Röportaj

Kadın Dayanışma Vakfı Kurumsal Hibe Programı Kapsamındaki Faaliyetlerini Anlattı

Kadın Dayanışma Vakfı‘nı Kurumsal Destek Programı dahilinde destekledik. Onlarla hibe sürecini gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kadın Dayanışma Vakfı, hangi sosyal sorundan yola çıkarak kuruldu? Genel olarak vakfın çalışmalarından bahseder misiniz?

Kadın Dayanışma Vakfı: Kadın Dayanışma Vakfı resmi olarak 1993 yılında kurulmuş olup, Vakfın kökeni, 1987 yılında Ankara’da bir araya gelen feminist aktivist kadınların oluşturduğu “Kadın Tartışma Grubu”na dayanır. 1980’li yılların sonlarında Türkiye’nin çeşitli illerinde bu tip tartışma gruplarında bir araya gelen kadınlar, toplum içinde kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları sorunları tartışır; kadın kimliği, beden politikaları, özel alanın politikliği gibi konular kadın hareketinin gündemine girer. Bu süreçte kadınların daha önce kamusal alanda ifade etmeye imtina ettikleri konular çeşitli kadın tartışma gruplarında, toplantılarda, kadınlarca çıkarılan dergilerde konuşulmaya ve bu şekilde politikleşmeye başlar. Aile içinde yaşanılan şiddet de kadın özgürleşmesi önündeki en ciddi engellerden biri olarak ilk defa bu süreçte dile gelmeye, kadınların gündeminin ön sıralarında yer almaya başlar. 1987 yılında kadınlar “Dayağa Karşı Kadın Yürüyüşü” ile sokağa çıkarlar. Aynı yıl bir grup kadın tarafından Ankara’da “Kadın Tartışma Grubu” kurulur. 1990’lı yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadele için ilk örgütler kurulmaya başlanır. Bu dönemde Ankara’daki tartışma grubuna katılan kadınlardan bazılarının kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadınların başvurabileceği bir danışma merkezi açmak için 1991 yılında bir araya gelmeleriyle Kadın Dayanışma Vakfı ilk bağımsız kadın danışma merkezini faaliyete geçirir.

1991-1993 yılları arasında çalışmalarını sürdüren danışma merkezi, 1993 yılında Vakfı’n resmi kuruluşunun tamamlanmasının ardından bu defa Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde çalışmalarına devam eder, iki kurum arasında sağlanan bu işbirliği Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadın kuruluşları ve yerel yönetimler işbirliğinin ilk örneğini oluşturur. Aynı yıl içinde “Aile İçi Şiddet” ve “Namus Cinayetleri” konularında Ankara’daki ilk paneller Kadın Dayanışma Vakfı tarafından gerçekleştirilir. O tarihten itibaren ülkedeki birçok ilke imza atan Vakıf, kuruluşundan hemen sonra, Mayıs 1993’te yine Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde aile içi şiddete maruz bırakılan kadınlara yönelik bir sığınmaevi açar. 2002 yılında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile belediye binası içinde Kadın Danışma Merkezi, 2003 yılında ise Vakfın kendi binasında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile kadın sığınağı açılır. Vakfın sığınak deneyimini 2005 yılında İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Göç Örgütü ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde açtığı Kadın Ticaretiyle Mücadele Sığınağı izler. 2005-2016 yılları arasında açık kaldığı dönemde Türkiye’de yalnızca insan ticareti suçuna maruz bırakılmış kadınlara yönelik hizmet veren 3 sığınaktan biri olan bu özelleşmiş sığınakta Vakıflı kadınlar 286 kadın ve 9 çocukla dayanışma kurar.  1991 yılında açılan kadın danışma merkezi ise, o tarihten bugüne şiddete maruz kalmış kadınlara destek sunmaya devam etmektedir.

DV: Özellikle Kadın Dayanışma Merkezi çatısı altındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Kadın Dayanışma: Kadın Dayanışma Vakfı, yukarıda tanımladığımız hedefleri gerçekleştirmek için doğrudan destek çalışmaları, savunuculuk faaliyetleri, farkındalık yaratma çalışmaları ve örgütlenme çalışmaları yürütür. Doğrudan destek çalışmaları Vakfın şiddete maruz kalmış kadınlara yönelik yürüttüğü danışma merkezi ve sığınma evi faaliyetlerini kapsar. Vakıf, yürütücülüğünü yaptığı sığınaklarda kalan kadın ve çocuklara ücretsiz hukuki, sosyal ve psikolojik destek sağlamış, onların ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmelerden kaynaklanan haklarına ve sağlık, eğitim, ekonomik yardım gibi mevcut hizmetlere erişimlerini sağlamak üzere çalışmış, ruhsal ve fiziksel sağaltımlarına katkıda bulunmak için sportif ve kültürel etkinlikler düzenlemiş, kadınların istekleri doğrultusunda yoga, savunma sanatları, dil kursu, temel bilgisayar okur yazarlığı gibi kurslar ve mesleki eğitimler düzenlemiştir. Vakfın bugüne kadar çeşitli dönemlerde yürüttüğü sığınaklar yerel yönetimlerde seçim sonrası yaşanan politika değişiklikleri ve kaynak yetersizliği nedenleri ile kapanmıştır.

Kadın danışma merkezi Vakfın doğrudan destek araçlarından biridir. Şiddetle mücadele ederken kadınların ihtiyaç duyabilecekleri desteği onlara sağlamak; şiddete, şiddetin etkilerine ve bu şiddetle mücadele yollarına, haklarına ve mevcut mekanizmalara dair onlara bilgi sağlamak ve yönlendirme yapmak üzere 1991 yılında açıldığı günden bugüne Vakfın Kadın Danışma Merkezinde yüz yüze, telefon ve e-mail aracılığıyla ile başvuru alıyor. Burada merkeze başvuran şiddete maruz kalmış kadınlara ücretsiz sosyal, hukuki, psikolojik destek sunuluyor ve ilgili kurum ve kuruluşlara yönlendirme yapılıyor.

Vakfın hedeflerine ulaşmak için yürüttüğü diğer önemli faaliyet alanları savunuculuk ve farkındalık çalışmalarıdır. Kamuoyunda kadına yönelik şiddet konusuna dikkat çekmek üzere röportaj vermek, TV ve radyo programlarına katılmak, paneller düzenlemek, araştırma yapmak, yayın hazırlamak ya da mevcut çalışmalara katkıda bulunmak; üniversiteler, liseler, diğer STÖ’ler, vb. kurumlar tarafından düzenlenen etkinliklere konuşmacı olarak katılmak, kadına yönelik şiddet ve şiddetle mücadelede feminist yaklaşım konusunda alanda faaliyet gösteren çeşitli kurum, kuruluş ve oluşumlara yönelik eğitimler düzenlemek, Vakıf merkezimizde düzenli olarak Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Danışma Merkezi Gönüllülük atölyeleri düzenlemek ve ev kadınlarına yönelik ev/mahalle toplantıları düzenleyerek farkındalık atölyelerini kadınların yaşam alanlarına taşımak vakıf üye ve gönüllülerinin bu kapsamda yürüttüğü çalışmalara örnektir.

DV: Çalışmalar sırasında karşılaştığınız en büyük zorluk nedir ve sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Kadın Dayanışma: Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında Türkiye’de mevcut yasal düzenlemeler, bugüne kadar yürütülen çalışmalar sonucunda yeterli bir düzeye ulaşmıştır. Türkiye’de nefret suçunun tanınması, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığının yasalarda tanınması ve buna benzer pek çok eksiklik halen mevcut olmakla birlikte, kadına yönelik şiddetle ivedi mücadeleye imkan sağlayacak yasal düzenlemeler gerek Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal mevzuattaki düzenlemeler bağlamında mevcuttur. Bugün Türkiye’de var olan sorun ağırlıklı olarak bir uygulama ve politik irade eksikliği sorunudur. Gerek adli makamlar, gerek alanda hizmet sağlayan kolluk, jandarma, ilgili Aile ve Sosyal Politikalar birimleri bazında şiddete maruz kalan kadınları yasada mevcut hak ve hizmetlerden tam anlamıyla yararlandırma ve şiddet uygulayanlara yönelik etkili önleyici ve cezalandırıcı tedbir ve kararları uygulama konusunda büyük eksiklikler mevcut. Özellikle koruyucu desteklerden yararlanmada daha dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda –kırsal kesimde yaşayan kadınlar, engelli kadınlar, mülteci kadınlar, lezbiyen, biseksüel ve trans kadınlar, yabancı uyruklu kadınlar vb.- bu eksiklikler daha da artıyor. Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen, bu gruplar mevcut desteklerden neredeyse hiç yararlanamıyor. Dolayısıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda mevcut mekanizmaların işleyişindeki eksiklikleri izlemek ve tespit etmek, bu eksikliklere dair kamuoyunda farkındalık oluşturmak, bu eksikliklerin giderilmesi konusunda çözüm önerileri üretmek ve yetkili kurum ve kuruluşlara yönelik dönüştürücü nitelikte baskı politikası üretmek, özetle kadınların daha eşitlikçi ve şiddetsiz bir toplumda yaşamasına olanak sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasına ve mevcut yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele, etkin olması ancak pek çok farklı kurumun kararlı ve işbirliği içinde çalışması ile mümkün olan uzun vadeli bir mücadeledir. İçinde kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yöneticilerin, sivil toplum örgütlerinin ve medyanın yer aldığı çok aktörlü bir mücadele alanıdır. Vakıf olarak uzun vadede bu alanda sorumluluğu olan aktörlerin mücadeleye etkin katılımını sağlamayı, yeni sivil toplum örgütlerinin farkındalık geliştirerek bu alana dahil olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Alanda aktif ve kararlı mücadele eden aktörlerin niceliklerinde ve niteliklerinde sağlanacak artış ile Türkiye’de mevcut yasal mevzuatın uygulanması ve eksik yasal mekanizmaların tamamlanması yönünde daha fazla yol kat edileceğine inanıyoruz. Bu çerçevede uzun vadede devletin ve yerel yönetimlerin yürütücülüğünde olan ve ihtiyacın çok çok gerisinde kalan kadın sığınmaevi ve kadın danışma merkezlerinin sayısının arttırıldığı, buralarda sunulan destek ve hizmetlerin niteliklerinin iyileştirildiği, şiddet vakalarında yasal mekanizmaların uygulanmasını izleyen ve bu konuda dönüştürücü baskı politikaları üreten hak temelli kadın örgütlerinin sayısının arttığı ve üzerlerinde siyasi baskı olmadan çalıştıkları, tüm bu aktörlerin işbirliği içinde faaliyet göstereceği mekanizmaların oluşturularak işletildiği koşullar Vakfın uzun vadede kadına yönelik şiddetle etkin mücadele için oluşmasına katkıda bulunmak istediği koşullardır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyacınız için kullanıyorsunuz? Hibe süreci, finansal sürdürülebilirlik açısından nasıl bir etki yaratıyor?

Kadın Dayanışma: 1990’lı yıllardan bugüne ağırlıklı olarak kadınların gönüllü çalışması, dönemsel projeler ve kurumlarla sağlanan işbirlikleri çerçevesinde temel faaliyetlerini yürütüyor. Ancak yıllar içinde değişen gönüllü ve üye yapısındaki değişimler, Türkiye toplumunun geçtiğimiz süreç içerisinde yaşadığı dönüşümler ve artan talepleri/ihtiyaçları ve buna bağlı olarak Vakıf çalışmalarının çeşitliliğindeki ve kapsamındaki artış, Vakfın mevcut finansal ve yapısal durumunda yeni ihtiyaçlar doğurdu. Bu kapsamda Vakıf bünyesinde yalnızca kaynak ve gönüllü moderasyonu alanında çalışacak bir personele ihtiyaç duyuldu. Ancak pek çok hibe belirli konu başlıklarında çeşitli aktiviteler içeren projelere verildiği için bu ihtiyacı proje bazlı hibelerle karşılamak mümkün olmuyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’nın Kadın Dayanışma Vakfı’na sağladığı finansal destek ile Ekim 2017’den bugüne kurumumuzda yalnızca ‘kaynak ve gönüllü moderasyonu’ alanında çalışan bir personel istihdam ediyoruz. Böylece Vakfın ve Kadın Danışma Merkezimizin yoğunluğu arasında ayırmaya vakit ve enerji bulamadığımız hibe kaynaklarını araştırma, hibe çağrılarına yönelik proje geliştirme ve başvuru süreçlerini zamanında takip etme ve tamamlama gibi Vakfın finansal sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip işleri daha düzenli bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Yanı sıra, proje bazlı çalışmalar STÖ’lerin kendi temel faaliyetlerini desteklemekten uzak olduğu için Vakıf kadın danışma merkezinin çalışmalarını desteklemek için farklı yöntem ve stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. Özellikle danışma merkezindeki gönüllü katılımını geliştirmek ve buraya yapılan bireysel ve kurumsal bağışları arttırmak için yeni yöntemler keşfetmek oldukça önemli. Sivil toplum için Destek Vakfı’nın desteği ile bugün artık bu alanda çalışan tam zamanlı bir personelimizin olması danışma merkezimizin sürdürülebilirliği için önemli bir fırsat. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğimize ve bunun Vakıf çalışmalarımıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.

Leave a Reply