All Posts By

Sivil Toplum için Destek Vakfı

Öğretmen Ağı ile Yaşamın İnşasında Öğretmen Var Projesi Hakkında Konuştuk

By | Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Reformu Girişimi’nin yürütücülüğünü üstlendiği Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır. Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenme Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Yaşamın İnşasında Öğretmenler Var projesini hayata geçiriyor. Ağ proje kapsamında Proje kapsamında öğretmenlerin deprem bölgesine ilişkin belirledikleri ihtiyaçlara çözüm üretebilecekleri içerikler üretmesine, deprem sonrası okula uyum sağlamak üzere insan kaynağını düzenli ve sürdürülebilir kılınmasına ve yerelde öğretmenlerin oluşturdukları dayanışma topluluklarını desteklemesine yönelik çalışmalar yürütüyor.

Öğretmen Ağı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Ağ’ın yürüttüğü faaliyetler, proje kapsamında yapılan çalışmalar, projenin uzun vadeli etkileri ve Ağ’ın gelecek dönem faaliyetleri hakkında konuştuk.

Öğretmen Ağı olarak, öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve iş birliği ağı içinde çalışmalar yürütüyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz?

Öğretmen Ağı’nın ilk günden itibaren kılavuzu “Öğretmenler adına değil, öğretmenlerle birlikte.” ifadesi oldu. Bu ifade şu yüzden önemli: Bunca yıl öğretmenler için çalışmalar üreten çok fazla kurum oldu. Eğitim alanında öğretmeni özne olarak görerek üretilen çalışmalar ise bir elin parmaklarını geçmiyor. Çalışma alanımızın -yani eğitimin- daha nitelikli olması için eğitimin en önemli paydaşlarından olan öğretmeni özne olarak görmenin önemini anlatmaya çalışıyoruz. Mevcut durum ise bunun tam aksi. Öğretmenlerin çalışma alanında kendini özgür hissetmediğini, yenilikçi çalışmaları paylaşacak alanlarının oldukça sınırlı olduğunu gözlemliyoruz.

Hibe desteğiyle Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalar, çalışmanın çıktıları ve alana etkisi hakkında bilgi verir misiniz? (Elinizde varsa verilerle destekleyebilir misiniz?)

Deprem bölgesinde öğretmenlerin paylaştığı ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığımız Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi temelde üç aşamadan oluşuyordu. İçerik üretimi, deneyim paylaşımı ve saha yaygınlaştırması temelinde faaliyetlerimizi planladık. İçerik üretimi için Öğretmen Ağı’nda sıkça kullandığımız Yaratıcı Problem Çözme Programı’nı evirerek, Adana’da iki günlük bir program gerçekleştirdik. Deprem bölgesinden öğretmenlerin katılımı ve Değişim Elçisi öğretmenlerin kolaylaştırıcılığında 19-20 Haziran 2023 tarihlerinde iki tam günlük “Yaratıcı Problem Çözme Programı: Açık Alan” etkinliğini gerçekleştirdik. Etkinliğe deprem bölgesindeki illerden 39 öğretmen katıldı. Etkinlik sonunda dört gruptan öğrencilere, öğretmenlere ve velilere yönelik dört yaratıcı çözüm önerisi geliştirildi. Buna ek olarak Değişim Elçileri tarafında geliştirilen Mobil Psikososyal Destek Programı’na daha fazla içerik eklemek için bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştay sonucunda Değişim Elçileri,  Afet Sonrası Destek Çalışmaları Programı El Kitabı’nı ortaya çıkardılar.

Programın deneyim paylaşımı kısmında afet çalışmaları yürüten uzmanları ağırladığımız etkinlikler hayata geçirdik. Ek olarak Öğretmen Ağı Yaz Buluşması’nda farklı illerden öğretmenlerin deneyimlerini paylaştıkları oturumlar gerçekleştirdik.

Saha uygulaması kısmı için de bir gönüllü havuzu oluşturduk. Değişim Elçisi öğretmenlerden oluşan bu gönüllü havuzuna 45 tane öğretmenimiz dahil oldu. Bu 45 öğretmene sahaya çıkmadan önce gerekli aktarımlar yapıldı. Sahada dikkat etmeleri gerekenlere ve psikolojik olarak hazır bulunuşluklarını artırmaya yönelik uzman görüşmesi sağladık. Gönüllü havuzundaki 39 öğretmen şimdiye kadar Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay’da toplam yedi merkezde akademik ve psikososyal destek çalışmaları odaklı faaliyetler yürüttü. Bu faaliyetlerde toplam 735 çocuğa ve 71 veliye ulaşıldı.

Bu çalışmaların alana etkisini en güzel özetleyen şey öğretmenlerin uygulamaları yaptıkları merkezlerde öğrencilerin “Bir daha ne zaman geleceksiniz?” sorusu oldu. Özellikle Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi kapsamında uyguladığımız Afet Sonrası Destek Çalışmaları Programı çocukların ihtiyaçlarına doğrudan katkı sunduğu için etkisi yüksek oldu. Bunun ötesinde bölgede çalışma yürütmek isteyen öğretmenlere sunulan alan, bölgenin ihtiyacına doğrudan karşılık verdi.

Projenizin öğretmenlerin deprem bölgesindeki ihtiyaçlara çözüm üretme kapasitesini nasıl artıracağını düşünüyorsunuz?

Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesini tasarlarken öğretmenlerin ihtiyaçlarını toplayarak bir ihtiyaç analizi gerçekleştirdik. Proje uygulama adımları da öğretmenlerle birlikte gerçekleştirildi. Dolayısıyla yaptığımız diğer çalışmalarda olduğu gibi öğretmenlerin özne olduğu, her aşamaya dahil oldukları bir süreç yürüttük. Öğretmenlerden projeyi geliştirirken duyduğumuz temel ihtiyaç, sahada gönüllü insan sayısının az olmasıydı. Proje temelde bu soruna yanıt oldu. Bölgedeki öğretmenlerimizle bölge dışından desteğe giden öğretmenler bir araya gelerek çalışmalar üretti. Bölgeye dayanışma desteği sağlanmış oldu. Buna ek olarak öğretmenler bölgenin ihtiyaçlarına yönelik içerik ürettiler. Gördükleri sorunlar üzerine düşünerek çözümler ürettiler. Bu da üretim kapasitelerini artırdığı gibi doğrudan sorunun muhatapları tarafından çözüm üretilmesine alan sağladı.

Deprem sonrası okula uyum sağlamak için insan kaynağını düzenli ve sürdürülebilir kılma konusunda ne gibi stratejiler izlenebilir?

Projenin temelini oluşturan strateji buydu. Hayata geçirdiğimiz çalışmalarda da özellikle sürdürülebilirlik adına öğretmenlerin esenliğini gözeten bir program yaptık. Gönüllü öğretmenler ayda maksimum iki kere sahaya gitti. Saha sürecinde ya da sonrasında ihtiyaçları olması hâlinde psikolojik destek sağlayabileceğimiz alanlar yarattık. Çalışmalara başladıktan sonra bölgeye yeni öğretmen atamaları yapıldı. Bu atamalardan sonra da yeni atanan öğretmenlere yönelik etkinlikler planladık. Bu etkinliklerle öğretmenlerin bölgedeki ihtiyaçlarını karşılamayı planladık.

Bir diğer önemli stratejimiz ise özellikle yeni atanan öğretmenlere ulaşabilmek için Hatay İl Millî Eğitim Müdürlüğü ile protokol yapmak oldu. Protokol kapsamında yine sahayı güçlendirmek için Sabancı Vakfı ana desteği ve Bank ABC katkılarıyla açtığımız Öğretmen Dayanışma Alanı’nda gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri, il genelindeki öğretmenlere ulaştırıyoruz. Ayrıca İl Millî Eğitim Müdürlüğünün gördüğü ihtiyaçlara yönelik de istişare ederek güncel ihtiyaçları görebiliyor; çalışmalarımızı buna yönelik planlayabiliyoruz.

Projenizin deprem bölgesindeki eğitim sistemine uzun vadeli etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Öğretmen Ağı’nın çalışmalarının temeli; eğitim sistemini iyileştirmenin yolunun, eğitimin öznesi öğretmenden geçtiği üzerine kuruluyor. Bu projeyle de bölgedeki öğretmenlerin iyi olma hâline katkı sağlamak için bir gönüllü havuzu oluşturduk. Gönüllüler hem oradaki öğretmenlere destek oldu hem de kendileri bölgeye giderek katkı sağladı. Öğretmenler, kendi ihtiyaçları doğrultusunda programlar gerçekleştirdi, gerçekleştirmeye de devam ediyorlar.

Bölgede yaptığımız paydaş görüşmelerinde duyduğumuz en önemli ihtiyaç, öğretmenin sosyalleşme ihtiyacıydı. Özellikle yeni atanan öğretmenlere yönelik etkinliklerle bu ihtiyacı Öğretmen Dayanışma Alanı’nda gidermeyi hedefledik. Bu alanın, öğretmenlerin iyi olma hâlini destekleyen, dayanışma ve iş birliği ruhunu yaşatacak bir yer olmasını umuyor, öğretmenlere ait alanların çoğalmaya devam etmesini diliyoruz.

Öğretmen Ağı’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

6 Şubat ile birlikte bölgedeki öğretmenleri desteklemek için kurum olarak iki önemli proje hayata geçirdik. Yaşamın İnşasında Öğretmen Var projesi, deprem bölgesinde uyguladığımız iki büyük projeden biri. Diğer projemiz de Öğretmen Dayanışma Alanı. Bu iki proje kısa vadeli hedeflerimizin sac ayakları oldu. Önümüzdeki süreçte deprem bölgesinde Öğretmen Dayanışma Alanı projesiyle öğretmenlerin sosyalleşme ihtiyaçlarını, kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlamaya yönelik; yine öğretmenlerle birlikte faaliyetler gerçekleştireceğiz. Yaşamın İnşasında Öğretmen Var Projesi bu hedeflere ulaşabilmek için önemli bir kaldıraç noktası oldu. Proje kapsamında hayata geçirmeyi planladığımız İl Millî Eğitim protokolünü geliştirerek diğer projelerdeki çalışmalarımızın da uygulanabileceği alanlar oluşturduk.

Bağış kültürünün yeniden yapılanmaya başladığı bu dönemde bağışçılara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Bu soruyu öğretmen bağlamında yanıtlamak isterim. Öğretmen Ağı’nda şimdiye kadar zorlandığımız da bir konu. Çünkü yaptığımız çalışmaların bağışçılarda doğrudan bir karşılığı olamayabiliyor. Bağışçının görmek istediği somut çıktılar var. Bu çıktılar da genellikle nicel çıktılar. Elbette nicel çıktı önemli bir ölçme değerlendirme verisi. Yapılan çalışmaların etkisinin göstergesi adına da önemli bir gösterge. Ancak tek gösterge değil. Çünkü hiçbir nicel veri, depremden etkilenen bir çocuğun “Bir daha bekliyoruz” hissi kadar etkiyi göstermeye yetecek düzeyde olamıyor. Doğrudan çocuklarla yapılan çalışmalarda, nicel veri, ulaşılan çocuk sayısı elbette önemli. Biz bunun yanında öğrenciye, çocuğa etki eden en önemli faktör olan öğretmenin iyilik hâlinin de eş değerde önemli olduğuna inanıyoruz. Öğretmenin iyilik hâlini artırdığımız zaman çocuğun da iyi olmasını sağlayacağımızı düşünüyoruz. Burada da göstergemiz nicelden çok nitel göstergeler. Bir öğretmenin uzun süre burada gönüllülük yaparak pek çok alanda beceri geliştirmesi, inisiyatif alması, yaratıcı düşünmesi, eleştirel bakması bizim için çok daha önemli oluyor.

STDV aracılığıyla bağış yapan herkese teşekkür etmek isteriz. Onlar sayesinde deprem bölgesinde pek çok öğretmen kendisine bir sığınak buldu. Pek çok çocuk ve veli öğretmenleriyle farklı bir iletişimin mümkün olabileceğini fark etti. Bunun da ötesinde bir trajediden birlikte çıkan bireyler olarak dayanışmanın önemini hissettiler. Bunu hissettirmeye devam etmek için biz çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sizlerden de desteğinizi sürdürmenizi dileriz.

Yerel Güçlenmeye Destek Fonu II’ye Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Acil Deprem Fonu, Yerel Güçlenmeye Destek Fonu

6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli şekilde etkileyen depremlerin ardından bölgede yaşanan tahribatın giderilmesi ve depremden etkilenen bireylerin iyi olma halinin desteklenmesi amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Yerel Güçlenmeye Destek Fonu II’nin başvuru ve seçim süreci tamamladı. Fon kapsamında, sahada faaliyet yürüten ve/veya bölgeye destek sağlamak üzere çalışmalarına başlayan sivil toplum kuruluşlarının (STK) uzun vadeli projelerini destekliyoruz.

Fonun bu döneminde çocuk haklarının ve refahının geliştirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesi ve depremden etkilenenlerin kültür-sanat faaliyetlerine erişiminin artırılması amacıyla yürütülecek çalışmaları önceliklendirdik.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fona yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Turquoise Coast Environment Fund- Turkey Başvuruları Sona Erdi

By | Turquoise Coast Environment Fund

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF), kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde; doğa, biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını finansal olarak desteklemek amacıyla Vakfımız iş birliğinde hayata geçirilen TCEF hibe programının 2024 dönemi başvuruları sona erdi.

Fona teknik kriterlere uyan toplam 30 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 23’ü dernek, 6’sı vakıf ve 1’i kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Antalya, Balıkesir, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Muğla ve Kahramanmaraş olmak üzere 9 ilden başvuru alındı. TCEF’den talep edilen toplam hibe tutarı 12.988.941 TL oldu.

Turquoise Coast Environment Fund- Turkey Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Turquoise Coast Environment Fund

Turquoise Coast Environment Fund- Turkey (TCEF) hibe programı, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin ardından; Adana, Hatay ve Mersin kıyı bölgelerindeki biyolojik çeşitliliği, ekosistem hizmetlerini, tarımsal verimliliği, su ve atık yönetimini, denizel alanlar ve kıyı arazilerini korumak için çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ve Turkish Philanthropy Funds iş birliğiyle hayata geçiriliyor. TCEF hibe programı kapsamında yedi STK’ya toplam 2.067.830 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Antakya Çevre Koruma Derneği, (Asi Nehri ve Deltası Çevre Vizyon Planı ve Farkındalık Kampanyası Projesi, 290.830 TL), Hatay
Antakya Çevre Koruma Derneği, bölgedeki çevre sorunlarına dikkat çekmek, çevreye duyarlı topluluklar oluşturmak ve doğal mirası korumak amacıyla çalışıyor. 290.830 TL hibe desteğiyle Asi Nehri ve Deltası Çevre Vizyon Planı ve Farkındalık Kampanyası projesini yürütecek. Bu proje kapsamında Asi Nehri Deltası’nın korunması için yerel yönetimlerle iş birliği içinde bir çevre koruma vizyon planı oluşturacak. Ayrıca, bölge halkının kıyıların korunmasına yönelik farkındalığını artırmak için bir belgesel film hazırlanacak.

Doğa ve Bilim Derneği, (Hatay Samandağ Hırlavuk Kıyılarındaki Köpekbalığı ve Vatoz Türleri Habitatlarının Restorasyonu, Korunması ve İzlenmesi Projesi, 350.000 TL), Hatay
Doğa ve Bilim Derneği, bilimsel konulara erişimi güçlendirmek, denizel ve karasal biyoçeşitlilik ve iklim değişikliği ile ilgili araştırma ve çalışmalar yapmak, doğa bilimlerini sevdirmek ve bu sayede doğayı ve çevreyi koruma bilincini artırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Dernek 350.000 TL hibe desteğiyle Hatay Samandağ Hırlavuk Kıyılarındaki Köpekbalığı ve Vatoz Türleri Habitatlarının Restorasyonu, Korunması ve İzlenmesi projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği Kırmızı Listesi’nde bulunan köpekbalığı ve vatoz türlerinin üreme bölgelerinden birisi olan Samandağ Hırlavuk kıyısının habitat tahribatının restorasyonu, bölgede dağılım gösteren türlerin kompozisyonunun çıkarılması ve izlenmesi amacıyla çalışmalar yürütecek. Ayrıca Samandağ’daki vatoz tarlası türleri ve habitatın korunması, bu nadir mikro-ekosistemin devamlılığının sağlanması için bölgedeki balıkçıları ve yerel halkı bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Hatay Tabiat Koruma Derneği, (Gölbaşı Gölü Sürdürülebilirliği İçin Reaktif Yaklaşım Projesi, 220.000 TL), Hatay
Hatay Tabiat Koruma Derneği, Hatay’in doğal kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğinin, ekosistem bütünlüğü içerisinde, sürdürülebilir bir gelecekte korunarak kullanılmasını sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. 220.000 TL hibe desteğiyle Gölbaşı Gölü Sürdürülebilirliği İçin Reaktif Yaklaşım (GOSREY) projesini hayata geçirecek olan dernek; Gölbaşı Gölü’nün sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla yerel topluluklara ve STK’lara yönelik farkındalık çalışmaları yürütecek. Bu amaç doğrultusunda farklı yaş gruplarındaki 500 kişiye yönelik ekoturizm ve biyoçeşitlilik eğitimleri düzenleyecek. Aynı zamanda yerelde bulunan 50 STK gönüllüsünün yönetsel kapasitesini güçlendirmek amacıyla çeşitli eğitimler gerçekleştirecek.

S.S. Karataş Su Ürünleri Kooperatifi, (Karataş Yapay Resifleri İzleme ve Ekolojik Değerlendirme Projesi, 350.000 TL), Adana
Karataş Su Ürünleri Kooperatifi balıkçılığın sürdürülebilir olması, Karataş kıyılarının geleceğini iklim krizine dayanıklı hale getirilmesi ve bölgedeki balıkçılığını desteklenmesi amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Kooperatif, 350.000 TL hibe desteğiyle Karataş Yapay Resifleri İzleme ve Ekolojik Değerlendirme projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında bölgede konumlandırılmış yapay resiflerin ekolojik fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve tür çeşitliliğinin izlenmesi amacıyla çalışmalar yürütecek. Ayrıca, bundan sonraki izleme ve değerlendirme çalışmalarının standardize edilmesi amacıyla bilimsel protokollere uygun bir araştırma tasarımı oluşturulacak.

Sanayide Yeşil Dönüşüm, İklim Değişikliğine Uyum ve Biyoekonomi Araştırmaları Derneği (YİBA), (Kum Zambağını İzleme ve Koruma Projesi (KUZİKO), 170.000 TL), Adana
YİBA iklim değişikliğine uyum, gıda arz güvenliği ve tarım, iklim eğitimleri, kırsal üretimler, yerel yönetim çalışmaları, sanayide yerel dönüşüm, iklimlendirme çalışmaları, yeşil sanat ve kültür, su hakkı konularında faaliyet yürütüyor. Dernek 170.000 TL hibe desteği ile KUZİKO projesini hayata geçirecek. Bu doğrultuda Adana’nın Karataş ve Yumurtalık ilçeleri kıyılarında bulunan ve Türkiye’de koruma altına alınan türler arasında yer alan kum zambaklarına yönelik farkındalığın artması amacıyla çalışmalarını yapacak. Bu doğrultuda kum zambaklarının korunmasına yönelik politika önerileri geliştirecek olan dernek, alanda çalışan paydaşlar arasındaki iş birliğini geliştirmek amacıyla çevrimiçi bir platform oluşturacak.

Sınırlı Sorumlu Samandağ İlçe Merkezi Ev Mahalleleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, (Su Yönetimi ve Biyolojik Çeşitliliği Güçlendirme Projesi, 350.000 TL), Hatay
Kooperatif dirençli gıda ağı modelleri oluşturmak ve bölgedeki üreticileri güçlendirmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. 350.000 TL hibe desteğiyle Su Yönetimi ve Biyolojik Çeşitliliği Güçlendirme projesini hayata geçirecek olan kooperatif; su yönetimi ve biyolojik çeşitliliği destekleyerek, ortak üretim alanının sürdürülebilirliğini artırmak ve yerel ekosistemlerin korunmasına katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütecek. Bu doğrultuda yağmur suyu hasadı için depolama faaliyetleri yürütecek olan kooperatif; toprak erozyonunu minimizasyonu için ağaçlandırma çalışmaları yapacak. Son olarak, 50 çiftçiye yönelik iki günlük teorik ve uygulamalı su yönetimi eğitimleri düzenleyecek.

Tarsus Slow Food Yeryüzü Pazarı Derneği, (Balık Baykuşu Yok Olmadan Keşfet! Projesi, 337.000 TL), Adana
Gıdanın sürdürülebilir ve temiz satın alımı ve tüketimi için farkındalık çalışmaları yapan Tarsus Slow Food Yeryüzü Pazarı Derneği; gıda israfını azaltmak, doğal üretim ortamını, teknikleri ve biyoçeşitliliği korumak amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. Dernek 337.000 TL hibe desteğiyle Balık Baykuşu Yok Olmadan Keşfet! Projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında balık baykuşlarının yaşam alanlarının araştırılması ve farkındalığın artırılması amacıyla çalışmalarını yapacak. Bu doğrultuda gerçekleştirilecek saha çalışmaları sonucunda Bilimsel Balık Baykuşu Araştırma Raporu hazırlayacak olan dernek; Balık Baykuş türünün korunmasına yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla Balık Baykuşu Kitapçığı hazırlayacak. Son olarak, saha çalışmaları, farkındalıklar ve ziyaretlerin yer aldığı projenin amacı ve sonuçlarının anlatıldığı Balık Baykuşu Projesi kısa filmi hazırlanacak.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ile Çocuk Hakları Ekseninde Koruyucu Ailelik: İhtiyaçlar ve Haklar Projesini Konuştuk

By | Koruyucu Aile Fonu

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği (Hayat Sende), devlet korumasında yetişen çocuk ve gençlerin temel yaşam becerilerini kazanmış şekilde, ayrımcılığa uğramadan hayata atılması vizyonuyla çalışmalarını yürütüyor. Merve Üretmen, KRM Yönetim Danışmanlık ve Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Koruyucu Aile Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Çocuk Hakları Ekseninde Koruyucu Ailelik: İhtiyaçlar ve Haklar projesini hayata geçiren Hayat Sende,  Koruyucu Aile ve Koruyucu Aile Bakımındaki Çocuk Hakları Bildirgesi hazırlayacak. Bu çerçevede koruyucu ailelerle, koruyucu aile yanında kalan çocuklarla ve sosyal hizmet uzmanlarıyla derinlemesine görüşmeler yapılacak. Derinlemesine görüşmeler sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda bildirinin ilk taslağı hazırlıyor. Bildiri taslağı koruyucu aileler, koruyucu aile yanında yetişen gençler, sosyal hizmet uzmanları, avukatlar, psikologlar, sivil toplum ve kamu temsilcilerinden oluşan bir ekiple birlikte son haline getirecek. Hazırlanacak bildiri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak ziyaretlerle mevzuata yönelik bir öneri olarak sunulacak.

Hayat Sende ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje faaliyetlerinden, derneğin yürüttüğü çalışmalarda, koruyucu aile modelinin öneminden ve derneğin gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği, Koruyucu Aile Fonu kapsamında Vakfımızdan hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Devlet koruması altında yetişen çocukların ve gençlerin ihtiyaç duydukları desteklere erişimine katkı sağlamak amacıyla 2007 yılında Ankara’da kurulduk. Dernek olarak koruma altındaki gençlere yönelik özel çalışmalar yapıyoruz. Gençlerin haklarına erişimini kolaylaştırmak amacıyla hak temelli bir yaklaşımla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aynı zamanda, çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesi için şeffaflık, hesap verebilirlik ve veri paylaşımı gibi alanlarda da faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Bununla birlikte, bireyleri psikolojik destek, hukuki destek, eğitimler ve mentor destekleriyle güçlendirmeye odaklanıyoruz. Özetle, devlet koruması altında yetişen gençlerin yaşamlarını iyileştirmek ve haklarını savunmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıyoruz.

Koruyucu Aile Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Çocuk Hakları Ekseninde Koruyucu Ailelik: İhtiyaçlar ve Haklar projesini hayata geçirdiniz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahserder misiniz? 

Hayat Sende olarak, devlet koruması altında yetişen çocuk ve gençlerin karşılaştığı sorunların kökeninin kurum bakımı olduğunu tespit ettik. Bu nedenle, aile temelli bakım modellerinin desteklenmesi gerektiğini savunuyoruz. Yatırımların, koruyucu ailelik, evlat edinme ve biyolojik ailenin güçlendirilmesi gibi alanlara odaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Koruyucu ailelik sisteminin nasıl yaygınlaştırılabileceği ve güçlendirilebileceği üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’de koruyucu ailelik mevzuatının çocukların ve ailelerin ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığına dikkat çekiyoruz. Son 15 yılda koruyucu aile sayısında artış olmasına rağmen, hala birçok çocuk kurum bakımında büyüyor.. Proje kapsamında, koruyucu ailelere ve çocuklara sunulması gereken hakları belirleyerek, mevzuatta yer alması için bir öneri raporu hazırlıyoruz. Bunun için, koruyucu ailelik sisteminin daha gelişmiş olduğu beş ülkenin mevzuatını ve sistemlerini inceliyoruz. Ayrıca, koruyucu aileler, yanlarında büyüyen gençler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla görüşmeler yaparak ihtiyaçları belirliyoruz. Proje sonunda, politika yapıcılara yönelik bir öneri raporu sunmayı amaçlıyoruz.

Koruyucu ailelik modelinin çocuk haklarına sağladığı katkıdan ve bu haklar üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Bazen çalışmalarımızla ilgili yanlış anlaşılmalar oluyor. Hayat Sende olarak çocukların devlet koruması altına alınmasına karşı olduğumuz düşünülüyor. Oysa ki, risk altında olan ve korunmaya ihtiyaç duyan çocukların devlet koruması altına alınmasını savunuyoruz. Kurum bakımının, çocukların gelişimini olumsuz etkilediğini gösteren çalışmalar var. Kurum bakımındaki çocuklar bireysel ilgi ve sevgiye ulaşamazlar ve yaşamları sürekli başkaları tarafından belirlenir. Bu durum, çocukların psikolojik ve duygusal gelişimini riske atıyor. Koruyucu ailelik, bu olumsuz etkileri azaltmak için en iyi sistemlerden biridir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, her çocuğun bir aile yanında yaşama hakkını vurgular. Dolayısıyla, koruyucu ailelik modeli, çocukların bu hakkı elde etmelerini sağlayan bir bakım modelidir.

Çocuk Hakları Ekseninde Koruyucu Ailelik kavramını güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve farklı paydaşların rollerinden bahseder misiniz? 

Koruyucu ailelik sisteminin işleyişi ve gereksinimlerinin tüm paydaşlar tarafından anlaşılması oldukça önemlidir. Koruyucu ailelik modeli bazen duygusal bir bakış açısıyla ele alınabilir ve koruyucu ailelerin hakları geri planda kalabilir. Aileler, çocuklarına sundukları hizmetlerle ilgili şikayetlerini dile getirmede çekimser kalabilirler bu nedenle, STK’ların ailelerin seslerini duyurabilmesi için onları desteklemesi gerekir. Aynı zamanda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın koruyucu ailelik mevzuatını ve uygulamasını geliştirmede temel bir rolü bulunuyor. Bu noktada önemli olan bütçelerin yeni kurumlar açmak amacıyla kullanılması yerine koruyucu ailelik modeline geliştirilmesidir. Bu, sosyal hizmet uzmanlarının ve psikologların istihdamının artırılması ve daha fazla aileye ulaşarak koruyucu ailelerin desteklenmesi anlamına geliyor. Ayrıca, UNICEF gibi uluslararası kuruluşların da bu modele destek olması ve STK’ları güçlendirmesi gerekir.

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Hayat Sende, alternatif bakım alanında farklı yararlanıcı gruplarına yönelik çok yönlü çalışmalar gerçekleştiren bir STK’dır. Gelecekteki hedeflerimizin bir kısmı halen koruma altında bulunan çocuk ve gençlerin haklara ve hizmetlere erişmesine katkı sağlamak ve güçlendirmek üzerinedir. Bir kısmı ise korumadan ayrılmış ve yeterli sosyal desteğe erişememiş gençlerin; istihdam, eğitim, ve sosyal yaşantılarındaki sorunlarının desteklenmesi ve güçlendirilmesi ile sosyal hayata uyumlarının kolaylaştırılması ile ilgilidir. Ayrıca, koruyucu ailelik mevzuatının geliştirilmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Projemiz mevzuat çalışmalarına güçlü bir temel oluşturarak, bir konuyla ilgili savunuculuk yapabilmek için önce elimizde bu konuda net bir verinin bulunması gerektiğini gösteriyor. Aldığımız hibe desteği de bu veriyi ve temeli oluşturuyor. Bundan sonraki hedefimizin, bu politika önerisinin hayata geçirilmesi için toplum ve politika yapıcıları düzeyinde savunuculuk faaliyetlerine devam etmek olduğunu söyleyebiliriz.

 

Çanakkale Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Derneği ile Çocuğumla İlk Temas: Ebeveyn ve Öğretmen Eğitimi Projesini Konuştuk

By | Koruyucu Aile Fonu

Çanakkale Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Derneği (ÇAKEV), devlet koruması altındaki çocukların aile temelli bakım altında yetişmesine katkı sağlamak, toplumun koruyucu aile konusunda farkındalığını arttırmak aynı zamanda sistemin tüm tarafları ile çalışmalar yaparak nitelikli koruyucu ailelerin sayısını artırmak ve mevcut koruyucu aileleri, evlat edinen aileleri ve çocuklarını desteklemek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Merve Üretmen, KRM Yönetim Danışmanlık ve Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Koruyucu Aile Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Çocuğumla İlk Temas: Ebeveyn ve Öğretmen Eğitimi projesini hayata geçiriyor. ÇAKEV proje kapsamında farklı yaş gruplarındaki çocukların değişen ihtiyaçlarını göz önüne alarak koruyucu aile olmaya ya da evlat edinmeye karar vermiş ailelerin aynı zamanda çocuğun ekosistemi içerisinde yer alan öğretmenlerin tanışma sürecindeki farkındalıklarını arttırmak, çocukların uyum sürecine destek olmak ve çocuğun ekosistemi içerisinde yer alacak bireyleri bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor.

ÇAKEV ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje kapsamında yürütülen çalışmalar, çocuğun eğitim hakkının korunmasının önemi ve hibe desteğinin derneğe sağladığı faydalar hakkında konuştuk. 

Çanakkale Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Derneği, Koruyucu Aile Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Eksiklikleri giderebilecek tek ortam sevgi dolu ve güvenli bir aile ortamıdır. Her çocuğun koşulsuz sevgi, destek ve güven hissetmeye ihtiyacı vardır. Hayatın her aşamasında herkesin bir ebeveyn desteğine ihtiyacı vardır. Hiç kimse aile ortamında büyüme şansından mahrum bırakılmamalı, gelecekte sorunlarla dolu bir dünyaya adapte olmamalı. Çocukların aile ortamında bedensel, eğitsel, psikososyal açıdan sağlıklı bir kişilik ve iyi alışkanlıklar kazanarak hayata hazırlanması temel bir hak olarak kabul edilmelidir. 

Çanakkale’de temel hakları savunacak bir derneğin eksikliği aynı zamanda koruyucu aileliğin, evlat edinmenin ve gönüllülüğün daha geniş kitlelere ulaştırılması ve mevcut koruyucu ailelere destek sağlanması amacıyla ailelerle birlikte bir dernek kurmaya karar verdik. Çalışmalarımızın odak noktası, aile yanında bakımı teşvik etmek ve yaygınlaştırmak, çocuklara, evlat edinenlere ve koruyucu ailelere yönelik ortak faaliyetler düzenlemek. Bu çerçevede, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile Milli Eğitim İl Müdürlüğü ile iş birliği yapıyoruz.

Türkiye genelinde 2022 yılı verileriyle:

Kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısı 14.141
Koruma altına alınmadan aile yanında destek verilen çocuk sayısı 154.853
Aileye döndürülen çocuk sayısı 4.250
Evlat Edindirilen çocuk sayısı 556
Koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı 9.011
Koruyucu aile sayısı 7.439
Özel kreş ve gündüz bakım evlerinde ücretsiz bakılan çocuk sayısı 2. 744
TÜİK, İstatistiklerle Çocuk, 2022 23.152

2022 yılı verilerine göre Çanakkale’de 54 koruyucu aile yanında 62 çocuğun bakımı sağlanırken, bugün itibariyle 63 aile yanında 69 çocuğun bakımı sağlanıyor. Halen 0-12 yaş grubunda 61 çocuğa çocuk evlerinde bakım sağlanıyor. 

Koruyucu Aile Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Çocuğumla İlk Temas: Ebeveyn ve Öğretmen Eğitimi projesini hayata geçirdiniz. Projenin amacından ve proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahserder misiniz? 

Dört yüz yüze ve iki çevrimiçi buluşma kapsamında, koruyucu ve evlat edinen ailelere çocukların ihtiyaçlarına duyarlı bir yaklaşım geliştirmeleri için bağlanma türleri ve güvenli bağlanmanın aşamalarını anlattık. Ebeveyn eğitiminin tüm aşamaları tamamlandı ve Ebeveyn Stres Ölçeği ile ailelerin stres seviyeleri ölçüldü. Öğretmen eğitimleri ise Nisan-Mayıs aylarında gerçekleştirilecek.

Ebeveyn eğitimlerindeki katılımcılardan gelen sorular ve Ebeveyn Stres Ölçeği’ne verilen yanıtlar;, ailelerin en büyük zorluklarının çocuklarıyla buluştuktan sonraki ilk altı ay ve çocuklarının ergenlik döneminde yaşadıkları olduğunu gösteriyor. 

Ebeveyn eğitiminde elde edilen çıktılardan bazıları şunlar:

  • Ailelerle çocukların ilk karşılaşmasından sonraki birkaç ayın ve sonraki zorlukların motivasyonu artırdığı,
  • İlk aylarda çocuğun ailenin düzenine alışması ve yeni rutinler edinmesinin bağı geliştirdiği,
  • Ailenin çocuk için kapsayıcı, şefkatli ve onu koşulsuz kabul eden ebeveynler olmasının çocuğun yeni koşullara uyumunu artırdığı,
  • Çocuğun yeni ortamında günlük ihtiyaçlarını karşılarken ebeveynin yumuşak geçişlerle ona eşlik etmesinin çocuk-ebeveyn ilişkisini güçlendirdiği.

Ebeveyn eğitimlerinde çocukların okul ile olan ilişkilerine dair çıktılar da şöyle:

  • Koruyucu ailelerin ve evlat edinmiş ailelerin çocuklarının okuldaki durumlarına ilişkin stres seviyelerinin yüksek olduğu,
  • Koruyucu ailelerde ve evlat edinilmiş çocuklarda dikkat eksikliği, disleksi, hiperaktivite gibi tanılar olduğu ve bu durumların akademik becerileri ve davranışları etkilediği,
  • Bu tanılardan kaynaklanan sorunlarla ebeveynlerin başa çıkmakta zorlandığı.

Ancak, ebeveynlerin geri bildirimlerinden anlaşıldığı kadarıyla, öğretmenin çocuğa olan yaklaşımı sınıf içinde çocuğun okul davranışlarını etkiliyor. Bu doğrultuda, önümüzdeki aylarda koruyucu aileler ve evlat edinen aileler ile öğretmenler arasında dört oturum gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Böylece, çocukların akademik ve sosyal becerilerinin daha fazla desteklenmesi ve okul sistemi içinde kendilerini daha iyi ifade etmelerini amaçlıyoruz. 

Çocukların eğitim hakkının ihlal edilmesi, en yaygın çocuk hakları ihlallerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Eğitim haklarının korunması ve güçlendirilmesi için neler yapılabilir?

Çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimi için eğitime gereksinimi var. Eğitim; çocuğun bilgi ve beceri kazanmasını desteklemenin yanında, kişisel ve sosyal gelişimlerine de katkıda bulunarak, arkadaşlık, iş birliği ve saygı değerlerini benimsemelerine destek olur. Her çocuğun eğitim öğretim hakkı, herhangi bir ayrım yapılmaksızın hukuksal olarak korunur. Ancak çocuğun bu haklardan en yüksek faydayı sağlayabilmesi, biyolojik ailelerin veya bakım sağlayan ailelerin bu konuda farkındalık sahibi olmaları ile mümkündür.  Bu nedenle, özellikle ailelerin bilgilendirilmesi ve eğitim öneminin kavranması büyük önem taşıyor. Eğitim hakkının tüm çocuklara sağlanabilmesi için, erişilebilir ve kapsayıcı eğitim politikaları geliştirilmeli, günümüzde artan öğrenme güçlüğü olan çocuklara yönelik etkin programlar hazırlanıp yaygınlaştırılmalıdır. 

Çocuğumla İlk Temas: Ebeveyn ve Öğretmen Eğitimi projesinin sonuçları, evlat edinme sürecindeki çocuk hakları perspektifini güçlendirmek ve gelecekteki benzer projeler için ne tür öneriler sunabilir?

Bu projeyle, ailelere psikolojik destek sağlamayı amaçlıyoruz. Ayrıca, bireyler çocuklarıyla hayatlarını birleştirdiklerinde karşılaşma ihtimalleri bulunan zorluklara karşı donanımlı olmalarını ve psikolojik olarak güçlü olup ne yapmaları gerektiği konusunda bilgilendiriyoruz.

Ailelerden sonra çocuklarla en çok vakit geçirenler öğretmenler. Öğretmenler, zaman zaman koruyucu ailede yetişen ya da evlat edinilmiş çocuklara pozitif ya da negatif ayrımcılık yapabiliyorlar. Çoğu iyi niyetli olmakla birlikte, çocukların durumunu öğrendiklerinde nasıl yaklaşım gösterecekleri konusunda tereddüt ediyorlar. Literatürden edinilen bilgilere göre; bir gün ya da daha fazla süre kurum korumasında kalan çocukların ortak özellikleri terk edilme, istenmeme, yas gibi duygularla çok erken karşılaşmış olmaları ve bu duygularla baş etmeye çalışırken zaman zaman hırçınlaşıp uygun olmayan dışa vurumlara rahatsızlık yaratabilirler. Amacımız, bu ve buna benzer nedenlerle çocuklarımızın ötekileştirilmesini engellemek ve bu alanda farkındalığı artırmak. Evlat edinmenin de bir çeşit çocuk sahibi olma yöntemi olduğu ne kadar kabul görürse, o kadar normalleşecek ve bu sayede hem çocuklar hem aileler daha rahat edecekler. Bu normalleşme sürecine katkı sağlayacak her türlü bilinçlendirici ve bilgilendirici eğitime çok fazla ihtiyaç duyuluyor.

Çanakkale Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Derneği’nin gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Aldığımız hibe desteği sürdürülebilirlik ve kapasite artırımı konularında derneğimize destek oluyor. Yönetimimize moral ve motivasyon sağlıyor. Bu projeyle birlikte derneğimizin zayıf yönlerini tespit ediyoruz. Üyelerimize yönelik savunuculuk, iletişim, sürdürülebilirlik, veri toplama, analiz teknikleri ve kapasite artırımı gibi konularda eğitim faaliyetleri planlıyoruz ve bu konuda fon verenlerle ortak projeler yapmayı hedefliyoruz. Kurum bakımında çocuk kalmaması, koruyucu ailelik konusunda farkındalık için etkinlikler yapılması, sosyal medyada görünürlüğün artırılması hedeflerimiz arasında yer alıyor. Sorunları daha açık, çözülebilir hale getirmek ve arzu edilen hedeflere ulaşmak için en iyi yolları bulmak amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile ortak çalıştay düzenliyoruz. Şefkat yorgunu ailelere yönelik psikoterapi projesi tasarlıyoruz. Çocuğumla İlk Temas Ebeveyn ve Öğretmen Eğitimi projesine katılan ailelerden edindiğimiz bilgiler neticesinde terapi de ihtiyaç olarak belirlendi. Bu proje de hedeflerimiz arasında.

Ancak derneklerin en büyük sorunu ekonomik yetersizlikler. Kapasite artırımı ve sürdürülebilirlik, bağışçıların katkısıyla mümkün oluyor. Biz de gerçekleştirdiğimiz proje ile aldığımız hibe sayesinde hedeflerimize ulaşmaya başladık.  Yeni kurulan derneklerin tanıtımı ve sürdürülebilirliği için bağışçılara daha fazla ihtiyaç var.

 

Turquoise Coast Environment Fund-Turkey 2024 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Turquoise Coast Environment Fund

The Turquoise Coast Environment Fund – Turkey (TCEF), kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve batı kıyı bölgelerinde; doğa, biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını finansal olarak desteklemek amacıyla Vakfımız iş birliğinde hayata geçirilen TCEF hibe programının 2024 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2024 döneminde de Türkiye’nin güney veya batı kıyı bölgelerindeki doğal çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve yenilenmesi amacıyla çalışmalar yürüten STK’ların projeleri desteklenecektir. Bu amaç doğrultusunda proje fikirlerinde aşağıda detayları paylaşılan üç temel öncelik alanından en az bir tanesinin yer alması beklenir:

  • Sürdürülebilir gıda sistemlerini teşvik eden projeler:

Mevcut gıda-tarım bağını koruyarak, sürdürerek ve yeniden inşa ederek gıda sistemlerinin geleceğini yansıtan projeler bu başlık altında değerlendirilecektir. Bu başlık altında desteklenecek projelerin, onarıcı tarım stratejileri ve gıda üretim sistemlerinin her türlü etkilerini dikkate almak ve yönetmek gibi bütünsel bir yaklaşım geliştirilmesi beklenecektir.

  • Biyoçeşitliliğin korunması için ekosistem tabanlı yönetim yaklaşımına sahip projeler:

Karasal ve denizel biyoçeşitliliği ele alan projeler, küçük ölçekli balıkçılık ve diğer kaynaklar dahil olmak üzere, kıyı kullanımının bütünsel, sektörler arası, yerelden ulusala, şeffaf, uyarlanabilir, kapsayıcı ve katılımcı yönetimini teşvik eden yenilikçi yaklaşımlar bu başlık altında değerlendirilecektir.

  • Koruma alanında çalışan STK’larının yasal ve kurumsal olarak desteklenmesini ve güçlendirilmesini amaçlayan projeler:

Savunuculuk, ağ oluşturma ve koruma eylemini harekete geçirmek istedikleri ilgili alanlar çerçevesinde doğru veri ve bilgilere erişme yeteneği geliştirme dahil olmak üzere çeşitli tematik alanlarda yerel kuruluşların kapasitelerinin güçlenmesini amaçlayan projeler desteklenecektir.

Aşağıda yer alan başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluşlar*,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan kuruluşlar*,
  • 2023 gelirleri 4.000.000 TL’nin altında olan kuruluşlar,
  • İlgili alanda deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip kuruluşlar.

TCEF kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 1.400.000 TL‘dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 450.000 TL talep edilebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 8 Mayıs 2024 saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

TCEF hibe programı hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve proje takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Kahramanmaraş Depremleri İhtiyaç Belirleme Raporu Yayımlandı

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu, Genel

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri de şiddetli bir şekilde etkileyen depremlerin büyüklüğünün uzun vadeli bir birliktelik ve sürdürülebilir dayanışma gerektirdiği bilinciyle, bölgenin ve depremden etkilenenlerin devam eden ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmek amacıyla hayata geçirdiğimiz çevrimiçi anket çalışması sonuçlarının yer aldığı Kahramanmaraş Depremleri İhtiyaç Belirleme Raporu yayımladı.

Kahramanmaraş depremleri sonrası Vakfımızdan hibe desteği almış/almaya devam eden kuruluşların gözünden depremden etkilenenlerin ve bölgenin ihtiyaçlarını anlamak ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda hibe stratejimizi belirlemek amacıyla 13-25 Aralık 2023 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz anket çalışmasında; STK’ların deprem bölgesinde yürüttüğü çalışmalara, sahanın ve kuruluşların orta ve uzun vadeli ihtiyaçlarına, gelecek dönem planlarına ve önerilerine odaklandık. Bu çalışma ile;

  • Bölgedeki uzun vadeli iyileşme ve yeniden inşa sürecinde önemli ihtiyaçların devam ettiğini,
  • Depremlerin farklı gruplar üzerinde farklı etkileri olduğunu ve bu etkilere özel çözümler gerektiğini,
  • Sürecin dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve ihtiyaçların sürekli olarak değiştiğini/dönüştüğünü,
  • Sahada faaliyet yürüten STK’ların başta finansal sürdürülebilirlik olmak üzere çeşitli kapasite güçlendirme ihtiyaçlarının devam ettiğini gözlemleme imkânı elde ettik.

Detaylarına buradan ulaşacağınız Kahramanmaraş Depremleri İhtiyaç Belirleme Raporu ile bölgenin, depremden etkilenenlerin ve sahada faaliyet yürüten STK’ların ihtiyaçlarının görünür kılınmasına; aynı zamanda hibe veren kurumların ve bağışçıların Kahramanmaraş depremlerine yönelik stratejilerini belirlemelerine katkı sunmayı umuyoruz.

YÖRET ile AFGEP: Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme Projesini Konuştuk

By | Gelecek için Dayanışma Fonu

Yüksek Öğrenimde Rehberliği Tanıtma ve Rehber Yetiştirme Vakfı (YÖRET), toplumun her kesimine yönelik eğitim ve hizmet projeleri hayata geçiren Yöret, toplumun yaşam kalitesini artırmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Paribu işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Gelecek için Dayanışma Fonu kapsamında AFGEP: Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme projesini gerçekleştiren YÖRET, Hatay, İstanbul ve Kahramanmaraş’ta ikamet eden ve depremlerden etkilenen gençlerin iyi olma halini desteklemek ve akran dayanışmasını güçlendirmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor.

YÖRET ekibiyle gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje faaliyetleri, depremlerin gençler üzerindeki etkisi, gençlere yönelik farklı bölgelerde çalışma yürütüyor olmanın zorlukları ve vakfın gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

YÖRET olarak toplumun her kesimine yönelik eğitim ve hizmet projeleri hayata geçiriyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz, siz burada nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz?

Çalışma alanımız sürekli bir dönüşüm içerisinde ve toplumun ihtiyaçlarına odaklanarak hareket ediyoruz. Genç üniversiteli gönüllülerimizden ve alandaki çalışma arkadaşlarımızdan aldığımız geri bildirimlerle birlikte psikolojik danışmanlar, sosyal hizmet uzmanları ve psikologlarla işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Bu yaklaşımla toplumdaki sorun ve dezavantaj alanlarını yakından takip ediyor, sürdürülebilir çözümler üretmek için çaba gösteriyoruz. Barışçıl İletişim Atölyeler, Vurma! Konuş, Kutu Oyunu, Kendi Projeni Kendin Yap Programı, Afet Sonrası Güçlendirme Projeleri ve Destek Verene Destek gibi projeler de bu çabalarımızın bir parçası.

Gelecek için Dayanışma Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle AFGEP: Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme projesini hayata geçiriyorsunuz. Proje kapsamında yürüttüğünüz çalışmalar, çalışmanın çıktıları ve alana etkisi hakkında bilgi verir misiniz? 

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, gençlerin sosyal alanlarda yer bulmakta zorlandığını ve çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını fark ettik. Bu nedenle, psikolojik danışmanlar, sosyal hizmet uzmanları ve psikologlarla işbirliği yaparak depremlerden etkilenen gençlere psikososyal destek sağlama çalışmalarına odaklandık. Depremler sonrası Destek Grubu çalışmalarımızı AFGEP (Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme Projesi) kapsamında tasarladık. Projemizin amacı, depremlerden etkilenen gençleri Depremler Sonrası Akran Destek ve Dayanışma grupları altında bir araya getirerek iyilik hallerini güçlendirmek ve gençlerin taleplerini akranlarıyla birlikte dile getirmelerine olanak tanımaktır. Yapılan odak grup çalışmalarında, gençlerin kendi bölgelerinde bir şeyler yapma isteği ve sosyal alan ihtiyacının ön plana çıktığı görüldü. Depremin etkisiyle birlikte, gençlerin güçlendirilmesi gereken ve öncelik verilmesi gereken alanlar tespit edildi. Ayrıca, saha çalışmaları ve uzmanlarla yapılan eğitimler sayesinde, gençlerin ihtiyaçlarına yönelik ek eğitim modelleri tasarlamayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, mart sonuna doğru planladığımız gençlerle yapacağımız Akran Destek Dayanışması çalışmalarıyla, yaklaşık 400 civarı gence ulaşmayı hedefliyoruz.

AFGEP projesini Hatay, İstanbul ve Kahramanmaraş gibi farklı coğrafi bölgelerde uyguluyorsunuz. Bu durum proje sürecinde karşılaşabileceğiniz bölgesel farklılıkları nasıl dikkate almanızı gerektiriyor?

Projeye başlamadan önce, Hatay ve Kahramanmaraş’ta depremleri yaşamış gençlerle ayrı odak gruplarında bir araya geldik. Projemizin başlamasıyla birlikte, farklı şehirlere göç etmiş gençleri de odak gruplara dahil ettik. Bu şekilde ihtiyaçlar arasındaki farklılıkları anlayarak, çalışacak olan kolaylaştırıcılara bu bilgileri aktardık. Gençler farklı bölgelerde olsalar da çok benzer ve ortak ihtiyaçları olduğunu gözlemledik. Programlarımızı bu doğrultuda düzenledik ve uygularken bu hassasiyetleri gözetmeye özen gösterdik. Özellikle Antakya’da erişilebilirlik konusunda zorluklarla karşılaşacağımızı hızlıca anladık. Bu nedenle, burada işbirliklerimizi çoğaltmaya odaklandık. Konteyner kentlerde, destek merkezi olan Toplum Gönüllüleri Vakfı gibi, sahada zaten psikososyal destek veren Hatay Psikologlar Derneği gibi sivil toplum kuruluşları ile iletişime geçtik ve gençlerle uygulamaların yapılabileceği mekanları araştırdık. Gençlere ulaşabileceğimizi düşündüğümüz üniversitelerdeki yetkililerle iletişim kurmaya çalıştık. Üniversitelerin uzaktan eğitime devam etmesi nedeniyle, bu noktada gençlerle çevrimiçi olarak iletişim kurmaya odaklandık.

Gençlerin afet sonrası yaşadığı zorlukların uzun vadeli etkileri üzerine bir değerlendirme yapacak olursanız; bu etkilerin eğitim, kariyer ve sosyal ilişkiler gibi alanlarda nasıl hissedileceğini öngörüyorsunuz?

Yaptığımız odak görüşmeleri ve saha çalışmalarıyla gençlerin geleceğe yönelik ihtiyaçlarını belirliyoruz. Bu kapsamda, alanında uzman danışmanlarda oluşan bir kurul oluşturuyoruz. Pandemi sürecinin de etkisiyle eğitim ve sosyal hayatı sekteye uğrayan gençler, depremlerle birlikte daha büyük bir umutsuzlukla karşı karşıya kaldılar. Evlerini, yakınlarını kaybeden gençler hayatta kalan aile bireylerine ve akranlarına tutunmaya çalışıyorlar. Üniversitelerin eğitim kalitesinden ve çalışma mekanlarının eksikliğinden memnun olmayan gençler, özellikle özel alan talebi ve sosyalleşme araçlarına ihtiyaç duyduklarını dile getiriyorlar. Yaşadıkları belirsizlikler ve karar alma güçlüğü ile boğuşan gençlerin sosyal ilişkilerinde gerileme devam ediyor. Bu nedenle, akranlarıyla zaman geçirmek, paylaşmak ve konuşmak onlar için en iyi destek şekli olarak öne çıkıyor. Uzun vadede, eğitim ve profesyonel destek eksikliği nedeniyle geleceklerini güvence altına almakta zorlanan gençler aynı zamanda ekonomik zorluklarla mücadele ediyorlar. 

YÖRET’in  gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

Çocuk haklarını ve barışçıl iletişimi toplumda yaygınlaştırmak ve gençlerin demokratik, haklarını bilen, savunan, toplumsal meselelere duyarlı ve donanımlı hale gelmesine katkı sağlamak amacıyla projeler üretmeyi hedefliyoruz. Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme projesi, gelecekteki çalışmalarımız için gençleri odak noktamız haline getirerek, bu yönde ilerlemenin doğruluğunu bir kez daha kanıtladı. Proje tamamlandıktan sonra deprem bölgesindeki gençlerle kurduğumuz işbirlikleri, yeni projeler ve çalışmalar geliştirme fırsatları sunacak. Gençlerin en iyi destek yöntemi olarak kabul ettiği Akran Destek ve Dayanışma çalışmalarını yaygınlaştırmak için planlarımız bulunuyor. Antakya’daki gençlerin kendi şehirlerini inşa etme isteği bizi umutlandırdı. Bu nedenle, gençlere yönelik proje eğitimi vererek hayallerini gerçekleştirmelerine destek olmayı amaçlıyoruz. Gençlerin sosyal alanlara ve sosyal becerilere olan ihtiyaçlarına dikkat çekerek, bu talepleri karşılamak için çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

Afet Sonrası Gençleri Güçlendirme projesi, depremlerden etkilenen gençlerin ve uzmanların dile getirdiği destek ihtiyacını vurguluyor. Depremler sonrası sağlanan yardımların yetersizliği, bölgedeki insanların kendilerini terk edilmiş, yalnız ve değersiz hissetmelerine neden oluyor. Ruhsal destek sağlayacak uzman eksikliği ve kısa süreli çalışmalar, terapi süreçlerini ve danışanlarla kurulan bağları olumsuz etkiliyor ve güvensizlik duyguları oluşturuyor. Sürdürülebilir etki için düzenli ve sürekli bağışların önemi vurgulanıyor. Biz de projemizin gerçekleşmesini bu bağışlara, hibe desteklerine borçluyuz. 

 

SistersLab – Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği ile Hayata Geçirdikleri STEMWomen Projesini Konuştuk

By | Gelecek için Dayanışma Fonu

SistersLab – Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği, kız çocuklarının ve kadınların STEM (Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik)) alanlarına katılımlarını ve bu alanlardaki görünürlüklerini desteklemek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Paribu işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Gelecek için Dayanışma Fonu kapsamında STEMWomen: Afetten Etkilenen Kadınların Mentorluk ve Eğitimlerle STEM Alanlarında Güçlenmesi projesini yürüten SistersLab, Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen ve üniversitelerin STEM alanında okuyan veya mezun olan 18-35 yaş arası kadınların istihdama katılımını güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor. 

SistersLab ekibiyle gerçekleştirdiğimiz röportajda; proje faaliyetleri, projenin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik etkileri, Kahramanmaraş depremlerinin STEm alanlarında çalışan/okuyan kadınlara etkiler ve gelecek dönem planları hakkında konuştuk. 

SistersLab olarak, kız çocuklarının ve kadınların STEM alanlarına katılımlarını ve bu alanlardaki görünürlüklerini desteklemek amacıyla çalışmalar yürütüyorsunuz. Çalışma alanınızın var olan durumu hakkında neler söylersiniz, siz burada nasıl bir boşluğu dolduruyorsunuz? 

Günümüzde, STEM alanlarında kadınların temsiliyeti hala düşük ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği bu alanda belirgin bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de ve dünya genelinde, kadınlar ve kız çocukları STEM alanlarına erişim konusunda çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Bu nedenle eğitimde, iş dünyasında ve toplumun genelinde kadınların ve kız çocuklarının STEM alanlarına katılımlarının teşvik edilmesi gerekiyor. SistersLab olarak bu boşluğu doldurmak için kararlı bir şekilde çalışıyoruz. Kız çocuklarının ve kadınların STEM alanlarına olan ilgisini artırmak, onlara eğitim fırsatları sunmak ve bu alanda kendilerini geliştirmelerini desteklemek için çeşitli etkinlikler, atölye çalışmaları, eğitim, istihdam ve mentorluk programları düzenliyoruz. Aynı zamanda kadınların STEM alanlarında daha görünür olmasına katkı sunmak amacıyla çeşitli farkındalık kampanyaları yürütüyoruz ve rol modellerini destekliyoruz. Sadece kadınların değil, herkesin bu mücadelede bir arada olması gerektiğine inanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için erkeklerin de desteği ve katılımı önemlidir. Bu sebeple faaliyetlerimize erkeklerin de katılımını teşvik ederek toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratıyoruz ve birlikte çalışarak daha kapsamlı ve kalıcı çözümler üretmeyi hedefliyoruz.

Gelecek için Dayanışma Fonu kapsamında hayata geçirdiğiniz STEMWomen: Afetten Etkilenen Kadınların Mentorluk ve Eğitimlerle STEM Alanlarında Güçlenmesi projesi kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz?

Eskişehir Tepebaşı Belediyesi ortaklığıyla yürüttüğümüz projemizle 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerinden etkilenmiş, STEM alanlarında okuyan/mezun olan, 18-35 yaş aralığındaki 100 kadına ulaşmayı hedefliyoruz. Projemizin temel faaliyetleri mentorluk görüşmeleri ve işe alım süreçlerinde gerekli becerileri kapsayan eğitimlerden oluşuyor. 

Projemiz, teknoloji sektöründe en az 2 yıl deneyime sahip ve başarılı 100 mentorla 100 kadın katılımcıyı eşleştirmeyi amaçlıyor. Her bir katılımcı, üç ay boyunca toplamda dokuz mentorluk görüşmesine katılıyor. Proje süresince, 900 mentorluk görüşmesinin gerçekleştirilmiş olmasını hedefliyoruz. Şu anda projenin beşinci ayında, 300’den fazla birebir mentorluk görüşmesi gerçekleştirildi. Bu görüşmelerle, katılımcıların kişisel ihtiyaçlarına ve mesleki hedeflerine odaklanarak destek sağlıyoruz. Mentorlar, deneyimlerini ve uzmanlıklarını paylaşarak katılımcıların mesleki gelişimlerine katkıda bulunuyor ve güçlü bir başlangıç yapmalarına destek oluyorlar. Ayrıca, projemiz kapsamında katılımcılara çeşitli eğitim modülleri sunuluyor. Bu modüller, kişisel gelişim, iş arama becerileri, toplumsal cinsiyet eşitliği, teknoloji ve dijital beceriler, iş dünyası ve kariyer gelişimi gibi konuları içeriyor. Toplamda dört farklı eğitim modülü bulunuyor ve her bir modül katılımcıların belirli becerilerini geliştirmesi amacıyla tasarlandı. Ayrıca, haftanın bir günü özgüven geliştirme ve sosyal etkileşimi artırma adına ilham verici kadınlarla buluşmalar düzenliyoruz. Bu eğitimler ve buluşmalarla, katılımcıların mesleki ve kişisel gelişimlerine destek oluyoruz. Son olarak, afet dayanışma ağı oluşturarak genç kadınların birbirlerine destek olmaları teşvik ediliyoruz. Bu şekilde, genç kadınların güçlenmesini destekleyerek toplumsal dönüşüme katkı sağlanması amaçlanıyor.

STEMWomen projesi, kadınların STEM alanlarına katılımlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Projenin bu alandaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz? 

Projemiz, kadınların STEM alanlarına katılımlarını teşvik ederek cinsiyet eşitsizliğine önemli bir katkı sağlayacak. Kadınların STEM alanlarında öne çıkma konusunda tereddüt yaşadıklarını gözlemliyoruz. İş başvurularında kendilerini yetersiz görmeleri ve uzmanlıklarını paylaşmaktan kaçınma korkuları öne çıkıyor. Özellikle teknoloji sektöründe çalışan kadınlar arasında bu durum sıkça görülüyor. Bu nedenle, özgüven atölyeleri ve uzmanlık eğitimleriyle kadınların STEM alanlarına katılımlarını güçlendiriyoruz. Ayrıca, 1-1 mentorluk görüşmeleri ve ilham verici buluşmalar aracılığıyla kapsamlı bir ağ oluşturarak katılımcılara yeni fırsatlar sunuyoruz. Böylelikle, kadınların STEM alanlarında daha fazla temsil edilmesine ve cinsiyet eşitsizliğinin azaltılmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. 

Türkiye’de STEM alanlarında kadınların istihdam ve katılım oranları hakkında mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye’de kadınların STEM alanlarına katılımı önemli bir sorun teşkil ediyor. Toplumsal normlar ve işyerindeki ayrımcılık gibi engeller, kadınların bu alana girmesini zorlaştırıyor. Cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların uygulanması, mentorluk desteği ve STEM kariyer fırsatlarının tanıtılması gibi adımlar bu sorunu çözebilir. SisterLab olarak, kadınların STEM alanlarındaki başarılarını desteklemek ve cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu amaçla STEMWomen projesiyle kadınların STEM alanlarındaki potansiyellerini açığa çıkarmayı ve onlara destek olmayı amaçlıyoruz.

Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen kadınların, STEM alanlarına katılımları ve istihdam durumlarıyla ilgili mevcut veriler ve gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Kahramanmaraş depremlerinden bir ay sonra, adesso Turkey işbirliğiyle başlattığımız Afet Dayanışması Mentorluk Programı ile deprem bölgesindeki gençlerin ve kadınların mentorluk ve eğitim ihtiyaçlarını belirlemeye odaklandık. Odak grup görüşmeleri ve bire bir mülakatlarla gençlerin eğitim ve kariyer hedeflerini, yaşadıkları zorlukları ve eksiklikleri daha iyi anladık. Özellikle genç kadınların afet sonrası ekstra zorluklarla mücadele ettiğini ve destek gereksinimi duyduğunu gözlemledik. İş gücü piyasasındaki zorluklar ve ekonomik belirsizlikler, genç kadınların kariyer planlarını gerçekleştirmesini daha da güçleştirebiliyor. Bu bağlamda mentorluk ve eğitim programlarına erişim ve destek, genç kadınların kariyer gelişimleri için hayati önem taşıyor. Ayrıca, depremin bölgedeki gençler ve özellikle kadınlar üzerindeki olumsuz etkilerini göz önünde bulundurarak STEM alanlarına katılımın ve istihdamın zorlaşabileceğini ön görebiliriz. Bu nedenle, afet bölgelerindeki genç kadınların desteklenmesi ve kariyerlerini geliştirmelerine destek olacak programlarının önemi büyük.

SistersLab’ın  gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? Sağladığımız hibe desteği gelecekteki hedef ve projelerinizi nasıl etkiledi?

STEM alanlarında kadınların ve kız çocuklarının katılımını teşvik etmek için uzun vadeli projeler geliştirmeyi planlıyoruz. Ayrıca, afet bölgelerindeki dezavantajlı gruplara yönelik destek projeleri genişletmeyi hedefliyoruz. Gelecek için Dayanışma Fonu kapsamında aldığımız destek, gelecekteki hedeflerimizin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.