Çocuk Fonu

DİSA, Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesi için Çalışmalarına Başladı

Farklı program alanları altında yürüttüğü araştırmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yapan Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), Çocuk Fonu’nun 2020 dönemi kapsamında desteklediğimiz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesi için çalışmalarına başladı. DİSA Enstitü Koordinatörü Atalay Göçer ve araştırmacı ve psikolojik danışman Aysel Fidan ile DİSA’nın araştırma programlarını, Önce Çocuk projesini ve COVID-19 salgının çalışmalarına etkilerini konuştuk.

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) farklı program alanları altında yürüttüğü çalışmalarla toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yapıyor ve ilgili konularda politika geliştirilmesine destek olmayı amaçlıyor. DİSA’nın çalışmalarında hangi alanlara odaklandığını bizimle paylaşır mısınız?

Enstitümüz çalışmalarını dört araştırma programı ekseninde yürütüyor. Anadili ve Pedagoji Araştırma Programı’nda eğitimde anadilinin kullanılmamasından kaynaklanan sorunlar ile dil ve eğitim politikalarını ele alan araştırmalar yapılarak anadili temelli çok dilli eğitime dair model önerileri geliştiriliyor. Enstitümüz anadilini sosyalleşme evresinde ve örgün eğitim süreçlerinde geliştiremeyen çocuklar nezdinde diller arası hiyerarşinin sonuçlarını ortaya koyuyor ve çok dilli yaşamın pedagojik imkanlarını araştırıyor. Anadilin kuşaklar arası değişimi, linguistik sınırlamaların toplumsal algı ve dışlanma ile ilişkisi, sözlü çocuk edebiyatı ürünlerinin ve oyunların eğitim kaynaklarına dönüştürülmesi, çok dilli ve çok kültürlü eğitim modelleri, toplumsal travma yaşamış çocuklarda kültürel yaratıcılık potansiyelinin teşvik edilmesi ve eğitimci eğitimi konuları bu araştırma programının öğeleri arasında yer alıyor.

Adalet ve Barış İnşası Araştırma Programı; dünyada çatışma çözümü olarak tanımlanan çalışmaların bölge realitesi ışığında çözümlendiği bilgi ve veri üretimini içeriyor. Adaletin bir hukuk düzenlemesi, barışın ise pazarlık sonucu ulaşılan bir asayiş durumuna indirgenmesinin uzun ve iniş-çıkışları olan bir barış inşasından farkını ortaya çıkaran araştırmaları, karşılaştırmalı analizleri ve tartışmaları yürütüyor. Silah bırakma ve silahsızlanma, paramiliter ve paralel yapılar, sivil halkın korunması, çatışma sonrası ve topluluk temelli adalet, geçmişle yüzleşme ve hakikatleri açığa çıkarma, farklı ülkelerdeki geçiş, müzakere ve barış inşası süreçleri, bölgesel çatışma dinamiklerinin yerel süreçlere etkileri, arabuluculuk ve izleme mekanizmaları, kesintiye uğrayan süreçlerin analizi gibi alt-araştırma ve tartışma alanlarında yapılan çalışmaları kapsıyor.

Diyarbakır İçin Sürdürülebilir Yaşam ve Mekan Araştırma Programı; insan merkezli, ademi-merkeziyetçi ve dayanışmacı bir yerel ekonominin, doğal ve kültürel dokuya duyarlı mekan politikalarının imkanları üzerine odaklanan bir program. Bölgede ekonomik gelişmeyi toplumsal sonuçlarından kopuk ele alan merkeziyetçi-bürokratik güdümlü yatırım ve kentleşme politikalarının insani gelişme sorunlarını büyütmesi gerçeğinden yola çıkarak yapılan araştırmaları yürütmek ve sonuçlarını tartışmak hedefi ile tasarlandı. Kent ve barınma politikalarında katılım, barış ekonomisi, özerklik ve merkezi kaynak dağılımı, katılımcı bölgesel ekonomi ve yeşil kentleşme örnekleri, kooperatif sosyal dayanışma ağı ekonomileri, yakın-yerellik tarımı, mekan-insan-doğa ilişkisinin iktisadı, yoksullukla mücadele politikaları bu programın Diyarbakır ve çevresine özgü araştırma alt başlıkları.

Her ne kadar enstitümüz ve araştırma programlarımız bünyesinde yürütülen olan tüm çalışmalar toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini temel alsa da özellikle bu alanda derinleşmek amacıyla geçtiğimiz yıl kurulan Diyarbakır için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırma Programı; toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak üzere bu konuda farkındalık geliştirmek, ayrımcılık temelli eşitsizliğin dinamiklerini anlamak, eşitliğin sağlanmasında bireysel ve toplumsal uygulanabilir çözümleri tartışmak için bilgi üretmeyi hedefliyor. Farklı sosyo-ekonomik arka plandan kadınların toplumsal cinsiyet meselesine yaklaşımı, ayrımcılıkla mücadele yöntemleri ve kamusal varoluş biçimleri, cinsiyetlilik-kadın(sı)lık-erkek(si)lik tartışmaları, kadın/feminist hareketlerin ittifak ve dayanışma politikaları ile LGBTİ+ kapsayıcılığı araştırma alanları arasında yer alıyor.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesinin amaçlarından ve bu amaçlar doğrultusunda gerçekleştireceğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Dört araştırma programımızın kesişiminde yürütmekte olduğumuz Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesi kapsamında toplumsal barışın inşasında sivil toplumun yedi temel işlevinden biri olan Çatışma Süreçlerinde Vatandaşların Korunması ile Yılmazlık ilkeleri (anadili temelli çok dillilik, kültür-sanat odaklılık, çocuk katılımı) uyarınca çocukların özgüven ve yaratıcılıklarının artırılarak çatışma etkisiyle baş etme yöntemlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Hedef kitlesi Diyarbakır’da Suriçi’nde yaşanan çatışma nedeniyle Suriçi’nin farklı mahallelerinde yaşayan ya da Diyarbakır’ın farklı semt ve ilçelerine göç etmiş sosyoekonomik açıdan dezavantajlı konumda bulunan ailelere mensup çocuklar ve sorumlu ebeveynleri olan projede çoğunluğu kadın olan, çocukları ile birlikte psikososyal destek alan sorumlu ebeveynlerin hem kendilerinin hem de çocuklarıyla iletişimlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Bu doğrultuda; Diyarbakır’a bağlı Suriçi’nde 2015 yılında yaşanmış olan silahlı çatışmalara maruz kalmış, tanıklık etmiş çocuklar ve sorumlu ebeveynleriyle birlikte terapötik çalışma yürütecek psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilere (kolaylaştırıcı) yönelik sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları üzerine 2 aylık bir eğitim programı düzenlenecek. Bu eğitim programı ile kolaylaştırıcılar alanında yetkin kişilerden eğitim alacak ve bu sayede kapasiteleri gelişecek. 60 çocuk ve 60 sorumlu ebeveyne yönelik ayrı ayrı kapalı grup çalışması ve 3 ay sonra da ebeveyn ve çocuk iletişimini artırmaya yönelik eğitim almış olan kolaylaştırıcıların desteğiyle çocuk ve ebeveyn gruplarının birleştirilerek çocuk ve ebeveyn arası iletişimi geliştirmeye yönelik 3 aylık karma kapalı grup çalışması yürütülecek. Çalışmanın başında kapalı gruplar oluşturulurken hedef gruplar tercih edecekleri dile göre 3 kategoriye ayrılacak. Kürtçe, Türkçe ve çift dilli kapalı gruplar aile görüşmeleri sırasında çocukların ve sorumlu ebeveynlerinin tercihlerine göre belirlenecek. Çalışma sonrasında tercih edilen dilin psikolojik iyileşmeye etkisi ölçülüp değerlendirilecek. Proje kapsamında 2 kitap yayınlanacak: Kürtçe ve Türkçe dillerinde çocuklara ve ebeveynlerine yönelik etkinlik rehberi ve ebeveyn ve çocukların psikolojik iyileşmelerini (ayrı gruplarda ve birleştirilmiş gruplarda), dilin ve sanatın psikolojik iyileşmeye etkisini değerlendiren analiz raporu.

Proje kapsamında öncelikle psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerle sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Çeşitli uzmanlık alanlardan kişileri bu konularda güçlendirmenin çocuk hakları alanında yapılacak çalışmalara ne tür katkılar sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Eğitim programına katılacak psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin, çocuklara ve sorumlu ebeveynlerine yönelik sanat ve oyun terapi teknikleri aracılığıyla travma ile baş etme, travma sonrası stres bozukluklarının iyileştirilmesi, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin iyileştirilmesi, psikolojik gelişimle ilgili ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi ile alanlarında ihtiyaç temelli (sanat ve oyun terapi teknikleri aracılığıyla travma ile baş etme, travma sonrası stres bozukluklarının iyileştirilmesi, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin iyileştirilmesi, psikolojik gelişimle ilgili ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi alanlarında) grup terapisi yürütebilmeleri doğrultusunda kapasite artırımı sağlanmış olacak.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin dört temel ilkesi olan; yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun yüksek yararını gözetmek, çocuğun katılımının sağlanması ve ayrımcılık gözetmemek konularıyla ilgili eğitimlerle katılımcıların çocuk algısı ve hak temelli yaklaşıma sahip olmaları öngörülüyor. Bu eğitimlerle psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanından kolaylaştırıcıların çocuğa yönelik terapötik müdahale için uygun terapötik dili ve yaklaşımı benimsemeleri hedefleniyor. Çocuklarla çalışma tecrübesi bulunan uygulayıcıların bile dönem dönem sahip oldukları bilgi ve becerileri tazelemeleri önemlidir. Bu durumu, hem onların kapasitelerine bir katkı, hem de çalışmanın verimliliğinin olmazsa olmaz bir parçası olarak gördüğümüz için eğitim sürecine çocuk algısı ile başlamamız ve çocuklarla kurulacak dilin, terapötik gelişimi sağlayacak etkinliklerin yaşa göre seçilmesinin öneminin ve çeşitli uygulamaları kapsayan etkinlikleri içeren anlatımların eğitimin sonlarına doğru yeniden ele almamız bu bağlamda doğru bir çocuk algısı ile çalışma yürütme isteğimizle ilişkili. Çocuk haklarına ve algısına ilişkin hafızası güçlenen psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişiler, eğitim programını yürütecek olan uzmanların danışmanlığında, hem kendi çalışma alanlarında hem de çatışma etkisi altındaki çocuk ve sorumlu ebeveynlerine yönelik psikososyal destek çalışmalarında kullanılmak üzere etkinlik kılavuzu hazırlayacak. Çalışma öncesinde verilen eğitim ve proje kapsamında yayınlanacak etkinlik kılavuzu hem çalışmada yer alan kolaylaştırıcıların çocuk hak temelli terapötik bir süreci verimli bir şekilde yürütebilmelerine, hem de benzer alanda çalışma yürüten ruh sağlığı ve sanat alanından kişilere katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Önce Çocuk projesi sonunda sanat ve anadilin travma sonrası psikolojik iyileşme sürecine etkisi hakkında bir araştırma raporu hazırlanacak. Bu araştırmanın, çocuk hakları alanında çalışan ve bu alanda politika önerileri geliştiren kurumlara ne tür katkılar yapmasını öngörüyorsunuz?

Proje kapsamında iki çalışmanın çocuk hakları alanında çalışan ve bu alanda politika önerileri geliştiren kurumlara katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bunlardan ilki yukarıda kısmen bahsettiğimiz etkinlik kitapçığı. Çalışma süresince yürütülecek etkinlerin kılavuz niteliğinde paylaşımı travmaya maruz kalmış ve hayatta kalan çocuklara ilişkin yürütülecek çalışmalarda psikolojik gelişimin sanatla desteklenmesi noktasında ön açıcı bir yerde duracaktır. Travmaya maruz kalmış çocuklara ve onların sorumlu ebeveynlerine yönelik sağlanacak ruh sağlığı hizmetinin sadece bireysel terapi şeklinde olmayabileceği ve sanat alanlarının psikolojik ilerlemeye katkısının bu alanda çalışanların gündemlerinde tutulması önemlidir. Grup çalışmaları ile birden fazla kişiye destek sunulması, sanat alanının gelişimi hızlandırması sınırlı kaynakla yoğun travmalara müdahalede bulunmak isteyen çocuklara yönelik hak temelli çalışma yürüten kişi ve kurumlara rehber niteliğinde katkı sunacağını ve literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Projenin diğer bir ayağı olan tercih edilen dilde alınan psiko-sosyal müdahale programının çocuk ve ebeveynlerine nasıl etki edeceği araştırması, katılımcıların bu çalışmadan nasıl fayda sağladıkları, bu faydanın tercih edilen dille ilişkisi ve sanat alanının bu faydayı sağlamadaki rolü incelenecek. Çok dilli toplumlarda psikolojik desteğin belirli bir dil üzerinden verilmesi yürütülen çalışmaların veriminin sorgulanması gerekliliğini ortaya koyuyor. Literatüre bakıldığında farklı ülkelerde gerçekleştirilen travmaya müdahale programlarının fayda sağlayıcılar odaklı hazırlandığı görülüyor. Hak temelli her program fayda sağlayıcısı kişilere (çocuk veya erişkin fark etmeksizin) odaklanmalı ve üst düzey yarar için bu programların adil, eşitlikçi, kapsayıcı, yerelin ihtiyaçlarını göz önüne alınması gibi temel prensipler üzerine kurulması gerekiyor. Çocuk hak temelli çalışan kurumların ilk amacı çocuğa erişimdir ve psikolojik erişim için çocuğun kendini ifade etmek istediği şekilde ve dilde ifade edebiliyor olması gerekir. Bireylerin tercih ettikleri dilin bu bağlamda psikolojik gelişimi destekleyeceğini öngörüyoruz. Çocuk alanında hak temelli çalışma yürüten kurumlara araştırma raporu ile tercih edilen dilin terapötik sürece etkisi ve çocuklarla çalışma yürütürken sanat alanının kapsanması gerekliliğine ilişkin verilerle katkı sağlanmış olacak.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum bizden aldığınız hibe kapsamında yürüttüğünüz faaliyetleri ve çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Neyse ki COVID-19 salgınına dair Türkiye’de ilk ölüm gerçekleştiğinde, çalışmamıza ara vermeye karar verdiğimiz aşamada kolaylaştırıcı eğitimleri tamamlanmış hatta grubu oluşmuş olan kolaylaştırıcılar dört modüllük etkinlik programının ilk modülü olan “sevgi ve güven alanının oluşturulması” için etkinliklerini büyük ölçüde tamamlamıştı.  Gelinen aşamada çalışmaya belirsiz bir süreliğine ara verildiğine dair bilgilendirme yapılan ailelerle iletişimimiz telefon üzerinden de olsa devam ediyor. Grup çalışmasına dahil olan kadın ve çocuklardan bazılarının özlem içerisinde olduklarını kolaylaştırıcı arkadaşlarımız oluşturduğumuz Whatsapp grubunda aktarıyorlar.

DİSA olarak bileşeni olduğumuz Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağı’nın, mevcut sürecin yarattığı ihtiyaca binaen sosyal medyada paylaşmak üzere hazırladığı çocuklar ve sorumlu ebeveynleri için koronavirüs salgını hakkında bilgilendirme ve pandeminin psikososyal etkisiyle baş etme yöntemlerine dair yazılı ve görsel çalışmalar ile ebeveynlerin evde çocuklarına ya da çocuklarıyla birlikte uygulayabileceği oyun ve etkinliklerden oluşan kaynak ve materyalleri çalışmamıza katılan ailelerle paylaştık. Halihazırda iletişimde olduğumuz kolaylaştırıcı ve eğitmenlerimizle online süpervizyon toplantıları gerçekleştirebildiğimiz gibi uzman eğitmenlerin desteği ile kolaylaştırıcı arkadaşlarımızla baskıya hazırlamak üzere etkinlik programı kitapçığı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Koronavirüs sürecinden sadece aileler ve çocuklar değil çalışmamızda yer alan kolaylaştırıcılar da olumsuz yönde etkilenebiliyor. Stresli yaşam olaylarını tetikleyen pandeminin kolaylaştırıcıları nasıl etkilediği ve onların bu süreçte öz bakımlarına faydalı olabilecek önerilerin de ele alınması çalışmamız açısından önemli. Bu bağlamda planlanan süpervizyon çalışmalarının birinde koronavirüs süreci, onun kolaylaştırıcılar üzerine etkisi, bu süreçte baş etme mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bu sayede kolaylaştırıcıların psikolojik sağlamlıklarının artırılması hedeflenmiştir.