Uzman Görüşü

Türkiye’de Psikososyal Engellilik

Proje Programı dahilinde desteklediğimiz Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Yönetim Kurulu Başkanı Şehnaz Layıkel psiko-sosyal engellilerin Türkiye’deki durumunu ve karşılaştıkları sorunları anlattı. 

1998 yılında ülke çapında gerçekleştirilen ruh sağlığı profili araştırmasının bulgularına göre Türkiye nüfusunun %17,4’ü bir ruhsal rahatsızlık tanısı almıştır. Bu rakama aileleri ve yakın çevreyi de eklediğimizde sorundan etkilenen kesimin ne kadar geniş olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Ruhsal rahatsızlık tanısı pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Öncelikle toplum içerisindeki önyargılar damgalama ve ayrımcılık ile sonuçlanmakta, ruhsal rahatsızlık tanısı alan bireyler toplumsal yaşamın birçok alanına eşit bir şekilde katılamamaktadır. Bunların başında eğitim ve istihdam gelmektedir. Ruhsal rahatsızlık tanısı genelde lise ya da üniversite yıllarında alınmakta, kesintiye uğrayan eğitim hayatı çoğu zaman sürdürülememektedir. İstihdam alanında damgalama ve ayrımcılık sürmekte, engelli kotasından dahi olsa işyerleri psikososyal engelli bireyleri istihdam etmekten kaçınmaktadır. Bir diğer önemli sorun Medeni Kanun ile düzenlenmiş olan genel vesayet uygulamasıdır. Ruhsal rahatsızlık tanısı alanların büyük bir kısmı vesayet altına alınmakta, bu da onların hukuken birey olamamaları ile sonuçlanmaktadır. Herhangi bir yasal işlem için vasilerinin onayı gerekmektedir. Bu da suistimale çok açık bir durumdur. 

Psikososyal engelli bireylerin aldıkları hizmetlere baktığımızda, Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri büyük ölçüde kurum temellidir. Toplam 6 bölgesel hastane, 100’ü aşkın toplum ruh sağlığı merkezi ve genel hastanelerin psikiyatri servisleri aracılığıyla sağlanmaktadır. Yani ağırlıklı olarak tıbbi modele dayanan, ilaç tedavisinin ön planda olduğu, destekleyici hizmetlerin neredeyse hiç olmadığı bir sistem hakimdir. Bu, çoğu zaman yetersiz kalmakta ve insanlar defalarca hastanelerde yatmak zorunda kalmaktadır ki bu deneyimin kendisi travmatik sonuçlar doğurabilmektedir. Depo hastane şeklinde tabir edilen büyük bölgesel hastanelerde ise pek çok insan hakkı ihlali yaşanmaktadır. Psikoterapi özel muayenehanelerde sağlanmakta, pek çok kişinin gücü bu hizmeti almaya yetmemektedir. 

Sonuç olarak, Türkiye’de psikososyal engelli bireylerin iyileşme yönünde gerçek bir gelişme kaydedebilmesi ve toplumsal yaşama eşit ve aktif bireyler olarak katılabilmeleri için kapsayıcı ve içermeci düzenlemelere ihtiyaç vardır. Sağlık Bakanlığı 2011 yılında yayınladığı Ruh Sağlığı Eylem Planı’nda toplum ruh sağlığı merkezleri açmak dışında toplum-temelli hizmetlere geçiş yönünde taahhüt ettiği pek çok adımı henüz gerçekleştirmemiştir. Yine yasalarda ve uygulamalarda 2009 yılında TBMM’de onaylanan BM Engelli Bireylerin Haklarına Dair Sözleşme’nin hiçbir maddesine uygun düzenleme yapılmamıştır. Kendilerini doğrudan ilgilendiren bu reformlar planlanırken ve hayata geçirilirken birinci öncelik bugüne kadar seslerine kulak verilmeyen psikososyal engelli bireylerin söz hakkı ve katılımı olmalıdır. Ancak bu şekilde Türkiye’nin ruh sağlığı hizmetleri insan haklarına duyarlı bir hale gelebilir. 

Leave a Reply