Tag

Çocuk Fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Çocuk Fonu projelerini konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Sulukule Gönüllüleri Derneği geçtiğimiz senelerde Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Hibe Programı’ndan iki defa yararlanmıştı. Vakfımız bu sefer derneğin “Okulda Ben de Varım” projesini Çocuk Fonu kapsamında destekliyor. Aşağıda göreceğiniz üzere Dernek ve proje hakkında sohbet etme imkanı bulduk.

Çocuk hakları alanında çalışan yerel bir örgüt olarak özellikle son dönemde çalıştığınız bölgedeki çocukların genel durumu ve tespit ettiğiniz ihtiyaçlarından bahseder misiniz?
Sivil Toplum Destek Vakfı’nda iki kez kurumsal hibe desteği almıştık ve bu destek sayesinde derneğin ilk kez bir profesyonel çalışanı olmuştu. O dönem çalışmalarımızı derli toplu bir şekilde planlamaya başladığımız bir dönemdi.

Okul terki Karagümrük bölgesinde gözlenebilir şekilde artmakta. Bunun sebeplerinden birisi çocukların okulla iyi ilişki ve bağ kuramamış olması. Bunun için 10 yıldır bölgedeki okullarda çocukların ihtiyaç ve beklentileri yönünde atölyeler kurguluyoruz.

Okul terkinin en önemli sebeplerinden olan maddi yoksunluk, Karagümrük’te de en fazla karşımıza çıkan etmenlerden. Bu soruna yönelik olarak yıl içinde topladığımız bağışlar ve fonlar aracılığı ile, okul aile birlikleri ve rehber öğretmenlerle işbirliği halinde, çocuklara her okul günü tüm yıl boyunca okul beslenmesi ulaştırıyor ve çok daha zor durumdaki aileler için eğitim bursu desteği sağlıyoruz.

Çalıştığımız bölge Suriyeli mültecilerin yoğun yaşadığı bir yer. Çalıştığımız okullarda Suriyeli ve Türkiyeli çocuklar arasında akran zorbalığında artış gözlemliyoruz. Buna yönelik atölyelere ağırlık vermeye başladık.

Faaliyetlerinizi yürüttüğünüz Karagümrük bölgesinde okul terkinin sebepleri neler? Sulukule Gönüllüleri Derneği’nin çalışmaları okulu terki önlemede nasıl bir rol oynuyor?
Okul terkinin sebeplerini okula bağlı nedenler ve kişisel nedenler olmak üzere iki başlık altında ele almak mümkün. Okula bağlı nedenler arasında sınıf tekrarı, başarısızlık, devamsızlık, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar, dersleri ve okulu sevmeme gibi nedenler yer almakta. Kişisel nedenler arasında ise kız-erkek ilişkileri, maddi durum, okul dışında faklı bir işte çalışma, arkadaş etkisi, kötü alışkanlıklar var.

Bununla birlikte devamsızlık ve okul terki arasında güçlü bir ilişki olduğu, örgün eğitimin dışına çıkan öğrencilerin çoğunun öncesinde devamsızlık yaptığını da biliyoruz. Okulda öğrenciler arasında yaşanan şiddet olayları ve akran zorbalığının da okul terkinin önemli sebeplerinden biri olduğunu düşünüyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 Yılı Performans Programı raporuna göre, Türkiye’de 2016 verilerine göre eğitim ve öğretimden erken ayrılma oranı %35,7. Saydığımız tüm bu genel sebepler, aslında çalıştığımız bölge olan Karagümrük’te de geçerli.

Dernekte ve çocukların devam ettiği okullarda yaptığımız çalışmalarla okul terkini önlemek veya azaltmak için okullarda çocukların ihtiyaçlarına yönelik sosyal gelişim atölyeleri uyguluyor; öğretmenler ve kadınlarla çocukların okul terkini önlemek üzere yapabilecekleri katkıları konuşuyor ve maddi imkânı yetersiz olan çocuklara beslenme, kırtasiye ve burs desteği sağlıyoruz.

Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Okulda Ben de Varım projesinden bahseder misiniz? Proje kapsamında çocuklara yönelik olarak hayata geçireceğiniz sosyal beceri atölyeleri nasıl belirlenecek ve bu atölyelerin nasıl bir etkisi olmasını bekliyorsunuz?

Projede risk altındaki çocukların içinde bulundukları eğitim ortamlarının çocukların özel ihtiyaçlarına yönelik kurgulanması ve çocuklarla doğrudan ilişkili grupların güçlendirmesi yolu ile çocukların okulu terk etmelerinin önlenmesini hedefliyoruz. Çalışma alanımızda yer alan Akşemsettin İlkokulu ve Karagümrük Ortaokulu’nda çocukların istekleri/ihtiyaçları doğrultusunda çocuklara hitap edecek sosyal beceri atölyelerinin içerikleri hazırlandı ve uygulamaya başladık.

Okullarda 3 farklı çocuk grubu her hafta düzenli olarak okulda buluşuyoruz. Programladığımız ritim ve fotoğraf atölyeleri dönem sonuna dek sürecek. Bunun yanında okul terkinin en önemli sebeplerinden olan maddi yoksunluğun önüne geçebilmek için ise, okulda çocuklara her gün ulaşacak şekilde beslenme desteği yine proje kapsamında sağlanıyor.

Projede öğretmenlere yönelik çocuk hakları atölyeleri de düzenliyorsunuz. Bu atölyelerde hangi konuları ele alacaksınız? Öğretmenlere yönelik olarak yapılan çalışmaların okulu terki önlemede nasıl bir katkısı olacağını öngörüyorsunuz?
Çocuklarla doğrudan ilişkili olan öğretmenlere yönelik ise Kapsayıcı Eğitim: Sınıfta Kimler Var, Sınıf İçinde Bağlantı Kurma, Duygular ve İhtiyaçlar, Öfkenin Yolculuğu konularına yönelik atölye içerikleri hazırlandı ve uygulaması devam ediyor.

Bu atölye başlıkları dönemin başında okul rehber öğretmeninin desteği ile öğretmenlere sorularak belirlendi ve içerikleri hazırlandı. Dileğimiz, öğretmenlerin sınıf içinde tüm çocukları gözeterek derslerini sürdürmeleri. Çünkü çocuklar bizim atölyelerimize katılarak bir çok davranış ve tutum değişikliği sergilese de, okuldaki zamanının büyük kısmını öğretmenlerle geçiriyor ve öğretmenlerin özellikle zorlu davranışlar gösteren çocuklara yönelik tutumu, okul terkinde kilit bir role sahip.

Sulukule Gönüllüleri Derneği özellikle son dönemde farklı kurumlardan gelen kaynaklarla finansal açıdan daha da güçlendi izlenimi veriyor. Bu çerçevede gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz? Çalışmalarınızı Fatih bölgesindeki farklı okullarda da gerçekleştirmeyi düşünüyor musunuz?

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD) tüm çocukların eşit ve adil eğitime erişimini sağlayacak bir kurum olmak için çabalıyor. Buna yönelik olarak, okullarda uyguladığımız atölyelerin model haline gelmesi için çabalıyor, yaptığımız uygulamaları kitapçık haline getirmeyi planlıyoruz. Bu sayede benzer hedef kitle ile çalışan farklı STK’ların, başka şehirlerdeki okulların da aynı modeli uygulayabilir olmasını istiyoruz. Ayrıca Fatih bölgesinde farklı dezavantajlı okullarda da modelimizi yaygınlaştırmak için planlamalar yapıyoruz.

Gelecek dönemde çocukları ve çocuklarla doğrudan ilişkili grupları hak temelli güçlendirerek, yıllardır sürdürdüğümüz hak temelli mücadelenin okul sistemi içinde yaygın hale gelmesini ve “doğal ortamında” öğretmenler aracılığıyla yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Projenin öğretmenler üzerinde bırakacağı etki ile özellikle risk altındaki çocukların okul terkinin önlenmesi anlamında yaygın ve kalıcı etki ortaya konulmuş olacaktır. Böylece eğitim sistemine dair kamu politikalarının oluşturulma sürecine katkı sağlama anlamında önemli bir adım atılmış olacağını düşünüyoruz.

Bilim Kahramanları “Kızları Bilim ile Buluşturuyor”

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Bilim Kahramanları Derneği Turkey Mozaik Foundation’ın da desteğiyle Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu’ndan yararlanıyor. Dernekle faaliyetlerini ve “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” Projesini konuştuk.

Bilim Kahramanları Derneği neden kuruldu, bilgi verebilir misiniz?
Dernek bilimin toplumun odağında olduğu bir dünya hayali ile 2011 yılında kuruldu. Derneğin de kurucusu olan bir grup gönüllü 2004 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki FIRST Vakfı (For Inspiration and Recognition of Science and Technology) ile Danimarka’daki LEGO Group’un birlikte başlattığı FIRST LEGO League isimli etkinlikte tanıştılar. 16 yaş arasında çocuk ve gençlerin hem dünyayı ilgilendiren önemli bir soruna yenilikçi bir çözüm ürettikleri hem kodlama yoluyla çalışmalar yaptıkları programı 2005 sezonu itibari ile Türkiye’de uygulamaya başladılar. 2011 yılına gelindiğinde programla yaklaşık 8.000 çocuk ve gence ulaşınca gönüllü grup Türkiye’de bilimsel çalışmaların toplum genelinde yaygınlaşabilmesi için dernekleşme yolunu seçtiler.

Aynı zamanda uluslararası bir ağ ve yaklaşımın da bir parçasısınız. Bu durumun avantajları /dezavantajları ile ilgili bilgi vermeniz mümkün mü?
Türkiye’de yürüttüğümüz uluslararası programlar Dünyanın farklı ülkelerinde de uygulanıyor. Avantaj olarak Türkiye’deki çocukların farklı ülkelerdeki akranları ile benzer deneyimleri hem kendi ülkelerinde hem de Türkiye’yi temsilen katıldıkları yurtdışı etkinliklerinde yaşamalarını söyleyebiliriz. Çok genç yaşlarında farklı ülkelerden akranları ile iletişime geçerek, etkileşim kurabiliyorlar. Dezavantaj olarak da bilim, teknoloji, proje geliştirme ve 21. Yüzyıl becerileri geliştirme odaklı bu uluslararası programların büyümesi Türkiye’de son 2-3 yılda büyük bir ivme kazandı. Bu sebeple en büyük dezavantaj olarak Türkiye’deki ilginin çok yakın tarihlere kadar düşük olmasını verebiliriz. Ancak son 2 yıldaki büyüme ve Milli Eğitim Bakanlığının bu alana yönelik kapsamlı strateji belgeleri sayesinde büyük bir ilgi artışı olacağına eminiz.

Bu dönem vakfımız bünyesindeki Çocuk Fonu tarafından desteklenecek olan “Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projesiyle ilgili bilgi vermeniz mümkün mü? Diğer faaliyetlerinizde bir farkı var mıdır, bu konuda da bir değerlendirme alabilir miyiz?
“Kızlar Bilim ile Buluşuyor” projemiz 6-10 yaş arasındaki çocuklara bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazandırmayı, kodlama alanında farkındalık yaratmayı, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda da deneyim kazanmalarına fırsat veren Minik bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST LEGO League Jr. programımızın kapsamında farklı şehirlerden 12 kız takımını desteklemeyi içeriyor. Bu proje özelinde kendi imkanları ile bu tür STEM projelerine katılma imkanı olmayan devlet okullardan tamamı kızlardan oluşan takımlar kurma fırsatı elde ettik. Böylelikle hem devlet okulları tarafında fırsat eşitliğini sağlamaya çalıştık, hem de kız çocuklarının bilimsel etkinliklere katılımı konusunda teşvik etme fırsatı elde ettik. Dernek olarak daha önce ortaokul ve lise seviyelerinde kız takımları kurulması ve kızların bilimle buluşmasına fırsat sağlayacak projeleri hayata geçirmiştik ancak küçük yaş grubunda ilk defa bir fon desteği aldık.

Projelere kaynak bulmak Sivil Toplum Kuruluşlarının temel meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bilim Kahramanları Derneği olarak bu konuda nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Dernek olarak öncelikli hedeflerimiz farklı fon destekleriyle daha fazla çocuğun ve gencin bilimsel çalışmalara dahil olabilmesi ve bilim insanlarının desteklenmesi sağlamak. Derneğin kaynak geliştirme faaliyetlerinde bireysel bağışçılar yerine fon ve hibelerin yeri daha büyük. Bu kapsamda derneğin çalışma alanlarına giren yurt içi ve yurtdışı fonlarına başvurarak kaynak yaratmaya özen gösteriyoruz. Boeing ve HSBC gibi özel şirketlerin global fonlanlarının yanı sıra Kalkınma Ajansları ve Bakanlık fonlarını da takip ediyoruz. Aynı şekilde yardımseverlik koşuları gibi kitle fonlama yöntemlerini kullanarak da kaynak yaratmaya çalışıyoruz.

Her toplum gibi Türkiye değiştikçe kurumlar iş yapma biçimlerini değiştirmek zorunda kalıyorlar. Acaba Bilim Kahramanları Derneği olarak geçmişten bugüne bu konuda bir değerlendirme yapmanız mümkün mü?
Bilim Kahramanları Derneği olarak kuruluşumuzdan bu yana farklı paydaşlarla işbirlikleri yapıyor, bilimin toplumun odağında olması hayalimiz için çeşitli projeler gerçekleştiriyoruz. Çalışmalarımızı 2004 yılından 2011 yılına kadar gönüllü olarak sürdürürken son 8 yıldır da dernek çatısı altında gerçekleştiriyoruz. Kodlama, robotik, maker alanlarına artan merak dolayısıyla program ve projelerimize olan ilgi de artıyor. Bu talep karşısında oldukça mutluyuz. Ancak kısıtlı insan kaynağı gücümüzü daha doğru kullanabilmek adına yeni bir örgütlenme stratejisi üzerine çalışıyoruz. Yerelde daha yaygın bir yapıda çalışmalarımızı sürdürebilmek için temsilcilik modeline geçmeyi planlıyoruz. Bu sayede, hem derneğimizin çalışmalarını daha yaygın olarak gerçekleştirebilecek hem de Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni stratejisi belgesinin de odaklandığı alanlarda daha çok yerel işbirlikleri gerçekleştirebileceğiz. Bu fikrimizi hayata geçirebilmek için de Sivil Düşün programından destek sağladık.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı “Çocukların bir maruzatı var” diyor

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği, Röportaj

Başak Kültür ve Sanat Vakfı Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından ilk defa 2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu tarafından desteklenmeye başlandı. Vakıf, Kayışdağı’nda yerel düzeyde, özellikle çocuklarla yaptıkları çalışmalar çerçevesinde, tanınıyor. Biz de kendileriyle vakfın kuruluş amacı ve projelerini konuşma imkanı bulduk.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın kuruluş hikayesinden ve bugüne kadar yaptığı çalışmaların genel çerçevesinden bahseder misiniz?
Başak Kültür ve Sanat Vakfı 1990’larda yaşanan zorunlu göç döneminde, yoğun iç göç alan ve sosyoekonomik olarak dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuk ve gençlerin eğitime adil şartlarda erişimi ve gelişimlerinin önündeki engellerinin kaldırılması amacıyla insan hakları aktivistleri, eğitimci ve sosyal bilimcilerden oluşan bir grup tarafından 2003 yılında kuruldu.

Vakıf; iç göç olgusu, aile içi şiddet, ekonomik yetersizlik, sosyal güvenlikten yoksun olma, eğitim süreçlerine dâhil olamama ve eğitimden kopma gibi süreçlerden etkilenen çocuk ve gençler için; sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını koşulsuzca gerçekleştirebilecekleri, kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri alanlar yaratmak ve bu alanları yaygınlaştırmak için çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu hedefler doğrultusunda çocuk ve gençlerin, evrensel insan hakları değerlerini önemseyen ve geliştiren bireyler olabilmeleri adına, kültürel ve sanatsal temelli atölyeler kurarak, çocukların ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak toplumsallaşma sürecine katılabilmelerine destek olmak için çalışmalar yapmaktayız.

Başak Helin Çocuk Hakları Enstitüsü’nde yaptığınız çalışmalarla özellikle göç yoluyla İstanbul’a gelmiş çocuklara sanat eğitimleri vererek şehre uyumlarına destek oluyorsunuz. Sanat çalışmalarının çocuklar üzerinde ne tür etkileri oluyor?
Çocuklarla sanat aracılığıyla yürüttüğümüz çalışmalar sanatın dönüştürücü gücünden yola çıkarak göç travmalarını azaltmak, çocukların yeni hayatlarına adaptasyon sürecine katkıda bulunmak amacıyla planlandı. Yürüttüğümüz çalışmalarda gördük ki çocukların kendilerini ifade etme kapasitelerinin artmasıyla göç ve göçle ilintili ortaya çıkan uyum sorunlarının da önüne geçilebiliyor. Bu amaç doğrultusunda yürüttüğümüz sanat atölyeleri ile çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturmak için psikolojik danışmanlık ve sosyal çalışmaların yanı sıra eğitsel, kültürel ve rehabilitasyona dönük müzik, yaratıcı drama, tiyatro, resim, seramik, pandomim, halk dansları gibi sanatsal çalışmalar yürütüyoruz.

Ayrıca bütün çalışmalarımızda çocuk katılımını sağlamak için çeşitli mekanizmalar kullanıyoruz. Bu sayede gerçekleşen aktif katılım sonucunda çocuklar demokrasi ve aktif katılımın ne olduğunu öğreniyorlar. Çevrelerine ve topluma olan duyarlılıkları artıyor, bir faaliyete katkı sunmanın heyecanını ve gururunu yaşayan çocuklar yaşadıkları dezavantajların sonucu olarak kaybettikleri özgüvenlerini yeniden kazanarak kendilerine olan güvenlerini arttırıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Çocukların Bir Maruzatı Var projesinden ve bu kapsamda gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
Vakfımız bünyesinde kurulan Başak Helin Çocuk Hakları Birimi 2016-2017 yılında sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı ve kültürel ayrımcılığa uğramış 25 çocuğun katılım sağladığı 6 ay süren deneyimsel öğrenme atölyeleri gerçekleştirdi. Bu atölyelerin yürütülme sürecinde ortaya çıktı ki; çocukların ve gençlerin insan haklarının ne olduğunu anlamaları ve kendilerinin de hak sahibi olduklarını kavramaları, bu hakları kendi özel koşullarında yaşama geçmesini talep etmelerine yol açarak, özgür ve kendilerine yeten bireyler olmalarına katkı sağlamakta. “Çocukların Bir Maruzatı Var” projesi bu noktadan hareketle geliştirildi. Bu proje kapsamında, Vakıf içinde yürütülen psiko-sosyal destek sağlayan sanat atölyelerinin çocuk hakları temasında gerçekleştirilerek sürdürülmesi hedeflenmekte. Bu atölyelerin sürdürülebilmesi için gerekli olan “sanat aracılığıyla çocuk hakları eğitim modülünün” ortaya çıkarılması projenin önemli çıktılarından olacak diye umuyoruz.

Projenin geliştirilmesi aşamasında çocuk katılımına özellikle dikkat edilerek 5 aylık atölyeler için çocuklarla beraber 5 ayrı tema belirlendi. Bu temalar; “Katılmalıyım, Paylaşmalıyım, Farkındayım, Savunmalıyım, Geliştiriyorum ve Değiştiriyorum” temaları olacak. 5 aylık atölyelerin bitiminde katılımcı çocuk ve gençler video çekim tekniklerini de öğrenerek, atölyeler süresinde insan hakkı ihlalleri hakkında çocukların senaryosunu yazıp, çektikleri kısa filmler ortaya çıkarılacak. Bu videolar projenin sosyal medya hesaplarından ve internet sitesinden paylaşılacak. Bu filmler ile hem çocuk ve insan hakkı ihlallerine dair çocukların ve gençlerin görüşlerini görünür kılınması hem de onların sosyal medyayı sosyal dönüşüm alanında kullanım deneyimi kazanmaları hedeflenmekte.

Projenin bir diğer amacıysa sosyal dönüşümün önemli aktörlerinden olan gençlerin Çocuk Haklarına inanan yetişkinler olarak yetişmelerine destek vermek ve çocuk hakları bağlamında gördükleri sorunlar için sosyal girişimlerde bulunarak çözüm odaklı yaklaşım geliştirmelerini desteklemek. Bu kapsamda Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nda gönüllü atölyeler yürüten 20 gence çocuk hakları kavramsal çerçeve konularının ve çocuklarla çalışma ilkelerinin paylaşıldığı “eğitmen eğitimi” verilecek. Atölyelere katılan çocukların ebeveynleri ile ise çocuk hakları ve çocukluk algısına dair “Farkındalık Arttırma” atölyeleri gerçekleştirilecek.

Tabii tüm bu faaliyetlerin nihai hedefi insan hakları kültürü ve çocuk hakları kültürünün toplumda yerleşmesi için gerekli kültürel değişime destek veren çalışmaların artması.

Çocukların Bir Maruzatı Var projesi kapsamında İstanbul’da yerelde çocuk hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek fikir alışverişinde bulunmayı hedefliyorsunuz. Bu kuruluşların bir araya gelmesinin çocuk hakları alanında nasıl bir kazanım yaratacağını öngörüyorsunuz?
Çocuk hakları alanında hizmet sağlayarak savunuculuk yapmak üzere çalışan diğer kurumlarla bir araya gelerek çocuk hakkı ihlallerinin önlenmesi noktasında yürütülen iyi örneklerden haberdar olabilmek ve bu süreçlerde birbirimize verdiğimiz desteği daha da pekiştirebilmeyi hedefliyoruz. Hali hazırda içinde yer aldığımız çocuk hakları ağlarına ek olarak yerelde ne tür yeni diyalog modelleri açılabileceğini hep beraber tartışarak yeni platformların geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Yeni iletişim yollarını aramamızdaki ana hedef ise mahallede çocuk hakları alanında çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının yüz yüze olan diyaloglarının artmasının çocuk hakları alanında savunuculuk şemsiyesi altında bir araya gelmesinin önünü açacağını öngörüyor olmamızdır.

Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Zorunlu göç deneyimini yaşayan ailelerin yaşadıkları sosyo-ekonomik ve kültürel sıkıntıların çocukların tarafında birçok hak ihlaline de kapı araladığını biliyoruz. Eğitim hakkından mahrum kalarak enformel sektörlerde kayıt dışı çalıştırılan çocuklar; sağlıksız koşullarla, çeşitli iş kazalarıyla ve şiddet türleriyle karşı karşıya bırakılmakta. Bu sebeple mecburi olarak yerinden edilen ailelerin çocuklarının sosyal, kültürel ve fiziksel açıdan kendilerini geliştirebilecekleri güvenli alanların arttırılması ve yaşadıkları eşitsizliğin giderilmesine katkı sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmekte.

Vakfımız zorunlu göç ile bağlantılı olarak ortaya çıkan çocuk hakkı ihlallerinin önüne geçmek için yürüttüğü çalışmalarına ilerleyen günlerde de devam edecek. Ama kurulduğumuz 2003 yılından bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarda fark ettik ki risk altındaki çocukların temel haklarının önündeki engeller sadece çocuklara yönelik istismar, silahlı çatışma ya da suça itilme gibi ihlallerden ibaret değil. Tüm çocukların toplumsal yaşama söz sahibi bireyler olarak katılabilmesi için gerekli olan kültürel ve yapısal dönüşümün araçlarının üretilmesi gerekiyor. Çalışmalarımıza bu bağlamda çocukların görüşlerinin ve çalışmalarının karar vericilere ve topluma duyurulmasını, böylelikle çocuk hakları kültürünün toplumda ve kamuda benimsenmesi hedefiyle sürdürmeye devam ediyoruz. Risk altındaki çocuk ve gençlerle yürüttüğümüz psikososyal destek atölyelerinde sanat, oyun, drama yöntemleriyle insan haklarını bir araya getirdiğimiz çalışmaların eğitim modülünü oluşturmak bu sene tamamlayacağımız ilk çalışmalarımızdan olacak.

Barış için Müzik Vakfı ile Barış Orkestrası Projesini konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği

Vakfımızı takip edenler son iki senedir Barış için Müzik ile ilgili bir hayli bilgiye sahip. Uzun süredir bir işbirliği yapıyoruz. Acaba özellikle son dönemde barışın sesini müzikle duyurmak amacıyla yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
2005 yılında mümkün olduğunca çocuğun sanatsal yaşama katılım hakkı önündeki engelleri kaldırmak amacıyla çıktığımız yolda bugüne kadar 7000 çocuğa ulaştık. İstanbul Edirnekapı’da başlayan yolculuğumuza 2016 yılında Bursa, Adalar ve İzmir’in katılımıyla yeni alanlar kattık. 2018 yılının bizim için en heyecanlı gelişmelerinden biri de Ardahan’da başlattığımız çalışmalar oldu. Başlattığımız çalışmayla şehir merkezine uzak, bilgiye erişimin kısıtlı olduğu, yoksulluğun ve göç verme oranının yüksek olduğu Göle İlçesine bağlı Koyunlu Köyü’nde yaşayan çocuklar müziğin birleştirici ve iyileştirici etkisini hissettiler. Bu çalışmaların güzel yanlarından biri de Koyunlu Köyü’nde yaşayan çocuklara İstanbul’da eğitim verdiğimiz çocukların eğitmenlik yapması oldu. İstanbul’daki ve Ardahan’daki çocukların fayda üreten kolektif çalışması, çalışmaya yakından şahitlik etmiş birçok kişiye önemli mesajlar verdi.

Vakfınızın uyguladığı El Sistema eğitim modeli hakkında bilgi verir misiniz? Vakıf bu sistemi kullanarak nerelerde, ne tür çalışmalar yürütüyor?
El Sistema Venezuela’nın 1975 yılında çıkmış olduğu yolculukta edinmiş olduğu çok değerli tecrübeler var. Bu tecrübeleri 2005 yılından beri edinmiş olduğumuz tecrübe ve sosyolojik farklılıklarla harmanladığımızda ortaya şu an uyguladığımız eğitim modeli çıkıyor. Bu eğitim modelinin ana hatlarını grup çalışması, yetenek sınavının olmaması, tamamen ücretsiz olması ve yardımlaşma-dayanışma yaklaşımı oluşturuyor. Şu an bu ana hatlar üzerine kurulmuş olarak enstrüman ve orkestra eğitimini İstanbul Edirnekapı, İstanbul Adalar, Bursa Nilüfer, İzmir Naldöken ve Ardahan Koyunlu Köyü’nde sürdürüyoruz.

Çocuk Fonu hibe desteğiyle hayata geçirmeye başladığınız Barış Orkestrası projesinin hedefleri ve proje kapsamında gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?
Barış Orkestrası ile daha önce ulaşmadığımız mülteci çocukları da çalışmalarımıza dahil ettik. Mülteci çocukların topluma dahil olabilecekleri projelerin eksikliği ve sanatın onların entegrasyonu için etkili bir yol olduğu düşüncemiz bu projenin ana kaynağı. Karma olarak kurduğumuz “Barış Orkestrası” ile mülteci çocukların Türkiyeli çocuklar ile bir arada olabilecekleri, kolektif çalışma ile aralarındaki bağların gelişeceğini ve bu sayede entegrasyonlarının kolaylaşacağını düşünüyoruz. Bu süreçte çocuklara ücretsiz olarak enstrüman sağlamak, sahip olduğu enstrümanla ilgili eğitim, orkestra eğitimi, solfej eğitimi gerçekleştirdiğimiz faaliyetler arasında yer alıyor.

Barış Orkestrası ile içerisinde mülteci çocukların da yer aldığı karma bir orkestra oluşturmayı hedefliyorsunuz. Karma orkestraya katılan çocuk ve gençlerin hayatında nasıl bir değişim olacağını öngörüyorsunuz?
Proje ile daha önce müzik eğitimi almamış 60 çocuğa Barış İçin Müzik’in eğitim sistemiyle müzik eğitimi olanağı sağlayıp; müzikal kültürü gelişmiş, dayanışmayı bilen, ortak çalışma kültürünü edinmiş, toplum içerisindeki farklı seslere saygı duyan, barış, özgürlük, adalet kavramlarını hayatına adapte edebilmiş bireyler yetiştirebilmek temel amacımı. Faydalanıcımız olan çocuklarla geliştirdiğimiz farklı milletlerden çocukların da dahil olduğu kısa süreli projeler ile gördük ki orkestralar aracılığıyla edinmiş oldukları değerler ve ortak hedef doğru birlikte hareket etme amacı çocukların kaynaşmasını hızlandırıyor. Daha önce edinmiş olduğumuz bu tecrübeyi sürdürülebilir kılmak ve 60 çocukla ilk adımını atacağımız “Barış Orkestrası’nı” önümüzdeki yıllarda kuracağımız orkestraların modeli olarak görüp her yeni orkestraya mülteci çocukları da dahil etmeyi amaçlıyoruz.

Vakfınızın 2019 ile ilgili planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Fazla büyümeden ve yeni birim oluşturmadan mevcut yapının güçlendirilmesi yönünde çalışmalarla desteklemek istiyoruz.
14 yıllık geçmişimiz olmasına rağmen bilinirliğimiz konusunda atmamız gereken çok adım olduğunun farkındayız. Çalışmalarımızı kamuyla paylaşmak ve ismimizin biraz daha duyulur olması için bir iletişim ajansı ile işbirliğindeyiz ve Eylül veya Ekim aylarında başlayacağımız bir kampanya üzerine çalışıyoruz.  Eş zamanlı olarak kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve üniversitelerle işbirlikleri geliştirmek üzere çalışmalar yapacağız. 2020’nin 15. yılımız olması sebebi ile özel bir program hazırlıyoruz. Bunun için şimdiden güçlü işbirliklerine yönelik teklifler aldık, hepsini değerlendiriyoruz.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi

By | Çocuk Fonu, Proje Desteği, Röportaj

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’ndan yararlanmıştı. Halen “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi” ile BBOM Eğitim Modelini desteklemek amacıyla öğretmenlerin ve çocukların kullanımı için farklı oyuncakların tasarımına yönelik faaliyetleri vakfımızın Çocuk Fonu kapsamında sağladığı hibe ile gerçekleştiriyorlar. Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportaj kapsamında neler yaptıklarını konuştuk.

Katılımcı ve barışçı öğrenme vizyonu doğrultusunda hareket eden Başka Bir Okul Mümkün Derneği Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan daha önce de destek almıştı. Acaba özellikle son dönem odaklandığınız çalışmalar çerçevesinde derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Derneği erken çocukluk ve ilkokul eğitimi üzerine çalışıyor. Mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici, farklılıkları görmezden gelen, ayrımcı ve baskıcı yapısı derneğimizin üzerine yoğunlaştığı temel sosyal problem.

BBOM derneği katılımcı ve barışçıl sınıf ortamlarını yaygınlaştırmak vizyonu ile çalışmalar yürütüyor ve modelimizi uygulayan okullar açmanın yanında, öğretmen destek programları yürüterek vizyonu ekseninde daha çok öğretmene ve dolayısı ile daha çok çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Ekolojik hassasiyetle basılmış alternatif eğitim ve hikaye kitapları sayesinde alternatif eğitim anlayışını ve çocukları merkeze alan hikaye kitaplarını yaygınlaştırmak için BBOM Yayınlarımız mevcut.

Son dönemde Sabancı Vakfı ve Şiddetsiz İletişim Derneği ile işbirliği içinde “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar”; Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde de Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde “Çocuklar için Önce Öğretmen” projelerini yürütüyoruz. Her iki proje de öğretmenlerin katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını hayata geçirmek üzere güçlenmelerine yönelik. Bunlar dışında BBOM Eğitimi Modelini geliştirmek üzere oluşturulan çalışma gruplarında gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucu olarak eğitim modelinin yaygınlaşmasını destekleyen üretimler yapmaktayız.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin Türkiye’deki mevcut eğitim sistemine alternatif olarak geliştirdiği bir eğitim modeli var ve bu model deneyimleriniz ile gelişiyor. Bu sistemin temel ilkeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Modeli; Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman eksenleri üzerine kuruldu.

Bu yaklaşım çocukların kendi hızlarında, kendi ilgi ve ihtiyaçları ile bağlantılı bir biçimde öğrenmelerini destekliyor. BBOM Modeli her çocuğun biricik olduğu kabulüyle, kendi öğrenme süreçlerinin kontrolünü ellerine almalarını destekleyerek öğrenme yolculuklarına eşlik ediyor.

Her BBOM Okulu MEB’in müfredat dahilinde sunduğu kazanımları içeryopr. Bunun yanında empati, dayanışma, barışçıl olma, katılım gibi BBOM değerlerini de içeren bir başka müfredat da BBOM Okulları’nda yer buluyor. Tüm okul süreci çocukların kendi hızlarında ve kendi yöntemleri ile öğrenmelerini keşfetmeleri üzerine planlanıyor. BBOM Okulları’nda Montessori ve ya Waldorf gibi tek bir alternatif eğitim yaklaşımı benimsenmiyor; yerine pek çok yaklaşımın bir bileşimi çocukların ihtiyaçlarına cevap vermek üzere uygulanıyor.

BBOM Okullarında öğretmenler, çocuklar, çalışanlardan oluşan her bileşenin eşit söz hakkına sahip olduğu karar alma süreçleri uygulanır. Her hafta toplanan Okul Meclisi’nde okula dair gündemler birlikte tartışılır. Okul nüfusunun en kalabalık öğesi olan çocuklar kendi gündemlerini bu meclise taşıyarak bir tartışma alanı bulur. Bunun dışında çocukların daha katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını deneyimlemeleri için her gün sınıf çemberleri yapılır. Sınıf içindeki türlü anlaşmazlıklar çatışma çözümü ile çocuklar tarafından arabuluculuk üstlenilerek aşılmaya çalışılır. BBOM Okulları’nda yetişkinlerden çocuklara doğru inen bir hiyerarşik mekanizma yoktur.

Tüm BBOM Okulları yemeklerinden, okulun fiziki yapısına ve kullanılan materyallere kadar ekolojik bir hassasiyete sahiptir. Yemekhanedeki yemeklerin mevsim sebzelerinden oluşması ve mümkünse üreticisinden alınması, çocukların doğa ile bağ kurdukları okul ortamlarının oluşturulması ve okulda kullanılan malzemelerin karbon ayak izinin en aza indirilmesine özen göstermek BBOM’un Ekolojik Duruş ilkesini oluşturur.

BBOM Okulları, BBOM Modeli ile işleyen bir okul açmak üzere yola çıkan ebeveynlerin ve gönüllülerin kurduğu eğitim kooperatifleri şeklinde açılır. Kooperatifin eşit ortakları olan ebeveynler okulların mali işletmesinden sorumludur. Okullar ve öğretmenler kooperatife bağlı olmayan özerk yapılardır. Okullar kar amacı gütmez.

Bu çerçevede modelimiz mevcut eğitim sisteminden farklı bir yol önerir. Çocukları merkeze alan öğrenme ortamları oluşturan BBOM Modeli, sınıflarından okul yönetimine kadar demokratik karar alma mekanizmaları ile işler. Ekolojik bağları korumanın önemine inanır ve kar amacı gütmeyen okullar açar. Bu haliyle hem mevcut devlet okullarından hem de özel okullardan ayrışır.

BBOM Okulları’nda BBOM Modeli’ni hayata geçiren ve farklı okullarda BBOM Modeli’ni deneyimleyen öğretmenler, BBOM Öğretmen Köyü öğretmen destek programları ve BBOM Derneği Model Geliştirme çalışmaları ile desteklenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesinden bahseder misiniz?
BBOM derneği, hem BBOM Eğitim Modeli’ni uygulamak üzere, BBOM kooperatiflerince kurulan okullarda hem de öğretmenlere yönelik yaptıkları güçlenme çalışmalarında sınıflarda çocukların öğrenmelerini desteklemek, katılımlarını artırmak ve barışçıl bir iletişim ortamı sağlamayı destekleyecek farklı, yaratıcı ve uyarlanabilir eğitim materyalleri konusunda deneyim kazandı. BBOM derneğinde aktif olarak yer alan öğretmenlerin kendi sınıflarında uyguladıkları, ürettikleri eğitim materyalleri ve oyuncakları yada fikir düzeyindeki çalışmaları yaygınlaştırmak üzerine bu proje fikri ortaya çıktı. Daha fazla sınıfta, daha fazla öğretmenle ve daha fazla çocuğun öğrenmelerini desteklemek üzere eğitsel oyuncak/materyal üretimi ve farklı önerilerin yer aldığı bir kitapçık hazırlanacak.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesi kapsamında oyuncak kampları sonunda belirlenecek bir oyuncağın üretimini yapmayı planlıyorsunuz. Oyun oynamak ve oyuncaklar çocukların öğrenme sürecine nasıl bir katkı sağlıyor?
Az önce bahsettiğimiz üzere mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici ve farklılıkları görmezden gelen yaklaşımı çocukların öğrenme süreçlerini zorlaştırıyor. Her çocuk biriciktir ve eğitim ortamları çocuğun kendi potansiyelini ortaya koymasını desteklemelidir. Türkiye’de öğretim programları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmakta ve tüm okullarda uygulanmakta. Bu öğretim programlarında yer alan kazanımlara ilişkin öğrenim süreçlerinin tasarımı öğretmenler tarafından zaten yapılıypr. Öğretmenler tarafından tasarlanan bu sürecin çocukların iletişim dili olan oyunlarla ve oyuncaklarla desteklenmesi oldukça önemli. Çünkü çocuk oyun içinde kendini keşfeder, çevresini tanır, duygularını ifade eder ve akranları ile sosyalleşir. Öğrenme ortamları için tasarlanan yenilikçi, yaratıcı ve üretimi basit oyuncaklar ya da başka bir deyişle eğitim materyalleri çocukların farklı gelişim özellikleri ve öğrenme hızlarını göz önünde tutarak çocuğun kendi iç motivasyonu ile öğrenmesini de kolaylaştırıyor. Ayrıca çocuklarla birlikte oyun oynamak çocuk ve yetişkin arasındaki hiyerarşik ilişkilerin kırılması ve daha güvenli ilişkiler kurulması açısından da önemli.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin ve kooperatif okullarının gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Halen Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin geliştirdiğimodeli uygulayan Ankara“daki Meraklı Kedi İlkokulu, İzmir“deki Renkli Orman İlkokulu, Eskişehir“deki Uçan Bisiklet İlkokulu, y,ne İzmir“deki Renkli Orman Anaokulu ve İstanbul“daki Koşan Kaplumbağa Anaokul“ları mevcut. Her okul kendi yerel bağlamlarının koşul ve ihtiyaçları ile uyumlu olarak BBOM Eğitim Modeli’ni hayata geçiriyor. Dernek de bu okulların desteklenmesine yönelik çeşitli faaliyetler yürütüyor.

Bu okulların yanısıra BBOM Ayvalık Kooperatifi de BBOM Modeli uygulyan bir okul açmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Dernek kuruluş sürecine destek veriyor.

Ayrıca ana faaliyetlerimizden biri olan öğretmen destek programları BBOM Öğretmen Köyü’nün koordinasyonunda devam ediyor. 2018 yılında başlayan ve 2019’da devam eden “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar” ve “Çocuklar İçin Önce Öğretmen” projeleri ile katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını yaygınlaştırmak üzere, öğretmenlerin sürdürülebilir bir öğrenme topluluğuna dönüşmesi hedeflenİyor. Buna yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Çocuk Fonu çocuk haklarını desteklemeye devam ediyor

By | Çocuk Fonu

Çocuk Fonu 2017’de, 0-15 yaş arasındaki çocukların temel çocuk haklarına erişimlerini tesis etmek amacıyla hayata geçen projeleri desteklemek için, Hakan Özkök ve Ailesinin öncü girişimiyle, kuruldu.

Fon daha sonra, başta Turkey Mozaik Foundation olmak üzere, 600’ün üzerinde bireysel ve kurumsal bağışçının desteğiyle 2017-2018 ve 2018-2019 dönemlerinde 2 hibe döngüsüyle hayata geçirildi.

Çocuk Fonu halen 382,800 TL’sıyla 7 STK’nın projelerini desteklemeye devam ediyor.

Böylece 2 senede 12 sivil toplum kuruluşunun, 13 projesine toplam 634.585 TL hibe desteği sağlamış olduk.

Buradan, Çocuk Fonu’nun 2017 – 2019 dönemi raporuna ulaşabilirsiniz.

Çocuk Fonu 2018 – 2019 Başvuruları Başladı

By | Vakıf Haberi

Çocuk Fonu, 0-15 yaşları arasındaki çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarına yönelik oluşturulan projeleri desteklemek amacıyla oluşturuldu. 2017 – 2018 döneminde 6 Sivil Toplum Kuruluşu’na toplam 201.725 TL hibe verildi.

Fon, 2018 – 2019 döneminde Hakan Özkök ve ailesi ile Turkey Mozaik Foundation başta olmak üzere bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle yeni başvuruları almaya başladı. Bu dönem en az 300 bin TL’ hibe desteği sağlanması planlanıyor.

Son başvuru tarihi 8 Kasım 2018.

Başvuru değerlendirme kriterleri ve takvim  – http://siviltoplumdestek.org/cocuk-fonu/

Başvuru formu – http://siviltoplumdestek.org/basvuru-formlari/

Her Yerde Sanat Derneği Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), 5 Ocak 2018- 5 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen Çocuk Fonu hibe sürecini tamamladı. Dernek, aldığı 33.000 TL’lik destek ile Ben Bir Sirk Kahramanıyım Projesi kapsamında sirk pedagojisini kullanarak sosyal sirk eğitimlerinin yanı sıra Mardin ve çevresinde yaşayan Suriyeli, yerel çocuklara ve gençlere güzel sanatlar, müzik, çocuk hakları atölyesi, akran zorbalığı atölyesi gibi etkinlikleri sunmayı hedefliyordu.
6 aylık dönem boyunca, çocukların ve gençlerin birbirlerine ve topluma entegrasyonuna katkıda bulunmak, kişisel gelişimlerini destekemek ve akran zorbalığının önüne geçmek istediler. Bu amaçla, her haftasonu belirli saatlerde yapılan atölyeler sonucunda Türk ve Suriyeli çocukların kültürel ve sanatsal etkinliklerle karşılıklı olarak bir araya gelmesi ve aralarında dostane ilişkiler kurulması, eğitim ve öğretime çok zor ve sınırlı erişime sahip olan Suriyeli çocuklara alternatif bir eğitim fırsatı sağlandı. Türk ve Suriyeli çocukların birbirlerinin kültürlerini öğrenmelerine yardımcı olundu. Dernek, gösterileri ve eğitimlerinde Suriyeli ve yerel çocukların ebeveynlerine gönüllü görevler vererek, yeni çevrelerinde ve dolayısıyla Türkiye’ye entegrasyonlarıyla kendilerini daha sosyal anlamda faydalı hissetmelerini ve desteklemelerini sağladı.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane) ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sirkhane, sirk pedagojisi ve sosyal sirk aracılığı ile çocukların/gençlerin sosyal gelişimleri için çalışıyor. Sosyal sirk eğitimden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sosyal sirk eğitimi Türkiye’ye Sirkhane ile gelmiş bir eğitim ve bu noktada deneyim paylaşmak bizim için çok değerli; Sosyal sirk kapsamında çocuklar için jonglörlük, trapez, top çevirme, tahta bacak, akrobasi ve jimnastik atölyeleri düzenliyoruz. Sosyal sirk eğitimleri dayanağını sosyal sirk pedagojisinden alıyor. Sosyal sirk pedagojisi çocukların sağlıklı bir çocukluk geçirmesini hedefler ve sirk eğitimi içerisinde öğretiler barındırır. Örneğin tahta bacağa binmek için arkadaşınıza güven duymanız gerekir bu güven inşa edilmeden tahta bacak üzerinde ayağa kalkmanız ve hareket etmeniz mümkün değildir. Bu güven duygusu çocukları ekip ruhuna yaklaştırır ve psikolojik açıdan desteklenmelerini sağlar yine palyaço eğitimlerinin temelinde de bir yaşam felsefesi vardır. Palyaço kızgınlıklarını güzellikler karşısında hemen unutan, karşısına çıkan engelleri önemsemeyen ve karşılaştığı tüm problemlere ‘Mafi Müşküle’ – sorun yok- diyerek tekrar ve tekrar problem aşmaya çalışandır. Bizde Sirkhane de bu öğretiyi benimsiyoruz ve çocukların eğitim sürecinde tekrar tekrar denemeye, pes etmemeye teşvik etmeye çalışıyoruz. Hatalarımıza alkış tutmak da yine bu felsefeye dair çok temel bir yaklaşımdır. Risk olarak bahsedebileceğimiz durumlar elbette sirk eğitiminde de var. Sirk eğitimleri içerisinde çoğu zaman en temel aracımız bedenimizdir kontrollü yapılmayan bazı zor hareketler çocuklara zarar verebilir. Bu noktada atölyelerde çocuklar her fiziksel hareket sonrasında gözlemlenmektedir.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında 2017’den itibaren ‘Ben Bir Sirk Kahramanıyım’ projesi için destek aldınız. Proje kapsamında, Mardin ve çevresinde yaşayan çocuklarla atölye çalışmaları hayata geçirdiniz. Bu atölyeler ve içerikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Sirkhane: Atölye içeriklerini sirk, sanat, müzik ve çocuk hakları atölyeleri olarak şematize edebiliriz.
Sirk eğitimleri kapsamında çocuklar jonglörlük, top ve labut çevirme, tahta bacak, trapez, akrobasi ve jimnastik atölyelerine katılım sağladılar.
Sanat atölyelerinde temel hedefimizin çocukların sözel ifade dışında da sanatın farklı alanlarını kullanarak kendilerini özgün ve özgür ifade etmelerini sağlamak, sanat ile yaratıcı üretimlerin kapısını aralamak.
Müzik atölyeleri kapsamında temel ses ve ritim çalışmaları yapılmakta aynı zamanda festivaller de yer almak üzere koro çalışmaları devam etmektir. Her merkezimizde bulunan piyano, gitar ve çeşitli ritim enstrümanları ile çocuklar ilgi alanlarına göre temel enstrüman eğitimleri de almaktadırlar.
Çocuk Hakları atölyeleri çocukların temel haklarını öğreterek şimdi ve gelecekte daha güçlü ve farkındalık sahibi çocuklar olmalarına katkıda bulunmaktadır. Çocuk hakları atölyelerinin en temelinde eğitim hakkının şimdi ve gelecek üzerinde ki etkisi konusunda farkındalık yaratmak yer alıyor.

DV: Bugünlerde Mardin’de böyle bir çalışma yapmanın avantajları ve dezavantajları var mıdır? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Sirkhane: Sosyal sirkin ihtiyacın fazla olduğu yerlerde daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz ve Mardin’de ihtiyacın yüksek olduğu bir coğrafya. Özellik Suriye Savaşı’nın ardından bu ihtiyaç daha da fazlalaştığı için yaptığımız çalışmaları anlamlı ve değerli buluyoruz. Mardin çocuk sayısının fazla olduğu bir yer ve diğer bölgelere kıyasla çocukların sosyalleşebilecekleri, gelişimlerinin destekleneceği aktiviteler ve imkânlar oldukça sınırlı bu dezavantaj bizi çalışmalarımızı yaparken bizi oldukça motive ediyor ve çocukların sirke olan ilgisi de ihtiyacın boyutlarını bize gösteriyor. Dezavantaj olarak bahsedeceklerimin arasında savaşın etkileri var. Savaşın etkilerinin gözlemlendiği bir yer Mardin ve bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Hem içerik oluştururken hem de uygularken sahada çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Veliler tarafından sanatın ve sirkin bazen ciddiye alınmadığı durumlarda oluyor. Bu durum da zaman zaman sorun yaratıyor fakat önyargıların kırılması fazla zaman almıyor.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz?
Sirkhane: Çocukların gelişimini duygusal, psikolojik, bedensel ve mental boyutlarıyla değerlendirebiliriz tabi burada en önemli hatırlatıcı olarak gelişimin çok bireysel olduğunu ve çocukların her birinin farklı etkilendiklerini söyleyebiliriz. Genel bir gözlem ile çocuklar Sirkhanelerde kendileri için ayrılmış, onlar için dizayn edilmiş bir ortam buluyorlar bu ortam onlara ifade ve var olma alanı açıyor bu onların kişilik gelişimi için çok değerli. Neyden hoşlanıp neyi yapmak istemediklerini çok net ifade etmeye başlıyor çocuklar. Bir örnek vermek istiyorum Sirkhanelere düzenli gelen çocukları Sirkhane dışında bir etkinliğe götürmüştük. Tanımadıkları çocuklarla bir araya gelmişlerdi. Etkinliği yürüten eğitmen çocuklara bir soru sordu. Soru sanatın hangi alanı ile ilgilenmekten hoşlanıyorsunuzdu – müzik, resim, heykel, tiyatro vs. – bu soru ile Sirkhaneye gelen çocukların diğer çocuklara oranla ilgi alanlarını çok net, kendinden emin ve detaylandırarak ifade ettiklerini gördüm. Yani bu demek oluyor ki çocuklar kendilerini sanat noktasında tanıma ve ilgi alanını keşfetme sürecine girmiş bu gözlem bizim için oldukça değerli. Duygusal yönden çocukların eskiye oranla daha kolay arkadaş edindiklerini, duygularını ve isteklerini daha net ifade ettiklerini, sosyal alan oluşturmada, grup etkinliklerinde farklı çocuklarla daha uyumlu çalışmaya başladıkları da gözlemlerimiz arasında. Sirk eğitimlerinde çocukların temel olarak bedenlerini kullanmaları ve bedensel esnemeye yönelik atölyelerin çocukların bedensel gelişimini de desteklediğini söyleyebiliriz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu?
Sirkhane: Tüm bu bahsettiğimiz durumların hayata geçtiği yer Sirkhaneler ve sirkhanelerin devamlılığı bu noktada çok önemli. Daha fazla çocuğun sirk ve sanat ile tanışmasına ve sanatın her yere ulaşması adına Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe Sirkhaneleri destekleyici bir rol oynadı.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz?
Sirkhane: Sirkhanelerin güçlendirilerek sürdürülmesi en önemli hedeflerimizden.
Mardin’de yaşamayan ve sirkhanelere gelmeye imkânı olmayan en kırsalda yaşayan çocukların sirk ve sanat ile buluşması sirkhanenin gelecek planları arasında yer alıyor. Bütün çocuklar sirk, sanat ve kahkaha da buluşuncaya kadar diyoruz.

Duy-Der Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu hibe programı kapsamında Duy-Der, çocuklar için mayın ve çatışma atıkları eğitim projesi için destek aldı. Bu eğitimin içeriğinden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der): Bu proje; Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere hazırlanan Çocuklar için Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi’nin Nusaybin ilçesi için planlanan aşamasını oluşturmaktadır.

Aşağıda tanımlanan eğitim programı, proje kapsamında yer alan her okul için uygulanmıştır:

  • Her grupla 1-1.5 saat boyunca eğitim uygulanmıştır.

  • Eğitimlere çocuklarla birlikte okulun rehberlik öğretmeni ve diğer öğretmenlerin de katılımı sağlanmış, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır.

  • Projenin uygulandığı her okulun panosuna ve öğrencilerin görebileceği bir çok yere, mayın ve çatışma atıklarını tanıtıcı posterler asılmıştır.

  • Çocuklara “Hızır Dede” dergisi dağıtılarak, eğitim CD’si izletilmiştir.

  • Mayın ve çatışma atıkları konusunda bilgi verilerek, kendimizi koruma yöntemleri anlatılmıştır.

  • Hangi bölgelerin mayınlı olabileceği, ne tür işaretlerin mayın ve çatışma atıkları tehlikesini anlattığı konusunda bilgiler verilmiştir.

  • Çocukların bu konudaki deneyimleri ve yaşadıklarını paylaşmaları sağlanarak, eğitim boyunca verilen bilgilerin ne kadarını öğrendikleri test edilmiştir.

Proje kapsamında verdiğimiz eğitimlerin en büyük avantajı; mayın ve çatışma atıklarından kaynaklı patlamaların yoğun yaşandığı yerleşim yerlerinde yaşayan çocukların, bu patlamalardan etkilenmeleri noktasındaki riski ortadan kaldırması, yeni yaralanma ve ölümlerin önüne geçebilmesidir. Eğitimlere katılan çocukların mayın ve çatışma atıklarını tanıyarak, bu maddelerle oynamamaları gerektiğini öğrenmeleri projenin en önemli sonucudur.

Projenin hedef kitlesinin 7-15 yaş arası çocuk grubu olması, hem avantaj hem de risk olarak tanımlanabilir. Çocukların yaşları dikkate alındığında, çalışılan konunun ağırlığı çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak, projenin uygulandığı alanlarda yaşayan çocukların bu gerçekle yaşamak zorunda kalmaları ve ne yazık ki bu tehlikelerle yüz yüze olmaları bu durumu avantaja dönüştürmektedir. Projenin, sürekli çatışmaların yaşandığı alanlarda uygulanması proje ekibi açısından güvenlik riskleri oluşturabilmektedir. Ancak, dernek olarak bölgeyi iyi tanımamız ve yaptığımız planlama ve aldığımız önlemlerle bu risk en asgari düzeye indirilmektedir.

DV: Eğitimler Nusaybin ve çevresinde uygulandı. Bu bölgeyi seçmenizin nedeni nedir? 

Duy-Der: 2015 yılında Barış Süreci’nin bitmesiyle birlikte; Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin bir çok yerleşim yerinde yoğun bir çatışmalı döneme girildi. Şehir çatışmaları olarak adlandırılan bu süreçte, bir çok yerleşim yeri yıkıldı ve insansızlaştırıldı. Nusaybin ilçesi, bu yerleşim yerlerinden en ağır hasarı alan alanlardan biri oldu. Yaşanan çatışmalardan dolayı, bir çok mahallesi yıkılan Nusaybin ilçesinde, bir çok mayın ve çatışma atığı bulunmaktadır. Bu maddeler çocuklar için risk barındırmaktadır. Bütün bu yaşananlar, bu bölgelerde uygulanan güvenlik politikaları ve çatışmalar projenin gerekliliğini gösterdi. Nusaybin ilçesinde çatışmaların bitmesiyle birlikte, bir çok çocuk mayın ve çatışma atıklarından dolayı yaralandı. Bu yaralanmalar, Nusaybin ilçesinde projenin uygulanması için eğitim taleplerini oluşturdu ve bu talepler doğrultusunda bu proje planlandı.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz? 

Duy-Der: Eğitimlere katılan çocuklar; artık mayın ve çatışma atıklarını tanıyor ve bu maddelerle oynamamaları gerektiğini biliyor. Bu tür patlayıcı maddelerle karşılaştıkları zaman, dokunmadan, taş atmadan, herhangi bir yetkili veya büyüğe haber vermeleri gerektiğini öğreniyor.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu? 

Duy-Der: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin devam edebilmesine büyük katkı sundu. İnsan kaynakları kalemi olarak kullandığımız bu destek, projenin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasını sağladı. Projenin başarılı bir şekilde bitmesi ile birlikte, yeni projelerin planlanması ve destek bulması noktasında önemli bir referans oldu. Ayrıca; Sivil Toplum Destek Fonu’nun Türkiyeli duyarlı insanlar tarafından destekleniyor olması, bir bölgede yaşanan sorunun sadece o bölgeye ait olmadığı, ülke sorunu olduğu bilincinin oluşmasına önemli bir katkı sunduğuna dair inancımızı belirtmek isterim. Bu ülkenin yurttaşları olarak, birlikte hareket etme bilincini oluşturduğuna inanıyoruz.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz? Projeyi Türkiye’nin başka bölgelerinde de gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz? Bu bölgeleri neye göre belirliyorsunuz?

Duy-Der: Önümüzdeki dönemde; projeyi şehir çatışmalarının yaşandığı diğer yerleşim yerlerinde de uygulamayı planlıyoruz. Şırnak ve Yüksekova gibi yerler planlamalarımızın başında yer alıyor. Çalışılacak bölgeleri belirlerken, çatışmaların yaşandığı ve mayın konusunda risk barındıran yerleşim yerlerine öncelik tanıyoruz. Özellikle çocukların ve sivillerin yaralandığı veya yaşamını yitirdiği yerleşim yerleri önceliğimizdir.