Category

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile Öğretmenler için Desteğim Cebimde Projesini Konuştuk

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı bir öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçirecek olan BBOM, bu proje ile öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, her an erişilebilir olan bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği İçerik Geliştirme Koordinatörü Zeynep Burçak Kurna ile yaptığımız röportajda eğitim sisteminin güçlenmesinde öğretmenlerin rolünü, COVID-19’un eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini ve Öğretmenler için Desteğim Cebimde projesini konuştuk. 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği 2010 yılında mevcut eğitim sistemi içerisinde okul öncesi ve ilkokul döneminde, katılımcı ve barışçıl eğitim modeli geliştirmek ve bu modeli uygulayan okulların kurulmasını desteklemek amacıyla kuruldu. Süreç içerisinde hem model geliştirme çalışmalarını derinleştirmek hem modelin yaygınlaşmasını kamusallaştırmak, devlet okullarında da yaygınlaşmasını sağlamak için “Öğretmen Destek Çalışmaları” yapmaya başladı. Nihayetinde kuruluş amacı ve yaptığı çalışmalar Türkiye’de eğitim sisteminin daha katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları yönünde değişmesine hizmet etmek. Öğretmen destek çalışmalarının temelinde yine bir öğretmen destek modeli geliştirmek için “BBOM Öğretmen Köyü Topluluğu” yer alıyor. Öğretmenlerin birbirini destekleyen bir öğrenme topluluğuna dönüşmeleri için empati, şefkat, bağlantı ve güven ekseninde sosyal ve duygusal gelişim temelli, sürdürülebilir destek sağlayan programlar geliştiriyor. 

Salgın döneminde öncelik alanlarımızda, çeşitli faaliyetlerimizde ve bu faaliyetleri yürütme yöntemlerimizde değişiklik yapmamız gerekti. Ancak bunlar yaşanan olağanüstü duruma, okulların neredeyse yıl boyu uzaktan sürmesine görece oldukça az sayıda değişiklikler oldu. Çünkü BBOM Derneğinde birlikte çalıştığımız, özellikle Öğretmen Destek Çalışmaları’nda yer alan öğretmenler tüm Türkiye’de yaygın şekilde faaliyet gösteriyor. Topluluk Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) takvimi el verdiğince, özellikle tatillerde Öğretmen Köyü’nün yerleşkesinde buluşsa da, okulların açık olduğu ve eğitim takviminin devam ettiği dönemlerde çevrimiçi olarak buluşuyordu. Dolayısıyla yüz yüze yaptığımız birtakım çalışmaları ertelemenin yanında çevrimiçi yaptığımız çalışmaları derinleştirdik ve çoğalttık. Pandeminin etkilerini birlikte kucaklamak ve dayanışmak için topluluğumuzdaki üyelerle düzenli olarak Bağlantı Çemberleri gerçekleştirdik. Salgın döneminde de birlikte oynayabilmek, eğlenebilmek ve birlikte kalabilmek için yine topluluğumuzdaki öğretmenlerin inisiyatifi ve ihtiyacıyla düzenli olarak Oyun Çemberleri yapıldı. Dolayısıyla salgın döneminde böyle işler yapmanın yanında daha tematik öğrenmelerle ilgili işleri de bir miktar azalttık. Hem “Zoom yorgunluğu’’ hem salgının etkileri üzerinden öğretmenlerin yükünü, baskısını azaltmak için yolumuz daha çok öğretmenlerin iyi olma haline yöneldi.

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yapılan çalışmalarda öğretmenlerin rolü nedir? Çalışmalarınızda öğretmenlere öncelik vermenizin nedenlerini paylaşır mısınız?

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yaptığımız çalışmalarda öğretmenin rolünü bir tür “değişim ajanı” olarak görüyoruz. Yani eğitim sistemi değişecekse bu değişimin ancak öğretmen eliyle ve öğretmenlerin çocuklarla yapacağı işbirliğiyle olacağına inanıyoruz . Çünkü sayısal olarak da uygulayıcı olmasından kaynaklı olarak da, sistemin etkin yetişkin bileşeni öğretmenler. Dolayısıyla bizim için öğretmenin rolü, değişim ajanı olması diyebiliriz. 

Aynı zamanda BBOM olarak değişimin önünde bir engel gibi duran bariyeri de atlamayı önemli buluyoruz. Öğretmenlerin bu değişime gücünün olması, içsel motivasyonunu bulması, nasıl değiştireceklerine dair bilgi, beceri ve yetkinliklerinin artmasını kıymetli buluyoruz. Aslında sistemde öğretmenlerin çocuklarla işbirliği içinde değişmesi mümkün görürken aynı zamanda kamusal olarak da devlet eliyle yapılması gereken köprü değişikliklerin, kaynak düzenlemelerinin, fiziki ve içerik iyileştirmelerinin yapılmaması öğretmenlerde baskı yaratıyor. Bu bağlamda, öğretmenler bizim için değişim ajanı derken, değişim için işbirliği yapabileceğimiz en etkin bileşenlerin de onlar olduğunu söylüyoruz. Sahada yaptığımız çalışmalardan biliyoruz ki; öğretmenler de değişimin gerçekleşmesini ve bu değişimin bir parçası olmayı istiyorlar. Tam da bu yüzden öğretmenlerle işbirliği yapmayı kıymetli buluyoruz. Çünkü zaman zaman sıkışan, çocukların ihtiyaçlarıyla yüz yüze olan, okulun dışındaki okul paydaşlarının, yöneticilerin, ebeveynlerin, eğitimin değişmesini isteyen herkesin yüzünü yönelttiği kitle öğretmenler. Dolayısıyla aslında öğretmenler için düzenli desteği de önemsiyor ve eğitim sisteminin yeniden inşası için olmazsa olmaz başlık olarak ele alıyoruz.

Bir taraftan da BBOM olarak hayal ettiğimiz okullar “katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları”. Çocukların veya herhangi yaşta bir insanın katılımı, barışı, bu yönde kendi potansiyelini hayata geçirmesini tahta başında öğrenmesini beklemek mümkün değil. Yaşama dair kavram ve beceriler yaşamın içinde öğrenilir. Çocuklar için de bir yetişkinin okul ve/veya sınıf yaşamını bu açıdan kurması önemlidir. Çocuklarla birlikte öğrenme ortamlarında bu yaşamı kuracak olan öğretmenin de bahsettiğimiz becerilere sahip olmasını katılımcı ve barışçıl öğrenmenin gerçekleşeceği bir yaşam için en temel noktalardan biri olarak görüyoruz.

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğinizde, COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara (öğrenciler, öğretmenler, ebeveynler) etkilerinden bahseder misiniz? Yüz yüze eğitimin yakın zamanda yeniden başlayacağını düşündüğümüzde eğitim alanının paydaşlarını bu sürece hazırlamak için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğimizde COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini merak ediyoruz. Hatta bu bağlamda BBOM Derneğinin Demokratik Yönetim Çemberi ‘’Çocuklar Evde Nasılsınız?’’ anketi gibi evde neler olup bittiğini çalışan etkinlikler de yaptık. Bu çalışmaların önemli çıktılardan biri çocukların bağlantı, hareket ve özerklik ihtiyacının karşılanmaması olarak görülüyor. Bu durumu öğretmenlerin çocuklarla olan ilişkisi açısından da önemli bir nokta olarak yorumluyoruz. Bununla birlikte öğretmenler konusunda da çeşitli araştırmalar yapıldığını görüyoruz. Biz çoğunlukla kendi topluluğumuzda sık iletişimde ve etkileşimde olduğumuz öğretmenleri görebiliyoruz. Öğretmenler hepimiz gibi çok hızlı bir şekilde salgına adapte olmak durumunda kaldılar. Bu durumun sosyal ve duygusal becerileri konusunda çeşitlilik gösteren öğretmenlerde farklı etkiler gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir avantaj olarak yaygın olarak teknolojik okuryazarlığın arttığını söylemek mümkün. Biz BBOM’da öğretmen destek çalışmalarını genellikle odaklı, kısa gruplarla, mümkünse yüz yüze, değilse de 20 kişilik gruplarla çevrimiçi yapıyorduk. Ancak şimdi daha çok öğretmenin dijital araçları daha çok kullandığını, en azından korkusunu atlattığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumun ileriye dönük olumlu, yapıcı ve değişimi kolaylaştıran bir etki olduğunu söyleyebiliriz. 

Tüm bunlarla birlikte öğretmenlerin esenlikleri ve salgın süresince sosyal duygusal becerilerindeki değişiklikler çok önemli alanlar. Dolayısıyla yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte hatta başlamasından bağımsız olarak öğretmenlerin gerçekten bu süreçte yaşadıklarının üzerine demlenmesini sağlayacak, öz değerlendirme yapacak araçların, kaynakların yaygınlaşması bize oldukça kıymetli geliyor. Yine aynı şekilde öğretmenlerin halini merak ettiğimiz ve iyilik hallerini desteklemek istediğimiz gibi çocukların da tüm bu değişikliklerin farkına varmaları, bu değişiklerin onlara kazandırdıkları ve iç kaynaklarından tükettiklerini farkına varmaları ve kendilerini beslemeleri için ciddi bir rehberliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu süreçte bizim için öncelik kişinin esenliği. Dolayısıyla bu odakta dünyanın yaşadığı bu olağanüstü halin içinde kayıpları olanların yasını tutabileceği, zorlananların ve iç kaynaklarını tüketenlerin destek alabileceği bir alan kurabiliriz, kurmamız da gerekiyor.

Hibe desteğimizle Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Gün boyu çeşitli sorunlara çözümler üretmesi ve sorumlu kararlar vermesi beklenen öğretmenin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Okul ekosisteminde öğretmenin her gün temas ettiği çocuk, ebeveyn ve meslektaş gibi birçok öznenin çeşitlenen ihtiyaçları ile bağlantı kurması önemli. Bunu yaparken de öğretmenin esenliğine destek olacak becerileri üzerine çalışmasının öncelikli olduğunu düşünüyoruz. Öğretmen İçin Desteğim Cebimde projesinde; öğretmenlerin her an erişebileceği, onların sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak hedefleniyor. Ana faaliyet olarak Android ve IOS’tan erişilebilen bir uygulama geliştireceğiz. Geliştirilecek uygulamada alanında uzman danışmanlarla, sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı temelinde beceri sınıflandırması yapılarak öğretmenin gelişiminin hedeflendiği beceriler belirlenecek. Bu programda öğretmenin üzerine çalışmak istediği duygular seçilecek ve bu duyguların bedensel karşılıkları belirlenecek.

Öğretmenin sosyal ve duygusal gelişimin alanlarını hedefleyen yaygın duyguları yine öğretmenlerle seçeceğiz. Seçilen bu duyguların yanında öğretmenin okulda her gün kaşılaştığı örnek olaylar da listelenecek. Böylece öğretmenin hem üzerine çalışmak istediği duygu hem de günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri olaylar konusunda sürekli olarak destek alabilecekleri bir uygulama geliştirmiş olacağız. Bu uygulamada aynı zamanda kişilerin bu alandaki sosyal ve duygusal becerileriyle ilgili gelişim alanlarını keşfetmelerini sağlayacak öz değerlendirme ve kendine empati süreçlerine katkı sağlayacak sorular hazırlanacak.

Proje kapsamında oluşturacağınız uygulamanın içeriğini sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde geliştireceksiniz. Öncelikle sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı nedir? Projede kullanacağınız sınıflandırma yönteminden ve bu yöntemin eğitim alanında yapılan çalışmalara katkısından bahseder misiniz?

Sosyal ve duygusal öğrenme insan gelişiminin merkezi olan yaşam becerilerini ifade eder. Toplumsal yaşamın getirileri ile birlikte, insanların bir arada uyum ve barış içinde yaşamasını destekleyecek beceriler gittikçe daha fazla önem kazandı. Bu bağlamda insanın kendiyle ve çevresindekilerle kurduğu bağlantıyı geliştiren, empatik ilişkiler kurmasını sağlayan ve sorumlu kararlar vermesi açısından katkı sunan yaşam becerileri giderek daha da önemli bir hale geldi. Bu öğrenme yaklaşımı bireylerin kendileriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri bağlamında yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmesini ve sorumlu kararlar vermesini ifade ediyor. Sosyal ve duygusal öğrenme; öz farkındalık, duyguları yönetmek, hedeflere ulaşmak, kendine ve başkalarına empati ile yaklaşmak, yapıcı destekleyici ilişkiler kurmak ve sürdürmek ve sorumlu kararlar almak için bilgi, beceri ve tutumların bütüncül olarak ele alınmasıdır. Bu beceriler öğrenilebilir ve geliştirilebilir becerilerdir. Sosyal ve duygusal öğrenmenin sosyal yönü; kişilerin birbiriyle olan destekleyici ilişkilerini, duygusal yönü; kişilerin öz farkındalık süreçlerini, öğrenme yönü ise bu becerilerin öğrenilebilir, geliştirilebilir ve ölçülebilir olduğunu ifade eder. 

Eğitimde sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımı bir arada, barış ve huzur içinde, deneyimlerden beslenen öğrenme topluluklarını hayata geçirmek için zemin hazırlar. Bu bağlamda insanı bütüncül bir varlık olarak gören yaklaşımın temelinde uygulama yöntem ve planlama kolaylığı açısından çeşitli beceri sınıflandırmaları kullanılıyor. Projede kullanılacak beceri sınıflandırmasında; benlik farkındalığı, günlük yaşam becerilerini yönetme, kişiler arası beceriler ve sorumlu karar verme ile problem çözme becerileri olarak dört ana beceri sınıflandırmasına ilişkin çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu 4 ana beceri grubundan oluşan sınıflandırmanın, öğretmenin öz farkındalığında, ilişki becerilerinde ve karar verme süreçlerinde ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak için anlamlı bir yöntem ve çerçeve sunacağını düşünüyoruz. Öğretmenin günlük yaşamında ihtiyaç duyduğu desteği almalarını sağlayacak beceriler bu 4 ana beceri grubu altında ele alınacak.

Eğitim ortamlarının, içinde yer alan tüm aktörlerle birlikte, barış içerisinde ve deneyimlerden öğrenen ve gelişen bir topluluk olmasını hayal ediyoruz. Bu topluluğun sosyal ve duygusal açıdan gelişim süreci, uygulama içerik ve yöntemi açısından belirli bir sınıflandırmanın kullanılmasıyla bütüncül bir çerçeve sunuyor. Sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımında kullanılan beceri sınıflandırması insanı bütüncül olarak ele alan anlamlı bir çerçeve sunarak yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmenin yanında akademik başarının artmasını da sağlıyor. Sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının merkezinde kullanacağımız beceri sınıflandırması bu yönüyle eğitimde de olumlu çıktılar elde etmeyi mümkün kılıyor.

 

BoMoVu ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesini Konuştuk

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu), bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştirip, uyguluyor. Dernek, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile BoMoVu eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini daha fazla öğretmene ulaştırmak için çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’nin en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurt dışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu, ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.

BoMoVu Proje Koordinatörü Samet Saygı ile yaptığımız röportajda ırkçılık ve ayrımcılık gibi konuların Türkiye eğitim sistemi içerisinde nasıl ele alındığını, geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdikleri “Eğitimde Irkçılık mı?” çevrimiçi konferansını ve Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini konuştuk.

BoMoVu’nun kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

2016’daki kuruluşumuzdan bu yana bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan metodolojimizle, bir arada yaşamak ve kapsayıcı toplumlar olmak adına öğretmenlerin çocuklarla birebir uygulayabilecekleri etkinlikleri ve pedagojik yaklaşım araçlarını içeren toplam 9 farklı kaynak geliştirdik. Bunları üç ana başlık altında toplamak mümkün: 

1) Sınır bölgelerinde yaşayan çocukların sınır ve öteki algısını iyileştirmeye yönelik kaynaklar. (Barışa Oyna projesinin destekleyicilerinden biri de Sivil Toplum için Destek Vakfı olmuştu.)

2) Okullardaki hareketsizliğin çocukların hem öğrenim kapasitelerini hem de hareket etme haklarını kısıtlamasına karşı çözüm için geliştirdiğimiz araçlar. (Hareket Okulda – Nike’ın globalde yürüttüğü projesinin Eğitim Reformu Girişimi(ERG) ile birlikte taşıyıcısıyız)

3) Irkçılık karşıtı pedagojik araçlarla okullarda ırkçılığa uğrayan çocukları görebilmeyi ve onları destekleyecek mekanizmaların oluşturulmasını hedefleyen öğretmen atölyeleri ve araçları. (Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi)

Bunlara ek olarak göçmenlik geçmişi olan ve olmayan Türkiye’de ve Almanya’da gençlerin “kültürel eyleyebilirlik”lerini icra etmelerine yardımcı olan Dans Umurumda aracı Anadolu Kültür’ün Hep Beraber projesi kapsamında geliştirdiğimiz bir diğer kaynaktır.

COVID-19 salgını ve beraberinde gelen eve kapanma tedbirleriyle birçok dernek gibi bizim de dijital çalışmalarımız büyük ölçüde arttı. Çevrimiçi öğretmen atölyeleri, hareket videoları, çocuklar için aktivite kitapları ve onlarla gerçekleştirdiğimiz çevrimiçi aktiviteler, öğretmenler için çevrimiçi uygulanabilecek etkinlikler ile çalışmalarımız çeşitlendi.

Irkçılık ve ayrımcılık gibi konular Türkiye’deki eğitim sistemi içerisinde ele alınıyor mu? Bu konuların eğitim sisteminin bir parçası haline gelmesi ve eğitim alanının farklı paydaşlarının (öğretmenler, öğrenciler, veliler) farkındalığının artması neden önemli?

Irkçılık ve ayrımcılık konuları ne yazık ki Türkiye’de eğitim sistemi içerisinde yer almadığı gibi okul ortamları ırkçılığın en yoğun şekilde üretildiği mekanlar oluyor. Ders içeriklerinde bulunan ırkçı söylemlerin aktarıldığı öğrenciler ırkçılığı normalleştiriyor ve ırkçılık, öğrencilerin birbirleriyle ilişkilerini de şekillendiriyor. 

Irkçılık, insan ilişkilerinde çeşitli şekiller alabildiği ve normalleştirilebildiği için ırkçılığa maruz kalmamış kişiler için çoğunlukla görünmezdir. Irkçılığa maruz kalanlar içinse çok yıkıcı şekillerde deneyimlenmektedir. Irkçılığa uğramaktan en çok hasar alan grup elbette çocuklardır. Okul ortamında ırkçılığa uğrayan çocukların duygusal olarak ne denli olumsuz etkilendikleri, yaptığımız atölyelere katılan öğretmenler tarafından çokça dile getirildi. Irkçılığa maruz kalan çocukların ne tür bedensel ve duygusal olumsuzluklar yaşadıklarını öğretmenlerden topladığımız veriler ışığında bir makaleye de dönüştürdük. Irkçılığa maruz kalmak, çocukların eğitim- öğretim hayatını kötü etkilemenin yanında; özgüven, benlik algısı, beden algısı, adalet duygusu gibi pek çok başka açıdan da çocuklara zarar veriyor. Sanılanın aksine okullarda akranları, öğretmenleri, idarecileri tarafından ırkçılığa uğrayan çocuk sayısı bir hayli fazla. Bu sebeplerle ırkçılık ve ayrımcılık konularının muhakkak eğitim sisteminin ilkelerinden birine dönüşmesi gerekir. Bütün ders müfredatlarında yer alması gerektiği gibi eğitim sistemi içindeki tüm paydaşların da ırkçılık karşıtlığı eğitimleri almaları sağlanmalı. 

Dernek olarak hedefimiz öğretmenlerde ırkçılığa karşı bir farkındalık oluşturmakla beraber – hatta daha önemlisi – ırkçılığa maruz kalan öğrencileri güçlendirmek. Sınıf ortamında bütün öğrencilerin katılım sağlayabilecekleri etkinliklerle ırkçılık konusunun farklı şekillerde konuşulmasını sağlayacak etkinliklerimizle hem ırkçı söylemlerde veya eylemlerde bulunan öğrencilerin yaptıklarının farkına varmasını hem de ırkçılığa maruz kalan öğrencilerin sınıf içindeki edilgeliklerinin sebebinin kişisel yetersizlikleri olmadığının farkına varmalarını sağlamak. 

Okul kültürünün, çeşitli farklılıkları kucaklayıcı ortamlar haline getirilebilmesi için bütün kurumsal yapının ırkçılık karşıtlığı üzerine yeniden biçimlendirilmesi gerekir. Okullardaki ırkçılık vakalarına karşı okul idarecilerin, öğretmenlerin, hizmetlilerin ve elbette öğrencilerin farkındalıkları artırılmalı. Ayrıca okullardaki ırkçı vakalar karşısında kurumsal olarak bir prosedür belirlenmeli ve vakalara yaklaşım ve müdahalelerde bu prosedürler uygulanmalı çünkü biz okul ortamındaki ırkçılık vakalarının kişisel inisiyatiflere bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca çocukların okul dışından öğrenip getirdikleri ırkçı söylem ve davranışlara karşı velilerle de işbirliği yapılmalı. Hatta veli eğitimleri okul tarafından verilmeli. Okulun kurumsal yapısından bütün paydaşlara kadar herkesin ırkçılık konusunda hassasiyet geliştirmesi eğitim-öğretim ortamının daha verimli olmasını sağlayacak ve her öğrencinin kurumsal aidiyet hissi gelişecektir. Her şeyden önemlisi ırkçılığa maruz kalmaktan dolayı yaşamı boyunca sorunlar yaşayan öğrenciler olmayacaktır. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin amacından ve bu zamana kadar yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, BoMoVu tarafından geliştirilen, çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracıdır. Bu proje, Eylül 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında Eşitlik Forumu’nun parçası olarak Eşit Haklar için İzleme Derneği’nin Avrupa Birliği tarafından sağlanan alt-hibe desteği ile başlamıştı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, öğretmen ve çocuklar ile çalışan tüm kişilerin açık erişimine sunulan bir kılavuz ve öğretmen farkındalık atölyelerinden oluşuyor. Bu atölyeler sayesinde öğretmenlerin sınıf ortamında yaşadığı özgün deneyimlerini öne çıkararak, okullarda ırkçılık ve kültürel ayrımcılık durumunu ortaya koyan, herkese açık, çevrimiçi bir rapor yayınlandı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, şimdiye kadar İstanbul’un etnik-kültürel çeşitliliğin daha yüksek olduğu bölgelerdeki okullarda çalışan en az 30 kişilik öğretmen grubuna aktarıldı. Bu atölyelere katılan öğretmenleri bir araya getirmek de önemli bir alan sundu. Kendi sınıf ortamlarında, eğitsel materyalleri çocuklar ile uygulayan öğretmenler arasında iletişim ve dayanışma oluşturmak da projenin katkılarından biridir.

Mayıs 2021’de düzenlenen “Eğitimde Irkçılık mı?” adlı çevrimiçi konferansta Almanya ve Türkiye’den uzmanlar bir araya gelerek ırkçılıkla ilgili bakış açılarını ve deneyimlerini paylaştı. Eğitimde ırkçılık konusunun ele alınış şekli açısından Türkiye ve Almanya’daki uygulamaların benzerlik ve farklarından bahseder misiniz?

Almanya, eğitim sisteminde ayrımcılık yaratacak çeşitli çatlakların tespiti üzerine ciddi bir özeleştiri dönemi yaşıyor. Özellikle kendi soykırımcı geçmişini üstlenmesi, sorumluluğunu alması ve hafıza çalışmaları yapması sayesinde böyle konular devlet nezdinde önemseniyor. Bu konuda çalışan dernekler ve inisiyatifler devlet tarafından destekleniyor. Bu nedenle Almanya’da ayrımcılık ve ırkçılık konularında çalışan kişi sayısı Türkiye’ye göre çok daha fazla. Hem devlet desteği ve teşvikleri hem de bu alanda çalışan sayısının fazla olması ırkçılık ve ayrımcılık konularında eğitim alanında daha etkili projelerin yapıldığını gösteriyor. Bunların yanı sıra Almanya’da, ülkenin bir ırkçılık sorunu olduğunu kabul etmeleri de bu alanda daha zengin çalışmalar yapılmasını etkiliyor. 

Türkiye’de asıl problem ülkede bir ırkçılık sorunu olduğunun kabul edilmemesinden kaynaklanıyor. Bu sebeple ırkçılık konusunda çalışma yürüten dernekler de devlet desteği almadığı gibi çeşitli şekillerde engelleniyor ya da okullarda çalışma yürütmelerine izin verilmiyor. Bu koşullar dolayısıyla Almanya, eğitimde ırkçılık konusunda kendi deneyimlerine dair daha fazla veriye sahip. Türkiye’de söz konusu zorluklar dolayısıyla eğitimde ırkçılığın ne kadar yaygın ve görünümlerinin ne denli çeşitli olduğuna dair ciddi çalışmalar bulunmuyor. Bu nedenle de bu alanda çalışanların ellerinde yeterince veri yok. Almanya’da eğitimde ırkçılık konusunda yapılan çalışmaların Türkiye’ye göre daha uzun bir tarihi olması ve eğitim kurumlarında çalışanların da bu konuda farkındalıkları varken Türkiye için aynı şey söylemek mümkün değil. Konferans bağlamında ise bütün bu farklılıklara rağmen ırkçılığın görünümleri konusunda Almanya ve Türkiye açısından büyük benzerlikler söz konusu. 

Hibe desteğimizle Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin daha geniş bir kitleye yayılması için çalışmalar yapacaksınız. Projenin bu döneminde ne tür faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Projenin bu döneminde daha fazla öğretmene erişebilmek adına çevrimiçi atölyelerin sayısını arttırmak istiyoruz. Ayrıca öğretmenler için dijitale bağımlı kalmadan kullanabilecekleri basılı materyaller geliştirmek istiyoruz. Daha önceki yanıtımda da bahsettiğim gibi, Türkiye’de bu tür araçlar yeterli değil, hatta bu alanın çalışılmaya ve zenginleştirilmeye çok muhtaç olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli çevirilerle bu alana katkı sunmaya niyetliyiz. Bu çeviriler Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan geniş bir öğretmen ağına yaygınlaştırılacak. Hatta bu öğretmenlerden bir kısmının da kendi ırkçılık karşıtı eğitim buluşmalarını yapmasını destekleyeceğiz. Aynı zamanda, daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla sosyal medya kampanyaları yapmayı planlıyoruz. Bu kampanyaların bir katkısı da bu kavramların görünürlüğünü arttırmak olacak diye düşünüyoruz. 

 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Başlangıç Raporu Yayınlandı

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuz yayınlandı. Fon kapsamında Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) ve Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu)’ ne toplam 130.900 TL hibe desteği sağlıyoruz. 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ile ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 2 STK’ya toplam 139.900 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM): Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüten dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. BBOM, hibe desteğimizle  gerçekleştireceği Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesi ile  öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla  sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, öğretmenlerin her an erişebileceği bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu): Bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştiren ve uygulayan BoMoVu, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. BoMoVu hibe desteğimiz ile eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini yaygınlaştıran çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’in en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurtdışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi için Latro Kimya  iş birliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuruları sona erdi.

Fona toplam 42 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 34’ü dernek, 3’ü vakıf, 3’ü kooperatif ve 2’si Üniversite Araştırma ve Uygulama Birimi tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Antalya, Balıkesir, Düzce, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin, Nevşehir, Şanlıurfa, Şırnak, Van ve Yalova olmak üzere 15 ilden başvuru alındı. Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 3.460.327 TL oldu.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Başvuruları Açıldı

By | Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu

Türkiye’de ilk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi için eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya  işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuruları açıldı.

Fon kapsamında eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları desteklenerek eğitimde yenilikçi yöntemlerin geliştirilmesi ve uygulanmasına katkı sağlanancak. Desteklenecek projelerin odağında aşağıda yer alan çalışmalardan en az bir tanesinin yer alması bekleniyor:

  • Mevcut eğitim sistemi dönüşürken bu dönüşüm sonrası ortaya çıkacak “yeni” modelin arayışında olunması,
  • Yeni dönemde öğrencilerde oluşan sosyal – duygusal öğrenme ihtiyaçlarının giderilmesi,
  • Öğrencilerin sosyal bilinçlerinin gelişmesi, çevresel ve toplumsal duyarlılıklarının artmasının desteklenmesi,
  • Örgün eğitim dışındaki çocuk ve gençlerin temel eğitime erişiminin sağlanması,
  • Öğretmenleri güçlendirmeye, inisiyatif almalarını desteklemeye ve/ya farklı biçimlerde yeni eğitim modellerine adapte olmalarına yönelik stratejik bir yaklaşımın temel alınması,
  • Öğretmen ve ebeveyn ilişkisinin çocukların gelişimini önceliklendiren bir yaklaşımla desteklenmesi,
  • Eğitimi ve eğitimi destekleyen aktörlerin (öğretmenler, veliler gibi) daha az kırılgan hale gelmesi ve dayanıklılıklarının artırılmasının sağlanması,
  • Alternatif eğitim modellerinin ev içi ve sınıf ortamı ile ilişkilendirilmesi,
  • Yüz yüze eğitime dönüş döneminde öğrencilerin sosyal uyumunun geliştirilmesi.

Yukarıdaki içeriği tamamlayacak biçimde tüm başvurularda;
1. Diğer paydaşların da kullanabileceği açık uygulama ve içeriklerin üretilmesi,
2. Eğitim alanındaki kurumlar ve kişiler arası işbirliği, eşgüdüm ve/ya bilgi/beceri paylaşım olanaklarına imkan sağlanması,
3. Eğitim modellerini günün şartlarına uyarlanmasının sağlanması,
4. Bir pilot projeyi model haline getirmeyi odağına alınması,
5. İlham veren yaklaşımlar sunulması teşvik edilir.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve bir tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilir:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler, vakıf üniversitelerinin araştırma ve uygulama merkezleri ve diğer kar amacı gütmeyen,
  • En az bir senedir sahada aktif olarak çalışan,
  • 2020 gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan,
  • Geçmişinde fonun kapsamına girecek biçimde odağında eğitim temalı çalışmalar yapmış olan kuruluşlar.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 180.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 100.000 TL talep edebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz olarak doldurarak 24 Mayıs 2021 tarihinde saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.