta evlendirmelerin azalmakta olduğunu ama göçten sonra yeniden arttığını söylüyor, ancak bu ve benzeri bilgiler yetersiz ve dağınık, veri oluşturmuyor. Daha da önemlisi, çocuk yaşta evlendirilme, türünden bağımsız olarak araştırma yapmanın oldukça zor olduğu bir alan. KADAV olarak bizler kadınlarla (annelerle) görece daha kolay güven ilişkisi kurabilmemize rağmen olağan faaliyetler içinde detaylı bilgiye erişemiyoruz.

Anlatmadan geçmeyelim, Suriyeli danışanlarımızdan birinin anlattığı bir hikâyeden de etkilenmiştik; kuzeni ile nişanı yapılan bir kız çocuğunun ve annesinin dayanışması… Nişandan sonra çocuk sürekli hasta rolü yapmış, anne de bu durumu evlilik kararını veren babaya “evlenmeyi istemiyor” diye açıklamış, sonunda babayı vazgeçirmeyi başarmışlar. Buna benzer birçok öz-savunma hikâyesinin olduğunu sanıyoruz. Elbette araştırmamız temel olarak bu hikâyeleri ortaya çıkarmak üzerine kurulu değil, ancak bunlara ulaşmanın ve görünür kılmanın bile çok değerli olduğunu düşünüyoruz.

Projenin amacı çocuk yaşta evlenmiş olan Suriyeli ve Türkiyeli kadınların anlatıları üzerinden karşılaştırmalı olarak çocuk yaşta evlilikleri teşvik eden aktörleri, yapıları ve pratikleri ortaya çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden önleyici ve kadınları güçlendiren mekanizmalar geliştirebilecek bir eylem planı ortaya koymaktır.

Suriyeli ve Türkiyeli kadınlar ile yapılacak olan derinlemesine görüşmeler, yarı yapılandırılmış sorular çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını merkeze alarak, kadınların yerinden edilen çocukluklarına, bu bağlamdaki yaşam hikâyelerine, kadınları güçlendiren ve/veya onları baskılayan ve sömüren yapı ve aktörlere, kadınların bu süreçteki hisleri, deneyimleri, toplumsal rolleri ve ilişkilerine, ve yerinden edilmiş çocukluklarının bugünkü kadınlık algılarını nasıl şekillendirdiğine ışık tutmayı hedeflemektedir.

Kadınların kendi yaşam alanlarında (çoğunlukla evlerinde, yoğunluklu olarak Sefaköy bölgesinde) yapılacak olan yüz yüze görüşmeler feminist metodoloji çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını teşvik etmeyi, görüşmelerin akışı doğrultusunda kadınların hikayelerindeki özgün ve ortak ana temaları ortaya çıkarmayı ve inşa edilen güven ilişkisine dayalı olarak bu anlatıların kadınları güçlendirmesini hedeflemektedir.

Araştırmada özellikle Suriyeli mülteci kadınlarla çalışarak çocuk yaşta evlendirilen kadınlarla çocukluklarını yaşayamadan, zorunlu kadınlık haline geçiş sürecinin analizi yapmayı planlıyorsunuz. Bu araştırma ve analizin mültecilerle çalışan kurum ve kuruluşlar ile bu alanda yapılan çalışmaların geliştirilmesine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Asıl motivasyonumuz milyonların “kader” ya da “bir kız için en iyisi” olarak nitelediği çocuk yaşta evlendirilmenin bir “cinsel istismar” olduğunu, buna maruz bırakılmış olanların dilinden anlatmak. Bu araştırmanın ortaya koyacağı çıktının, olası istismarlara seyirci kalan ya da kalmak zorunda bırakılan öncelikle kadınlar sonra da erkekler tarafından duyulmasını çok isteriz. Asıl meselemiz “bu bizim ya da onların kültürü” denilerek bulanıklaştırılan akıllara bir soru işareti koymaya küçük bir katkıda bulunmak. Elbette göç ve insani yardım alanındaki kuruluşların çalışmamızın ortaya koyacağı sonuçlardan yararlanmasını da istiyoruz. Alandaki kuruluşların dikkatlerini konunun özüne yani çocuk yaşta evlendirmenin öncelikle bir cinsiyet eşitsizliği meselesi olduğuna çekebilmek istiyoruz. Zira konu genellikle çocuk hakları bağlamında ele alınıyor. Elbette ki soruna çocuk hakları bağlamından yaklaşmak yanlış değil ama eksik. Çalışmamızın bir diğer amacı hem Türkiyeli hem Suriyeli kadınlarla yapacağımız görüşmelere dayanarak, çocuk yaşta evliliklerin sadece Suriyelilere özgü bir pratik olmadığına dikkat çekmek ve yapısal sebeplerin ve sonuçların benzerliğini ortaya koymaktır.

Alanda faaliyet gösteren farklı gruplar ve sivil toplum kuruluşları ile çeşitli iş birlikleriniz bulunuyor. Sivil toplum kuruluşları arasında geliştirilen bu tür iş birliklerinin kadın hakları alanında yapılan savunuculuk çalışmaları açısından ne tür katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

KADAV farklı alanlarda faaliyet yürüttüğü için geniş bir yelpazeden sivil toplum örgütleri ile birlikte çalışma pratiğine sahip. Bu deneyim bize kıyaslama imkanı veriyor. Kadın hakları alanı uzun süreli ve etkin işbirliklerinin kurulduğu bir sivil alan. Bir arada davranılamadığı hallerde bile bu ihtimalin olduğunu bilmek güçlü hissetmemizi sağlıyor. Son birkaç yıldır göç ve insani yardım alanındaki örgütlerle daha yoğun bir birlikte çalışma halinde olduğumuz halde böylesi bir güç alma durumu hissetmiyoruz; daha teknik, koordinasyon ve “işbirliği” adını verebileceğimiz bir iletişim var. Tabii ki bu da değerli ama eksik. Örneğin 2017 başında bir kaç göç örgütünün faaliyeti durduruldu. Biz bunu örneğin Van Kadın Derneğinin kapatılmasının yarattığı boşluk gibi hissetmedik. Kadın hareketinde bazı konularda farklı düşünsek bile “toplam bir politik amaç birliği” içinde hissedebiliyoruz ve birbiri ile hiç karşılaşmamış kişilerin/örgütlerin bir konuda kendiliğinden aynı tepkiyi vermesi “birlikten güç doğar” içeriğinin ötesine geçildiğinin göstergesi. Ama bu noktaya hiç kolay gelinmediğini, bazen birlikteliğin kendisine verilen emeğin birlikteliğin amacını gölgede bırakacak kadar yoğun emek gerektiğini de belirtmek gerek. Son 7-8 yıldan beri kazanılmış hakları savunma noktasına dönmüş olma hali yeni şeyler konuşmayı, dönüştürücü ivme yakalamayı zorlaştırıyor doğal olarak. Örgütlü kadın ve feminist düşmanlığı karşısında hareket kitleselleşiyor ama proaktif ve dönüştürücü olamayabiliyor.

2019 yılında gerçekleştirmeyi planladığınız diğer çalışmalardan bahseder misiniz?
Göçmen kadın, çocuk ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızda 2019 ikinci yarıdan başlayarak ama daha çok 2020’de daha yoğun bir şekilde karma grup – Türkiyeli ve diğer milliyetlerden göçmenler- çalışmalarına yöneleceğiz. Dayanışma gruplarını destekleme çabamız biraz daha ön plana çıkacak. Ev toplantıları ve bireysel danışmanlık desteğimizi İstanbul’un biraz daha göçmen nüfus yoğunluğunun az olduğu semtlere yönlendireceğiz. Zira bu semtlerde yaşayanlar daha az destek alabiliyor. Bütün örgütler kalabalık semtlerde yoğunlaşıyor. Tabii ki şiddetle ilgili başvuruları almaya devam edeceğiz. Bunlara ek olarak, 2020’de işyerinde taciz ve cinsel şiddet alanında özel bir çalışma başlatacağız. Bu toplam çalışma içinde tıpkı Yerinden Edilen Çocukluk araştırması gibi küçük tematik çalışmalar da olacak. Bunlardan biri yine çocuk evlilikleri ile ilgili bir saha çalışması. Annelerle yapılan ev toplantıları sırasında okulda veya işte olmayan kız çocukları ile doğrudan iletişim kurabilmek için bir mobil araç geliştirdik. 2019 ikinci yarıda uygulayacağız.

Emek-istihdam alanında kooperatifleşme ve bireysel geçimlik iş yapma girişimlerini desteklemeye devam edeceğiz. KADAV olarak doğrudan “para kazandıran” konumda olmayı ilke olarak yanlış buluyoruz. Bu sebeple doğrudan işlik kurma, satış yapma gibi aktivitelere girmiyor, kadınların güçlenerek kendilerinin bireysel ya da grup olarak bir takım işlere girişmelerine destek oluyoruz. Doğrudan ve yakından her türlü desteği sağlamaya hazır kapasitemizi bu yönde kullanıyoruz. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim: “geçimlik iş yapmak” deyimini kullanıyoruz, girişimcilik çok başka bir mevzu… Bir de iş yaşamına katılmak, meslek edinmek vb. konularda kamu ya da diğer kuruluşların çeşitli destek çalışmaları var. Bu türden olanaklara yönlendirmek, haberdar etmek veya cesaretlendirmek gibi danışmanlık desteğimizi biraz daha ön plana çıkaracağız.

2017’de kurulmasına öncülük ettiğimiz “Kadın Kadının Yurdudur” platformunun daha etkin çalışması için gayret edeceğiz. Bu platformda on beşe yakın Suriye kökenli dernek ve inisiyatif, on beşin üzerinde Türkiyeli kadın örgütü ve bağımsız aktivistler şiddet ve ayrımcılıkla mücadele ağırlıklı bir çalışma yürütüyorlar.

Öte yandan anımsarsanız KADAV eko-feminizmi konuşuyor demiştik. İlkini 2014’te yaptığımız arama toplantısının ikincisini geçtiğimiz yıl Ekim ayında gerçekleştirdik. “Ekolojik ve feminist hareket nerede nasıl ve neden buluşmalı?” sorusunu konuştuğumuz bir çalışma yapıyoruz. Yıl sonuna doğru bir forum gerçekleştireceğiz.

Bunların dışında şunu eklemeliyim: KADAV olarak son birkaç yıldır saha çalışmalarına yoğunlaşmamız nedeniyle savunuculuk alanında eksik kaldığımızı düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde hem yerelde hem de uluslararası alanda daha aktif bir savunuculuk programı yapmaya çalışacağız.