Tag

Bağışçılık arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yarınlara Uçuyoruz Hibe Programı Başlıyor!

By | Vakıf Haberi

Sivil Toplum için Destek Vakfı, Pegasus Hava Yolları desteği ile Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) yürütücülüğünde başlatılan Yarınlara Uçuyoruz Projesi ile gençleri desteklemeye başlıyor.

Gençlerin Türkiye içindeki toplumsal fayda ve dayanışma temelli fikirlerini desteklemek için kurulan bir hibe programı olan Yarınlara Uçuyoruz Projesi’ne Türkiye’deki 18-29 yaş arası gençler, gençlik grupları ve gençlerle çalışan Sivil Toplum Kuruluşları (STK), toplumsal fayda ve dayanışmayı odağına alan bütün seyahat fikirleriyle 20 Eylül – 20 Ekim 2018 tarihleri arasında başvuru yapabilecek.

Başvurular teknik ön elemeden geçirildikten sonra “değerlendirme kurulu” tarafından değerlendirilecek ve desteklenmeye hak kazananlarla yapılacak hibe sözleşmesi sonrası hibe süreci başlayacaktır. Eylül 2018 – Haziran 2019 arası dönemlerde 20 proje desteklenecek. Fon kapsamında başvuru sahipleri 4.000 TL, 5.000 TL ve 6.000 TL’lik desteklerden yararlanabilecek. Bu çerçevede gençlerle ilgili faaliyet ve kâr amacı gütmeyen grup, inisiyatif ve kuruluşlar, gençler ve üniversite grupları, üniversite kulüpleri, sivil toplum kuruluşları, lise kulüpleri, spor kulüpleri vb. yararlanıcı olabilir. Başvuru formu 20 Eylül – 20 Ekim 2018 tarihleri arasında açık kalacaktır.

Genel Koşullar:

  • Çalışmanın mutlaka bir toplumsal fayda, farkındalık veya dayanışma odağında kurgulanmış olması,
  • Çalışma içeriğinde belli bir grubu güçlendirici faaliyetlerin yer alması (Örnek: Gençleri güçlendirme, kadınları güçlendirme, çocuk çalışmaları, kültürel mirası korumaya yönelik çalışmalar vb.),
  • Çalışmanın içeriğinde mutlaka somut bir faaliyet olması, seyahat edilecek şehirdeki kişi/grupların da dahil olabilecekleri bir kurgunun yaratılması,
  • Bu kapsamda gençlerin ülke içinde Pegasus Hava Yolları’nın uçtuğu iç hat destinasyonlarına seyahatlerini içeren çalışmalar desteklenecektir.

Detaylı bilgi: www.yarinlaraucuyoruz.com

Başvuru formu: https://form.jotform.com/TOG/yarinlaraucuyoruzbasvuruformu

Barış için Müzik Vakfı Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı’nın hibe süreci tamamlandı. Bu süreçte yaptıkları çalışmaları, hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk. Röportajın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Hibe Programı dahilinde hibe desteği aldınız. Bu kapsamda kaynak geliştirme konusunda neler yaptınız?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibeyi en verimli şekilde kullanmak istediğimizden kaynak geliştirme alanında stratejik adımlar atmaya çalıştık. Bunun için hem içeride bir kaynak geliştirme birimi kurduk hem de dışarıdan uzman desteği aldık. 3 yıllık stratejimizi hazırladık ve adım adım uygulamaya koyduk.
Stratejimizin hedeflerinden biri hem kurumların hem de bireylerin desteğini arttırmaktı. Bu sadece maddi bir destek değil, daha çok bireyin ya da kurumun destek vermesi vakfı güçlendiriyor. Her destekleyen bir yenisini haberdar ediyor, kartopu etkisiyle destekçilerimiz artıyor.
Düzenli bağışçılarımızı arttırmak hedeflerimizden biriydi. Bunun için belli hedefler koyduk, bu hedefler doğrultusunda çalışıyoruz. 2017 yılı başında sadece 5 düzenli bağışçımız varken 2018 yılı itibariyle 107 düzenli bağışçıyla başladık.
Konserlerimizi hem bilinirliğimizi arttırmak hem kendimizi anlatmak ve destekçi kazanmak için önemli alanlardan biri olarak görüyoruz. Bu sebeple konserlerde çok yönlü bir ekip çalışması yapmaya başladık.
Bağışçılarımızla ilişkileri geliştirdik. Daha sistemli bir çalışma yürütmeye başladık. Bağışını yaptıktan sonra bağışçımızı ne zaman arayacağımız, hangi dönemde ne gibi bir bilgilendirme yapacağımız belli bir plan dahilinde ilerliyor. Tabii doğum günlerini de atlamıyoruz. Bütün bu çalışmaları Fonzip bağışçı yönetimi sistemi üzerinden yürütüyoruz.
Geçtiğimiz yıl Açık Açık Platformu’na dahil olduk. Gelir – giderlerimizi, ekip şemamızı web sitemizde yayınlıyoruz. Şeffaflığımızı ortaya koymayı önemli buluyoruz. Bağışçıların güveni için önemli bir unsur. Bu yıl da Adım Adım Platformu’na dahil olduk. 2018 yılında İyilik Peşinde Koş Platformu üzerinden koşu kampanyası yürüteceğiz.
Ara ara ihtiyaçlarımıza yönelik çağrılar yaptık ve bağışçılarımız her zaman yanımızda olduklarını hissettiriyorlar.
E-bültenlerimiz konusunda ayrıca bir uzman desteği aldık. E-bültenlerimiz daha efektif bir hale geldi. Instagram, Facebook vb sosyal medya araçları aktif olarak kullanıyoruz, hesaplarımızın etkileşimi oldukça yüksek.

DV: Önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?
BİM: Düzenli bağış ve yüzyüze projesi kapsamında önümüzdeki tüm Barış için Müzik konserlerinde ve mümkün olduğu takdirde kurumsal danışmanımız İKSV’nin etkinliklerinde yüzyüze yapmayı planlıyoruz.
Bağışçılarla iletişimimizi ve bağımızı kuvvetlendirmek adına bağış programlarımızın isimlendirilmesi için bir çalışma yaptık. İsimlendirmede klasik müzikten esinlendik. Bunun üzerinde çalışıyoruz. En yakın zamanda iletişimini yapmaya başlayacağız.
Önümüzdeki dönemler için etkinlikler konusundaki deneyimlerimizle yılda 1 defa görünürlük ve bilinirliğimizi artıracak büyük bir etkinlik (tanınmış ünlü sanatçıların yer aldığı konser etkinliği, özel bir yardım gecesi vb. bir etkinlik olacaktır) düzenleyerek vakfımızın daha fazla tanınmasının sağlamayı hedefliyoruz. Duyurusu çok kanallı olacak olan bu etkinliğin televizyon, radyo gibi mecralara yansıyacak etkisinin hem destekçi hem de destek anlamında yüksek olmasını bekliyoruz. Vakfın bilinirliği arttıkça bağışların da artacağına inanıyoruz.
Bugüne kadar genellikle kurumlardan gelen talepleri değerlendirdik. Bundan sonra kurumsal iş birliklerinde daha aktif olacağız. Kurumlara kendimizi anlatacağız, kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında projeler geliştirmeye açığız.

DV: Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan ve insan kaynağını da kapsayan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
BİM: Kurumsal destekleri çok etkili buluyoruz. Özellikle kaynak geliştirme alanında büyüme bir günden diğerine çok hızlı olmuyor. Önce altyapı oluşturmak, strateji geliştirmek ve adım adım büyütmek gerekiyor. Bu sebeple bu kurulum aşamasında verilen destek bize hem zaman hem de birçok imkan sağladı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ve projelerinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
BİM: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe sayesinde kaynak geliştirme alanında önemli bir yol kat ettik. Artık bir yol haritamız var. Hazırlanan strateji kapsamında belirlenen yöntemler dahilinde hedeflerimize adım adım yaklaşıyoruz. Bu fon sayesinde vakfımızın sürdürülebilirliği için değerli kazanımlar elde ettik.
Birçok hedeflediğimiz projenin pilot çalışmalarını gerçekleştirdik, bağış sağlamanın yanı sıra en önemlisi deneyim kazandık. Kurumsal destek bize bu zamanı ve bu imkânı sağladı.

Turkey Mozaik Foundation Açılış Toplantısı Londra’da Gerçekleşti

By | Vakıf Haberi | No Comments

Turkey Mozaik Foundation, Londra’da bulunan bir grup bağışçının Türkiye’de Sivil Toplum için Destek Vakfı ile iş birliği yaparak, hibe desteği vermeye yönelik bir araya geldiği bir girişimdir.

Hak temelli, küçük bütçeli Sivil Toplum Kuruluşlarına hibe desteği vermek için geçen ay Londra’da kurulan Turkey Mozaik Foundation’ın lansman toplantısı 18 Ocak Perşembe akşamı Londra Royal Institution’da gerçekleşti.

Yaklaşık 100 misafirin katılımı ile gerçekleşen buluşmada, açılış konuşmasının ardından neden küçük bütçeli STK’ların desteklendiğinden bahsedildi.

Vakfın desteklemeye başlayacağı Temiz Giysi Derneği’nin kurucusu Bego Demir’in de konuk konuşmacı olarak katıldığı ve kendi hikayesi ile birlikte derneğin faaliyetlerini anlattığı akşamda, Sivil Toplum için Destek Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Toksoy ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Karabey de kendi bağışçılık serüvenlerini anlattılar.

Mozaik’in kuruluş amacından, neden böyle bir organizasyon yaptıklarından bahseden ekip, daha sonra gelen misafirlere kuruma nasıl destek olunabileceği konusunda da bilgilendirme yaptı.

Kadın Dayanışma Vakfı Kurumsal Hibe Programı Kapsamındaki Faaliyetlerini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Kadın Dayanışma Vakfı‘nı Kurumsal Destek Programı dahilinde destekledik. Onlarla hibe sürecini gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kadın Dayanışma Vakfı, hangi sosyal sorundan yola çıkarak kuruldu? Genel olarak vakfın çalışmalarından bahseder misiniz?

Kadın Dayanışma Vakfı: Kadın Dayanışma Vakfı resmi olarak 1993 yılında kurulmuş olup, Vakfın kökeni, 1987 yılında Ankara’da bir araya gelen feminist aktivist kadınların oluşturduğu “Kadın Tartışma Grubu”na dayanır. 1980’li yılların sonlarında Türkiye’nin çeşitli illerinde bu tip tartışma gruplarında bir araya gelen kadınlar, toplum içinde kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları sorunları tartışır; kadın kimliği, beden politikaları, özel alanın politikliği gibi konular kadın hareketinin gündemine girer. Bu süreçte kadınların daha önce kamusal alanda ifade etmeye imtina ettikleri konular çeşitli kadın tartışma gruplarında, toplantılarda, kadınlarca çıkarılan dergilerde konuşulmaya ve bu şekilde politikleşmeye başlar. Aile içinde yaşanılan şiddet de kadın özgürleşmesi önündeki en ciddi engellerden biri olarak ilk defa bu süreçte dile gelmeye, kadınların gündeminin ön sıralarında yer almaya başlar. 1987 yılında kadınlar “Dayağa Karşı Kadın Yürüyüşü” ile sokağa çıkarlar. Aynı yıl bir grup kadın tarafından Ankara’da “Kadın Tartışma Grubu” kurulur. 1990’lı yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadele için ilk örgütler kurulmaya başlanır. Bu dönemde Ankara’daki tartışma grubuna katılan kadınlardan bazılarının kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadınların başvurabileceği bir danışma merkezi açmak için 1991 yılında bir araya gelmeleriyle Kadın Dayanışma Vakfı ilk bağımsız kadın danışma merkezini faaliyete geçirir.

1991-1993 yılları arasında çalışmalarını sürdüren danışma merkezi, 1993 yılında Vakfı’n resmi kuruluşunun tamamlanmasının ardından bu defa Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde çalışmalarına devam eder, iki kurum arasında sağlanan bu işbirliği Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele alanında kadın kuruluşları ve yerel yönetimler işbirliğinin ilk örneğini oluşturur. Aynı yıl içinde “Aile İçi Şiddet” ve “Namus Cinayetleri” konularında Ankara’daki ilk paneller Kadın Dayanışma Vakfı tarafından gerçekleştirilir. O tarihten itibaren ülkedeki birçok ilke imza atan Vakıf, kuruluşundan hemen sonra, Mayıs 1993’te yine Altındağ Belediyesi ile işbirliği çerçevesinde aile içi şiddete maruz bırakılan kadınlara yönelik bir sığınmaevi açar. 2002 yılında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile belediye binası içinde Kadın Danışma Merkezi, 2003 yılında ise Vakfın kendi binasında Yenimahalle Belediyesi işbirliği ile kadın sığınağı açılır. Vakfın sığınak deneyimini 2005 yılında İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Göç Örgütü ve Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde açtığı Kadın Ticaretiyle Mücadele Sığınağı izler. 2005-2016 yılları arasında açık kaldığı dönemde Türkiye’de yalnızca insan ticareti suçuna maruz bırakılmış kadınlara yönelik hizmet veren 3 sığınaktan biri olan bu özelleşmiş sığınakta Vakıflı kadınlar 286 kadın ve 9 çocukla dayanışma kurar.  1991 yılında açılan kadın danışma merkezi ise, o tarihten bugüne şiddete maruz kalmış kadınlara destek sunmaya devam etmektedir.

DV: Özellikle Kadın Dayanışma Merkezi çatısı altındaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Kadın Dayanışma: Kadın Dayanışma Vakfı, yukarıda tanımladığımız hedefleri gerçekleştirmek için doğrudan destek çalışmaları, savunuculuk faaliyetleri, farkındalık yaratma çalışmaları ve örgütlenme çalışmaları yürütür. Doğrudan destek çalışmaları Vakfın şiddete maruz kalmış kadınlara yönelik yürüttüğü danışma merkezi ve sığınma evi faaliyetlerini kapsar. Vakıf, yürütücülüğünü yaptığı sığınaklarda kalan kadın ve çocuklara ücretsiz hukuki, sosyal ve psikolojik destek sağlamış, onların ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmelerden kaynaklanan haklarına ve sağlık, eğitim, ekonomik yardım gibi mevcut hizmetlere erişimlerini sağlamak üzere çalışmış, ruhsal ve fiziksel sağaltımlarına katkıda bulunmak için sportif ve kültürel etkinlikler düzenlemiş, kadınların istekleri doğrultusunda yoga, savunma sanatları, dil kursu, temel bilgisayar okur yazarlığı gibi kurslar ve mesleki eğitimler düzenlemiştir. Vakfın bugüne kadar çeşitli dönemlerde yürüttüğü sığınaklar yerel yönetimlerde seçim sonrası yaşanan politika değişiklikleri ve kaynak yetersizliği nedenleri ile kapanmıştır.

Kadın danışma merkezi Vakfın doğrudan destek araçlarından biridir. Şiddetle mücadele ederken kadınların ihtiyaç duyabilecekleri desteği onlara sağlamak; şiddete, şiddetin etkilerine ve bu şiddetle mücadele yollarına, haklarına ve mevcut mekanizmalara dair onlara bilgi sağlamak ve yönlendirme yapmak üzere 1991 yılında açıldığı günden bugüne Vakfın Kadın Danışma Merkezinde yüz yüze, telefon ve e-mail aracılığıyla ile başvuru alıyor. Burada merkeze başvuran şiddete maruz kalmış kadınlara ücretsiz sosyal, hukuki, psikolojik destek sunuluyor ve ilgili kurum ve kuruluşlara yönlendirme yapılıyor.

Vakfın hedeflerine ulaşmak için yürüttüğü diğer önemli faaliyet alanları savunuculuk ve farkındalık çalışmalarıdır. Kamuoyunda kadına yönelik şiddet konusuna dikkat çekmek üzere röportaj vermek, TV ve radyo programlarına katılmak, paneller düzenlemek, araştırma yapmak, yayın hazırlamak ya da mevcut çalışmalara katkıda bulunmak; üniversiteler, liseler, diğer STÖ’ler, vb. kurumlar tarafından düzenlenen etkinliklere konuşmacı olarak katılmak, kadına yönelik şiddet ve şiddetle mücadelede feminist yaklaşım konusunda alanda faaliyet gösteren çeşitli kurum, kuruluş ve oluşumlara yönelik eğitimler düzenlemek, Vakıf merkezimizde düzenli olarak Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Danışma Merkezi Gönüllülük atölyeleri düzenlemek ve ev kadınlarına yönelik ev/mahalle toplantıları düzenleyerek farkındalık atölyelerini kadınların yaşam alanlarına taşımak vakıf üye ve gönüllülerinin bu kapsamda yürüttüğü çalışmalara örnektir.

DV: Çalışmalar sırasında karşılaştığınız en büyük zorluk nedir ve sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Kadın Dayanışma: Kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında Türkiye’de mevcut yasal düzenlemeler, bugüne kadar yürütülen çalışmalar sonucunda yeterli bir düzeye ulaşmıştır. Türkiye’de nefret suçunun tanınması, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığının yasalarda tanınması ve buna benzer pek çok eksiklik halen mevcut olmakla birlikte, kadına yönelik şiddetle ivedi mücadeleye imkan sağlayacak yasal düzenlemeler gerek Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal mevzuattaki düzenlemeler bağlamında mevcuttur. Bugün Türkiye’de var olan sorun ağırlıklı olarak bir uygulama ve politik irade eksikliği sorunudur. Gerek adli makamlar, gerek alanda hizmet sağlayan kolluk, jandarma, ilgili Aile ve Sosyal Politikalar birimleri bazında şiddete maruz kalan kadınları yasada mevcut hak ve hizmetlerden tam anlamıyla yararlandırma ve şiddet uygulayanlara yönelik etkili önleyici ve cezalandırıcı tedbir ve kararları uygulama konusunda büyük eksiklikler mevcut. Özellikle koruyucu desteklerden yararlanmada daha dezavantajlı gruplar söz konusu olduğunda –kırsal kesimde yaşayan kadınlar, engelli kadınlar, mülteci kadınlar, lezbiyen, biseksüel ve trans kadınlar, yabancı uyruklu kadınlar vb.- bu eksiklikler daha da artıyor. Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen, bu gruplar mevcut desteklerden neredeyse hiç yararlanamıyor. Dolayısıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda mevcut mekanizmaların işleyişindeki eksiklikleri izlemek ve tespit etmek, bu eksikliklere dair kamuoyunda farkındalık oluşturmak, bu eksikliklerin giderilmesi konusunda çözüm önerileri üretmek ve yetkili kurum ve kuruluşlara yönelik dönüştürücü nitelikte baskı politikası üretmek, özetle kadınların daha eşitlikçi ve şiddetsiz bir toplumda yaşamasına olanak sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasına ve mevcut yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele, etkin olması ancak pek çok farklı kurumun kararlı ve işbirliği içinde çalışması ile mümkün olan uzun vadeli bir mücadeledir. İçinde kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yöneticilerin, sivil toplum örgütlerinin ve medyanın yer aldığı çok aktörlü bir mücadele alanıdır. Vakıf olarak uzun vadede bu alanda sorumluluğu olan aktörlerin mücadeleye etkin katılımını sağlamayı, yeni sivil toplum örgütlerinin farkındalık geliştirerek bu alana dahil olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Alanda aktif ve kararlı mücadele eden aktörlerin niceliklerinde ve niteliklerinde sağlanacak artış ile Türkiye’de mevcut yasal mevzuatın uygulanması ve eksik yasal mekanizmaların tamamlanması yönünde daha fazla yol kat edileceğine inanıyoruz. Bu çerçevede uzun vadede devletin ve yerel yönetimlerin yürütücülüğünde olan ve ihtiyacın çok çok gerisinde kalan kadın sığınmaevi ve kadın danışma merkezlerinin sayısının arttırıldığı, buralarda sunulan destek ve hizmetlerin niteliklerinin iyileştirildiği, şiddet vakalarında yasal mekanizmaların uygulanmasını izleyen ve bu konuda dönüştürücü baskı politikaları üreten hak temelli kadın örgütlerinin sayısının arttığı ve üzerlerinde siyasi baskı olmadan çalıştıkları, tüm bu aktörlerin işbirliği içinde faaliyet göstereceği mekanizmaların oluşturularak işletildiği koşullar Vakfın uzun vadede kadına yönelik şiddetle etkin mücadele için oluşmasına katkıda bulunmak istediği koşullardır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyacınız için kullanıyorsunuz? Hibe süreci, finansal sürdürülebilirlik açısından nasıl bir etki yaratıyor?

Kadın Dayanışma: 1990’lı yıllardan bugüne ağırlıklı olarak kadınların gönüllü çalışması, dönemsel projeler ve kurumlarla sağlanan işbirlikleri çerçevesinde temel faaliyetlerini yürütüyor. Ancak yıllar içinde değişen gönüllü ve üye yapısındaki değişimler, Türkiye toplumunun geçtiğimiz süreç içerisinde yaşadığı dönüşümler ve artan talepleri/ihtiyaçları ve buna bağlı olarak Vakıf çalışmalarının çeşitliliğindeki ve kapsamındaki artış, Vakfın mevcut finansal ve yapısal durumunda yeni ihtiyaçlar doğurdu. Bu kapsamda Vakıf bünyesinde yalnızca kaynak ve gönüllü moderasyonu alanında çalışacak bir personele ihtiyaç duyuldu. Ancak pek çok hibe belirli konu başlıklarında çeşitli aktiviteler içeren projelere verildiği için bu ihtiyacı proje bazlı hibelerle karşılamak mümkün olmuyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’nın Kadın Dayanışma Vakfı’na sağladığı finansal destek ile Ekim 2017’den bugüne kurumumuzda yalnızca ‘kaynak ve gönüllü moderasyonu’ alanında çalışan bir personel istihdam ediyoruz. Böylece Vakfın ve Kadın Danışma Merkezimizin yoğunluğu arasında ayırmaya vakit ve enerji bulamadığımız hibe kaynaklarını araştırma, hibe çağrılarına yönelik proje geliştirme ve başvuru süreçlerini zamanında takip etme ve tamamlama gibi Vakfın finansal sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip işleri daha düzenli bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Yanı sıra, proje bazlı çalışmalar STÖ’lerin kendi temel faaliyetlerini desteklemekten uzak olduğu için Vakıf kadın danışma merkezinin çalışmalarını desteklemek için farklı yöntem ve stratejiler geliştirilmesi gerekiyor. Özellikle danışma merkezindeki gönüllü katılımını geliştirmek ve buraya yapılan bireysel ve kurumsal bağışları arttırmak için yeni yöntemler keşfetmek oldukça önemli. Sivil toplum için Destek Vakfı’nın desteği ile bugün artık bu alanda çalışan tam zamanlı bir personelimizin olması danışma merkezimizin sürdürülebilirliği için önemli bir fırsat. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğimize ve bunun Vakıf çalışmalarımıza önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.

Çocuk Fonu Kapsamında Desteklenen STK’lar

By | Vakıf Haberi | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın 0-15 yaş arası çocukların haklarına erişimlerine ve bu hakları kullanımlarını sağlamaya yönelik faaliyetleri destekleyen Çocuk Fonu sonuçlandı. Bu çerçevede bir senelik süre içinde altı kuruma toplam 201.725 TL destekte bulunulması planlandı. Böylece farklı illerde çocuk alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının projelerini hayata geçirmelerine katkı sağlanıyor.

Çocuk Fonu dahilinde desteklenen kurumlar;

Barış için Müzik Vakfı, çeşitli sebeplerle ekonomik ve sosyal imkanlardan yoksun kalan 7-19 yaş arası çocuklara/gençlere ve  ailelerine yönelik çalışmalar yürütmektedir. Fon kapsamında, Barış için Müzik İlk Adım Orkestrası Projesi destekleniyor. Projenin hedefi, 2020 yılına kadar 10.000 çocuğa ulaşarak Ulusal Çocuk ve Gençlik Orkestra ve Korosu’nu kurmaktır. Bu proje ile 120 yeni çocuğa ve öncelikle onların ailelerine ve yakın çevresine ulaşmayı hedeflemektedir.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği, fikir ve sanat eserleri başta olmak üzere kültürel, bilimsel ve sanatsal eseri üretmesinin desteklenmesi; eğitimlerin düzenlenmesi; öğrencilerin eğitim ve öğrenim süreçlerinde gereken maddi ve manevi desteklerin sağlanması; bu konuyla ilgili sivil toplum ve yardımlaşma faaliyetlerinin etkinleştirilmesi; burs verilmesi; bilimsel, kültürel ve sanatsal ürün ve faaliyetler ortaya konması; toplumsal yaşamın getirisi olarak bireyler arasındaki bağ ve birliğinin geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapmaktadır. Çocuk Hakları Akademisi’nin destekleneceği fon sürecinde, çocuklar ile çalışan meslek erbablarına (sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler, vb.) çocuk hakları eğitimi sağlanacak ve hak ihlallerinin engellemesine yönelik süreçler destekleniyor.

Her Yerde Sanat Derneği; kültürel, sanatsal, sosyal ve hak temelli çalışmalar yoluyla dezavantajlı çocuk ve gençlerin temel haklara erişimlerini sağlayabilmek için çalışmalar yürütmektedir. Çocuk Fonu kapsamında derneğin “Ben Bir Sirk Kahramanıyım” projesi desteklenecektir. Proje, Mardin (Artuklu) İstasyon Mahallesi ve Nusaybin’de bulunan 3 merkezde toplam 300 öğrencinin hafta içi ve hafta sonu verilecek sosyal sirk, resim, müzik, dans, el sanatları eğitimlerine katılmasını ve atölyelerde öğrendiklerini sergileyebilecekleri mini bir festival düzenlemeyi hedeflemektedir.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği; Türkiye’deki her çocuğun mutlu, özgür, ihtiyaçları olan akademik bilgilerin yanısıra gerekli sosyal, duygusal ve bilişsel becerilere de sahip bireyler olarak yetişmesi için çalışmaktadır. Fon kapsamında derneğin “Kırsalda Kaliteli Eğitim Projesi” desteklenecektir. Proje çocuklara yönelik (içeriğini kendilerinin gerçekleştirdiği) yürütülen atölyeler ve öğretmen buluşmalarını içermektedir.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), Türkiye’de sınır bölgelerde yaşayan çocuklar ile “ayrımcılık karşıtı” “öteki” ve “yabancı düşmanlığı” ve “barış” üzerine çalışmalar yürütmektedir. Çocukların güçlendirilmesi için,  yaşadıkları bölgelerde birlikte yaşam kültürüne katkı sağlamak üzerine çalışmaktadırlar. “Barışa Oyna Projesi”yle, sporun bünyesinde barındırdığı hoşgörü, kapsayıcılık, eşit haklar, erdem, haz, mutluluk, sevgi ve saygı gibi değerleri oyunlar aracılığıyla ön plana taşınarak, çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der); Diyarbakır’da 7-15 yaş arası çocukların mayın ve çatışma atıkları kaynaklı patlamalardan zarar görmelerini engelleyici faaliyetler yürütmektedir. Fon dahilinde, Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitimi Projesi desteklendi. Proje, mayın ve çatışma atıklarının  sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi”nin Nusaybin ilçesi için hazırlanan aşamasını oluşturmaktadır. Projenin, Nusaybin ilçesinde bulunan, devlete bağlı ilkokul ve ortaokulda okuyan yaklaşık 30.000 çocuk ve 500 öğretmen için uygulanması planlanmaktadır.

Sivil Toplum ve Kaynak Geliştirme

By | Röportaj | No Comments

Uzun yıllardır sivil toplumda farklı çalışmalar yürüten Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer, kaynak geliştirme alanındaki tecrübelerini ve Türkiye’de bağışçılık ile ilgili temel noktaları anlattı.

Röportajın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz. 

Sivil Toplum için Destek Vakfı: Siz uzun yıllardır sivil toplum kuruluşlarında kaynak geliştirme çalışmaları yapıyorsunuz/yönetiyorsunuz. Türkiye’de bağış yapan insanların ortak özellikleri sizce nelerdir? Daha çok hangi motivasyonla bağış yaptıklarını düşünüyorsunuz?

Betül Selcen Özer: Türkiye’de bağışçılar için destek verecekleri STK’yı seçme sürecini etkileyen birçok faktörün olduğunu düşünüyorum. Ülke gündemi, basında çıkan etkili bir haber, çevresinde şahit olduğu bir sorun, güvendiği bir kişinin destek çağrısı, izlediği etkili bir kamu spotu, sosyal medya kampanyası gibi birçok faktör bireylerin destek motivasyonlarını etkiliyor. Örneğin 2016 yılında basında Aylan bebeğin resminin yer alması birçok arkadaşımın bana “Mültecilere destek vermek istiyorum hangi STK’yı seçmeliyim?” sorusu sormalarına neden oldu. Bu soruyu soran arkadaşlarımın eminim o fotoğraftan öncede mültecilerle ilgili gündemi takip ediyorlardı. Ama hiçbirinin bağış yapmayı düşündüğünü ya da bu alanda çalışan STK’lara destek vermeyi istediğini zannetmiyorum. Bazen bir fotoğraf, bir hikaye sizin aylarca anlatmaya çalıştığınız ve destek bulmaya çalıştığınız bir alanda birden hiç beklediğimiz bir etki yaratabiliyor.

Bağış yaparken bir diğer motivasyonumuz ise destek verdiğimiz sorunun çözümünün çok net bir şekilde tanımlanması ve çözüme hızlı yoldan ulaşmak olabiliyor. Orta ve uzun vadeli, sonuçları belki sonraki nesilleri etkileyecek işlerden ise, daha kısa vadeli hatta sonucunu çok hızlı görebileceğimiz destek çağrılarına cevap vermeyi tercih edebiliyoruz. Örneğin; gençlerin aktif yurttaş olabilmeleri için farklı alanlarda güçlenmelerini sağlayacak çalışmalara destek vermek yerine onlara burs desteği vermeyi tercih edebiliyoruz. Çünkü burs desteğinin tanımı bizler için çok net ve sonuçları çok hızlı görülebilir bir destek. Oysaki Türkiye’deki birçok STK’nın orta ve uzun vadeli çok etkili sonuçlar alacakları/bekledikleri projeleri için destek çağrıları var. Güzel işlerin tohumlarını geç olmadan atmak ve yeşermelerini beklemek için sabırlı olmak gerekiyor.

Bu soruya sadece bir sivil toplum çalışanı olarak değil  aynı zamanda bir bağışçı olarak da cevap vermek isterim. Son zamanlarda beni birçok farklı STK’ya bağış yapmaya teşvik eden konu ise güvendiğim, sevdiğim insanların referans olarak bir STK’yı önermeleri ve bağış çağrısında bulunmaları oldu.  Sadece geçen yıl bireysel olarak 7 farklı STK’ya farklı miktarlarda bağış desteğinde bulundum. Bu desteklerin hepsinin arkasında güvendiğim bir arkadaşımın destek çağrısı vardı. İyi bildiğim ama o ana kadar hiç bağış desteğinde bulunmadığım bir STK için sportif faaliyetlere katılan, etkinlikler organize eden ve bu vesile ile bağış çağrısında bulunan kişilerin bağış çağrılarının sonuçsuz kalmadığını görmek umut verici. İnandığınız, destek vermek istediğiniz bir STK’ya etkinlikler yoluyla referans olmak sadece bağış ayağında değil farkındalık ayağında da çok değerli katkılar sağlıyor.

DV: Sizce bağış sürecini daha etkili kılabilmek için bir sivil toplum kuruluşunun nelere dikkat etmesi gerekir?

Özer: Tabi ki şeffaflık ve hesap verebilirlik. “Bağışım doğru yere ulaşıyor mu?” sorusunun cevabı 10 TL bağış yapan destekçiniz için de, 1.000 TL bağış yapan destekçiniz için de aynıdır.  Ve bu sorunun cevabını en şeffaf şekilde almak en doğal haklarıdır.

Bağış sürecini etkili kılabilmek için STK ve bağışçı arasında sürdürülebilir bir ilişki olması gerektiğine inanıyorum. Size bir kere destek veren bir bağışçıyı yeniden ikna etmek ve desteğini sürekli kılmak daha önce sizinle hiç temas etmemiş bir bağışçıya göre çok daha kolaydır. Sivil toplum kuruluşlarının bağışçı ilişkilerini yönetebilmesi için CRM, MIS gibi bağışçı takip sistemleri olması gerektiğine inananlardanım. Bağışçınıza vermiş olduğu desteği dönem dönem hatırlatacak küçük mesajlar, yeni destek çağrıları, etkinliklerinize  ve kampanyalarınıza davet etmek, yaptığınız çalışmalardan görüntüler, mesajlar paylaşmak STK ve bağışçı arasındaki ilişkinin kopmamasını sağlayacaktır. 

DV: Kişisel ve kurumsal destekçilerin arasında ne gibi farklar olduğunu düşünüyorsunuz? İkisinin arasında bir önceliklendirme yapmak gerekir mi? 

Özer: Sivil Toplum Kuruluşları olarak “Bireysel Bağışçılar” ve “Kurumsal Bağışçılar” için öncelikli hedefimiz aslında “sürdürülebilirlik.” Kurumsal Bağışlarda; ülke gündemi, ekonomik dalgalanmalar, yönetimsel değişiklikler, sosyal sorumluluk önceliklerindeki stratejik değişiklikler sürdürülebilirlik konusunda STK’ların dönem dönem sıkıntılar yaşamasına neden olabiliyor. Bir kurumun size bağış yapmaktan vazgeçmesi bütçesel anlamda STK’lar için önemli açıklar yaratabiliyor. Bu yüzden “Bireysel Bağışçılar” STK’lar için büyük önem taşıyor. STK’lar için etkin ve  sürdürülebilir kaynak yaratma stratejisinin düzenli bağış yapan bireysel bağışçı sayılarını artırmak olduğunu düşünüyorum. Tek seferde 100 TL bağış yapan bir destekçi yerine her ay 10 TL düzenli bağış yapmayı taahhüt eden bir bireysel destekçi bulmak sürdürebilirlik anlamında STK’lar için çok daha kıymetli hale gelebiliyor. Küçük ama düzenli bağışların yarattığı etkinin toplamı size bir kurumun verdiği destekten çok daha büyük olabiliyor.

DV: Bir sivil toplum kuruluşu kendi kaynak geliştirme stratejisini oluştururken sizce neleri akılda tutmalı?

Özer: Her STK’nın bu konuda kendi stratejisi olması ve gerekli insan kaynağını bu konuya yönlendirmesi  gerektiğine inananlardanım. Bu strateji STK’nın bütçesel büyüklüğüne ve hizmetlerine sürdürebilmesi için gerekli serbest ve şartlı bağış oranına göre farklılıklar gösterecektir. Burada kaynak yaratma stratejisini oluşturmaktan daha zor olan yürütmektir. STK’ların en zorlandıkları konu da aslında doğru insan kaynağını bularak bu stratejiyi yürütme aşamasıdır.

STK’lar için kaynak geliştirme stratejisini uygularken bir diğer  önemli nokta sadece kaynak geliştirme departmanının değil tüm ekibinin, tüm departmanların aynı yöne bakabilmesidir. Hedefler tek bir departmanın yada kişinin hedefi olamaz. Hedefler bir bütündür ve tüm çalışanlar bu amaca hizmet için farklı derecelerde sorumluluklar üstlenirler ve üstlenmelidirler. Bağışçıyla ilk teması kurmaktan, ikna etmeye, bağış sürecini yönetmekten, bağışı almaya, teşekkür sürecini koordine etmekten, ilişkiyi sürdürebilir kılmaya kadar bir çok farklı aşamadan geçen bir süreçte bir bütün olarak çalışmak ve aynı hedefe doğru ilerlemek gerekir.

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları için bağış toplama metotların aşağı yukarı aynı olduğunu düşünüyorum. STK’ların çalıştıkları konu,  deneyimleri ve kamuoyunda bilinirlikleri bazı bağış metotlarını daha etkili olarak kullanmalarına neden oluyor. Ben kaynak yaratma konusunda her zaman çeşitlilikten ve yenilikten yanayım. Her yıl bütçeyi oluştururken hali hazırda kaynak yarattığımız alanlara ek mutlaka yeni bir bağış metodunun öne çıkmasına dikkat ediyorum. Sivil toplum olarak farklı ve yenilikçi yöntemleri denemekten korkmamamız gerektiğini düşünüyorum.

DV: Tohum Otizm Vakfı, “otizm” denilince ilk akla gelen kuruluşlardan. Vakfınız, “kendi derdini” nasıl anlatıyor ve bağışçıyla ilişkisini nasıl devamlı kılıyor?

Özer: Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Öncelikle belirtmek isterim ki sivil toplum yolculuğumda benim için en özel anlardan biri Tohum Otizm Vakfı ile karşılaşmam oldu. Çalışmalarını hep yakından takip ettiğim, çok beğendiğim ve alanında birçok ilke imza atan böyle bir vakfın içinde olmak benim için çok onur verici.

Tohum Otizm Vakfı olarak “kendi derdimizi” anlatmak için önce otizmi anlatmak zorundayız. GFK Türkiye desteğiyle vakfımız için yapılan “Türkiye’deki Bireylerin Otizm Algısı ve Bilgi Düzeyi” araştırmasında, Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinin 15 ilinde 1.237 kişi ile yüz yüze görüşerek Türkiye’nin otizm farkındalık karnesi çıkarttık. Ve araştırmaya katılan her 10 kişiden 7’sinin otizmi hiç duymadığını gördük. Bağışçı olsanız hiç duymadığınız, ne olduğu bilmediğiniz bir konuya destek verir misiniz?

İşte bu yüzden bizler hiç bıkmadan, her mecrada, her zaman, herkese otizmin ne olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Sosyal medya kampanyalarımızla, kamu spotumuzla, farkındalık etkinliklerimiz ve  farklı mecralarda yürüttüğümüz iletişim çalışmalarımızla 7’den 70’e herkese ulaşmayı hedefliyoruz.

Biz biliyoruz ki otizmli çocuklar erken tanı ve eğitimle yeniden doğabilir. Otizmli çocukları erken tanı ve eğitimle topluma, eğitim hayatına, sosyal hayata kazandırmak ve ekonomiye yük olmaktan çıkıp katkıda bulunacak bağımsız bireyler haline getirebilmek en büyük amacımız.

Bu yüzden üzerimizdeki sorumluluğun çok büyük olduğunu düşünüyorum. Şeffaflık ve hesap verebilirlik Tohum Otizm Vakfı için çok önemli. Bağışçılarımıza karşı çok büyük bir sorumluluğumuz var. O nedenle 1 liranın bile hesabını verebilmeli, kaynağın doğru yere aktarılmasını sağlayabilmeliyiz. Bu da beraberinde çok titiz çalışmayı, düzenli takibi ve doğru iletişimi gerektiriyor. Daha önce de belirttiğim gibi bu bir ekip çalışması… Ekip arkadaşlarımla birlikte her gün aynı heyecanla, aynı yöne bakarak ilerliyoruz. Hepimiz ne kadar profesyonel olarak çalışsak da aslında bir o kadar da gönüllüyüz. Ben bu heyecanımızın bize destek veren bağışçılarımıza da geçtiğine tüm kalbimle inanıyorum. İşte o zaman bağışçınız ile ilişkiniz bambaşka oluyor. Çalışmalarımızı destekleyen bağışçılarımız ve gönüllülerimiz bizlerle beraber aynı umudu paylaşıyor ve büyük sabır isteyen bu anlamlı yolculukta hep yanımızda yürüyor.

Hibe Programları Başvuru Koşulları

By | Vakıf Haberi | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfının aktif olarak yürüttüğü 2 hibe programının başvuru koşulları değişti. 2016 yılında gerçekleşen başvuruları da göz önünde bulundurularak hem daha fazla sivil toplum kuruluşuna ulaşabilmek hem de programları genişletmek amacıyla oluşturulan yeni kriterler vakfın yönetim kurulu tarafından onaylandı.

Bu durumda Kurumsal Programa başvuru yapmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının; başvurudan en az 1 sene önce kurulmuş olması gerekmektedir. STK’nın geçen seneki gelirlerinin 30.000 TL’den fazla, 750.000 TL’den az olmalıdır.

Proje Programına başvuru yapmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının ise; başvurudan en az 2 sene önce kurulmuş olması ve -eğer başvuru bir devam projesi içinse- destek istenen projenin en az 1 senedir sahada aktif olarak yürüyor olması gerekmektedir.​ STK’nın geçen seneki gelirleri 150.000 TL’dan fazla olmalıdır.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Araştırması Bize Neler Söylüyor?

By | Uzman Görüşü | No Comments

Liana Varon (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı Genel Sekreter Yardımcısı) 

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik raporunu Eylül ayında yayınladı. Türkiye’nin 68 ilinden 2.495 kişinin katılımıyla yürütülen saha çalışmasının sonuçlarına dayanarak hazırlanan rapor; bireysel bağışçıların hayırseverlik algısı, bağış yapma nedenleri ve bağış yapma tercihleri hakkında güncel veriler sunuyor. TÜSEV tarafından 2006 yılında yayınlanan, Türkiye’de Hayırseverlik: Vatandaşlar, Vakıflar ve Sosyal Adalet isimli raporda yer alan verileri güncelleyerek aradan geçen 10 yılda meydana gelen değişimi gözler önünde seren Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Raporu, Türkiye’de bağışçılığın mevcut durumu ve gelişimine dair önemli bulgular ortaya koyuyor.

Hayırseverlik ve Bağışçılığın Önceliği Temel İhtiyaçlar 

Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de bir yılda yapılan tüm yardım ve bağışların toplamı kişi başı yaklaşık 228 TL. On sekiz yaş üzeri nüfusun bir yıl içinde yaptıkları toplam bağış miktarı ise yaklaşık 13.7 milyar TL. Bu tutar, Türkiye’nin 2014 yılı gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 0,8’ine denk geliyor. Araştırmaya katılanlar bağış ve yardımlarını akrabalarına, tanıdıklarına, aynı kültür ve dinden olan kişilere yapmayı tercih ettiklerini söyleseler de yıl içinde en yüksek miktarda bağış dilencilere (53.2 TL) yapılıyor. Gıda, giyecek, yakacak ve nakdi yardımların yıllık kişi başı ortalama miktarı 209 TL iken aralarında sivil toplum kuruluşlarının (STK) da yer aldığı kurumlara yapılan bağışların tutarı sadece 16.7 TL. Araştırmaya katılanlarının %88’inin bağışlarını ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaştırmayı tercih ettiği düşünüldüğünde, Türkiye toplumunda hayırseverlik ve bağışçılığın ağırlıklı olarak acil görülen temel ihtiyaçları karşılamak amacıyla bireyler arasında gerçekleştiğini söylemek mümkün.

Bağışçıların Yardım Temelli Tercihi

Hayırseverlik faaliyetlerinin yapılmasında dini vecibeleri yerine getirmek (%32,5), toplumsal gelenek ve görenekler (%20,4) ile yaşanılan topluma hissedilen borç (%14,2) öne çıkarken; bağışçıların desteklemeyi tercih ettiği alanların yardım temelli olduğu görülüyor. Ortaya çıkan resim bağış yapma motivasyonları, tercih edilen yöntemler ve alanlar açısından 10 yıl önceki bulgularla benzerlik gösterse de STK’lara yapılan bağışlardaki düşüş (2004 yılında %18, 2015 yılında %13) araştırmanın dikkat çekici bulguları arasında yer alıyor. 

Bağış ve yardım yapma oranlarındaki (2004 yılında %44, 2015 yılında %34) düşüş güven eksikliğinin yanı sıra ekonomik durgunluk, artan kutuplaşma ve ülkedeki belirsizlik ortamı ile açıklanabilir. Ancak söz konusu sivil topluma yapılan bağışlar olduğunda farklı dinamikleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu hayırseverliği “yardım etmek” olarak tanımlıyor. Bununla birlikte, hayırseverlik genel olarak eğitim, ibadet ve yoksulluğun azaltılması gibi temel toplumsal ihtiyaçları gidermek olarak görülüyor. Bu yaklaşımın da bir sonucu olarak bağışçıların ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaşmak ve yaptıkları yardımın etkisini hızlı bir şekilde görmek istediklerini gözlemleyebiliyoruz. Diğer yandan, araştırmanın sonuçları toplumun genelinde sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili algının net olmadığını ortaya çıkarıyor. Raporun sonuçlarından, devlet himayesinde çalışan kurumlar ile STK’ların ayırt edilmediği ve sivil topluma duyulan güvenin bilinirlik ya da tanınırlık üzerinden belirlendiğini görmek mümkün.

Talep Edilen Şeffaf, Demokratik ve Güvenilir STK’lar

Oysa bağışçılığı sivil topluma ve günümüzün karmaşık ve çok katmanlı sosyal sorunlarına kalıcı çözümler üretebilmek için bir katılım yolu olarak da görmek mümkün. Ancak araştırmanın sonuçları stratejik bağışçılık olarak da adlandırabileceğimiz bu yaklaşımın Türkiye toplumunda henüz yaygınlaşmadığını gösteriyor. Araştırmaya katılanların %48’i STK’ların mevcut sorunların çözümünde çok etkili ya da etkili olabileceğini söylerken (Bu oran 2004’de %64 idi.), STK’lara bağış yapmayı tercih etmeme nedenleri arasında bağışların miktarının düşük (%52) ve düzensiz olması (%26) ile STK’lara güvenilmemesi (%13) yer alıyor. Bununla birlikte, bağışçıların söylemleri ve davranışları arasındaki farklılıklar da araştırmanın dikkat çekici bulguları arasında yer alıyor. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu bağışlarını güvenebilecekleri, şeffaf ve demokratik şekilde yönetilen STK’lara yapmayı tercih ettiklerini söylese de bağışlarının nasıl kullanıldığını takip eden, destekledikleri STK’lardan rapor alanların oranı düşük. 

Küçük Bağışların Büyük Farkı

Bağış ve yardımların vakıf ve derneklerin öncelikli gelir kaynakları arasında yer aldığı bir ortamda bireysel bağışların artması ve sivil toplum kuruluşlarına yönelmesi hem STK’lar hem de sosyal fayda yaratmak isteyen bağışçılar açısından önem taşıyor. STK’ların yalnızca kendi çevreleriyle sınırlı kalmadan daha geniş bir bağışçı kitlesine ulaşabilmeleri için çalışmalarını farklı kitlelere net bir şekilde anlatmaları, küçük bağışların önemi ve yarattığı farka vurgu yapmaları ve kendini tekrar eden acil ihtiyaçların çözümü için sosyal sorunların temeline odaklanan, uzun yıllara yayılabilecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermeleri gerekiyor.   

Hayırseverlikten Stratejik Bağışçılığa Doğru

Türkiye Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Raporu, bağışçılığın durumunu ortaya koyarken mevcut hayırseverlik kültürünün gelişerek stratejik bağışçılığa dönüşebilmesi için bağışçılar ve sivil toplum kuruluşları tarafından atılabilecek adımlar hakkında da fikir veriyor. Bununla birlikte, Türkiye’de bağışçılık kültürünün gelişmesi için çalışan kişi ve kuruluşların ortak bir yol haritası oluşturabilmesi için de önemli bir fırsat sunuyor. TÜSEV olarak bundan sonraki süreçte sosyal yatırım alanındaki önceliğimiz farklı paydaşlarla bir araya gelerek bu ortak yaklaşım ve yol haritasının belirlenmesi ve hayata geçirilmesi için çalışmalar yapmak olacak.

Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik raporunun tamamına buradan, TÜSEV tarafından kaleme alınan Yönetici Özetine buradan, araştırmadan öne çıkan verilerden oluşan infografik setine ise buradan ulaşabilirsiniz.

Adım Adım Oluşumu ve Bağışçılık

By | Uzman Görüşü | No Comments

Adım Adım Oluşumu / http://www.adimadim.org/ 

Renay Onur, Itır Erhart / Kurucu Üyeler

Adım Adım ile tanışan ve yardımseverlik koşusu yapan kişilerin %70-80’i hayatlarında daha önce bir yarışa katılmamış, bir kısmı da hayatında hiç koşmamış. Bu da gösteriyor ki; Adım Adım koşucuları aslında hali hazırda koşucu oldukları için değil koşarak bağış toplamak ve farkındalık yaratmak istedikleri için yardımseverlik koşusu yapmaktadır.

Adım Adım Oluşumu, yurtdışında ‘charity run’ olarak bilinen kolektif yardımseverlik koşusunu Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak için kurulmuş ilk sivil toplum oluşumudur. 2016 itibariyle 13 bin gönüllü koşucusu ve 111 bin bağışçı aracılığıyla bünyesinde yer alan sivil toplum kuruluşlarına 14.5 milyon TL kaynak yaratmıştır.

Adım Adım’ı ve oluşturdukları kaynak geliştirme sürecini daha yakından tanımak için oluşumun kurucu üyeleri Itır Erhart ve Renay Onur ile yaptığımız röportajı okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Adım Adım’ın koşucuları ve bağışçıları kim?

Adım Adım (AA): Adım Adım’ın gönüllü koşucularının ve bağışçılarının bağış davranışlarına bakmadan önce Adım Adım gönüllü koşucularının demografisine bakmak faydalı olacaktır.

Adım Adım koşucularının 2008 – 2014 demografik dağılımı

%81’i İstanbul’da yaşayan, %48’i kadın, %52’si erkek olan, ortalama yaşı 34-35 olan ve 69 kilo olan bir profil vardır. Adım Adım ile tanışan ve yardımseverlik koşusu yapan kişilerin %70-80’i hayatlarında daha önce bir yarış koşmamışlar, bir kısmı da koşmamış. Bu da gösteriyor ki Adım Adım koşucuları aslında hali hazırda koşucu oldukları için değil koşarak bağış toplamak ve farkındalık yaratmak istedikleri için yardımseverlik koşusu yapmaktadırlar.

Öte yandan, son 2 yıldır daha sistematik bir şekilde büyütmeye çalıştığımız kurumsal takımlar ve özellikle otomotiv şirketleri sayesinde de beyaz yaka ağırlıklı olan koşucu profilimiz arzu ettiğimiz şekilde tabana yayılmakta ve mavi yakalı koşucu sayılarımız da atmaktadır. Bu rakamlara detaylı bakmamızın sebebi şudur; koşucular bağış için kendi çevrelerine çağrı yaptıkları için, bağışçılar da aslında koşucuların profiline sahiptirler. Başka bir değişle, koşucu profilinin bağışçı profilini de yansıttığını düşünebiliriz.

DV: Bugüne kadar sivil toplum kuruluşlarına (STK) sağlanan maddi destek miktarı ne kadardır?

AA: 2008 yılındaki kuruluşumuzdan 2015 yılı sonuna kadar 11.7 milyon TL bağış toplanmıştır. Bunun yıllara yaygın detaylı dağılımı aşağıdadır.

Son 2 yıldır ulaştığımız yıllık bağış beraber koştuğumuz STK’ların bireysel bağışlarının %30’una eşittir. 8 sekiz sene önce %0 olan bir kaynak Adım Adım sayesinde %30’a ulaşmıştır.

DV:  Bu işe ilk başladığınızdaki bağışçı ve koşucu profili ile bugün arasında fark var mı?

AA:  İki önemli fark var;

1- Mavi yakalı bağışçı oranının, yavaş yavaş da olsa, artması bağışçılık kültürünün farklı sosyo-ekonomik gruplarda yayılmaya başladığına işaret etmektedir.

2- Okulların Adım Adıma ilgisi her geçen gün artmaktadır. Okullarda yaptığımız konuşmalar, atölyeler, toplanan bağış miktarını fazla etkilemese de, farkındalığın artması ve kermes dışında farklı kaynaklar ile bağış yaratılabildiğinin gösterilmesi açısından çok önemli. Bu etkileşimlerin, uzun vadede, ölçülmesi zor ama önemli bir sosyal etkisi olduğuna inanıyoruz.

DV:  Bağış konusu sizce bugünün Türkiye’sinde neden önemli?

AA: Türkiye’deki en büyük eksiklik eğitimden de önce empatidir. Empatinin güzel olan tarafı, bu zamanla gelişebilen bir özelliktir. Bir özelliğin gelişebilmesi için tekrarlanası gerekmektedir. Gönüllülük, işin süresine göre, kısa veya uzun empati tekrarlarıdır. Bağışçılık da esasında kısa süreli empati egzersizleridir. Bağış yapan ve tekrarlayan kişi sayısı arttıkça, bunun Türkiye’nin empati seviyesine çok olumlu katkıda bulunacağına inanıyoruz. Şu anda Gallup’un yaptığı dünya bağışçılık sıralamasında yeri 2014 itibariyle 140 ülke arasında sondan 19.dur. Bu veri bile günlük hayatımızı olumsuz etkileyen onlarca olayın sebeplerine dair ip uçları vermektedir.   

DV:  Türkiye’de bağışçıların bağış yapmasının önündeki temel engeller nedir?

AA: İlk günden beri karşımıza çıkan en büyük engel güven. Güven konusu potansiyel bağışçıların kurumlar üzerinden bağış yapmasını engelliyor. Bağışlarının doğru ve etkili bir şekilde kullanılacağını konusunda bağışçıyı ikna edebilmemiz gerekiyor.

Bir başka engel ise bağış kültürünün yaygın olmaması. STK’ların şeffaf ve hesap verebilir olmasının bağışçılık kültürünün yaygınlaşmasına da katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

DV: Önümüzdeki dönem bağışçılıkla ilgili hem Türkiye’deki hem de dünyadaki trendleri nasıl görüyorsunuz?

AA: Önümüzdeki dönemde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin yanı sıra sosyal etkinin ölçülmesinin de önem kazanacağını düşünüyoruz. Bağışçılar daha bilinçli, daha akıllı bağış yapmaya başlayacaklar ve STK’ları değerlendirirken sosyal etkileri konusunda da bilgi sahibi olmak isteyecekler.

Bir başka gözlemimiz de bağışçılık yaşının düşmeye başlaması. Bu nedenle bireysel bağış toplamak isteyen STK’ların gençlere de konuşması önem kazanacak.

DV:  Sizce bağışçılar bağış yaparken nelere bakmalılar?

AA: Öncelikle, bağış yapmayı düşündükleri STK’nın bağışçı haklarını tanıyıp tanımadığına, bağışçılarına ve kamuoyuna karşı şeffaf ve hesap verebilir olup olmadığına bakmalılar. Web sitelerine girdiklerinde STK’nın finansal verilerini, yöneticilerini görebilmeliler.

Ve tabi bağışları ile ne yapılıyor? Örneğin bir çocuğun hayatını olumlu yönde değiştirmek isteyen potansiyel bağışçı 100 TL ile nerede en fazla sosyal etki yaratabiliyor buna bakmayı öğrenmeli.

DV:  Bağışçılar arasındaki ilişkide beklentiler, mevcut durum, gerilimler, vb. var mı?

AA: Bağışçıların akıllı bağışa (araştırarak, karşılaştırarak) yönlenmeleri STK’ları daha şeffaf, daha hesap verebilir olma yolunda motive ettiğini gözlemliyoruz.  Etkisini ölçmeye başlayan STK’ların sayısı da gün geçtikçe artıyor. Yani bağışçının talepleri artıkça STK’ların kapasiteleri gelişiyor.