Proje Destek Fonu

Yuva Derneği Ekolojik Okuryazarlık Projesini Tamamladı

Proje Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Yuva Derneği, Ekolojik Okuryazarlık projesini tamamladı. Yuva Derneği Program Direktörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda Türkiye’de çevre ve ekoloji hareketinin gelişimini, ekolojik okuryazarlığın önemini ve derneğin çalışmalarını konuştuk.

Yuva Derneği, sürdürülebilir bir yaşam için farklı konuları bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşıma sahip. Ekoloji, yoksullukla mücadele ve yaşam boyu öğrenme, insan hakları ve demokratikleşme alanlarında çalışmalarınız var. Bize Yuva Derneği’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

YUVA’yı, 2010 yılında dünyayı değiştirmek, onu daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yer yapmak ve tüm canlılar için bir yuva olarak kalmasını sağlamak gayesi ve tutkusuyla kurduk. 9 yıldır aynı tutkuyla yetişkin eğitimi ve kalkınma odaklı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün çevre ve insan hakları konularında eğitimler veriyoruz, yetişkinler için mesleki eğitim, dil eğitimi ve istihdama erişim çalışmaları yapıyoruz. Türkiye genelinde faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşuyuz ve senede 20 binin üzerinde kişiye hizmet veriyoruz.

Yuva Derneği’nin son yıllarda ağırlıklı olarak mültecilerle, sosyal uyuma yönelik projelerde çalıştığını görüyoruz. Alandaki çalışmalarınız ve deneyimlerinizden de yola çıkarak, Türkiye’deki mültecilerin durumu, bu alana ilişkin politikalar ve gelecek dönemde atılması gereken adımlara dair görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

YUVA’daki çalışma modelimiz toplum merkezleri açarak veya yerel yönetimlerle iş birliği yaparak hem mültecilerin hem de dezavantajlı yerel halkın alabileceği hizmetleri iki topluma birlikte sunmak ve böylece sosyal uyuma katkı sağlamak. Bu yaklaşımımızın temel sebebi, Türkiye’deki mültecilerin ihtiyaçlarını görmekle birlikte yerel halkın da dezavantajlı kesiminin görmezden gelinmesini engellemek ve olası bir çatışmanın önüne geçmek. Bugün Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum geçmişteki göç deneyimleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir boyutta. Bu anlamda geliştirilen politikaların da hak ve hizmetlere erişim bağlamında bütüncül ve kapsayıcı olması gerektiğini düşünüyor ve geliştirdiğimiz modellerle politikalara bu yönde katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Yuva Derneği, Vakfımızın Proje Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağlanan hibe ile Ekolojik Okuryazarlık projesini yürüttü. Ekolojik Okuryazarlık nedir, neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç var ve bu kapsamda hayata geçirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağladığı bu destekle doğayı anlamak ve onu korumak için harekete geçmek isteyen herkese kapımızı açtık. Birlikte, 2 tam gün boyunca üzerinde yaşadığımız gezegen olan Dünyamızın nasıl hayatta kaldığını, karşı karşıya olduğu tehditleri, insan türünün buradaki payını ve neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. İşte bu farkındalıkta olup da, yaşamını bu yönde bu bilinçle devam ettirme kararı alan herkes Ekolojik Okuryazar oluyor. İstiyoruz ki bu farkındalık hepimizde olsun ve gezegenimizin üzerindeki yük azalsın, her anımızı bu sorumlulukla yaşayalım. Bu 2 günlük programa ek olarak, doğayla bağımızı hatırlamak ve güçlendirmek adına İstanbul’daki doğal alanları ziyaret ediyor ve farklı türlerle tanışıyoruz. Yanından her sabah yürüyüp geçtiğimiz ağacı, üstümüzden geçen yüzlerce leyleği tanır ve görür hale geliyoruz. Kadıköy’de bulunan Öğrenme Merkezi’mizde tematik buluşmalar gerçekleştiriyor, birlikte biyolojik çeşitliliği, iklim değişikliğini, yenilenebilir enerjiyi konuşuyoruz.

Bu çalışmaya olan ihtiyacın sebebi, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu tehditler ve alternatif bir gezegenin olmaması (en azından şimdilik). Bu tehditleri ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir bir yaşamı mümkün kılmak için yapmamız gereken şey doğayla olan ilişkimizi hatırlayan ve canlı tutan, ihtiyacı kadar tüketen, yerel olanı tercih eden, temiz enerjiyi talep eden ve sürdürülebilir bir yaşam için karar alma mekanizmalarına dahil olan ya da olmanın yollarını araştıran bireyler olmak.

İklim değişikliği kaynaklı tehditlerin giderek daha görünür hale gelmesiyle bu alandaki eylemler ve farkındalık çalışmaları da hız kazanıyor. Özellikle gençlerin liderliğini yaptığı bu tür eylemler şirketlerin ve devletlerin dikkatini çekmekte başarılı oluyor mu? Sizce Türkiye’de bu konuda gerekli adımları atılıyor mu?

YUVA olarak, özellikle şirketlerin stratejik planlarına iklim değişikliğine dair alınacak önlemlerin somut olarak eklendiğini veya eklenmek istendiğini görüyoruz. Son bir yılda YUVA’nın sunduğu “Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği” başlıklı seminere olan talepteki artış ve kurumların “Yeşil Ofis” olma talebiyle YUVA’ya ulaşmaları bize bunu gösteriyor. Bu şirketlerin çalışma alanları fosil yakıtlardan, ham maddesi plastik veya kağıt olan üretim şirketlerine kadar çeşitlilik gösterebiliyor.

Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele yönünde atılan en güncel ve somut örnek, kömürlü termik santrallerin, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan altı yıl boyunca zehirli gazları doğrudan havaya salmalarının önüne geçen maddenin tüm siyasi partilerin ortak önergesiyle Maden Kanunu teklifinden çıkarılarak komisyona geri çekilmesi oldu. (Maden Kanunu Madde 45: Kömürlü termik santrallerin baca gazı arıtma tesisi, kül barajı gibi çevre yatırımlarına iki yıl daha erteleme kararı). Hava kirliliğine sebep olan ve canlıların sağlığını tehlikeye atan bir şekilde çalışan kömürlü termik santraller, bu yeni kararla zehirli gazlarını havaya salamayacak.

Çevre ve ekoloji alanındaki hak mücadelesi ve yapılan çalışmalar toplumun tamamını ilgilendiriyor ve önemli ölçüde destek buluyor. İklim değişikliğinin yarattığı tehdidin büyüklüğü ve aciliyeti düşünüldüğünde, sizce bu konular sivil toplum kuruluşlarının gündeminde yeterince yer alıyor mu? Bu konuda atılabilecek adımlar var mı?

Greta Thunberg’le birlikte başlayan hareketin buna katkısını hem dünyada hem de ülkemizde somut bir şekilde gördük. Çevre ve ekoloji hareketi, farklı grupları dahil etmeyi ve farklı alanda çalışan kurumların gündemlerine ortak kesen olarak iklim değişikliğini almasını sağladı. Toplumu bilgilendirecek ve harekete geçirecek her yeni çalışma gezegenimiz için çok değerli. O nedenle hiçbir zaman yeterli diyemeyiz, fazlasının zarar vermeyeceği bir hareket çevre hareketi. Hepimizin, tüm canlıların ortak iyiliğine katkı sunuyor.