Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği ile İZ Bırakıyoruz Projesini Konuştuk

Toplumsal barışa hizmet edecek önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin toplumun her kesimi tarafından erişilebilir olması için çalışmalar yapan Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği (Bir İZ) başta kadınlar, mülteciler, çoçuklar ve yaşlılar olmak üzere bireyi güçlendirmeyi merkeze alan projeler yaparak ruh sağlığı hizmetlerinin tüm toplum için erişilebilir olmasına katkı sağlıyor. AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu kapsamında İZ Bırakıyoruz projesini hayata geçirecek olan dernek, 65 yaş üstü toplam 60 kişinin öz yaşam hikayelerini anlatı yolu ile kayda geçirerek, psikososyal iyilik hallerini güçlendirecek. Tıp, psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümlerinden 30 öğrenci tarafından yapılacak bu görüşmeler öğrencilerin görüşme becerilerinin gelişmesine de katkı sağlayacak. Proje kapsamında 6 otobiyografik görüşme, 3 grup çalışması ve 30 öğrencinin gerçekleştirdiği görüşmelerin değerlendirildiği 6 adet süpervizyon toplantısı düzenlenecek. Bir İZ, proje için oluşturulacak internet sitesi ve hazırlanacak rapor ile hazırlanan hikayelerinin ve proje bulgularının daha geniş bir kitleyle paylaşılmasını sağlayacak.

Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği Genel Koordinatörü Ayberk Çelikel, Yönetim Kurulu Üyesi Klinik Psikolog İnanç Sümbüloğlu ve İz Bırakıyoruz Proje Sorumlusu Mert Ongun ile toplumsal ruh sağlığının önemini, COVID-19 salgınının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk. 

Bir İZ Derneği, Her Yaşta Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bir İZ olarak 2013 yılında bir grup aktivist ruh sağlığı uzmanı, eğitimci, sivil toplum ve özel sektör danışmanı tarafından kurulduk. Çalışmalara başladığımız günden bugüne, toplumsal barışa hizmet edecek önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin okullardan cezaevlerine, özel sektör kurumlarından sivil toplum örgütlerine kadar toplumun her kesimi tarafından erişilebilir olması hayalini ve umudunu diri tutmayı amaçladık. Kuruluşumuzdan bu yana kadın, çocuk ve mülteciler başta olmak üzere bireyi ve toplumu güçlendirmeyi merkeze alan projeler geliştiriyor; eğitsel kutu oyunları, materyaller ve programlar üretmeye devam ediyoruz. Son olarak, 2019 Aralık ayında 2. fazı Avrupa Birliği tarafından fonlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile işbirliğinde yürütülen YanYana ‘Türkiye’nin Her Yerinde projemiz kapsamında geliştirilen psikososyal destek programlarını, 10 farklı şehirde uygulayıcı psikolojik danışmanlarımız ile öğrenci ve velilerle buluşturuyoruz. 

Yürüttüğünüz çalışmalarla toplumun ruh sağlığına duyarlı yaklaşımlar geliştirdiğinizi biliyoruz. Toplumsal ruh sağlığı nedir ve toplumun parçası olan bireyler üzerinde nasıl etkileri vardır?

Bir İZ Derneği olarak sağlıklı olma halini sadece hastalıkların olmadığı bir süreç olarak tanımlamıyor, sağlığı tüm sosyal bileşenleri ile birlikte değerlendiriyoruz. Bireyin ruh sağlığının içinde yaşadığı toplum ve topluma ait olan sosyolojik, politik, sosyal, ekonomik ve ekolojik bileşenler ile yan yana olduğunun farkındayız. Bu nedenle bireyin ruh sağlığını etkileyen tüm sosyal bileşenleri gözeten çalışmalar yapabilmeyi hedefliyoruz. Ayrımcılık, göç ve mülteci olma deneyimi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk ihmal ve istismarı, kadın ve çocuklara yönelik şiddet, erken yaşta evlilikler, afetler, intihar, bağımlılık gibi bireyin ruh sağlığını doğrudan etkileyen tüm toplumsal başlıkları toplum ruh sağlığı alanında çözüm bekleyen sorunlar olarak ele alıyoruz. Vikram Patel’in de dediği gibi tüm ülkelerin ruh sağlığının geliştirilmesi alanında gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer aldığına inanıyoruz. Ruh sağlığının fiziksel sağlığın ve yaşam kalitesinin en önemli kaynağı olduğunun farkında olarak, toplumsal düzeyde ruh sağlığı yaklaşımını ruh sağlığını teşvik etmek, gelecekteki olası ruh sağlığı sorunlarını önlemek ve ruh sağlığı sorunları oluştuğunda tedavi ve izlemi uygulamak olarak tanımlıyoruz. 

Yaptığınız çalışmalar doğrultusunda, COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan önlemlerin bireyler üzerinde ne tür sosyal ve psikolojik etkileri olduğunu gözlemliyorsunuz? Ortaya çıkan bu etkileri iyileştirmek amacıyla ne tür destekleyici önlemler alınması gerekiyor?

COVID-19 salgınının ruh sağlığı alanında farklı başlıklarda olumsuz sonuçlar doğurduğunu gözlüyoruz. Çocukların psikososyal gelişimi, 65 yaş üstü bireylerin topluma katılımı ve iyi hissetmeme halinde artış, mültecilerin deneyimlediği yoksunluklar, psikiyatrik hastalıkları olan kişilerin tedaviye erişiminde yaşanılan sorunlar, madde kullanımı ve duygu durum bozukluklarında artış, sağlık çalışanları özelinde tükenmişlik gibi psikososyal sağlık sorunlarını hızlıca sayabiliriz. 

İnsan sosyal, ilişkisel, spontane ve eylem açlığı içinde yaşayan bir varlık olması nedeni ile toplumsal etkileşimlere ihtiyaç duyuyor, topluma katılmak ve üretken olmak istiyor. En temel ihtiyacımız, anlamlı ve işlevsel hissetmek. Belirsizlik ise insan beyninin baş etmekte çok zorlandığı bir deneyim. Bu nedenlerle COVID-19, insan olma yolculuğumuzda müdahale bekleyen ciddi psikolojik sonuçlar yaratıyor.

Risk altında olan bireyler (çocuklar, 65 yaş üstü bireyler, mülteciler) öncelikli olmak üzere farklı başlıklarda bireyin ve toplumun ruh sağlığının geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Okul odaklı psikososyal sağlığı geliştiren çalışmalara ihtiyaç olduğunu gözlüyoruz. 65 yaş üstü bireylerin yaşamda anlamlı ve işlevsel hissetmesine ilişkin çalışmaları önceliyoruz. Sağlık çalışanlarının ve çalışma yaşamı içinde olan tüm yetişkinlerin tükenmişliklerini ve verimliğini artıracak çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Toplum ruh sağlığı alanında kronik ve uzun süredir çözüm bekleyen sorunların yanı sıra COVID-19 döneminde ebeveynlerin çocukları ile ilişkilerini geliştiren, salgın koşulları nedeniyle edindikleri yeni sosyal rolleri içselleştirmelerinin ve aynı evde geçirilen zamanın artmasıyla çift ilişkilerinde açığa çıkan sorunlara yönelik ihtiyaçlarının önem kazandığı görüşündeyiz. 

Hibe desteğimizle İZ Bırakıyoruz projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

İnsan, hikâye anlatan bir varlıktır. Her birey kendinde ve çevresinde gördüğü, deneyimlediği olayları bir hikâye örgüsü içinde anlatır. Bu anlatılan hikâye kişide belirli duygular ve düşünceler uyandırır. Kişinin kendi yaşam hikayesini anlatması belki de yaşamamızda en önemli hikayelerden biri olarak değerlendirilebilir. Psikolog Erik Erikson, 1963 yılında insanların belirli yaş aralıklarında spesifik yaşam görevleri olduğundan ve bu görevlerin başarıyla yerine getirilmesi durumunda sosyal ve duygusal açıdan bir kazanç elde edeceğinden bahseder. Psikososyal gelişim dönemleri olarak adlandırılan teoride; yeni doğan bir çocuk için en önemli görev annesiyle sağlıklı bir bağ kurmak, bir ergen için sağlıklı bir kimlik geliştirebilmek, bir yaşlı yetişkin birey içinse yaşamının acı-tatlı bir anlama ve bütünlüğe erişme duygusu olduğu ifade edilir. Yaşlı yetişkinlik evresinde bireyler özellikle bu gelişim dönemine özgü olarak geriye dönüp yaşadığı hayata dair bir değerlendirme yapar. Geriye dönüp bakmanın doğal bir sonucu olarak yaşam yeniden gözden geçirilir. Bu gözden geçirmenin ardından olumlu bir değerlendirme hayata ve kendine dair bütünlük hissinin sağlanması anlamına gelirken, olumsuz bir değerlendirme umutsuzluk ve depresif duygular oluşturabilir. Tam bu noktada özellikle salgın dönemindeyken birçoğumuz gibi yaşlı yetişkinlerin toplumsal hayattan izole olmaları; hikayelerin anlatılmasını, yaşamın değerlendirilmesini ve bu hikayelerdeki tecrübelerin başka insanlarla paylaşılmasını etkiledi. Bununla birlikte yaşlı yetişkinlerin gelişimsel dönemlerini sağlıklı bir şekilde yaşamaları zorlaştı.

Proje kapsamında yaşlı yetişkinlerin sistematik sorularla yaşamlarını yeniden gözden geçirmelerini, acı-tatlı tüm yönleriyle anlamlı bir bütünlük hissini oluşturabilmelerini, hikayelerini yeniden yazarak hayata yeni bir anlam katabilmelerini ve iyi oluş hallerini desteklemeyi aynı zamanda da bu hikayelerin anlatılarak toplumsal hafızaya kazandırılmasını amaçlıyoruz. Amaçlarımız kapsamında hikayelerin, projemizdeki faaliyetlerin yer alabileceği bir internet sitesi, görüşmelerin yapılabilmesi için psikolojik danışmanlık, psikoloji ve tıp okuyan 30 üniversite öğrencisine kapasite geliştirme eğitimi verilmesi, 60 yaşlı yetişkinin otobiyografilerinin yazılı kayda geçirilmesi, yaşlı yetişkinlerin grup desteğinden faydalanmaları için 3 ayrı grup çalışması yapılması, görüşmecilerin süreci etik ilkeler çerçevesinde daha sağlıklı ve işlevsel yürütmesi için 6 süpervizyon toplantısı yapılması, proje çıktılarının paylaşılması için kapanış toplantısı yapılması ve sürece, çıktılara dair değerlendirme raporu yazılması hedefleniyor.

Proje kapsamında 65 yaş üstü kişilerin öz yaşam hikayelerini kayda geçirmek için anımsama terapisi tekniğini uygulayacaksınız. Öncelikle anımsama terapisi tekniğinden bahsedebilir misiniz? Bu tekniği kullanmanın ve öz yaşam hikayelerini kayıt altına almanın yaşlılık alanında yapılan çalışmalara nasıl bir katkısı var?

Gerontolog ve psikiyatrist Robert N. Butler yaşamı gözden geçirme kavramını ilk ortaya atan kişidir. Yaşamı gözden geçirmenin bir gereksinim olduğunu; insanların yaşadıklarını, hissettiklerini, aklından geçenleri onları dinlemeye istekli olan kişilere anlatmanın kişinin yaşantısını yeniden anlamlandırmak, yeniden bütünleştirmek açısından faydalı olduğunu ifade eder. Bu sayede kişi hayatında yeni anlamlar üretebilir. Ülkemizde 65 yaş üstü kişiler bazında düşünüldüğünde yaşamın farklı bir evresinde olan bireyler emeklilik hayatına geçmekte, önceden olduğu kadar aktif ve üretken bir hayat sürmekte zorlanabilirler. Bu noktada hikayelerin anlatılması 65 yaş üstü bireylerin değişimlere uyumunu sağlayabilir. Yaşamı gözden geçirme tekniği uygulanırken kişinin çocukluk, ergenlik, gençlik ve yetişkinlik gibi yaşam dönemleri üzerinden ilerleyerek birey için dönüm noktalarının, önemli yer tutan olayların, eğitim hayatının, aşk hayatının, kariyerin, hayatın amacının, kişisel değerlerin anlatılmasını teşvik ederek içgörü kazanmayı, bütünlük hissine ulaşmasını aslında yaşamı pişmanlık olmadan olduğu gibi kabul edebilmeyi amaçlar. Her bir görüşme sorularla yapılandırılarak ilerler ve en sonunda ortaya çıkan hikâye bütünleştirilir. 

Yaşamı gözden geçirme ile ilgili yapılan çalışmaları incelediğimizde bu yöntemin özellikle 65 yaş üstü bireylerle kullanıldığını görüyoruz. Yapılan çalışmalarda yaşamı gözden geçirme yönteminin 65 yaş üstü bireylerin yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, öz-saygı, kendini kabul düzeylerinde anlamlı bir artış sağladığı görülürken; inkâr, umutsuzluk, çaresizlik ve izolasyon temalarında anlamlı bir azalma olduğu bulunmuştur. 

Yaşamı gözden geçirme yönteminin uygulanmasının ülkemizdeki, nüfusun yaşlandığını da göz önüne alırsak, 65 yaş üstü bireyler için faydalı olacağına; anlatılan hikayelerin toplumsal hafızada yer alarak kazanılan tecrübelerin nesilden nesile aktarılabileceğine ve bu hikayelerin başka insanlara ilham olacağına inanıyoruz.(

Destekleri için Sivil Toplum için Destek Vakfı ve AgeSA’ya teşekkürlerimizle…