Category

Uncategorized

Tarlabaşı Toplum Merkezi ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Konuştuk

By | Uncategorized

Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), kent yaşamına eşit katılımı desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgını sürecinde kaynak geliştirme çalışmaları aksayan TTM, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerinin karşılanması ve bu sayede derneğin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması amacıyla kullanacak. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nden Gökçe Baltacı ile yaptığımız röportajda merkezin çalışmalarını, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çocuk hakları izleme araştırmasını ve gelecek dönem için önceliklerini konuştuk.

Yerel düzeyde faaliyet gösteren bir kuruluş olan Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin (TTM) amacından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

TTM’nin amacını tek bir cümle ile açıklamak hep çok zor oluyor. O nedenle en başından alarak derneğin nasıl kurulduğunu, neler yaptığını ve yapmaya devam ettiğini anlatmak sanırım daha iyi olacak. TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana Tarlabaşı’nda yaşayan herkes için psiko-sosyal destek faaliyetleri yürütüyor ve aynı zamanda, benzer bölgeler için hak temelli bir toplum merkezi modeli örneği teşkil ediyor. TTM’nin amacı ise sosyal hayattan dışlanan, yoksulluk ve göç kaynaklı çeşitli yoksunluklarla mücadele eden Tarlabaşı bölgesi sakinlerinin güçlendirilmesi, haklarına erişiminin desteklenmesi ve Tarlabaşı’na yönelik ön yargıların azaltılması diyebiliriz. Bu amaca ulaşmayı değişime ve dönüşüme açık bir yol olarak görüyoruz. Faaliyetlerimizi hak temelli, bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten toplumsal adalet perspektifi ile yürütmeye çabalıyoruz.

Yakın zamanda yaptığımız stratejik çalışmalarda ise gelecek tahayyülümüzü genel olarak tüm Tarlabaşı sakinlerinin kendilerine yeten bir topluluk olarak haklarını savunur ve kentsel imkânlara eşit şekilde erişebilir duruma gelmeleri olarak belirledik. Bunun içinse tabii eşit erişimin önündeki engelleri tespit etmek ve sonra da bu engellerin kalkması için mücadele etmek gerekiyor.

Özelde ise, aslında daha genel olarak da bilindiğimiz haliyle, çocuk çalışmaları odağında faaliyetler yürütüyoruz. Çocukların güvenli bir ortamda haklarını öğrenerek sosyal içerme, sanat ve birlikte üretme aracılığıyla barışçıl ve şiddetsiz iletişim yöntemiyle gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çocuk çalışmalarımız kapsamında yaklaşık 2 sene önce tekrar başlattığımız 3-6 yaş arası oyun grubu faaliyetleri ve 7-15 yaş arası için sanat aracılığıyla öğrenme, bedensel güçlenme ile öğrenme ve şiddetsizlik araçları ile öğrenmeyi içeren uzun ve kısa süreli çalışmalarımız var. Düzenli olarak Sanat, Sosyal Sirk, Erbane, Çok Güzel Atölye (sosyal uyum atölyesi), Fotoğraf ve Felsefe Atölyeleri yapıyoruz. Süreli olarak çok çeşitli başka atölyeler de açılıyor, bunlardan en sevdiklerimiz ise çocukların yürütücülüğündeki atölyeler! Son dönemde çocuklar Keşif ve Eğlence atölyesi kurdular, kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda planladılar ve yürüttüler.

Bahsettiğim gibi faaliyetlerimiz çocuk çalışmaları odağında yoğunlaşmış olsa da uzun yıllardır kadınlarla güçlenme çalışmaları, psikolojik destek ve ebeveyn danışmanlığı da yapıyoruz.

Tabii ki gönüllülük çalışmalarımız da var. Anlattığım çalışmaların neredeyse hepsi gönüllülerin destekleri ile yürütülüyor. Gönüllüler derneğe bir başvuru süreci ile alınıyor, sonrasında ise oryantasyon süreçleri gerçekleşiyor. Çok çeşitli eğitimlerle süreçte hep destekleniyor ve süpervizyon alıyorlar. Çocuklarla çalışmaya başlamadan önce çocuk güvenliği, çocuk katılımı ve çocuklarla toplumsal cinsiyet eğitimlerini almış ve ilgili konular da tartışma ortamında bulunabilmiş olmalarını çok önemsiyoruz. Ama gönüllülerle ilişkimiz sadece bundan ibaret değil. Gönüllülerin kendi gelişimleri için hem destek almaya hem de katkı koymaya yönelik birçok faaliyet yürütüyoruz. Film okumaları, tematik buluşmalar ve söyleşiler yapıyor; bir aradalığımızı güçlendirmeye çalışıyoruz.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun Tarlabaşı’nda birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını tüm dünyada çok da öngöremediğimiz bir hızda ve şiddette yayıldı. Tam da bu noktada hali hazırda ayrımcılığın ve eşitsizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada, dezavantajlı grupların süreçten çok daha olumsuz şekilde etkilendiğini söylemek mümkün.

COVID-19 salgını, Tarlabaşı’nda hali hazırda haklarına erişmekte çeşitli zorluklarla karşılaşan gruplar açısından mevcut eşitsizlikleri derinleştirdi. Bunu hızlıca söylemek mümkün olsa da bu olağanüstü dönemde mahallenin bize ne söylüyor olduğu bizim için çok önemliydi. Biz de bu nedenle hem Tarlabaşı’nda hem de benzer kırılganlıkların yaşandığı İstanbul’daki farklı bölgelerdeki kurumlarla bir çocuk hakları izleme çalışması yapmaya niyetlendik. Haziran ayında çıkan raporumuzun final raporu ise Ağustos ayı ortasında yayımlanacak.

İzleme çalışması kapsamında Tarlabaşılı 41 çocuk ve 30 bakım verenle görüşmeler yaptık. Bu süreçte Tarlabaşı’nda yaşayan tüm toplulukların süreçten farklı şekillerde etkilendiğini gördük. Tabii bizim ilk baktığımız Tarlabaşılı çocuklar oldu. Bu noktada görüşülen çocukların evde kalabilen çocuklar olduğunu ve uygun koşullara bağlı olarak evde kalmanın süreçte çocuklar üzerinde ne kadar önemli etkilere sahip olduğunu vurgulamak gerekir.

Fırsat eşitsizliğinin ilk olarak çocuklar üzerinde eğitime erişim açısından görünür olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte erişim araçlarının daha güçlü olduğu çocuklarla Tarlabaşılı çocuklar arasında erişim uçurumu daha da fazla arttı. Erişim araçlarına sahiplerse bile, evin kendisinin ne kadar uygun ve güvenli olduğu ile ilgili başka bir gündemimiz daha oldu. Bildiğiniz gibi okullar Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemiyle uzaktan eğitime geçti. Bunu planlarken çocukların çok homojen bir grup olduğu ve EBA’ya eşit erişimlerinin olduğu varsayıldı; fakat tabii ki durum öyle değil. Örneğin bizim görüştüğümüz 123 çocuktan yaklaşık 30’u hiçbir şekilde internete erişemiyordu. Bu sayının daha da yüksek olmamasının sebebi ise genellikle akıllı telefonlardan internetin kullanılması ve Tarlabaşı gibi dayanışmanın sanılanın aksine güçlü olduğu gibi mahallelerde paylaşımlı internet kullanmaları olarak karşımıza çıktı. Tarlabaşı’nda yaşayan ve TTM’nin de birlikte çalıştığı Suriyeli Dom gruplar ise kimliksizlik, anadilde bilgiye erişememe ve ekonomik durumlarının çok zorlayıcı olması nedeniyle süreçten hem en çok etkilenen hem de en görünmez haldeki topluluk oldular. Çocukların Tarlabaşı’nda salgın sürecini nasıl deneyimlediklerini bu şekilde özetlemek mümkün.

Kadınlar içinse hem ekonomik hem de ev içi emek sömürüsünün arttığını belirtmek lazım. Tarlabaşı’nda yaşayan kadınlar genellikle temizlik ve midye yapımı gibi günübirlik ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Salgın sürecinde bu işlerin hem durmuş olması hem de ev içi yükün artmasıyla çalışma hayatından uzaklaştılar. Süreç boyunca görüşülen tüm kadınlar ev içi sorumluluklarının çok arttığından ve kendilerine vakit ayırmakta zorlandıklarından bahsettiler.

Bir diğer durum ise geniş kesimlerin en yoğun etkilendiği derinleşen yoksulluk konusu. Çoğunlukla güvencesiz ve düşük ücretle çalışan; hiçbir bireyin gelişimsel süreçlerine uygun olmayan, çok çocuklu aileler olarak tek odalı evlerde kiracı olarak yaşayan Tarlabaşılılar süreçte bir anda işsiz kaldılar, evlere kapandılar ama evde görece sağlıklı bir yaşam sürecek maddi imkanlardan yoksun kaldılar. Dolayısıyla hali hazırda özellikle kamu hizmetlerine, sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken, COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Böylelikle TTM gibi mahallenin güvenli alanı olmayı amaçlayan bir yerden uzak kalmalarıyla iyi olma hallerinin desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.

Sürecin etkilerini daha detaylı incelemek için raporumuzun infografiklerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi.pdf
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi-bakimveren.pdf

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

13 Mart itibariyle okullara ara verilmesiyle biz de merkezi kapatmak durumunda kaldık. Süreçte birlikte çalıştığımız Tarlabaşılıların hepsinin COVID-19 salgını ile ilişkili sağlıklı bilgiye ulaşabilmelerini gözeten bir politika izlemeyi çok önemsiyoruz.

COVID-19 salgınında faaliyetlerin fiziksel olarak yürütülemiyor olmasıyla birlikte kaynak geliştirme konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştık. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; çalışanlar ve gönüllüler için haftalık iş takibi, mahallenin ihtiyaçlarının tespiti, bağışçılar ve fon veren kurumlarla koordinasyon gibi sorumlulukları yerine getirmek üzere Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılanacak. Bu sayede de TTM’nin sürdürebilirliğine katkı sağlanacak. Böylece TTM, bu süreçte mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya, çocuğun öncelikli yararı ilkesince faaliyetler yürütmeye ve çocukların güvenli alan ihtiyacını uzaktan kurulan bağlarla ve mekanizmalarla desteklemeye devam edecek.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Tarlabaşı Toplum Merkezi önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Aslında şöyle söylemek mümkün; hak temelli ve hedef grubu güçlendiren çalışmalar yapmak TTM’nin zaten varlık amacı. Fakat, COVID-19 süreci bize bir kez daha gösterdi ki bu güçlendirici çalışmaları yapabilmek için de hedef grubun temel ihtiyaçlarının dolayısıyla barınma ve sağlıklı bir ortamda yaşama hakkı üzerinden fiziksel ve ekonomik koşullarının da yerine getirilmesi çok önemli.
Yeni dönem çalışmalarımızda bu ikisi nasıl el ele yürüyebilir üzerine düşüneceğiz. Uzaktan eğitim sürecinde gördük ki hanelerde internet erişimi artık olmazsa olmaz. Bu süreçte yürüttüğümüz bir proje kapsamında 10 sayıda haneye internet erişimi sağlanması ve bu sayede TTM çalışmalarının ve uzaktan eğitimin o hanedeki çocuk ve yetişkinler için daha erişebilir olması için çaba gösterdik. Aksi takdirde çocukların erişimlerinin önünde daha da derinleşen bir hak ihlali ortaya çıkıyor.
Bu konuda bir başka örnek ise süreçteki görüşmelerde neredeyse tüm çocuklardan bir talep olarak duyduğumuz, kitap ihtiyacı oldu. Merkezin kapanmasıyla, kitaba en rahat erişebildikleri yer olan TTM kütüphanesine de erişemez oldular. Bu talep doğrultusunda çeşitli yayınevleri ile iş birliği içinde 100 sayıda haneye yaklaşık 490 adet kitap dağıtımı yaptık. Aslında bu çalışma, COVID-19 sürecinden önce TTM’nin yaptığı bir şey değildi hatta çocukların merkeze geliş gidişlerini ve ilişkilerini kuvvetlendirmesi için kitap takasını önemsiyorduk. Ama bir toplum merkezinin değişen ihtiyaçları görmesi ve buna göre yine hak temelli faaliyetler yürütebilmesini de çok önemsiyoruz.
Sürecin belirsizliği devam ediyor. TTM bu süreçte çeşitli araştırma, izleme ve savunuculuk faaliyetlerini yoğunlaştıracak. Tarlabaşılıların haklarına ve çeşitli imkanlara erişebilmesi için kamu ve sivil toplum iş birlikleri kurarak, sürecin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlayacağız.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?
Bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri paylaşmadan kendi duruşumuzu ifade etmeyi önemli buluyoruz. Bizim bu süreçte durumu tespit etmek, görünür kılmak ve hedef grubumuzun eğitim, sağlık, bilgi ve medyaya erişimi ile barınma gibi temel haklarına erişimlerindeki ihlalleri karar vericilere ulaştırmak ve bu konuların savunuculuğunu yapmak için çalışmamız gerekiyor.
Diğer yandan da bir önceki soruda da söz ettiğimiz gibi sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda yeni stratejiler, destekler, güçlendirme çalışmalarına hedef grubun etkin katılımı için gerekli alt yapının sağlanması konusunda bağışçıların ve hibe verenlerin açık olması gerekiyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın bu noktada verdiği hızlı ve esnek destek bizim için çok kıymetliydi.
TTM öncelikle çocuklar için güvenli alan olma amacını güdüyor bir yandan da bu koşulların devamı halinde çocukların bulunduğu ev ortamını güvenli alana dönüştürmek ve bu ortamda çocuklarının haklarının yaşama geçmesi için ihtiyaçları karşılamak gerekiyor.
Eylül ayında okullar açılacak olsa da belirsizlik devam ediyor. TTM’nin fiziksel alanın küçüklüğü ve katılımcıların yoğunluğunu düşünecek olursak, bizim merkeze dönmemiz, riski azaltmak adına sürecin daha iyi gözlemlenmesini ve izlenmesini gerektirebilir. Bu gibi durumlarda, bağışçıların ve hibe veren kuruluşların her kurumu kendi koşulları ve imkanları ile değerlendirmesi çok önemli. Hepimiz için oldukça zor olan bu günleri birlikte ve dayanışma içinde atlatabileceğimize inanıyoruz.

Puruli Kültür Sanat Derneği Kültür Sanat Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Anlattı

By | Kültür Sanat Fonu, Uncategorized
*Fotoğraf: Serhat Şatır

Puruli Kültür Sanat Derneği, Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteği ile sağladığımız hibe kapsamında kurumsal kapasiteleri güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Puruli ile 2013 yılından beri yürüttükleri Engelsiz Filmler Festivali’ni ve hibe süreci boyunca yapılacak çalışmaları konuştuk.

Yaygın dolaşıma dahil olmayan sanatın, mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşması amacıyla çalışmalar yapan Puruli Kültür Sanat Derneği’nin (Puruli) kuruluş hikayesinden ve bu amaç doğrultusunda yürüttüğü çalışmalardan bahseder misiniz?

Puruli Kültür Sanat Derneği bu yıl altıncı yılını dolduruyor. Derneğin en büyük etkinliği Engelsiz Filmler Festivali (EFF). Festival, güncel nitelikli ve sinemaseverlerin vizyonda görme şansı bulamadığı filmleri, görme ve işitme engelliler için sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile; ortopedik engeli olan sinemaseverlerin ise erişebileceği mekanlarda gösteriyor. EFF’yi kültürel bir etkinliğin herkesin bir arada takip edebileceği biçimde sunulabileceği fikriyle ilk kez 2013 yılında gerçekleştirdik. Ankara’da başladı ve ilk 4 yıl yalnızca Ankara’da gerçekleşti. Son 3 yıldır ise İstanbul ve Eskişehir’i de ziyaret ediyor. İlk yıldan itibaren dünyadan diğer erişilebilir film festivalleri ile ilişkiler kurmaya ve bir araya gelmeye başladık. Karşılıklı ziyaretler geçtiğimiz yıl Be-In! Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’na dönüştü. Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen diğer 5 film festivali ile birlikte kurduğumuz Be-In! ile sinemada ve film festivallerinde erişilebilirlik üzerine birlikte çalışıyoruz.

Türkiye’de farklı alanlarda olduğu gibi kültür sanat hakkına erişim ve katılımda da engelli bireylerlerin pek çok sorunla karşılaştığını görüyoruz. Puruli’nin düzenlediği Engelsiz Filmler Festivali bu konuda nasıl bir değişim yaratıyor? Festivalin kapsamından ve engelli bireylerin erişimi için ne tür olanaklar sağladığından bahseder misiniz?

Söylediğiniz gibi, kültürel hayata eşit katılım bir hak fakat diğer pek çok meselenin ardında bırakılıyor ve önemsiz kabul ediliyor çoğunlukla. Sinema ve sinema etkinlikleri özelinde konuşacak olursak; Türkiye’de 2019 yılında 147’si yerli olmak üzere 400’ün üzerinde film sinemalarda gösterildi; her yıl 100’ün üzerinde film festivali, sinema günleri vb. etkinlik düzenleniyor. Bu filmlerin ve bu etkinliklerin çok büyük bir kısmı özel gereksinimi olan bireylere ulaşamıyor. Engelsiz Filmler Festivali yıl içinde gösterilen veya sinema tarihinden önemli bulduğu yapımları sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı altyazı seçenekleri ile izleyiciye sunuyor. Her üç şehirde de, koşulları otizmlilerin ihtiyaçlarına göre düzenlediğimiz gösterimler gerçekleştiriyoruz. Tüm gösterimler ortopedik engeli olan, tekerlekli sandalye kullanan sinemaseverler için de erişilebilir olanlardan seçiliyor. En çok zorlandığımız konunun hem erişilebilir hem de film izlemek için uygun salon bulmak olduğunu da burada vurgulamak isterim.

Yalnızca film gösterimleri değil, film sonrası söyleşiler, yan etkinlikler ve ödül töreninde de işaret dili ve sesli betimlemeye yer verdiğimizi, Festival standlarında braille alfabesiyle basılmış gösterim programı ve katalog bulundurduğumuzu, Festival’in internet sayfasının erişilebilir bir ara yüzü olduğunu, bültenlerin ve festival tanıtımlarının erişilebilir olarak yayınlandığını da söylemek gerekir. Ancak hala erişilebilirlik adına yapılabilecek daha fazla şey olduğunu fark ediyor ve eksiklerimizi gidermeye çalışıyoruz.

Engelsiz Filmler Festivali kapsamında engelli hakları alanında çalışan STK’lar ve kültür-sanat kurumları arasında ne tür iş birlikleri geliştiriyorsunuz? Bu iş birliklerinin çeşitlenmesi ve daha fazla sayıda kişinin çalışmalarınızdan faydalanabilmesi için neler yapılabilir?

Engelsiz Filmler Festivali, kültür sanat kurumlarıyla ve engelli hakları alanında çalışan STK’larla iş birlikleri gerçekleştiriyor. Festival kapsamında düzenlenen paneller ve etkinlikler yoluyla bu kurumlar yan yana geliyorlar. Şimdiye dek kültür sanat kurumları, engelli hakları alanında çalışan STK’lar ile birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde ev sahibi rolünde oldular. Daha fazla ve daha yakın iş birliği için engellilerin kültür sanat alanına olan ilgi ve talebinin artmasının gerektiğini düşünüyoruz. Bir önceki soruda da bahsettiğimiz gibi, kültürel hayata erişim hakkı engellilerin çoğunluğu tarafından da benimsenmiş ve önem verilen bir mesele değil. Eğer burada bir değişim olur ve kültürel etkinliklere katılma, kültürel faaliyetlerde yer alma talebi büyürse bahsettiğiniz iş birlikleri de artıp çeşitlenecektir.

2019 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla kurumsal hibe alıyorsunuz. Bu hibe ile kurumunuzun kapasitenizi güçlendirmek için neler yapacaksınız? Hibe dönemi sonunda ulaşmayı beklediğiniz hedefler neler?

Bu hibe için Sivil Toplum için Destek Vakfı’na teşekkür ederiz. Aldığımız hibeyle engelli hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile iletişimimizi güçlendirmek adına çalışmalar gerçekleştirecek bir çalışan istihdam ediyoruz. Bu çalışmalar STK’lara ilişkin iletişim bilgilerinin güncellenmesi, STK’ların temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirerek kültür sanat etkinliklerine katılımlarına ilişkin bilgi toplamak ve ihtiyaçları öğrenmek, Be-In! Ağı kapsamında “erişilebilir film festivali” nedir sorusunu yanıtlayan bir rehber hazırlamak ve EFF kapsamında altı yıldır uyguladığımız anketlerin analizi ve bu anketlerin genişletilerek uygulanması için iş birlikleri kurmak gibi EFF’nin niteliğini ve etkililiğini artıracak faaliyetleri kapsıyor.

Vakfımızdan aldığınız hibe desteği kapsamında Engelsiz Filmler Festivali’nin kurucuları arasında yer aldığı Be-In! Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’nda yer alan Avrupa’daki diğer film festivalleri ile birlikte erişilebilirlikle ilgili bir kılavuz hazırlamaya planlıyorsunuz. Bu kılavuzun nasıl bir ihtiyaca cevap vereceğini düşünüyorsunuz? Bu tür bir yaklaşımın daha fazla sayıda festivalin engelli bireylerin erişimine açık hale gelmesinde katkısı olabilir mi?

Öyle umuyoruz fakat bunun zaman alacağının ve bir çaba gerektirdiğinin de farkındayız. EFF ile bugüne kadar 232 filmin erişilebilirlik uygulamaları hazırlandı. Bu filmlerin Türkiye’deki diğer film festivallerinde gösterilmesi için ilk yıldan beri çalışıyoruz ve pek çok festivalle iş birlikleri geliştirerek bu festivallerde erişilebilir filmler gösterilmesini sağladık. Fakat elbette yalnızca programda erişilebilir gösterimlere de yer vermek bir festivali erişilebilir bir etkinlik yapmaya yetmiyor. Hazırlayacağımız rehber, erişilebilir bir film festivali hangi ihtiyaçlara cevap vermelidir, neyi nasıl yapmalıdır, gerçekleştiği mekanların ne tür özellikleri olmalıdır gibi sorulara cevap verecek. Bu rehber, Engelsiz Filmler Festivali için de bir yol haritası olacak elbette. Bunun yanında diğer film festivallerinin erişilebilirlik oranlarını artıracağını, etkinliklerini erişilebilir kılmak isteyen kültür-sanat operatörleri için de bir kılavuz olacağını umuyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Ekip Arkadaşı Arıyor

By | Uncategorized

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Türkiye’de bağışçılık kültürünün gelişmesine katkı sağlamak için bağışçıların öncelikleriyle sivil toplumun ihtiyaçlarını buluşturmak amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. Vakıf olarak, Türkiye’nin sosyal sorunlarının çözümü için bağışçılığın geliştirilmesi gerektiğine inanıyor, sivil toplumun yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretmesine katkı sağlamak amacıyla hibe programları yürütüyoruz. Bu kapsamda, 2016 – Mart 2020 arasında 90’i aşkın sivil toplum kuruluşuna (STK) yaklaşık 4 milyon TL’lik hibe sağlayarak Türkiye’de sivil toplumun gelişimine katkıda bulunduk.

Vakfımızın hibe programları ile ilgili tüm süreçlerin planlanmasında ve yürütülmesinde görev alacak, İstanbul’da ikamet eden bir Hibe Programları Uzmanı arıyoruz. Son başvuru tarihi 23 Mart olan pozisyonun görev tanımı ve başvuru koşulları hakkında detaylı bilgi için tıklayın.