Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği Çoçuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım Projesini Tamamladı

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) bir yandan maddi yetersizlikler nedeniyle öğrenimini tamamlayamamış, şehir ya da öğrenim kurumu değiştirmiş veya kayıt yaptırmaktan imtina etmiş öğrencilere burs kaynağı sağlarken, öte yandan  çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Çocuk Fonu’nun 2019-2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla ile hibe desteği sağladığımız FİSA, hibe kapsamında yürüttüğü Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım projesini tamamladı. Çoçuğa yönelik ayrımcılığa karşı ortak bir strateji oluşturmak amacıyla farklı paydaşları bir araya getiren dernek, proje kapsamında psikoloji, eğitim, sosyal hizmet alanında 6 meslek uzmanı, 5 avukat, 5 gazeteci, 10 sivil toplum uzmanı, 11 ebeveyn ile toplamda 37 kişi ile görüşme yaptı. FİSA, bu görüşmeler sonucunda elde ettiği bulguları  Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’unda yayınladı. 

FİSA Proje Koordinatörü Ezgi Koman ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürüttükleri çalışmaları, Türkiye’de çoçukların maruz kaldıkları ayrımcılık türlerini ve Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’nun öne çıkan bulgularını konuştuk. 

Alandaki deneyimlerinizden yola çıkarak Türkiye’de çoçukların ne tür ayrımcılıklara maruz kaldığını paylaşır mısınız? Çoçuğa yönelik ayrımcılıkla mücadelede nasıl bir yaklaşım ve yöntemlere ihtiyaç duyuluyor?

Aslında çocukların maruz kaldığı ayrımcılık, yetişkinlerin maruz kaldığı ayrımcılıktan çok farklı değil. Ancak genel ayrımcılık türlerinden, biçimlerinden farklı olarak çocukların yaşadıkları ayrımcılığın özel örüntüleri bulunuyor. Bu örüntüler; toplumda yerleşik olan çocuk algısı, çocukların ayrımcılığa karşı savunmasızlığı ve yüksek kırılganlıkları, çocuklara karşı ayrımcılığın bir dizi zincirleme sonuç üretiyor olması ve çocuklara karşı ayrımcılığın çeşitli olması ve bunların derinliği. Bu örüntüler temelinde baktığımızda son yıllarda çocuklar; sadece çocuk oldukları için maruz kaldıkları yaş ayrımcılığı, göçmen/mülteci olma temelli ayrımcılık, sınıf ve ekonomik temelli ayrımcılık her ne kadar kadın ve LGBTİ+ hareketinin etkisiyle bir parça iyileşmeden söz etsek de hala devam eden toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık, çocukların sahip olduğu hareketli, şişman gibi kavramlarla tanımlanan bireysel özellikleri, engelli olma durumu temelli ayrımcılık gibi ayrımcılık türleri çocukların maruz kaldığı ayrımcı pratikler arasında yer alıyor. 

Çocuğa yönelik ayrımcılık karmaşık bir konu. Çok fazla veçhesi olan, farklı derinliğe sahip, her tarihsel dönemde değişebilen, artan ya da azalan ya da biçim değiştirebilen bir ihlal türü. Aynı zamanda ayrımcılık izlemesi ve raporlanması oldukça zor bir alan olan. Bu yüzden ayrımcılıkla mücadelede öncelikle ayrımcılığı görünür kılmak çok önemli oluyor. Çocukların yaşadığı bir durumu “bu ayrımcılıktır” diye tarifleyebilmek; öncesinde önlemeyi ve yaşanmak zorunda kaldıysa telafiyi sağlayabilir. Görünür kılmanın yanı sıra ayrımcılık vakalarını söz konusu karmaşık veçhe ve derinliği ile bütüncül şekilde ele alarak, görünmez sebeplerini, görünmez etkilerini ortaya koymak gerekiyor. Ezberlerden kurtularak çocuğa yönelik ayrımcılığı kavramak gerekiyor. Sonrasında da stratejik bir bakış açısıyla hak temelli taktikler geliştirmek önemli.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Çocuğa Yönelik Ayrımcılığa Karşı Stratejik Yaklaşım projesini salgın koşullarından dolayı proje faaliyetlerinde bazı değişiklikler de yaparak tamamladınız. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Proje ile genel amacımız mücadelesi zor ve karmaşık bir konu olan çocuğa yönelik ayrımcılığa dair ilgili öznelerle bir araya gelerek güncel değerlendirmeler yapmak, stratejiler geliştirmek ve böylece devletlerin ayrımcılık yasağına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeye katkıda bulunmaktı.

Salgın süreci bizi de etkiledi. Öncelikle çalışmamızı yüz yüze atölyeler şeklinde yapmayı planlanmıştık. Ancak, salgın önlemleri bunu mümkün kılmadı. Atölyeleri ilgili öznelerle çevrimiçi görüşmelere dönüştürdük. Bu ilgili öznelerin arasında tabii ki çocuklar da vardı. Çocuklarla birlikte ayrımcılığı konuşmak ve stratejiler geliştirmek istiyorduk. Ancak ayrımcılık gibi bir konuyu çocuklarla çevrimiçi konuşmanın doğru olmadığını düşündük. Açıkçası salgın koşullarından kaynaklı olarak bu çalışmanın en büyük eksiği de bu oldu. Yaptığımız görüşmelerden bir rapor hazırladık. Bu raporda ne yazık ki çocukların görüşleri yer almıyor. Halbuki biz Çocuk Hakları Merkezi olarak, çocuk hakları konusunun uzmanlarının çocuklar olduğunu biliyoruz. 

Salgının çalışmamızın bütününü etkilediği bir diğer yer ise, hazırladığımız raporun özellikle hedeflediğimiz yerel yönetimler tarafından dikkate alınmasını sağlamak için yapmayı planladığımız çalışmalardı. Bunun için diyalog görüşmeleri planlamıştık. Ancak yine proje döneminin tam kapanma sürecine denk gelmesi yerel yönetimlerle sadece raporun uzaktan paylaşılabilmesine yol açtı. Ancak bu hedefimizden vazgeçmiş değiliz. Önümüzdeki dönemde proje kapsamında hazırladığımız raporumuzu paylaşarak ve bu raporu temel alarak çocuğa yönelik ayrımcılığa karşı yerel yönetimlerle çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Raporumuza ilişkin bir bilgilendirme ve paylaşım toplantısı yaptık. Bu toplantının sivil toplum örgütlerinden, yasamadan, siyasi partilerden ve basından katılımcılar oldu. Onlarla birlikte raporu, bulgularını, yer alan önerileri değerlendirdik ve bu konuda birlikte düşünmeye devam etme kararı aldık. Bu toplantıda bize Prof. Dr. Nilgün Toker de katıldı. Onunla birlikte de ayrımcılığı çok daha iyi kavrayabilmek için “Çocuğun Eşitliği” kavramını tartıştık.

Proje kapsamında Türkiye’de Çoçuğa Yönelik Ayrımcılık – Güncel Bir Değerlendirme Raporu’nu yayınladınız. Bu raporun amacı, araştırma yöntemi ve öne çıkan bulgularını bizimle paylaşır mısınız?

Proje kapsamında hazırladığımız raporun amacı, Türkiye’de çocuğa yönelik ayrımcılığın güncel bir durumunu ilgili öznelerinin görüşleri, bilgileri, gözlemleri ve tanıklıkları temelinde ortaya koyarak çocuğa yönelik ayrımcılığın önlenmesinde yükümlülük sahibi devlet başta olmak üzere bu alanda çalışmak isteyen kişi ve kurumların çocuğa yönelik ayrımcılığa karşı strateji geliştirmelerine yardımcı olabilmek ve ilham vermektir.

Çalışmanın başlangıcı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşanan COVID-19 küresel salgınına denk geldi. Bu nedenle salgın koşulları dikkate alınarak çalışma içerisinde gruplarla bir arada yapılacak görüşmeler, çevrimiçi bireysel görüşmelere dönüştürüldü. Daha önce de belirttiğim gibi çalışma kapsamında planlanan 13-18 yaş arası çocuklarla yapılacak atölyeler de yine salgın koşulları nedeniyle iptal edildi. 

Çocuklarla ayrımcılık gibi derinlemesine konuşulması gereken bir konuyu çevrimiçi yapmanın çocuk gelişimi ve çocuk hakları açısından doğru olmadığı düşüncesiyle ne yazık ki çalışmaya işin gerçek uzmanlarının görüşleri, sesleri katılamadı. BM Çocuk Hakları Komitesi’nin de belirttiği gibi çocuk haklarıyla ilgili uzman olan çocukların bu çalışmada yer alamaması çalışmanın en önemli sınırlılığını oluşturdu.

Mayıs 2020’de başlayan çevrimiçi görüşmeler Kasım 2020 tarihine kadar devam etti. Çalışma kapsamında psikoloji, eğitim, sosyal hizmet alanında 6 meslek uzmanı, 5 avukat, 5 gazeteci, 10 sivil toplum uzmanı, 11 ebeveyn ile toplamda 37 kişi ile görüşmeler yapıldı. Ayrıca iki görüşmeciden de yazılı olarak görüşleri alındı.

Görüşmelerde, görüşmecilerden son dönemde sık karşılaştıkları çocuğa yönelik ayrımcılık türlerini; bu ayrımcılık türlerinin nedenlerine ve çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin görüş, gözlem ve tanıklıklarını ve ayrımcılığın önlenmesi için önerilerini paylaşmaları istendi.

Raporun bulgularına gelince; görüşmecilere göre çocukların yaşlarından dolayı günlük hayatta pek çok konuda “bilgi eksikliklerinin olduğu ve bir konuya yeterince hakim olmadıkları” algısı yaş ayrımcılığının bir gerekçesi olarak sunuluyor. Bu algıyla birlikte gelişen, çocukların yetişkinin bakımına muhtaç, yetişkinlerin dünyasında yaşayan ve yaşamın öznesi olamayan varlıklar olduğu düşüncesinin yansıdığı her alan, her eylem çocuğa yönelik farklı ayrımcılık biçimlerini oluşturuyor.

Yaş ayrımcılığının görüldüğü önemli bir alanın medya olduğunu dile getirildi. Görüşmeciler medyada çocukların temsilinin yetişkinlerden farklı olduğunu, çocukların medyada ya hiç yer bulamadığını ya da çok az bulabildiğini dile getirdi. Bu yer alma şeklinin de genel olarak yaş ayrımcılığını besleyen bir çocukluk algısına sahip olduğu belirtildi.

Görüşmeciler çocukların sadece çocuk olmalarından kaynaklı maruz kaldıkları yaş ayrımcılığının yanı sıra sahip oldukları farklı fiziksel ve gelişimsel özellikleri, mizaçları temelinde de ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirttiler. Çocuklar bu özellikleriyle etiketlenebilmekte ve bu etiketlenme çocukların gerçek ihtiyaçlarının ve potansiyellerinin görünmez olmasına yol açmakta. 

Görüşmecilerin tamamı çocukların sıklıkla maruz kaldığı ayrımcılık türü olarak toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıktan söz etti. Çocukların bu ayrımcılık türüne evde, okulda, sokakta yaşamın her alanında uğradığı vurgulandı. Bu alanda yaşanan ayrımcı pratiklerinden biri olarak çocukların evlendirilmesi gösterildi. Oğlan çocuklarının yaşadığı ayrımcılık olarak dile getirilen bir diğer başlık da kesişimsel ayrımcılık olarak çocuk işçiliği olarak vurgulandı. 

Sınıf ve ekonomik temelli ayrımcılık olarak çocukların ebeveynlerinin sınıfsal konumu ve buna bağlı olarak ekonomik durumlarının çocukların haklara eşit şekilde erişimlerinde farklılıklar yarattığı görüşmeler sırasında vurgulanan bir başka ayrımcılık türü oldu. Bu alana ilişkin bir örnek yargıdan verildi: Çocukların ebeveynlerinin sınıfsal konumlarının ve ekonomik durumlarının çocukların bu süreçte nasıl bir muameleyle karşılaşacağını, hakkında nasıl bir karar çıkacağını belirleyebildiği dile getirildi. Bu durumun çocukların hapishanelerde maruz kaldıkları muameleyi de etkilediği belirtildi.

Görüşmecilerin sıklıkla karşılaştıklarını belirttikleri bir diğer ayrımcılık alanı da mülteci ya da göçmen olma durumuna bağlı olarak yaşanan ayrımcılık oldu. Özellikle 2011 yılında yaşanan Suriye’deki savaş sonrası Suriye’den gelen mülteci çocukların yaşadıkları tüm görüşmecilerin gündeminde yer aldı. Çocukların maruz kaldığı etnik temelli ayrımcılığa ilişkin Lozan Antlaşmasında azınlık olarak tanımlanan grupların çocuklarının kendi kültürlerinde ve anadillerinde eğitim alma hakkı bulunurken bu tanımın dışında kalan çocukların bu haktan yararlanamadıkları belirtildi. Meslek uzmanı görüşmeci de etnik kökene dayalı ayrımcılıkta her dönem bir grubun öteki olarak görülebildiği, bunun da o gruba mensup çocuklar için ayrımcılık yarattığını vurguladı.

Görüşmeciler dinsel temelli ayrımcılık alanı olarak öncelikle zorunlu din dersleri ve muafiyet sistemini dile getirdiler. Bir diğer konuda da Alevi ailelerin çocuklarının yaşadıkları oldu. Bu kapsamdaki örneklerden biri Ramazan aylarında okulda yemek yiyemeden, din dersleri almak zorunda kalarak büyümeleri idi.

Engellilik temelli ayrımcılık da görüşmecilerin dile getirdiği bir diğer karşılaşılan ayrımcılık türüdür. Görüşmeciler genel olarak engel durumuna göre gerekli erişilebilirlik düzenlemelerinin yapılmadığını vurguladı. Kentte, okulda, çeşitli mekanlarda bununla çok sık karşılaşıldığı söylendi. Erişilebilirliğin tam anlaşılmadığı bir toplumda yaşıyor olduğumuz da ayrıca eklendi. Bu alanda kaynaştırma sisteminin etkileri dile getirildi.

Çalışma kapsamında çocuğa yönelik ayrımcılığın nedenleri üzerinde de duruldu. Görüşmeciler çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın görünür olan ve olmayan nedenleri üzerinden gözlemlerini ve görüşlerini aktardılar.Devletin yapısı ve işleyişi, demokrasiye bağlılık, hiyerarşik toplum yapısı ve algısı, eğitim sistemi, çarpık çocukluk algısı, politik iklim, kültürel, toplumsal, dini değerler ve önyargılar ayrımcılığın temel nedenleri olarak dile getirildi.

Görüşmelerde çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın etkileri de ele alındı. Verilen yanıtlarda ayrımcılığın çocuklar üzerinde genel olarak güvensizlik, içe kapanma, üzüntü, öfke, öz benliğin yıkımı, suçluluk hissetme gibi psikolojik temelli etkilerin yanı sıra adalet duygusunun zedelenmesi ya da yitimi, erken olgunlaşma ve büyüme, gelecek algısının değişmesi gibi etkilere yol açtığının düşünüldüğü görüldü. Ayrımcılığa maruz kalan çocuğun ayrımcılık yapması da bir diğer etki olarak belirtildi Dışlanma ve uzaklaşma, zorbalık, ayrımcılığı ortaya çıkaran değerlerin örüntülerinin devamlılığı da görüşmecilere göre çocuğa yönelik ayrımcılığın etkileri arasında yer aldı.

Görüşmeler sırasında çocukların maruz kaldığı ayrımcılığın ortadan kalkmasına yönelik çözümler üzerinde de duruldu ve görüşmeciler pek çok öneride ortaklaştı. Bu öneriler arasında: 

  • Çocukluk paradigmasının hak temelli dönüşümü ve katılım hakkının gözetilmesi/çocuğun fikrinin dinlenmesi
  • Sosyo-ekonomik, gelir dağılımı eşitliğinin sağlanması 
  • Demokratik yaşam kültürünün benimsenmesi
  • Çocukların hak ve özgürlüklerine ilişkin, ayrımcılığa, ırkçılığa karşı bilinçlendirilmesi
  • Ebeveyn/yetişkin eğitimleri düzenlenmesi
  • Eğitim sistemi ve müfredatta gerekli değişikliklerin yapılması
  • Adalet sisteminde gerekli değişikliklerin (onarıcı adalet/çocuk cezaevlerinin kapatılması vb.) yapılması
  • STK’ların çalışmalarının güçlendirilmesi 
  • Danışmanlık ve destek mekanizmalarının oluşturulması 
  • Kapsamlı, bütüncül ve insan haklarına dayalı kamu politikalarının geliştirilmesi
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması
  • Çocuk örgütlülüğü, akran danışmanlığı ve çocuk bakanlığının kurulması 
  •  Ayrımcılıkla toplumsal ve bireysel olarak yüzleşme ve bunun mekanizmalarının oluşturulması
  • İnsan haklarına ve çocuk haklarına dayalı, demokratik yaşam kültürünün benimsenmesi,
  • Çatışma iklimin barışa dönüşmesi ve
  • Cezasızlığın ortadan kalkması yer aldı.

Raporda ayrıca yaşanmış, güncel 4 ayrımcılık vakası ele alınarak stratejik olarak değerlendirildi. Bu vakalar basın yoluyla elde edildi ve ayrıntılı bilgi toplanan vakalar oldu. Vakalar arasında; akran zorbalığına maruz kalan ve intihar eden 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud’un, canlı yayında dini değiştirilen Ermeni bir çocuğun, İstanbul’da internete erişim sağlayamadığı için Eğitim Bilişim Ağı’na giremeyen, babasının çözüm üretmeye çalıştığı sırada çatıdan düşerek yaşamını kaybeden Çınar Mert’in yaşadıkları ile Aksaray’da bir ilköğretim okulunda açılan “otistik sınıflar” yer aldı.

Çocuğa yönelik ayrımcılıkla mücadele etmek için konuyla ilgili çalışan sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları ile çeşitli çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz. Önümüzdeki dönemde bu bağlamda geliştirmeyi planladığınız işbirliklerinden ve yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle dediğim gibi yerel yönetimlerle çalışmalar devam edecek. Çiğli Belediyesi ile bir hazırlık içerisindeyiz. Ayrıca ayrımcılığı izlemek için göstergeler oluşturmak önemli. Bu konuda çalışmak istiyoruz. Raporda yer alan güncel değerlendirmeler temelinde yaş ayrımcılığı yine temel konulardan biri olarak önümüzde duruyor. 

Bir başka çalışma kapsamında Türkiye’de Çocuk Hakları Durum Raporu oluşturuyoruz. Bu çalışma kapsamında farkına vardığımız ayrımcılık türleri üzerinden de izleme yapıyoruz.

Çocuk Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Çocuk Fonu’nun destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Çocuk Fonu’ndan aldığımız desteğin derneğimize en önemli katkısı; Çocuk Hakları Merkezi’mizin çalışmalarının daha sistematik ve etkili yürümesi için gerekli olan merkezin fiziksel mekanını oluşturma olanağına katkısı oldu. Bunun yanı sıra biliyoruz ki ve ne yazık ki dünyanın pek çok açıdan içinden geçtiği karanlık bir dönemdeyiz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük nüfus hareketlerinin yaşandığı, yoksulluğun, çatışmaların, ırkçılığın arttığı, otoriter ve muhafazakâr rejimlerin güçlendiği, eşitsizliklerin derinleştiği bu döneme COVID-19 küresel salgını da eklenince insanlık onuru, eşitlik, özgürlük gibi değerlere olan ihtiyaç çok daha görünür, çok daha hissedilir oldu.

Böylesi bir süreçten çocukların muaf olması elbette düşünülemez. Hatta bu tür süreçlerin ne yazık ki en çok etkileneni her zaman çocuklar olur. Bu yüzden kötümser bir öngörü de olsa, – bize doğru geliyor – çocuğa yönelik ayrımcılık ve yeni biçimleri önümüzdeki dönemin temel konularından biri olacak. Çocuk Fonu desteğiyle ürettiğimiz raporun; hem bizim çalışmalarımıza hem de çocuk hakları hareketinin çalışmalarına ilham vereceğini düşünüyoruz. Fonun en önemli katkısının bu olduğunu söylemek yersiz olmaz.

Bu anlamda Çocuk Fonu’nun tüm destekçilerine teşekkür etmek ve desteklerinin çocuklar için daha iyi, daha özgür ve daha eşit bir dünya çabasına dair olduğunu vurgulamak isteriz.