Tag

Proje hibe desteği arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yuva Derneği Ekolojik Okuryazarlık Projesini Tamamladı

By | Proje Destek Fonu

Proje Fonu’nun 2018 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Yuva Derneği, Ekolojik Okuryazarlık projesini tamamladı. Yuva Derneği Program Direktörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda Türkiye’de çevre ve ekoloji hareketinin gelişimini, ekolojik okuryazarlığın önemini ve derneğin çalışmalarını konuştuk.

Yuva Derneği, sürdürülebilir bir yaşam için farklı konuları bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşıma sahip. Ekoloji, yoksullukla mücadele ve yaşam boyu öğrenme, insan hakları ve demokratikleşme alanlarında çalışmalarınız var. Bize Yuva Derneği’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

YUVA’yı, 2010 yılında dünyayı değiştirmek, onu daha iyi, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yer yapmak ve tüm canlılar için bir yuva olarak kalmasını sağlamak gayesi ve tutkusuyla kurduk. 9 yıldır aynı tutkuyla yetişkin eğitimi ve kalkınma odaklı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugün çevre ve insan hakları konularında eğitimler veriyoruz, yetişkinler için mesleki eğitim, dil eğitimi ve istihdama erişim çalışmaları yapıyoruz. Türkiye genelinde faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşuyuz ve senede 20 binin üzerinde kişiye hizmet veriyoruz.

Yuva Derneği’nin son yıllarda ağırlıklı olarak mültecilerle, sosyal uyuma yönelik projelerde çalıştığını görüyoruz. Alandaki çalışmalarınız ve deneyimlerinizden de yola çıkarak, Türkiye’deki mültecilerin durumu, bu alana ilişkin politikalar ve gelecek dönemde atılması gereken adımlara dair görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

YUVA’daki çalışma modelimiz toplum merkezleri açarak veya yerel yönetimlerle iş birliği yaparak hem mültecilerin hem de dezavantajlı yerel halkın alabileceği hizmetleri iki topluma birlikte sunmak ve böylece sosyal uyuma katkı sağlamak. Bu yaklaşımımızın temel sebebi, Türkiye’deki mültecilerin ihtiyaçlarını görmekle birlikte yerel halkın da dezavantajlı kesiminin görmezden gelinmesini engellemek ve olası bir çatışmanın önüne geçmek. Bugün Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum geçmişteki göç deneyimleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir boyutta. Bu anlamda geliştirilen politikaların da hak ve hizmetlere erişim bağlamında bütüncül ve kapsayıcı olması gerektiğini düşünüyor ve geliştirdiğimiz modellerle politikalara bu yönde katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Yuva Derneği, Vakfımızın Proje Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağlanan hibe ile Ekolojik Okuryazarlık projesini yürüttü. Ekolojik Okuryazarlık nedir, neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç var ve bu kapsamda hayata geçirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağladığı bu destekle doğayı anlamak ve onu korumak için harekete geçmek isteyen herkese kapımızı açtık. Birlikte, 2 tam gün boyunca üzerinde yaşadığımız gezegen olan Dünyamızın nasıl hayatta kaldığını, karşı karşıya olduğu tehditleri, insan türünün buradaki payını ve neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. İşte bu farkındalıkta olup da, yaşamını bu yönde bu bilinçle devam ettirme kararı alan herkes Ekolojik Okuryazar oluyor. İstiyoruz ki bu farkındalık hepimizde olsun ve gezegenimizin üzerindeki yük azalsın, her anımızı bu sorumlulukla yaşayalım. Bu 2 günlük programa ek olarak, doğayla bağımızı hatırlamak ve güçlendirmek adına İstanbul’daki doğal alanları ziyaret ediyor ve farklı türlerle tanışıyoruz. Yanından her sabah yürüyüp geçtiğimiz ağacı, üstümüzden geçen yüzlerce leyleği tanır ve görür hale geliyoruz. Kadıköy’de bulunan Öğrenme Merkezi’mizde tematik buluşmalar gerçekleştiriyor, birlikte biyolojik çeşitliliği, iklim değişikliğini, yenilenebilir enerjiyi konuşuyoruz.

Bu çalışmaya olan ihtiyacın sebebi, bugün dünyanın karşı karşıya olduğu tehditler ve alternatif bir gezegenin olmaması (en azından şimdilik). Bu tehditleri ortadan kaldırmak ve sürdürülebilir bir yaşamı mümkün kılmak için yapmamız gereken şey doğayla olan ilişkimizi hatırlayan ve canlı tutan, ihtiyacı kadar tüketen, yerel olanı tercih eden, temiz enerjiyi talep eden ve sürdürülebilir bir yaşam için karar alma mekanizmalarına dahil olan ya da olmanın yollarını araştıran bireyler olmak.

İklim değişikliği kaynaklı tehditlerin giderek daha görünür hale gelmesiyle bu alandaki eylemler ve farkındalık çalışmaları da hız kazanıyor. Özellikle gençlerin liderliğini yaptığı bu tür eylemler şirketlerin ve devletlerin dikkatini çekmekte başarılı oluyor mu? Sizce Türkiye’de bu konuda gerekli adımları atılıyor mu?

YUVA olarak, özellikle şirketlerin stratejik planlarına iklim değişikliğine dair alınacak önlemlerin somut olarak eklendiğini veya eklenmek istendiğini görüyoruz. Son bir yılda YUVA’nın sunduğu “Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği” başlıklı seminere olan talepteki artış ve kurumların “Yeşil Ofis” olma talebiyle YUVA’ya ulaşmaları bize bunu gösteriyor. Bu şirketlerin çalışma alanları fosil yakıtlardan, ham maddesi plastik veya kağıt olan üretim şirketlerine kadar çeşitlilik gösterebiliyor.

Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadele yönünde atılan en güncel ve somut örnek, kömürlü termik santrallerin, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan altı yıl boyunca zehirli gazları doğrudan havaya salmalarının önüne geçen maddenin tüm siyasi partilerin ortak önergesiyle Maden Kanunu teklifinden çıkarılarak komisyona geri çekilmesi oldu. (Maden Kanunu Madde 45: Kömürlü termik santrallerin baca gazı arıtma tesisi, kül barajı gibi çevre yatırımlarına iki yıl daha erteleme kararı). Hava kirliliğine sebep olan ve canlıların sağlığını tehlikeye atan bir şekilde çalışan kömürlü termik santraller, bu yeni kararla zehirli gazlarını havaya salamayacak.

Çevre ve ekoloji alanındaki hak mücadelesi ve yapılan çalışmalar toplumun tamamını ilgilendiriyor ve önemli ölçüde destek buluyor. İklim değişikliğinin yarattığı tehdidin büyüklüğü ve aciliyeti düşünüldüğünde, sizce bu konular sivil toplum kuruluşlarının gündeminde yeterince yer alıyor mu? Bu konuda atılabilecek adımlar var mı?

Greta Thunberg’le birlikte başlayan hareketin buna katkısını hem dünyada hem de ülkemizde somut bir şekilde gördük. Çevre ve ekoloji hareketi, farklı grupları dahil etmeyi ve farklı alanda çalışan kurumların gündemlerine ortak kesen olarak iklim değişikliğini almasını sağladı. Toplumu bilgilendirecek ve harekete geçirecek her yeni çalışma gezegenimiz için çok değerli. O nedenle hiçbir zaman yeterli diyemeyiz, fazlasının zarar vermeyeceği bir hareket çevre hareketi. Hepimizin, tüm canlıların ortak iyiliğine katkı sunuyor.

Galata Rum Okulu Vakfı ile Gerçekleşen Projelerini Konuştuk

By | Proje Destek Fonu

2019 yılında Proje Hibe Desteği Programı kapsamında desteklediğimiz Galata Rum Okulu Vakfı’nın bu destek ile gerçekleştirdiği ‘’206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’sergi projesini, proje kapsamında düzenlenen atölye çalışmalarını ve vakfın gelecek planlarını konuştuk.

Vakfımızın sağladığı proje hibe desteği hayata geçirdiğiniz “206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’sergi projesi hakkında bilgi verir misiniz?
Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın üretim desteği verdiği hibe ile 10 Ekim -10 Kasım 2018 tarihlerinde ‘’206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’ sergisi Galata Rum Okulu’nda açıldı. Kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmalarıyla bilinen bir sivil toplum kuruluşu olan Europa-Nostra tarafından 2018 Kültürel Miras Yılı kapsamında “Tehlike Altındaki 7 Dünya Mirası” arasında gösterilen Büyükada Rum Yetimhanesi’ne odaklanan sergi,izleyiciyi kent tarihinin görünmez katmanlarını içinde barındıran bir hayat okulu olan yetimhaneninkoridorlarında gezinmeye ve geçmişe bugünün gözünden bakmaya davet eden çalışmalarla, bilinmeyen bir tarihe ışık tutmayı amaçlamıştır.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın sağladığı hibe desteğini projedeki hangi çalışmalar için kullandınız?
Vakfın sağladığı hibe, proje ekibinin (editör, çevirmen, asistan) giderleri ve özellikle baskı gibi prodüksiyon kalemlerine destek oldu.

‘’206 Odalı Sessizlik:Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’ sergisinin nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
Sergi sürecinde, sergi ve paralelindeki etkinlikler vesilesiyle bilinmeyen ve hakkında çok fazla araştırma yapılmamış olan bir tarihe ışık tutarak konu ile ilgilenebilecek araştırmacılara, öğrencilere bir başlangıç noktası olabilecek bir alan açıldı. Özellikle toplumsal tarih, mimarlık, mimari tarih ve kültürel miras alanında çalışanlar açısından bir referans noktası oluşturuldu. Paralel etkinlikler ile farklı alanlardan kişiler bir araya gelerek sadece Büyükada Rum Yetimhanesi özelinde değil aynı zamanda kent tarihinde önemi olan benzer örnekler üzerinden kültürel miras kavramının alt katmanlarına indiler. Bu konuşmalardan özellikle yetimhaneyi odağına alanları vesilesiyle Patrikhane ve Europa Nostra’dan ekipler daha sık bir araya gelmeye başladılar. Bu anlamda sergi, yapının geçirdiği süreç içerisinde ufak da olsa itici bir destek görevi görmüş oldu. Sergi sonrasında da, yeni yayınlanan sergi kitabımız da bu çalışmanın kalıcı bir belgesi ve aynı zamanda hakkında daha derinleşmek isteyenler için iyi bir kaynak niteliği taşıyor.

Galata Rum Okulu bu sergiden ne gibi deneyimler kazandı? Kurum olarak bu süreçten neler öğrendiniz?
Sergi süreci daha önceden Galata Rum Okulu’nda alışık olduğumuz üniversite öğrencileri, sanat ve entellektüel çevreler gibi sürekli katılımcıların dışındaki, toplumun farklı kesim ve alanlarından gelen toplulukları ağırlamamıza ve ilişki kurmamıza vesile oldu. Bu anlamda bir kültür ve sanat mekanı olarak bu kent ve kent sakinleri için rolümüzü yeniden sorgulamamızı sağladı. Özellikle toplumsal tarih ve kent araştırmalarını konu alan çalışmaların görsel dili sayesinde genel izleyici ile kurduğumuz bağ bizim için son derece önemli. Bu anlamda serginin insanlarla kurduğu bağ bizim için çok değerliydi.

Galata Rum Okulu , 2019’un ikinci yarısından itibaren çalışmalarına nasıl devam ediyor?
2019’un ikinci yarısında Galata Rum Okulu’nda birkaç farklı grubun çalıştay ve konuşma serileri (Türk ve Yunanlı mimarlık öğrencileri ile yapılan kent analizi atölyeleri, Amazon gibi kimi özel kuruluşların konferans ve çalıştayları gibi) ve son olarak 206 Odalı Sessizlik kitabının tanıtımı gerçekleştirildi. Galata Rum Okulu 2020’nin ilk ayından itibaren onarıma gireceğinden dolayı şu an mimarların mekanda çalışabilmeleri adına binada herhangi bir etkinlik bulunmuyor.

Çocukların bedensel söz haklarını CŞMD ile konuştuk

By | Çocuk Fonu, Proje Destek Fonu, Röportaj

2018 – 2019 döneminde Çocuk Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation’ın eş finansman desteğiyle hayata geçen “Çocukların Bedensel Söz Hakları” projesi Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin vakfımızdan aldığı ikinci hibe. Daha önce derneği Kurumsal Hibe Programımız kapsamında desteklemiştik.

Özellikle son dönem yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Biliyorsunuz, derneğimiz, 2014 yılından bu yana ağırlıklı olarak cinsel şiddetin önlenmesine yönelik faaliyetler yürütüyor. Son dönemde cinsel şiddet sonrası ihtiyaç duyulan destek sistemlerini görünür kılmak için “Destek Sistemi Nerede?” isimli bir proje yürüterek şiddet sonrası süreç alanına da yönelmeye başladık. Bu proje kapsamında hazırladığımız “Destek Sistemi Nedir?” videosunun Türkiye’deki cinsel şiddet algısına alternatif olarak derneğin önerdiği yaklaşım ve dile dair iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca bu yıl, cinsel şiddete maruz bırakılan bireylere yönelik damgalama ve suçlama yaratan medya diline dikkat çekmek için “Öyle Değil, Böyle!” isimli bir kampanya üzerine yoğunlaşıyoruz. Eylül-Ekim aylarında ünlü yüzlerin yer alacağı kampanya görsellerinin farklı online ve offline mecralarda karşımıza çıkmasını ve bizi toplumda var olan mağdur suçlayıcı yaklaşımla yüzleştirmelerini umuyoruz.

2018 yılında yürüttüğünüz ‘Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyasının amacını, bu kapsamda Şişli Belediyesi ile geliştirdiğiniz iş birliği ve yürüttüğünüz ortak çalışmaları anlatır mısınız?
Çocuk Anlatır Sen Dinle; İstismarı Önle’ kampanyası; cinsel istismarla mücadelede yetişkinlere düşen sorumlulukları ön plana çıkarmayı hedefleyen koruyucu-önleyici bir çalışmaydı. Kampanyanın ismini özellikle bu şekilde belirledik. “Çocuk Susar, Sen Susma!” son yıllarda cinsel istismar haberlerinde en sık karşılaştığımız slogan ve biz çocukları pasifleştiren bu algıyı sorgulatmak ve eleştirmek istedik. Çünkü biliyoruz ki çocukları dinlemeyen, sessizleştiren ve bedensel söz hakları olduğunu teslim etmeyen kültürel bir yapı hâkim. Kampanya kapsamında, Şişli Belediyesi personeline yönelik çeşitli seminer ve eğitim çalışmaları gerçekleştirerek, çocuklara temas eden belediye çalışanlarının değişime kendi hayatlarından başlayacakları bir farkındalık geliştirmelerini ve cinsel istismarla ilgili kemikleşmiş yanlış inanışları dönüştürmeyi hedefledik. Belediye’nin böyle bir kampanya fikrini hayata geçirecek kaynak yaratmasını ve kampanyayı alanda çalışan hak temelli sivil toplum örgütleri ile iş birliği içinde yürütmelerini çok kıymetli buluyoruz. Kampanya sürecinin medyada ses getirmesinin ardından Türkiye genelinden bu içerikte eğitimlerin sürdürülmesi için pek çok davet ve başvuru aldık. Biz de bu içerikleri bir eğitmen eğitimi modeli haline getirerek yaygınlaştırmaya karar verdik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz “Çocukların Bedensel Söz Hakları” Eğitmen Eğitimi projesinden ve projede gerçekleştireceğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?
‘Çocukların Bedensel Söz Hakları’ Eğitmen Eğitimi projesi, Şişli Belediyesi ile başlatmış olduğumuz süreci genişletmek, geliştirmek ve yaygınlaştırmak niyetiyle yola çıktığımız pilot bir uygulama. Hedefimiz cinsel istismarı ele alırken hak temelli bir perspektifin gelişmesi ve çocuk çalışanlarının cinsel istismara yönelik eğitimler düzenlemeden önce çocuk katılımı, çocuk hakları, toplumdaki çocuk algısı konularında düşünmeleri. Bu hedefle 2 farklı gruba yönelik 3 gün sürecek 2 farklı eğitici eğitimi gerçekleştiriyoruz. İlk grup Şişli ilçesinde çalışan ilk ve ortaokul rehber öğretmen ve psikolojik danışmanları. İkinci grup ise İstanbul’da farklı belediyelerde çalışan meslek uzmanları. Her iki grubun da aldığı eğitimin ardından çalıştığı ortamlardaki yetişkinlere ve ebeveynlere yönelik seminerler gerçekleştirmelerini bekliyoruz. Böylece hem cinsel istismar hakkındaki yaygın yanlış inanışların değişmesi, hem de çocukların bedensel söz haklarının tanınması için daha geniş kitlelere ulaşmaya başlayacağız. Projenin sonunda elimizde sürdürülebilir bir eğitim modeli ve içerikleri yaygınlaştırılmaya hazır uygulama materyalleri ve bir uygulama kılavuzu olacak. Korkutucu değil güçlendirici, cinsiyetçi değil kapsayıcı, koruma değil hak odaklı pedagojik perspektifle hazırladığımız bu materyallerin; alanda önemli bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz.

Şişli Belediyesi ile başlattığınız bu iş birliğinin ve geliştirdiğiniz eğitim modelinin farklı belediyeler ve/veya kamu kurum ve kuruluşları nezdinde yaygınlaştırılması için çalışmalarınız olacak mı? Bu alanda nasıl gelişmeler yaşanmasını bekliyorsunuz?
Kesinlikle evet, tam da bu nedenle pilot bir çalışma. Bu yıl hem eğitmen eğitimine katılan uzmanların değerlendirmeleri hem de eğitmenlerin uygulamalarını gözlemleyerek edineceğimiz bilgiler doğrultusunda içeriği güncelleme ve geliştirme şansımız olacak. Ardından yaygınlaştırma aşamasında ilk hedef grubumuz Belediyeler ve Rehberlik Araştırma Merkezleri. Biliyoruz ki cinsel istismar önlenebilir bir sorun. Hem şiddetin önlenmesine yönelik uygulamalar hem de şiddet sonrası psiko-sosyal destek hizmetleri sağlamak yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının sorumluluğu. Belediyelerin bu konuyu stratejik planlarına dahil etmeleri gerekiyor. Koruyucu-önleyici uygulamalar geliştirmek, şiddet sonrası bildirim ve destek sistemlerini güçlendirmek ve “çocuğun üstün yararı” ilkesini benimseyerek çocuk katılımını sağlayacak yöntemler üzerine düşünmek belediyelerin yükümlülükleri arasında olmalı. Belediyelerin tüm planlamaları çocukları da kapsamalı ve çocuk katılımını sağlamalı. Belediyelerin tüm bu çalışmalar için kaynak yaratması ve ilgili sivil toplum kurumları ile iş birliği içinde çalışması gerekliliğini bu vesile ile tekrar vurgulamış olalım. Eğitimlerin çağrısını yaptığımız ilk günden itibaren pek çok farklı şehirden ve belediyeden davet ve talep aldık. Gözlemlediğimiz kadarıyla bu içerikte eğitimler alanda büyük bir ihtiyaç; özellikle meslek uzmanları için. İdari kadrolardaki personelin de bu ihtiyacı görmesi ve hizmet içi/öncesi eğitimler aracılığı ile personelini güçlendirmek için sorumluluk almalarını umuyoruz.

Çok teşekkürler…

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi

By | Çocuk Fonu, Proje Destek Fonu, Röportaj

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Kurumsal Destek Programı’ndan yararlanmıştı. Halen “Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma Projesi” ile BBOM Eğitim Modelini desteklemek amacıyla öğretmenlerin ve çocukların kullanımı için farklı oyuncakların tasarımına yönelik faaliyetleri vakfımızın Çocuk Fonu kapsamında sağladığı hibe ile gerçekleştiriyorlar. Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportaj kapsamında neler yaptıklarını konuştuk.

Katılımcı ve barışçı öğrenme vizyonu doğrultusunda hareket eden Başka Bir Okul Mümkün Derneği Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan daha önce de destek almıştı. Acaba özellikle son dönem odaklandığınız çalışmalar çerçevesinde derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Derneği erken çocukluk ve ilkokul eğitimi üzerine çalışıyor. Mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici, farklılıkları görmezden gelen, ayrımcı ve baskıcı yapısı derneğimizin üzerine yoğunlaştığı temel sosyal problem.

BBOM derneği katılımcı ve barışçıl sınıf ortamlarını yaygınlaştırmak vizyonu ile çalışmalar yürütüyor ve modelimizi uygulayan okullar açmanın yanında, öğretmen destek programları yürüterek vizyonu ekseninde daha çok öğretmene ve dolayısı ile daha çok çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Ekolojik hassasiyetle basılmış alternatif eğitim ve hikaye kitapları sayesinde alternatif eğitim anlayışını ve çocukları merkeze alan hikaye kitaplarını yaygınlaştırmak için BBOM Yayınlarımız mevcut.

Son dönemde Sabancı Vakfı ve Şiddetsiz İletişim Derneği ile işbirliği içinde “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar”; Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde de Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde “Çocuklar için Önce Öğretmen” projelerini yürütüyoruz. Her iki proje de öğretmenlerin katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını hayata geçirmek üzere güçlenmelerine yönelik. Bunlar dışında BBOM Eğitimi Modelini geliştirmek üzere oluşturulan çalışma gruplarında gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucu olarak eğitim modelinin yaygınlaşmasını destekleyen üretimler yapmaktayız.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin Türkiye’deki mevcut eğitim sistemine alternatif olarak geliştirdiği bir eğitim modeli var ve bu model deneyimleriniz ile gelişiyor. Bu sistemin temel ilkeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
BBOM Modeli; Alternatif Eğitim, Demokratik Yönetim, Ekolojik Duruş ve Özgün Finansman eksenleri üzerine kuruldu.

Bu yaklaşım çocukların kendi hızlarında, kendi ilgi ve ihtiyaçları ile bağlantılı bir biçimde öğrenmelerini destekliyor. BBOM Modeli her çocuğun biricik olduğu kabulüyle, kendi öğrenme süreçlerinin kontrolünü ellerine almalarını destekleyerek öğrenme yolculuklarına eşlik ediyor.

Her BBOM Okulu MEB’in müfredat dahilinde sunduğu kazanımları içeryopr. Bunun yanında empati, dayanışma, barışçıl olma, katılım gibi BBOM değerlerini de içeren bir başka müfredat da BBOM Okulları’nda yer buluyor. Tüm okul süreci çocukların kendi hızlarında ve kendi yöntemleri ile öğrenmelerini keşfetmeleri üzerine planlanıyor. BBOM Okulları’nda Montessori ve ya Waldorf gibi tek bir alternatif eğitim yaklaşımı benimsenmiyor; yerine pek çok yaklaşımın bir bileşimi çocukların ihtiyaçlarına cevap vermek üzere uygulanıyor.

BBOM Okullarında öğretmenler, çocuklar, çalışanlardan oluşan her bileşenin eşit söz hakkına sahip olduğu karar alma süreçleri uygulanır. Her hafta toplanan Okul Meclisi’nde okula dair gündemler birlikte tartışılır. Okul nüfusunun en kalabalık öğesi olan çocuklar kendi gündemlerini bu meclise taşıyarak bir tartışma alanı bulur. Bunun dışında çocukların daha katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını deneyimlemeleri için her gün sınıf çemberleri yapılır. Sınıf içindeki türlü anlaşmazlıklar çatışma çözümü ile çocuklar tarafından arabuluculuk üstlenilerek aşılmaya çalışılır. BBOM Okulları’nda yetişkinlerden çocuklara doğru inen bir hiyerarşik mekanizma yoktur.

Tüm BBOM Okulları yemeklerinden, okulun fiziki yapısına ve kullanılan materyallere kadar ekolojik bir hassasiyete sahiptir. Yemekhanedeki yemeklerin mevsim sebzelerinden oluşması ve mümkünse üreticisinden alınması, çocukların doğa ile bağ kurdukları okul ortamlarının oluşturulması ve okulda kullanılan malzemelerin karbon ayak izinin en aza indirilmesine özen göstermek BBOM’un Ekolojik Duruş ilkesini oluşturur.

BBOM Okulları, BBOM Modeli ile işleyen bir okul açmak üzere yola çıkan ebeveynlerin ve gönüllülerin kurduğu eğitim kooperatifleri şeklinde açılır. Kooperatifin eşit ortakları olan ebeveynler okulların mali işletmesinden sorumludur. Okullar ve öğretmenler kooperatife bağlı olmayan özerk yapılardır. Okullar kar amacı gütmez.

Bu çerçevede modelimiz mevcut eğitim sisteminden farklı bir yol önerir. Çocukları merkeze alan öğrenme ortamları oluşturan BBOM Modeli, sınıflarından okul yönetimine kadar demokratik karar alma mekanizmaları ile işler. Ekolojik bağları korumanın önemine inanır ve kar amacı gütmeyen okullar açar. Bu haliyle hem mevcut devlet okullarından hem de özel okullardan ayrışır.

BBOM Okulları’nda BBOM Modeli’ni hayata geçiren ve farklı okullarda BBOM Modeli’ni deneyimleyen öğretmenler, BBOM Öğretmen Köyü öğretmen destek programları ve BBOM Derneği Model Geliştirme çalışmaları ile desteklenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğiyle hayata geçirdiğiniz Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesinden bahseder misiniz?
BBOM derneği, hem BBOM Eğitim Modeli’ni uygulamak üzere, BBOM kooperatiflerince kurulan okullarda hem de öğretmenlere yönelik yaptıkları güçlenme çalışmalarında sınıflarda çocukların öğrenmelerini desteklemek, katılımlarını artırmak ve barışçıl bir iletişim ortamı sağlamayı destekleyecek farklı, yaratıcı ve uyarlanabilir eğitim materyalleri konusunda deneyim kazandı. BBOM derneğinde aktif olarak yer alan öğretmenlerin kendi sınıflarında uyguladıkları, ürettikleri eğitim materyalleri ve oyuncakları yada fikir düzeyindeki çalışmaları yaygınlaştırmak üzerine bu proje fikri ortaya çıktı. Daha fazla sınıfta, daha fazla öğretmenle ve daha fazla çocuğun öğrenmelerini desteklemek üzere eğitsel oyuncak/materyal üretimi ve farklı önerilerin yer aldığı bir kitapçık hazırlanacak.

Katılımcı ve Barışçıl Oyuncaklar: Öğrenme Materyalleri Geliştirme ve Yaygınlaştırma projesi kapsamında oyuncak kampları sonunda belirlenecek bir oyuncağın üretimini yapmayı planlıyorsunuz. Oyun oynamak ve oyuncaklar çocukların öğrenme sürecine nasıl bir katkı sağlıyor?
Az önce bahsettiğimiz üzere mevcut eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki tek tipleştirici ve farklılıkları görmezden gelen yaklaşımı çocukların öğrenme süreçlerini zorlaştırıyor. Her çocuk biriciktir ve eğitim ortamları çocuğun kendi potansiyelini ortaya koymasını desteklemelidir. Türkiye’de öğretim programları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmakta ve tüm okullarda uygulanmakta. Bu öğretim programlarında yer alan kazanımlara ilişkin öğrenim süreçlerinin tasarımı öğretmenler tarafından zaten yapılıypr. Öğretmenler tarafından tasarlanan bu sürecin çocukların iletişim dili olan oyunlarla ve oyuncaklarla desteklenmesi oldukça önemli. Çünkü çocuk oyun içinde kendini keşfeder, çevresini tanır, duygularını ifade eder ve akranları ile sosyalleşir. Öğrenme ortamları için tasarlanan yenilikçi, yaratıcı ve üretimi basit oyuncaklar ya da başka bir deyişle eğitim materyalleri çocukların farklı gelişim özellikleri ve öğrenme hızlarını göz önünde tutarak çocuğun kendi iç motivasyonu ile öğrenmesini de kolaylaştırıyor. Ayrıca çocuklarla birlikte oyun oynamak çocuk ve yetişkin arasındaki hiyerarşik ilişkilerin kırılması ve daha güvenli ilişkiler kurulması açısından da önemli.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin ve kooperatif okullarının gelecek dönemde gerçekleştirmeyi planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?
Halen Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin geliştirdiğimodeli uygulayan Ankara“daki Meraklı Kedi İlkokulu, İzmir“deki Renkli Orman İlkokulu, Eskişehir“deki Uçan Bisiklet İlkokulu, y,ne İzmir“deki Renkli Orman Anaokulu ve İstanbul“daki Koşan Kaplumbağa Anaokul“ları mevcut. Her okul kendi yerel bağlamlarının koşul ve ihtiyaçları ile uyumlu olarak BBOM Eğitim Modeli’ni hayata geçiriyor. Dernek de bu okulların desteklenmesine yönelik çeşitli faaliyetler yürütüyor.

Bu okulların yanısıra BBOM Ayvalık Kooperatifi de BBOM Modeli uygulyan bir okul açmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Dernek kuruluş sürecine destek veriyor.

Ayrıca ana faaliyetlerimizden biri olan öğretmen destek programları BBOM Öğretmen Köyü’nün koordinasyonunda devam ediyor. 2018 yılında başlayan ve 2019’da devam eden “Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar” ve “Çocuklar İçin Önce Öğretmen” projeleri ile katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamlarını yaygınlaştırmak üzere, öğretmenlerin sürdürülebilir bir öğrenme topluluğuna dönüşmesi hedeflenİyor. Buna yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği Proje Desteği Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj

Proje Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Türkiye Omuriliği Felçlileri Derneği, omurilik felçlilerinin tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal sorunlarının çözümü ve yeni omurilik felçlilerinin oluşmaması için hizmet vermek amacıyla 1998 yılında kuruldu.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında “Erişebilirim Projesi’ kapsamında olan çalıştay organizasyonu, uzaktan eğitim platformu, dijital eğitim paketi ve video çekimlerine destek verdik.

Derneğin, proje kapsamında yaptıkları ve gelecek planları ile ilgili röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): “Erişebilirim” projesi için hibe desteği aldınız. Projeden kısaca bahsedebilir misiniz?
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD): Erişilebilirlik bir kavram olarak, genellikle engelli kişilerin toplum yaşamındaki tüm alanlara ve mekanlara olan katılımı ile ilişkilendiriliyor olsa da aslında herkesi etkileyen veya kısıtlayabilen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kısıtlamalar hayatımızdaki birçok yerde, kimi zaman mimari ölçekteki uygulamalarda, kimi zaman ise kullandığımız çok basit ve temel ürünlerde etkileşim sorunlarına yol açabilmektedir. Bu sorunların aslında temelinde, bu sistemleri, yapıları, mekanları veya ürünleri tasarlayan profesyonellerin herkes için engelsiz bir şekilde tasarlanabilmesine olanak sağlayacak bilgiye “erişememesi” bulunmaktadır. Bununla birlikte, Ülkemiz nüfusunun %12,29’unun engelli bireyler ve süreğen hastalardan oluştuğu gerçeği de göz önüne alındığında, engelsiz tasarımın önemi daha da dikkat çekmektedir. Bu nedenle, erişilebilirlik konusunda herkesin ulaşabileceği bir bilgi kaynağı oluşturulabilmesi amacıyla Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği tarafından “ERİŞEBİLİRİM” projesi geliştirilmiş ve sonucunda da erişilebilir yapı ve çevreden ürün tasarımına kadar mimarlık, tasarım ve mühendislik alanlarında kullanılabilecek sanal ortamda bir platform oluşturulması amaçlanmıştır. Güncel yaşamın içinde kullanılan tüm mekan, zemin, eşya ve benzeri tasarımların farklı üretim aşamalarında görev alan profesyoneller başta olmak üzere üniversitelerin ilgili bölümlerinde görev alan akademisyenler, belediyelerin ilgili birim temsilcileri, konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarının üye, gönüllü ve çalışanları ile diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri projenin hedef gruplarını oluşturmaktadır.

DV: Proje kapsamında gerçekleştirilen sempozyum ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje faaliyetlerinden birisi olarak düzenlediğimiz sempozyum, 26 Ocak 2018 tarihinde geniş katılımlı bir grupla gerçekleştirilmiştir. Erişilebilirlik konusunun mesleki eğitim içerisine nasıl ve ne düzeyde entegre edildiği, eğitim açısından ne ifade ettiği ve mesleki açıdan farkındalığın nasıl artırılabileceği gibi konulara bir tartışma zemini oluşturmak ve geliştirilecek olan engelsiz tasarım kılavuzunun içeriğini planlamak bu sempozyumun öncelikli konuları arasında yer almıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve İstanbul Rumeli Üniversitesinden akademisyenlerin söz aldığı sempozyumda “Engelsiz Kent Farkındalığı”, “Mimari Tasarım Sürecinde Erişilebilirlik”, “Kapsayıcı Tasarımın Önemi”, “Endüstri Ürünleri Tasarımı Eğitiminde Herkes İçin Tasarım” başlıkları ön plana çıkarılmıştır.

DV: Sanırım bir de çalıştay yapıldı? Sempozyum ile ikisi arasında nasıl bir fark var?
TOFD: Evet, proje kapsamında 20-21 Mart 2018 tarihlerinde bir de çalıştay gerçekleştirildi. Çalıştayın ilk gününde, erişilebilirlik hakkında genel tartışma ve değerlendirmeler yapıldı, erişilebilirlik ile ilgili alt temalar tartışıldı ve Erişebilirim Platformunun ön taslak çalışması katılımcılarla paylaşılarak yapıcı geri bildirimleri alındı. Sempozyumda, fiziki erişilebilirliğin eğitim süreçlerindeki aksayan yönlerinin neler olduğu, söz konusu eğitim içeriklerinde iyileştirmeye açık alanların belirlenmesi ve bu alanların mesleki eğitime yansıtılması için gereksinimler tartışıldı. Çalıştayda ise erişilebilirliğin bir kavram olarak ele alınmasından başlayarak deneyimsel paylaşımlar, kullanıcı ve uzman deneyimleri ile hedef grubun dışındaki bireyler için erişilebilirliğin neler ifade ettiği yanıtının arandığı farkındalık çalışmalarına kadar konu geniş bir perspektiften ele alındı. Yani çalıştay, tüm sahayı kapsayan bireysel bir bakış açısıyla yaklaşırken, sempozyum erişilebilirlik sorunlarının eğitim boyutunda ele alındığı bir toplantı olarak gerçekleştirildi.

DV: Projenin yararlanıcılar üzerindeki olası etkisinden bahseder misiniz?
TOFD: Projenin tasarımı gereği yararlanıcılarını, TOFD’nin çalışma alanında bulunan ve hizmet götürdüğü engelli bireylerin dışında kalan kişiler olarak tanımlamak yanlış olmaz. Engelli bireylerin hayatını kolaylaştıran/zorlaştıran meslek elemanlarından, akademisyene, kamu çalışanlarından özel sektör temsilcilerine kadar geniş bir alanda farkındalık yaratmasını beklediğimiz Erişebilirim Platformu proje süresi içinde yayınına başladı. Sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında yeni içeriklerin eklenmesi yanında platformun tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hızlandırılması da hedeflerimiz arasında. Akademi dünyasında ses getiren ve bu alana giren meslek eğitimi içerikleriyle ilgili tartışmaların başlaması için kaynak oluşturan platformun, kamuoyu farkındalığı noktasında etkisinin büyümesi için tanıtım ve görünürlük çalışmalarının güçlendirilmesine ihtiyaç var. İlgili alanda ayrıntıları verilen sürdürülebilirlik planı çerçevesinde yeni fon kaynakları bulmak ve TOFD kurumsal iletişim faaliyetlerine ek olarak zenginleştirilmiş görünürlük çalışmalarıyla platformun tüm kamuoyuna tanıtımının gerçekleştirilmesi için çalışmalara başladık bile.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
TOFD: Sahadaki reel bir ihtiyaçtan doğarak hazırlanan Erişebilirim Projesi, STDV tarafından desteklendiği için belli bir zaman faaliyet planı içinde, belirli bir bütçeyle gerçekleştirildi. Çalışmanın bir proje mantığı içinde tamamlanması ve özellikle platformun oluşturulması için mali desteğin kullanılması sonucun verimli olmasını destekledi.

DV: Bundan sonraki plan ve çalışmalarınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
TOFD: Proje ortağımız Mimar Sinan Üniversitesi’nin mimarlık, endüstriyel tasarım, şehir planlama bölümleri başta olmak üzere ilgili bölümlerinden akademisyenlerle çalışmalarımız devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yaptığmız ve projenin sürdürülebilirliğini konuştuğumuz olgunlaştırma toplantılarında;
Erişebilirim platformuna eklenmesi gereken içeriklerin konu başlıkları,
⦁ Bu içerikleri oluşturacak ve çekimlerde görev alacak uzmanların kimler olabileceği,
⦁ Platformun meslek elemanı ve ilgili alan uzmanları tarafından izlenirliği ve kamuoyu farkındalığını arttıracak tanıtım ve görünürlük çalışmalarının hangi araç ve kanallardan yapılması gerektiği başlıkları ele alındı.
⦁ Özetle; erişebilirim platformunun, ortopedik engelli bireylerin hayatını güçleştiren her türlü fiziki erişim engeli için uyarıcı, farkındalığı arttırıcı, meslek elemanlarının doğru kararlar almak/vermek için yararlanacağı bir mecra olması için çalışmalara devam ediyoruz.

Galata Rum Okulu Vakfı’na Proje Hibe Desteği

By | Röportaj

Proje Hibe Desteği Programı kapsamında desteklediğimiz Galata Rum Okulu Vakfı‘nın geçmişten günümüze olan hikayesini, yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuğumuz röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Galata Rum İlköğretim Vakfı (Galata Rum Okulu) ne zaman kuruldu? Kurulduğu tarihten bu yana okul faaliyetlerine ek son dönemde Galata Rum Okulu da oldukça renkli kültür ve sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapıyor. Biraz bahsedebilir misiniz?
Galata Rum Okulu Vakfı (GROV): Galata Rum Okulu, 1885 yılından itibaren başlayan inşa sürecin ardından, dönemin önde gelen ve Rum cemaatinin eğitimi konusunda büyük katkılar sağlamış olan filantroplardan Eleni Zarifi’nin girişimi ile hayat buldu ve ilk olarak eğitime 1910 yılında başladı. Bu dönemden 1988 yılına kadar modern bir eğitim kurumu olarak hayatına devam etmiş ancak azınlık nüfusuna yönelik gerçekleşen göç ve sürgün politikaları sonrasında eğitim faaliyetlerine ara verildi. Uzun yıllar kapalı ve öğrencisi kalmış olan yapı, 2012 yılında Galata Rum İlköğretim Vakfına geri verilmiş ve 2015 yılında da resmen eğitime kapatıldı. Kültürel faaliyetlere kapılarını açması ilk defa 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleri sırasında başlayan basit onarım sonrasında gerçekleşti. 1. İstanbul Tasarım Bienali, Galata Rum Okulu’nun bir kültür sanat mekanı olarak geleceğe yönelik kimliğinin temellerinin atıldığı ilk etkinliklerdendir diyebiliriz. 2012 yılından itibaren Galata Rum Okulu, IKSV’nin düzenlediği bienallerin dışında farklı kurum, organizasyon ve sanatçılarla birçok ortaklık kurarak çeşitli sergilere, performanslara ve konuşma serilerine ev sahipliği yaptı. Galata Rum Okulu’nda yer alan her sergi ve etkinlik, onları oluşturan sanatçı ve organizasyonların ortaya çıkardıkları ve beraberlerinde getirdikleri binlerce izleyici ile bu hafıza mekanının hayata ve bugüne daha çok bağlamasını sağlayarak, geleceğe adım atması için de daha çok yaşama gücü verdi.

Galata Rum Okulu’nun kurduğu ortaklıkların yanı sıra, özellikle 2015 yılından itibaren her yıl bir sanatçıyı kendi insiyatifi ile davet ederek mekana özel bir proje üretmesi için ağırlamakta. Bunlardan ilki Ceren Oykut’un sergisi ‘’Konstantiniye ve Ayasofya Defterleri’’ ve daha sonraki dönemlerde de Ekin Saçlıoğlu ve Olga Alexopoulou gibi sanatçılara da ev sahipliği yapmıştır.
2014 yılında Hollanda Başkonsolosluğunun MATRA İnsan Hakları Fonu’nun desteğiyle yıllardır kapalı kapılar ardında kalan okul arşivini gün yüzüne çıkarmak üzere Açık Okul Kütüphanesi hayata geçirildi. Öğrenci kayıt dosyalarından, okul kitaplarına, birçok benzeri doküman ve obje temizlenerek, kaydedilmiş ve düzenli bir arşive dönüştürüldü. Bu vesileyle okulun eski kütüphane alanı da gerek sanatçıların proje üretebileceği veya tartışma programları yürütebileceği bir platform gerekse sergilere paralel olan çeşitli kontekstlerde kaynakların okunup tartışıldığı kollektif kitap okuma etkinliklerine yer vermektedir.

Bunun dışında Galata Rum Okulu ekibinin yürüttüğü araştırma ve çalışmalar paralelinde , özellikle Rum kimliği ve toplumsal hafızasından yola çıkarak araştırma bazlı dokümanter sergiler de düzenlemektedir. Örneğin 2015 yılında, Stefanos Yerasimos’un kaybının 10. Yılı vesilesiyle bir anma etkinliği niteliğinde düzenlenen sergi ‘’Yerasimos Okulu’’, bir tarihçi, araştırmacı, eğitmen ve yazar gibi çok katmanlı bir alt yapıya sahip olan Stefanos Yerasioms’un üretimine odaklanan bir sergiydi.
Her sergide farklı bir kimliğe bürünen Galata Rum Okulu, gerek taşıdığı Rum mirasını ve belleğini yaşatmasıyla, gerekse 2012 yılından bu yana düzenlediği ve ev sahipliği yaptığı etkinliklerle, İstanbul’un kültür sanat hayatında önemli bir yer etmiş bir paylaşım ve kültür platformuna dönüşmüştür.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler nelerdir, kısaca bahseder misiniz?
GROV: Sanırım karşımıza çıkan en büyük sorunlardan birisi Galata Rum Okulu’nun tarihi bir yapı olmasından kaynaklı olarak binanın fiziksel yapısını korumaya çalışma zorluğu diyebiliriz. Binanın kullanımına dair belirli kurallarımız ve sınırlamalarımız olmasına karşılık, neredeyse 100 yıllık bir binada sergilerin olması yapısal anlamda koruma çabamızı zorlayabiliyor mekana yapılan müdahalelerden dolayı. Bu zorluklar bir nevi kültürel mirası koruma meselesinin ve gerekli hassasiyetlerin yeteri kadar genel algıda yerleşmemesinden kaynaklı bence. Dolayısı ile öncelikle tarihi yapılar konusunda, veya esasında her türlü yapıya karşı olan bakış açısının doğru yönlendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bunu kurum olarak kendi çerçevemizde gerek sanatçı veya çeşitli alanlarda üreten kişilerle ortaklıklarımızı doğru yönlendirerek, gerekse bu çerçevede bilinçlendirmeye dair etkinlikler yaparak sağlamaya çalışıyoruz.

DV: Vakfımızın da destekleyeceği ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’’ projesi nasıl ortaya çıktı?
GROV: Projeye dair ilk fikir, 4. Tasarım Bienali’nin kavramsal çerçevesini açıklaması ve aynı dönemde Büyükada Rum Yetimhanesi’nin Europa Nostra tarafından ‘Dünyadaki 7 tehlike altındaki kültür mirası’’ listesine seçilmesi ile ortaya çıktı. Tasarım Bienali’nin başlığı ‘’Okullar Okulu’’ ilk açıklandığında, esasında Okulların Okulu’nun Büyükada Rum Yetimhanesi’nin kent ve toplumsal tarih bağlamında bir hayat okulu olarak ta kendisi olduğunu düşünmüştük. Europa Nostra’nın listesine seçilmesi üzerine binanın kurtarılması için ne tür çalışmalar yapılacak, nereden destek bulunacak tartışmaları sürerken, Avrupa’nın birinci, dünyanın ise ikinci büyük ahşap yapısı olan Büyükada Rum Yetimhanesinin toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından esas olarak bilinmemesi ve bir kent hafızası olarak yok olmanın eşiğine gelmiş bu yapının bugününü ve özünü anlayabilmek için geçmişine bir nevi ışık tutmanın önemli olduğunu düşünerek, yapının gerek tarihsel arka planına gerekse sanatçıların gözünden sahip olduğu kadim ruha ve belleğe dair bir kapı aralayacak bu çalışmayı gerçekleştirmeye karar verdik.

DV: Proje dahilinde yapılacak temel etkinlikler nelerdir? Bu etkinliklerin sonunda nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?
GROV: Projenin ana omurgası sergiden oluşuyor. Sergi izleyiciyi bir kent tarihinin görünmez katmanlarını içinde barındıran bu hayat okulunun koridorlarında gezinmeye ve geçmişe bugünün gözünden bakmaya davet ediyor. Özellikle tarihe farklı açılardan bakabilme ve okuyabilmeyi önermenin yanı sıra tarihin canlı bir tanığı olan bu yapının ışığında genel anlamda kültür ve kent mirası/ belleğine dair olan bilicin gelişmesini ve yaygınlaşmasını hedefliyoruz. Projenin diğer ayağında da kültürel miras, hafıza ve yetimlik ekseninde tartışmalar, okumalar ve atölyeler oluşturacaktır: Yetimhanenin 1964’te boşaltılması ve çocukların başka bir merkeze nakliyle beraber Rum cemaatinin maruz kaldığı uygulamalar, yetimhanenin hukuki durumu, filantropi ve diğer azınlık cemaatlerinin yetimhane deneyimleri çerçevesinde muhtelif etkinlikler düzenlenecektir. Buna ek olarak Açık Okul Kütüphanesi’nin parçası olan söyleşi serisi yapılacak. Bu vesileyle Büyükada Rum Yetimhanesi gibi bir örnek üzerinden kültürel mirası koruma meselesinin bugünü ve geleceği üzerine daha derinlemesine bir tartışma ve düşünme platformu sunabilecek.

DV: Son dönemde farklı kuruluşların çeşitli tarihsel olguları – sergi, eğitim, vb. metotlarla – yeni kuşaklarla paylaşmasına daha sık rastlamaya başladık. ‘206 Odalı Sessizlik: Büyükada Rum Yetimhanesi Üzerine Etüdler’ de bu çerçevede farklı kişilerle bir iletişim kurarak bu konu(lar)çerçevesinde bir diyalog geliştirmek istiyor. Acaba genel olarak İstanbul’daki bu tür çalışmaların nitelik ne nicelik açısından değişimiyle ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?
GROV: Sergiler ve benzeri çalışmalar kimi tarihsel olayların ve gerçekliklerin aktarımı konusunda farklı ve toplumda yer etmiş kemikleşmiş bakış açılarının aksini sunabiliyor. İzleyiciye ve özellikle de yeni nesile, geçmişe farklı boyutlarından bakarak bugünü ve geleceği tahayyül edebilmelerini sağlayacak pencereler açıyor. Bu anlamda bir tür hikaye anlatımı, hissiyat ve deneyim yaşatacak anlatılarla kurgulanan sergiler izleyicide daha derin izler bırakabiliyor. Bir olayı yada olguyu anlamanın en iyi yolu onu hissedebilmek ve kendini onun yerine koyarak, bir parçası olduğunu deneyimlemekten geçiyor. Tarihsel konuların, özellikle de toplumsal tarih ve belleğe dair olayların işlendiği sergilerde tarafsız olmak ve tek bir perspektiften kaçınarak olabildiğince çok bakış açısını beraber sunarak izleyiciye düşünme payı bırakan anlatılara gitmek daha sağlıklı . Kimi konular kendi içerisinde belirli hassasiyetlere ve ifade zorluğu yaratacak ağırlıklara sahip olabiliyor. Bu anlamda işlenen konuyu yada olayı tüketmeden, onu bir tüketim aracı yapmadan ve hassasiyetlerin farklında olarak görsel ve sözel bir dil kullanmak son derece önemli. Dediğiniz gibi son dönemde bu tip çalışmalara çok sık rastlanıyor.. Bu bence ifade özgürlüğünün kısıtlandığı noktalarda faklı anlatılarla bir şeyleri görünür kılma, ona dair ufak da olsa bir virgül açma ve bilgi sunma istediğinden gelen bir süreç. O nedenle son derece değerliler kendi içlerinde. Kimi örneklerde ise az önce değindiğim tüketme nosyonuna sahip olunabiliyor… Özellikle tarihsel tanıklıkları içeren çalışmalarda gerekli hassasiyetler gösterilmeye biliniyor ve o olayı yaşamış kişileri ve yaşanmışlıklarını sömürmeye giden bir sürece dönüşüyor. Tanıklıklardan çok şey öğrenebiliriz evet, ancak bunu yaşamış kişilerden bilgi alırken onlara o anı tekrar yaşatıyor olma ve onları bir tüketim aracına dönüştürüyor olunduğu gerçekliğini de unutmamak lazım. Bu açıdan bu tip çalışmalara daha samimi yaklaşmak ve hızlı tüketilir bir neşeye dönüştürmeden, deneyime ve düşünmeye daha açık bir aralık sunmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağlıyor?
GROV: Almış olduğumuz destek öncelikle bu çalışmanın üretilebilmesi ve hayata geçirilebilmesi konusunda bize büyük destek sağlamış oldu. Serginin ve çalışma ekibinin yapılan projeyi en iyi haliyle sunabilmesi ve izleyiciye iletebilmesi için bu destek çok önemli. Özellikle de üretim konusunda en iyi şekilde temsil etmek çok mühim.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ile Proje Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Türkiye’de ve Dünya’da omurilik felçlilerine yönelik tıbbi, mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren  bir STK olan Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD) ile, 1 Kasım 2017- 1 Kasım 2018 tarihleri arasında Proje Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Türkiye Omurilik Felçleri Derneği, ne zaman kuruldu? Genel olarak ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

TOFD: Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği 1998 yılından bu yana; öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere tüm ortopedik engellilerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümlerine yönelik ulusal ve uluslararası alanlarda çalışmalar yapmaktadır. TOFD, başarılı ve yaygın çalışmaları nedeniyle 03.05.2004 tarih ve 2004/7252 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünde hizmet vermektedir. Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, hayata geçirdiği projelerini ve yaptığı tüm çalışmalarını merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile yürüttüğü işbirliği çerçevesinde sürdürmektedir. Derneğimizin birincil hedeflerinden biri yeni oluşabilecek kalıcı sakatlıkların önlenmesi ve toplumun bu alanda bilgilenmesini sağlamaktır. Derneğimiz var olan sorunların bilincinde olarak; hem bireysel engelli haklarını ve hem de kamusal alanda yaşanan engellerin ortadan kaldırılması için çözümler üreterek uygulanmasını sağlamaktadır. Amaçlarımızı gerçekleştirmek ve hizmet verdiğimiz bireylerin yaşam standartlarını iyileştirmek amacıyla bahsettiğimiz birçok ulusal ve uluslararası projeyi sürdürmekteyiz.

DV: Çalışmalarınızı sürdürürken nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bu sorunları aşmak için “yapılması gerekenler” nelerdir, kısaca bahseder misiniz?

TOFD: Çalışmalarımızı sürdürürken karşılaştığımız sorunların başında mevcut yasaların uygulamadaki eksiklikleri gelmektedir. Derneğimizin kamu yararına unvanına rağmen, kamusal alanlarda sağlanan olanaklardan gerektiği gibi yararlanamamaktadır. Örneğin, hizmetlerimizin gerçekleştirip genişletebilmek için yeni arazi ve binalara ihtiyaç duyulmaktadır. TOFD bu çalışmalarını sürdürebilmesi için yüksel bedeller ödeyebilmektedir. Toplum, STK’lar ve yapmış olduğu çalışmalar konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Dolaysıyla STK’lar aktif çalışabilecek ve daha fazla sorumluluk alabilecek kişilere ulaşmakta zorluk çekebilmektedir.

DV: ‘Erişebilirim’ projesi nasıl ortaya çıktı? Bu proje, “sorunu” çözmek için nasıl bir yol izliyor?

TOFD: TOFD’nin kuruluşundaki en önemli nedenlerden biri engellilerin yaşadığı erişim sorunudur. Standartlara uygun olmayan yapı ve kamusal alanlarda yaşanan zorluklar engellilerin sosyal yaşama katılımını engellemekte ve dolayısıyla tüketicilikten üreticiliğe geçişlerinde engel taşımaktadır. Sorunların çözülebilmesi için merkezi yönetimlerde eksikliklerin tamamlanması, yerel yönetimlerde standartların eksiksiz uygulanabilmesi, üniversiteler ve STK’lar ile çözüm odaklı çalışmalar yaparak web sitelerinde ve sosyal meralarda sorun ve çözüme yönelik duyular yapmak büyük önem taşımaktadır.

DV: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile kimlere ulaşmayı hedefliyorsunuz? Eğitimler sonrasındaki aşamalar neler olacaktır?

TOFD: Proje dâhilinde verilecek eğitimler ile akademisyen ve öğrenciler (MİMARLIK, MÜHENDİSLİK, KENTSEL TASARIM, ENDÜSTRİYEL TASARIM, İÇ MİMARİ, ÇEVRE, PEYZAJ, İNŞAAT VS. ) yerel yönetimler, ilgili kamu ve özel sektöre ulaşmayı hedeflemekteyiz.

  • Video Yayınlama ve Paylaşım
  • İçerik pdf aktarımı ve paylaşım
  • Konu hakkında uzmanların paylaşımları
  • Paylaşımlara yorum yapabilme özelliği
  • Uzmanların Önerilerini Kapsayacak Videolar ile eğitimler sonrasında ki aşamalar hedeflenmektedir.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı tarafından sağlanan hibe desteği, proje çerçevesinde nasıl bir katkı sağladı?

TOFD: Yapılacak ve tamamlanacak olan çalışmalar sonucunda engelliler ile ilgili evrensel standartların birçok yerde uygulanmasına olanak sağlanabilmesi amacıyla; TOFD’nin erişilebilirlik konusunda hayata geçirmeyi planladığı platform çalışmasına başlandı. Konuyla ilgili eğitimler ve sempozyumlar yapılarak hedeflenen kitlenin bilgilendirilmesi amacına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Hazırlanan tanıtım filmi ile projenin daha geniş kitlelere duyurularak genişletilmesi sağlanacaktır.

DV: Önümüzdeki dönem gerçekleştirmeyi planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

TOFD: Engelli cinselliği ( veri çalışması-çalıştay-sempozyum), Engelli çocuk ve ebeveyn aile etkileşimi psikososyal destek, engelli ve siyaset (sempozyum), TOFD Pilates Akademi Kuruluşu (engelli eğitimci eğitimi-30 engellinin pilates yaparak iskelet, kemik ölçümleri, kas gelişimleri, yağ ölçümleri sonrasında belirlenen sürede daha sağlıklı yaşamalarının hedeflenmesi, omurilik felçlilerinde bası yaraları ve çözümlerine yönelik sempozyum, TOFD Sanat Atölyesinde engelli konularında toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla tiyatro çalışmaları