Category

Uncategorized

Turquoise Coast Environment Fund Başvuruları Açıldı

By | Uncategorized

Kara ve denizle bağlantılı adalar, kıyısal bölgeler ve sulak alanlar da dahil olmak üzere, Türkiye’nin güney ve/veya batı kıyı bölgelerinde; doğa ve biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmalarını desteklemek amacıyla Conservation Collective işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Turquoise Coast Environment Fund (TCEF) başvuruları açıldı.

Turquoise Coast Environment Fund kapsamında, Ege ve Akdeniz bölgesindeki başlıca çevresel zorluklar ve fırsatlar göz önünde bulundurularak doğal çevreyi korumayı ve yenilemeyi hedefleyen yerel STK’ların projeleri desteklenecek. Fonun 2022 dönemi kapsamında yapılacak başvuruların aşağıda belirtilen üç tematik alanı ve bu alanlarla uyumlu konuları  önceliklendirilmesi bekleniyor:

  1. Sürdürülebilir Gıda Sistemlerini teşvik etmek
  2. Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri teşvik etmek
  3. Koruma alanında çalışan yerel STK’larının yasal ve kurumsal olarak desteklenmek ve güçlendirilmek

Bunlarla beraber desteklenecek çalışmaların odağında aşağıda açıklanan öncelik alanlarının da olması bekleniyor:

  • Projelerin yerel ölçekte açık, net ve ikna edici olması,
  • Ölçülebilir ve sürdürülebilir uzun vadeli etkileri ve sistem değişikliği potansiyeli sağlaması,
  • Kapasite oluşturma ve yerel topluluklar arasında çok çeşitli paydaşları dahil etme fırsatları gibi, tekrarlanabilirlik ve ölçeklendirme fırsatları aranacaktır.

Projeye başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması bekleniyor:

  • Tüzel kişiliğe sahip, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olması (dernek, vakıf, kooperatif. vb.)
  • Türkiye’de doğa ve biyoçeşitlilik, deniz ve kıyı koruma konularında aktif olarak çalışıyor olması
  • 2021 yılı gelirleri 3.000.000 TL’den az olması

Turquoise Coast Environment Fund kapsamında STK’lara dağıtılacak hibenin toplam tutarı en az  540.000 TL‘dir. Başvuru yapan STK hibe programından en fazla 180.000 TL talep edilebilir.

Fona başvurmak isteyen kuruluşların başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurarak 30 Temmuz Cumartesi günü saat 18:00’e kadar göndermeleri gerekir.

Turquoise Coast Environment Fund hakkında detaylı bilgilere (başvuru koşulları, değerlendirme kriterleri ve proje takvimi) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Derin Yoksulluk Ağı ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yürütecekleri Çalışmaları Konuştuk

By | Uncategorized

Açık Alan Derneği’nin bir girişimi olan ve derin yoksulluk ile mücadele etmek amacıyla hayata geçirilen Derin Yoksulluk Ağı (DYA), derin yoksulluğun sürdürülemez koşullarını görünür kılmak ve yoksulluğu bir insan hakları ihlali olarak tartışmak için çalışmalar yürütüyor. Derin Yoksulluk Ağı, #EvdenDeğiştir kampanyası ile pandeminin başından beri bağışçılarla derin yoksulluk koşullarında kişileri temel ihtiyaç desteği sağlamak için bir araya getiriyor. Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation işbirliği, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde Derin Yoksulluk Ağı, savunu ve izleme-değerlendirme kapasitesini güçlendirmek amacıyla çalışmalar yapacak.

Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Koordinatörü Selen Yüksel ile yaptığımız röportajda; Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporu, Medyada Yoksulluk Gündemi başlığı altında gerçekleştirdikleri faaliyetler, son dönemlerde yürüttükleri savunu faaliyetleri ve hibe kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalar hakkında konuştuk. 

Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporunu yakın zamanda yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması raporunu, Birleşmiş Milletler Yeterli Barınma Özel Raportörü ve Birleşmiş Milletler Aşırı Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Raportörünün “Evsizlik ve Aşırı Yoksulluğun Suç Olmaktan Çıkarılması” ortak raporuna katkı çağrısına yönelik olarak hazırladık. Raporda öne çıkan bulgulardan bahsedecek olursak; ; amacı “toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak” olarak belirtilen Kabahatler Kanunu kapsamında yoksulluk sebebiyle kamusal alanlarda dilenmek, yemek yemek, uyumak, kişisel hijyen faaliyetlerinde bulunmak ve seyyar satıcılık yapmak yasaklanmaktadır. Bu kanunun yapısı ve uygulamalarını incelediğimizde, kişilerin herhangi bir yargılama olmadan gözaltı ve para cezası gibi uygulamalara izin vermesi ve yoksulluğu önlemek yerine yasadışılaştırdığını görüyoruz. Aynı zamanda bu uygulamalar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. Maddesi, Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2. Maddesi; Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 8. ve 11. Maddesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesine aykırı. Bunun yanında, 2014 yılında Başbakanlık tarafından yayımlanan genelgeyle dilencilik yapan göçmenlerin geri gönderilmesi talimatının verilmesi ve 2021 yılında İstanbul Valiliği’nin basın açıklamasıyla kâğıt toplayıcılığının suç olarak görülmeye başlanması kişilerin çalışma hakkını ihlal etmekle birlikte cezaların keyfi olarak uygulanamayacağını belirten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırı uygulamalardır. Bu duruma yönelik çözüm önerimiz; kamusal alanda dilenmek, seyyar satıcılık yapmak, uyumak, kâğıt toplayıcılığı gibi ruhsatsız işler yapmak gibi faaliyetleri cezalandırmak ve suç olarak ele almak yerine yoksulluğun göstergeleri olarak ele alınması ve yoksulluğu önlemeye yönelik yeterli hizmetler geliştirilmesidir. 

Haftalık olarak yaptığınız medya taramalarını Medyada Yoksulluk Gündemi başlığı ile yayımlıyorsunuz. Çalışmanın amacından ve kapsamından bahsedebilir misiniz? Yoksulluğun daha da derinleştiği bu dönemde en sık karşılaştığınız haberler neler? 

Haftalık medya taramaları ile Türkiye’de yoksulluk gündemini takip etmeyi ve görünür kılmayı hedefliyoruz. Yoksulluğun sebep olduğu hak ihlallerinin, yoksulluk alanında yapılan çalışmaların ve yoksulluğun medyaya yansımalarının yaygınlaşması amacıyla haber kaynaklarından haberleri derliyor ve internet sitemizde düzenli olarak paylaşıyoruz. Son dönemlerde ısınma, elektrik ve su da dahil olmak üzere temel ihtiyaçlara gelen zamlar, yeterli yaşam koşullarına erişemeyen işçilerin yaptığı grevler, her gün yükselen yoksulluk ve açlık sınırları ve yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin öznesi olduğu intihar haberleri en sık karşılaştığımız haberler arasında yer alıyor. 

Yoksulluk konusuna dikkat çekmek için son dönemde yaptığınız savunuculuk çalışmalarından bahseder misiniz? Bu alanda savunuculuk yapmak neden önemli?

Son dönemde; Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’ne Türkiye’de çocuk yoksulluğu konusunda raporlar ilettik. Bu raporlarla birlikte sosyal medya ve basın aracılığıyla, çocuk yoksulluğunu çocuk hakları perspektifinden görünür kılmaya çalıştık. Bu savunu çalışmalarımız sonucunda, beslenmeye erişimi olmadığı için okula devam edemeyen çocuklar mecliste gündem oldu. Milletvekili Gülistan Kılıç tarafından okullarda beslenme desteği sağlanması hakkında bir kanun teklifi sunuldu. Bunun yanında, “Hikâyenin Yok Hali” kitabı ile yoksulluğu deneyimleyen kişilerin hikayelerinin ve yaşanan hak ihlallerinin görünür olmasını hedeflediğimiz bir çalışma yürüttük. Kâğıt toplayıcılara yönelik artan baskı ve cezalandırma süreçlerine karşı bir bilgi notu yayımlayarak milletvekillerine, yerel yönetimlere ve basın kurumlarına ilettik. 

Kurumsal Destek Fonu’nun 2021 döneminde sağladığımız hibe ile odaklanacağınız kurumsal gelişim başlığı ne olacak? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Odaklanacağımız kurumsal gelişim başlığı savunuculuk ve izleme-değerlendirme olacak. Savunu başlığı kapsamda; Derin Yoksulluk Ağı’nın savunu çalışmaları için planlama yapmayı, karar vericilere yönelik yoksulluğu önlemeye yönelik talep ve önerilerini içeren dokümanlar hazırlamayı, lobi faaliyetleri için iletişim listesi oluşturmayı, yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin yoksulluk alanındaki uygulamalarını izlemeye yönelik planlama yapmayı, düzenli bilgi notları yayınlamayı, yoksulluk konusunun insan hakları çerçevesinde görünürlüğü artırmaya yönelik savunu çalışmaları yapmayı hedefliyoruz. İzleme-değerlendirme başlığı kapsamında ise Derin Yoksulluk Ağı’nın faaliyetlerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla izleme çalışması yürütmeye başlamayı ve ardından faaliyetlerin değerlendirmesini yapmayı planlıyoruz. 

Vakfımızın Kurumsal Destek Fonu’ndan farklı bir başlık altında ikinci kez hibe ve kapasite gelişim desteği alıyorsunuz. Geçmiş dönemdeki deneyimlerinizi de düşündüğünüzde iki sene üst üste bu tür bir kurumsal destek almanın derneğinize ne tür katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

Geçen sene aldığımız kurumsal hibe ve  kapasite gelişim desteği sayesinde derneğimizin finansal sürdürebilirliğini sağlamak yolunda önemli adımlar attık. Kaynak geliştirme alanında kapasitemizin gelişmesiyle desteklediğimiz hane sayısı arttı. Bu sene alacağımız destek ile, derneğin savunu ve izleme-değerlendirme kapasitesini arttırma, yoksulluk alanında oluşacak politikalara katkı sağlama, çözüm önerileri sunma, yoksulluk konusunda karar vericilere yönelik etkili savunu stratejileri geliştirme ve yoksulluğun sebep olduğu hak ihlallerini görünür kılma alanlarında güçleneceğimize inanıyoruz. Bu desteğin, derneğin önemli bir faaliyet alanı olan savunu çalışmalarının temelinin güçlenmesi ve sürdürebilirliğinin sağlanması anlamında önemli olduğuna inanıyoruz. İki sene üst üste Kurumsal Destek Fonu’ndan yararlanmamızın; Açık Alan Derneği’nin kurumsallaşma sürecinde sağlam temeller kurması, faaliyetlerini ve etki alanını genişletmesi yönünde önemli bir kaynak olduğunu düşünüyoruz.

 

BoMoVu ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesini Konuştuk

By | Uncategorized

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu), bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştirip, uyguluyor. Dernek, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. Latro Kimya işbirliği ve mali desteği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile BoMoVu eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini daha fazla öğretmene ulaştırmak için çalışmalar yaptı. BoMoVu, proje kapsamında İstanbul, Konya, Ankara ve İzmir illerinden 15 öğretmene yönelik 3 günlük bir eğitmen eğitimi düzenledi. Eğitim katılımcısı öğretmenler, yaklaşık 66 öğretmene yönelik 4 farklı ırkçılık karşıtı pedagoji atölyesi düzenledi. BoMoVu proje sürecinde toplam 90 öğretmene ulaştı. Çocuk ve gençlerle ırkçılık karşıtı çalışmalar yaparken kullanılabilecek kaynak ve araçları çoğaltıp ulaşılabilir kılmak amacıyla “Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu”nu Türkçe’ye çevirdi. 

BoMoVu Proje Koordinatörü Samet Saygı ile yaptığımız röportajda ırkçılık kavramı ve Türkiye’de en sık karşılaşılan ırkçılık türleri, Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesi İzleme ve Değerlendirme Raporu, Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu ve proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler hakkında konuştuk. 

Irkçılık kavramından ve türlerinden bahsedebilir misiniz? Türkiye’de en sık karşılaşılan ırkçılık örnekleri nelerdir? Sivil toplum kuruluşları ırkçılık, nefret söylemi ile mücadele gibi konular çerçevesinde ne tür çalışmalar yürütüyor? 

Irkçılıkla ilgili konuşulurken ırkçılığın ne olduğunu tanımlamadan önce ne olmadığı belirlemek  gerekir. Ayrıca, sosyal bilimlerdeki birçok kavram gibi tek ve yekpare bir tanım yapmak da kolay değildir. Sorun tam da ırkçılığın tanımını netleştirmekten ziyade ırkçılığı önemsizleştiren, kişisel ön yargılara indirgeyen, tarihsel ve toplumsal arka planını gizleyen tanımların yaygın olarak kullanılmasıdır. Mesela çok yaygın bir ırkçılık tanımı olarak sunulan “Irkçılık psikolojik bir hastalıktır.” ifadesi demin bahsettiğimiz birçok manipülasyonu içinde barındırmaktadır. Yine de ırkçılığı ana hatlarıyla ortaya koymak gerekirse tarih boyunca iktidar ilişkileri içerisinde kurulup iktidar lehine iş görmüş, ekonomik altyapıyla da sıkı sıkıya ilişkili, çoğunlukla kurumsal yapıların kurucu unsurlarından biri olmuş ve bu yapılarda varlığını çoğunlukla korumuş/sürdürmüş, zaman zaman kitlesel linçlere, zaman zaman da soykırımlara yol açan, farklı toplumlarda farklı görünümler alabilen bir dünya sorunudur. Irkçılık türleri ise toplumsal bağlamlarda farklı şekillerde  kategorilendirilip farklı şekillerde isimlendirilmektedir. Bu sebeple tüm dünya toplumları için geçerli bir kategorizasyon da mümkün değildir. Yine de tarihsel olarak ırkçılığı; Klasik/Biyolojik Irkçılık ve Yeni Irkçılık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bu iki kategori akademi dünyasında kabul gören, bu konudaki asgari uzlaşıdır denilebilir. Biyolojik Irkçılık; kölecilik ve sömürgecilik tarihine kadar izi sürülebilen, 18. ve 19. yüzyılda yoğunlaşan “Bilimsel” ırk sınıflandırmalarıyla bilimselleştirilmeye çalışılmış ve insanlığın en büyük felaketlerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı’na sebep olmuş ve maalesef günümüzde de çeşitli şekillerde devam eden bir ırkçılık biçimidir. Yeni Irkçılık ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ırk kavramına yüklenen negatif anlamlar neticesinde toplumlar arasındaki tarihsel olarak kurulan hiyerarşileri devam ettirmek için merkezine kültür kavramını koyan bir ırkçılık biçimidir. Bu ırkçılık biçimi de çeşitli toplumlarda gündelik yaşam içerisinde birçok farklı biçim alabilmektedir. Bunlara: Renk-Körü ırkçılık, Sakınmacı Irkçılık, Meritokratik Irkçılık gibi ırkçılık biçimleri örnek gösterilebilir. Ne yazık ki Türkiye’de siyahlara yönelik yaygın sayılabilecek biyolojik ırkçılığa dayanan söylem ve pratikler bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de hemen tüm azınlıklara ve yabancılara yönelik kültürel ırkçılık başta olmak üzere Kurumsal Irkçılık gibi birçok ırkçılık biçimi yaygın olarak uygulanmaktadır.

STK’ların kıymetli çalışmaları var elbette. Hrant Dink Vakıf, İnsan Hakları Derneği gibi alanda çalışmalar yürüten STK’lar var. Türkiye’de ırkçılık karşıtı çalışmaların daha görünür olması için geniş dayanışma ağları kurulmalı, zamanla bunun da oluşacağını umuyoruz. 

Vakfımızdan aldığınız hibe desteği ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini yürüttünüz. Projenin amacından ve hibe sürecinde gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu proje, eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve bunun mağduru çocuklara destek mekanizmaları geliştirmeleri için öğretmenlerin kapasitesini geliştirmeyi hedefliyordu.  Büyük oranda da bu hedefimize ulaştık.

Proje kapsamında; Ekim ayının öğretmenlerimizle 3 günlük bir atölye gerçekleştirdik.  BoMoVu’dan eğitmenlerimizin yürüttüğü bu atölyeyi tamamlayan 12 öğretmenimiz ile Kasım ayında düzenlenen yaygınlaştırma atölyelerinde öğrendiklerini başka öğretmenlerle paylaştılar ve bu şekilde proje sürecinde toplam 90 öğretmenle bu atölyeleri gerçekleştirmiş olduk. Ayrıca bu süreçte akademisyen-araştırmacı Serkan Turgut ile bir Youtube canlı yayını ve söyleşi yaptık. 

Öğretmenlerin alanda daha fazla materyale ulaşması için bir internet site kurduk, sosyal medya paylaşımları ile proje ve faaliyetlerini duyurduk ve projenin ana teması hakkında bilgilendirmeler yaptık. Çocuklarla ve gençlerle ırkçılık karşıtı çalışmalar yaparken kullanılabilecek kaynak ve araçları çoğaltıp ulaşılabilir kılmak amacıyla STAR: Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’nu Türkçe’ye çevirdik. 

Proje faaliyetleri kapsamında Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesi İzleme ve Değerlendirme Raporunu da yakın zamanda tamamladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve gerçekleştirilen faaliyetlerin sağladığı temel kazanımlardan bahsedebilir misiniz?

Proje süresince, İzleme ve Değerlendirme Uzmanımız projenin sıkı bir takipçisi ve izleyicisi oldu. Bu vesileyle kendisine de teşekkür ederiz. 

Raporda da detaylı bir şekilde ortaya konulduğu gibi öğretmen ve yaygınlaştırma atölyeleri ile belirlediğimiz tüm hedeflerimize ulaştık. Bu bağlamda öğretmen atölyeleri ile katılımcı öğretmenleri farklı ırkçılık biçimleri ve yansımaları ile ilgili olarak teorik açıdan güçlendirdik. Öğretmenleri ırkçılığa maruz kalan çocuklara nasıl yaklaşmaları gerektiği ve bu çocukları nasıl güçlendirecekleri ile ilgili bilgilendirdik. Aynı zamanda, ırkçı söylemler ve davranışlar üreten çocuklarda farkındalık ve değişim yaratabilecekleri pedagojik yaklaşımlar ve farklı etkinlik yöntemleri hakkında öğretmenleri bilgilendirerek bu alanda güçlenmelerini sağladık.

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi kapsamında düzenlediğimiz eğitimin yaygınlaştırma çalışmalarını da uygulayıcı öğretmenlerimiz ile beraber yürüttük. Böylece hem içerik hem onu aktarım becerileriyle ilgili olarak öğretmenlerin güçlenmeleri ve katılımcı öğretmenlerin eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimleri hakkında farkındalık kazanmaları amacıyla kurgulanan yaygınlaştırma atölyeleri de hedefine ulaştı. Projenin öğretmenler arasında bir ağ oluşturmak ve onların da çevrelerindeki öğretmenlere yönelik olarak yaygınlaştırma eğitimleri düzenlemelerini sağlamak hedefi de gerçekleşti. Bu hedef ile proje kapsamında yaygınlaştırma eğitimleri düzenleme sınırının ötesine geçilerek, proje sonunda bu alanda farklı çalışmalar yapmak konusunda motivasyonu yüksek bir öğretmen grubu oluşturuldu.

Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’nu proje kapsamında Türkçe’ye kazandırdınız. Kılavuzun içeriğinden bahsedebilir misiniz? Çevirmiş olduğunuz kılavuzun ırkçılıkla mücadele alanında geliştirilen stratejilere nasıl bir katkısı olmasını ön görüyorsunuz? 

Irkçılık sürekli değişen ve kendisini farklı ideolojik zeminlerde var eden bir ayrımcılık türüdür. BoMoVu olarak, görünmez ırkçılığın  görünür olmasını sağlamak ve tekrarlamasını engellemek için çalışmalar yürütüyoruz. Proje kapsamında çevirisini yaptığımız kitabı belirlerken de bu çerçeveyi kendimize rehber ettik. 

‘’Gençlerle Irkçılık ve Görünmez Irkçılık Konusunda Çalışma Kılavuzu’’ başlığı ile Türkçe’ye kazandırdığımız kaynağın amacı ırkçılığı görünür kılmak ve ırkçılığı adalet talebiyle karşı gelinebilir bir  hale getirmek. Gençler ile yapılan çalışmalara yönelik olan bu kaynak; başta öğretmenler ve sivil toplum çalışanları olmak üzere bu alanda çalışmalar yürüten herkesin elini güçlendirecek; görünmez/adı konulmayan ırkçılığın daha görünür ve konuşulabilir olmasını hedefliyoruz. Böylece, hem ırkçı yaklaşım ve  pratiklerin azalmasına hem de bu pratiklerin çocuklar üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin hafiflemesine katkımız olabileceğini düşünüyoruz. 

Kılavuzun daha fazla kişiye ulaşması ve uygulanması  için sahada yeni atölyelerin düzenlenmesi gerekiyor. Projenin bundan sonraki dönemlerinde buna yönelik çalışmalar yapmak istiyoruz. 

Bu değerli kaynağı yaygınlaştırarak, Türkiye’de herkesin erişimine açmak bizim için çok önemliydi. Bu röportaj vesilesiyle bu  kaynağı geliştirmiş olan STAR ekibine ve proje destekçilerimiz olan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na (STDV) ve Latro Kimya’ya tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı? 

Hem derneğimiz hem de proje faydalanıcısı öğretmenlerimiz için çok verimli bir proje dönemi geçirdik. Bu süreçte, alanda üretilen çalışmaları yakından takip edip kapasitemizi geliştirdik.

Proje ile eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmayı ve bunun mağduru çocuklara destek mekanizmaları oluşturacak öğretmenlerin kapasitesini geliştirmeyi hedefledik.  Proje amacımıza ulaşabilememiz için  biz destekleyen STDV’ye ve Latro Kimya’yaçok teşekkür ederiz. 

 

Derin Yoksulluk Ağı ve Temel İhtiyaç Derneği ile Mobil Gıda Bankası Projesini Konuştuk

By | Cemre Fonu, Uncategorized

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) desteklediği gıda bankaları ağı ile Türkiye’de hem gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yapıyor hem de dezavantajlı kesimlerin bu bankalardan yararlanmasına destek olarak farklı bir dayanışma modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.

Kent yoksulluğu alanında yoksul mahallerde hak temelli çalışmalar yürüten Derin Yoksulluk Ağı (DYA), acil durum müdahalesi olarak #EvdenDeğiştir modeli ile derin yoksulluk yaşayan kişilere temel ihtiyaç desteği sağlıyor. Cemre Fonu kapsamında hibe verdiğimiz TİDER ve DYA bir araya gelerek Mobil Gıda Bankası projesi ile ilk kez ortak bir projeyi hayata geçirecekler. Proje kapsamında İstanbul’un Ataşehir, Çekmeköy, Ümraniye, Sancaktepe, Pendik, Şişli, Beyoğlu, Fatih ve Esenyurt mahallelerinde açlık sınırı altında yaşayan, pandemi koşullarından dolayı gelir elde edemeyen, sosyal güvencesi bulunmayan ve devlet yardımlarından faydalanamayan derin yoksulluk koşullarında yaşayan 300 aileye bir yıl boyunca her ay gıda ve temizlik kolileri dağıtılacak. Bu ihtiyaçlar hibe desteğiyle satın alınacak olan mobil gıda aracı üzerinden ihtiyaç sahiplerine bizzat ulaştırılacak. Proje kapsamında istihdam edilecek sosyal hizmet uzmanı ise ailelerin eğitim, istihdam, sağlık bilgilerini tespit ederek mevcut sosyal hizmet mekanizmaları ile eşleşmelerini sağlayacak.

DYA Proje Koordinatörü Selen Yüksel ve TİDER Genel Koordinatörü Duygu Bekiroğlu ile yaptığımız röportajda; Cemre Fonu kapsamında geliştirdikleri işbirliğini, Mobil Gıda Bankası projesini, yoksulluk ve derin yoksulluk kavramlarını ve pandeminin kırılgan gruplar üzerindeki etkisini konuştuk. 

Yoksulluğu nasıl tanımlıyorsunuz? Çalışma yürüttüğünüz gruplar özelinde yoksulluğun boyutları ve bu grupların öncelikli ihtiyaçları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yoksulluğu; kişilerin temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerinin kısıtlanmasının yanında ekonomik, sosyal, politik ve kültürel haklarına ulaşımlarının da engellendiği çok boyutlu bir olgu olarak ele alıyoruz. Derin yoksulluğu ise yoksulluk koşullarına sosyal dışlanmanın da eklendiği bir durum olarak görüyoruz. Çalışma yürüttüğümüz gruplar; günlük, güvencesiz işlerde çalışan; gıdaya erişim ve gıda güvenliği de dahil olmak üzere temel hak ve ihtiyaçlarına erişimde zorluklarla karşılaşan kişilerden oluşuyor. Derin Yoksulluk Ağı’nın verilerine göre; çalışılan hanelerin %41’inin herhangi bir sağlık güvencesi yok, %85’i yeterli besine ulaşamıyor, %74’ü bebek maması ve bezi almakta zorlanıyor, %38,7’sinde neredeyse her gün öğün atlanıyor, %10’u baraka veya çadırda yaşıyor ve %38,8’i en az bir kez evini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Gıdaya, bebek bezi ve mamasına, güvenli barınma koşullarına erişim kişilerin öncelikli akut ihtiyaçları olarak ortaya çıkıyor.

COVID-19 salgınının neden olduğu olumsuz ekonomik gelişmeler yoksulluk ile mücadeleyi daha da zorlu hale getirdi. Bu durum toplumun en kırılgan gruplarını ve sosyal hizmet sistemini nasıl etkiledi?

Pandemi öncesinde de günlük ve güvencesiz işlerde çalışan kişiler pandemi ile birlikte işlerini ilk ve tamamen kaybeden grup oldular. Sokağa çıkma yasakları günlük çalışan kişilerin günlük kazançlarını da kaybetmelerine sebep oldu. Bu koşullar temel ihtiyaçlara erişim konusunda bir kriz durumu yarattı. Derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişiler; açlık, hastalık ve evlerini kaybetme riskleriyle karşı karşıya kaldılar. Yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının sosyal hizmet sistemleri COVID-19 pandemisinin yarattığı kriz durumuna hazırlıksız yakalandı. Pandemi İle birlikte artan ihtiyaca karşılık verecek yeterli kaynak ve insan gücü olmadığından desteklerin ulaştırılması uzun zaman aldı. Kamunun sosyal hizmet sisteminden destek alabilmesi için ev ziyaretinin yapılmış olması gerekliliği sebebiyle, önlemler alınarak ev ziyaretleri yapılmaya başlanana kadar uzun bir süre destek başvurusu yapan kişiler hiçbir destek alamadı. Salgın sebebiyle işlerini kaybeden kişileri desteklemek üzere verilen işsizlik maaşı gibi hizmetlerden güvencesiz çalışan kişiler faydalanamadı. 

Cemre Fonu kapsamındaki hibe desteğimizle Mobil Gıda Bankası projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından veyapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaptığımız çalışmalarda, yoksulluk koşulları altında yaşayan ailelerin temel ihtiyaçlarına erişimlerinin ve güvenli gıdaya ulaşımlarının pandemi süreciyle birlikte daha fazla risk altında olduğunu gözlemliyoruz. Derin Yoksulluk Ağı’nın takip ettiği ailelerin ihtiyaçlarına erişmek için market çöplerinden gıda toplamak, öğün atlamak, bebeklerini şeker ve suyla beslemek, tek tip beslenmek gibi stratejilere başvurduğu gözleminden hareketle düzenli gıda desteğinin önemi ortaya çıktı. Temel İhtiyaç Derneği ve Derin Yoksulluk Ağı’nın ortak amacı olan kişilerin ihtiyaçlarına adil ve eşit bir şekilde ulaşabilmesi hedefi projenin temelini oluşturdu. Derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin; ayrımcılık, kimliksizlik, ikametlerinin yokluğu, ulaşım bütçelerinin olmaması gibi sebeplerle sosyal marketlere erişimlerinin kısıtlı olması sebebiyle temel ihtiyaçlarını hanelerin doğrudan evlerine ulaştırmanın gerekliliği görünür hale geldi. Bu deneyimden hareketle; proje kapsamında Çekmeköy ve Sancaktepe bölgesinde bulunan, Derin Yoksulluk Ağı’nın takip ettiği en az 300 haneye mobil gıda bankası aracıyla düzenli temel ihtiyaç desteği iletirken hanelerin eğitim, istihdam, sosyal refah destekleri ve psikolojik destek alanlarında takiplerini yaparak gerekli yönlendirmeleri yapacağız.

Mobil Gıda Bankası projesi ile Derin Yoksulluk Ağı ve Temel İhtiyaç Derneği ilk kez birlikte geliştirdikleri bir projeyi hayata geçirecek. Bu işbirliğinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

İşbirliğimiz kapsamında; Derin Yoksulluk Ağı yoksulluk koşullarında yaşayan aileleri tespit edip ihtiyaç tespiti ve ailelerin takibi sürecini yürütürken, Temel İhtiyaç Derneği ihtiyaçların teminini yaparak, desteklerin ailelere ulaştırılmasına ilişkin operasyonu yürütecek. Temel İhtiyaç Derneği’nin israfı azaltarak temel ihtiyaç ürünlerini temin etme konusundaki deneyimi, Derin Yoksulluk Ağı’nın saha deneyimi ile birleşerek iki sivil toplum kuruluşunun da çalışmalarını besleyecek. İki STK’nın da ortak amacı olan yoksulluğa karşı sürdürülebilir çözümler bulmak hedefi üzerinde de işbirliği içinde çalışmalar yürütmek iki kurumun da bu alandaki deneyimine katkı sağlayacak. 

Proje kapsamında istihdam edeceğiniz sosyal hizmet uzmanının yapacağı çalışmalarla destek vereceğiniz ailelerin gıda dışında kalan ihtiyaçlarını da tespit etmeyi hedefliyorsunuz. Bu çalışma sonucunda ne tür ihtiyaçlarla karşılamayı bekliyorsunuz? Bu ihtiyaçların giderilmesi için yapmayı planladığınız ek çalışmalar var mı?

Yoksulluk veya derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin gıda erişimi dışında barınma, sağlık hizmetlerine erişim, kamu hizmetlerine erişim, korunma, adalete erişim, psikolojik destek, eğitime erişim ve eğitime devamlılığını da içeren birçok konuda hizmetlere erişimde engellerle karşılaştıklarını; desteğe ihtiyaç duyduklarını gözlemliyoruz. Bu alanlardaki ihtiyaçların tespiti için ailelerle birebir görüşmeler yaparak çalışacak sosyal hizmet uzmanımızın kişileri alabilecekleri kamu, yerel yönetim ve sivil toplum düzeyindeki hizmetlere yönlendirerek, ihtiyaç duydukları noktada bu hizmetlere erişimde destek vermesi planlanıyor. İhtiyaçların tespiti ve ailelerin ihtiyaçları konusunda hizmetlere erişimlerinin takibi sonucunda, sürece dair bir değerlendirme yapılarak kişilerin ihtiyaçlarına yönelik ek çalışmalar yapmayı hedefliyoruz.

 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile Öğretmenler için Desteğim Cebimde Projesini Konuştuk

By | Uncategorized

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM), Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı bir öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçirecek olan BBOM, bu proje ile öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, her an erişilebilir olan bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Başka Bir Okul Mümkün Derneği İçerik Geliştirme Koordinatörü Zeynep Burçak Kurna ile yaptığımız röportajda eğitim sisteminin güçlenmesinde öğretmenlerin rolünü, COVID-19’un eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini ve Öğretmenler için Desteğim Cebimde projesini konuştuk. 

Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin kuruluş amacından ve yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

Başka Bir Okul Mümkün Derneği 2010 yılında mevcut eğitim sistemi içerisinde okul öncesi ve ilkokul döneminde, katılımcı ve barışçıl eğitim modeli geliştirmek ve bu modeli uygulayan okulların kurulmasını desteklemek amacıyla kuruldu. Süreç içerisinde hem model geliştirme çalışmalarını derinleştirmek hem modelin yaygınlaşmasını kamusallaştırmak, devlet okullarında da yaygınlaşmasını sağlamak için “Öğretmen Destek Çalışmaları” yapmaya başladı. Nihayetinde kuruluş amacı ve yaptığı çalışmalar Türkiye’de eğitim sisteminin daha katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları yönünde değişmesine hizmet etmek. Öğretmen destek çalışmalarının temelinde yine bir öğretmen destek modeli geliştirmek için “BBOM Öğretmen Köyü Topluluğu” yer alıyor. Öğretmenlerin birbirini destekleyen bir öğrenme topluluğuna dönüşmeleri için empati, şefkat, bağlantı ve güven ekseninde sosyal ve duygusal gelişim temelli, sürdürülebilir destek sağlayan programlar geliştiriyor. 

Salgın döneminde öncelik alanlarımızda, çeşitli faaliyetlerimizde ve bu faaliyetleri yürütme yöntemlerimizde değişiklik yapmamız gerekti. Ancak bunlar yaşanan olağanüstü duruma, okulların neredeyse yıl boyu uzaktan sürmesine görece oldukça az sayıda değişiklikler oldu. Çünkü BBOM Derneğinde birlikte çalıştığımız, özellikle Öğretmen Destek Çalışmaları’nda yer alan öğretmenler tüm Türkiye’de yaygın şekilde faaliyet gösteriyor. Topluluk Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) takvimi el verdiğince, özellikle tatillerde Öğretmen Köyü’nün yerleşkesinde buluşsa da, okulların açık olduğu ve eğitim takviminin devam ettiği dönemlerde çevrimiçi olarak buluşuyordu. Dolayısıyla yüz yüze yaptığımız birtakım çalışmaları ertelemenin yanında çevrimiçi yaptığımız çalışmaları derinleştirdik ve çoğalttık. Pandeminin etkilerini birlikte kucaklamak ve dayanışmak için topluluğumuzdaki üyelerle düzenli olarak Bağlantı Çemberleri gerçekleştirdik. Salgın döneminde de birlikte oynayabilmek, eğlenebilmek ve birlikte kalabilmek için yine topluluğumuzdaki öğretmenlerin inisiyatifi ve ihtiyacıyla düzenli olarak Oyun Çemberleri yapıldı. Dolayısıyla salgın döneminde böyle işler yapmanın yanında daha tematik öğrenmelerle ilgili işleri de bir miktar azalttık. Hem “Zoom yorgunluğu’’ hem salgının etkileri üzerinden öğretmenlerin yükünü, baskısını azaltmak için yolumuz daha çok öğretmenlerin iyi olma haline yöneldi.

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yapılan çalışmalarda öğretmenlerin rolü nedir? Çalışmalarınızda öğretmenlere öncelik vermenizin nedenlerini paylaşır mısınız?

Öğretmenler BBOM’un yaptığı çalışmalarda öncelikli hedef kitleler arasında yer alıyor. Eğitim sistemini güçlendirmek için yaptığımız çalışmalarda öğretmenin rolünü bir tür “değişim ajanı” olarak görüyoruz. Yani eğitim sistemi değişecekse bu değişimin ancak öğretmen eliyle ve öğretmenlerin çocuklarla yapacağı işbirliğiyle olacağına inanıyoruz . Çünkü sayısal olarak da uygulayıcı olmasından kaynaklı olarak da, sistemin etkin yetişkin bileşeni öğretmenler. Dolayısıyla bizim için öğretmenin rolü, değişim ajanı olması diyebiliriz. 

Aynı zamanda BBOM olarak değişimin önünde bir engel gibi duran bariyeri de atlamayı önemli buluyoruz. Öğretmenlerin bu değişime gücünün olması, içsel motivasyonunu bulması, nasıl değiştireceklerine dair bilgi, beceri ve yetkinliklerinin artmasını kıymetli buluyoruz. Aslında sistemde öğretmenlerin çocuklarla işbirliği içinde değişmesi mümkün görürken aynı zamanda kamusal olarak da devlet eliyle yapılması gereken köprü değişikliklerin, kaynak düzenlemelerinin, fiziki ve içerik iyileştirmelerinin yapılmaması öğretmenlerde baskı yaratıyor. Bu bağlamda, öğretmenler bizim için değişim ajanı derken, değişim için işbirliği yapabileceğimiz en etkin bileşenlerin de onlar olduğunu söylüyoruz. Sahada yaptığımız çalışmalardan biliyoruz ki; öğretmenler de değişimin gerçekleşmesini ve bu değişimin bir parçası olmayı istiyorlar. Tam da bu yüzden öğretmenlerle işbirliği yapmayı kıymetli buluyoruz. Çünkü zaman zaman sıkışan, çocukların ihtiyaçlarıyla yüz yüze olan, okulun dışındaki okul paydaşlarının, yöneticilerin, ebeveynlerin, eğitimin değişmesini isteyen herkesin yüzünü yönelttiği kitle öğretmenler. Dolayısıyla aslında öğretmenler için düzenli desteği de önemsiyor ve eğitim sisteminin yeniden inşası için olmazsa olmaz başlık olarak ele alıyoruz.

Bir taraftan da BBOM olarak hayal ettiğimiz okullar “katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları”. Çocukların veya herhangi yaşta bir insanın katılımı, barışı, bu yönde kendi potansiyelini hayata geçirmesini tahta başında öğrenmesini beklemek mümkün değil. Yaşama dair kavram ve beceriler yaşamın içinde öğrenilir. Çocuklar için de bir yetişkinin okul ve/veya sınıf yaşamını bu açıdan kurması önemlidir. Çocuklarla birlikte öğrenme ortamlarında bu yaşamı kuracak olan öğretmenin de bahsettiğimiz becerilere sahip olmasını katılımcı ve barışçıl öğrenmenin gerçekleşeceği bir yaşam için en temel noktalardan biri olarak görüyoruz.

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğinizde, COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara (öğrenciler, öğretmenler, ebeveynler) etkilerinden bahseder misiniz? Yüz yüze eğitimin yakın zamanda yeniden başlayacağını düşündüğümüzde eğitim alanının paydaşlarını bu sürece hazırlamak için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Geçtiğimiz süreci değerlendirdiğimizde COVID-19 salgının eğitim alanına ve bu alandaki farklı paydaşlara etkilerini merak ediyoruz. Hatta bu bağlamda BBOM Derneğinin Demokratik Yönetim Çemberi ‘’Çocuklar Evde Nasılsınız?’’ anketi gibi evde neler olup bittiğini çalışan etkinlikler de yaptık. Bu çalışmaların önemli çıktılardan biri çocukların bağlantı, hareket ve özerklik ihtiyacının karşılanmaması olarak görülüyor. Bu durumu öğretmenlerin çocuklarla olan ilişkisi açısından da önemli bir nokta olarak yorumluyoruz. Bununla birlikte öğretmenler konusunda da çeşitli araştırmalar yapıldığını görüyoruz. Biz çoğunlukla kendi topluluğumuzda sık iletişimde ve etkileşimde olduğumuz öğretmenleri görebiliyoruz. Öğretmenler hepimiz gibi çok hızlı bir şekilde salgına adapte olmak durumunda kaldılar. Bu durumun sosyal ve duygusal becerileri konusunda çeşitlilik gösteren öğretmenlerde farklı etkiler gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir avantaj olarak yaygın olarak teknolojik okuryazarlığın arttığını söylemek mümkün. Biz BBOM’da öğretmen destek çalışmalarını genellikle odaklı, kısa gruplarla, mümkünse yüz yüze, değilse de 20 kişilik gruplarla çevrimiçi yapıyorduk. Ancak şimdi daha çok öğretmenin dijital araçları daha çok kullandığını, en azından korkusunu atlattığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumun ileriye dönük olumlu, yapıcı ve değişimi kolaylaştıran bir etki olduğunu söyleyebiliriz. 

Tüm bunlarla birlikte öğretmenlerin esenlikleri ve salgın süresince sosyal duygusal becerilerindeki değişiklikler çok önemli alanlar. Dolayısıyla yüz yüze eğitimin başlamasıyla birlikte hatta başlamasından bağımsız olarak öğretmenlerin gerçekten bu süreçte yaşadıklarının üzerine demlenmesini sağlayacak, öz değerlendirme yapacak araçların, kaynakların yaygınlaşması bize oldukça kıymetli geliyor. Yine aynı şekilde öğretmenlerin halini merak ettiğimiz ve iyilik hallerini desteklemek istediğimiz gibi çocukların da tüm bu değişikliklerin farkına varmaları, bu değişiklerin onlara kazandırdıkları ve iç kaynaklarından tükettiklerini farkına varmaları ve kendilerini beslemeleri için ciddi bir rehberliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu süreçte bizim için öncelik kişinin esenliği. Dolayısıyla bu odakta dünyanın yaşadığı bu olağanüstü halin içinde kayıpları olanların yasını tutabileceği, zorlananların ve iç kaynaklarını tüketenlerin destek alabileceği bir alan kurabiliriz, kurmamız da gerekiyor.

Hibe desteğimizle Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Gün boyu çeşitli sorunlara çözümler üretmesi ve sorumlu kararlar vermesi beklenen öğretmenin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Okul ekosisteminde öğretmenin her gün temas ettiği çocuk, ebeveyn ve meslektaş gibi birçok öznenin çeşitlenen ihtiyaçları ile bağlantı kurması önemli. Bunu yaparken de öğretmenin esenliğine destek olacak becerileri üzerine çalışmasının öncelikli olduğunu düşünüyoruz. Öğretmen İçin Desteğim Cebimde projesinde; öğretmenlerin her an erişebileceği, onların sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak hedefleniyor. Ana faaliyet olarak Android ve IOS’tan erişilebilen bir uygulama geliştireceğiz. Geliştirilecek uygulamada alanında uzman danışmanlarla, sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı temelinde beceri sınıflandırması yapılarak öğretmenin gelişiminin hedeflendiği beceriler belirlenecek. Bu programda öğretmenin üzerine çalışmak istediği duygular seçilecek ve bu duyguların bedensel karşılıkları belirlenecek.

Öğretmenin sosyal ve duygusal gelişimin alanlarını hedefleyen yaygın duyguları yine öğretmenlerle seçeceğiz. Seçilen bu duyguların yanında öğretmenin okulda her gün kaşılaştığı örnek olaylar da listelenecek. Böylece öğretmenin hem üzerine çalışmak istediği duygu hem de günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri olaylar konusunda sürekli olarak destek alabilecekleri bir uygulama geliştirmiş olacağız. Bu uygulamada aynı zamanda kişilerin bu alandaki sosyal ve duygusal becerileriyle ilgili gelişim alanlarını keşfetmelerini sağlayacak öz değerlendirme ve kendine empati süreçlerine katkı sağlayacak sorular hazırlanacak.

Proje kapsamında oluşturacağınız uygulamanın içeriğini sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde geliştireceksiniz. Öncelikle sosyal duygusal öğrenme yaklaşımı nedir? Projede kullanacağınız sınıflandırma yönteminden ve bu yöntemin eğitim alanında yapılan çalışmalara katkısından bahseder misiniz?

Sosyal ve duygusal öğrenme insan gelişiminin merkezi olan yaşam becerilerini ifade eder. Toplumsal yaşamın getirileri ile birlikte, insanların bir arada uyum ve barış içinde yaşamasını destekleyecek beceriler gittikçe daha fazla önem kazandı. Bu bağlamda insanın kendiyle ve çevresindekilerle kurduğu bağlantıyı geliştiren, empatik ilişkiler kurmasını sağlayan ve sorumlu kararlar vermesi açısından katkı sunan yaşam becerileri giderek daha da önemli bir hale geldi. Bu öğrenme yaklaşımı bireylerin kendileriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri bağlamında yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmesini ve sorumlu kararlar vermesini ifade ediyor. Sosyal ve duygusal öğrenme; öz farkındalık, duyguları yönetmek, hedeflere ulaşmak, kendine ve başkalarına empati ile yaklaşmak, yapıcı destekleyici ilişkiler kurmak ve sürdürmek ve sorumlu kararlar almak için bilgi, beceri ve tutumların bütüncül olarak ele alınmasıdır. Bu beceriler öğrenilebilir ve geliştirilebilir becerilerdir. Sosyal ve duygusal öğrenmenin sosyal yönü; kişilerin birbiriyle olan destekleyici ilişkilerini, duygusal yönü; kişilerin öz farkındalık süreçlerini, öğrenme yönü ise bu becerilerin öğrenilebilir, geliştirilebilir ve ölçülebilir olduğunu ifade eder. 

Eğitimde sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımı bir arada, barış ve huzur içinde, deneyimlerden beslenen öğrenme topluluklarını hayata geçirmek için zemin hazırlar. Bu bağlamda insanı bütüncül bir varlık olarak gören yaklaşımın temelinde uygulama yöntem ve planlama kolaylığı açısından çeşitli beceri sınıflandırmaları kullanılıyor. Projede kullanılacak beceri sınıflandırmasında; benlik farkındalığı, günlük yaşam becerilerini yönetme, kişiler arası beceriler ve sorumlu karar verme ile problem çözme becerileri olarak dört ana beceri sınıflandırmasına ilişkin çalışmalar gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu 4 ana beceri grubundan oluşan sınıflandırmanın, öğretmenin öz farkındalığında, ilişki becerilerinde ve karar verme süreçlerinde ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak için anlamlı bir yöntem ve çerçeve sunacağını düşünüyoruz. Öğretmenin günlük yaşamında ihtiyaç duyduğu desteği almalarını sağlayacak beceriler bu 4 ana beceri grubu altında ele alınacak.

Eğitim ortamlarının, içinde yer alan tüm aktörlerle birlikte, barış içerisinde ve deneyimlerden öğrenen ve gelişen bir topluluk olmasını hayal ediyoruz. Bu topluluğun sosyal ve duygusal açıdan gelişim süreci, uygulama içerik ve yöntemi açısından belirli bir sınıflandırmanın kullanılmasıyla bütüncül bir çerçeve sunuyor. Sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımında kullanılan beceri sınıflandırması insanı bütüncül olarak ele alan anlamlı bir çerçeve sunarak yaşamı zenginleştiren çıktılar elde etmenin yanında akademik başarının artmasını da sağlıyor. Sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının merkezinde kullanacağımız beceri sınıflandırması bu yönüyle eğitimde de olumlu çıktılar elde etmeyi mümkün kılıyor.

 

BoMoVu ile Irkçılık Karşıtı Pedagoji Projesini Konuştuk

By | Uncategorized

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu), bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştirip, uyguluyor. Dernek, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. Latro Kimya işbirliği ile hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında sağladığımız hibe desteği ile BoMoVu eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini daha fazla öğretmene ulaştırmak için çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’nin en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurt dışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu, ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.

BoMoVu Proje Koordinatörü Samet Saygı ile yaptığımız röportajda ırkçılık ve ayrımcılık gibi konuların Türkiye eğitim sistemi içerisinde nasıl ele alındığını, geçtiğimiz dönemde gerçekleştirdikleri “Eğitimde Irkçılık mı?” çevrimiçi konferansını ve Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini konuştuk.

BoMoVu’nun kuruluş amacından ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Salgın sürecinde öncelik alanlarınızda ve/veya çalışma şekillerinizde değişiklik yapmanız gerekti mi?

2016’daki kuruluşumuzdan bu yana bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan metodolojimizle, bir arada yaşamak ve kapsayıcı toplumlar olmak adına öğretmenlerin çocuklarla birebir uygulayabilecekleri etkinlikleri ve pedagojik yaklaşım araçlarını içeren toplam 9 farklı kaynak geliştirdik. Bunları üç ana başlık altında toplamak mümkün: 

1) Sınır bölgelerinde yaşayan çocukların sınır ve öteki algısını iyileştirmeye yönelik kaynaklar. (Barışa Oyna projesinin destekleyicilerinden biri de Sivil Toplum için Destek Vakfı olmuştu.)

2) Okullardaki hareketsizliğin çocukların hem öğrenim kapasitelerini hem de hareket etme haklarını kısıtlamasına karşı çözüm için geliştirdiğimiz araçlar. (Hareket Okulda – Nike’ın globalde yürüttüğü projesinin Eğitim Reformu Girişimi(ERG) ile birlikte taşıyıcısıyız)

3) Irkçılık karşıtı pedagojik araçlarla okullarda ırkçılığa uğrayan çocukları görebilmeyi ve onları destekleyecek mekanizmaların oluşturulmasını hedefleyen öğretmen atölyeleri ve araçları. (Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi)

Bunlara ek olarak göçmenlik geçmişi olan ve olmayan Türkiye’de ve Almanya’da gençlerin “kültürel eyleyebilirlik”lerini icra etmelerine yardımcı olan Dans Umurumda aracı Anadolu Kültür’ün Hep Beraber projesi kapsamında geliştirdiğimiz bir diğer kaynaktır.

COVID-19 salgını ve beraberinde gelen eve kapanma tedbirleriyle birçok dernek gibi bizim de dijital çalışmalarımız büyük ölçüde arttı. Çevrimiçi öğretmen atölyeleri, hareket videoları, çocuklar için aktivite kitapları ve onlarla gerçekleştirdiğimiz çevrimiçi aktiviteler, öğretmenler için çevrimiçi uygulanabilecek etkinlikler ile çalışmalarımız çeşitlendi.

Irkçılık ve ayrımcılık gibi konular Türkiye’deki eğitim sistemi içerisinde ele alınıyor mu? Bu konuların eğitim sisteminin bir parçası haline gelmesi ve eğitim alanının farklı paydaşlarının (öğretmenler, öğrenciler, veliler) farkındalığının artması neden önemli?

Irkçılık ve ayrımcılık konuları ne yazık ki Türkiye’de eğitim sistemi içerisinde yer almadığı gibi okul ortamları ırkçılığın en yoğun şekilde üretildiği mekanlar oluyor. Ders içeriklerinde bulunan ırkçı söylemlerin aktarıldığı öğrenciler ırkçılığı normalleştiriyor ve ırkçılık, öğrencilerin birbirleriyle ilişkilerini de şekillendiriyor. 

Irkçılık, insan ilişkilerinde çeşitli şekiller alabildiği ve normalleştirilebildiği için ırkçılığa maruz kalmamış kişiler için çoğunlukla görünmezdir. Irkçılığa maruz kalanlar içinse çok yıkıcı şekillerde deneyimlenmektedir. Irkçılığa uğramaktan en çok hasar alan grup elbette çocuklardır. Okul ortamında ırkçılığa uğrayan çocukların duygusal olarak ne denli olumsuz etkilendikleri, yaptığımız atölyelere katılan öğretmenler tarafından çokça dile getirildi. Irkçılığa maruz kalan çocukların ne tür bedensel ve duygusal olumsuzluklar yaşadıklarını öğretmenlerden topladığımız veriler ışığında bir makaleye de dönüştürdük. Irkçılığa maruz kalmak, çocukların eğitim- öğretim hayatını kötü etkilemenin yanında; özgüven, benlik algısı, beden algısı, adalet duygusu gibi pek çok başka açıdan da çocuklara zarar veriyor. Sanılanın aksine okullarda akranları, öğretmenleri, idarecileri tarafından ırkçılığa uğrayan çocuk sayısı bir hayli fazla. Bu sebeplerle ırkçılık ve ayrımcılık konularının muhakkak eğitim sisteminin ilkelerinden birine dönüşmesi gerekir. Bütün ders müfredatlarında yer alması gerektiği gibi eğitim sistemi içindeki tüm paydaşların da ırkçılık karşıtlığı eğitimleri almaları sağlanmalı. 

Dernek olarak hedefimiz öğretmenlerde ırkçılığa karşı bir farkındalık oluşturmakla beraber – hatta daha önemlisi – ırkçılığa maruz kalan öğrencileri güçlendirmek. Sınıf ortamında bütün öğrencilerin katılım sağlayabilecekleri etkinliklerle ırkçılık konusunun farklı şekillerde konuşulmasını sağlayacak etkinliklerimizle hem ırkçı söylemlerde veya eylemlerde bulunan öğrencilerin yaptıklarının farkına varmasını hem de ırkçılığa maruz kalan öğrencilerin sınıf içindeki edilgeliklerinin sebebinin kişisel yetersizlikleri olmadığının farkına varmalarını sağlamak. 

Okul kültürünün, çeşitli farklılıkları kucaklayıcı ortamlar haline getirilebilmesi için bütün kurumsal yapının ırkçılık karşıtlığı üzerine yeniden biçimlendirilmesi gerekir. Okullardaki ırkçılık vakalarına karşı okul idarecilerin, öğretmenlerin, hizmetlilerin ve elbette öğrencilerin farkındalıkları artırılmalı. Ayrıca okullardaki ırkçı vakalar karşısında kurumsal olarak bir prosedür belirlenmeli ve vakalara yaklaşım ve müdahalelerde bu prosedürler uygulanmalı çünkü biz okul ortamındaki ırkçılık vakalarının kişisel inisiyatiflere bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca çocukların okul dışından öğrenip getirdikleri ırkçı söylem ve davranışlara karşı velilerle de işbirliği yapılmalı. Hatta veli eğitimleri okul tarafından verilmeli. Okulun kurumsal yapısından bütün paydaşlara kadar herkesin ırkçılık konusunda hassasiyet geliştirmesi eğitim-öğretim ortamının daha verimli olmasını sağlayacak ve her öğrencinin kurumsal aidiyet hissi gelişecektir. Her şeyden önemlisi ırkçılığa maruz kalmaktan dolayı yaşamı boyunca sorunlar yaşayan öğrenciler olmayacaktır. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin amacından ve bu zamana kadar yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, BoMoVu tarafından geliştirilen, çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracıdır. Bu proje, Eylül 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında Eşitlik Forumu’nun parçası olarak Eşit Haklar için İzleme Derneği’nin Avrupa Birliği tarafından sağlanan alt-hibe desteği ile başlamıştı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, öğretmen ve çocuklar ile çalışan tüm kişilerin açık erişimine sunulan bir kılavuz ve öğretmen farkındalık atölyelerinden oluşuyor. Bu atölyeler sayesinde öğretmenlerin sınıf ortamında yaşadığı özgün deneyimlerini öne çıkararak, okullarda ırkçılık ve kültürel ayrımcılık durumunu ortaya koyan, herkese açık, çevrimiçi bir rapor yayınlandı. 

Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesi, şimdiye kadar İstanbul’un etnik-kültürel çeşitliliğin daha yüksek olduğu bölgelerdeki okullarda çalışan en az 30 kişilik öğretmen grubuna aktarıldı. Bu atölyelere katılan öğretmenleri bir araya getirmek de önemli bir alan sundu. Kendi sınıf ortamlarında, eğitsel materyalleri çocuklar ile uygulayan öğretmenler arasında iletişim ve dayanışma oluşturmak da projenin katkılarından biridir.

Mayıs 2021’de düzenlenen “Eğitimde Irkçılık mı?” adlı çevrimiçi konferansta Almanya ve Türkiye’den uzmanlar bir araya gelerek ırkçılıkla ilgili bakış açılarını ve deneyimlerini paylaştı. Eğitimde ırkçılık konusunun ele alınış şekli açısından Türkiye ve Almanya’daki uygulamaların benzerlik ve farklarından bahseder misiniz?

Almanya, eğitim sisteminde ayrımcılık yaratacak çeşitli çatlakların tespiti üzerine ciddi bir özeleştiri dönemi yaşıyor. Özellikle kendi soykırımcı geçmişini üstlenmesi, sorumluluğunu alması ve hafıza çalışmaları yapması sayesinde böyle konular devlet nezdinde önemseniyor. Bu konuda çalışan dernekler ve inisiyatifler devlet tarafından destekleniyor. Bu nedenle Almanya’da ayrımcılık ve ırkçılık konularında çalışan kişi sayısı Türkiye’ye göre çok daha fazla. Hem devlet desteği ve teşvikleri hem de bu alanda çalışan sayısının fazla olması ırkçılık ve ayrımcılık konularında eğitim alanında daha etkili projelerin yapıldığını gösteriyor. Bunların yanı sıra Almanya’da, ülkenin bir ırkçılık sorunu olduğunu kabul etmeleri de bu alanda daha zengin çalışmalar yapılmasını etkiliyor. 

Türkiye’de asıl problem ülkede bir ırkçılık sorunu olduğunun kabul edilmemesinden kaynaklanıyor. Bu sebeple ırkçılık konusunda çalışma yürüten dernekler de devlet desteği almadığı gibi çeşitli şekillerde engelleniyor ya da okullarda çalışma yürütmelerine izin verilmiyor. Bu koşullar dolayısıyla Almanya, eğitimde ırkçılık konusunda kendi deneyimlerine dair daha fazla veriye sahip. Türkiye’de söz konusu zorluklar dolayısıyla eğitimde ırkçılığın ne kadar yaygın ve görünümlerinin ne denli çeşitli olduğuna dair ciddi çalışmalar bulunmuyor. Bu nedenle de bu alanda çalışanların ellerinde yeterince veri yok. Almanya’da eğitimde ırkçılık konusunda yapılan çalışmaların Türkiye’ye göre daha uzun bir tarihi olması ve eğitim kurumlarında çalışanların da bu konuda farkındalıkları varken Türkiye için aynı şey söylemek mümkün değil. Konferans bağlamında ise bütün bu farklılıklara rağmen ırkçılığın görünümleri konusunda Almanya ve Türkiye açısından büyük benzerlikler söz konusu. 

Hibe desteğimizle Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesinin daha geniş bir kitleye yayılması için çalışmalar yapacaksınız. Projenin bu döneminde ne tür faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Projenin bu döneminde daha fazla öğretmene erişebilmek adına çevrimiçi atölyelerin sayısını arttırmak istiyoruz. Ayrıca öğretmenler için dijitale bağımlı kalmadan kullanabilecekleri basılı materyaller geliştirmek istiyoruz. Daha önceki yanıtımda da bahsettiğim gibi, Türkiye’de bu tür araçlar yeterli değil, hatta bu alanın çalışılmaya ve zenginleştirilmeye çok muhtaç olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli çevirilerle bu alana katkı sunmaya niyetliyiz. Bu çeviriler Türkiye’nin çeşitli illerinde bulunan geniş bir öğretmen ağına yaygınlaştırılacak. Hatta bu öğretmenlerden bir kısmının da kendi ırkçılık karşıtı eğitim buluşmalarını yapmasını destekleyeceğiz. Aynı zamanda, daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla sosyal medya kampanyaları yapmayı planlıyoruz. Bu kampanyaların bir katkısı da bu kavramların görünürlüğünü arttırmak olacak diye düşünüyoruz. 

 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Başlangıç Raporu Yayınlandı

By | Uncategorized

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuz yayınlandı. Fon kapsamında Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM) ve Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu)’ ne toplam 130.900 TL hibe desteği sağlıyoruz. 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na Yapılan Başvurularla İlgili Değerlendirme Metnimiz Yayınlandı

By | Uncategorized

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ile ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuru ve seçim süreci tamamlandı.

Sivil toplum kuruluşlarının bu süreçte öne çıkan ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’na yapılan başvuruların yoğunlaştığı konulara, başvuru yapan kuruluşların genel durumu ve ihtiyaçlarına dair değerlendirmelerimizin yer aldığı açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Uncategorized

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi amacıyla Latro Kimya işbirliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 2 STK’ya toplam 139.900 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Başka Bir Okul Mümkün Derneği (BBOM): Türkiye’de erken çocukluk ve ilkokul eğitiminin katılım ve barış yönünde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüten dernek, demokratik yönetim ekseninde oluşturulan BBOM modeli ile öğrenme ortamındaki tüm öznelerin (çocuklar, öğretmenler, idari ve yardımcı personel ve gerektiğinde ebeveynler) odakta olduğu barışçıl, sosyal ve duygusal becerileri destekleyici yaklaşımların yer aldığı öğrenme topluluğu oluşturmayı hedefliyor. BBOM, hibe desteğimizle  gerçekleştireceği Öğretmenler İçin Desteğim Cebimde projesi ile  öğretmenlerin sosyal ve duygusal alanda mesleki ve kişisel gelişimleri için sürdürülebilir bir destek oluşturmak amacıyla  sosyal duygusal öğrenme yaklaşımının temelinde yer alan beceri sınıflandırması çerçevesinde Android ve IOS destekli bir uygulama geliştirecek. Dernek, öğretmenlerin her an erişebileceği bu uygulamayı çeşitli ağlar üzerinden yaygınlaştırarak öğretmenlerin kullanımına açacak.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu): Bedensel hakları ve özgürlükleri temel alan bir metodolojiyle, sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek amacıyla programlar geliştiren ve uygulayan BoMoVu, çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor. BoMoVu hibe desteğimiz ile eğitim alanında yer alan çeşitli ırkçılık biçimlerini görünür kılmak ve çocuklara yönelik ırkçılık karşıtı bir eğitim aracı sunarak, öğretmenlerin bu konudaki kapasitelerini artırmak amacıyla 2019 yılından beri devam eden Irkçılık Karşıtı Pedagoji projesini yaygınlaştıran çalışmalar yapacak. BoMoVu proje kapsamında, Türkiye’in en az 5 farklı ilinden 15 öğretmene yönelik, 3 gün sürecek çevrimiçi ırkçılık karşıtı pedagoji eğitmen eğitimleri düzenleyecek. Bu 3 günlük eğitime katılan eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek olan atölyeler ile de en az 150 öğretmene yönelik ırkçılık karşıtı pedagoji eğitimleri verilecek. Öğretmenlerin kapasitelerini güçlendirmek ve kullanabilecekleri yeni araçlar sunmak amacıyla yurtdışında yayınlanmış kaynakları Türkçe’ye çevirecek olan BoMoVu ırkçılıkla mücadele konusunda duyarlılık geliştirmek amacıyla sosyal medya platformları üzerinden bir kampanya da düzenleyecek.

Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Uncategorized

İlk ve orta öğrenimdeki eğitim kalitesinin geliştirilmesi amacıyla eğitim, çocuk, gençlik ve diğer ilgili alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) eğitimde yenilikçi çözüm uygulamaları ve projelerinin desteklenmesi için Latro Kimya  iş birliği ve mali desteğiyle ilk kez hayata geçirdiğimiz Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’nun başvuruları sona erdi.

Fona toplam 42 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 34’ü dernek, 3’ü vakıf, 3’ü kooperatif ve 2’si Üniversite Araştırma ve Uygulama Birimi tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Antalya, Balıkesir, Düzce, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin, Nevşehir, Şanlıurfa, Şırnak, Van ve Yalova olmak üzere 15 ilden başvuru alındı. Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 3.460.327 TL oldu.