Röportaj

Koruma Altındaki Çocuklar ve Gençler

Hayat Sende Derneği / http://www.hayatsende.org/

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Hayat Sende Derneğine Kurumsal Program dahilinde hibe desteği sağlıyor.  

Hayat Sende Derneği ve çalışmaları ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz.

“Ülkemizdeki çocuk koruma sisteminde, halen personel eliyle bakımın hakim olduğu koruma modeli uygulanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde koruma altındaki çocukların ortalama yüzde 85’i aile temelli hizmetlerden yararlanarak hayata hazırlanırken, ülkemizde bu oran maalesef çok yoğun kampanyalara rağmen henüz yüzde 25 civarındadır.”

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Hayat Sende’nin çalışma alanından ve bu konuda Türkiye’deki durumdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Hayat Sende Derneği (HD): Hayat Sende Derneği 2007 yılında devlet korumasında yetişen bir grup idealist genç tarafından kurulmuştur. Hayat Sende’nin hedefi yuvaların kapatıldığı, tüm çocukların sevgi dolu ailelerde hayata hazırlandığı bir dünyadır.

Ülkemizde koruma altında 17.800 çocuk ve genç bulunmaktadır. Bu çocuk ve gençlerin 4.600’ü koruyucu aile modelinden yararlanarak hayata hazırlanırken, 13.200 çocuk ve genç ise çocuk evi, sevgi evi, yetiştirme yurdu, çocuk yuvası, çocuk destek merkezi gibi farklı kurum ve kuruluşlarda kalmaktadır. Her yıl ortalama 700 çocuk ise evlat edindirilmektedir.

DV: Türkiye’de koruma altındaki çocukların ve gençlerin karşılaştığı öncelikli sorunlar sizce nedir? Hayat Sende bu sorunun çözümüne nasıl katkı sağlıyor?

HD: Ülkemizdeki çocuk koruma sisteminde halen personel eliyle bakımın hakim olduğu koruma modeli uygulanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde koruma altındaki çocukların ortalama yüzde 85’i aile temelli hizmetlerden yararlanarak hayata hazırlanırken, ülkemizde bu oran maalesef çok yoğun kampanyalara rağmen henüz yüzde 25 civarındadır. İşte Hayat Sende tam da bu noktada ailesizliğin bir çocuk için şiddetle eşdeğer olduğunu, tüm çocukların “Ben kimin aklındayım?” sorusunu kendisine sorduğunu, bu sorunun cevabının çocuğu destekleyen bir ebeveyn olması durumunda çocuğun hayata çok daha başarılı şekilde hazırlandığını bilmekte ve çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir. Aile Hakkı giderek gerek ulusal gerekse uluslararası bağlamda temel insan haklarından birisi olarak görülmeye başlamıştır. Maalesef ülkemizde ise koruma altındaki çocuklar için aile temelli hizmetleri savunan sivil toplum örgütü bir elin parmağını geçmezken, binlerce sivil yapılanmanın halen geleneksel hayır-hasenat yaklaşımıyla gereksiz bir şekilde toplumun hem insan hem de finansal kaynağını çocukların gelişimine onulmaz zararlar veren yuva ve yurt modellerine aktardığı görülmektedir.

Tüm bu sorunlar ele alındığında Hayat Sende aile ve toplum temelli hizmetlerin geliştirilmesi bağlamında kapsamlı bir farkındalık oluşturmakta; ulusal ve uluslararası alandan birçok yenilikçi yaklaşımı ülke gündemine sokmaktadır. Bu konuda en çok zorlanılan husus ise, yuva ve yurtlara bağış yapmanın geleneksel olarak çok yaygın olmasıdır.

DV: Uzun süredir ‘Her çocuğa bir aile’ amacı ile devletin uygulamalarını geliştirmeye çalışıyorsunuz. Son durumla ilgili bilgi verebilir misiniz?

HD: Ülkemizdeki Çocuk Koruma Sistemi son on yıldır önemli bir değişim geçirmekte. Geleneksel olarak ülkemizde çocuk koruma sisteminde personel eliyle bakım hakim rasyonalite olarak görülmekte idi. 2005 yılında Malatya Çocuk Yuvası’nda yaşanan şiddet olayları kamuoyunda oldukça yoğun tepki alınca Çocuk Koruma Sistemi dönüşmeye başlamıştır. Bu süreçte yoksulluk sebebiyle yuvalara çocuk almak neredeyse sonlandırılmış, ailelere mali ve psikososyal destekler verilmeye başlanmıştır. Yuvalarda kalan 11.000 çocuğun da verilen bu desteklerle ailelerine döndürüldüğü görülmektedir. Ayrıca koruyucu aile ve evlat edinme modellerine ilişkin de kapsamlı bir farkındalık oluşturulmuştur. 2012 yılında koruma altındaki çocukların yalnızca 1.225’i koruyucu ailedeyken, bugün bu rakam dörde katlanmıştır. Evlat edinme sayılarının da yılda ortalama 300-400’lerden 700’lere çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte bu hızlı büyümeden de kaynaklı olarak halen birçok sorunun olduğu görülmektedir. Bizler alanda birlikte çalıştığımız derneklerle beraber, bu modellerin sağlıklı bir şekilde kurgulanabilmesi için gerek personel eğitimi gerekse ailelere psikososyal destekler vererek alanı pozitif yönde dönüştürmeye çalışıyoruz.

DV: Türkiye’de STK’ların finansal sürdürülebilirliği ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Acaba Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe derneğinize nasıl bir katkı sağlayacak? Daha sonrasında kaynak geliştirme alanında yapacağınız çalışmalar nelerdir?

HD: Hayat Sende olarak finansal sürdürülebilirliğimiz konusunda ilk kurulduğumuz dönemde daha çok proje bazlı giderken son 2 yılda bireysel bağışçılığın geliştirilmesine daha çok odaklandık. Bu konuda yaptığımız alternatif kaynak geliştirme stratejilerimiz oldukça önemli sonuçlar verdi. Bugün özellikle Vakfınızdan aldığımız destek sonrasında daha ilk ayda bireysel bağışçılarımızın ikiye katlanarak 3.000 TL civarına çıktığını memnuniyetle görebiliyoruz. Hedefimiz projenin sonuna kadar bireysel bağışçılarımızın katkısını 5.000 TL seviyesine çıkartmak.

Kurumsal bağışçılık ise derneğimizin en fazla eksikliğini hissettiği alan. Bu konuda farklı sivil toplum örgütlerinin stratejilerini inceleyerek, yerinde çalışma ziyaretleri yaparak, yenilikçi modelleri bünyemizde uyarlayarak kurumsal bağışçılarımızın da arttırılmasını hedeflemekteyiz.

DV: Sizce STK’ların özellikle bireysel bağışçılara yönelik çalışmalarını geliştirmeleri gerekiyor mu? Bu konudaki deneyimizden bahseder misiniz?

HD: Bireysel bağışçılığın geliştirilmesi Türkiye’de en fazla eksikliği hissedilen alanlardan birisi. Sivil toplum örgütlerine maalesef güvenilmiyor. Sivil toplum örgütlerinin de birçoğunun gizli ajandaları maalesef olabiliyor. Ayrıca yeterince şeffaf bir şekilde gerek karar alma süreçlerini gerekse bütçelerini yayınlamamaları önemli bir problem. Bizler bu noktada tüm faaliyet raporlarımızı, denetleme kurulu raporlarımızı sitemizde yayınlıyoruz. Önümüzdeki dönemdeki hedefimiz ise yıllık Yeminli Mali Müşavir Denetimi yaptırmak.

Bu noktada vurgulamak istediğimiz ana hususlardan birisi ise, sivil toplum örgütlerinin toplumla diyalog kurmada önemli hatalar yapmaları. Genelde sosyal medyayı iç iletişim aracı olarak doğrudan hizmet sağlayıcısı olduğu hedef kitlesine yönelik kullanması mesela böyle hatalardan birisi. Bunun yerine daha çok toplumla diyalog kurulmaya çalışılması, iç iletişim için ise alternatif mekanizmaların kurulmaya çalışılması olmalı.

Tabi bürokrasinin baskınlığı, Yardım Toplama Kanunu’nun sıkıntıları, sosyal etkinin ölçülmesinde yeterli teknik kapasitenin olmaması ve topluma anlatılmaması da bireysel bağışçılığın geliştirilmesindeki ana sıkıntılar.

Sorunuzun özüne gelirsek, fon veren kuruluşların kaynakları gerçekten çok sınırlı ve rekabetçi. Bireysel bağışçılığın geliştirilmesi Türkiye’deki sivil toplumunun geleceği için olmazsa olmaz. Her yıl hedefler koyarak yıllık gelirimizin en az yüzde 50’sini bireysel bağışlardan temin etmeye çalışmak ana hedefimiz.

Leave a Reply