Category

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı ile sağladığımız kurumsal destek hibesini konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Uçan Süpürge Vakfı kadın hareketi içindeki köklü örgütlenmelerden biri. Özellikle bugüne kadar hayata geçirdikleri film festivali ile önemli bir geleneğin de devamını sağlıyorlar. 2019’un sonbaharında ilan ettiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği hibe programı kapsamında desteklemeye başladığımız Vakıf ile çalışmalarını konuştuk:

Sivil Toplum için Destek Vakfı: Uçan Süpürge, toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalarına uzun süredir devam ediyor. Çalışmalarına 1996 yılında kar amacı gütmeyen bir şirket olarak başlayan ve 2017 yılında vakıflaşan Uçan Süpürge’nin faaliyet alanları ve çalışmalarından bahseder misiniz?
Uçan Süpürge 13 Kasım 1996’da kar amaçı gütmeyen bir şirket olarak hayatına başladı. 2009 yılında dernek statüsü kazandı. 2017 yılında Uçan Süpürge Vakfı kuruldu. Vakıf kurucuları Halime Güner, Sündüz Haşar, Sevinç Ünal, Elif Topkaya Sevinç ve Ayşe Ürün Güner. 22 sene önce bu yolculuğa kadınların ve kadın örgütlerinin birikimlerine olan inancımızla başlamıştık. Bugün Uçan Süpürge Vakfı olarak devam ediyor, şirket ve dernek olarak çalıştığımız yılların deneyim ve birikimleri üzerinde yükseliyoruz.

90’larda kadın örgütlerinin kurumsallaşması bir ihtiyaçtı ve kadın hareketinin örgütlenmesi kadınlardan gelen talep üzerine gerçekleşti. Bugün yine zor zamanlardan geçiyoruz. Kadın cinayetlerini, kadına ve çocuğa karşı cinsel tacizi, şiddeti, hak savunucularına karşı yapılan haksızlıkları yaşamaya devam ediyor, çalışma yaşamından eğitime kadar kadınların kazanılmış haklarında geri adımların atıldığını görüyoruz. Bu yüzden tekrar bir araya gelmemiz, eylemlerimizi hatırlamamız gerekiyor. Kadınların güçlendiği, toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayatın her alanında sağlandığı, herkes için adil bir dünyaya kavuşmak üzere değişim yaratmalıyız. Bunun için de başından beri yaptığımız gibi kadın örgütleri arasında etkileşimi ve iletişimi artırmak, yerel, ulusal ve uluslararası çalışmalara yön vermek ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği alanında farkındalık oluşturmak istiyoruz.

Uçan Süpürge bugüne kadar kadın örgütlenmesinde pek çok ilke imza attı. 1997’de daha Türkiye’deki kadın örgütleri arasında etkileşim çok zayıfken Bölge Toplantılarını başlatarak bu etkileşimin artmasına, ilişkilerin ve dayanışmanın güçlenmesine ortam yarattı. Kadın örgütlerinin kendi aralarındaki iletişimini sadece il il gezerek ve onları ziyaret ederek değil aynı zamanda bunu bir yayına çevirerek de destekledi. Uçan Haber Dergisini çıkarmak, yerel ve ulusal olmak üzere radyo programları yapmak, Kedi Dili ve Masalın Eksik Yüzü adında televizyon programı ve TRT’de yer alan birkaç programa danışmanlık yapmak, Yerel Kadın Muhabirler Ağı, Uçan Süpürgenin sürekli güncellenen web sayfası kadın örgütleri arasındaki iletişimleri güçlendirmek adına yaptığı çalışmalardı. Bunların yanı sıra kapsamlı bir araştırma sonucu Türkiye Kadın Örgütleri Rehberi’ni hazırlayarak sivil toplumun kullanımına sundu.

Kamu ile kadın sivil toplum kuruluşları arasındaki diyalogları artırmak için ‘İlk Adım’ projesini başlattı. Kadın Örgütleri, illerdeki üniversite kadın çalışmaları bölümleri ve yerel yönetimlere ortak çalışma ortamları yaratan ‘Patikalardan Yollara’ projesi ile illeri dolaştı. Demokrasideki Kadın İzlerini Meclise taşıdı. Mecliste CEDAW şampiyonlarını seçti ve onlarla birlikte çalıştı.

3 kez ulusal kadın sivil toplum kuruluşları toplantısı organizasyonunu yaptı. Bunlar 2000 yılı Pekin+5 toplantısı; 149 kadın örgütü temsilcisi, 2003 yılı 2. Ulusal STK toplantısı; 81 ilden katılan 453 kadın örgütü temsilcisi, 2013 yılı 3. Ulusal STK toplantısı; 81 ilden katılan 600 kadın örgütü temsilcisi ile yapılan toplantılardı.

‘Benim Madam Curiem’ projesiyle çocukların geleceğe hazırlanırken özellikle meslek planlamalarında ufuklarının açılmasını ve kadınlara atfedilen kalıplaşmış meslekler konusunda yerleşik algının kırılmasını hedefledik. 2003 yılından itibaren Uçan Süpürge çocuk gelinler, erken yaşta ve zorla evlilikler konusunu devletin gündemine ve kadın örgütlerinin çalışma alanına taşıdı. ‘Çocukgelinlerehayır’ ulusal platformunu kurdu. Nijer, Nijerya, Hindistan, Bangladeş gibi ülkelerle beraber Avrupa’nın birçok ülkesinde bu alanda çalışmaları yerinde gördü ve deneyim biriktirdi. KEFEK’te (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu) erken yaşta ve zorla evlilikler alt komisyonu kurulması konusunda çalışmaları oldu.

Türkiye’de bir ilk olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali; kadın yönetmenlerin çektikleri filmleri gösteren bir festival olarak her yıl dünya çapında kadın yönetmenleri, oyuncuları davet ederek Türkiye’de Kadın Yönetmen ve Yapımcılar Buluşmalarını gerçekleştirmiştir ve bu sayede bu sektörde kadınlar arasında bir iletişim ağı kurmaya, iletişimde iş birliklerini güçlendirmeye ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitimler vermeye devam etmektedir.

Uçan Süpürge son yıllarda kadın örgütlenmelerindeki yaşanan moralsizlik nedeniyle yeni ortamı iyi okuyabilmek için 2018 yılında 56 kadın örgütü ile eylem ve strateji planları ile ilgili çalışmalarını başlatmıştır. Buradan aldığı güçle Uçan Süpürge 21. Uluslararası Kadın Filmleri Festivalini kendi gücüyle tamamlayıp, vakfını kendi gücüyle kurmuştur.

Vakıf kurulduğundan beri yaptığımız çalışmalardan da kısaca söz etmek gerekirse;

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mezunları Derneği ve Uçan Süpürge Vakfı İş birliği ile Düzenlenen Söyleşiler; 2018 yılı Kasım ayında başlayan söyleşiler dizisinde ODTÜ Mezunları Derneği iş birliği ve Ayşe Füsun Gönül Moderatötlüğünde Vişnelik’te düzenlenen söyleşilerde kasım ayında Funda Şenol Cantek ile ‘Yerel Seçimler Yaklaşırken Kadınların Talepleri, aralık ayında Eser Köker ile ‘Seçim Propagandalarında Olmayanlar’ı ve ocak ayında ise Özlem Akarsu Çelik ile ‘Alternatif Medya ve Yerel Seçimler’i konuşulmuştur. Söyleşiler önümüzdeki aylarda da devam edecektir.

Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği destekleri ile 17-18 Kasım 2018 tarihinde Ankara’da Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadele Acil İl Eylem Planlarını STK’ların gündemine taşımak amacıyla; erken yaşta ve zorla evliliklerin yoğun olduğu ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın pilot il seçtiği Muş, Kilis, Bitlis, Niğde, Kars, Siirt, Kahramanmaraş, Gaziantep, Van, Yozgat, Hatay, Aksaray, Iğdır, Nevşehir, Şanlıurfa, Şırnak, Mardin ve Diyarbakır illerinden kadın kuruluşları ve baro kadın hakları temsilcileri ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından uzmanların katılımıyla atölye çalışmaları gerçekleştirildi.

UNCHR ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ortaklığında gerçekleştirilen Cinsel ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ile Mücadele Etmek için Sektörler Arası Köprüler Kurmak Projesi kapsamında Uçan Süpürge tarafından mülteci ve göçmen anne, baba ve çocuklara erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele etmek amacıyla eğitimler verilmiştir. Eğitimlerde erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadelenin yanı sıra kadına yönelik şiddetle mücadelede başvurulacak mekanizmalar da anlatıldı.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftasında Flört Şiddeti ve Erken Yaşta Evlilik Üzerine Toplantılar: Başkent Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Küçük Ağaç Psikolojik Danışma Merkezi’nde üniversite öğrencileriyle buluşup flört şiddeti ve kadına yönelik şiddetin en ağır biçimlerinden biri olan erken yaşta ve zorla evlilikler hakkında sunum ve söyleşi yapılmıştır.

22. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ise geçtiğimiz günlerde sonlanmıştır yakın zamanda ayrıntılı bir festival raporu yayınlanacaktır.

Uçan Süpürge Vakfı olarak yerelde faaliyet gösteren kadın örgütlerinin birbirleriyle bilgi ve tecrübe paylaşarak örgütlenmelerine destek veren çalışmalar da yürütüyorsunuz. Bu yaklaşımınızın Türkiye’de kadın örgütlerinin güçlenmesi ve kadın örgütleri arasındaki dayanışmanın artması açısından katkısını değerlendirir misiniz?
Son 5-6 yıldır Kadın STK arasında motivasyon düşüklüğü, kapatılan dernekler, GoNGO örgütlenmelerinin arttığı, korkuların yayıldığı, örgütlerin arasında iletişim eksikliğinin yaşandığı böyle bir dönemde vakıf olarak ilk yaptığımız 56 kadın örgütüyle tüm bu konularla ilgili bir toplantı yapmaktı. Bu toplantı sonunda, bu tür toplantıların devamlılığının özellikle de yerelde bölgesel olarak devam etmesinin, kadın örgütlenmelerinde yeniden ihtiyaç analizlerinin birlikte konuşulmasının önemli olduğunun altının çizildiğini belirtmek gerekir.

Bunlar Uçan Süpürge’den beklentiler olarak görüldü ve bundan sonrası için vakfın yol haritasını oluşturacak başlıklar haline geldi. Ayrıca 2018 yılı faaliyetimiz olan “Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadelede STK’larla İşbirliğinin Arttırılması Atölyesi” kapsamında bakanlığın il eylem planları kapsamında belirlediği 22 pilot ilden gelen STK temsicileriyle konuya dair 2 gün boyunca atölye çalışmaları yapıldı. (Rapor)

Uçan Süpürge’nin bunca biriktirilmiş tarihi ve tecrübesini paylaşmaya hazır olduğunu görüyoruz ve bunların kadın örgütlerinin güçlenmesinde katkısı çok olacaktır.

Mayıs 2019’da 22.’si gerçekleştirilen ve Vakfın önde gelen çalışmalarından biri olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin amacından ve festival kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerden bahseder misiniz?
Bu sene 22.’sini düzenlediğimiz festivalimizle bir kez daha sinamadaki kadın emeğini görünür kılmak için çalıştık. 1721 film başvurusu ile tarihimizde bir rekor kırdık ve dünyanın dört bir yanında kadın yönetmenlerin filmlerini Ankaralı sinema seyircisiyle buluşturduk. Bunun yanında paneller ve atölye çalışmalarımızla sanat severlere sinema adına verimli bir hafta geçirmelerini sağladık.

Dünyada bir ilki gerçekleştirerek bizim gibi sadece kadın filmleri gösteren dünyanın dört bir yanından festivalleri Ankara’da buluşturduk. Festivalimiz boyunca Ankara’da ağırladığımız festival temsilcileri ile yapılan toplantılarda kadın festivali yapmak üzerine tecrübelerimizi paylaştık.

Festivalimize dair görseller için internet sayfamızı sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz. Bu seneki festivalimizle ilgili videolarımızı ilgili linklerde bulabilirsiniz:
– https://mail.google.com/mail/u/0/#inbox/FMfcgxwChJbtfJVVzZfTHvNsnVGHMFlc?compose=GTvVlcRzBlMKKfnkzwkLxCKTCLQBsggKmXLZzVWfqMzPwWCDdZQwkWknJJQjDfqnHPmNZJGBQZvKr
– https://www.youtube.com/watch?v=6ZGdQE–dno
– https://www.youtube.com/watch?v=ERh8xCVCKwc
– https://www.youtube.com/watch?v=I_15yAUNmVo

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında Turkey Mozaik Foundation’dan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyaçlarınızı karşılamak için kullanacaksınız? Bu hibe desteğin çalışmalarınıza nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Uçan Süpürge Türkiye’nin en uzun soluklu sivil toplum kuruluşlarından biri olmakla beraber 2017’den itibaren farklı bir kurumsal yapıda faaliyetlerine devam etmektedir. 2017 yılından beri faaliyetlerini 5 kurucu üye ve gönüllü çalışma arkadaşlarının maddi ve manevi katkıları ile yürütmektedir. Gönüllü çalışmanın sivil toplumun ayrılmaz bir parçası olmasının yanında ulusal ve uluslararası etkinliğimiz arttırmak için kalıcı sürdürülebilir bir kurumsal kapasite oluşturmanın öneminin farkında olarak özellikle gönüllü arkadaşlarımızın emeğini kalıcı yol arkadaşlığına dönüştürebilmek için aldığımız hibe desteğini personel giderleri, gönüllü giderleri ve de hesap verilebilirlik açısından muhasebe ve denetim için sağlanacak dış destekler için kullanacağız.  Bu anlamda sizlerden aldığımız desteği çok önemsiyoruz. Bu destek bizim söz konusu giderler için ayıracağımız kaynak yaratma emeğini asıl sorumlu hissettiğimiz savunuculuk emeğine ve faaliyetlerimize harcama imkanı vereceğinden yaratacağı katkı çok değerlidir.

Uçan Süpürge Vakfı’nın 2019 yılında gerçekleştirmeyi planladığı diğer çalışmalardan bahseder misiniz?
2019 yılında 23. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile kadınların sinemadaki emeği görünür kılanacaktır.  Yerelde kadın örgütlenmeleri ve Erken Yaşta ve Zorla Evlilikler’le mücadelede üniversitelerde farkındalık çalışmalarımız devam edecektir.

KADAV ile destekleyeceğimiz araştırma projelerini konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Fonu 2019’un Bahar aylarında çağrısını açtığımız yeni bir fon. Bu fonu da diğer bir çok faaliyetimizde olduğu gibi Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansmanıyla hayata geçiriyoruz. Fon kapsamında bu sene 3 kurumu destekliyoruz. KADAV’ın “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme Araştırma Projesi” de destekleyeceğimiz projelerden biri. Bu proje bizler için de heyecan verici bir ilk çünkü ilk defa bir STK’nun araştırma projesine hibe desteği sağlıyoruz. Aşağıda KADAV ile yaptığımız röportajı bulabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı: 1999 Marmara Depremi’nin ardından bir dayanışma grubu olarak yola çıkan ve ilerleyen dönemde vakıf tüzel kişiliği kazanan Kadınlarla Dayanışma Vakfı’nın (KADAV) kuruluş hikayesinden ve bu süreç içerisinde geçirdiği değişimden bahseder misiniz?
KADAV: KADAV, depremin hemen ardından İstanbul’da buluşan kadınların oluşturduğu bir dayanışma grubu olarak doğmuştu. Bu buluşmanın tek bir amacı vardı: Afetten etkilenen kadınlar ve çocuklara mümkün olan her türlü desteği sağlamak. Bu amaç doğrultusunda sahada yoğun ve çok yönlü destek faaliyetleri sürdürdü. Yapısal ve politik tanımlama süreçleri geçirmeden bu acil yardım koşullarında şekillenen birliktelik, ilk kurumsal tanımlamalarını yaptığı 2001 yılına geldiğinde toplumsal cinsiyete duyarlı afet dayanışması tanımlamasının ötesine çoktan geçmiş, ekonomik güçlenme ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele alanlarında çalışan bir örgüte dönüşmüştü. Diğer yandan, 2000’li yıllar Türkiye kadın ve feminist hareketinin önemli kazanımlar elde ettiği ve pek çok yeni örgütlenmenin doğduğu yıllardı. Bu ortak mücadeleye katılmış olmak KADAV’ın toplumsal cinsiyet eşitliğine savunuculuk düzleminde de katkı veren bir kadın örgütüne doğru yol almasını olumlu yönde etkilemişti.

KADAV’ın afet bölgesindeki çalışmalarını sonlandırıp ajandasını güncellediği 2010 yılında, 2007’de başlayan Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) platformu sekretaryası ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele çalışmaları kesintiye uğramadan devam ediyordu. Vakfın kuruluş amacını da gözeten bu güncelleme, hedef grup olarak en az görünen ve çok faktörlü ayrımcılığa maruz bırakılan mahpus ve göçmen kadınları kapsıyordu. Savunuculuk çerçevesinde yapılan güncelleme ekolojik yıkım, savaş gibi insan eylemleriyle gelişen afetlerde dayanışma kanallarının yaratılmasını, yoksullukla mücadelede ise toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana akımlaştırılmasını içeriyordu.

Ekolojik yıkım hakkında düşünmek KADAV’lıları eko-feminizmi konuşmaya götürdü. Benzer bir şekilde çoklu ayrımcılıkla ilgili düşünmek, örgütün toplumsal cinsiyet eşitliğini bütüncül bir yerden ele almasını, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığı da içeren bir dil ve pratiği benimsemesini sağladı diyebiliriz.

KADAV bahsedilen tüm alanlarda çeşitli ölçeklerdeki faaliyetlerini kesintisiz olarak devam ettirse de, özellikle 2016 itibariyle, Suriyeli mülteci kadın çocuk ve LGBTİ+larla yaptığı çalışmalar daha görünür oldu. Bu alanlarda yürütülen faaliyetlerin öne çıkması sadece alandaki çalışmalarının yoğunlaşması ile değil, KADAV’ın bu alandaki çok az kadın örgütünden biri olması ve elbette göçün toplumsal cinsiyetle olan bağının anlaşılmış olması ile açıklanabilir. Kamuoyu bu bağı Suriye’den gelen yoğun göç sonrasında kavramaya başlamış olsa da, Türkiye’nin özellikle 90’lı yıllar itibariyle çeşitli ülkelerden aldığı kadın göçü nedeniyle bu sorun alanında önemli bir boşluk vardı. KADAV’ın 2010 yılında öncelikle alanı tanımak ve göç ve insani yardım örgütleri ile toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki örgütler arasında köprü olmak gayretiyle başlattığı faaliyetlerini, 2016 yılı itibariyle yoğunlaşan bireysel destek ve saha çalışmaları takip etti. Bu çalışmalar çerçevesinde, KADAV’dan 2017-2018’de destek alan Suriye dışındaki ülkelerden göçen kişilerin oranı %13.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, kadına yönelik şiddet ile kadın emeği ve istihdamı konularında yürüttüğünüz çalışmaların yanı sıra çoklu ayrımcılığa maruz kalan göçmen kadınlar, mahpus kadın ve LGBTİ bireylerle dayanışma temelli çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu alanlarda ve hedef kitlelerle yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
KADAV, bu farklı alanların özgünlüklerini göz ardı etmeden, şiddetle mücadele ve emek-istihdam konularını iç içe ele alıyor. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse tüm programlarını, farklı alanları birbirleriyle olan ilişkilerinden, genel cinsiyetçi sistem ve yasal zeminle olan bağlantılarından koparmadan ve aynı zamanda hedef grupların kendine özgü sorunları ve dinamiklerini gözeterek yani grup odaklı bir yaklaşımla şekillendirmeye çalışıyor. Aynı şekilde bireysel destek ile savunuculuğu bütünlüklü sürdürmeyi amaçlıyor. Zaman zaman alanlardan birinin diğerinin önüne geçtiği durumlar ya da savunuculuk ve bireysel desteği tam olarak bütünlüklü yürütemediğimiz dönemler olsa da resmin tamamını görmeye gayret ediyoruz. Birkaç örnekle ne demek istediğimizi anlatmaya çalışalım:

Suriyeli mülteci kadınların istihdama katılması amaçlı bir çalışmada cinsiyet temelli şiddeti bir yana bırakmıyoruz. Ya da tersi, şiddetle mücadele programını şiddet döngüsünden çıkabilmenin en önemli etmenlerinden olan istihdamı dışarıda bırakarak şekillendirmiyoruz. Her iki alanda da hem bireysel destek hem de savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz. Örneğin, kadınların çalışma yaşamına katılmasının önündeki en büyük engelin bakım yükü olduğundan ücretsiz kreş için savunuculuk yapıyoruz. Aynı şekilde, bir yandan mahpus kadın ve LGBTİ+’larla dayanışma programı kapsamında mektuplaştığımız yüze yakın mahpusun talep ettikleri kıyafet ve benzeri ihtiyaçları temin ederken bir yandan da hapishanelerde ücretsiz hijyenik pet için CISST ile birlikte kampanya ve lobi faaliyeti yürüttük ve olumlu sonuçlar elde ettik.

Öte yandan, KADAV iletişim ve dayanışma içinde olduğu grupların kendi aralarında dayanışma ilişkileri geliştirerek öz-örgütlenmelerine yol açmaya çalışıyor. Suriyeli mülteci kadın ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızın bütününde bu hedefi destekleyecek buluşmalar ve birlikte güçlenme etkinlikleri düzenliyor, tematik gruplar oluşturuyoruz. Aynı şekilde mahpus kadın ve LGBTİ+’larla ilgili beş aydır yürüttüğümüz bir çalışmada, bir yandan tahliye sonrası istidam için savunuculuk faaliyetleri uygularken diğer yandan kişilerin tahliye sonrası dayanışma grubu oluşturmaları için gayret edeceğiz. Tabii ki temasta olduğumuz herkesi öz-örgütlenmeye yöneltiyoruz ya da sürdürülebilir öz örgütler kurulmasına öncülük ettik diyemeyiz. En azından şimdilik diyemeyiz. Ancak, haklarının savunulmasını söz konusu ettiğimiz kişilerin dayanışma öznesi olarak örgütlenme dinamikleri geliştirmesini tüm faaliyetlerimiz içinde gözetmeye çalışıyor, bunu önemsiyoruz.

Mahpuslar ve göçmenler dışında Türkiyeli kadınların da maruz bırakıldıkları şiddetle ilgili başvurularını alıyor, gücümüz yettiğince doğrudan psikolojik ve hukuki destek sağlıyoruz. Son 2 yıldır yılda ortalama 200 başvuruya cevap veriyor, danışanların mümkün olan desteklere erişmelerini kolaylaştırıyoruz.

Belirttiğimiz gibi, kadınlarla çocuklarını ve bakım yüklerini göz ardı ederek çalışmamız mümkün değil. Başka bir deyişle, çocuk hakları ve çocuk koruma konusu da grup odaklı bütünsel yaklaşımımız nedeniyle faaliyetlerimiz arasında yer alıyor. Çocuk işçiliği konusunda, anneler üzerinden ulaştığımız çocuk işçilere çeşitli destekleyici atölyeler uyguluyor, okula kazandırma olanaklarını zorluyoruz. 2016 sonlarından bu yana özel bir firmanın desteklediği 13 çocuğun okula devamını sağlamaktayız. Kız çocukların evlendirilmesi çalışmalarımız içinde daha farklı bir yere tekabül ediyor. Çünkü bu olguyu cinsiyet eşitsizliğinin en yıkıcı sonuçlarından biri olan ve kadınların tüm yaşamını olumsuz etkileyen “cinsel istismar” olarak görüyor, “kültürel pratik” adı altında normalleştirilmesine karşı hem sahadaki doğrudan çalışmalarımız içinde hem de savunuculuk faaliyetlerimizde yer vermeye çabalıyoruz.

Bu yıl ilk kez açtığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında desteklenen üç kuruluştan birisiniz. “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme” projesinin hedefleri ve proje kapsamında gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?
Yola çıkışımızın nedeni içeriğin yakıcı bir eşitsizlik meselesi olmasının yanı sıra konuyla ilgili hamile çocukların hastane kayıtları gibi tesadüfen edinilen veriler dışında ne niteliksel ne de niceliksel hiçbir veri olmaması. Örneğin bazı Suriyeli danışanlarımız Suriye’deyken çocuk yaşta evlendirmelerin azalmakta olduğunu ama göçten sonra yeniden arttığını söylüyor, ancak bu ve benzeri bilgiler yetersiz ve dağınık, veri oluşturmuyor. Daha da önemlisi, çocuk yaşta evlendirilme, türünden bağımsız olarak araştırma yapmanın oldukça zor olduğu bir alan. KADAV olarak bizler kadınlarla (annelerle) görece daha kolay güven ilişkisi kurabilmemize rağmen olağan faaliyetler içinde detaylı bilgiye erişemiyoruz.

Anlatmadan geçmeyelim, Suriyeli danışanlarımızdan birinin anlattığı bir hikâyeden de etkilenmiştik; kuzeni ile nişanı yapılan bir kız çocuğunun ve annesinin dayanışması… Nişandan sonra çocuk sürekli hasta rolü yapmış, anne de bu durumu evlilik kararını veren babaya “evlenmeyi istemiyor” diye açıklamış, sonunda babayı vazgeçirmeyi başarmışlar. Buna benzer birçok öz-savunma hikâyesinin olduğunu sanıyoruz. Elbette araştırmamız temel olarak bu hikâyeleri ortaya çıkarmak üzerine kurulu değil, ancak bunlara ulaşmanın ve görünür kılmanın bile çok değerli olduğunu düşünüyoruz.

Projenin amacı çocuk yaşta evlenmiş olan Suriyeli ve Türkiyeli kadınların anlatıları üzerinden karşılaştırmalı olarak çocuk yaşta evlilikleri teşvik eden aktörleri, yapıları ve pratikleri ortaya çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden önleyici ve kadınları güçlendiren mekanizmalar geliştirebilecek bir eylem planı ortaya koymaktır.

Suriyeli ve Türkiyeli kadınlar ile yapılacak olan derinlemesine görüşmeler, yarı yapılandırılmış sorular çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını merkeze alarak, kadınların yerinden edilen çocukluklarına, bu bağlamdaki yaşam hikâyelerine, kadınları güçlendiren ve/veya onları baskılayan ve sömüren yapı ve aktörlere, kadınların bu süreçteki hisleri, deneyimleri, toplumsal rolleri ve ilişkilerine, ve yerinden edilmiş çocukluklarının bugünkü kadınlık algılarını nasıl şekillendirdiğine ışık tutmayı hedeflemektedir.

Kadınların kendi yaşam alanlarında (çoğunlukla evlerinde, yoğunluklu olarak Sefaköy bölgesinde) yapılacak olan yüz yüze görüşmeler feminist metodoloji çerçevesinde kadınların öznel anlatımlarını teşvik etmeyi, görüşmelerin akışı doğrultusunda kadınların hikayelerindeki özgün ve ortak ana temaları ortaya çıkarmayı ve inşa edilen güven ilişkisine dayalı olarak bu anlatıların kadınları güçlendirmesini hedeflemektedir.

Araştırmada özellikle Suriyeli mülteci kadınlarla çalışarak çocuk yaşta evlendirilen kadınlarla çocukluklarını yaşayamadan, zorunlu kadınlık haline geçiş sürecinin analizi yapmayı planlıyorsunuz. Bu araştırma ve analizin mültecilerle çalışan kurum ve kuruluşlar ile bu alanda yapılan çalışmaların geliştirilmesine nasıl bir katkı sağlayacağını öngörüyorsunuz?
Asıl motivasyonumuz milyonların “kader” ya da “bir kız için en iyisi” olarak nitelediği çocuk yaşta evlendirilmenin bir “cinsel istismar” olduğunu, buna maruz bırakılmış olanların dilinden anlatmak. Bu araştırmanın ortaya koyacağı çıktının, olası istismarlara seyirci kalan ya da kalmak zorunda bırakılan öncelikle kadınlar sonra da erkekler tarafından duyulmasını çok isteriz. Asıl meselemiz “bu bizim ya da onların kültürü” denilerek bulanıklaştırılan akıllara bir soru işareti koymaya küçük bir katkıda bulunmak. Elbette göç ve insani yardım alanındaki kuruluşların çalışmamızın ortaya koyacağı sonuçlardan yararlanmasını da istiyoruz. Alandaki kuruluşların dikkatlerini konunun özüne yani çocuk yaşta evlendirmenin öncelikle bir cinsiyet eşitsizliği meselesi olduğuna çekebilmek istiyoruz. Zira konu genellikle çocuk hakları bağlamında ele alınıyor. Elbette ki soruna çocuk hakları bağlamından yaklaşmak yanlış değil ama eksik. Çalışmamızın bir diğer amacı hem Türkiyeli hem Suriyeli kadınlarla yapacağımız görüşmelere dayanarak, çocuk yaşta evliliklerin sadece Suriyelilere özgü bir pratik olmadığına dikkat çekmek ve yapısal sebeplerin ve sonuçların benzerliğini ortaya koymaktır.

Alanda faaliyet gösteren farklı gruplar ve sivil toplum kuruluşları ile çeşitli iş birlikleriniz bulunuyor. Sivil toplum kuruluşları arasında geliştirilen bu tür iş birliklerinin kadın hakları alanında yapılan savunuculuk çalışmaları açısından ne tür katkıları olduğunu düşünüyorsunuz?

KADAV farklı alanlarda faaliyet yürüttüğü için geniş bir yelpazeden sivil toplum örgütleri ile birlikte çalışma pratiğine sahip. Bu deneyim bize kıyaslama imkanı veriyor. Kadın hakları alanı uzun süreli ve etkin işbirliklerinin kurulduğu bir sivil alan. Bir arada davranılamadığı hallerde bile bu ihtimalin olduğunu bilmek güçlü hissetmemizi sağlıyor. Son birkaç yıldır göç ve insani yardım alanındaki örgütlerle daha yoğun bir birlikte çalışma halinde olduğumuz halde böylesi bir güç alma durumu hissetmiyoruz; daha teknik, koordinasyon ve “işbirliği” adını verebileceğimiz bir iletişim var. Tabii ki bu da değerli ama eksik. Örneğin 2017 başında bir kaç göç örgütünün faaliyeti durduruldu. Biz bunu örneğin Van Kadın Derneğinin kapatılmasının yarattığı boşluk gibi hissetmedik. Kadın hareketinde bazı konularda farklı düşünsek bile “toplam bir politik amaç birliği” içinde hissedebiliyoruz ve birbiri ile hiç karşılaşmamış kişilerin/örgütlerin bir konuda kendiliğinden aynı tepkiyi vermesi “birlikten güç doğar” içeriğinin ötesine geçildiğinin göstergesi. Ama bu noktaya hiç kolay gelinmediğini, bazen birlikteliğin kendisine verilen emeğin birlikteliğin amacını gölgede bırakacak kadar yoğun emek gerektiğini de belirtmek gerek. Son 7-8 yıldan beri kazanılmış hakları savunma noktasına dönmüş olma hali yeni şeyler konuşmayı, dönüştürücü ivme yakalamayı zorlaştırıyor doğal olarak. Örgütlü kadın ve feminist düşmanlığı karşısında hareket kitleselleşiyor ama proaktif ve dönüştürücü olamayabiliyor.

2019 yılında gerçekleştirmeyi planladığınız diğer çalışmalardan bahseder misiniz?
Göçmen kadın, çocuk ve LGBTİ+’larla çalışmalarımızda 2019 ikinci yarıdan başlayarak ama daha çok 2020’de daha yoğun bir şekilde karma grup – Türkiyeli ve diğer milliyetlerden göçmenler- çalışmalarına yöneleceğiz. Dayanışma gruplarını destekleme çabamız biraz daha ön plana çıkacak. Ev toplantıları ve bireysel danışmanlık desteğimizi İstanbul’un biraz daha göçmen nüfus yoğunluğunun az olduğu semtlere yönlendireceğiz. Zira bu semtlerde yaşayanlar daha az destek alabiliyor. Bütün örgütler kalabalık semtlerde yoğunlaşıyor. Tabii ki şiddetle ilgili başvuruları almaya devam edeceğiz. Bunlara ek olarak, 2020’de işyerinde taciz ve cinsel şiddet alanında özel bir çalışma başlatacağız. Bu toplam çalışma içinde tıpkı Yerinden Edilen Çocukluk araştırması gibi küçük tematik çalışmalar da olacak. Bunlardan biri yine çocuk evlilikleri ile ilgili bir saha çalışması. Annelerle yapılan ev toplantıları sırasında okulda veya işte olmayan kız çocukları ile doğrudan iletişim kurabilmek için bir mobil araç geliştirdik. 2019 ikinci yarıda uygulayacağız.

Emek-istihdam alanında kooperatifleşme ve bireysel geçimlik iş yapma girişimlerini desteklemeye devam edeceğiz. KADAV olarak doğrudan “para kazandıran” konumda olmayı ilke olarak yanlış buluyoruz. Bu sebeple doğrudan işlik kurma, satış yapma gibi aktivitelere girmiyor, kadınların güçlenerek kendilerinin bireysel ya da grup olarak bir takım işlere girişmelerine destek oluyoruz. Doğrudan ve yakından her türlü desteği sağlamaya hazır kapasitemizi bu yönde kullanıyoruz. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim: “geçimlik iş yapmak” deyimini kullanıyoruz, girişimcilik çok başka bir mevzu… Bir de iş yaşamına katılmak, meslek edinmek vb. konularda kamu ya da diğer kuruluşların çeşitli destek çalışmaları var. Bu türden olanaklara yönlendirmek, haberdar etmek veya cesaretlendirmek gibi danışmanlık desteğimizi biraz daha ön plana çıkaracağız.

2017’de kurulmasına öncülük ettiğimiz “Kadın Kadının Yurdudur” platformunun daha etkin çalışması için gayret edeceğiz. Bu platformda on beşe yakın Suriye kökenli dernek ve inisiyatif, on beşin üzerinde Türkiyeli kadın örgütü ve bağımsız aktivistler şiddet ve ayrımcılıkla mücadele ağırlıklı bir çalışma yürütüyorlar.

Öte yandan anımsarsanız KADAV eko-feminizmi konuşuyor demiştik. İlkini 2014’te yaptığımız arama toplantısının ikincisini geçtiğimiz yıl Ekim ayında gerçekleştirdik. “Ekolojik ve feminist hareket nerede nasıl ve neden buluşmalı?” sorusunu konuştuğumuz bir çalışma yapıyoruz. Yıl sonuna doğru bir forum gerçekleştireceğiz.

Bunların dışında şunu eklemeliyim: KADAV olarak son birkaç yıldır saha çalışmalarına yoğunlaşmamız nedeniyle savunuculuk alanında eksik kaldığımızı düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde hem yerelde hem de uluslararası alanda daha aktif bir savunuculuk programı yapmaya çalışacağız.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Kurumsal Destek, Proje Desteği, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın, Turkey Mozaik Foundation iş birliği çerçevesinde bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek amacıyla 2019 yılında ilk kez hayata geçirdiği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı’na başvuru yapan 34 kuruluştan 3’ünün projelerine bir sene süreyle toplam 200.000 TL hibe desteği verilerek, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışmalar yapan STK’ların kurumsal kapasitesinin güçlenmesine ve projelerini hayata geçirmelerine katkı sağlanacak.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı’nın 2019 döneminde desteklenecek sivil toplum kuruluşları ve projeleri:

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği: “Kadınların Can Simidi: 6284 sayılı Kanun” projesi ile, belediye çalışanlarına, muhtarlara ve şiddete maruz bırakılan ya da şiddete maruz kalma tehlikesi bulunan kadınlara yönelik eğitimlerin verileceği  bir program hayata geçirilecektir. 5 il ve 10 ilçede gerçekleştirilecek proje faaliyetleri ile 200’den fazla belediye çalışanı ve muhtara 6284 sayılı Kanun’la ilgili eğitimler verilecek; 400’den fazla kadının ise hakları konusunda bilgilendirilmeleri için bilinçlendirme çalışmaları yapılacaktır.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı: “Yerinden Edilen Çocukluk – Çocuk Yaşta Evlendirme” projesi kapsamında yapılacak araştırma ile çocuk yaşta evlendirilen kadınlarla çocukluklarını yaşayamadan, zorunlu kadınlık haline geçiş sürecinin analizi yapılacaktır. Proje kapsamında şu an yetişkin olan Suriyeli kadınlar ile çalışılarak, geriye dönüp baktıklarında yaşadıkları tüm süreçlerin olumsuz etkileri tespit edilecektir. Özellikle mülteci kadınlar için Suriye’de ya da Türkiye’de olmanın çocuk evliliği açısından bakıldığında farklılaşan, aynılaşan, kolaylaşan ya da zorlaşan tarafları tespit edilecektir. Araştırma ile çocuk evliliklerinin göç ile bağlantısı ortaya çıkarılırken, Türkiye coğrafyasında yaşayan kadınların ortak mücadele perspektifi geliştirebilmelerinin araçları belirlenmeye çalışılacaktır.

Uçan Süpürge Vakfı: Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, kız çocuklarının eğitim hayatından uzaklaşması ve/veya uzaklaştırılması ve yerelde kadın örgütlerinin birbirleriyle olan bilgi ve tecrübe paylaşımı konusunda örgütlenmelerine destek vermek amacıyla çalışmalar yapan Uçan Süpürge Vakfı, alacağı kurumsal hibe desteği ile vakıf bünyesinde insan kaynağını geliştirecek ve bu sayede vakfın sürdürülebilirliği için yeni kaynaklar yaratmak amacıyla çalışmalar yapacaktır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hibe Programı Açıldı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu, Vakıf Haberi

Turkey Mozaik Foundation iş birliği çerçevesinde, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK);

  • bir model oluşturma vizyonuna sahip yenilikçi pilot proje fikirlerini
  • kurumsal faaliyetlerini ve/veya gelişimlerini desteklemeye yönelik çalışmalarını
  • kampanya ve savunuculuk odaklı faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2019-2020 döneminde ilk kez oluşturulan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun başvuruları açıldı.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak toplam hibe tutarı en az 200.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 12 ay süreyle devam edecek çalışmaları için en fazla 70.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

• Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen kuruluşlar,
• En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
• 2018 yılındaki gelirleri en az 30.000 TL olan,
• Çalışmalarının odağı toplumsal cinsiyet eşitliği olan,
• Karar alma mekanizmalarında söz konusu toplumsal meselenin birinci derecede ilgilisi olan kesimlerin çoğunlukta olduğu (ya da değilse bunun nedenini açıklayabilen),
• Kuruluş amacını tanımlayan resmi dokümanlarda, misyonunda ve/veya oluşturduğu değişim teorisinde toplumsal cinsiyet eşitliğine net olarak yer veren kuruluşlar.

Fona başvurmak isteyen STK’ların aşağıdaki bağlantıda yer alan formu 25 Mart 2019 Pazartesi günü saat 18:00’e kadar eksiksiz olarak doldurmaları gerekmekte. Hibe Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) buradan ulaşabilirsiniz.