Monthly Archives

Temmuz 2021

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 Dönemi Başlangıç Raporu Yayınladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) yenilikçi projelerini, kurumsal gelişimlerini, kampanya ve savunuculuk çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuz yayınlandı. Fon kapsamında Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği (Katre Kadın Derneği), Ravandalı Kadınlar Derneği, Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Yüksekova Kadınları Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER)‘e 331.640 TL hibe desteği sağlıyoruz. 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu 2021 döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

SPoD ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği(SPOD), toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasını amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmek amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız SPoD, bu desteği insan kaynağı, ofis kirası ve idari giderlerini karşılamak için kullanacak. Hibe kapsamında bir Mali ve İdari İşler Sorumlusu istihdam eden SPoD, bu sayede mali ve idari faaliyetlerinin koordinasyonunu sağlayacak.

SPoD ekibinden Avukat Hatice Demir ve Sosyal Hizmet Uzmanı Yunus Kara ile yaptığımız röportajda COVID-19’un dernek çalışmalarına etkilerini, hazırladıkları 2021-2023 Strateji Belgesini, Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi raporunun öne çıkan bulgularını ve çözüm önerilerini konuştuk.

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan önlemlerin sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını oldukça etkilediğini biliyoruz. Salgının çalışma alanınız, birlikte çalıştığınız hedef kitle ve kuruluşunuza etkilerinden bahseder misiniz?

Bu süreci ikiye ayırmak istiyoruz. Öncelikle salgın herkesi olduğu gibi bizi de evlere kapattı.Bu sebepten derneğin tüm çalışmalarını, faaliyetlerini ve hizmetlerini çevrimiçi platformlara taşımak durumunda kaldık. Danışmanlıklar dahil her hizmetimizi yine çevrimiçi platformlar üzerinden sürdürdük. Biz, çoğu faaliyetini gönüllülerle birlikte gerçekleştiren bir dernek olduğumuzdan, gönüllülerimizin fiziksel ve ruhsal iyilik halleri de bu süreçte en büyük gündemlerimizden biri oldu. Bir kısım gönüllümüz aile evlerine dönmek zorunda kaldığından, ailelerine açık olmamaları sebebiyle çalışmalarına devam edemedi. Fakat dayanışmamız sayesinde birbirimizin yerini hızla doldurarak faaliyetlerimizi ve hizmetlerimizi aksama olmaksızın sürdürdük. Bunun yanında salgının psikolojik etkilerini de oldukça fazla hissettik . Salgın süresince LGBTİ+’ların hedef gösterilmesi ve sosyal medya başta olmak üzere her yerde artan nefret söylemleri ve cezasızlık politikası, bir de evlere kapanmış ve birbirimizi sadece çevrimiçi olarak görebilmemiz epey can sıkıcıydı. Bu zamanları da özbakım toplantıları ve süpervizyonlarla ve yine gönüllü toplantıları düzenleyip biribirimizi daha çok duyarak atlattık.

Kuruluşunuzun önümüzdeki dönemdeki temel yönelimlerini ve öncelikli çalışma alanlarını belirlemek amacıyla 2021-2023 Strateji Belgesi’ni hazırladınız. Öncelikle böyle bir strateji oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu dönem için belirlediğiniz önceliklerden bahseder misiniz?

Strateji belgemizde de özetlediğimiz üzere, Türkiye’de LGBTİ+ hareketin ve genel olarak sivil alanın sürekli daraltılmaya çalışılması ve mücadelenin sürekli yükselmesi sebebiyle, kendimize temel hatları belirli bir plan çıkarma motivasyonuyla Strateji Belgesi’ni oluşturduk. Daha önceki senelerde de benzer çalışmalar yapmıştık zaten… Gelecek iki seneye dönük belgemizi oluştururken de gerek dernek içinde gerekse paydaşlarımız ve üyelerimizle anketler ve toplantılar vasıtasıyla değerlendirmelerimizi yaptık. Bu belge bize sürekli değişen politik iklimde savrulmamamızı, sınırlarımızı ve imkanlarımızı unutmamamızı hatırlatsın istiyoruz.

Bu iki yıla dönük olarak 4 temel hedef belirledik:

  1. Stratejik Hedef: Toplumun Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği ile İlgili Doğru Bilgiye Erişmesini Sağlamak
  2. Stratejik Hedef: Devletin LGBTİ+’ların İnsan Haklarını Tanıma ve Koruma Görevini Yerine Getirmesini Sağlamak
  3. Stratejik Hedef: LGBTİ+ Toplumunun Dayanışma Kültürü ve Ortak Mücadelesini Güçlendirmek
  4. Stratejik Hedef: Kurumsal Yapıyı ve Dernek İçi Yönetişimi Güçlendirmek

Bu hedefleri çeşitli alt hedeflerle de somutlaştırdık. Faaliyetlerimiz ve çalışmalarımızı bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak yapılandırıyoruz.

Eylül 2020’de LGBTİ+’ların sosyal hizmetlere ihtiyaç duyma ve farklı kurum ve kuruluşlar tarafından sağlanan sosyal hizmetlere erişebilme deneyimlerini ortaya koyan Pandemi Sürecinde LGBTİ+’ların Sosyal Hizmetlere Erişimi başlıklı bir rapor yayınladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahseder misiniz?

Araştırmaya dâhil edilen LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; pandemi sürecinde sosyal yardım, barınma hizmeti, psiko-sosyal destek ile ilgili bir bilgilerinin olmadığını, bahsi geçen hizmetlere erişimde cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz bırakılabileceklerini düşündüklerini belirtmişlerdir. LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; kamu kurum ve kuruluşlarının olumsuz tutum ve davranışlarının olabileceğini düşünüyor ve yine ilgili kurumlarda gizliliğin sağlanması noktasında endişeli olduklarını aktarıyorlar. Araştırmaya dâhil edilen ve şiddete maruz bırakıldığını belirtip herhangi bir kamu kurum ve kuruluşuna başvuruda bulun(a)mayan LGBTİ+’lar, tehdit edildiklerini, korktuklarını, tekrar şiddete maruz bırakılabileceklerini, cezasızlığın hakim olduğunu, kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine yönelik nefret söylemi ürettiğini, bahsi geçen destek mekanizmalarına erişim noktasında cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalabileceklerini, ilgili kurum ya da kuruluşların olumsuz tutum ve davranışlarının olabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca katılımcılar tarafından, bu kurum ve kuruluşlarda özellikle transfobinin yaygın olduğu, şiddete dair delillerin gizlendiği, şiddete maruz bırakılan kişilerin yanlış ve/veya eksik bilgilendirildiği ve bu kişilere inanılmadığı aktarıldı. Bunun yanı sıra, eve zorunlu bir dönüşü gerektirebilen salgın süreci, LGBTİ+’ların aile yanında bile kendilerini güvende hissetmediklerini gösteriyor.

Araştırmaya dâhil edilen LGBTİ+’ların büyük bir çoğunluğu; pandemi ile ilgili yürütülen süreçlere, vatandaşların ve sivil toplum örgütlerinin dâhil edilmediğini ve katılımcı yöntemler izlenmediğini, pandemi sürecinde dezavantajlı gruplara yönelik (kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar, LGBTİ+’lar, HIV ile yaşayan bireyler, mülteciler) koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmadığını, kurum ve kuruluşların LGBTİ+ kapsayıcı hizmetler sunmadığını, pandemi süreci ile ilgili olarak LGBTİ+’ların, özel ihtiyaçlarına ilişkin, broşürler, videolar, yayınlar vb. aracılığıyla bilgilendirilmediklerini, LGBTİ+’ların özel ihtiyaçlarına yönelik çalışmaların kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmediğini, hizmetler ve sosyal yardımlar ile ilgili herhangi bir sorunla (yanıt alınamaması, ayrımcılık yaşanması vb.) karşılaşıldığında başvurulabilecek yerler olmadığını düşünüyor.

LGBTİ+’lara yönelik barınma, sosyal yardım, psiko-sosyal destek ve şiddet sonrası destek mekanizmalarına erişim gibi konularda acil eylem planı yapılması gerekiyor. Destek talebinde bulunan LGBTİ+’ların salgın nedeniyle ortaya çıkan özel ihtiyaçlarının tespiti ve karşılanması için mekanizmaların oluşturulması ve gereken bütçe ve kaynakların ayrılması gerekiyor. Politika ve hizmet sunumunda, LGBTİ+’ların farklılaşan ihtiyaçlarının (engel durumu, mültecilik veyagöçmenlik durumu, HIV’le yaşam vb.) göz önünde bulundurulması gerekiyor. Kamu kurumları bünyesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları geliştiren birim ve komisyonlar kurulmalı, pandemi sürecinde ve sonrasında LGBTİ+ kapsayıcı politikaların geliştirilmesi için ivedikle çalışmaya başlanmalı. Kamu ve yerel yönetim kurumlarında hizmet sağlayıcı konumundaki kişilerin, hak temelli ve kapsayıcı hizmet sunumuyla ilgili kapasiteleri güçlendirilmeli. Bu konuda LGBTİ+ sivil toplum örgütlerinden eğitim ve süpervizyon desteği alınmalı. Kamu spotları aracılığıyla LGBTİ+ hakları konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Salgın sürecinden sert şekilde etkilenen kırılgan grupların, ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasına yönelik kamu – sivil toplum işbirliği geliştirilmeli. Sürece LGBTİ+ sivil toplum örgütleri de doğrudan dâhil edilmeli, alan deneyimlerinden gelen öneriler kabul edilmeli. Sosyal hizmet(ler) sağlayan kurum ya da kuruluşların, özellikle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın LGBTİ+’lara yönelik hizmetleri, uygulamaları ve politikaları ana hizmet modeli olarak sunması gerekiyor. Belediyeler bünyesinde LGBTİ+’lara doğrudan destek veren birimlerin oluşturulması ve bu birimlerin aktif bir biçimde çalışmasının sağlanması gerekli. Günlük işlerde çalışan ve salgında işini kaybeden LGBTİ+’lar, kamu ve yerel yönetim kurumları tarafından yürütülecek istihdam çalışmalarına dâhil edilmeli, çalışma olanaklarına eşit erişimleri sağlanmalı. LGBTİ+’ların belediyelere kendilerini güvende hissederek başvuru yapabileceğine dair iletişim kampanyaları oluşturulmalı. Belediye personeline yönelik ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ hakları konularında eğitimler düzenlenmeli. LGBTİ+ sivil toplum kuruluşları ile diyalog içinde olunmalı, sürece özgü sorun, ihtiyaç ve taleplerin belirlenmesi ve hak temelli çözümlerin hayata geçirilmesi için sivil toplum ile ortaklıklar geliştirilmeli. Salgın sürecinde LGBTİ+’lara yönelik insan hakları ihlalleri karşısında toplum önünde sağlam bir duruş sergilenmeli, hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için eşitlikçi ve insan haklarından yana bir pozisyon alınmalı. Salgın sürecindeki ve sonrasındaki tüm sosyal hizmet uygulamaları ve müdahaleleri katılımcı ve şeffaf yöntemlerle belirlenmeli ve sürdürülmeli.

Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’lar için COVID-19 önlemlerine uygun, güvenli ve erişilebilir geçici barınma imkânları sağlanmalı. LGBTİ+’ların barınma hizmeti kapsamında sığınma evlerine kabul edilmesi ya da LGBTİ+’lar özelinde sığınma evlerinin kurulması sağlanmalı. Sosyal Hizmet Merkezleri ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla çevrimiçi psikolojik, sosyal ve hukuki destek verilerek sosyal yardımların artırılması, LGBTİ+’lara yönelik kriz masalarının oluşturulması gerekli. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’nın sosyal yardım başvurularını değerlendirirken LGBTİ+’ların salgın sürecinde kaynaklara erişimlerinin ciddi anlamda kısıtlandığı göz önünde bulundurması gerekiyor. İşini kaybeden ya da ücretsiz izne çıkarılan LGBTİ+’lara kısa vadede maddi destekler sağlanmalı, orta ve uzun vadede kayıtlı ve güvenceli alanlarda istihdama katılımlarına yönelik programlar geliştirilmeli. Ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalan LGBTİ+’ların (halen sigortalı olmasına rağmen ücret almayan) sosyal yardım başvurularında sigortasız olma şartının aranmaması gerekli. LGBTİ+’ların sosyal yardımlara erişimleri önünde engel oluşturan uygulamaları tespit etmeye ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya yönelik programlar geliştirilmeli. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim odaklı veri toplama sistemi oluşturulmalı, kamuoyuna yönelik her türlü ihtiyaç ve beklenti tespiti anketlerine LGBTİ+’larla ilgili göstergeler dâhil edilmeli. LGBTİ+’ların sorun, ihtiyaç ve taleplerinin görünür kılınması sağlanmalı. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çerçevesinde genişletilmesi, kapsayıcı hizmet modellerinin geliştirilmesi gerekli.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından LGBTİ+’ların doğrudan başvurabilecekleri bir danışma hattı faaliyete geçirilmeli, LGBTİ+’lara yönelik kamu kurum ve kuruluşları tarafından psikososyal ve hukuki destek sağlanmalı. Alo 183 Sosyal Destek Hattı’nın cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsel sağlık (cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlar, HIV ve AIDS) gibi konularda daha etkin çalışabilmesi sağlanmalı. Sosyal Hizmet Merkezleri ve Sağlıklı Yaşam Merkezleri aracılığıyla, LGBTİ+’lara yönelik çevrimiçi psikolojik, sosyal ve hukuki destek verilmeli. Kişilerin HIV danışmanlığı alabilmeleri, hızlı tanı ve tedavi imkânlarına erişmelerine yönelik Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ortaklığında yürütülen Gönüllü Test ve Danışmanlık Merkezleri yerel yönetimlerce faaliyete geçirilmeli. HIV, kriz durumlarında yok sayılacak, göz ardı edilecek bir mesele değildir. Mevcut ve yeni açılacak Gönüllü Test ve Danışmanlık Merkezleri’nin, bu gibi kriz durumlarında nasıl işlevsel olarak kullanılacağına dair bir kriz planı oluşturulmalı. LGBTİ+’lara yönelik psikolojik ve psikiyatrik destek mekanizmalarının özellikle devlet kuruluşları tarafından ücretsiz şekilde sağlanması gerekiyor. Ruh sağlığı uzmanlarının, LGBTİ+’ların yaşadıkları sorunların çözülmesi yönünde etkili danışmanlık yapması ve destek grupları oluşturması, LGBTİ+’larla ilgili politikaları etkileme ve değiştirme yönünde savunuculuk yapmaları gerek.

Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’lar için LGBTİ+ sığınakları hayata geçirilmeli. Bu konuda yapılması gereken yasal düzenlemeler için acilen çalışmalara başlanmalı. Şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’ların kolayca ulaşabileceği, il ve ilçe düzeylerinde hizmet veren, acil şiddet hattı ve/veya çevrimiçi sistemler kurulmalı. Şiddet sonrası destek mekanizmalarının, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında aktif bir şekilde çalışmalarının sağlanması gerekiyor. Ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemelerin (İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, 6284 sayılı Kanun) eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesi sağlanmalı.

SPoD olarak LGBTİ+’ların karşılaştıkları hak ihlallerini belgelemek ve bu ihmaller ile mücadelelerini desteklemek amacıyla psikososyal ve hukuki destekler sağlıyorsunuz. Bu alanlarda karşılaştığınız taleplerden ve gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Derneğin Psikososyal Destek Alanındaki çalışmalarını 4 farklı ekip yürütüyor. Bu ekipler:

Sosyal Hizmet Birimi: SPoD, bireylerin, ailelerin, grupların ve toplumun uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi için ilişkilerdeki sorunları çözmeye, onları güçlendirmeye ve özgürleştirmeye katkı sağlama misyonuyla çalışan sosyal hizmet mesleğinin ve dolayısıyla sosyal hizmet uzmanlarının öneminin farkındadır. Bu amaçla SPoD, 2018 yılının Ekim ayında dernek bünyesinde Sosyal Hizmet Birimi’nin kuruluşuna öncülük ederek, üniversitelerde sosyal hizmet alanında eğitim veren bölümlerle yakın ilişki kuruyor, eğitim çalışmaları, seminerler ve yayınlar ile alandaki sosyal hizmet uzmanlarını destekliyor. Sosyal Hizmet Birimi, LGBTİ+’ların var olan psiko-sosyal iyilik hallerinin güçlendirilmesi için barınma, sosyal yardım, şiddet sonrası destek mekanizmalarına erişim ve iş başvuru süreçleri gibi konularda destek ve danışmanlık hizmeti veriyor .

Sosyal Hizmet Birimi, sosyal hizmet mesleğinin öneminin farkında olarak, her yıl, LGBTİ+ alanına dair sosyal hizmet uzmanlarının bilgi, beceri ve değer kazanımlarına katkı sağlanmasının hedeflendiği eğitimler düzenliyor. Bu eğitimlerde, “LGBTİ+ Temel Kavramlar, Sıkça Sorulan Sorular, Mitler ve Gerçekler”, “Cinsiyet Uyum Süreci”, “Açılma Süreçleri”, “Cinsel Sağlık (CYAE-HIV-AIDS)”, “LGBTİ+ Alanında Sosyal Hizmet Uzmanlarının Danışman Olarak Görevi”, “Vaka Analizleri” gibi başlıklar, ilgili alanlarda çalışan sosyal hizmet uzmanları ve aktivistler tarafından anlatılıyor.

Sosyal Hizmet Birimi, SPoD’un sosyal hizmet alanında yaptığı çalışmaları genişletmek adına, LGBTİ+ müracaatçılarla ve dolasıyla vakalarla çalışmış ve hali hazırda çalışmaya devam eden sosyal hizmet uzmanları için Sosyal Hizmet Uzmanları Ağ Haritası’nı oluşturdu. Bu ağ haritası, Sosyal Hizmet Birimi ve SPoD LGBTİ+ Danışma Hattı’na gelen danışmanlıkları yerel kurum, kuruluş ve örgütlenmelere yönlendirme yapma amacı taşıyor. Ağ haritasına katılabilmek için Sosyal Hizmet Birimi tarafından sosyal hizmet uzmanlarına yönelik düzenlenen eğitimlere katılım gösterilmesi gerekiyor.

Psikolojik Destek Birimi: SPoD Psikolojik Destek Birimi’nden danışmanlık almak için başvuruda bulunan kişiler, başvuruları değerlendirildikten sonra cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli başvuruların ele alınması üzerine düzenlenen çalıştaya katılan ve bu alanda çalışan 33 psikolog ve bir psikiyatriste yönlendirilir. Süpervizyon desteği ve akran süpervizyonuyla çalışmalarını sürdüren uzmanlar, salgın sürecinde de yönlendirme almaya ve çalışmalarına devam ettiler. Psikolog Ağı ile yürütülen psikolojik destek temelli çalışmalar, salgın süreciyle birlikte çevrimiçi platformda bireysel psikolojik destek ve psikiyatri yönlendirmeleriyle sürdürüldü.

Pazar Sohbetleri: 3 Temmuz 2016 tarihinden beri her pazar SPoD ofisinde, 14.30 ve 16.30 saatleri arasında gerçekleşen Pazar Sohbetleri, LGBTİ+ konularında SPoD Psikososyal Destek Alanı aracılığıyla eğitim almış akran moderatörleri ile birlikte gerçekleştiriliyor. Akran moderatörleri aynı zamanda ilgili alandan düzenli aralıklarla süpervizyon da alıyor. Güvenli alanların oluşturulmasının esas olduğu bu toplantılarda bir tema belirlenir ve katılımcılar tarafından temanın çevresinde deneyim, duygu ve düşünce aktarımı yapılır. Açılma, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, aile ile ilişkiler, romantik ilişkilerde yaşanılan zorluklar dahil LGBTİ+ camiasını etkileyen ve insana dair her konu bu grup oturumlarında konuşuluyor. Pazar Sohbetleri ekibinde güncel olarak bir birim sorumlusu ve 17 moderatör bulunuyor. Pandemi sürecinin başlamasıyla birlikte Pazar Sohbetleri, artık ofiste bir araya gelmek mümkün olmayacağı için faaliyetini 12 Mart 2020 tarihinde durdurarak yeni bir format geliştirmenin peşine düştü ve Pazar Sohbetleri moderatörlerinin kolaylaştırıcılığında, Mesafesiz Sohbetler adında çevrimiçi deneyim paylaşımı toplantılarını faaliyete geçirdi. Salgın sürecinde bu toplantılarda evde kalma ve bu sürecin getirdiği temaların yanı sıra müzik, filmler, işkoliklik ve eğlence gibi çeşitli temalarda da sohbetler gerçekleşti.

Danışma Hattı: SPoD’un Psikososyal Destek Alanı’ndaki çalışmalarından biri olan LGBTİ+ Danışma Hattı, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim odaklı soru ve sorunlar için güncel, doğru ve güvenilir bilgiyi aktarmak amacıyla 24 Nisan 2017 tarihinde kurulmuştur. Kapsamlı bir eğitim alan bir gönüllü ekibi ve bir ekip sorumlusu tarafından yürütülen Danışma Hattı, LGBTİ+ danışanlara cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılık ve şiddet, cinsel sağlık ve cinsel yolla aktarılan enfeksiyonlar, cinsiyet uyum süreci, askerliğe elverişli değildir raporu alma süreci ve sosyal hizmet kurumları gibi konularda danışmanlık vermekte; açılma süreci, akran zorbalığı ve ilişki zorlukları gibi konularda duygusal destek sağlar. Danışanlar talepleri doğrultusunda hukuki danışmanlık, psikolojik destek ve sosyal hizmet konularında SPoD’un ilgili çalışma alanlarındaki çalışan ve uzmanlara yönlendirir. Standart sabit hat ücretlendirmesi uygulanan ve Türkçe dilinde anonim hizmet veren Danışma Hattı, resmi tatiller hariç hafta içi her gün 12.00–18.00 saatleri arasında 0850 888 54 28 numaralı telefon üzerinden sözlü, danisma@spod.org.tr e-posta adresi üzerinden yazılı olarak hizmet sunuyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2021 döneminde vakfımızdan aldığınız sağladığı kurumsal hibe desteğini hangi kapasite gelişim alanında kullanacaksınız? Bu desteğin derneğinize nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?

Bu desteğin, derneğimizin finansal yönetimi konusunda yaptığımız ve yapacağımız planlamaları hayata geçirmek ve eş zamanlı olarak kaynak geliştirme konusunda kapasitemizi artırmak noktasında katkı sunacağını öngörüyoruz.

 

Ravandalı Kadınlar Derneği ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Kilis’de faaliyet gösteren Ravandalı Kadınlar Derneği, kadın emeğinin değerlendirilmesi ve kadınların sosyal yönden güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor; ekonomik ve sosyal faaliyetlerini yürütürken sürdürülebilirlik anlayışı ile hareket ediyor. Ravandalı kadınların ürettikleri ürünler derneğin internet sitesindeki çevrimiçi satış portalı ve farklı platformlar üzerinden satışa sunuluyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla kurumsal hibe desteği sağladığımız Ravandalı Kadınlar Derneği, insan kaynağı ve ofis giderlerini karşılayarak kaynak geliştirme kapasitesini ve kurumsal yapısını güçlendirmek için çalışmalar yapacak.

Ravandalı Kadınlar Derneği Başkanı Emel Yılmaz ile yaptığımız röportajda derneğin faaliyetlerini, salgının üretim ve satış süreçlerine etkilerini ve hibe desteğimiz ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

Ravandalı Kadınlar Derneği, vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Kırsal alanda yaşayan kadınlar olarak, kendimiz, çocuklarımız ve ailelerimiz için daha iyi bir hayat kurma fikri ile yola çıktık. Kendimizi geliştirmek, refahımızı artırmak, çocuklarımıza daha güzel bir ortam yaratmak hepimizin ortak arzusuydu. Zor kırsal koşullar altında el ele vererek Ravandalı Kadınlar Derneği, 2 yıllık örgütlenme çalışmalarının ürünü olarak Aralık 2014’te kurduk. Kuruluş aşamasında Hüsnü M. Özyeğin Vakfı’nın desteğini aldık.

Tek başına üstesinden gelemeyeceğimiz zorlukları birlik olarak aşmaya çalıştık. Kilis’in kırsal alanda aktif tek kadın derneği olan derneğimiz, aynı zamanda GAP illerinin kırsal bölgelerinde kadınların kurduğu ender örgütlerden biri olma özelliği taşıyor.

Dernek olarak, kırsal alanda yaşayan biz kadınların emeklerinin değerlendirilmesi, sosyal yönden güçlenmesi amacıyla ve ekoloji alanlarında çalışmalar yürütüyoruz. Zeytinyağı sabunundan nar ekşisine, el işi ürünlerden pekmeze kadar pek çok ürünü geliri doğrudan üyelerimize kalacak biçimde üretiyor ve pazarlıyoruz.

Ayrıca hem kendimiz hem de çocuklarımız için eğitim ve sosyal faaliyetler düzenliyoruz. Anne Çoçuk Eğitim Vakfı desteği ile çocuklarımız için yaz anaokulları açtık. Kadınlar için okuma grupları düzenledik. Ayrıca 2015 yılından beri bölgede bir ilk olan Ravanda Şenlikleri’ni düzenliyoruz. Köylerimizi güzelleştirmek ve kendimizi geliştirmek amacıyla, doğal tarım yöntemlerini kullanarak ekolojik eğitimler ve etkinlikler de organize ediyoruz.

Kilis’e ait yerel ürünleri internet siteniz üzerinden satışa sunuyorsunuz. Bu ürünlerin üretim ve operasyon süreçlerinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçlerde karşılaştığınız zorluklar varsa anlatabilir misiniz?

İlk yıllarda kadınların bir araya gelmesi ve üretim sürecimize dâhil olmaları çok zor oluyordu. Farklı köylerde yaşayan kadınlar, eşlerinden izin almakta ve dernek faaliyetlerine katılmakta çok büyük zorluklar yaşadılar. Ancak zamanla dernek çalışmaları yaygınlaştıkça, köylerdeki kadınların ve eşlerinin bakış açıları değişti. Dernek kadınların ürettikleri ürünleri alarak onları teşvik etti ve katılım oranı da oldukça arttı. Gerek üretim gerek operasyon süreçlerinde her köyden ve her yaş grubundan kadınlar dernek çalışmalarına dâhil oldular. Üç köyde derneğe ait binalarımız mevcut. Bu binalardan paketleme ve üretim için kullanılan iki tanesi, eski ve kullanılmayan okul binaları. Kilis İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Polateli ve Musabeyli İlçe Kaymakamlığı onayıyla, dernek bu binaları yeniledi ve kullanıma açtı. Aşağıkalecik Köyü’ndeki dernek binasında eğitimler, toplantılar ve paketleme süreçlerini organize ediyoruz. Özyeğin Vakfı’nın 2019 yılında bize devrettiği araç ile farklı köylerde yaşayan kadınları da çalışmalarımız için buraya getiriyoruz. Gökmusa Köyü’nde yer alan sabun atölyesinde ise üç üretici kadın 2015 yılında beri sabun üretimlerine devam ediyorlar. Bektaşoğlu Köyü’ndeki binamızı ise merkeze yakınlığı nedeniyle yılbaşı paketi gibi büyük organizasyonlarda kullanıyoruz. Köyler arası mesafe bizim en büyük sorunumuz. Aracımız operasyon süreçlerimizi kolaylaştırsa da, eşler zaman zaman sorun çıkarabiliyorlar. Özellikle genç kızların faaliyetlere erişimlerinde sıkıntılar yaşanabiliyor. Diğer yandan çok yüksek kazançlar olmasa bile, kadınlar kendi gelirlerinin olması için süreçlere katılmaya özen gösteriyor. Mümkün mertebe her köyden ürün almaya çalışıyoruz. Arazi koşulları nedeniyle ürün veremeyen köylerdeki kadınları ise el işi, kahke, sabun vb. ürünlerin üretimine teşvik ederek tüm kadınlar arasında eşit bir kazanç dengesi oluşturmaya çalışıyoruz.

COVID-19 salgınının derneğinizin ekibine, çalışmalarınıza ve üretim süreçlerinize nasıl bir etkisi oldu? Bu süreçte çalışma şeklinizde yaptığınız değişikliklerden bahseder misiniz?

Üreticiler olarak COVID-19 salgınından çok fazla etkilendik. Salgının ilk dönemlerinde, operasyon süreçlerimizi, hastalıktan korunma ve yayılmasını engelleme amacıyla askıya aldık. Ürünlerin taşınması ve paketlenmesi süreçlerindeki riskleri azaltmak için bir ay süreyle satışlarımızı durdurduk. Yeniden sitemizi açtıktan sonra ise yaklaşık iki ay kadar kargolama süresini on beş günde bir olacak şekilde yürüttük. Özellikle her yıl derneğimiz için en önemli gelir getirici faaliyet olan yılbaşı paketi organizasyonumuzu yaparken çok zorlandık. Üretim, paketleme, kargo, nakliye gibi süreçlerimiz çok aksadı. Sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamalar başladığında Kilis Valiliğinin izni sayesinde süreci daha az zararla atlatabildik. Bu süreçten günlük çevrimiçi ve yerel satışlarımız da etkilendi elbette. Diğer taraftan salgın döneminde daha çok tercih edilen çevrimiçi satış siteleri ile yaptığımız işbirlikleri ve kendi internet sitemiz üzerinden bu açığı kapatmaya çalışıyoruz.

Ürün satışlarınız için yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile ne tür işbirlikleri gerçekleştiriyorsunuz? Bu işbirliklerinin çalışmalarınıza katkısından bahseder misiniz?

Kilis Belediyesi ile kurulduğumuz andan itibaren temasımız var. Geleneksel Ravanda Şenlikleri’nde yerel yönetimlerden ve kamu kurumlarından çok sayıda katılımcı oluyor. Gerek ürün satışı gerekse derneğin tanıtılması için desteklerini görüyoruz. Ayrıca İpekyolu Kalkınma Ajansı ile de eğitim ve proje süreçlerinde çok kıymetli ortaklıklarımız oldu. Kilis’te yer alan Olea Otel ile de yeni anlaşmalar için görüşüyoruz. İstanbul’daki ve diğer pek çok şehirdeki kooperatifler ise bize can suyu oluyor. Yerdeniz Kooperatifi, Göztepe Kooperatifi, Bayramiç Kooperatifi, Fındıklı Kooperatifi, Koşuyolu Kooperatifi ve Temiz Hasat Kooperatifi ile işbirliklerimiz devam ediyor. Kavar Kooperatifi ile uzun yıllardır devam eden dayanışmamız da sürüyor. Özellikle yılbaşı paketi organizasyonunu her yıl birlikte yapıyoruz.

Vakfımızın sağladığı kurumsal hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu desteğin derneğinize nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz?

2018 yılından beri sürdürdüğüm dernek başkanlığı görevim süresince, birçok eğitim ve proje faaliyetleri yürüttük. Ancak ilk defa kurumsal bir hibe desteği alıyoruz. Bu desteğin bizim için en büyük önemi, derneğimizin insan kaynağı ihtiyacını karşılamak olacak. Köyler arasında ve şehirle olan bağlantılarda yaşadığımız zorlukları, operasyonel süreci, yerel ve çevrimiçi pazarlama süreçlerini, sosyal medya çalışmalarımızı bu hibe desteği ile daha ileriye taşımayı ümit ediyoruz. Köylerde örgütlenen ve dayanışma ile birlikte çalışmaya başlayan Ravandalı Kadınlar Derneği üyeleri ve havzadaki bütün kadınları sürece daha fazla dahil edebilmek, derneğin belirttiğimiz bu hususlarda ilerlemesi ile mümkün olabilecek. Bir adet tam zamanlı saha operasyonu ve pazarlama personeli ile bir adet yarı zamanlı sosyal medya uzmanı desteği alarak çalışmalarımızı daha ileriye taşıyacağımızı umuyoruz. Bize ve çalışmalarımıza olan inancınız ve desteğiniz için size tüm Ravanda Havzası kadınları adına çok teşekkür ederim

 

YUKADER ile Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor Projesini Konuştuk

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER), kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanın her kademesinde eşit ve etkin olarak yer almasını sağlamak amacıyla çalışıyor. Dernek, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konularında yerel kamuoyunu etkilemek, hane ziyaretleri ile kadınların ihtiyaçları hakkında bilgi edinmek ve cinsiyet eşitliliği ile ilgili farkındalığı artırmak amacıyla çalışmalar yapıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonunun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe desteği sağladığımız YUKADER, bu hibeyle Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında bir acil destek hattı kurarak şiddet mağduru kadınlara telefon üzerinden destek verecek olan dernek, kadına şiddet konusunda farkındalık yaratmak amacıyla şiddeti ve türlerini tanımlamak, kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşların listesini oluşturmak ve şiddet mağduru kadınlara haklarını anlatmak amacıyla bir rehber de hazırlayacak.

YUKADER’in kurucusu Hatice Temir ile yaptığımız röportajda Yüksekova’daki ilk kadın derneği olarak deneyimlerini, yürüttükleri çalışmalarıYüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini konuştuk.

YUKADER vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yüksekova Kadınları Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği (YUKADER) olarak 2018 yılının Mayıs ayında üniversite mezunu gençlerden oluşan 7 kişilik karma bir ekiple Hakkâri, Yüksekova’da kurulduk. Yüksekova’da kurulan ilk kadın derneğiyiz. Bu bağlamda yerelde tüm dikkatleri üzerimize çektik. Daha önce sürekli siyasetin ve yapısal hiyerarşinin konuşulduğu Yüksekova’da bu defa bir kadın hareketinin konuşulmaya başlanmasını istedik. Yerel yönetimlerde ve kamu kuruluşlarında kadınların karar mercilerinde yer almasını, söz sahibi olmasını ve kendini ifade edebilmesinin temellerini oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra haklarından mahrum kalan tüm kadınların da sesi olmak istiyoruz.

YUKADER’i özellikle kurmak istememizdeki diğer bir temel unsur, sokağa çıkma yasaklarının ardında halkın uğradığı ağır tahribatı biraz olsun iyileştirmekti. Kadınların zaten ev dışında aktif bir sosyal yaşantıları yoktu. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemde de iyice evlere kapandılar. Kadın ve çocukların bu süreçte haklarından mahrum bırakılması, çoğu ailenin işsizlik ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kalması başka sorunların da ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Elbette bu sorunların maddi boyutu düzeltilebilir; fakat manevi boyutunun düzeltilebilmesi için zamana ihtiyaç var. Biz bu süreci hızlandırmak adına da birçok çalışma gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye de devam edeceğiz.

Kuruluşumuzun ilk yılında başvuruda bulunduğumuz Sabancı Vakfı Hibe Programı’ndan destek almak ve proje ortağımız olan KAMER Vakfı’ndan aldığımız toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı bu bağlamda bize güç verdi.

2020 yılında yayınladığınız Yüksekova’da Kadın Olmak başlıklı raporda yüz yüze görüşme yaptığınız Yüksekovalı kadınların %89’unun çeşitli şiddet türlerine maruz kaldığını ortaya koydunuz. Bu raporun kapsamından ve öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Hane ziyaretlerinden önce elbette karşılaşacağımız sorunları öngörüyorduk. Şiddettin her yerde olduğu gibi burada da olduğunu biliyorduk. Fakat, ülke geneli istatistiklerine baktığımızda kadına yönelik şiddet oranının diğer şehirlere kıyasla daha az çıkmasının temelinde başka sorunlar olduğunu biliyorduk (yapısal hiyerarşi, eğitim durumu, geniş aile vs.). Fakat elimizde somut bilgilerin olmaması, yapmak istediğimiz çalışmaların önüne set çekiyordu. Kurum ziyaretlerimiz sırasında elimizde veri olmadığı için istediğimiz destekleri neye dayandıracağımızı bilmiyorduk, çünkü bahsettiğimiz sorunlar ütopik geliyordu. Bizden önce de başka kurumlar veya sivil toplum kuruluşları tarafından benzer bir çalışma yapılmamıştı.

Sabancı Vakfı Hibe Programı desteği ile iki yıldır yürüttüğümüz Yüksekova’da Kadın Olmak projesinin ilk yılında gerçekleştirdiğimiz hane ziyaretleriyle, kadınlar olarak sorunlarımızı ve taleplerimizi net ifade edebileceğimiz verileri elde ettik. Bu veriler doğrultusunda yol haritamızı da net olarak belirlemiş olduk. Raporda özet olarak şunları gördük: Görüştüğümüz kadınların %39’u okuryazar değil, yüzde 10’u ise sadece okuryazar olup eğitim hayatına hiç dahil olmamış kadınlar. Bu durum bizi ilk olarak okuma yazma kursları açmaya yöneltti. Kurduğumuz Renkli Eller Sanat Atölyesi’nde okuma yazma kursu vererek, 50 kadının ilkokuldan mezun olmasına katkı sağladık.

Araştırmadaki en çarpıcı bulgulardan biri ise 607 kadın görüşmecimizin yüzde 89’unun şiddete uğradığını ifade etmesiydi. Öte yandan her dört kadından sadece biri şiddetten kurtulmak için çaba harcadığını belirtti. Bu konuda herhangi bir girişimde bulunmayan kadınların nedenlerinin başında “korku” geliyor. Ayrıca kadınlar hangi kurumlara başvuru yapmaları gerektiğini ve sahip oldukları haklarını bilmiyorlar. Bu nedenle Yüksekova’da Kadın Olmak projemizin ikinci yılında kamu-STK işbirliğinin önemini göstermek için Yüksekova Kaymakamlığının yanı sıra Hakkari ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi), Hakkari Baro Başkanlığı, Yüksekova Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü gibi önemli kamu kurumlarını da projemize dahil ettik ve mahalle bazlı bilgilendirme toplantıları düzenlemeyi planladık.

Ev işleri dışında gelir getiren herhangi bir faaliyeti olduğunu söyleyen kadınların oranı yalnızca %16 iken, herhangi bir geliri olmayan kadınların oranı %84 olarak belirlendi. Çalışmayan kadınların %52’si iş bulamadığını vurguladı. Buna yönelik olarak Demeter Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifi’ni 13 ortakla 2019 yılında kurduk. Kadınların ekonomik özgürlüklerini elde edebilmeleri için çalışmalarımıza başladık.

Özetle bu veriler bize Yüksekova’da bağımsız bir kadın kuruluşunun var olması ve derneğin dayanışma için kapılarını çalmış olmasının kadınlar açısından çok büyük önem taşıdığını gösterdi. Biz de bu veriler ışığında Yüksekovalı kadınlarla birlikte güçlenmek için çalışmalarımıza hızla devam edeceğiz.

Yüksekovalı kadınların ekonomik özgürlüklerini elde etmelerine katkı sağlamak amacıyla 2019 yılında Demeter Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifini kurdunuz. Kooperatifin kuruluş sürecinden ve ne tür faaliyetler yürüttüğünüzden bahsedebilir misiniz?

Demeter Kadın Kooperatifi; 2019 yılında 13 kadın ortakla kuruldu. Bugün gönüllüleriyle birlikte 20 kadına ulaştı. Kadın hak ve özgürlükleri temelinde, ilçede saha çalışması yapmış bir grup kadın öncülüğünde kurulan kooperatif; dezavantajlı mahallelerde ve köylerde yaşayan, risk altında bulunan ve ayrımcılığa maruz kalmış kadınların sosyal ve ekonomik haklar kapsamında insana yaraşır iş olanaklarına erişimleri için çalışmalar yürütüyor.

Kooperatif, Hakkari /Yüksekova ilçesinde kırsal alanda yaşayan kadınların yoksulluk döngüsü içerisindeki konumlarının azaltılmasına katkıda bulunmak, sürdürülebilir kalkınma amaçları içerisinde yer alan nitelikli istihdam ve ekonomik büyüme hedefini kırsal alanda yaratmak amacı ile kuruldu. Kadınların kendileri ve bölgedeki diğer kadınlar için hak temelli istihdam alanı yaratmasına imkan sağlayan kooperatif, kadınların alternatif üretim alanlarında kaynak yaratmasına yönelik kapasite geliştirme çalışmalarında yer almayı hedefliyor.

Kooperatifimiz, iklim şartlarının kısıtlı olması ve coğrafi konumun da etkisiyle, hayvancılık ve tarıma elverişli olan ilçede neler yapılması gerektiği konusunda kamu kurum ve kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bölgenin şartlarına uygun hayvansal ürünlerin üretimi ve satışı konusunda desteklenmesi için Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak kuruldu. Kooperatif bölgedeki organik ürünlerin üretimi ve tanıtımı için öncelikle kadınların eğitilmesi ve kadınların ekonomik hakları konusunda farkındalık oluşması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Bu bağlamda kooperatif, kadınları ekonomik anlamda güçlendirmek için ev eksenli çalışan kadınların içli köfte, sarma gibi ürünlerinin satışını yapmaya başladı. Köylerde manda yoğurdu ve sütü üreten kadınlarla iletişime geçilerek bu ürünler için yeni satış kanalları yaratıldı. Ayrıca dışarıya bağımlılığı azaltmak için nohut ve fasulye üreten kadınlara yönelik eğitimler verilmeye ve farkındalık yaratılmaya başlandı. Kadınları güçlendirmek için kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan çalışmalara örnekler aşağıdaki gibidir:

Hakkari Valiliği ve İl Tarım Müdürlüğü ortaklığında Organik Saklı Şehirler projesi için protokol imzalandı. Proje ile kadın çiftçilerin üretmiş oldukları organik ürünlerin Türkiye tarımına kazandırılması ve bölgenin yöresel lezzetlerini tanıtılması amaçlanıyor.Projenin en önemli amaçlarından birisi ekonomik anlamda dezavantajlı kadınların desteklenmesi. Çalışma 15 kadın ile yürütülüyor. Mekan temininde Yüksekova Belediyesi destek sağladı. Ayrıca 2021 yılında Hayata Destek Derneği’nin açmış olduğu hibe programına başvurularak, işletme için makine desteği ve Genç İşi Kooperatifi’nden de 6 günlük eğitim desteği alındı. Projenin bir diğer amacı ise uluslararası koruma altında olan mültecilerle çalışmak ve onların entegrasyonuna katkı sağlamak . Demeter kooperatifin yararlanıcıları içinde İran ve Irak uyruklu 2 kadın istihdam edilerek, destek sağlanacak.

Bu çalışmalara ek olarak, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) tarafından kooperatif ortaklarına “Kooperatifçilik nedir?” konulu çevrimiçi bir eğitim sağlandı; Habitat Derneği tarafından finansal okuryazarlık eğitimi verildi. Habitat Derneği, kooperatifin internet sitesi ile ilgili çalışmalarda da bize destek verdi. Biz de YUKADER olarak kooperatif ortaklarına yönelik olarak toplumsal cinsiyet eşitliği farklındalık çalışmaları yaptık.

Hibe desteğimizle Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Yüksekova’da Kadın Olmak projesi kapsamında Yüksekova’da yaşayan 18-45 yaş arası kadınların aile içi şiddetin yanı sıra herhangi bir şiddet türü ile karşı karşıya kalındığında nereye başvuru yapılacağına dair farkındalığın yetersizliği olduğunu tespit ettik . Aynı şekilde kadınların birçoğu, fiziksel olmadığı müddetçe şiddetin farkına varamıyor ve aileden biri bile olsa kendisini suiistimal eden kişilere karşı yasal haklarının ne olduğunu bilmiyor. Her ne kadar Hakkâri, resmi istatistiklerde Türkiye’de kadına karşı şiddetin en az göründüğü il olarak belirtilse de Yüksekova’da Kadın Olmak projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda yalnızca Yüksekova’da gerçekleştirdiğimiz 607 hane ziyaretinde şiddete maruz kalma oranının %89 olduğunu tespit ettik. Kadına yönelik şiddet farklı kültürlerde yaşayan, gelir ve eğitim düzeyi ne olursa olsun kadınların ortak sorunu ve yalnızca özel alanda değil kamusal alanda da yaşanıyor. Yüksekova, birçok hak alanı içerisinde kadının statüsünün geride olduğu bir bölge. Ayrıca kadınların Türkçe bilmemesi ve şiddetle mücadele için hazırlanan materyallerin Türkçe olması bölgede kadınların haklara erişimlerini kısıtlıyor. Bunun yanı sıra kadınlar şiddeti yalnızca fiziksel olarak anlıyor. Cinsel, psikolojik, ekonomik olarak da şiddet türlerinin olduğu konusunda farkındalıkları yetersiz. Kadınlar, şiddete uğradıklarında ya da uğrama tehlikesi altında kaldıklarında başvurabilecekleri kurum ve kuruluşlar hakkında da yeterince bilgi sahibi değiller.

Bu anlamda dile getirilmeyen, bastırılan ve/veya akrabalık ilişkileri nedeniyle resmi verilere yansıtılmayan kısaca görülmek istenmeyen şiddetin varlığını tespit ederek; kadınların hem yaşadıkları şiddetin türlerine karşı farkındalıklarını artırmak hem de yasal hakları konusunda bilgilendirmek, Yüksekovalı Kadınlar Şiddetle Mücadele Ediyor projesinin özünü oluşturuyor. Proje faaliyetleri ise şu şekilde sıralanabilir:

Şiddetle mücadele için rehber hazırlanması ve yaygınlaştırılması: “Kadına yönelik şiddet nedir?”, “Şiddet türleri nelerdir?” “Kadınların şiddete maruz kaldıklarında ya da risk altında olduklarında başvurulabilecek kurum ve kuruluşlar nelerdir?”, “Kadınlar şiddete maruz kaldıklarında yasal hakları nelerdir?” gibi soruların yanıtlarını içeren bir rehber hazırlanacaktır. Hazırlanacak rehber Hakkâri Barosu’na kayıtlı avukatların da katkısı ile şekillenecektir. Rehberin 400 adet basımı yapılacak ve derneğimizin öncülüğünde saha çalışması yapılarak rehberler doğrudan kadınlara ulaştırılacaktır. Dil engelini aşmak için rehber çift dilli olacak şekilde hazırlanacaktır.

Şiddetle mücadele için broşür hazırlanması ve dağıtımı: Şiddetle mücadele konusunda bilgilere yer verilecek ve çift dilli olarak hazırlanacak broşürde YUKADER tarafından açılan şiddet destek hattının duyurusu ve Kadın Destek Uygulaması (KADES) gibi destek mekanizmalarının tanıtımı yapılacak.

Yüksekova’da kadına yönelik şiddetle mücadele farkındalığı üzerine tanıtım filmi hazırlanması ve yaygınlaştırılması: Yerel kamuoyunda kadınlar başta olmak üzere erkekler ve tüm vatandaşların kadına yönelik şiddet ve mücadele yöntemleri ve aynı zamanda şiddetin farklı türleri hakkında farkındalık yaratmak amacıyla bir tanıtım filmi hazırlanacaktır. Hazırlanacak filmin afişlerinin şehirdeki billboardlarda tanıtımı ve kalabalık bir meydanda gösterimi yapılacak. Tanıtım filmi derneğin sosyal medya hesapları üzerinden de paylaşılarak, kamuoyunda kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda farkındalık yaratılacak.

YUKADER uzmanlarının şiddetle mücadele konusunda kapasite gelişiminin sağlanması:

Şiddet mağduru kadınlarla çalışabilmek ve bu kadınların mağduriyetlerini giderebilmek için gerekli bilgileri yine bu kadınlara sunabilmek amacıyla YUKADER çalışanlarından proje koordinatörü ve proje uzmanı olarak belirlenen 3 kişi Bitlis KAMER Vakfı ile yürütülecek ve bir ay sürecek kapasite gelişim çalışmalarına dahil olacak. Bu kapsamda şiddet mağduru kadınlarla doğru şekilde iletişim kurulması, şiddet vakasını yürütmek noktasındaki yeterliliklerinin arttırılması, şiddet mağduruyla iletişimin nasıl olması gerektiği gibi temel konularda uygulamalı eğitim sağlanacak.

Şiddet mağduru kadınlarla birebir görüşmeler yapılması ve destek sağlanması: Alınan uygulamalı eğitimlerin ardından kadınlarla birebir görüşmeler başlayacak ve şiddet mağduru kadınlara destek verilecektir. YUKADER bünyesinde şiddet başvurularının alındığı ve acil destek hattının kurulduğu duyurulacaktır. Bu süreçte kadınların güvenini kazanmak birincil önceliğimiz olmakla birlikte; kadınların yasal haklarını öğrenmesi ve kendilerini özgür kılacak farkındalığa ulaşmaları çalışmamızın bir diğer hedefidir.

Acil destek hattının kurulması ve desteklerin sağlanması: Birebir görüşmeler sırasında bahsedeceğimiz ve kadınlar arasında duyurusunu yapacağımız acil destek hattımız, kadınların bize daha kolay ulaşmasını sağlayacaktır. Proje başladıktan kısa bir süre sonra hayata geçireceğimiz acil destek hattı, derneğimizin şiddet konusunda çalıştığının duyulmasını hızlandıracaktır. Öte yandan bu sayede çalışmamız sürdürülebilir olacak ve yıllar içerisinde çevre ilçelere genişleyecektir. Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın desteğiyle hayata geçirdiğimiz acil destek hattının proje bittikten sonraki fatura ödemeleri YUKADER tarafından karşılanacaktır ve böylece destek hattı sürdürülebilir olacaktır.

Birebir görüşme çıktılarının izleme ve değerlendirmesinin yapılması ve raporlaştırılması: Bu faaliyet kapsamında gizlilik esasıyla yürüteceğimiz şiddet destek çalışmalarında bölgede görünür olmayan veya varlığı yok sayılan şiddetin genel bir tablosunu çizmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda kadınların yaşadığı şiddet, türleri, kadınlar üzerindeki etkileri, hayatlarındaki şiddet döngüsüne dair verileri raporlaştırılıp, yaygınlaştırmak amacıyla çalışmalar yapacağız. Kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin önerilerin de yer alacağı raporda, Yüksekova’da kadına karşı şiddetin verilere dahil edilmesi ve bu sayede etkili bir şekilde mücadele edilmesine katkı sağlayacak. İnfografikler ve karşılaşılan şiddet türlerine dair verileri içerecek olan raporun son bölümünde bölge koşullarının doğası aktarılarak; etkili politika değişiklikleri de önerilecek. Rapordan 1.000 adet basılarak Türkiye genelinde yaygınlaştırılması sağlanacak.

Yaptığınız çalışmalarda kamu kurumları ve kadın örgütleri ile çeşitli işbirlikleri yapıyorsunuz. Bu işbirliklerinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, TÜİK verilerine bakıldığında Hakkari’nin kadına şiddet oranı bakımından Türkiye’nin diğer illerine nazaran daha az olmasının çeşitli nedenleri olduğunu biliyorduk. Bu nedenlerden biri yapılan şiddet başvurularının çoğunun kamu kurumlarınca kayda geçilmemesi. Diğer bir neden ise Hakkari’nin küçük bir şehir olması nedeniyle akrabalık durumlarının çok fazla olması, kadınların bu durumdan dolayı yaşadıkları çekinceler. Yerelde başlayan bir kadın hareketi hem kamu kurumlarını harekete geçirmiş hem de kadınlara cesaret vermiş oldu. Yüksekova’nın ilk profil raporu, görülmek istenmeyen ama göz ardı edilemeyecek kadar ciddi boyutta bir tabloydu. Kurumların da dikkatini çeken bu rapor artık yerelde bir iyileştirme sürecine gidilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koydu. Şu anda kamu kurumlarıyla karşılıklı ve iş bölümüne dayalı bir işleyiş halinde ilerliyoruz.

Bu kurumlar, (İlçe Kaymakamlık, Sosyal Hizmet Müdürlüğü, ŞÖNİM, Hakkari Barosu, İlçe Sağlık, İlçe Emniyet, Jandarma vs.) ile ayda bir YUKADER’ in moderatörlüğünde bir araya gelip var olan sorunlara alternatif çözümler üretmeye dayalı Kadın Koordinasyon toplantıları gerçekleştiriyoruz. Bu toplantılar, hem kurumların hem de YUKADER’in o ay içerisinde yapmış olduğu çalışmaları değerlendirmeye ve süreci kontrol altında tutmaya dayalı işliyor. Söz konusu yerelde yaşanmış olumsuz bir olay veya durum var ise birlikte değerlendiriyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz. Oluşturmuş olduğumuz bu ağ aynı zamanda kadınlar ile kurumlar arasında bir köprü görevi görmemizi sağlıyor. Kurumlarla doğrudan iletişime geçmekte sıkıntı yaşayan kadınlar için gerekli hizmeti tanımlayıp onlar adına biz iletişime geçmiş oluyoruz. YUKADER şu anda yerelde kadınlara en çabuk ve hızlı ulaşabilen kuruluş haline geldi. Yerelde yapılan çoğu kadın çalışması için bizlere ihtiyaç duyuluyor. Kurum bazlı verilen eğitim ve seminerler de YUKADER desteği ile daha kolay sağlanabilir hale geldi. Kamu-STK işbirliği hem yerelde hem de ulusal alanda çok fazla değeri olan bir işleyiş biçimi oldu. Yapılan çalışmaları da daha sürdürülebilir kılıyor. Kurumlar yapılan çalışmaları destekliyor ve bu işbirliği neticesinde karşılıklı güç doğmuş oluyor.

Kuruluşumuzdan bu yana Türkiye’nin birçok yerindeki, önemli işlere imza atmış STK ile de işbirliği yaptık. Bu çalışmalar hem Hakkari yerelinde bir ilk, hem de işbirliği yaptığımız STK’lar için farklı bir deneyim oluşturuyor. Çünkü söz konusu STK’ların çoğu daha önce Hakkari yerelinde çalışma yürütmemişti ve sahayı tanımıyorlardı. YUKADER her işbirliği sonucunda daha çok güçlendi ve kapasitesini daha da arttırdı. Bu yüzden hem kamu kurumları hem de STK’lar ile işbirliklerimiz devam ediyor ve yapılan her çalışmayı da beraber izlemeye devam ediyoruz. Birliktelikle iyileştirmeye devam ediyoruz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ile ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Barış İçin Müzik Vakfı Çoçukların Hayatı 4/4’lük Olsun Projesini Tamamladı

By | Çocuk Fonu

Barış için Müzik Vakfı (Barış İçin Müzik), çocukların sanatsal yaşama katılma hakları önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve sanat eğitimini herkes için erişilebilir kılmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Çoçuk Fonu’nun 2020 – 2021 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini hayata geçiren Barış İçin Müzik, proje kapsamında 40 öğrencinin keman derslerine katılmasını sağladı ve 112 öğrenciyle  beden perküsyonu atölyeleri düzenledi. Vakfın,  Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmetler Kulübü BUSOS Deniz Yıldızı Gönüllüleri  yönetiminde 71 öğrenci ile düzenlediği Sosyal Atölyelerde, çocuk hakları, hayvan hakları ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konuları işlendi.

Barış İçin Müzik Vakfı’nın Genel Koordinatörü Nilgün Öztunalı ile yaptığımız röportajda vakfın çalışmalarını, Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini ve Vakfın faaliyetlerini durdurma kararını konuştuk.

Çocukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğinde gerçekleşenÇocuk Fonu’nun 2020-2021 dönemi hibe desteği ile yürütülen Çocukların Hayatı 4/4lük Olsun projesiyle, vakfın programına Sosyal Atölyeler ve Beden Perküsyonu adı altında 2 yeni atölye çalışması eklendi. Aynı zamanda, keman öğrencilerinden oluşan Keman Sınıfı kuruldu.

Bu proje ile Barış İçin Müzik Vakfı’nın müzik eğitim programın zenginleştirilmesinin yanında faaliyetlerini çeşitlendirerek disiplinlerarası atölyeler geliştirmesi, çocukların evde iyi olma hallerinin desteklenmesi, çocukların birbirleri ve Vakıf ile olan bağlarının kuvvetlenmesi ve çeşitli konularda kendilerini geliştirmeleri ve farklı deneyimler edinmelerinin sağlanması hedeflendi.

Cesur Özdemir yönetiminde 112 öğrencinin “Beden Perküsyonu Dersleri” ile ritim ve hareket yetenekleri üzerine çalışmalar yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmetler Kulübü BUSOS Deniz Yıldızı Gönüllüleri yönetiminde  71 öğrenci ile  düzenlenen Sosyal Atölyelerde, çocuk hakları, hayvan hakları ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konuları işlendi. Felix Briceno ve Şule Taşova yönetiminde Barış İçin Müzik Orkestralarında yer alan 40 keman öğrencisinin katıldığı Enstrüman Dersleri ile keman öğrencilerin enstrüman, nota, solfej ve müzik teorisi bilgisine katkıda bulunuldu.

Geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdiğiniz Barış Arkadaşım buluşmalarının amacından ve bu kapsamda ne tür çalışmalar yürüttüğünüzden bahseder misiniz?

Barış İçin Müzik Vakfı’nın 2021 programı içinde yer alan  Barış Arkadaşım buluşmalarında, Barış İçin Müzik Oda Müziği grubunda eğitim alan 31 öğrenci ile Tekfen Filarmoni Orkestra sanatçısı 18 müzisyen 29 Mart – 30 Haziran tarihleri arasında bir araya geldi.  Çevrimiçi platformlarda  düzenlenen bu buluşmalarda birebir ve toplu dersler, mentor-mentee ve webinar buluşmaları yapıldı. Tekfen Filarmoni sanatçıları, Vakfın Oda Müziği grubu öğrencilerine gönüllü olarak haftada bir saat mentorluk yaptı.

Ayda bir gerçekleşen çevrimiçi seminerlere Barış İçin Müzik öğrencileri, ebeveynleri ve yakınları da katıldı.  Barış Arkadaşım Webinar Buluşmaları başlıkları arasında “Performans kaygısının üstesinden nasıl gelirim?”, “Orkestrada soloma nasıl hazırlanabilirim?”, “Orkestra Şefi ne anlatmaya çalışıyor?”, “Rahlede ön sırada olmak”, “Rahlede 2 kişi olmak”, “Yurtdışında okudum, yine olsa yine okur muyum?” gibi öğretici konular yer aldı.

Bu zorlu günlerde sanatçıların müzik eğitiminden yararlanan çocuk ve gençlere el vermesi Barış İçin Müzik programını güçlendirdi.

Çalışmalarınızı çokkültürlü bir anlayış ile yürüttüyorsunuz. Çoçuklar ve gençlerle çalışmalar yürütürken böyle bir anlayış ile hareket etmenizin nedeni nedir? Bu yaklaşımın birikte çalıştığınız grupların üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Barış İçin Müzik Vakfı, 15 yıldır sürdürdüğü çocuklar ve gençler için müzik eğitimi program modelinde katılımcıları ile birlikte kalıplaşmış bir eğitim modeli yerine bireyin psiko-sosyal olarak gelişmesini hedefleyen yönelimler ile sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda öğrenilenleri uygulamaya dayalı bir sistem geliştirdi.  Vakıf, deneyimler yoluyla ve deneyimlerden öğrenerek pratik anlayışların oluşturması, öz eleştiri yaparak eksik ve yanlışların düzeltilmesi, elde edilen yeni kazanımların yaşama yansıtılması, motivasyon becerilerinin geliştirilmesi ve ortaklıklar kurulması üzerine odaklandı.

 Barış İçin Müzik Vakfı tarafından ortaya çıkarılan program modelinin amacı; yetenek sınavlarıyla hiçbir çocuğu elemeden, rekabetçi olmayan, birlikte öğrenmeyi esas alan, ayırımcılık yapmayan, sürdürülebilir, edinilen deneyimleri paylaşılabilir, tekrarlanabilir, ücretsiz, kaliteli, çoksesli müzik eğitim modelini ortaya çıkarmak oldu. Vakıf aynı zamanda bir hak olarak ücretsiz müzik eğitimin yaygınlaştırılmasına hizmet etti.

 2021’de 16. yılını kutlayan Barış İçin Müzik Vakfı, bugüne kadar 2000 enstrümanı 7000’den fazla çocukla buluşturdu. Barış İçin Müzik modeli İstanbul dışında farklı yerlerde benzer oluşumların yeşermesine ilham verdi. Yaşları 7-21 arasında değişen yüzlerce çocuk ve genç, bugün İstanbul Adalar, Bursa Nilüfer, İzmir Tepebaşı’nda Barış İçin Müzik programından yaralanmaya devam ediyor.

Barış İçin Müzik Vakfı programına 16 yaşında iken katılan Simge Sipel, bugün 20 yaşında ve kontrbas çalıyor. Simge, Adalar Çocuk Orkestrası’nın ilk adım seviyesindeki öğrencilerine öğretmenlik yapıyor. Müziğin kendi hayatına olan etkisini şöyle açıklıyor: Müzik benim için en anlamlı iletişim yolu. Bazı zamanlar sözlerle söyleyemediğimiz her şeyi müzikle ifade edebiliyoruz. Mesela hiç tanımadığımız bir insanla aynı müziği dinleyip aynı şeyleri hissedip düşünebiliyoruz. Bu yüzden müzik benim için insanları anlamanın, tanımanın en güzel yolu. Aldığım müzik eğitimiyle ben daha güçlü bir insan oldum. Kendimin daha önce hiç görmediğim bir yanını keşfettim müzik sayesinde.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin Vakfınıza ve  çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nun destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Kuruluşundan bu yana her yıl kamu, sivil toplum, özel sektör veya uluslararası kuruluşlarla bir araya gelen Barış İçin Müzik Vakfı, sosyal adalet yönünde müşterek hedeflere sahip her topluluk içinde rol ve sorumluluk almaya, sürdürülebilir ortaklıklar geliştirmeye açık oldu.

 2016 yılından bu yana Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın farklı fonları altındaki hibe desteklerinden yararlandık. Bu destekler sayesinde vakfın projelerini hayata geçirme ve kurumsal kapasitesini geliştirme imkanı bulduk. Tüm bağışçılarınıza müteşekkiriz.

Çoçukların Hayatı 4/4’lük Olsun projesine verdiğiniz destek ile 2020-2021 yılı Barış İçin Müzik Vakfı programından yararlanan çocuk ve gençler için beden perküsyonu, müzik kültürü dersleri ile sosyal içerikli buluşmalar sunuldu. Özellikle  Beden Perküsyonu derslerinde katılımcılar, enstrümana ihtiyaç duymadan da müzikle ilişki kurabileceklerini, bilginin, bedenin veya farklı objeleri hatta çeşitli ambalaj atıklarını bile enstrüman gibi kullanabileceklerini öğrendiler. Kolektif olarak müzik üretmenin bireysel olarak üretmeye nazaran ne kadar farklı olabileceğini ve çeşitliliğin müzikal üretimlerini nasıl zenginleştirebileceğini keşfettiler.

Çoçuklar ve gençler bir yandan Asya, Afrika, Güney Amerika gibi farklı coğrafyaların geleneksel ritim ve müzik geleneklerini keşfederken öte yandan eleştirel dinlemeyi, farklılıklara saygı duymayı ve müzikal yorumlarını doğru bir şekilde iletmeyi öğrendiler. Barış için Müzik Vakfı bu atölyeler ile çoçuklara ve gençlere sadece bedensel farkındalık kazandırmadı aynı zamanda bu gruplara  akranları veya farklı yaş grupları arasında kendilerini çekinmeden müzikal olarak ifade edebilme becerisi sağladı. Aynı zamanda, müzikal fikirlerini özgüvenle ortaya koyabilmeyi ve yapıcı eleştirilerden faydalanarak kendilerini geliştirmeyi öğrendiler.

Barış için Müzik Vakfı’nın gelecek dönemdeki öncelikleri ve yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın nedeniyle yaklaşık 16 aydır devam eden uzaktan dersler ile müziğe ara vermemek için gayret ettik. Ancak yapılan yönetim değerlendirmesi sonucunda vakfın programlarını devam ettirebilecek yeterli ekonomik kaynak ve koşulların olmaması nedeniyle faaliyetlerimize sonbahar aylarına kadar ara verme,  2020-2021 yılı dönem programını tamamladıktan sonra da Barış İçin Müzik Vakfı ekibinin iş akdinin sonlandırılması kararı üzülerek alındı.

Barış İçin Müzik Vakfı programının toplumun her kesimi tarafından sahiplenilmesine yönelik bugünkünden daha iyi sonuçlar almış olmayı isterdik. Vakfın 16 yıldır sürdürdüğü ücretsiz müzik eğitimi modeli bugüne kadar iyilik dolu bir model ortaya çıkardı.

Bu modelin devam edebilmesi için vakfın maliyetini karşılama sorumluluğunun yanı sıra kurumsal yapısının güçlendirilmesine, toplumun farklı kesimleri tarafından sahiplenilmesi ve elbette Türkiye’de sivil toplum kuruluşları için koşulların elverişliliğinin geliştirilmesine ihtiyaç var.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu Başlangıç Raporu Yayınladı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK),  dijital dönüşümlerini desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile 2021 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuz yayınlandı.  Fon kapsamında  Ekosfer Derneği, Kadın Balıkçılar Derneği, Sürdürebilirlik Adımlar Derneği, Troya Çevre Derneği ve Yaşam için Toprak Derneği’ne toplam 375.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 2 STK’ya toplam 139.900 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM): Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüten dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. BBOM, hibe desteğimizle  gerçekleştireceği Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesi ile  öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla  sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, öğretmenlerin her an erişebileceği bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu): Bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştiren ve uygulayan BoMoVu, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. BoMoVu hibe desteğimiz ile eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini yaygınlaştıran çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’in en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurtdışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.