Tag

Çocuk Fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Çocuk Fonu 2018 – 2019 Başvuruları Başladı

By | Vakıf Haberi

Çocuk Fonu, 0-15 yaşları arasındaki çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarına yönelik oluşturulan projeleri desteklemek amacıyla oluşturuldu. 2017 – 2018 döneminde 6 Sivil Toplum Kuruluşu’na toplam 201.725 TL hibe verildi.

Fon, 2018 – 2019 döneminde Hakan Özkök ve ailesi ile Turkey Mozaik Foundation başta olmak üzere bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle yeni başvuruları almaya başladı. Bu dönem en az 300 bin TL’ hibe desteği sağlanması planlanıyor.

Son başvuru tarihi 8 Kasım 2018.

Başvuru değerlendirme kriterleri ve takvim  – http://siviltoplumdestek.org/cocuk-fonu/

Başvuru formu – http://siviltoplumdestek.org/basvuru-formlari/

Her Yerde Sanat Derneği Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), 5 Ocak 2018- 5 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen Çocuk Fonu hibe sürecini tamamladı. Dernek, aldığı 33.000 TL’lik destek ile Ben Bir Sirk Kahramanıyım Projesi kapsamında sirk pedagojisini kullanarak sosyal sirk eğitimlerinin yanı sıra Mardin ve çevresinde yaşayan Suriyeli, yerel çocuklara ve gençlere güzel sanatlar, müzik, çocuk hakları atölyesi, akran zorbalığı atölyesi gibi etkinlikleri sunmayı hedefliyordu.
6 aylık dönem boyunca, çocukların ve gençlerin birbirlerine ve topluma entegrasyonuna katkıda bulunmak, kişisel gelişimlerini destekemek ve akran zorbalığının önüne geçmek istediler. Bu amaçla, her haftasonu belirli saatlerde yapılan atölyeler sonucunda Türk ve Suriyeli çocukların kültürel ve sanatsal etkinliklerle karşılıklı olarak bir araya gelmesi ve aralarında dostane ilişkiler kurulması, eğitim ve öğretime çok zor ve sınırlı erişime sahip olan Suriyeli çocuklara alternatif bir eğitim fırsatı sağlandı. Türk ve Suriyeli çocukların birbirlerinin kültürlerini öğrenmelerine yardımcı olundu. Dernek, gösterileri ve eğitimlerinde Suriyeli ve yerel çocukların ebeveynlerine gönüllü görevler vererek, yeni çevrelerinde ve dolayısıyla Türkiye’ye entegrasyonlarıyla kendilerini daha sosyal anlamda faydalı hissetmelerini ve desteklemelerini sağladı.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane) ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sirkhane, sirk pedagojisi ve sosyal sirk aracılığı ile çocukların/gençlerin sosyal gelişimleri için çalışıyor. Sosyal sirk eğitimden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sosyal sirk eğitimi Türkiye’ye Sirkhane ile gelmiş bir eğitim ve bu noktada deneyim paylaşmak bizim için çok değerli; Sosyal sirk kapsamında çocuklar için jonglörlük, trapez, top çevirme, tahta bacak, akrobasi ve jimnastik atölyeleri düzenliyoruz. Sosyal sirk eğitimleri dayanağını sosyal sirk pedagojisinden alıyor. Sosyal sirk pedagojisi çocukların sağlıklı bir çocukluk geçirmesini hedefler ve sirk eğitimi içerisinde öğretiler barındırır. Örneğin tahta bacağa binmek için arkadaşınıza güven duymanız gerekir bu güven inşa edilmeden tahta bacak üzerinde ayağa kalkmanız ve hareket etmeniz mümkün değildir. Bu güven duygusu çocukları ekip ruhuna yaklaştırır ve psikolojik açıdan desteklenmelerini sağlar yine palyaço eğitimlerinin temelinde de bir yaşam felsefesi vardır. Palyaço kızgınlıklarını güzellikler karşısında hemen unutan, karşısına çıkan engelleri önemsemeyen ve karşılaştığı tüm problemlere ‘Mafi Müşküle’ – sorun yok- diyerek tekrar ve tekrar problem aşmaya çalışandır. Bizde Sirkhane de bu öğretiyi benimsiyoruz ve çocukların eğitim sürecinde tekrar tekrar denemeye, pes etmemeye teşvik etmeye çalışıyoruz. Hatalarımıza alkış tutmak da yine bu felsefeye dair çok temel bir yaklaşımdır. Risk olarak bahsedebileceğimiz durumlar elbette sirk eğitiminde de var. Sirk eğitimleri içerisinde çoğu zaman en temel aracımız bedenimizdir kontrollü yapılmayan bazı zor hareketler çocuklara zarar verebilir. Bu noktada atölyelerde çocuklar her fiziksel hareket sonrasında gözlemlenmektedir.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında 2017’den itibaren ‘Ben Bir Sirk Kahramanıyım’ projesi için destek aldınız. Proje kapsamında, Mardin ve çevresinde yaşayan çocuklarla atölye çalışmaları hayata geçirdiniz. Bu atölyeler ve içerikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Sirkhane: Atölye içeriklerini sirk, sanat, müzik ve çocuk hakları atölyeleri olarak şematize edebiliriz.
Sirk eğitimleri kapsamında çocuklar jonglörlük, top ve labut çevirme, tahta bacak, trapez, akrobasi ve jimnastik atölyelerine katılım sağladılar.
Sanat atölyelerinde temel hedefimizin çocukların sözel ifade dışında da sanatın farklı alanlarını kullanarak kendilerini özgün ve özgür ifade etmelerini sağlamak, sanat ile yaratıcı üretimlerin kapısını aralamak.
Müzik atölyeleri kapsamında temel ses ve ritim çalışmaları yapılmakta aynı zamanda festivaller de yer almak üzere koro çalışmaları devam etmektir. Her merkezimizde bulunan piyano, gitar ve çeşitli ritim enstrümanları ile çocuklar ilgi alanlarına göre temel enstrüman eğitimleri de almaktadırlar.
Çocuk Hakları atölyeleri çocukların temel haklarını öğreterek şimdi ve gelecekte daha güçlü ve farkındalık sahibi çocuklar olmalarına katkıda bulunmaktadır. Çocuk hakları atölyelerinin en temelinde eğitim hakkının şimdi ve gelecek üzerinde ki etkisi konusunda farkındalık yaratmak yer alıyor.

DV: Bugünlerde Mardin’de böyle bir çalışma yapmanın avantajları ve dezavantajları var mıdır? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Sirkhane: Sosyal sirkin ihtiyacın fazla olduğu yerlerde daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz ve Mardin’de ihtiyacın yüksek olduğu bir coğrafya. Özellik Suriye Savaşı’nın ardından bu ihtiyaç daha da fazlalaştığı için yaptığımız çalışmaları anlamlı ve değerli buluyoruz. Mardin çocuk sayısının fazla olduğu bir yer ve diğer bölgelere kıyasla çocukların sosyalleşebilecekleri, gelişimlerinin destekleneceği aktiviteler ve imkânlar oldukça sınırlı bu dezavantaj bizi çalışmalarımızı yaparken bizi oldukça motive ediyor ve çocukların sirke olan ilgisi de ihtiyacın boyutlarını bize gösteriyor. Dezavantaj olarak bahsedeceklerimin arasında savaşın etkileri var. Savaşın etkilerinin gözlemlendiği bir yer Mardin ve bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Hem içerik oluştururken hem de uygularken sahada çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Veliler tarafından sanatın ve sirkin bazen ciddiye alınmadığı durumlarda oluyor. Bu durum da zaman zaman sorun yaratıyor fakat önyargıların kırılması fazla zaman almıyor.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz?
Sirkhane: Çocukların gelişimini duygusal, psikolojik, bedensel ve mental boyutlarıyla değerlendirebiliriz tabi burada en önemli hatırlatıcı olarak gelişimin çok bireysel olduğunu ve çocukların her birinin farklı etkilendiklerini söyleyebiliriz. Genel bir gözlem ile çocuklar Sirkhanelerde kendileri için ayrılmış, onlar için dizayn edilmiş bir ortam buluyorlar bu ortam onlara ifade ve var olma alanı açıyor bu onların kişilik gelişimi için çok değerli. Neyden hoşlanıp neyi yapmak istemediklerini çok net ifade etmeye başlıyor çocuklar. Bir örnek vermek istiyorum Sirkhanelere düzenli gelen çocukları Sirkhane dışında bir etkinliğe götürmüştük. Tanımadıkları çocuklarla bir araya gelmişlerdi. Etkinliği yürüten eğitmen çocuklara bir soru sordu. Soru sanatın hangi alanı ile ilgilenmekten hoşlanıyorsunuzdu – müzik, resim, heykel, tiyatro vs. – bu soru ile Sirkhaneye gelen çocukların diğer çocuklara oranla ilgi alanlarını çok net, kendinden emin ve detaylandırarak ifade ettiklerini gördüm. Yani bu demek oluyor ki çocuklar kendilerini sanat noktasında tanıma ve ilgi alanını keşfetme sürecine girmiş bu gözlem bizim için oldukça değerli. Duygusal yönden çocukların eskiye oranla daha kolay arkadaş edindiklerini, duygularını ve isteklerini daha net ifade ettiklerini, sosyal alan oluşturmada, grup etkinliklerinde farklı çocuklarla daha uyumlu çalışmaya başladıkları da gözlemlerimiz arasında. Sirk eğitimlerinde çocukların temel olarak bedenlerini kullanmaları ve bedensel esnemeye yönelik atölyelerin çocukların bedensel gelişimini de desteklediğini söyleyebiliriz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu?
Sirkhane: Tüm bu bahsettiğimiz durumların hayata geçtiği yer Sirkhaneler ve sirkhanelerin devamlılığı bu noktada çok önemli. Daha fazla çocuğun sirk ve sanat ile tanışmasına ve sanatın her yere ulaşması adına Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe Sirkhaneleri destekleyici bir rol oynadı.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz?
Sirkhane: Sirkhanelerin güçlendirilerek sürdürülmesi en önemli hedeflerimizden.
Mardin’de yaşamayan ve sirkhanelere gelmeye imkânı olmayan en kırsalda yaşayan çocukların sirk ve sanat ile buluşması sirkhanenin gelecek planları arasında yer alıyor. Bütün çocuklar sirk, sanat ve kahkaha da buluşuncaya kadar diyoruz.

Duy-Der Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu hibe programı kapsamında Duy-Der, çocuklar için mayın ve çatışma atıkları eğitim projesi için destek aldı. Bu eğitimin içeriğinden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der): Bu proje; Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere hazırlanan Çocuklar için Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi’nin Nusaybin ilçesi için planlanan aşamasını oluşturmaktadır.

Aşağıda tanımlanan eğitim programı, proje kapsamında yer alan her okul için uygulanmıştır:

  • Her grupla 1-1.5 saat boyunca eğitim uygulanmıştır.

  • Eğitimlere çocuklarla birlikte okulun rehberlik öğretmeni ve diğer öğretmenlerin de katılımı sağlanmış, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır.

  • Projenin uygulandığı her okulun panosuna ve öğrencilerin görebileceği bir çok yere, mayın ve çatışma atıklarını tanıtıcı posterler asılmıştır.

  • Çocuklara “Hızır Dede” dergisi dağıtılarak, eğitim CD’si izletilmiştir.

  • Mayın ve çatışma atıkları konusunda bilgi verilerek, kendimizi koruma yöntemleri anlatılmıştır.

  • Hangi bölgelerin mayınlı olabileceği, ne tür işaretlerin mayın ve çatışma atıkları tehlikesini anlattığı konusunda bilgiler verilmiştir.

  • Çocukların bu konudaki deneyimleri ve yaşadıklarını paylaşmaları sağlanarak, eğitim boyunca verilen bilgilerin ne kadarını öğrendikleri test edilmiştir.

Proje kapsamında verdiğimiz eğitimlerin en büyük avantajı; mayın ve çatışma atıklarından kaynaklı patlamaların yoğun yaşandığı yerleşim yerlerinde yaşayan çocukların, bu patlamalardan etkilenmeleri noktasındaki riski ortadan kaldırması, yeni yaralanma ve ölümlerin önüne geçebilmesidir. Eğitimlere katılan çocukların mayın ve çatışma atıklarını tanıyarak, bu maddelerle oynamamaları gerektiğini öğrenmeleri projenin en önemli sonucudur.

Projenin hedef kitlesinin 7-15 yaş arası çocuk grubu olması, hem avantaj hem de risk olarak tanımlanabilir. Çocukların yaşları dikkate alındığında, çalışılan konunun ağırlığı çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak, projenin uygulandığı alanlarda yaşayan çocukların bu gerçekle yaşamak zorunda kalmaları ve ne yazık ki bu tehlikelerle yüz yüze olmaları bu durumu avantaja dönüştürmektedir. Projenin, sürekli çatışmaların yaşandığı alanlarda uygulanması proje ekibi açısından güvenlik riskleri oluşturabilmektedir. Ancak, dernek olarak bölgeyi iyi tanımamız ve yaptığımız planlama ve aldığımız önlemlerle bu risk en asgari düzeye indirilmektedir.

DV: Eğitimler Nusaybin ve çevresinde uygulandı. Bu bölgeyi seçmenizin nedeni nedir? 

Duy-Der: 2015 yılında Barış Süreci’nin bitmesiyle birlikte; Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin bir çok yerleşim yerinde yoğun bir çatışmalı döneme girildi. Şehir çatışmaları olarak adlandırılan bu süreçte, bir çok yerleşim yeri yıkıldı ve insansızlaştırıldı. Nusaybin ilçesi, bu yerleşim yerlerinden en ağır hasarı alan alanlardan biri oldu. Yaşanan çatışmalardan dolayı, bir çok mahallesi yıkılan Nusaybin ilçesinde, bir çok mayın ve çatışma atığı bulunmaktadır. Bu maddeler çocuklar için risk barındırmaktadır. Bütün bu yaşananlar, bu bölgelerde uygulanan güvenlik politikaları ve çatışmalar projenin gerekliliğini gösterdi. Nusaybin ilçesinde çatışmaların bitmesiyle birlikte, bir çok çocuk mayın ve çatışma atıklarından dolayı yaralandı. Bu yaralanmalar, Nusaybin ilçesinde projenin uygulanması için eğitim taleplerini oluşturdu ve bu talepler doğrultusunda bu proje planlandı.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz? 

Duy-Der: Eğitimlere katılan çocuklar; artık mayın ve çatışma atıklarını tanıyor ve bu maddelerle oynamamaları gerektiğini biliyor. Bu tür patlayıcı maddelerle karşılaştıkları zaman, dokunmadan, taş atmadan, herhangi bir yetkili veya büyüğe haber vermeleri gerektiğini öğreniyor.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu? 

Duy-Der: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin devam edebilmesine büyük katkı sundu. İnsan kaynakları kalemi olarak kullandığımız bu destek, projenin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasını sağladı. Projenin başarılı bir şekilde bitmesi ile birlikte, yeni projelerin planlanması ve destek bulması noktasında önemli bir referans oldu. Ayrıca; Sivil Toplum Destek Fonu’nun Türkiyeli duyarlı insanlar tarafından destekleniyor olması, bir bölgede yaşanan sorunun sadece o bölgeye ait olmadığı, ülke sorunu olduğu bilincinin oluşmasına önemli bir katkı sunduğuna dair inancımızı belirtmek isterim. Bu ülkenin yurttaşları olarak, birlikte hareket etme bilincini oluşturduğuna inanıyoruz.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz? Projeyi Türkiye’nin başka bölgelerinde de gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz? Bu bölgeleri neye göre belirliyorsunuz?

Duy-Der: Önümüzdeki dönemde; projeyi şehir çatışmalarının yaşandığı diğer yerleşim yerlerinde de uygulamayı planlıyoruz. Şırnak ve Yüksekova gibi yerler planlamalarımızın başında yer alıyor. Çalışılacak bölgeleri belirlerken, çatışmaların yaşandığı ve mayın konusunda risk barındıran yerleşim yerlerine öncelik tanıyoruz. Özellikle çocukların ve sivillerin yaralandığı veya yaşamını yitirdiği yerleşim yerleri önceliğimizdir.

Bomovu Çocuk Fonu Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfı Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), 21 Aralık 2017- 21 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen hibe sürecini tamamladı. Derneğin, bu süreçte Çocuk Fonu’ndan aldığı 38.825 TL  destek ile yürüttükleri “Barışa Oyna” projesindeki amaçları, çocuk oyunlarını araç olarak kullanarak çocukların kültürel miras, sınır ve öteki, barış, bir arada yaşama gibi kavramlar üzerinde değerlendirmeler yapmalarına eşlik etmekti.

Barışa Oyna, özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik bir proje. Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanıyorlar. Bu çerçevede daha önce Ermenistan/Gürcistan sınırındaki Kars ve Ardahan ile Yunanistan/Bulgaristan sınırındaki Edirne’de modelin uygulamalarını gerçekleştiren Bomovu, bu yıl aldıkları Çocuk Fonu desteği ile proje uygulamasını İzmir ve Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Yunanistan adalarına sınır olmasının yanı sıra mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden de etkilenmesi açısından ‘sınır’ı konuşmaya uygun yerlerden biri olduğu düşünülen İzmir’de oyunlarla ilgili bir ön araştırma yapıldı. Bu araştırmada yaşlıların çocukluklarında oynadıkları oyunların dinlenmesi ve kayda geçirilmesi sağlandı. Derlenen oyunların 66 çocukla paylaşılmasına yönelik çalışmalar TEGV Balçova, ASAM Al-Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Karabağlar Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğü eğitim biriminde hayata geçti.

Uygulama sonrası Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için Antalya, Aydın, Batman, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mardin ve Muş’tan, 12 katılımcı ie İstanbul’da bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştirildi. Bu kişiler sivil toplum kuruluşlarında aktif kişiler, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve yeni mezun kişilerden oluşuyordu. Bu eğitim sonrasında katılımcılar, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine yönelik araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini ve Barışa Oyna uygulama deneyimlerini kendi yerellerinde paylaşmaya başladılar. Bu eğitimlere katılan katılımcılardan gelen talep üzerine de uygulamanın 2. uygulama yeri Diyarbakır olarak seçildi ve Göç ve İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla 22 çocukla ilgili oyunlar atölyeler çerçevesinde paylaşıldı. Yaygınlaştırma eğitimi ve uygulamaların sonunda hem 4 günlük eğitimin somutlaşması ve basılı hale gelmesine, hem de bu buluşmalarda oluşturulan Barışa Oyna oyun havuzundaki oyunların ve  çözümlemelerinin paylaşılmasına imkan sunan “Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi” kitapçığı hazırlandı ve basıldı.

Bomovu ile hibe süreci ve gelecek planları hakkında yaptığımız sohbeti aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bomovu çeşitli kesimlerle beden kavramı üstüne çalışıyor. Biraz bu konudaki yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

BOMOVU: Bedenin çeşitli kurumlarca tanımlanmış, disipline edilmiş, kategorilerle anlaşılmaya çalışılmış olmasına rağmen her kişinin özgünlüğünde kendiliğinden yaşayan hisseden dinamik ve canlı olduğu anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu çerçevede herkes üzerinde sporun ve beden hareketlerinin sosyal güçlenme süreçlerine katkıları olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım etrafında farklı grupların hızlı erişimine ve özel ihtiyaçlarına uygun programlar oluşturmaya çalışıyoruz. Günümüzde sporun beden üzerindeki tahakkümüne; tek tipleştirici, disipline edici, cinsiyetçi… vb. öne çıkan yanlarına eleştirel bir bakış kazandırarak aslında yeni bir şey yapmıyoruz, ufak bir müdahaleyle bu alanı daha fazla kişinin dahil olabileceği hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü bu haliyle egemen – ezilen ilişkileri içinde kurumsallaşanlar oluyor. Ayrıca seçerek bünyelerine aldıkları gibi dışarıda bıraktıkları da olabiliyor. Bunu sorgulama ve alternatif alanlar açma ihtiyacı aslında her birimizin ihtiyacı… Ama buradaki çeşitliliği programlardan örneklerle ifade edebiliriz. Örneğin İstanbul’daki mülteciler ve yerinden edilenlerle çalışan kurumların ihtiyaçlarına  yönelik ‘Hareketin Özgür’ programını geliştirdik. Hareketin Özgür programında, vücut bütünlüğü ve hareket hakkını korumayı ve geliştirmeyi, yeni yaşam alanları ile ilişkilerinde destek olmayı amaçlıyoruz. Çünkü insanların yeni yaşam alanlarında fiziksel aktiviteler sayesinde hareket özgürlüğü algılarını geliştirmenin güçlendirici etkileri olduğuna inanıyoruz. Eleştirel spor çalışmalarımız içerisinde yer alan Kadından Kadına Muay Thai programı da feminist bir grubun (Feminist Fight Club) bizimle iletişime geçmesi sonucunda ortaya çıktı. Spor içerisinde kurulan cinsiyetçi ön yargılar ile mücadelenin bir yolunu açtı. Bir başka örnek, sizin de yakından bildiğiniz Barışa Oyna… Burada da sınır bölgelerinin özelliklerini ve çocuklarla uygulama yapma koşullarını düşünerek çocuk oyunlarını seçiyoruz.

Barışa Oyna modeli bu çerçevede beden hareketinin yarattığı öğrenim gücünden faydalanarak kurgulanıyor. Kastedilen öğrenim sürecini, bilgi aktarımı değil duygu paylaşımı ve soru sorma, merak etme açısından çocukları cesaretlendirme imkanı olarak görüyoruz. Temelde çocuk oyunlarını, geçmişten bugüne hem kültürel çeşitliliği taşıması hem de oyunlar sırasında bedensel aktivite ve oluşan duyguların aktarılmasına imkan sunduğu için bu proje özelinde önemli bir işleve sahip olduğunu söylüyoruz.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında ‘Barışa Oyna’ projesi için destek aldınız. Bu çerçevede önce İzmir’de oyunların araştırılması ve çeşitli işbirlikleriyle çocuklarla oynanmalarını gerçekleştirdiniz. Neden İzmir seçildi?

BOMOVU: İzmir Yunanistan’a deniz sınırı olan bir şehir. Geçmişinde çeşitli geçişlere ve yerinden edilmelere de tanık olmuş. Bugün turizm ve bir takım siyasal krizler dışında Yunanistan, Yunanistan’la ilişkilerin tarihi, mübadele ve İzmir Rumlarının hikayeleri pek konuşulmuyor. Şehrin tarihi hala, siyasetçilerin de yeniden gündeme getirdiği biçimiyle ‘Rumların denize döküldüğü’, ‘kahramanlık’ klişeleri üzerinden ele alınıyor. Bu, sınır ve öteki algısı üzerine çalışmanın bir ihtiyaç olduğunu düşündürüyordu.. Başka bir neden de İzmir’in bugün mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden etkilenmesi açısından kültürel çeşitliliğe sahip olması ve dünya siyaseti açısından gittikçe katılaşan ‘sınır’ şehirlerinden biri olması.

İzmir’e iki seyahat gerçekleştirdik. İlki Mart ayındaki ön araştırma ve oyunlara ulaşmaya yönelik sözlü tarih görüşmelerini yaptığımız ziyaret. Basmane – Kapılar, Alsancak ve Karşıyaka gibi şehrin farklı sosyo-kültürel mekanlarından yaşlılarla bir araya geldik. İzmir’in tarihine ışık tutan bu kişilerden; Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Afro-Türklerin, Levantenlerin, Çerkeslerin, Yahudilerin, İzmir’deki çocukluklarını dinleme şansımız oldu. Bu insanların büyük bir kısmıyla doğrudan tanışıp konuştuk bir kısmını da, onlara duyulan özlem üzerinden bugün İzmir’de yaşayan arkadaşlarından dinledik. Bu duygunun da tahmin edersiniz bizim için önemi büyüktü. Her görüşmede de pek çok oyun öğrendik. Yunanistan’da oynanan oyunlara ilişkin bir literatür taraması yaparak oyunlarımıza oradan da eklemeler yaptık.

İzmir’e ikinci gidişimizde Nisan ayında artık bu oyunları belirlemiş, oyun gruplarına uygun çözümleme soruları ve çocuklardan gelebilecek sorular için hazırlıklıydık. Üç farklı kurumla dayanışma içerisinde bu buluşmaları gerçekleştirdik: Karabağlar Belediyesi, ASAM- Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Balçova şubesi. Bu gruplarda birbirinden çok farklı tecrübeler yaşamamız, İzmir seçimimizdeki tutarlılığı da göstermiş oldu.

DV: Daha sonra kataloglanan oyunların bir öğrenme aracı olarak çocuklarla paylaşılmasına yönelik bir eğitim hayata geçirdiniz. Bu eğitimin yaklaşımı ve içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

BOMOVU: Bahsettiğiniz eğitim, Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için planlanmıştı. 12 katılımcı ile bir araya geldik. Eğitimi, hem Barışa Oyna modelini birlikte yeniden ele almak hem de sonrasında katkılarla geliştirmek için önemli bir aşama olarak görüyorduk. Bu nedenle bu buluşmadaki ilişkilerin sürdürülebilmesini istedik. Bu açıdan çok iyi bir grup dinamiği oluştu, şanslıyız. Eğitim yaklaşımı konusunda katılımcı bir modelde karar kıldık. Katılımcıların bu eğitimin bir parçası olması konusunda neler yapabileceğimiz en çok aklımızda tuttuğumuz şeydi. Bu nedenle başvuru formlarına eklediğimiz “Barışa Oyna’ya dair ilk izleniminiz ile eğitimde hangi temel kavramları tartışmayı öneriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtları dikkatle değerlendirdik. Eğitim içeriğini; Barışa Oyna uygulamaları ve deneyimlerin yanı sıra kültürel miras, sınır ve sınır ötesi algısı, barış, çocuklarla hak temelli çalışmalar, bedensel faaliyet ve oyun üzerinden öğrenme gibi başlıkları içerecek şekilde planladık. Eğitimin katılımcı yapısını sürdürmek ve katılımcılara döndüklerinde hazırlayacakları kitapçıklara yardımcı olması için birlikte oyunları derlemeye, çözümleme soruları hazırlamaya yönelik atölye çalışmaları ekledik. Bu eğitim sonrasında katılımcıları, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine destek olmak, katılımcılar teşvik etmek önemliydi. Çeşitli atölyelerle katılımcıların süreci tecrübe etmelerini sağlamaya çalıştık. Araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini, Barışa Oyna uygulama deneyimlerimizi katılımcılarla paylaştık. Ayrıca farklı disiplinlerden, farklı deneyimlerden moderatörlerin de desteğiyle projenin kavramsal repertuarınıoluşturan sınır, beden hafızası ve beden üzerinden öğrenme, somut olmayan kültürel miras gibi konuları programa dahil ettik. Barışa Oyna için ilk eğitim buluşmasıydı. Kendi anlayışımızla bir ‘eğitim’ kurgulayabilmek, bunu bir seminere dönüştürmemek için çaba gösterdik. Beden üzerinden öğrenme anlayışının bu buluşmada tecrübe edilebilmesini istiyorduk. Bu nedenle sunuş, konuşma, tartışma değerlendirmenin yanı sıra beden anlayışımızı paylaşabilmek için bedensel faaliyetleri artırarak planladık. Çocuklarla paylaşmadan önce bizler epey o oyunları oynadık…

DV: Peki eğitime katılanlar kendi yerellerinde yaygınlaştırmalara başladılar mı?

BOMOVU: Yerelde, projenin ikinci ayağında katılımcıların bizim de eşlik ettiğimiz Diyarbakır’daki uygulaması gerçekleşti. Diyarbakır’a gidişimiz katılımcıların çağrısıyla gerçekleşti. Dolayısıyla bunun ilk yaygınlaştırma adımı olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bu görüşmeyi yaparken de Mardin’deyiz, yine eğitimde tanıştığımız arkadaşlarımızla… Bu çalışmalar daha çok Barışa Oyna Yaygınlaştırma eğitimi sonrası kurduğumuz iletişim grubuyla birlikte ilerliyor. Katılımcıların her biri mesafelere rağmen, dahil olabildiği biçimiyle yeni adımlara destek veriyor. Kimi oyunlar araştırıyor, kimi görüşmelere katılıyor, kimi halihazırda çalıştığı kurumda bu modeli uyguluyor. Muş’tan “Görüşmeler yaptım, oyunları paylaşıyorum” diye bir mail alabiliyoruz. Diyarbakır’da bir araya geldiğimiz kurumların bugün uygulamaları tekrar ettiği haberini alıyoruz. Mardin’deki Sirkhane’de faaliyetlere katılan çocukların, sokakta da İzmirli bir Yahudi teyzeden öğrendiğimiz oyununu oynadıklarını görüyoruz. Aydın’da bir kırsal kalkınma projesinde görevli arkadaşımız daha birkaç gün önce kendi çalışmasında bu modeli kullanacağını, notlarını da bizimle paylaşacağını haber verdi. Herkesin eğitim deneyimini başka bir biçimde geliştirmesi ve yaygınlaştırdığına tanık oluyoruz. Bu zaten Barışa Oyna modelinde yaratmak istediğimiz özgürlük ile örtüşüyor. Bunun yanı sıra başlı başına bir köy, ilçe, bölge seçip bu projeyi gerçekleştirmek yönünde henüz  bireysel bir girişim olmadı. Planlar olmasına rağmen bunu finanse etmenin zorlukları olabiliyor. Devlet kurumunda ya da başka bir sivil toplum alanında çalışmak, ya da sürekli iş arayan bir durumda olmak bu tür adımlar atmayı zorlaştırıyor. Bu konuda alternatif üretmek konusunda, çözüm o ise, proje yazım süreçlerine destek vermeye açığız.

DV: Ve başka bir yaygınlaştırma için Diyarbakır. İzmir’den farklı mıydı? Çocukların yaklaşımı, konuştukları, vb.

BOMOVU: Burada şöyle bir kabulle davrandığımızı söylemek önemli. Çocukların bütün toplumsal süreçlerden azade olduğunu düşünmek, çocukluğa bu tür bir pasif konum, dolayısıyla duygusuna da görünmezlik atfetmek doğru gelmiyor. Dolayısıyla sınır ve öteki kurgusunun farklılaştığı yerlerde daha baştan gruba uygun seçimlerle hareket etmeye çalışıyoruz. Haliyle söylediğiniz türden farklılıklar İzmir’de mahalleden mahalleye, uygulamaya katılan çocuklara göre bile farklılık gösteriyor. İzmir’deki Suriyeli çocuklarla pratiğimizde öne çıkan şehirden gönderilen Rumların mirasını konuşmak olmuyor. Bu çocukların kendi ülkelerinden getirdikleri oyunların kültürel mirasın bir parçası olduğunu ve deneyimlerinin kıymetli olduğunu konuşmak bize daha anlamlı geliyor. Esas amacımızın çocuklar üzerinden bir analiz yapmaktan çok onların güçlenmesini desteklemek olduğunu akılda tutuyoruz.

Soru eğer çatışmanın etkilerini okumak üzerinden soruluyorsa buna yorum yapabiliriz. İzmir’deki gruplardan özellikle sosyo-ekonomik açıdan çoğunluktan olangrup hem öteki algısının hem akran zorbalığının yoğun görüldüğü bir gruptu. Sokak oyunlarından bir hayli uzaklaşmışlardı ve birbirleriyle mücadeleleri, meraklarının soruların yerine geçebiliyordu. ‘Öteki’ olarak kurgulanan kimlikleri tarif ederken ‘kötü’, ‘tehlikeli’, ‘yabancı’ sözcükleri daha çok ifade edildi. Sınırın kurulması süreci ve diğer tarafa dair bilinmezlik, ortak hikayelerin azlığı hissediliyordu. Yunan adaları tatile gidilen bir yer, orada yaşayanlar yabancı birileri. Dolayısıyla bir ilişkisizlik söz konusuydu, bu da dillerine yanısıyabiliyordu. Ama tabii bu değerlendirme Suriyeli çocuklarla bir araya geldiğimizdeki konuşmaları yansıtmıyor. O yüzden karşılaştırma yapmak kolay değil…

Diyarbakır’da ise sınır ve sınır ötesinin orada yaşayan çocuklar açısından algısının, özellikle bir ‘öteki’ inşasına dayanmadığı ve ortaklıklar üzerinden anlaşılır, tanınır olduğu farkediliyordu. Dillerinde de bu açıdan karşıtlıklara rastlanmıyordu. Din üzerinden sorular ve merakla daha yoğun biçimde karşılaştık. Burada özellikle Suriçi’nin yıkımının uygulamaya yansıyan bir gerçeklik olduğunu hatırlamak lazım. Çünkü oyunlar sırasında bir araya geldiğimiz iki gruptaki çocuklar da orada yaşayan/yaşamış olan çocuklardı. Öteki’ne ilişkin kurguları ya da düşmanlıkları yerine kendi kimlikleri ve özellikle yaşadıkları yere ilişkin kaygıları öne çıktı. Eskiden oynadıkları arkadaşlarıyla farklı mahallelere taşınmış olmaları gündeme geldi. Kendi mahallelerindeki kilise ve sinagoglara dair bilgileri ve merakları daha çoktu. Sokakta oyun oynadıkları alanlarla iç içe geçen mekanlar olduğu anlaşılıyordu.

Uygulamalardan alınan hazı, paylaşılan mutluluğu karşılaştırmaksa mümkün değil. Tüm uygulamalarda çok eğlendiklerini görüyoruz.

DV: Bir değerlendirme süreci de yaşadınız. Acaba bu tip faaliyetlerin çocuklar üstündeki etkileri nedir?

BOMOVU: Önünden geçtikleri yapıları, mekanları anlamlandırmalarına, yaşadıkları yerin tarihine ilişkin meraklarını ortaya çıkarmaya katkı sunduğunu düşünüyoruz. Ayrıca eğitim, sosyal çevre ve medya gibi kanallardan maruz kaldıkları bilgi akışını, genellikle önyargı ve ötekileştirme dilinin yoğun olduğu bir ortamı sorgulama araçlarını hatırlatmak önemli oluyor. Bu akışın dışına çıkabilecek buna alternatif üretebilecek merakı teşvik etmek ve sorularını cesaretlendirmenin bugünkü toplumsal koşullarda önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Öğrenimi onlara ödevler vererek değil kendi soruları ve kendi ilgi alanları üzerinden hayatın her alanından kurabilmenin bir örneğini paylaştığımızı düşünüyoruz. Kültürel mirası anlamaya dair ilgi uyandırmak bir yana, yaşlılarla ilişkiye geçmeleri ve onlar için sorular geliştirmelerini olumlu bir pratik olarak görüyoruz. Çocuklar evlerine gittiklerinde eski oyunları sorarak kültürel miras aktarımını teşvik eden aktif araştırmacı rol üstleniyorlar. Hergün yaptıkları bir şeyin, oyun oynamanın böyle yetişkinlerce de merak edilmesi oynamaya, oyunlarının değeri üzerinden onları etkilediğini düşünüyoruz.

DV: Elinizde basılı materyali, 2 uygulama deneyimi ve eğitmenleriyle önemli bir proje var. Bundan sonraki planlarınız nedir?

BOMOVU: Yerelde geliştirilebilecek kitapçık örneği olarak daha önce hazırladığımız Trakya Sınırında Barışa Oynave Kafkasya Sınırında Barışa Oynakitapçıkların yanına bir de “Ege Kıyısında Barışa Oyna” kitapçığı için ilk uygulama sürecinde ön hazırlığımızı tamamladık. Önümüzdeki günlerde onun da basılması için çözümler üzerine düşüneceğiz. Ayrıca İstanbul’daki yaygınlaştırma eğitimine benzer buluşmaları farklı şehirlere taşıyarak Barışa Oyna modelinin yerelleşmesi için çabamızı sürdüreceğiz. Mardin’e ilk araştırma ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu aşamada Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi kitapçığının katkısı olacağına inanıyoruz. Farklı yerlerde düzenlenen buluşmalardan ve uygulamalardan özgün sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz.

DV: Tüm bu proje sürecinin kurumunuz üstündeki etkisinden bahsedebilir misiniz?

BOMOVU:BoMoVu’nun daha fazla insanla tanışmasına fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Farklı programlarımız ve atölyelerin yanı sıra İstanbul dışından hem kurumsal hem de kişisel ilişkiler geliştirdik. Bunun sonraki dönemlerde de çok katkısı olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yaygınlaştırma eğitimi sayesinde daha fazla kişiye ulaşmanın dışında bir de kendi yaptıklarımızı gözden geçirme olanağına kavuştuk.