Category

Şartlı Hibe

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürüteceği Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet yürüten Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği, mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız dernek sağladığımız hibe desteğini enstrümanların bakımı, yeni enstrüman alımı ve insan kaynağı giderlerini karşılamak için kullanacak.

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği kurucusu Selmin Günöz ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin yürüttüğü faaliyetler, dünyaca ünlü sanatçılar ile verilen konserlerin çocuklar ve aileler için önemi, müziğin birlikte çalışma yürüttükleri çocuklar üzerindeki etkisi, çalışma yürüttükleri bölgenin özellikleri ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Barış Çocuk Orkestrası Koruma ve Geliştirme Derneği Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Barış Çocuk Orkestrası projesi, kurulduğu semtin dokusuyla birleşerek sanata katılım hakkı önündeki engelleri kaldırmayı hedefler. Derneğin kurulum amacı da bu projeyi desteklemektir. 

Projenin temel hedefi mümkün olan en fazla sayıda çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamak ve bu çocukları sokaktaki tehlikelerden korumaktır. Bu projede” MÜZİK”, gücüne çok inandığımız, barış, özgürlük ve adaleti en iyi şekilde ifade eden araçtır. Çok etkili bir araç. Müzik, barışçıl bir yaşam biçimi yaratmakta en büyük destektir.  Bu inançla ve bu hedefle, bize başvuran her çocuğu hiçbir yetenek sınavına tabi tutmaksızın kabul ederiz. Bazısı çabuk öğrenir, bazısı da yıllarca aynı seviyelerde kalır; fakat asla çocuklara bu işe uygun olmadıkları söylenmez, hissettirilmez. Dernek merkezimizde çocukların seviyelerine göre belirlediğimiz gruplara yönelik nitelikli eğitmenler eşliğinde müzik eğitimi veriyoruz. 7-17 yaş arası çocuklardan oluşan bu gruplar haftanın 2 günü bu eğitimlerden yararlanabiliyor. Cumartesi günleri ise tüm orkestra bir araya gelerek prova yapıyor. Yılda 1 veya 2 defa çocuklarımızın sahne üzerinde eşlik edebileceği uluslararası bir sanatçıyı davet ediyoruz ve hep beraber bir konser veriyoruz. 

İzmir’de suça sürüklenen çocuk oranının yüksek olduğu mahallelerde faaliyetlerinizi yürütüyorsunuz. Birlikte çalıştığınız çocukların durumundan ve bu grupla çalışmayı tercih etmenizin nedenlerinden bahseder misiniz?

Çalıştığımız bölge İzmir’in alkol, sigara, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerinin en fazla tüketildiği, en fazla göç almış bölgelerinden birisidir. Özgüven eksikliği fazlasıyla fark edilir durumda. Günün her saatinde bir sokak çatışmasına tanık olabilirsiniz. Aileler, hava kararmaya başladığında sokağa çıkmaya çekiniyorlar. Tüm bu nedenlerden dolayı bu bölgeyi özellikle seçtik. Buradaki amaç çocukları bu tehlikelerden müzik aracılığıyla korumak. Bölgedeki uyuşturucu kullanımı çok küçük yaşlara kadar inmiş durumda. Yoksulluk gözle görülebilecek durumdadır. Kısacası, bu proje için en ideal yer burası. 

Yaptığınız çalışmaların çocuklar üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz? Geçmiş yıllarda birlikte çalıştığınız çocuklar özelinde düşündüğünüzde, müzik çocukların iyi olma hallerini nasıl etkiliyor? 

Öncelikle özgüvenlerinin artması konusunda son derece başarılı bir sonuç gözlemlemekteyiz. Müzik eğitimi dışında dernek amacımızı destekleyen farklı faaliyetler de yürütüyoruz. Örneğin; çocuklar için felsefe atölyeleri düzenleyen bir gönüllü öğretmen, İngilizce dersi veren bir gönüllü öğretmen, sorunlarını rahatlıkla görüşebilecekleri gönüllü bir psikolog var. Anneler de psikolog desteğinden yararlanabiliyor. Bu bağlamda hem müzik eğitimi hem destekleyici çalışmalar sayesinde başlangıçta kavga, gürültü, küfür gibi sıkıntılı durumlarla çok iç içe olan çocuklar – hatta ceplerinde çakı, bıçak gibi tehdit edici aletlerle dolaşırlarken (Bu aletleri kendilerini korumak amacıyla taşıdıklarını ifade ediyorlardı.) – şimdi çok daha huzurlu ve sakinler. 

Vakıf olarak geliştirdiğiniz işbirlikleri ile Barış Çocuk Orkestrası’nın dünyaca ünlü sanatçılarla konserler vermesine olanak sağlıyorsunuz. Bu konserlerin Vakıfınız, orkestrada yer alan çocuklar ve aileleri açısından öneminden bahseder misiniz?

İzmir’in en mükemmel, Avrupai standartlarındaki salonunda Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne almak birlikte faaliyet yürüttüğümüz çocukların en büyük mutluluğu. İzleyici tarafından ayakta alkışlanmanın getirdiği mutluluk, ”BAŞARDIM” duygusu, bu işi nitelikli müzikle yapıyor olmanın verdiği keyif, sözcüklerle anlatılır gibi değil. Çocuklarla beraber aileler de süreç içerisinde dönüştü. Aileler zamanla kendilerine yabancı gelen bu müzik türüne alıştı. Ailelere yönelik çok sesli müziğin ne olduğunu ve çocuklarının beyinsel ve kişilik gelişimine nasıl katkı koyduğunu anlatan programlar yaptık. Pandemi boyunca zoom platformu üzerinden çevrimiçi devam ettiğimiz çalışmalarımızda sadece çocuklara yönelik değil anneler için de eğlence içerikli çalışmalar yaptık. Şimdi anneler çocuklarını izlerken yaşadıkları gururu bizlerle paylaşıyor. 

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz

Öncelikle bir adet korno satın aldık. Öğretmen giderimiz bir hayli fazla. Sağladığınız hibe desteği öğretmenlere yaptığımız ödemelerin karşılanmasına katkı sağlıyor. Desteğiniz için teşekkür ederiz!

 

Rengarenk Umutlar Derneği ile Şartlı Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), Diyarbakır’da dezavantajlı hale getirilen mahallelerde yaşayan, risk altındaki, ayrımcılığa maruz kalmış çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla hak temelli faaliyetler yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, hibe kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığı İletişim Strateji Belgesi’ni uygulayacak tam zamanlı İletişim Uzmanı istihdam edecek ve ofis giderlerini karşılayacak. 

Rengarenk Umutlar Derneği Genel Koordinatörü Yeter Erel Tuma ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekonomik krizin birlikte faaliyet yürüttükleri gruplar üzerindeki etkisi, Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla yürütülen çalışmalar, çocukların çevreye ve çevre sorunlarına dair farkındalıklarını arttırmak amacıyla yürüttükleri faaliyetler, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Rengarenk Umutlar Derneği’nin 2022 yılı için planlarından ve öncelik vereceği çalışmalardan bahseder misiniz?

RUMUD olarak, 2022-2024 Yılı için stratejik planımızı oluşturduk. Stratejik planımız doğrultusunda toplam 8 ana hedefimiz bulunuyor: 

  1. Kurumsal kapasitenin geliştirilmesi,
  2. İnsan ve doğal kaynaklı krizlerin yönetiminde çocuk hakları odaklı bir ağ oluşturulması,
  3. Barış köyü kurulması,
  4. Erken Çocukluk Eğitim merkezinin oluşturulması (Geliştirilen programa uygun olarak),
  5. Çocuk hakları akademisinin geliştirilmesi,
  6. Çocuk hakları izleme merkezinin oluşturulması,
  7. İzleme çalışmalarının yapılması,
  8. Uluslararası ortaklıklar

Bu ana başlıklar aracılığıyla gelmek istediğimiz noktayı ise şöyle tanımlayabiliriz: Çocuk hakları alanında kurumsal kapasitemizi daha fazla geliştirerek yerel işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak ve çocuk hakları meselesini bölgenin gündemine sokmak. Erken çocukluk eğitim merkezi, barış köyü ve çocuk hakları akademisi gibi çalışmalar yürüterek çocuk hakları ihlallerine karşı etkili savunuculuk geliştirmek ve bu bağlamda izleme, raporlama ve belgeleme çalışmalarını sürdürmek.

Salgın koşullarının yanı sıra yaşanan ekonomik kriz de hali hazırda kırılgan olan grupları daha savunmasız bir hale getirdi. Bu durum faaliyet yürüttüğünüz bölgedeki çocukları ve ailelerini nasıl etkiledi? Bu çerçevede birlikte çalıştığınız grupların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden v bahseder misiniz?

Pandemi, mevcut çocuk ihlallerinin yanı sıra yeni ihlal alanları yarattı. Dijital fırsat eşitsizliğinin daha fazla görünür olduğu süreçte çocukların farklı ve niteliksiz işgücüne informal bir şekilde eklemlendiğini söyleyebiliriz. Pandemide Artan Çocuk İşçiliği Araştırma Raporu Diyarbakır Örneği raporumuzda da açıkça görüleceği üzere eğitime erişememe çocukların çalıştırılmasının önünü açtı. Yeteri kadar işletilmeyen denetim mekanizmaları salgın sürecinde çocuk işçi sayısını artmasına neden oldu. Bir yandan salgının çocuk işçiliği üzerindeki etkisi öte yandan ortaya çıkan ekonomik kriz, çocukların okullarını  terk etmesine ve çalışmaya devam etmesine neden oldu. Her geçen gün artan çocuk yoksulluğu meselesi ile ilgili etkili savunu araçları geliştirmeye ve yerel aktörler ile işbirliği içerisinde olmaya devam ediyoruz.

COVID-19 salgının etkisi ile risk altında yaşayan çocuklar tanımlamasına uyan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Diyarbakır’da yaşayan risk altındaki çocukları desteklemek amacıyla ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Her ne kadar çocuklar COVID-19 salgınının mağdurları arasında görünmese de aslında salgının en büyük mağdurlarından birisidir. En azından bugüne kadar COVID-19’un çocukların fiziksel sağlığı üzerinde önemli bir etki yaratmadığı gözlense de salgının çocukların iyi oluş hali üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Her yaştan ve tüm ülkelerden çocuklar, krizin sosyo-ekonomik etkilerine maruz kalıyor. Bazı durumlarda da çocuklar yarardan çok zarar veren, hafifletici tedbirlerden etkilenmektedir ve ne yazık ki bu etkiler çok uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Maalesef ki, COVID-19 salgının zararlı etkileri eşit bir şekilde dağılmıyor. Yoksul ülkelerde, yoksul mahallerde yaşayan ya da hali hazırda dezavantajlı durumda olan çocuklar üzerinde salgının çok daha zararlı etkileri olduğundan bahsetmek mümkün. 

Çocuklar bu krizden üç şekilde etkileniyor: Doğrudan virüsün bulaşması, salgını durdurmaya yönelik tedbirlerin kısa vadeli sosyo-ekonomik etkilerinin hissedilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni uygulama sürecindeki gecikmenin uzun vadedeki olası sonuçları.

RUMUD olarak çalışma sahamız olan Diyarbakır’ın Sur ilçesinde eşitsizliğin ve yetersiz tedbirlerin çocuklar üzerinde ki etkilerini görünür kılmak için çeşitli çalışmalar yürütüyoruz: Raporlar,basın açıklamaları ve  kampanya. Aynı zamanda, dernek merkezinde yürüttüğümüz atölyelere katılım sağlayan çocuklar ve bakım verenleri için bilinç yükseltme, çocukların akademik devamlılığı ve güçlendirme çalışmalarımız devam ediyor.

Çocuklarla beraber geri dönüşüm malzemelerini farklı şekillerde kullandığınız birçok çalışma yürütüyorsunuz. Gerçekleştirdiğiniz bu çalışmaların amaçlarından bahsedebilir misiniz?  Bu faaliyetler çocukların çevreye ve çevre sorunlarına bakış açısında nasıl bir dönüşüme neden oldu? 

Sürdürülebilir bir çevre için politika belgemizi hazırladık. Bu belgede aldığımız tüm kararlar derneğin tüm çalışma alanlarına entegre edilmiş durumda. Ancak bu farkındalığı geliştirmek ve çocukların çevreye duyarlılığını arttırmak için çeşitli faaliyetler de yürütmeye devam ediyoruz. Bunlardan biri de “İleri Dönüşüm Atölyesi”dir. Düzenlediğimiz atölye ile geri dönüşüm bir malzemeyi hammaddesine dönüştürmek, artık kullanılmayan bir malzemeyi başka bir şeye dönüştürmek gibi faaliyetler yürütüyoruz. Bu atölye aracılığı ile çocuklar evlerinde artık kullanılmaya, çöp olarak tanımlanabilecek malzemeleri oyuncağa dönüştürüyor. Temel hedefimiz elbetteki çocukların farkındalığını arttırmak ama bu yöntemle aynı zamanda çocukların yaratıcıkları, el becerileri ve hayal dünyaları da gelişiyor.

Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile sağladığımız Şartlı Destek Fonu kapsamında Temmuz 2021’de hazırladığınız İletişim Strateji belgenizi uygulamayı hedefliyorsunuz. Çocuk hakları alanında faaliyet yürüten bir dernek olarak iletişim stratejinizi belirlerken nelere öncelik verdiniz? Hibe desteğimizle bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bir sivil toplum örgütü olarak görünürlülüğün çok önemli olduğunun farkındayız. Son dönemlerde yürüttüğümüz savunuculuk ve kampanya çalışmaları bir kez daha gösterdi ki dijital platformlar bu faaliyetlerin oluşturduğu etkide çok önemli bir rol oynuyor. Fakat bizim için önemli olan bu iletişim faaliyetlerini yürütürken çocuk güvenliğini sağlayabilmek. Bu nedenle stratejimizi; çocuk hakları odaklı, çocukları ajite etmeyen, tüm çocukların eşit haklara sahip olduğu ve olması gerektiği söylemi üzerine kurguladık. 

Turkey Mozaik Foundationdan aldığımız destekle istihdam ettiğimiz İletişim Uzmanı; başta çocuk koruma politakımız olmak üzere, RUMUD’un tüm ilkeleri ile harmanlanmış olan iletişim stratejimizi uygulayacak. Çocuk güvenliği odağa alınmış iletişim modelimiz ile çocuk hakları alanında çalışan diğer örgütlere örnek olmayı hedefliyoruz.

 

Türkiye Alzheimer Derneği ile Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Türkiye Alzheimer Derneği kişilerin, Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve bu hastalıktan muzdarip kişi ve ailelerin yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında hibe desteği sağladığımız dernek, Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında Şişli Gündüz Yaşam Evinde; 16 kişilik gruplar halinde toplam 32 hastaya, gruplar için belirlenen günlerde 8 saat rehabilitasyon ve sanat terapisi sağlayacak. Sanat terapisi kapsamında haftada iki kez ikişer saatlik müzik dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştirecek olan dernek; bir yandan da resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların ince kaslarını çalıştırmalarına ve zihinsel becerilerini korumalarına destek olmayı amaçladığı atölyeler gerçekleştirecek.

Türkiye Alzheimer Derneği Genel Sekreteri Füsun Kocaman, Sosyal Hizmet Uzmanı/Gündüz Yaşam Evi Sorumlu Müdürü Gizem Akpınar, Prof. Dr. Başar Bilgiç Başkan ve dernek Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nil Tekin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; her yıl daha da yaşlanan Türkiye nüfusunu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler, hava kirliliğinin bunama hastalığına etkileri, Türkiye’de demans hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilen stratejiler ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yakın zamanda yayımladığı rapora göre, Türkiye’de yaşlı nüfusu son 5 yılda %24 arttı. Her geçen gün artan yaşlı nüfus göz önüne alındığında yaşlanmakta olan nüfusu özellikle sağlık hizmetlerine erişim açısından ne tür riskler bekliyor? 

Yaşlanmakta olan nüfusu sağlık hizmetlerine erişim açısından bekleyen riskler şu başlıklar altında özetlenebilir:

  • Kapasite yetersizliği nedeniyle tedavi için uzun süre beklemek zorunda kalınması, 
  • Yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (hastane, ameliyat, ilaç vs) erişilememesi,
  • Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına gidememesi.

Yaşlı nüfusun artması kamusal sağlık hizmetlerinin yetersiz kalma ihtimalini doğurmaktadır. Nüfus yoğunluğu sağlık hizmetlerin yavaşlamasına ve imkanların yetersiz kalmasına neden olabilir. Yatak kapasiteleri ya da bakım evlerinin kapasitesi yaşlı nüfusa yetmeyebilir. Bu sebeple yaşlı nüfus aktif yaşlanma sürecini tamamlayacak sağlık hizmetlerinden yoksun kalabilir. 

Bir diğer sorun ise yoksulluk sebebiyle sağlık hizmetlerine (Hastane, ameliyat, ilaç vs) erişememe. Ülkemizde kayıt dışı çalışanların ve sigorta kapsamı dışında kalanların oranı bir hayli fazla. 

65 yaş üstü 851 bin kişinin %92’si kayıt dışı çalışıyor. Türkiye’de bakımı üstlenenlerin yarısından fazlası da kadınlardan oluşuyor. Evde bakım vb. devlet destekleri ancak belirli bir gelir düzeyinin altında kalan kişilere veriliyor. Bu nedenle bakım sağlayan kesim bu görevi ücretsiz olarak yerine getiriyor ve çalışma imkanına erişemiyor. Bu da yaşlanmayla birlikte yoksulluğun giderek artacağını gösteriyor. Yoksullukla birlikte öz bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında karşılaşılacak sorunlar ve kısıtlar, sağlığa ihtiyacı daha da artıracak. Bu da sağlığa erişim sorunu daha da büyüyecek. 

Çok yaşlı olan ve/veya yalnız yaşayan hastaların sağlık kuruluşlarına erişimi çok zor hatta kimi durumlarda imkânsız. Bu da evde sağlık uygulamalarını gündeme getiriyor. Yaşlıların sağlığa erişimini sağlamak için sağlık ve sosyal hizmet uygulamaları bir arada düşünülmeli.

Türkiye’de Alzheimer hastalarını desteklemek amacıyla geliştirilmiş ulusal düzeyde bir stratejik plan veya politika bulunuyor mu? Bu tür bir çalışmanın hayata geçirilmesi için hangi paydaşlar tarafından neler yapılması gerekiyor?

Demans, en sık görülen formuyla Alzheimer Hastalığı (AH) yaşla birlikte görülme riski artan, hastada oluşturduğu engellilik durumu, mortalite oranları, bakıcı yükü ve bakım maliyeti ile toplumu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Demans dünya genelinde 50 milyon kişiyi etkilemektedir ve her 3 saniyede yeni bir demans olgusu ortaya çıkmaktadır. Bu artış hızıyla 2030 yılında 82 milyona, 2050 yılında ise yaklaşık 152 milyona ulaşacağı öngörülmektedir.  Son zamanlarda Türkiye’de 800.000 kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği düşünülmektedir.  Her geçen yıl daha da artan ve şu anda nüfusun %9.1’ini oluşturan yaşlı nüfusu ile beraber düşünüldüğünde demansın Türkiye’de görülme oranı da artacaktır. 

Yaşlanan Türkiye’de demans hastalığı hakkında daha fazla farkındalık ve bilgi sahibi olmak büyük önem taşımaktadır. Demans hastalığında korunma, erken tanı, bilgilendirme, kaliteli bakımın sağlanması, hastanın ve ailelerinin yaşam kalitesinin arttırılması için verilecek destek hizmetlerini içeren planlamalara gereksinim giderek artmaktadır.  Kesin tedavisi olmayan, ilerleyici, kronik bir hastalık olarak tanımlanan demans hastalığına yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde stratejik planlar oluşturulmasıyla tüm dünyada ülkelerin kendilerine has planların yapılma gereksinimi ortaya konmuştur. Alzheimer’s Disease International (ADI) küresel bir eylem planı oluşturmaya, bu eylem planına daha fazla ülke ve bölgeyi dâhil etmeye çalışmaktadır.

Hızla yaşlanan Türkiye’de giderek daha sık görülmeyen başlayan Alzheimer ve diğer demans tiplerine yönelik bir ulusal stratejik planın oluşturulması önem taşımaktadır. Koordinasyon, bilgi paylaşımı ve işbirlikleri, kaynakların etkin kullanımı, finansman modelleri, sürdürülebilirlik, değişen gereksinimlerin doğru şekilde değerlendirilmesi ve bütünleşik bakımın sağlanması için tüm Dünya’da Alzheimer derneklerine önemli görevler düşmektedir.  ADI üyesi de olan Türkiye Alzheimer Derneği bünyesinde Ulusal Demans Stratejik Plan Çalışma Grubu tarafından Ulusal Demans Stratejik Planı (2020-2025) oluşturulmuştur. Oluşturulan plan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na sunulmuştur.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı öncülüğünde yaşlılara yönelik ulusal eylem planları yapılıyor olsa da Alzheimer özelinde ulusal bir plan mevcut değildir. 

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı(2007 Kalkınma Ba- kanlığı Devlet Planlama Teşkilat)

Türkiye’de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı Uygulama Programı(2013-2015-2016 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı) 

Bakım Hizmetleri Stratejisi ve Eylem Planı(2011-2013 Aile ve SosyalPolitikalarBakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü) 

Türkiye Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı ve Uygulama Programı(2015-T.C. Sağlık Ba- kanlığı)

Hava kirliliğinin bunama hastalığı üzerinde ciddi etkileri olduğu biliniyor. Hava kirliliği bunama hastalığını nasıl tetikliyor? Bunun önüne geçmek için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Hava kirliliği görülme oranı artan küresel bir sorundur. Kalp hastalığı, felç ve kanser dahil olmak üzere birçok bulaşıcı olmayan hastalıkta bilinen bir nedensel faktördür. Demans (bunama) da ilerleyici, engellik yaratan, bulaşıcı olmayan bir hastalık olarak hızla büyüyen küresel bir sorundur. Hava kirliliği ile bunama veya bilişsel bozulma arasında ilişki olduğunu düşündüren çalışmalar mevcuttur. 

Temel olarak hava kirliliğine, özellikle de havada yer alan ince partiküllü maddelere maruz kalmanın, hipertansiyon, hiperlipidemi, ateroskleroz, oksidatif stres, insülin direnci, endotelyal disfonksiyon, pıhtılaşma eğiliminde artış, iltihaplanma ve inme riskini artırdığı ve bunların hepsinin aynı zamanda zihinsel işlevleri de bozduğu düşünülmektedir. 

Genel olarak, uzunlamasına kohort çalışmalarından elde edilen kanıtlar, hava kirliliğinde, özellikle küçük partiküller olan PM2.5, NO2/NOx ve O3 kirleticilerine maruz kalmanın, bunama riskini arttırdığını ve zihinsel işlevleri bozduğunu göstermektedir. Solunduğunda, partikül yüzeyinden desorbe edilen gaz, partiküller veya materyalin inflamatuar yanıtları, mikroglial aktivasyonu, reaktif oksijen türlerinin üretimini ve Aβ peptitlerinin artan üretimini ve birikimini indüklemek üzere hareket ettiği varsayılmaktadır. Bir çalışmada ikamet yeri ile en yakın ana yola olan mesafe arasındaki ilişkiye bakarak kirliliğe maruz kalmanın bir temsili ölçüsü kullanılmış, sonuçlarda konut ana yola ne kadar yakınsa demans riski o kadar yüksek bulunmuştur.

“2017 yılında “Lancet Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu” demans için potansiyel risk faktörleri listesine hava kirliliğini de dahil etmiştir. 2018 yılında da özellikle yaşlılarda havada asılı küçük partiküller ve bunama için nedensellik kanıtlarının arttığını belirtmiş ve ortaya çıkan nedensel bağlantıların araştırılması için daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulunmuştur. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğu bilinirken, bilişsel işlev üzerindeki etkisini değerlendirmek için gereken uzunlukta klinik çalışmalar yapmak gerekmektedir.”

Demans için belirlenmiş risk faktörlerinin çoğunda olduğu gibi hava kirliliği, tek başına zihinsel işlevleri etkilemez. Aksine, biri demans olan birden fazla bulaşıcı olmayan hastalık riskini artırır. Bununla birlikte, yerleşik bunama risk faktörlerinin çoğunun aksine, hava kirliliğinden kaynaklanan risklere maruz kalma üzerinde kişisel kontrol imkânı düşüktür. Hava kirliliği yaygın, küresel, yaşam boyu sürer ve sağlığa zararlıdır. Maruziyetin azaltılması, potansiyel olarak demans riskini azaltmak da dahil olmak üzere sağlık yararı ve maliyet tasarrufu için büyük bir potansiyele sahiptir.

Bunama için risk yaratan havadaki bu küçük zararlı partiküllerin ana kaynağı petrol türevlerini kullanan içten yanmalı motorlar, termik santraller ve ağır sanayidir. Bu nedenle bunama açısından hava kirliliği kaynaklı riski azaltmak için ülke politikası olarak çevreci bir yaklaşım benimsenmeli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmelidir. Ayrıca içten yanmalı motorların yerine elektrikli araçların yaygınlaşması, ikamet edilen yerlerin otoyol, termik santral ve ağır sanayi alanlarından uzak yapılandırılması da özellikle yaşlı nüfusta hava kirliliği kaynaklı bunama riski azaltacak yaklaşımlardır.  

Türkiye Alzheimer Derneği olarak COVID-19 salgını döneminde; Dijital Torunum, Dijital Çay Saati, Bana Bir Hikâye Anlat gibi faaliyetler yürüttünüz. Pandemi kısıtlamalarının kalkması ile yüz yüze faaliyetler yeniden başladı. Dernek olarak bu dönemde edindiğiniz tecrübeleri ilerleyen dönemlerde nasıl kullanmayı planlıyorsunuz? Dijital etkinlikler yapmaya devam edecek misiniz? 

Hem hastalarımızın – hatta birçok hasta yakınımız – riskli yaş grubu içerisinde yer alması hem de Gündüz Bakım Evi, Evde Bakım ve Eğitim hizmetlerimize uzun süre ara vermiş olmamız,  pandemi koşullarının yarattığı olumsuz etkileri çok ciddi bir şekilde hissetmemize neden oldu. Gündüz Yaşam Evimizde faaliyetleri yaklaşık 18 ay aradan sonra 1 Eylül 2021 itibari ile tekrar başladık. Ancak, bazı aksaklıklar nedeniyle ve pandemi koşullarında henüz yeterli serbesti sağlanamadığı için şu anda hastalarımızı “üçer kişi-yarımşar gün” kabul edebiliyoruz. 1 Mart 2022 tarihinden itibaren tekrar eski düzende çalışabilmenin ilk adımlarını attık. Buna göre dünya standartlarına göre üst sınır kabul edilen 16 hastayı pazartesi, çarşamba ve cuma, diğer 16 hastadan oluşan ikinci grubu da salı ve perşembe günleri kabul ediyoruz. Yani, toplam 32 hastaya günde 8 saat rehabilitasyon ve terapi sağlayacak şekilde pandemi öncesi hizmet modelimize geri dönmek için gerekli planlamaları yapıyoruz. 

Gündüz Yaşam Evimizde sunduğumuz yüz yüze danışmanlık, aylık bilgilendirme seminerleri, aylık grup psiko-terapi seansları, hasta ve hasta yakınlarına canlı müzik eşliğinde birlikte eğlenme imkânı sunan Çay Saati programlarımızı pandemi döneminde telefon üzerinden ve dijital platformlar aracılığı ile devam ettirdik. Böylece, hastalarımıza ve ailelerine sağladığımız destekleri hiç aksatmamış olduk. Aynı zamanda pandemi döneminde, tüm danışma hatlarımızı evlerimize yönlendirerek telefon, görüntülü görüşme ve sosyal medya platformları aracılığı ile hasta yakınlarına psiko-sosyal destek vermeye devam ettik. Mayıs 2021’den itibaren her perşembe saat 15:00’da çevrimiçi bilgilendirme toplantıları yapmayı ve acil ihtiyaç duyan ailelere evde bakım hizmeti sağlanmayı sürdürdük. Ayrıca pandemi döneminde hayata geçen Dijital Torun projesiyle gençler, kendileriyle eşleştirilen hastalarla belirlenen gün ve saatlerde görüntülü görüşerek moral vermeye ve iletişim becerilerini kaybetmelerini önlemeye çalıştılar ve bu görüşmeler halen devam etmekte.

Pandemi hepimize dijitalleşmenin önemini ve kolaylaştırıcılığını gösterdi. Mekandan bağımsız olarak dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir ulaşım sorunu ve masrafı yaşamadan ve özellikle hasta yakınları için hastalarını yalnız bırakmak ya da birine emanet etmek zorunda kalmadan her türlü bilgilendirme, dayanışma, eğlence, vb. etkinliğe katılma imkanı sundu. Dijitalleşme iletişimi yaygınlaştırdı. Ayrıca pandemi dönemi hem bizim hem hizmet sunduğumuz hasta yakınlarımız dijital becerilerini geliştirdi.

Bu dönemde hizmet verdiğimiz hedef kitlemizden aldığımız geri dönüşlere dayanarak, yüz yüze faaliyetlerimizin yanında dijitalde de çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Örneğin ABKOSE – Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınlar için Online Sertifikalı Eğitim Programı Geliştirme projesini hayata geçirdik. ABKOSE projesiyle, Alzheimer hastalarının, ailelerinin ve profesyonellerin doğrudan katılımı ve eğitimi üzerine biricik ve yenilikçi bir dijital eğitim programını tasarlıyoruz. Projeyle gayri resmi bakımveren kadınların akrabalarına bakarken edindikleri becerilerin yapılandırılmasını, eksiklerinin tamamlanmasını ve belgelendirilmesini, kadınların sosyal ve ekonomik dışlanmanın üstesinden gelebilmesi için güçlendirilmesini amaçlıyoruz. Eğitimle Türkiye’de artan paramedikal ve bakım personeli açığına cevap verileceği ve yalnızca nihai yararlanıcıların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda ülkenin işgücü piyasası talebi için de fayda sağlayacağı öngörülmektedir. Eğitim, Alzheimer ve demans hastalarına bakımveren kadınlara bakım teknikleri ve teknolojilerini sunarak kişisel güçlenmelerini destekleme ve meslek sahibi yapma noktasında katkı sağlayacak.

Özetle, bundan böyle yüz yüze etkinliklerimizi dijital kanallar aracılığıyla sunacağımız etkinliklerle destekliyor olacağız.

Şartlı Destek Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteğiyle Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesini hayata geçireceksiniz. Projenin amacından ve bu kapsamda gerçekleştirmeyi planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projesi ile hastalarımıza canlı, dinamik, keyifli ve saygın bir yaşam sunmayı ve onlara moral, motivasyon desteği vermeyi amaçlıyoruz. Özellikle pandemi sürecinin hasta ve yakınlarında yarattığı zihinsel durgunluğu ve psikolojik yorgunluğu atmak için bu tarz aktivitelere geçmişe oranla çok daha fazla ihtiyaç duyulmakta. Bu amaçla haftada iki kez ikişer saat müzik ve sanat terapistleri gerçekleştiriyoruz. Projemiz 1 Mart 2022 tarihinde başladı. Önceki dönemlerde de beraber çalıştığımız ve hastalarımızla çok güzel diyaloglar kuran müzik terapisti eşliğinde; dinleme, şarkı söyleme ve dans etme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Tüm bu faaliyetler hastalara hem zihinsel hem ruhsal hem fiziksel olarak iyi geliyor. Proje kapsamında yürüttüğümüz bir diğer faaliyet ise Psikolog ve Sanat Terapisti uzmanımız eşliğinde gerçekleşen resim, ebru, kil, mandala, seramik gibi hastaların hem ince kaslarını çalıştırmalarına hem zihinsel becerilerini korumalarına yarayan çalışmalar. Aynı zamanda bu çalışmalar sayesinde yeniden üretmeye başlayan hastalar hem moralman daha da güçleniyor hem de bakımverenleri ile birlikte çalışma yaparak aralarındaki iletişim sağlamlaşıyor. 

Hibe desteğiniz sayesinde pandemi döneminde yaşanan tüm maddi sıkıntılara rağmen Gündüz Yaşam Evi Sanat Terapisi projemizi yeniden hayata geçirebildik. Proje ile beraber 24 hafta boyunca hastalara yönelik atölye çalışmaları (Atölyeler 1 ile 3 haftada tamamlanabilemektedir.), canlı müzik ve dans terapisi sunma imkânı elde ettik.

 

Genç LGBTİ+ Derneği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

İzmir’de faaliyet gösteren Genç Lezbiyen Gey Biseksüel Trans Interseks Gençlik Çalışmaları ve Dayanışma Derneği (Genç LGBTİ+ Derneği), LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla faaliyetlerini yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan Genç LGBTİ+ Derneği, sağladığımız hibe desteği ile LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini hayata geçiriyor. Proje kapsamında sosyal medya hesapları, e-posta ve danışmanlık hattı üzerinden 12 ay süreyle toplam 1.200 kişiye hukuksal, psikolojik, hizmetlere erişim, cinsiyet uyum süreci gibi konularda danışmanlık ve yönlendirme desteği sağlayacak.

Genç LGBTİ+ Derneği’nden Rıfat Can Yiğit ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; derneğin amacı ve yürüttüğü faaliyetler, LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları, 5.yılını kutlayan derneğin alan ile ilgili tecrübeleri, Destekle Değiştir etkinliği ve proje kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Genç LGBTİ+ Derneği’nin çalışmalarını önceki hibelerimizden tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Genç LGBTİ+’nin kuruluş amacından ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Genç LGBTİ+ Derneği, 2016 yılında, “LGBTİ+ gençler için LGBTİ+ gençler tarafından” mottosuyla, LGBTİ+ gençlerin sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve LGBTİ+ gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak amacıyla İzmir’de kuruldu. 

Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişim hakkı için çalışmalar, gençlik hakkı, cinsel haklar, sosyal faaliyetler, hak savunuculuğu, nefret suçlarıyla mücadele ve akran desteği derneğin temel faaliyet alanlarını tanımlar.

Genç LGBTİ+ Derneği, gönüllülerden oluşan bir dernektir. LGBTİ+ gençler derneğin öncelikli çalışma alanını oluştursa da LGBTİ+ hareketi ilgilendiren konular da çalışma alanı içinde yer alır. Her yaş grubundan insanlar dernek çalışmalarında yer alabilir, dernek hizmetlerinden faydalanabilir.

Dernek, üyeleri, gönüllüleri, etkinlik katılımcıları gibi dernek ile temas edecek kişilerin ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dini inanç, felsefi görüş, sağlık durumu, yaş ya da statüsü üzerinden ayrım yapmaz ve herkese eşitlikçi bir yaklaşım sergiler.

Genç LGBTİ+ Derneği olarak birden fazla kanal aracılığıyla LGBTİ+ gençlere danışmanlık hizmeti veriyorsunuz. Danışmanlık hizmeti verdiğiniz alanlar üzerinden karşılaştığınız talepleri de göz önüne aldığınızda LGBTİ+ gençlerin öne çıkan ihtiyaçları hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu alanlarda danışmanlık hizmeti sağlamak neden önemli?

Dernek, hukuki danışmanlık, psikososyal destek danışmanlığı, akademik danışmanlık, uzman yönlendirmesi ve akran danışmanlığı desteği sağlamaktadır. Yüz yüze, çevrimiçi, sosyal medya yoluyla ve danışma hattı aracılığı ile danışanlara hizmet verilmektedir. 

Danışmanlık hizmetimiz; dernek ve dernek etkinlikleri hakkında bilgi alma, temel kavramlar hakkında bilgi alma, açılma, aile içi şiddet, nefret suçu ve nefret söylemine dair hak temelli talepler, mülteci ve sığınmacıların hak ve sorunları, diğer LGBTİ+ derneklerinin hizmetleri, akademik danışmanlık, cinsel sağlık, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dair genel bilgi alma, translara dair süreçler, psikososyal destek danışmanlığı, kondom hizmetine erişim, yurtdışında yaşam, taciz/ifşa süreçleri hakkında bilgi alma, sosyalleşme, dayanışma, yayın talebi, örgütlenme hakkı, eğitim hakkı, taşıyıcı annelik, LGBTİ+ dostu mekanlar ve güzellik merkezleri, askerlikten muafiyet süreci, barınma ve istihdam, hukuki danışmanlık, sosyal yardımlar gibi konulardan oluşmaktadır. LGBTİ+ olduğu için ayrımcılığa uğrayan, doğru bilgiye erişemeyen, haksızlığa maruz bırakılan, yalnız hisseden gençlerin ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Hukuki danışmanlık hizmeti ile cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden doğan hak temelli taleplere yönelik hukuki danışmanlık vermekteyiz. Gönüllü avukat ağımızla verdiğimiz danışmanlık kapsamında doğrudan bir avukatlık hizmetimiz bulunmuyor. Daha çok hukuki olarak kapasite güçlendirmeyi ve bilgi edinmeyi sağlayan bir danışmanlık hizmetidir. Hukuk alan danışmanlıkları hak ihlali yaşayan, yaşama ihtimali olan LGBTİ+’lar için doğru ve eşit bir imkan yaratılması için önemlidir. Eşit haklara erişim konusunda LGBTİ+’ları desteklemek amaçlanmaktadır. Akran danışmanlığı, akranların birbirlerinin ihtiyaç duyduğu konularda danıştığı, daha rahat ve özgür hissettiği alanlar yaratmayı hedeflemektir. Psikososyal destek danışmanlığı, kendini LGBTİ+ olarak tanımlayan herkesin cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi, cinsel yönelim ve psikolojik sağlıkla ilişkili alanlarda ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılmadan psikolojik desteğe erişebilmesini amaçlamaktadır. LGBTİ+’ların ruhsal sağlıklarına ve iyilik hallerine destek olmayı amaçlar. Direkt olarak bir terapi şeklinde gerçekleşmemektedir. Ön görüşmeler sonrası, danışan için uygun uzmana yönlendirme yapılmaktadır. Bu yönlendirmeler için uzman ağımız vardır ve bu ağı geliştirmek temel hedefimizdir.

Genç LGBTİ+ yakın zamanda 5.yaşını kutladı. Aradan geçen 5 yılı değerlendirdiğinizde, çalışma alanınızda karşılaştığınız koşullar ve derneğin yaşadığı değişime dair öne çıkan noktalardan bahsedebilir misiniz?

Öncelikle, gönüllüleriyle birlikte örgütlenen bir dernek olduğumuzu söyleyebilirim. Örgütlenme gücünü tabandan alan bir derneğiz. Kurulduğumuz günden bugüne gönüllü grubu ve ofis personeli kapasitemizin artması, verdiğimiz hizmetlerin kapsamının da genişlemesini ve organizasyon çeşitliliğimizin artmasını sağlamıştır. Dernek ofisimizde bulunan kütüphanedeki yayın sayısı ve çeşitliliği de günden güne artış gösteriyor. Aynı zamanda Genç LGBTİ+ Derneği olarak çıkardığımız yayınlarımızla kendi arşivimizi de LGBTİ+ hareketinin arşivini de günden güne güçlendiriyoruz. Her ne kadar LGBTİ+ savunuculuğu yaparken hedef göstermelerle, türlü baskılarla karşılaşsak da kurumsal işbirliklerimizi arttırdığımızı da eklemeliyiz. İzmir’deki hak temelli çeşitli sivil toplum örgütleriyle ilişkilerimizi her geçen gün daha da güçlendirdiğimizi söyleyebiliriz.   

Genç LGBTİ+ Derneği, 30 Kasım 2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan STK’lar arasındaydı. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize katkılarını bizimle paylaşır mısınız?

Hazırlık aşamasından etkinlik gününe kadar geçen süreç bizim için oldukça heyecanlıydı. Çalışmalarımızı bağışçılara anlatmak için gerçekleşen toplantılarda Sivil toplum için Destek Vakfı (STDV) ekibi hem oldukça destekleyici bir tavır içerisindeydi hem de heyecanımıza ortak oldu. Bağışçılarla buluşup danışmanlık hizmetlerimizi anlatmak, LGBTİ+ gençlerin ihtiyaçlarını görünür kılacak bir alan bulmak ve bağışçılara kurumumuzu tanıtmak bu süreçte en önemsediğimiz konuydu. Daha önce bireysel bağışçılara yönelik bir deneyimimiz olmamıştı. Bu açıdan da bizim için heyecanımızı artıran bir süreç oldu. Etkinlik günü katılımcı sayısını görmek ve etkinlik sonucunda toplanan miktarın hedeflediğimizin üstünde olması bizi çok mutlu etti. Bu vesileyle hem destekleri için STDV ekibine hem de Destekle Değiştir etkinliğine katılan tüm destekçilere bir kez daha teşekkür ederiz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara LGBTİ+ Gençlerin Danışmanlık Yoluyla Desteklenmesi projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğin danışmanlık hizmetinin sürekliliğinin sağlanması ve kapsamının genişletilmesi temel planlarımızdan birisi. Daha fazla kişinin danışmanlık hizmetine erişmesini sağlamayı hedefliyoruz. En sık kullanılan danışmanlık kanalı olan sosyal medya üzerinden, genç LGBTİ+’lara daha kolay ulaşmayı, danışmanlık hizmetlerimizinden ücretsiz olarak faydalanabileceklerini duyurmayı amaçlıyoruz. 

 

Derin Yoksulluk Ağı Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan DYA, sağladığımız hibe desteği ile Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında; 36 kadına 8 ay süreyle temel gıda ve hijyen ürünleri desteği sağlayacak. Aynı zamanda DYA, birlikte çalıştığı kadınların psiko-sosyal ve hukuki destek hizmetlerine erişimini sağlamak ve istihdama katılımını teşvik etmek amacıyla çeşitlik etkinlikler ve atölyeler düzenleyecek.

Derin Yoksulluk Ağı Açık Alan Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Proje Koordinatörü Şevval Şener ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; pandemi ve daha da derinleşen ekonomik kriz ile beraber derin yoksulluğun nasıl değiştiği, birlikte çalıştıkları ailelerin ihtiyaçlarında yaşanan değişim, sağladıkları yardımlar, Destekle Değiştir etkinliği ve proje kapsamında yürütecekleri faaliyetler hakkında konuştuk.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nı takip edenler Derin Yoksulluk Ağı’nı ve çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için Derin Yoksulluk Ağı’nın kuruluş hikayesinden ve çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?

Derin Yoksulluk Ağı, İstanbul’da sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı çeşitli mahallelerde ve Çimenev Bilim ve Sanat Merkezi’nde hem kadın hem de çocuklara yönelik çeşitli atölyeler yürüten, bu mahallelerde artan yoksulluğu, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan, sistematik olarak ayrımcılık ve dışlanmaya maruz kalmış kişilerin içinde olduğu yoksulluk döngüsünü araştırmak isteyen bir grup gönüllü tarafından kuruldu.

Artan ekonomik kriz ve 2020 Mart ayında başlayan pandemi ile birlikte yaşam koşulları zorlaştı. Hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulamaları, sokakta seyyar satıcılık yapmanın yasaklanması ya da kısıtlanması, pandemiden ötürü alınan önlemler günlük ve güvencesiz işlerde çalışan kişilerin işlerini, dolayısıyla da günlük gelirlerini kaybetmelerine sebep oldu. Bahsettiğimiz işler temizlik, fabrika, inşaat ve tekstil işçiliği, seyyar satıcılık, hurda ve kâğıt toplayıcılığı, bıçak bileyiciliği gibi işlerdir.

Biz de tam bu dönemde en temel ihtiyaçların karşılanamadığını, atölyelere devam eden kişilerin gıda, fatura ve kira desteğine ihtiyaç duyduğunu fark ettik ve evden değiştir isminde bir dayanışma kampanyası başlattık.

Derin yoksulluk alanında çalışmaya başlarken dayanışma kampanyası acil durum müdahalesi olarak önemliydi. Ancak yoksulluğun boyutlarını ve neden olduğu insan hakları ihlallerini araştırmak ve yoksulluğun insan hakları ihlali olarak ele alınması için veriye dayalı bir savunu yapmak da oldukça gerekliydi. Bunun yanı sıra, dayanışma ağının bir parçası olan ve yoksulluğu bizzat deneyimleyen kişilerin güçlendirilmesi ve ihtiyaç duyduğu alanlarda diğer kamu kaynaklarına ve STK’lara erişebilmesi için bir sosyal hizmet desteği sağlamanın da önemini fark ettik.

İki yılda kurumsal kapasitemizi geliştirerek üç ana faaliyet alanı oluşturduk: Evden Değiştir Dayanışma Kampanyası, Araştırma & Savunu ve Sosyal Hizmet ile Güçlendirme. Bu doğrultuda; hak temelli yaklaşım, dayanışma, sürdürülebilirlik, acil müdahale, insan onurunun korunması, katılım, açık alan, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerimizi yürütmeye başladık.

Geçtiğimiz iki yıl içerisinde dayanışma kampanyası ve sosyal hizmet güçlendirme çalışmaları dışında 2 Araştırma Raporu, 6 Bilgi Notu, 2 Acil Çağrı, 1 Hikâye Kitabı ve 1 Kuşlu Takvim yayımladık.

Kuruluşumuzdan bu yana yürüttüğümüz faaliyetlere dair bilgi almak için Ocak 2022’de yayımladığımız 2020-21 Faaliyet Raporu’nu inceleyebilirsiniz.

Sahadaki deneyimlerinizden de yola çıkarak, Derin Yoksulluk Ağı’nın pandeminin başından beri ulaştığı ve birlikte çalıştığı kişilerin durumu, öne çıkan ihtiyaçları, sağladığınız yardımların kapsamı ve etkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kasım 2020’de yayımladığımız Pandemi ve İnsan Haklarına Erişim araştırması Derin Yoksulluk Ağı olarak çalışmalarımızın temelini oluşturdu. Bu rapora göre hanelerin %66’sında yetişkinlerin günlük işini ve gelirini kaybettiği, %6’sında sadece çocukların, %13’ünde ise yetişkinler ile birlikte çocukların da çalıştığı görülüyor. Hanelerin %82’si yeterli miktarda gıdaya erişemediğini, %87’si bebek bezi ve maması alamadığını dile getiriyor.  Benzer şekilde, pandemi döneminde bu hanelerin %67’sinin maske ve dezenfektana erişemediği görülüyor. Okula devam eden çocukların %57’si dijital eşitsizlik, bilgisizlik ve takip eden bir yetişkin olmaması nedeniyle uzaktan eğitimi takip edemediğini ve %11’i okula devam etmeyeceğini söylüyor. Elektrik ve su faturalarının ödenememesi nedeniyle kapandığını, kiraların ödenememesi nedeniyle insanların evden çıkarıldığını biliyoruz.

Güncel verilerimize göre hanelerin %20’si çadır ve barakada, %41’i fiziksel koşulları uygun olmayan gecekondularda yaşıyor. %55’inde en az bir kronik hastalık bulunuyor. Hanelerin %39’unda barınma koşullarına bağlı erken yaşta astım ve KOAH hastalığı, beslenme biçiminin tetikleyebildiği diyabet hastalığının olduğunu görüyoruz. Talep edilen ihtiyaçların sıralamasına baktığımızda öncelikle gıda ve bebek maması, ardından bebek bezi, kıyafet ve beyaz eşyalar geliyor. Hanelerin %42’sinde yetişkinler okuma yazma bilmiyor, %18’i hiç okula gitmemiş, lise mezunu olanların oranı ise sadece %2. Okul öncesi çağındaki çocukların %70’i kreş ya da anasınıfına gitmiyor ve bunun en önemli sebebi mahallede ücretsiz anasınıfı/kreş olmaması.

“Evimiz karantina altında. Ben, annem, çocuklarım korona. Yiyecek yok. Bize diyorlar ki,  dışarı çıkmayın. Çıkmıyoruz. Diyorlar ki, bağışıklık sisteminizi güçlendirin. Nasıl yapacağız, koronadan mı açlıktan mı ölelim?”

“Bebeğim 3 yaşında. Çok zayıf; 5 yerine 3 numara bez yollayın. Oğlumsa 8 yaşında ama 6 yaş gibi.”

Tüm bu verilere bakıldığında öne çıkan ihtiyaçların aslında çok kapsamlı olduğu, kişilerin neredeyse tüm haklarına erişmekte güçlük çektiği görülüyor. Biz de bu doğrultuda politika bazlı değişimler olması için araştırma ve savunuculuk faaliyetleri yürütürken, Evden Değiştir kampanyası ve sosyal hizmet çalışmaları ile doğrudan yoksulluk yaşayan kişilere destek oluyoruz.

İstanbul Çekmeköy, Sancaktepe, Ümraniye, Beyoğlu, Fatih ve Şişli odağında olmak üzere her ay 300’den fazla haneye 400 TL (2021) / 500-600 TL (2022) bakiyeli market kartı ulaştırıyoruz. Ayrıca Mobil Gıda Bankası aracılığı ile 150 haneye temel ihtiyaç desteği sağlıyoruz. Dönemsel olarak yapılan kampanyalar ya da işbirlikleri ile kıyafet, kırtasiye, hijyen kitleri, oyuncak, kitap destekleri de sağlıyoruz. Yakın zamanda belirlediğimiz bir mahallede TOKTUT işbirliği ile haftalık sıcak yemek desteklerine de başladık.

Bu süreçte kişilerin DYA’dan gelecek desteklere bağımlı kalmaması için nasıl güçlendirilebileceği üzerine de kafa yoruyor, sosyal hizmet uzmanları aracılığı ile yüksek risk altında olan kişilerin ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirme ve takip yapıyoruz. Fakat ekonomik krizin ve enflasyonun etkileri nedeni ile süreç geçtikçe dayanışma ağına dahil olmak isteyen, bize ulaşan hane sayısı artıyor.

Salgın koşullarının yanı sıra ekonomik kriz de birlikte çalıştığınız aileleri olumsuz şekilde etkiledi. Derin Yoksulluk Ağı’nın çalışmalarına başladığı dönemden bugüne geldiğimizde Türkiye’de derin yoksulluk nasıl değişti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız ailelerin ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve mevcut durumdan bahseder misiniz?

Pandemi döneminde insanlar ellerindeki kısıtlı ve günlük parayı idare edebilmek için bakkaldan veresiye alışveriş yapmak, birbirlerine destek olmak, 1 litre sıvı yağ almak yerine bir bardak almak ya da bebek bezini paket halinde almak yerine 3-4 adet almak gibi çeşitli yöntemler geliştirmek zorunda kaldı. Ancak artan enflasyon, düşen alım gücü ve fiyat artışları artık insanların geliştirdiği bu yöntemleri de boşa çıkarıyor. Beslenme yetersizliği nedeniyle sütü yetersiz olan anneler, mama alamadığı için çocuklarını şekerli suyla beslemeye başladı. Bakkaldan taneyle alınan bezler, bardakla alınan sıvı yağlar artık lüks oldu. Uzaktan eğitimi internet ve tablete erişimi olmadığı için takip edemeyen çocuklar, yüz yüze eğitimin başlamasıyla okula geri dönmediler. Çalışmaya başlayan çocukların sayısı arttı. Nesilden nesile devreden yoksulluk döngüsü, hiç olmadığı kadar çok kişiyi kıskacına aldı. Bütün bunların yanı sıra kira ödemekte zorlanan aileler sürekli olarak evsiz kalma, sokakta kalma korkusu yaşıyor. Bu konuyla ilgili olarak beraber çalışma yürüttüğümüz ailelerden gelen geri bildirimleri sizlerle paylaşmak isteriz.

“​​Kiramı ödeyemedim. Oturduğum ev fare ve böcekle doluydu. Yarı yıkıktı. Şimdi sokağa attılar. Hurda topladığım arabada geçirdik geceyi çocuklarla. Arabanın üstünü kapatmayı düşünüyorum.”

“Okul çantası varmış 49 TL markette. Sabah saat 9 olmadan gittim, kapısında kuyruk vardı. Erkenden sıraya girmiş insanlar. İçeri girdim kasiyer çanta bitti dedi. Ne yapacağız bilmiyorum.”

Tüm bu verileri ve gözlemleri analiz ettiğimizde; derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin beslenmeden barınmaya, eğitim hakkından sağlık hizmetlerine erişime ve sosyal katılıma kadar her alanda haklarına erişmekte zorluk yaşadığını görüyoruz. Aynı zamanda, yoksulluk döngüsünün nesilden nesle aktarıldığını ve bu durumun sistematik bir tarafı olduğunu da gözlemliyoruz.

Mahallelerde park ve kreşlerin olmaması, çocukların uzaktan eğitime geçişle birlikte okuldan kopması, yetişkinlerin zamanında okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmış olması ve buna bağlı olarak okuma yazma bilmiyor olmalası, düzenli ve güvenli bir istihdama katılamıyor olması, sağlık ve sosyal güvencelerinin olmaması yoksulluk koşullarında yaşayan bireylerin sorumluluğu değildir. Bu sorun son 2 yılda derinleşen ekonomik krizin de sonucu değildir. Uzun yıllardır süregelen sistematik ayrımcılığın ve yoksulluğa karşı hak temelli, önleyici ve bütünsel politikaların geliştirilmemesinin bir sonucu.

Oysa Türkiye devletinin de taraf olduğu Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı Madde 30 yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkını tanıyor: “Akit Taraflar, toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla; toplumsal dışlanma ve yoksulluk durumunda yaşayan ya da bu duruma düşme tehlikesinde olan kişilerin ve ailelerinin, özellikle istihdam, konut, eğitim, öğrenim, kültür ile sosyal ve tıbbi yardım olanaklarına fiilen ulaşmalarını teşvik edecek genel ve eşgüdümlü bir yaklaşım çerçevesinde önlemler almayı taahhüt ederler”.

Bizler yoksullukla mücadelenin partiler üstü bir hak mücadelesi olduğunu düşünüyor ve bu kapsamda bir savunu yürütüyoruz. Ne yazık ki toplumda, medyada ve siyasal düzlemde yoksulluğa bakış açısı ön yargılarla dolu. Ama bu ön yargıların hem medya dilinde hem de siyasal söylemde kırılmaya başladığını görmek, yoksulluğun insan hakları çerçevesinde ele alınmaya başlanması ve bu doğrultuda bir dil geliştirilmesi umut verici.

Derin Yoksulluk Ağı, 30 Kasım 2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alan STK’lardan biri oldu. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

DYA olarak ilk defa böyle bir etkinliğine katıldık. Destekle Değiştir etkinliği sırasında 6 dakika içerisinde hem faaliyetlerimizi hem birlikte neler değiştirebileceğimizi hem de destekçilerin neden bize güvenebileceğini anlatmamız gerekiyordu. Yoksulluk hakkında konuşmak acıma, çaresizlik ve umutsuzluk hislerini tetikleyen, aynı zamanda çokça istismar edilmiş bir alan. Sunum sırasında, insan onurunu koruyan bir dil ile kısa bir süre içerisinde sorunu aktarıp değişim yolları için umut yaratmak aşmamız gereken zorlu bir görev oldu. Bu süreçte hem İletişim Uzmanımız Damla Özlüer’in hem de Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ekibinin verdiği geribildirimler, o dili kurmamız konusunda bize çok yardımcı oldu. Aslında Destekle Değiştir etkinliği sunumuna hazırlanmak destekçiler ile ilişkilenirken kurduğumuz dili de yeniden şekillendirmemizi sağladı.

Gayet profesyonel bir şekilde yürütülen etkinlik süreci, genç ve yeni bir ekip olan bizim için kapasite geliştirme desteğine de dönüşmüş oldu. Destekle Değiştir etkinliği sayesinde dayanışmaya ve mücadeleye katılıp harekete geçebilecek bir kitlenin varlığını görmek bizim için umut vericiydi.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan Yalnız Annelere Temel İhtiyaç Desteği projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yoksulluğu ele alırken her bireyin yoksulluğunu ayrı ele almak gerekiyor çünkü neden olduğu insan hakları ihlalleri her bireyi ayrı etkiliyor. Kadınlar da bu hak ihlallerini çok katmanlı bir şekilde yaşıyor.  Çoğu zaman toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdiği roller nedeniyle hanenin tüm yükü kadınlarda oluyor. Özellikle hanede bakım gerektiren yaşlı, çocuk, hasta birey ya da bireyler varsa kadın tüm ihtiyaçları karşılayan, sosyal desteklere ulaşmaya çalışan, bu sürecin fiziksel ve psikolojik yükünü taşıyan kişi oluyor.  Derin Yoksulluk Ağı olarak destek olduğumuz hanelerdeki bireylerin %32’si okula hiç gitmemiş, %30’u ise ilkokul terk etmiş. Hanelerde okulu ilk bırakmak zorunda olanlar ise kız çocukları.

Bu durumun yanı sıra kadınlar sağlık, temel bakım veya hijyenik ürünlere erişim noktasında birçok sıkıntı yaşıyorlar. Görüşme yaptığımız kadınların %82’si pandemi döneminde hijyenik ped ürünlerine erişemediğini belirtti. Benzer şekilde, ped harcamasının lüks olarak görüldüğü hanelerde, kadınların ped almak yerine çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamayı tercih ettiği gördük. Ev içi temizlik malzemelerine de erişemeyen birçok kadın sadece su kullanarak temizlik yapabildiğini belirtti.

Pandemi Döneminde Derin Yoksulluk ve Haklara Erişim Araştırması kapsamında görüşme yaptığımız hanelerin %66’sında kadınlar çalışmıyordu. Hanelerdeki çalışmayan yetişkinlerin %55’i çocuk bakımı yükümlülüğü sebebiyle çalışmadığını belirtti.

Önümüzdeki dönemde İstanbul’da ikamet eden 60 yalnız kadını bütünsel yöntemlerle desteklemeyi hedefliyoruz. Sağladığınız hibe desteği ile temel gıda ihtiyacının yanı sıra kadınların psikolojik, sosyal ve ekonomik gelişimlerini ve temel hayat becerilerini destekleyecek ihtiyaca yönelik atölyeler de düzenleyeceğiz. Bir sosyal hizmet uzmanı, projeye dahil olan 60 kadın için bireysel sosyal hizmet vaka planlaması hazırlayıp takibini yapacak. Bu planlama kadınları istihdama yönlendirmek, kamu kurumlarından alabilecekleri kaynaklardan faydalanmalarını sağlamak, özel eğitim ve bakım hizmetlerine erişimlerini sağlamak gibi çeşitlenen hizmetleri kapsayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Köy Öğretmenleri El Ele Projesine Başladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. 30 Kasım 2021 tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirdiğimiz Destekle Değiştir etkinliğine katılan sivil toplum kuruluşundan birisi olan KODA, sağladığımız hibe desteği ile Köy Öğretmenleri El Ele projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek mesleğe yeni başlayan köy öğretmenlerinin deneyimli köy öğretmenleri tarafından birebir görüşmeler ve eğitimlerle desteklenmesini sağlayacak. Bu amaç doğrultusunda, 26 mentor öğretmen mesleğe yeni başlayan 64 meslektaşının kişisel ve mesleki olarak güçlenmesine katkı sağlayacak.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği İletişim ve Kaynak Geliştirme Koordinatörü Menekşe Canatan ve Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; köy okullarında okumanın öğrencilere sunduğu fırsatlar, yüz yüze eğitimin başlaması ile köy okullarının değişen ihtiyaçları, Destekle Değiştir etkinliğindeki deneyimleri ve Köy Öğretmenleri El eEe projesi hakkında konuştuk.

Vakfımızı takip edenler KODA’nın çalışmalarını yakından tanıyorlar. Derneğinizle ilk kez tanışacak olan okuyucularımız için kuruluş hikayenizden ve çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?

KODA olarak 2016 yılından bu yana köylerde eğitimin niteliğini sürdürülebilir biçimde artırmak için çalışan bir derneğiz. Dünya Bankası’nın 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de bir çocuğun nitelikli eği̇tim alabilmesi gelir farkından sonra kentte ya da kırda doğmasına bağlı olarak şekilleniyor. Bizler köylerdeki çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri, kendi potansiyellerine ulaşabilecekleri, sadece akademik değil bütünsel gelişimi önceliklendiren bir eği̇ti̇m almalarını sağlamak için çalışıyoruz. Köyde eği̇tim deyince yola çıkış noktamız köy öğretmenlerini güçlendirmek oldu. Şehirde doğmuş, şehirde büyümüş ve şehirdeki bir üniversitede okumuş bir öğretmen adayı olarak bir anda Harran’ın bir köyüne atandığınızı düşünün. Hem okulda köyde öğretmenliğe dair uygulamalı bir eği̇tim almadan mezun oluyorsunuz hem de müfredat dahil elinizdeki çoğu materyal kentte öğretime yönelik oluyor. Öte yandan nüfus dağılımından dolayı köy okullarında çoğunlukla bir ya da iki öğretmen oluyor. Bu da hem mesleki olarak paylaşımda bulunabileceğiniz birilerine erişmenizi zorlaştırıyor hem de ciddi bir sosyal izolasyonla başbaşa kalıyorsunuz. KODA’da bu sorunun çözümüne yönelik olarak Öğretmen Toplulukları Programımız bulunuyor. Köy öğretmenlerini düzenli olarak bir araya getiriyor ve mesleki olarak birbirlerinden öğrenebilecekleri bir alan açıyoruz, bir yandan da ihtiyaç duydukları konulara dair uzman eğitmenlerden eğitimler almalarını sağlıyoruz. Şu anda Türkiye’nin farklı kırsal bölgelerini kapsayan 16 tane topluluğumuz var.

Öğretmenlerin mezun olmadan önce köyde öğretmenlik süreçlerine hazır olabilmeleri için üniversiteler ile işbirliği halinde yürüttüğümüz, öğretmen adaylarına yönelik olan Köye İlk Adım Programımız bulunuyor.

Köyde eğitimi bütünsel olarak güçlendirmek için yereldeki aktörleri de sürece dahil etmenin önemli olduğunu biliyoruz. Köy muhtarları, köylerdeki gençler gibi yerel paydaşları sürece dahil etmeye yönelik çalışmalar da yürütüyoruz. Bir yandan da yerel ihtiyaçlara cevap veren eği̇tim materyalleri ve ders içerikleri geliştirmek stratejimizde önemli bir yer tutuyor.

Türkiye’de köy okulları genellikle eksikler ve imkansızlıklar üzerinden anılıyor. Oysa, KODA olarak köy okullarında okumanın öğrenciler için birçok fırsat sunduğunu söylüyorsunuz. Bu fırsatlardan ve bu fırsatların ortaya çıkmasında öğretmenlerin oynadığı rolden bahseder misiniz?

Köylerdeki fiziksel yoksunlukları görmezden gelmeden köy okullarında var olan fırsatlara odaklandığımızda hayalimizdeki eği̇tim için büyük bir potansiyel bulunuyor. Sınıf mevcudunun azlığı, öğretmenin daha kolay inisiyatif alabilmesi, okulların doğa ile iç içe olması, öğretmenin çocukları tüm çevresi ile birlikte bir tanıyabilmesi bu fırsatlardan bazıları. Köylerde görev alan öğretmenleri bu fırsatları değerlendirebilecek şekilde güçlendirdiğimizde ve bütünsel eğitim süreçlerine uygun araçlar ile desteklediğimizde köyde nitelikli eğitime dair değişimi başlatabiliriz. Yereldeki ihtiyaçlar çok değişken ve farklı olduğundan köy öğretmenlerinin özellikle sorun tespiti, yaratıcı çözümler ve sorumlu karar verme gibi konularda kişisel olarak gelişmelerine olanak sağlamak gerekiyor. Aynı zamanda yerele özgü sorunlar karşısında öğretim, yöntem ve tekniklerini geliştirebilmeleri için öğretmenlerin mesleki kapasitelerinin artırılması da önemli konulardan biri. Köyde bir öğretmenden çok daha fazlası olan köy öğretmenlerini okul-aile ilişkileri, yerel yöneticiler ile ilişkiler gibi konularda da destekleyerek kırsalın koşullarına hazır hale gelebilmeleri için üniversite eğitimlerinden başlayarak uygulamalı çalışmalar yapmaları da köyde eğitimin niteliğine dair önemli bir yatırım.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl gerçekleşti? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekledi. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen sağlık tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin getirdiği avantajlar oldu (Örneğin; farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma, vb.). Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaştırmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak görüyoruz. Bu nedenle de KODA olarak bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriklerimizi revize etmeye ve güncel tutmaya devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programımız dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz.  16 topluluğumuz kurulup, katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenlerin birbirlerinden alıp verebileceği, birbirlerine katabileceği çok şey var. Birbirlerini duymak, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmak ve bir de üzerine sorunlara birlikte çözüm düşünmenin katkısının yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayından beri süregelen dönemde gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okulların ve ailelerin ihtiyaçlarını tespit etmek adına odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik ve bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizi tasarlıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetler ile aslında çocuğun ve eğitim yolculuğunda ona eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alarak çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

2021’de ilk kez çevrimiçi olarak düzenlediğimiz Destekle Değiştir etkinliğinde yer alarak etkinliğe katılanlara kendinizi tanıtıma fırsatına sahip oldunuz. Destekle Değiştir sürecindeki deneyimlerinizi ve bu sürecin derneğinize kattıklarını bizimle paylaşır mısınız?

Sivil toplumun gücüne ve değişime inanan bir toplulukla bir araya gelmek bizler için eşsiz bir deneyimdi. Türkiye’de kırsalda eği̇ti̇m meselesi çoğunlukla büyük ve çözülemez bir sorun olarak algılanabiliyor. Oysa biz KODA’da köyde eğitimi sistematik biçimde güçlendirmek için çocuğun etrafındaki yetişkileri güçlendirme ve yerele özgü içerikler üretme odağındaki stratejimizle bir çok çalışma yürütüyoruz. Tüm faaliyetlerimizi izleme değerlendirme çalışmaları ile destekleyip her yıl gereken revizyonları yaparak yaygınlaştırma sürecimizi sürdürüyoruz. Bizlere Destekle Değiştir katılımcıları gibi değişimin gücüne inanan bir topluluğa sesimizi duyuruma ve çalışmalarımızı paylaşma fırsatını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Özellikle son zamanlarda Türkiye’de neredeyse hergün bir acil gündem meselesi oluyor. Bu acil meselelerin birçoğu aslında geçmişte önleyici çözümler ve sistematik dönüşümler sağlamadığımız konulardan oluşuyor. Kırsalda eği̇ti̇m meselesi de her ne kadar bugünün “acil” meselesi gibi görünmese de aslında geleceğin en kritik konularından biri. Geleceğimizden vazgeçmeyerek bugünden kırsalda eğitimin niteliğine yatırım yapmanın, kırsal bölgelerdeki çocukların önce kendilerine sonra da topluma değer katacak bireyler olarak yetişebilecekleri bir eğitim alabilmelerinin önemini paylaşmak bizler için çok önemli. Verdikleri katkı ile KODA’ya ve KODA’nın kırsalda eğitime dair attığı adımlara inandığını gösteren tüm Destekle Değiştir katılımcılarına da bu vesile ile bir kez daha çok teşekkür ederiz. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine devam edebilmeleri için aldıkları desteğin boyutunun yanında sürekliliği de çok kritik bir konu. Umarız Destekle Değiştir katılımcıları ile köyde daha iyi eği̇ti̇m için çıktığımız yolculuğumuzda birlikte olmaya devam edebiliriz.

Destekle Değiştir etkinliğinde katılımcılara Köy Öğretmenleri El Ele projesini sundunuz. Projenin amacından ve bu kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Köy Öğretmenleri El Ele, mesleğin ilk yıllarında olan köy öğretmenlerinin, köy öğretmenliği alanında deneyimli rehberler tarafından birebirde çalışarak güçlendirilmelerini amaçlayan bir program. Mesleğe yeni başlayan köy öğretmenleri için mesleklerinin ilk üç yılı hayatlarında büyük önem taşır. Okula ilk adımlarını attıklarında onları heyecanlı koca bir sınıf dolusu öğrenci, okul kadrosu, aileler, kitaplar ve bir müfredat bekler. Öğretmen öğrencilerle çalışırken bir fark yaratabilme arzusu içerisinde hem müfredata odaklanır hem de sınıfta disipline enerji harcar. Bu iş yükünde, kendini yıllarca köyde geliştirme fırsatı edinmiş öğretmenlerden birebir destek alan öğretmenler ise; kırsalın şartlarına uygun şekilde problemleri çözebilir ve alternatif öğretim stratejilerini öğrenebilir. Meslekte en az 8 yıldır emek vermiş öğretmenler (rehber öğretmenler), bu geçen sürede edindikleri bilgi ve becerileri aktarırken en büyük hayallerini de gerçekleştiriyorlar: Başka bir öğretmenin gelişimine destek olmak. Rehber öğretmenler, meslekte yeni olan köy öğretmenlerini samimiyetle dinleyip, kendi deneyimlerini paylaşırken aslında onlara bir rol model, bir yol arkadaşı oluyor. Bu yolculukta, rehber öğretmenler de kendi iletişim ve liderlik becerilerini geliştirir. Bu sayede köylerimizde öğretmen açığı azalırken, verimli ve motivasyonu yüksek öğretmen ve öğrenciler ile etkili bir eğitim deneyimine kavuşabiliriz. Bu programdaki amacımız; göreve yeni başlayan ve köylerde görev yapan öğretmenlerin, deneyimli rehberler tarafından hem mesleki hem de kişisel olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi. Güçlenen köy öğretmeninin öğrencilerine ve onların ailelerine daha iyi destek olabileceğine inanıyoruz. Bu amaçla deneyimli, eğitimlerle kendini geliştirmiş rehber öğretmenlerle, göreve yeni başlayan köy öğretmenlerini buluşturuyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, yol gösterici içeriklerden oluşan rehberimizi paylaşarak göreve yeni başlayan köy öğretmenleri ile deneyimli rehber öğretmenlerin en az ayda iki defa bir araya gelmesini sağlıyoruz. Programa katılan öğretmenlerimizden gelen geribildirimlerden bazılarını aşağıda paylaşmak isteriz:

“Okul içinde günlük olarak karşılaştığım sorunlar ya da ihtiyaç duyduğum her konuda ulaşabildiğim, çekinmeden aradığım biri var.” (Hatay, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yalnız olmadığımı hissetmek beni çok rahatlattı.” (Gaziantep, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni atanan bir öğretmen olduğum için sınıf yönetimi sorunum az da olsa düzene girdi. Öğrencilerin öğrenme güçlükleri nedeniyle kendimi yetersiz hissetmemin benden kaynaklanmadığını, çocukların okul öncesi eğitimi almamaları ve evde veli ilgisi olmaması olduğunu anladım ve bu düşünceden vazgeçip mücadeleme devam etme kararı aldım.” (Erzurum, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yepyeni bir yol arkadaşı edindiğim için çok mutluyum. Her konu hakkında fikir alışverişinde bulunduğum bir arkadaşım oldu.”

(Siirt, Mesleğe yeni başlayan öğretmen)

“Yeni göreve başlayan öğretmenlerin hem heyecanına tanık olmak hem de karşılaştıkları sorunları çözmelerine yardımcı olmak güzel bir duygu. He görüşmede göreve ilk başladığım yıllara gidiyorum. Birlikte ilerlemek güzel.” (Diyarbakır, Mentor öğretmen)

“Bir köy öğretmeni öğretmenliğinin ilk yıllarında çok zorlanır. Bir yandan yönetmelikler acemilikler bir yandan sosyal şartlar. Hepimiz bu zorlukları yaşadık. Bizim yaşadığımız zorlukları daha kolay atlatsınlar biraz da olsa faydam olsun yeni atanmış öğretmen arkadaşlarımıza diye bu programın bir parçası oldum. İyi ki olmuşum çünkü bu program sayesinde bu arkadaşlarımızla buluşup yaşadığımız sorunları paylaşıyor bunları aşmalarında yardımcı oluyorum.” (Şanlıurfa, Mentor Öğretmen)

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Öğretmen Toplulukları Programı Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği (KODA), köyde yetişen çocukların eğitim süreçlerini sürdürülebilir şekilde iyileştirmeyi hedefleyerek köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek için faaliyetler yürütüyor. Şartlı Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe verdiğimiz KODA, Öğretmen Toplulukları Programı projesi kapsamında 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır ve Şanlıurfa-Birecik’de gerçekleşen faaliyetlerini tamamladı. Proje kapsamında dernek, kırsal bölgede çalışan ve/veya çalışma deneyimi olan öğretmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı artırmak, birbirlerinden öğrenme pratiklerini çoğaltmak ve ihtiyaç duydukları konularda eğitimler alarak mesleki ve kişisel gelişimlerini sağlanmak amacıyla çalışmalar yaptı.

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği Araştırma ve Proje Geliştirme Uzmanı Dilara Avdagiç, Topluluk Koordinatörü Esra Yıldırmış ve Genel Koordinatör Mine Ekinci ile yaptığımız röportajda; köy öğretmenlerini desteklerken yerelin ihtiyaçlarını anlamanın önemi, yüz yüze eğitime geçiş ile köy okullarının ve öğretmenlerin değişen ihtiyaçları, KODA’nın 2022 planları ve proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk.

Öğretmen Toplulukları Programı’nın hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Diyarbakır ve Şanlıurfa-Birecik’de gerçekleşen faaliyetlerini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

KODA olarak Öğretmen Toplulukları Programı ile amacımız; kırsal bölgelerde çalışan veya çalışma deneyimi olan sınıf öğretmenlerinin mesleki motivasyonlarını artırmak, sosyal-duygusal becerilerini geliştirmek, köy okulları ile ilgili sorun ve fırsatlara dair nasıl yöntemler izleyebileceklerini öğrenmelerini ve ihtiyaç duyduklarında kolaylıkla farklı kişi ve kurumlardan destek alabilmelerini sağlamak.

Öğretmen Toplulukları Programı uygulamasına 2020-2021 eğitim öğretim yılında 10 bölgede, en az 300 öğretmenin katılımıyla devam etmeyi planladık. Pandemi önlemleri dahilinde, Türkiye genelinde köy okullarındaki öğretmenlere açık Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları düzenledik. Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları dahilinde 2020 Ekim ve 2021 Mayıs ayları arasında her ay 4 farklı temada (mesleki gelişim, kişisel gelişim, sanatsal beceriler ve öğretmenler arası deneyim paylaşımları), genele açık toplam 29 çevrimiçi buluşma düzenledik. Bu faaliyetlerimize 889 öğretmen dahil oldu.  Bu öğretmenlerden 27’si Diyarbakır’dan ve 17’si Şanlıurfa-Birecik’tendi.

Programa sorumlu öğretmenlerin de dahil edilmesiyle 10 bölge özelinde yüz yüze buluşmalar, sorumlu öğretmenlerin çevrimiçi ve yüz yüz kamplarıyla oryantasyonu, genele açık çevrimiçi buluşmalar, KODA tarafından üretilen içeriklerin ve Öğretmen Toplulukları Programı’nın yaygınlaşması için İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile ortak etkinlikler program faaliyetlerimiz dahilindeydi. Ancak pandeminin yarattığı belirsiz koşullar nedeniyle, faaliyetlerimizi sürdürmenin en güvenilir ve yapılabilir yolunun programımıza çevrimiçi olarak devam etmek olduğuna karar verdik.

Bu değişiklik ile Temel Eğitim Programı da sürece dahil edildi. Temel Eğitim Programı dahilinde 28, 29, 30 Temmuz 2021 ve 2, 3, 4, 5 Ağustos 2021 tarihlerinde 44 saatlik bir eğitim programı gerçekleştirdik. Bu programda kırsalda görev yapan sınıf öğretmenlerinin görev yaptığı sürede temel olarak ihtiyaç duyduğu temalara odaklandık. Aynı zamanda, teorik ve pratik bilgiler ile sınıf içi örnek uygulamalara yer verdik. Bu programa 101 öğretmen katıldı. Ayrıca, daha önce Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü işbirliği ile düzenlediğimiz “Birleştirilmiş Sınıflarda Görev Yapan Köy Öğretmenlerinin Mesleki Kapasitelerini Geliştirme Eğitici Eğitimi Kursu” programına katılan öğretmenlerimiz için 6 Ağustos 2021 tarihinde ayrı bir oturum düzenledik. Bu oturumda, daha önce yüz yüze eğitimde yer vermediğimiz fakat Temel Eğitimde Programı’nda yer verdiğimiz 3 konuya odaklandık. Bu oturuma toplam 60 öğretmen katıldı.

Proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz öğretmen buluşmalarının konularını belirlerken sadece öğretmenlerin ihtiyaçları değil yerel ihtiyaçları da göz önüne aldığınızı biliyoruz. Bu yaklaşımınızın nedenini paylaşır mısınız?

Türkiye’de Kırsal ve kentsel alandaki eğitim olanaklarını karşılaştırdığımızda ne yazık ki fırsat eşitliğinin yakalandığını söylemek hala mümkün değil. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan 2023 Eğitim Vizyonu’nda da bu fırsat eşitliğini sağlamanın öncelikli hedeflerden birisi olduğunu görüyoruz. KODA olarak ana odağımız kırsal bölgeler ve köylerde, çocuktan başlayarak tüm topluluğa yayılacak ve kırsal kalkınmayı destekleyecek yenilikçi bir eğitim anlayışını hayata geçirmek. Bu hedef doğrultusunda da öğretmenler, aileler, gönüllüler gibi farklı paydaşlarla  çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Çoğu zaman yoksunluklarıyla gündeme gelen köy okullarının, aslında hayalimizdeki eğitim için büyük fırsatlar sunabileceği inancıyla yola devam ediyoruz.

Kırsalda eğitimin niteliğini düşüren bazı faktörler; örgün eğitimin planlanması ve öğretmenlerle bağlantılı sorunlar, aileler, yoksulluk ve hayat koşulları ile bağlantılı sorunlar ve altyapısal sorunlar olarak sıralanabilir. Diğer taraftan, tüm bu sorunlara rağmen kırsal bölgelerdeki okullarda daha bütünsel ve nitelikli bir eğitim için önemli fırsatlar da bulunuyor: Köy okullarındaki sınıf mevcutlarının azlığı, okul-aile-köy halkı arasındaki fiziksel yakınlık, okulların doğa içinde olması, küçük okullarda öğretmenin ve köy halkının eğitime dair inisiyatif almasının daha kolay olması. Dolayısıyla kırsalda eğitimin niteliğinin artırılmasının yolu sadece yukarıdaki sorunlarla baş edilmesinden değil, aynı zamanda bu fırsatlardan da en iyi şekilde faydalanılmasından geçiyor. Bu sebeple de programlarımızı, örneğin Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Öğretmen Toplulukları Programımızı kırsal bölgelerdeki yerelin ihtiyaç ve fırsatlarını odağa alarak yürütmeye büyük bir özen gösteriyoruz.

Öğretmen Toplulukları Programımızın çıkış noktası da aslında tam burada, öğretmenlerle yürüttüğümüz saha çalışmalarında topladığımız geri bildirimleri analiz etmemiz sonucunda ortaya çıktı. Hem programın ilk geliştirme sürecinde hem de program devam ederken programı iyileştirmek ve güçlendirmek adına, katılımcı öğretmenlerimizle iletişimde olmaya, onların yorum ve önerilerini duymaya çok önem veriyoruz. Böylece hem kırsalda görev yapan öğretmenlerin ihtiyaçlarını hem de bölgesel olarak Öğretmen Toplulukları Programımızın faaliyet gösterdiği toplulukların özel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak aktivitelerimizi düzenliyoruz.

Örneğin bu hibe programı dahilinde çevrimiçi yürüttüğümüz buluşmalarda, her buluşma sonrasında ve dönem sonlarında öğretmenlerimizden anketler ve değerlendirme buluşmaları yoluyla geri bildirimlerini topladık. Toplanan geri bildirimler sonucunda belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda birlikte yeni eğitim başlıkları oluşturduk. Birlikte çalıştığımız Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla kırsalda görev yapan öğretmenlere ulaşarak, yerelde ortaklaşan ihtiyaçlara odaklandık. Buluşma konularını öğretmenlerin mesleki gelişimlerini destekleyecek alanlar çerçevesinde yerel ihtiyaçları da gözeterek şu şekilde belirledik:

1) Pedagojik Açıdan Bütünsel Öğrenme, 2) Uzaktan Eğitimde Oyun, 3) Pozitif Bir Okul İklimi, 4) Duygusal Dayanıklılık, 5) Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsun! 6) Eğitim Yaklaşımı İçerisinde Müzik ve Hareket Eğitimi, 7) Öğretmenlikte Rutinlerin Önemi, 8) Özel Eğitimde Sınırları Kaldırmak: Eğitimsel ve Sosyal Adaptasyon, 9) Her Alanda Sanat, 10) Öğretmenler Anlatıyor! -1-, 11) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak I: Öz bakım, 12) Yaratıcı Drama Yöntemiyle Doğaçlama, 13) Öğretmenler Anlatıyor! -2-, 14) Uzaktan Eğitimde Okuma Yazma Öğretimi, 15) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak-2: Pandemide Çocuklar, 16) Hareket ile Beyin Eğitimi, 17) Pandemiye Duyarlı Öğretmen Olmak-3: Okulda Krizle Baş Etmek, 18) Kendimle Randevu: Duygusal Çeviklik, 19) Öğretmenler Anlatıyor! -3-, 20) Doğada Öğrenme: Benim Ağacım, 21) Zor İnsanlar ve Zor Durumlarla Baş Etmek, 22) Orman6 ile Permakültür ve Onarıcı Bir Yaşam, 23) Eğitimde Tiyatro, 24) Öğretmenler Anlatıyor! -4-, 25) Farklı Düşünmek ve Çözüm Üretmek, 26) Masallarla Yolculuk, 27) Dijital Ortamda Ölçme Değerlendirme Süreci ve Rubrikler, 28) Zaman Yönetimi, 29) “Öğretmenler Anlatıyor! -5-.

Benzer şekilde Temel Eğitim Programı da bu sene Öğretmen Toplulukları Programı’mıza dahil edilen bir faaliyetti.  Temel Eğitim Programını da öğretmenlerden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda geliştirdik. Bu programda kırsalda görev yapan sınıf öğretmenlerinin görev yaptığı sürede temel olarak ihtiyaç duyduğu temalara odaklandık.  Aynı zamanda Temel Eğitim Programı’nda teorik bilgiler, pratik bilgiler ve sınıf içi örnek uygulamalara yer verdik. Bu programa 101 öğretmen katıldı. Program konuları sırasıyla şu şekilde gerçekleşti: 1) Çocuk Gelişimi, 2) Eğitimde Bütünsel Yaklaşım, 3) Özel Gereksinimli Öğrenciler, 4) Özsel Öğretmen, 5) Dans, Hareket ve Ritim, 6) İletişim Bir Sanattır, 7) Müzik ve Hareket, 8) Okul ve Aidiyet, 9) Kırsal Kalkınmada Öğretmenin Rolü, 10) Öğretimin Planlanması, 11) Rutinler ve Sınıf Yönetimi, 12) Dijital Okuryazarlık ve Dijital Materyal Üretimi, 13) Ölçme Değerlendirme, 14) Hikaye Anlatımı, 15) Yaratıcı Drama, 16) Okul-Aile-Köy İlişkisinde Zorluklar, Fırsatlar ve Çözümler, 17) Görsel Sanatlar, 18) Doğa Farkındalığı ve Doğada Öğrenme.

Uzun bir aradan sonra Eylül 2021’de Türkiye genelinde yüz yüze eğitim yeniden başladı. Bu geçiş süreci köy okullarında nasıl yaşandı? Bu çerçevede, birlikte çalıştığınız öğretmenlerin ve okulların ihtiyaçlarında yaşanan değişimlerden ve bu ihtiyaçları karşılamak için yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 Eylül ayında yüz yüze eğitimin başlamasını öğretmenler büyük bir heyecanla bekliyordu. Aslında pandemi döneminde de birçok öğretmen COVID-19 tedbirlerini alarak köydeki öğrencilerinin yanına gitmeye ve uzaktan da olsa ödev ve oyunlaştırma ile destek olmaya devam etti. Okulların açılmasıyla da öğretmen ve öğrenciler için okula hızlı bir adaptasyon süreci yaşandı.

KODA olarak bizler için de yüz yüze faaliyetlere dönmek büyük bir heyecan kaynağı oldu. Pandemi döneminde çevrimiçi faaliyetlerimize devam etmenin farklı bölgelerden öğretmenlere ulaşma, daha fazla öğretmene ulaşma gibi getirdiği avantajlar oldu. Buradaki öğrenimlerimizi Türkiye genelinden öğretmenlere ulaşmanın bir fırsatı ve yöntemi olarak da görüyoruz. Bu nedenle de, bu faaliyet dönemimizde de çevrimiçi buluşmalarımızı sürdürerek yine kırsalda görev yapan öğretmenlerden gelen ihtiyaçlara göre içeriği güncel tutarak gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

Ancak yüz yüze faaliyetlerle yeniden sahada öğretmenlerle bir araya gelmenin de avantajlarını yadırgamamak gerekiyor. Bizler de aslında bu iki yöntemi birleştirerek 2021-2022 faaliyet döneminde Öğretmen Toplulukları Programı dahilinde hem çevrimiçi hem de yerel 16 toplulukla çalışıyoruz. 16 topluluğumuz kurulup katılımcı öğretmenlerimiz kendi yerel bölgelerinde bir araya gelmeye başladıklarında gördük ki öğretmenin öğretmenden alıp verebileceği, birbirlerine katabilecekleri çok şey var. Birbirlerini duymanın, ortak sorunlardan geçtiklerine şahit olmanın ve bu sorunlara çözüm üretebilmek için birlikte düşünmenin yüz yüze eğitime geçişte ve hatta kırsal eğitimin niteliğini iyileştirmede çok büyük bir ihtiyacı karşıladığını görüyoruz.

Öğretmenlerin yanı sıra, Eylül ayı ile birlikte gönüllü faaliyetlerimiz kapsamında okul ve aile ihtiyaçlarını tespit etmek için odak grup görüşmeleri gerçekleştirdik.  Bir grup gönüllü öğretmen ile ebeveynlerin eğitime dair değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında nasıl destek olabileceğimizin yollarını arıyoruz.

Tüm bahsettiğimiz faaliyetlerde çocuğun ve ona eğitim yolculuğunda eşlik eden yetişkinlerin ihtiyaçlarını temele alıyoruz. Bu amaç doğrultusunda, çalışmalarımıza güçlenerek devam etmeyi hedefliyoruz.

Vakfımızın sağladığı hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

STDV ve Turkey Mozaik Vakfı desteğiyle, KODA’nın ilk faaliyetlerinden olan Öğretmen Toplulukları Programı’nın bu sene 4. yılını tamamladık. Programın güçlenerek ve yaygınlaşarak devam etmesi, katılımcı öğretmenler üzerindeki olumlu etkileri ve sürdürülebilir bir şekilde yaygınlaşması KODA’nın kırsalda eğitim alanında önemli bir aktör olarak var olmasını mümkün kılıyor.

Öğretmenlerle çalışmalarımızın temelini oluşturan Öğretmen Toplulukları Programımız ile ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda KODA olarak, kırsalda yaşayan bir çocuğun eğitim yolculuğunu iyileştirme yolunda yeni programlar geliştirerek faaliyetlerimize devam ediyoruz. Köye İlk Adım Programı, Öğrenme Yolculukları Programı, Köy Öğretmenleri El Ele (Mentorluk) Programı ve Köyde İlk Yılım Programı bu sürece örnek olarak gösterilebilir. Benzer şekilde farklı paydaşlarla geliştirilen programlarımızda da çoğunlukla Öğretmen Topluluklarımızın kurulu olduğu bölgelere odaklanmaya ve bütünsel olarak çocuğun ekosistemindeki yetişkinleri (Örneğin; Aile Çalışmaları Programı, Gönüllü Toplulukları, Yerel Gönüllü Toplulukları) güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Bağışçılarımıza amacımıza ulaşırken bizlere destek oldukları için kucak dolusu teşekkürlerimizi iletiyoruz. Burada sözü program katılımcısı öğretmenlerimize bırakarak onların geri dönüşlerden birkaçını sizlerle paylaşmak isteriz:

Çevrimiçi Öğretmen Buluşmaları katılımcısı öğretmenler:

“Buluşmalar akademik gelişim yönünden bana çok katkı sağladı…” (Kilis)

“Hem mesleki hem de kişisel yaşamımdaki çalışmalara ve varoluş çabama destek veren bir eğitimdi kesinlikle.” (Diyarbakır)

“Bazı değişimler zaman gerektirdiği için hemen uygulamaya dökmek zor. Bazı eğitimleri kendime yatırım ve aynı zamanda farklı bakabilmek, farklı düşünebilmek için bir kazanç olarak olarak görüyorum,” (İstanbul)

“Kişisel olarak motivasyonu artırdı. İçimde çiçekler açtırdı bu eğitim çok teşekkür ederim.” (Diyarbakır)

“Öğrendiklerimi uygulayabildim ama köy şartları, pandemi beni kısıtladı.” (Şanlıurfa)

“Farklı çözüm üretmek, zaman yönetimi, doğada öğrenme eğitimlerini birebir uygulayıp alışkanlık haline getirmeye çalıştım.” (Balıkesir)

“Bazen daha önce hiç karşılaşmadığım bazen ise aşina olduğum ve buluşmalar sayesinde ileriye taşıdığımı düşündüğüm bilgiler çok çok fazla.” (Muş)

“Eğitimin başında deniz gibi uçsuz bucaksız hissediyordum. Fakat eğitim ile beraber köy okulunda görev yapan bir öğretmen olarak, özellikle hocamı dinledikten sonra yaptığımız işin ne kadar özverili ve kutsal olduğunu bir kere daha anladım. Buluşma sonunda gökyüzünde salıncakta sallanan bir çocuk edasıyla çok mutlu hissetim. Çok teşekkür ederim.” (Şanlıurfa)

“Öğretmen arkadaşlarla pandemi zamanında beraber olmak ve sizin seçtiğiniz konuları öğrenmek adına güzel vakit geçirdik. Öğrendiklerimi günlük hayatta da uygulamaya çalıştım. Teşekkür ederim.” (Çorum)

“Aldığımız eğitimler sayesinde pandemi sürecinin olumsuz etkilerini hiç yaşamadım. Ayrıca, okullar açıldığında öğrencilerimizin okula uyumları çok çabuk gerçekleşti.” (Hatay)

“Odalara ayrıldığımızda farklı illerden arkadaşlarla tanıştık. Onlar deneyimlerini bizlerle paylaştı. Her eğitime katıldığımızda sanki kırk yıllık dostlarla sohbet edecekmiş gibi heyecan ve mutluluk duyduk.” (Hatay)

“Aynı durumda olan, aynı şeyleri paylaştığım meslektaşlarımı görmek kesinlikle güzel bir sinerji oluşturuyor.” (Muş)

“Türkiye’nin her tarafından öğretmenlerle tanışma fırsatım oldu. ‘Öğretmenler Anlatıyor!’ en verimli bulduğum çalışmalardandı.” (Muğla)

“Teşekkür ederiz, sayenizde pandemi dönemini iyi olma halimi koruyarak, dirençle, keyifle geçiriyorum. Katıldıkça kendime özgüvenim geldi. Kamerayı, mikrofonu açıp katılma isteğim arttı. Umarım daha daha güzel başlıklar altında buluşuruz.”  (İstanbul)

“Psikolojik olarak farklı insanlarla tanışmak, dertleşmek iyi geldi. Yalnız değilim duygusunu hissetmeye ihtiyacım varmış :)” (Şanlıurfa)

Temel Eğitim Programı katılımcısı öğretmenler:

“Mesleğini gerçekten seven insanları görmek umut verici.”

“Başlarken hiç bitmeyen bir eğitim yapmışlar dedim, iyi ki katıldım.”

“Eğitimi reklamla gördüm ama bana bu kadar dokunabileceğini hiç tahmin etmezdim.”

Köy Okulları Değişim Ağı Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar
neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

KODA olarak 2021 Ağustos ayı itibarıyla yeni faaliyet dönemimize giriş yaptık. Bu süreçte geçtiğimiz yıl tohumlarını attığımız Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge projemiz için de son derece heyecanlı bir döneme girdik. Geçen sene tüm pandemi koşullarına rağmen Bursa, Orhaneli’nde 5 dönümlük bir arazi satın almış ve yine Orhaneli’de geçici bir ofis açmıştık. Bu faaliyet döneminde hedefimiz, bu arazi üzerinde Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge Merkezi fikrini hayata geçirmeye başlamak. Sonrasındaysa tüm ürettiğimiz yeni eğitim programlarının pilot uygulamalarını artık Kırsalda Eğitim ve Ar-Ge Merkezi’nde ve çevre köylerde hayata geçirmek. 50 kişi kapasiteli konaklama alanı, eğitim salonları ve dışarıda oluşturacağımız öğrenme alanları ile tüm merkezi eğitici eğitimlerimizi ve toplantılarımızı bu kampüste gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Mimar ekibimiz çalışmaya başladı bile. Onlarla beraber Orhaneli’nin kültürel ve tarihi dokusuna uyumlu, ekolojik, tasarımı ile sadece Türkiye’de değil uluslararası alanda ses getirecek bir merkez oluşturmayı hayal ediyoruz. Mimari projemizin ilk taslakları elimize geçti ve artık projeyi her kanaldan duyurmaya başladık. Projemizi destekleyecek değişim öncülerimizi bulmak için çalışmalar yapıyoruz.  Her şey yolunda giderse umuyoruz ki bu eğitim-öğretim yılı bitmeden inşaatımızın temelini atacağız.

Geçtiğimiz pandemi sürecinde birçok etkili çalışmayı hayata geçirebilmenin motivasyonuyla önümüzdeki yıl için her alanda hedeflerimizi daha da yükselttik. Pandemi döneminde hazırlıklarını yaptığımız yeni programların pilot uygulamalarını hayata geçirmeye karar verdik.

Bir kısmı il, ilçe bazlı yüz yüze bir kısmı ise çevrimiçi farklı illerden öğretmenlerden oluşan öğretmen topluluğu sayımızı önümüzdeki yıl için 16’ya çıkarttık. Önceki yıllardan farklı olarak Öğretmen Toplulukları Programımızda, bölgelerdeki sorumlu öğretmenlerimizin çok daha fazla sorumluluk ve inisiyatif aldığı bir yapı oluşturduk. Bu şekilde ileriki yıllarda da topluluklarımızın sayısını çok daha kolay bir şekilde artırabileceğimizi düşünüyoruz.

Köye İlk Adım Programı ile öğretmen adaylarını köy okullarında çalışmaya hazırlamaya devam ediyoruz. Yeni faaliyet yılımızda 10 eğitim fakültesi ile beraber çalışmaya başladık. Bir yandan da program içeriklerinin bir kısmını, akademisyenlerin KODA’dan bağımsız bir şekilde uygulayabileceği bir formata taşıdık. Bu içerikler sayesinde 5 eğitim fakültesinde bu içeriklerin bağımsız uygulanmasını deneyimliyoruz. Ayrıca 4. yılına girecek olan Köye İlk Adım Programı mezunları ile beraber, hem eğitim fakültelerinde daha fazla öğrenciye ulaşmak ve kırsalda eğitime yönelik farkındalık yaratmak hem de mezunlarımızı daha iyi takip etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza başladık. Ayrıca ister Köye İlk Adım Programı’na katılmış olsun ister olmasın, yeni atanan köy öğretmenlerimize yönelik dört oturumdan oluşan Köyde İlk Yılım Programı’nın bir grup yeni atanan öğretmenle beraber bu faaliyet dönemimizde ilk denemesini yapıyoruz.

Yine öğretmenleri güçlendirme amacıyla Bursa, Orhaneli’nde 3 köyde yüz yüze mentorluk yapıp bu köylerden örnek uygulamalar çıkarmayı hedeflerken bir yandan da Köy Öğretmenleri El Ele (Mentorluk) Programı ile hepsi birbirinden donanımlı 40 mentor öğretmenimiz ile mesleğine yeni başlayan köy öğretmenlerine çevrimiçi mentorluk desteği sunuyoruz. Ayrıca bu faaliyet döneminde, daha önce KODA’nın Temel Eğitimi Programı’nı tamamlamış öğretmenlerimizden 20’si Öğrenme Yolculukları Programı aracılığı ile yepyeni bir “öğrenme yolculuğuna” başladı. İki yıl sürecek bu yolculuğun sonunda 10 öğretmenimiz pedagoji ve öğrenme, diğer 10 öğretmenimiz ise müzik ve hareket alanlarında eğitmen olacak. Temel Eğitim Programı’na önümüzdeki yaz yine devam edeceğiz. Hatta bu sefer sadece sınıf öğretmenlerine yönelik değil kırsalda çalışan okul öncesi öğretmenlerine yönelik bir eğitim sunabilmek için Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği ile hummalı bir araştırma ve içerik geliştirme sürecine başladık.

Kırsalda çalışan öğretmenlere yönelik yürüttüğümüz faaliyetlerin çeşitliği ve kırsalda ulaştığımız öğretmen sayısı her geçen gün artıyor. Bu çeşitliliklerin yanı sıra bu faaliyet dönemindeki bir diğer hedefimiz kırsaldaki eğitimin niteliğinin arttırılmasında önemli bir rol oynadığını düşündüğümüz aile ve gönüllülere yönelik programlarımızı geliştirmek. Bu kapsamda bir yandan uzaktan aile eğitimlerine devam ederken bir yandan da yüz yüze aile eğitimlerinin ilk pilot çalışmalarına başladık (Aile Çalışmaları Programı). Gönüllü kısmında ise hem yerelde hem de uzaktan çalışabilecek yeni gönüllü toplulukları oluşturma çalışmalarımız devam ediyor (Gönüllü Toplulukları ve Yerel Gönüllü Toplulukları programları). Daha yaygın, güçlü bir gönüllü yapısını oturtabilirsek bunun KODA’nın çalışmalarına büyük güç katacağına inanıyoruz. Ayrıca büyük özverilerle çalışan gönüllülerimizin ortaya çıkardığı Paydaşlar Arası Sosyal Ağ’ı, uygulamaya koymayı planlıyoruz. Çevrimiçinde kurulacak bu ağ sayesinde KODA’nın içinde bulunan tüm paydaşların, öncelikle de öğretmen ve gönüllülerin, daha kolay ve hızlı bilgiye erişebilmelerini, birbirileriyle ilişki kurabilmelerini ve beraber üretebilmelerini hedefliyoruz.

Tüm eğitim faaliyetlerimizin sosyal etkisini daha sistematik ve bütünsel ölçebilmek için Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ile beraber, KODA için bir sosyal etki yönetim sistemi oluşturacağız. Bu şekilde tüm çalışmalarımızın, maksimum sosyal etkiyi yaratıp yaratmadığı konusunda da kendimizi kontrol edebileceğimiz bir altyapımız olmasını arzuluyoruz.

5 Aralık 2021’de 5. yılımızı doldurduk. 5 yılda var oluş amacımızı ve değerlerimizi yaşatarak büyük adımlarla büyüyebilmemizi ve hayallerimizi de gitgide büyütebilmemizi mümkün kılan herkese çok teşekkür ediyoruz! Beraber olduğumuz sürece bir sonraki 5 yılda Türkiye’nin kırsalında yaşayan çocuklar için bir değişim hikayesini yazabileceğimize, eğitimde fırsat eşitsizliğinin terazisini onların lehine oynatabileceğimize dair inancımız tam. Şimdi hedef ve hayallerimizin çok büyüdüğü, heyecanlı bir eğitim-öğretim yılı daha bizi bekliyor.

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile Mino’nun Şarkısı Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation mali desteği ile Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibi tarafından hayata geçirilen Mino’nun Şarkısı projesi çocuk odaklı ve hak temelli bir yaklaşımla çocuklara haklarını, yetişkinlere ise sınırlarını ve sorumluluklarını “uygun içerik ve araçlarla” hatırlatarak, çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesini ve cinsel istismara maruz bırakılmalarını önlemeye katkıda bulunmayı amaçlıyor. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; çocukların haklarını bilmesinin ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesinin önemini, COVID-19 salgınının ve kısıtlamalarının çocukları nasıl etkilediğini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları  konuştuk. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibinin nasıl bir araya geldiğinden ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi, Çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan yedi kadından oluşuyor. Ben (Nilüfer Numanoğlu Atalay) ve Emine İngiltere’de yaşıyoruz. Yolculuğumuz, kızlarımızın okullarında yürütülen “bedensel hak” eğitimlerinden etkilenmemizle başladı. Bir şarkı eşliğinde, eğlenceli, korkutmayan bu koruyucu-önleyici çalışmanın çocuklarımız üzerindeki etkisini fark edince keşke Türkiye’de de böyle çalışmalar yapılsadedik ve çocuk hakları alanında çalışmalar yürüten kişilerle bağlantıya geçtik.

Bu bağlantılar sonucunda, Türkiye’de çocuğun insan hakları ve cinsellik eğitimi alanlarında çalışmalar yürüten, en önemlisi çocuklar için daha iyi bir dünyayı mümkün kılma sorumluluğunu hisseden bir danışman ekibiyle bir araya geldik. Mimoza’nın danışman ekibinde; Efsun Sertoğlu, Emrah Kırımsoy, Gözde Durmuş, Hatice Kapusuz ve Melda Akbaş bulunuyor.

Ekip olarak, 2020’nin Ekim ayından başlayarak öncelikle dilde, kavramlarda ve yaklaşımda ortaklaşmak için kendi aramızda uzun soluklu çalışmalar ve tartışmalar yaptık. Ekip içinde yürüttüğümüz bu çalışmalarda özellikle; çocukların bedensel söz haklarına, çocuklar için onay kavramına, yetişkin ve çocuk arasındaki güç ilişkisine, istismar ve şiddet biçimleri ile ilgili yanlış inançlara, Türkiye’deki çocuk koruma sistemine ve yetişkinlerin sorumluluklarına odaklandık, bu konularla ilgili üretilen materyalleri ve çocuk kitaplarını inceledik. 

Üreteceğimiz içeriklerin çerçevesini, bu çalışmalardan sonra oluşturduk. 5-8 yaş arasındaki çocukları, bu yaş grubundaki çocuklarla temas ve iletişim halinde bulunan temel yetişkin gruplarından ebeveynleri/ bakımverenleri  ve yine bu yaş grubuyla çalışan eğitimcileri ve okul psikolojik danışmanlarını hedef kitlemiz olarak belirledik. Hem çocuklar hem de yetişkinler için materyal ve içerikler üretmeye karar verdik. Çalışmalarımızın temel amacını; hak sahibi özneler olan çocukların özellikle bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerini, onların çevrelerindeki yetişkinlerin ise bu konuyla ilgili sorumluluklarını fark etmelerini sağlamak olarak belirledik. 

Çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesinin ve cinsel istismara maruz bırakılmalarının önlenmesine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiğiniz Mino’nun Şarkısı kapsamında ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mino’nun Şarkısı’nın nihai kullanıcısı hiç şüphesiz çocuklar ancak yaş grubumuzun 5-8 yaş olduğunu düşünerek, bu yaş grubuna bakımveren ve rehberlik eden ebeveynleri, okul öncesi öğretmenlerini, sınıf öğretmenlerini ve okul psikolojik danışmanlarını da hedeflediğimiz içerikler üretiyoruz. Dolayısıyla çalışmanın etrafına örüleceği temel çıktımız çocuklar için üretilecek şarkı ve video, diğer gruplara da bu şarkı ve video üzerine çevrelerindeki çocuklarla rahat ve güvenli bir ortamda konuşabilmeleri için destekleyici materyaller ve içerikler üretmeyi amaçlıyoruz. Hazırladığımız içeriklerin olabildiğince yaygınlaşması için, tüm çıktılarının ‘telifsiz’ olması sürecin en başından bu yana önemsediğimiz noktalardan biri.

Çocukların haklarını bilmesi ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesi neden önemli? Çocukları bu alanlarda güçlendirmek için yapılan çalışmalarda nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Çocukların haklarını bilmeleri; bu hakları koruma ve geliştirme sorumluluğuna sahip yetişkinlerden ve devletten haklarını talep etmeleri, yanı sıra maruz bırakıldıkları bir hak ihlalini tanımlayabilmeleri, bu tür durumlarda destek talep edebilmeleri bakımından önemli. Çocuğa doğumundan itibaren, kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmesi yönünde rehberlik ve destek vermek ise aslında bir anlamda çocuğun kendi içini dinlemesini, ihtiyaçlarını fark edip anlamasını ve bunları dile getirebilmesini sağlıyor. Kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmek çocuğun kendilik algısını, özgüvenini, öz saygısını güçlendiriyor, başkalarının sınırlarını fark etmesini kolaylaştırıyor, sağlıklı ve güvenli ilişkiler kurmasını destekliyor, aynı zamanda kendisini koruma ve savunma becerileri geliştirebilmesini ve ihtiyaç duyduğunda bu becerileri kullanabilmesini sağlıyor. 

Çocuklarla bedensel söz hakkı, onay kavramı, kişisel sınırlar, duygularını/ihtiyaçlarını/sınırlarını  ifade edebilme, hayır deme hakkı, sınır ihlalleri fark etme, öz koruma ve öz savunma hakkı, yetişkinlerin çocuklarla kurdukları ilişkinin nasıl olabileceği/olamayacağı, destek talep etmenin önemi gibi konuları konuşmak/çalışmak çok önemli ve gerekli. Ancak bu konuları çocukları korkutmadan, onların hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan, cinsiyete dayalı ayrımcılık yapmadan; eşitlikçi, hak temelli, güçlendirici bir dil ve yaklaşımla ele almak gerekiyor. Kendini koru, hayır de gibi mesajlarla sorumluluğu bütünüyle çocuğa yükleyen, ahlaki ve çoğu zaman cinsiyetçi bir yaklaşımla verilen, özel bölgelerine kimse dokunamaz, böyle bir şey olursa çığlık at ve oradan kaç, güvendiğin bir yetişkine anlattan öteye gitmeyen eğitimler çocuklar açısından korkutucu ve kafa karıştırıcı. Üstelik bu mesajlar çocukların yaşamları boyunca maruz bırakıldıkları sınır ihlallerinin ve istismar biçimlerinin tümünü kapsamıyor, bu nedenle “çocukları koruma” amacıyla yapılan bu tür çalışmaların aslında “riskli” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira bu yaklaşım çocuğun dikkatini sadece belirli noktalara çekiyor, bir anlamda riskin sadece burada olduğunu söylüyor. Bu da çocuğu karşılaşabileceği diğer sınır ihlallerini normalleştirmesine, buralarda savunmasız kalmasına neden olabiliyor. Ebeveynlerin/ bakımverenlerin, eğitimcilerin, psikolojik danışmanların, sosyal çalışmacıların… öncelikle bu tür yaklaşımlardan kaçınmaları gerekiyor. 

Çalışma kapsamında çocuklar, yetişkinler, öğretmenler ve rehber öğretmenlerine yönelik olarak faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Çalışmalarınıza çocuklarla birebir ilişki içinde olan farklı paydaşları da dahil etmenizin nedeni nedir? Bu alanda farklı paydaşlarla çalışmanın nasıl bir önemi olduğunu düşünüyorsunuz? 

Bu sorunun cevabı bir önceki soruda gizli aslında. Çocukların haklarını bilmeleri ve sınırlarını tanımlayabilmeleri için güçlenmeleri önemli, ancak bu hakları hayata geçirmekten ve çocukların bedensel söz haklarına, sınırlarına saygı göstermekten sorumlu kişiler yetişkinler. Çocuğa yönelik cinsel istismar konusunda çalışmalar yapılırken sadece ya da çoğunlukla çocuğa yönelik faaliyetler üstünde duruluyor. Aslında çocuğun etrafındaki yetişkinlerin değişimine ve dönüşümüne ihtiyaç var. Çocukların hayır diyebilmeleri, sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmeleri oldukça kıymetli ama çoğu zaman özellikle en yakınlarındaki kişiler çocukların özel alanına ve sınırlarına müdahale ediyor, verilerin de gösterdiği üzere, çocuklar ağırlıkla en yakınlarındaki, güven ilişkisi kurdukları yetişkinler tarafından istismar ediliyor. Tüm bu nedenlerle çocuğun bakımından sorumlu yetişkinler, öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları çocuğun etrafındaki en yakın halka olarak hem çocukların hem de kendileri ile beraber diğer yetişkinlerin bu konuda bilgi ve farkındalık kazanmalarında önemli bir rol oynayabilirler. 

Çocuk kendini güvende hissetmediğinde, rahatsız edici bir durum ile karşılaştığında anlatır, kendini sözel olmasa da farklı biçimlerde ifade eder. Burada kilit rol çocuğun çevresindeki yetişkinlerde; çocuğu gözlemlemek ve dinlemek, çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, ona destek olmak yetişkinlere ait sorumluluklar. Cinsel istismarı önleyici çalışmalarda çocukla birebir ilişki içindeki paydaşların güçlenmesine yönelik çalışmalar bu nedenle çok önemlidir. Özetle; hem çocuğu anlama, dinleme, ihtiyaç duyduğu desteği sunma konularında sorumluluklarını hatırlatmak, hem de çocukların bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerine katkıda bulunmaları için yetişkinlerle çalışacağız.

Çocuklardan önce kendimizle, yetişkin akranlarımızla çalışmamız gerekiyor. Kendimizle, ebeveynlerle, eğitimcilerle, toplumun her kesiminden yetişkinle bu konuları konuşmadan, sadece çocuğu odağa alan bir eğitim yaklaşımı koruyucu-önleyicilikten oldukça uzak. Çocuk ve yetişkin arasında bu kadar belirgin bir güç ilişkisi varken, söz hakkı her daim yetişkindeyken, toplumda çocuklar hak sahibi özneler olarak görülmezken çocuklara hayır diyebilirsin, kimse senin sınırlarını ihlal edemez demek büyük çelişki. Çocuklar bebeklik döneminden itibaren sınırlarını çok çeşitli biçimlerde ifade ederler aslında. Bu sınırları tanımayan, sistematik olarak ihlal eden ve çocuklar için onlar adına yeni sınırlar belirleyenler çoğunlukla yetişkinlerdir. Yetişkinlerin çocuklara istedikleri zamanda ve şekilde fiziksel temasta bulunmaları, çocuk kendisini öptürmez/sevdirmezse küsmeleri ve hatta cezalandırmaları, çocukları katılmak istemedikleri sohbetlere zorlamaları, çocuklara yönelik rahatsız edici şakalar yapmaları… bu durumun örnekleridir. Listeyi uzatabiliriz elbette. Diğer yandan, içinde yaşadığımız toplumda çocuklardan, yetişkinlere koşulsuz saygı duymaları ve itaat etmeleri beklenir. Hepimiz böyle büyütüldük maalesef. Çocuklardan “söylenenleri yapmasını”, koşulsuz itaat etmesini bekleyen yetişkinlerin çocuğun karşısına geçip hayır diyebilirsin demesi çok kafa karıştırıcı değil mi? İstismarın herhangi bir biçim karşısında çocuğun hayır demediğini ya da diyemediğini düşünelim; bu durum istismar gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır değiştirmiyor. Dolayısıyla istismardan korunmak çocuğun sorumluluğu değil, hem istismar etmemek hem de istismarı önlemek yetişkinin sorumluluğu. Tüm bu nedenlerle, öncelikle yetişkinlerin çocuk algısı ve çocukla ilişkilenme pratikleri değişmeli. 

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler bir seneden uzun süredir hayatımızı etkiliyor ve çocuklar bu kısıtlamalardan en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldı. Çocuk hakları konusunda uzman bir ekip olarak, sizce içinde bulunduğumuz ve bundan sonraki süreçte çocukları en çok etkileyecek meseleler neler olacak?

Mart 2020’den bu yana olağanüstü bir halk sağlığı krizini atlatmaya çalışıyoruz ve evet bu krizin en çok etkilediği grupların başında çocuklar geliyor. Pandemi öncesi dönemi hatırlayalım: toplumdaki çocuk ve çocukluk algısı malum, devletin kurum ve kuruluşlarında, eğitim sisteminde, medyada, yetişkinlerde… çocuk hak temelli bir yaklaşım yerleşmiş değil, çocuk koruma politikası ve mekanizmaları işlemiyor.Mevcut tablo böyleyken pandemiyle birlikte, virüsün yayılımını kontrol altına almaya yönelik tedbirler varolan çocuk koruma risklerini artırdı, hali hazırda ülkemizde çocukların yaşadığı sorunları ve eşitsizlikleri daha da derinleştirdi, diğer yandan da yeni çocuk koruma riskleri ortaya çıkardı. 

Sürecin başından beri, bilim insanları fiziksel sağlık bakımından çocukların risk altında olmadıklarını ifade ettiler. Ancak pandemi nedeniyle okulların kapatılması, uzaktan eğitime başlanması, hareketin kısıtlanması gibi karantina işlemleri başlangıçta sağlık açısından gerekli olmakla birlikte, çocukların rutin yaşantılarını, sosyalleşmelerini, yaşları gereği ihtiyaç duydukları hareketliliği ve destek mekanizmalarını bozan etkilere sahipti. Çocukların hızla okula dönmesini sağlamak ve okulları açık tutmak üzere planlar yapılması ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi gereği gerekli iken Türkiye’de süreç maalesef tam tersi yönde işledi. 

Pandeminin başında sloganlaştırılan ve uzun süre gündemde tutulanevde kal çağrıları çocuk hakları alanında çalışan bizler için düşündürücüydü. Zira, ülkemizde bakımverenlerin büyük kısmı çocukları baskı ve şiddet içeren disiplin yöntemlerine maruz bırakıyor; şiddet uygulamayı çocuğu yetiştirmenin meşru bir yöntemi olarak görüyor. Hak ve sınır ihlalleri, ihmal, istismar ve şiddet biçimleri düşünüldüğünde; evin her çocuk için “güvenli bir alan” olmadığını biliyoruz. Çocukların haklarının, özel alanlarının, sınırlarının en çok “ev” ve “aile” içinde ihlal edildiğini de… Çocuklar evden çıkamadıklarında; öğretmenlerinden, psikolojik danışmanlarından, arkadaşlarından, güvendikleri yetişkinlerden ya da sosyal hizmetlerden uzak kaldıklarında, aile dışındaki yetişkinler/uzmanlar tarafından gözlemlenip takip edilmediklerinde neler olacağına dair yoğun endişe hissettik, hissetmeye devam ediyoruz. 

Halk sağlığı ile ilgili daha önce yaşanan acil durumlardan bildiğimiz üzere; okulların kapandığı, sosyal hizmetlerin kesintiye uğradığı ve hareketin kısıtlandığı durumlarda çocuklar daha fazla hak ihlali, kötü muamele, toplumsal cinsiyet temelli şiddet, sömürü, istismar ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor. Örneğin, 2014-2016 yılları arasında Batı Afrika’da yaşanan Ebola virüsü salgını sırasında okulların kapanması çocuk işçiliği, ihmal, cinsel istismar ve erken yaş hamileliklerinde büyük artışlara neden olmuştu. 

Veriler, pandemi koşullarıyla birlikte Türkiye’de kadına yönelik ev içi şiddetin arttığını gösteriyor. Elimizde çocuklarla ilgili net veriler yok. Pandemi koşullarında devletin çocuklar için bir acil eylem planının olmadığını da gördük. Tüm bu süreç çocukların hepsini etkilemekle birlikte bazı çocukları daha derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor: Kronik hastalığı olan çocuklar, özgürlüğünden yoksun bırakılan (hapishanedeki) çocuklar, kapalı kurumlarda kalan çocuklar, yoksulluk yaşayan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar, çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, yerinden edilmiş (sığınmacı, mülteci) çocuklar, özel gereksinimi olan; özel bakım ve eğitime ihtiyaç duyan çocuklar, engelli çocuklar, kız çocukları, toplumsal cinsiyet normlarının ötesindeki çocuklar, pandemi nedeniyle ebeveynlerinin geliri düşen ya da tamamen kesilen çocuklar, ebeveynleri sağlık personeli olan çocuklar, ebeveynleri COVID-19 nedeniyle yatarak tedavi gören ya da vefat eden çocuklar… 

Diğer yandan, evde kalmak zorunda olan milyonlarca çocuktan internete ve cihaza erişim imkanı olanlar; sosyalleşmenin, eğlenmenin, oyun ihtiyacını karşılamanın ve dış dünyaya erişmenin bir yolu olarak dijital teknolojileri daha fazla kullanmaya başladı. Çocukların dijital alan kullanımın arttığı bu dönemde onları çevrimiçi ortamlardaki risklerden koruma noktasında yapılması gerekenler de “çocukların iyi ve güvende hissetme hakkı” kapsamında gündemimizde olmalı. İnternete erişim imkanı olan çocukların istismara ve şiddete maruz kalmaması için önlemler almak sorumluluğumuz. 

Bundan sonra başka pandemiler yaşamayacağımızın garantisi yok. Devletin, böyle zamanlarda artan çocuk koruma ihtiyacına yönelik çalışmalar yapması, acil eylem planları hazırlaması şart.

 

Gelecek Daha Net Platformu ile Gençliğin Kimyası Projesi’ni Konuştuk

By | Şartlı Hibe

18-25 yaş arası gençlerin hayatları ile ilgili bilinçli kararlar alabilmelerine ve kendi hayatlarının hakimi olmalarına destek olmak amacıyla  Sürdürülebilir Kalkınma için Yenilikçi Çözümler Derneği bünyesinde çalışmalarını yürüten Gelecek Daha Net Gençlik Platformu (GDN), profesyonel hayatta yer alan kişiler ile gençleri çevrimiçi ve çevrimdışı rehberlik, mentorluk, eğitimler, buluşmalar, videolar, kariyer koçluğu gibi fırsatlarla buluşturarak, gençlerin meslek seçimlerine destek sağlıyor. Organik Kimya işbirliği ve mali desteği ile Vakfımızın koordinasyonunda hayata geçirilen Gençliğin Kimyası Projesi ile GDN, kimya ve ilişkili bölümlerde okuyan lise ve üniversite öğrencilerinin kimya sektörü ile ilgili birinci elden bilgi edinebilmesi ve kariyer yolculuklarında okudukları bölümler üzerinden meslek seçimi yapmalarını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yürütecek. Proje kapsamında, katılımcı gençlerin kimya sektöründeki farklı meslekleri tanımaları amacıyla video içerikleri, webinarlar ve e-mentorluk buluşmaları gerçekleştirilecek. Aynı zamanda, projeye katılan 10 genç Organik Kimya’nın 5 farklı departmanında birer günlük staj programına katılacak. 

GDN Proje Koordinatörü Genar Ersoy ile yaptığımız röportajda Gençliğin Kimyası projesini, Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörleri, gençlerin ve profesyonellerin iş yaşamında birbirlerinden beklentilerini konuştuk. 

Gelecek Daha Net Platformu (GDN) vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın GDN’yi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

GDN, gençlerin kendilerine uygun meslek alanlarını erken yaşta bulmalarına yardımcı olan ve Türkiye’de yetersiz kalan rehberlik sistemine alternatif çözüm getiren bir sosyal girişim. GDN, gençlerin toplumun proaktif üyeleri olmasını teşvik ediyor; eğitim, kariyer ve hayatta bilgiye dayalı kararlar alabilme kabiliyetiyle gençleri güçlendiriyor ve kendi kaderlerini tayin edebilmelerini teşvik ediyor. Onları 21. yüzyılın hayat becerileriyle donatıyor. GDN çalışmalarında yüzlerce gönüllü profesyonelin rol aldığı çevrimiçi ve çevrimdışı mentorluk, koçluk ve yetenek geliştirme yaklaşımlarını birleştiriyor. Bu doğrultuda insanların tatminkâr hayatlar yaşamasını; liseyi, üniversiteyi ve işini bırakan genç sayısının azalmasını, iş bulma şanslarının artmasını, kariyerde başarı oranlarının artmasını, ekonominin güçlenmesini ve genel anlamda daha proaktif ve üretken bir toplumun ortaya çıkmasını hedefliyor.

Bu doğrultuda çevrimiçi mentorluk, Türkiye Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF Türkiye) işbirliği ile kariyer koçluğu, EMBARK Programı ile tersine mentorluk, webinarlar, meslek tanıtım ve ilham veren videolar, yüz yüze kişisel gelişim eğitimleri ve gençlik kampları gerçekleştiriyoruz.

GDN olarak gençlerin doğru meslek seçebilmeleri için birçok farklı proje geliştirdiğinizi biliyoruz. Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörler nelerdir?

Türkiye’de maalesef meslekten önce üniversite ve bölüm seçimi yapılıyor. Bu seçim için de en önemli kriter üniversiteye giriş sınavlarında alınan puan. Fakat birçok bölümde mezun olduğunuzda yapabileceğiniz farklı meslekler, işler var. Gençlerin üniversite yıllarında buna karar vererek ilerlemesi çok önemli. Gençler okuduğu bölümün, aldığı eğitimin çok dışında mesleklere yöneldiğinde yetenek uyumsuzluğu söz konusu oluyor. Bu da gençlerin mutsuz olmasına, işsizliğin artmasına ve ekonomik verimsizliğe sebep oluyor. Bu sebeple gençlerin yapmak istedikleri mesleklerin içeriğini, o mesleği yapan kişilerin iş günlerinin nasıl geçtiğini, o mesleği yapmak için hangi yeterlilikleri sağladıklarını bilmeleri çok önemli. Gençlerin doğrudan meslekleri yapan profesyonellerle görüşerek, kendi değerleri ve güçlü yönleri doğrultusunda mesleklerini seçmeleri ve iş hayatına girmeden önce o alanlarda kendilerini geliştirmeleri çok değerli.

Projelerinizde özel sektörden kurumlar ve profesyonellerle gençleri bir araya getiriyorsunuz. Genel hatlarıyla incelediğinizde, farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu şirketlerin gençlerden ne tür beklentileri var? Kullandığınız yöntemler bu iki grubun ihtiyaçları ve beklentilerini karşılamakta ne kadar etkili oluyor?

GDN olarak, gençlerin sektörlerden ve şirketlerden beklentilerinin neler olduğunu göz önünde bulunduran çalışmalar yürütüyoruz. 2017 yılında bu bağlamda Genç Dostu Şirketler Araştırması’nı gerçekleştirdik. Farklı sektörlerde şirketler, gençlerin ne yapmak istediklerinin bilincinde ve kişisel gelişim açısından kendilerini geliştirmiş bireyler olmalarını bekliyor. Gençler ise şirketlerin yeni kuşaklara uyum sağlamalarını, dinamik, dijital çalışmalara uyumlu, sosyal sorumluluk bilinçlerinin yüksek ve sürekli yeniliklere, teknolojiye ayak uydurmalarını istiyor. Bu anlamda mentorluk, tersine mentorluk, webinarlar, meslek videoları ile karşılıklı iletişimi gençler iş hayatına girmeden başlatmış oluyoruz. Çeşitli eğitimler ve kamplar ile gençlerin kendilerini geliştirmelerini, 21. Yüzyıl becerilerini edinmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Birçok farklı faaliyetle bu iki grubun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.

Vakfımızın koordinasyonunu yürüttüğü, Organik Kimya’nın işbirliği ve mali desteğiyle gerçekleştirdiğiniz Gençliğin Kimyası projesi amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu proje ile kimya sektöründe kariyer hedefleyen gençlerin; Organik Kimya Gönüllüler Topluluğu ile etkileşim kurmaları, kariyer hedeflerini planlamalarına destek olunması, güçlü yönlerinin ve kişisel gelişim alanlarının desteklenmesi, toplumsal farkındalık ve duyarlılıklarının artırılması, kimya sektöründe çalışmaya motive edilmesi ve yönlendirilmesi amaçlanıyor.

Gençliğin Kimyası Projesi kapsamında; 

  • Organik Kimya gönüllülerinin, gençlere kariyer planlamalarında yol haritası belirlemeye yardımcı olmaları ve hem sektörel hem kişisel gelişim alanlarında onları desteklemeleri amacıyla bir Mentorluk Programı gerçekleştirilecek. Yapılandırılmış mentorluk görüşmeleri birebir ve çevrimiçi olarak düzenlenecek. Mentorluk görüşmelerine 25 mentor ve 25 genç katılacak.Hem Organik Kimya, hem sektör, hem de iş-özel hayat dengesine yönelik bilgilendirici ve interaktif 10 webinar gerçekleştirilecek. Bu webinarlarda Organik Kimya’nın farklı departmanlarında rol alan profesyoneller, gençlerle bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacaklar ve gençlerin sorularını yanıtlayacaklar. 
  • Organik Kimya’nın farklı departmanlarından meslek profesyonelleri ile Meslek Tanıtım Videoları hazırlanacak. Gençlerin sektördeki farklı birimler hakkında merak ettikleri ve sektör profesyonellerinin kariyer yolculukları bu videolarda yer alacak. Organik Kimya bünyesinde İstanbul’da çalışan profesyonellerle 5, Rotterdam’da çalışan profesyonellerle de 2 meslek tanıtım videosu hazırlanacak.
  • Gelecekten Bir Gün Staj Programı ise, gençlerin Organik Kimya’nın farklı birimlerinden profesyonellerle birebir zaman geçirerek, sektörün ve mesleklerin çalışmalarına dair bilgi edinmelerini sağlayacak kısa süreli bir staj programı. Program kapsamında gençler 1 ile 5 iş günü arasında süreyi Organik Kimya’da farklı pozisyonlarda çalışan profesyonellerle birlikte geçirecek.
  • İnteraktif oturumları ve sürdürülebilir yaşam tarzlarına katkıda bulunması amacıyla tasarlanan materyalleri ile Goals for Good Programı, çevrimiçi olarak gerçekleştirilen 4 modülden oluşuyor. Goals for Good Programı, kimya sektöründe çalışmak isteyen gençleri, kendi refahlarının yanı sıra diğer insanların ve dünyanın refahı için de iyi olan hedefler belirlemeleri ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda desteklemeyi amaçlıyor.

Proje kapsamında da uygulayacağınız Goals for Good programı ile gençlerin başarı ve sürdürülebilirlik gibi kavramlara bakışında bir farklılık yaratmayı hedefliyorsunuz. Bu programın kapsamından ve daha önce katılan gençler üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Goals for Good programı uluslararası bir program. GDN olarak programın Türkiye ayağını yürütüyoruz. Program, gençlerle yapılandırılmış 4 seans olarak gerçekleşiyor. Program modülleri, Küresel Amaçlar doğrultusunda geliştirilmiş. Pandemi koşullarında çevrimiçi olarak gerçekleşen programı şimdiye dek 95 gençle beraber uyguladık. Katılımcı gençlere program öncesi ön-test, sonrası son-test ve değerlendirme anketi uyguluyoruz. Programa katılan gençlerin geri bildirimleri doğrultusunda; bilgilerinin ve farkındalıklarının arttığını, kendileri için kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve başarı tanımlarını belirlediklerini ve iyi olma hallerini arttırmak için günlük hayatlarında değişiklikler yaptıklarını gördük. Program sırasında uygulanan metotları ve araçları gençler gündelik hayatlarına da adapte ediyorlar.

 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Çocukların Gözünden Okul ve Oyun Projesini Tamamladı

By | Şartlı Hibe

Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocuklarla Fatih, Karagümrük’te hak temelli çalışmalar yapıyor. Vakfımızın Şartlı Destek Fonu kapsamında Dalyan Foundation finansmanıyla sağladığımız hibe desteği ile SGD, İstanbul Fatih ilçesinde yaşayan çocukların içinde bulundukları eğitim ortamına dair beklentilerini; öğretmenlerin, ailelerin ve eğitim ortamının çocukların okul ile kurdukları bağı nasıl etkilediğini ve derneğin okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğü çalışmaların etkilerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirdiği bir araştırma projesi olan Çocukların Gözünden Okul ve Oyun projesini tamamladı. Bu kapsamda Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunu yayınlayan dernek, raporun öne çıkan bulgularını alandaki paydaşlarıyla paylaşmak üzere çevrimiçi bir panel de düzenledi. 

Sulukule Gönüllüleri Derneği Proje Koordinatörü ve İzleme Değerlendirme Sorumlusu Aysun Koca ile yaptığımız röportajda raporun öne çıkan bulgularını, COVID-19 salgının projeye ve çalışma alanlarına etkilerini ve salgının okul terki açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu konuştuk. 

Fatih Bölgesi’ndeki okul terkini önlemeye yönelik yürüttüğünüz faaliyetlerin etkilerini ölçmek amacıyla gerçekleştirdiğiniz araştırma projesini yakın zamanda tamamladınız. Çocukların Gözünden Okul ve Oyun raporunun amacından ve öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Çocukların okulla kurdukları bağı ve SGD okul atölyelerinin bu bağa katkısını analiz etmek amacıyla yürüttüğümüz araştırmayı, COVID-19 salgını nedeniyle okulların kapalı olduğu, eğitimin uzaktan sürdürüldüğü ve SGD’nin uzaktan çalıştığı bir dönemde yürüttük. Araştırmanın amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

  • Çocukların içinde bulundukları eğitim ortamlarına dair beklentilerinin belirlenmesi,
  • Öğretmenlerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Ailelerin çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • Eğitim ortamlarının çocukların okulla kurdukları bağdaki rolünün belirlenmesi,
  • SGD’nin doğrudan çalışma yürüttüğü bölgede yarattığı değişimlerin verilerle ortaya konulması, böylece yapılan çalışmaların model haline getirilmesinin desteklenmesi

Araştırma, İstanbul içinde SGD’nin doğrudan atölyelerini gerçekleştirdiği Karagümrük ve Balat’ta yer alan okullardaki çocukları, onların bakımverenlerini ve öğretmenlerini kapsıyor. Araştırma sürecinde 9 ile 17 yaş aralığında 45 çocuk, 12 bakımveren ve 26 öğretmenle görüştük. 

Görüşülen çocukların % 38’i uzaktan eğitime düzenli olarak erişemediğini, % 40’ı ise ara sıra düzenli erişim sağladığını söyledi. Görüşülen çocukların %89’u okulu özlediğini söyledi. Okula dair en fazla özlenenler ise % 61 ile arkadaşlar, % 14 ile dersler, % 11 ile de atölyeler oldu. 

Görüşme yaptığımız çocuklardan bazılarının atölyeler ile ilgili geribildirimlerini paylaşacak olursak; 

Dönüm noktası gibi bir şey oldu çünkü çok eğlendim. Fotoğrafçılık atölyesinde net olarak hatırladığım bize bir fotoğraf makinesi vermişlerdi. İşte onlarla fotoğraf çekmiştik, anılarımızı anlatmıştık. Fotoğrafta ne anlatmak istedik ne çektik gibi. Teknikler öğrenmiştik o teknikleri ben hala kullanıyorum.” (15 yaş)

Mesela dersler uzun ama atölyeler çok kısa. Ve haftada bir gün bu birazcık kötü benim için.” (12 yaş)

20 günden fazla devamsızlık yapan çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı % 14 olarak karşımıza çıktı.

Öğretmenlere göre çocukların devamsızlık nedenleri ise;

  • Ailelerin/bakımverenlerin ekonomik olarak okul masraflarını karşılayamıyor oluşu
  • Çocukların çalışma hayatına katılması
  • Okul ortamının engelli öğrencilere göre düzenlenmemiş olması
  • Uzaklaştırma cezalarının çocukların okulla bağını zayıflatması
  • Çocuklarda ders ve sınavlarda başarısız olma kaygısı
  • Çocukların anneye/aileye ev ve bakım işlerinde yardım etmek zorunda kalması
  • Göçmen çocukların yeterli düzeyde Türkçe bilmemesi
  • Çocuklar arası yaşanan akran zorbalığı
  • İlgisiz aileler/bakımverenler
  • Öğrenme bozukluklarının teşhis edilememesi
  • Çocukların yaşadığı dürtü-davranış kontrol zorlukları ve diğer psikolojik zorluklar

Okula kayıtlı olduğu halde hiç okula gelmeyen çocukların, okulların toplam öğrenci sayısına oranı da % 8 olarak tespit edildi.

Öğretmenlere göre okul terki göstergeleri;

  • Sık devamsızlık yapma
  • Derslerde ilginin azalması
  • Ailenin ilgisinin azalması ve
  • Arkadaşlarıyla iletişimde azalma oldu.

Görüşülen çocuklar 2015 yılından bu yana SGD atölyelerine katılan çocukların da olduğu bir gruptu. Bu vesile ile atölyelerin uzun süreli etkisini anlama imkânı da bulduk.

Atölye katılımcısı çocukların devamsızlık oranlarındaki düşüş SGD’nin temel hedeflerinden biri olan çocukların okulla kurdukları bağın güçlendirilmesine olumlu katkı sunulduğunun göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak, çocuklar birden fazla dönem aynı atölyeye katıldıklarında isteklerini kaybedebildiklerini ve çocuklar ile bakımverenlerinin atölyelere katıldıklarında derslerini kaçırma endişesi yaşadıklarını gördük.

Çocukların uzun süredir okula gidemediği bir dönemde okul ile bağlarını ve SGD okul atölyelerinin bu bağa etkilerini analiz ettiniz. Bu durum araştırma sırasında nasıl zorluklara neden oldu? Bu zorlukları aşabilmek için ne tür yöntemler kullandınız?

Pandemi kaçınılmaz olarak bu araştırmayı da etkiledi. Sahaya çıkacağımız zaman, hepimizin evlere kapandığı, karantinalarla tanıştığımız bir döneme denk geldi. Çalışmayı tamamen durdurmak yerine araştırma tasarımını, görüşme yöntemlerini güncelleyerek ve duruma adapte ederek ilerlemeyi tercih ettik. Bu durum da belirlediğimiz takvimde sarkmalara neden oldu.

Salgın koşullarının araştırmaya en önemli etkisi, hiç kuşkusuz, çocukların uzun bir süredir okuldan uzak oldukları bir süreçte yapılmış olmasıdır. Bu durum, uzun zamandır evde kapalı olan ve en önemli sosyalleşme alanı olan okul ve atölyelerden uzak kalan çocukların bu ortamlara dair anlatılarını da oldukça etkiledi. Çocukların okul ve atölye ortamına dair anılarını hatırlamakta güçlük çektiğini gördük. Bu sebeple, araştırma çerçevesi ve hazırladığımız sorular araştırma boyunca birden çok kez değişikliğe uğradı. Gelinen noktada çocukların okuldan ve atölyelerden uzak kalmalarının anlatılarını etkileyeceğinin farkında olan ve bu etkiyi analizin bir parçasına dönüştürmeye izin veren bir araştırma çerçevesi oluşturduk ve uyguladık.

Ayrıca, araştırma kapsamında, SGD’nin atölye modelinin uygulanmadığı okullarda da saha çalışması yapmayı ve atölyelere katılan ve katılmayan öğrenciler için okulla kurulan bağın nasıl farklılaştığını karşılaştırmayı da hedeflemiştiki. Ancak salgın koşulları nedeniyle atölyelerin uygulanmadığı okullara erişim mümkün olamadı, saha çalışmasını sınırlı tutmak durumunda kaldık.

Araştırma sonucunda elde ettiğiniz bulguları çalışma alanınız ve yöntemleriniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Araştırma doğrultusunda çalışmalarınızda yapmayı planladığınız bir değişiklik var mı?

Araştırma raporunu referans alarak, kurumsal stratejik planımızı güncellemeyi ve rapor bulgularını saha çalışmaları içinde kullanmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda raporun sonuç ve önerileri ışığında, SGD’nin geliştirdiği model üzerine revizyonlar yapmayı planladık. Yaz döneminde yaptığımız ve yapmaya devam ettiğimiz ekip toplantıları ile yeni okul döneminde modelin büyük bir kısmını yenileyerek denemeyi hedefliyoruz.

İlk somut çalışma ise, okulda kaydı olan fakat fiziksel olarak okulda olmayan, okul sisteminden uzaklaşmış çocuklara okul içinde uygulanan atölyelerle ulaşmanın mümkün olmadığı sonucuna ilişkin oldu. Pandemi döneminde başladığımız bir başka projenin saha sonuçlarını da dahil ederek, bu soruna ilişkin yeni bir proje başvurusu yaptık ve bu dönem okul dışı kalmış çocuklara yönelik bir uygulama gerçekleştireceğiz.

Pandemi döneminde dönüştürdüğümüz atölye içerikleri de bize gösterdi ki, ihtiyaçlara, değişen koşullara göre çalışmanın temel çekirdeğini bozmadan uyarlanabilir, esnetilebilir içerikler üretebilme kapasitesine sahibiz. Bu da modelin güçlü yanını oluşturan unsurlardan birisi olarak görülebilir.

Birlikte çalıştığınız hedef kitle üzerinden düşündüğünüzde salgın sürecinin okul terki açısından nasıl sonuçları oldu? Bu zorlu dönemde okulu terkini engellemek için yapılabilecekler neler?

Salgının, eğitim alanı ile ilgili zaten var olan eşitsizlikleri derinleştirdiğini söylemek hiç yanlış olmaz. Okul terki SGD’nin kurulduğundan bu yana mücadele ettiği bir sorun iken, pandemi ile beraber bu sorunun çalıştığımız bölgede gözle görülür bir biçimde derinleştiğini söyleyebiliriz. 

Bu derinleşme, Tarlabaşı Toplum Merkezi, Başak Sanat Vakfı ve Small Project İstanbul ile beraber eşgüdümlü bir şekilde yürüttüğümüz COVID-19 sürecinde İstanbul’un Farklı Yerleşimlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması-Eğitim Hakkı odağındaki raporun bulgularında da izlenebilir.

Sözünü ettiğimiz izleme raporunun bulgularından da görülebileceği gibi halen öğretmeniyle hiç iletişim kuramamış çocuklar bulunuyor. Bir önceki izleme aşamalarına kıyasla ekonomik koşullar nedeniyle çocukların ev içi ve ev dışı sorumluluk ve yüklerinde artış olduğunu izledik. Okul öncesi eğitim çağı yaşında olan çocukların okula erişim sağlayamadığını gördük.

Önümüzdeki dönem de uzaktan eğitim devam edecekse eğitime erişimin tam donanımlı bir şekilde sağlanması ve hiçbir çocuğun uzaktan eğitimin dışında kalmaması önem taşıyor. Uzaktan eğitim sürecinde ortaya çıkabilen ekstra maliyetler karşılanmalı. Çocukların sosyal-duygusal öğrenme becerilerini destekleyebilecek ve COVID-19 sürecini anlamlandırmalarını sağlayacak programlar ve içerikler geliştirilmeli. Bakımverenlerin çocukları evde nasıl destekleyebileceklerine yönelik erişilebilir eğitimler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Okul psikolojik danışmanlarının hem çocuklar hem de çocukların bakımverenleriyle etkileşimi daha düzenli olmalı. 

Yüz yüze eğitime dönüş için hazırlıkların başladığı bu dönemde birlikte çalıştığınız çocukların bu sürece hazırlanması ve adaptasyonu için neler yapılması gerekiyor? Sulukule Gönüllüleri Derneği olarak bu süreçte bir destek sağlanmayı planlıyor musunuz?

Yukarıda sözünü ettiğimiz izleme raporunun öneriler kısmında detaylı bir şekilde ele aldığımız gibi uzaktan eğitim sonrası yüz yüze eğitime geçişte öğrenciler arası farklılıkların giderilmesi için öğretmenleri ve öğrencileri destekleyici uygulamalar başlatılmalıdır. İhtiyaç tespiti yapılarak telafi sınıfları veya yetiştirici sınıflar oluşturulmalıdır. Çocukların okula dönüş ve COVID-19 sürecinde yaşadıkları psikolojik zorlukları azaltmak, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle etkileşimlerini artırmak için psikososyal destek alması sağlanmalıdır. Okul terkleri ve uzun süreli devamsızlıklar takip edilmeli, erken müdahale programları geliştirilmelidir.

SGD olarak ise yeni başlayacak okul dönemi için, bulunduğumuz bölgede okul terkine yönelik bir saha çalışması yapmayı, çocuklarla bu araştırmadan elde ettiğimiz bilgileri derinleştirecek görüşmeler yapmayı ve onları eğitim sistemine dahil edecek programlar geliştirmeyi, benzer şekilde bakımverenleri de uzun bir aradan sonra okula dönen çocuklarını nasıl destekleyebilecekleri konularında psikososyal açıdan desteklemeyi hedefliyoruz.