Tag

çocukfonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Sivil Toplum için Destek Vakfı Diyarbakır’da Bomovu’yu Ziyaret Etti

By | Röportaj | No Comments

Bomovu, Çocuk Fonu kapsamında Barışa Oyna Projesi ile özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik çalışmaktadır.  Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanmaktadır. Projeyi uyguladıkları iki sınır bölgesinden biri olan Diyarbakır’da Sivil Toplum için Destek Vakfı, Çocuk Fonu kapsamında çekeceği tanıtım filmi için Bomovu’yu ziyaret etti.

Barış için Müzik Vakfı ile Çocuk Fonu Hibe Sürecini Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı ile hibe sürecini, bu süreçte yapacaklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde aldığınız hibe desteği ile hangi projenizi hayata geçiriyorsunuz?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Bu destek ile 6 – 13 yaş arası, 100 çocuktan oluşan İlk Adım Orkestrası’nı kurduk. Orkestralar piramidi ile şekillenen eğitim modelimizde her yeni dönemde yeni orkestraların kurulmasıyla bu model güçleniyor ve sonuç olarak daha fazla çocuğa ulaşmış oluyoruz.

DV: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar orkestraya nasıl dahil oluyorlar? Çalışma sürecinden bahsedebilir misiniz?
BİM: Barış İçin Müzik Vakfı’nda herhangi bir yetenek sınavına girmeden eğitim almaya başlayan her çocuk, enstrümanını eline aldığı ilk günden itibaren kendi seviyesindeki çocuklarla oluşturulan orkestranın bir parçası haline geliyor, bireysel ve toplu derslerden yararlanıyor. Vakıf, orkestrayı temel alan eğitim modelini toplumun bir minyatürü olarak yorumluyor. Farklı sosyal statülere ve kültürlere sahip çocuklar orkestra içerisinde ortak bir amaç için birlikte çalışmayı, farklı seslere saygı duymayı, kendini ifade edebilmeyi öğreniyor.

DV: İlk Adım Orkestrası’nın sizce çocuklar açısından “farklı” noktaları nelerdir?
BİM: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar için diğer orkestralarımızdan farklı olarak enstrüman eğitimi dışında kulak geliştirme ve koro çalışmaları ekledik. Böylece çocuklar bir çok alanda kendini geliştirme fırsatı buldu. Ayrıca uygulamış olduğumuz ek dersler çocukların çaldıkları enstrümanlardaki gelişimlerini hızlandırdı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?
BİM: Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe desteğiyle en büyük gider kalemlerimizden biri olan personel giderinin bir kısmı karşılanmış oldu. Böylece elimizdeki bütçeyi, enstrüman satın alımı, bakım ve onarımı gibi diğer gerekli alanlarda kullanmak üzere tasarruf etmiş olduk.

DV: Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?
BİM: Gelecek dönemlerde, kurmuş olduğumuz orkestralarla yurt içi ve yurt dışında konserler vermeye devam etmeyi ve böylece müziğin iyileştirici gücünü daha fazla insana gösterebilmeyi arzu ediyoruz. Sistemin içinden yetişen öğrencilerimizin eğitmen olarak sisteme katkıda bulunmaları için onlara gerekli donanımları sağlayabilmek çalışmalarımızın bir diğer amacı. Çünkü yetişen her bireye istihdam sağlamak sistemin sürdürülebilirliği anlamına gelecek ve toplumda yaratmak istediğimiz dönüşüm hareketi de ivme kazanacak.

Denizli Koruyucu Aile Derneği’nin Proje Hibe Programı Kapsamında Hedefleri

By | Röportaj | No Comments

Denizli Koruyucu Aile Derneği‘ni Proje Hibe Programı dahilinde destekledik. Hibe sürecini, çalışmalarını ve gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Denizli Koruyucu Aile Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Denizli Koruyucu Aile Derneği’ni, tüm çocukların sevgi ve güven ortamında büyümeye hakları olduğu inancıyla 03.06.2009 tarihinde kurduk. Derneğin etki alanı, koruyucu aile sisteminin öncelikle yerelde olmak üzere ülke genelinde yaygınlaştırılması ve uygulamada niteliğinin artırılmasına yöneliktir. Sistemin ülkemizde uluslararası standartlara ulaşması amacıyla yerel, ulusal ve uluslararası çalışmalarda yer almaktadır.Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren, öncelikle sistemin tüm detaylarını anlamaya ve değerlendirmeye çalıştık, bu amaçla 2011 yılında uluslararası katılımcıları da olan geniş katılımlı bir çalıştay gerçekleştirdik. Çalıştay sonunda hazırlanan sonuç raporunu ASP bakanlığına sunarak 2012 yılında koruyucu aile yönetmeliğinin kapsamlı değişiklikler yapılarak yeniden yayınlanmasında etkili olduk.

Kurulduğu ilk günden bu yana, sistem toplumsal farkındalık amaçlı büyük çapta organizasyonlar yaptı. Farkındalık çalışmalarımız farklı faaliyetlerle halen devam etmektedir. Dernek, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yakın iletişim halindedir. Yapılan çalışmalar çoğunlukla Türkiye’de bir ilk niteliğindedir. Koruyucu ailelerin duygu ve deneyim paylaşımı toplantıları 2010 yılından bu yana rutin aralıklarla devam etmekte ve bu buluşmalara aday ailelerin davet edilmesi, sürece sağlıklı hazırlanmalarına katkı sağlamaktadır. Hem çevresiyle hem de kendi aralarında duygu, deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla sistemi yaygınlaştırmaya katkı sağlarken, koruyucu ailelerde yaşanan benzer sorunların veya mutlulukların paylaşılması ailelerin zorluklara karşı dirençlerini ve bakış açılarını geliştirmiştir. Oluşturulan bu model diğer illerdeki koruyucu aile derneklerine örnek teşkil etmekte ve yaygınlaşmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan ev ziyaretleri yalnız olmadıkları duygusunu sağlamakta kamu dışında kendileri gibi insanlar tarafından desteklendiklerini bilmek hem sisteme hem STK ya olan aidiyeti güçlü kılmaktadır. Koruyucu aileler kadar koruyucu ailelere yerleştirilen çocukların da bir araya gelmesi aidiyet duygusunun gelişmesini, yalnızlık duygusunun engellenmesini sağlamaktadır. Duygu deneyim paylaşımlarının yanı sıra yapılan atölye çalışmaları ve eğitimler, workshoplar ailelerin ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlı devam etmektedir. Ailelerin desteklenmesi ve eğitimindeki temel amaç, çocuğa olumlu yansıması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir koruyucu aile sisteminin hayata geçirilmesidir. Dernek yereldeki bu çalışmaların yanı sıra ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar, sempozyum ve konferanslarda sunumlarla yer alarak alana yönelik bilgi ve deneyimlerini geliştirmekte yenilikleri takip etmektedir.

Son çalışmamızla Sivil Düşün AB programı desteğiyle Malta İFCO konferansına katılım sağladık. Edindiğimiz bilgileri Türkiye’de, alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle paylaştık. Öncü sivil topum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük ettik. Desteğimiz devam etmektedir.2014 yılından beri AB projeleri yürütülmekteyiz. 2014-2015 Sivil Toplum diyalogu III “Sevgi Dolu Bir Ailede Büyümek Her Çocuğun Hakkı” projesi tamamlandı ve ASP bakanlığına koruyucu aile yasa taslağı sunuldu. Çocukla çalışma metodu olan “backpack”  30 alan çalışanına aktarıldı.2015-2017 Ulusal Ajans “Her Çocuk Özeldir” projesi kapsamında koruyucu ailelerdeki çocuklar ve travma ile baş etme yöntemlerine yönelik Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Belçika ile çalıştık. Proje kapsamında çocuğun ruh sağlığının ve ailenin bu süreçteki kapasitesinin sistemin sağlıklı uygulanmasında ne denli önemli olduğu ve ülkemizdeki uygulamalardaki yetersizliklere dikkat çekilmiştir.

(DV): Bu yılki çalışmalarınızın, faaliyetlerinizin odak noktası nedir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Bu seneki çalışmalarımızın odak noktası koruyucu ailelerin ebeveynlik becerilerini artırmaya dönük eğitim çalışmalarıdır. Ailelerin bir araya gelmesi sanat terapileri ve rekreasyon terapilerle rahatlatılması, travmatik geçmişi olan bir çocukla birlikte yaşarken karşılaştığı zorluklar ve çözüm yöntemlerini içeren çalışmalar önceliğimiz olmaya devam ediyor. Ne yazık ki alanda yeterli çalışmalar olmamasına rağmen, gözlemlerimiz çocuğun sorun davranışlarıyla başa çıkamayan ailelerin süreci sonlandırdıkları ve çocuğun yeniden terk edilme duygusunu yaşamasıdır. Bu istenmeyen durumu en aza indirmek koruyucu ailenin travmalar yaşamış bir çocuğu anlayabilecek ve olumlu tutum geliştirebilecek ebeveynlik becerileri edinmesi ile en aza indirilecektir.

(DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Projeyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: STDV hibesi bu seneki odak çalışmalarımızla örtüşüyor. Koruyucu ailelerin çocuğa bakış açısını geliştirmek, travmatik süreçler yaşamış bir çocuğun bakımını sağlarken karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmek ve çocuğu anlayabilmek koruyucu aile süreçlerine olumlu katkı sağlıyor. Bu nedenle projemizde koruyucu aileleri geleneksel yöntemlerle eğitmek yerine, eğitimi daha eğlenceli ve nitelikli hale dönüştürmeyi ve daha cazip hale getirmeyi hedefliyoruz. Koruyucu ailelerin ‘teknoloji ile öğreniyor’ projesi koruyucu ailenin öğrenmesini daha istekli ve etkili kılacaktır.

(DV): Bu projenin derneğin diğer faaliyetlerine nasıl bir katkı yapacağını düşünüyorsunuz?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Önceliğimiz yerelde, koruyucu aileler ve bakımı sağlanan çocuklarla yapılan çalışmalardır. Yapılan çalışmalarla bir model oluşturmayı ve etkisini değerlendirmeyi, yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Proje bu amaçla birebir örtüşmektedir.

(DV): Son dönemde koruyucu aile konusuyla ilgili çalışan derneklerde bir hareketlenme var. Farklı şehirlerde önemli işler yapan dernekler oluşmaya başladı. Genel hatlarıyla, bu alanda yaşadığınız zorluklar ve edindiğiniz deneyimler nelerdir?

Denizli Koruyucu Aile Derneği: Öncü sivil toplum örgütü rolümüz devam etmektedir. İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş, Urfa, Kütahya, Samsun illerinde koruyucu aile derneklerinin kurulmasına öncülük edilmiştir. Bu illerde dernekler faaliyetlerine başlamıştır. Derneğin ülke genelindeki bilinirliği nedeniyle pek çok koruyucu aile derneğe ulaşmıştır. Aileler yeni sivil toplum örgütlerinin kuruluşları için yüreklendirilmiş, bazılarına ziyaretlere gidilmiş, kuruluş ve çalışmalar konusunda bilgi ve doküman paylaşılmıştır. Desteklerimiz halen devam etmektedir. Dernekler için bir model oluşturma çalışması gündemimizdedir. Geleneksel yöntemlerle devam eden sivil toplum örgütü çalışmaları ve benzer bir toplumsal algı çalışmalarda en zorlandığımız alanlardandı. Derneğin kuruluş aşamasında model alabileceğimiz alana yönelik bir örnek olmayışı, tematik alanımıza dair bilgi yetersizliklerimiz, sivil toplum deneyimlerimizin de eksikliği başlangıçta zorlandığımız noktalar oldu. Kamu kurumlarının sivil toplum örgütlerine bakış açısı iletişim sorunları da sıklıkla karşılaştığımız sorunlar arasındaydı.

(DV): Derneğiniz, çözmeyi amaçladığı sorun veya yaratmayı hedeflediği değişim açısından genel olarak nelere ihtiyaç duyuyor?
Denizli Koruyucu Aile Derneği: Çözmeyi amaçladığımız sorun koruyucu aile sisteminde niteliğin artması ve çocuğun iyilik haline odaklı bir yapının oluşmasıdır. Bazı yönlerden olumlu gelişmeler olsa da halen yetersizlikler mevcuttur.

Bu amaçla en temel ihtiyacımız

  • Toplumsal destek
  • Kamu STÖ işbirliklerinde pozitif iletişim
  • Nitelikli gönüllü
  • Sürdürülebilir finansal kaynaklar

 

KODA Çocuk Fonu Hibe Sürecini Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA)‘nı Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Hibe sürecini, gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin oluşum sürecinden kısaca bahseder misiniz?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) fikri, çoğu zaman yoksunluklarıyla gündeme gelen köy okullarının, aslında hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar sunabileceği inancıyla ortaya çıktı. 2016’nın ilk aylarında saha çalışmalarımıza başladık ve bu inancımızda haklı olduğumuzu gördük, kırsal alanlar gerçekten de hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar barındırıyordu; akran eğitimi, doğayla iç içe olmak, sınıf mevcudunun azlığı sebebiyle öğrenciyi bir birey olarak tanıyabilmek, ailelerin okula fiziksel yakınlığı, genç ve motivasyonu yüksek öğretmenler…

Biz de bu fırsatları keşfetmemizin ardından, Türkiye’nin dört bir yanındaki köylerde çalışan motivasyonu yüksek öğretmenler, eşit eğitimin gücüne inanan eğitmenler, değişime inancı tam gönüllüler olarak sürdürebilir değişimi yaratmak için bir araya geldik.
Yola çıktık, bu yolun adını da KODA koyduk. Çalıştığımız bölgelerde iki ana faaliyet gerçekleştiriyoruz:

Çocuklarla Atölyeler:

Seçilen pilot köy okullarını gönüllü eğitmenleriyle ayda bir ziyaret ederek, çocuklarla atölyeler gerçekleştiriyoruz. Uygulanan atölyelerle, köy okullarında çocuk merkezli, yenilikçi, örnek eğitsel uygulamalar ortaya koymayı hedefliyoruz.

Öğretmen Buluşmaları:

Çalıştığımız bölgelerde, yine ayda bir olmak üzere, köy öğretmenlerinin kişisel ve mesleki motivasyon ve farkındalıklarını artırmaya, mesleki kapasitelerini geliştirmeye yönelik ‘öğretmen buluşmaları’ düzenliyoruz. Bu gönüllü öğretmenlerimiz de yerelde köy okulları için bir araya gelmiş, gittikçe büyüyen ve sayıları artan topluluklar olarak KODA ailemize katılıyorlar.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Kırsalda Kaliteli Eğitim” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Köy Okulları Değişim Ağı (KODA): Türkiye’de ekonomik sınıf ve coğrafi bölge gibi kaliteli eğitime erişimi etkileyen en önemli faktörlerden biri de kır-kent farklılığı. Fırsat eşitsizliği dediğimizde de sadece çocukların eğitime erişip erişemediğine değil “kaliteli eğitime erişim şansına” bakmamız gerekli. Farklı fırsatlarıyla, sorunlarıyla, sosyal ve ekonomik yapısıyla köy okullarında kaliteli, çocuk merkezli bir eğitim sağlanabilmesi için Türkiye’de köy okulları için farklı bir eğitim modeline ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Bu modelin de fikir bazında ilerleyen, yalnızca akademik bir araştırma olmasını değil, köylerde çalışan öğretmenlerle beraber geliştirilmesini ve deneyimlenmesini önemsiyoruz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Proje, söz konusu sorunu çözmek için nasıl bir fayda sağlayacak?

KODA: Köy okullarındaki sorunları görmezden gelmeden ama köylerde mevcut olan sınıf mevcudunun azlığı, okulların doğayla iç içe oluşu, öğretmen-öğrenci-veli ilişkilerinin yakınlığı  gibi fırsatlardan da en iyi biçimde faydalanarak Türkiye’deki köy okulları için yeni bir eğitim vizyonu ortaya koymayı amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda başlıca hedeflerimiz: 1- Köy öğretmenlerinin, gönüllü ve uzmanların birbirlerini destekleyebilecekleri fiziksel bir alan oluşturmak, 2- Köy okulları için örnek uygulamalar yaratmak, benzer uygulamaları paylaşmak ve yaygınlaştırmak. Dolayısıyla KODA, Türkiye’deki köy öğretmenlerinin birbirleriyle etkileşimlerini arttırarak ve kaliteli, çocuk merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırarak var olan kır-kent temelli eğitim eşitsizliğine de fayda sağlamış olacak.

DV: Proje sonucunda ne gibi değişiklikler yaratmayı amaçlıyorsunuz?

KODA: Bu proje kapsamında da geliştirdiğimiz “köyde öğretmen olmak modülü” bir öğretmenin köyde hem eğitim alanında hem de köyde kalkınma alanında kendini gerçekleştirebileceği, neler yapabileceğini görebileceği ve var olan mevcut durumu nasıl değiştirebileceğini öğrendiği sürdürülebilir bir modül olarak tasarlandı. Öğretmen bu modüle katılım sağlayarak sürdürülebilir bir kırsalda eğitim modelini gittiği her yere taşıyabilir.

Kırsalda eğitim modelimiz ile beraber, köylerde hedeflediğimiz değişimin, her çocuğun kendini gerçekleştirme potansiyelini arttırmasını hedefliyoruz.. Bu sayede tüm çocukların hakkı olan kaliteli eğitimin her bölgeye eşit olarak dağılabileceğine inanıyoruz.

DV: Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

KODA: Sürdürülebilir olmayan tek seferlik eğitim içerikli atölyeler, mevcut fakat sürdürülebilir, MEB kazanımlarına uygun, kırsalda eğitime odaklanmış, ölçme değerlendirme çıktıları alınabilen uygulamalar ve içerikler yok. Bu uygulamaların çoğalması, yaygınlaştırılabilir olması çok önemli. Bu uygulamalar başarılı olduğunda Türkiye genelinde köy okulları için bir model olacak ve köy okulları vizyonu değişecektir.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

KODA: KODA olarak önümüzdeki yıllarda etki alanımızı genişletmek ve daha fazla çocuğun ve köy öğretmeninin kendini gerçekleştirebilme potansiyelini ortaya çıkartmak istiyoruz. Çalışma alanlarımızı çoğaltarak, ulusal ve uluslararası konferanslar düzenleyip bu alanda çalışan tüm eğitimcileri bir araya getirerek, deneyim ve tecrübe ağımızı kuvvetlendirmek istiyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

KODA: Hedeflerimize  ilerlerken, insan kaynağı ve finansal ihtiyaçlarımız  konusunda desteğe ihtiyaç duyuyoruz, projemizin gelişmesi, gerekli araştırmaların doğru bir şekilde yapılması ve uzmanlar tarafından destek alıyor olmamız projeyi sürdürülebilir kılıyor. Ayrıca finansal şeffaflık ve denetlenebilirlik projenin güvenilirliğini de destekliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nda hibe almış olmak derneğin sadece finansal ve insan kaynağını güçlendirmekle kalmıyor, daha çok kişi ve kurum tarafından bilinmemize de imkan sağlayarak saygınlık kazandırıyor.

DUYDER’in Çocuk Fonu Kapsamında Yapacakları

By | Röportaj | No Comments

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Bize, Çocuk Fonu sürecinde yapacaklarını anlattıkları röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumunuz genel olarak hangi sorun üzerine çalışmalar yürütüyor?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): 2008 yılı Haziran ayında “Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER)” derneği kuruldu. Derneğin amacı;  her türlü bireysel ve örgütlü şiddete, ayrımcılığa ve insan hak ihlallerine karşı toplumun farklı kesimleriyle (etnik ayrımcılık yaşayan gruplar, göç mağdurları, mayın mağdurları, kadın, çocuk gibi) şiddetin ve ayrımcılığın yarattığı mağduriyetlerin fark edilmesi ve bunlara ilişkin çözüm önerileri geliştirerek mücadele etmek olarak belirledi. Ayrıca; mayın ve PAM konusunda aşağıdaki  temel çalışma alanları belirlendi.

  • Türkiye’ de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde mayın ve PAM sorununun boyutlarını gösterecek çalışmalar yapmayı,
  • Mayın ve PAM mağdurlarının tedavilerine yönelik gerek devlet, gerekse sivil toplum örgütleri tarafından hiçbir çalışmanın olmaması nedeniyle, bu kişilerin tedavilerinin yapılabileceği,
  • Ulusal ve uluslar arası alanda mayın ve PAM konusunda duyarlılık yaratmayı,
  • Sivil ve askeri otoriteler ile işbirliği geliştirilerek, devletin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin gereklerinin hayata geçirilmesi için toplumsal bilinç oluşturmayı,
  • Çocuklara ve yetişkinlere yönelik mayın ve çatışma atıklarından korunmaya yönelik eğitim projeleri uygulamayı,
  • Bu sorunun bir insan hakları sorunu olduğunu kabul eden etkili bir kamuoyu oluşmasına yönelik programlar düzenlemeyi planladı.

Faaliyet Gösterdiği Alanlar: İnsan Hakları, Çocuk Hakları

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitimi” projesi için destek alıyorsunuz? Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Bu proje; Duyarlılık derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları  Eğitim Projesinin” Nusaybin ilçesi için hazırlanan aşamasını oluşturuyor.

Nusaybin ilçesi için planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi, Nusaybin ilçesinde, devlete bağlı 96 ilkokul ve ortaokulda okuyan 7-15 yaş arası yaklaşık 40.000 çocuk ve 500 öğretmen için uygulanacaktır. Nusaybin ilçesi, mayın ve çatışma atıkları konusunda risk barındıran yerleşim yerlerinden biridir. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Barış sürecinin askıya alınması ile birlikte yeniden başlayan çatışma hali, bu ilçeleri daha da riskli bir duruma getirdi. Çatışmaların kırsal alanlardan sivillerin yaşadığı alanlara kayması, sivillerin yaşadığı alanlarda çatışma atıkları sayısında artışa sebep olmaktadır. Okulların açılması ile, çocukların günlük yaşama katılması ile birlikte risk oranı artmaktadır. Bütün bu tespitler ve mayın ve çatışma atıklarının siviller, özellikle çocuklar için çok riskli sonuçlara sebep olması, bu projenin planlanmasında en önemli gerekçeyi oluşturdu.

Bu proje İlçe Kaymakamlıkları ve Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile uygulanacaktır. Ayrıca, okullarda uygulanan eğitimlere öğretmenlerin katılımı sağlanarak, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olması sağlanıyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çalışmalarınızı sürdürürken en çok zorlandığınız konu nedir? Sizce bu zorluğu aşmanın yolu ne olabilir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Proje; Türkiye’nin Kürt bölgesi olarak tanımlanan alanlarından birinde uygulanarak, “barış sürecinin” askıya alınması ile birlikte yaşanan çatışmaların doğuracağı sonuçların siviller üzerindeki etkilerini azaltacak, çocukların yaralanma veya ölümünü engelleyecek amaç ve hedefleriyle; bu dönemde uygulanması gereken  bir proje olması açısından oldukça önemlidir. Proje; uygulandığı alan itibari ile hem güvenlik hem de daha fazla çocuğa ulaşmak için devlet okullarında uygulanıyor. Projenin devlet okullarında uygulanabilmesi için resmi izinler alınıyor. Bölgede uygulanan güvenlik politikaları, izin verilmesini etkiliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin uygulanabilirliğini kolaylaştırdı. Aynı zamanda; şahısların bağışları ile desteklenen bu fonun projemizi desteklemiş olması,  projede tanımlanan mayın ve çatışma atıkları sorununun farklı kesimler tarafından görünürlüğünü arttırdı.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (DUY-DER): Gelecek dönemde de mayın ve çatışma atıkları konusunda çalışmalarımıza devam etmeyi planlıyoruz.

FİSA Çocuk Fonu Kapsamında Planlarını Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği‘ni Çocuk Fonu dahilinde destekledik. Onlarla, Çocuk Fonu kapsamındaki planlarını, geleceğe dair yapacaklarını konuştuğumuz röportajın devamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği’nin oluşum sürecinden bahseder misiniz? Dernek ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Aslen maddi olanaksızlıklar nedeniyle öğrenim hayatı sekteye uğrama riski taşıyan yüksek öğrenim öğrencilerine burs sağlayabilmek amacıyla kurulan FİSA, kurucular ve üyelerinin aidat ve düzenli bağışlarıyla bu faaliyetini yürütüyor. Kuruluşu takip eden yıl içerisinde LGBT bireyler, mülteciler ve çocuklar için program ve etkinlikler düzenlemeye başlayan FİSA’nın faaliyet odağını iki kalemde incelemek yanlış olmayacaktır: Öğrenim bursları yoluyla sosyal yardımlaşma ve dezavantajlı gruplara doğrudan ve dolaylı hizmet çalışmaları. Ödenti ve bağışlarla yürütülen sosyal yardımlaşma faaliyetlerinin yanı sıra, sayılan üç temel grup için programlar yürütülen dernek, bu programlarda edindiği ve paylaştığı deneyimleri sosyal yardım etkinliklerine aktararak yolculuğuna devam ediyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde “Çocuk Hakları Atölyesi” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Çocukların insan hakları 20 Kasım 1989 yılında kabul edilen BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) ile yasal güvence altına alınmış ve Türkiye de bu sözleşmeyi 1990 yılında imzalamış ve 1995 yılında yürürlüğe sokmuştur. ÇHS’nin yürürlüğe girmesinden bu yana Türkiye’de, çocuk haklarının uygulanması, hak ihlallerinin önüne geçilmesi, çocuk koruma ve çocuk refahı alanında çok sayıda düzenleme ve uygulama hayata geçirilmiş olmasına karşın bu konularda Türkiye diğer taraf devletlerle karşılaştırıldığında halen çok sayıda eksiği olan bir ülke konumundadır. Sözleşmede geçen her bir maddenin uygulanması öncelikle devletlerin sorumluluğunda olmakla beraber, ailelerin, sivil toplum örgütlerinin ve aslında toplumun tüm kesimlerinin de bu konuda sorumlulukları olduğu bilinmektedir. Bu sorumluluk zinciri içerisinde çocuklarla birebir çalışan meslek elamanlarının da yeri azımsanmayacak düzeydedir. Programımızın hedef kitlesini oluşturan psikoloji, sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ve çocuk gelişimi bilim ve uygulama alanlarında meslek icra eden alan uzmanlarının çocuk/çocuk hakları konusunda bilgi, algı, tutum ve kapasite düzeylerinin çocuk hak ihlallerinin önüne geçilmesinde ne kadar etkili ve önemli olduğu alanda yapılan uygulamalar incelendiğinde rahatlıkla görülebilmektedir. Söz konusu alan uzmanları, çocuklarla birebir çalışırken, (a) kendisi de bir sorumlu olarak uygulamalarında hak ihlaline neden olacak tutum ve davranışlardan kaçınarak; çalıştığı kurumlarda ,(b) hangi tutum ve davranışların hak ihlaline neden olduğunu bilerek bunların önlenmesi/bildirilmesi konusunda sorumluluk alarak; önleyici ve koruyucu alanda ise (c) çocuk hakları konusunda geliştirilecek politikalara çocuğun yüksek yararı çerçevesinde ve hak temelli bir bakış açısıyla katkı sunarak veya hak ihlaline neden olacak bir politika karşısında savunuculuk görevi üstlenerek, çocuk hakları alanına çok sayıda katkı sunabilecek potansiyele sahiptirler. Bu potansiyellerinin ortaya çıkması ise ancak; çocuk hakları felsefesinin benimsenmesi, ÇHS’nin içselleştirilmesi, Türkiye’deki politikalara, çocuk koruma ve yönlendirme sistemlerine aşina olunması yoluyla mümkün olabilecektir. Zira ilgili alanların lisans eğitim programlarına bakıldığında anılan çocuk hakları konularının kapsamlı olarak verilemediği rahatlıkla görülebilir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bahsedilen sorunun çözümüne dair Türkiye’de neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): FİSA tarafından hayata geçirilecek programın birçok yönüyle benzerleri birçok sivil toplum örgütü tarafından uzun yıllardır yapılagelmekte. Söz konusun sivil alan uygulamalarının çocuk hakları meselesine sunduğu katkılar dikkate değer düzeyde çok olmasına karşın bu uygulamaların bir devlet politikası haline gelmesi hem ÇHS’ye taraf olan Türkiye’nin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi için bir adım olacak hem de çocuk hakları alanında geniş düzeyde bilgi/deneyim sahibi uzman sayısının hızlıca artmasına olanak sağlayacaktır. Bu bağlamda sorunun, bu programın hedef kitlesini oluşturan meslek elemanları açısından, çözümüne ilişkin aşağıdaki uygulamaların yapılabileceği düşünülebilir:

  • Yukarıda anılan 4 bilim/uygulama alanının (ve diğer benzer alanların) lisans eğitim programlarına “çocuk hakları” derslerinin zorunlu ders olarak konulması için gerekli tedbirlerin alınması
  • Bu alanlardan mezun olan/olma durumunda olan meslek elemanlarının, bireysel/bağımsız çalışmaya başlamadan önce, çocuklara hizmet veren en az 3 farklı kuruluşta staj deneyimine sahip olabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması
  • Yukarıda anılan iki düzenleme hayata geçirilirken, çocuk hakları/insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin de sürecin bir parçası haline getirilmesi

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği(FİSA): Türkiye’de sivil toplum çalışmalarına devlet desteğinin çok az olduğu bilinmekte. Sivil toplum örgütleri, özellikle de hak temelli çalışan örgütler, birçok çalışmayı yine sivil alandaki diğer paydaşlarının ve uluslararası fonların aracılığı ile yürütebilmekte. Bu bağlamda STDV’den alınan hibe desteği, çoğu zaman gönüllü olarak gerçekleştirilen çalışmanın, katılımcılara daha iyi imkanlar sunacak ve kolaylaştırıcı olarak emek verecek hak savunucularına da maddi destek sağlayabilecek şekilde yürütülmesine imkan sağlamakta. Bunun yanı sıra söz konusu çalışmanın STDV gibi bir vakfın hibesine gerçekleştirilmesi çalışmayı kurumsallık katarak atılacak adımların daha yapılandırılmış ve planlı olmasına da aracılık etmekte olduğunu düşünüyoruz.

 

 

BoMoVu Çocuk Fonu Dahilinde Yapacaklarını Anlattı

By | Röportaj | No Comments

Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştirip sporun içinde varolan ayrımcılıkla mücadele eden BoMoVu ile aldıkları Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında yapacaklarını konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu) hangi sosyal problemden yola çıkarak kuruldu? Genel olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

BoMoVu: Bizleri BoMoVu’nun kurulmasına getiren süreç, 2013 yılında İstanbul’da göçmen erkek çocukların yaşadığı bir sığınma evinde Nil ve Gözde’nin gerçekleştirdiği Muay Thai etkinliğiyle başladı. Etkinlik sayesinde bu tür buluşmaların beklediğimizden daha büyük etkileri olduğunu farkettik. Bu koşullarda yaşayan kişiler için genellikle temel sağlık, beslenme, ulaşım üzerine gidilirken mutlulukları ve hayattan alacakları zevklerin güçlenmeleri için önemli bir faktör olduğu atlanıyor. Bu tür durumlarda sporun kişilerin kendilerine güvenmeleri ve yeteneklerine inanmaları konusunda güçlendirici etkisi üzerinde durmaya karar verdik. Kendi bireysel hikayelerimizle de birleşince eleştirel bir perspektiften sporu yeniden düşünmeye başladık. Aileden uzak ve eğitim olanakları kısıtlı kişilere, hayatta mutlu ve güçlü olabilmeleri için spor üzerinden bir alan yaratmak gündemimiz oldu.

Nil’in Hrant Dink Vakfı’nın Sınırları Aşıyoruz Programı kapsamında Ermenistan’da Kadın Kaynak Merkezi’nde gerçekleştirdiği Capoeira programı da besleyici oldu. Buradaki deneyim toplumsal cinsiyet eksenli bir perspektife yönlendirdi. Kadın bedenini hapseden varsayımlar ve sosyal beklentileri sarsmak üzerine tasarlanan bir program gerçekleşti. Bu sonraki çalışmaları da etkiledi.

Sonuçta fiziksel sağlığın, psiko-sosyal güçlenmedeki etkilerini deneyimledikçe heyecanımız arttı. Bunları daha fazla insanla paylaşmanın zamanı geldi dediğimiz anda da Ağustos 2015’te BoMoVu’yu kurma fikri oluştu.

Sorunları görüp kenara çekilmektense kendi çözümlerimizle sahada kalmakta ısrarcı olduk. En temelde, BoMoVu olarak fiziksel aktivitelere ulaşımın bir hak olduğuna, spor ve beden hareketini kullanarak insanların dünyaya bakma biçimlerini ve davranışlarını etkileyebileceğimize inanıyoruz. Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiriyoruz. Şu anda faaliyet gösterdiğimiz projelerden ikisi: İstanbul’da yaşayan farklı yaş gruplarından mültecileri içeren “Hareketin Özgür” ve birazdan bahsedeceğimiz “Barışa Oyna”.

 

DV: “Spor ve oyun” çalışmalarınızda nasıl bir rol oynuyor? Çocuklar üzerindeki etkisini nasıl yorumlarsınız?

BoMoVu: Kuruluşa gelen süreçte spor ve oyunun rolünü keşfetmemizin çok etkisi var. 2014 yılında Fatih Gençkal ve Nil Delahaye Urfa’da Capoeira’yı kullanarak bahsettiğimiz Muay Thai etkinliğine benzer programlar gerçekleştirdiler. Bu deneyim de yine bize, yerinden edilmiş çocuklara yönelik beden hareketi ve sporla ilgili çalışmaların iyileşmedeki etkisini gösterdi.  Burada tanıştığımız çocukların çoğu, her şeyi geride bırakmış ve eski hayatlarına dönmek konusunda belirsizliklerle dolu bir yola çıkmışlardı. Spor, bu çocuklara dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar “kendi bedenleri” gibi çok güçlü ve daima yanlarında bulundurabilecekleri bir araçları olduğunu gösterdi.

Sporun bünyesinde barındırdığı hoşgörü, kapsayıcılık, eşit haklar, erdem, haz, mutluluk, sevgi ve saygı gibi değerler oyunda da öne çıkıyor. Oyunlar aracılığıyla çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmanın mümkün olduğunu gördük. Çocukların hareketini kısıtlayan, onları ‘çiçek çocuklar’ olarak isteyen şehir hayatı ve yaygın eğitim ortamında her şeyden önce oyuna davet edilmekten mutlu olduklarını görüyoruz. Oyunlar aynı zamanda çocuklar için kendilerini oldukları gibi ifade edebilecekleri özgür bir alan sağlıyor.  Bu alanda, çocuklarla iletişime ve öğrenmeye imkan veren ortam kendiliğinden oluşuyor.

 

DV: Çocuk Fonu dahilinde “Barışa Oyna” projesi için destek alıyorsunuz? Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?

BoMoVu: Barışa Oyna projesi, çocuklarla çalışmak üzere geliştirilen beden hareketi odaklı bir oyun programıdır. Projenin öncelikli amacı, oyunların bünyesinde barındırdığı özgürlük alanından faydalanarak çocukların sınır ötesi algısını iyileştirerek, çocuklarda barış kültürünün oluşmasına katkıda bulunmak. Bunu yaparken, kültürel mirasın önemli bir parçası olan çocuk oyunlarını kendimize araç edindik. Sporun bünyesinde barındırdığı değerleri oyunlar aracılığıyla ön plana taşıyarak, çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmayı, yaşadıkları bölgeden kaynaklanan ‘öteki’ olarak algıladıkları bütün kimlikler hakkındaki ön yargılarını tanımalarına ve sorgulamalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz.

Barışa Oyna’nın gerçekleşmesi için bir ön araştırma ve takip eden günlerde belirlenen şehirde yaşlılarla bir araya gelerek sözlü tarih görüşmeleri yapıyoruz. Bu görüşmeler oynadıkları oyunlar ve çocukluk dönemlerindeki öteki ve sınır algıları etrafında şekilleniyor. Ardından bu oyun ve anlatıları değerlendirerek çocuklarla oynamaya hazır oyun uygulamaları ve çözümleme sorularını geliştiriyoruz. Çocuklarla oynarken, oyunlardaki deneyimleri üzerinden çocukların ürettiği söylemlerin ortaya çıkabilmesine odaklanıyoruz. Oyunlar ve ardından yapılan çözümlemeler; barış, sınır, birlikte yaşam, öteki, düşman algısı, kültürel miras gibi kavramlar etrafında şekilleniyor. Çocukların oyundaki deneyimleri üzerinden kendi sözleriyle, ön yargıları ve bazı çelişkileri keşfetmelerinin ve  değerlendirmelerinin geliştirici bir deneyim olduğunu görüyoruz. Oyunla gelen mutlu anlarda bu tür değerlendirmeler yaparken etkileyici diyaloglar gelişebiliyor.

 

DV:“Barışa Oyna” bir devam projesi, bu dönemde gerçekleşecek olan projenin önceki dönmelerden bir farkı var mıdır? Varsa nelerdir?

BoMoVu: Barışa Oyna projesi 2016 yılında Kars ve Ardahan’da başladı. Geçtiğimiz yıl Edirne’de gerçekleştirdiğimiz uygulama ile her deneyimin hem katılımcılara hem de  içeriğin gelişmesine önemli katkılar sunduğunu gördük. Bu nedenle bu yıl Barışa Oyna projesini geliştirmek ve yaygınlaştırmak üzere yola çıktık.

Önceki dönemden farklı olarak, Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın katkısıyla bir yaygınlaştırma eğitimi (eğitmen eğitimi) planlıyoruz. Örnek ön araştırma ve uygulamaların ardından İstanbul’da deneyimleri çoğaltmayı hedefleyen ve 12 sivil toplum kuruluşundan katılımcıları ağırlayacağımız bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştireceğiz.

 

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

BoMoVu: Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu tarafından BoMoVu’ya (Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği) sağlanan finansal destek Barışa Oyna projesinin sürdürülebilirliği konusunda yeni bir yol açmış oluyor. Bu projenin geçmiş uygulamaları çerçevesinde her bölgenin ve şehrin kendine özgü hassasiyetleri ve ihtiyaçları olduğunu gördük. Dolayısıyla tek bir uygulama ve onun üzerinden önerilen çözümden ziyade her bölgenin hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak programı yerelleştirme ihtiyacı doğdu. Bu anlamda STDV’den aldığımız destek, çalışma yapmak istediğimiz sınır bölgelerindeki yapıyı tanıyan ve Barışa Oyna programının gelişmesine katkıda bulunabilecek yerel aktörlerle bir araya gelmemizi sağlaması açısından çok değerli. Bir model önerisi ile farklı deneyimlere katkı sunabilmek önemli bir adım.  Önümüzdeki süreç modeli ve birbirimizi geliştirmek, güçlendirmek için çok iyi bir fırsat. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğimize, hem Barışa Oyna projesine hem de sivil toplum alanında birlikte öğrenme sürecine katkı sunacağımıza inanıyoruz.

Çocuk Fonu Kapsamında Sirkhane Hibe Süreci Başlıyor

By | Röportaj | No Comments

Eylül 2012 yılında Mardin’de kurulan Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), kültürel, sanatsal, sosyal ve hak temelli çalışmalar yoluyla dezavantajlı çocuk ve gençlerin temel haklara erişimlerini sağlayabilmek için çalışmalar yürüten bir kurum. Sirkhane, her çocuğun çocukluk dönemini hak ettiği gibi mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşaması gerektiğine inanarak, sosyal sirk pedagojisini araç olarak kullanıyor.
Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Sirkhane ile kurumun hikayesi ve hibe sürecinde yürütecekleri proje hakkında konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Her Yerde Sanat Derneği’nin oluşum sürecinden bahseder misiniz? Derneğiniz genel olarak ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sirkhane projesi tek seferlik bir festival fikri ile başladı fakat girmiş olduğumuz yolda çocukların tek seferlik bir festival fikrinin ötesinde ihtiyaçları olduğunu fark ettik ve çocukların güzel enerjisi bize burada kalıcı bir sosyal sirk okulu kurma fikrine yöneltti. Aslında biri fotoğrafçı biri ressam şimdi halen dernek başkanlığını yapan Serdal diğeri ben, öğretmen bir arkadaşımız ve bazı gençler ile zaten çalışmalar yapıyorduk, her birimizin farklı farklı alanlarda çalışmaları vardı. Bütün bu çalışmaların varlığı, çocukların ilgisi ve çocuk çalışmasına olan ihtiyaç, dernekleşmemiz ve yeni projelerle yola devam etmemiz gerektiğini gösterdi. Hızlı bir şekilde tüzüğümüzü hazırladık. Felsefemiz belliydi zaten. Dezavantajlı çocuk ve gençler için uzun vadede sürdürülebilir, yaşamlarına dokunabilecek ve değiştirecek, onları etkileyebilecek çalışmalar yapmak istiyorduk. Bunun için dönem, yer, etnik, dil, din hiç önemli değildi. Her Yerde Sanat Derneği işte bu motivasyonla kuruldu ve 2014’ten bu yana Mardin’de çocuklara bir yaşam alanı olarak hizmet vermeye devam ediyor.

DV: Çocuk Fonu dahilinde “Sirkhane” projesi için hibe desteği alıyorsunuz. Yürüteceğiniz proje hangi sorundan ortaya çıktı?
Sirkhane: Yürüttüğümüz proje çocuk alanında yapılan çalışmaların ihtiyacı karşılamamasından hatta yok denecek kadar az olmasından, Suriye Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye gelen çocukların yaşadığı olumsuz atmosferden, sosyal destek mekanizmalarının yetersizliğinden ve belki de kahkanın çok az duyuluyor olmasından diye bahsedebilirim. Zor zamanlarda çalışmalar yürüttük, savaşlar görmüş, göç etmiş, süregelen bir travmanın etkisinde olan çocuklarımız vardı. Çocuklara kendilerini ifade edecek bir alan açmak, kendilerini geliştirmeleri için onlara olanak sağlamak, başarı hissini tekrar yaşayacakları bir alan çok büyük önem taşımakta onlar için. Sirkhane belki de en çok bu alan ihtiyacına cevap olabiliyor.

DV: “Sirkhane” kavramından kısaca bahsedebilir misiniz?
Sirkhane: Khane, xane, hane; farklı yazılsa da her üç dilde de aynı telaffuz edilen Arapça, Kürtçe ve Türkçe dillerinde ev anlamına gelen aidiyet ve rahat edilen alan çağrışımları yapan bu kelimeyi SİRK ile birleştirince daha sıcak, eğlenceli bir kavram halini almış ve böylelikle SİRKHANE oluşmuş oldu. Mardin’de yaşayan farklı geçmişlerden gelen çocuk ve gençlerin bir araya gelebildikleri, kendilerini ait hissettikleri, ayrımcılığın yaşanmadığı, başka ülkelerden, dillerden, dinlerden herkesin bir arada olduğu ve ortak dil olarak sanatın kullanıldığı bir yaşam alanı olarak var oldu.

DV: Proje, söz konusu sorunu çözmek için nasıl bir fayda sağlayacak?
Sirkhane: Çocukların güçlenmesinde ve becerilerinin gelişmesinde pedagojik bir araç olarak sosyal sirkin gücüne inanarak çocuklara eğlence dışında sosyal sirkin etkili gücünü sunuyoruz. Sirk eğitimlerinde çocuklar yalnızca tahta bacağa binmiyor; arkadaşına güven duygusunu geliştiriyor, büyüklerine hep aşağıdan bakan çocuklara daha geniş bir perspektif sunuyor, bu durum çocuğa çok farklı bir özgüven duygusu geliştiriyor. Sosyal sirk yapan çocuklar bunu bedenleriyle başarıyor. Akrobasi yaparken, top çevirirken diğer insanların şaşkınlıkla izlemesi çocukların başarı hissini güdülüyor ve böylelikle çocukların iyilik hallerinde bir yükseliş görünüyor. Kendilerini ifade edecek, benliklerini geliştirebilecekleri bir alan olarak var olmak çocukların sosyal hayatları için iyi bir alternatif.

DV: “Sanat odaklı” çalışmanın çocuklar üzerindeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Sirkhane: Sanat çalışmaları insan zihni için rahatlama, güzellikler var etme, konuşamadıklarını, ifade edemediklerini çeşitli yollar ile aktarabilecekleri köklü bir alternatif. Aynı zamanda insan psikolojisine olan etkileri de çalışmalarla anlamlı bulunmuş sistematik bir yöntem. Yaratıcılığa, farklı düşünmeye ve olayları değerlendirirken alternatif fikirleri fark etme adına yine önemli katkılar sunmakta çocuklara. Sanat çalışmalarına çocukların ilgisi, katılıma dair motivasyonu bize sanat odaklı çalışmanın çocuklara iyi geldiğini anlatıyor olabilir.

Çocuk Fonu Kapsamında Desteklenen STK’lar

By | Vakıf Haberi | No Comments

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın 0-15 yaş arası çocukların haklarına erişimlerine ve bu hakları kullanımlarını sağlamaya yönelik faaliyetleri destekleyen Çocuk Fonu sonuçlandı. Bu çerçevede bir senelik süre içinde altı kuruma toplam 201.725 TL destekte bulunulması planlandı. Böylece farklı illerde çocuk alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarının projelerini hayata geçirmelerine katkı sağlanıyor.

Çocuk Fonu dahilinde desteklenen kurumlar;

Barış için Müzik Vakfı, çeşitli sebeplerle ekonomik ve sosyal imkanlardan yoksun kalan 7-19 yaş arası çocuklara/gençlere ve  ailelerine yönelik çalışmalar yürütmektedir. Fon kapsamında, Barış için Müzik İlk Adım Orkestrası Projesi destekleniyor. Projenin hedefi, 2020 yılına kadar 10.000 çocuğa ulaşarak Ulusal Çocuk ve Gençlik Orkestra ve Korosu’nu kurmaktır. Bu proje ile 120 yeni çocuğa ve öncelikle onların ailelerine ve yakın çevresine ulaşmayı hedeflemektedir.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği, fikir ve sanat eserleri başta olmak üzere kültürel, bilimsel ve sanatsal eseri üretmesinin desteklenmesi; eğitimlerin düzenlenmesi; öğrencilerin eğitim ve öğrenim süreçlerinde gereken maddi ve manevi desteklerin sağlanması; bu konuyla ilgili sivil toplum ve yardımlaşma faaliyetlerinin etkinleştirilmesi; burs verilmesi; bilimsel, kültürel ve sanatsal ürün ve faaliyetler ortaya konması; toplumsal yaşamın getirisi olarak bireyler arasındaki bağ ve birliğinin geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapmaktadır. Çocuk Hakları Akademisi’nin destekleneceği fon sürecinde, çocuklar ile çalışan meslek erbablarına (sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler, vb.) çocuk hakları eğitimi sağlanacak ve hak ihlallerinin engellemesine yönelik süreçler destekleniyor.

Her Yerde Sanat Derneği; kültürel, sanatsal, sosyal ve hak temelli çalışmalar yoluyla dezavantajlı çocuk ve gençlerin temel haklara erişimlerini sağlayabilmek için çalışmalar yürütmektedir. Çocuk Fonu kapsamında derneğin “Ben Bir Sirk Kahramanıyım” projesi desteklenecektir. Proje, Mardin (Artuklu) İstasyon Mahallesi ve Nusaybin’de bulunan 3 merkezde toplam 300 öğrencinin hafta içi ve hafta sonu verilecek sosyal sirk, resim, müzik, dans, el sanatları eğitimlerine katılmasını ve atölyelerde öğrendiklerini sergileyebilecekleri mini bir festival düzenlemeyi hedeflemektedir.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği; Türkiye’deki her çocuğun mutlu, özgür, ihtiyaçları olan akademik bilgilerin yanısıra gerekli sosyal, duygusal ve bilişsel becerilere de sahip bireyler olarak yetişmesi için çalışmaktadır. Fon kapsamında derneğin “Kırsalda Kaliteli Eğitim Projesi” desteklenecektir. Proje çocuklara yönelik (içeriğini kendilerinin gerçekleştirdiği) yürütülen atölyeler ve öğretmen buluşmalarını içermektedir.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), Türkiye’de sınır bölgelerde yaşayan çocuklar ile “ayrımcılık karşıtı” “öteki” ve “yabancı düşmanlığı” ve “barış” üzerine çalışmalar yürütmektedir. Çocukların güçlendirilmesi için,  yaşadıkları bölgelerde birlikte yaşam kültürüne katkı sağlamak üzerine çalışmaktadırlar. “Barışa Oyna Projesi”yle, sporun bünyesinde barındırdığı hoşgörü, kapsayıcılık, eşit haklar, erdem, haz, mutluluk, sevgi ve saygı gibi değerleri oyunlar aracılığıyla ön plana taşınarak, çocukların çevreleriyle kurdukları ilişkide sosyal kapsayıcılığı temel alan barışçıl bir ortamın gelişimine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der); Diyarbakır’da 7-15 yaş arası çocukların mayın ve çatışma atıkları kaynaklı patlamalardan zarar görmelerini engelleyici faaliyetler yürütmektedir. Fon dahilinde, Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitimi Projesi desteklendi. Proje, mayın ve çatışma atıklarının  sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere planlanan “Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi”nin Nusaybin ilçesi için hazırlanan aşamasını oluşturmaktadır. Projenin, Nusaybin ilçesinde bulunan, devlete bağlı ilkokul ve ortaokulda okuyan yaklaşık 30.000 çocuk ve 500 öğretmen için uygulanması planlanmaktadır.