Röportaj

Şehrin Merkezinde “Görünmez” Bir Mahalle

Tarlabaşı Toplum Merkezi / www.tarlabasi.org

Üyelerimizden Ali Karabey’in doğum günü bağışçıları ve Any İstanbul’un katkısıyla oluşturulan Çocuk Hakları Fonu, Tarlabaşı Toplum Merkezini destekliyor.

Tarlabaşı Toplum Merkezini ve çalışmalarını daha yakından tanımak için yaptığımız röportajı okuyabilirsiniz. 

“Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. “

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Tarlabaşı’nı genel hatlarıyla anlatmaya kalksak ve mahallelilerin ihtiyaçlarından bahsetsek hangi başlıklardan söz etmemiz gerekir?

Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM): Tarlabaşı, çok farklı kültürden birçok insanın yoksulluk çatısı altında birlikte yaşadığı şehir merkezinde bir bölge. Bölge tarihsel ve mimari olarak öneme sahip. Rum, Ermeni ve Yahudiler dışında Osmanlılar döneminde yerleştirilen Romanlar bölgenin en eski sakinleri. Cumhuriyet dönemi, mübadele ve 5-6 Eylül olayları sonrasında bölgeden azınlıklar hızla göç etti. Sanayi devrimi ile kırdan kente göç eden Anadolu halkı boşalan evlere yerleşti. 1980’de zamanın Belediye başkanı Bedrettin Dalan bölgedeki birçok evi yıkarak Tarlabaşı Bulvarı’nı inşa etti. O zamana kadar Beyoğlu’nun en gözde sokaklarının yer aldığı Tarlabaşı fiziksel olarak ikiye ayrıldı. Bu fiziksel ayrılış sosyal ayrılışı da beraberinde getirdi. Bakımsız kalan sokaklar ve evler, şehir merkezinde olmasıyla da yoksulların tercih ettiği yerler haline geldi. 90 ve 2000’li yıllar sonrasında Türkiye’nin doğusundan yerinden edilmeler ile İstanbul’a sağlık, eğitim ve geçimlerini sağlamak için göç eden Kürtler Tarlabaşı’nın o yıllardaki yeni sakinleri olmaya başladı.

Tarlabaşı ayrıca transit göçle gelen Afrikalılar ‘ın, seks işçilerinin, LGBTı bireylerin, bekar işçilerin, Erasmus öğrencilerinin ve savaş sonrasında Suriyeliler’in de kendilerine yer buldukları yerlerden biri.

Tabi şehrin merkezinde ama bir anlamda da görünmez olan bir yerde suçla ilişkilendirilebilecek gruplar da mevcut. Binaların sıkışık yapısı, kentsel dönüşüm planı ile yıkılan binaların da etkisi ile çocuklar için güvenli oyun alanı ihtiyacını arttırıyor.

Kayıtsızlar dışında yaklaşık 30.000’e yakın nüfusuyla Tarlabaşı, yoksulluk ve geçim sıkıntıları başta olmak üzere, güvencesiz işlerde çalışma, yetişkinlerde okuma yazma bilmeme gibi sorunlar ile mücadele ediyor.

DV: Tarlabaşı Toplum Merkezi ne zaman kuruldu? Bugüne kadar yapılan temel faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

TTM: Merkez 2006 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından Avrupa Birliği projesi olarak kuruldu. 2007 yılında dernek olarak çalışmalarını sürdüren merkez, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde bölgede on senedir çalışan bir sivil toplum örgütüdür. Merkez çocuklara, gençlere, kadınlara, mültecilere sosyal eğitsel ve psikolojik destek vermek amacıyla çalışmalarını düzenlemektedir. Faaliyetlerini çevre ilköğretim okullarının çalışma saatlerine göre planlar. Hafta içi saat 10:00-18:00 arası hizmet veren merkez sabah saatlerinde yetişkinlerle öğleden sonra çocuklarla çalışır. Kurulduğu ilk günden itibaren sanat odaklı eğitimin benimsendiği yaratıcı plastik sanatlar, yaratıcı drama ve müzik atölyeleri ile hak odaklı ve çocuk/genç katılımına yer veren medya çalışmaları merkezin ana çalışmaları içindedir. Ayrıca AÇEV ve TAPV desteği ile kadınlara yönelik okuma yazma ve kadın sağlığı çalışmaları da yapılmaktadır.

2014 yılından beri kadınları ve genç kızların ihtiyaçlarını odağa alan ev ziyaretleri yapılmakta; bölgedeki kadınların durumunun analizi dışında her kadının özel durumuna ilişkin evlerde danışmanlık da verilmektedir.

Merkezde aile içi şiddet, stres ve travma, çocuk okul devamsızlıkları veya okul terkleri, okul şiddeti, velayet, kamu ile ilişkiler konularında psikolojik ve hukuksal danışmanlık ile vaka takibi yapılmaktadır. 

DV: İstanbul’da az sayıda mahalle temelli çalışan dernekten birisiniz. Bu tür bir çalışmanın avantajlarını ve etkilerini nasıl açıklarsınız? 

TTM: Mahalle temelli çalışma, derinlemesine çalışma yapabilmek için en doğru yol. Mahalle temelli çalışma yaptığın zaman, çalıştığın grubu daha iyi tanıyor, ihtiyaçlarını daha iyi belirliyor, süreci daha iyi takip edebiliyorsunuz. Yaptığınız çalışmalar bir defalık ya da sadece tek bir grupla olmadığı için birikimli ve olumlu davranış aktarımı ile çalışmalarınızı ilerletebiliyorsunuz. Eğer gerçekten adil bir çalışma prensibi belirlediyseniz insanların güvenini kazanabiliyor, birlikte daha etkili çalışmalar yapabiliyorsunuz. Genelde donör kişi ve kuruluşlar Türkiye genelinde hizmet veren sivil toplum örgütlerini tercih etme yönünde eğilim gösteriyorlar. Hedef grup olarak gösterilen sayıların yüksek olması çalışmaların etkisinin de yüksek olduğu izlenimini verse de bir defalık ve tek bir grupla yapılan çalışmalar gerekli davranış değişikliğini yapmakta bazen yeterli olmayabiliyor. Tam da bu noktada sistematik ve belli gruplarla düzenli çalışmalar aileleri, diğer kuşakları ve çevreyi daha derinden etkiler ve daha kalıcı davranış değişikliği yapmakta fayda sağlar.

DV: Tarlabaşı’ndaki temel faaliyetlerinizden biri de çocuklarla çalışmak. Onlara yönelik ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz? En etkili çalışma sizce hangisi?

TTM: TTM’de tüm çalışmalar çocukların okul saatlerine göre ayarlanıyor. Genelde psikososyal ve sanatsal faaliyetlere çok önem veriliyor. Tiyatro, müzik ve plastik sanatlar atölyelerin bunların başında geliyor. Ancak çocukların en sevdiği atölye TTM’nin dokuz senedir yürüttüğü Parlayan Çocuklar Çocuk Kulübü. Dokuz senedir kaynak buldukça “Parlayan Çocuklar” dergisini çıkartan kulüp, en çok çocuk hakları medyası alanında uzmanlaşmıştır. Çocuklar tarafından, çocuklar ve yetişkinler için, çıkarılan derginin yazarları da çocuklardır. Türkiye ve dünya gündemini tartışan ve değerlendiren çocuklar ayrıca kendi gündemleri hakkında da görünürlük yaratmaktadır. Üç ayda bir çıkan dergi, mahalleye, okullara, öğretmenlere, diğer sivil toplum kuruluşlarına ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çocuklarla çalışan kurumlara ulaştırılmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteği size nasıl bir katkı sağlayacak?

TTM: Geçtiğimiz sene müzik ve yaratıcı drama eğitmenleri daha önce TTM’de eğitim alan ve alan içinde yetişmiş eğitmenlerdir. Bu hibeyle bu atölyelerin devam etmesinin sağlanması ile hem atölyeden faydalanan 40 çocuk 4 ay daha hizmet alacak, hem de Tarlabaşılı genç öğretmenler desteklenmiş olacaktır.

DV: Sizin gibi dernekler için finansal sürdürülebilirlik kolay değil. Son 10 yılda Türkiye’de ilişkide olduğunuz hibe veren kuruluşların öncelikleri değişti mi? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?

TTM: Hibe veren kurumlar insan kaynağını desteklemek istemiyorlar. Yazılan bütçeler onlara bazen yüksek geliyor. Oysaki yazılan bütçenin çok büyük bir kısmı vergilere gidiyor. Dernek olduğumuz için sigortasız kimseyi çalıştıramayız. Ayrıca unuttukları bir şey var ki, o kişi yoksa çoğu zaman o çalışma ve o çalışmadan faydalanacak kişi de olamaz. Bir kişi için bütçe yaratma konusunda işi yokuşa sürüyorlar fakat o kişi aynı zamanda 100 çocuk, 100 aile demek çoğu zaman. 

Yerelin desteklenmesi de aynı ölçüde önem taşıyor. TTM olarak belki bir seferde 1000 kişiye hemen erişemiyoruz ama çalışmanın kalitesini ve etkisini arttıracak çalışmalar yapabiliyoruz. Yaptığımız çalışmaların etkisini kolay görebiliyoruz. Bizim gibi çalışan derneklerin proje bazlı değil kurumsal desteğe daha fazla ihtiyacı oluyor. Dezavantajlı alanlarda çalışma bilgi, deneyim ve motivasyonun sürdürülebilirliği de çalışmaların sürdürülebilirliği kadar önemli ve desteklenmeli. Proje değil, programların standartizasyonu üzerinde durulmalı ve gerçekçi hedefler için en az 4 senelik zamanlama yapılmalı. Fakat Türkiye’de sivil toplum ve özellikle hak temelli sosyal hizmet çalışmalarının uzun bir geçmişi yok. Varolan sistem şirket yönetimlerinden evrilmiş, sektörel bazda bir bakış açısına sahip. Niceliksel değer, niteliksel değerden üstün tutuluyor; hibe veren kurum her aşamada görünür olmak istiyor, görünür olamayacağı ve pazar olarak fayda sağlayamayacağı alanlarda destek olmak istemiyor. Tarlabaşı çoğu zaman bu hedef kitleye uymuyor.

Her yıl yeni proje yapmak yerine daha uzun süreli programlarla yapılan çalışmaların sürekliliği ve çok boyutluluğu hibe verenler tarafından gözetilmelidir.

Leave a Reply