Tag

kültür sanat arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Eğitimde Görme Engelliler Derneği ile Engelsiz Nota Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’nun finansal desteği ile hibe verdiğimiz Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), “görmeyenlerin online müzik kütüphanesi” olarak adlandırdıkları Engelsiz Nota projesinin ikinci dönemi için çalışmalarına başladı. Derneğin görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalarını, eğitime eşit erişim hakkı ile ilgili savunuculuk faaliyetlerini ve hibe kapsamında desteklenen Engelsiz Nota projesini dernekten Engelsiz Nota Koordinatörü Ali Caner Alpaslan ile konuştuk.

EGED, engelli bireylerin eğitim-öğretim ve istihdam alanındaki sorunlarına dair çözüm önerileri geliştirmek ve bunların uygulanmasını sağlamak amacıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşu. EGED’in kuruluş hikayesini ve yürüttüğü çalışmaları bizimle paylaşabilir misiniz?

Eğitimde Görme Engelliler Derneği’nin kurucuları arasında bulunan birkaç görme engelli genç, 2009 yılında “Görme Engelli Öğrenciler Platformu” adıyla bir e-posta grubu oluşturdu. Bu grup ile amaçlanan, görme engelli öğrencilerin kendi sorunlarıyla ilgili çözüm önerebileceği, kaynak ve materyal paylaşımında bulunabileceği çevrimiçi bir yapı oluşturmaktı. Hedef kitlesi tarafından kısa sürede benimsenen bu platform, daha sonra başta öğretmenler ve diğer mesleklerden görme engelli kişilerin de paylaşım yaptığı bir alan haline geldi. İlerleyen dönemlerde tüzel kişiliğe haiz olmadığından savunuculuk çalışmalarında güçlüklerle karşılaşan platform, yoluna bir dernek çatısı altında devam etmeye karar verdi ve Eğitimde Görme Engelliler Derneği 28 Ocak 2013 tarihinde Ankara merkezli olarak kuruldu. Derneğimiz; kurulduğu günden itibaren engelli bireylerin eğitim-öğretim hayatında karşılaştığı sorunlara yönelik çözümler üretiyor. Hedef kitlemiz ise engelli öğrenciler, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlarda görev yapan görme engelli öğretmenler ve görme engelli çocuğu bulunan velilerden oluşuyor.

Dernek şu anda eğitimde erişilebilirlik desteğine ihtiyaç duyan görme engelliler ile onlara destek vermek isteyen gönüllüleri bir araya getirmeyi amaçlayan Engelsiz Destek Gönüllü Ağı Platformu‘nu yürütüyor. Braille alfabesinin yaygınlaştırılmasını amaçlayan Her Yerde Braille kampanyası kapsamında farkındalık etkinlikleri gerçekleştiriyor. Uzaktan Eğitim Akademisi Projesi ile üniversite sınavlarına hazırlanan görme engelli öğrencilere yönelik gönüllü olarak kurslar düzenliyor.

Çalışmalarını hak temelli bir yaklaşımla sürdüren EGED, görme engelli bireylerin eğitim-öğretime eşit koşullarda erişiminin sağlanması amacıyla savunuculuk çalışmaları da yürütüyor. EGED’in savunuculuk çalışmalarının kapsamından, iş birliği yaptığınız diğer paydaşlardan ve kamu kurumları ile ilişkilerinizden bahseder misiniz?

Elektronik Yabancı Dil Sınavı’nın (E-YDS) görmeyen bireyler için erişilebilir hale getirilmesi süreci, EGED-Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) iş birliği ile yürütüldü. Az gören adaylara sınavlarda ek süre verilmesi ve görme engellilere sınavlarda sorulacak soruların belirlenmesinde dikkat edilecek kriterlere yönelik kurulan komisyonlara katılım sağlandı. Gelinen aşamada görme engelli bireylerle ilgili ÖSYM ile yapılan çalışmalar güçlü bir diyalog kurularak planlanıyor ve uygulanıyor. Bunun yanı sıra;

  • Görme engelli öğrencilerin Milli Eğitim Bakanlığı’nca geliştirilen dijital uygulamalardan erişilebilir olarak faydalanabilmesi için ilgili Genel Müdürlükler ile olan ortak çalışmalar devam ediyor.
  • Görme engelli öğretmenlerin sorunlarına yönelik ise anket çalışması ve ulusal çapta ilk olma özelliğini taşıyan bir çalıştay yapıldı. Her iki faaliyetin sonuçlarından elde edilen çıktılar ile Görme Engelli Öğretmenlerin Görevleri Esnasında Karşılaştıkları Sorunların Tespiti Raporu olarak yayımlandı.
  • Engelli üniversite öğrencilerinin sorunlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz projeler ile politika belgeleri ve mevcut durum analizini ortaya koyan raporlar yayımlandı; kısa filmler çekilerek farkındalık çalışmaları yapıldı. Her yıl yapılan Engelsiz Üniversiteler Çalıştay’ına katılımımız ve Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) Engelli Öğrenci Komisyonu ile yürütülen güçlü iş birliği sayesinde, bu kitlenin sorunlarına yönelik savunuculuk çalışmaları sürdürülüyor.
  • Engelliler alanında çalışan farklı STK’lar tarafından oluşturulan Engelsiz Banka İnisiyatifi’ne katılan EGED, görme engelli bireylerin bankalarda karşılaştığı ayrımcı uygulamaların giderilmesi noktasında yapılan savunuculuk çalışmalarında da etkin bir rol oynuyor.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu tarafından desteklenen Engelsiz Nota projesi, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Görme engelli bireyler müzik eğitimleri sırasında ne tür zorluklarla karşılaşıyor?

Görme engellilerin müzik eğitimleri sırasında karşılaştıkları en önemli sorun, erişilebilir kaynak bulamıyor olmaları. Müzik eğitiminde tüm süreç nota ile yürütülüyor. Öyle ki dil eğitiminde alfabe ne kadar önemli ise, müzik eğitiminde de nota o kadar önemli elzem diyebiliriz. Görme engelli müzik öğrencisinin elinde okuyabileceği, kendi müzik sistemiyle hazırlanmış notalar bulunmayınca, müzik okullarına kabul edilirken bile birçok sorun yaşanıyor, kabul sürecini başarıyla sonlandırsalar dahi eğitim sürecinde nota yoksunluğundan kaynaklanan sorunlar başarısızlıklara neden oluyor. Engelsiz nota projesi, görme engellilerin erişilebilir nota ihtiyacına çözüm bulmak amacıyla geliştirdiğimiz bir proje.

“Görmeyenlerin online müzik kütüphanesi” olarak da adlandırdığınız Engelsiz Nota projesinde bu zamana kadar ne gibi çalışmalar gerçekleştirildi? Vakfımızdan aldığınız hibe desteğiyle bu konudaki çalışmalarınızı ne şekilde geliştirmeyi planlıyorsunuz?

“Görmeyenlerin online müzik kütüphanesi” olarak adlandırdığımız Engelsiz Nota projesinde Eylül 2018’den bu güne, tamamen gönüllülük esasına dayanan bir çalışma ile piyano, koro, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, müzik okullarında okutulan solfej kitapları, oda müziği ve orkestra eserleri gibi birçok türde 480 eseri, görme engellilerin kabartma yazıcı bulunan herhangi bir yerden çıkarabilecekleri ya da Braille ekranlar ile görüntüleyebilecekleri “brf” formatına dönüştürerek kullanımlarına sunduk. Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız destekle Aralık 2020 tarihine kadar tam zamanlı olarak bu proje için çalışan bir kişiyi istihdam etme imkanımız oldu. Bu sayede, 2020 sonuna kadar özellikle Türk halk müziği, Türk sanat müziği ve Türk besteciler tarafından bestelenmiş diğer türlerdeki eserlerden toplam 2.500 eseri daha görme engelli müzisyenlerin kullanımına sunmayı hedefliyoruz.

Engelsiz Nota projesi kapsamında üniversitelerin müzik eğitimi veren bölümleri ile de çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz. Bu kapsamda hangi üniversitelerle, ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? Bu çalışmaların projeye ve görme engelli bireylerin müzik eğitimine erişimine nasıl bir katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

Engelsiz Nota projesinde öncelikli hedefimiz eğitim müziği. Hazırlayacağımız eserlerin seçiminde konservatuvarlar ve üniversitelerin müzik eğitimi bölümlerinde yararlanılan eser ve kitaplara öncelik veriyoruz. Bu eser ve kitapların belirlenmesi amacıyla Türkiye’nin belli başlı müzik eğitim kurumlarından olan; İstanbul üniversitesi Devlet Konservatuvarı, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği Bölümü, Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı ile birlikte çalışıyoruz. Lisans öğrenimi boyunca her çalgı türünde ve ortak derslerde kullanılan kitapları ve eserleri belirleme çalışmaları yürütüyoruz. Diğer illerdeki müzik okullarında okutulan kaynaklar çoğunlukla bu üniversitelerde okutulan kaynaklarla paralellik gösteriyor. Böylece, görme engelli müzik öğrencilerinin hangi üniversitede okurlarsa okusunlar, lisans eğitimleri boyunca erişilebilir nota ihtiyacını en aza indirmeyi hedefliyoruz.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklenen Projeler Devam Ediyor

By | Kültür Sanat Fonu

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak,Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında 2019 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nu kapsamında desteklediğimiz sivil toplum kuruluşları çalışmalarına devam ediyor.

Kültür Sanat Fonu ile Eğitimde Görme Engelliler Derneği, Kalkınma Atölyesi, Mezopotamya Caz Müzik ve Dans Kültürü Derneği,Nefes Kültür Sanat Derneği ve Puruli Kültür Sanat Derneği’ne toplamda 300.020 TL hibe desteği sağlanıyor.

Fon kapsamında desteklediğimiz kuruluşlar ve desteklediğimiz çalışmaları ile ilgili raporumuza buradan ulaşabilirsiniz

Kalkınma Atölyesi’nin Sihirli Lamba Projesi Başladı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 dönemi kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansal desteği ile hibe verdiğimiz Kalkınma Atölyesi uzun yıllardır sosyal kalkınma alanında farklı hedef kitlelerle çalışmalar yapıyor. Hibe kapsamında desteklenen Sihirli Lamba projesi, mevsimlik gezici tarım işçileri ile gerçekleştirilecek. Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesi Koordinatörü Sinem Bayraktar ile Kalkınma Atölyesi’nin kuruluşunu, insan, çocuk, kadın, işçi ve göçmen hakları alanlarında çalışmalarını ve desteklediğimiz projelerini konuştuk.

Kalkınma Atölyesi 15 yıldan fazla süredir Türkiye’nin sosyal kalkınmasıyla ilgili hem sahada çalışmalar yapıyor hem de savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. Kalkınma Atölyesi’nin kuruluş amacından ve örgütlenme modeli olarak kooperatifi seçme nedeninden bahseder misiniz?

İnsan, ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ekonomik faaliyetlerde bulunan bir canlı. Yunanca ev “oikia” ve kural “nomos” sözcük köklerinden oluşan ekonomi, “ev yönetimi” anlamına gelir. Medeniyet tarihi boyunca insan topluluklarının yaşamlarının karmaşıklaşmasıyla ekonomi de değişmiştir. Sanayileşme, modernleşme, gelişme, kentleşme, kalkınma derken ihtiyaçların ötesinde tüketim, üretim, paylaşımla alevlenen krizler, bunalımlar, sorunlar için alternatif çözüm arayışları sürmüştür. 1980’lerde bu arayışa, “Social and Solidarity Economy” (Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi) kavramı ve yaklaşımı eklenmiş, Avrupa başta olmak üzere tüm dünyadan uzmanlar bu bağlamda incelemeler, araştırmalar yayınlamaya ve de tartışmalar yürütmeye başlamışlardır. Bu bir başkaldırıştan çok hem bireysel hem de toplumsal yaşamın yarattığı eşitsizlikler ve dengesizliklerin sivil toplum hareketiyle çözümlenme çabasıdır. En basit anlamda “imece” usullerle sosyal sorunlara çare bulmanın daha kurumsal, yani daha ilkeli, planlı, sistemli, düzenli ve sürekli olma hali. Böylelikle sosyo-ekonomik aktörlerin ortaya çıkışı ya da güçlenmesi söz konusu olmuştur. Sendikalar, kooperatifler, sivil toplum örgütleri, sosyal işletmeler, toplum-temelli girişimler, inisiyatifler bu aktörlerden birkaçıdır.

Amaç devletin vatandaşlarına ya da tüm insanlığa vadettiği sorumluluklarını ya da rolünü üstlenmek değil, bazı yükümlülüklerini yerine getirmekte yaşadığı zorluğu, sıkıntıyı, eksikliği bertaraf etmek ya da yerine getirmesi için destek vermektir. Özetle; sosyal ekonomi dezavantajlı grupların karşılaştıkları eksikleri karşılamak, toplumsal sorunlara yerel çözümler üretmek, sürdürülebilir ve uzlaşmacı istihdam ve iş modelleri yaratmak, destek ve güçlendirme mekanizmaları oluşturmak, hak temelli ve dayanışma yaklaşımıyla sonuca odaklanmak, farklılıkları dengelemek, sosyal sermaye yaratmak, aktif vatandaşlığı ve demokratik katılımı artırmak gibi birçok değer ve amaca katkı verir. Giderek artan sayıları ile sosyal ve dayanışma ekonomisi aktörleri topluma yarar sağlama hedefleri ve sivil katılım yöntemleri ile “toplum yönetimi” ve hatta “dünya yönetimi”ni hak temelli bağlama oturtmuşlardır.

2018’de yayımladığımız “Kalkınma Atölyesi Zaman Okulunda Kısa Ama Hızlı Yürüyüş / Bir Öz Eleştiri Denemesi”nde Doç. Dr. Yücel Çağlar’ın betimlemesi neden kooperatif modelinin seçildiğinin en iyi cevabı; “…kısaca Kalkınma Atölyesi ya da KA olarak andığımız Kooperatif, ortak umudumuzun bir ürünüdür; kalkınmanın en yaşanabilir yolunu bulma, geliştirme umudumuzun…”. Kurulurken birçok bürokratik sıkıntıyla karşı karşıya kalan ve nihayetinde 3 Kasım 2004’te tüzel kişiliğine kavuşan SS Kalkınma Atölyesi Bilim, Eğitim, Kültür, Araştırma, Uygulama, Üretim ve İşletme Kooperatifi ortakları “yapabilmenin başka bir yolu olarak” kooperatif örgütlenme modelini seçmiştir. Kooperatifçiliğin 7 ilkesi; demokratik üye kontrolü, üyenin ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim ve bilginin geliştirilmesi, toplumsal sorumluluk, kooperatifler arası iş birliği hem seçim nedeni hem de bakış açısını vermektedir. Son olarak vurgulamak gerekir ki Kalkınma Atölyesi Kooperatifi, Ana Sözleşmesi’nin “Gelir-Gider Farkı ve Dağıtımı” başlıklı 60. maddesine göre “Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaz.” ibaresini ekleyerek “kâr amacı gütmeyen” bir kooperatif olarak yüzünü sivil toplum alanına dönmüştür. Kalkınma Atölyesi’nin kurucu ortaklarının anlattığı ayrıntılı kuruluş öyküsüne KA Dergi 4. sayısından ulaşabilirsiniz.

Kalkınma Atölyesi altında eğitim, yaşlılık, sosyal inovasyon, çocuk hakları başta olmak üzere farklı konularda çalışmalar yapıyorsunuz. Kalkınma Atölyesi’nin yaklaşımından ve farklı başlıklar altında yürüttüğü çalışmalardan bahseder misiniz?

Kalkınma Atölyesi, 16 yıllık yaşamında ağırlıklı olarak mevsimlik gezici tarım işçiliğinde insana yakışır yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması ile farklı sektörlerde çocuk işçiliği ile mücadele konusunda çalıştı. Bunun yanı sıra, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sosyal kalkınma veya kırsal kalkınma, gençler için kooperatifçilik hareketi, arı dostu kent ve okul girişimi, mesleki eğitim modellemeleri gibi alanlarda saha araştırmaları yaparak politika önerileri ve uygulama modelleri geliştiriyoruz, yerel aktörlerin kapasitelerini geliştirmeye yönelik savunu ve eğitim çalışmaları yapıyoruz. Hak temelli çalışan bir kuruluş olarak Kalkınma Atölyesi, insan, çocuk, kadın ve göçmen hakları bağlamında çalışmalar yapıyor. Tüm yayınlarımız ve hakkımızda detaylı bilgi için www.ka.org.tr adresinin incelenmesini öneririz.

Kalkınma Atölyesi’nin tüm çalışmalarının ve faaliyetlerinin dayanağı İnsan Hakları Beyannamesi dolayısıyla insan haklarıdır. Hak sahiplerinin durumu ve haklarına erişim ile kullanma halleri ana çalışma alanıdır. Bu nedenle hakların ve sunulan ilgili hizmetlerin temini için sorumlu olan kurum/kuruluş veya kişilere bu durumu aktarma, savunu yapma ve harekete geçme için tıkanma noktalarının nasıl girdirilebileceğine dair model önerileri sunma yoğunlukla yaptığımız çalışmalar arasında yer alıyor. Teknik bilgi, deneyim, beceri ve sosyal sermayemiz (network) olan konular ve ilgi alanlarımız çerçevesinde Türkiye topraklarında olan herkes ve her kurum hedef kitlemizde yer alıyor. Buna T.C. vatandaşları da yabancı uyruklu göçmen/mülteci/sığınmacı vs. kişiler de dahil.

Son 3 senedir yürüttüğümüz ve halihazırda devam eden program, proje veya verdiğimiz danışmanlık hizmetleri şu şekilde sıralanabilir: UNICEF Türkiye iş birliği ile “Türkiye’de Çocuk İşçiliği ile Mücadele Programı”, GOAL Global iş birliği ile “Suriyeli Göçebe ve Yarı Göçebe Grupların İhtiyaç Analizi ve Sorunu Strateji Projesi”, UNDP-GEF/SGP Küçük Destekler Fuarı 5-6 Ekim 2019, Hollanda Büyükelçiliği finansal desteği ile “Mevsimlik Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Yasal ve Kurumsal Boşlukların Azaltılması Projesi”, Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC) Mikrofon Hibe Programı “Sihirli Lamba Projesi” (Atom Film ve Siber Saygı Derneği işbirliğinde), Amgen Foundation “Amgen Teach Programme”, Koç Holding “Meslek Liselerinde 21. Yüzyıl Etkinlikleri Projesi”, Koç Okulu Mesleki Gelişim Programı, Koç Holding ve IBM Türkiye “Meslek Liselerine Yönelik Sürdürülebilir ve Ölçeklenebilir Model Geliştirme Projesi”, Socotab Alliance One Öz Ege “Tütün Tarımında Çalışma Prensipleri Kadın Üreticiler Eğitimi”, Wilde Ganzen Hollanda “Sivas-Şarkışla Yaşlılar Evi Değerlendirme Çalışması”, UTZ Hollanda “UTZ Fındık programı Değerlendirme”, CDM “Tekstil Sektöründe Çalışan Suriyeli İşçilerin Güçlendirilmesi Projesi Temel Araştırma Raporu”.

Başta mevsimlik tarım işçisi çocuklar olmak üzere, farklı sektörlerde çocuk işçiliğinin durumuna ilişkin birçok araştırma ve projeler gerçekleştiriyorsunuz. Bu araştırmalardan ve alandaki deneyiminizden yola çıkarak, Türkiye’de çocuk işçiliğinin mevcut durumu ve bu alandaki hak ihlallerinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda önerilerinizi paylaşabilir misiniz?

Çocukların, sağlığına ya da bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimine zarar veren ve eğitimlerini aksatan işlerde çalışmaları çocuk işçiliğidir. Türkiye de dahil olmak üzere dünyada pek çok ülkede, çocuklar; çok küçük yaşlarda, tehlikeli koşullarda ya da ciddi emek gerektiren, fiziksel ve ruhsal açıdan zarar veren ve eğitime erişimi engelleyen, çocukların eğitimi yarıda bırakmalarına ya da eğitimde başarısız olmalarına yol açan işlerde çalıştırılıyorlar. Çocuk işçiliğinin boyutları, nedenleri, sonuçları ve içeriğinde yerine göre farklılıklar bulunuyor. Çok boyutlu bir sorun olan çocuk işçiliği, yalnızca çocukları ve ailelerin yaşamlarını değiştirmekle kalmıyor, bir bütün olarak toplumu da olumsuz etkiliyor.

Kalkınma Atölyesi 2002 yılından beri yoğunlukla mevsimlik tarımsal üretimde çalışan çocuklara yönelik ürün ve coğrafya bazında çeşitli temel araştırmalar yapıyor ve elde ettiği verileri, bilgileri ve bulguları ulusal ve uluslararası düzeyde kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, uluslararası kuruluşlar, medya, özel sektör firmaları ve Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşları ile paylaşıyor. En kötü biçimdeki çocuk işçiliği olarak tanımlanan mevsimlik tarımsal üretimde gezici tarım işçisi olarak çalışan çocukların sayısının azaltılması, bu çocuk işçiliği biçiminin ortadan kaldırılması,yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için her türlü platformda savunu çalışmaları yapıyor. Kalkınma Atölyesi, bu kapsamda bilgi üretmek amacıyla mümkün olduğunca boşluk olan alanlara ve konulara önem ve öncelik veriyor, bu boşluğu dolduracak çeşitli araştırmalar ve analizler yapıyor. Ayrıca , son yıllarda ayakkabı, mobilya imalatı ile tekstil olmak üzere sanayide çalışan çocukların durumuna ilişkin çözümlemelere de adım atıyor.

Türkiye’de çocuk işçiliğinin mevcut durumu, kök nedenler ve ihlallerin önlenmesi ve çocuk korumaya dair söylenecek çok söz var. Kısaca değinmek, sorun ve ihtiyaç analizi ve çözüm önerilerini eksik bırakır. Ayrıca sektörel farklılıkların yanı sıra iktisadi, sosyal ve politik gelişmeler çocuk emeğinin kullanımı biçimlerini, zamanını, yoğunluğunu ve hatta yaş aralıklarını doğrudan etkiliyor. Çocuk işçiliğini doğuran etmenler çoklu ve karmaşık bir yapı sergiliyor. Bu yapı, acil durumlarda çok daha karmaşık hale geliyor. Savaş koşullarının yarattığı göç dalgaları, çocuk işçiliğini ortaya çıkaran koşulları da beraberinde getiriyor. Kalkınma Atölyesi olarak hem kurum olarak elde ettiğimiz hem de konuya dair üretilen mevcut bilgi, deneyim ve literatürü kullanarak çok aktörlü, disiplinler arası, eş güdümlü, sürekli ve sistematik bir ilişki ağı içerisinde Mevsimlik Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliği İle Mücadele Modeli’ni öneriyoruz. Konu odağında 16 senedir yaptığımız tüm araştırmalar ve “Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesine Yönelik Yasal Boşluk Analizi ve Öneriler” ile “Tarımsal Üretimde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesine Yönelik Kurumsal Boşluk Analizi ve Öneriler” raporlarının bulguları ışığında hazırlanan bu modelin hayata geçirilmesi öncelikli savunu noktamız.

2019’da ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanıyla Sihirli Lamba projesini hayata geçiriyorsunuz. Projenin amacından ve bu dönemde yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

2002 yılında Kalkınma Atölyesi Kooperatifi kurucu ortaklarından bazılarının yer aldığı Adana’nın Karataş ilçesinde pamuk hasadında çalışan çocukların durumuna ilişkin tespit araştırmasından bu yana geçen 18 yılda, Kalkınma Atölyesi mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çalışan veya çalışmayan çocuklarına yönelik birçok araştırma, tespit, modelleme, savunu ve hatta eğitim çalışması gerçekleştirdi. Bu 18 yılda edinilen bilgi ve deneyim ışığında insan, çocuk ve kadın hakları bağlamında söyleyecek çok sözümüz var, yapmak istediklerimiz de bir o kadar çok.

Mevsimlik gezici tarım işçilerinin konaklama mekânları olan geçici çadır yerleşimleri yaşam merkezlerinden (il, ilçe veya en yakın mahalleye) uzakta, ücra, tarla kenarlarındaki yerlerdir. Çoğunlukla “kentin çeperinde” olan bu çadır yerleşimlerinin bu izolasyon hali yerel halk ile gezici/geçici olan işçilerin yaşam alanlarını birbirinden ayırmak için de kullanılır. Bu durum tüm yerleşim sakinleri; çocuk, genç, yetişkin, kadın, erkek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, göçmen için benzer dinamikler üzerinde kurulmaktadır. Bu nedenle eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin sunulduğu kurumlar, tesisler, mekânlara erişim bile zorken kültürel ve sanatsal faaliyetler veya bu faaliyetlerin gerçekleştiği mekânlara erişim veya ulaşım akla bile gelememektir. Böylesi yaşam ortamında özellikle dış dünyaya merak duyan, iletişim kurmaya çalışan, hayal kurmak isteyen çocuk ve genç olmak oldukça zordur. Tüm saha çalışmalarımızda, çocuklar ve gençler; maalesef hayallerinin veya umutlarının çok dar kapsamlı olduğunu, yaratıcılıklarını geliştirecek ne imkân ne de çevresel ve sosyo-kültürel uyaran (yaşam ortamı, yetişkinlerin düşük eğitim düzeyi, çevresel koşullar gibi) olmadığını paylaştılar veya biz sohbetlerimizden bunu çıkardık. Onlara sadece ilham ve cesaret ile vermek bile hak temelli çalışmalarda kilit nokta olan elverişli ortamı sağlamak hedefine ulaşmamızı sağlayacak diye düşündük. İşte Sihirli Lamba Projesi bu amacın üzerine oturtularak kurgulandı.

Kalkınma Atölyesi Kooperatifi’nin, Atom Film uzmanlarının da katkısıyla, yürüttüğü bu proje ile Adana, Konya ve Ankara’da yılın belirli dönemlerinde (9 ila 12 ay arası) yaşayan mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerdeki kişileri sinema sanatı ile tanıştırarak veya sinema sanatına yakınlaştırarak kendi hikayelerini veya yaşamlarını “sihirli lambayı” yani kamerayı kullanarak kendilerince anlatması hedefleniyor. Böylece, mevsimlik gezici tarım işçiliği yapan hanelerdeki bireyler sinema sanatını fikirlerini dile getirmek için bir araç olarak kullanmayı deneyimliyor; kendini fark etme ve ifade etme, ekipçe çalışma, düşünme ve planlama becerilerini geliştirerek; çekecekleri kısa filmler ile kendi yaşamlarını ve haklarının ihlalini ortaya koyan bir savunu aracı hazırlıyorlar. Kalkınma Atölyesi için ise hem süreç hem de çıktılar mevsimlik gezici tarım işçilerinin haklarının temini bağlamında sorumlu olan kurum, kuruluş veya kişilerin anlatılanları dinlemesi, duyması, görmesi, fark etmesi ve harekete geçmesi için baskı unsuru olarak kullanılacak.

Sihirli Lamba projesinin savunuculuk ayağında projede çekilen kısa filmlerin ve sürecin fotoğraflarının gösteriminin yapılacağı etkinlikler düzenlemeyi planlıyorsunuz. Proje kapsamında yapacağınız savunuculuk çalışmaları ile nasıl bir farkındalık ve/veya değişim yaratmayı öngörüyorsunuz? Sizce kültür-sanat faaliyetleri sivil toplum kuruluşlarının savunuculuk çalışmaları için etkili bir yöntem olabilir mi?

Mevsimlik gezici tarım işçiliği yapan hanelerin çocuklar dahil neredeyse tüm fertleri bu hane temelli ekonomik faaliyetin bir parçası oluyor; çocuklar ve gençler, çoğunlukla eğitim haklarından mahrum kalarak ebeveynlerinin veya yetişkinlerin yaşadıkları yoksulluk döngüsünü devam ettiriyor. İşçi hanelerin veya grupların kısa veya uzun süreli yaşadıkları çadır yerleşimlerinde insana yakışır koşullardan çok uzak bir hayat sürdüren bu bireylerin ve özellikle çocuklar ile gençlerin kendi başlarına karar verdikleri, yaşadıkları ya da istedikleri durum ya çok nadirdir, ya da çoğunlukla söz konusu değildir. Projemiz bu bireylerin belki de ilk defa fikirlerini söyledikleri, bir görev aldıkları bir deneyim olacak. Ayrıca bu proje kentin çeperlerinde okuldan ve birçok olanaktan ve hizmetten uzak olan bu bireyleri, sinema sanatı ile tanıştırıp onları sanata yakınlaştırıyor. Hikayelerini anlatmak ve sorunlarını çözmeye katkı vermek için sanatı bir iletişim aracı olarak kullanmayı deneyimletiyor.

Hak sahipleri olan bu bireylerin kendi anlatımlarıyla yaşamlarının gözler önüne serilmesi mevsimlik gezici tarım işçileri ve onların çocuklarının insan haklarının temininin savunusuna katkı verecek. Birçok mecrada, farklı illerde ve mekanlarda gösterimi yapılan veya kişilerin youtube kanalımızdan izledikleri “Mevsimlik Yaşamlar Belgeseli”ni izleyenlerin tepkileri ve 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Gününde gösterimi yapılarak youtube kanalımızda paylaşılan Türkiye’nin bereketli topraklarının [Çukurova] çocuklarının çektikleri ilk kısa film olan “Sihirli Lamba” kısa filminin fotoğraf albümünü paylaştığımız kişilerin ve kurumların olumlu geri dönüşleri bize sinemanın hak temelli savunuculuğun bir aracı olabileceğini gösterdi. Proje kapsamında Adana, Ankara ve Konya’da mevsimlik gezici tarım işçilerinin çektikleri kısa filmlerin ve süreci belgeleyen fotoğraf albümünün savunu yöntemleri içerisinde en etkililerden biri olacağını düşünüyoruz. Bizlerin araştırma raporları, çeşitli etkinliklerde sunumlar veya üniversitelerdeki derslere konuk konuşmacı olarak katılımımız ile bilgi ve deneyim aktarımı veya politikaları etkileme çabamızın çok daha etkilisinin, zaman ve emeğin daha iyi kullanımı ve daha çok yaygınlaştırma ve kitlelere ulaşmayı sağlayanın kültür-sanat etkinlikleri olduğu kanısındayız.

Kültür Sanat Fonu Çağrısı Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 yılı başvuruları kapandı. 2020’de yeniden açılacak fon için lütfen internet sayfamızın haberler kısmını ziyaret edin.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, Turkey Mozaik Foundation iş birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında 2019 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Kültür-Sanat Fonu’nun başvuruları açıldı.

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya çalışmalarında kültür-sanat faaliyetlerini kullanan sivil toplum kuruluşlarının projeleri veya kurumsal gelişimlerini destekleyerek kültür-sanat ve sivil toplum arasındaki ilişkiyi geliştirmeye katkı yapmayı amaçlayan hibe programı kapsamında desteklenecek çalışmalarda aşağıda yer alan prensiplerden en az bir tanesinin yer alması beklenmektedir:

1. Herkes için kültür-sanata erişim imkanlarını geliştirme perspektifine sahip kurumlar ve/veya proje fikirleri,
2. İçerik tasarımında ve/veya sanatçı pratiklerinde katılımcı yaklaşımları odağına alan kurumlar ve/veya bu yaklaşımla geliştirilmiş çalışmalar,
3. Özellikle dezavantajlı kesimlerin (yaşlılar, yoksullar, kadınlar, engelliler, cinsel yönelim ve cinsel kimlik grupları, göçmenler ve mülteciler) kültür-sanat hayatına katılımının artırılmasını hedefleyen ve/veya bu konularda toplumsal duyarlılık geliştirilmesi yolunda savunuculuk yapan kurumlar ve projeleri,
4. Toplumsal hayata katılımda kültürel okuryazarlık kavramını önemseyerek bu konuda uzun vadeli stratejik yaklaşımlar benimseyen kamusal programlar ve eğitim faaliyetleri üzerine çalışan kurumlar ve projeleri.

Bu çerçevede, desteklenecek kuruluşların aşağıda örnekleri sunulan alanlarda proje fikirleri sunması ya da kurumsal kapasitelerini geliştirmesi beklenir:

• Mevcut etkinliklerin yerelleştirilmesi ve yaygınlaştırılması,
• Özel ve farklı ihtiyaç sahiplerine yönelik yeni etkinliklerin kurgulanması (Ebeveynlerin, tam zamanlı çalışanların, çocukların, göçmen ve mültecilerin katılımı vb.),
• Eğitim faaliyetleri tasarlanması (Etkinlikler için rehberli turlar, çocuklar, gençler ve yaşlılar gibi özel gruplar için eğitim programları düzenlemek vb.)
• Yaşam alanı ile etkinlik arasındaki ulaşımın kolaylaştırılması,
• Engelli bireylerin katılımına yönelik düzenlemelerin yapılması (Etkinlik mekanlarının, etkinliklerin ve etkinliklere dair bilginin erişilebilir kılınması, etkinliklerin ortaya konmasında engelli bireyin varlığı vb.),
• Etkinliklere katılımı ve yaygınlaşmayı artıracak, yaratıcı iletişim stratejilerinin geliştirilmesi (Yeni teknolojiler ve sosyal medya kullanımı, çokdillilik vb.)
• Yukarıdaki maddeler dışında kalan ancak benzer alanları içeren ve kültür-sanat alanıyla sivil toplum arasındaki bağı geliştirici türdeki faaliyetler.

Kültür-Sanat Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 200.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 12 ay süreyle faydalanabilirler ve en fazla 70.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

– Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen,
– En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
– Geçtiğimiz bir senedir gelirleri en az 30.000 TL olan,
– Çalışmalarının odağı kültür-sanat faaliyetleri olan veya çalışmalarında kültür-sanat faaliyetlerini araç olarak kullanan kuruluşlar.

Kültür-Sanat Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların aşağıdaki bağlantıda yer alan formu eksiksiz şekilde doldurarak 15 Kasım 2019 Cuma günü saat 17:00’ye kadar başvurularını yapmaları gerekir.

Program hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri, takvim, başvuru formu, vb.) buradan ulaşabilirsiniz. Eğer doğrudan başvuru formuna ulaşmak istiyorsanız lütfen buraya tıklayın.