Tag

sivil toplum arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yeryüzü Derneği’ne Kurumsal Hibe Desteği

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı kapsamında desteklediğimiz Yeryüzü Derneği ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Yeryüzü Derneği ne zaman ve ne amaçla kuruldu? Genel olarak derneğin etki alanından ve temel çalışmalarından bahseder misiniz?

Yeryüzü Derneği (YD): Yedi ekolojist arkadaş 2009 senesinde bir araya gelerek Yeryüzü Derneği’ni kurduk. Temel çıkış noktamız kentte ekolojik yaşamın mümkün olduğuydu. Bu doğrultudan hiç sapmadan sayısız proje ve etkinlik ile yatay bir şekilde bir araya gelerek bu günlere kadar geldik. İnsanlara ulaşırken hiçbir önyargımız olmadı. Beraber yaşadığımız kentimiz İstanbul’u ancak beraberce daha yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir kent yapacağımızı hiç unutmadık. Özellikle kutuplaşan Türkiye’de, bu kutuplaşmanın tarafı olmamaya özen gösterdik. Hiç kimseye bir üstten bakışla bir şeyler öğretmeye kalkışmadık. Yalnızca deneyim paylaştık. Bunu yaparken anaokulu çocuğu, lise öğrencisi, üniversiteli genç, emekli ve çalışan çeşit çeşit insan çalışmalarımıza özgürce katıldı ve ayrıldı. Sert bir kabuğumuz hiçbir zaman olmadı. Gelenler, gidenler, gönüllüler ve gönlünden koptuğu kadar katkı verenlerle birlikte yürüdük. Bu üslubun çok faydasını gördük çünkü sürekli bir öğrenme edimi içinde kaldık; bir anlamda sürekli çocuk olduk, eğlendik. İlk günden bu yana her işimizi şenlikli yapmaya gayret gösterdik. Neşe ve kahkaha yoksa, o işi üretmeyi bıraktık. Kent bahçeleri, gıda toplulukları, kent kovanları, hasat zamanı, takas şenliği, repair cafe, şiddetsizlik atölyesi, tohum takas şenliği, doğal malzemelerler temizlik, permakültür, ekoköy ve alternatif eğitim gibi ana başlıkları olan ama pek çok yan dal barındıran projelere başladık ve tamamını sürdürerek müthiş bir istikrar örneği sunduk.

DV: Ekolojik hareketle ilgili haberleri son dönem hem kırsalda hem de şehirlerde sıklıkla duymaya başladık. Bu hareket içinde Yeryüzü Derneği kendisini nasıl konumlandırıyor? Genel bir çerçevede alana nasıl bir katkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz kendimizi İstanbul yerelinde bir STÖ olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle etkinliklerimizin tamamı doğrudan bu kentte yaşayanlara dokunan, yaparak öğrenmeye dayalı ve katılımcı bir etkinlikler dizisinden oluşuyor. Etkinliklerimiz birlikte öğrenmeye dayalı, farklılıklara saygı duyan, yatay olan, geontokrasi içermeyen ve katılımcı öğeler içeriyor. Hal böyle olunca etkisi yavaş ama etkili oluyor. Şaşırtıcı ve bir o kadar akılda kalıcı oluyor. Şenlikli ve yemek içmek ve üzerine yeniden düşünmek şeklinde gerçekleşiyor. Bunlar tabii ki basının ilgisini çekiyor. Haber olmadığımız gazete, röportaj vermediğimiz dergi ve çıkmadığımız televizyon kanalı kalmadı. Ama bizim meselemiz bu değil. Biz mikro olana ulaşmayı, niceliği değil niteliği önemsiyoruz. İlk gündan bu yana asla çakma bir iş yapmıyoruz ve çakma işlerin peşine düşmüyoruz.

DV: Farklı şehirlerde de bu konularda çalışan topluluklar oluşmaya başladı. Genel olarak benzer kuruluşların, ama özel olarak Yeryüzü Derneği’nin yaşadığı zorluklar nedir? Bu zorlukları aşmakla ilgili de ciddi tecrübeler edindiğinizi düşünüyoruz. Bahsetmek ister misiniz?

İnsanların bir araya gelmesi ve bir mesele üzerinde birlikte çalışması zordur. Türkiye’nin eğitim sistemi rekabetçidir. Birlikte iş yapmak öğretilmez. Tam aksine yanındaki ile yarışman istenir. Bunun sonucu şişen egolar, ben yaptımcılar, kimseye alan bırakmayanlar ve her zaman ön safta olmak isteyenler görünür olur. Bu problemi şiddetsizlik atölyeleri ile çözmeye çalışıyoruz.

İkinci önemli sorunumuz maddi meselelerdir. Sivil toplum ne demektir, nasıl bir güçtür, ülkenin vizyonunu nasıl geliştirir, bireylere katkısı nedir; tüm bunlar 20-30 yıldır tartışılıyor ama ne kadar yol alındı, hepimiz biliyoruz. Maddi sorunlar her adım attığımızda bir de ekstradan çözmemiz gereken sorun olarak kocaman karşımıza dikilmektedir. Örneğin sırf bu nedenle geçtiğimiz Haziran ayında Kadıköy’deki atölyemizin kapısına kilit vurmak zorunda kaldık.

Üçüncü sorunumuz ise vizyon meselesidir. Asla kısır bir döngünün içine düşmek istemiyoruz. Bu noktada dünyadaki gelişmeleri takip etmek, haber akışını olağan hale getirmek ve yeniliklere kulak kabartıp, önyargısız yaklaşmak gerekiyor. Bunun için insan malzemesinin vizyoner olması ve gençlerin söz sahibi olması çok önemli. Türkiye’nin yaş ortalaması 29 ama karar alma noktalarında belki 50. Yaşlıların özsorumlulukla geri çekilmesi, gençlerin özgüvenle öne çıkması ve fikirlerini paylaşmasını diliyoruz ama bunu yeterince gerçekleştiremiyoruz. Çünkü yaşlılarda yeteri kadar özsorumluluk ve gençlerde yeteri kadar özgüven yok.

DV: Çalışmalarınızda hedefiniz toplumun her kesimine ulaşmak olsa da, önceliğinizin kadınlar ve çocuklar, bunun sebebi nedir?

YD: İster istemez gelişen bir süreç bu. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklardan etkinliklerimize büyük ve yetişemediğimiz bir talep var. Ekolojik bahçe yapmak, permakültür öğrenmek ve ekoköyümüzü ziyaret etmek istiyorlar. Kadınlar ise gıda konusunda çok duyarlılar; kimyasala bulaşmış ürün istemiyorlar, evlerini doğal malzemelerle temizlemek, ekşi mayalı ekmek pişirmek ve fermente ürünler tüketmek istiyorlar. Geleneksel olarak tohumu kadınlar saklıyorlar. Nihayetinde kadınlar ve çocuklar böylece nicelik olarak en önemli katılımcılarımız oluyorlar.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Bu hibe sürecinde özellikle kurumsal gelişim temelindeki önceliklerinizden bahsetmeniz mümkün mü?

YD: Eleştiriye açık, eksiklerini fark edebilen ve bunları tamamlayanlar ayakta kalabiliyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın desteği bizim özlemini çektiğimiz arşiv çalışmamız için çok önemli. Çünkü istatistiki rakamlar yıllardan yıllara derneğimizin nereden nereye geldiğini ya da gelemediğini gösterecek. Bu veriler ışığında sonraki yıllar için yeni hedefler koyup, adımlarımızı sıklaştıracağız. Ayrıca bu desteğin bizi daha görünür kılacağını umuyoruz. Çünkü farkına vardığımız açıklarımız için desteğe, henüz varamadıklarımız için dışarıdan bir göze ihtiyacımız var. Umuyoruz ki 2019 senesi, bizim onuncu yılımız, bu sayede bir gözden geçirme ve ikinci on yılına dahi bir güven ve sağlam adımlarla devam etmek için düşünme, tartışma ve değerlendirme yılı olacaktır.

Barış için Müzik Vakfı’na Şartlı Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek

Daha önce kurumsal hibe programı ve Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Barış için Müzik Vakfı, 2005 yılında İstanbul’un Edirnekapı bölgesinde kuruldu.

Edirnekapı’da yaşayan imkânları kısıtlı çocuklara ve gençlere yönelik başlattığı ücretsiz müzik eğitimi modelini, İstanbul dışında Türkiye’nin başka şehirlerine ve hatta kasaba/köy vb. küçük yerleşim birimlerine de taşıyarak çalışmalarını ülke tabanına yaymayı hedefleyen Barış için Müzik Vakfı, faaliyetlerinin devamı için Şartlı Hibe Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation fonu kapsamında Selin Yiğitbaşı’nın bağışıyla destekleniyor.

Bu kapsamda, Vakfın 6 Kasım 2018- 1 Şubat 2019 tarihleri arasında idari giderlerine katkı sağlanıyor.

Vakıfla ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradaki röportaja göz gezdirebilirsiniz.

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği ile Kurumsal Hibe Süreci Hakkında Konuştuk

By | Röportaj

İzmir’de mültecilere yönelik ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki alanlarda hizmet veren bir STK olan Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) ile, 13 Ağustos 2018- 14 Ocak 2019 tarihleri arasında Kurumsal Hibe desteği kapsamında yapacakları ve gelecek planları üzerine sohbet ettik.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ) mültecilerle çalışıyor. Türkiye’deki mültecilerin ne tür problemleri var, genel bir resim çizer misiniz?

Uluslararası Yardımlaşma ve Entegrasyon Derneği (TİAFİ): Türkiye’deki mültecilerin en temel sorunları arasında eğitim, entegrasyon ve istihdam yer alıyor.

25.000’den fazla çocuk okula gidemiyor. Çocukların büyük çoğunluğu Türkçe bilmiyor, ulaşım için paraları yokken yürümek içinde okul mesafeleri çok uzak, 12 yaşından küçük çocukların çoğu İzmir’de fabrikalarda ve tarlalarda çalışıyor, bir kısmı ise evde kalıp kendinden küçük diğer çocuklara bakmak zorunda çünkü ebeveynleri günde ortalama 14 saat çalışıyor ve bunların dışında okula kabul edilmeme, kabul edildikleri okullarda zorbalığa uğrama, kamplarda yaşayanların ise adresleri olmadığı için eğitime erişememe durumları söz konusu.

Türk toplumu tarafından kabul görmeyen mülteciler İzmir’deki Basmane gibi daha fakir bölgelerde yaşıyorlar. Bölgede konut talebindeki artış ve kiraların yükselişi yüzünden Türkler de zorluk çekiyor. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon mülteci yaşıyor bu yüzden bir çok devlet hizmetine aşırı derece de yüklenme var hastanelerde uzun bekleme sürelerine neden oluyor bu durum bu da Türk nüfusu arasında öfke yaratıyor bunun dışında çalışma izni alamadıkları için kayıt dışı çalışıyorlar ve bir Türk’ün maaşının üçte birini alıyorlar bu yüzden de işverenler Türk işçilerden daha çok mülteci işçileri kabul ediyor.

DV: Siz bu kitle içinde özellikle kadın ve çocuklar ile çalışıyorsunuz. Neden özellikle kadınlara ve çocuklara odaklanıyorsunuz?

TİAFİ: Aslında sebebi çok da zor değil. En savunmasız olanlar kadınlar ve çocuklar olduğu için onlara ağırlıklı olarak odaklanıyoruz. Birçok genç annenin savaşta eşleri ölmüş veya kaybolmuş bu yüzden onların bizim TİAFİ’de verdiğimiz destek sistemine ihtiyaçları var.

DV: Bir çok sivil toplum kuruluşu (STK) da mültecilerle çalışıyor. Ancak sizin gibi mahalle düzeyinde çalışan küçük ve taban örgütü sayısı az. Böyle bir kurum olmanın ne tür avantajları ve dezavantajları var?

TİAFİ: İzmir’in kalbinde küçük bir STK merkeziyiz. Mülteciler ve imkanları yetersiz olan Türkler ile çalışıyoruz. Sorunlarını ilk elden öğreniyoruz. Kadınların ve çocukların gelebilecekleri güvenli bir yeriz. Büyük STK’lar veri toplamak için çok zaman harcıyor, biz ise sorunları topluyor ve çözüyoruz. Bir avantajımız ise BMMYK, WFP ve UNICEF gibi büyük bir STK ile toplantılara gittiğimizde, alanda onlara mülteciler hakkında değerli bilgiler verebilen bölgedeki tek grup olduğumuz gerçeğidir.

Bunların yanı sıra merkezi döndürecek personelimiz yerine gönüllülerimizin olması ve bu gönüllülerin kalıcı olmaması bizim için büyük bir sorun. Bu yüzden bir finansal destek almamız gerekiyor ve aldığımız bu finansal destek sonrasında yarı ve tam zamanlı çalışan bir kadroya ihtiyacımız var.

DV: İzmir özellikle son senelerde, İstanbul başta olmak üzere, farklı şehirlerden gelen insanların nefes almak için de göç ettiği bir şehir olma özelliğine sahip hale geldi. Hem mültecilerin hem de bu yeni Türkiye içi göçün kesişiminde İzmir’i sivil toplum faaliyetleri açısından değerlendirebilir misiniz?

TİAFİ: Birçok insan İstanbul gibi yerlerden İzmir’e yaşamın hızı daha yavaş olduğu için geliyor ama mülteciler sadece iş için ya da bir aile üyesi burada yaşadığı için geliyor.
Mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için yeterli sayıda STK’nın olmaması buradaki mülteciler için olumsuz bir durum teşkil ediyor. Eğitim için başka alternatifleri olmayan mültecilere İzmir’deki STK’ların verdiği Türkçe dersleri kolaylık sağlıyor ama çok alternatifleri olmadığı için mültecilere iş bulmaya çalışan bir STK çok başarılı olamıyor. Mülteciler Türkçe konuşamadıkları için bilgiye çok ihtiyaçları var. Mültecilerin hayati bilgilere ulaşması çok zor. Bazı STK’lar çocuklar için oyun grupları sağlamakta, ancak maalesef, entegrasyon için hayati olan Türk ve Suriyeli çocukların birlikte olamamaları durumu zorlaştırıyor. Bazı STK’lar kadınlar için tavsiye merkezleri sağlıyor, ancak daha fazlasına ihtiyaç var.

DV: Önümüzdeki dönem merkeziniz bünyesinde hangi faaliyetleri yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

TİAFİ: Entegrasyonun çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve merkezimizde bir aşevi mutfağımız var. Şu anda her gün yerel bölgeden yaklaşık 150 Türk ve Suriyeli insanımız öğle yemeğine geliyor. Gün geçtikçe lira güç kaybetmekte bu yüzden de aşevi için yaptığımız alışveriş fiyatları günlük olarak artıyor ve bu yüzden bu proje için destek bulmamız gerekiyor. Uzun vadede buna yardımcı olabilecek bir projeyle de ilgilenmekteyiz. Yerli halkın ve mültecilerin satın alma gücü yaklaşık % 30 azaldı, bu da masada daha az yiyecek anlamına geliyor. Çiftçi ya da fabrikalardan doğrudan büyük miktarlarda satın alarak aracıyı kaldırmayı umuyoruz. Eğer bu örneği gerçekleştirebilirsek, bu imkanı yetersiz olan Türklere ve mültecilere örneğin 50 kiloluk bir pirinç çuvalının yarı fiyatına temin edilebileceği anlamına gelir. Bu entegrasyon hedeflerimizi destekleyecektir.

Bunlara ek olarak kadınlar için ayda iki seminer yapacağız. Bilgi masamıza daha fazla danışman ekleyeceğiz. Ayrıca şu anda entegrasyonu desteklemek için Türk ve Suriyeli çocuklarla bir oyun grubu kurmaktayız.

DV: Çeşitli vesilelerle çalışmak için Türkiye’ye gelen ve burada yaşamaya başlayan – özellikle kadınların – sivil toplumda daha aktif olmaya başladığını görüyoruz. Buna C@rma, Small Projects gibi kuruluşlar da örnek olarak verilebilir. TIAFI içinde de böyle kadınların aktif olduğunu görüyoruz. Ne dersiniz?

TİAFİ: Suriye’den gelen kadınların birçok psikolojik sorunu var. Türkçe bilmiyorlar. Pek çoğunun burada ailesi yok ve aynı zamanda aileleri olanlar için ise barınma ve yiyecek sağlamak gibi büyük sorumlulukları var. Tiafi’de biz birbirine kenetlenmiş bir topluluğuz. Amaçlarımızdan biri kadınları güçlendirmek. Entegrasyonu desteklemek için kadınları Türkçe dersleerine katılmaya teşvik ediyoruz. Ayrıca yaptığımız bazı eğitimler aracılığıyla işlere erişebiliyorlar. Onları seminerler ile destekliyoruz. Aynı zamanda mültecileri ve benzer zorlukları yaşayan Türkleri de desteklemek için kadınlarımızı gönüllü olmaya da teşvik ediyoruz.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğini ne için kullanacaksınız? Hibe sürecinin nasıl bir etki yaratacağını düşünüyorsunuz?

TİAFİ: Fon kaynaklarını bulma üzerinde çalışması için bir eleman görevlendireceğiz.
Yapacağı değişiklik, bir toplum merkezi olarak büyüyüp daha güçlü hale gelmemize ve uzun vadede daha fazla insana olumlu bir şekilde yardımcı olabilmemizi sağlayacak.

Barış için Müzik Vakfı Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı’nın hibe süreci tamamlandı. Bu süreçte yaptıkları çalışmaları, hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk. Röportajın tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Hibe Programı dahilinde hibe desteği aldınız. Bu kapsamda kaynak geliştirme konusunda neler yaptınız?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibeyi en verimli şekilde kullanmak istediğimizden kaynak geliştirme alanında stratejik adımlar atmaya çalıştık. Bunun için hem içeride bir kaynak geliştirme birimi kurduk hem de dışarıdan uzman desteği aldık. 3 yıllık stratejimizi hazırladık ve adım adım uygulamaya koyduk.
Stratejimizin hedeflerinden biri hem kurumların hem de bireylerin desteğini arttırmaktı. Bu sadece maddi bir destek değil, daha çok bireyin ya da kurumun destek vermesi vakfı güçlendiriyor. Her destekleyen bir yenisini haberdar ediyor, kartopu etkisiyle destekçilerimiz artıyor.
Düzenli bağışçılarımızı arttırmak hedeflerimizden biriydi. Bunun için belli hedefler koyduk, bu hedefler doğrultusunda çalışıyoruz. 2017 yılı başında sadece 5 düzenli bağışçımız varken 2018 yılı itibariyle 107 düzenli bağışçıyla başladık.
Konserlerimizi hem bilinirliğimizi arttırmak hem kendimizi anlatmak ve destekçi kazanmak için önemli alanlardan biri olarak görüyoruz. Bu sebeple konserlerde çok yönlü bir ekip çalışması yapmaya başladık.
Bağışçılarımızla ilişkileri geliştirdik. Daha sistemli bir çalışma yürütmeye başladık. Bağışını yaptıktan sonra bağışçımızı ne zaman arayacağımız, hangi dönemde ne gibi bir bilgilendirme yapacağımız belli bir plan dahilinde ilerliyor. Tabii doğum günlerini de atlamıyoruz. Bütün bu çalışmaları Fonzip bağışçı yönetimi sistemi üzerinden yürütüyoruz.
Geçtiğimiz yıl Açık Açık Platformu’na dahil olduk. Gelir – giderlerimizi, ekip şemamızı web sitemizde yayınlıyoruz. Şeffaflığımızı ortaya koymayı önemli buluyoruz. Bağışçıların güveni için önemli bir unsur. Bu yıl da Adım Adım Platformu’na dahil olduk. 2018 yılında İyilik Peşinde Koş Platformu üzerinden koşu kampanyası yürüteceğiz.
Ara ara ihtiyaçlarımıza yönelik çağrılar yaptık ve bağışçılarımız her zaman yanımızda olduklarını hissettiriyorlar.
E-bültenlerimiz konusunda ayrıca bir uzman desteği aldık. E-bültenlerimiz daha efektif bir hale geldi. Instagram, Facebook vb sosyal medya araçları aktif olarak kullanıyoruz, hesaplarımızın etkileşimi oldukça yüksek.

DV: Önümüzdeki dönemde kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?
BİM: Düzenli bağış ve yüzyüze projesi kapsamında önümüzdeki tüm Barış için Müzik konserlerinde ve mümkün olduğu takdirde kurumsal danışmanımız İKSV’nin etkinliklerinde yüzyüze yapmayı planlıyoruz.
Bağışçılarla iletişimimizi ve bağımızı kuvvetlendirmek adına bağış programlarımızın isimlendirilmesi için bir çalışma yaptık. İsimlendirmede klasik müzikten esinlendik. Bunun üzerinde çalışıyoruz. En yakın zamanda iletişimini yapmaya başlayacağız.
Önümüzdeki dönemler için etkinlikler konusundaki deneyimlerimizle yılda 1 defa görünürlük ve bilinirliğimizi artıracak büyük bir etkinlik (tanınmış ünlü sanatçıların yer aldığı konser etkinliği, özel bir yardım gecesi vb. bir etkinlik olacaktır) düzenleyerek vakfımızın daha fazla tanınmasının sağlamayı hedefliyoruz. Duyurusu çok kanallı olacak olan bu etkinliğin televizyon, radyo gibi mecralara yansıyacak etkisinin hem destekçi hem de destek anlamında yüksek olmasını bekliyoruz. Vakfın bilinirliği arttıkça bağışların da artacağına inanıyoruz.
Bugüne kadar genellikle kurumlardan gelen talepleri değerlendirdik. Bundan sonra kurumsal iş birliklerinde daha aktif olacağız. Kurumlara kendimizi anlatacağız, kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında projeler geliştirmeye açığız.

DV: Genel olarak kapasite gelişimine yönelik olarak sağlanan ve insan kaynağını da kapsayan “kurumsal desteklerin” etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
BİM: Kurumsal destekleri çok etkili buluyoruz. Özellikle kaynak geliştirme alanında büyüme bir günden diğerine çok hızlı olmuyor. Önce altyapı oluşturmak, strateji geliştirmek ve adım adım büyütmek gerekiyor. Bu sebeple bu kurulum aşamasında verilen destek bize hem zaman hem de birçok imkan sağladı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ve projelerinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
BİM: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe sayesinde kaynak geliştirme alanında önemli bir yol kat ettik. Artık bir yol haritamız var. Hazırlanan strateji kapsamında belirlenen yöntemler dahilinde hedeflerimize adım adım yaklaşıyoruz. Bu fon sayesinde vakfımızın sürdürülebilirliği için değerli kazanımlar elde ettik.
Birçok hedeflediğimiz projenin pilot çalışmalarını gerçekleştirdik, bağış sağlamanın yanı sıra en önemlisi deneyim kazandık. Kurumsal destek bize bu zamanı ve bu imkânı sağladı.

Bomovu Çocuk Fonu Hibe Sürecini Tamamladı

By | Röportaj

Sivil Toplum için Destek Vakfı Çocuk Fonu kapsamında desteklenen Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (Bomovu), 21 Aralık 2017- 21 Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleşen hibe sürecini tamamladı. Derneğin, bu süreçte Çocuk Fonu’ndan aldığı 38.825 TL  destek ile yürüttükleri “Barışa Oyna” projesindeki amaçları, çocuk oyunlarını araç olarak kullanarak çocukların kültürel miras, sınır ve öteki, barış, bir arada yaşama gibi kavramlar üzerinde değerlendirmeler yapmalarına eşlik etmekti.

Barışa Oyna, özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik bir proje. Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanıyorlar. Bu çerçevede daha önce Ermenistan/Gürcistan sınırındaki Kars ve Ardahan ile Yunanistan/Bulgaristan sınırındaki Edirne’de modelin uygulamalarını gerçekleştiren Bomovu, bu yıl aldıkları Çocuk Fonu desteği ile proje uygulamasını İzmir ve Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Yunanistan adalarına sınır olmasının yanı sıra mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden de etkilenmesi açısından ‘sınır’ı konuşmaya uygun yerlerden biri olduğu düşünülen İzmir’de oyunlarla ilgili bir ön araştırma yapıldı. Bu araştırmada yaşlıların çocukluklarında oynadıkları oyunların dinlenmesi ve kayda geçirilmesi sağlandı. Derlenen oyunların 66 çocukla paylaşılmasına yönelik çalışmalar TEGV Balçova, ASAM Al-Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Karabağlar Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğü eğitim biriminde hayata geçti.

Uygulama sonrası Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için Antalya, Aydın, Batman, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mardin ve Muş’tan, 12 katılımcı ie İstanbul’da bir yaygınlaştırma eğitimi gerçekleştirildi. Bu kişiler sivil toplum kuruluşlarında aktif kişiler, öğretmenler, üniversite öğrencileri ve yeni mezun kişilerden oluşuyordu. Bu eğitim sonrasında katılımcılar, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine yönelik araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini ve Barışa Oyna uygulama deneyimlerini kendi yerellerinde paylaşmaya başladılar. Bu eğitimlere katılan katılımcılardan gelen talep üzerine de uygulamanın 2. uygulama yeri Diyarbakır olarak seçildi ve Göç ve İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla 22 çocukla ilgili oyunlar atölyeler çerçevesinde paylaşıldı. Yaygınlaştırma eğitimi ve uygulamaların sonunda hem 4 günlük eğitimin somutlaşması ve basılı hale gelmesine, hem de bu buluşmalarda oluşturulan Barışa Oyna oyun havuzundaki oyunların ve  çözümlemelerinin paylaşılmasına imkan sunan “Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi” kitapçığı hazırlandı ve basıldı.

Bomovu ile hibe süreci ve gelecek planları hakkında yaptığımız sohbeti aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Bomovu çeşitli kesimlerle beden kavramı üstüne çalışıyor. Biraz bu konudaki yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

BOMOVU: Bedenin çeşitli kurumlarca tanımlanmış, disipline edilmiş, kategorilerle anlaşılmaya çalışılmış olmasına rağmen her kişinin özgünlüğünde kendiliğinden yaşayan hisseden dinamik ve canlı olduğu anlayışıyla hareket ediyoruz. Bu çerçevede herkes üzerinde sporun ve beden hareketlerinin sosyal güçlenme süreçlerine katkıları olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım etrafında farklı grupların hızlı erişimine ve özel ihtiyaçlarına uygun programlar oluşturmaya çalışıyoruz. Günümüzde sporun beden üzerindeki tahakkümüne; tek tipleştirici, disipline edici, cinsiyetçi… vb. öne çıkan yanlarına eleştirel bir bakış kazandırarak aslında yeni bir şey yapmıyoruz, ufak bir müdahaleyle bu alanı daha fazla kişinin dahil olabileceği hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü bu haliyle egemen – ezilen ilişkileri içinde kurumsallaşanlar oluyor. Ayrıca seçerek bünyelerine aldıkları gibi dışarıda bıraktıkları da olabiliyor. Bunu sorgulama ve alternatif alanlar açma ihtiyacı aslında her birimizin ihtiyacı… Ama buradaki çeşitliliği programlardan örneklerle ifade edebiliriz. Örneğin İstanbul’daki mülteciler ve yerinden edilenlerle çalışan kurumların ihtiyaçlarına  yönelik ‘Hareketin Özgür’ programını geliştirdik. Hareketin Özgür programında, vücut bütünlüğü ve hareket hakkını korumayı ve geliştirmeyi, yeni yaşam alanları ile ilişkilerinde destek olmayı amaçlıyoruz. Çünkü insanların yeni yaşam alanlarında fiziksel aktiviteler sayesinde hareket özgürlüğü algılarını geliştirmenin güçlendirici etkileri olduğuna inanıyoruz. Eleştirel spor çalışmalarımız içerisinde yer alan Kadından Kadına Muay Thai programı da feminist bir grubun (Feminist Fight Club) bizimle iletişime geçmesi sonucunda ortaya çıktı. Spor içerisinde kurulan cinsiyetçi ön yargılar ile mücadelenin bir yolunu açtı. Bir başka örnek, sizin de yakından bildiğiniz Barışa Oyna… Burada da sınır bölgelerinin özelliklerini ve çocuklarla uygulama yapma koşullarını düşünerek çocuk oyunlarını seçiyoruz.

Barışa Oyna modeli bu çerçevede beden hareketinin yarattığı öğrenim gücünden faydalanarak kurgulanıyor. Kastedilen öğrenim sürecini, bilgi aktarımı değil duygu paylaşımı ve soru sorma, merak etme açısından çocukları cesaretlendirme imkanı olarak görüyoruz. Temelde çocuk oyunlarını, geçmişten bugüne hem kültürel çeşitliliği taşıması hem de oyunlar sırasında bedensel aktivite ve oluşan duyguların aktarılmasına imkan sunduğu için bu proje özelinde önemli bir işleve sahip olduğunu söylüyoruz.

DV: Çocuk Fonu Hibe Programı kapsamında ‘Barışa Oyna’ projesi için destek aldınız. Bu çerçevede önce İzmir’de oyunların araştırılması ve çeşitli işbirlikleriyle çocuklarla oynanmalarını gerçekleştirdiniz. Neden İzmir seçildi?

BOMOVU: İzmir Yunanistan’a deniz sınırı olan bir şehir. Geçmişinde çeşitli geçişlere ve yerinden edilmelere de tanık olmuş. Bugün turizm ve bir takım siyasal krizler dışında Yunanistan, Yunanistan’la ilişkilerin tarihi, mübadele ve İzmir Rumlarının hikayeleri pek konuşulmuyor. Şehrin tarihi hala, siyasetçilerin de yeniden gündeme getirdiği biçimiyle ‘Rumların denize döküldüğü’, ‘kahramanlık’ klişeleri üzerinden ele alınıyor. Bu, sınır ve öteki algısı üzerine çalışmanın bir ihtiyaç olduğunu düşündürüyordu.. Başka bir neden de İzmir’in bugün mülteciler ve tarım işçilerinin göç hareketliliğinden etkilenmesi açısından kültürel çeşitliliğe sahip olması ve dünya siyaseti açısından gittikçe katılaşan ‘sınır’ şehirlerinden biri olması.

İzmir’e iki seyahat gerçekleştirdik. İlki Mart ayındaki ön araştırma ve oyunlara ulaşmaya yönelik sözlü tarih görüşmelerini yaptığımız ziyaret. Basmane – Kapılar, Alsancak ve Karşıyaka gibi şehrin farklı sosyo-kültürel mekanlarından yaşlılarla bir araya geldik. İzmir’in tarihine ışık tutan bu kişilerden; Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Afro-Türklerin, Levantenlerin, Çerkeslerin, Yahudilerin, İzmir’deki çocukluklarını dinleme şansımız oldu. Bu insanların büyük bir kısmıyla doğrudan tanışıp konuştuk bir kısmını da, onlara duyulan özlem üzerinden bugün İzmir’de yaşayan arkadaşlarından dinledik. Bu duygunun da tahmin edersiniz bizim için önemi büyüktü. Her görüşmede de pek çok oyun öğrendik. Yunanistan’da oynanan oyunlara ilişkin bir literatür taraması yaparak oyunlarımıza oradan da eklemeler yaptık.

İzmir’e ikinci gidişimizde Nisan ayında artık bu oyunları belirlemiş, oyun gruplarına uygun çözümleme soruları ve çocuklardan gelebilecek sorular için hazırlıklıydık. Üç farklı kurumla dayanışma içerisinde bu buluşmaları gerçekleştirdik: Karabağlar Belediyesi, ASAM- Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Balçova şubesi. Bu gruplarda birbirinden çok farklı tecrübeler yaşamamız, İzmir seçimimizdeki tutarlılığı da göstermiş oldu.

DV: Daha sonra kataloglanan oyunların bir öğrenme aracı olarak çocuklarla paylaşılmasına yönelik bir eğitim hayata geçirdiniz. Bu eğitimin yaklaşımı ve içeriğiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

BOMOVU: Bahsettiğiniz eğitim, Barışa Oyna’nın bir model olarak yaygınlaşması ve yerelleştirilmesi için planlanmıştı. 12 katılımcı ile bir araya geldik. Eğitimi, hem Barışa Oyna modelini birlikte yeniden ele almak hem de sonrasında katkılarla geliştirmek için önemli bir aşama olarak görüyorduk. Bu nedenle bu buluşmadaki ilişkilerin sürdürülebilmesini istedik. Bu açıdan çok iyi bir grup dinamiği oluştu, şanslıyız. Eğitim yaklaşımı konusunda katılımcı bir modelde karar kıldık. Katılımcıların bu eğitimin bir parçası olması konusunda neler yapabileceğimiz en çok aklımızda tuttuğumuz şeydi. Bu nedenle başvuru formlarına eklediğimiz “Barışa Oyna’ya dair ilk izleniminiz ile eğitimde hangi temel kavramları tartışmayı öneriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtları dikkatle değerlendirdik. Eğitim içeriğini; Barışa Oyna uygulamaları ve deneyimlerin yanı sıra kültürel miras, sınır ve sınır ötesi algısı, barış, çocuklarla hak temelli çalışmalar, bedensel faaliyet ve oyun üzerinden öğrenme gibi başlıkları içerecek şekilde planladık. Eğitimin katılımcı yapısını sürdürmek ve katılımcılara döndüklerinde hazırlayacakları kitapçıklara yardımcı olması için birlikte oyunları derlemeye, çözümleme soruları hazırlamaya yönelik atölye çalışmaları ekledik. Bu eğitim sonrasında katılımcıları, kendi geldikleri yerlerden Barışa Oyna modelini gerçekleştirmelerine destek olmak, katılımcılar teşvik etmek önemliydi. Çeşitli atölyelerle katılımcıların süreci tecrübe etmelerini sağlamaya çalıştık. Araştırmaya dair yöntemleri, çocuklarla çalışmaya yönelik eleştirel pedagoji yöntemlerini, Barışa Oyna uygulama deneyimlerimizi katılımcılarla paylaştık. Ayrıca farklı disiplinlerden, farklı deneyimlerden moderatörlerin de desteğiyle projenin kavramsal repertuarınıoluşturan sınır, beden hafızası ve beden üzerinden öğrenme, somut olmayan kültürel miras gibi konuları programa dahil ettik. Barışa Oyna için ilk eğitim buluşmasıydı. Kendi anlayışımızla bir ‘eğitim’ kurgulayabilmek, bunu bir seminere dönüştürmemek için çaba gösterdik. Beden üzerinden öğrenme anlayışının bu buluşmada tecrübe edilebilmesini istiyorduk. Bu nedenle sunuş, konuşma, tartışma değerlendirmenin yanı sıra beden anlayışımızı paylaşabilmek için bedensel faaliyetleri artırarak planladık. Çocuklarla paylaşmadan önce bizler epey o oyunları oynadık…

DV: Peki eğitime katılanlar kendi yerellerinde yaygınlaştırmalara başladılar mı?

BOMOVU: Yerelde, projenin ikinci ayağında katılımcıların bizim de eşlik ettiğimiz Diyarbakır’daki uygulaması gerçekleşti. Diyarbakır’a gidişimiz katılımcıların çağrısıyla gerçekleşti. Dolayısıyla bunun ilk yaygınlaştırma adımı olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi bu görüşmeyi yaparken de Mardin’deyiz, yine eğitimde tanıştığımız arkadaşlarımızla… Bu çalışmalar daha çok Barışa Oyna Yaygınlaştırma eğitimi sonrası kurduğumuz iletişim grubuyla birlikte ilerliyor. Katılımcıların her biri mesafelere rağmen, dahil olabildiği biçimiyle yeni adımlara destek veriyor. Kimi oyunlar araştırıyor, kimi görüşmelere katılıyor, kimi halihazırda çalıştığı kurumda bu modeli uyguluyor. Muş’tan “Görüşmeler yaptım, oyunları paylaşıyorum” diye bir mail alabiliyoruz. Diyarbakır’da bir araya geldiğimiz kurumların bugün uygulamaları tekrar ettiği haberini alıyoruz. Mardin’deki Sirkhane’de faaliyetlere katılan çocukların, sokakta da İzmirli bir Yahudi teyzeden öğrendiğimiz oyununu oynadıklarını görüyoruz. Aydın’da bir kırsal kalkınma projesinde görevli arkadaşımız daha birkaç gün önce kendi çalışmasında bu modeli kullanacağını, notlarını da bizimle paylaşacağını haber verdi. Herkesin eğitim deneyimini başka bir biçimde geliştirmesi ve yaygınlaştırdığına tanık oluyoruz. Bu zaten Barışa Oyna modelinde yaratmak istediğimiz özgürlük ile örtüşüyor. Bunun yanı sıra başlı başına bir köy, ilçe, bölge seçip bu projeyi gerçekleştirmek yönünde henüz  bireysel bir girişim olmadı. Planlar olmasına rağmen bunu finanse etmenin zorlukları olabiliyor. Devlet kurumunda ya da başka bir sivil toplum alanında çalışmak, ya da sürekli iş arayan bir durumda olmak bu tür adımlar atmayı zorlaştırıyor. Bu konuda alternatif üretmek konusunda, çözüm o ise, proje yazım süreçlerine destek vermeye açığız.

DV: Ve başka bir yaygınlaştırma için Diyarbakır. İzmir’den farklı mıydı? Çocukların yaklaşımı, konuştukları, vb.

BOMOVU: Burada şöyle bir kabulle davrandığımızı söylemek önemli. Çocukların bütün toplumsal süreçlerden azade olduğunu düşünmek, çocukluğa bu tür bir pasif konum, dolayısıyla duygusuna da görünmezlik atfetmek doğru gelmiyor. Dolayısıyla sınır ve öteki kurgusunun farklılaştığı yerlerde daha baştan gruba uygun seçimlerle hareket etmeye çalışıyoruz. Haliyle söylediğiniz türden farklılıklar İzmir’de mahalleden mahalleye, uygulamaya katılan çocuklara göre bile farklılık gösteriyor. İzmir’deki Suriyeli çocuklarla pratiğimizde öne çıkan şehirden gönderilen Rumların mirasını konuşmak olmuyor. Bu çocukların kendi ülkelerinden getirdikleri oyunların kültürel mirasın bir parçası olduğunu ve deneyimlerinin kıymetli olduğunu konuşmak bize daha anlamlı geliyor. Esas amacımızın çocuklar üzerinden bir analiz yapmaktan çok onların güçlenmesini desteklemek olduğunu akılda tutuyoruz.

Soru eğer çatışmanın etkilerini okumak üzerinden soruluyorsa buna yorum yapabiliriz. İzmir’deki gruplardan özellikle sosyo-ekonomik açıdan çoğunluktan olangrup hem öteki algısının hem akran zorbalığının yoğun görüldüğü bir gruptu. Sokak oyunlarından bir hayli uzaklaşmışlardı ve birbirleriyle mücadeleleri, meraklarının soruların yerine geçebiliyordu. ‘Öteki’ olarak kurgulanan kimlikleri tarif ederken ‘kötü’, ‘tehlikeli’, ‘yabancı’ sözcükleri daha çok ifade edildi. Sınırın kurulması süreci ve diğer tarafa dair bilinmezlik, ortak hikayelerin azlığı hissediliyordu. Yunan adaları tatile gidilen bir yer, orada yaşayanlar yabancı birileri. Dolayısıyla bir ilişkisizlik söz konusuydu, bu da dillerine yanısıyabiliyordu. Ama tabii bu değerlendirme Suriyeli çocuklarla bir araya geldiğimizdeki konuşmaları yansıtmıyor. O yüzden karşılaştırma yapmak kolay değil…

Diyarbakır’da ise sınır ve sınır ötesinin orada yaşayan çocuklar açısından algısının, özellikle bir ‘öteki’ inşasına dayanmadığı ve ortaklıklar üzerinden anlaşılır, tanınır olduğu farkediliyordu. Dillerinde de bu açıdan karşıtlıklara rastlanmıyordu. Din üzerinden sorular ve merakla daha yoğun biçimde karşılaştık. Burada özellikle Suriçi’nin yıkımının uygulamaya yansıyan bir gerçeklik olduğunu hatırlamak lazım. Çünkü oyunlar sırasında bir araya geldiğimiz iki gruptaki çocuklar da orada yaşayan/yaşamış olan çocuklardı. Öteki’ne ilişkin kurguları ya da düşmanlıkları yerine kendi kimlikleri ve özellikle yaşadıkları yere ilişkin kaygıları öne çıktı. Eskiden oynadıkları arkadaşlarıyla farklı mahallelere taşınmış olmaları gündeme geldi. Kendi mahallelerindeki kilise ve sinagoglara dair bilgileri ve merakları daha çoktu. Sokakta oyun oynadıkları alanlarla iç içe geçen mekanlar olduğu anlaşılıyordu.

Uygulamalardan alınan hazı, paylaşılan mutluluğu karşılaştırmaksa mümkün değil. Tüm uygulamalarda çok eğlendiklerini görüyoruz.

DV: Bir değerlendirme süreci de yaşadınız. Acaba bu tip faaliyetlerin çocuklar üstündeki etkileri nedir?

BOMOVU: Önünden geçtikleri yapıları, mekanları anlamlandırmalarına, yaşadıkları yerin tarihine ilişkin meraklarını ortaya çıkarmaya katkı sunduğunu düşünüyoruz. Ayrıca eğitim, sosyal çevre ve medya gibi kanallardan maruz kaldıkları bilgi akışını, genellikle önyargı ve ötekileştirme dilinin yoğun olduğu bir ortamı sorgulama araçlarını hatırlatmak önemli oluyor. Bu akışın dışına çıkabilecek buna alternatif üretebilecek merakı teşvik etmek ve sorularını cesaretlendirmenin bugünkü toplumsal koşullarda önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Öğrenimi onlara ödevler vererek değil kendi soruları ve kendi ilgi alanları üzerinden hayatın her alanından kurabilmenin bir örneğini paylaştığımızı düşünüyoruz. Kültürel mirası anlamaya dair ilgi uyandırmak bir yana, yaşlılarla ilişkiye geçmeleri ve onlar için sorular geliştirmelerini olumlu bir pratik olarak görüyoruz. Çocuklar evlerine gittiklerinde eski oyunları sorarak kültürel miras aktarımını teşvik eden aktif araştırmacı rol üstleniyorlar. Hergün yaptıkları bir şeyin, oyun oynamanın böyle yetişkinlerce de merak edilmesi oynamaya, oyunlarının değeri üzerinden onları etkilediğini düşünüyoruz.

DV: Elinizde basılı materyali, 2 uygulama deneyimi ve eğitmenleriyle önemli bir proje var. Bundan sonraki planlarınız nedir?

BOMOVU: Yerelde geliştirilebilecek kitapçık örneği olarak daha önce hazırladığımız Trakya Sınırında Barışa Oynave Kafkasya Sınırında Barışa Oynakitapçıkların yanına bir de “Ege Kıyısında Barışa Oyna” kitapçığı için ilk uygulama sürecinde ön hazırlığımızı tamamladık. Önümüzdeki günlerde onun da basılması için çözümler üzerine düşüneceğiz. Ayrıca İstanbul’daki yaygınlaştırma eğitimine benzer buluşmaları farklı şehirlere taşıyarak Barışa Oyna modelinin yerelleşmesi için çabamızı sürdüreceğiz. Mardin’e ilk araştırma ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu aşamada Barışa Oyna Yaygınlaştırma Eğitimi kitapçığının katkısı olacağına inanıyoruz. Farklı yerlerde düzenlenen buluşmalardan ve uygulamalardan özgün sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz.

DV: Tüm bu proje sürecinin kurumunuz üstündeki etkisinden bahsedebilir misiniz?

BOMOVU:BoMoVu’nun daha fazla insanla tanışmasına fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Farklı programlarımız ve atölyelerin yanı sıra İstanbul dışından hem kurumsal hem de kişisel ilişkiler geliştirdik. Bunun sonraki dönemlerde de çok katkısı olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yaygınlaştırma eğitimi sayesinde daha fazla kişiye ulaşmanın dışında bir de kendi yaptıklarımızı gözden geçirme olanağına kavuştuk.

 

 

İstanbul Koruyucu Aile Hibe Süreci Sona Erdi

By | Röportaj | No Comments

Kurumsal Hibe Programı dahilinde desteklenen İstanbul Koruyucu Aile Derneği, 13 Haziran 2017- 13 Haziran 2018 tarihleri arasında geçen hibe sürecini tamamladı. Türkiye’de koruyucu aileliği yaygınlaştırmak ve devlet korumasındaki çocukların personel eliyle değil aile yanında büyümesine katkı sağlamak için çeşitli çalışmalar yürüten dernek ile hibe sürecini ve gelecek planlarını konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Kurumsal Program dahilinde hibe desteği aldınız. Hibe süresince finansal sürdürülebilirlik konusunda ne gibi çalışmalarınız oldu?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimiz finansal sürdürebilirlik için bireysel bağışçıların dışında bu süreçte daha çok hibe programlarını takip ederek çeşitli hibe programlarına başvurular yapmıştır. STGM’nin birlikte programının ilk aşamasından  geçmiş olmamıza rağmen ikinci aşamada maalesef aynı başarıyı gösteremedik. Başvuru yapılan birkaç hibe programından ise geri dönüşler beklenmektedir.

DV: Kaynak geliştirme konusunda yapmak istediklerinizden kısaca bahseder misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Derneğimizi ve hitap ettiğimiz hedef kitlemizi(Koruyucu aileler ve Çocuklarını) geliştirecek proje başvuruları takip edilmekte ve gerekli müracaatlar yapılmaktadır. Projelerin yanı sıra önümüzdeki dönem için gerek Koruyucu Aileliği tanıtmak, gerekse hedef kitlemize yönelik  çocuk aile temalı ürünler konusunda çalışan kurumsal  firmalara ulaşmak üzere  sunum dosyaları ve materyaller hazırlayarak faaliyetlerimizi, yapmak istediğimiz yazılı görsel envanterleri oluşturma konusunda söz konusu firmalardan destek ve  sponsorluk alınması  konusunda faaliyet ve projeler planlanmaktadır.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Vakfınızdan aldığımız destek ile derneğimizde ilk defa gönüllü çalışmalar dışında ücretli bir kişilik personel istihdamı gerçekleştirilmiştir. Bu sayede derneğin kurumsal yapısı ve verilerin düzenli hale getirilmesi, iletişim ve irtibatların toplanması ve işleyiş/yapı biraz daha iyileştirilmiş olup, alanda çalışan dernekler arası iletişim arttırılmıştır. İlk faaliyet raporumuz oluşturulup, paydaşlar ile paylaşılmıştır. Derneğe ait önemli verilerin güncellemeleri yapılmış, aday ailelerin ve gönüllülerin verisi tutulup, takibi yapılmış ve ilgili etkinliklerde davet edilerek işlerlik kazandırılmıştır. Bu aracılıklar ile ulaşılan kurumsal firmalar ile irtibatlar geliştirilmiş ve firmalara Koruyucu Ailelik sistem ve devlet korumasındaki çocuklara ve sisteme ilişkin veriler paylaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde daha fazla kurumsal firmaya ulaşmak, derneğimizi ve sistemi anlatır verilerden sunum dosyalarının hazırlanması konusunda çalışmalar planlanmıştır. Ayrıca hedef kitleye yönelik planlanan projelerin kısa özetleri ve bütçeleri çıkartılarak sunumlarımıza eklenmiştir. Derneğin web sitesi şuan yeterli bilgi içeriğine sahip olmadığı için sitenin yeniden yapılandırılması planlanmıştır. Bunun için yeni site içeriği oluşturulmuştur.  Kısaca anlattığımız bu çalışmalar ve yıl boyu yapılan birçok çalışma ile aslında derneğin kurumsal yapısı güçlendirilerek önümüzdeki dönemde daha güçlü ve kaynak geliştirebilir hale gelmesi yönünde derneğin gelişimine birçok katkı sağlanmıştır.

DV: Önümüzdeki döneme ilişkin neler yapmayı hedefliyorsunuz? Yeni çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

İstanbul Koruyucu Aile Derneği: Alanda birlikte çalıştığımız Bizim Çocuklar Gençlik Akademisi Derneği ile yapacağımız ortaklık sonucu hem koruyucu aile yanında hem de devlet koruması altında olup eğitimine devam eden gençlerin gelişimi için çeşitli sportif aktiviteler ve eğitimler yapılması planlanmaktadır. Koruyucu ailelik alanında yetersiz olan yazılı kaynakların arttırılması için derneğimize destek veren psikolog Görkem Demirdöğer ile yazılı kaynaklar oluşturulması planlanmaktadır. Derneğe destek veren psikolog sayısı arttırılmıştır. Psikologlar, önümüzdeki dönem bir araya gelerek ‘ailelere psikolojik destek için daha farklı neler yapılabilir’ konusunda görüşeceklerdir. Destek alan ailelerdeki gelişimler ve alanda ihtiyaç duyulanlar üzerine çalışmalar yapılması planlanmaktadır. Koruyucu aileler ile aday ailelerin bir araya getirildiği etkinliklerin arttırılması planlanmaktadır. Öte yandan, belediyeler ve kurumsal firmalar ile iletişimin arttırılması hedeflenmektedir.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Diyarbakır’da Bomovu’yu Ziyaret Etti

By | Röportaj | No Comments

Bomovu, Çocuk Fonu kapsamında Barışa Oyna Projesi ile özellikle sınır bölgelerinde bulunan, yaşadıkları yerin tarihinde farklı etnik kökenlere ait izler taşıyan şehirlerde yaşayan çocuklara yönelik çalışmaktadır.  Çocukların yaşadıkları yerlerden kaynaklanan ön yargılarını keşfetmelerine ve sorgulamalarına araç olarak o topraklarda geçmişte oynanan çocuk oyunlarını kullanmaktadır. Projeyi uyguladıkları iki sınır bölgesinden biri olan Diyarbakır’da Sivil Toplum için Destek Vakfı, Çocuk Fonu kapsamında çekeceği tanıtım filmi için Bomovu’yu ziyaret etti.

Sivil Toplum için Destek Vakfı Mardin Ziyareti

By | Vakıf Haberi | No Comments

Sivil Toplum için Destek VakfıÇocuk Fonu kapsamında çekeceği tanıtım filmi için Mardin’de Her Yerde Sanat Derneği‘ni ziyaret etti.
Her Yerde Sanat Derneği (Sirkhane), Mardin’de ve çevresinde sanatın ulaşılabilirliğini ve yaygınlığını artırmak amacıyla yerel, ulusal ve uluslararası sanat-eğitim projeleri yapmaktadır.
Sirkhane, sirk pedagojisi ile sosyal sirk eğitimlerinin yanı sıra Mardin ve çevresinde yaşayan Suriyeli ve yerel çocukların ve gençlerin güzel sanatlar, müzik, çocuk hakları atölyesi, akran zorbalığı atölyesi gibi etkinlikler yapmaktadır.

Karakutu Derneği’ne Kurumsal Hibe Desteği

By | Kurumsal Destek | No Comments
Karakutu Derneği, toplumun özellikle gençlerin, adil bir hafızaya ihtiyacı olduğunu düşünerek, resmi tarih yaklaşımı ile sunulanlar dışındaki anlatıları duymasını mümkün kılmak ve aynı olay ya da durumlara başka açılardan da bakılabileceğini hatırlatmak için 2014 yılında İstanbul’da kuruldu. Temel faaliyetleri; gençlerin katıldığı hafıza projeleri, geçmişle yüzleşme üzerine eğitim ve toplantılar, toplumlar arası tarihsel diyalog çalışmalarıdır.
Finansal sürdürülebilirliklerini sağlamak amacıyla, Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldıkları kurumsal hibe desteği ile bu sene özellikle üye sayılarını arttırmayı hedefliyorlar.

Barış için Müzik Vakfı ile Çocuk Fonu Hibe Sürecini Konuştuk

By | Röportaj | No Comments

Çocuk Fonu kapsamında desteklediğimiz Barış için Müzik Vakfı ile hibe sürecini, bu süreçte yapacaklarını ve gelecek planlarını konuştuğumuz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı (DV): Çocuk Fonu dahilinde aldığınız hibe desteği ile hangi projenizi hayata geçiriyorsunuz?
Barış için Müzik Vakfı (BİM): Bu destek ile 6 – 13 yaş arası, 100 çocuktan oluşan İlk Adım Orkestrası’nı kurduk. Orkestralar piramidi ile şekillenen eğitim modelimizde her yeni dönemde yeni orkestraların kurulmasıyla bu model güçleniyor ve sonuç olarak daha fazla çocuğa ulaşmış oluyoruz.

DV: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar orkestraya nasıl dahil oluyorlar? Çalışma sürecinden bahsedebilir misiniz?
BİM: Barış İçin Müzik Vakfı’nda herhangi bir yetenek sınavına girmeden eğitim almaya başlayan her çocuk, enstrümanını eline aldığı ilk günden itibaren kendi seviyesindeki çocuklarla oluşturulan orkestranın bir parçası haline geliyor, bireysel ve toplu derslerden yararlanıyor. Vakıf, orkestrayı temel alan eğitim modelini toplumun bir minyatürü olarak yorumluyor. Farklı sosyal statülere ve kültürlere sahip çocuklar orkestra içerisinde ortak bir amaç için birlikte çalışmayı, farklı seslere saygı duymayı, kendini ifade edebilmeyi öğreniyor.

DV: İlk Adım Orkestrası’nın sizce çocuklar açısından “farklı” noktaları nelerdir?
BİM: İlk Adım Orkestrası’nda yer alan çocuklar için diğer orkestralarımızdan farklı olarak enstrüman eğitimi dışında kulak geliştirme ve koro çalışmaları ekledik. Böylece çocuklar bir çok alanda kendini geliştirme fırsatı buldu. Ayrıca uygulamış olduğumuz ek dersler çocukların çaldıkları enstrümanlardaki gelişimlerini hızlandırdı.

DV: Sivil Toplum için Destek Vakfı’ndan aldığınız hibe desteğinin projenize nasıl bir katkısı oldu?
BİM: Sivil Toplum İçin Destek Vakfı’ndan aldığımız hibe desteğiyle en büyük gider kalemlerimizden biri olan personel giderinin bir kısmı karşılanmış oldu. Böylece elimizdeki bütçeyi, enstrüman satın alımı, bakım ve onarımı gibi diğer gerekli alanlarda kullanmak üzere tasarruf etmiş olduk.

DV: Gelecek dönem yapmayı planladığınız çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?
BİM: Gelecek dönemlerde, kurmuş olduğumuz orkestralarla yurt içi ve yurt dışında konserler vermeye devam etmeyi ve böylece müziğin iyileştirici gücünü daha fazla insana gösterebilmeyi arzu ediyoruz. Sistemin içinden yetişen öğrencilerimizin eğitmen olarak sisteme katkıda bulunmaları için onlara gerekli donanımları sağlayabilmek çalışmalarımızın bir diğer amacı. Çünkü yetişen her bireye istihdam sağlamak sistemin sürdürülebilirliği anlamına gelecek ve toplumda yaratmak istediğimiz dönüşüm hareketi de ivme kazanacak.