Uzman Görüşü

Suriyelilerin Türkiye’de Yaşadıkları Sorunlara Genel Bir Bakış

Cenk Soyer (İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı) / www.ikgv.org  

Mart 2011’de Suriye’de başlayan rejime yönelik protestolar ve iç karışıklığa müteakip Nisan 2011’de Hatay Cilvegözü sınır kapısında ilk Suriyeli kitlesel akını başladı. 252 kişilik ilk Suriyeli grubu 29 Nisan 2011 tarihinde sınırdan içeri alındı. Sonrasında da Suriye sınırı boyunca farklı sınır kapılarından kitlesel kabuller devam etti.

Ülkemize kitlesel akınla gelen Suriyelilere sağlanan koruma uluslararası literatüre göre “Geçici Koruma”dır. Geçici koruma, kitlesel akın olaylarında acil çözümler bulmak üzere geliştirilen bir koruma biçimidir. Devletlerin geri göndermeme yükümlülükleri çerçevesinde kitleler halinde ülke sınırlarına ulaşan kişilere, bireysel statü belirleme işlemleri ile vakit kaybetmeden, uygulanan pratik ve tamamlayıcı bir çözüm yoludur. Kitlesel sığınmanın varlığından söz edebilmek için uluslararası bir sınıra doğru dikkate değer sayıda insan hareketliliğinin olması, bu hareketliliğin hızlı bir varışla devam etmesi, ev sahibi (karşılayan) devletin yakın dönemde mevcut bireysel sığınma prosedürlerini uygulayamayacak hale gelmesi gerekmektedir. Bu unsurları içeren kitlesel akının devam eder hale gelmesi durumunda geçici koruma sağlanır.

Türkiye’ye kitleler halinde gelmiş ve burada yaşayan Suriyelilere, ilk geldikleri andan itibaren ‘misafir’  tanımlaması yapılmıştır. ‘Misafir’ tanımı ve algısı, bir yandan Suriyelileri uluslararası hukuk bağlamında statüsüz bir konuma koyarken bir yandan da toplum içerisinde, Suriye’deki durumun istikrarlı hale gelip gelmediğine bakmaksızın, bir süre sonra geri dönecekler yaklaşımını oluşturmaktadır. Bu sebeple,  Suriyelilerin Türkiye’deki mevcut durumu daha sıkıntılı hale gelmektedir.

Türkiye’nin karşılaştığı kitlesel akınlar karşısında aldığı tedbir ve önlemler dikkate alınarak 30/03/2012 tarihinde “Türkiye’ye Toplu Sığınma Amacıyla Gelen Suriye Arap Cumhuriyeti Vatandaşlarının ve Suriye Arap Cumhuriyetinde İkamet Eden Vatansız Kişilerin Kabulüne ve Barındırılmasına İlişkin Yönerge” İçişleri Bakanlığı tarafından yürürlüğe konuldu.

Yanı sıra, Türkiye’nin mültecilik ile ilgili ilk yasal düzenlemesi olan “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” 11 Nisan 2013 tarihli 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Geçici koruma da Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. Maddesinde düzenlenmiştir.

Bu bağlamda Türkiye, aşağıda yer alan geçici korumanın üç temel unsurunu; açık sınır politikası ile ülke topraklarına kabul, geri göndermeme ilkesi, gelen kişilerin temel ve acil ihtiyaçlarının karşılanmasını yerine getirerek Suriyelilere geçici koruma sağlamaktadır.

2011 Nisan’ından bu yana kitlesel akınlarla Türkiye’ye gelen Suriyelilerin bir kısmı 10 ilde (Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Mardin, Hatay, Adana, Adıyaman, Osmaniye ve Malatya) AFAD tarafından kurulan geçici barınma merkezlerinde (kamplarda) kalırken çok büyük kısmı Türkiye’nin, geçici barınma merkezlerinin de dahil olduğu, tüm illerinde yaşamaktadır. 11 Mart 2013 tarihli Göç İdaresi Genel Müdürlüğü sayfasında yayınlanan resmi istatistiklere baktığımızda, geçici koruma merkezlerinde yaşayan Suriyeli sayısı 272.812 iken, geçici koruma merkezleri dışında, illerde yaşayan Suriyelilerin sayısının 2.475.134 olduğunu görmekteyiz1. Suriyeli nüfusunun en yoğun olduğu ilk üç il sıralamasında birinci sırayı 400.967 Suriyeli nüfusu ile Şanlıurfa alırken, bunu 394.465 Suriyeli ile İstanbul ve 385.997 Suriyeli ile Hatay ili takip etmektedir2. Tabii bu rakamlara bakarken bu rakamların kayıt altına alınmış Suriyelileri gösterdiğini bilmemiz halen kayıt yaptırmamış Suriyeliler de bulunduğunu, dolayısı ile de Türkiye’de yaşayan Suriyeli nüfusunun resmi rakamların daha üstünde olduğunu da göz önünde bulundurmamız gerekir.

Türkiye’de yaşayan Suriyelilere Geçici Koruma Rejimi bağlamında eğitim, sağlık hizmetlerine erişim gibi temel haklara ulaşabilme imkanı sağlanmıştır. Ancak Suriyelilerin sağlanan temel haklardan faydalanabilmeleri için öncelikle ikamet ettikleri illerdeki yetkililere, yani Yabancılar Polisi ve/veya Göç İdaresi birimlerine, kayıt yaptırmaları ve geçici koruma kimlik belgelerini almaları gerekmektedir. Kayıt altına alınmamış Suriyelilerin kayıt yaptır(a)mamalarının da farklı gerekçeleri bulunmaktadır. Bunlara baktığımızda, Yabancılar Şube ve Göç İdaresi birimlerinde kayıtların randevu sistem üzerinden yapılması ve ileri tarihlere randevu verilmesi ve bir kısım Suriyelinin de Türkiye’de yetkililere kayıt yaptırmaları durumunda üçüncü ülkeye yerleştirilme prosedürlerinin olumsuz etkileneceği düşüncesi gelmektedir. Üçüncü ülkeye yerleştirilme prosedürlerinin olumsuz etkileneceği düşüncesinin altında, bir yandan kayıt esnasında yetkililer ile paylaştıkları bilgilerinin Suriye rejiminin eline geçmesi ve Suriye’ye geri gönderilme korkusu da yatmaktadır. Geçici Koruma Rejimi altında korumaya alınan Suriyelilerin üçüncü ülkeye yerleştirilme prosedürü, mülteci kabul eden ülkelerin Suriyeliler için açtıkları kotalar doğrultusunda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yaptıkları değerlendirmeler doğrultusunda sınırlı sayıda yapılmakta ve öncelik en hassas durumda olan Suriyelilere verilmektedir. Yine bu bağlamda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün resmi rakamlarına göre3, Suriyelilere 2015 yılında kota açan ülkelere baktığımızda 7000 kişi ile ABD’nin ilk sırada olduğunu, bunu 400’er kişi ile Avustralya ve İngiltere’nin takip ettiğini görmekteyiz. Ama 2015 yılı içerisinde ABD’ye sadece 12, İngiltere’ye ise 86 Suriyeli çıkış yapmıştır. Avustralya’ya yerleştirilmek üzere çıkış yapan Suriyeli olmamıştır. Yine 2015’te Norveç 200 kişilik Suriyeli kotası açmış ve 145 kişi yerleştirilmiş, 40 kişilik kota açan İsveç’e ise 10 kişi yerleştirilmiştir. 

Geçici Barınma Merkezlerinde barınan Suriyelilerin gereksinimleri AFAD ve kamp yönetimleri tarafından karşılanırken, kamp dışında yaşayan Suriyeliler, gündelik hayatlarını idame ettirme konularında ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sorunların başında barınma, işsizlik yanı sıra çalışma izni, çocuk işçiliği, sağlık hizmetlerine erişim ve erişim esnasında yaşanan dil bariyeri, artan nefret söylemi ve yukarıda da bahsettiğim üzere kayıt yaptıramama gelmektedir. Burada tekrar vurgulamakta fayda görüyorum, Suriyelilerin geçici koruma rejimi altında sağlanan tüm temel haklardan faydalanabilmeleri için kayıt yaptırmaları ve geçici koruma kimlik belgelerini almaları gerekmektedir. Barınma ile ilgili yaşanan soruna baktığımızda tüm illerde kira rayiçlerinin çok yüksek olduğunu, ev sahiplerinin ederinin çok üstünde kira ücretleri ile evlerini Suriyelilere kiraladıklarını görmekteyiz. İstihdam ile ilgili olarak, yakın zamana kadar Suriyelilerin yasal çalışma izni ile ilgili yasal bir düzenleme yapılmamıştır. Çoğu zaman işverenler, belli yaş üstü yetişkin Suriyelileri çalıştırmak istememektedir. Çalıştırdıkları durumlarda ise çoğu zaman Suriyelilerin Türkiyelilere ödenen maaşların çok altında rakamlara çalıştıklarına, çoğu zaman ödemelerini alamadıklarına, keyfi olarak işten çıkartıldıklarına sıkça rastlamaktayız. Suriyeli çalışanlar, iş kazası yaşamaları durumunda haklarını yasal olarak aramaktan hem hukuki mekanizmaları bilmemeleri hem de sınır dışı edilebilecekleri korkusu ile çekinmektedir. Çocuk işçiliği sayısı gün geçtikçe artmakta, merdiven altı atölyelerde çok ucuz iş gücü olarak küçük yaşlardaki Suriyeli çocuklar çok uzun saatler boyunca neredeyse karın tokluğuna çalıştırılmaktadır. Çocuk işçiliğinin önüne geçilememesi Suriyeli çocukların eğitime katılmalarının önünde de engel teşkil etmekte ve bu durum bir nesil Suriyeli çocuğun eğitimsiz kalmasına doğru ilerlemektedir. Suriyelilerin çalışma izinlerine yönelik yasal düzenleme yakın zamanda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılmış ve “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik” 11.01.2016 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girmiştir ama ilk elden bu düzenleme Suriyelilerin belli alanlarda ve sınırlı sayıda çalışabileceklerini göstermektedir.

Türkiye’de yetkililere kayıt yapmış ve geçici koruma kimlik belgesini almış Suriyelilerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı bulunmaktadır ve sağlık masrafları AFAD tarafından karşılanmaktadır. Ancak, hastanelerde ve sağlık hizmeti sunan kurumlarda dil bariyerinin olması Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişiminde büyük sıkıntılar yaratmaktadır. Hastanelerde yeterli sayıda Arapça konuşan tercüman olmaması Suriyelilerin sağlık ile ilgili sıkıntılarını doktorlara ve sağlık çalışanlarına doğru şekilde iletebilmelerinin önünde büyük engel teşkil etmektedir. Yanı sıra, sağlık hizmeti veren kurumlarda ayrımcı yaklaşımlara da maruz kalmaktadırlar. Şikayet mekanizmaları konusunda yeterli bilgileri olmaması ve yine dil bariyeri sebepli bu şikayetlerini ilgili birimlere taşıyamamaktadır. 

Yukarıda da bahsettiğim ‘misafir’ algısının ve dolayısı ile Türkiye’de uzun süre kalmayacakları düşüncesinin sonucu olarak, Türkiyelilerden Suriyelilere yönelik nefret söylemi, saldırı ya da ayrımcı davranışların da gittikçe arttığı görülmektedir. Özellikle istihdam konusunda Suriyelilerin ucuz iş gücü olarak Türkiyelilerin işlerini çaldıkları, yanı sıra ‘misafirler, misafirliklerini ve hadlerini bilsinler’ algısı bu nefret söylemini desteklemektedir. Bu tür haberlere yazılı ve görsel medyada sık sık rastlamaktayız. Suriyelilere yönelik saldırı haberleri 2014 yazı boyunca özellikle Gaziantep’te yaşayan olaylar sırasında medyada sıkça yer aldı.

Suriyeli nüfusunun en yoğun olduğu illerden olan İstanbul’da hem Avrupa hem Anadolu yakasında Suriyelilere yönelik hizmet veren yerli ve yabancı sivil toplum kurumlarının ve merkezlerinin sayısı büyük ihtiyaç doğrultusunda artmaktadır. Bu merkezler Suriyelilerin yoğun yaşadıkları diğer illerde de hizmet vermektedir. Bu merkezlerde, İstanbul’da yaşayan Suriyelilere yönelik psiko-sosyal danışmanlık ve toplum merkezi hizmetleri verilmektedir. Psiko-sosyal danışmanlıklar bağlamında, savaş travması ile Türkiye’ye gelmiş Suriyelilere İstanbul’da temel hak ve hizmetlere ulaşım konusunda yaşadıkları sıkıntılara çözüm bulunmaya çalışılmakta yanı sıra da psikolojik destekler hem yetişkinler hem de çocuklar özelinde verilmektedir. Toplum merkezli hizmetler bağlamında Suriyelilerin, yine hem yetişkinler hem de çocuklar özelinde, İstanbul’daki yaşamlarına adapte olmalarına ve uyumlanmalarına yönelik farklı atölye çalışmaları (Türkçe, bilgisayar, travma ve sanat terapi grupları, el becerisi…gibi) yapılmaktadır. Bu atölyeler Suriyelilerin ihtiyaçları doğrultusunda tespit edilmekte ve uygulanmaktadır. Benzer şekilde Suriyeli ve Türkiyelilerin bir araya getirilip karşılıklı sorunların çözümlerine yönelik çalışmalara da ağırlık verilmektedir.

Sonuç olarak ileriki dönemde, Suriyeliler ile ilgili ‘misafir’ algısının hem toplum hem de devlet olarak bir tarafa bırakılarak, devlet ve sivil toplum nezdinde izlenecek ve uygulanacak politikaların uyumlanmaya yönelik olarak bir arada yaşama kültürü üzerinden programlanması gerekmektedir. Bu anlayış üzerinden programlanacak çalışmalar hem Suriyelilerin yaşadıkları problemlerin hem de Türkiyelilerden Suriyelilere yönelik ya da tam tersi yükseliş ivmesindeki nefret söyleminin önüne geçilmesinde yardımcı olacaktır.

http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik

Leave a Reply