Tag

Filantropi arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yeryüzü Derneği’ne Kurumsal Hibe Desteği

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Yeryüzü Derneği ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Yeryüzü Derneği ne zaman ve ne amaçla kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve temel çalışmalarından bahseder misiniz?

Yeryüzü Derneği (YD): Yedi ekolojist arkadaş 2009 senesinde bir araya gelerek Yeryüzü Derneği’ni kurduk. Temel çıkış noktamız kentte ekolojik yaşamın mümkün olduğuydu. Bu doğrultudan hiç sapmadan sayısız proje ve etkinlik ile yatay bir şekilde bir araya gelerek bu günlere kadar geldik. İnsanlara ulaşırken hiçbir önyargımız olmadı. Beraber yaşadığımız kentimiz İstanbul’u ancak beraberce daha yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir kent yapacağımızı hiç unutmadık. Özellikle kutuplaşan Türkiye’de, bu kutuplaşmanın tarafı olmamaya özen gösterdik. Hiç kimseye bir üstten bakışla bir şeyler öğretmeye kalkışmadık. Yalnızca deneyim paylaştık. Bunu yaparken anaokulu çocuğu, lise öğrencisi, üniversiteli genç, emekli ve çalışan çeşit çeşit insan çalışmalarımıza özgürce katıldı ve ayrıldı. Sert bir kabuğumuz hiçbir zaman olmadı. Gelenler, gidenler, gönüllüler ve gönlünden koptuğu kadar katkı verenlerle birlikte yürüdük. Bu üslubun çok faydasını gördük çünkü sürekli bir öğrenme edimi içinde kaldık; bir anlamda sürekli çocuk olduk, eğlendik. İlk günden bu yana her işimizi şenlikli yapmaya gayret gösterdik. Neşe ve kahkaha yoksa, o işi üretmeyi bıraktık. Kent bahçeleri, gıda toplulukları, kent kovanları, hasat zamanı, takas şenliği, repair cafe, şiddetsizlik atölyesi, tohum takas şenliği, doğal malzemelerler temizlik, permakültür, ekoköy ve alternatif eğitim gibi ana başlıkları olan ama pek çok yan dal barındıran projelere başladık ve tamamını sürdürerek müthiş bir istikrar örneği sunduk.

DV: Ekolojik hareketle ilgili haberleri son dönem hem kırsalda hem de şehirlerde sıklıkla duymaya başladık. Bu hareket içinde Yeryüzü Derneği kendisini nasıl konumlandırıyor? Genel bir çerçevede alana nasıl bir katkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz kendimizi İstanbul yerelinde bir STÖ olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle etkinliklerimizin tamamı doğrudan bu kentte yaşayanlara dokunan, yaparak öğrenmeye dayalı ve katılımcı bir etkinlikler dizisinden oluşuyor. Etkinliklerimiz birlikte öğrenmeye dayalı, farklılıklara saygı duyan, yatay olan, geontokrasi içermeyen ve katılımcı öğeler içeriyor. Hal böyle olunca etkisi yavaş ama etkili oluyor. Şaşırtıcı ve bir o kadar akılda kalıcı oluyor. Şenlikli ve yemek içmek ve üzerine yeniden düşünmek şeklinde gerçekleşiyor. Bunlar tabii ki basının ilgisini çekiyor. Haber olmadığımız gazete, röportaj vermediğimiz dergi ve çıkmadığımız televizyon kanalı kalmadı. Ama bizim meselemiz bu değil. Biz mikro olana ulaşmayı, niceliği değil niteliği önemsiyoruz. İlk gündan bu yana asla çakma bir iş yapmıyoruz ve çakma işlerin peşine düşmüyoruz.

DV: Farklı şehirlerde de bu konularda çalışan topluluklar oluşmaya başladı. Genel olarak benzer kuruluşların, ama özel olarak Yeryüzü Derneği’nin yaşadığı zorluklar nedir? Bu zorlukları aşmakla ilgili de ciddi tecrübeler edindiğinizi düşünüyoruz. Bahsetmek ister misiniz?

İnsanların bir araya gelmesi ve bir mesele üzerinde birlikte çalışması zordur. Türkiye’nin eğitim sistemi rekabetçidir. Birlikte iş yapmak öğretilmez. Tam aksine yanındaki ile yarışman istenir. Bunun sonucu şişen egolar, ben yaptımcılar, kimseye alan bırakmayanlar ve her zaman ön safta olmak isteyenler görünür olur. Bu problemi şiddetsizlik atölyeleri ile çözmeye çalışıyoruz.

İkinci önemli sorunumuz maddi meselelerdir. Sivil toplum ne demektir, nasıl bir güçtür, ülkenin vizyonunu nasıl geliştirir, bireylere katkısı nedir; tüm bunlar 20-30 yıldır tartışılıyor ama ne kadar yol alındı, hepimiz biliyoruz. Maddi sorunlar her adım attığımızda bir de ekstradan çözmemiz gereken sorun olarak kocaman karşımıza dikilmektedir. Örneğin sırf bu nedenle geçtiğimiz Haziran ayında Kadıköy’deki atölyemizin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık.

Üçüncü sorunumuz ise vizyon meselesidir. Asla kısır bir döngünün içine düşmek istemiyoruz. Bu noktada dünyadaki gelişmeleri takip etmek, haber akışını olağan hale getirmek ve yeniliklere kulak kabartıp, önyargısız yaklaşmak gerekiyor. Bunun için insan malzemesinin vizyoner olması ve gençlerin söz sahibi olması çok önemli. Türkiye’nin yaş ortalaması 29 ama karar alma noktalarında belki 50. Yaşlıların özsorumlulukla geri çekilmesi, gençlerin özgüvenle öne çıkması ve fikirlerini paylaşmasını diliyoruz ama bunu yeterince gerçekleştiremiyoruz. Çünkü yaşlılarda yeteri kadar özsorumluluk ve gençlerde yeteri kadar özgüven yok.

DV: Çalışmalarınızda hedefiniz toplumun her kesimine ulaşmak olsa da, önceliğinizin kadınlar ve çocuklar, bunun sebebi nedir?

YD: İster istemez gelişen bir süreç bu. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklardan etkinliklerimize büyük ve yetişemediğimiz bir talep var. Ekolojik bahçe yapmak, permakültür öğrenmek ve ekoköyümüzü ziyaret etmek istiyorlar. Kadınlar ise gıda konusunda çok duyarlılar; kimyasala bulaşmış ürün istemiyorlar, evlerini doğal malzemelerle temizlemek, ekşi mayalı ekmek pişirmek ve fermente ürünler tüketmek istiyorlar. Geleneksel olarak tohumu kadınlar saklıyorlar. Nihayetinde kadınlar ve çocuklar böylece nicelik olarak en önemli katılımcılarımız oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Bu hibe sürecinde özellikle kurumsal gelişim temelindeki önceliklerinizden bahsetmeniz mümkün mü?

YD: Eleştiriye açık, eksiklerini fark edebilen ve bunları tamamlayanlar ayakta kalabiliyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim özlemini çektiğimiz arşiv çalışmamız için çok önemli. Çünkü istatistiki rakamlar yıllardan yıllara derneğimizin nereden nereye geldiğini ya da gelemediğini gösterecek. Bu veriler ışığında sonraki yıllar için yeni hedefler koyup, adımlarımızı sıklaştıracağız. Ayrıca bu desteğin bizi daha görünür kılacağını umuyoruz. Çünkü farkına vardığımız açıklarımız için desteğe, henüz varamadıklarımız için dışarıdan bir göze ihtiyacımız var. Umuyoruz ki 2019 senesi, bizim onuncu yılımız, bu sayede bir gözden geçirme ve ikinci on yılına dahi bir güven ve sağlam adımlarla devam etmek için düşünme, tartışma ve değerlendirme yılı olacaktır.

GençLGBTİ+ Derneği ile Kurumsal Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz GençLGBTİ+ Derneği’nin yaptığı çalışmaları, derneğin kuruluş sürecini ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Genç LGBTİ+ Derneği aslında çok da eski bir kurum değil. Kurulma süreciniz ve bugünkü genel olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

GençLGBTİ+ Derneği: Evet, Derneğimiz Ağustos 2016’da kuruldu ve Aralık 2016’dan beri faaliyet yürütmekte. Biraz kurulma aşamasından bahsedeyim. Genç LGBTİ+ Derneği İzmir’de Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin LGBTİ+ örgütlerinde aktif faaliyet yürüten birkaç arkadaşın bir araya gelmesiyle kurulan bir dernektir. Kendi okul topluluklarımızda faaliyet yürütürken işlerin yolunda gittiğini, görünürlük ve bilinç yükseltmenin arttığını görmeye başladığımızda daha fazla insana ulaşmamız gerektiğini hissettik. Bir yandan daha fazla insana ulaşma ve görünür olma, diğer yandan da ayrımcılığa karşı gerçekleştirmek istediğimiz etkinlik, toplantı, projelere erişimimizi kolaylaştırmak açısından bir dernek kurma fikrini benimsedik ve Genç LGBTİ+ Derneği böylece kuruldu.

Derneğin çalışmalarından bahsedeyim biraz. Genç LGBTİ+ Derneği olarak birden fazla kanal aracılığıyla danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Açılma, askerlik, hak temelli talepler, cinsel sağlık, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair sorular, beden geçiş süreci gibi konularda danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu danışmanlıklar sosyal medya, mail ve telefon üzerinden ya da yüz yüze randevu ile verilmektedir. Ayrıca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden doğan hak temelli taleplere yönelik de hukuki danışmanlık hizmeti bulunmaktadır. Buna ek olarak talepler doğrultusunda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair oluşturulan akademik materyallerin hazırlanması sürecinden, bu materyallerin değerlendirilmesi sürecine kadar akademik danışmanlık da vermekteyiz.

Bahsettiğim danışmanlık hizmetleri dışında doğrudan uzman gerektiren taleplerle ilgili uzmana erişimi kolaylaştırmaktayız.

Danışmanlık hizmeti dışındaki çalışmalarımızdan bahsedeyim. Düzenli olarak LGBTİ+ kişilerin ailelerinin oluşturduğu İzmir Aile Grubu ile buluşmalar düzenliyoruz. Kişilerin ailelerine açılma süreçlerinde ailelerin danışabileceği bir yer olarak İzmir Aile Grubuyla birlikle örgütlenmeyi, ayrımcılığın ilk başladığı yerin aile içinde olması bakımından buraya temas etmeyi önemli buluyoruz. Yine düzenli olarak bir uzman moderasyonunda düzenlenen açılma sohbetlerini gerçekleştiriyoruz. Bunların dışında her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimiz var. Bunlardan ilki LGBTİ+ Gençlik Festivali. Bu festival sinema, tiyatro, konser, piknik ve çeşitli sosyal atölyelerin yanı sıra akademik bilgilerin alındığı, çeşitli gençlik çalışan LGBTİ+ kurum, STK, Toplulukların yer alıp deneyim aktarımlarını paylaştığı geniş skalalı bir festivaldir. Bir diğer etkinliğimiz ise Aktivizm Okulu’dur. 10 haftalık süren bu okul alanında uzman olan kişilerce çeşitli konularda verilen eğitimleri kapsıyor. Yine her yıl cinsel sağlık alanında bilgi tazelemek ve güncel bilgileri paylaşmak adına düzenlediğimiz 1 Aralık Haftası etkinliklerimiz vardır.

LGBTİ+ gençleri çalışmasının temeline yerleştiren Genç LGBTİ+ Derneği olarak, LGBTİ+ gençlerin yurt deneyimlerinde yaşadığı ayrımcılığa, nefret söylemine ve nefret suçlarına yönelik problemlerinin aktarıldığı ve çözüme dair beklentilerinin olduğu bir yayın çıkarmıştır.

DV: Türkiye’de artık bir çok şehirde LGBTİ+ kuruluşları mevcut. Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi hakkında bilgi vermeniz mümkün mü? Ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

GençLGBTİ+ Derneği: Aslında birçok şehirde LGBTİ+ kuruluşları var diyemem. Son yıllarda Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin güçlendiğini söylesem de karşılığında yasaklanmalar tecrit edilmeler ve ayrımcılığın birçok şekline maruz kaldığımızı da belirtmem gerek.

Türkiye’de LGBTİ+ hareketi 1994 yılından bu yana aktivizm yapmaya ve görünür olmaya çalışmaktadır. Türkiye’deki homofobi/bifobi/transfobinin boyutunun ne denli büyük olduğuna baktığımızda LGBTİ+ hareketinin kazanımlarının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle 2013-2014 yıllarında hem hukuki hem toplumsal alanda LGBTİ+ varlığı ve hareketi büyük bir ivme kazandı diyebilirim. Fakat sonrasında ülkedeki gündemin değişmesiyle birlikte bir gerilemeden bahsetmek mümkün. Buna rağmen kazanımlarımızı sabit tutmak için de elimizden geleni yapıyoruz. İnsan hakları taleplerimizi söylemeye, konuşmaya, gündemleştirmeye devam ediyoruz, edeceğiz.

DV: Gençlere nasıl ulaşıyorsunuz? Bu kişilerle ilişkinizde nasıl bir yol izliyorsunuz?

GençLGBTİ+ Derneği: Genç LGBTİ+ Derneği LGBTİ+ gençlerin kurduğu bir dernektir. Nitekim adının “genç” olmasının sebebi de şimdiye kadarki iletişim ağımızın gençler olması, LGBTİ+ gençlerin sosyalleşme ihtiyacı ve bu alanda çalışmak istediğimiz içindir. LGBTİ+ gençlere üniversite topluluklarıyla doğrudan bağ kurarak, akran sohbetleri ve açılma atölyeleri geliştirerek, bilhassa LGBTİ+ gençlerin -sosyalleşmenin görünürlük açısından zor olduğunu vurgulayarak- sosyalleşebilecekleri buluşmalar düzenleyerek (piknik, oyun turnuvaları, parti) ulaşıyoruz. Bir yandan dernek çalışanlarının da genç olmasını önemsiyoruz. Bu da gençler arası erişimi kolaylaştırıyor diyebilirim.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini hangi kurumsal ihtiyacınız için kullanacaksınız?

GençLGBTİ+ Derneği:  STDV’den aldığımız hibe desteği ile dernek ofisimizin fiziksel ihtiyaçlarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve ofis içi ve ofis dışı iletişimi yönetmek ve güçlendirmek için ihtiyaç duyduğumuz Ofis ve İletişim Koordinatörü istihdamı için kullanacağız. Bu koordinasyon ile kurumsal devamlılığın sağlanması, ofis ve derneğin birimleri ile ilgili yapılacak olan program ve planlama, iletişim ve  kapasite güçlendirme eylemliliklerinin gerçekleşmesi hedeflenmektedir.

DV: 2019 takviminizde neler yapmayı hedefliyorsunuz? Gelecek planlarınızdan bahseder misiniz?

GençLGBTİ+ Derneği: Uzun zamandır yerel yönetimlerle -hem belediyeler hem de kent konseyleri ile- temas halindeyiz. LGBTİ+ dostu yerel yönetimlerin neler yapması gerektiği konusunda önerilerimizi sunuyoruz ve ortak çalışmalar planlıyoruz. 2019’da yapılacak yerel seçimleri, özellikle karar alıcılara yönelik yürüteceğimiz savunuculuk faaliyetleriyle bu çalışmaların geliştirilmesi açısından fırsat olarak görüyoruz. Belediye başkan adaylarını hedefleyen ve LGBTİ+ dostu belediyecilik çalışmaları için olması gerekenleri sıraladığımız bir taahhütname kampanyası yapacağız. Seçimden sonra bu taleplerin takipçisi olacağız ve hayata geçirilmesi için belediyelere destek olacağız.

Geleneksel hale gelmesini istediğimiz LGBTİ+ Gençlik Festivali’nin üçüncüsünü geliştirerek hazırlayacağız. Festivalin içeriğini de gönüllü toplantıları yoluyla LGBTİ+ gençlerin talepleri üzerine şekillendirmeyi planlıyoruz. Yine her yıl düzenlediğimiz Aktivizm Okulu, 1 Aralık Haftası, Aile Buluşmaları, Açılma Sohbetleri etkinliklerinin de devamlılığını sürdürmeyi hedefliyoruz.

LGBTİ+ gençler ile gençlerin üniversite yaşantılarına, sorunlarına, taleplerine ve önerilerine dair bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Bu şikayet ve taleplere yönelik bir yayın oluşturmak da hedeflerimizden biridir.

Genç LGBTİ+ Derneğinin sağlık, hukuk, danışmanlık gibi birçok alanda çeşitli birimleri bulunmaktadır. 2019 yılında bu birimlerin çoğalması ve geliştirilmesin, hedefliyoruz. Uzman havuzumuzu güncellemek ve genişletmek, daha fazla insana erişim için kütüphanemizi genişletmek de hedeflerimiz arasındadır.

 

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Proje Desteği Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Proje Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Türkiye Omuriliği Felçlileri Derneği, omurilik felçlilerinin tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal sorunlarının çözümü ve yeni omurilik felçlilerinin oluşmaması için hizmet vermek amacıyla 1998 yılında kuruldu.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında “Erişebilirim Projesi’ kapsamında olan çalıştay organizasyonu, uzaktan eğitim platformu, dijital eğitim paketi ve video çekimlerine destek verdik.

Derneğin, proje kapsamında yaptıkları ve gelecek planları ile ilgili röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): “Erişebilirim” projesi için hibe desteği aldınız. Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD): Erişilebilirlik bir kavram olarak, genellikle engelli kişilerin toplum yaşamındaki tüm alanlara ve mekanlara olan katılımı ile ilişkilendiriliyor olsa da aslında herkesi etkileyen veya kısıtlayabilen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kısıtlamalar hayatımızdaki birçok yerde, kimi zaman mimari ölçekteki uygulamalarda, kimi zaman ise kullandığımız çok basit ve temel ürünlerde etkileşim sorunlarına yol açabilmektedir. Bu sorunların aslında temelinde, bu sistemleri, yapıları, mekanları veya ürünleri tasarlayan profesyonellerin herkes için engelsiz bir şekilde tasarlanabilmesine olanak sağlayacak bilgiye “erişememesi” bulunmaktadır. Bununla birlikte, Ülkemiz nüfusunun %12,29’unun engelli bireyler ve süreğen hastalardan oluştuğu gerçeği de göz önüne alındığında, engelsiz tasarımın önemi daha da dikkat çekmektedir. Bu nedenle, erişilebilirlik konusunda herkesin ulaşabileceği bir bilgi kaynağı oluşturulabilmesi amacıyla Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği tarafından “ERİŞEBİLİRİM” projesi geliştirilmiş ve sonucunda da erişilebilir yapı ve çevreden ürün tasarımına kadar mimarlık, tasarım ve mühendislik alanlarında kullanılabilecek sanal ortamda bir platform oluşturulması amaçlanmıştır. Güncel yaşamın içinde kullanılan tüm mekan, zemin, eşya ve benzeri tasarımların farklı üretim aşamalarında görev alan profesyoneller başta olmak üzere üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev alan akademisyenler, belediyelerin ilgili birim temsilcileri, konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarının üye, gönüllü ve çalışanları ile diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri projenin hedef gruplarını oluşturmaktadır.

DV: Proje kapsamında gerçekleştirilen sempozyum ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje faaliyetlerinden birisi olarak düzenlediğimiz sempozyum, 26 Ocak 2018 tarihinde geniş katılımlı bir grupla gerçekleştirilmiştir. Erişilebilirlik konusunun mesleki eğitim içerisine nasıl ve ne düzeyde entegre edildiği, eğitim açısından ne ifade ettiği ve mesleki açıdan farkındalığın nasıl artırılabileceği gibi konulara bir tartışma zemini oluşturmak ve geliştirilecek olan engelsiz tasarım kılavuzunun içeriğini planlamak bu sempozyumun öncelikli konuları arasında yer almıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve İstanbul Rumeli Üniversitesinden akademisyenlerin söz aldığı sempozyumda “Engelsiz Kent Farkındalığı”, “Mimari Tasarım Sürecinde Erişilebilirlik”, “Kapsayıcı Tasarımın Önemi”, “Endüstri Ürünleri Tasarımı Eğitiminde Herkes İçin Tasarım” başlıkları ön plana çıkarılmıştır.

DV: Sanırım bir de çalıştay yapıldı? Sempozyum ile ikisi arasında nasıl bir fark var?
TOFD: Evet, proje kapsamında 20-21 Mart 2018 tarihlerinde bir de çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştayın ilk gününde, erişilebilirlik hakkında genel tartışma ve değerlendirmeler yapıldı, erişilebilirlik ile ilgili alt temalar tartışıldı ve Erişebilirim Platformunun ön taslak çalışması katılımcılarla paylaşılarak yapıcı geri bildirimleri alındı. Sempozyumda, fiziki erişilebilirliğin eğitim süreçlerindeki aksayan yönlerinin neler olduğu, söz konusu eğitim içeriklerinde iyileştirmeye açık alanların belirlenmesi ve bu alanların mesleki eğitime yansıtılması için gereksinimler tartışıldı. Çalıştayda ise erişilebilirliğin bir kavram olarak ele alınmasından başlayarak deneyimsel paylaşımlar, kullanıcı ve uzman deneyimleri ile hedef grubun dışındaki bireyler için erişilebilirliğin neler ifade ettiği yanıtının arandığı farkındalık çalışmalarına kadar konu geniş bir perspektiften ele alındı. Yani çalıştay, tüm sahayı kapsayan bireysel bir bakış açısıyla yaklaşırken, sempozyum erişilebilirlik sorunlarının eğitim boyutunda ele alındığı bir toplantı olarak gerçekleştirildi.

DV: Projenin yararlanıcılar üzerindeki olası etkisinden bahseder misiniz?
TOFD: Projenin tasarımı gereği yararlanıcılarını, TOFD’nin çalışma alanında bulunan ve hizmet götürdüğü engelli bireylerin dışında kalan kişiler olarak tanımlamak yanlış olmaz. Engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran/zorlaştıran meslek elemanlarından, akademisyene, kamu çalışanlarından özel sektör temsilcilerine kadar geniş bir alanda farkındalık yaratmasını beklediğimiz Erişebilirim Platformu proje süresi içinde yayınına başladı. Sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında yeni içeriklerin eklenmesi yanında platformun tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hızlandırılması da hedeflerimiz arasında. Akademi dünyasında ses getiren ve bu alana giren meslek eğitimi içerikleriyle ilgili tartışmaların başlaması için kaynak oluşturan platformun, kamuoyu farkındalığı noktasında etkisinin büyümesi için tanıtım ve görünürlük çalışmalarının güçlendirilmesine ihtiyaç var. İlgili alanda ayrıntıları verilen sürdürülebilirlik planı çerçevesinde yeni fon kaynakları bulmak ve TOFD kurumsal iletişim faaliyetlerine ek olarak zenginleştirilmiş görünürlük çalışmalarıyla platformun tüm kamuoyuna tanıtımının gerçekleştirilmesi için çalışmalara başladık bile.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
TOFD: Sahadaki reel bir ihtiyaçtan doğarak hazırlanan Erişebilirim Projesi, STDV tarafından desteklendiği için belli bir zaman faaliyet planı içinde, belirli bir bütçeyle gerçekleştirildi. Çalışmanın bir proje mantığı içinde tamamlanması ve özellikle platformun oluşturulması için mali desteğin kullanılması sonucun verimli olmasını destekledi.

DV: Bundan sonraki plan ve çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje ortağımız Mimar Sinan Üniversitesi’nin mimarlık, endüstriyel tasarım, şehir planlama bölümleri başta olmak üzere ilgili bölümlerinden akademisyenlerle çalışmalarımız devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yaptığmız ve projenin sürdürülebilirliğini konuştuğumuz olgunlaştırma toplantılarında;
Erişebilirim platformuna eklenmesi gereken içeriklerin konu başlıkları,
⦁ Bu içerikleri oluşturacak ve çekimlerde görev alacak uzmanların kimler olabileceği,
⦁ Platformun meslek elemanı ve ilgili alan uzmanları tarafından izlenirliği ve kamuoyu farkındalığını arttıracak tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hangi araç ve kanallardan yapılması gerektiği başlıkları ele alındı.
⦁ Özetle; erişebilirim platformunun, ortopedik engelli bireylerin hayatını güçleştiren her türlü fiziki erişim engeli için uyarıcı, farkındalığı arttırıcı, meslek elemanlarının doğru kararlar almak/vermek için yararlanacağı bir mecra olması için çalışmalara devam ediyoruz.

Barış için Müzik Vakfı’na Şartlı Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek

Daha önce kurumsal hibe programı ve Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Barış için Müzik Vakfı, 2005 yılında İstanbul’un Edirnekapı bölgesinde kuruldu.

Edirnekapı’da yaşayan imkânları kısıtlı çocuklara ve gençlere yönelik başlattığı ücretsiz müzik eğitimi modelini, İstanbul dışında Türkiye’nin başka şehirlerine ve hatta kasaba/köy vb. küçük yerleşim birimlerine de taşıyarak çalışmalarını ülke tabanına yaymayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı, faaliyetlerinin devamı için Şartlı Hibe Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation fonu kapsamında Selin Yiğitbaşı’nın bağışıyla destekleniyor.

Bu kapsamda, Vakfın 6 Kasım 2018- 1 Şubat 2019 tarihleri arasında idari giderlerine katkı sağlanıyor.

Vakıfla ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradaki röportaja göz gezdirebilirsiniz.

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği ile Kurumsal Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj

İzmir’de mültecilere yönelik ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren bir STK olan Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) ile, 13 Ağustos 2018- 14 Ocak 2019 tarihleri arasında Kurumsal Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) mültecilerle çalışıyor. Türkiye’deki mültecilerin ne tür problemleri var, genel bir resim çizer misiniz?

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ): Türkiye’deki mültecilerin en temel sorunları arasında eğitim, entegrasyon ve istihdam yer alıyor.

25.000’den fazla çocuk okula gidemiyor. Çocukların büyük çoğunluğu Türkçe bilmiyor, ulaşım için paraları yokken yürümek içinde okul mesafeleri çok uzak, 12 yaşından küçük çocukların çoğu İzmir’de fabrikalarda ve tarlalarda çalışıyor, bir kısmı ise evde kalıp kendinden küçük diğer çocuklara bakmak zorunda çünkü ebeveynleri günde ortalama 14 saat çalışıyor ve bunların dışında okula kabul edilmeme, kabul edildikleri okullarda zorbalığa uğrama, kamplarda yaşayanların ise adresleri olmadığı için eğitime erişememe durumları söz konusu.

Türk toplumu tarafından kabul görmeyen mülteciler İzmir’deki Basmane gibi daha fakir bölgelerde yaşıyorlar. Bölgede konut talebindeki artış ve kiraların yükselişi yüzünden Türkler de zorluk çekiyor. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon mülteci yaşıyor bu yüzden bir çok devlet hizmetine aşırı derece de yüklenme var hastanelerde uzun bekleme sürelerine neden oluyor bu durum bu da Türk nüfusu arasında öfke yaratıyor bunun dışında çalışma izni alamadıkları için kayıt dışı çalışıyorlar ve bir Türk’ün maaşının üçte birini alıyorlar bu yüzden de işverenler Türk işçilerden daha çok mülteci işçileri kabul ediyor.

DV: Siz bu kitle içinde özellikle kadın ve çocuklar ile çalışıyorsunuz. Neden özellikle kadınlara ve çocuklara odaklanıyorsunuz?

TİAFİ: Aslında sebebi çok da zor değil. En savunmasız olanlar kadınlar ve çocuklar olduğu için onlara ağırlıklı olarak odaklanıyoruz. Birçok genç annenin savaşta eşleri ölmüş veya kaybolmuş bu yüzden onların bizim TİAFİ’de verdiğimiz destek sistemine ihtiyaçları var.

DV: Bir çok sivil toplum kuruluşu (STK) da mültecilerle çalışıyor. Ancak sizin gibi mahalle düzeyinde çalışan küçük ve taban örgütü sayısı az. Böyle bir kurum olmanın ne tür avantajları ve dezavantajları var?

TİAFİ: İzmir’in kalbinde küçük bir STK merkeziyiz. Mülteciler ve imkanları yetersiz olan Türkler ile çalışıyoruz. Sorunlarını ilk elden öğreniyoruz. Kadınların ve çocukların gelebilecekleri güvenli bir yeriz. Büyük STK’lar veri toplamak için çok zaman harcıyor, biz ise sorunları topluyor ve çözüyoruz. Bir avantajımız ise BMMYK, WFP ve UNICEF gibi büyük bir STK ile toplantılara gittiğimizde, alanda onlara mülteciler hakkında değerli bilgiler verebilen bölgedeki tek grup olduğumuz gerçeğidir.

Bunların yanı sıra merkezi döndürecek personelimiz yerine gönüllülerimizin olması ve bu gönüllülerin kalıcı olmaması bizim için büyük bir sorun. Bu yüzden bir finansal destek almamız gerekiyor ve aldığımız bu finansal destek sonrasında yarı ve tam zamanlı çalışan bir kadroya ihtiyacımız var.

DV: İzmir özellikle son senelerde, İstanbul başta olmak üzere, farklı şehirlerden gelen insanların nefes almak için de göç ettiği bir şehir olma özelliğine sahip hale geldi. Hem mültecilerin hem de bu yeni Türkiye içi göçün kesişiminde İzmir’i sivil toplum faaliyetleri açısından değerlendirebilir misiniz?

TİAFİ: Birçok insan İstanbul gibi yerlerden İzmir’e yaşamın hızı daha yavaş olduğu için geliyor ama mülteciler sadece iş için ya da bir aile üyesi burada yaşadığı için geliyor.
Mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için yeterli sayıda STK’nın olmaması buradaki mülteciler için olumsuz bir durum teşkil ediyor. Eğitim için başka alternatifleri olmayan mültecilere İzmir’deki STK’ların verdiği Türkçe dersleri kolaylık sağlıyor ama çok alternatifleri olmadığı için mültecilere iş bulmaya çalışan bir STK çok başarılı olamıyor. Mülteciler Türkçe konuşamadıkları için bilgiye çok ihtiyaçları var. Mültecilerin hayati bilgilere ulaşması çok zor. Bazı STK’lar çocuklar için oyun grupları sağlamakta, ancak maalesef, entegrasyon için hayati olan Türk ve Suriyeli çocukların birlikte olamamaları durumu zorlaştırıyor. Bazı STK’lar kadınlar için tavsiye merkezleri sağlıyor, ancak daha fazlasına ihtiyaç var.

DV: Önümüzdeki dönem merkeziniz bünyesinde hangi faaliyetleri yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

TİAFİ: Entegrasyonun çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve merkezimizde bir aşevi mutfağımız var. Şu anda her gün yerel bölgeden yaklaşık 150 Türk ve Suriyeli insanımız öğle yemeğine geliyor. Gün geçtikçe lira güç kaybetmekte bu yüzden de aşevi için yaptığımız alışveriş fiyatları günlük olarak artıyor ve bu yüzden bu proje için destek bulmamız gerekiyor. Uzun vadede buna yardımcı olabilecek bir projeyle de ilgilenmekteyiz. Yerli halkın ve mültecilerin satın alma gücü yaklaşık % 30 azaldı, bu da masada daha az yiyecek anlamına geliyor. Çiftçi ya da fabrikalardan doğrudan büyük miktarlarda satın alarak aracıyı kaldırmayı umuyoruz. Eğer bu örneği gerçekleştirebilirsek, bu imkanı yetersiz olan Türklere ve mültecilere örneğin 50 kiloluk bir pirinç çuvalının yarı fiyatına temin edilebileceği anlamına gelir. Bu entegrasyon hedeflerimizi destekleyecektir.

Bunlara ek olarak kadınlar için ayda iki seminer yapacağız. Bilgi masamıza daha fazla danışman ekleyeceğiz. Ayrıca şu anda entegrasyonu desteklemek için Türk ve Suriyeli çocuklarla bir oyun grubu kurmaktayız.

DV: Çeşitli vesilelerle çalışmak için Türkiye’ye gelen ve burada yaşamaya başlayan – özellikle kadınların – sivil toplumda daha aktif olmaya başladığını görüyoruz. Buna C@rma, Small Projects gibi kuruluşlar da örnek olarak verilebilir. TIAFI içinde de böyle kadınların aktif olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz?

TİAFİ: Suriye’den gelen kadınların birçok psikolojik sorunu var. Türkçe bilmiyorlar. Pek çoğunun burada ailesi yok ve aynı zamanda aileleri olanlar için ise barınma ve yiyecek sağlamak gibi büyük sorumlulukları var. Tiafi’de biz birbirine kenetlenmiş bir topluluğuz. Amaçlarımızdan biri kadınları güçlendirmek. Entegrasyonu desteklemek için kadınları Türkçe dersleerine katılmaya teşvik ediyoruz. Ayrıca yaptığımız bazı eğitimler aracılığıyla işlere erişebiliyorlar. Onları seminerler ile destekliyoruz. Aynı zamanda mültecileri ve benzer zorlukları yaşayan Türkleri de desteklemek için kadınlarımızı gönüllü olmaya da teşvik ediyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini ne için kullanacaksınız? Hibe sürecinin nasıl bir etki yaratacağını düşünüyorsunuz?

TİAFİ: Fon kaynaklarını bulma üzerinde çalışması için bir eleman görevlendireceğiz.
Yapacağı değişiklik, bir toplum merkezi olarak büyüyüp daha güçlü hale gelmemize ve uzun vadede daha fazla insana olumlu bir şekilde yardımcı olabilmemizi sağlayacak.

Galata Rum Okulu Vakfı’na Proje Hibe Desteği

By | Röportaj

Proje Hibe Desteği Programı kapsamında desteklediğimiz Galata Rum Okulu Vakfı‘nın geçmişten günümüze olan hikayesini, yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuğumuz röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Galata Rum İlköğretim Vakfı (Galata Rum Okulu) ne zaman kuruldu? Kurulduğu tarihten bu yana okul faaliyetlerine ek son dönemde Galata Rum Okulu da oldukça renkli kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor. Biraz bahsedebilir misiniz?
Galata Rum Okulu Vakfı (GROV): Galata Rum Okulu, 1885 yılından itibaren başlayan inşa sürecin ardından, dönemin önde gelen ve Rum cemaatinin eğitimi konusunda büyük katkılar sağlamış olan filantroplardan Eleni Zarifi’nin girişimi ile hayat buldu ve ilk olarak eğitime 1910 yılında başladı. Bu dönemden 1988 yılına kadar modern bir eğitim kurumu olarak hayatına devam etmiş ancak azınlık nüfusuna yönelik gerçekleşen göç ve sürgün politikaları sonrasında eğitim faaliyetlerine ara verildi. Uzun yıllar kapalı ve öğrencisi kalmış olan yapı, 2012 yılında Galata Rum İlköğretim Vakfına geri verilmiş ve 2015 yılında da resmen eğitime kapatıldı. Kültürel faaliyetlere kapılarını açması ilk defa 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleri sırasında başlayan basit onarım sonrasında gerçekleşti. 1. İstanbul Tasarım Bienali, Galata Rum Okulu’nun bir kültür sanat mekanı olarak geleceğe yönelik kimliğinin temellerinin atıldığı ilk etkinliklerdendir diyebiliriz. 2012 yılından itibaren Galata Rum Okulu, IKSV’nin düzenlediği bienallerin dışında farklı kurum, organizasyon ve sanatçılarla birçok ortaklık kurarak çeşitli sergilere, performanslara ve konuşma serilerine ev sahipliği yaptı. Galata Rum Okulu’nda yer alan her sergi ve etkinlik, onları oluşturan sanatçı ve organizasyonların ortaya çıkardıkları ve beraberlerinde getirdikleri binlerce izleyici ile bu hafıza mekanının hayata ve bugüne daha çok bağlamasını sağlayarak, geleceğe adım atması için de daha çok yaşama gücü verdi.

Galata Rum Okulu’nun kurduğu ortaklıkların yanı sıra, özellikle 2015 yılından itibaren her yıl bir sanatçıyı kendi insiyatifi ile davet ederek mekana özel bir proje üretmesi için ağırlamakta. Bunlardan ilki Ceren Oykut’un sergisi ‘’Konstantiniye ve Ayasofya Defterleri’’ ve daha sonraki dönemlerde de Ekin Saçlıoğlu ve Olga Alexopoulou gibi sanatçılara da ev sahipliği yapmıştır.
2014 yılında Hollanda Başkonsolosluğunun MATRA İnsan Hakları Fonu’nun desteğiyle yıllardır kapalı kapılar ardında kalan okul arşivini gün yüzüne çıkarmak üzere Açık Okul Kütüphanesi hayata geçirildi. Öğrenci kayıt dosyalarından, okul kitaplarına, birçok benzeri doküman ve obje temizlenerek, kaydedilmiş ve düzenli bir arşive dönüştürüldü. Bu vesileyle okulun eski kütüphane alanı da gerek sanatçıların proje üretebileceği veya tartışma programları yürütebileceği bir platform gerekse sergilere paralel olan çeşitli kontekstlerde kaynakların okunup tartışıldığı kollektif kitap okuma etkinliklerine yer vermektedir.

Bunun dışında Galata Rum Okulu ekibinin yürüttüğü araştırma ve çalışmalar paralelinde , özellikle Rum kimliği ve toplumsal hafızasından yola çıkarak araştırma bazlı dokümanter sergiler de düzenlemektedir. Örneğin 2015 yılında, Stefanos Yerasimos’un kaybının 10. Yılı vesilesiyle bir anma etkinliği niteliğinde düzenlenen sergi ‘’Yerasimos Okulu’’, bir tarihçi, araştırmacı, eğitmen ve yazar gibi çok katmanlı bir alt yapıya sahip olan Stefanos Yerasioms’un üretimine odaklanan bir sergiydi.
Her sergide farklı bir kimliğe bürünen Galata Rum Okulu, gerek taşıdığı Rum mirasını ve belleğini yaşatmasıyla, gerekse 2012 yılından bu yana düzenlediği ve ev sahipliği yaptığı etkinliklerle, İstanbul’un kültür sanat hayatında önemli bir yer etmiş bir paylaşım ve kültür platformuna dönüşmüştür.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir, kısaca bahseder misiniz?
GROV: Sanırım karşımıza çıkan en büyük sorunlardan birisi Galata Rum Okulu’nun tarihi bir yapı olmasından kaynaklı olarak binanın fiziksel yapısını korumaya çalışma zorluğu diyebiliriz. Binanın kullanımına dair belirli kurallarımız ve sınırlamalarımız olmasına karşılık, neredeyse 100 yıllık bir binada sergilerin olması yapısal anlamda koruma çabamızı zorlayabiliyor mekana yapılan müdahalelerden dolayı. Bu zorluklar bir nevi kültürel mirası koruma meselesinin ve gerekli hassasiyetlerin yeteri kadar genel algıda yerleşmemesinden kaynaklı bence. Dolayısı ile öncelikle tarihi yapılar konusunda, veya esasında her türlü yapıya karşı olan bakış açısının doğru yönlendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bunu kurum olarak kendi çerçevemizde gerek sanatçı veya çeşitli alanlarda üreten kişilerle ortaklıklarımızı doğru yönlendirerek, gerekse bu çerçevede bilinçlendirmeye dair etkinlikler yaparak sağlamaya çalışıyoruz.

DV: Vakfımızın da destekleyeceği ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’ projesi nasıl ortaya çıktı?
GROV: Projeye dair ilk fikir, 4. Tasarım Bienali’nin kavramsal çerçevesini açıklaması ve aynı dönemde Büyükada Rum Yetimhanesi’nin Europa Nostra tarafından ‘Dünyadaki 7 tehlike altındaki kültür mirası’’ listesine seçilmesi ile ortaya çıktı. Tasarım Bienali’nin başlığı ‘’Okullar Okulu’’ ilk açıklandığında, esasında Okulların Okulu’nun Büyükada Rum Yetimhanesi’nin kent ve toplumsal tarih bağlamında bir hayat okulu olarak ta kendisi olduğunu düşünmüştük. Europa Nostra’nın listesine seçilmesi üzerine binanın kurtarılması için ne tür çalışmalar yapılacak, nereden destek bulunacak tartışmaları sürerken, Avrupa’nın birinci, dünyanın ise ikinci büyük ahşap yapısı olan Büyükada Rum Yetimhanesinin toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından esas olarak bilinmemesi ve bir kent hafızası olarak yok olmanın eşiğine gelmiş bu yapının bugününü ve özünü anlayabilmek için geçmişine bir nevi ışık tutmanın önemli olduğunu düşünerek, yapının gerek tarihsel arka planına gerekse sanatçıların gözünden sahip olduğu kadim ruha ve belleğe dair bir kapı aralayacak bu çalışmayı gerçekleştirmeye karar verdik.

DV: Proje dahilinde yapılacak temel etkinlikler nelerdir? Bu etkinliklerin sonunda nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?
GROV: Projenin ana omurgası sergiden oluşuyor. Sergi izleyiciyi bir kent tarihinin görünmez katmanlarını içinde barındıran bu hayat okulunun koridorlarında gezinmeye ve geçmişe bugünün gözünden bakmaya davet ediyor. Özellikle tarihe farklı açılardan bakabilme ve okuyabilmeyi önermenin yanı sıra tarihin canlı bir tanığı olan bu yapının ışığında genel anlamda kültür ve kent mirası/ belleğine dair olan bilicin gelişmesini ve yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Projenin diğer ayağında da kültürel miras, hafıza ve yetimlik ekseninde tartışmalar, okumalar ve atölyeler oluşturacaktır: Yetimhanenin 1964’te boşaltılması ve çocukların başka bir merkeze nakliyle beraber Rum cemaatinin maruz kaldığı uygulamalar, yetimhanenin hukuki durumu, filantropi ve diğer azınlık cemaatlerinin yetimhane deneyimleri çerçevesinde muhtelif etkinlikler düzenlenecektir. Buna ek olarak Açık Okul Kütüphanesi’nin parçası olan söyleşi serisi yapılacak. Bu vesileyle Büyükada Rum Yetimhanesi gibi bir örnek üzerinden kültürel mirası koruma meselesinin bugünü ve geleceği üzerine daha derinlemesine bir tartışma ve düşünme platformu sunabilecek.

DV: Son dönemde farklı kuruluşların çeşitli tarihsel olguları – sergi, eğitim, vb. metotlarla – yeni kuşaklarla paylaşmasına daha sık rastlamaya başladık. ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’ de bu çerçevede farklı kişilerle bir iletişim kurarak bu konu(lar)çerçevesinde bir diyalog geliştirmek istiyor. Acaba genel olarak İstanbul’daki bu tür çalışmaların nitelik ne nicelik açısından değişimiyle ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?
GROV: Sergiler ve benzeri çalışmalar kimi tarihsel olayların ve gerçekliklerin aktarımı konusunda farklı ve toplumda yer etmiş kemikleşmiş bakış açılarının aksini sunabiliyor. İzleyiciye ve özellikle de yeni nesile, geçmişe farklı boyutlarından bakarak bugünü ve geleceği tahayyül edebilmelerini sağlayacak pencereler açıyor. Bu anlamda bir tür hikaye anlatımı, hissiyat ve deneyim yaşatacak anlatılarla kurgulanan sergiler izleyicide daha derin izler bırakabiliyor. Bir olayı yada olguyu anlamanın en iyi yolu onu hissedebilmek ve kendini onun yerine koyarak, bir parçası olduğunu deneyimlemekten geçiyor. Tarihsel konuların, özellikle de toplumsal tarih ve belleğe dair olayların işlendiği sergilerde tarafsız olmak ve tek bir perspektiften kaçınarak olabildiğince çok bakış açısını beraber sunarak izleyiciye düşünme payı bırakan anlatılara gitmek daha sağlıklı . Kimi konular kendi içerisinde belirli hassasiyetlere ve ifade zorluğu yaratacak ağırlıklara sahip olabiliyor. Bu anlamda işlenen konuyu yada olayı tüketmeden, onu bir tüketim aracı yapmadan ve hassasiyetlerin farklında olarak görsel ve sözel bir dil kullanmak son derece önemli. Dediğiniz gibi son dönemde bu tip çalışmalara çok sık rastlanıyor.. Bu bence ifade özgürlüğünün kısıtlandığı noktalarda faklı anlatılarla bir şeyleri görünür kılma, ona dair ufak da olsa bir virgül açma ve bilgi sunma istediğinden gelen bir süreç. O nedenle son derece değerliler kendi içlerinde. Kimi örneklerde ise az önce değindiğim tüketme nosyonuna sahip olunabiliyor… Özellikle tarihsel tanıklıkları içeren çalışmalarda gerekli hassasiyetler gösterilmeye biliniyor ve o olayı yaşamış kişileri ve yaşanmışlıklarını sömürmeye giden bir sürece dönüşüyor. Tanıklıklardan çok şey öğrenebiliriz evet, ancak bunu yaşamış kişilerden bilgi alırken onlara o anı tekrar yaşatıyor olma ve onları bir tüketim aracına dönüştürüyor olunduğu gerçekliğini de unutmamak lazım. Bu açıdan bu tip çalışmalara daha samimi yaklaşmak ve hızlı tüketilir bir neşeye dönüştürmeden, deneyime ve düşünmeye daha açık bir aralık sunmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağlıyor?
GROV: Almış olduğumuz destek öncelikle bu çalışmanın üretilebilmesi ve hayata geçirilebilmesi konusunda bize büyük destek sağlamış oldu. Serginin ve çalışma ekibinin yapılan projeyi en iyi haliyle sunabilmesi ve izleyiciye iletebilmesi için bu destek çok önemli. Özellikle de üretim konusunda en iyi şekilde temsil etmek çok mühim.

Her Yerde Sanat Derneği Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), 5 Ocak 2018- 5 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen Çocuk Fonu hibe sürecini tamamladı. Dernek, aldığı 33.000 TL’lik destek ile Ben Bir Sirk Kahramanıyım Projesi kapsamında sirk pedagojisini kullanarak sosyal sirk eğitimlerinin yanı sıra Mardin ve çevresinde yaşayan Suriyeli, yerel çocuklara ve gençlere güzel sanatlar, müzik, çocuk hakları atölyesi, akran zorbalığı atölyesi gibi etkinlikleri sunmayı hedefliyordu.
6 aylık dönem boyunca, çocukların ve gençlerin birbirlerine ve topluma entegrasyonuna katkıda bulunmak, kişisel gelişimlerini destekemek ve akran zorbalığının önüne geçmek istediler. Bu amaçla, her haftasonu belirli saatlerde yapılan atölyeler sonucunda Türk ve Suriyeli çocukların kültürel ve sanatsal etkinliklerle karşılıklı olarak bir araya gelmesi ve aralarında dostane ilişkiler kurulması, eğitim ve öğretime çok zor ve sınırlı erişime sahip olan Suriyeli çocuklara alternatif bir eğitim fırsatı sağlandı. Türk ve Suriyeli çocukların birbirlerinin kültürlerini öğrenmelerine yardımcı olundu. Dernek, gösterileri ve eğitimlerinde Suriyeli ve yerel çocukların ebeveynlerine gönüllü görevler vererek, yeni çevrelerinde ve dolayısıyla Türkiye’ye entegrasyonlarıyla kendilerini daha sosyal anlamda faydalı hissetmelerini ve desteklemelerini sağladı.

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane) ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Sirkhane, sirk pedagojisi ve sosyal sirk aracılığı ile çocukların/gençlerin sosyal gelişimleri için çalışıyor. Sosyal sirk eğitimden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane): Sosyal sirk eğitimi Türkiye’ye Sirkhane ile gelmiş bir eğitim ve bu noktada deneyim paylaşmak bizim için çok değerli; Sosyal sirk kapsamında çocuklar için jonglörlük, trapez, top çevirme, tahta bacak, akrobasi ve jimnastik atölyeleri düzenliyoruz. Sosyal sirk eğitimleri dayanağını sosyal sirk pedagojisinden alıyor. Sosyal sirk pedagojisi çocukların sağlıklı bir çocukluk geçirmesini hedefler ve sirk eğitimi içerisinde öğretiler barındırır. Örneğin tahta bacağa binmek için arkadaşınıza güven duymanız gerekir bu güven inşa edilmeden tahta bacak üzerinde ayağa kalkmanız ve hareket etmeniz mümkün değildir. Bu güven duygusu çocukları ekip ruhuna yaklaştırır ve psikolojik açıdan desteklenmelerini sağlar yine palyaço eğitimlerinin temelinde de bir yaşam felsefesi vardır. Palyaço kızgınlıklarını güzellikler karşısında hemen unutan, karşısına çıkan engelleri önemsemeyen ve karşılaştığı tüm problemlere ‘Mafi Müşküle’ – sorun yok- diyerek tekrar ve tekrar problem aşmaya çalışandır. Bizde Sirkhane de bu öğretiyi benimsiyoruz ve çocukların eğitim sürecinde tekrar tekrar denemeye, pes etmemeye teşvik etmeye çalışıyoruz. Hatalarımıza alkış tutmak da yine bu felsefeye dair çok temel bir yaklaşımdır. Risk olarak bahsedebileceğimiz durumlar elbette sirk eğitiminde de var. Sirk eğitimleri içerisinde çoğu zaman en temel aracımız bedenimizdir kontrollü yapılmayan bazı zor hareketler çocuklara zarar verebilir. Bu noktada atölyelerde çocuklar her fiziksel hareket sonrasında gözlemlenmektedir.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında 2017’den itibaren ‘Ben Bir Sirk Kahramanıyım’ projesi için destek aldınız. Proje kapsamında, Mardin ve çevresinde yaşayan çocuklarla atölye çalışmaları hayata geçirdiniz. Bu atölyeler ve içerikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Sirkhane: Atölye içeriklerini sirk, sanat, müzik ve çocuk hakları atölyeleri olarak şematize edebiliriz.
Sirk eğitimleri kapsamında çocuklar jonglörlük, top ve labut çevirme, tahta bacak, trapez, akrobasi ve jimnastik atölyelerine katılım sağladılar.
Sanat atölyelerinde temel hedefimizin çocukların sözel ifade dışında da sanatın farklı alanlarını kullanarak kendilerini özgün ve özgür ifade etmelerini sağlamak, sanat ile yaratıcı üretimlerin kapısını aralamak.
Müzik atölyeleri kapsamında temel ses ve ritim çalışmaları yapılmakta aynı zamanda festivaller de yer almak üzere koro çalışmaları devam etmektir. Her merkezimizde bulunan piyano, gitar ve çeşitli ritim enstrümanları ile çocuklar ilgi alanlarına göre temel enstrüman eğitimleri de almaktadırlar.
Çocuk Hakları atölyeleri çocukların temel haklarını öğreterek şimdi ve gelecekte daha güçlü ve farkındalık sahibi çocuklar olmalarına katkıda bulunmaktadır. Çocuk hakları atölyelerinin en temelinde eğitim hakkının şimdi ve gelecek üzerinde ki etkisi konusunda farkındalık yaratmak yer alıyor.

DV: Bugünlerde Mardin’de böyle bir çalışma yapmanın avantajları ve dezavantajları var mıdır? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Sirkhane: Sosyal sirkin ihtiyacın fazla olduğu yerlerde daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz ve Mardin’de ihtiyacın yüksek olduğu bir coğrafya. Özellik Suriye Savaşı’nın ardından bu ihtiyaç daha da fazlalaştığı için yaptığımız çalışmaları anlamlı ve değerli buluyoruz. Mardin çocuk sayısının fazla olduğu bir yer ve diğer bölgelere kıyasla çocukların sosyalleşebilecekleri, gelişimlerinin destekleneceği aktiviteler ve imkânlar oldukça sınırlı bu dezavantaj bizi çalışmalarımızı yaparken bizi oldukça motive ediyor ve çocukların sirke olan ilgisi de ihtiyacın boyutlarını bize gösteriyor. Dezavantaj olarak bahsedeceklerimin arasında savaşın etkileri var. Savaşın etkilerinin gözlemlendiği bir yer Mardin ve bu durum çalışmaları zorlaştırıyor. Hem içerik oluştururken hem de uygularken sahada çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Veliler tarafından sanatın ve sirkin bazen ciddiye alınmadığı durumlarda oluyor. Bu durum da zaman zaman sorun yaratıyor fakat önyargıların kırılması fazla zaman almıyor.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz?
Sirkhane: Çocukların gelişimini duygusal, psikolojik, bedensel ve mental boyutlarıyla değerlendirebiliriz tabi burada en önemli hatırlatıcı olarak gelişimin çok bireysel olduğunu ve çocukların her birinin farklı etkilendiklerini söyleyebiliriz. Genel bir gözlem ile çocuklar Sirkhanelerde kendileri için ayrılmış, onlar için dizayn edilmiş bir ortam buluyorlar bu ortam onlara ifade ve var olma alanı açıyor bu onların kişilik gelişimi için çok değerli. Neyden hoşlanıp neyi yapmak istemediklerini çok net ifade etmeye başlıyor çocuklar. Bir örnek vermek istiyorum Sirkhanelere düzenli gelen çocukları Sirkhane dışında bir etkinliğe götürmüştük. Tanımadıkları çocuklarla bir araya gelmişlerdi. Etkinliği yürüten eğitmen çocuklara bir soru sordu. Soru sanatın hangi alanı ile ilgilenmekten hoşlanıyorsunuzdu – müzik, resim, heykel, tiyatro vs. – bu soru ile Sirkhaneye gelen çocukların diğer çocuklara oranla ilgi alanlarını çok net, kendinden emin ve detaylandırarak ifade ettiklerini gördüm. Yani bu demek oluyor ki çocuklar kendilerini sanat noktasında tanıma ve ilgi alanını keşfetme sürecine girmiş bu gözlem bizim için oldukça değerli. Duygusal yönden çocukların eskiye oranla daha kolay arkadaş edindiklerini, duygularını ve isteklerini daha net ifade ettiklerini, sosyal alan oluşturmada, grup etkinliklerinde farklı çocuklarla daha uyumlu çalışmaya başladıkları da gözlemlerimiz arasında. Sirk eğitimlerinde çocukların temel olarak bedenlerini kullanmaları ve bedensel esnemeye yönelik atölyelerin çocukların bedensel gelişimini de desteklediğini söyleyebiliriz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu?
Sirkhane: Tüm bu bahsettiğimiz durumların hayata geçtiği yer Sirkhaneler ve sirkhanelerin devamlılığı bu noktada çok önemli. Daha fazla çocuğun sirk ve sanat ile tanışmasına ve sanatın her yere ulaşması adına Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe Sirkhaneleri destekleyici bir rol oynadı.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz?
Sirkhane: Sirkhanelerin güçlendirilerek sürdürülmesi en önemli hedeflerimizden.
Mardin’de yaşamayan ve sirkhanelere gelmeye imkânı olmayan en kırsalda yaşayan çocukların sirk ve sanat ile buluşması sirkhanenin gelecek planları arasında yer alıyor. Bütün çocuklar sirk, sanat ve kahkaha da buluşuncaya kadar diyoruz.

Duy-Der Çocuk Fonu Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği ile hibe sürecini, bu süreçte yaptıklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu hibe programı kapsamında Duy-Der, çocuklar için mayın ve çatışma atıkları eğitim projesi için destek aldı. Bu eğitimin içeriğinden biraz bahseder misiniz? Verdiğiniz eğitimlerin riskleri ve avantajları nelerdir?

Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der): Bu proje; Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği (Duy-Der) tarafından, mayın ve çatışma atıklarının (PAM) sebep olduğu patlamalardan kaynaklı yeni ölüm ve yaralanmaları engellemek üzere hazırlanan Çocuklar için Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi’nin Nusaybin ilçesi için planlanan aşamasını oluşturmaktadır.

Aşağıda tanımlanan eğitim programı, proje kapsamında yer alan her okul için uygulanmıştır:

  • Her grupla 1-1.5 saat boyunca eğitim uygulanmıştır.

  • Eğitimlere çocuklarla birlikte okulun rehberlik öğretmeni ve diğer öğretmenlerin de katılımı sağlanmış, öğretmenlerin de bu konuda bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır.

  • Projenin uygulandığı her okulun panosuna ve öğrencilerin görebileceği bir çok yere, mayın ve çatışma atıklarını tanıtıcı posterler asılmıştır.

  • Çocuklara “Hızır Dede” dergisi dağıtılarak, eğitim CD’si izletilmiştir.

  • Mayın ve çatışma atıkları konusunda bilgi verilerek, kendimizi koruma yöntemleri anlatılmıştır.

  • Hangi bölgelerin mayınlı olabileceği, ne tür işaretlerin mayın ve çatışma atıkları tehlikesini anlattığı konusunda bilgiler verilmiştir.

  • Çocukların bu konudaki deneyimleri ve yaşadıklarını paylaşmaları sağlanarak, eğitim boyunca verilen bilgilerin ne kadarını öğrendikleri test edilmiştir.

Proje kapsamında verdiğimiz eğitimlerin en büyük avantajı; mayın ve çatışma atıklarından kaynaklı patlamaların yoğun yaşandığı yerleşim yerlerinde yaşayan çocukların, bu patlamalardan etkilenmeleri noktasındaki riski ortadan kaldırması, yeni yaralanma ve ölümlerin önüne geçebilmesidir. Eğitimlere katılan çocukların mayın ve çatışma atıklarını tanıyarak, bu maddelerle oynamamaları gerektiğini öğrenmeleri projenin en önemli sonucudur.

Projenin hedef kitlesinin 7-15 yaş arası çocuk grubu olması, hem avantaj hem de risk olarak tanımlanabilir. Çocukların yaşları dikkate alındığında, çalışılan konunun ağırlığı çocuk psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak, projenin uygulandığı alanlarda yaşayan çocukların bu gerçekle yaşamak zorunda kalmaları ve ne yazık ki bu tehlikelerle yüz yüze olmaları bu durumu avantaja dönüştürmektedir. Projenin, sürekli çatışmaların yaşandığı alanlarda uygulanması proje ekibi açısından güvenlik riskleri oluşturabilmektedir. Ancak, dernek olarak bölgeyi iyi tanımamız ve yaptığımız planlama ve aldığımız önlemlerle bu risk en asgari düzeye indirilmektedir.

DV: Eğitimler Nusaybin ve çevresinde uygulandı. Bu bölgeyi seçmenizin nedeni nedir? 

Duy-Der: 2015 yılında Barış Süreci’nin bitmesiyle birlikte; Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin bir çok yerleşim yerinde yoğun bir çatışmalı döneme girildi. Şehir çatışmaları olarak adlandırılan bu süreçte, bir çok yerleşim yeri yıkıldı ve insansızlaştırıldı. Nusaybin ilçesi, bu yerleşim yerlerinden en ağır hasarı alan alanlardan biri oldu. Yaşanan çatışmalardan dolayı, bir çok mahallesi yıkılan Nusaybin ilçesinde, bir çok mayın ve çatışma atığı bulunmaktadır. Bu maddeler çocuklar için risk barındırmaktadır. Bütün bu yaşananlar, bu bölgelerde uygulanan güvenlik politikaları ve çatışmalar projenin gerekliliğini gösterdi. Nusaybin ilçesinde çatışmaların bitmesiyle birlikte, bir çok çocuk mayın ve çatışma atıklarından dolayı yaralandı. Bu yaralanmalar, Nusaybin ilçesinde projenin uygulanması için eğitim taleplerini oluşturdu ve bu talepler doğrultusunda bu proje planlandı.

DV: Eğitimlere katılan çocuklarda nasıl gelişmeler gözlemlediniz? 

Duy-Der: Eğitimlere katılan çocuklar; artık mayın ve çatışma atıklarını tanıyor ve bu maddelerle oynamamaları gerektiğini biliyor. Bu tür patlayıcı maddelerle karşılaştıkları zaman, dokunmadan, taş atmadan, herhangi bir yetkili veya büyüğe haber vermeleri gerektiğini öğreniyor.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin size nasıl bir katkısı oldu? 

Duy-Der: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destek, projenin devam edebilmesine büyük katkı sundu. İnsan kaynakları kalemi olarak kullandığımız bu destek, projenin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasını sağladı. Projenin başarılı bir şekilde bitmesi ile birlikte, yeni projelerin planlanması ve destek bulması noktasında önemli bir referans oldu. Ayrıca; Sivil Toplum Destek Fonu’nun Türkiyeli duyarlı insanlar tarafından destekleniyor olması, bir bölgede yaşanan sorunun sadece o bölgeye ait olmadığı, ülke sorunu olduğu bilincinin oluşmasına önemli bir katkı sunduğuna dair inancımızı belirtmek isterim. Bu ülkenin yurttaşları olarak, birlikte hareket etme bilincini oluşturduğuna inanıyoruz.

DV: Önümüzdeki döneme ait planlarınızdan bahseder misiniz? Projeyi Türkiye’nin başka bölgelerinde de gerçekleştirmeyi planlıyor musunuz? Bu bölgeleri neye göre belirliyorsunuz?

Duy-Der: Önümüzdeki dönemde; projeyi şehir çatışmalarının yaşandığı diğer yerleşim yerlerinde de uygulamayı planlıyoruz. Şırnak ve Yüksekova gibi yerler planlamalarımızın başında yer alıyor. Çalışılacak bölgeleri belirlerken, çatışmaların yaşandığı ve mayın konusunda risk barındıran yerleşim yerlerine öncelik tanıyoruz. Özellikle çocukların ve sivillerin yaralandığı veya yaşamını yitirdiği yerleşim yerleri önceliğimizdir.

Barış için Müzik Vakfı Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı’nın hibe süreci tamamlandı. Bu süreçte yaptıkları çalışmaları, hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk. Röportajın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Hibe Programı dahilinde hibe desteği aldınız. Bu kapsamda kaynak geliştirme konusunda neler yaptınız?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibeyi en verimli şekilde kullanmak istediğimizden kaynak geliştirme alanında stratejik adımlar atmaya çalıştık. Bunun için hem içeride bir kaynak geliştirme birimi kurduk hem de dışarıdan uzman desteği aldık. 3 yıllık stratejimizi hazırladık ve adım adım uygulamaya koyduk.
Stratejimizin hedeflerinden biri hem kurumların hem de bireylerin desteğini arttırmaktı. Bu sadece maddi bir destek değil, daha çok bireyin ya da kurumun destek vermesi vakfı güçlendiriyor. Her destekleyen bir yenisini haberdar ediyor, kartopu etkisiyle destekçilerimiz artıyor.
Düzenli bağışçılarımızı arttırmak hedeflerimizden biriydi. Bunun için belli hedefler koyduk, bu hedefler doğrultusunda çalışıyoruz. 2017 yılı başında sadece 5 düzenli bağışçımız varken 2018 yılı itibariyle 107 düzenli bağışçıyla başladık.
Konserlerimizi hem bilinirliğimizi arttırmak hem kendimizi anlatmak ve destekçi kazanmak için önemli alanlardan biri olarak görüyoruz. Bu sebeple konserlerde çok yönlü bir ekip çalışması yapmaya başladık.
Bağışçılarımızla ilişkileri geliştirdik. Daha sistemli bir çalışma yürütmeye başladık. Bağışını yaptıktan sonra bağışçımızı ne zaman arayacağımız, hangi dönemde ne gibi bir bilgilendirme yapacağımız belli bir plan dahilinde ilerliyor. Tabii doğum günlerini de atlamıyoruz. Bütün bu çalışmaları Fonzip bağışçı yönetimi sistemi üzerinden yürütüyoruz.
Geçtiğimiz yıl Açık Açık Platformu’na dahil olduk. Gelir – giderlerimizi, ekip şemamızı web sitemizde yayınlıyoruz. Şeffaflığımızı ortaya koymayı önemli buluyoruz. Bağışçıların güveni için önemli bir unsur. Bu yıl da Adım Adım Platformu’na dahil olduk. 2018 yılında İyilik Peşinde Koş Platformu üzerinden koşu kampanyası yürüteceğiz.
Ara ara ihtiyaçlarımıza yönelik çağrılar yaptık ve bağışçılarımız her zaman yanımızda olduklarını hissettiriyorlar.
E-bültenlerimiz konusunda ayrıca bir uzman desteği aldık. E-bültenlerimiz daha efektif bir hale geldi. Instagram, Facebook vb sosyal medya araçları aktif olarak kullanıyoruz, hesaplarımızın etkileşimi oldukça yüksek.

DV: Önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?
BİM: Düzenli bağış ve yüzyüze projesi kapsamında önümüzdeki tüm Barış için Müzik konserlerinde ve mümkün olduğu takdirde kurumsal danışmanımız İKSV’nin etkinliklerinde yüzyüze yapmayı planlıyoruz.
Bağışçılarla iletişimimizi ve bağımızı kuvvetlendirmek adına bağış programlarımızın isimlendirilmesi için bir çalışma yaptık. İsimlendirmede klasik müzikten esinlendik. Bunun üzerinde çalışıyoruz. En yakın zamanda iletişimini yapmaya başlayacağız.
Önümüzdeki dönemler için etkinlikler konusundaki deneyimlerimizle yılda 1 defa görünürlük ve bilinirliğimizi artıracak büyük bir etkinlik (tanınmış ünlü sanatçıların yer aldığı konser etkinliği, özel bir yardım gecesi vb. bir etkinlik olacaktır) düzenleyerek vakfımızın daha fazla tanınmasının sağlamayı hedefliyoruz. Duyurusu çok kanallı olacak olan bu etkinliğin televizyon, radyo gibi mecralara yansıyacak etkisinin hem destekçi hem de destek anlamında yüksek olmasını bekliyoruz. Vakfın bilinirliği arttıkça bağışların da artacağına inanıyoruz.
Bugüne kadar genellikle kurumlardan gelen talepleri değerlendirdik. Bundan sonra kurumsal iş birliklerinde daha aktif olacağız. Kurumlara kendimizi anlatacağız, kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında projeler geliştirmeye açığız.

DV: Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan ve insan kaynağını da kapsayan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
BİM: Kurumsal destekleri çok etkili buluyoruz. Özellikle kaynak geliştirme alanında büyüme bir günden diğerine çok hızlı olmuyor. Önce altyapı oluşturmak, strateji geliştirmek ve adım adım büyütmek gerekiyor. Bu sebeple bu kurulum aşamasında verilen destek bize hem zaman hem de birçok imkan sağladı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ve projelerinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
BİM: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe sayesinde kaynak geliştirme alanında önemli bir yol kat ettik. Artık bir yol haritamız var. Hazırlanan strateji kapsamında belirlenen yöntemler dahilinde hedeflerimize adım adım yaklaşıyoruz. Bu fon sayesinde vakfımızın sürdürülebilirliği için değerli kazanımlar elde ettik.
Birçok hedeflediğimiz projenin pilot çalışmalarını gerçekleştirdik, bağış sağlamanın yanı sıra en önemlisi deneyim kazandık. Kurumsal destek bize bu zamanı ve bu imkânı sağladı.

Troya Çevre Derneği’ne Remax Toplumsal Gelişim Fonu

By | Röportaj

Troya Çevre Derneği‘ni Remax Toplumsal Gelişim Fonu dahilinde destekledik. Hibe sürecini, çalışmalarını ve gelecekteki planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Troya Genç Çevre Derneği ne zaman kuruldu? Genel olarak derneğin hangi konularda çalıştığından ve neler yaptığından bahseder misiniz? Ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?
Troya Çevre Derneği: Troya Çevre Derneği, 2009 yılında kuruldu. Kuruluş amacı, iklim değişikliği gibi daha çok akademik çevrelerde itibar görmüş olan ama hepimizin hayatını doğrudan ilgilendiren bir konuda, “yerelden” etki yaratacak eylemler organize etmek, daha görünür kılmak ve özellikle sera gazı salımına neden olan enerji üretimini yenilenebilir kaynaklardan sağlamaktır. Özellikle yerelde yaşayanların da aktif katılım sağlayabileceği kooperatif modelini geliştirmek ve yaygınlaştırmak için toplantılar, etkinlikler, yayınlar ve örnekler düzenlemektedir.

(DV): Çanakkale gibi metropol şehirlerin aksine daha sakin bir yaşamı olan şehirdeki sivil toplum oluşumları ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir, kısaca bahseder misiniz?
Troya Çevre Derneği: “İstanbul gibi metropollere sıkışmış olan sivil toplum hareketlerine karşı yerelde yaşayanlar olarak neler yapabiliriz” sorusu zaten bu derneğin kurulmasına neden oldu. Bu kentlerde en dikkat çekici unsur, sivil toplum hareketleri daha çok yetişkin nüfus üzerinden devam etmektedir. Bu kişilerin belli tanınırlıkları açısından olumlu etki yarattığı gibi, genç nüfusun eksikliği de dinamizmi ve yeniliklerin takibini olumsuz etkilemektedir. Buralarda en önemli değişiklik, her ilde bulunan üniversiteler ile iletişime geçmektir.

(DV): Özellikle son dönemde çevre hareketi daha görünür olmaya başladı. Türkiye’deki çevre hareketiyle ilgili bir değerlendirme yapmanızı rica etsek neler söylersiniz bizlere?
Troya Çevre Derneği: Çevre hareketinin son yıllarda etkisi ve görünürlüğü arttı. Çünkü insanların yaşam alanlarına müdahaleler çok arttı. Aynı zamanda çevre ve ekoloji hareketi alanında çeşitlilik de çoğaldı. Nükleer enerji bir taraftan, talan edilen ormanlar ve nehirler bir taraftan, madencilik faaliyetleri ve hepsinden öte hızla betonlaşan kentler, insanları kaybettikleri hakkında bir kere daha düşünmeye ve harekete geçmeye itti. İlk önce çıkan cılız itirazlar artık hukuki kazanımlar, daha yaratıcı eylemler ve alternatiflerin üretilmesi ile daha zenginleşti. Bir de uluslararası etki kazanan bu hareketler daha etkili olmaya başladı diyebiliriz.

(DV): Çanakkale özelinde insanların iklim değişikliğine ve ilişkili konulara bakışı nasıl?
Troya Çevre Derneği: Çanakkale, iklim değişikliği etkilerinden en çok etkilenecek yerlerden biri. Özellikle tarıma dayalı nüfusu bu olumsuz etkiyi direkt yaşayacak olan bir kesim. Zaten hava sıcaklıklarının artması ve düzensiz hava koşulları bu değişikliği gözlemlemelerine neden olmakta. Buna karşı nasıl bir hareket etmeleri gerektiği üzerine kafa yorup, çözüm üretmeye çabalayan bir kesim var karşımızda. Tüm bunlar birer kazanım. Özellikle de kentte yaşayanlar, günlük yaşam alanlarına müdahale arttıkça daha da duyarlı olmaya devam ediyor.

(DV): Enerji kooperatifleri konusu sizin son dönemde üstünde kafa yorduğunuz konulardan biri. Genel olarak TR’deki durum ve çözüm önerileriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Troya Çevre Derneği: Derneğimiz, iklim değişikliğine neden olan enerji üretimi üzerine yoğunlaştı. Fosil yakıtlarla üretilen elektrik bizim en büyük mücadele alanımız. Her köşeye kondurulan ve termik santrallere karşı sadece güneş enerjisi panellerini veya rüzgar güllerini savunmak yeterli değil idi. Biz de özellikle kooperatif modeli ile beraber bu kaynakların sahipliğinin de yerelde yaşayan insanlara ait olması gerektiğini savunan bir modeli geliştirmeye ve yaymaya çalışıyoruz. Bu yerelin kalkınmasıdır. Bu yerelde yaşayan insanlara bir ekonomik güçlenmesi demektir. Bu aynı zamanda yerelin söz hakkının arttırılması demektir. Yani kendi arazinizi başkalarına satmak değil, ondan daha efektif yollardan yararlanmak demektir. Dünyada bu alanda bir gelişme yaşanır iken, ülkemizin de her köşesinde, orada yaşayanlarca yapılan yatırımlardır.

(DV): Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağlayacağı hibeyi nasıl kullanacaksınız?
Troya Çevre Derneği: Hibe ile derneğimizin kira ödemelerini yapacağız. Ayrıca, yurt dışında daha etkili olabilmek ve ülkemizdeki çevre ve ekoloji hareketi ile yenilenebilir enerji kooperatifleri hakkında bilgi verebilmek için web sayfamızı İngilizceye çevirerek yayın yapmasını sağlayacağız.

(DV): Size sağlayacağımız hibe kapsamında kira, genel gider ve internet sitesinin yeniden yapılandırılmasıyla önümüzdeki dönem gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Troya Çevre Derneği: Derneğimiz, özellikle Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi ile kurduğu organik ilişki sonrasında kurumsal kapasitesini çok geliştirdi ve daha hızlı bir şekilde bu alandaki etkili ağların içinde yer almaya başladı. Bu da yeni projelerin üretilmesini, yeni ekip arkadaşlarımızı gündeme getirdi. Doğal olarak da daha büyük yer ihtiyacını doğurdu. Bu kira ve genel giderler ile ilk aşamada bu eksikliğimizi gidermiş olacağız.
İkinci konu ise, artan yeni ağlar (network) ve yeni ilişkiler, bizlerin de daha görünür olmasını zorunlu kıldı. Sadece Türkçe olarak hazırladığımız web sayfamızın daha etkili olması ve de yurt dışı ortaklarımız ile potansiyel takipçilerimize de yönelik bir çalışma yapmamız gerektiğini zorunlu kıldı. Bu amaçla da desteğin ikinci kısmı ile bu eksikliğimizi gidermeye çalışacağız.