All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Dijital Haklar İçin Güçlenen Bir Hafıza: Romani Godi

By | Dijital Dönüşüm Fonu

Roman Hafıza Çalışmaları Derneği (Romani Godi), Roman toplumunun hafızasını görünür kılarak maruz kaldıkları hak ihlalleriyle mücadele etmek amacıyla çalışıyor.

European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Fonu’nun 2025 döneminde kurumsal gelişim desteği sağladığımız Romani Godi, Romanların dijital ortamda haklarına erişimini engelleyen ayrımcı dil ve nefret söylemiyle mücadeleye yönelik çalışmalar yürüttü. Aynı zamanda, geliştirdiği iletişim stratejisi ve veri güvenliği yönetimiyle gönüllülerin ve dernek üyelerinin dijital becerilerini güçlendiren faaliyetler hayata geçirdi. 

Romani Godi ile yaptığımız röportajda Romanların dijital ortamlarda karşılaştığı temel sorunları, hibe kapsamında geliştirdikleri iletişim stratejisini, güçlendirmek istedikleri dijital becerileri ve bu çalışmaları yürütürken veri güvenliği ile dijital haklar konusunda benimsedikleri yaklaşımı konuştuk.

“Bütün çalışmalar, Romanların sesini duyurmak, geçmişin hafızasını korumak ve bugün karşılaşılan yapısal eşitsizliklerle mücadele etmek amacıyla şekilleniyor.”

Romani Godi olarak, bugüne kadar yürüttüğünüz çalışmalardan bahser misiniz?

Romani Godi, kurulduğu günden bu yana Romanların tarihsel ve kültürel hafızasını görünür kılmak ve eşitsizliklerle mücadele etmek amacıyla pek çok çalışma yürütüyor. Bir yandan Roman, Dom, Lom ve Abdal topluluklarının deneyimlerini belgeleyerek hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda bu hafızanın canlı tutulmasını sağlıyoruz; diğer yandan güncel hak ihlallerini izleyip raporlayarak eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için savunuculuk faaliyetleri yürütüyoruz.

Araştırma ve raporlama çalışmalarıyla Roman toplumunun eğitim, istihdam, sağlık ve barınma alanlarında karşılaştığı sorunları ortaya koyuyoruz. Hafıza çalışmaları kapsamında Roman Soykırımı (Porajmos) ve Holokost anma etkinlikleri ile Uluslararası Roman Günü’ne özel etkinlikler düzenliyor; Romanes ve Domari dillerinin unutulmaması için etkinlikler ve kampanyalar gerçekleştiriyor, gençlerin bu tarihsel süreçlere ilişkin farkındalığını artırıyoruz.

Hak temelli atölyeler ve eğitimler aracılığıyla Roman gençlerin insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve örgütlenme konularındaki kapasitelerini güçlendiriyoruz. Savunuculuk faaliyetleriyle yerel ve ulusal düzeyde karar vericilere ulaşarak Romanların karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini gündeme taşıyoruz. Bütün bu çalışmalar, Romanların sesini duyurmak, geçmişin hafızasını korumak ve bugün karşılaşılan yapısal eşitsizliklerle mücadele etmek amacıyla şekilleniyor.

“Ayrımcı söylemler ve nefret içerikleri, Romanların hem ifade özgürlüğünü hem de eşit yurttaşlık haklarını tehdit ediyor.”

Roman toplumunun dijital ortamlarda temsil edilme ve haklarına erişim konusunda karşılaştığı temel sorunlar neler? Bu sorunlar derinleşen yoksulluktan nasıl etkileniyor?

Romanların dijital ortamlarda karşılaştığı en temel sorunlardan biri, yaygın ayrımcı söylemler ve nefret içerikleridir. En basit bir dans videosu ya da gündelik yaşamı yansıtan eğlenceli bir paylaşım bile “kısırlaştırılmalılar”, “Naziler haklıydı”, “dünyadan temizlenmeliler” gibi ağır ve sistematik nefret söylemleriyle karşılanabiliyor. Böylesine ayrımcı bir medya ortamında görünür olmak, varlığını ifade etmek ve kimliğini açıkça ortaya koymak Romanlar için son derece zor hâle geliyor. Bu nedenle birçok kişi, ayrımcı söylemlerden korunmak için kimliğini gizlemeyi tercih ediyor. Bu durum, Romanların dijital alanda temsil edilme hakkını doğrudan zayıflatıyor.

Ayrıca dijital medya içeriklerinin saniyeler içinde milyonlarca kişiye ulaşabilmesi, nefret söyleminin de aynı hızla yayılmasına neden oluyor. Romanlara yönelik olumsuz algılar sosyal medyada sürekli yeniden üretilerek toplumdaki dışlayıcı önyargıları güçlendiriyor. Bu durum yalnızca çevrimiçi kimlikleri etkilemekle kalmıyor; Romanların iş bulmasını zorlaştırıyor, toplumsal güveni aşındırıyor ve yoksulluk döngüsünü daha da derinleştiriyor.

Kısacası, dijital ortamlarda karşılaşılan ayrımcı söylemler ve nefret içerikleri Romanların hem ifade özgürlüğünü hem de eşit yurttaşlık haklarını tehdit ediyor. Derinleşen yoksulluk ise bu döngüyü kırmayı çok daha zorlaştırıyor. Çünkü yoksullukla mücadele eden bir topluluk, dijital alandaki hak arayışında da daha kırılgan hâle geliyor.

“Etkili bir iletişim stratejisiyle Romanların yaşadığı eşitsizlikleri görünür kılmak, ayrımcı söylemlerle mücadele etmek ve toplumsal farkındalığı artırmak istiyoruz.”

Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz? Kurumsal gelişim alanınızı belirlerken neden iletişimi önceliklendirdiniz?

Hibe kapsamında öncelikli hedefimiz,  Roman toplumunun haklarını savunurken daha geniş kitlelere ulaşmak ve sesimizi daha etkili biçimde duyurmak. Bunun için hem derneğimizin hem de gönüllülerimizin dijital becerilerini güçlendirerek sürdürülebilir bir iletişim kapasitesi oluşturduk.

Etkili bir iletişim stratejisiyle Romanların yaşadığı eşitsizlikleri görünür kılmak, ayrımcı söylemlerle mücadele etmek ve toplumsal farkındalığı artırmak istedik. Aynı zamanda gönüllü desteğini büyütmeyi ve özellikle Roman gençlerin bu sürece aktif katılımını sağlamayı hedefledik. Böylece hem topluluk içindeki dayanışmayı güçlendirdik hem de kamuoyunda Romanların hak mücadelesini daha görünür kıldık.

“Amacımız, Romanlara yönelik nefret söylemini önleyici politikaların geliştirilmesine katkı sunmak.”

Romanlara yönelik hak savunuculuğunu dijital alanda geliştirmek için veri güvenliği ve dijital haklar konusundaki yaklaşımınızı nasıl şekillendirdiniz? Bu alanlarda yürüttüğünüz kurumsal gelişim faaliyetleri neler?

Romanlara yönelik hak savunuculuğunu dijital alanda güçlendirmek için yaklaşımımızı iki temel eksen üzerine kurduk: Veri güvenliği ve dijital haklar. Öncelikle topluluk üyelerinin verilerinin güvenliğini sağlamak amacıyla Uwazi bilgi sistemine geçiş yapıyoruz. Bu sayede topladığımız bilgilerin şeffaf, güvenli ve uluslararası standartlara uygun şekilde saklanmasını hedefliyoruz.

Diğer yandan, hak savunuculuğunu dijital alanda geliştirmek için Nefret Söylemi ile Mücadele Projesi kapsamında önemli adımlar attık. Gönüllülerimizle birlikte sosyal medya ve dijital platformlarda nefret söylemi taramaları yapıyor ve bu söylemlere karşı içerikler üretiyoruz. Gönüllülerimizi bu süreçte farklı alanlardaki eğitimlerle destekledik ve dört çalışma grubuna ayırdık. Birinci grup dijital medya ve sosyal medyadaki nefret söylemlerini tespit edip raporlarken ikinci grup sinema ve dizilerdeki kalıp yargıları analiz ediyor. Üçüncü grup Roman karşıtlığının kamu politikalarına yansımalarını inceliyor, dördüncü grup ise ulusal ve uluslararası literatürdeki nefret söylemi içeriklerini takip ediyor.

Tüm bu çalışmalarla gençlerin dijital haklar ve nefret söylemi konusundaki farkındalığını artırmayı, izleme ve raporlama becerilerini güçlendirmeyi ve Romanlara yönelik nefret söylemini önleyici politikaların geliştirilmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz.

“Romani Godi bizim için, kimliğimizi saklamadan ‘Ben Dom’um’ ya da ‘Ben Roman’ım’ diyebildiğimiz bir alan.”

Size destek olmak isteyen kişi ve kuruluşlara kendinizi nasıl anlatırsınız?

Romani Godi bizim için, kimliğimizi saklamadan “Ben Dom’um” ya da “Ben Roman’ım” diyebildiğimiz bir alan. Farklı şehirlerden gençlerle bir araya gelerek yerel kurumlara ve meclislere ziyaretler gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerde gönüllü arkadaşlarımız kendi kimliklerini açıkça ifade ederek hem kendilerini hem de yürüttükleri çalışmaları anlattı ve taleplerini dile getirdi.

Daha sonra bu deneyimlerini mahalle buluşmalarında paylaştılar. Kendi deneyimlerini anlatmaları, dinleyenlerde önce şaşkınlık yarattı, ardından güçlü bir diyaloğun kapısını araladı. İşte Romani Godi’nin en büyük etkisi de bu: gençlere ve topluluk üyelerine kendi sözleriyle var olabilecekleri bir alan açmak.

Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2026 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kurumsal Destek Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak için çalışan orta ve küçük ölçekli sivil toplum kuruluşlarının (STK) kapasite gelişimlerini desteklemek amacıyla Dalyan Foundation ve Türkiye Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kapasite Güçlendirme Fonu’nun 2026 dönemi başvuruları açıldı.

Hibe desteğinin yanı sıra fon kapsamında STK’lar, seçtikleri kapasite gelişim alanlarında güçlendirme fırsatları elde edecektir. STK’lar, Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) tarafından ilk kez 2019 yılında geliştirilen Kapasite Gelişim Bileşeni ile ihtiyaçlarına göre uzmanlarla birlikte çalışma, farklı temalarda atölyeler, deneyim paylaşımı buluşmaları ve düzenli toplantılar olmak üzere kapasite gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlardan faydalanacaktır. 

Kapasite Güçlendirme Fonu, hibe ile birlikte kapasite gelişim sürecini de içerir. Hibe almaya hak kazanan kuruluşlar, öncelikli değişim alanları doğrultusunda aşağıdaki başlıklarda kapasite gelişim desteği alabilecektir.

  • Finansal Sürdürülebilirlik
  • Organizasyon Yönetimi
  • İletişim
  • Ölçme ve Değerlendirme
  • Proje Yönetimi
  • Gönüllülerle İşbirliği
  • Ağ ve Ortaklık Kurma
  • Savunuculuk ve Lobi Faaliyetleri

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kooperatifler, sendikalar, federasyonlar/konfederasyonlar,
  • Kurumsal yapısında, çalışma biçiminde veya gelir modelinde geliştirmek ya da dönüştürmek istediği alanları tanımlayabilen ve buna yönelik bir değişim planı ortaya koyabilecek kuruluşlar.
  • Kapasite gelişimi ile ilgili en az 1 kişiyi sorumlu olarak belirleyebilecek kuruluşlar,
  • 2025 yılı gelirleri 1.000.000 TL – 10.000.000 TL arasında olan kuruluşlar.

Kapasite Güçlendirme Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 1.000.000 TL talep edebilirler. Fona başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 24 Temmuz 2026 Cuma günü saat 18.00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Fon ile ilgili detaylı bilgiye (hibe süreci, kurumsal gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Turquoise Coast Environment Fund – Turkey Hibe Programının Yedinci Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Turquoise Coast Environment Fund

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF) hibe programı, kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde; doğa, biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonda hayata geçiriliyor.

Fonun yedinci döneminde Ekosfer Derneği, Küresel İklim Akademisi Derneği, Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı ve Sınırlı Sorumlu Ildır Deniz Yolcu Taşıma Kooperatifi’ne toplam 3.790.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Ekosfer Derneği (Ekosfer), (Kıyıda Kalan Sesler: Aydın’ın Kıyı Ekosistemleri ve Sulak Alanlarını Koruma Projesi, 940.000 TL), İstanbul
Ekosfer, iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve doğal varlıkların korunması alanlarında bilim temelli savunuculuk ve farkındalık çalışmaları yürütüyor. Ekosfer, hibe desteğimizle Aydın’daki kıyı ekosistemleri ve sulak alanların korunmasına katkı sağlamak amacıyla projesini hayata geçiriyor. Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü gibi yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip ancak iklim krizi, kuraklık ve kirlilik baskısı altındaki bölgelerdeki türler, habitatlar ve karşı karşıya oldukları tehditlere ilişkin farkındalık çalışmaları gerçekleştirecek. Bu doğrultuda yerel çevre örgütleri, kamu kurumları ve farklı paydaşlarla yapacağı görüşmelerden elde edeceği bilgilerle üç bölümlük bir haber dizisi ve en az 10 dakikalık bir kısa belgesel hazırlayacak. Ayrıca belgesel gösterimi, söyleşi ve doğa seslerinden ilham alan müzik performansını içeren etkinlikler düzenleyerek farkındalık çalışmalarını destekleyecek. Ekosfer, ürettiği içerikleri sosyal medya ve basın aracılığıyla yaygınlaştırarak en az 300.000 kişiye ulaşacak.

Küresel İklim Akademisi Derneği (KİAD), (COP31’e Doğru: Küresel Politikadan Yerel Eyleme, Yerelden Küresel Etkiye Projesi, 950.000 TL), Muğla
KİAD, iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma ve doğa koruma alanlarında farkındalık ve savunuculuk faaliyetleri yürütüyor. KİAD, hibe desteğimizle 2026 yılında Antalya’da gerçekleşecek COP31 sürecini stratejik bir fırsat olarak değerlendirerek, Akdeniz ve Ege kıyılarında faaliyet gösteren en az 50 sivil toplum kuruluşunun iklim politikaları, uluslararası sözleşmeler ve savunuculuk kapasitelerinin güçlenmesine katkı sağlamak amacıyla eğitimler ve çalıştaylar düzenleyecek. Bu kapsamda KİAD, Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren STK’lar arasında iş birliğini ve bilgi paylaşımını güçlendirmek için Mavi Savunuculuk Platformu’nu hayata geçirecek. Ayrıca iklim değişikliğinin kıyı ve deniz ekosistemleri üzerindeki etkilerini ele alan; COP31, mavi karbon ve kıyı ekosistemleri gibi başlıkları içeren bir podcast serisi hazırlayacak. KİAD, yerel düzeyde iş birliği ve danışma mekanizmalarının geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla “Kıyı Dirençliliği Politika Belgesi” hazırlayarak ilgili kurumlara sunacak. Proje kapsamında ayrıca COP31’de bir etkinlik düzenleyecek.

Hukuk, Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO), (Kıyı ve Sulak Alanlarda Plastik Kirliliği ile Mücadelede STK’lar için Hukuki Savunuculuk ve Kurumsal Kapasite Güçlendirme Programı Projesi, 950.000 TL), İzmir
HUDOTO, doğa, çevre ve insan haklarının korunması ile ekolojik ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. HUDOTO, hibe desteğimizle Akdeniz ve Ege kıyılarında faaliyet gösteren STK’ların plastik kirliliğiyle mücadelede savunuculuk kapasitelerinin güçlenmesine katkı sağlayacak. Bu kapsamda plastik kirliliğinin Akdeniz’deki durumu, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri, hukuki araçlar ve politika temelli çözüm yollarına odaklanan çevrim içi eğitimler düzenleyecek. İzmir’de gerçekleştirilecek çalıştay ile STK’lar arasında deneyim paylaşımını destekleyecek ve ortak savunuculuk stratejileri geliştirecek. HUDOTO ayrıca savunuculuk mesajlarını yaygınlaştırmak amacıyla sosyal medya içerikleri üretecek ve proje kapsamında COP31’de bir etkinlik düzenleyecek.

Sınırlı Sorumlu Ildır Deniz Yolcu Taşıma Kooperatifi, (Çeşme – Ildır Sintine Atık Yönetimi ve Kıyı Ekosistemlerinin Korunması Projesi, 950.000 TL), İzmir
İzmir’in Çeşme ilçesinde faaliyet gösteren Ildır Deniz Yolcu Taşıma Kooperatifi, yerel denizcilik faaliyetlerinin düzenli, güvenilir ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesine katkı sağlıyor. Kooperatif, hibe desteğimizle Ildır Mahallesi ve çevresinde faaliyet gösteren balıkçı tekneleri ve küçük ölçekli deniz araçlarından kaynaklanan sintine atıklarının denize boşaltılmadan toplanmasını ve çevreye zarar vermeden yönetilmesini sağlayacak.Bu kapsamda kurulacak sintine tanker sistemi ile teknelerden düzenli atık alımı yapılacak ve toplanan atıklar lisanslı tesislerde bertaraf edilecek. Proje süresince en az 200 ton sintine atığının toplanıp, bertaraf edilecek. Kooperatif ayrıca balıkçılar ve tekne sahiplerine yönelik bilgilendirme çalışmaları yürüterek çevresel farkındalığın artırılmasını destekleyecek ve yerel paydaşlarla iş birliğini güçlendirecek.

Eğitimde Eşitlik Fonu’nun 2025 Dönemi Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Eğitimde Eşitlik Fonu

Kız çocuklarının ve/veya genç kadınların eğitim hakkına erişiminin güçlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla ilk kez 2025 yılında Yamantürk Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Eğitimde Eşitlik Fonu’nun Başlangıç Raporu yayımlandı. Fon kapsamında Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği’ne toplam 1.000.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Fonun yapısı, desteklediğimiz STK ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Sivil Toplum Kuruluşları Küresel İçgörü Araştırması 2026 Katılım Daveti

By | Genel

Sivil toplum alanındaki en kapsamlı küresel çalışmalardan biri olan Sivil Toplum Kuruluşları Küresel İçgörü Araştırması 2026’ya katılmaya davet ediyoruz.

Charities Aid Foundation (CAF) liderliğinde 35’ten fazla ülkeden ortaklarla yürütülen ve World Giving Report kapsamında yayımlanan bu araştırma; sivil toplum kuruluşlarının (STK) faaliyet gösterdiği ortamı, karşılaştıkları zorlukları ve değişen dünyada üstlendikleri kritik rolü daha iyi anlamayı ve ortaya koymayı amaçlıyor. Araştırma hakkında detaylı bilgiye ve “Sivil Toplum Kuruluşları Küresel İçgörü Araştırması 2025” raporuna buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yıl Sivil Toplum için Destek Vakfı ortaklığında yürütülen araştırmanın anketine katılarak:

  • Kuruluşunuzun deneyimleri ve perspektifini küresel ölçekte görünür kılabilir,
  • 35 ülkeden 1000’den fazla STK’nın katılımıyla oluşturulacak kapsamlı bir bilgi havuzuna katkıda bulunabilir,
  • Sivil toplumun geleceğini şekillendirecek içgörülere destek olabilir,
  • Türkiye verisinin oluşmasına destek olarak karşılaştırmalı analizlerin anlamlı olmasını sağlayabilirsiniz.

Türkçe anket formuna 5 Haziran 2026 tarihinde aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Anketi tamamlamak 15 dakikanızı alacaktır. Dilerseniz yanıtlarınızı kaydedip daha sonra tamamlayabilirsiniz. Yanıtlarınız tamamen anonim tutulacak olup, anket sonuçlarının yer alacağı küresel rapor CAF tarafından Eylül 2026’da yayınlanacaktır. 

Anket, kuruluşunuzun karar alma süreçleri, mali durumu ve çalışmalarına ilişkin farklı alanlarda sorular içerdiği için kurumunuzu iyi tanıyan ve bu konularda bilgi sahibi bir kişi tarafından doldurulmasını rica ederiz.

Ankete buradan ulaşabilirsiniz.  

Kültürel Miras için Farklı Paydaşlarla Ortak Üretim: Türkiye Avrupa Vakfı

By | Kültürel Miras Fonu

Kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Nurol Eğitim Kültür ve Spor Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültürel Miras Fonu’nun 2025 döneminde Türkiye Avrupa Vakfı’nın (TAV) Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Miras Korunması projesini destekliyoruz.

TAV gerçekleştirdiğimiz röportajda, proje kapsamında yürüttükleri çalışmalar, iklim krizinin kültürel miras üzerindeki etkisi ve vakfın yürüttüğü çalışmalar hakkında konuştuk.

“Kültürel mirası gündelik hayatın parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.”

Türkiye Avrupa Vakfı’nın (TAV) misyonundan ve bugüne dek yürüttüğünüz temel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

TAV olarak 2001’den bu yana Türkiye–Avrupa ilişkilerini kültür ve sivil toplum işbirliği odağında güçlendirmek için çalışıyoruz. Bu ilişkiyi soyut bir çerçevenin ötesine taşıyıp, yerelde karşılığı olan programlar ve iş birlikleriyle somut hale getiriyoruz.

Çalışmalarımızı birkaç ana eksende topluyoruz:

  • Katılım ve yönetişim: Sivil toplumun ve farklı paydaşların karar süreçlerine daha etkin katılımını destekleyen programlar ve diyalog mekanizmaları yürütüyoruz.
  • Kültür ve kültürel miras: Yerel aktörleri bir araya getiriyor, ortak üretimi destekliyor ve mirasın korunması ile erişilebilirliğini güçlendiren iş birlikleri kuruyoruz.
  • İklim: Yerel yönetimlerle iklim gündemini katılımcı yöntemlerle ele alıyoruz.
  • Gençlik: Gençlerin aktif yurttaşlık ve katılım pratiklerini güçlendiren programlar yürütüyoruz.
  • Dijital dönüşüm ve iletişim: Kurumların bilgi üretme ve iletişim kapasitesini güçlendiren çalışmalar yapıyoruz.

Farklı kurumları bir araya getiren, iyi örnekleri yerel bağlama uyarlayan ve uzun vadeli ilişki kuran bir yaklaşım izliyoruz.

İklim krizinin etkilerinin giderek derinleştiği bir dönemde; kültürel mirasın karşılaştığı tehditlerden ve alınması gereken önlemlerden bahseder misiniz?

Kültürel miras bugün üst üste binen risklerin etkisi altında. Depremler, yangınlar, aşırı hava olayları ve ekonomik baskılar aynı anda devreye giriyor ve bu durum kırılganlığı ciddi şekilde artırıyor.

Kentlerde özellikle iki başlık öne çıkıyor:

  • Fiziksel riskler: Yaşlı yapı stoğu, artan bakım maliyetleri ve iklim etkileriyle hızlanan yıpranma
  • Kurumsal ve finansal riskler: Çok paydaşlı yapı, sınırlı kaynaklar ve koordinasyon eksikliği

6 Şubat depremleri sonrası sahada bunu çok net gördük. Acil müdahale ihtiyacı çok yüksekken kapasite sınırlı kalabiliyor.

Bu nedenle üç alana odaklanıyoruz:

  • Önleyici koruma ve risk planlaması
  • Kurumlar arası koordinasyon ve rol netliği
  • Toplumsal sahiplenmenin güçlendirilmesi

Kültürel mirası yalnızca uzmanların konusu olmaktan çıkarıp, gündelik hayatın parçası haline getirmek kritik.

“Daha önce erişilemeyen birçok mekân ilk kez kamuyla buluştu.”

Avrupa Miras Günleri ile Beyoğlu’nda Kültürel Miras Korunması projesi kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Avrupa Miras Günleri, Avrupa genelinde kültürel mirasın yurttaşlarla buluşmasını sağlayan bir çerçeve sunuyor. Türkiye’de bu yaklaşımı Beyoğlu Miras Günleri ile hayata geçirdik.

2024’te pilot olarak başlattığımız programı, 2025’te STDV ve Nurol Vakfı desteğiyle büyüttük. Amacımız yalnızca mirası görünür kılmak değil, aynı zamanda yerel bir iş birliği altyapısı kurmak.

Beyoğlu’nda ihtiyaç çok net: Tescilli yapı yoğunluğu yüksek, ancak koruma kapasitesi sınırlı ve birçok mekân erişilebilir değil. Bu çelişkiyi “kamusal program + paydaş koordinasyonu” ile ele alıyoruz.

Programı üç bileşen üzerinden kurguladık:

  • Katılımcı program tasarımı: Kurumların etkinlik üreticisi olarak sürece dahil olduğu bir yapı kurduk.
  • İletişim ve görünürlük: Programın dijital altyapısını ve içerik üretimini geliştirdik.
  • Kamusal program: Etkinlikleri tek bir çatı altında birleştirerek erişimi artırdık.

Somut olarak: Yaklaşık 40 kurum sürece dahil oldu, 80 etkinlik düzenlendi ve 3.000 kişiye ulaşıldı.
Birçok mekân ilk kez kamuyla buluştu.

“Kültürel mirası korumak için önce kurumlar arasında güven ve ortak çalışma zemini kurmak gerekiyor.”

Yerel yönetim–sivil toplum–özel sektör iş birliğinin önemi nedir? Deneyimleriniz neler gösterdi?

Kültürel miras tek bir aktörün taşıyabileceği bir alan değil. Yerel yönetimlerin mekân ve lojistik kapasitesi, sivil toplumun sahadaki ilişkileri ve özel sektörün kaynakları bir araya geldiğinde etki büyüyor.

Beyoğlu özelinde bu daha da belirgin; miras alanları farklı aktörlere dağılmış durumda.

Pilot çalışma bize şunu gösterdi:
En büyük imkân, kurumların aynı zeminde buluşması. Tek başına mümkün olmayan üretimler, iş birlikleri sayesinde hayata geçiyor.

Ancak iki temel sınır var:

  • Kurumlar arası takvim ve öncelik uyumsuzluğu
  • Sınırlı kaynak ve insan gücü

Bu nedenle yaklaşımımızı büyük tek seferlik etkinlikler yerine, süreklilik üreten küçük ve koordineli adımlar üzerine kuruyoruz.

“En kalıcı çıktımız, kurduğumuz ilişki ve iş birliği altyapısı.”

TAV’ı desteklemek isteyenler için etkiyi nasıl anlatırsınız?

TAV’ı desteklemek, farklı aktörlerin bir araya gelerek ortak üretim yapabildiği bir altyapıyı desteklemek anlamına geliyor.

Beyoğlu Miras Günleri bu etkinin somut örneklerinden biri:

  • Kurumlar birbirini tanıyan ve birlikte üretim yapan bir yapıya dönüştü
  • Küçük ölçekli aktörler daha görünür ve eşit bir alan buldu
  • Program, katılımcıların gündelik deneyimiyle kültürel mirası buluşturdu

Katılımcı geri bildirimleri de bunu açıkça gösteriyor:
“Normalde giremeyeceğim bir yeri görüp hikâyesini dinlemek çok değerliydi.”
“Yanından geçtiğim yerlerin hikâyesini ilk kez duydum.”

Bizim açımızdan en kalıcı çıktı, kurduğumuz ilişki, güven ve birlikte çalışma kapasitesi.

Organizasyonel Güçlenme Fonu’nun 2026 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Organizasyonel Güçlenme Fonu

Dezavantajlı kesimlerin toplumsal katılımını geliştirmek ve/veya sosyal refahını artırmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) insan kaynakları (İK) süreçlerinin güçlenmesine destek olmak amacıyla Vakfımız koordinasyonunda, KRM Yönetim Danışmanlık iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Organizasyonel Güçlenme Fonu için başvurular açıldı.

Hibe desteğinin yanı sıra fon kapsamında STK’lar, İK süreçleriyle ilgili kapasite gelişim fırsatları elde edecektir. STK’lar, farklı temalarda deneyim paylaşımı buluşmaları ve uzman destekleri olmak üzere kapasite gelişimlerini desteklemeye yönelik farklı imkanlardan faydalanacaktır.

Fon kapsamında sağlanacak uzman destekleri aşağıdaki başlıkları kapsamaktadır:

  • Çalışanların ücretlendirme, maaş ödemeleri, sigorta bildirimleri ve izin uygulamaları gibi süreçleri hakkında mevzuatlara uyum ve özlük süreçleri danışmanlığı,
  • İşe alım, mülâkat süreçleri ve bu süreçlerin tasarımına dair bilgilendirme ve destek,
  • Değerlendirme ve gelişim merkezi danışmanlığı imkânları(çevrimiçi ve/veya yüz yüze).

Fon kapsamında sağlanan hibe aşağıdaki amaçlar doğrultusunda kullanılabilir;

  • İnsan kaynakları ve idari işlerle ilgili giderler, (bu işlerle ilgilenen kişilerin kullanımına yönelik giderler)
  • Çalışan esenliğine yönelik toplantı ve uygulamalar,
  • İnsan kaynakları süreçlerini güçlendirecek altyapı ve hizmet alımları,
  • İnsan süreçlerinde kullanılan bilgi ve belge yönetimine dair yapılacak geliştirmeler.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kooperatifler, sendikalar, federasyonlar/konfederasyonlar,
  • Kapasite gelişimiyle ilgili bir vizyona ve ihtiyaca sahip olan kuruluşlar,
  • Katılımcı kurumun kapasite gelişimi ile ilgili en az 1 kişiyi sorumlu olarak belirleyebilecek kuruluşlar,
  • 2025-2026 yılları içerisinde en az 5 tam ve/veya yarı zamanlı çalışanı olan kuruluşlar.

Organizasyonel Güçlenme Fonu’na başvuru yapan STK’lar en fazla 175.000 TL talep edebilirler. Fona başvurmak isteyen STK’ların başvuru formunu 17 Nisan 2026, saat 18.00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Fon ile ilgili detaylı bilgiye (hibe süreci, kurumsal gelişim bileşeni, başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve takvim) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz

deSTek İşleri Buluşması: Sivil Toplum Bir Araya Geldi

By | Uncategorized

3–4 Şubat 2026 tarihlerinde İstanbul Minoa Pera’da gerçekleştirdiğimiz deSTek İşleri Buluşması, 40’tan fazla sivil toplum kuruluşu (STK), bağışçılar, destekleyici kurumlar ve uzmanları bir çatı altında topladı. İki gün boyunca 70’in üzerinde paydaşla; finansal ve örgütsel dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve iş birliği kapasitesi üzerine birlikte düşündük, deneyimlerimizi paylaştık ve yeni bağlantılar kurduk.

Birlikte Düşünmek İçin Tasarlanmış Bir Program

Buluşmanın program kurgusunu oluştururken, bilgi aktarımından çok deneyim paylaşımını ve akran öğrenmesini merkeze aldık. İki günlük akışta öne çıkan başlıklar şöyleydi:

  • Türkiye’de sivil toplumun mevcut durumu, STDV’nin yaklaşımı ve güncel trendlerin ele alındığı açılış ve çerçeve oturumları
  • Finansal ve örgütsel dayanıklılığın farklı boyutlarıyla tartışıldığı dayanıklılık oturumları
  • “Neleri yapamadık?” sorusundan yola çıkarak tersine öğrenme yaklaşımıyla zorlukları görünür kılan finansal sürdürülebilirlik oturumu
  • Katılımcılar arasındaki ortaklık ve iş birliği potansiyellerini keşfeden “Biz Bize Haritalama” çalışması
  • Katılımcıların birbirleriyle doğrudan temas kurmasını sağlayan yemekli buluşmalar ve serbest etkileşim alanları
  • STDV’ye yönelik önerilerin ve geleceğe dönük ihtiyaçların konuşulduğu geri bildirim ve değerlendirme oturumları

Katılımcılardan Güçlü Bir Karşılık

Katılımcı değerlendirmeleri, programın güçlü bir karşılık bulduğunu gösterdi. Özellikle katılımcıların doğrudan temas kurabildiği yapılandırılmamış etkileşim alanları — öğle yemeği buluşmaları — en yüksek memnuniyeti sağladı. Bununla birlikte, STDV’nin kendi deneyimlerini açık ve şeffaf biçimde paylaşması ile akran öğrenmesini destekleyen program yapısı da katılımcılar tarafından öne çıkan unsurlar arasında yer aldı.

İçerik açısından ise finansal sürdürülebilirlik, dayanıklılık çerçevesi ve sivil toplum ekosistemine dair analizler en geliştirici başlıklar olarak değerlendirildi.

Yeni Perspektifler, Yeni Gündemler

Buluşma yalnızca bir öğrenme alanı değil, aynı zamanda yeni ortaklıkların filizlendiği bir zemin de oldu. Gelir kaynaklarını çeşitlendirme, bireysel bağışçılık modellerini geliştirme, özel sektör iş birlikleri ve finansal risklerin stratejik planlamalara dahil edilmesi gibi konuların katılımcıların gündeminde güçlü bir şekilde yer almasına katkı sağladı.

Gelecek için Öneriler

Geri bildirimler, programın yoğun ve verimli geçtiğini ortaya koyarken bazı alanlarda daha fazla derinleşme isteğine de işaret ediyor. Katılımcılar; etkinlik süresinin uzatılmasını, küçük grup çalışmalarına daha fazla zaman ayrılmasını, ihtiyaç temelli tematik oturumların eklenmesini ve daha uygulamaya dönük çalışma alanları oluşturulmasını önerdi.

Her şeyden öte, bu tür buluşmaların sürekliliğine yönelik güçlü bir istek dile getirildi. Etkinliğin düzenli olarak tekrarlanması, takip mekanizmalarıyla desteklenmesi ve katılımcı katkılarıyla sürdürülebilir bir modele dönüşmesi en çok dile getirilen dilekler arasında yer aldı.

Bu iki gün bizim için de bir ilham kaynağı oldu. Sivil toplumun birlikte düşünme ve birbirini destekleme kapasitesini bir kez daha gördük — bugüne ve geleceğe dair umutlarımızı çoğalttı. Bu deneyim bize önemli bir şeyi de hatırlattı: Sivil toplumun ihtiyacı yalnızca kaynak değil, birlikte düşünebileceği, birbirini görebileceği alanlar. Biz de bu alanı yaratmaya ve büyütmeye devam edeceğiz.

Gelir Çeşitlendirme Programı Kapsamında Hatay ve İstanbul’daki STK’larla Bir Araya Geldik

By | DestekLab

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) gelir ve kaynak geliştirme kapasitelerini güçlendirmek amacıyla, Fondation de France’ın mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Gelir Çeşitlendirme Programı kapsamında 25 Şubat – 2 Mart 2026 tarihleri arasında Hatay ve İstanbul’da ziyaretler gerçekleştirdik.

Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle yürüttüğümüz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu III ve bireysel bağışçıların desteğiyle; Deprem Dayanışması DerneğiDefne Kadın Kooperatifi, Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme DerneğiHatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat DerneğiHatay Sörf MerkeziKadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği ve Talebeyiz Biz Derneği ile bir araya geldik.

21 Ocak Çarşamba günü gerçekleştirdiğimiz tanışma toplantısının ardından, STK’lardan mevcut finansal kapasitelerini anlamak amacıyla bir anket doldurmalarını talep ettik. Programın ikinci aşamasında ise, tamamlanan anketler üzerinden STK’ların mevcut gelir modellerini, kaynak geliştirme deneyimlerini ve sürdürülebilirlik ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek saha ziyareti öncesinde bir ön planlama yaptık. Beş gün süren saha ziyaretinde ise, STK’ların geliştireceği gelir çeşitlendirme çalışmalarının somut ihtiyaçlara dayalı olarak planlanmasına katkı sağladık.

STK’ların Gelir Çeşitlendirme Programı kapsamında yürütecekleri çalışmalarla ilgili detaylı bilgiye aşağıda görebilirsiniz: 

Deprem Dayanışma Derneği

Deprem Dayanışma Derneği, deprem bölgesinde farklı topluluk merkezleri aracılığıyla çocukların iyi olma hâlini, kadın hakları, eğitim ve sağlık alanlarında uzun vadeli iyileşmeyi hedefleyen çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmaların sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi ve ihtiyaçlara uygun gelir modellerinin geliştirilmesi amacıyla Deprem Dayanışma Derneği; program kapsamında uygulanabilir kaynak geliştirme stratejisi hazırlayacak. 

Bu amaçlar doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak: 

  • Faaliyet, ihtiyaç ve kaynakların  haritalanması
  • Sürdürülebilir gelir ve destek modelinin geliştirilmesi
  • Bağışçı ilişkileri ve iş birliklerinin güçlendirilmesi

Defne Kadın Kooperatifi

Defne Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi (Defne Kadın Kooperatifi), Defne Kadın Kooperatifi, kadın emeğinin değerlendirilmesi ve kadınların sosyal yönden güçlendirilmesi amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Hataylı kadınların ürettikleri ürünler kooperatifin internet sitesindeki çevrimiçi satış portalı üzerinden satışa sunuluyor. Defne Kadın Kooperatifi program kapsamında kooperatifin mevcut satış portalını ve operasyonel ihtiyaçlarını sistematik hale getirmek için uygulanabilir bir yol haritası hazırlayacak. 

Bu amaçlar doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak: 

  • Üretim ve satış süreçlerinin uçtan uca haritalanması
  • Süreçlerdeki ihtiyaç ve iyileştirme alanlarının belirlenmesi
  • İhtiyaçlara yönelik uygun aktör ve iş birliklerinin haritalanması

Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği

Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği (Füsun Sayek), derneğe yapılan bağışlar aracılığıyla Füsun Sayek Burs Fonu üzerinden çoğunluğu tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere öğrencilere eğitim bursu sağlıyor. Füsun Sayek, program kapsamında derneğin bireysel bağışçıları üzerinden sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturmak amacıyla kaynak geliştirme stratejisi geliştirecek.

Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak::

  • Burs programları için bireysel bağışçı modelinin güçlendirilmesi
  • Mevcut bağışçı verilerinin analiz edilmesi ve bağışçı segmentasyonunun yapılması
  • Bireysel bağışçı iletişimi için uygun araç ve yöntemlerin geliştirilmesi
  • Burs programlarının bağışçılar için daha anlaşılır ve desteklenebilir bir yapıya kavuşturulması

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği

Hatay Senfoni Orkestrası Kültür ve Sanat Derneği (HSO), depremler sonrası Hatay’da genç müzisyenlerin iyi olma halini desteklemek amacıyla bir araya gelebilecekleri ve kültür-sanat faaliyetleri gerçekleştirebilecekleri dayanışma alanları oluşturuyor. HSO program kapsamında sanatsal ve eğitim faaliyetlerinin devamlılığını sağlayabilmek için uygulanabilir bir kaynak geliştirme stratejisi hazırlayacak. 

Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak:

  • Orkestranın faaliyetlerini anlatan iletişim çerçevesinin güçlendirilmesi
  • Bireysel bağışçılar ve destekçilerle ilişkilerin geliştirilmesi
  • Kurumsal iş birlikleri ve sponsorluk olanaklarının değerlendirilmesi
  • Konser ve etkinlikler etrafında geliştirilebilecek destek modellerinin ele alınması

Hatay Sörf Merkezi

Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği (Hatay Sörf Merkezi), depremlerden etkilenen gençlerin spor aracılığıyla güçlenmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Hatay Sörf Merkezi, Samandağ’da farklı sosyal programlara ev sahipliği yapabilecek fiziksel bir mekan geliştiriyor. Hatay Sörf Merkezi program kapsamında; fiziksel mekanın sürdürülebilir bir kullanım modeliyle işletilmesine katkı sağlayacak bir çerçeve oluşturulacak.

Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak:

  • Fiziksel mekânın sürdürülebilir kullanım modelleri
  • Program ve etkinlik bazlı gelir yaklaşımları
  • Farklı paydaşlarla kurulabilecek iş birlikleri

Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği 

Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği (KÖVED), toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlenmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. 6 Şubat depremleri sonrası Adana Kadın Yaşam Merkezi’ni hayata geçirdi. KÖVED program kapsamında; kaynak çeşitliliğini artırmak amacıyla iletişim ve kaynak geliştirme stratejileri hazırlayacak. 

Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak:

  • Bağış altyapısının oluşturulması
  • İletişim stratejinin ve ilgili içeriklerin hazırlanması
  • Potansiyel paydaşların haritalandırılması

Talebeyiz Biz Derneği

Talebeyiz Biz Derneği (Talebeyiz Biz), 6 Şubat depremleri sonrası Hatay Arsuz’da hayata geçirdiği Sanat Elçileri Topluluğu İle gençlerin kültür-sanat yoluyla güçlenmesine ve farklı sanat alanlarında üretim yapmasına katkı sağlıyor. Talebeyiz Biz program kapsamında; Topluluğu’un sürdürülebilirliğini sağlamak için farklı destek modelleri oluşturacak. 

Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki alanlara odaklanacak:

  • Sanat Elçileri Topluluğu’nun sürdürülebilirliğini sağlamak için kaynak geliştirme yaklaşımının oluşturulması
  • Bireysel ve kurumsal bağışçılarla kurulabilecek iş birliği modellerinin geliştirilmesi
  • Destek süreçlerinin daha sistemli yürütülmesine katkı sağlayacak çerçevenin hazırlanması

Gerçekleştirdiğimiz ziyaretler, deprem bölgesindeki ihtiyaçların devam ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bölgeye olan destekler azaldıkça, özellikle küçük ve orta ölçekli STK’ların, gelirlerini çeşitlendirmek ve mevcut harcamalarını yönetmek için alternatif yöntemler geliştirmekte zorlandığı görülüyor.

STK’lar nakit akışı, gelir-gider takibi, bağışçı iletişimi ve bireysel bağış toplama gibi süreçlerde destek arıyor; mevcut enerji ve kaynakları ise bu işleri yürütmeye olanak tanımıyor. Üst başlıkta sorunlar ortaklaşıyor olsa da; faaliyet gösterilen bölgenin, hedef grubun, tüzel yapıların ve çalışan sayısının farklılığı, ihtiyaçların da özgünleştiğini gösteriyor. Bu nedenle program kapsamında önceliklendirdiğimiz en önemli konulardan biri, her STK’nın kendi kapasitesine uygun yol haritalarıyla gelir çeşitlendirme ve kaynak yönetiminde somut adımlar atmasını desteklemektir.

Bundan sonraki süreçte STDV mentorluğunda; her STK’nın kapasitesine uygun yol haritalar oluşturulacak ve gelir çeşitlendirme ile kaynak yönetimi konusunda somut adımlar atılmasına destek sağlanacak.

Mart – Haziran 2026 

  • STK’ların gelir çeşitlendirme süreçleri için ihtiyaç duyulan materyallerin hazırlanması
  • Hedef bağışçı grupları ve potansiyel iş birliği alanlarının netleştirilmesi
  • Görüşme süreçlerine yönelik içerik ve yöntemlerin planlanması
  • STK’ların saha ziyaretine hazır hâle gelmesi için ön planlamaların tamamlanması

Haziran–Ağustos 2026 

  • Stratejilerin ve adımların sahada uygulanması
  • STK’ların potansiyel destekçilerle temas kurmalarının desteklenmesi
  • Geliştirilen gelir çeşitlendirme modellerinin test edilmesi ve uygulanması.

 

Eğitimde Eşitlik Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Eğitimde Eşitlik Fonu

Kız çocukları ve genç kadınların eğitim hakkına erişiminin güçlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Vakfımız koordinasyonunda Yamantürk Vakfı iş birliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Eğitimde Eşitlik Fonu’na yapılan başvurularla ilgili Değerlendirme Metnimiz yayımlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.