Category

Kültür Sanat Fonu

Türkiye Tiyatro Vakfı “Tiyatro Hazinemizden” Projesiyle Geleceğe Miras Taşıyor!

By | Kültür Sanat Fonu

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)  kapsayıcı ve bütünlüklü bir tiyatro belleği oluşturarak kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çalışıyor. Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’un 2024 döneminde desteklediğimiz TTV, “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesini destekliyoruz. TTV proje kapsamında kaybolma riski taşıyan kişisel arşivlerin yetkin kurumlar tarafından korunmasını teşvik etmek, geniş kitlelere ulaşarak bir tiyatro müzesi fikrini kamuoyuna sunmak ve böylece Türkiye’nin kültürel mirasını sürdürülebilir şekilde korumak amacıyla faaliyetler gerçekleştiriyor.

TTV ile yaptığımız röportajda tiyatro alanında belleğin korunmasının önemini, Vakfın yürüttüğü faaliyetleri ile proje kapsamında hayata geçirecekleri çalışmaları, Tiyatro Müze ve Araştırma Merkezi kurulmasının gerekliliği ve kültür-sanat faaliyetlerinin güncel durumu hakkında konuştuk.

“Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kurumuz.”

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde Vakfımızdan ilk kez hibe alan ve İstanbul’da faaliyetlerini yürüten bir Vakıf olarak, Türkiye Tiyatro Vakfı’nın (TTV) misyonundan ve bugüne dek yürüttüğünüz çalışmalardan bahseder misiniz? 

Vakfımız, kültürel geçmişimizin ayrılmaz bir parçası olan ve Türkiye’de yerleşik bir geleneğe sahip tiyatro alanında kapsayıcı ve bütünlüklü bir belleğin oluşturulması için çalışıyor. Yine aynı bağlamda TTV, Türkiye tiyatrosunun arşivini bir arada tutmanın, onu zenginleştirmenin, boyutlandırmanın sürdürülebilir, kalıcı tek çözümünün Türkiye Tiyatrosu Müzesi’nin kurulması olarak tanımlıyor.

Kurulmasını amaçladığımız Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin tiyatromuzun belleğini tutmasını; geçmişle bağımızı yeniden kurarak tarih içinde kendi yerimizi bulmamızı sağlamasını umuyoruz. Dolayısıyla bugün nerede durduğumuzu gösteren, bizi özgürleştiren, çocuk ve özel ihtiyaç sahibi dahil, kullanıcı dostu bir buluşma noktası olmasını hedefliyoruz.

Kuruluşumuzdan bu yana, beş yılı aşkın süredir gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalar, Türkiye Tiyatro Müzesi’ni yapılandırma amacına yönelik. Müze altyapısı oluşturmak amacıyla arşivleme, sözlü tarih ve literatür veri tabanı çalışmaları yapıyoruz. Bağış ya da satın alma yoluyla edinilen arşivi dijitalleştiriyoruz.

Ayrıca, tiyatromuza önemli katkıda bulunmuş kişilerle, Türkiye’nin tiyatro belleğini boyutlandıracak sözlü tarih görüşmeleri yapıyoruz.  Literatür Veritabanı çalışmamız kapsamında da ülkedeki tüm dijitalize edilmiş kitaplıklardaki Türkiye tiyatrosuyla ilgili veriler kayda geçirildi; sıra dijitalize edilmemişlere geldi.  Bunları özel koleksiyon ve müze arşivleri izleyecek.

Ayrıca kamuoyunda tiyatro kültür mirası hakkında farkındalık yaratabilmek için her yıl Ocak ve Haziran ayları arasında Türkiye resmi tiyatro tarihinde dile getirilen ve/veya getirilmeyen kimi olguları sorgulayan ve yeniden düşündüren bir konuşma dizisi olan “Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları”;  usta bir tiyatrocunun kendi ustasını ve/veya usta bildiklerini dile getirdiği sohbet dizisi “Ustalar Ustalarını Anlatıyor”; arşivimizden bir belgeyi ilginç anlatısı eşliğinde paylaştığımız  sosyal medya kampanyamız olan Arşiv Salısı adlı içerikler ve etkinlikler yürütüyoruz.

Türkiye’de tiyatro kültürel mirası alanında uzmanlaşan tek kuruluş olarak bu iş birlikleri aracılığıyla kültür-sanat alanına katkı sunan çalışmalar yürütüyoruz. Bunun ilk adımları olarak; 2018 yılında “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı paneli 2019 yılında gerçekleştirdiğimiz ve sonucunda Uluslararası Tiyatro Müzeleri Buluşması’nı düzenlediğimiz Avrupa Tiyatro Müzeleri Ziyareti projemizi sayabiliriz.

“Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi bilinmiyor; müzenin yokluğu kültürel mirasın kaybı”.

Türkiye’nin tiyatro mirasını korumak için “Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi” kurmak TTV’nin kuruluş amaçlarının başında geliyor. Türkiye’de hala bir Tiyatro Müzesi bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? TTV olarak bu alanda bugüne kadar hangi adımları attınız, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Türkiye’de tiyatro kişiliğinin kaybı sadece bir insanın kaybı değil, aynı zamanda bir kültür mirasının da kaybı anlamına geliyor. Çünkü kişisel arşivlerde bulunan reji defterleri, kostüm-dekor eskizleri, fotoğraflar, oyun biletleri gibi belgeler yakınları tarafından çoğu zaman sahaflara ya da koleksiyonerlere veriliyor ya da tamamen yok oluyor. Bu, tiyatro kültür mirasının toplumla paylaşılmadan, ona mal edilmeden kaybolması anlamına geliyor.

Bugünkü yoksunluğumuzu, neler yitirdiğimizi ve yitirmekte olduğumuzu düşündükçe bir kez daha de müze yokluğunun toplumun kültür birikiminde nasıl bir boşluk yarattığını, sürekliliği bozduğunu yaşayarak kavrıyoruz. Öte yandan, Türkiye Tiyatrosunun çağdaşlaşmasında çok önemli işlevler üstlenmiş olan dergiler artık yayınlanmamakta geçmişin tanıklıkları olan tiyatro mekânları da büyük bir umursamazlıkla yıkılmakta ya da kendi işlevi dışında kullanıma açılıp dönüştürülmektedir. Bir müzemiz olsaydı bu değerler bu kadar kolay kaybolmaz, harcanmazdı.

Bir müzenin kurulması eğer ki büyük bir sermayeniz yok ise ancak kamu ortak ve iş birlikleri ile gerçekleşmesi mümkündür. Geçtiğimiz beş yıllık süre boyunca, birçok önemli karar alıcı ile görüşmeler gerçekleştirdik fakat maalesef ki olumlu geçen görüşmelerimize rağmen somut bir adım atılmadı.

Türkiye Tiyatro Müzesi’nin kurulmasının kültürel belleğimizdeki önemi birçok kurum ve kuruluş tarafından bilinmiyor ya da sahiplenilmiyor. Biliyoruz ki bir kamuoyu oluşturmak da yerel yönetim ve kamu kurumlarının karar alma süreçlerinde oldukça önemli rol oynuyor. Fakat beş yıllık büyük bir çabanın ardından gün geçtikçe çalışmalarımızın dana görünür olduklarını ve farkındalık yarattığını ve bu çalışmalarımızın yerel yönetimlerce takip edildiğini görüyoruz. Bu da bizi umutlandırıyor, gücümüze güç katıyor.

“Kültür-sanat dünyası ekonomik sıkıntının da ötesinde, varlık-yokluk sorunu yaşıyor.”

Mevcut ekonomik koşulların kültür-sanat alanına ve özellikle tiyatroya etkisini nasıl gözlemliyorsunuz? Tiyatroya olan toplumsal ilgi ve desteği geçmiş yıllarla karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?

İçinde yaşadığımız ekonomik koşullar herkesi, her kuruluşu kötü etkiliyor ama Türkiye’de hep yaşayageldiğimiz gibi olumsuzlukların ilk yansıdığı alan yine sanat ve kültür oluyor. Bir de şu var tabii, ekonomik koşullar ne olursa olsun sponsor olabilecek kapitalist kurumlar kendi kültür merkezlerini kurmakta, böylece maddi ve manevi olarak kendilerine yatırım yapmaktadır; yani bize bir türlü sıra gelmemekte! Sonuç olarak, kültür-sanat dünyası yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, varlık-yokluk sınavıyla da karşı karşıya.

“Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası.”

Sözlü tarih, arşivleme ve literatür taraması alanındaki çalışmalarınızla tiyatro alanına sunduğunuz katkıyı nasıl özetlersiniz? Bu katkıyı artırmak için, kamu-yerel yönetimler, özel sektör ile bireysel bağışçıların desteğine ne ölçüde ulaşabildiniz? Hangi kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yaptınız?

Tüm bu çalışmaları, Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin altyapısını kurma hedefiyle yürütüyoruz. Maalesef ki Türkiye’de arşivcilik hâlâ sınırlı bir alanda, çoğu zaman bireysel çabalarla yürütülüyor. Tiyatro gibi güçlü bir kültürel hafızaya sahip bir alanın sistemli, erişilebilir ve güvenilir bir arşive sahip olmaması hem sanatsal üretimi hem de akademik araştırmaları sekteye uğratıyor. Bu nedenle, biz kapsayıcı, şeffaf ve kalıcı bir tiyatro arşivi oluşturarak hem belleği korumayı hem de kapsamlı bir bellek inşa etmeyi amaçlıyoruz.

Bugüne dek 35 koleksiyonerin bağışıyla ve 34 sözlü tarih görüşmesiyle olasılıkla Türkiye’nin en geniş kapsamlı tiyatro arşivlerinden birini oluşturduk. Amacımız, bu arşivi dijitalleştirerek herkesin erişimine açmak, topluma mal etmek ve tiyatro alanındaki tüm akademik çalışmaları içeren bir literatür veri tabanı ile desteklemek. Tiyatro alanında yapılan tüm kaynakların verilerini topladığımız Literatür Veri Tabanı çalışmamız, dijitalleştirilmemiş kaynakların verilerinin toplanması ile devam ediyor.

Kuruluşumuzdan bu yana Atatürk Kitaplığı, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Kadir Has Üniversitesi ve Salt Araştırma gibi kurumlar ile yakın temas halindeyiz. Dijital arşivimizi erişime açmak ve literatür veri tabanımızla entegre etmek için altyapımızı yenilememiz gerekiyor. Bu konuda kaynak yaratma çalışmalarımız devam ediyor.

Sağladığımız hibe desteğiyle “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi kapsamında hayata geçireceğiniz faaliyetleri ve yaratmayı umduğunuz katkıyı aktarır mısınız?

Sağladığınız hibe desteğiyle hayata geçireceğimiz “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesi, aslında Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası olarak kurgulandı. Bu projeyle, yıllardır özenle oluşturduğumuz ve koruduğumuz çok yönlü ve zengin arşivimizi ilk kez toplumla paylaşacağız.

20 Kasım – 24 Ocak 2026’da iki ay boyunca Tütün Deposu’nda açılacak olan sergimiz, Türkiye tiyatrosunun hem bilinen hem de şimdiye dek gün yüzüne çıkmamış ilginç belgeleri sunacak. Sergide; oyun afişlerinden sahne tasarımlarına, orijinal dekor ve kostüm eskizlerinden dergilere, Osmanlıca ve Türkçe el yazması oyun metinlerinden nadide fotoğraflara kadar birçok kıymetli belge yer alacak.

Ayrıca, TTV arşivinden yer alan Sözlü Tarih oturumları, Konuşan Fotoğraflar gibi görsel-işitsel öğelerle oluşturulacak interaktif alanlar sayesinde sergimiz, yaşayan bir arşiv deneyimi sunacak. Bu özel sergide, yakın zamanda yitirdiğimiz büyük usta Genco Erkal’a ve tiyatrosuna da özel bir bölüm verilecek.

Bu proje, sanatçılar, sanatseverler, tiyatro izleyicileri, gençler, kültür-sanat kurumları temsilcileri ve yerel yönetimlerle bir araya gelerek tiyatromuzun hem somut hem de soyut kültür mirasının değeri ve vazgeçilmezliği konusunda güçlü bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Sonuç olarak, “Tiyatro Hazinemizden”, yalnızca geçmişe ışık tutan bir sergi değil; aynı zamanda Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi’nin kurulması yolunda atılan en somut adımlardan biri olacak.

Size destek olmak isteyen kişi ve kurumlara, çalışmalarınızı ve yarattığınız etkiyi bir hikayeyle paylaşır mısınız?

Bir ülkede tiyatro müzesi yokmuş ve her ölen tiyatro kişiliğiyle birlikte ciddi bir kültür mirası yok oluyormuş. Uzun yıllar tiyatro sanatına emek vermiş bir kadın bu durumdan çok rahatsız oluyormuş ve ne kadar yazarsa yazsın, konuşma yaparsa yapsın kimsenin umurunda değilmiş. O zaman, adı Esen olan bu kadın “Benim neyim eksik, o zaman ben girişirim bu işe” demiş, öyle de yapmış.

Önceleri kimse inanmamış ona “Yapamazsın”, “Çılgınsın sen” demişler ama bizimki yılmamış çünkü yaptığına inanıyor, çalışmasına güveniyormuş. Önce “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” başlıklı bir panel düzenlemiş, özellikle üniversitelerdeki tiyatro öğrencileri arasında heyecan yaratmış bu ve birçok gönüllü çalışmak için vakfa akın etmiş. Ortalıkta bir sponsor olmadığından Esen, kendi akmasa da damlayan bütçesiyle yönetiyormuş kurduğu vakfı, gençlerin desteğiyle yapılıyormuş işler, altyapı giderleri ise AB fonlarıyla karşılanıyormuş.

Ekip küçük hatta işi yerinde öğrenen gençlerden oluşuyormuş ancak yapılanlar büyüdükçe büyümüş, dikkatleri çekmeye başlamış. Her şeyden önemlisi sözünü ettiğimiz vakfın yani TTV’nin adı duyuldukça bağışların artması olmuş, bir başka deyişle vakfa güven artmış ve tiyatro arşivi olan ve çaresizlikten bunu evinde tutan kişiler emanetlerini gönül rahatlığıyla vermeye başlamış.

Gelgelim vakfın merkezi küçük gelmeye başlamış artık bu sefer müze binasıyla birlikte ve/veya onu beklerken yeni bir merkez gereksinimi doğmuş. Bir başka önemli gereksinim de büyük olasılıkla Türkiye’nin en kapsamlı tiyatro arşivine sahip bu kuruluşun elindeki her türlü malzemeyi (dijital arşiv, video, fotoğraf vb.) toplumla paylaşmak için belirli bir bütçeye ihtiyaç duymasıymış.

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 Dönemi Fon Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Türkiye Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 dönemi Fon Başlangıç Raporu yayımlandı. Fon kapsamında Oyuncular Sendikası, Sosyal Fayda için İletişim Derneği ve Türkiye Tiyatro Vakfı’na toplam 2.003.100 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminin yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Hak Temelli İletişim ile Sahne Sanatları Güçleniyor!

By | Kültür Sanat Fonu

Sosyal Fayda için İletişim Derneği (SoFİ), iletişimin gücünü kullanarak toplumsal fayda sağlamak ve toplumsal sorunlara çözümler üretmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Türkiye Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde SoFi’nin Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri projesini destekliyoruz. SoFİ proje kapsamında bağımsız ve sosyal fayda odaklı sahne sanatçılarının ve sanatçı topluluklarının yeni medya ve iletişim kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapıyor.

SoFİ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; hak temelli iletişimin önemi, Türkiye’de iletişim alanındaki güncel sorunlar, kültür-sanat aktörlerinin görünürlük mücadelesi ve dijital dönüşüm sürecinde ortaya çıkan fırsat ve riskleri konuştuk.

“Değişim doğru iletişimle başlar.”

Toplumda değişim yaratmanın etkili bir iletişim ile mümkün olduğu anlayışıyla kurulan Sosyal Fayda için İletişim Derneği’ni (SoFİ) nasıl tanıtırsınız? İletişim alanında faaliyet yürüten diğer sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) kıyaslandığında kendinizi nerede ve nasıl konumlandırıyorsunuz?

SoFİ olarak iletişimi yalnızca bilgi alışverişi değil, anlamaya ve anlatmaya dayalı karşılıklı bir süreç olarak görüyoruz. Bu yaklaşım, toplumsal dönüşüm yaratmak isteyen herkes için iletişimi güçlü bir araç haline getiriyor.

Tüm çalışmalarımızda insan haklarını, eşitliği ve doğa haklarını merkeze alıyoruz. Hak temelli iletişim anlayışımız; ayrımcılığı önleyen, katılımcı, erişilebilir ve herkes için eşit ifade alanı sunan bir dil üretmeyi hedefliyor.

Bizi diğer iletişim odaklı kuruluşlardan ayıran temel fark, doğrudan iletişim faaliyeti yürütmek yerine sosyal fayda üreten kişi ve kurumların iletişim kapasitelerini güçlendirmemiz. Dijital çağın gerekliliklerine uygun şekilde, yeni medya ve yapay zekâ araçlarını hak temelli iletişim anlayışıyla birleştiren projeler geliştiriyoruz. Bu projeleri, saha araştırmaları ve raporlarla destekleyerek gerçek ihtiyaçlara dayalı, sürdürülebilir çözümler üretiyoruz.

“İletişimi yalnızca araçsallaştıran değil, dönüştüren bir yaklaşıma ihtiyacımız var.”

Türkiye gibi toplumsal kutuplaşmanın sıkça gündeme geldiği bir ülkede, iletişim sosyal fayda sağlamada nasıl bir araç olabilir? Bir yaşındaki bir dernek olarak, bu alandaki gözlemlerinizi aktarır mısınız?

İletişimi yalnızca araçsallaştıran değil, dönüştüren bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Toplumsal kutuplaşma, kalın duvarlarla çevrili yankı odaları yaratıyor; algoritmalar bizi “bizim gibiler”den oluşan dar ağlara hapsediyor. Bugünün ortak sorunu görünürlük eksikliği. STK’lardan kültür-sanat üreticilerine kadar herkesin derdi bu. Çok iyi işler üretenler bile üzerlerindeki görünmezlik pelerinini çıkaramıyor, suskunluk çemberini kıramıyor.

Dijital çağda, yapay zekâ dahil yeni teknolojik araçları kullanan ve hak temelli yaklaşımı benimseyen sosyal fayda üreticileri için doğru iletişim artık bir tercih değil, zorunluluk. Ana akım medyanın durumu, alternatif medyanın sınırlı erişimi ve sosyal medyadaki yoğun dezenformasyon düşünüldüğünde, görünür olmanın başka yolu kalmadı.

“Yeni medya araçlarını stratejik biçimde kullanmak, sürdürülebilirlik demek”

Sivil toplumun ve kültür-sanat kurumlarının iletişime bakış açısına dair tespitleriniz neler?

Son 20 yılda siyasal iklim ve dijital dönüşüm, iletişim alanını kökten değiştirdi. Medyanın büyük kısmı iktidar odaklı sermayenin kontrolüne girerken, sosyal medya da algoritmalar ve tekelleşme baskısıyla şekilleniyor.

Bu ortamda, çok az kurum yeni medya araçlarını gerçekten etkili biçimde kullanabiliyor. Oysa mevcut iletişim araçları hem çeşitli hem de işlevsel; ancak bunları stratejik biçimde kullanmak, yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamına geliyor.

Projemizin odak noktası da tam olarak bu. İstanbul’daki bağımsız sahnelerin %95’iyle görüştük; iletişim stratejisi, dijital araç kullanımı ve sosyal medya planlaması üzerine bir eğitim programı tasarladık. Hem yüz yüze hem çevrimiçi eğitimlerle, sanatçılara kalıcı beceriler kazandırmayı hedefliyoruz.

“Temel stratejimiz hak temelli yaklaşımı iletişim pratiklerinin omurgası haline getirmektir.”

“Hak temelli iletişimin yaygınlaşması” misyonunuzu gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz?

Hak temelli iletişim, uzun süre gazetecilik ve medya alanında tartışıldı. Biz ise sosyal fayda üreten kişi ve kurumların da iletişim dilinin hak temelli olması gerektiğini savunuyoruz. Bu yaklaşımı yalnızca bir etik kılavuz değil, iletişim pratiklerinin omurgası olarak görüyoruz.

Bu nedenle, yeni medya araçlarının yalnızca “nasıl” kullanılacağına değil, “ne için ve hangi dille” kullanılacağına odaklanıyoruz. Hakları birbirine bağlı ve kesişen meseleler olarak ele alan, kapsayıcı ve dönüştürücü bir iletişim anlayışını yaygınlaştırmak için çalışıyoruz.

“Yeni medya araçlarını doğru ve etkili biçimde kullanmanın” kültür-sanat aktörlerine nasıl bir katkı sağlayabileceğini düşünüyorsunuz? Yeni medya araçlarına dair bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak için neler yapılabilir?

Yeni medya araçlarını doğru ve stratejik biçimde kullanmak, kültür-sanat aktörleri için yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamına geliyor. Seyirciyle bağ kurmak, kurum hafızası oluşturmak, iş birlikleri geliştirmek ve kriz anlarında direnç gösterebilmek için dijital iletişim bugün her zamankinden daha hayati. Ancak bu araçlar bilinçli kullanılmadığında, var olan krizler derinleşebiliyor.

Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Türkiye Mozaik Foundation’ın desteğiyle yürüttüğümüz projenin odağı tam da bu noktada. Kurucu ekibimizde, kültür-sanat dünyasını —özellikle bağımsız tiyatro alanını— uzun yıllardır takip eden uzmanlarla, yeni medya ve yapay zekâ alanında çalışan isimler bir araya geldi.

Araştırma sürecinde, çoğu öngörümüz ne yazık ki doğrulandı. Örneğin, bilet satış platformlarının tiyatro topluluğu ile seyirci arasındaki doğrudan ilişkiyi zayıflattığına dair daha önce gözlemlediğimiz durumu, görüşmelerde sıkça duyduk. Benzer şekilde, birçok tiyatronun artık internet sitesi kullanmaktan vazgeçtiğini; sosyal medya iletişiminin ise neredeyse tamamen Instagram’a sıkıştığını net biçimde gördük. Bu platformun adeta zorunlu bir mecra haline gelmesi, kırılgan bir iletişim yapısı yaratıyor.

Algoritma değişiklikleri, platform kapanmaları ya da ülke gündeminin sosyal medyaya yansımaları bile tiyatro bilet satışlarını ciddi biçimde etkileyebiliyor. Bir kar felaketi, bir katliam haberi veya yoğun eylem süreçleri, zaten zor durumda olan tiyatroları doğrudan sarsıyor.

Pek çok tiyatrocu “biz iletişim krizi yaşamıyoruz” diyor; ancak bu durum, aslında sürekli tekrarlayan ve yeterince yönetilemeyen bir kriz döngüsü. Strateji eksikliği, zamanla kurumsal direnci zayıflatıyor. Krizlere karşı önlem alma kapasitesi gelişmedikçe de tiyatroların “hayatta kalma” mücadelesi gündemde kalmaya devam edecek.

“Bu proje, yalnızca bugünün değil, geleceğin de daha sürdürülebilir ve stratejik iletişim pratiklerini birlikte kurmanın ilk adımı.”

Sağladığımız destek ile “Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri” projesi kapsamında hangi faaliyetleri hayata geçirmeyi ve nasıl bir etki yaratmayı umduğunuzu paylaşır mısınız? 

Amacımız, kültür-sanat aktörlerinin iletişim alanındaki ihtiyaçlarına sahadan gelen verilerle yanıt vermek ve onlara kalıcı beceriler kazandıracak uygulamalar geliştirmek. Bu proje, yalnızca bugünün değil, geleceğin de daha sürdürülebilir ve stratejik iletişim pratiklerini birlikte kurmanın ilk adımı.

İstanbul’daki bağımsız sahnelerin %95’iyle doğrudan temas kurarak gerçekleştirdiğimiz yarı yapılandırılmış görüşmeler, sürecin temelini oluşturdu. Elde ettiğimiz veri ve gözlemler doğrultusunda, ihtiyaçlara göre önceliklendirilmiş bir eğitim programı tasarladık.

Eğitim modüllerini hazırlarken kültür-sanat ve iletişim alanlarından akademisyenlerin yanı sıra dijital ajansların birikiminden de faydalandık. Görüşmelerde en çok öne çıkan ihtiyaçlardan biri olan “iletişim stratejisi” konusuna özel bir vurgu yaptık.

Sahada net biçimde gördüğümüz üzere, birçok tiyatro sosyal medyanın da bir üretim alanı olduğunun farkında ancak nereden başlayacaklarını bilmiyor. “Biz sanatçıyız, bu işler bizim alanımız değil” anlayışı, adım adım stratejik düşünmeye dönüşüyor.

İki günlük yüz yüze eğitim ve altı çevrimiçi webinar, yalnızca bilgi aktarımı değil; ortak akıl yürütme, deneyim paylaşımı ve dayanışma için de bir zemin sunacak. Bu sürece eşlik eden saha araştırmamız ise kültür-sanat alanındaki iletişim pratiklerine dair güncel ve sahaya dayalı bir çerçeve ortaya koyacak. Raporu yakında kamuoyuyla paylaşacağız.

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 Dönemine Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayımlandı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Türkiye Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 dönemi başvuru ve seçim süreçleri tamamlandı.

STK’ların bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fonun bu dönemi için yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 Döneminde Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 döneminde desteklenecek STK’lar belirlendi. Hibe kapsamında Oyuncular Sendikası’na, Sosyal Fayda için İletişim Derneği’ne ve Türkiye Tiyatro Vakfı’na toplam 2.003.100 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve çalışmaları ile ilgili ayrıntılı bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Oyuncular Sendikası, (Kadınlar, Gölgeler ve Duvarlar Projesi, 660.000 TL), İstanbul
Oyuncular Sendikası (OS) performans sanatçıları için adil ve sürdürülebilir çalışma koşulları oluşturmayı; iş güvenliği, çocuk oyuncu hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sansür gibi sektördeki sorunlara çözüm üretmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Sağladığımız hibe desteğiyle Kadınlar, Gölgeler ve Duvarlar projesini hayata geçirecek olan OS, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa dikkat çekmek ve bu konularda farkındalık oluşturmak amacıyla dört kısa tiyatro oyunu sahneleyecektir. Oyun metinlerini, ötekileştirilmiş ve/veya marjinalleştirilmiş kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmelerden yola çıkarak oluşturacak ve karakterlerin hayatlarının geçtiği mekanlarda sahneleyecektir. OS, proje sonunda izleyicilerin toplumsal cinsiyet algısını ölçecek ve elde edilen bulguları bir lansman gecesinde kamuoyuyla paylaşacaktır.

Sosyal Fayda için İletişim Derneği, (Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri Projesi, 643.100 TL), İstanbul
Sosyal Fayda için İletişim Derneği (SoFİ), iletişimin gücünü kullanarak toplumsal fayda sağlamak ve toplumsal sorunlara çözümler üretmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. SoFİ sağladığımız hibe desteğiyle Sahne Sanatçılarının Yeni Medya ve İletişim Kapasiteleri projesini hayata geçirecektir. Proje kapsamında bağımsız ve sosyal fayda odaklı sahne sanatçılarının ve sanatçı topluluklarının yeni medya ve iletişim kapasitesini güçlendirecektir. Bu amaç doğrultusunda Sofi, İstanbul’da bulunan ve seyirci kapasitesi maksimum 300 olan, 70 bağımsız tiyatro sahnesinin yeni medya kullanım alışkanlıkları, sosyal medya etkinlikleri ve geleneksel medyayla olan ilişkilerini araştıracak ve sonuçları kamuoyuyla paylaşacaktır. Aynı zamanda sahne sanatçılarının görünürlüklerini artmasına katkı sağlamak amacıyla hedef kitle analizi, sosyal medya içerik üretimi, yapay zekâ destekli araçlar, medya ile ilişkiler, görsel içerik hazırlama, dijital reklam bütçesi yönetimi ve kriz iletişimi gibi konularda 225 sanatçıya yönelik çevrimiçi ve yüz yüze eğitimler düzenleyecektir. SoFİ eğitim içeriklerini araştırma sonuçları ve katılımcı ihtiyaçlarına göre hazırlayacaktır.

Türkiye Tiyatro Vakfı, (“Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi Projesi, 700.000 TL), İstanbul
Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV), Türkiye tiyatrosu arşivini bir arada tutmak, onu zenginleştirmek, paylaşıma açmak, bilgi üretimine ortam sağlamak ve oluşturulacak bu kültürel birikimi gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. TTV sağladığımız hibe desteğiyle kaybolma riski taşıyan kişisel arşivlerin yetkin kurumlar tarafından korunmasını teşvik etmek, geniş kitlelere ulaşarak bir tiyatro müzesi fikrini kamuoyuna sunmak ve böylece Türkiye’nin kültürel mirasını sürdürülebilir şekilde korumak amacıyla “Tiyatro Hazinemizden” Sergisi ve Etkinlik Serisi projesini hayata geçirecektir. TTV Sergi aracılığıyla, Genco Erkal’a Saygı Köşesi, Genç Oyuncular Tiyatro Topluluğu, Konuşan Fotoğraflar, Kadın Hamletler ve Bilinmeyenler gibi temalarla tiyatronun önemli yönlerini ziyaretçilere sunacaktır. Ayrıca, etkinliklerle etkileşimli bir yapıya kavuşturulacak olan sergi, Türkiye Tiyatro Müzesi ve Araştırma Merkezi fikrini somutlaştırarak, yerel ve merkezi yönetimlerde alana dair farkındalık oluşmasına katkı sağlayacaktır.

 

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları sona erdi.

Bu yıl fona teknik kriterlere uyan 155 STK başvuruda bulundu. Başvuruların türleri şu şekilde dağıldı:

  • 124 Dernek
  • 2 Federasyon /Konfederasyon
  • 8 Kooperatif
  • 2 Sendika
  • 19 Vakıf

Fona Afyon, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bitlis, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Ordu, Rize, Sakarya, Sinop, Şanlıurfa, Tekirdağ, Tokat ve Yalova olmak üzere 32 farklı ilden başvuru alındı.

2024 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 90.270.449 TL oldu.

Kültür Sanat Fonu’nun 2024 Dönemi Başvuruları Açıldı

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) projelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation iş birliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2024 dönemi başvuruları açıldı.

Fonun 2024 dönemi kapsamında desteklenecek çalışmaların odağında Türkiye’de kültür-sanat alanını güçlendirmeye yönelik aşağıda yer alan prensiplerden en az bir tanesinin yer alması bekleniyor:

  • Festivaller ve kamuya açık diğer kültür-sanat etkinlikleri,
  • Sanatçılar, kuruluşlar, kültür çalışanları arasındaki yerel iletişim, etkileşim, dayanışma, örgütlenme, iş birliği faaliyetleri,
  • Alanın ve/veya sanatçıların desteklenmesine yönelik çalışmalar.

Aşağıdaki başvuru kriterlerine uyan ve bir tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar fona başvurabilir:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kooperatifler, sendikalar, vakıf üniversitesi uygulama ve araştırma merkezleri, federasyonlar/konfederasyonlar,
  • Kültür-sanat alanında deneyim, kurumsal kapasite ve vizyona sahip olan,
  • 2022 yılı gelirleri 4.000 TL – 4.000.000 TL arasında olan kuruluşlar (2023 yılı ve sonrasında kurulan kuruluşlar için bir bütçe kısıtı bulunmamaktadır.)

Kültür Sanat Fonu kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az 1.350.000 TL’dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 675.000 TL talep edebilir. Eş finansman mümkündür ve bununla ilgili bir kısıt bulunmamaktadır.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz olarak doldurarak 15 Kasım 2024 Cuma, saat 18:00’kadar göndermeleri gerekir.

Kültür Sanat Fonu 2024 dönemi hakkında detaylı bilgiye (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve fon takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Improdancefest Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Yücel Kültür Vakfı, 1969 yılından beri gençler arasında ayırım yapmaksızın, 16-33 yaş grubu arasındaki istekli gençlere kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sunuyor.  Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile Yücel Kültür Vakfı ev sahipliğinde, bağımsız bir genç dans insiyatifi olan Improdancefest  tarafından yürütülen  Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi ile doğaçlama kavramının dans ve performans sanatları ile ilişkilendirilmesine odaklanan 2. Uluslararası Doğaçlama Dans Festivalini düzenledi. 10-19 Haziran 2022 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşen festival kapsamında çevrimiçi ve yüz yüze atölye çalışmaları, performanslar, açık doğaçlama dans seansları, dans filmi gösterimleri, konferans ve performatif sunumlar sergilendi. 

Festival Direktörü Damla Durman ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; değişen ekonomik koşulların dans ve performans sanatlarına etkisi, Festival kapsamında yürütülen faaliyetler, Improdancefest’in gelecek dönem faaliyetleri ve uluslararası işbirliklerinin dans ve performans sanatlarına katkıları hakkında konuştuk. 

COVID-19 salgının, ekonomik krizin ve toplumsal sorunların kültür-sanat alanını ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Salgının ve yaşanan bu krizlerin dans ve performans sanatları üzerindeki etkilerine dair gözlemlerinizden bahsedebilir misiniz? 

Festivalimiz 2021 yılının Mayıs ayında tam da salgın sürecinin devam ettiği bir dönemde doğdu. Ne bir araya gelip üretecek motivasyonumuz ne de pandemi dönemindeki yasaklara bağlı olarak alınan tedbirler ve tecritler ile üretmeye halimiz kalmıştı. Üzerinde çalıştığımız performansların nerede sahneleneceği, bu sahnelemelerden gelir elde edip edemeyeceğimiz ve benzeri bir dolu belirsizlik içinde yaşadığımız bir süreçti. O dönemde çevrimiçi platformlarını aktif kullanan kurumlar ve festivaller farklı yöntemlerle seyirci ile buluşuyorlardı. Örneğin, Moda Sahne bilet aldığınız oyunu canlı bir şekilde seyircisiz oynatıyordu. Bilet alan seyircilerde ekranlarından oyunu canlı bir şekilde izleyebiliyordu. Bir diğer örnek olarak Berlin Senfoni Orkestrası verilebilir. Orkestra konser kayıtlarını çevrimiçi platformlardan paylaşarak, ücretsiz olarak müziğin izleyiciyle buluşmasını sağladı. Bizler de festivalimizin ilk senesini ücretsiz ve çevrimiçi multimedya platformları aracılığıyla gerçekleştirdik. Çevrimiçi platformlar performanslarımızı tasarlarken üzerine çalışmamız gereken yeni araçlar sundu. Bu araçlar ile seyirci deneyimini ve performansların engellere rağmen yaratıcı çözümlerle geliştirilebileceğini deneyimlemiş olduk. Festivalde gerçekleştirilen iki çevrimiçi performanstan örnek olarak sizlere bahsetmek isterim.

Festival kapsamında performanslarını sergileyen dans sanatçılarından Sabina Andre Allen Atina’daki evinin terasından canlı yayınla bağlanarak performansını gerçekleştirdi. Andriana Plessa ve Sabina Andrea Allen’nın ‘’Rising From the Ashes’’ adlı performanslarıyla, iki farklı terasta dans eden iki kadın dans sanatçısının performansını izledik. Performansta dansçılar iki farklı mekânda birbirlerini görmeden ancak seyircinin iki dansçıyı seyrettiği bir konumdan performanslarını gerçekleştirdiler. Kamola Rashidova’nın performansı ‘’Where The Heart Leaves’’ de ise Belgrad Ormanı’nda farklı kameralar kullanılarak, seyirciye farklı açılardan performansı izleme deneyimi yaratıldı. Bu iki performansta festivalin altyapısına uygun olarak geliştirildi. YouTube hesabımız üzerinden bu performansları izleyebilirsiniz. Bu verdiğim örnekler pandeminin etkilerinin ağır olarak hissedildiği dönemdeki performans ve festival tasarımı sürecine dair örneklerdi. Günümüzden örnekler verecek olursak; son dönemlerde gelişen yeni yazılım programları ile farklı ülkelerden birbirlerine sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik teknolojileri ile bağlanan avatar dans sanatçıları tasarlayan projeleri takip ediyoruz. 

Dans sanatçılarının, mühendisler, deneyim tasarımcıları ve farklı disiplinlerden sanatçılarla bir arada çalıştığı bir dönemdeyiz. Bu yeni dönem etrafımızda hızla gelişen yazılımlar ve dönüşen sergileme pratikleri bizlere şu soruları sorduruyor: Performans sanatlarının, dansın sanal mekanlarda icra edilmesi deneyimimizi nasıl etkiliyor? ya da yeni sergileme biçimleri ile çalışırken hangi donanımlarımızı geliştirmemiz gerekiyor? ve bu yeni sergileme biçimleri, seyirciyi ile olan iletişimi ve bundan elde edilecek gelir modellerini geliştirebilmeyi sağlayabilmenin metotları nelerdir? gibi sorular performans sanatlarının ülkemizdeki yeni açılımlarını ve gelişimlerini düşünmemize olanak sağlıyor.

Hibe desteğimizle hayata geçirdiğiniz Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi kapsamında yürüttüğünüz çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Festivalimiz 2022 yılında 10-19 Haziran tarihleri arasında ilk defa yüz yüze İstanbul’da gerçekleşti. Festivale hazırlanma sürecinde ara dönem eğitim ve performans sergileme faaliyetlerimiz oldu. Koreograflar, dans sanatçıları, akademisyenler, dans heveslileri ve profesyonelleri de dahil eden şehrin iki yakasına yayılan festivalimiz kapsamında uluslararası 40 performans, 27 atölye, 4 yaratım projesi ve 3 dans film gösterimi gerçekleşti. Performanslar kamusal alanlarda ve sahne üzerinde gerçekleşirken, atölyelerimiz HemZemin dans adı altında herkese açık atölyeler tecrübesini geliştirmek isteyen profesyonellere ve 65+ yaş üstü bireylere yönelikti. Atölyelerimiz farklı dans türlerinden oluşuyordu. Yaratım atölyelerinde Amerika Birleşik Devletleri’nden,İsveç’den, Almanya’dan ve İngiltere’den gelen misafir koreografların, profesyoneller ve amatörlerle birlikte eser ürettikleri ve kendi ürettikleri eserleri sergiledikleri bir proje oldu. Dans filmleri Onur Topal Sümer tarafından kürate edildi ve Müze Gazhane’nin açık hava sahnesinde gösterildi. Festival ana faaliyetimiz ile inşa etmeye devam ettiğimiz platformumuz dans atölyeleri buluşmalarına, yurt dışı projeleri ile partnerlik başvurularına ve yeni işbirlikleri adımlarını atmaya devam ediyor.

Uluslararası Doğaçlama Dans Festivali projesi kapsamında çeşitli kurumlar ve paydaşlarla işbirlikleri gerçekleştirdiniz. Türkiye’de ya da uluslararası boyutta gerçekleştirdiğiniz bu işbirliklerinin Türkiye’deki dans ve performans sanatları çalışmalarına ve kurumunuza katkılarından bahsedebilir misiniz? 

Dans alanında çalışan toplulukların, bireylerin ve kurumların temsiliyet ve yeni proje geliştirme, uluslararası arenada görünür olma ihtiyaçlarının karşılanmadığı kurak bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde geçmişin tozunu üzerimizden atarak festival ile tekrar her bir dans sanatçısı ve dans heveslisini bir araya getirmek için kollarımızı sıvadık.

Bu bir araya geliş uzun zaman sonra ilk defa birlikte proje üreten dansçılar için temas ve karşılaşma ortamı yaratabildiğimizi gösterdi. Çevremizden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda şunu da rahatlıkla söyleyebilirim ki bu alanda yılmadan tutku ve idealleri ile iş üreten dans sanatçılarına festival yeni bir soluk getirdi. Dans alanını filizlendiren genç kuşak sanatçılar olarak alanda attığımız adımların umut verici olduğunu işittik ve gözlemledik. Bu yaratılan momentum ile uluslararası alanda fark edildik ve bu da bize İtalya’daki Company Area’nın Go Towards adlı projesine partner olma imkânı sağladı. Uluslararası platformların, bağlantıların parçası olmak için başvurularımızı oluşturmaya başladık. Aynı zamanda yerelde geliştirdiğimiz kurumsal ve mekânsal işbirliklerimizle yıl içerisine yayılan etkinliklerimizi planlamaya devam ediyoruz. Dans kası zayıf olan kurumların alanda aktif üreten dansçılar ve yeni işler ile karşılaşması kurum içi etkinlik programlama dinamiklerini ve kurumların yapısı dışında yeni projelere açık olabilme hallerini pekiştirdiğini düşünüyoruz. 

Kültür Sanat Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Dans ve performans sanatları alanında yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli?

Ülkemizde dans alanı maalesef göz ardı edilen bir alan ve örgütlenmeler az; ancak hayata geçirdiğimiz bu platform ve festival ile alanın geliştirilmesine yönelik talebin ve potansiyelin yüksek olduğunu deneyimledik. Yaratılan fonlar ve destekler ülkemizde ağırlıklı olarak görsel sanatlar, müzik ve tiyatro disiplinlerine yönelik oluyor. Bu sebeple dans alanına yapılan fon aktarımlarının alanın görünürlüğü ve çalışmalarının devamlılığı için çok etkili olduğunu gözlemliyoruz.  Festivalde katılımcılar sadece izleyici değil aynı zamanda etkinliklerde etkin rol aldıkları bir süreç yaşadılar.  Dans alanında yapılan faaliyetlerin bireyler üzerinde arındırıcı, iyileştirici ve dönüştürücü etkilerinin olmuş olduğunu gözlemledik. Festivalin farklı kurumlar ve sponsorlar tarafından desteklenmesi tüm etkinliklerin ücretsiz olmasına olanak sağladı. Böylelikle çağdaş dans alanı ile yeni kitlelerin buluşmasına ve bireylerin dansı hayatlarına dahil edebilmelerine olanak sağladı. 

Improdancefest’in gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan ve önceliklerinden bahseder misiniz? 

Öncelikle her ay Hope Alkazar’da ‘’Prop Jam’’ buluşmaları yapmaya başladık. Festival sürecine kadar da üç ana faaliyet alanı belirledik. Dans alanında daha önce konuşulmamış başlıklar altında tartışmaların, akademik sunumların ve ağ oluşturma paylaşımlarının olacağı bir buluşma yapmak öncelikli hedefimiz. İkinci çalışma alanımız yeni teknolojiler ve dans alanındaki gelişmeleri yakaladığımız bir projeler geliştirmek. Bu faaliyetlere ek olarak yurtdışından gelen dansçılar ile atölyeler gerçekleştiriyoruz. Yerelde aktif faaliyet gösteren sanatçılar ile görüşmeler gerçekleştirerek alanın ihtiyacını tespit ederek çalışmalarımıza devam ediyoruz.

 

Alt Yazı Sinema Derneği Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

2019 yılında kurulan Altyazı Sinema Derneği; sinema alanındaki yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra sansür ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere cinsiyet eşitliği, işçi güvenliği ve sağlığı gibi meseleler ile ilgili olarak da faaliyet yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2021 döneminde  Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile Altyazı Sinema Derneği, sinemacıların, gazetecilerin, sinemaseverlerin, sanatçıların ve sinemaya ilgi duyan herkesin yararlanabileceği birincil kaynak olacak bir arşiv oluşturmak amacıyla Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında, derginin Eylül 2001’deki ilk sayısından itibaren yayınlanan 144 sayı dijital aktararak ilgilenenlerin erişimine açılacak.

Altyazı Sinema Derneği Saymanı ve İktisadi İşletmesi Müdürü Ali Deniz Şensöz ile yaptığımız röportajda; dijitalleşmenin sinema sektörüne etkileri, proje kapsamında yürütülen çalışmalar, Altyazı Sinema Derneği’nin gelecek dönem için öncelikleri ve hibe desteğinin kuruluşa sağladığı katkılar hakkında konuştuk.  

Ekim ayı ile birlikte Türkiye’nin farklı illerinde film festivalleri düzenlenmeye ve bu kapsamda düzenlenen etkinliklerle seyirciyle yeniden yüz yüze buluşmaya başlandı. Pandemi sonrası süreçte film festivallerinin nasıl bir dönüşüm yaşadığından ve festivallerin sinema sektörü için öneminden bahseder misiniz?

Herkesin oldukça yalnızlaştığı uzun bir dönemin ardından hem filmlerin yeniden dolu salonlarda seyircilerle buluşabildiği hem de sektördeki insanların bir araya gelip iletişim kurabildiği mekânlar olarak festivallerin kıymeti bu dönemde bir kez daha yüzeye çıktı. Bir yandan gündelik hayatın akışına bir parantez açarak kendi alanını açan ve sinema ile ilgilenen herkes için bir nefes olan festivaller bir yandan da gündeliği ve haliyle siyaseti sinema salonlarına taşıyarak da umut var etmeye devam ettiler. Bu dönemdeki en keskin örnek, Gezi Davası tutuklularından Çiğdem Mater’in hapse girmesinin ardından Türkiye’deki birçok festivalin ve kültür-sanat kurumunun sessizliğinin aksine festivaller esnasında film ekiplerinin iradesiyle bu sessizliğin kırılması oldu. İnatla ve ısrarla bu gündemin unutulmasına izin vermeyen tüm film ekipleri herkes için de umut kaynağı oldu. Dolayısıyla, festivaller ve onları düzenleyen kurumlar bir yana o biraradalık mekânlarını dönüştürebilen, ses çıkarabilen insanların sesi sanırım herkes için asıl umut kaynağı.

Dijital platformlara olan talep her geçen gün daha da artıyor. Gün geçtikçe daha da dijitalleşen bir dünyada sinema nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

Sinema, keşfedildiği günden beri sürekli bir dönüşüm içindeydi. Uzun yıllar süren sessiz sinema döneminin ardından ses teknolojisinin filmlerde kullanılmaya başlanmasıyla kimileri sinemanın öleceğini düşünüyordu. Ardından televizyon, video kasetler, DVD’ler sırasıyla hayatımıza girdi. Yeni mecraların gündelik hayata dahil olması sinemaya hep bir tehdit olarak algılandı, fakat karanlık bir salonda tanımadığımız insanlarla hep birlikte deneyimlenen bir araç olarak sinema hala yaşamaya devam ediyor. Dijital platformları temel olarak evde film izleme deneyiminin geldiği son nokta olarak görebiliriz. Televizyondan video kasetlere oradan DVD’lere uzanan ev sineması teknolojisi şimdi dijital platformlarda devam ediyor. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Altyazı Sinema Dergisi Dijital Arşiv projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamından gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan ve  Dijital bir arşiv oluşturmanın alana sağladığı katkılardan bahsedebilir misiniz?

Projeye, arşivin taranması için gerekli olan altyapının hazırlanmasıyla başladık. Hazırlık döneminde e-dergi okuma altyapısına, dijital hale getirilecek dergilerin yüklenmesi ve dergilerin indekslerinin girilmesi için gerekli arayüzü kurduk. Dergilerin sayfalarının tek tek taranarak dijitale aktarılmasının ardından, ilgili sayıya ait sayfalar bir araya getirilip düzenlendi. Her bir içeriğin indekslenmesinin ardından arşiv önce internet sitesinde ardından da cep telefonu uygulamasında kullanıma açıldı.

Yirmi yıldır sinema üzerine özgün içerik üreten bir yayın olarak dijitale aktardığımız bu arşiv; sinema akademisyenleri, araştırmacıları, sektör çalışanları ve sinema ile ilgilenen herkes için sürekli başvurabilecekleri temel bir kaynak haline gelecektir. Arşivciliğin çok zayıf olduğu, sinema üzerine ulusal bir arşivin olmadığı bir ülkede, Ekim 2001’den bu yana üretilen içeriklerimizin tamamının arşivinin oluşturulmasının kültür ve sanat hayatımız için vazgeçilmez bir kaynak sağlayacağına inanıyoruz.

Kültür Sanat Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Kültür-sanat alanında yapılan çalışmaların farklı bağışçılar tarafından desteklenmesi sizce neden önemli? 

Bu çalışmayla beraber yirmi yılı aşkın bir süredir kolektif olarak ürettiğimiz her şeyin kolayca erişilebilir halde bir arada durabileceği bir platformun oluşması, hem kurumsal hafızamızın oluşmasına vesile oldu hem de sinema alanında çalışan herkes için kapsamlı ve kalıcı bir kaynak oluşturmuş olduk. Altyazı’nın ürettiği her şeyi bir arada görebilmek, yaptıklarımızın dökümüne ulaşmanın yanı sıra, gelecekteki yapılanmamızda içerik olarak nasıl ve ne şekilde ilerlememiz gerektiğine dair de kimi strateji geliştirmemiz için ilham verici oldu. 

Türkiye gibi bir coğrafyada çeşitli zorluklarla var olmaya çalışan, sansür, ifade özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği gibi meseleleri odağına alan kültür-sanat faaliyetlerinin önemli bir kısmı bağışçı destekleri ile faaliyetlerini yürütmeye çalışıyor. Böylece bu kurumlara daha geniş kitlelere ulaşma, çoğalma ve devam edebilme imkânı sağlanmış oluyor. Kültür-sanat alanının gittikçe daraldığı ülkemizde bağışçıların bu gibi projelere yaptıkları destek çok kıymetli.

Altyazı Sinema Derneği’in gelecek dönem için önceliklerinden ve yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2023-2024 yıllarında internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden sürdüreceğimiz, sinemada ifade özgürlüğüne öncelik tanıyan kültür-sanat haberciliğinin Türkiye’de daralan bağımsız medya platformları arasında kritik bir rol üstleneceğine inanıyoruz. İnternet sitemiz ve çeşitli sosyal medya kanallarımız aracılığı ile kültür sanat alanında demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir söylemin gelişmesine katkıda bulunmaya; özgür sinema aktörlerinin görünürlüğünü arttırmaya; okuyucuların nitelikli, güvenilir bilgi ve eleştiriye ulaşmasını sağlamak için çalışmaya devam edeceğiz.

 

Troya Kültür Derneği ile Çanakkale Kültür Aktörleri Ağı Projesini Konuştuk

By | Kültür Sanat Fonu

Troya Kültür Derneği (Çanakkale Bienali İnisiyatifi – CABININ), Çanakkale’deki farklı toplum kesimlerini çağdaş sanatla buluşturmak, sanat odaklı etkinlikler ve eğitimler yoluyla dezavantajlı grupların toplumsal yaşama katılımlarını, üretkenlik ve becerilerini artırmak, Çanakkale’nin özgün, tarihi, doğal ve kültürel değerlerini uluslararası boyutta tanıtmak, Çanakkale’yi bir çağdaş kültür kenti olarak konumlandırma vizyonuna yönelik olarak uluslararası iletişim ve işbirliği ağları oluşturmak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız CABININ Çanakkale Kültür Aktörleri Ağı projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Çanakkaleʼde yaşayan ve çalışan kültür aktörlerini, uzmanları ve kültür-sanat girişimlerini bir araya getirerek bu gruplar arasındaki iletişimin ve işbirliğinin artmasını sağlayacak bir ağ oluşturacak. Proje süresince bu grupların yaklaşımları, çalışma alanları, ihtiyaçları ve üretimleri arasındaki ortaklık ve farklılıkların belirleneceği toplantı, buluşma ve röportajlar yaparak Çanakkale kültür ekosisteminin işlevsel bir iletişim ve işbirliği haritası oluşturulacak.

CABININ eş-direktörü Deniz Erbaş ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin faaliyetleri, Çanakkale Bienali’nin yıllar içerisinde yaşadığı değişim, 8. Çanakkale Bienali ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Troya Kültür Derneği (CABININ – Çanakkale Bienali İnisiyatifi), Kültür Sanat Fonu’nun 2022 döneminde vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

CABININ, Çanakkale’de başta Çanakkale Bienali olmak üzere çağdaş sanat ve kültür odaklı olarak bir araya gelen, farklı meslek gruplarından insanların gönüllülük esasıyla ve yatay olarak örgütlendiği bir sivil inisiyatif olarak 2006 yılından beri faaliyetlerini sürdürüyor. Çanakkale Bienali için oluşturulan kavramsal çerçeveler, Çanakkale kentine özgü değerlerin küresel ölçekteki güncel meselelerle kesişim alanlarında düğümleniyor. Dünyanın farklı yerlerinden sanatçıları, sanat uzmanlarını Çanakkale’ye davet ederek özgün ve yeni üretimler için koşullar oluşturuyoruz. Çanakkale’ye ait farklı ve özgün kültürel miras olarak kabul edilebilecek yapıları ve kamusal alanları farklı etkinlikler kapsamında değerlendirerek sergilerle kentin gündemine taşıdık. Er Hamamı (şimdiki Çanakkale Seramik Müzesi), Eski Ermeni Kilisesi, Eski Tütün Deposu (şimdiki Korfmann Kütüphanesi), Fevzipaşa Mahallesi’ndeki metruk binalar (şimdiki Mahal, Fevzipaşa Mahalle Evi ve diğerleri), Çanakkale kordonu, marinası, özel mülkiyetteki çeşitli yapılar, eski otogar, Halk Bahçesi, kent içindeki tescilli yapılar kullandığımız sergi alanlarına örnek olarak gösterilebilir.

Çanakkale Bienali 2014 yılından bu yana, dünya genelinden 200’ün üzerinde sanat bienalini bir araya getiren Uluslararası Bienaller Birliği (International Biennial Association – IBA) üyesidir ve Bienaller Vakfı (Biennial Foundation) küresel listesinde yer alıyor. Ayrıca CABININ 2015 yılında, İstanbul TÜYAP Artist Uluslararası Sanat Fuarı’nda Kurumsal Onur Ödülü’ne, 2020 yılında ise Baskı Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Anadolu Ödülleri kapsamında, Süreli Etkinlikler Ödülü’ne layık görüldü. Son olarak sivil toplum çalışmalarının odağına çağdaş sanatı oturtan özgün modeliyle, Çanakkale kentinin UCLG – MEXICO CITY – CULTURE 21 Uluslararası Ödülü “En iyi Uygulamalar 2022” listesine seçilmesini sağladı.

Çanakkale’yi uluslararası düzeyde ve yüksek sanat alanında temsil eden, bu anlamda kentin çağdaş kimliğine katkı veren ve kültürel ekosistemini besleyen Uluslararası Çanakkale Bienali gelinen noktada, farklı kültür-sanat kurum ve kuruluşlarının destek ve işbirlikleriyle faaliyetlerine daha da güçlü bir biçimde devam ediyor. CABININ, ana etkinliği olan Çanakkale Bienali dışında 2012 yılında kurduğu Troya Kültür Derneği ve 2013 sonbaharında açtığı MAHAL Sanat ile kurumsal ve mekânsal altyapısını geliştirdi. Bu sayede faaliyetlerini tüm yıla yaygınlaştırabildi. Ayrıca süreçte projelerini günümüz kültür ve sanatıyla kesişen tasarım, arkeoloji, turizm, kent tarihi, gastronomi, eğitim, ekoloji gibi farklı konular üzerine çeşitlendirerek yaygınlaştırdı.

İlk kez 2008 yılında hayata geçirdiğiniz Çanakkale Bienali fikri nasıl ortaya çıktı? Bienalin yıllar içinde yaşadığı değişimden ve Çanakkale’deki kültür-sanat yaşamına katkılarından bahseder misiniz?

Bienalin ilk denemesi aslında ilk bienalden bir yıl önce 2007’de CABININ tarafından gerçekleştirilen geniş katılımlı ve tüm kente yayılan Sınır Çizgisi başlıklı kapsamlı sergiyle oldu. Bu ölçekte bir etkinliği Çanakkale’de gerçekleştirmek için imkânların araştırıldığı bu ilk denemede hem basın hem de yerel dinamikler bienal fikrine oldukça sıcak yaklaştılar. Ardından hemen bir yıl sonra Çanakkale Bienali başlamış oldu. Kültüre meraklı insanların ve üniversite gençlerinin yaşadığı Çanakkale aynı zamanda çok kültürlü yapıya sahip kamusal alanlarıyla ve tarihi, kültürel ve doğal değerleriyle bienal için oldukça elverişli bir kent. Balkan, Anadolu ve Ege kültürlerinin kesişim noktasında konumlanan Çanakkale, bu kültürlerden sürekli beslenen bir yapıya sahip. CABININ’in en başından beri temel amacı, Çanakkale’yi Akdeniz kültür ekosisteminde önemli bir kültür kenti olarak konumlandırmaktı. Gelinen aşamada bienalin ve Troya Kültür Derneği tarafından hayata geçirilen kültürel projelerin bu vizyon doğrultusunda üzerine düşeni yaptığını düşünüyoruz. Diğer taraftan Troya Müzesi’nin açılması gibi önemli altyapı girişimleri de bu çabalara önemli katkılar sunuyor denebilir.

Diğer yandan Çanakkale Bienali başladığı günden bu güne, toplumun farklı kesimlerini çağdaş sanat üretimiyle aktif şekilde iletişim ve etkileşime geçirecek sosyal programlarını geliştirerek devam ettirdi. Çanakkale Bienali kitleselleşmenin değil toplumsallaşmanın model ve stratejilerini benimseyen bir yapıya sahip. Yirmi yıla yaklaşan serüveni boyunca, çağdaş sanatın toplumun farklı kesimleriyle nasıl etkileşime sokulabileceğine dair fikir ve deneyimler de biriktirdi. Çocukları, gençleri, kadınları ve engellileri odağına alan sosyal programlar, bu grupların çağdaş sanat ve kültür üretimleriyle aktif etkileşimini ve bu bağlamdaki talep, üretim ve beklentilerinin daha geniş kitlelerle paylaşılabilmesini sağlamayı amaçlıyor. Bununla birlikte sanatın düşünsel, simgesel ve biçimsel süreçlerinden ilham alarak üretici enerjilerinin kamusal alanda ifade bulması için gereken koşulları oluşturmaya çalışıyor.

Son olarak kentin mimari mirasına yaptığımız katkılardan da söz etmek gerekiyor. Bugüne kadar bienal sergileriyle gündeme gelen birçok yapı restore edildi ve yeni kültürel işlevler kazandı. Böylece hem kentin kültürel mirası canlanmış oldu hem de kültür altyapıları gelişti. Şimdi Seramik Müzesi olan eski Er Hamamı, Korfmann Kütüphanesi olan eski tütün deposu, MAHAL’in de bulunduğu bölgedeki metruk Palamut Depoları’nın canlanması bu örneklerden sadece bazıları.

8.Çanakkale Bienali’ni “Birlikte nasıl çalışırız?” başlığıyla 1 Ekim’de hayata geçireceksiniz. Bu yıl gerçekleşecek olan Bienal’in amacından ve katılımcıları bekleyen etkinliklerden bahsedebilir misiniz? 

8.Çanakkale Bienali, 40’a yakın sanatçı ve davet ettiği 6 sanatçı inisiyatifiyle birlikte, “Birlikte nasıl üretiriz?”, “Birlikte nasıl yaşarız?”, “Birlikte nasıl çalışırız?” gibi çok temel ve kapsayıcı sorular üzerinden insan-insan, insan-doğa, insan-hayvan, hayvan-hayvan ve tüm canlı-canlı olmayan yapılar arasındaki karmaşık ilişkilerin bağlantılarını ve düğüm noktalarını araştırmayı amaçlıyor. Bir yandan konukseverlik, dostluk, işbirliği, emek, sorumluluk, adalet, bağışlama, hafıza, yas, neşe gibi farklı kavramları ele alırken öte yandan insanın “birlikte yaşama” zorunluluğunun peşini bırakmayan paradokslar, imkansızlıklar ve tekil şansları da odağına alıyor. 1 Ekim’de kapılarını açan Bienal, 11 mekânda gerçekleştirdiği sergilerin yanı sıra panel, atölye, film gösterimi ve paralel etkinliklerden oluşan programıyla 5 Kasım’a kadar devam etti.

Bu bienalin üç ana bilişine var. İlk olarak birlikte çalışma meselesine odaklandığımız için özgün bir aradalık modelleri sunan İstanbul’dan AVTO, Monitor İzmir, Antalya’dan ARE Projects, Ankara’dan Ka Atölye ve Çanakkale’den Garp Sessions inisiyatifleri ve İtalya’nın Lucca şehrinden bağımsız Giungla Festivali’ni davet ettik. Her biri Çanakkale’nin özgün kent mirasını yansıtan mekanlarda kendi üretme ve çalışma pratikleri kadar sanata bakış açılarını da yansıtan sergi ve projelerle bienalin sanatsal içeriğine dahil oldu. 

Bienalin ikinci bileşeni ise farklı mekanlara yayılan ana sergiler. Adrian Melis, Berfin Erdoğan & Yağmur Uyanık, Can Altay, Forensic Architecture, Goshka Macuga, Guido van der Werve, Jasmina Cibic, Johanna Billing, İhsan Oturmak, Maider López, Mariana Vassileva, Merve Şendil, Mircea Cantor, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Pilvi Takala, Pravdoliub Ivanov, Robert Montgomery, Serge Najjar ve Zeren Göktan bienalin sorduğu sorulara farklı açılardan yaklaşan üretimleriyle bienale katıldı. Halkın kolektif katılımıyla oluşan yeni kamusal projesi Hareketli Bahçe’yi Çanakkale’ye taşıyan Maider Lopez, insanların kent parklarında açtığı kendine has patikaların izlerini süren Mircea Cantor, kamusal heykel kaidelerinden oluşturduğu tırmanma duvarıyla Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, Avrupa kimliğinin yolculuğunu hediye alegorisi üzerinden irdeleyen Jasmina Cibic ve tarihsel hafızaya kolaj mantığıyla yaklaşan erken dönem çalışmasıyla Goshka Macuga MAHAL’de izleyiciyle buluştu. theFeHAN2’de ise çocukların ve gençlerin birlikte çalışma ve üretme pratiklerine farklı bakış açıları yansıtıldı: Mariana Vassileva’nın okul sandalyeleriyle oluşturduğu kulesi, Zeren Göktan’ın sandalye yığınları arasında kalmış çocuğu yakaladığı fotoğrafı, Johanna Billing’in bir şeyler olmasını bekleyen gençleri, Pilvi Takala’nın ödül parasını harcamak için ortak aklı bulmaya çalışan okul öğrencileri. Son olarak, İhsan Oturmak’ın boğulan insanları izleyen sessiz yığınları ile Forensic Architecture tarafından arşivlenen Kuzey Ege’deki göçmen püskürtme vaka haritası ise görmezden gelmekte ortaklaştığımız durumları hatırlattı. 

Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası (ÇTSO) Çanakkale Evi’ndeki seçki ise birliktelik kadar tek başınalığın da gücüne vurgu yapıyor: Guido ven der Werde’nin bir saatlik epik yolculuğu, Serge Najjar’ın mimari içinde bir başına görüntülediği işçileri, Adrian Melis’in özgeçmiş formlarını öğüten ofis çalışanı, Pravdoliub İvanov’un yukarı ya da aşağı gitmeyi denkleyen tek kişilik merdiveni hem bir başınalığa hem de o tekilliklerin bir aradalığının işler hale getirdiği mekanizmalara gönderme yapıyordu. Robert Montgomery’nin Dardanel Spor Tesisleri cephesinde işi ise Çanakkale Bienali’ni kamusal alana taşıyan, duvara işlenen iki dizelik bir aşk şiiri.

Troya Müzesi 2018’den beri olduğu gibi bu yıl da özel bir bienal sergisine ev sahipliği yaptı. CABININ’in sanatın hafıza ve tarihsel süreçlerine yönelik duyarlılığının bir devamı olan Alparslan Baloğlu sergisinin küratörlüğünü Azra Tüzünoğlu üstlendi. Troya Müzesi’nin ve arkeolojik alanın katmanları arasında yolculuğa çıkan günümüz seyyahı Baloğlu, M.S. 2022 TROYA XI “Atlar, Tanrılar ve diğerleri” sergisi ile sadece hayal gücümüzle yarattığımız bir yer değil; gerçek bir şehir olan Troya’ya taze bir yorum getirdi. Uğruna yapılan savaşın, aşk için mi yoksa denizlere hâkim olmak için mi yapıldığı bilinmezken- bugünden sorular ve yeni olasılıklarla mit ve gerçeklik arasındaki ince çizgide seyreden sergi, Troya Müzesi’ne özgü üretilen ilk yerleştirme olma özelliği taşıyor. Bu sergi vesilesiyle Tüzünoğlu’nun hem sanatçının kendi arşivi hem Serhat Kiraz, Ahmet Öktem gibi yakın arkadaşlarıyla SALT Araştırma gibi kurumsal dijital arşivler hem de yüksek lisans ve doktora tezleri üzerinden neredeyse bir arkeolog titizliğiyle yaptığı araştırma sonucu ortaya çıkan eserlerin ve belgelerin derlendiği Alparslan Baloğlu’nun ilk retrospektifi de Troya Müzesi’nde sergilendi.

Ana sergiler 5 Kasım’da sona erdi, fakat daha önceki edisyonlarımızda olduğu gibi bienal temasını farklı açılardan devam ettiren farklı proje ve etkinlikler 2023 ilkbaharına kadar devam edecek.

COVID-19 salgının, ekonomik krizin ve toplumsal sorunların kültür-sanat alanını ciddi anlamda etkilendiğini biliyoruz. Çanakkale özelinde, salgının ve yaşanan bu krizlerin kültür-sanat alanı ve sanatçılar üzerindeki etkilerine dair gözlemlerinizden bahsedebilir misiniz? 

Çanakkale kent merkezi hizmet sektörünün baskın olduğu, boğaz geçişlerinden yani transit hareketlilikten, özellikle de bölgedeki kültür turizminden beslenen bir ekonomik yapıya sahip. COVID-19 salgını tabii ki kentin ekonomisi büyük oranda etkilendi. Kültür-sanat etkinlikler ve turizm faaliyetleri de pandemi dönemindeki yasaklar kapsamına girdiği için Türkiye genelinde yaşanan durum Çanakkale’de de etkili oldu. Çanakkale’de yaşayan insanların kamusal alanları kullanma alışkanlığına sahip olan; hava elverdiği ölçüde parkları, sahilleri, çay bahçelerini dolduran ve kamusal alanda var olan kişiler olduğunu söyleyebiliriz. Böyle olunca COVID-19 salgınına bağlı kısıtlamaların kentin genel ruh halini de oldukça olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz. 

Bu süreçten sanatçılar da tabii ki temel ihtiyaçları bağlamında etkilendi, fakat COVID-19 salgınının şöyle bir etkisi de oldu. Örneğin Çanakkale’nin en önemli kültür endüstrisi diyebileceğimiz seramik tasarım ve üretimi yapan sanatçılar, aynı şekilde farklı sanatsal üretimler ve tasarımlar yapan genç kuşak sanatçı ve tasarımcılar, çevrimiçi platformları üretimlerini insanlarla paylaşmak için kullanmaya başladı. Bu özellikle ekonomik olarak tasarımcı ve sanatçıları besleyen bir etmen oldu. Benzer şekilde sanatçılar ve tasarımcılar dijital sergiler ile tanıştılar, kendi etkinliklerini düzenlediler. Yerel yönetim ise canlı konser yayınları gibi uygulamalarla COVID-19 sürecinde kültürel alanda bir varlık göstermeye, yerel sanatçıları desteklemeye çalıştı. Bir şekilde herkes hayatta kalma ve üretimlerine devam etme noktasında alternatifler geliştirdi diyebiliriz. Son tahlilde sürekli bir kriz, bilinmezlik, öngörülmezlik ve prekarya içerisinde var olmaya alışmış ya da bir şekilde şartlanmış kültür ve sanat insanlarının uyum sağlama, kendine yeni yollar açma, alternatifler bulma gibi becerilerinin gelişkin olması, COVID-19’a bağlı yaşadığımız sosyal ve ekonomik krizi bir şekilde atlatmakta da etkili oldu denebilir.

Hibe desteğimizle Çanakkale Kültür Aktörleri Ağı projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve yapacağınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Çanakkale Kültür Aktörleri Ağı, 8. Çanakkale Bienali’nin sorduğu sorulardan hareket eden, Çanakkale’de sanat ve sivil toplum alanında bir altyapı geliştirme projesidir. Proje kapsamında Çanakkaleʼde yaşayan ve çalışan kültür aktörleri, uzmanlar, kültür-sanat girişimleri arasında iletişim ve işbirliği odaklı bir ağ oluşturmayı hedefliyoruz. Çanakkale kentinin merkez ilçesinde ve Bayramiç, Bozcaada, Gökçeada, Gelibolu, Ayvacık gibi farklı ilçelerinde yaşayan ve çalışan kültür aktörlerini bir araya getirecek olan proje ile bu aktörlerin yaklaşımları, çalışma alanları, ihtiyaçları ve üretimleri arasındaki ortaklık ve farklılıkların belirleneceği toplantılar, buluşmalar, röportajlar gibi formatların uygulanacağı fizibilite sürecinin yürütülecek. Daha sonrasında düzenlenecek geniş katılımlı toplantılar ile Çanakkale’nin kültür ekosisteminin işlevsel bir iletişim ve işbirliği haritasının işlemeye başlaması planlanıyor.

Hepimizin bildiği gibi son 5-6 yıldır ve özellikle pandemi ile artan bir yoğunlukta, büyük şehirlerden Çanakkale gibi kentlere ciddi bir iç göç yaşanıyor. Kentin daha önceki nüfus hareketliliğinin temel dinamiği “emekli”ler ve/veya belli sürelerle değişen üniversite öğrencileriyken son yıllarda özellikle kültür endüstrisi ya da yaratıcı endüstrilerden aktif genç ve orta kuşak profesyoneller Çanakkale’nin merkezine ya da kırsal kesimlerine yerleşti. Buralarda tüm yıl yaşamaya ve çalışmaya başladılar. Biz de Çanakkale merkezde bulunan sanat merkezimiz ve kültür-sanat projelerimiz bağlamında bu insanlarla çok sık tanışıyor ve karşılaşıyoruz. Bu yaratıcı bireylerin Çanakkale’nin bir kültür şehri olarak potansiyellerini geliştirmesi noktasında çok önemli katkıları olacağını seziyoruz. Uzun yıllara dayanan deneyim ve birikimimiz bize bunu gösteriyor. Öncelikle kültür aktörlerini Çanakkale kentiyle, bu kentin sivil toplum geleneğiyle, tarihiyle, Anadolu, Ege ve Balkan kültürlerinin ilginç bir buluşma alanı olmasının getirdiği potansiyellerle tanıştırmak gerektiğine aynı zamanda bir iletişim ve işbirliği köprüsüne ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Projemiz işte bu ihtiyaca yönelik olarak kültür aktörlerini görünür kılmak, iletişime geçirmek ve yerelle ilişkilerini sağlamak için Çanakkale kent merkezi ile kırsal kesimlerinde bir dizi araştırma ve fizibilite çalışmalarıyla işe başlıyor. Ardından gelecek toplantılarla Çanakkale ölçeğinde “Birlikte nasıl çalışırız?” “Birlikte nasıl üretiriz?” “Birlikte nasıl yaşarız?” gibi temel sorulara hep birlikte cevap bulmaya, 8. Çanakkale Bienali’nin bir araya getirdiği sanatsal yaklaşımlardan da ilham alarak bir yol haritası çıkarmaya çalışacağız.