Category

Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini ve projelerini hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları sona erdi. 

Fona teknik kriterlere uyan toplam 38 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 28’i dernek, 5’i vakıf, 4’ü kooperatif ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Balıkesir, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Tokat ve Yalova olmak üzere 16 ilden başvuru alındı. Kültür Sanat Fonu 2021 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 3.356.529 TL oldu.

 

Mardin Kültür Derneği Tiyatro Hepimiz için / Online Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Eğitim, kültür, sanat, kültürel miras, bilim ve teknoloji gibi farklı alanlarda özellikle toplumsal cinsiyet, gençlik çalışmaları, toplumsal barış ve insan hakları temaları üzerinden projeler geliştiren Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür), eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız Mardin Kültür, hibe kapsamında Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) ile beraber hayata geçirdiği Tiyatro Hepimiz projesini çevrimiçi platformlara taşıyarak, Shakespeare ve Moliere’in oyunlarını gençlerin katılımı ile beraber günümüze uyarladı. Bu süreçte, gençleri atölye çalışmalarına davet etmek için 2 adet tanıtım videosu ve 6 adet eğitim videosu hazırlayan dernek, proje sonunda 16 atölye katılımcısı genç ile beraber de Romeo ve Juliet ve Cimri Dijital (Zoom) oyunlarını sergiledi.

Mardin Kültür Derneği Proje Koordinatörü Gülcan Kılıç ile yaptığımız röportajda, hibe desteğimizle gerçekleştirdikleri Tiyatro Hepimiz/Online projesini, derneğin Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesi kapsamındaki işbirliklerini ve gelecek dönem planlarını konuştuk. 

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle  gerçekleştirdiğiniz Tiyatro Hepimiz İçin / Online  projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Tiyatro Hepimiz İçin projesi 2014 yılında kurduğumuz Mardin Kültür’ün başlangıç projesiydi. Bu projedeki ortağımız Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Tiyatro birimi ile birlikte Mardin ve ilçelerinde 2000’den fazla gence ulaşarak tiyatro klasiklerinden Shakespeare, Moliere ve Müsahip Zade Celal’in hayatını, oyunlarını ve dönemini anlatan ders niteliğindeki gençlik oyunlarını sergilemiş, gençlerle toplumsal meseleleri tiyatro aracılığıyla ele alan atölyeler yürütmüştük. Aynı zamanda, proje sürecini anlatan bir belgesel hazırlamıştık. Tiyatro Hepimiz İçin / Online projesi ise salgın döneminde gençlere evlerinden ulaşarak daha önce canlı yaptığımız eğitim çalışmalarını çevrimiçi platformlara  taşımayı ve gençlerle çevrimiçi bir şekilde tiyatro klasiklerini bugünden yorumlamayı amaçlıyordu. Bu kapsamda BGST Tiyatro’dan eğitmenlerimiz Aysel Yıldırım ve İlker Yasin Keskin, Shakespeare ve Moliere üzerine dijital eğitim materyalleri ve günümüzde bu klasikleri nasıl yorumlayabileceğimize dair videolar hazırladılar. Gençler ilk önce bu eğitim materyalleriyle buluştular. Sonrasında ilk dönem Shakespeare’in Romeo ve Juliet oyunu üzerine; ikinci dönem ise Moliere’in Cimri oyunu üzerine atölye çalışmalarına çevrimiçi bir şekilde katıldılar. Toplu atölyelerin ardından birebir provalar ve ses-görüntü kaydının alındığı çalışmalar yapıldı. Kurgu ve montaj çalışmalarından sonra Romeo ve Juliet’ten ve Cimri’den birer bölüm kısa video olarak hazırlandı ve dijital ortamda paylaşıldı. Yayınlanan videolarla yaklaşık 2000 kişiye ulaşıldı.  

Proje ile daha önce yüz yüze gerçekleştirdiğiniz gençlere yönelik tiyatro çalışmalarını, atölye faaliyetlerini ve sergilediğiniz oyunları ilk kez çevrimiçi ortama taşıdınız. Bu süreçteki deneyimlerinizden, bu çalışma yönteminin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Tiyatro tabii ki canlı ve yüz yüze yapılması gereken bir faaliyet. Ancak, bu projeyle herkesin eve kapandığı, sosyal hayata tek bağlanma yolunun internet olduğu pandemi koşullarında da tiyatro yapılabildiğini deneyimlemiş olduk. Çalışma sonunda yaptığımız değerlendirmede gençler “keşke yüz yüze olabilseydik” dediler. Ama diğer bir taraftan çalışmanın çevrimiçi olması sayesinde çok farklı yerlerden ve koşullardan kişiler katılımcı olabildiler ve çevrimiçi buluşmanın olanaklarıyla eğitmenlerimizle daha fazla çalışma yapabilme fırsatı buldular. Diğer bir taraftan, salgın koşullarından bağımsız olarak internet artık özellikle gençlerin hayatının çok önemli bir parçası. Dijital alan içinde gençlere ulaşmanın ve kültürel, sanatsal ve entelektüel çalışmalar yapmanın değerli olduğunu düşünüyoruz. 

Mardin Kültür olarak gençlerin ve kadınların topluma katılımını arttırmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıyorsunuz. Bu çalışmalardan birisi de Arizona Üniversitesi öğrencileri ile Mardin’de yaşayan lise öğrencilerini bir araya getirdiğiniz Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesi. Arizona Üniversitesi öğrencileri ile nasıl bir araya geldiniz? Proje kapsamında ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?

Mardin Kültür olarak 2016 yılında bilim-teknoloji alanında çalışmalar yapmaya başladık. Özellikle kız çocuklarının bu alanda güçlenmelerine katkı sunacak projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. 2018 yılında Sisters’ Lab projesi kapsamında Sabancı Vakfı’nın desteğiyle Prof. Dr. Feryal Özel Mardin’e geldi ve proje yürüttüğümüz kızlarla buluştu. O tanışmadan sonra Feryal Hanım’la iletişimde kalmaya devam edip Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesini  geliştirdik. Proje kapsamında Mardin, Midyat ve Kızıltepe Fen Liselerinden  30 kız öğrenci robotik ve kodlama eğitimleri alıyorlar. Aynı zamanda Feryal Hanım’ın Arizona Üniversitesi’ndeki 5 doktora öğrencisinden ve  Sisters’ Lab projesinden mezun, şu an Brown Üniversitesi’nde okuyan 1 öğrenciden mentörlük desteği alıyorlar. Eğitimleri devam eden proje kapsamında robotik ve kodlama eğitiminden yola çıkarak her okul kendi projesini geliştirecek ve bunu akranlarıyla paylaşacaklar.    

Kültür Sanat Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Gençlerin kültür-sanat alanına dahil olmalarının özellikle kişiliklerinin şekillendiği bu dönemde tiyatro ile tanışmalarının çok değerli olduğunu yaptığımız çalışmalarda gözlemliyoruz. Tiyatro, gençlere yaşadıkları topluma ve kendilerine dair farklı bir bakış açısı geliştirmelerini sağlıyor. Özellikle pandemi koşullarında, eşitsizliklerin arttığı ve imkanların daha da kısıtlandığı bir dönemde böyle bir projeyi gerçekleştirebilmenin gençlerin (hem atölye katılımcılarının hem de izleyicilerin) hayatına olumlu bir katkısı olduğunu düşünüyoruz. 

Mardin Kültür’ün  gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Şu an kültür-sanat ve bilim-teknoloji alanında devam eden çalışmalarımız var. Farklı disiplinleri bir araya getiren ve gençlerin güçlenmelerine, kendi potansiyellerini gerçekleştirmelerine katkı sunacak yenilikçi çalışmalara devam etmeyi ve daha fazla gence ulaşmayı planlıyoruz. 

 

Kültür Sanat Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini ve projelerini hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları açıldı. 

Pandemi sonrası kısmi normalleşme süreciyle birlikte kültür-sanat alanının geleceği yeniden şekillenirken, kültür-sanata erişim için yeni yollar açmak ve farklı paydaşlar arasındaki işbirliklerini güçlendirmek amacıyla, Fonun bu döneminde kültür-sanat kurumlarının, STK’ların, sanatçıların, aktivistlerin ve gönüllülerin, dayanışmayı temel alan ve teknolojinin imkânlarından faydalanan yeni işbirliği modelleri yaratmalarına ve önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak bir yaklaşımın önünü açacak çalışmalarına destek sağlanacak.Desteklenecek projelerin odağında aşağıda yer alan prensiplerden en az bir tanesinin yer alması bekleniyor:

  1. COVID -19 salgını sürecinde kültür-sanat alanının sürdürülebilirliği için sanatsal üretim gerçekleştirmeyi ve/veya üretim için gerekli koşulları oluşturmayı hedeflemesi,
  2. İçerik tasarımında ve/veya sanatçı pratiklerinde kültür-sanata erişim imkânlarını geliştiren dijital araçların yaratıcı biçimlerde kullanımını odağına alması,
  3. Kültür-sanat alanında kişiler veya kurumlar arası dayanışma ve disiplinler arası ortak çalışmayı teşvik eden işbirliği modelleri geliştirmesi.

Bu çerçevede, desteklenecek kuruluşların aşağıda örnekleri sunulan alanlarda proje fikirleri sunması ya da kurumsal kapasitelerini geliştirmesi beklenmektedir:

– Salgın döneminin koşullarına uygun kurgulanan yeni etkinlikler ve/veya formatlar (evden erişilebilen, sosyal mesafe kurallarına uyumlu vb.),

– Kültür-sanat profesyonellerinin (sanatçılar, yöneticiler, aktivistler vb.) salgın dönemi ve sonrasında da üretim ve paylaşımlarını sürdürebilmeleri için gerekli fiziksel ve/veya teknolojik araçlara erişiminin sağlanması ve bu araçların kullanımına yönelik eğitim faaliyetleri,

– Kültür-sanat alanında uzun dönemli etkileşim, ortak çalışma ve işbirliklerinin önünü açacak yerel, ulusal ve uluslararası ağların oluşturulması veya sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik faaliyetler/projeler,

– Yukarıdaki maddeler dışında kalan ancak benzer alanları içeren ve sanatsal üretimin sürdürülebilirliğini ve alandaki dayanışmayı önceliklendiren türdeki faaliyetler.

Kültür Sanat Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 300.000 TL’dir. Başvuru yapan STK’lar hibe programından en fazla 100.000 TL talep edebilirler.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar hibe programına başvurabilirler:

– Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kooperatifler ve diğer kar amacı gütmeyen tüzel kişiliğe sahip kurumlar

–2020 yılından beri sahada aktif olarak çalışan,

– 2020 yılı gelirleri 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olan,

–Kültür-sanat kurumları ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet gösteren STK’lar

Kültür Sanat Fonu’na başvurmak isteyen STK’ların aşağıdaki bağlantıda yer alan formu eksiksiz şekilde doldurarak 19 Kasım 2021 saat 18:00’ye kadar başvurularını yapmaları gerekir.

Kültür Sanat Fonu hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

Puruli Kültür Sanat Derneği Kültür Sanat Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Engelli bireylerin sosyal ve kültürel haklarına ulaşmalarına destek olmak amacıyla Ankara’da faaliyet gösteren Puruli Kültür Sanat Derneği’ne (Puruli) Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla ile kurumsal hibe desteği sağladık. Puruli, kurumsal hibe kapsamında bir çalışan istihdam ederek engelli bireylerin kültür sanat alanındaki ihtiyaçlarını anlamak ve engelli hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile iletişimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yaptı. Puruli Kültür Sanat Derneği Başkanı Kıvanç Yalçıner ile yaptığımız röportajda salgın sebebiyle ilk kez 2020 yılında çevrimiçi olarak gerçekleştirdikleri Engelsiz Filmler Festivali‘ni, kurumsal hibe kapsamında yürüttükleri  faaliyetleri ve derneğin 2021 yılı için öncelikli çalışma alanlarını konuştuk.

12-18 Ekim tarihlerinde düzenlediğiniz Engelsiz Filmler Festivali (EFF), salgın koşullarından dolayı bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak düzenlendi. EFFnin 2020 döneminde gerçekleştirdiğiniz film gösterimlerinden ve etkinliklerden bahseder misiniz?

Evet, COVID-19 salgını bizi festivali çevrimiçi gerçekleştirmeye mecbur bıraktı. Sadece biz değil, tüm dünyada başka pek çok festival aynı süreçten geçti. Sinemacılar, film dağıtımcıları ve izleyiciler için de daha önce tecrübe edilmemiş bir durumdu. Hep birlikte, şaşırtıcı derecede hızlı adapte olduğumuzu düşünüyorum.

Mevcut birkaç seçenek arasından, EFF’nin ihtiyaçlarını göz önüne alarak seçtiğimiz bir çevrimiçi platformda gerçekleştirdik Festival’i. Festival programını da o sıralar – ve aslında halen- sürekli duyduğumuz “normal” ve “normale dönmek” gibi kavramlar etrafında şekillendirdik. Festival teması “normali ararken” oldu. Bu tema altında şehir, mekan, beden, hayvan ve sanal benliklere ilişkin normal algısını sorgulayan filmlere yer verdiğimiz başlıklar yer aldı. Engelsiz Yarışma, Uzun Lafın Kısası ve Çocuklar İçin başlıkları altındakilerle birlikte toplam 48 film izleyiciyle buluştu. 27 yönetmen ve 2 aktivist ile söyleşiler kaydettik. Bu söyleşileri, izleyiciler filmlerin ardından takip edebildiler. Bu söyleşilere şu an Festival’in YouTube hesabından ulaşılabiliyor. Festivalin ilk yılından beri her yıl tekrarladığımız canlandırma atölyelerini bu yıl Festival’’in sosyal medya hesaplarından paylaştığımız video ile herkesin evlerinde takip edip katılabileceği bir şekilde sunduk. Engelsiz Yarışma ödülleri de aynı şekilde sosyal medyada paylaştığımız kapanış videosu ile duyuruldu.

Engelsiz Filmler Festivali’ni çevrimiçi olarak düzenlemek derneğiniz için nasıl bir deneyim oldu ? Festivali çevrimiçi olarak düzenlemenin erişilebilirlik açısından olumlu ve olumsuz yanlarını değerlendirir misiniz?

Çevrimiçi bir festival gerçekleştirmek ve bunu tüm ekibin kendi evinde olduğu bir çalışma düzeninde yapmak, bugüne dek sahip olduğumuz tecrübenin tamamen dışında bir pratiğe mecbur bıraktı bizi. Ama az önce de söylediğim gibi, bu süreçte en çok şaşırdığım şey bütün dünyanın bu yeni duruma ayak uydurma hızı oldu. Festivali çevrimiçi yapma ihtimalinin ortaya çıkması ile birlikte bir taraftan dijital platformlarla görüşmelere ve bu platformları test etmeye başladık; diğer taraftan da sinemacılar ve film sahipleri ile görüşerek bu yeni duruma nasıl cevap vereceklerini anlamaya çalıştık.

Festivali çevrimiçi yapmanın olumlu tarafları sınırlı oldu. En büyük avantaj festivalin bütün Türkiye’den erişilebilmesi oldu. Filmlere, filmin süresi ile sınırlı bir zaman aralığında ve bir sinema salonunda değil de insanların ne zaman isterlerse bilgisayarlarını açıp izleyebilecekleri bir şekilde ulaşılabilmesi de erişilebilirlik açısından olumlu tarafa yazılabilir. Söyleşiler açısından da zengin bir festival geçirmemizi sağladı çevrimiçi imkanlar. Fakat Festivalin ilk yıldan beri tekrarladığımız “bir arada film izlemek mümkün” sloganını bu yıl kullanamadık. Hem festivali hazırlarken hem de filmleri izlerken tek başınaydık. Aynı mekanı paylaşamadık.

Kültür Sanat Fonunun 2019 döneminde sağladığımız kurumsal hibe kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz? Bu çalışmaların derneğinize nasıl katkıları oldu?

Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile bizimle birlikte çalışmaya başlayan arkadaşımız engelli hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerini, belediyelerin sosyal hizmet birimlerini, sosyal tesis ve hizmet merkezlerini, engelli meclisi ve öğrenci topluluğu gibi kurum ve kuruluşları listeledi. Seçtiğimiz kişi ve kurumlarla salgın öncesinde yüz yüze, sonrasında ise telefon yoluyla görüşmeler yaparak engelli bireylerin kültür sanat etkinliklerine katılma konusunda alışkanlık, yaklaşım ve beklentilerini öğrenmeye çalıştık. Bu görüşmelerin yanı sıra hazırladığımız çevrimiçi anketi, üyeleri ile paylaşmalarını görüştüğümüz kurum temsilcilerinden rica ederek katılımı artırmaya çalıştık. Bu süreç bize Engelsiz Filmler Festivali ile ulaşmaya çalıştığımız grubun alışkanlıklarını, beklenti ve ihtiyaçlarını öğrenme fırsatı verdi. Festivalde yapacağımız değişikliklerin yönü hakkında ve yeni iş birlikleri ile ilgili fikirler verdi.

BE-IN Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’nda yer alan diğer festivaller ile birlikte, erişilebilir bir film festivalinin hangi nitelikleri taşıması gerektiğine ilişkin bir metin hazırlamaya başladık. Bu konuda hem salgın nedeniyle ortaya çıkan aksamalar hem de metinle ilgili tartışmaların uzun sürmesinden dolayı bu metni hedeflediğimiz zamanda tamamlayamadık, üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

Hibe kapsamında yaptığınız çalışmalarla engelli bireylerin kültür sanat etkinliklerine katılımlarına ilişkin bilgi toplamak ve ihtiyaçları öğrenmek amacıyla engellilik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdiğinizden bahsettiniz. Bu görüşmelerden yola çıkarak engelli bireylerin kültür sanat etkinliklerine erişimi ve bu alandaki ihtiyaçlarına dair neler söyleyebilirsiniz?

İlk olarak, çok  az sayıda erişilebilir kültür sanat etkinliği yapıldığını ve dolayısıyla engelli bireylerin kültür sanata erişimlerinin de çok sınırlı olduğunu genel bir tespit olarak söyleyebiliriz. Fakat engelli bireylerin kültür sanat etkinliklerine erişiminin yalnızca bu etkinlikleri erişilebilir hale getirilerek sağlanamayacağını da ekleyebilirim.  Yaptığımız görüşmelerde STK temsilcilerinin de altını çizdiği kültür sanat alanına ilgisiz olma durumu, yürüttüğümüz anket çalışmasında da karşımıza çıktı. Kültür sanat etkinliklerine katılmama nedenleriniz nelerdir? sorusundaki “İlgi duymuyorum” seçeneği “Etkinliklerin ve mekanların erişilebilir olmaması” ile birlikte en yüksek oranda işaretlenen iki nedenden biri oldu. Ulaşım sorunu ve refakatçi ihtiyacı da öne çıkan sebepler arasında görünüyor.

Puruli’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Engelsiz Filmler Festivali ile ilgili yapmak istediğimiz değişiklikler ve yenilikler var. Önceliklerimizden biri bu değişikliklerle festivali daha geniş katılıma ulaştırmak. Ayrıca bu yıl içinde Kültür Sanat Fonu ile başladığımız çalışmanın devamı niteliğinde sayılabilecek, engellilik alanında çalışan temsilcilerle sinema sektörünü bir araya getirerek bir diyalog yaratmayı hedeflediğimiz bir projeye de başlayacağız. Parçası olduğumuz BE-IN! ağını da bu proje içine katarak kültür sanata erişim meselesini uluslararası bir boyutta tartışmaya devam edeceğiz.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği Engelsiz Nota Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu finansmanı ile desteklediğimiz Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED), görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesi ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimlerinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştiriyor. Görmeyenlerin çevrimiçi müzik kütüphanesi olarak da adlandırılan Engelsiz Nota projesine sağladığımız hibe desteği ile toplam 2.870 Türk müziği eserini görme engelli bireyler için erişilebilir hale getiren EGED, proje kapsamında düzenlediği Görme Engellilerde Müzik Eğitimi Zirvesi ile görme engellilerin müzik eğitiminde karşılaştıkları sorunların ve çözüm önerilerinin müzik eğitimi sağlayan 7 üniversiteden akademisyenlerin katılımıyla  tartışılmasına olanak sağladı. Engelsiz Nota Çevrimiçi Müzik Kütüphanesi Sorumlusu Ali Caner Alpaslan ile yaptığımız röportajda proje kapsamında gerçekleştirdikleri çalışmaları ve faydalanıcılardan aldıkları geribildirimleri, Görme Engellilerde Müzik Eğitimi Zirvesi’nden öne çıkan başlıkları ve EGED’in  çalışmalarını konuştuk.

Engelsiz Nota projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amaçlarından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Engelsiz Nota projesiyle amacımız, görme engelli bireylerin müzik eğitimi sürecinde yaşadıkları sorunları ortadan kaldırarak eğitimde fırsat eşitliğini yakalamalarını sağlamak. Yaşanan sorunların sebeplerine baktığımızda, görme engelli bireylerin engelleri nedeniyle müzik alanında akranlarına oranla daha az başarılı olacağı düşüncesi, başarılı olamayacaklarına dair önyargılar ve kaynak eksikliği olduğunu görüyoruz. Özellikle kaynak ihtiyacına çözüm bulmak amacıyla EGED olarak 9 Eylül 2018’de Görme Engellilerin Çevrimiçi Nota kütüphanesini kurduk. Turkey Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Fonu’ndan aldığımız hibe ile 2020 yılında 2.870 eseri daha erişilebilir hale getirerek Engelsiz Nota bünyesine kazandırdık. Bunun yanı sıra, görme engellilerin müzik eğitimi sürecindeki önyargıları ortadan kaldırmak ve farkındalığı artırmak amacıyla 19-20 Aralık 2020 tarihlerinde Türkiye’de ilk kez 7 üniversiteden akademisyenlerin konuşmacı olarak katıldığı Görme Engellilerde Müzik Eğitimi Zirvesi’ni düzenledik.

Engelsiz Nota müzik kütüphanesinden şimdiye kadar kimler faydalandı ve bu süreçte faydalanıcılarınızdan nasıl geri bildirimler aldınız?

Engelsiz Nota kütüphanesinin 8 Şubat 2021 tarihi itibariyle 86 görme engelli üyesi bulunuyor. Üyelerin çoğunu lise ve üniversitelerde müzik eğitimi alan öğrenciler ile müzik öğretmenleri oluşturuyor. Geri dönüşlere baktığımız zaman oldukça olumlu bir tablo görüyoruz. Özellikle bir üyemizin 2005 yılında büyük oranda kaynak eksikliğine dayalı yaşadığı sorunlar neticesinde müzik eğitimine ara verdiği halde, 2018’den itibaren Engelsiz Nota kütüphanesinden edindiği kaynaklarla tekrar başladığı eğitimini başarıyla sürdürüyor oluşu bizi mutlu ediyor.

Proje kapsamında Türkiye’de müzik eğitimi veren birçok üniversite ile ilişki geliştirdiniz. Bu ilişkileri önümüzdeki dönemde nasıl devam ettirmeyi planlıyorsunuz? Sizce müzik eğitiminde erişilebilirliği artırmak için üniversiteler neler yapabilir?

Türkiye’de müzik eğitimi veren üniversitelerle kurduğumuz ilişkiler gelişerek devam edecek. Engelsiz Nota projesine üniversitelerin vereceği desteği çok önemli görüyoruz. Müzik eğitimi veren tüm kurumların kendi bünyelerinde kabartma nota (Braille) üretim ve erişilebilir müzik laboratuarları kurmasının görme engellilerin müzik eğitimi yaşamları bakımından oldukça önemli ve gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu merkezlerde üretilecek dijital Braille notalar hem ilgili kurumda eğitim almakta olan ya da gelecekte alacak olan görme engelli müzik öğrencilerine katkı sağlayacak hem de engelsiz nota ortak veri tabanında toplanarak tüm Türk görme engelli  müzisyenlerin kullanımına sunulabilecek.

Engelsiz Nota projesinin kapanış etkinliği olarak Görme Engellilerde Müzik Eğitimi Zirvesi’ni gerçekleştirdiniz. Bu zirvenin amacını, bir araya getirdiği paydaşları ve Zirveden öne çıkan başlıkları paylaşır mısınız?

Görme Engellilerde Müzik Eğitimi Zirvesi’nin amacı, görme engelli bireylerin müzik eğitimi sürecinde karşılaşılan zorlukları ve bu zorlukları aşmada kullanılan yöntem ve teknikleri bir arada sunarak gerek müzik eğitimi almak isteyen görme engelli bireylerin gerekse her kademede görme engellilerle çalışacak olan müzik eğitimcilerinin kafasındaki soru işaretlerini gidermekti. Zirvede çeşitli üniversitelerde ve çeşitli alanlarda görev yapan görme engelli akademisyenler, meslek yaşamları boyunca çeşitli zamanlarda görme engelli öğrencilerle çalışmış akademisyenler, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokul ve liselerde görev yapan müzik eğitimcileri ve yakın zamanda üniversitelerin müzik bölümlerinden mezun olmuş müzisyenler bir araya geldi. Görme engellilerin müzik eğitiminde kabartma notanın önemi, görme engelli öğrencilerin orta öğretimden lisans eğitimi sonuna kadarki müzik eğitimi yaşamları, engelli öğrenci koordinatörlüklerinin gözünden görme engelli müzik öğrencileri, görme engellilerde müziksel işitme, okuma, yazma, armoni, kontr puan eşlikleme ve kompozisyon eğitimi, görme engellilerin kullanabileceği müzik teknolojileri ve bu teknolojilerin müzik eğitimi ve eğitim sonrası müzik yaşamındaki yeri, Türk müziği eğitimi ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapmakta olan görme engelli öğretmenlerin ihtiyaçları Zirvede konuşulan başlıca konular arasında yer aldı.

Görmeyenlerin çevrimiçi müzik kütüphanesi Engelsiz Nota’ya dair önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız çalışmalar var mı? Platformun çalışmaları ne şekilde devam edecek?

Engelsiz Nota projesi, görme engelli Türk müzisyenler tüm müziksel kaynaklara akranlarıyla eşit şekilde erişinceye dek devam edecek. Bu noktada Türkiye’de halen görme engelliler için bir kabartma nota üretim ve basım merkezinin olmaması, Türk halk müziği ve Türk sanat müziğinin görme engellilerce bilgisayarda okunup yazılamaması, müzik eğitimcileri ve akademisyenlerin görme engelli bireylerle yürütecekleri müzik çalışmaları sırasında nasıl bir yol izleyecekleri konusunda yaşadıkları kafa karışıklığı; görme engelli bireylerin müzik eğitimi sürecinde akranlarının yaşamadıkları sorunları yaşamasına ya da sürecin tamamen dışında kalmasına neden oluyor. Engelsiz nota, bu sorunların ortadan kaldırılması amacıyla gelecekte de çalışmalarını sürdürecek.

 Geçtiğimiz günlerde EGED’in 8. yılını kutladınız. Kuruluşunuzdan bu yana  görme engelliler için  yürüttüğünüz hak mücadelesinde edinilen kazanımları ve dernek olarak geldiğiniz noktayı bizim için değerlendirir misiniz?

EGED, görme engelli gençlerin ve eğitimcilerin kendi sorunlarını dile getirebileceği ve çözümü için aktif rol üstlenebileceği bir yapı bulunmaması ihtiyacından yola çıkılarak kuruldu. Gelinen 8 yıllık süreçte; hak temelli yaklaşım ve örgütlü mücadelenin önemi noktasında görme engelli gençlerde bir farkındalık oluşturduğumuzu söyleyebiliriz. Alana dair en önemli kazanımlarımızdan biri bu oldu. Ayrıca bilgi teknolojilerinin görmeyen bireylerin eğitim ve istihdam alanında kullanılması noktasında önemli kazanımlarımız oldu. Elektronik Yabancı Dil Sınavı’na görme engellilerin katılabilmesi ve Eğitim Bilişim Ağı’nda (EBA) yapılan kısmi erişilebilirlik düzenlemeleri de buna örnek olabilir. Bunların yanı sıra günümüzde görme engelli öğretmenlerin varlığı bilinir hale geliyor. Artık hem engelliler alanında çalışan sivil toplum kuruluşları hem de Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda geçmişe oranla bu konuyu daha fazla gündemde tutuyor. Sadece 8 yıl önce, görme engellilerin öğretmen olamayacağını yüksek sesle dile getirmekten çekinmeyen üst düzey bürokratların olduğu hatırlandığında, bu kazanımın son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

Mezopotamya Caz Müzik ve Dans Kültürü Derneği Kültür Sanat Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Diyarbakır’da faaliyet gösteren Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği, dans ve müzik aracılığıyla kültürler arası etkileşim, ifade özgürlüğü, çocuk hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında çalışıyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde kurumsal hibe desteği sağladığımız dernek, bu  hibeyi  kira ve muhasebe giderlerini karşılamak ve finansal sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak çalışmalar yapmak için kullandı. Mezopotamya Caz Müziği ve Dans Kültürü Derneği Proje Koordinatörü Hazni Demir ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgını sürecindeki çalışmalarını, sağladığımız kurumsal hibenin derneğe  katkılarını ve 2021 yılı için planlarını konuştuk.

COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan tedbirler Mezopotamya Caz Müzik ve Dans Kültürü Derneği olarak çalışmalarınızı nasıl etkiledi? Bu dönemde gerçekleştirdiğiniz çalışmaları bizimle paylaşır mısınız?

Aktif katılımcı sayımızın 100’ün üzerine çıktığı bir dönemde COVID-19 salgını sebebiyle 13 Mart itibariyle çalışmalarımızı askıya almak zorunda kaldık. Fiziki yakınlık gerektiren çalışmalarımızı bu tarihten itibaren Temmuz ayı başına kadar gerçekleştiremedik. Temmuz ayından sonra kısıtlamaların gevşetilmesi ile faaliyetlerimizi bu yeni dönemde nasıl sürdürebileceğimizi daha önce yaptığımız öngörüler ışığında test etme imkanı bulduk. Özellikle çocuklarla ve farklı sosyo-ekonomik düzeyden dezavantajlı gruplarla yapmak istediğimiz çalışmalar bulaş tehlikesi, kısıtlamalar ve bu gruplarla ilgili önceliklerin değişmesi sebebiyle gerçekleştirilemedi. Bu durumda salgın koşullarında kendi iç kapasitemizi arttırmanın daha verimli olacağına karar verdik ve bu doğrultuda yeni projeler yazmaya, var olanları dönüştürmeye ve dijitalleştirmeye başladık. Ayrıca hibe başlangıcında çalışmalarımızı ve çalıştığımız grupları bir merkezde toplayarak bir sosyal ve kültürel alan inşa etmeye çalıştığımız mekanın bu süreçte işlevsel olmayacağını gördük. Bu süreçte daha işlevsel ve verimli olacağını düşündüğümüz yeni bir modele geçiş yaptık. Ofis ve depo olarak kullanabileceğimiz bir mekan tuttuk. Dijital çalışmaların yanında daha gezici bir anlayışla bizim diğer gruplar ve kurumların alanlarına dahil olacağımız bir anlayış benimsedik.

Bu dönemde derneğin iç kapasitesini güçlendirmeye yönelik çalışmalar yaptığınızdan bahsettiniz. Bu çalışmaların kapsamından ve derneğinize katkılarından bahseder misiniz?

Özellikle salgın öncesi süreçte dans ve müzik alanlarında dezavantajlı çocuklar ve kadınlar ile çok verimli çalışmalar gerçekleştirdik. Dansın ve müziğin aslında bir form olduğu, evrenselliği, nasıl özelleştiği, bu formlar aracılığı ile haklar, bireysel-grupsal farklılıklara yaklaşımlar gibi konularda düşünsel ve eleştirel bir tartışma alanı açtık. Hibe sürecinde salgına rağmen farklı zamanlarda 35 çocuk ile atölyeler gerçekleştirdik. Salgın sonrası süreçte ise kendi gönüllülerimiz ve üyelerimiz ile çalışmalar yürüttük. Bu süreçte üyelerin ve gönüllülerin kapasitelerini arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdik.

Geliştirdiğimiz iş birlikleri temelde katılımcılarımızın kapasitelerini geliştirmeye yönelikti. Daha önceki döneme kıyasla şu anda sahaya çıkabilecek ve atölyeler düzenleyebilecek çok daha fazla üyemiz ve gönüllümüz var. Çalışmalarımız sonucu bir yandan dans ve müzik ile ilgili teknik kabiliyet ve yetkinliklerimizi arttırırken bir yandan da çocuk hakları, pedagojik yaklaşımlar, toplumsal kavramlar gibi konularda kendi içimizdeki tartışma alanımızı ve yürüttüğümüz çalışmaları genişlettik. Farklı dezavantajlı gruplarla iletişim ağımızı büyüttük ve olası projeler ve ortaklıklar üzerine bir portföy oluşturduk.

Bu süreç sonunda şimdilik, çocuklarla düzenlenecek atölyelerde yer alabilecek yetkinlikte 6 eğitmen ve gönüllümüz; caz müzik yaklaşımları, türleri ve sosyolojik bağlamları konusunda atölyelerde yer alabilecek 12 eğitmen ve gönüllümüz; yeni ortaklıklar geliştirebilecek ve proje tasarımı, yazımında yer alabilecek 4 kişilik bir ekibimiz oluştu.

2020 yılında hayata geçirdiğiniz Dem û Caz projesi kapsamında radyo ve podcast programları ile caz müzik tarihine dair bir arşiv oluşturmak için çalışmalarınıza başladınız. Bu projenin amaçlarını ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Caz müziği ve toplumsal konuların ilişkisini inceleyen Dem û Caz, 4 hafta süren 6radyo programı aracılığıyla kentte yeni bir perspektifle tartışma alanı oluşturmayı amaçladı. 12 genç katılımcı, farklı uzmanlar tarafından verilen toplumsal konularla ilgili kavramsal atölyeler ve radyo programcılığıyla ilgili teknik eğitimlere katılıp radyo programları hazırladı. Sonrasında bu programlar internet üzerinden ve bölgesel yayın yapan Radyo Amed’de Kürtçe olarak sunuldu. Programlar ayrıca yazılı bir kitapçık haline dönüştürülerek çevrimiçi olarak erişime açıldı.

Proje bir yandan toplumsal konuları farklı kültürel perspektiflerden düşünmeyi ve tartışmayı amaçlarken bir yandan da Kürtçe radyo yayınlarını takip eden insanların geleneksel müzik türlerinin yanında caz müzik türleri, şarkıları ve hikâyeleriyle Kürtçe olarak tanışmasını öngördü.

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Vakfımızdan aldığınız kurumsal hibe ile ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Bu hibenin dernek olarak çalışmalarınıza katkısından ve bu süreçteki öğrenimlerinizden bahseder misiniz?

Kültür Sanat Fonu kapsamında aldığımız hibe ile kurumsal giderlerimizi karşıladık. Kira ve muhasebe giderleri gibi kalemlerin yanında stüdyo dışında gerçekleştireceğimiz atölyelerde kullanmak üzere taşınabilir bir ses sistemi edindik. Bu da bize finansal sürdürülebilirliğimizi sağlamaya ve çalışmalarımızı geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya yönelik yeni projeler üretmeye ve gerçekleştirmeye yönelik alan sağladı.

Tüm bu süreçte kurduğumuz bağlantıları, geliştirdiğimiz fikirleri orta ve uzun vadeli planlamalar doğrultusunda tasarlamanın; alanın ve hedef kitlenin getirdikleri ve ihtiyaçları dönemden döneme değişebildiği için kurumsal olarak bu değişimleri öngörebilmenin ve daha kısa sürede çözümler yaratabilmenin gerekliliklerini birinci elden deneyimledik.

Mezopotamya Caz Müzik ve Dans Kültürü Derneği’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak?

Bahsettiğim model değişikliği doğrultusunda çok daha fazla kurum ve kişiyle ortaklaşarak etki alanımızı ve ulaştığımız kitleyi artırmayı planlıyoruz. Çalışmalarımızda disiplinlerarası bir metot izleyerek üretim yelpazemizi genişletebiliriz. Bu sayede çalışmalarımızda kullanacağımız yeni yol ve yöntemler geliştirmeyi de amaçlıyoruz. Salgın süreci ve sonrasının kültür ve sanat alanında yaratacağı değişikliklere biçim ve içerik açısından hazır olmayı istiyoruz.

İlgilenenler çalışmalarımızı internet websitemizden, Instagram hesabımızdan ve Swing Amed Youtube hesapları kanalından takip edebilir.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği ile Evde CANLI Kal Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Performans Sanatını Geliştirme Derneği (Performistanbul) insanı, insan bedenini ve zihnini konu alan performans sanatı disiplinini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgınının başından itibaren performans sanatçılarının üretimlerini desteklemek amacıyla hayata geçirdikleri Evde CANLI Kal projesi ile 89 sanat performansına ev sahipliği yapan Performistanbul, projenin Kültür Sanat Fonu tarafından desteklenen ikinci aşamasında sürecin çevrimiçi arşivini ve dokümantasyonunu oluşturarak dünya çapındaki performans sanatçılarının COVID-19 salgını ve salgının yarattığı travmaya kendi sanat üretimleri aracılığıyla nasıl tepki verdiği konusunda bir araştırma yürütecek. Bu süreçte elde edilen arşiv ve dokümantasyondan yola çıkılarak çevrimiçi bir sergi ve e-kitap hazırlanacak. Performistanbul İngiltere Temsilcisi ve Asistan Küratör Naz Balkaya, Kurucu Direktör ve Performans Küratörü Simge Burhanoğlu, Eş Direktör ve Küratör Azra İşmen ile yaptığımız röportajda derneğin performans sanatına dair hayata geçirdiği çalışmaları, Türkiye’nin ilk performans sanatları araştırma alanı olan Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı’nı ve Evde CANLI Kal projesinin yeni döneminde yapacakları çalışmaları konuştuk.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği’nin (Performistanbul) kuruluş amaçlarından yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle uluslararası bir performans sanatı platformu olarak Performistanbul, 2016 yılında performans sanatçılarını tek bir çatı altında birleştirmek ve projelerle buluşturmak üzere kuruldu.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği ise Performistanbul’un sürdürülebilirliği için hayata geçirildi. Dernek altında iki farklı yapı bulunuyor; uluslararası performans sanatı platformu Performistanbul ve canlı sanat araştırma alanı Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA). Platformun ve PCSAA’nın vizyon ve amaçlarının toplumsal boyutu doğrultusunda, halka açık ve akademik ya da kurumsal iş birliklerini destekleyecek bir yapıda kurgulanan kâr amacı gütmeyen çalışmaların sürdürülebilirliğini sağlamak adına Performistanbul Performans Sanatını Geliştirme Derneği ile ilerliyoruz.

Platform tarafında performans alanında sanatsal pratiklerini geliştirmiş sanatçılara ortak bir çatı sunuyor ve onlara kürasyon, prodüksiyon, organizasyon, arşiv ve belgeleme konularında destek veriyoruz. Performans sanatını farklı kurumlarla alanlara yayıyor ve çeşitli izleyici kitleleri ile buluşturuyoruz. Bugüne kadar, temsil ettiğimiz 11 sanatçı ve 70’in üzerinde proje bazlı sanatçı ile 160’ın üzerinde performansı çok çeşitli mekân ve ülkelerde hayata geçirdik. İş birliği gerçekleştirdiğimiz kurumlar arasında; Tate Müzesi, OMM Müzesi, Evliyagil Müzesi, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, IMC 5533, 2017 ve 2019 İstanbul Bienalleri, British Council Turkey, Galeri Zilberman, Pi Artworks, Apartment Project (Berlin), Garden Chapel (Londra), 2017 ve 2019 Uluslararası Venedik Performans Haftası ve Live Art Development Agency (LADA, Londra) bulunuyor.

Araştırma alanımızda, insanın fiziksel ve zihinsel sınırlarını ve toplumsal değerleri araştırmaya yardımcı olan performans sanatı disiplininin varlığını sürdürebilmesi için çalışmalar yapıyoruz.

Performans sanatının bilinirliğini artırmak, daha çok alana ve kuruma yayılmasını sağlamak, performans sanatçılarının üretimini desteklemek ve yeni sanatçılar yetiştirmek, performans sanatı disiplininin uluslararası arşivini oluşturarak hem bu alanla ilgili sanatçı, küratör ve araştırmacılara hem de insanı inceleyen bilimlere kaynak sağlamak adına faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

Dernek olarak Türkiye’nin performans sanatlarına dair ilk araştırma alanı olan Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı’nını da (PCSAA) hayata geçiriyorsunuz. Araştırma alanının amaçlarını ve sunulan kaynakların kapsamını paylaşır mısınız? Bu çalışmanın performans sanatının Türkiye’deki bilinirliğine nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Performans sanatı alanındaki bilgi ve arşiv eksikliğinin bu disiplinin gelişmesi ve sonraki nesillere aktarılması açısından büyük bir engel teşkil ettiğini fark ettik. Özellikle öğrenci ve genç sanatçılardan gelen talepler sonrasında bu kaynak yoksunluğunun gelecek işleri de riske sokmasından dolayı disiplinin arşiv ve eğitim tarafına da yöneldik. Bu disiplinin geçmişini ve tarihini bilmemiz gerekiyor ki bulunduğumuz yüzyıla uygun diller üretip yeni yaklaşımlar ortaya koyabilelim. Bu nedenle PCSAA’yı ciddi bir açığı kapatan, uluslararası platformda performans sanatı alanında önemli görevi olan bir girişim olarak görüyoruz.

PCSAA, Türkiye ve uluslararası coğrafyada performans sanatına odaklı, herkese açık, her alandan araştırmacılar için kaynak sağlayacak bir canlı sanat kütüphanesi ve arşivi. Canlı Sanat odaklı süreli yayın, kitap ve tezlerden oluşan kaynakların yanı sıra çok sayıda sanatçının performansından görsel ve işitsel kayıtlar ile performans kalıntılarından oluşan, her gün gelişmekte olan bir arşiv bulunuyor.

Bu doğrultuda, PCSAA’yı 2018 yılının sonunda hayata geçirdik. Londra’da bulunan Live Art Development Agency‘yi (LADA) baz alarak kurduğumuz araştırma alanımızın danışma kurulunda bu disiplinin uluslararası duayenlerinden küratör, performans, dans ve canlı sanat alanında uzman yazar Adrian Heathfield; LADA kurucu direktörü, küratör, yazar ve aktivist Lois Keidan; performans sanatçısı, Mobius’un kurucusu, School of the Museum of Fine Arts Boston’da Performans Sanatı Departmanı’nın kurucusu akademisyen Marilyn Arsem ve Performans sanatçı ikilisi, Venice International Performance Art Week’in kurucularından Verena Stenke ve Andrea Pagnes bulunuyor.

7.000 adet kitap kapasiteli alanımızda; 140 adedin üzerinde kitapla beraber akademisyenlerden gelen tez, uluslararası performans sanatçılarından gelen makale, fanzin, kitapçık, kartpostal, el ilanı ve poster gibi basılı malzemelerin yer aldığı 1.000’in üzerinde dijital ve fiziksel arşiv materyali bulunuyor. Bunun yanı sıra LADA arşivinden aktarılan 100’ün üstünde performans dokümantasyonu ile Performistanbul’un gerçekleştirdiği tüm performansların kayıtları ve eser niteliğindeki performans kalıntıları bulunuyor.

Yine kendi dilimizde kaynak ve içerik üretmek adına temelini attığımız Performistanbul Yayınları’nı, PCSAA ile birlikte bu alanda yabancı kaynakları Türkçe’ye çevirerek Türkiye’deki dijital platformlarda yayımlamak ve bu alanda daha fazla kaynak sağlamak amacıyla hayata geçirdik.

Performans sanatı, canlı sanat çalışmaları ve sanatçılar COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ne şekilde etkilendi? Bu süreçte kültür-sanat alanında ve özellikle de performans sanatı alanında ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için neler yapılabilir?

Bir sanat disiplininden bağımsız olarak küresel anlamda, her birey ve her sektör farklı şekillerde etkilendi. Sadece performans sanatçısı değil tüm sanatçıları ele aldığımızda hem üretimlerini hem de eserin izleyici/katılımcı ile buluşma kanallarını etkiledi. Kapalı alanlarda eserler izleyicilerle buluşamadığından buna alternatif olarak da yoğun biçimde çevrim içi buluşmalara ve platformlara öncelik verildi.

Bu dönüşüm hâli bazen bir sanatçı için bulunduğumuz koşullara uygun yeni bir alan oluşturarak itici bir güce dönüşebilirken başka bir sanatçı için ise bir duraksama/nefes alma dönemi oldu. Performans sanatı özelinde cevap verecek olursak da yaptığımız iş bedenimizde ve kendimizde olduğundan yaşadığımız sürece devam ediyor ve kendini yaşamın koşullarına adapte ediyor. Bu yüzden de kendimizi ve Performistanbul’u bu dönemde sorumlu bir platform olarak gördük ve durmadık.

Performansın canlı olma hâli ile birleştirici gücüne inanarak hem icra eden sanatçıya hem de katılan izleyiciye iyileştirici bir süreç sunmayı diledik. Kısaca, sanatçılar ya da inisiyatifler olarak kendi yapabildiklerimiz kadar üretimlerimize devam etmeye çalışırken ya da sadece “en basit hâliyle yaşamaya” çalışırken bir araya gelmek ve birbirini desteklemek daha anlamlı ve önemli hâle geliyor; hem desteklemeyi hem de desteklenmeyi umuyoruz.

Performans sanatı tarihine baktığımızda dijital mecraların bir “alan” olarak kullanılması, teknolojilerin ve internetin gelişmesiyle 90’lı yıllarda başladı ve ilk çevrim içi performanslar yapıldı. Dijital ve çevrim içi mecralar bizim için de yeni bir “dil” olmadı, yaşadığımız karantina sürecinin öncesinde de bazı ulaşılması zor olan performanslarımızı canlı yayın üzerinden seyirciye açmıştık.

Sanatçılar gibi bizler de bu süreçte yeni dijital diller arayışına ve araştırmasına girdik. Yeni döneme ayak uydurma yolları ararken hem küratöryel hem de pedagojik anlamda farklı yaklaşımlar, metotlar ve diller geliştirmiş olduk.

Bu dönemden ortaya çıkan ihtiyaçlara gelecek olursak, salgın döneminden önce de var olan başlıca konuları sanat alanında hukuksal altyapı eksikliği, kaynak ve fon yetersizliği, büyük sanat kurumlarının yapısının esnemeye yatkın olmaması olarak sıralayabiliriz.

Sanatın demokratikleştirilmesi ve herkese açık olmasını büyük bir adım olarak görebiliriz fakat bu kadar değerli üretime ücretsiz olarak erişim/ulaşım sağlanması sonrasında alanda nasıl bir dönüşüm yaratacağını henüz bilmiyoruz. Bu sorular ile ilgili alandaki aktörler olarak birleşerek birlikte çözümler aramamız ve üretmemiz gerekiyor. Bu nedenle bu süreçte bir topluluk oluşturmayı da önemsedik. Aynı akıma dahil olan sanatçıların birbirine bağlanması ve uluslararası bir destek/paylaşım ağını oluşturmak istedik.

COVID-19 salgını ve salgına karşı alınan önlemlerin bireysel ve toplumsal düzeyde çeşitli etkileri olduğunu gözlemliyoruz. Performans sanatının ve yaptığınız çalışmaların bu bağlamdaki iyileştirici gücüne dair görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Performistanbul olarak “Kapalıyız” dememiz performans sanatının doğası ile örtüşmeyecekti. Herkes gibi biz de bu dönemde “Bir şeyler yapmalıyız! Ne yapabiliriz?” diye düşündük, çoğu ortaya çıkardığımız proje gibi bu da bir ihtiyaçtan doğdu. Her zamanki gibi paylaşma hissinden, insanlarla her ne koşulda olursa olsun bir şekilde iletişime geçme ve bir araya gelme derdinden…

Aklımızdaki çıkış noktası yine birleştirme, iyileştirme ve tabii ki ev oldu!

Her şeyin doğuş noktası “Ev”, yani kendimiz, sonra da Ev-de “canlı” kalmak. Projenin ismi, Stay LIVE at Home’un (Evde CANLI Kal’ın) başlangıç noktası evleri birbirine bağlama arayışı oldu. 17 Mart 2020 tarihinde Performistanbul sanatçıları ile beraber başlattığımız bu küresel açık çağrı ile tüm dünyayı birleştirmek ve kendilerini ifade etmek üzere mecra arayışındaki sanatçılara destek olup sanatçıları platformumuzda buluşturmayı hedefledik. Bu sayede hem bizi izleyen seyircilerimize hem de katılım gösteren sanatçılarımıza bir iyileşme ve yenilenme süreci sunmanın yanı sıra performans sanatının bedensel ve zihinsel gelişiminin her türlü zamanda ve mecrada sürdürülebilir oluşunu göstermeyi umduk. Evdeki seyircilere canlı bir süreç sunarak durmak yerine – fiziksel temas olamasa da – kamera aracılığı ile dokunmaya, farklı duyular ve araçlar üzerinden devam etmek istedik.

Hedefimiz sanattan öte yaşamı en gerçek hâli ile paylaşmak, sanata değil samimi bir şekilde yaşamın canlı sürecine odaklanmak oldu. Performansların canlı yayınlanması, sunulan sürecin doğaçlama tekniğine dayalı olması ve performans sürelerinin yaşamlarımızla kesişmesi (kimisinin aralıksız 14 gün ya da ucu açık şekilde karantina sürecinin sonuna kadar gibi uzun süre boyunca devam etmesi veya kısa süreyle hayatımıza dahil olması) projemizi birleştirici bir güç olarak sunmamızı sağlıyor. Performansın içerikleri de aslında katılan sanatçının içinde bulunduğu ruh hâliyle içinde bulunduğu coğrafyanın yansımalarını da ister istemez taşıyor. Bu gerçeklik ve samimiyet de bizleri birbirimize yakınlaştırıyor ve bağlıyor. Her ne kadar çevrimiçi bir platformda olsak da bazı performanslar tamamen interaktif biçimde ilerleyebiliyor. Sosyal medya aracılığı ile izleyiciyi de hareket geçiriyor böylece sürecin bir parçası hâline geliyor. İzleyicilerin katılımı ile oluşan performanslarda organik bir bağ kuruluyor. Özellikle uzun soluklu, belirli bir süre zarfına yayılan performanslarımızda seyirci, sanatçının doğal ve samimi bir şekilde sunduğu gerçek yaşantısının bir parçası hâline geliyor ve bu performansın kendi günlük hayatına eklenmesi ile yalnız hissetmiyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız Evde CANLI Kal – Ev Performansları Serisi projesinin amacını ve bu kapsamda yapacağınız çalışmaları anlatır mısınız?

Projeyi ilk olarak platformumuz Performistanbul sanatçılarıyla paylaşıp kendi evimizden nasıl diğer evlere bağlanabileceğimizi düşünerek Evde CANLI Kal serisini beraberce hayata geçirme kararı aldık. Farklı mecralar üzerinden açık davetimizi yayınladık ve bizimle ilişkisi olan tüm sanatçıları davet ettik. Şimdiye kadar “Stay LIVE at Home – Ev Performansları” serisi kapsamında 15 ülkeden 58 sanatçı 89 performans gerçekleştirdi. Projenin kendi içinde organik olarak devam etmesini sağlamak adına katılan sanatçılar başka bir sanatçıyı aday gösterdiler, böylece her katılan sanatçıyla bir paylaşım zinciri ve topluluk oluşturuldu. Her şeyden bağımsız bu ağı kurmayı ve bu sürdürülebilir hissi ortaya çıkarmayı amaçladık.

Doğası gereği tamamen beden ve temas üzerine kurulu fiziksel bir sanat disiplini olan performans sanatının dijital bir platforma nasıl taşınabileceğinin araştırmasının yapılması; bu dönüşümün hem disiplini hem de sanatçı-izleyici ilişkisini nasıl etkilediğinin incelenmesi; bugüne kadar çoğunlukla fiziksel olarak işlenen disiplinin dijitalde geliştirdiği yeni dilin sanatsal pratiklere yeni bir dil veya farklı bir sanat pratiği olarak nasıl dahil edilebileceği; bu dönemde dünyanın farklı yerlerinde farklı pratiklerden nasıl çalışmaların ortaya çıkabileceği gibi konuları araştırmak üzere toplanan arşiv üzerine çalışılması gerekiyor. Bu araştırmaya yeni kişiler katarak daha derine götürebilmek ve sonucunda bir e-kitap ile dijital arşiv formatında yeniden izleyiciye sunmak için yapılacak çalışmayı Kültür Sanat Fonu sayesinde hayata geçirebileceğiz. Araştırma çalışmalarımız sona erdiğinde, bir dizi sanatçı konuşması ve atölye gerçekleştirerek bulgu ve çıktıları tartışmaya açmayı amaçlıyoruz. Topluluğu bir arada ve canlı tutabilmek ve projenin çıktılarını topluma kazandırabilmek için de sanatçılarla düzenli buluşmalar yaparak ilerliyoruz.

Bu heyecanlı yolculukta bize eşlik eden, projemize ve bu disipline inanarak bizleri destekleyen Turkey Mozaik Foundation’a ve Sivil Toplum için Destek Vakfı’na tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hibe verdiğimiz Kalkınma Atölyesi mevsimlik gezici tarım işçiliğinde insana yakışır yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması ve farklı sektörlerde çocuk işçiliği ile mücadele alanlarında çalışmalar yapıyor. Kalkınma Atölyesi, fon kapsamında desteklediğimiz Sihirli Lamba projesi ile mevsimlik tarım işçilerinin kendilerini ifade etme becerilerinin sinema sanatı aracılığıyla güçlenmesi ve kendi çektikleri kısa filmlerin hak ihlallerine karşı bir savunu aracı haline gelmesi için çeşitli faaliyetler gerçekleştirdi. Kalkınma Atölyesi Sihirli Lamba Projesi Koordinatörü Sinem Sefa Akay ve Araştırma Uzmanı Özgür Çetinkaya ile yaptığımız röportajda mevsimlik tarım işçilerinin COVID-19 sürecinde daha da derinleşen sorunlarını ve Sihirli Lamba projesi kapsamında mevsimlik tarım işçileri ile birlikte hazırladıkları kısa film, kısa belgesel ve dijital albümü konuştuk.

Mevsimlik tarım işçileri gibi dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Sahadaki tecrübenizden ve bu dönemde yaptığınız araştırmalardan yola çıkarak salgının mevsimlik tarım işçileri üzerindeki etkilerinden ve bu grupların öne çıkan ihtiyaçlarından bahseder misiniz?

Aslında yıllardır dile getirilen sorunlar ve mevcut ihtiyaçlardan daha farklı çok az şey ortaya çıktı. Bu insanların çalışma ve yaşam koşulları salgın öncesinde de çok farklı değildi. Salgın deneyimledikleri eşitsizlikler çerçevesinde bir büyüteç işlevi gördü ve mevcut sorunların ne kadar derin olduğunun ortaya çıkmasını sağladı. Bugünlerde derin yoksulluk olarak tartışılan konu bu aslında. Kalıcı hale gelen ve gittikçe içinden çıkılmaz bir hâl alan derin yoksulluk salgınla kendini daha net gösterdi. Yaptığımız ilk araştırmada görüştüğümüz tarım aracıları bize bilmediğimiz şeyler anlatmadılar, var olan sorunların salgınla birlikte nasıl katlanılmaz bir hale geleceğinden dem vurdular. Mesela kalabalık bir şekilde daracık alanlarda konaklama şartlarında “Sosyal mesafeye nasıl uyacağız?” diye soruyorlardı. Yaşam alanlarında su, tuvalet ve banyo problemleri var. Bu, insanların en büyük ihtiyacı. Salgın ile birlikte “Kişisel hijyene nasıl dikkat edelim?” diye soruyorlardı. Mevsimlik tarım işçilerini konuştuğumuzda “virüs öldürmezse açlık öldürecek” diyerek evde kalamayan kişilerden bahsediyoruz. Özellikle salgının ilk 3-4 ayında var olan az bilgi ve iyi yönetilemeyen bilgilendirme süreçlerinden dolayı herkes kadar endişeliydiler. Bazıları bu süreçte yola çıkmadı ve çalışmaya gidemedi. Kimileri ise alınan ulaşım tedbirlerinden dolayı normalinden daha fazla yol masrafı yaptı. Kısacası her durumda gelir kaybına uğradılar. Virüs ile yoksulluk arasında kaldılar. Ancak bu gelir kayıpları kapsayıcı ve düzenli bir şekilde giderilmedi. Açıklanan birçok destekten kayıt altında olmayan bir alanda çalıştıkları için yararlanamadılar. Çalışmak için bulundukları yerlerde gıda ve hijyen paketleri alanlar oldu. Ayrıca bu yardımlar düzenli şekilde yapılmadı. Kimi illerde sağlık taramasından geçtiler ya da salgın ile ilgili bilgilendirme yapıldı ama bu da düzenli olmadı. O dönem artışa geçen gıda fiyatları, hijyen malzemelerine ve kişisel koruyucu ekipmanlara erişimde yaşanan güçlükler mevsimlik gezici tarım işçilerini daha fazla etkiledi. Normalde eğitim yaşamları pamuk ipliğine bağlı olan mevsimlik gezici tarım işçilerinin çocukları, kimi zaman altyapı eksikliklerinden kimi zaman da çalışmak zorunda olduklarından uzaktan eğitime çok büyük oranda erişemediler. Derinleşen yoksulluk, güvencesiz çalışma ve düşük ücretlerin getirdiği zorluklar mevsimlik gezici tarım işçileri hanelerinde doğrudan çocuğa yansıyor. Özellikle okulların kapanması ve uzaktan eğitimin bu gruba çok uzak kalması birçok çocuk için tarlada çalışmayı tek seçenek haline getirdi. Bu noktada, mevsimlik tarım işlerinde belirli bir ağırlık kazanan Suriyeli göçmenleri düşündüğümüzde özellikle Suriyeli ailelerin çocuklarının durumu eğitim açısından çok daha kötü bir halde diyebiliriz. Özetle; gelir kayıpları, sosyal yardımlara erişimde yaşanan zorluklar, sağlık hizmetlerine ulaşamamak, çocuklar için uzaktan eğitim problemleri ile tarlada çalışmak zorunda kalmak ve kadınlar için bir taraftan çalışma bir taraftan artan ev işleri ve çocuk bakımı ile gündelik yaşam yükünün birkaç katına çıkması bu süreçte karşımıza çıkan temel sorun alanlarıdır diyebiliriz. Kamu kurumları tarafından mevsimlik gezici tarım işçileri için çok çeşitli önlemler alındı ancak bunların çoğunun pratikte karşılığı yoktu. Bazı önlemler ulaşım konusunda olduğu gibi işçiler için ekstra maliyete yol açtı ama ilave maliyetlerin nasıl karşılanacağı kimse tarafından dile getirilmedi. Sonuçta işçiler normalden daha fazla yol parası ödediler. Diğer taraftan her ne kadar bu kadar çok sorunu ortadan kaldırmasa da olumlu gelişmelerin de yaşandığını söyleyebiliriz. Özellikle bu işçilerin daha görünür olması, illerde kamu otoritesinin sorumluluğunda olan geçici konaklama alanları ile ilgili çalışmaların hızlandırılması ve belgesiz tarım aracılarının yol izni alamamasından dolayı belgelendirme çalışmalarının artması gibi konuları kendi açımızdan ileriye dönük olumlu gelişmeler olarak görüyoruz. Ama elbette yeterli değil.

Kültür Sanat Fonu’nun 2019 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe kapsamında gerçekleştirdiğiniz Sihirli Lamba projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler projeyi ne şekilde etkiledi?

Turkey Mozaik Foundation’ın finansmanı ve Kültür Sanat Fonu’nun desteği ile Adana’da bulunan Atom Film iş birliğinde yürüttüğümüz Sihirli Lamba Projesi, kültür ve sanat faaliyetlerinin hak temelli savunu yapmak ve insan hakları konusunda farkındalık yaratmak için uygulanabileceğinin güzel bir örneği oldu. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin belirli süreli konakladıkları çadır yerleşimleri sakinleri için günlük yaşam ve çalışma birbirinden ayrılamayan, sürüp giden bir döngü gibi yaşanıyor. 24 saat ve 7 gün aylarca işleyen bir fabrikaya benzeyen bu yerleşimlerdeki yediden yetmişe tüm bireyler için televizyonda veya sosyal medyada gördükleri şeyler ulaşılmaz ve gerçek dışı. Projemiz, beyaz perdeyi bu kez çadır içine kurarak ve yönetmenleri, yani o ulaşılmaz ve gerçek dışı olan şeyleri kurgulayanları ve çekenleri, bilgi ve deneyim kaynağı haline getirerek sinema sanatının inceliklerini aktarmayı ve az bir zamanda bile olsa yaşatmayı amaçladı. Proje kapsamında Adana, Köylüoğlu Mahallesi yakınında bulunan mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerin yaşadıkları geçici çadır yerleşiminde 3 günlük bir atölye çalışması yaptık. Yönetmen ve film yapımcıları Tufan Şimşekcan ve Ozan Sihay tarafından sinema tarihi, film çekimi, senaryo, kurgu, görüntü ve ses kaydı gibi konuların uygulamalı ele alındığı Sinema Atölyesi’ni gerçekleştirdik. İnsan hakları, çocuk hakları ve özellikle mevsimlik gezi tarım işçisi hanelerin yaşam ve çalışma koşullarına dair sohbetlerin de yapıldığı 2 günün sonunda katılımcılar kısa film olarak çekmek istedikleri hikayeleri ve kimlerin hangi görevleri üstleneceğini belirlediler. Son gün ise katılımcılar kendi seçtikleri hikâye ve çekim mekanlarında yönetmenlerin rehberliğinde kısa film ve belgesel çekimlerini gerçekleştirdiler. Tüm süreç ayrıca Atom Film ve Kalkınma Atölyesi uzmanları tarafından fotoğraf ve video çekimleri ile belgelendi.

Sihirli Lamba projesi kapsamında Şubat 2020’de Adana’da tamamlanan sinema atölyesi ve kısa film çekimlerini Ankara ve Konya’da da gerçekleştirme hedefimiz vardı. Ne var ki sunum sırasında projeksiyon kullanılması nedeniyle sinema atölyesinin çadır içinde gerçekleştirilmesi gerekliliği ve çekimler esnasında kişilerin birbirine yakın durması olasılığı, korona virüsün bulaşma riskini artırdığından Ankara ve Konya faaliyetlerinin 2020 Temmuz ayı yerine 2020 Eylül ayına ertelenmesi söz konusu oldu. 2020 Eylül ayına gelindiğinde ise, vaka sayılarındaki artışlar ve riskin mevcudiyetinin hem bizler hem mevsimlik tarım işçileri ve aileleri için sürmesi nedeniyle projeyi planladığımız 3 ilde atölyeler yerine bir ilde atölye ve çekimler ile dijital fotoğraf albümü tasarımı-basımı ve 10 Aralık İnsan Hakları Gününde çevrimiçi kapanış/gösterim etkinliği ile tamamladık.

Sihirli Lamba projesi kapsamında beraber çalıştığınız mevsimlik tarım işçileri ile birlikte çektiğiniz filmlerden ve süreci anlatan fotoğraf albümünden bahseder misiniz? Projeye dahil olan mevsimlik tarım işçilerinden ve ailelerinden süreç boyunca nasıl geri dönüşler aldınız?

Tüm saha çalışmalarımızda, mevsimlik gezici tarım işçilerinin konaklama mekânları olan geçici çadır yerleşimlerinde yaşayanların çoğu bizlerle hayallerinin veya umutlarının çok dar kapsamlı olduğunu, yaratıcılıklarını geliştirecek ne imkân ne de sosyo-kültürel uyaran olmadığını paylaştılar veya biz sohbetlerimizden bunu çıkardık. Sihirli Lamba projesi, sinema sanatına dair bilgileri biraz da ilham ve cesaret ile sunarak hak temelli çalışmalarda kilit nokta olan elverişli ortamı sağlamanın etkisini gösterdi. Atölyeler, planlama, çekim derken ilk günden son güne kadar yaşananları belgeleyen fotoğraflar ile Topukla ve Tersine isimli iki adet kısa film*, bir adet kısa belgesel ve bir adet kamera arkası çekimlerini içeren dijital albüm İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde hazırlandı. Bu dijital albüm kendi yaşamlarını ve haklarının ihlalini ortaya koyan bir savunu aracı oldu.

2020 en temel hak olan yaşam hakkı açısından yıkıcı bir yıldı. Kriz ve acil durum dediğimiz şey, yeni normalimiz oldu. Ayrımcılığa uğrayanlar, ötelenenler sağlık hakkı başta olmak üzere birçok hak ve temel hizmetten yine yararlanamadılar. Sihirli Lamba projesi kentin çeperlerinde birçok olanaktan ve hizmetten uzak olan bu bireyleri sinema sanatı ile tanıştırıp onları sanata yakınlaştırma fikri üzerine kurgulandı. Mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerdeki bireylerin kendi hikayelerini anlatmak ve sorunlarını çözmeye katkı vermek için sanatı bir iletişim aracı olarak kullanmaları hem hoşlarına gitti hem de onları düşündürdü. Dijital fotoğraf albümünün son sayfalarında yer alan kamera arkası videosunda paylaşılan “Hoşuma gitti, olsa da devam ederim” temennisi daha çok kişiye ulaşılabilecek benzer faaliyetleri yapma isteğimizi arttırdı.

Kalkınma Atölyesi olarak, COVID-19 salgınının birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki etkilerini ortaya koymak için birçok araştırma yayımladınız. Bu süreçte yaşananları veriler ve araştırmalar yoluyla gözler önüne sürmeye önem vermenizin nedeni nedir? Bu araştırmalardan öne çıkan ve ortaklaşan bulguları bizimle paylaşır mısınız?

Kalkınma Atölyesi özellikle mevsimlik gezici tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşulları ile tarımda çocuk emeği konusunda neredeyse kurulduğundan bu yana 18 yıldır kanıt temelli çalışan bir örgüt. Bu da beraberinde saha çalışmalarını ve doğrudan etkilenen kişilerle ve ailelerle görüşmeyi, onların deneyimlerini aktarmayı zorunlu kılıyor. Bu şekilde saha çalışması ve sahadan elde edilen verilere dayalı bulgularla konuşmamız, gündeme getirdiğimiz sorunların geçerliliğini artırıyor. Bunların hepsi gerçek, gerçekten oluyor ve biz bunları uygun bir şekilde bir araya getirip yayınlayarak bir kamuoyunun oluşmasına aracılık ediyoruz. Yine bu şekilde elde edilen bulguların yaygınlaştırılması savunuculuk çalışmaları bakımından da güvenilirlik anlamına geliyor. Sadece bizim için değil bu alanda bir şeyler yapmaya çalışan her kurum ve kişi için bu böyle. Örneğin mevsimlik gezici tarım işçilerinin ücret konusu uzun zamandır tartışmalı bir konu. Bu konuda net bir düzenleme veya kanun yok ancak anayasa maddeleri var. Tarım işçileri aylık asgari ücretin altında ücret alamazlar. Günlük ücretlerde bu şekilde hesaplanmalı. Ancak bu her zaman böyle olmuyor. Bunun böyle olmadığının ve nasıl olması gerektiğini dile getirmenin ve bu konuya dikkat çekmenin yolu işçilerin farklı ürün, bölge ve tarımsal işlerde aldığı ücretleri bir araya getirmek ve bunları yayınlamaktan geçiyor. Diğer türlü attığımız adımlar, dile getirdiğimiz sorunların temeli hep eksik, boş kalıyor. Süreç içinde yaptığımız araştırmalarla ortaya çıkan bazı konulara yukarıda değinmiştim. Özetle, bu süreçte mevsimlik gezici tarım işçilerinin gelirlerinde bir düşüş oldu, artan gıda fiyatları da bu düşüşün etkisini daha da perçinledi. Salgının ilk üç ayında ulaşım masrafları işçi aileleri fazlasıyla zorladı ve yine gelirde düşmelere neden oldu. Tüm bu gelir kayıpları işçi aileler için daha fazla borçlanma demek. İşçiler belirli oranda ayni ve nakdi sosyal yardımlardan yararlandılar ancak bu düzenli bir şekilde olmadı. Genellikle geçici çadır yerleşimleri olan yaşam ve çalışma alanlarında salgına yönelik devletin açıkladığı tedbirler tam olarak uygulanamadı. Normal zamanlarda dahi halk sağlığı açısından riskler taşıyan koşullar çoğu zaman değişmeden devam etti ve üzerine bir de bulaş riski geldi. Elimizde işçilerin ve ailelerin çalışmaya gittikleri yerlerde ne düzeyde hastalığa yakalandıkları, ne kadar süreyle karantinada kaldıkları, ne kadar test yapıldığı gibi veriler maalesef mevcut değil. Kendi saha çalışmalarımızdan da bunu net bir şekilde ortaya koyamadık. Virüsün bu gruba ulaşmadığını düşünmek veya etkilenmenin az olduğunu öne sürmek ancak iyi niyetli bir temenni olur. Gerek ulaşım araçlarının azlığı gerekse virüs korkusu aynı zamanda sağlık kuruluşlarının dönem dönem sadece salgına yönelik çalışması bu insanların sağlık hizmetlerine ulaşmalarında çeşitli aksaklıklar yarattı. Kimi işçiler saha çalışmamızda özel hastanelere gitmek zorunda kaldıklarını dile getirdiler. Uzaktan eğitim ve çocuklar üzerinde en çok durulması gereken konu aslında. Etkileri uzun zamanda daha net ortaya çıkacak. Bizim gördüğümüz durum uzaktan eğitimin bu çocuklara çok uzak kaldığı gerçeği. İnternetin olmayışı, gerekli teknolojik araçlara sahip olmama, yönlendiren kimselerin olmaması gibi birçok faktör bu çocuklar için uzaktan eğitimi ulaşılmaz kıldı. Okulların kapanması ile birlikte belirli bir yaşın üstünde çocuklar için çalışmak tek seçenek olarak kaldı. Tarımda çocuk işçiliğinin arttığını söyleyebiliriz. Hatta düşen hane gelirleriyle birlikte bu grup için çocuk emeğinin tarım dışı alanlarda da ortaya çıkacağını ön görebiliriz. Özellikle 12-13 yaşından itibaren çalışma yaygınlaştı. Diğer taraftan uzaktan eğitime ulaşamama bir kısım çocuk için okul yaşamlarının artık bittiği anlamına da geliyor. Her şey normale döndüğünde okul yaşamları normale dönemeyecek çocuklar var artık. Bunun etkisini özellikle yoksul ve dezavantajlı kesimler için uzun vadede göreceğiz. Kısacası; yaptığımız araştırmalarda salgın döneminde mevsimlik gezici tarım işçileri hanelerin gelirlerinin azaldığı, harcamaların özellikle de gıda harcamalarının arttığı, önceki birikimlerin harcandığı, düşen ve kaybolan gelirlerden dolayı borç yükünün arttığı, bu noktada alternatif finansal kaynaklara erişimin çok kısıtlı olduğu ve ileriye dönük ekonomik bir endişenin olduğunu gördük. Mevsimlik gezici tarım işçisi hanelerinin geçmişten günümüze uzanan ekonomik kırılganlıklarının arttığı ve dayanma güçlerinin azaldığı gözlemledik. Bu ekonomik koşulların okulların erken kapanması ve kapsayıcı sosyal güvenlik ve destek mekanizmalarının darlığı ile birlikte çocukları daha erken yaşlarda ve daha uzun sürelerde tarlada çalışmaya ittiğini söyleyebiliriz.

Kalkınma Atölyesi’nin 2021 yılında öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Tarımda çocuk işçiliği ve mevsimlik gezici tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi her zaman olduğu gibi yine en önemli gündemimiz. Özellikle UNICEF Türkiye desteğiyle gerçekleştirdiğimiz korona virüsün mevsimlik gezici tarım işçileri ve aileleri üzerindeki etkilerine yönelik saha çalışmasının raporunun tamamlanmasından sonra ortaya çıkan tabloda derinleşen sorunların nasıl çözüleceğine ve olumsuz etkilenmenin özellikle çocuklar açısından nasıl hafifletilebileceği üzerine çalışmaya devam edeceğiz. Bu alandaki en büyük boşluklardan biri olan çalışma ilişkilerine yönelik yasal düzenlemeler ile eğitim ve sosyal haklar üzerinde durmak istiyoruz. Bu konuda hem uluslararası örnekleri inceleyeceğiz hem de elimizden geldiği kadar bu konuda çalışan diğer sivil bileşenlerle etkili savunuculuk çalışmaları yapmak istiyoruz.  Diğer taraftan uzun yıllardır gerçekleştirdiğimiz araştırmalardan yola çıkarak uygulamaya dönük özellikle yaşam alanlarında temel hizmetlerin sağlanmasına yönelik model geliştirme ve deneme çalışmalarına ağırlık vermeyi planlıyoruz. Bunların yanında fon bulduğumuz takdirde iklim değişiminin mevsimlik gezici tarım işçilerine etkileri konusunda da bir araştırma çalışmasını gerçekleştirmek istiyoruz.

Kültür Sanat Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Semaver Kumpanya ile Kurumsal Hibe Sürecini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağladığımız Semaver Kumpanya, sanatsal üretimi ve aktiviteleri şehir merkezinden uzağa taşımak ve bu yolla sanata sınırlı erişimi olanların da sanatsal faaliyetlerden faydalanmalarını sağlamak amacıyla Kocamustafapaşa’daki sahnesinde tiyatro oyunları sahneliyor ve tiyatro atölyeleri düzenliyor. Kurumsal hibe desteğimizi kira giderlerini karşılamak için kullanan Semaver Kumpanya, bu sayede sanat üretimini salgın döneminde de sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. Semaver Kumpanya’dan Volkan M. Sarıöz ile yaptığımız röportajda Semaver Kumpanya bünyesindeki tiyatro kütüphanesini ve özel tiyatroların COVID-19 salgınının nedeniyle yaşadığı zorlukları konuştuk.

Semaver Kumpanya’nın kuruluş hikayesini ve yaptığınız çalışmaları paylaşır mısınız? Bir kooperatif olarak kurulmayı tercih etmenizin sebepleri nedir?

Semaver Kumpanya 2002 yılında Işıl Kasapoğlu tarafından, öğrencileri ve Haliç’in öte yakasında tiyatro hayalini destekleyen arkadaşlarıyla birlikte kuruldu. Semaver Kumpanya başlangıçta bir kooperatif olarak başlamadı. İlerleyen dönemde içinde barındırdığı oyuncuları ve çalışma prensibiyle birlikte kooperatif olmaya karar verdi. Semaver Kumpanya yapı olarak oyuncu, dekorcu, sesçi, ışıkçı, kostümcü, dramaturg ve yazarlarıyla kolektif bir çalışma prensibini seçtiğinden ve kumpanya olarak varlığını sürdürmek istediğinden dolayı kooperatif olma kararı aldı.

Semaver Kumpanya çalışmalarını Fatih Kocamustafapaşa’da bulunan Çevre Tiyatrosu’nda gerçekleştiriyor. Kültür-sanat kurumlarının genellikle şehir merkezinde olmayı tercih ettiğini düşündüğümüzde, sizin için bulunduğunuz yerin ve Çevre Tiyatrosu’nun önemi nedir?

Çevre Tiyatrosu bizden çok önce vardı. 1972’de Altan Erbulak’la başlayıp Nejat Uygur’la devam etmiş köklü bir yeri olan bir mekandı. Biz de Haliç’in öte yakasında tiyatro diyerek Çevre Tiyatrosu’ndaki çalışmalarımıza başladık.

Semaver Kumpanya bünyesinde, içeriği sadece tiyatro kitapları ve metinlerinden oluşan Türkiye’nin ilk tiyatro kütüphanesi de yer alıyor. Böyle bir kütüphane oluşturmanızın nedenini ve bu kütüphane aracılığıyla nasıl bir katkı sağlamayı istediğinizi paylaşır mısınız?

Evet gayet güzel bir kütüphanemiz var. Oluşma sürecinde pek çok değerli insanın katkısı oldu. Şimdiye kadar pek çok tiyatro öğrencisi faydalandı ve faydalanmaya devam ediyor. Ayrıca mahalle sakinleri de tiyatromuzun fuayesinde kitaplarla birlikte vakit geçirebiliyor. Kitapların kullanımında herhangi bir kısıtlama bulunmuyor. Gelecekte kütüphanemizin kullanımını daha profesyonel bir anlayışla daha geniş bir kesime açmayı planlıyoruz. Bu kütüphane bizim için çok değerli, hem kütüphanenin oluşumunda katkıları bulunan değerli insanların anıları adına hem kütüphanemizin içeriğinin tiyatro sanatına özel olması nedeniyle bizim için büyük bir anlam taşıyor.

 Kültür-sanat kurumlarının özellikle de tiyatroların COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının getirdiği koşullar Semaver Kumpanya’yı ve özel tiyatroları ne şekilde etkiledi?

COVID-19 salgını, tiyatroları çok etkiledi. İşimizi yapamaz olduk. Tiyatromuzu ayakta tutmak için çok uğraşıyoruz, her şeyin ödemesi maalesef devam ediyor. Ne yazık ki bünyemizde çalışan insanların pek çoğu bu süreçte işsiz kaldı. Salgın bizim mesleğimizi can evinden vurdu. Tüm dünyadaki meslektaşlarımız aynı durumda. Bu sırada en çok zarar görecekler daha küçük ölçekli tiyatrolar oluyor ve elden bir şey gelmiyor. Tabii ki bu zorlu günler sağlıkla bittiğinde işimizin başına çok daha istekli ve dolu bir şekilde dönmek için hazırlanıyoruz. Seyircimizle sıcacık salonlarda yeniden hikayelerimizle buluşmayı dört gözle bekliyoruz.

Semaver Kumpanya’ya Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Hibeyi ne şekilde kullanacaksınız? Bu hibenin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Kurumsal hibeyi tiyatromuzun bulunduğu mekanın kirasının bir kısmını ödemek için kullanacağız. Bu süreçte en azından evimizi elimizde tutmuş olacağız. Sağlık olsun, gerisi de olur diyeceğiz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 Döneminde Desteklediğimiz Yükleniyor Çağdaş Sanat Derneği ile Çalışamlarını Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Diyarbakır’da faaliyet gösteren Yükleniyor Çağdaş Sanat Derneği (Loading), sanatçıların düşünce, üretim ve proje aşamalarında karşılaştıkları sorunları konuşarak çözmek, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinden bugüne gelen güncel sanat pratiklerini arşivlemek ve Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığı ile etkileşimini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde kurumsal hibe desteği sağladığımız Loading, dijital dönüşüm konusundaki kapasitesini güçlendirmek ve mevcut çalışmalarını çevrimiçi platformlara taşımak amacıyla kullanıyor. Loading Program Koordinatörü Dicle Beştaş ile yaptığımız röportajda Diyarbakır’daki güncel sanat pratiklerini arşivleyerek kültürel hafıza yaratmak amacıyla yürüttükleri Loading Arşiv’i; sanatçı, küratör, yazar ya da araştırmacıların çalışmalarını destekledikleri misafir programını ve sağladığımız kurumsal hibe kapsamında yapacakları dijital dönüşüm çalışmalarını konuştuk.

Yükleniyor (Loading) Çağdaş Sanat Derneği’nin kuruluş amaçlarını ve bu kapsamda yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Loading, Diyarbakır’da yaşayan ve üreten sanatçılar Cengiz Tekin ve Erkan Özgen’in girişimleriyle, kentin 2000’li yılların ilk çeyreğinde başlayan güncel sanat pratiklerini arşivlemek amacıyla, genç sanatçılar ve sanatçı adaylarının yararlanabilecekleri kâr amacı gütmeyen bir güncel sanat mekânı olarak kuruldu. Öncelikle koordinatörlüğünü üstlenmekten çok keyif aldığım bu kurumun ekip üyelerinden biri olmanın yanı sıra mekanın sıkı bir kullanıcısı olduğumu da belirtmek isterim.

Loading, çalışmalarını üretmek, deneyimlemek, sergilemek, tartışmak ve kendi süreçlerini kolektif olarak şekillendirmek isteyen sanatçılara ve araştırmacılara yönelik açık bir mekan. Bu bağlamda, yaratıcı alanlarda ticari kaygılara ve kısıtlamalara bağlı kalmaksızın atölyeler, sanatçı ve küratör söyleşileri, video ve film gösterimleri, sergiler ve mekansal deneyler üzerinden diyaloğu ve etkileşimi destekleyen, katılımcı ve süreç odaklı çalışmayı önemseyen ve uluslararası sanat kurumlarıyla iş birliğine açık bir sanat politikasını benimsiyor.

Yine bu doğrultuda, Diyarbakır ve çevresinde yaşayan sanatçıların ve sanat takipçilerinin düşünce, üretim, proje ve sergileme süreçlerine olanak ve motivasyon sağlamak ve Diyarbakır’da, uluslararası çağdaş sanat pratiklerini bireyler için daha ulaşılabilir kılmak için  çalışıyoruz.

Kurumumuzun en önemli hedeflerinden birinin de 2000’li yıllardan günümüze, Diyarbakır’da kurumsal ya da kişisel düzeyde gerçekleşen çağdaş sanat etkinliklerini arşivlemek olduğunu sıkça vurguluyoruz. Bu arşivi de araştırmacı ve sanatçılara ulaşılabilir kılmanın imkan ve kısıtların neler olduğu hakkında tartışıyoruz ve buna dair projeler geliştiriyoruz.

Loading Mekan’ın kullanıcısına sağladığı bir diğer olanak da bünyesinde pek çok süreli yayın ve kaynak barındırdığı kütüphanesi. Arşiv çalışmalarının yanı sıra, kütüphanemizi güncel-çağdaş sanat araştırmaları için genişletmeye, uluslararası sanat kurumlarıyla iş birliğine giderek süreli sanat yayınları ve kaynak kitapların Loading üzerinden bölgedeki sanat üreticileri ve genç sanat yazarlarına ulaşımını sağlamak için çalışıyoruz.

Loading kendi mekanında, güncel sanat ve kültür alanında araştırma yapmak üzere Diyarbakır’ı ziyaret edecek sanatçı, küratör ve sanat yazarları için araştırma süresince kullanabilecekleri bir konuk odası açtı. Misafir programı kapsamında belli bir süre boyunca çeşitli disiplinlerden gelen kişileri çalışmalarını sürdürebilmeleri için Loading’de ağırlıyoruz. Loading’in bir sanatçı oteli olmaması gerektiğini savunuyoruz. Her başvuruyu geliştirilecek bir proje fikri olarak ele alıyoruz. Başvuran sanatçı, küratör, yazar ya da araştırmacıların kalış sürelerinin bir araştırmaya ya da üretime yetecek şekilde planlıyoruz ve bu sürede konuğumuzdan bir paylaşımda bulunmasını bekliyoruz. Bu paylaşım bir atölye olabileceği gibi, işin niteliği ve geldiği noktaya göre bir sunum ve sanatçı konuşması da olabiliyor.

2021 yılında hayata geçireceğimiz yeni bir programı da size tanıtmak isterim. Loading Box!, bir mekanla sınırlı kalmadan bir garaj, bir mimarlık ofisi, bir botanik bahçesi, bir elişi atölyesi, bir konfeksiyon, bir fabrikada ya da mahallede ve sokakta farklı ve sıradan yaşamları, sanat ya da sanat olmayan pratikleri çağdaş sanata dahil etme yolları arayan bir sergi programı.

Box gündelik hayata dair göstergeler, performanslar, hobiler, belge, koleksiyon, arşiv, gastronomi, botanik, ekoloji, el işçiliği, sanayi malzemeleri, tıbbı gereçler, mühendislik, mimarlık, grafik tasarım, moda, yeni medya teknikleri, enstalasyon, ses, ışık, koku, hazır nesne ve daha pek çok üretime yani hayata sirayet eden farklı pratiklere çağdaş sanat içinde görünürlük alanı sunuyor.

Loading’in faaliyet gösterdiği alanlardan biri de Diyarbakır’daki güncel sanat pratiklerini arşivlemek. Loading için sanat alanında arşivin ve hafızanın öneminden ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Arşiv çalışmalarını her birinin tekil öneminin yanı sıra günümüz üretiminin kolektif hafızasını da koruduğu için değerli buluyoruz. ‘’Şimdiyi arşivlemek’’ yaptığımız işin ana çıktısı. Bu doğrultuda 2000’li yıllardan günümüze, Diyarbakır’da kurumsal ya da kişisel düzeyde gerçekleşen çağdaş sanat etkinliklerini arşivlemek ve bu arşivi de araştırmacı ve sanatçılara ulaşılabilir kılmak için geliştirdiğimiz Loading Arşiv adında bir programımız var.

Arşiv çalışmaları ilk olarak 2017 senesinde ekip arkadaşlarımın çabalarıyla hayata geçti. Diyarbakır’dan sanatçılarla ve sanat inisiyatifleriyle iletişime geçerek sanatçıların çalışmalarını ortak bir platformda bir araya getirmek ve bir veri tabanı oluşturmak için yoğun bir çalışma sürecine girdiler. Şimdilerde bu programa Loading Arşiv Çarşamba Sohbetleri adında çevrimiçi bir konuşma serisini ekledik ve arşivde yer alan sanatçıların portfolyo ya da çalışma konularını sunmaları için dijital bir mekan sağladık. Konuşmaları Loading Art Space Youtube kanalımızda paylaşıma açtık. Hem burada yaşayan ve üreten sanatçıların görünürlüğü hem de çalışmalarıyla ilgili kendi söylemlerinin arşivlenmesi açısından bu seriyi oldukça önemli buluyoruz.

Loading çalışmalarını kültür-sanat alanındaki çeşitli kurumlar ve paydaşlarla iş birliği halinde gerçekleştiriyor. Türkiye’de ya da uluslararası boyutta gerçekleştirdiğiniz bu iş birliklerinin Diyarbakır’daki kültür-sanat çalışmalarına ve kurumunuza ne tür katkıları oluyor?

Loading olarak kuruluş amaçlarımızdan birini de Diyarbakır’ın uluslararası alandaki sanatsal farkındalığını ve etkileşimini güçlendirmek olarak açıklıyoruz. Bu doğrultuda ulusal ve uluslararası alanda görünür olan sanatçılar, küratörler, yazarlar ve sanat kurumu emekçilerini Loading’de ağırlıyoruz. Sanatçıların, sanat takipçilerinin ve kent sakinlerinin konuklarımızla doğrudan buluşmasını sağlıyoruz. Bu durumda en çok önemsediğimiz şey bu karşılaşma ortamının sürdürülebilirliği, konuklarımız ve izleyiciler arasında bir diyalog ortamı sağlamak oluyor. Burada Loading’in proje odaklı değil süreç odaklı bir sanat politikasının olduğunu vurgulamam gerekiyor. Bu karşılaşmalar özellikle bölgede yasayan ve üreten genç sanatçılarımız ve sanat eğitimi alan öğrenciler için ayrı bir deneyim alanı oluşmasını sağlıyor.

Arşiv çalışmalarımız da sanatçıların görünür olmasını sağlıyor. Arşivde yer alan sanatçılarla iletişime geçmek isteyen pek çok kurum ve kişi bizimle irtibata geçiyor. Bu sürecin bir parçası olmak bizlere bir hayli keyif veriyor. Diyarbakır’da yaşayan genç sanatçıların yurtdışında misafir sanatçı programlarına katılmalarını sağlayacak yeni iş birlikleri ve ortaklıklar kurmanın yollarını bulmak için de çabalarımız devam ediyor.

Kültür-sanat alanının COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Diyarbakır özelinde, salgının kültür sanat alanına etkilerine dair gözlemlerinizi paylaşır mısınız?Salgın pek çok sektörde olduğu gibi kültür sanat dünyasında da büyük hasarlar bıraktı. Bu soruya görsel sanatlar alanında projeler yürüten kurumların nasıl etkilendiği ile ilgili yanıt vermek gerekirse çoğu kurumun kendini çevrimiçi ortama adapte eden projeler hayata geçirdiğini gördük diyebilirim. Tedbirler, çalışmaları kısıtladı ama işleyiş biçimlerini ve sunum şekillerini de değiştirdi.

Bu süreçte birçok tiyatro ve müzik alanında eğitim veren kurumlar kapanmak ya da işleyişlerine ara vermek zorunda kaldı. Salgınının başlamasıyla birlikte kapanan özel ve kamu tiyatro salonlarından biri de Amed Şehir Tiyatrosu. Bu süreçte onların da kendi arşivlerini dijital ortamda paylaştıklarını biliyorum. Kent hafızasında önemli bir yeri olan bu gibi mekanların ve seyirci odaklı çalışan kurumların işleyişine ara verilmesi bu alanda büyük bir boşluk yaratıyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Loading’e  kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. Bu hibeyi ne şekilde kullanacaksınız? Bu hibenin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Bu soruyu yanıtlamadan önce Kültür Sanat Fonu kapsamında bu değerli karşılaşma ortamını sağladığınız için size teşekkür etmek istiyorum. Bir araya gelmeye ve sorunları ortaklaştırmaya ve buna dair çözümler üretmeye önem veriyorsunuz. Bizi fon kapsamında hibe desteği alan diğer kurumlarla bir araya getirdiğiniz ortak toplantılarda bu durumu gözlemleme şansımız oldu. Dayanışmaya en çok ihtiyacımız olan dönemlerden birini yaşıyoruz sanırım ve tam da bu noktada Loading’e verdiğiniz destek, kurumumuzun sürdürebilirliğine katkı sunmakla beraber yalnız olmadığımızı da hissettirdi bize.

COVID-19 salgını ve alınan önlemlerle  birlikte çalışma şeklimizde  değişiklikler oldu. Önceki durumda mekanın kullanımını önceleyen projelerimizi dijital ortamı da kullanarak yürütmeye devam ediyoruz. Çevrimiçi alanda çalışmaya uygun bir şekilde teknik altyapımızı güçlendiriyoruz. Gerçekleştireceğimiz yeni projelerimizi de bu ortama uygun bir formatta sunmaya çalışıyoruz. Kültür Sanat Fonu kapsamında sağladığınız hibe internet sitemiz için gerekli teknik altyapıyı oluşturmamıza yardımcı oldu. Arşivi daha etkili kullanabilmek adına geçmiş dönemlerde Loading’de gerçekleşen atölye ve söyleşileri yakın zamanda kullanıma açılacak olan loadingartspace.org internet sitemizde paylaşma fikri üzerinde çalışıyoruz. Bu etkinlik kayıtlarının dijital ortama aktarılması için bu alanda profesyonellerle çalışmak bir gereklilikti. Bu amaçla bir ekip oluşturduk ve yine hibe desteğinizden faydalanıyoruz.

Desteğin önemli bir kısmı mekan giderlerimiz ve projelerimize katılım gösteren sanatçılara ayırdığımız üretim desteğine ve atölye liderlerimiz için ayırdığımız konuşmacı ücretlerine ayrılıyor.  Yürütücülüğünü Eray Çaylı, Erkan Özgen ve Cengiz Tekin’in yaptığı Fotoğrafın Şedit Ekolojisi projesinden bir örnek vermek doğru olabilir. Bu proje, bir grup sergisine ve bir internet arşivine giden bir atölye çalışması üçlemesini içeriyor. Şiddetin sosyal ve çevresel etkisini, yani şiddet içeren ekolojileri düşünmek için çağdaş sanat bağlamında üretilen fotoğrafçılığın potansiyelleri ve sınırlamaları üzerinde duruluyor. Katılımcılarımızın çalışmalarına bilgi ve deneyim olarak destek sağladığımız gibi üretimleri için de destek oluyoruz. Projenin nihayetinde gerçekleşecek olan internet sergisi için hazırlıklarımız devam ediyor. Fon kapsamında sağlandığınız hibe yardımıyla projemizi bu şekilde geliştiriyoruz.