DİSA Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme Projesini Tamamladı

Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde desteklediğimiz Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), farklı program alanları altında toplumun sosyal ve siyasal gelişiminin önünü açacak araştırmalar yaparak geleceğe yönelik politikaların oluşturulmasına birinci elden, nesnel ve saha çalışmasına dayalı bilgi temelinde katkıda bulunmak amacıyla çalışıyor. Hibe desteğimizle gerçekleştirdiği Önce Çocuk: Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesini yakın zamanda tamamlayan DİSA, projede 55 çocuk ve 55 sorumlu ebeveynle psikososyal destek çalışmaları yürüterek; sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları ile ilgili bir eğitim programını hayata geçirdi. DİSA, proje kapsamında içerisinde çalışma bulgularının da yer aldığı  Çocukların Travmalarıyla Baş Etme: Çatışma Sürecinde Psiko-Sosyal Destek Suriçi ve Bağlar Örneği raporunu da yayınladı. DİSA Koordinatörü Atalay Göçer ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürüttükleri çalışmaları, oyun ve sanat terapisinin çocuklarla yapılan çalışmalardaki etkisini ve    Çocukların Travmalarıyla Baş Etme raporunun öne çıkan bulgularını konuştuk.

Çocuk Fonu’nun 2019 – 2020 döneminde desteklediğimiz Çocukların Travmalarıyla Baş Etme projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

2015 yılında Diyarbakır’a bağlı Suriçi’nde yaşanan silahlı çatışmaların etkisi altındaki çocuklar ve sorumlu ebeveynlerine yönelik  psikososyal destek çalışmaları yürüttük.Bu çalışmalarda yer alan psikolog, psikolojik danışman ve sanat alanında faaliyet yürüten kişilerin, kolaylaştırıcı olarak dahil oldukları kapalı grup çalışmalarına hazırlanmaları için bir güçlendirme çalışması da yapıldı. Bu kapsamda Aralık ve Ocak aylarında alanında yetkin kişiler olan Özden Yılmaz Bilgin, Ezgi İçöz Özgür, Ayfer Apaçık, Mehmet Basri Çelik, Esin Koman ve Ezgi Koman tarafından yürütülen ve uygulanan dışavurumcu sanat terapisi, oyun terapisi ve çocuk hakları gibi alanlarıda bir  eğitim programı düzenlendi. 

Şubat ayında başlayan çalışmalar ile  48 çocuk ve 48 sorumlu ebeveyne ulaştık. Çocuk ve yetişkinlerden oluşan  5’er kişilik kapalı gruplar oluşturduk ve her bir grup içinde farklı alanlardan 2 kolaylaştırıcı partner sorumluluk aldı. Bu partnerlerden biri ruh sağlığı, diğeri ise sanat alanında kolaylaştırıcılık yaptı. Grup içi iletişimin Türkçe ve Kürtçe sağlanabilmesi için görev paylaşımı yapıldı. Mart ayında çalışmaya 7  aile daha dahil oldu. Suriye’den göç ile gelen ve anadilleri Kürtçe olan bu aileler için oluşturulan çoçuk ve bir yetişkin gruplarında  kolaylaştırıcılar sadece anadillerinde iletişim kurdular. 13 Mart’ta salgının başlaması ile beraber  kapalı grup çalışmalarına belirsiz bir süre ara vermek zorunda kaldık. Bu süreçte ailelerle olan iletişimimizi koparmadık. Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağı tarafından salgın sürecinde  çocukların ve ebeveynlerin evde birlikte zaman geçirebilecekleri etkinliklerin olduğu bir havuz oluşturuldu.Bileşen her kurum bu etkinlik havuzunu sosyal medya hesaplarından paylaştı. Biz de çalışmamıza dahil olan ailelerden internet erişimi olanlara bu etkinlikleri paylaştık.

Proje sürecinde gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bir diğer faaliyet ise psikososyal destek çalışmaları sürecinde uygulanan etkinliklerden oluşan bir program hazırlamaktı. Çift dilli olarak hazırlanan bu etkinlik programının hem çocuklar hem de sorumlu ebeveynlerine yönelik yapılmakta olan veya ileride yapılacak olan çalışmalara hizmet etmesini amaçladık. Salgın koşullarını da göz önüne alarak etkinlik kitapçığında yer alacak etkinliklerin  çevrimiçi platformlarda da uygulanabilecek şekilde revize edilmesine karar verdik. Böylece etkinlik havuzunu oluşturduk ve 4 aşamalı modül için etkinlikleri seçtik. Henüz taslak halinde olan kitapçık için çalışmalarımız devam ediyor. 

Proje kapsamında çocukların yanı sıra sorumlu ebeveynlerle de faaliyetler yürüttünüz. Ebeveynlere yönelik olarak ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz ve bu çalışmalar sonunda nasıl geri bildirimler aldınız? 

Ebeveynlerle ve çocuklarla yürütülen çalışma programlarının hemen hemen aynı olduğunu söyleyebiliriz.  Vedalaşma bölümü hariç, her biri 4 oturumdan oluşan 3 aşamalı bir program planladık. İlk aşamada grup içi güvenin ve bağın oluşturulmasını hedefledik. İkinci aşamada ise yaşananlar konuşulmaya başlandı, anlamlandırıldı ve baş etme yolları arandı. Son aşamada ise özgüvenin açığa çıktığı “barış içinde bir dünya” tahayyülünün kurulmasına hizmet eden bir çalışma yürütülmeyi planlamıştık. 

Salgın nedeniyle çalışmalarımıza ara vermek zorunda kaldığımız dönemde bazı gruplar ikinci aşamaya geçebilmişken, bazı gruplar ise ilk aşamaya devam ediyordu. Çalışmalar yarım kaldığı için her grubun kolaylaştırıcıları süreç ile ilgili olarak ebeveynleri bilgilendirdi. Bu bilgi akışına rağmen ebeveynlerin bize ulaşarak çalışmanın akıbetini soruyor olması hem  bu çalışmaya duyulan ihtiyacın hem de grupların katılım motivasyonlarının bir göstergesi olarak okunabilir.

Bağlar ve Suriçi’nde ikamet eden çocuklarla beraber gerçekleştirdiğiniz çift dilli psiko-sosyal destek çalışmaları sonrasında iki aylık sanat atölyeleri de düzenlediniz. Sanat atölyelerinin ve çalışmalarınızda sanat faaliyetlerini kullanmanın çocuklara nasıl faydaları oluyor? 

Sanat ve oyun, yaratıcılığı geliştiren ve özgüveni arttıran bir alan sağlamanın yanı sıra  kişinin kendisini en iyi şekilde ifade etme biçimlerinden de biridir. Bizim de çalışmamızda özellikle oyun terapisi ve dışavurumcu sanat terapisi yöntemlerinden esinlenmemizin nedeni buydu. Mesele ortaya “iyi iş” çıkarmak değil, sanatı ve oyunu bir ifade biçimi olarak psikolojik iyileşmenin ya da onarımın bir parçası olarak görmek. Sanatın bir yöntem olarak çalışmaya dahil edilmesi estetik bir kaygıdan değil, duygu aktarımına farklı zeminler hazırlamasından kaynaklanıyor. Bununla birlikte, psikososyal destek çalışması bittikten sonra sanat atölyelerinin yapılması, psikolojik iyileşmenin meyvelerini görmemizi sağladı. Bu süreçte psikolojik iyileşme sürecinin bir parçası olduğuna inandığımız çocukların iki aylık hazırlık ve atölye sürecine odaklanıldı. Bu dönemde çocuklar, kolaylaştırıcılarının desteğiyle kendilerinin planladıkları ve emeklerini koydukları sanat ürünleri ortaya çıkardılar. Çocuklar tiyatro gösterileri,  mini konser, yine çocukların eserlerinin yer aldığı resim ve heykel sergisi çocuklar ve onları izlemeye, yaptıkları eserleri görmeye gelen aileler ve çeşitli sivil toplum temsilcileri için çalışmanın taçlandırıldığı bir aşamaydı diyebiliriz. Hem ebeveynlerden hem de çocukların okul başarısındaki ve derslere katılımdaki olumlu gelişmeleri fark eden öğretmenlerden alınan geri bildirimler çalışmanın kısa dönemdeki etkilerini gösteriyor.

İlk kez 2016-2017’de yürüttüğümüz bu çalışmaya katılan çocuklarla ve ebeveynleriyle iletişimimiz devam ediyor. Tam da bu yüzden 2019-2020’de yürüttüğümüz bu çalışmaya önceki çalışmada yer almayan çocuklarıyla birlikte kendilerinin de katılım gösterdiği ebeveynler oldu. Bazı ebeveynler ise ihtiyaç duyan ailelere ulaşmamızda bize referans oldular. Bu da önceki dönemde yürüttüğümüz çalışmanın uzun vadedeki olumlu etkilerini göstermesi açısından oldukça değerli.

Proje kapsamında yayınladığınız  Çocukların Travmalarıyla Baş Etme raporundan öne çıkan bulguları paylaşır mısınız? 

Sanatın ve oyunun çalışmanın başat unsurları arasında olması, anadillerinin kamusal bir ortamda statüsel olarak Türkçe ile denk kullanılması dolayısıyla çocuklara kendilerini istedikleri dilde ifade edebilme imkanının sağlanmış olması bu çalışmanın en önemli iyileştirici faktörleri arasında yer alıyor. Bu çalışmanın en önemli bulgusu çocuklara kendilerini ifade edebilecek alanların yaratılmasının ve çocuk katılımının gözetilmesinin iyileşmenin ön koşulu olduğu yönündedir. Bu açıdan sanat, oyun ve anadilin yanında çalışmanın yürütüldüğü mekan da buna imkan sağlayabilecek diğer bir unsurdur. Bizim kullanmış olduğumuz mekanda geniş bir bahçenin yer alması etkinliklerin açık alanda yapılmasına imkan veriyordu. Bu da çocukların çeşitli faaliyetleri yürütebileceği bir alan sağlıyordu. 

DİSA’nın gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Özellikle Diyarbakır’da 2016 yılının Mart ayında silahlı çatışmaların sona ermesiyle  çocuk çalışmalarına daha fazla ihtiyaç duyulmaya başlandı. Böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması elbette ki şaşırtıcı değil. Bu süreçte hem çocuk alanında çalışma yürüten kurumlar hem de aralarındaki bağ arttı. 2018 yılında kurulan ve DİSA’nın da bileşeni olduğu Diyarbakır Çocuk Çalışmaları Ağını buna örnek olarak gösterebiliriz. Öte yandan salgın koşulları nedeniyle çocuklara erişimin kısıtlanması, belli bir süre düzenli katılım gerektiren çalışmalar düzenlenmesini imkansız  hale getirdi. Bu süreçte çocukların deneyimleri ve çocuk çalışması yapan kurumların dönüşümü açısından yeni ihtiyaç alanlarının tespit edilmesi gerekti. Diyarbakır’da çocuk alanında faaliyet yürüten kurumları kapsayan bir araştırmayla bu kurumlar, hedef kitleleri ve paydaşları hakkında bilgi sağlanabilir. Salgın sonrası dönem belirsizliğini korurken mevcut durumun tespiti, yürütülebilecek çalışmalar için de ön açıcı olacaktır. DİSA olarak böyle bir çalışmayı yürütmek isteriz.

DİSA olarak planladığımız diğer araştırmalar arasında “Yerelde Hegemonik Erkekliğin İzini Sürmek” ve “Kadına Yönelik Ekonomik Şiddet Bağlamında Miras Paylaşımı” geliyor.   Koşullara bağlı olarak gelecek dönemde yürütmek istediğimiz çalışmalar arasında “Pandemi Sırasında Kürt Medyasında Değişen Eğilimler”, “Çocuklar için Kürtçe Radyo (Podcast) Tiyatrosu”, “Okul öncesi Eğitimde Kürtçenin Kullanılamamasının Etkileri” ve “Pazar Dili Olarak Kürtçe” gibi çalışmalar yer alıyor. Geçtiğimiz yıl “Çatışma Çözümü ve Barış İnşası: Dünya Deneyimleri Serisi” kapsamında Nepal, Sri Lanka ve Guatemala deneyimlerinin yer aldığı üç rapor yayınladık. Bu yıl dört ülke deneyimini ele alıyoruz. Farklı deneyimlere dair yeni araştırma önerileri sunacak araştırmacılarla önümüzdeki yıl da bu çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz.