Performans Sanatını Geliştirme Derneği ile Evde CANLI Kal Projesini Konuştuk

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Performans Sanatını Geliştirme Derneği (Performistanbul) insanı, insan bedenini ve zihnini konu alan performans sanatı disiplinini geliştirmek amacıyla çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgınının başından itibaren performans sanatçılarının üretimlerini desteklemek amacıyla hayata geçirdikleri Evde CANLI Kal projesi ile 89 sanat performansına ev sahipliği yapan Performistanbul, projenin Kültür Sanat Fonu tarafından desteklenen ikinci aşamasında sürecin çevrimiçi arşivini ve dokümantasyonunu oluşturarak dünya çapındaki performans sanatçılarının COVID-19 salgını ve salgının yarattığı travmaya kendi sanat üretimleri aracılığıyla nasıl tepki verdiği konusunda bir araştırma yürütecek. Bu süreçte elde edilen arşiv ve dokümantasyondan yola çıkılarak çevrimiçi bir sergi ve e-kitap hazırlanacak. Performistanbul İngiltere Temsilcisi ve Asistan Küratör Naz Balkaya, Kurucu Direktör ve Performans Küratörü Simge Burhanoğlu, Eş Direktör ve Küratör Azra İşmen ile yaptığımız röportajda derneğin performans sanatına dair hayata geçirdiği çalışmaları, Türkiye’nin ilk performans sanatları araştırma alanı olan Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı’nı ve Evde CANLI Kal projesinin yeni döneminde yapacakları çalışmaları konuştuk.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği’nin (Performistanbul) kuruluş amaçlarından yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Öncelikle uluslararası bir performans sanatı platformu olarak Performistanbul, 2016 yılında performans sanatçılarını tek bir çatı altında birleştirmek ve projelerle buluşturmak üzere kuruldu.

Performans Sanatını Geliştirme Derneği ise Performistanbul’un sürdürülebilirliği için hayata geçirildi. Dernek altında iki farklı yapı bulunuyor; uluslararası performans sanatı platformu Performistanbul ve canlı sanat araştırma alanı Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA). Platformun ve PCSAA’nın vizyon ve amaçlarının toplumsal boyutu doğrultusunda, halka açık ve akademik ya da kurumsal iş birliklerini destekleyecek bir yapıda kurgulanan kâr amacı gütmeyen çalışmaların sürdürülebilirliğini sağlamak adına Performistanbul Performans Sanatını Geliştirme Derneği ile ilerliyoruz.

Platform tarafında performans alanında sanatsal pratiklerini geliştirmiş sanatçılara ortak bir çatı sunuyor ve onlara kürasyon, prodüksiyon, organizasyon, arşiv ve belgeleme konularında destek veriyoruz. Performans sanatını farklı kurumlarla alanlara yayıyor ve çeşitli izleyici kitleleri ile buluşturuyoruz. Bugüne kadar, temsil ettiğimiz 11 sanatçı ve 70’in üzerinde proje bazlı sanatçı ile 160’ın üzerinde performansı çok çeşitli mekân ve ülkelerde hayata geçirdik. İş birliği gerçekleştirdiğimiz kurumlar arasında; Tate Müzesi, OMM Müzesi, Evliyagil Müzesi, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, IMC 5533, 2017 ve 2019 İstanbul Bienalleri, British Council Turkey, Galeri Zilberman, Pi Artworks, Apartment Project (Berlin), Garden Chapel (Londra), 2017 ve 2019 Uluslararası Venedik Performans Haftası ve Live Art Development Agency (LADA, Londra) bulunuyor.

Araştırma alanımızda, insanın fiziksel ve zihinsel sınırlarını ve toplumsal değerleri araştırmaya yardımcı olan performans sanatı disiplininin varlığını sürdürebilmesi için çalışmalar yapıyoruz.

Performans sanatının bilinirliğini artırmak, daha çok alana ve kuruma yayılmasını sağlamak, performans sanatçılarının üretimini desteklemek ve yeni sanatçılar yetiştirmek, performans sanatı disiplininin uluslararası arşivini oluşturarak hem bu alanla ilgili sanatçı, küratör ve araştırmacılara hem de insanı inceleyen bilimlere kaynak sağlamak adına faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

Dernek olarak Türkiye’nin performans sanatlarına dair ilk araştırma alanı olan Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı’nını da (PCSAA) hayata geçiriyorsunuz. Araştırma alanının amaçlarını ve sunulan kaynakların kapsamını paylaşır mısınız? Bu çalışmanın performans sanatının Türkiye’deki bilinirliğine nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Performans sanatı alanındaki bilgi ve arşiv eksikliğinin bu disiplinin gelişmesi ve sonraki nesillere aktarılması açısından büyük bir engel teşkil ettiğini fark ettik. Özellikle öğrenci ve genç sanatçılardan gelen talepler sonrasında bu kaynak yoksunluğunun gelecek işleri de riske sokmasından dolayı disiplinin arşiv ve eğitim tarafına da yöneldik. Bu disiplinin geçmişini ve tarihini bilmemiz gerekiyor ki bulunduğumuz yüzyıla uygun diller üretip yeni yaklaşımlar ortaya koyabilelim. Bu nedenle PCSAA’yı ciddi bir açığı kapatan, uluslararası platformda performans sanatı alanında önemli görevi olan bir girişim olarak görüyoruz.

PCSAA, Türkiye ve uluslararası coğrafyada performans sanatına odaklı, herkese açık, her alandan araştırmacılar için kaynak sağlayacak bir canlı sanat kütüphanesi ve arşivi. Canlı Sanat odaklı süreli yayın, kitap ve tezlerden oluşan kaynakların yanı sıra çok sayıda sanatçının performansından görsel ve işitsel kayıtlar ile performans kalıntılarından oluşan, her gün gelişmekte olan bir arşiv bulunuyor.

Bu doğrultuda, PCSAA’yı 2018 yılının sonunda hayata geçirdik. Londra’da bulunan Live Art Development Agency‘yi (LADA) baz alarak kurduğumuz araştırma alanımızın danışma kurulunda bu disiplinin uluslararası duayenlerinden küratör, performans, dans ve canlı sanat alanında uzman yazar Adrian Heathfield; LADA kurucu direktörü, küratör, yazar ve aktivist Lois Keidan; performans sanatçısı, Mobius’un kurucusu, School of the Museum of Fine Arts Boston’da Performans Sanatı Departmanı’nın kurucusu akademisyen Marilyn Arsem ve Performans sanatçı ikilisi, Venice International Performance Art Week’in kurucularından Verena Stenke ve Andrea Pagnes bulunuyor.

7.000 adet kitap kapasiteli alanımızda; 140 adedin üzerinde kitapla beraber akademisyenlerden gelen tez, uluslararası performans sanatçılarından gelen makale, fanzin, kitapçık, kartpostal, el ilanı ve poster gibi basılı malzemelerin yer aldığı 1.000’in üzerinde dijital ve fiziksel arşiv materyali bulunuyor. Bunun yanı sıra LADA arşivinden aktarılan 100’ün üstünde performans dokümantasyonu ile Performistanbul’un gerçekleştirdiği tüm performansların kayıtları ve eser niteliğindeki performans kalıntıları bulunuyor.

Yine kendi dilimizde kaynak ve içerik üretmek adına temelini attığımız Performistanbul Yayınları’nı, PCSAA ile birlikte bu alanda yabancı kaynakları Türkçe’ye çevirerek Türkiye’deki dijital platformlarda yayımlamak ve bu alanda daha fazla kaynak sağlamak amacıyla hayata geçirdik.

Performans sanatı, canlı sanat çalışmaları ve sanatçılar COVID-19 salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden ne şekilde etkilendi? Bu süreçte kültür-sanat alanında ve özellikle de performans sanatı alanında ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için neler yapılabilir?

Bir sanat disiplininden bağımsız olarak küresel anlamda, her birey ve her sektör farklı şekillerde etkilendi. Sadece performans sanatçısı değil tüm sanatçıları ele aldığımızda hem üretimlerini hem de eserin izleyici/katılımcı ile buluşma kanallarını etkiledi. Kapalı alanlarda eserler izleyicilerle buluşamadığından buna alternatif olarak da yoğun biçimde çevrim içi buluşmalara ve platformlara öncelik verildi.

Bu dönüşüm hâli bazen bir sanatçı için bulunduğumuz koşullara uygun yeni bir alan oluşturarak itici bir güce dönüşebilirken başka bir sanatçı için ise bir duraksama/nefes alma dönemi oldu. Performans sanatı özelinde cevap verecek olursak da yaptığımız iş bedenimizde ve kendimizde olduğundan yaşadığımız sürece devam ediyor ve kendini yaşamın koşullarına adapte ediyor. Bu yüzden de kendimizi ve Performistanbul’u bu dönemde sorumlu bir platform olarak gördük ve durmadık.

Performansın canlı olma hâli ile birleştirici gücüne inanarak hem icra eden sanatçıya hem de katılan izleyiciye iyileştirici bir süreç sunmayı diledik. Kısaca, sanatçılar ya da inisiyatifler olarak kendi yapabildiklerimiz kadar üretimlerimize devam etmeye çalışırken ya da sadece “en basit hâliyle yaşamaya” çalışırken bir araya gelmek ve birbirini desteklemek daha anlamlı ve önemli hâle geliyor; hem desteklemeyi hem de desteklenmeyi umuyoruz.

Performans sanatı tarihine baktığımızda dijital mecraların bir “alan” olarak kullanılması, teknolojilerin ve internetin gelişmesiyle 90’lı yıllarda başladı ve ilk çevrim içi performanslar yapıldı. Dijital ve çevrim içi mecralar bizim için de yeni bir “dil” olmadı, yaşadığımız karantina sürecinin öncesinde de bazı ulaşılması zor olan performanslarımızı canlı yayın üzerinden seyirciye açmıştık.

Sanatçılar gibi bizler de bu süreçte yeni dijital diller arayışına ve araştırmasına girdik. Yeni döneme ayak uydurma yolları ararken hem küratöryel hem de pedagojik anlamda farklı yaklaşımlar, metotlar ve diller geliştirmiş olduk.

Bu dönemden ortaya çıkan ihtiyaçlara gelecek olursak, salgın döneminden önce de var olan başlıca konuları sanat alanında hukuksal altyapı eksikliği, kaynak ve fon yetersizliği, büyük sanat kurumlarının yapısının esnemeye yatkın olmaması olarak sıralayabiliriz.

Sanatın demokratikleştirilmesi ve herkese açık olmasını büyük bir adım olarak görebiliriz fakat bu kadar değerli üretime ücretsiz olarak erişim/ulaşım sağlanması sonrasında alanda nasıl bir dönüşüm yaratacağını henüz bilmiyoruz. Bu sorular ile ilgili alandaki aktörler olarak birleşerek birlikte çözümler aramamız ve üretmemiz gerekiyor. Bu nedenle bu süreçte bir topluluk oluşturmayı da önemsedik. Aynı akıma dahil olan sanatçıların birbirine bağlanması ve uluslararası bir destek/paylaşım ağını oluşturmak istedik.

COVID-19 salgını ve salgına karşı alınan önlemlerin bireysel ve toplumsal düzeyde çeşitli etkileri olduğunu gözlemliyoruz. Performans sanatının ve yaptığınız çalışmaların bu bağlamdaki iyileştirici gücüne dair görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Performistanbul olarak “Kapalıyız” dememiz performans sanatının doğası ile örtüşmeyecekti. Herkes gibi biz de bu dönemde “Bir şeyler yapmalıyız! Ne yapabiliriz?” diye düşündük, çoğu ortaya çıkardığımız proje gibi bu da bir ihtiyaçtan doğdu. Her zamanki gibi paylaşma hissinden, insanlarla her ne koşulda olursa olsun bir şekilde iletişime geçme ve bir araya gelme derdinden…

Aklımızdaki çıkış noktası yine birleştirme, iyileştirme ve tabii ki ev oldu!

Her şeyin doğuş noktası “Ev”, yani kendimiz, sonra da Ev-de “canlı” kalmak. Projenin ismi, Stay LIVE at Home’un (Evde CANLI Kal’ın) başlangıç noktası evleri birbirine bağlama arayışı oldu. 17 Mart 2020 tarihinde Performistanbul sanatçıları ile beraber başlattığımız bu küresel açık çağrı ile tüm dünyayı birleştirmek ve kendilerini ifade etmek üzere mecra arayışındaki sanatçılara destek olup sanatçıları platformumuzda buluşturmayı hedefledik. Bu sayede hem bizi izleyen seyircilerimize hem de katılım gösteren sanatçılarımıza bir iyileşme ve yenilenme süreci sunmanın yanı sıra performans sanatının bedensel ve zihinsel gelişiminin her türlü zamanda ve mecrada sürdürülebilir oluşunu göstermeyi umduk. Evdeki seyircilere canlı bir süreç sunarak durmak yerine – fiziksel temas olamasa da – kamera aracılığı ile dokunmaya, farklı duyular ve araçlar üzerinden devam etmek istedik.

Hedefimiz sanattan öte yaşamı en gerçek hâli ile paylaşmak, sanata değil samimi bir şekilde yaşamın canlı sürecine odaklanmak oldu. Performansların canlı yayınlanması, sunulan sürecin doğaçlama tekniğine dayalı olması ve performans sürelerinin yaşamlarımızla kesişmesi (kimisinin aralıksız 14 gün ya da ucu açık şekilde karantina sürecinin sonuna kadar gibi uzun süre boyunca devam etmesi veya kısa süreyle hayatımıza dahil olması) projemizi birleştirici bir güç olarak sunmamızı sağlıyor. Performansın içerikleri de aslında katılan sanatçının içinde bulunduğu ruh hâliyle içinde bulunduğu coğrafyanın yansımalarını da ister istemez taşıyor. Bu gerçeklik ve samimiyet de bizleri birbirimize yakınlaştırıyor ve bağlıyor. Her ne kadar çevrimiçi bir platformda olsak da bazı performanslar tamamen interaktif biçimde ilerleyebiliyor. Sosyal medya aracılığı ile izleyiciyi de hareket geçiriyor böylece sürecin bir parçası hâline geliyor. İzleyicilerin katılımı ile oluşan performanslarda organik bir bağ kuruluyor. Özellikle uzun soluklu, belirli bir süre zarfına yayılan performanslarımızda seyirci, sanatçının doğal ve samimi bir şekilde sunduğu gerçek yaşantısının bir parçası hâline geliyor ve bu performansın kendi günlük hayatına eklenmesi ile yalnız hissetmiyor.

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız Evde CANLI Kal – Ev Performansları Serisi projesinin amacını ve bu kapsamda yapacağınız çalışmaları anlatır mısınız?

Projeyi ilk olarak platformumuz Performistanbul sanatçılarıyla paylaşıp kendi evimizden nasıl diğer evlere bağlanabileceğimizi düşünerek Evde CANLI Kal serisini beraberce hayata geçirme kararı aldık. Farklı mecralar üzerinden açık davetimizi yayınladık ve bizimle ilişkisi olan tüm sanatçıları davet ettik. Şimdiye kadar “Stay LIVE at Home – Ev Performansları” serisi kapsamında 15 ülkeden 58 sanatçı 89 performans gerçekleştirdi. Projenin kendi içinde organik olarak devam etmesini sağlamak adına katılan sanatçılar başka bir sanatçıyı aday gösterdiler, böylece her katılan sanatçıyla bir paylaşım zinciri ve topluluk oluşturuldu. Her şeyden bağımsız bu ağı kurmayı ve bu sürdürülebilir hissi ortaya çıkarmayı amaçladık.

Doğası gereği tamamen beden ve temas üzerine kurulu fiziksel bir sanat disiplini olan performans sanatının dijital bir platforma nasıl taşınabileceğinin araştırmasının yapılması; bu dönüşümün hem disiplini hem de sanatçı-izleyici ilişkisini nasıl etkilediğinin incelenmesi; bugüne kadar çoğunlukla fiziksel olarak işlenen disiplinin dijitalde geliştirdiği yeni dilin sanatsal pratiklere yeni bir dil veya farklı bir sanat pratiği olarak nasıl dahil edilebileceği; bu dönemde dünyanın farklı yerlerinde farklı pratiklerden nasıl çalışmaların ortaya çıkabileceği gibi konuları araştırmak üzere toplanan arşiv üzerine çalışılması gerekiyor. Bu araştırmaya yeni kişiler katarak daha derine götürebilmek ve sonucunda bir e-kitap ile dijital arşiv formatında yeniden izleyiciye sunmak için yapılacak çalışmayı Kültür Sanat Fonu sayesinde hayata geçirebileceğiz. Araştırma çalışmalarımız sona erdiğinde, bir dizi sanatçı konuşması ve atölye gerçekleştirerek bulgu ve çıktıları tartışmaya açmayı amaçlıyoruz. Topluluğu bir arada ve canlı tutabilmek ve projenin çıktılarını topluma kazandırabilmek için de sanatçılarla düzenli buluşmalar yaparak ilerliyoruz.

Bu heyecanlı yolculukta bize eşlik eden, projemize ve bu disipline inanarak bizleri destekleyen Turkey Mozaik Foundation’a ve Sivil Toplum için Destek Vakfı’na tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz.