Tag

covid-19 acil destek fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Nefes Kültür Sanat Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamındaki Çalışmalarına Başladı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Suriye ve Türkiye’den genç sanatçı ve sanatseverler tarafından Gaziantep’te kurulan Nefes Kültür Sanat Derneği, çocuklar ve gençler için kültür sanat eğitimi, üretimi ve katılımı için imkan sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağladığımız Nefes Kültür Sanat Derneği, bu hibeyi Nefes Müzik Okulu kapsamındaki enstrüman ve koro derslerini dijital ortama adapte ederek eğitimlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kullanacak.  Nefes Kültür Sanat Derneği’nden Yammen Jazbeh ile yaptığımız röportajda COVID-19 salgınının derneğin çalışmaları ile kültür sanat alanına etkilerini ve hibe kapsamında gerçekleştirecekleri faaliyetleri konuştuk.

Vakfımızın Kültür Sanat Fonu kapsamında hibe aldığınız Nefes Müzik Okulu projesiyle ilgili olarak Nisan ayında yaptığımız röportajda COVID-19 salgını nedeniyle çocukların müzik eğitimleri ile ilgili kazanımlarını kaybetmemesi için çalışmalarınıza dijital platformlar üzerinden devam ettiğinizi paylaşmıştınız. Nisan ayından bu yana geçen süreçte kontrollü normalleşmenin de başlamasıyla birlikte faaliyetlerinize devam etmek için neler yapıyorsunuz?

Fiziksel olarak bir arada olduğumuz dersler yerine eğitmenlerimizin canlı olarak ders verebilecekleri bir platform oluşturduk ve çalışmalarımıza kesintisiz olarak çevrimiçi eğitimlerle devam ediyoruz. Böylece, eğitimlerimizin ve projenin yakın gelecekte olabilecek olumsuz salgın koşullarında da devam edebilmesini sağladık.

Hazırladığımız bu dijital platform ile yüz yüze eğitimde olduğu gibi tüm sınıflarda eğitim alan çocuklarımıza, eğitmenleri ile birebir çalışma fırsatı yaratmış olduk. 22 Haziran tarihinden itibaren eğitmenlerimiz ve öğrencilerimizle dijitale geçiş için bir hazırlık çalışması ve bilgilendirmesi yaptık ve ardından derslere başladık. Kalan 16 dersi de gerçekleştirerek projemizde belirttiğimiz 24 dersi tamamlamayı hedefliyoruz.

Nefes Kültür Sanat Derneği olarak Gaziantep’te yürüttüğünüz çalışmalarla Suriye ve Türkiye’den çocuklar ve gençlere müzik eğitimi sağlayarak çok kültürlülüğe ve kültürel mirasın değerine vurgu yapıyorsunuz. COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan önlemler beraber çalıştığınız çocukları ve gençleri ne şekilde etkiledi? Hedef kitlenizin bu süreçte değişen ihtiyaçları oldu mu?

Çevrimiçi eğitimin gerekleri olan dijital araçlara ihtiyaç doğdu. COVID-19 salgını ile beraber derslerimize ara vermek durumunda kalmıştık. Bu süreçte öğrencilerimizin kazandıkları bilgileri kaybetmemeleri adına her eğitmenimiz sorumlu olduğu sınıflarla irtibat halinde kalarak öğrencilerimizin var olan bilgilerini taze tuttu. Ardından, çevrimiçi derslere ek olarak, Gaziantep Valiliği’nden almış olduğumuz bilgi ve talimatlara uygun olarak kurs alanında yüz yüze dersler vererek hedeflenen ders programlarını yeniden hayata geçirdik. Şu anda çevrimiçi ve yüz yüze derslerle eğitimlerimize devam ediyoruz.

Hem Türkiye’de hem dünyada salgının en çok etkilediği alanlardan bir tanesi de kültür sanat çalışmaları oldu. Nefes Kültür Sanat Derneği olarak çalıştığınız alanda önümüzdeki dönemde ne gibi değişiklikler olabileceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde sanat çalışmalarının olmazsa olmazı olarak birebir eğitimlerin hijyen kuralları çerçevesinde devam etmesini öngörüyoruz. Ancak çevrimiçi eğitim sürecinin hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat çalışmalarında da artık yerinin yadsınamayacağı da bir gerçek. Yüz yüze ve çevrimiçi eğitim karması ile gelecekte yeni bir sistem üzerinden kültür sanat çalışmalarının devam edeceğini düşünüyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında hibe almaya hak kazanan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibe desteği ile ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığımız hibe desteği ile, mevcutta bulunduğumuz kurs yeri için kira desteği sağlayarak kurs yerinin devamlılığını proje tamamlanana kadar sağlamış olduk. Ayrıca çevrimiçi eğitimlerin sürdürülebilirliği için dijital araçlara erişimin bir kısmını sağlamış olduk.

COVID-19 salgını hibe veren kuruluşların stratejilerinde değişikliklere neden oluyor. Nefes Kültür Sanat Derneği bu değişikliklerden etkilendi mi? Önümüzdeki dönemde hibe veren kuruluşlardan beklentileriniz neler?

Normal süreçlerde kültür sanat çalışmalarımız gönüllülük esası ile devam ediyordu. Bundan sonraki süreçte de gönüllülük esası olmazsa olmazımız. Ancak sivil toplum kuruluşlarının profesyonel bir kadro oluşturarak kültür sanat projelerinin sağlam bir altyapıyla hazırlanmasına da olanak sağlanmalı. Zira bu süreçte en çok etkilenen alan, kültür sanat alanı oldu. Gelecek nesillerin sanatla olan bağının inşası kültür sanata yapılan yatırımlar ile olacak. Sivil toplum kuruluşlarının bu profesyonel kadroyu oluşturabilmeleri için hibe veren kuruşlardan ayrıca insan kaynağı desteği almasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

İmece İnisiyatifi Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacakları Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

İzmir’de faaliyet gösteren ve mülteciler arasında en dezavantajlı grup olarak kabul edilen Suriyeli Dom toplulukların temel ihtiyaçlarına erişimi ile geçim kaynaklarının çeşitliliğinin sağlanması amacıyla çalışmalar yapan İmece İnisiyatifi Derneği’ne COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile kurumsal hibe desteği sağlıyoruz. İmece İnisiyatifi Derneği, hibe kapsamında COVID-19 salgını ile başlayan dönemde çeşitli eşitsizlikler nedeniyle daha da kırılgan hale gelen hedef kitlelerine gıda ve hijyen malzemeleri sağlayacak ve bu alandaki çalışmaları yürütecek bir kişiyi istihdam edecek.
İmece İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güray Yalvaçlı, salgının beraber çalıştıkları topluluklara etkilerini, derneğin ürettiği ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı EnergyforEveryone’nın yaygınlaştırılması ile ilgili gelişmeleri ve hibe desteğiyle yapacakları çalışmaları anlattı.

COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da değişikliklere sebep olduğunu biliyoruz. Bu durum İmece İnisiyatifi’nin mültecilere yönelik dağıtım çalışmalarını ve İmece Köy’deki faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Çalışmalarınıza devam etmek için kullandığınız yöntemler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Saha çalışmalarımız resmi olmayan kamplarda hijyen ve sosyal mesafe kuralları gözetilerek devam ediyor. Ancak dağıtım faaliyetlerine katılan gönüllü sayımızı en aza indirdik. İnsanları bir araya toplamadan, çadırlarında kalmalarını sağlayarak hijyen ve gıda paketlerimizin dağıtımını en hızlı şekilde yapıp sahadan ayrılıyoruz. Köyde yürüttüğümüz çocuk ve kadınlara yönelik sosyal aktiviteleri de durdurduk.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun birlikte çalıştığınız topluluklar üzerindeki etkilerinden ve ortaya çıkan ihtiyaçlardan bahseder misiniz?

Salgın öncesi iş bulmak ve karınlarını doyurmakta zorluk çeken bu topluluklar, salgın süreciyle beraber daha da ağır şartlarda yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bulabildikleri geçici ve günlük işlerle sadece ailelerinin gıda ihtiyacını karşılayabileceklerinden dolayı hijyen malzemesi ile ilgili harcama yapmaları mümkün değil. Bu sebeple dağıtımlarımızı hijyen malzemeleri üzerine yoğunlaştırdık. Yakın zamanda toplamda 67.500 adet maske dağıtımı yapmayı da planlıyoruz.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan Turkey Mozaik Foundation finansmanıyla hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mevsimlik tarım işçilerinin ve bu alanda çalışan sığınmacıların, gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını karşılamaya yoğunlaştığımız bu dönemde derneğin satın alma ve lojistik alt yapısının oluşturulması ve güçlendirilmesi oldukça önemli. Bu süreçlerin Dernekler Kanununa ve yönetmeliklere uygun yürütülmesini sağlayacak bir çalışan olmaması, olası proje ve hibe başvuruları sürecinde derneğimizi geride bırakabiliyor. Geçtiğimiz yıl Haziran ayında çok güçlü bir iş birliği olanağı bu bahsettiğimiz eksiklikler nedeniyle olumsuz sonuçlandı. İstihdam edilen arkadaşımızın hem ulusal hem de uluslararası alandaki sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimi bulunuyor. Bu kişinin istihdamı İmece’yi benzer başvurular söz konusu olduğunda olumlu sonuçlara biraz daha yaklaştırmış olacak.

İmece İnisiyatifi Derneği, COVID-19 salgınının da etkisiyle önümüzdeki dönemde çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanı için öncelikleriniz neler olacak?

Derneğimizin en iyi özelliklerinden biri değişen koşullara çabuk adapte olarak yeni problemler karşısında acil çözümler geliştirip aksiyona geçebilmesidir. İçinde bulunduğumuz süreç itibari ile çalışmalarımızda radikal ve köklü değişiklikler yapma ihtiyacı belirmedi. Birkaç seyahatimizi ertelemek, iptal etmek ya da takvimimizi güncellemek durumunda kaldık. Ancak Mart ayında İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile geçici olarak durdurulan sivil toplum kuruluşu faaliyetlerinin başlamasına izin verilip verilmeyeceği konusu belirsizliğini sürdürüyor. Bu sebeple kısıtlı bütçe ile sürdürdüğümüz Gaziantep’teki toplum merkezimizin çalışmalarına devam edip etmeyeceğine karar verebilmiş değiliz. Yılın geri kalanında da sosyal medya ve internet aracılığı ile faaliyetlerimizin bilinirliliğini artırarak yeni bağışçılara ulaşmayı ve bağış hacmimizi arttırmayı önceliklendireceğiz.

Vakfımızı takip edenler, İmece İnisiyatifi Derneği’nin Solar Age projesini ve güneş enerjisiyle çalışan taşınabilir şarj cihazı Energy for Everyone, EFE’yi tanıyor. Geçtiğimiz dönemde bu proje kapsamında nasıl gelişmeler oldu ve EFE’nin yaygınlaşması için gelecek dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Solar Age programı ve EFE ile ilgili pazarlama ve proje desteği kapsamında protokol imzaladığımız Almanya merkezli MOG / Managers Without Borders ile işbirliğimiz, Bosna Hersek’te göçmen ve yerel kadınların problemlerinin çözümüne katkı sağlamak için güneş enerjisi atölyesi açmak üzere NAHLA ile imzaladığımız protokole dair çalışmalar ve Gaziantep’teki toplum merkezinde sürdürdüğümüz aktiviteler salgın sebebiyle kısmen yavaşlamak ve durmak zorunda kaldı. Salgın koşullarının hafiflemesi ile birlikte bu alandaki çalışmalarımız devam edecek. İmece Köyü’nde sürdürdüğümüz atölyeler ise Ağustos itibariyle yeniden başlayacak.

İngiltere’deki gönüllülerimiz yılın başında İmece adına Refugee Solidarity Summit’e katıldılar ve burada EFE’yi tanıttılar. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gönüllülerimiz küçük gruplar halinde ve düzensiz de olsa buldukları her fırsatta EFE’nin tanıtımı için toplantılara katıldılar. Şu an yoğunlukla Almanya ve Norveç’ten gönüllülerimiz tanıtım için çalışmalar yürütüyorlar. Biz yola çıkarken bunun çok kolay olmayacağını elbette biliyorduk. Ancak salgın, bu süreci başka bir boyuta taşıdı. Yine de EFE’nin üretimi ve görünürlüğü için yılın kalanında ve önümüzdeki yıl çalışmalara yoğun biçimde devam edeceğiz.

Tarlabaşı Toplum Merkezi ile COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Konuştuk

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Tarlabaşı semt sakinlerine eğitsel, sosyal ve psikolojik destek sağlamak amacıyla çalışan Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), kent yaşamına eşit katılımı desteklemek üzere hak temelli çalışmalar yapıyor. COVID-19 salgını sürecinde kaynak geliştirme çalışmaları aksayan TTM, sağladığımız kurumsal hibe desteğini insan kaynağı giderlerinin karşılanması ve bu sayede derneğin sürdürülebilirliğine katkı sağlanması amacıyla kullanacak. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nden Gökçe Baltacı ile yaptığımız röportajda merkezin çalışmalarını, salgın döneminde gerçekleştirdikleri çocuk hakları izleme araştırmasını ve gelecek dönem için önceliklerini konuştuk.

Yerel düzeyde faaliyet gösteren bir kuruluş olan Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin (TTM) amacından ve çalışmalarından bahseder misiniz?

TTM’nin amacını tek bir cümle ile açıklamak hep çok zor oluyor. O nedenle en başından alarak derneğin nasıl kurulduğunu, neler yaptığını ve yapmaya devam ettiğini anlatmak sanırım daha iyi olacak. TTM, kurulduğu yıl olan 2006’dan bu yana Tarlabaşı’nda yaşayan herkes için psiko-sosyal destek faaliyetleri yürütüyor ve aynı zamanda, benzer bölgeler için hak temelli bir toplum merkezi modeli örneği teşkil ediyor. TTM’nin amacı ise sosyal hayattan dışlanan, yoksulluk ve göç kaynaklı çeşitli yoksunluklarla mücadele eden Tarlabaşı bölgesi sakinlerinin güçlendirilmesi, haklarına erişiminin desteklenmesi ve Tarlabaşı’na yönelik ön yargıların azaltılması diyebiliriz. Bu amaca ulaşmayı değişime ve dönüşüme açık bir yol olarak görüyoruz. Faaliyetlerimizi hak temelli, bireylerin katılımını ve yüksek yararını gözeten toplumsal adalet perspektifi ile yürütmeye çabalıyoruz.

Yakın zamanda yaptığımız stratejik çalışmalarda ise gelecek tahayyülümüzü genel olarak tüm Tarlabaşı sakinlerinin kendilerine yeten bir topluluk olarak haklarını savunur ve kentsel imkânlara eşit şekilde erişebilir duruma gelmeleri olarak belirledik. Bunun içinse tabii eşit erişimin önündeki engelleri tespit etmek ve sonra da bu engellerin kalkması için mücadele etmek gerekiyor.

Özelde ise, aslında daha genel olarak da bilindiğimiz haliyle, çocuk çalışmaları odağında faaliyetler yürütüyoruz. Çocukların güvenli bir ortamda haklarını öğrenerek sosyal içerme, sanat ve birlikte üretme aracılığıyla barışçıl ve şiddetsiz iletişim yöntemiyle gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çocuk çalışmalarımız kapsamında yaklaşık 2 sene önce tekrar başlattığımız 3-6 yaş arası oyun grubu faaliyetleri ve 7-15 yaş arası için sanat aracılığıyla öğrenme, bedensel güçlenme ile öğrenme ve şiddetsizlik araçları ile öğrenmeyi içeren uzun ve kısa süreli çalışmalarımız var. Düzenli olarak Sanat, Sosyal Sirk, Erbane, Çok Güzel Atölye (sosyal uyum atölyesi), Fotoğraf ve Felsefe Atölyeleri yapıyoruz. Süreli olarak çok çeşitli başka atölyeler de açılıyor, bunlardan en sevdiklerimiz ise çocukların yürütücülüğündeki atölyeler! Son dönemde çocuklar Keşif ve Eğlence atölyesi kurdular, kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda planladılar ve yürüttüler.

Bahsettiğim gibi faaliyetlerimiz çocuk çalışmaları odağında yoğunlaşmış olsa da uzun yıllardır kadınlarla güçlenme çalışmaları, psikolojik destek ve ebeveyn danışmanlığı da yapıyoruz.

Tabii ki gönüllülük çalışmalarımız da var. Anlattığım çalışmaların neredeyse hepsi gönüllülerin destekleri ile yürütülüyor. Gönüllüler derneğe bir başvuru süreci ile alınıyor, sonrasında ise oryantasyon süreçleri gerçekleşiyor. Çok çeşitli eğitimlerle süreçte hep destekleniyor ve süpervizyon alıyorlar. Çocuklarla çalışmaya başlamadan önce çocuk güvenliği, çocuk katılımı ve çocuklarla toplumsal cinsiyet eğitimlerini almış ve ilgili konular da tartışma ortamında bulunabilmiş olmalarını çok önemsiyoruz. Ama gönüllülerle ilişkimiz sadece bundan ibaret değil. Gönüllülerin kendi gelişimleri için hem destek almaya hem de katkı koymaya yönelik birçok faaliyet yürütüyoruz. Film okumaları, tematik buluşmalar ve söyleşiler yapıyor; bir aradalığımızı güçlendirmeye çalışıyoruz.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini biliyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini artırması ve daha görünür hale getirmesi de bekleniyor. Bu durumun Tarlabaşı’nda birlikte çalıştığınız gruplar üzerindeki yansımalarını bizimle paylaşır mısınız?

COVID-19 salgını tüm dünyada çok da öngöremediğimiz bir hızda ve şiddette yayıldı. Tam da bu noktada hali hazırda ayrımcılığın ve eşitsizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada, dezavantajlı grupların süreçten çok daha olumsuz şekilde etkilendiğini söylemek mümkün.

COVID-19 salgını, Tarlabaşı’nda hali hazırda haklarına erişmekte çeşitli zorluklarla karşılaşan gruplar açısından mevcut eşitsizlikleri derinleştirdi. Bunu hızlıca söylemek mümkün olsa da bu olağanüstü dönemde mahallenin bize ne söylüyor olduğu bizim için çok önemliydi. Biz de bu nedenle hem Tarlabaşı’nda hem de benzer kırılganlıkların yaşandığı İstanbul’daki farklı bölgelerdeki kurumlarla bir çocuk hakları izleme çalışması yapmaya niyetlendik. Haziran ayında çıkan raporumuzun final raporu ise Ağustos ayı ortasında yayımlanacak.

İzleme çalışması kapsamında Tarlabaşılı 41 çocuk ve 30 bakım verenle görüşmeler yaptık. Bu süreçte Tarlabaşı’nda yaşayan tüm toplulukların süreçten farklı şekillerde etkilendiğini gördük. Tabii bizim ilk baktığımız Tarlabaşılı çocuklar oldu. Bu noktada görüşülen çocukların evde kalabilen çocuklar olduğunu ve uygun koşullara bağlı olarak evde kalmanın süreçte çocuklar üzerinde ne kadar önemli etkilere sahip olduğunu vurgulamak gerekir.

Fırsat eşitsizliğinin ilk olarak çocuklar üzerinde eğitime erişim açısından görünür olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte erişim araçlarının daha güçlü olduğu çocuklarla Tarlabaşılı çocuklar arasında erişim uçurumu daha da fazla arttı. Erişim araçlarına sahiplerse bile, evin kendisinin ne kadar uygun ve güvenli olduğu ile ilgili başka bir gündemimiz daha oldu. Bildiğiniz gibi okullar Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemiyle uzaktan eğitime geçti. Bunu planlarken çocukların çok homojen bir grup olduğu ve EBA’ya eşit erişimlerinin olduğu varsayıldı; fakat tabii ki durum öyle değil. Örneğin bizim görüştüğümüz 123 çocuktan yaklaşık 30’u hiçbir şekilde internete erişemiyordu. Bu sayının daha da yüksek olmamasının sebebi ise genellikle akıllı telefonlardan internetin kullanılması ve Tarlabaşı gibi dayanışmanın sanılanın aksine güçlü olduğu gibi mahallelerde paylaşımlı internet kullanmaları olarak karşımıza çıktı. Tarlabaşı’nda yaşayan ve TTM’nin de birlikte çalıştığı Suriyeli Dom gruplar ise kimliksizlik, anadilde bilgiye erişememe ve ekonomik durumlarının çok zorlayıcı olması nedeniyle süreçten hem en çok etkilenen hem de en görünmez haldeki topluluk oldular. Çocukların Tarlabaşı’nda salgın sürecini nasıl deneyimlediklerini bu şekilde özetlemek mümkün.

Kadınlar içinse hem ekonomik hem de ev içi emek sömürüsünün arttığını belirtmek lazım. Tarlabaşı’nda yaşayan kadınlar genellikle temizlik ve midye yapımı gibi günübirlik ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Salgın sürecinde bu işlerin hem durmuş olması hem de ev içi yükün artmasıyla çalışma hayatından uzaklaştılar. Süreç boyunca görüşülen tüm kadınlar ev içi sorumluluklarının çok arttığından ve kendilerine vakit ayırmakta zorlandıklarından bahsettiler.

Bir diğer durum ise geniş kesimlerin en yoğun etkilendiği derinleşen yoksulluk konusu. Çoğunlukla güvencesiz ve düşük ücretle çalışan; hiçbir bireyin gelişimsel süreçlerine uygun olmayan, çok çocuklu aileler olarak tek odalı evlerde kiracı olarak yaşayan Tarlabaşılılar süreçte bir anda işsiz kaldılar, evlere kapandılar ama evde görece sağlıklı bir yaşam sürecek maddi imkanlardan yoksun kaldılar. Dolayısıyla hali hazırda özellikle kamu hizmetlerine, sağlık ve eğitim hakkına erişimde zorluk yaşarlarken, COVID-19 salgınında derinleşen yoksullukla temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiler. Böylelikle TTM gibi mahallenin güvenli alanı olmayı amaçlayan bir yerden uzak kalmalarıyla iyi olma hallerinin desteklenmesinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı.

Sürecin etkilerini daha detaylı incelemek için raporumuzun infografiklerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi.pdf
http://www.tarlabasi.org/docs/Covid-19_Surecinde_Cocuklarin_Haklar%C4%B1na%20Erisimi_Raporu_Tarlabasi-infografi-bakimveren.pdf

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

13 Mart itibariyle okullara ara verilmesiyle biz de merkezi kapatmak durumunda kaldık. Süreçte birlikte çalıştığımız Tarlabaşılıların hepsinin COVID-19 salgını ile ilişkili sağlıklı bilgiye ulaşabilmelerini gözeten bir politika izlemeyi çok önemsiyoruz.

COVID-19 salgınında faaliyetlerin fiziksel olarak yürütülemiyor olmasıyla birlikte kaynak geliştirme konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştık. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’nun desteğiyle; çalışanlar ve gönüllüler için haftalık iş takibi, mahallenin ihtiyaçlarının tespiti, bağışçılar ve fon veren kurumlarla koordinasyon gibi sorumlulukları yerine getirmek üzere Genel Koordinatör maaşının bir bölümünü karşılanacak. Bu sayede de TTM’nin sürdürebilirliğine katkı sağlanacak. Böylece TTM, bu süreçte mahallede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya, çocuğun öncelikli yararı ilkesince faaliyetler yürütmeye ve çocukların güvenli alan ihtiyacını uzaktan kurulan bağlarla ve mekanizmalarla desteklemeye devam edecek.

COVID-19 salgını kapsamında alınan önlemler sonucunda ve bu dönemde ortaya çıkan ihtiyaçlara paralel olarak gelecek dönemde sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanlarında ve iş yapma biçimlerinde değişiklikler yaşanması bekleniyor. Tarlabaşı Toplum Merkezi önümüzdeki dönemde, çalışma alanlarında ve biçimlerinde değişiklikler yapmayı planlıyor mu? 2020 yılının geri kalanında öncelikleriniz neler olacak?

Aslında şöyle söylemek mümkün; hak temelli ve hedef grubu güçlendiren çalışmalar yapmak TTM’nin zaten varlık amacı. Fakat, COVID-19 süreci bize bir kez daha gösterdi ki bu güçlendirici çalışmaları yapabilmek için de hedef grubun temel ihtiyaçlarının dolayısıyla barınma ve sağlıklı bir ortamda yaşama hakkı üzerinden fiziksel ve ekonomik koşullarının da yerine getirilmesi çok önemli.
Yeni dönem çalışmalarımızda bu ikisi nasıl el ele yürüyebilir üzerine düşüneceğiz. Uzaktan eğitim sürecinde gördük ki hanelerde internet erişimi artık olmazsa olmaz. Bu süreçte yürüttüğümüz bir proje kapsamında 10 sayıda haneye internet erişimi sağlanması ve bu sayede TTM çalışmalarının ve uzaktan eğitimin o hanedeki çocuk ve yetişkinler için daha erişebilir olması için çaba gösterdik. Aksi takdirde çocukların erişimlerinin önünde daha da derinleşen bir hak ihlali ortaya çıkıyor.
Bu konuda bir başka örnek ise süreçteki görüşmelerde neredeyse tüm çocuklardan bir talep olarak duyduğumuz, kitap ihtiyacı oldu. Merkezin kapanmasıyla, kitaba en rahat erişebildikleri yer olan TTM kütüphanesine de erişemez oldular. Bu talep doğrultusunda çeşitli yayınevleri ile iş birliği içinde 100 sayıda haneye yaklaşık 490 adet kitap dağıtımı yaptık. Aslında bu çalışma, COVID-19 sürecinden önce TTM’nin yaptığı bir şey değildi hatta çocukların merkeze geliş gidişlerini ve ilişkilerini kuvvetlendirmesi için kitap takasını önemsiyorduk. Ama bir toplum merkezinin değişen ihtiyaçları görmesi ve buna göre yine hak temelli faaliyetler yürütebilmesini de çok önemsiyoruz.
Sürecin belirsizliği devam ediyor. TTM bu süreçte çeşitli araştırma, izleme ve savunuculuk faaliyetlerini yoğunlaştıracak. Tarlabaşılıların haklarına ve çeşitli imkanlara erişebilmesi için kamu ve sivil toplum iş birlikleri kurarak, sürecin olumsuz etkilerini azaltmayı amaçlayacağız.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Tarlabaşı Toplum Merkezi’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerini paylaşır mısınız?
Bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentileri paylaşmadan kendi duruşumuzu ifade etmeyi önemli buluyoruz. Bizim bu süreçte durumu tespit etmek, görünür kılmak ve hedef grubumuzun eğitim, sağlık, bilgi ve medyaya erişimi ile barınma gibi temel haklarına erişimlerindeki ihlalleri karar vericilere ulaştırmak ve bu konuların savunuculuğunu yapmak için çalışmamız gerekiyor.
Diğer yandan da bir önceki soruda da söz ettiğimiz gibi sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda yeni stratejiler, destekler, güçlendirme çalışmalarına hedef grubun etkin katılımı için gerekli alt yapının sağlanması konusunda bağışçıların ve hibe verenlerin açık olması gerekiyor. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın bu noktada verdiği hızlı ve esnek destek bizim için çok kıymetliydi.
TTM öncelikle çocuklar için güvenli alan olma amacını güdüyor bir yandan da bu koşulların devamı halinde çocukların bulunduğu ev ortamını güvenli alana dönüştürmek ve bu ortamda çocuklarının haklarının yaşama geçmesi için ihtiyaçları karşılamak gerekiyor.
Eylül ayında okullar açılacak olsa da belirsizlik devam ediyor. TTM’nin fiziksel alanın küçüklüğü ve katılımcıların yoğunluğunu düşünecek olursak, bizim merkeze dönmemiz, riski azaltmak adına sürecin daha iyi gözlemlenmesini ve izlenmesini gerektirebilir. Bu gibi durumlarda, bağışçıların ve hibe veren kuruluşların her kurumu kendi koşulları ve imkanları ile değerlendirmesi çok önemli. Hepimiz için oldukça zor olan bu günleri birlikte ve dayanışma içinde atlatabileceğimize inanıyoruz.

Rengarenk Umutlar Derneği COVID-19 Acil Destek Fonu Kapsamında Yapacağı Çalışmaları Anlattı

By | Acil Destek Fonu, COVID-19 Acil Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında, ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), COVID-19 salgını sürecinde birlikte çalıştığı çocukların %90’ının internete erişimin olmadığını belirtiyor. COVID-19 Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız RUMUD, Sur bölgesinin 3 ayrı yerine kurulacak radyolink bağlantısı ile çalıştığı bölgedeki internet altyapısını güçlendirecek ve çocuklara yönelik faaliyetlerini dijital platformlar üzerinden devam ettirecek. Rengarenk Umutlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ezra Elbistan ile salgın sürecinin derneğin birlikte çalıştığı çocuklar üzerindeki etkisini, bu süreçte çalışmalarına devam edebilmek için geliştirdikleri yöntemleri ve hibe ile yapacakları çalışmaları konuştuk.

COVID-19 salgınından en çok etkilenen gruplardan biri de çocuklar oldu. Rengarenk Umutlar Derneği olarak, Diyarbakır’ın Sur bölgesinde birlikte çalıştığınız çocukların ve ailelerinin bu süreçten nasıl etkilediğine dair gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

12 Mart 2020 tarihinden beri COVID-19 salgınına karşı alınan tedbirlere uyarak bizler de tüm çalışmalarımızı evden yürütmeye başladık. Bu süreçte çocuklarla nasıl bağlantıda kalacağımıza dair kendi içimizde hızlıca bir tartışma yürüttük. Birlikte çalıştığımız 8-16 yaş aralığında yer alan çocukların salgın sürecinde içinde bulundukları ruhsal durumu, fiziki koşullarını, beklentilerini, neler hissettiklerini paylaşabilmeleri için çevrimiçi formlar hazırladık. Forma erişimi olmayan çocuklara ise telefon bağlantısı ile ulaştık.

115 çocuktan aldığımız geri dönüşler, çocukların karantina ve sokağa çıkma sınırlaması başladığında süreci anlamlandırmakta zorlandıkları ve kendilerini güvensiz, endişeli, sıkılmış ve kötü hissettikleri yönünde oldu. Bu süreçte yaşananların, yakın geçmişte güvenlik nedeniyle ilan edilen uzun süreli sokağa çıkma yasakları (2015-2016) nedeniyle çatışma sürecini anımsatması korkularını ve endişelerini beslemiş, geçmişte yaşadıkları travmayı tetiklemişti. Çocukların, salgın ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalmak, dışarıya çıkamamak ve okula gidememek gibi zorunlu değişimlerden olumsuz etkilendiklerini de gördük. Ayrıca çocukların büyük bir çoğunluğu salgın sürecinde eğitime devam etmek için geliştirilen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) sistemine ya erişemedikleri için ya da EBA yönteminin kendilerine uygun bir öğrenme biçimi olmadığı için takip edemediklerini ifade ettiler.

Çocuk Fonu kapsamında derneğinizle Nisan ayında yaptığımız röportajda, birlikte çalıştığınız çocukların internete erişimi kısıtlı olduğu için bu süreçte çalışmalarınızı telekonferans yöntemi ile devam ettirdiğinizden bahsetmiştiniz. Nisan ayından beri geçen süreçteki deneyimlerinizden yola çıkarak çalışmalarınızı bu yöntemle sürdürmenin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Salgın süreciyle birlikte gelişen yeni ihtiyaçlar doğrultusunda ve bu ihtiyaçlara uyumlu olacak şekilde yeni yöntem arayışlarımız oldu. Çocukların evde kalmalarını destekleyecek etkinlikler ve aynı zamanda farklı ihtiyaçlarını karşılayacak programlar oluşturduk. Hazırladığımız programlardan biri de “Telekonferans Psikososyal Destek Çalışması” oldu.

Telekonferans çalışması içinde aileler ve çocuklarla psikososyal destek atölyeleri, sanat atölyeleri, yaşam becerilerini geliştirme çalışmaları ve masal okuma gibi çeşitli faaliyetler yürüttük. Salgının başında ve telekonferans çalışmasının 3. ayının sonunda çocuklardan ve ailelerden aldığımız geri bildirimleri çok yakın bir zamanda kısa bir rapor olarak paylaşacağız. Ancak genel hatları ile çocuklara telekonferans yöntemi ile ulaşmamızın en olumlu yanı, kurduğumuz bağlantının çocukların bu süreçte kendilerini yalnız hissetmemelerine katkı sağlaması oldu. Aynı zamanda, dernek çalışmalarımızı salgına uyumlamak, bu sürecin uzun süreceğini de öngörerek çok erken harekete geçmek ve alternatiflerimizi hızlıca belirleyebilmeyi de olumlu yanlar arasında sayabiliriz.

Çalışmalarımızda en zorlandığımız nokta ise internet ve iletişim araçlarına erişim sınırlılığıydı. Çocukların bu imkanlara ve hizmetlere erişiminin olmaması bizleri de farklı arayışlara yöneltti.

Vakfımızın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan hibe alan kuruluşlar arasında yer alıyorsunuz. Bu hibeyle yapmayı planlandığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Salgın ve karantina süreci başladığından beri birçok sivil toplum örgütü (STÖ) ve inisiyatif sosyal medya araçları üzerinden çeşitli destek mekanizmaları geliştirdiler. Ancak birlikte çalıştığımız çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde maalesef %90 oranında internete ve dijital araçlara erişimlerinin olmadığı gerçeği ile karşılaştık. Mevcut koşullarda çocuklara ulaşmanın tek yolunun çoklu telefon bağlantısı telekonferans bağlantısı olması nedeniyle tüm çalışmalarımızı telekonferans yöntemine uyarladık. Ancak çocukların bizlerin sadece seslerimizi duyarak sürece adapte olmalarının eksik bir yöntem olduğunu da fark ettik. Çocuklar hem kolaylaştırıcıları hem de arkadaşlarını görmek istediklerini her telekonferans bağlantısında paylaşıyorlardı. Özellikle özlem duygularını sıkça ifade etmeye başladıklarında dernek olarak yeniden bir arayışa başladık.

Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın COVID-19 Acil Destek Fonu’ndan aldığımız hibe desteğiyle Sur ilçesinde yaşayan 115 çocuğun evlerinde sınırsız internet erişimi sağlamak için radyolink sistemi kurmayı amaçladık. 4 mahallenin belli bölgelerine kurulacak olan radyolink vericileri ile çocukların internete erişim sorununu çözüp yukarıda bahsettiğimiz çalışma programını çocukların katılımını artırarak daha etkili, verimli ve sağlıklı şekilde uygulayacağız.

Dezavantajlı ya da risk altındaki toplulukların COVID-19 salgınından daha olumsuz şekilde etkilendiğini görüyoruz. Salgının önümüzdeki dönemde fırsat eşitsizliklerini daha görünür hale getirmesi ve artırması da bekleniyor. Bu durumun çocuk hakları alanındaki yansımaları ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Salgından önce de çocuk haklarının gelişmesi ve korunması ile ilgili çok ciddi eksiklikler ve ihlaller vardı. Sizin de söylediğiniz gibi, salgın bu hak ihlallerini daha fazla görünür kıldı. Mevcut durum zaten çocukların ihtiyaçlarını karşılamazken salgın ile birlikte daha fazla ve çeşitli yetersizlikler oluştu. Özellikle karantina döneminde çocuklara yönelik cinsel sömürü, istismar ve şiddet vakalarında çok ciddi sayıda artış olduğunu STK’ların ve Baroların paylaştıkları raporlardan görüyoruz. Çocuk haklarının tümü açısından durum çok benzer.

Salgın döneminde ve sonrasında çocukların istismar ve ihmalden korunma hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı, eğitim hakkı, oyun hakkı, dijital fırsat eşitliği hakkı ve hizmetlere eşit erişim hakkını da içerecek şekilde tüm haklarının etkin şekilde korunması için acil önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

COVID-19 salgının bağışçıların tercihlerinde ve hibe veren kuruluşların stratejilerinde çeşitli değişikliklere neden olduğunu gözlemliyoruz. Derneğiniz yakın zamanda düzenlediği kitlesel fonlama kampanyasını başarıyla tamamladı. Bu süreçteki deneyimlerinizden ve Rengarenk Umutlar Derneği’nin önümüzdeki dönemde bağışçılardan ve hibe veren kuruluşlardan beklentilerinden bahseder misiniz?

COVID-19, deprem, göç ve savaş gibi durumlarda, özetle acil destek gerektiren kriz anlarında STÖ’lerin yeni gelişen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalar veya iş birlikleri çok kıymetli. Türkiye toplumunun acil gelişen durumlarda hızlıca dayanışma ağı kurabiliyor olduğunu COVID-19 salgınından evvel yaşanan afet veya benzeri durumlarda da gözlemledik.

Dernek olarak geliştirdiğimiz ‘’Telekonferansla Psikososyal Destek Çalışması’’ dijital fırsat eşitsizliğini gidermeye yönelik bir çalışma modeliydi. Bu çalışmanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle ihtiyaç duyduğumuz kırtasiye malzemelerini temin etmek ve güvenli bir şekilde çocuklara ulaştırabilmek için kaynağa ihtiyacımız vardı. Tam da bu noktada yapılacak en iyi yöntem bireysel kaynakları devreye sokmak ve kampanya yaparak yeniden bir dayanışma ağı oluşturmaktı. Böylelikle bir kitlesel fonlama platformu olan Fongogo’da başlattığımız ‘Dayanışmanın Ev Hali‘ bireysel bağış kampanyası ile ihtiyaç duyduğumuz kaynağa çok hızlı bir şekilde ulaşmış olduk.

Hedef kitlenin ihtiyaç duyduğu malzemelerin temini ya da hak temelli bir çalışmanın uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynak için kitlesel fonlama çalışması artık çok önemli. Bu destek çalışması hedef kitleye ulaşamayan bağışçılar için de iyi bir yöntem. Ancak buradaki kritik mesele kampanyayı başlatan ya da yürütücülüğünü üstlenen STÖ’nün böylesi bir çalışmayı yürütebilmek için sahip olduğu iç kapasite. Nitekim yapılan çalışmanın nitelikli, verimli ve etkili olabilmesi STÖ’ nün sahip olduğu donanımla doğru orantılı.

Kriz zamanlarında STÖ’lerin kendi ihtiyaçları için destek talebinde bulunması, hedef kitlesinin yeni gelişen ihtiyaçlarını hızlıca belirlemesi ve gerekli olan kaynağa ulaşabilmesi çok önemli. Farklılaşan kaynak ihtiyaçları için fon kuruluşlarının da destek modellerini çeşitlendirmesi gerekiyor. Aynı zamanda bireysel destekçilere, ihtiyaçları net ve doğru anlatmak da oldukça önemli hale geliyor.

Son olarak STÖ’lerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için desteklerini çeşitlendiren ve alan açan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a çok teşekkür ederiz. Bu desteğin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve diğer fon veren kuruluşlara ilham vermesini umuyoruz.