Tag

acil destek fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Yuva Derneği İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi Projesine Başlıyor

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Yuva Derneği, yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Yuva Derneği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak. Dernek bu kapsamda, farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 kişiye yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

Yuva Derneği Proje Koordinatörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar, derneğin çevre farkındalığı alanında yürüttüğü faaliyetler, iklim krizi ile mücadelede toplumsal farkındalığı artırmanın önemi ve Paris iİklim Antlaşması hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Yuva Derneği’nin  yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüttüğünü biliyor. Bu çalışmalarla beraber çevre farkındalığı alanında da çeşitli faaliyetler yürütüyorsunuz. Çevre farkındalığı nedir? Yuva Derneği bu alanda ne tür çalışmalar yapıyor?

Bugün gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim değişikliği, hava ve su kirliliği, doğal kaynakların aşırı tüketimi, biyolojik çeşitliliğin azalaması gibi tehditler gezegenimizin sürdürülebilirliğini ve gelecek nesillerin yaşamını tehlikeye atıyor. Gezegenimizin geleceği, doğa ve insan ilişkilerine eleştirel bakabilen, bu sorunların çözümüne yönelik fikirler geliştirebilen, araştıran, bu çerçevede sorumlu davranış ve anlayış sergileyebilen çevre farkındalığına sahip, küresel okuryazar bireylerin artmasına bağlı. 

YUVA, 2010 yılından bu yana bu hedefle yetişkin eğitimleri düzenliyor ve kampanyalar yürütüyor. Şu anda Türkiye ve Avrupa’da çevre eğitimi alanında çalışan veya çalışmak isteyen 54 kurumdan oluşan bir ağın koordinasyonunu yürütüyor. Bu kurumlara kapasite desteği veriyoruz ve ülke genelinde sivil yurttaşlara, öğretmenlere, öğrencilere yönelik Ekoloji ve İklim eğitimleri gerçekleştiriyoruz. Yine iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında Termiksiz Gelecek isimli kömürlü termik santrallere karşı tüm canlılar için yaşam hakkını savunmayı amaçlayan çalışmalar yürütüyoruz. Yerel mücadelelerin deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla desteklenmesini sağlayarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. İklim değişikliği üzerine Türkiye ve Avrupa arasında değişim programı yürütüyor ve iyi örnek oluşturabilecek uygulamaların Türkiye’ye gelmesi için çalışmalar yürütüyoruz. 

Hibe desteğimizle İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Tüm Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkilerini gözlemliyoruz ve gelecek dönemlerde bu artarak devam edecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli  (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC)Türkiye’nin yakın gelecekte git gide daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koyuyor. IPCC’nin verileri, sanayi devrimi öncesi seviyelere göre gerçekleşecek yıllık ortalama 2°C’lik bir sıcaklık artışının, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, su kaynaklarının azalması, kuraklık ve çölleşme, biyolojik çeşitlilik kaybı, tarımsal verim kaybı, ve orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artışa sebep olacağına işaret ediyor. Temmuz 2021’de Türkiye’nin farklı illerinde ortaya çıkan ve 178 bin hektar orman alanının yok olmasına sebep olan 100’den fazla orman yangınında da iklim değişikliği önemli bir etken olmuştur. Biz de projemizle iklim değişikliği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve mücadele yöntemleri hakkında İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri geliştireceğiz. Bu eğitimler aracılığıyla toplumun farkındalığını artırarak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayarak hem Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının azaltılmasına hem de iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. 

Projenin çarpan etkisini arttırmak amacıyla proje faydacılarının yerel toplum liderleri olarak kabul edilen muhtarlar, imamlar, öğretmenler vs. olmasına öncelik vereceksiniz. Bu yaklaşımın nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz ?

İklim değişikliğinin herkesin, hepimizin meselesi olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle projemizde Muğla ve Antalya illerinde ikamet eden 18 yaş üstü farklı etnik, sosyal ve politik gruplardan, her iş kolundan, her sosyo-ekonomik kategoriden ve her eğitim seviyesinden genç ve yetişkin yurttaşları İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimlerimizle bir araya getirmemiz gerekiyor. Bunun bir yolunun da yerel toplum liderleriyle çalışmak olduğunu düşünüyoruz. Muhtarlar, imamlar, öğretmenler mesleki yaşamlarında ve mesleki yaşamlarının getirisi olarak özel yaşamlarında toplum içerisinde sözünü söyleyebilen ve dinlenen kişiler. Öncelikli hedefimiz yerel toplum liderlerine ve onlar aracılığıyla toplumun her kesiminden genç ve yetişkine ulaşabilmek. Böylece iklim değişikliği ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunu toplumun yalnızca bir kesiminin değil, her kesiminin gündemine almasını sağlamayı hedefliyoruz. 

İklim değişikliğiyle mücadelede toplumsal farkındalık ve eğitimin büyük bir öneme sahip olduğu söylenebilir. İklim okuryazarlığı eğitimleri veren bir kurum olarak toplumun iklim krizinin nedenlerine ve bu krizle mücadele yöntemlerine ne kadar hakim olduğunu düşünüyorsunuz? Bu bilinci arttırmak için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Türkiye’de yapılan araştırmalar toplumun artık İklim değişikliğinin insan sonucu olduğunu kabul ettiğini ve aşırı hava olaylarının arttığını ve bunları iklim değişikliğiyle ilişkilendirdiğini gösteriyor. Ne yapılabileceği ve bunları bireyler olarak günlük yaşamlarımıza nasıl katacağımız ise öğrenmemiz gereken şey, geliştirmemiz gereken beceri. Bu nedenle şu anda ihtiyacımız olan şeyler yalnızca bilgiyi yayan değil, aynı zamanda çözüm önerilerini de gösteren ve çevre dostu yaşamlar sürmeye teşvik eden çalışmalar. Elimizi taşın altına nasıl koyabileceğimizi anlatan, örnek oluşturan, teşvik ve dahil eden çalışmalara ihtiyacımız var. Gezegenimizi iyileştirmek adına davranışlarımızın sorumluluğunu almamızı sağlayacak, bizi aktif bireyler haline getirecek ve bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatacak çalışmaları yaygınlaştırmalıyız. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi yakın zamanda Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. Paris Anlaşması’nın iklim değişikliğine karşı verilen mücadelenin küreselleşmesi sağladığı söylenebilir. Bu anlaşma ile beraber Türkiye’de bizi ne tür değişiklikler bekliyor?

Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ile beraber Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2053 yılında karbon nötr bir ülke olacağımıza ilişkin koyduğu hedefin Türkiye’nin fosil yakıtlardan temiz enerjiye ve enerjinin etkin kullanılmasına geçişini ana akımlaştırdığı söylenebilir. Artık kömürlü termik santrallerin kapatılıp kapatılmayacağını değil ne zaman kapatılacağını veya içten yanmalı motorlarla çalışan araçların ne zaman trafikten kaldırılacağını konuşuyoruz. Bu değişimin nasıl adil ve yeşil bir dönüşüm olabileceğini, etkilenecek grupların nasıl desteklenebileceğini tartışıyoruz, araştırıyoruz, yakında planlama aşamasına geçmemiz gerekecek. Yirmi yıl içinde evlerimizdeki ısınma sistemlerinin ve sokaklardaki araçların tümünün elektrikli hale geldiği, şehirlerimizde hava kirliliği ve gürültünün olmadığı günleri göreceğiz.

 

Emek Benim Kadın Derneği ile Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Muğla’da faaliyet gösteren Emek Benim Kadın Derneği (Emek Benim), şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Emek Benim, Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçirecek. Dernek, proje kapsamında Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen iki kırsal yerleşim yerinde  yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak. Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çocukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Dernek, hibe kapsamında afetten etkilenmemiş ve etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. Emek Benim proje kapsamında 2 köyde yaşayan en az 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişimlerini sağlayacak.

Emek Benim Kadın Derneği Başkanı Nahide Uçar ile yaptığımız röportajda, faaliyet yürüttükleri bölgede ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını, yaşanan orman yangınlarının kadınları nasıl etkilediğini ve hibe desteğimizle hayata geçirecekleri çalışmaları konuştuk. 

Emek Benim Kadın Derneği, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz ev eksenli çalışan kadınların görünür kılınması amacıyla alan çalışması yürütürken bir yandan da kadınların hem  evin bakım sorumluluğunu yerine getirirken hem de geçimlerini sağlamak için emek sarf ettiklerini tespit etti. 35 kadın emeklerini birleştirerek 2013 yılında Emek Benim Kadın Derneği’ni kurdu. Derneğimiz hak temelli ve emek üzerine çalışıyor; kadın hakları, cinsiyet eşitliği farkındalığı, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Yürüttüğümüz son çalışmalardan bahsedecek olursam; Kadın Yoksulluğu ile Mücadelede Feminist Dayanışma başlığı ile 17 kadın örgütünün katıldığı ve 2 gün süren bir çalıştay düzenledik. Bu çalıştayda farklı kadın dernekleri ve kadın kooperatifleri ile ne tür dayanışma pratikleri geliştireceğimizi tartıştık. Aynı zamanda derneğimiz, kadına yüklenen rollerin ağırlaştığı COVID-19 döneminde, Etkiniz AB Programı desteğiyle 127 kişi ile anket çalışması yaptı. Emek Benim olarak etkin bir şekilde sahada çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz. 

Dernek olarak ev eksenli çalışan kadınların sorunlarının görünür olması amacıyla çalışmalar yürütüyorsunuz. Faaliyet yürüttüğünüz bölgede ev eksenli çalışan kadınlar ne tür sorunlarla karşılaşıyor? Bu sorunların çözümü için kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları neler yapabilir?

Ev eksenli çalışan kadınların görünürlüğü bulunmuyor ve bu kadınlar evde birçok işi aynı anda yapıyor. Ev eksenli çalışan kadınlar, çoğu zaman sosyal güvenceleri olmadan sağlıksız ortamlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Kendi imkanlarıyla ürettikleri ürünleri pazarlayabilecekleri olanaklara erişmekte zorlanıyorlar.  Bu nedenle başta Sosyal Güvenlik Kurumu olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ev eksenli çalışan kadınların emekli olabilmeleri ve sosyal haklardan faydalanabilmeleri için kanunları kadınların yararına göre düzenlemeli. Örneğin, ev içerisinde kendi imkanları ile üretim yapan kadınların vergiden muaf olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel yönetimler ise ev eksenli üretim yapan kadınların ürünlerini satabilecekleri pazar alanları sağlama konusunda destek olmalı. Ayrıca ev eksenli çalışan kadınların da çocuk bakım yükü kolaylaştırılmalıdır. 

2021 yazında Türkiye’nin farklı bölgelerinde meydana gelen yangılar sırasında kadınların mücadelelerine dair haberlerle sıklıkla karşılaştık. Öte yandan birçok kadın bu dönemde yaşadığı yerden göç etmek zorunda kalarak daha bireysel bir mücadele içine girdi. Yangınlar çalışma yürüttüğünüz bölgeyi ve özellikle kadınları nasıl etkiledi?

Bölgemizdeki yangınların bizzat içinde bulunduk. Kadınların yıllarca yaşadıkları evlerinden, bağlarından, anılarından, çocuklarını büyüttükleri yerlerden yeni bir yere göç etmeleri psikolojik olarak çöküntü içine girmelerine sebep oldu. Gitmek zorunda kalsalar da  akılları hep geride bıraktıklarında kaldı. 2021 yazında meydana gelen yangınlar sırasında derneğimiz hızlı bir şekilde yangın bölgelerinde yaşayan kadınlara kıyafet desteğinde bulundu. Aynı zamanda,  kendi ürettiğimiz her türlü malzemeyi anında bu bölgelere ulaştırdık. Göçmek ve gidilen yeni yerde hayatı yeniden kurmak her kadın için yüktür. Özellikle de yeterli şekilde desteklenmemişlerse bu yükleri daha da ağırlaşır. 

Emek Benim Kadın Derneği’nin çalışmalarının temelinde kadınlar arası dayanışmayı güçlendirmek yer alıyor. Yerelde kadınlarla bu dayanışmayı örgütlemek için kullandığınız yöntemlerden bahseder misiniz?

Öncelikle çalıştığımız alanda kadınlarla güvene dayalı, eşit bir ilişki inşa etmeye çalışıyoruz. Yardım odaklı değil hak temelli bir yaklaşımla çalışmanın amacının net olarak kavranmasına önem veriyoruz. Önemle verdiğimiz bir diğer konu ise çalışmayı kendilerine sunulan bir destek paketi gibi değil birlikte kotarılan bir dayanışma pratiği olarak hissetmelerini sağlamak. Bu nedenle, katılımcı yöntemler kullanmaya, bunları çalışmanın içinde geliştirmeye gayret ediyoruz. Son olarak şunu ekleyeyim; temas ettiğimiz grubun içinden öne çıkan kişilerle daha derinlemesine ve yakın ilişki geliştirerek iletişimin sürekliliğini sağlamaya gayret ediyoruz. 

Hibe desteğimizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

2021 Temmuz ve Ağustos aylarında başlayan yangınlar sırasında; Muğla ili ve ilçelerinde yanan köylerden ve kasabalardan tahliye edilen kadınları ziyaret ederek, ihtiyaç duydukları kıyafetleri üretim atölyesinde dikerek ve ayrıca satın alarak temin ettik. Ayrıca ihtiyaç tespiti yaparak Ege Kadın Buluşması, Afet Platformu gibi sivil ağlara bilgi akışını sağladık. Bir kez daha gözledik ki bunlardan çok daha fazlasının yapılması gerekiyor. Yangın, deprem, kuraklık sel gibi iklim krizi ve insan eylemleri sonucu meydana gelen afetlerin öncesinde önleme ve koruma bilincinin yaygınlaşması ve sonrasında iyileşme sürecinin cinsiyete duyarlı şekilde planlı kamusal destek ve sosyal dayanışma temelinde yapılandırılması gerekiyor.

Emek Benim Kadın Derneği olarak hibe desteğinizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceğiz. Bu proje ile Muğla Merkez ve Milas  bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu kurumları ve STK’ların sağladığı desteklere erişebilmeleri için çalışmalar yapacağız. Bu hedef doğrultusunda, 2 köyde yaşayan 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişiminlerini sağlayacağız. Muğla merkezde yaşayan afet yaşamamış kadınlarla köyü ve evi yanan kadınlar arasında kadın dayanışması odaklı iletişim gelişmesini sağlayacak ve afet sonrası hayatı yeniden kurma süreçlerini kolaylaştıracağız. Kadınların dayanıklılıklarını arttırarak, yaşamı koruma ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin gelişmesine katkıda bulunacağız. Son olarak, yangınla birlikte hane bazlı tarım alanları ve tohumlarını da kaybeden kadınların yangın yaşamayan bölgelerdeki diğer köylerdeki kadınlarla buluşmalarını sağlayarak hem tohum ihtiyacını karşılamalarını hem de ekolojik döngüye saygılı kadın dayanışmasını pratik etmelerini sağlayacağız.

 

Doğa Koruma Merkezi Vakfı ile Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM), bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında DKM, Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, vatandaşların aktif katılımı ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak olan Vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaları, alanın geri gelişine dair toplanan verileri ve üretilen bilgileri proje kapsamında oluşturacakları internet sitesi üzerinden kamuoyu ile paylaşacak. Proje kapsamında DKM tarafından oluşturulacak uzman ekip ile birlikte en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturulacak. 

DKM Proje yürütücüsü ve Orman Mühendisi İrem Tüfekçioğlu ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları, son yıllarda artan orman yangınlarının nedenlerini, yangınlar sonrası ormanların iyileşme sürecini ve Paris İklim Anlaşmasını konuştuk. 

DKM, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

DKM 2004 yılında doğa koruma alanında çalışan farklı disiplinlerden deneyimli uzmanların bir araya gelmesiyle kuruldu. Kuruluş motivasyonu, doğa koruma ile ilgili çalışmalarda gerekli bilimsel ve teknik altyapının eksik olduğunu ve bu yüzden de yapılan birçok projenin yeterince etkili olamadığını düşünmüş olmamızdır. Bu nedenle daha etkili doğa koruma projeleri için bilgiyi temel alan yaklaşımları Türkiye’de yaygınlaştırmayı amaçladık. Bu sebeple, DKM daha çok uzman kuruluş olarak görülür. 

DKM’nin var olma sebebi doğa korumayı etkinleştirmek. İşin bilimini, bu işi daha etkili yapmak için kullanacağımız bir araç olarak görüyoruz. Sonuçta doğa koruma dediğimiz uğraşın ana hedefi çözüm üretmek. DKM’nin kendini farklılaştırdığı en önemli özellikler yenilikçiliğe ve birlikte çalışmaya açık olması. Ezber bozmak, eski sorunlara yeni çözümler üretmek, ayağı yere basan yeni araçlar tasarlamak çok önemli. Ama bu sürecin diğer bir bileşeni de bunları hayata geçirebilecek işbirliklerini kurmak. Bilimsel yaklaşım, yeni araçlar, çözüm odaklı yaklaşım önemli ama bunları hayata geçirecek işbirliklerini kurmak için cesurca adımlar atmak da çok önemli. Bunu yapmadığınızda bir parça eksik kalıyor. 

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre 2008 ile 2020 yılları arasında Türkiye’de her yıl ağustos ayına gelindiğinde çıkan orman yangını miktarı 59 iken 2021 yılında bu sayı 159’a çıktı. Orman yangınların her geçen yıl hızlı bir şekilde artmasının nedenlerinden bahseder misiniz? Bu yangınlar beraberinde ne tür bir tahribat yaratıyor?

Orman yangınlarının çıkma nedenlerinin en başında insan aktiviteleri geliyor. İnsanların ormanların en derinlerine kadar ulaşabilmesi ve beraberinde doğadaki ayak izini artırması, izinsiz ateş yakılması, yanan izmaritin ormanlık alana atılması, yaz sıcaklarında bir mercek etkisi yaratabilen cam şişeler gibi çöplerin ormanda bırakılması gibi ihmalkâr davranışları ister istemez beraberinde orman yangınlarını getiriyor. Pandemi kısıtlamaları nedeniyle kapalı alanda kalan insanlar, özellikle yaz tatillerinde doğada daha fazla vakit geçirmeye başladılar, bu da insan etkisini artırdı. Bununla birlikte, iklim değişikliği ile sıcaklığın ve özellikle kuraklığın artması da hem yangınların daha sık hem de daha şiddetli gerçekleşmesine neden oldu. 

Yangınların ormanlık alanlardaki tahribatını düşünürken, yalnızca yanan otsu ve odunsu türleri değil, bu bitki türlerinden faydalanan arı, böcek gibi türlerden karınca, kaplumbağa ve sürüngen gibi toprak üstü diğer canlıların da hesaba katılması önemli. Kızılçam ormanları ve makiliklere bağımlı kuşlar, memeliler gibi hayvan türlerinin büyük bir çoğunluğu yangından zarar görmeden kaçmayı başarsa bile, yuvalama ve yaşam alanlarının ortadan kalkmış olması da tahribattan sayılmalıdır.

Ormanlar yangın sonrasında ne kadar sürede ve nasıl iyileşiyor? İyileşme sürecinde bu alanlara nasıl müdahale edilmesi gerekiyor?

Ağırlıklı olarak Kızılçam (Pinus brutia) ve Akdeniz sert yapraklı ormanlarından (kısaca makilikler) oluşan Akdeniz vejetasyonunun, en başta yangınlar olmak üzere, tahribatlar sonucunda toparlanabilme özelliğine sahip olduğu biliniyor. Makilikler yangından yalnızca birkaç hafta sonra kökten ve gövdeden sürgün vermeye başlarlar. Kızılçamlar ise serotinlik adaptasyonuna sahip türlerdir, başka bir deyişle şiddetli yangınlar sırasında bazı kozalakları yanmadan kapalı bir şekilde ağaç üzerinde kalır ve yangından bir süre sonra kozalaklar açılmaya başlayarak tohumlarını toprağa saçarlar. Kızılçam ve maki türlerinin bu şekildeki adaptasyon yetenekleri, Akdeniz tipi ekosistemlerinin yangından kısa bir süre sonra iyileşebilmesinin nedenleridir. 

Yangın sonrası ormancılık faaliyetleri genel olarak doğal ve yapay ağaçlandırma olmak üzere iki farklı şekilde yapılır. Faaliyetler planlanırken öncelikle alanların yanmadan önceki vejetasyon yapısı mutlaka dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, Kızılçam ormanları ve makiliklerin Akdeniz ekosistemlerinde iç içe geçmiş durumda olduğu göz önünde bulundurulmalı ve planlamada bu iki vejetasyon sınıfını mutlaka birlikte ele almak gerekir. Doğal ağaçlandırmada, kesilen yanmış Kızılçam ağaçlarının kozalak dolu dallarının yere serilmesi, aynı bölge ve yükseklikten toplanmış Kızılçam tohumlarının homojen bir şekilde alana serpilmesi gibi yöntemler uygulanır. Bu yöntemlerin yeterli olmadığı alanlarda ise yapay ağaçlandırma uygulamalarına ağırlık verilerek alanda teraslama çalışmaları yapılarak kızılçam fideleri dikilir. Bu uygulamalara alanda bulunan maki türlerinin de dahil edilmesi çok önemlidir. Bu kapsamda maki bireylerinin sürgün verme kapasiteleri izlenerek çeşitli maki bitki türlerinin gelişmesi teşvik edilmelidir. 

Hibe desteğimizle Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Akdeniz orman ekosistemlerinin bütünlüğünün korunmasını amaçlayan proje, yangın sonrası Kızılçam ormanları ve maki ekosistemlerinin ve içindeki yaşamın geri geliş sürecinin aktif vatandaş katılımı ile izlenmesi ve kamuoyu ile paylaşılmasını hedefliyor. Bu kapsamda, 2021 Ağustos ayında gerçekleşen orman yangınlarından etkilenen alanların yangın öncesi vejetasyon yapıları, yangınlardan etkilenmiş koruma altındaki alanlar ile tehdit altındaki türler tespit edilecek. Çalışmada Muğla bölgesine ağırlık vereceğiz ve diğer alanlar için örnek teşkil edecek bir sistem geliştireceğiz. Ortaya çıkacak hassas alanlar içinden, ulaşımı kolay noktalar belirlenerek aktif vatandaş katılımı yoluyla bu noktalarda proje süresi içinde izleme çalışmaları yürütülecek. Bu kapsamda yereldeki sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerle birlikte bir sistem kurularak bölgede yaşayan vatandaşların katılımları sağlanacak. Proje sonrasında da en az 10 yıl uygulamaya devam edebilecek bir sistemin kurulması projenin ana çıktısı olacak. 

Paris İklim Anlaşması yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı. Bu anlaşmanın kapsamından ve beraberinde getireceği değişimlerden bahsedebilir misiniz?

Paris Anlaşması iklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı ve karbon nötr bir gelecek hedefliyor. İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlıyor. Öte yandan, ne kadar hızlı önlem alırsak alalım değişimi durdurmak artık mümkün değil. Yapabileceğimiz sadece etkileri sınırlamak ve bu etkilere uyumu güçlendirmek. İklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı kadar iklim değişikliği beraberinde gelen afetlere karşı toplumun ve ekosistemlerin direncinin artırılması gerekiyor. Örneğin, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi yönündeki çalışmaların yanında tarımda uyum, su ve gıda krizine hazırlık gibi çalışmalar çok önemli.

Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum konusunda kapsamlı ve stratejik adımlar atması gerekiyor. DKM olarak tarım, orman, ekosistemler ve kent alanlarında uyum öncelikli iklim eylemleri için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kentlerde mühendislik çözümlerini içeren gri altyapılara karşı ekosistem hizmetlerini esas alan doğa temelli çözümleri destekliyoruz. Ekosistemlerin iklim düzenleyici etkilerini korumak ve güçlendirmek için çalışıyoruz. 

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Actecon,ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 5 STK’ya toplam 711.100 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM): Ankara’da faaliyet yürüten DKM, bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Vakıf, fon kapsamında sağladığımız 98.300 TL hibe desteği ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve vatandaşların aktif katılımı ile beraber, bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak. Yapılacak izleme çalışmasıyla ulaşılan verileri ve bilgileri kamuoyu ile paylaşacak. Bu çerçevede DKM,  amenajman planları ve uzaktan algılama verileri kullanarak Antalya, Muğla ve Mersin illerindeki yangın öncesi orman ve maki yapısını tespit edecek. Oluşturulacak uzman ekip ile beraber en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturacak. Ayrıca, vatandaş bilimi yolu ile veri toplanmasına yönelik bir sistem geliştirecek olan DKM, bu sistem ile vatandaşların bu sürece aktif olarak dahil olmasını sağlayacak. Son olarak vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaların, alanın geri gelişine dair toplanan verilerin ve üretilen bilgilerin kamuoyu ile paylaşılacağı bir internet sitesi oluşturacak.

EMEK BENİM Kadın Derneği (EMEK BENİM): Muğla’da faaliyet gösteren EMEK BENİM, şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 97.000 TL hibe desteği ile Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen Marmaris Turgutbayır bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde ve Milas’a bağlı, Çökertme ve Mazı yerleşimlerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve STK’ların sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak . Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çoçukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Son olarak hibe kapsamında afetten etkilenmemiş kadınlar ile afetten etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. EMEK BENİM proje kapsamında 150 kadına ulaşacak ve toplam 60 kadının ihtiyaçlarını doğrudan karşılayacak. 

Hayata Destek Derneği (Hayata Destek): Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan dernek, acil yardım, mülteci destek, çocuk koruma ve sivil toplumu güçlendirme ve koordinasyon program alanları altında çalışmalar yürütüyor. Hayata Destek, Fon kapsamında sağladığımız 170.000 TL hibe ile , Antalya, Mersin ve Adana illerinde yangınlardan etkilenen kişilerin ve ailelerin ihtiyaçlarını daha hızlı bir şekilde giderebilmeleri için toplam 40 aileye nakit para ve ayni destek yardımı yapacak. Desteklenecek aileler geçim kaynaklarının küçük ölçekli olması, ilgili meslek odalarına kayıtlı olmamaları ve açıklanacak desteklere erişimde güçlük yaşayabilecek olmaları kriterlerine göre önceliklendirilerek belirlenecek.

Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği (Natura): Ankara’da faaliyet gösteren Natura, dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. Fon kapsamında sağladığımız 165.800 TL hibe desteği ile yanan alanlarda envanter taraması yapacak olan dernek, yaban kedisi popülasyonunun mevcut durumunu ortaya çıkarmak amacıyla 10 foto-kaplan ile alanda tarama yapacak. 100 km2’lik bir alanda 12 ay boyunca izleme çalışması yapacak olan Natura, yaban kedisinin yanmış ve yanmamış alanlardaki habitat kullanım durumunu ortaya çıkarabilmek amacıyla 2 yaban kedisine uydu vericisi takacak. Ayrıca bölge yakınlarındaki en az 1 karakulaka da uydu vericisi takarak iki tür arasındaki olası rekabeti ortaya koyacak. Proje sonunda dernek, ilgili paydaşlarla beraber bir çalıştay düzenleyerek bölge yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğini ve bunun orman yangınları ile olası ilişkisini ele alarak, gerekli faaliyetlerin ve koruma tedbirlerinin planlanması maksadıyla Yaban Kedisi Tür Koruma Eylem Planı’nın oluşturulması için gerekli çalışmaları yapacak.

Yuva Derneği: Yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 180.000 TL hibe desteği ile iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak.Yuva Derneği, bu kapsamda farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 faydalanıcıya yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

 

Temel İhtiyaç Derneği Elazığ ve Malatya İllerinde Gıda Bankası Kurulması ve Sürdürülebilirliğinin Sağlanması Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) desteklediği gıda bankaları ağı ile Türkiye’de hem gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yapıyor hem de dezavantajlı kesimlerin bu bankalardan yararlanmasına destek olarak farklı bir dayanışma modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği verdiğimiz dernek, Elazığ ve Malatya’da depremden etkilenen afetzedelerin temel ihtiyaçlarının giderilmesine katkı sağlamak amacıyla farklı kurumlarla işbirliği yaparak her iki ilde de gıda bankaları kurulmasını sağladı. 

TİDER Genel Müdürü Nil Tibukoğlu ile yaptığımız röportajda proje kapsamında geliştirdikleri işbirlikleri ve yürüttükleri faaliyetleri , gıda bankalarının çalışma şeklini ve Türkiye’in farklı bölgelerinde meydana gelen afetlerde ne tür çalışmalar yaptıklarını konuştuk. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Elazığ ve Malatya İllerinde Gıda Bankası Kurulması ve Sürdürülebilirliğinin Sağlanması projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın koşulları nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı da biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

24 Ocak 2020 tarihinde meydana gelen Elazığ – Malatya Depremi sonrasında TİDER olarak insani yardım çalışmalarına destek olmak amacıyla Elazığ’a geçtik. Bu dönemde henüz yeni kurulan Afet Platformu‘nda yer alan sivil toplum kuruluşları (STK) ile birlikte deprem sonrası uzmanlık alanlarımıza göre bir saha koordinasyonu hazırladık. Gıda bankacılığı alanında çalışmalar yapan bir STK olarak depremden etkilenen afetzedelerin temel ihtiyaçlarının sağlandığı insani yardım organizasyonlarında ve bağış lojistiğinde çalışmalarımıza başladık. Bu çalışmalar esnasında gıda ve hijyen tedariği, soğuk zinciri gibi konular karşımıza çıktığı için gıda bankacılığının insani yardım alanındaki önemini fark ettik. Elazığ’daki saha operasyonlarımız tamamlandıktan sonra afetlere hazırlıklı yerel organizasyonlara destek vermek amacıyla Elazığ ve Malatya şehirlerinde gıda bankası kurulması için çalışma yapmaya karar verdik. Bu dönemde Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation’ın Elazığ DepremiAcil Destek Fonu’na başvurarak bu düşüncemizi proje haline getirecek desteği bulduk. Bu süreçten sonra her iki şehirde de gıda bankacılığı faaliyetlerinin başlangıcı için çalışmalarımızı başlattık. 

COVID-19 salgının pandemi ilan edilmesi projemizin başlangıcından sadece 1 ay sonra oldu. Bu TİDER için büyük bir talihsizlik olsa da kısa sürede STDV ekibinin destek ve yönlendirmeleri sayesinde projeyi yeniden şekillendirebildik. Bu dönemde projenin devam edebilmesi ve yerel kurumların gıda bankacılığına karşı olan motivasyonunu sağlamak için temel ihtiyaç ürünleri desteği sağladık. Buna ilaveten pandemi döneminde iletişimimizi çevrimiçi platformlara taşıyarak sürecin devamlılığını sağladık.

Proje kapsamında Elazığ ve Malatya illerinde geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahseder misiniz? Bu işbirliklerinin devamlılığı ve kurulan gıda bankalarının sürdürülebilirliği için önümüzdeki dönemde ne tür destekler sağlayacaksınız?

Proje kapsamında Elazığ’da ilk olarak Elazığ Belediyesi ve Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası işbirliğinde projemizi yürüttük. Projenin devamında afetlere hazırlıklı yerel yapılara yoğunlaşmamız sebebiyle proje ortağı olarak T.C. Kovancılar Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) ile devam etme kararı aldık. Kovancılar Kaymakamlığı SYDV yetkilileri ile hem Elazığ – Malatya Depremi hem de İzmir Depremi’nde AFAD deposunda insani yardım organizasyonları için birlikte çalıştık. Hemen devamında aşevi ve gıdaya uygun deposu bulunan Kovancılar Kaymakamlığı SYDV ile gıda bankacılığı çalışmalarımıza başladık. Malatya’da ise Malatya Büyükşehir Belediyesi ile projemizi başlattık. Proje kapsamında Türkiye’deki en büyük gıda bankalarından biri olan Vahap Küçük Hayır Çarşısı’nın açılışını yaptık. Market formatında olan gıda bankasının afet durumlarında organize edilebilecek bir operasyon planı da yetkililerle paylaşıldı.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında kurulan yeni gıda bankalarımızın sürekliliğinin sağlanması için öncelikli olarak temel ihtiyaç ürünleriyle destek vermeyi istiyoruz. Pandemi sürecinde de her iki şehre bu bağlamda 6 farklı bağış operasyonunda 200 tona yakın bağış ürünün yönlendirilmesini organize ettik. Buna ilaveten Türkiye genelinde olduğu gibi buradaki gıda bankalarımızın da hem kaynak geliştirme hem de operasyon kabiliyetini geliştirebilmek amacıyla eğitimler düzenlemek istiyoruz. 

Elazığ ve Malatya illerinde açılan gıda bankalarının başta depremden etkilenen kişiler olmak üzere bölgede yaşayanlara nasıl bir katkısı oluyor? Bu gıda bankalarının çalışma şekillerinden ve ihtiyaç sahiplerine sağladığı desteklerden bahseder misiniz?

Gıda bankacılığı sistemi, gıda israfı ve yoksullukla mücadelede en etkili yöntemlerden biri olarak görülüyor. Bu kapsamda bölgede yer alan gıda bankaları, ihtiyaç sahibi ailelerin temel ihtiyaçlarını sağlaması noktasında destek sağlıyor. Afet durumlarında da gıda, hijyen vb. operasyonları kapsayan insani yardım süreçlerinde gıda bankası yetkilileri operasyonlara hakim ve hazır bir şekilde hizmet verebiliyor. 

Malatya Büyükşehir Belediyesi Vahap Küçük Hayır Çarşısı market formatında bir gıda bankası olarak ihtiyaç sahibi ailelere istediği üründe seçim yapma imkanı sağlayan, gıda, hijyen, giyeceklerden oluşan bir yapı. Elazığ Kovancılar Kaymakamlığı’nın ise hem depo hem de aşevi formatında olan gıda bankacılığı sistemiyle tespit edilmiş ihtiyaç sahibi ailelere bağışlanan ürünler ulaştırılıyor ve ihtiyaç sahibi aile ve kişilere sıcak yemek dağıtımı organizasyonu yapılıyor.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığımız hibe özellikle kurulum aşamasında olacak saha tespit faaliyetleri, gıda bankalarına temel ihtiyaç ürünü tedariği ve teknik malzeme tedariği noktasında büyük destek oldu. Fonu destekleyen bağışçılara TİDER olarak çok teşekkür ederiz. Gıda bankacılığı gibi devamlı faaliyet gösteren bir yapının sürekliliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için bu fon aracılığıyla kurduğumuz gıda bankalarına destek olmaya devam etmelerini diliyoruz. 

Yakın dönemde Türkiye’in farklı illerinde meydana gelen orman yangınlarının yaşandığı bölgelerde ne tür çalışmalar yaptınız? Bu tür afet durumlarını da düşündüğünüzde, TİDER’in gelecek dönem için yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 yaz aylarında Türkiye’nin farklı bölgelerinde meydana gelen orman yangınlarında TİDER olarak 3 ayrı şehirde yardım çalışmalarına dahil olduk. Antalya Manavgat’ta saha tespiti, Muğla Marmaris’te 2 ayrı depoda bağış lojistiği organizasyonu ve Isparta’daki yangınlar için de iş ortağımız olan belediyenin talebi doğrultusunda aşevinde kullanılmak üzere temel gıda ve yangınlarda kullanılması için teknik malzeme tedariği sağladık. İlerleyen dönemde bölge halkının ihtiyaçlarına yönelik olarak gıda bankacılığı faaliyetlerini bu bölgelerde hayata geçirmek istiyoruz. Yangınlar diğer afetlere göre daha riskli ve süreci daha zor bir afet. Sahadaki pek çok afet ekibi gibi TİDER olarak biz de bu gözlemi yaptık. Yangın durumlarında halen devam eden bir süreç söz konusu olduğu için insani yardımın yanı sıra teknik ekipman bağışlarının da lojistiği önemli bir yer tutuyor. Olabilecek herhangi bir yangın afeti için TİDER olarak kendimizi teknik ekipman bağışının lojistiği ve sahadaki söndürme ekiplerinin taleplerinin acil karşılanması konularında uzmanlaştırmaya çalışacağız.

 

Sivil Sayfalar Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan Araştırma Komisyonu’nu İzleme Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar), sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını sivil toplum haberciliği yoluyla medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer sivil toplum kuruluşları arasında görünür kılmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Sivil Sayfalar, İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundationeş finansmanıyla sağladığımız hibe desteğiile hayata geçirdiği Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Araştırma Komisyonu’nu İzleme projesini yakın zamanda tamamladı. Bu kapsamda TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak iradesi sonucu kurulan Deprem Araştırma Komisyonu ve STK’ların süreçlere katılımına dair izleme değerlendirme ve farkındalık çalışmaları yürüten dernek, projedeki deneyimlerinden yola çıkarak hazırladığı Sivil Toplum ve Deprem: TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’nu yayınladı.

Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak Erdoğan ile röportajımızda projedeki deneyimlerini, sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımı içi yapıması gerekenleri ve sivil toplumun son günlerdeki gündemini konuştuk. 

Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nu İzleme projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve Sivil Toplum ve Deprem: TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’nun öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Raporda Depremle ilgili Araştırma Komisyonunun çalışmalarına mercek tuttuk. Tutanakları inceledik ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) Komisyon toplantılarına ve afet/deprem politikalarına katılımının nasıl ele alındığını anlamaya çalıştık. STK ve kamu arasındaki kopukluğun izlerini sürdük. Aynı zamanda, doğrudan ya da dolaylı olarak deprem ve afet çalışan STK ve platformların Komisyon’la nasıl bir ilişki kurduğunu, Komisyon’un çalışmalarına katkı sunma kanallarını ne şekilde kullandıklarını anlamaya çalıştık. Sosyal medya kampanyaları, bireysel ve birlikte toplantılarla Komisyon’a katkı sunmaları için STK’ları motive etmeye çalıştık. 

Depremle mücadeleye ilişkin hazırlanan ulusal stratejik planlara göre STK’lar; deprem öncesi, deprem sırası ve sonrası sürecin özneleri olarak tanımlanıyorlar. STK’ların katılımına yönelik oluşturulmuş katılımcı ve “iyi niyetli” politikalar kağıt üzerinde mevcut. Ancak bu alanlarda STK başlığı somutlaştırılamıyor, STK’lar soyut birer özne olmaktan öteye geçemiyor. Ve tabii ki süreçlerin aktif bir tarafı haline getirilemiyor. Türkiye’deki geniş STK yelpazesine yönelik bilgi ve anlayış çok kısıtlı. 

Meclis Komisyonu toplantılarında da kapsamlı bir STK odağının ihmal edildiğini ve STK’ların tam anlamıyla birer paydaş olarak ele alınmadığını görüyoruz. Komisyona davet edilen STK’ların sayısının düşük olduğu, katılan kurumların büyük oranda hali hazırda devletle entegre ya da işbirliği içerisinde çalışan dernek ve vakıflar ile zorunlu üyelik temelinde örgütlenen meslek örgütü ya da meslek odaları niteliği taşıdığı (Türk Kızılay Derneği, AKUT Arama Kurtarma Derneği, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER ), Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR), Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği, Türkiye Müteahhitler Birliği, Tüm İtfaiyeciler Birliği Derneği (TİB), Türkiye Deprem Vakfı, Yapı Denetim ve Deprem Mühendisliği Derneği, İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu, Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu) görülüyor.

Komisyonda STK katılımlı formül üzerinden tartışılan çoğu konunun (örneğin, yapı üretim süreçleri) daha çok meslek örgütü niteliği taşıyan kurumlara alan açtığı görülüyor. STK’larla ilgili fazlasıyla genel geçer ve edilgen tanımlamalar var. 

Afet yönetiminde olduğu gibi, kamu kurumlarının sunumlarında ve tartışmalarda, STK’larla işbirliğinde ve koordinasyonda öz eleştiri dozu oldukça düşük. Sadece STK’larla değil, deprem sahasındaki koordinasyon kalitesinin merkezi hükümetle, yerel hükümetin farklı partilerden olduğu durumlarda daha düşük olduğu anlaşılıyor. 

STK’ların önemli bir saha ve ilişki ağı yaratma potansiyeli var. Ancak bu potansiyel karşılıklı güvensizlikler nedeniyle etkili bir şekilde kullanılamıyor. Pek çok STK’da onları diğer STK’lardan ayıran yaklaşımsal ya da siyasi özellikler nedeniyle, deprem gibi kritik durumlarda bile bir araya gelmekte ya da bir arada iş üretmekte zorlanabiliyor. STK’lar, siyasi süreçlere katılımın son derece kısıtlı olduğu bu zamanlarda, açılan olanakları iyi kullanamıyor. Uzmanlıklarını, bilgilerini ve becerilerini bu kanallara ulaştırmak konusunu daha fazla gündeme almaları gerekiyor. Bu noktada STK’ların, kapasite ve yeteneklerini sorgulamaları ve kamunun STK’lara açtığı alana uygun çıktılar üretmeyi gündemde tutmaları önem taşıyor. Bu alan kendi kendine yani devletin insiyatifiyle açılması kolay olmayan bir alan. Bu nedenle STK’lar potansiyellerini ve profesyonellik ölçütlerini test etmesi, profesyonel ve sistematik çalıştıklarını ispat etmesi gerekiyor.

Proje kapsamında deprem konusundaki çalışmalar özelinde kamu-sivil toplum işbirliğini geliştirmek ve sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerine katılımını artırmak için çalışmalar yaptınız. Bu süreçte edindiğiniz deneyimlerden ve bu tür çalışmalarda dikkat edilmesi gereken noktalardan bahseder misiniz?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu konuda aşılması gereken teknik ve algısal zorluklar var. Sivil toplumun kamu üzerindeki etki kapasitesini geliştirmek, STK’ların en önemli gündemi olmalı.  En son Akdeniz bölgesinde yaşanan orman yangınlarında da görüldüğü üzere, insanlar kendilerini etki yaratamadıkları için çaresiz hissediyor ve bir şeyler yapmak istiyor. Bu toplumsal iradeyi profesyonelliğe ve etki yaratmaya yönelik yöntemlere kanalize etmek için çok çalışmak gerekiyor. STK’ların çalışmalarına ilham olması umuduyla, şu somut önerileri sıralayabiliriz:

STK tanımının siyasi ve kamu politikası ile ilgili süreçlerde soyut kaldığından bahsetmiştik. Bunun için afet ve deprem süreçlerine ilişkin doğrudan ya da dolaylı olarak çalışan STK’lar yerel ve ulusal düzeyde haritalandırılmalı. STK’lar buna öncülük edebilirler. Bu haritalar mahallelerden başlayarak, illeri ve tüm ülkeyi kapsayacak seviyelerde hazırlanmalı ve kamu, yerel yönetim ve bütün STK’ların kullanımına sunulmalı. Bu haritalar periyodik olarak güncellenmeli. 

STK’ların kendi çalıştıkları alanlardan bağımsız olarak, afetler, depremler, iklim krizi ve salgın gibi gündelik hayatı etkileyen konuları politika, plan ve programlara dahil etmesi, bu bakış açısının ana programlara yerleştirilmesi gerekiyor. STK’ların konu ve alanlarından bağımsız afet ve deprem durumlarında işleme koyacakları, kaynaklarını ve ağlarını harekete geçirecekleri acil durum planlarının hazır olması da önemli.

STK’lar afet gibi can alıcı bir konuda işbirliğinin önünü tıkayan siyasi çekişmeler ve farklılıklara karşı merkezi ve yerel yönetim ve süreçlerin paydaşı olan STK’lar arasında protokol oluşturmaya yönelik bir çalışma yürütebilirler. Bu protokol, deprem sahasında, aktörler arasındaki ilişkiler siyasi nedenlerle sekteye uğruyorsa, olası anlaşmazlık durumlarında ortaya çıkacak meseleleri ele almada ve sorunların üstesinden gelmede etkili olabilir.

Hibe desteğimizin Türkiye’de depreme hazırlıklık alanında yapılan çalışmalara ve derneğinize nasıl bir katkısı oldu? İzmir Depremi Acil Destek Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Hibe desteği ile birlikte sivil toplumun deprem başta olmak üzere afet politikalarına dahil edilmesi noktasında farkındalık oluşturma imkanı bulduk. Yine aynı şekilde afet alanında çalışan sivil toplumun mevcut durum ve afetlerin risklerinin azaltılması noktasındaki faaliyetlerini, bu konudaki birikimlerini ve öngörülerini gündeme taşıdık. Meclis Komisyonu nezdinde STK katılımı noktasında değerlendirmeler yapma imkanı bulduk. İklim kriziyle birlikte Türkiye’nin afetler karşısındaki kırılganlığı iyice artmaya başladı. Bu nedenle afet konusundaki desteklerin çeşitlenerek artması, dezavantajlı kesimlerin afet politikalarına dahil edilmesi amacıyla çalışmalar yürüten kurumların desteklenmesi önemli.

Hibe kapsamında düzenlediğimiz çalıştay gündelik işleyişlerinde bir araya gelmeyen pek çok farklı kesimden STK’yı bir araya getirdi ve birbirlerini daha yakından tanımlarını sağladı. Toplantıya aynı zamanda Deprem Araştırma Komisyonu üyesi 2 milletvekili, TBMM yasama uzmanların çoğunlukta olduğu Yasama Derneği’nden bilgiler sunan bir uzman ve İzmir ve İstanbul Belediyeleri’nden yetkililer katıldı. Yerel ve merkezi yönetimden siyasetçiler ve bürokratların, STK temsilcileriyle çevrimiçi dahi olsa bir araya gelmesi çok kıymetli. İlişkilerin ve karşılıklı anlayışın oluşmasının kapısını aralıyor.

Sivil toplum haberciliği yapan bir kurum olarak son dönemde sivil toplum gündeminde en fazla yer alan ve tartışılan konuların neler olduğunu paylaşabilir misiniz?

Pandemi tüm dünyada, sektörlerde olduğu gibi sivil toplumun gündeminde de yerini koruyor. Sivil toplum bir yandan pandeminin oluşturduğu eşitsizlikleri görünür kılma, çözüm önerileri oluşturma çalışmaları yürürtürken, bir yandan da varlık mücadelesi veriyor. İklim kriziyle birlikte artan ekolojik sorunlar, Türkiye’in İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiyle birlikte kadına şiddetin artması, mülteci krizi gibi konular da gündemdeki yerini koruyor. Son günlerde bunlara fon tartışmaları da eklendi. Yangın süreciyle birlikte sivil toplum için önemli olan şeffaflık, bağışların nasıl kullanıldığı, koordinasyon gibi konular da sivil toplumun gündemindeki diğer konular.

Sivil Sayfalar farklı paydaşları bir araya getiren ve diyalog ortamlarını artıran çeşitli projeler de yürütüyor. Bu bağlamda gelecek dönemde yapmayı planladığınız projelerden ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Sivil Sayfalar önümüzdeki süreçte sivil toplumun etkisini, görünürlüğünü arttırma ana misyonunun yanı sıra; sivil alanın genişlemesi ve sivil topluma elverişli sistem reform çalışmalarına yoğunlaşacak. Sivil toplumun ortaya koyduğu birikimi, yürütülen çalışmaları ve çözüm önerilerini karar mekanizmalarına ulaştırma noktasında önemli bir alan sunan sivil toplum haberciliğine de devam edilecek.

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, aşağıda ayrıntıları verilen 4 ana başlık altındaki çalışmalar desteklenecektir:

1. Yangın bölgelerindeki çalışmalar için teknik ekipman desteği sağlanması: STK’ların yangın bölgelerindeki çalışan ve gönüllülerinin ihtiyaç duyduğu teknik ekipmanların (yanmaz kıyafetler, botlar, jeneratör, vb.) sağlanması amacıyla verilen destekleri içerir. Bu destek altında temin edilecek malzemelerin birden fazla kez kullanılabilir ve ilgili STK’nın envanterine kaydedilerek bundan sonraki yangın ve/veya afetlerde de kullanılabilir nitelikte olması gerekir.

2. Yangından etkilenenlerin geçim kaynaklarına erişiminin sağlanması ve psikososyal çalışmalarla iyi olma hallerinin desteklenmesine yönelik çalışmalar: Farklı bölgelerde devam eden yangınların söndürülmesinin ardından yapılan/yapılacak ihtiyaç analizi çalışmaları doğrultusunda geçim kaynaklarını kısmen veya tamamen kaybetmiş olan kişilerin (köylerdeki tarım ve hayvancılık faaliyetleri, turizm faaliyetleri vb. gibi) yeniden geçimlerini sağlayabilir hale gelmeleri için verilecek destekleri içerir. Bununla birlikte, yangın bölgelerinde yaşayan veya yangının söndürülmesi için yapılan çalışmalara katılan kişilerin iyi olma hallerinin desteklenmesi için verilecek psikososyal destekler de bu başlık altında değerlendirilecektir.

3. Yangından etkilenen canlıların ve biyo çeşitliliğin korunması için destekler: Başta hayvanlar olmak üzere yangınların yaşandığı bölgelerde zarar gören tüm canlı yaşamın ve ayrıca ekosistemin korunması, onarılması ve biyo çeşitliliğin devamının bilimsel yöntemlere uygun şekilde sağlanması için yapılan çalışmalara verilen destekleri içerir.

4. Doğal afetler ve müdahale yöntemlerine ilişkin farkındalık artırma ve bilinçlendirme çalışmaları için destekler: İklim krizi veya insan kaynaklı olarak bundan sonraki süreçte yaşanabilecek yangınlar ve doğal afetler gibi konularda ve bu tür afetlere müdahale yöntemleri hakkında doğru bilgi ve yöntemlerin bilinirliğinin bölge insanı, genel kamuoyu ve yetkililer nezdinde artırılması amacıyla yapılacak çalışmalara verilen destekleri içerir.

Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 400.000 TL’dir. STK’lar tarafından sahada tespit edilen acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta/uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için de destek verilecektir.

Fona başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması beklenir:

  • Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif. vb.)
  • Yangınlar sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak.
  • Başvurunun en fazla 200.000 TL içeren bir bütçe ile yapılmış olması.

Orman Yangınları Acil Destek Fonu’na yapılacak olan başvurular için iki farklı son başvuru tarihi bulunmaktadır:

  • Yangın bölgelerindeki çalışmalar için teknik ekipman desteği sağlanması ile ilgili yapılacak acil destekler için son başvuru tarihi 9 Ağustos 2021 saat 17:00’dir.
  • Yangından etkilenenlerin geçim kaynaklarına erişiminin sağlanması ve psikososyal çalışmalarla iyi olma hallerinin desteklenmesi, yangından etkilenen canlıların ve biyo çeşitliliğin korunması, doğal afetler ve müdahale yöntemlerine ilişkin farkındalık artırma ve bilinçlendirme çalışmaları gibi orta ve uzun dönemli çalışmalar için son başvuru tarihi 19 Ağustos 2021 saat 10:00’dur.

Fon hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci ve başvuru koşulları) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

 

COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek Sivil Toplum Kuruluşları Belirlendi

By | Acil Destek Fonu

COVID-19 salgını ekseninde yaşanan gelişmeler sonrasında güncellediğimiz 2020 yılı hibe stratejimiz doğrultusunda 2016-2019 döneminde vakfımızdan hibe alan sivil toplum kuruluşlarına (STK) yönelik olarak Turkey Mozaik Foundation iş birliği ile bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında destekleyeceğimiz STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 9 STK’ya toplam 158.506 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve yapacakları çalışmalara ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Barış için Müzik Vakfı (Barış için Müzik): Her çocuğun sanatsal yaşama katılma ilkesine inanan Barış için Müzik, çocuklara karşılıksız müzik eğitimi sağlayarak fırsat eşitliğine katkıda bulunuyor. COVID-19 salgını sebebiyle finansal sürdürülebilirliği olumsuz şekilde etkilen Barış için Müzik, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteğiyle vakfın kurumsal iletişim kapasitesinin geliştirmek ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapacak. Vakıf, hibe desteğini 4 ay süreyle Kurumsal İletişim Koordinatörü, grafiker ve video editörü istihdam etmek ve bu sayede kurumsal iletişim araçlarını daha etkin hale getirmek için kullanacak.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED): Görme engelli bireylerin eğitim olanaklarının iyileştirilmesini ve herkesle eşit şartlarda bilgiye erişimini sağlamak amacıyla çalışan EGED, eğitimde fırsat eşitliğine yönelik her türlü tedbirin alınması için çalışmalar yapıyor ve engelli bireylerin eğitim hayatında karşılaştığı sorunlar için çözüm önerileri geliştiriyor. EGED, sağladığımız 15.000 TL kurumsal hibe desteğiyle derneğin hedef kitlesinin ihtiyaçları doğrultusunda etkileşimli, sesli ve görsel içerikler üretebilmesini sağlayacak dijital araçları temin edecek ve dernek ofisinin 4 aylık kirası ile fatura giderlerini karşılayacak.

İmece İnisiyatifi Derneği (İmece İnisiyatifi): İmece İnisiyatifi, ayrımcılık, adaletsizlik ve yoksulluğa karşı sürdürülebilir bir yaşam yaratmayı hedefliyor. Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin rotası üzerinde bulunan İzmir’de mültecilerin sayısının artması ile mültecilere yönelik çalışmalara öncelik vermeye başlayan dernek, mülteciler arasında en dezavantajlı grup olan Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapıyor. Dernek, sağladığımız 18.000 TL kurumsal hibe desteğiyle mevsimlik tarım işçiliği yapan Dom topluluklarına gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi 4 ay süreyle istihdam edecek.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu): Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden dernek, bu alandaki davaları izliyor, kadın cinayetlerine ilişkin aylık ve yıllık verileri derleyerek kamuoyuyla paylaşıyor ve bu konuya dikkat çekmek için kampanyalar düzenliyor. COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler ile kadınların şiddete uğrama oranın yükseldiğini tespit eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu şiddet gören kadınlara destek olmak amacıyla gönüllülerin desteğiyle acil destek hattını yürütüyor.s. Dernek, sağladığımız 19.506 TL kurumsal hibe ile destek hattının kapsamını genişletecek ve 3 ay süreyleücretli çalışanlar istihdam ederek verilen hizmetin kapsamını genişletecek ve erişilen kişi sayısını artıracak. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu destek hattına gelen başvurularla ilgili istatistikleri kamuoyuyla paylaşarak bu konuya ilişkin bilgilerin yaygınlaştırılmasına da katkı sağlayacak.

Karakutu Derneği (Karakutu): Toplumun, özellikle de gençlerin, egemen veya resmi olanlar dışındaki tarih anlatılarını duymasını mümkün kılmak ve olgulara başka açılardan da bakılabilmelerini sağlamak için çalışmalar yürüten Karakutu Derneği, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerini karşılamak üzere kullanacak. Karakutu, sağladığımız 19.000 TL kurumsal hibe desteğiyle 4 ay süreyle derneğin çalışanlarının maaşlarına katkı sağlayacak ve kira, muhasebe gibi sabit giderlerini karşılayacak.

Nefes Kültür Sanat Derneği: Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından kurulan dernek, Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Gaziantep’te çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı üzerinden çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler nedeniyle Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerine ara vermek zorunda kalan dernek, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteğiyle dijital araçlar satın alarak faaliyetlerini dijital ortama uygun hale getirecek ve derslere dijital platformlar üzerinden devam edecek.

Rengarenk Umutlar Derneği (Rengarenk Umutlar): Rengarenk Umutlar başta Sur bölgesi olmak üzere Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90 oranında internete erişimin olmadığını belirten dernek, sağladığımız 20.000 TL kurumsal hibe desteği Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink ile internet altyapısını güçlendirerek hedef kitlesinin internete erişimini artırmak ve çocuklara yönelik faaliyetlerini 4 ay süreyle dijital platformlar üzerinden devam ettirmek için kullanacak.

Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketi Derneği (BoMoVu): Sporu ve beden hareketini sosyal faydaya dönüştürmek için programlar geliştiren ve uygulayan BoMoVu çocuklar, mülteciler, kadınlar gibi çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik olarak yaptığı çalışmalarla bu grupların sosyal olarak güçlenmelerine katkı sağlıyor.COVID-19 salgını sebebiyle faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başlayan BoMoVu, sağladığımız 16.000 TL kurumsal hibe desteğini çevrimiçi olarak çalışmalara devam edilmek amacıyla gerekli teknik ekipmanın alınması ve kira desteği için kullanacak.

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (Tarlabaşı Toplum Merkezi): Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi, bölge sakinlerinin kent yaşamına eşit katılımını desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 sürecinde azalan finansal kaynaklar nedeniyle kaynak geliştirme çalışmaları aksayan dernek sağladığımız 11.000 TL kurumsal hibe desteğini Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılamak amacıyla 4 ay süreyle kullanacak.

Temel İhtiyaç Derneği ile Elazığ Depremi Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklediğimiz Projelerini Konuştuk

By | Acil Deprem Fonu, Acil Destek Fonu

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşamasında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe verdiğimiz Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ihtiyaç sahiplerine gıda bankacılığı yoluyla destek oluyor ve kişilerin istihdam edilebilirliklerini artırarak yoksullukla mücadelede gerçekçi ve sürdürülebilir bir model oluşturmayı hedefliyor.

Hibe kapsamında, depremden etkilenen Elazığ ve Malatya illerinde yerel paydaşlarla iş birliği halinde Destek Market’ler kurmak için çalışmalar yapacak olan TİDER’in Genel Sekreteri Nil Tibukoğlu Yurdakul ile derneğin gıda bankacılığı modeli, proje kapsamında yapacakları çalışmalar ve COVID-19 salgının etkileri üzerine konuştuk.

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER), bir taraftan dünyanın en önemli sorunlarından biri olan israfı önlemek, diğer taraftan da faydalanıcılarının temel ihtiyaçlarına adil ve eşit şekilde ulaşabilmesi için çalışmalar yürütüyor. TİDER’in kuruluş hikayesini ve hayata geçirdiği gıda bankacılığı modelinin öne çıkan özelliklerini bizimle paylaşır mısınız?

2010 yılında gıda sektöründe çalışan ve gıda bankacılığının açlık ve yoksullukla mücadelede önemli bir araç olduğuna inanan 9 kurucu üyemiz ile birlikte Gıda Bankacılığı Derneği adı altında faaliyetlerimize başladık. Gıda bankacılığı hakkındaki bilgi ve deneyimlerimizi yeni kurulan gıda bankalarına aktardık. Gıda bankalarını ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bağışlar ile destekledik.

2014 yılında insanların kendi yetkinlik ve yeteneklerine uygun işlerde çalışabilmesinin de en temel ihtiyaçlardan biri olduğundan hareketle çalışmalarımıza istihdam ve kalkınma projelerini de katarak Temel İhtiyaç Derneği adını aldık. Böylelikle ihtiyaç sahiplerine yalnızca gıda bankacılığı yoluyla yardım etmekle kalmayıp, istihdam organizasyonunu da üstlenerek yoksullukla mücadelede gerçekçi ve sürdürülebilir bir model oluşturmayı hedefledik. Bu Türkiye’de bir ilkti ve dünyadaki benzer kuruluşlara da örnek teşkil ediyordu. Bu yenilikçi ve özgün modelimizin ilk Destek Market’ini ise 2015 yılında İstanbul, Maltepe’de kurduk.

Bugün kurduğumuz ve desteklediğimiz Destek Marketler ile yoksulluk sınırı altında yaşayan insanların temel ihtiyaçlarına ulaşmalarını sağlarken Destek İK aracılığı ile bu kişilere eğitimler veriyor, meslek edindiriyor ve işe yerleştiriyoruz. Bunun yanı sıra, kriz dönemlerinde afet bölgelerinde yaşayanların temel ihtiyaçlarını karşılıyor, kırsal bölgelerdeki kadınların ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmelerine öncelik veren kalkınma projeleri geliştiriyor ve çocuk yoksulluğu konusunda yerel projeler üretiyoruz.

TİDER Destek Marketleri nerelerde faaliyet gösteriyor ve faydalanıcılarına ne tür imkanlar sağlıyor? Marketlerin faydalanıcı sayısı ve sosyal etkisi ile ilgili bilgi verir misiniz?

2015 yılında kurulan Destek Market, Maltepe ilçesinde kuruldu. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden göç almış olan Maltepe ilçesi, gelir eşitsizliği ve yapılaşma yanlışları ile Türkiye’nin prototipi olan bir ilçe. Bu sebeple bir toplum merkezi görevi görecek olan Gıda Bankası’nın böyle bir ilçede kurulması önemli bir örnek oldu.

2017 yılında İstanbul’un en çok göç alan dezavantajlı bölgelerinden biri olan Bağcılar ilçesinde ikinci Destek Market’imizin açılışını yaptık. COVID-19 sürecine kadar açık olan Bağcılar Destek Market, operasyon zorlukları sebebi ile süresiz olarak kapatıldı.

Bu iki Destek Market’ten bugüne kadar faydalanan toplam kişi sayısı ise 9.300 aile yani ortalama 32.600 kişi.

Destek marketleri kurarken ve işletirken içinde kamu kurumlarının ve özel sektörün de yer aldığı farklı paydaşlarla iş birlikleri de yapıyorsunuz. Destek marketler bünyesinde geliştirdiğiniz iş birliği modelleri ve bu iş birliklerinin çalışmalarınıza katkısından bahseder misiniz?

Gıda bankası, bir toplum varlığıdır ve öyle de olmalıdır. Önceden mevcut olan bir dernek veya vakıf tarafından kurulması ve işletilmesi mümkün olsa da kapsamı içinde bulunduğu topluma hizmet sunar. Bu sebeple inancımız o dur ki; toplumun gıda bankası ile etkileşim kurması ve gıda bankasını sahiplenmesi halinde, gıda bankası çok başarılı olacaktır.

Gıda bankacılığı, toplumun üç farklı kesiminden (tüm düzeylerde kamu sektörü, iş çevreleri – gıda endüstrisi ve medya dahil olmak üzere özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ve platformlarından oluşan gönüllü sektör) önemli temsilcilerin, yoksul insanların gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik ciddi diyaloğa ve eyleme girmesine olanak sağlamanın ve teşvik etmenin yanı sıra bu anlamda özgün bir iş birliği modeli de oluşturuyor.

Her üç kesimin de temsil edildiği başarılı bir ittifakla gıda bankacılığı sisteminin tasarlanması ve işletilmesi sağlıklı tartışmaların önünü açarak ihtiyacın, fırsatın ve iş birliğinin değerlendirilmesine elverişli bir ortam yaratıyor. Sonuç olarak, bu tür ittifaklar, toplumdaki yoksulluğun nedeni ne olursa olsun, yoksulluğu çeken insanların bu sorununu gidermeye odaklanan ve gerçek anlamda iş birliğine dayalı bir girişim yaratılması için duvarların yıkılmasına ve ellerin uzatılmasına olanak sağlıyor.

TİDER modelini tüm Türkiye’ye anlatmak ve sürdürülebilir bir Gıda Bankacılığı sistemi yaymak amacı ile yerel yönetimlerle, ticaret odalarıyla ve kalkınma ajanslarıyla ciddi iş birlikleri içine girdik. Bu iş birlikleri, Türkiye’nin her bölgesinin ayrı ihtiyacını ve profilini anlamamız ve buna özel çözümler üretmemiz adına bize yardımcı oldu. Aynı zamanda bu yönetim şekilleri ve sosyal hizmet sistemi içerisinde Gıda Bankacılığı sisteminin yerleştirilmesinin ne kadar uygun olduğunu ve doğru sistemle başlayan bir oluşumun başarılı olacağı inancımızı pekiştirdi.

TİDER, 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ ve çevre illeri etkileyen depremin ardından, Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hayata geçirdiğimiz Acil Destek Fonu kapsamında hibe verdiğimiz STK’lar arasında yer alıyor. Bu hibe desteğiyle bölgede ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

24 Ocak tarihinde Elazığ ve Malatya’da yaşanan deprem felaketinde, doğrudan ve dolaylı olarak zarar gören şehir sakinleri ve ihtiyaç sahibi kişilere hizmet vermesi amaçlı Gıda Bankalarının açılmasının sağlanması amacı ile başvurduğumuz hibeye hak kazanmış olmaktan dolayı çok mutluyuz.

Malatya Belediyesi ve Elazığ Ticaret Odası ile iş birlikleri ile her iki ilde birer gıda bankasının açılışına öncülük etmeyi planlıyoruz. Deprem sürecinde, her iki bölgenin de ihtiyaçlarını yakından izleme şansı bulduk. Elazığ ve Malatya illerinde birer Gıda Bankası olması gerekliliğine inanıyoruz. Bu hibe sayesinde, bağışların ve israftan kurtarılacak ürünlerin doğru bir sistemle, belirlenmiş ihtiyaç sahiplerine, bedelsiz şekilde yönlendirilmesini sağlamak amacıyla gıda bankalarının açılmasına öncülük edeceğiz. TİDER olarak Gıda Bankacılığı ile ilgili tüm bilgi birikimimiz ve dokümanlarımızı doğru sistemle, sürdürebilir ve kontrol edilebilir bir Gıda Bankacılığı sistemi oluşturmak amacı ile kullanacağız.

COVID-19 salgınının etkilerinin, yoksul ve kırılgan gruplar üzerindeki daha fazla olduğu biliniyor. Salgın, TİDER’in çalışmalarını, Acil Destek Fonu kapsamında yürüteceğiniz projeyi ve çalışmalarınızdan faydalanan grupları nasıl etkiledi? Bu süreçte çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

COVID-19 salgını sebebi ile ihtiyaç sahibi aile sayısı tüm Türkiye’de önemli seviyede artış gösterdi. Buna karşılık gıdaya ulaşım zorlaştı ve gıda stoklamaları sebebi ile israftan ürün kurtarmak nerdeyse imkansız hale geldi. Bu süreçte TİDER olarak çalışmalarımıza aralıksız devam ettik. Büyük çapta, dünyanın büyük markaları ile yaptığımız iş birlikleri ile satın alma yaparak tüm Türkiye’de 29 şehirdeki 45 Gıda Bankasına gıda ve temizlik malzemeleri göndererek yaklaşık 160.000 aileye destek verdik. Seyahat edemediğimizden dijital haberleşme yöntemleri ile toplantı ve çalışmalarımızı yaptık. Ne yazık ki birçok gıda bankası bu süreçte depo formatında, ailelere koli dağıtımı yaparak servis verdiğinden, market formatı gıda bankacılığı aktif olarak uygulanamadı. Bu sebeple destek verdiğimiz Gıda Bankalarının güvenli olabilmesi için kendilerine hijyen malzemeleri gönderimi yaptık. Yakın gelecekte güvenli seyahat edilebilir bir ortama kavuştuğumuzda, birlikte Gıda Bankası açmayı planladığımız belediye ve Ticaret Odası ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz.

Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun İkinci Aşamasında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Acil Destek Fonu

24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ, Malatya ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation’ın finansal desteğiyle hayata geçirdiğimiz Elazığ Depremi Acil Destek Fonu’nun ikinci aşaması kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fonun bu aşamasında İhtiyaç Haritası ve Temel İhtiyaç Derneği’nin projelerine toplam 140.000 TL hibe desteği sağlayacağız.

Hibe almaya hak kazanan STK’lar ve desteklediğimiz projelere ilişkin bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

İhtiyaç Haritası: Farklı konulardaki ihtiyaç sahipleri ile ihtiyacı karşılamak isteyen kişi ve kurumların buluştuğu dijital bir platform olan İhtiyaç Haritası, sağladığımız 70.000 TL hibe kapsamında Elazığ Sosyal Pazaryeri Pilot Uygulaması projesini gerçekleştirecek. Proje kapsamında, yaşanan deprem sonucunda yaşam koşulları olumsuz etkilenen bireylerin ihtiyaçları alanda çalışan gönüllüler tarafından tespit edilecek ve İhtiyaç Haritası sistemi üzerinden haritalandırılacak. İhtiyaç Haritası Sosyal Pazaryeri uygulamasının teknik altyapısının geliştirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasının ardından uygulama pilot olarak Elazığ özelinde işleyen bir sisteme dönüştürülecek ve böylelikle söz konusu ihtiyaçlar yerel esnaftan karşılanarak Elazığ’ın yerel ekonomisine katkı sağlanacak.

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER): İsrafı önlemek ve faydalanıcılarının temel ihtiyaçlarına adil ve eşit şekilde ulaşmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapan TİDER, sağladığımız 70.000 TL hibe desteğiyle depremden zarar gören şehir sakinleri ve ihtiyaç sahibi kişilere hizmet vermesi amacıyla Elazığ ve Malatya illerinde gıda bankaları kurmayı hedefliyor. TİDER, Elazığ Ticaret Odası ve Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin iş birliği ile kurulacak gıda bankaları için personel yönetimi, bağış alma, tedarik zinciri ve denetim konularında eğitimler vererek yereldeki kurumların kapasitesinin güçlenmesine ve sürdürülebilir bir model oluşturulmasına katkı sağlayacak. Proje kapsamında açılacak gıda bankalarında TİDER tarafından geliştirilen ve üye gıda bankaları ile ürün bağışçılarını buluşturan Destek Bulutu Platformu ile ihtiyaç sahiplerinin kendi ayakları üzerinde durmasına katkı sağlayan Destek IK Platformu modelleri de uygulanacak.