Röportaj

Ali Karabey Bağışçılık Öyküsünü Anlattı

Tüsev, Değişim için Bağış Projesi’nde hazırladığı ‘İlham Veren Bağışçı Öyküleri’ kapsamında Sivil Toplum için Destek Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Ali Karabey ile görüştü.

Ali Karabey, yeni kurulan teknoloji şirketlerine erken dönem girişim sermayesi sağlayan bir yatırım fonu olan 212’nin ortaklarından ve Sivil Toplum için Destek Vakfı (Destek Vakfı) Yönetim Kurulu üyesi. Bağışçılık alanında da yatırımcı şapkasını çıkarmadığını belirten Karabey, girişim sermayesinde öğrendiği ve uyguladığı modeli sivil topluma verdiği desteklere de uyguluyor. Ali Karabey ilham veren bağışçı öyküsünde, Destek Vakfı’nın kuruluşunda aldığı rolü, Destek Vakfı aracılığıyla tanıştığı sivil toplum kuruluşları ile olan ilişkisini ve bu ilişkinin bireysel bağışçılık deneyimini nasıl dönüştürdüğünü anlattı.

“Girişim sermayesinde yaptığım işin aynısını sivil toplumda yapıyorum”

Doğma büyüme İstanbulluyum, ilkokul ve liseyi İstanbul’da okuyup 1995 yılında Amerika’ya gittim. Orada Finans ve Ekonomi okudum. Daha sonra New York’ta, Londra’da, Singapur’da ve Hindistan’da bankacılık yaptım. 2009 yılının başında Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Türkiye’deki teknoloji girişimcileriyle ilk defa o zaman karşılaştım. Çok küçük grupların az miktarda paralarla, kendi bildikleri veya öğrendikleriyle sektörü değiştirme çabalarını gördüm ve bu çok hoşuma gitti. 2010 yılında birkaç arkadaşımla Galata Business Angels adlı, yüksek gelirli kişilerin bir araya gelip kendi paralarını girişimcilere sermaye olarak verdikleri bir melek yatırımcı grubu kurduk. Sonrasında, Galata Business Angels grubu aracılığıyla tanıştığım ortağımla birlikte bir girişim sermayesi fonu olan 212’yi kurduk. 212, Türkiye’de yeni kurulmuş, sermaye ihtiyacı olan şirketlere minimum 500 bin Dolar değerinde girişim sermayesi desteği veriyor ve bugün itibarıyla yaptığımız on iki yatırım bulunuyor. Ofisimize yalnızca geleceğe pozitif bakan, becerikli, risk alabilen ve bir şeyleri değiştirme sevdalısı girişimciler geliyor. Önemli kurumsal kariyerlere sırtını dönüp büyük riskler alan insanlarla karşılaşıyorum ve o insanlar bana çok büyük bir enerji veriyor.

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) günlük olarak yaptığı işi bizim çalıştığımız sektöre uyarlayabilir miyiz diye düşünmeye başladığım zamanlarda bu konuyu arkadaşım Yörük Kurtaran ile konuşuyorduk. Yörük ile Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın fikir aşamasında ve kuruluşunda da birlikteydik. Girişim sermayesinde yaptığım işin birebir aynısını şimdi Destek Vakfı’nda yapıyorum. 212’de şirketlerin büyümesine vesile olurken, Destek Vakfı’nda aynı şekilde STK’ların hayatta kalmalarına, sürdürülebilir olmalarına ve yarattıkları etkinin birkaç kat artmasına destek oluyorum. Çoğu insan Türkiye’de teknolojik girişimciliğin var olduğunu, bu küçücük şirketlerin düşük maliyetlerle ne gibi çalışmalar yaptığını bilmiyor. Dışarıdan bakan için gizli, benim içinse oldukça tanıdık olan böyle bir dünya var. Bu dünyanın bir benzerini sivil toplumda da görmek çok heyecan verici bir deneyim.

“Bana umut veren pek çok STK’yı tanıdım, dünyam büyüdü”

Çalıştığım sektörde her görüşülen ve önerilen girişim hakkında bir dosya hazırlanıyor, yatırım komitesine günlük ve aylık raporlar gönderiliyor. Kiminle görüşüldüğüne dair bilgilerin, finansal rakamların tümü komiteye sunuluyor ve söz konusu yatırım komite tarafından seçiliyor. Sivil toplumda ise yaptığınız işin etkisini, yani sosyal faydayı ölçmek oldukça zor. Yaptığım işte bir fon havuzu oluşturuyor ve bunun girişimcilere dağıtılması için çalışıyorum; Destek Vakfı’nda da yaptığımız destekler de bu yaklaşımla ilerliyor.

Önemli olan etkiyi öne çıkarmak ve daha fazla insanın “benim param boşa gitmiyor, sahiden bir işe yarıyor” demesini sağlamak. Benim şansım; girişim sektöründe olduğu gibi güzel insanları bir de sivil toplumda tanımış olmam. İyi eğitim almış, herhangi bir işi yapabilecek, bankada veya reklam ajansında çalışabilecek insanların bunu yapmayıp kendilerini çok daha mutlu, değerli ve ölümsüz hissettikleri bir amaç peşinde koştuklarını, küçücük ofislerde çalıştıklarını gördüm. Böyle insanların olduğunu görünce dünyam büyüdü.

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarıyla temasım Yörük sayesinde oldu. 2015 yılında kurulan Destek Vakfı ile bana ümit veren pek çok STK’yı tanıma imkânım oldu. Keşke daha fazla insan sivil toplum kuruluşlarını görüp tanıyabilse. Bu insanlar her gün kalkıp sosyal fayda için çalışıyorsa bizim yaptığımız iş çok daha kolay diye düşünüyorum. Biz sadece destek oluyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana toplam 43 STK’ya 700 bin TL civarında hibe verdik. Çoğu insan paraların dağıtıldığını ve işin orada bittiğini sanıyor ama bizim asıl desteğimiz hibe verdikten sonra başlıyor. Vakfın çok kuvvetli bir mentor ağı var. Hem Danışma Kurulu’nda hem de Mütevelliler Heyeti’nde uzun yıllardır sivil toplum sektöründe çalışmış insanlar yer alıyor ve STK’lara mentorluk desteği veriyorlar. Mentorluk için harcanan zamanın, verilen paradan çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede STK’larla kurduğumuz ilişki hibe desteğinin ötesine geçiyor.

Yereldeki taban kuruluşlarda çalıştıkları alanlarda uzmanlıkları ve bilgi birikimleri olan, yapılan doğruları ve yanlışları bilen çok değerli insanlar var. Destek Vakfı’na yaptığım bağışların yerele odaklanan, kendi yaşadığı veya etrafında gördüğü bir sorunu düzeltmeye çalışan küçük STK’lara destek olduğunu bilmekten çok keyif alıyor ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açtığını düşünüyorum. Destek Vakfı bütçesi 750 bin TL’yi aşmayan STK’ları, en fazla 30 bin TL tutarında hibelerle destekliyor. Bu tutar bazı kişiler için küçük bir meblağ olabileceği gibi, çoğu STK için projelerini hayata geçirirken etkili bir şekilde kullanılabilecek bir tutar. 30 bin TL’nin Türkiye’de yapabileceği şeyleri görmek ve bunun parçası olmak çok değerli bir deneyim.

 “STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor”

Sivil toplumda yaptığım işlerde de yatırımcı şapkamı hiçbir zaman çıkarmıyorum. Her zaman masada kim var, bu insanlar nelerden vazgeçmişler diye bakıyorum.  Bu masaya ilk ben mi oturuyorum yoksa başkaları daha önce oturmuş ve burada değerli bir şey olduğunu görmüşler mi? STK’ların, tercihen Destek Vakfı’nın öncesinde başka bir kuruluştan daha hibe almış ve bu hibeyle güzel işler yapmış olması ve bizi heyecanlandıran bir proje önerisiyle gelmiş olması benim için önemli. Yapılan başvuruların bilmediğim konular hakkında olması beni daha da çok heyecanlandırıyor. Profesyonel hayatımda yaptığı hatalardan öğrenen ve değişebilen insanları desteklemeyi tercih ediyorum, STK’larla ilgili de aynı şeyi düşünüyorum. Masadaki insanlar bir risk almışlar mı, yapmak istedikleri şeyi bir noktaya getirmişler mi ve bizim desteğimizle çok daha sürdürülebilir ve güçlü bir şekilde ilerleyecekler mi diye bakıyorum. STK’ların yaptıkları işe el verip destek olmamız bana çok keyif veriyor. Ben ailemde mimar veya sanatçı olmayan tek kişiyim, her birinin gösterebilecekleri binalar, sanat eserleri var. Benimse bankacılık kariyerimde yaptığım her şey bir USB’ye sığıyordu. Şimdiyse kaç STK’ya nasıl destek olduğumuzu keyifle etrafıma gösterebiliyorum.

“Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim”

Türkiye’de destek vermek isteyeceğim sonsuz konu var, ancak beni en çok heyecanlandıran alan eğitim. Kadın ve çocukların eğitimine özellikle önem veriyorum. Destek Vakfı olarak da eğitim alanında verdiğimiz pek çok hibe desteği var. Vakıfta son olarak Çocuk Fonu kuruldu. Aynı zamanda LGBTİ bireyleri ve azınlıkları desteklemeye çalışıyorum. Bu alanlara destek olmak benim için çok önemli.

Destek Vakfı’ndan önce hangi kuruluşa bağış yapacağımı seçmek için nereye bakacağımı bilmiyordum. Göz önünde olan büyük STK’ları görüyordum ve Türkiye’deki sivil toplumu onlardan ibaret sanıyordum. 2-3 kişinin bir araya gelerek hevesle böyle bir işe girişeceği ve bunun sonucunda Destek Vakfı gibi önemli bir oluşumun ortaya çıkacağını düşünmezdim. Destek Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyesi olarak yer almak benim için çok heyecan verici.

“STK’ların kendilerini ve hikâyelerini çok iyi anlatmaları gerekiyor”

TÜSEV’in Ekim 2017’de düzenlediği Destekle Değiştir etkinliğine katılmak benim için çok değişik bir deneyimdi, hayatımda ilk defa böyle bir şeyin parçası oldum. Çok hızlı bir şekilde, farklı çevrelerden ciddi sayıda insana, “bu var, bu da var” şeklinde pek çok şey gösterdiniz. Desteklenen projeler, bu projeleri yapan insanlar etkinlikten sonra ne yaptı ne gibi etkileri oldu, benim için en önemlisi bunu görmek.

Türkiye’de kaynağı olan çok sayıda insan var. İhtiyaç sahibi olan pırlanta gibi insanlar da var. Ancak bu ikisi yan yana gelemiyor. İnsanlar kendilerini, hikayelerini anlatmayı, uğraştıkları problemi diğer tarafa aktarmayı ve bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmayı beceremiyorlar. Girişimcilik dünyasında her zaman, “fikre değil, probleme aşık olun” derim çünkü fikrin hep değişmesi gerekebilir. Herkesin canını yakan büyük bir problem bulmak, ona odaklanıp çözmeye çalışmak önemlidir. O probleme baktığımızda duyduğumuz heyecanı ve hikâyemizi diğer tarafa aktarabilirsek, ihtiyaç duyulan kaynak bulunabiliyor. Türkiye’de hem sosyal girişimcimizin hem de teknoloji girişimlerinin derdi aynı. “Sen bu problemi görmüyor musun?” diye çırpınıyorlar. Göster! Resim mi, on saniyelik bir video mu, Destekle Değiştir etkinliğinde olduğu gibi rehber köpekler mi? STK’lar bu işi para için yapmıyor, kendilerini ispatlamak ve bir şeyleri değiştirebileceklerini dünyaya göstermek için yapıyorlar. Kendilerini çok iyi anlatmaları ve hikâyelerini iyi bir şekilde aktarmaları gerekiyor. Çok daha hızlı bir hayat yaşıyoruz, hikâyelerini ve neden kendilerini buna adadıklarını bir dakika içerisinde anlatabilmeleri giderek önem kazanıyor. Sivil toplumun daha cesaretli olması ve “biz bir şekilde bunu yapıyoruz, gel bize katıl” demesi gerektiğini düşünüyorum. STK’ları tanıyan ve destekleyen küçük bir çevre var, bu çevrenin büyümesi lazım.

Amerika’daki kuruluşların bağışçılarla ilişki kurmada başarılı olduklarını düşünüyorum. Mezunu ve bağışçısı olduğum üniversite belirli sıkılıkta beninle iletişime geçiyor. Örneğin, mezunları için belirli bir miktar karşılığında bir futbol maçının biletini temin ederek bir bölümünü bağış karşılığında satıyorlar. Bu iletişim sıklığı ve yaklaşımın bağışçılarla ilişkileri güçlendirmede etkili olduğunu düşünüyorum.

“Bağışçıların parası ve zamanı kadar, bir arkadaşını STK’ları desteklemesi için ikna etmesi de önemli”

İnsanlar bağış yaparken hata yapmaktan ya da yaptıkları bağışın doğru yere gitmemesinden korkuyorlar. STK’ları hiç tanımayan, bu dünyayı bilmeyen bir insanın kendi kendine keşfetmesi oldukça zor. O zaman bu dünyayı bilen, STK’lara destek olan ve bundan keyif alan insanlara “yalnızca bağış yapma, bir tane arkadaşını da getir” demeliyiz. Destek Vakfı’nın kuruluşu da bu şekilde oldu; ilk hibe desteğini de biz cebimizden verdik. Ardından etrafımızdan arkadaşlarımıza anlatıp, onları da dahil ettik. Bu sayede, çok rahat bir şekilde arkadaşlarımdan STK’lara destek olmalarını istedim. O kişilerle desteklenen sivil toplum kuruluşları arasında bir referans oldum. Destekle Değiştir etkinliğinin ardından bir hafta boyunca herkese bunu anlattım. Herkesin cebinden bir miktar çıkarıp vermesinin, bağış yapmasa bile bu ortamı görmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tarz modeller insanlara bambaşka bir bakış açısı katıyor. Bu tür etkinliklere civar okullardan öğrencilerin gelmesi, böyle bir dünya ile daha küçük yaştan tanışmalarının iyi olacağını düşünüyorum.

Ben bu tür bağış yapma modellerini ilk defa yurt dışında gördüm, Türkiye’de benzer modellerin olduğunu görünce çok hoşuma gitti. İngiltere ve Amerika’da şirketlerin bir araya gelip, birlikte koşarak bağış topladığı modeller yaygındı. Ben de yardımseverlik koşularına katılarak bağış toplamıştım. Yurt dışındayken böyle konularda çok daha aktiftim. Çalıştığım kurumlarda bağışçılık aktivitelerine yönelik sürekli bir teşvik vardı, yapmazsan garip oluyordu. Şirketler yardımseverlik koşuları ile sivil topluma hem destek oluyordu hem de zamanını veriyordu. Hayatımda daha önce koşu yapmayan bir insan olarak bu deneyim benim için de çok eğlenceli oldu. Bu çalışmaların parçası olmak, topluma karşı hissettiğim sorumluluk duygusunu artırarak belki de benim girişim sermayesine girmemi ve şimdi STK’lara destek vermemi sağladı. Kasım 2017’de eşimin beni cesaretlendirmesiyle İstanbul Maratonu’na katılarak Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu için bağış topladım. Başka bir yerde veya iş ortamında kullanamadığım sosyal krediyi kullanabilmek, arkadaşlarımdan çocuklara destek olmak için bağış istemek çok keyifliydi. Yardımseverlik koşusunda bambaşka kitlelerden pek çok insanın bir araya gelmesi ve bir amaç için koşması çok hoş ve doyurucu bir deneyimdi.

 

degisimicinbagis.org

 

Leave a Reply