Tag

dijital dönüşüm arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Kadın Balıkçılar Derneği ile Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Kadın Balıkçılar Derneği (KBD), denizlerin ekolojik dengesinin sürdürülmesini sağlamak, denizlerden ve deniz ürünlerinden sağlıklı ve etkin biçimde faydalanmak ve deniz ekosistemin kullanıcılarından biri olan kadın balıkçıların toplumsal, ekonomik ve mesleki olarak güçlenerek karar alma süreçlerinde yer almasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Kadın Balıkçılar Derneği, Mavi İşler Dijital Dönüşüm projesi kapsamında kurumsal kapasitesini arttırmak ve finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek amacıyla çalışmalarını yürüttü. KBD hibe kapsamında, aynı zamanda, dijital altyapısını güçlendirerek bilgisayar destekli gıda güvenlik uygulamalarını ve Mavi Pazaryeri e-ticaret platformunu hayata geçirdi.

Kadın Balıkçılar Derneği Mavi İşler Dijital Dönüşüm Proje Sorumlusu Aslı Olgunlar, Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kübra Ceviz Sanalan ve Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Huriye Göncüoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; sualtı ekosistemini korumak ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak amacıyla alınması gereken tedbirler, Mavi Büyüme ve Mavi Ekonomi kavramları, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Akdeniz Genel Balıkçılık Konseyi General Fisheries Commission for the Mediterranean – GFCM)’nin 2021 verisine göre Akdeniz balıkçılığının yıllık ekonomik değeri 8.8 milyar ABD doları. Böylesi büyük bir sektörde sualtı ekosistemini korumak ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak amacıyla ne tür tedbirler alınması gerekiyor?

Sürdürülebilir denizler ve balıkçılık hem yerel hem de küresel anlamda bazı ciddi sorunlar yaşıyor ve zor zamanlar geçiriyor. Hem denizel kaynakların ve balıkçılık sektörünün sürdürülebilirliğini sağlayabilmek hem de denizlerin sağlığı için sürdürülebilirliği devam ettirebilmek için teşvik edici tedbirlere, politikalara ve uygulamalara ihtiyacımız var.  Türkiye’deki belli başlı sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Denizel Kaynakların ve Çeşitliliğin Azalması ile Mücadele

  • Çevre Kirliliği: Kıyı yerleşim yerlerindeki kontrolsüz nüfus artışı, denetimsiz ve bilinçsizce yapılan çevre planlama ve atık yönetimleri evsel ve endüstriyel çevre kirliliğinin artmasına neden olarak günümüz ve gelecek nesillerin deniz kaynaklarını ciddi şekilde tehdit ediyor.
  • Küresel Isınma/İklim Değişikliği: Aşırı endüstriyel büyüme ve sanayilerin kontrolsüzce atmosfere saldıkları gazların neden olduğu düşünülen sera etkisi dünyada kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasına ve iklimlerin değişmesine sebep oluyor. Bu kısa dönemde kontrol edilemeyen iklim değişiklikleri denizleri ve dolayısıyla deniz canlılarını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.
  • Ekolojik Dengenin Bozulması: Çevre kirliliği, küresel ısınma, yanlış avlanma gibi denizlerin aldığı tüm olumsuz etkiler dünya üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için gerekli olan doğal şartların bozulmasına neden oluyor. Bu durum, denizlerdeki yaşamın azalmasına ve hatta bölgesel olarak bitmesine sebep oluyor.
  • İstilacı Balık Türlerinde Artış: Deniz ve iç sulara çeşitli yollarla ulaşarak buradaki türlerin besin kaynaklarını ve habitatını olumsuz etkileyen bazı istilacı türler Türkiye’de son yıllarda gözlenen önemli bir problem.

2) Yasadışı, Kayıtdışı ve Kuraldışı (YKK) Balıkçılık ile Mücadele

  • Yasa Dışı Avcılık: Yer, zaman ve tür yasaklarına uyulmaması, kaçak trol avcılığının ve/veya hedef dışı türlerin avcılığının yapılması, hayalet avcılık ve denizlerin dip bölgesinin tahribatı gibi sınırsızca ve bilinçsizce yapılan yasa dışı deniz avcılığı balıkçılık sektörünün kanayan yarası olmaya devam ediyor. YKK balıkçılığın artması, denizlerimizin kısa vadede iyileşemeyecek zararlar görmesine neden oluyor. Ayrıca, onca emekle ve alın teriyle çalışan, vergi yükümlülüklerini yerine getiren balıkçılarımızın haksız rekabete maruz kalmasına sebep olup mesleki sürdürülebilirliklerini tehdit ediyor.
  • Aşırı Avlanma ve Avcılık Sonrası Balık İsrafı: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü‘ne göre 2010 ve 2014 yılları arasında küresel deniz balıkçılığından kaynaklanan yıllık ıskarta miktarı av miktarının %10,8’ini oluşturuyor. Türkiye ve çevresindeki denizlerde yapılan çalışmalara göre bu kayıplar %6 ila %45 arasında gerçekleşiyor.
  • Endüstriyel Balıkçılığın Aşırı Büyümesi: Aşırı kapasiteli endüstriyel balıkçılık filoları, hem denizlerimizdeki doğal kaynaklar üzerinde büyük baskı oluşturuyor hem de küçük ölçekli balıkçılık yapan geleneksel balıkçının mesleki ve finansal sürdürülebilirliğini zorluyor. Küçük ölçekli balıkçılık Türkiye’de balıkçılığın yaklaşık %90’ını oluşturmakta. Öte yandan, tutulan balığın sadece %10’u küçük ölçekli balıkçılar tarafından avlanıyor. Bu durum, küçük ölçekli balıkçının gelir düzeyinin az olmasına sebep olup sosyo-ekonomik durumlarını zayıflatıyor.
  • Amatör Balıkçıların Yasal Olmadığı Halde Tuttuğu Balığı Satması: Amatör balıkçıların, avladıkları miktar resmi rakamlara dahil edilmese de ticari balıkçılık üzerinde önemli bir av baskısı oluşturduğu düşünülüyor.
  • Yasa Dışı Zıpkınlı Balık Ticareti: Kıyı şeridinde zıpkın avcılığının balık yuvalarına zarar vermesi, zıpkın avcılığının gece ve tüple yapılması, ekonomik değeri yüksek olduğu için belirli balıklara odaklanılması bir bölgedeki demersal balık stoklarını birkaç günde çökertebilecek olumsuz ekosistemsel sonuçlara neden olabiliyor.

3) Sosyal, Kültürel ve Rekabet Koşullarının Yetersizliği

  • Türkiye’de Balık Tüketim Alışkanlıkları: Avlanan balıkların %31,7’lik kısmı taze olarak, geri kalan % 59,3’lük kısmı ise işlenmiş olarak tüketiliyor. Ancak Türkiye’de üretilen balığın %86,2’lik kısmı taze olarak tüketiliyor. İşlenmiş balıkların (dondurma, kurutma, tuzlanma, konserveleme ve tütsüleme, vb.) miktarı ise sadece %13,8 civarında. Türkiye’de balık tüketim alışkanlıklarının, sadece taze ve belirli av dönemlerinde tüketilmesi, avlanan balığın verimli tüketimini engellediği gibi, mevsimselliğe ve fiyat dalgalanmalarına neden oluyor. Avcılığın bol olduğu dönemlerde fiyatlar düşerken, avcılık azaldığında ise fiyatlar yükseliyor. Fiyatların aşırı düşmesi balıkçının kazancını, aşırı yükselmesi ise balık tüketimini olumsuz etkiliyor.
  • İşlenmiş Balık Kültürünün Azlığı: Teknolojinin ve yatırımların yetersiz olması nedeniyle; Türkiye’de balık işleme ve muhafaza etme yöntemlerinin uygulanmasında sorunlar bulunuyor. Örneğin; satılamayan veya ekonomik değeri düşük olduğu için avlanan balıklar çöpe atılarak israf ediliyor. Hal böyleyken, işlenmiş ürün yelpazesinin genişletilmesi, katma değeri yüksek ürünler üretilmesi ve pazarlaması konularında araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılması önem kazanıyor.
  • Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkiye’de aile balıkçılığının temelini kadınlar oluşturuyor. Ancak toplumumuzda, gerek balıkçılığın erkek mesleği olarak görülmesi gerekse kadının aile ve yurt ekonomisinde geri planda tutulması nedeniyle kadın balıkçılar ve balıkçılık sektöründeki kadınlar sosyal ve ekonomik anlamda zayıflatılıyor. Ayrıca, geçimini denizden sağlayan kadınların varlıkları ve kararları cinsiyet ayrımcılığı yüzünden sektörün politikalarına yansımıyor. Bu eşitsizliğin durdurulması, kadın haklarının gözetilmesi ve korunması hem Türkiye’deki kadınlara hem de ülke ekonomisine önemli derecede katma değer sağlayacaktır.
  • Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sosyo-ekonomik Düşüşü: Yukarıda belirttiğimiz tüm bu sebeplerden ötürü, tükenmekte olan denizlerimizdeki balık stokları ve sektördeki adil olmayan rekabet koşulları hem geleneksel küçük ölçekli balıkçının hem de geçimini balıkçılık sektöründen elde eden küçük esnafın üretkenliğine, verimliliğine, geliri ve mesleki sürdürülebilirliğine ciddi anlamda zarar veriyor.
  • Eğitimsizlik: Bilinçsizce ve farkında olmadan; kullanılan ve tüketilen denizel kaynaklar, yıpratılan ve kirletilen denizler küresel anlamda insanın yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Bu sebepten, denizlerin biyolojik dengesinin ve çeşitliliğinin sürdürülmesi amacıyla denizlerden ve deniz ürünlerinden sağlıklı ve elverişli bir biçimde faydalanmayı, adil, bilinçli, sağduyulu ve sürdürülebilir balık avcılığı ve tüketimi konusunda hem bireysel hem de kurumsal eğitimler gerçekleştirilerek, bireylerin farkındalıklarının arttırılması gerekiyor.

4) Devlet ve Örgüt Desteklerinin Yetersizliği

  • Tedbir, Denetim ve Mevzuat Yetersizlikleri: Yukarıda belirttiğimiz sorunlar ile ilgili olarak tedbirler ve denetimin arttırılması, gerekli alanlarda mevzuat eklemeleri ve/veya değişikliklerinin yapılması gerekiyor.
  • Yetersiz Örgütlenme ve Organizasyon: Yukarıda belirttiğimiz sorunların çözümlenmesi, denizlerinizin ve deniz canlılığının korunması için gerekli önlemlerin belirlenmesi, birey ve kurumların bilinçlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınıp uygulanması konularında balıkçılık sektöründe çalışan tüm insanların örgütlenmesi ve organize bir şekilde çalışması gerekiyor.

Son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz Mavi Büyüme ve Mavi Ekonomi kavramları arasındaki fark nedir? Bu kavramların öneminden ve uygulanması için ulusal düzeyde yürütülen çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Kısaca ‘Mavi Büyüme’ bir strateji ve hedef; “Mavi Ekonomi” ise bu hedefin gerçekleştirilmesine olanak sağlayan bir kavram ve araçdiyebiliriz. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Avrupa Birliği’nin Sıfır Emisyon Stratejisi (Temiz Enerji) ve ekonomi hedefleri denizlerdeki tahribatın artması ile kalkınma ve doğa arasındaki dengenin kurulmasına odaklanıyor. Günümüzde balık stoklarının azalması, okyanusların hala asidik olması, deniz seviyesinin yükselmesi, deniz ürünlerinin toksitisesinin artması aynı zamanda ekonomik bir sorun. Özellikle denizel sektörlere bağımlı yaşayanları yoksullaştırıyor ve denizel kaynaklı gıdanın azalmasına yol açıyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar mavi ekonomi konusunu daha ciddiye alan çalışmalar yapmaya başladı.

Eylül 2012’de Brüksel’de Avrupa Komisyonu ‘Deniz ve Denizcilik Sektörleri için Sürdürülebilir Büyüme’ hakkında bir basın bülteni yayımlayarak Mavi Büyüme stratejisini ortaya attı: Mavi Büyüme, bir bütün olarak denizcilik ve denizcilik sektörlerinde sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için uzun vadeli bir stratejidir. ‘Mavi Ekonomi’ kabaca 5,4 milyon işi temsil ediyor ve yalnızca Avrupa bölgesinde yılda yaklaşık 500 milyar Avro’luk brüt katma değer üretiyor. Strateji; kısmen Gunter Pauli’nin Mavi Ekonomi kavramına atıfta bulunularak benimsenmiştir. Mavi büyüme stratejisi, her ülke için gıda ve enerji güvenliğinin sağlandığı, aynı zamanda denizde veya denizde çalışmak isteyenler için sürdürülebilir işlerin olduğu sürdürülebilir bir gelecek için denizel ekonomiyi büyütmeye yönelik hedefler ortaya koyar. Dolayısıyla, aslında “mavi” suyu, “büyüme” ise ekonomiyi ifade eder. Mavi Büyüme, döngüsel ekonominin bir parçasıdır da diyebiliriz. Sadece balıkçılık sektörü için değil aynı zamanda denizel taşımacılık, kıyı turizmi, okyanus enerjisi, denizel araştırmaları da kapsar.

Kadın Balıkçılar Derneği olarak bu kavramların ve politikaların ülkemizde tanıtımı ve balıkçılık sektöründeki uygulamaların yaygınlaştırılması amacıyla çalışıyoruz. Mavi İşler Dijital Dönüşüm projemizin yanı sıra, bu kapsamda bugüne kadar yaptığımız çalışmalarımızı kısaca şöyle özetleyebiliriz;

  • Küçük ölçekli aile balıkçılarını desteklemek üzere mesleki sorunlarına yönelik güçlendirme ve farkındalık çalışmaları,
  • Balıkçılık sektöründe Mavi Büyüme için olmazsa olmaz olan cinsiyet eşitliği politikalarına yönelik savunuculuk faaliyetleri,
  • İlk projemiz olan “Mavi Gezegen Mavi İşler” projesi ile avcılık sonrası balık israfı ile ilgili farkındalığı arttırmak ve ülkemizde bu israfı azaltmak amacıyla balıkçılıkta ıskartaya çıkan balığın geleneksel yöntemlerle işlenmesi ve konservelenerek ekonomiye geri kazandırılması için faaliyetler yürüttük.

Ayrıca, Türkiye’de yine Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün desteklediği Pesca Turizm (balık sezonu dışında küçük ölçekli balıkçıların denizden gelir elde etmesini sağlayan turizm) ve deniz enerjisi yatırımları (uygulamaları), İzmir Kalkınma Ajansı’nın deniz teknolojisi projeleri takip edebildiğimiz mavi ekonomi çalışmalarıdır.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Kadın Balıkçılar Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Mavi İşler Dijital Dönüşüm (MİDD) projemiz ile kurumsal verimliliğimizi ve sürdürülebilirliğimizi arttırmak üzere çalışmalar yaptık. Bu kapsamda kısaca faaliyetlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz.

Derneğimiz bünyesinde;

  1. Bir dernek iktisadi işletmesi
  2. Fonzip ve PAYTR işbirliği ile bir dijital bağış sistemi,
  3. Kurduğumuz e-ticaret platformu (Mavi Pazaryeri) ile yeni kurulmuş ve kaynakları kısıtlı bir dernek olarak kurumsal kaynaklarımızı dijitalde arttırma çalışmaları gerçekleştirdik.

Ayrıca;

  • Yazılım ve donanım ihtiyaçlarımız belirlendi ve envanter listeleri oluşturuldu.
  • Yazılım ve donanım ihtiyaçlarımız doğrultusunda sivil toplum kuruluşları (STK) için var olan fırsatlar araştırıldı ve gerekli olanlar tespit edilerek yararlanıldı.
  • Proje ve görev yönetimi, ödeme ve bağış toplama sistemi temin edildi ve kullanılmaya başlandı.
  • Kurumun dijital güvenliği arttırma çalışmaları yapıldı.
  • Habitat Derneği ile gerçekleştirilen işbirliği sonucunda kadın balıkçılara yönelik dijital becerileri geliştirecek dijital okuryazarlık eğitimi gerçekleştirildi.
  • Ekip içi iletişimde kullanılan araçların verimliliği arttırıldı.
  • Paydaşlarla iletişimi güçlendirmek için gerekli altyapı iyileştirilmesi yapıldı.
  • İnternet sitemize içerik üretilerek güncel tutulmaya devam edildi.
  • Dijital mecralarda içerik paylaşabilmek için kurumun dijital üretim kapasitesi güçlendirildi.
  • Dijital olarak kullanılabilecek kaynak geliştirme araç ve platformları hakkında bilgi edinildi. Derneğimizin ihtiyacını karşılayabilecek araç ve platformları belirlenip yapımıza entegre edildi.
  • Derneğimizdeki tüm veriler düzenlenerek yedeklendi ve güvence altına alındı. Veri yönetiminin planlaması yapıldı.
  • Veri yönetimi ve bu konuyla ilgili yasal süreçleri (Kişisel Verileri Koruma Kanunu- KVKK) hakkında geliştirme çalışmaları yapıldı.

Kısaca, derneğimizin dijital altyapı kapasitesinin arttırılması için de gerekli yazılım, donanım, güvenlik, insan kaynağı, iletişim, arşivleme, marka, veri ve kaynak yönetimi gibi konular üzerinde iyileştirme çalışmaları yaptık.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Denizlerin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve denizel sektörlerde çalışan kadınların güçlendirilmesi amacıyla çalışmalarını yürüten yeni kurulmuşbir dernek olarak; pandemi koşullarına rağmen, dijitalde çalışmalarımıza devam edebilmiş üstüne üslük kurumsal kapasitemizi önemli ölçüde iyileştirerek derneğimizin sürdürülebilirliği için önemli bir sıçrama elde edebildik.

Dijital araçlara bakış açımız olumsuzdan olumluya bir dönüş yaşadı. Aynı zamanda, dijital araçları kullanımına çok daha hızlı adapte olabildik. Bünyemize kattığımız bu dijital araçlar sayesinde faaliyetlerimizi hızlandırarak daha güvenli ve verimli çalışmaların altyapısını da oluşturmuş olduk. Ayrıca, dijital ortamda sürdürülebilir kaynak geliştirme altyapıları edinerek derneğimizin sürdürebilirliği konusunda kısa bir dönem içinde büyük yol katettik.

Kadın Balıkçılar Derneği olarak, çalışmalarımız ülkemizin tümünü kapsıyor. Üyeler, çalışanlar, işbirlikçiler, destekçiler, gönüllülerimiz ve hedef kitlemiz bağlamında Türkiye’nin birçok ilinde yer alıyoruz. Bu sebepten, bir araya gelmek ve iletişim halinde kalmak faaliyetlerimizin devamlılığı ve verimi açısından çok önemli. Pandemi ile beraber bir araya gelmek neredeyse imkânsız hale gelmişti. Ancak, MİDD projemiz kapsamında yürüttüğümüz  çalışmalarımız sayesinde, bu büyük engeli büyük ölçüde aştığımızı söyleyebiliriz. Pandemi süresince, dijital araçları kullanarak (sosyal medya iletişimi, Zoom toplantıları ve etkinlikleri, Slack ve WhatSapp iletişimi, internet sitesi, vb.) faaliyetlerimize verimli bir şekilde devam edebilmenin mutluluğu içindeyiz. Ek olarak, bu süreçte dijitalde aktif olmanın etki alanımızı daha da genişlettiğini, ekip çalışmalarımızın verimini daha da arttırdığını ve kaynaklarımızın daha hızlı çoğaldığını gördük. Bu sebepten, pandemi sonrasında da dijital faaliyetlerimizi sürdürmeye ve geliştirmeye devam edeceğiz.

Son olarak; Fon kapsamında uygulanan Kapasite Gelişim Bileşeni faaliyetleri çerçevesinde aldığımız atölyeler, eğitimler ve mentörlük destekleri kapasite gelişim sürecimizi  kolaylaştırıp hızlandırdı. Aynı zamanda, kıymetli bilgi aktarımlarından da çok fazla faydalandığımızı önemle belirtmek isteriz. Sizinle çalışmak büyük zevkti!

Kadın Balıkçılar Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Yukarıda belirttiğimiz kurumsal öğrenimlerimizle beraber dijital çağa ayak uydurmayı ve MİDD projemizi bir programa dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu program kapsamında kısa ve orta vadede hedeflerimiz;

  • E-ticaret platformumuzu pazaryerleri, üreticiler ve ürünler kapsamında genişletmek,
  • Dijital eğitimler, atölyeler, seminerler, toplantılar ve etkinlikler gerçekleştirmek,
  • E-bağış sistemimizi genişleterek, aktif e-bağış kampanyaları yürütmek,
  • E-kitap, e-dergi gibi dijital yayınlarımızı çoğaltmak,
  • İnternet sitemizi güncel tutmak ve mavi ekonomi, mavi büyüme ve mavi sürdürülebilirlik için bir e-kütüphane oluşturmak,
  • Dijital altyapı çalışmalarımıza devam etmek (e-imza, e-muhasebe, KEP, vb.).

Ekosfer Derneği ile Hibe Desteğimizle Yaptıkları Dijital Dönüşüm Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Ekosfer Derneği (Ekosfer), insan kaynaklı iklim değişikliğini durdurmak için gerekli politikaların uygulanması, biyo-çeşitliliğin bozulmaması ve ekolojik dengenin korunması amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Ekosfer, savunuculuk kampanyalarını, iletişim faaliyetlerini ve kaynak geliştirme çalışmalarını dijitalde daha etkili bir şekilde yürütebilmek amacıyla internet sitesini güncelledi. 

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Barış Eceçelik ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle beraber Türkiye’yi bekleyen değişiklikler, dijital çağda iklim aktivizmi, derneğin 2022 planları ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk. 

Geçtiğimiz dönemde dernek olarak “Türkiye Paris Anlaşması’nı imzalasın” kampanyasının yürütücülüğünü yaptınız. Kasım ayı itibari ile Paris Anlaşması Türkiye’de yürürlüğe girdi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile  bizleri ne tür değişiklikler bekliyor?

Paris Anlaşması’nın onaylanması, Türkiye’nin iklim krizine katkısının netleşmesi ve politik bir zemine sahip olması bakımından kritik bir öneme sahipti. Anlaşmanın onaylanmasıyla Türkiye uluslararası müzakerelerin yürütüldüğü sürecin içinde kaldı. Türkiye için de Paris Anlaşması bir yol haritası olacak. Bu uzun, ince bir yol ve fazla zamanımız yok. Türkiye’nin anlaşmadaki 1,5 derece hedefine bağlılığı ve onay sürecinde telaffuz ettiği “2053 net sıfır emisyon” hedefi önemli. Ancak yapılması gereken işler bunlarla sınırlı değil. Paris Anlaşması sonrası yapılması gerekenleri öneren beş maddelik bir liste hazırladık. Bu adımlar ivedilikle atılırsa iklim krizi konusunda Türkiye’nin politikası netleşir ve ilgili alanlarda uzun zamandır beklediğimiz değişiklikler gerçekleşebilir. Hedeflerin güçlülüğü değişimin hızını da belirleyecek. Önceliklendirdiğimiz 5 madde şöyle:

– Ulusal Katkı Beyanı’nın güncellenmesi

– Kömürlü termik santrallerin kapatılması için bir takvim belirlenmesi ve yeni inşaatların

durdurulması

– Enerji tüketimini azaltmak için başta enerji verimliliği olmak üzere gerekli politikaların

hayata geçirilmesi

– Rüzgar, güneş, elektrikli araçlar ve yeşil hidrojen gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı teknolojilerin tercih edilmesi; fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi kaynaklara verilen teşviklerin durdurulması

– Kentlerin iklim krizine uyumlu ve hazır hale getirilmesi. Ulaşımda hava ve karayolu

yerine demiryolu, toplu taşıma ile bisikletin öne çıkarılması

Dünyanın ilk dijital grevi COVID-19 salgının başında iklim krizi üzerine gerçekleşti. Aynı zamanda iklim değişikliğine ve çevre sorunlarına dikkat çekmek amacıyla birçok hashtag kampanyası düzenleniyor. Dijital çağda iklim aktivizmi yürütüyor olmanın olumlu ve olumsuz yanlarından bahsedebilir misiniz?

Dijital araçların yoğun olarak kullanılmasının iklim ve çevre hareketi dahil sivil topluma ve savunuculuk kampanyalarına olumlu birçok katkısı olduğunu düşünüyorum. Sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanarak daha fazla insana ulaşmak, imza kampanyaları, e-posta yönlendirme gibi dijital aktivizm araçlarını kullanarak karar vericilere ulaşmak ve üzerlerindeki baskıyı artırmak sayılabilecek en önemli avantajlar. Bunun yanı sıra pandeminin de etkisiyle birlikte birçok şey tamamen dijitale kaymışken sokak hareketi ve eylemliliğin önemini de pas geçmemek gerektiğini düşünüyorum. 

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Ekosfer Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Yürüttüğümüz kampanyalarda dijital araçları etkili bir şekilde kullanıp daha fazla insana ulaşmak bizim için çok önemli. Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nu derneğimizin dijital araçlarını geliştirmek için kullandık. Öncelikle derneğimizin internet sitesini yeniledik. Yeni sitemizde basın için ayrı bir bölüm oluşturduk. Yakın zamanda çıkarmayı planladığımız e-bülten için de ayrı bir bölüm ekledik. Sitemiz şu anda çok daha kullanışlı. 

Buna ek olarak derneğimizin çalışmalarını uzun vadede büyük ölçüde  etkileyeceğini düşündüğümüz iki çalışma daha gerçekleştirdik. Bunlardan ilki imza kampanyalarımız için oluşturduğumuz sistem. Oldukça hızlı bir şekilde etkili imza kampanyaları oluşturabileceğimiz bir sistem geliştirdik. 

Son olarak bireysel destekler her sivil toplum kuruluşu (STK) gibi bizim için de oldukça önemli. Hali hazırda kullandığımız bağış sitesini çok daha etkili olacağına inandığımız, çeşitli testler gerçekleştirebileceğimiz, performansını daha yakından ölçebileceğimiz bir bağış sitesiyle değiştirmek için gerekli altyapıyı da oluşturduk. 

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı? 

Fon kapsamında uzun süredir yapmak istediğimiz fakat kaynak yetersizliğinden dolayı yapamadığımız fikirlerimizi hayata geçirdik. 2022 yılında bu araçları etkin bir şekilde kullanmayı ve yeni kampanyalar başlatmayı hedefliyoruz. Bu sayede iklim kriziyle ilgili çalışmalarımızı daha fazla kişiye ulaştırabileceğiz, onların katılımı ve desteğiyle de kampanyalarımızı büyütebileceğiz. Dijital varlığın bu denli önemli olduğu günümüzde Dijital Dönüşüm Fonu’nun STK’lar için oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. 

Ekosfer Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için  planlarından bahseder misiniz?

2022 yılında iklim krizine dikkat çekmek, gerekli politikaların özellikle Türkiye’de hayata geçirilmesini sağlamak yine önceliğimiz olacak. İçinde kömüre dair birçok yazı, rapor, STK’ların faydalanması için görsel arşiv ve haritanın olduğu Türkiye’de Kömür projemiz devam ediyor. Türkiye’de Kömür sitemizi yeniledik, kömür ve enerjiyle ilgili güncel bilgileri buradan paylaşacağız ama söyleşi ve güncel haberlerle siteyi daha aktif hale getireceğiz. 

Gazeteciler için hazırladığımız iklim haberciliği eğitimlerimizi kapsamını genişleterek sürdürmeyi planlıyoruz. Fosil yakıtlardan çıkış, nükleer enerji, okullarda iklim eğitimi ve yeşil ulaşım gibi kendimize çalışma alanı seçtiğimiz konularda da yeni proje ve kampanyalar hazırlıyoruz.

 

Yaşam için Toprak Derneği ile Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Şehirlerdeki atık sorununa odaklanan Yaşam için Toprak Derneği, atıkların kompost yapılmasını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Özellikle kadın, genç ve çocuklar ile ortak çalışmalar yürüten dernek, bu gruplar ile kompost konusunda hem teorik hem de pratik bilgi paylaşımı ve uygulama projeleri geliştiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Yaşam için Toprak Derneği hibe kapsamında internet sitesini yenileyerek, dijital içerik oluşturacak kaynaklar yarattı.

Yaşam için Toprak Derneği kurucularından Elif Çatıkkaş ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; ekolojik sürdürülebilirlik kavramı, 2022 yılında beklenen gıda krizi, derneğin 2022 planları ve  dijital dönüşüm çalışmaları hakkında konuştuk.

Yaşam için Toprak Derneği ekolojik sürdürülebilirlik sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. Ekolojik sürdürülebilirlik nedir? Kentlerde ekolojik sürdürülebilirlik anlayışına bağlı bir yaşam sürdürmek mümkün mü?

Güneşin sonsuz bir enerji kaynağı olduğu varsayımıyla; sürdürülebilir bir sistem ömrü boyunca ihtiyacı olan enerjiyi karşıladığı gibi, ömrünün sonunda yenilenmesi için gereken enerjiyi de üretmelidir. Bu açıklama ile baktığımızda, bir sistemin ekonomik olarak sürdürülebilir, ekolojik olarak sürdürülebilir olmaması söz konusu değil. Böyle bir sürdürülebilirlik tanımıyla baktığımızda, insan eliyle oluşturduğumuz hiçbir sistemin sürdürülebilir olmadığını görüyoruz. Bu durumda ne yapmalıyız? Odağımızı doğal ekosistemlere doğru çevirerek buradan ilham alarak kurduğumuz sistemleri tekrar gözden geçirmeliyiz.  Kentler yapısı itibariyle bu bağlamda bir sürdürülebilirliği çok fazla desteklemiyor. Bu durumda ne yapacağız, elimiz kolumuz bağlı oturmak yerine, sürdürülebilirliği destekleyecek şekilde taleplerin oluşması için bireysel farkındalık ve alışkanlıklarımız değiştirmek üzere çalışabiliriz. Mesela, şehirde gıda atıklarını çöpe atmak yerine kompost yapmaya başlayanlar, şimdi bu kompostlarını tamamlamak ve değerlendirmek üzere yerel yönetimlere taleplerini iletiyorlar. Mutfaklarında komposta yer açanlar akıllarında da iklim krizine, gıda krizine ve bu krizi çözecek politikalara da yer açmış oluyorlar. Artık bu konuda söyleyecek pek çok sözleri oluyor. Kendi uygulamalarının yarattığı etik bakış açısı onları çevrelerinden ve ekonomi-politiğin aktörlerinden de sorumlu olmalarını beklemeye itiyor. Burada sadece kompost örneği üzerinden ilerledik, örnekleri ve dolayısıyla talepleri çoğaltmak mümkün.

Türkiye’nin 2022 yılında büyük bir gıda krizi ile karşı karşıya kalabileceği yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu krizin nedeni nedir? Krizi geciktirmek veya önlemek için bireysel seviyede yapabileceklerimizden bahseder misiniz?

Türkiye’de halihazırda uygulanan tarım politikaları ekonomide yaşanan krizi aynı zamanda bir gıda krizine dönüştürüyor. Tarım pratiklerimiz maalesef ithal edilen girdiler (Bübre, böcek ve ot ilaçları vb.) üzerine kurulu. Hasat alabilmek için her sene bu girdileri biraz daha fazla kullanmanız gerekiyor.  İşin kötü tarafı kısa vadede bu girdilerin sonucunu üretimde görsek bile, uzun vadede topraklarımızı öldürüyorlar. Her açıdan kırılgan bir sistem. Bu sistemi dış kaynaklara olan bağımlılığını azaltarak, mümkün olduğunca kendi kendine yeten ve toprağın sürdürülebilirliğini destekleyecek şekilde tekrar düzenlemek gerekiyor.

Eğer dünyada büyük ekonomik ve politik aktörler yıkıcı rantlarından, yanlış politikalarından vazgeçip krizin önlenmesi için doğru adımları atsalardı, işte o zaman bizim bireysel çabalarımız oyunun kurallarını değiştirecek büyük farkları yaratabilirdi. Şu andaysa bireysel çaba adına en büyük umut o çabanın ve göstergelerinin tam da şu an yaptığı şeyi yapmaya devam etmesini ummak: “Farkındalık.” Toplumsal farkındalık sağlamak. Komşumun özenini, gıdasını seçerken, atıklarını dönüştürürken, türetici olarak konumlanışını izlerken benim de önce sorunun sonra çözümün farkıma varmamı sağlamasını temenni etmek. Unutmayalım, bu konuda aldığımız aksiyonlar sadece bizi değil, çevremizi de dönüştürüyor.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Yaşam için Toprak Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaşam için Toprak Derneği olarak hibe döneminde kurumsal gelişimimize ve dijital olarak dönüşümümüze odaklandık. Kurumsal gelişimimize dair, fon kapsamında ekipçe açılan eğitimlere katılmanın yanı sıra, amaç, hedef ve stratejilerimizi metodolojik olarak tekrar gözden geçirdik ve aldığımız mentor desteği ile netleştirdiğimiz çalışmalara yer verdik. Dijital dönüşümümüzde ise internet sitemizi yeniledik, youtube kanalımızı açtık, içerik çalışmaları için kaynak oluşturduk. Aynı zamanda, düzenli aralıklarla yayınlanacak kütüphane köşemizi oluşturduk.  Bunlara ek olarak 2022 yılı içerisinde toprak üzerine yapacağımız podcast üzerine planlamalarımızı tamamladık.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığımız desteğin derneğimizi kurduğumuz temelleri daha görünür hale getirebilmemizde çok önemli katkıları oldu. Finansal desteğin yanı sıra verilen eğitimler ile, kurumsal gelişimimizi tamamlamamız açısından yeni adım atmaya başlayan bir dernek için çok faydalı olduğunun altını çizmek isteriz. Fon sürecinin yönetimi, raporlamalar ve mentor programı sayesinde gerçekten yapmak istediğimiz çalışmaları yapabilecek alanımızın olması bizi daha verimli kıldı. Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu özellikle bizim gibi hayatına yeni başlayan, büyük aktörlerin yanında kendi yerini açmaya ve sağlamlaştırmaya çalışan sivil toplum kuruluşlarının daha sağlam köklenebilmesi için can suyu oldu. Fonu destekledikleri için tüm bağışçılara teşekkür etmek isteriz.

Yaşam için Toprak Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile beraber 2021 yılında başladığımız dijital dönüşüm çalışmalarımıza, 2022 yılında farklı mecralarda (Medium, podcast vb.) bilgi paylaşımak, farkındalık yaratmak amacıyla devam edeceğiz. Yılın ikinci yarısında ise “Okullar Dönüşüyor” programımızı yeni bir metodoloji üzerinden derinleştirmeyi hedefliyoruz. Tüm bu çalışmaların paralelinde hibe sürecinde oluşturduğumuz kaynak geliştirme çalışmalarına devam edeğiz.

Troya Çevre Derneği Dijital Dönüşüm Fonu Kapsamındaki Çalışmalarını Tamamladı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Troya Çevre Derneği, kentsel ve kırsal ölçekte enerji verimliliğini sağlamak, enerji demokrasisi ve toplum temelli enerji üretimini geliştirmek amacıyla Çanakkale’de faaliyet gösteriyor. 2017 yılında tamamı kadın kuruculardan oluşan Troya Enerji Kooperatifi’ni kuran dernek, yaptığı çalışmalarla diğer enerji kooperatiflerine yol göstermeyi ve enerji sektöründe çalışan kadınların sektördeki rolünü güçlendirmeyi hedefliyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Troya Çevre Derneği, yenilenebilir enerji kooperatiflerini bir araya getirmek amacıyla çevrimiçi bir platform olan Enerji Kooperatifleri Ağı’nı kurdu. Dernek aynı zamanda, kooperatiflerin çalışmalarının daha geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlamak için enerji ve enerji kooperatifleri ile ilgili podcast yayınları düzenlemeye başladı. Kapasite Gelişim Bileşeni kapsamında sağladığımız mentör ve atölye destekleri ile dernek, dijital içerik üretme ve dijital güvenlik gibi konularda çalışarak kurum içi dijital araç kullanım becerisini geliştirdi.

Troya Çevre Derneği Başkanı ve Proje Koordinatörü Oral Kaya ve Proje Asistanı Nadide Su Dağlı ile yaptığımız röportajda; yenilenebilir enerji kavramı, Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporu, Enerji Kooperatifleri Ağı ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında konuştuk.

Yenilenebilir enerji nedir? Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinden ve yenilenebilir enerjinin sürdürülebilirliği için yapılan ya da yapılması planlanan çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji, kaynağın tüketim hızının üretim hızından fazla olmadığı enerji kaynaklarını tanımlalar. Tüketim hızı üretim hızından fazla olmadığı için de kaynak kendini yenileyebilir. Yenilenebilir enerji kaynakları fosil yakıtlar gibi büyük ölçüde karbon salınımına neden olmaz. Bu nedenle de yenilenebilir enerji, insan etkisi ile özellikle enerji ihtiyacımızdan dolayı meydana gelen iklim değişikliği konusunda bir çözüm yoludur.

Ülkemizde, yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklardan yararlanma çok yeni bir kavram. Kıta Avrupa’sındaki iklim değişikliği hatta nükleer karşıtlığı üzerinden gelişen yenilenebilir enerji kaynakları ile elektrik üretimi, ülkemizde daha çok fosil yakıtlara alternatif geliştirmek üzerine kurulu. Yenilenebilir enerjinin Türkiye’deki tarihine baktığımızda, 1970’li yıllardaki baraj yatırımları dışında ilk yenilenebilir yatırım 1993 yılında Çeşme’de kurulan Çeşme Rüzgâr Enerjisi Santrali’dir. Santrali hızla gelişen güneşten su ısıtma sektörü izlemiştir. Geçmişi 2000’lere uzanan güneşten elektrik üretimi ise daha çok yenidir. Bugün ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları üzerine çalışan birçok yerel üretici ve sivil toplum örgütü vardır.

Yakın zamanda Yenı̇lenebı̇lı̇r Enerjı̇ Sektöründe Kooperatifler Alternatif Bir İstihdam Modeli raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahsedebilir misiniz?

Yenilenebilir enerji sektörü, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, fosil yakıtlara bir alternatif olarak ülkemizde gelişmiştir. Özellikle tüm dünyada, iklim değişikliğinin etkilerine karşı hızla gelişen fosilden uzaklaşma adımları görmekteyiz. Kömür santrallerinin kurulması iptal edildi, var olanlar da yavaş yavaş sökülmeye başlandı. Bu sektörlerde çalışan ara elemanların yeni iş alanlarına kaydırılması için temel eğitimlerden geçirilerek, yeni sektörlere hızla ara eleman yetiştirilmesi gerekiyor. Raporda temel olarak bu iki eksen üzerinde duruldu ve ara eleman yetiştirmede enerji kooperatiflerinin rolü üzerinde odaklanıldı.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile Troya Çevre Derneği’nin dijital dönüşümünü güçlendirmek için hangi alanlara odaklandınız? Bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Alınan hibe ile öncelikle yenilenebilir enerji kooperatifleri arasında bir ağın oluşması konusuna odaklandık. Kurum olarak da hibe desteği ile bir internet sitesi oluşturduk. Aynı zamanda,  dijital kapasitemizi güçlendirmek amacıyla verilerin güncellenmesi konusuna ve podcast içerik üretimi için ilgili eğitimler almaya odaklandık. Hibe desteğinin yanında verilen mentor desteği ve atölyeler ile de kurum içerisinde bizler için kolaylık sağlayacak dijital uygulamalar ve pratik çözümler konusunda bilgi edinerek kurumsal kapasitemizi güçlendirdik.

Tüm bu eğitimler sonucunda oluşturduğumuz internet sitemizde veri güncellemesi ve içerik ekleme yapabiliyoruz. Aldığımız podcast eğitimleri sayesinde podcast içeriği üretiyor, düzenliyor ve podcastlerimizi yayımlayabiliyoruz. Kurum içerisinde artık ortak takvim kullanıyor, şifrelerimizi dijital ortamda saklayabiliyor ve farklı uygulamalar ile görsel içerikler üretebiliyoruz.

Hibe desteğimizle Türkiye genelinde bulunan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri arasında ağ kurulması amacıyla Enerji Kooperatifleri Ağı’nı hayata geçirdiniz.  Bu ağı oluşturma fikri nasıl bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı? Ağın üyeleri ile birlikte yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?

Troya Çevre Derneği olarak her yıl düzenlediğimiz Enerji Kooperatifleri Konferansı’nı pandemi nedeni ile yapamadık. Bu durum, Türkiye’de bulunan yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki iletişim kopukluğunu farketmemizi sağladı.  Aynı zamanda, insanların yenilenebilir enerji kooperatifi ile ilgili bilgilerinin sınırlı olması böyle bir projeyi hayata geçirmemize neden oldu. Yaşanan bu sıkıntılar çerçevesinde ne yapabileceğimizi düşünürken bu hibe fonuyla karşılaştık ve kooperatifleri bir platformda toplayarak hem iletişim ve işbirliklerini güçlendirmeye hem de insanların alanla ilgili kaynaklara rahatlıkla bulaşabilmelerini sağlayama karar verdik. Ağımıza dahil olan yenilenebilir enerji kooperatifleri ile proje başlangıcında ağ hakkında toplantılar gerçekleştirerek, ağın yaygınlaşmasını ve benimsenmesini sağladık. Kooperatifler ile internet sitesinin kullanımı ve dijital beceriler üzerine toplantılar gerçekleştirdik. 07.12.2021 tarihinde Bursa’da gerçekleştirdiğimiz 5. Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı’nda kooperatifler ile bir araya geldik. Konferansta bazı kooperatifler sunum yaparak güncel durumları hakkında bilgiler verdi. Aynı zamanda, konferans sırasında kooperatiflere alanla ilgili iyi örnekler sunuldu.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız bu desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu ile yenilenebilir enerji kooperatifleri adına bir internet sitesi kurduk.  Bu sitede düzenli olarak podcastler yayınlamaya başladık. Bu sayede daha çok insana ulaşabiliyoruz. Aldığımız dijital içerik üretme, dijital güvenlik, dijital ortamda şifre saklama gibi eğitimler ile kurum içi dijital iletişimimizi ve dijital araç becerilerimizi geliştirdik.

Hibe desteği, kurumumuz ile yenilenebilir enerji kooperatifleri arasındaki bağı güçlendirirken aynı zamanda kurum içerisinde bizleri de dijital anlamda güçlendirdi. Projeyi hayata geçirmemize olanak sağlayan Sivil Toplum İçin Destek Vakfı, Turkey Mozaik Foundation, EBRD ile fonu destekleyen tüm bağışçılara teşekkür ederiz.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği ile Çevreci Etkinlikler Platformu’nun Dijitalleşmesi İçin Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği (SADE), Türkiye’de sürdürülebilirlik çalışmalarının yaygınlaştırılması, etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız SADE, bu destek ile Türkiye genelinde farklı sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve sivil inisiyatiflerin yaptığı sürdürülebilirlik odaklı etkinliklerin paylaşıldığı bir platform olan Çevreci Etkinlikler’in altyapısını ve içeriklerini yenileyerek çevrimiçi eğitim videoları oluşturdu.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği Başkanı Emrah Kurum ve Genel Sekreteri Doğa Tamer ile yaptığımız röportajda; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ve sürdürülebilirlik kavramına özel sektörün yaklaşımını, Z kuşağının iklim mücadelesindeki rolünü, derneğin 2022 planlarını ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmaları konuştuk.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) çerçevesinden moda, tekstil, gıda gibi farklı sektörlerin kalkınmayı sürdürebilir kılmak ve güçlendirmek amacıyla sürdürülebilir iş modellerine geçtiğini biliyoruz. Farklı sektörden şirketlerle çalışmalar yürüten bir dernek olarak Türkiye’de sürdürülebilirlik kavramının ve SKA’in ne kadar anlaşıldığını düşünüyorsunuz? Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarının geliştirilmesini sağlamak için neler yapılması gerekiyor?

Sürdürülebilirlik Adamları Derneği, üçüncü yılını geride bırakmış olsa da sürdürülebilirlik özelinde yaptığımız çalışmalar 10 yılı buldu. Geriye dönüp baktığımızda ülkemizde sürdürülebilirlik çalışmalarının yaşadığı gelişimi ve şirketlerin sürdürülebilirlik konusunu sahiplenişlerini umutla izliyoruz. Şirketler bir zamanlar bu konuya kurumsal sosyal sorumluluk olarak bakıyorlardı. Üretim yaparken verdikleri zararı bir şekilde karşılamaya çalışıyorlardı. Bu doğrultuda yapılan işlerin büyük bir kısmı da sektörden ve şirket faaliyetlerinden uzaktı.

Tüketicilerin talebiyle perakendeciler, tedarikçiler gibi değer zincirinin diğer halkaları devreye girmeye başladı. Bazı zorunluluklar ve yaptırımlar getirildi. Tüm bunlar, şirketlerin döngüsel, kapsayıcı, sürdürülebilir iş modellerine geçişini başlattı. Sürdürülebilirliği, kurumsal yönetişim modellerinin içine aldılar. Firmalar müşterilerine, ilişkili olduğu diğer şirketlere, tedarikçilerine, bulundukları bölgeye, çalışanlarına, topluma hizmet etmeye ve gezegenin çıkarlarını gözetmeye yönelik bir sistem oturuyor. Şirketler, yapacakları faaliyetlerden zarar ya da yarar göreceğini düşünerek hareket ediyor. Herkesin taleplerini hesaba katarak hareket eden şirketler, küreselleşen dünyada hem daha anlamlı bir iş yapmış oluyor hem de yaptıkları iş uzun ömürlü olduğu için herkes kazanıyor.

Özel sektör Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşmada çok büyük rol oynasa da konunun hükümet düzeyinde sahiplenilmesi çok önemli. Sürdürülebilirliğe geçiş noktasında zorunluluklar ve talepler ön plana çıkıyor. Hükümetler de çıkardıkları mevzuatlar ve yaptıkları politikalarla bu zorunlulukları hızlandırıyorlar. Yerel yönetimlerin de büyük çabası ve etkisi var. Yerel yönetimler, bölgesel sorunlara çözümler üretebilmek için, sorundan etkilenen kişileri süreçlere dahil ediyor. Küresel bir sorunu ancak yerelleşerek çözebiliriz.

İklim değişikliği, sürdürülebilirlik gibi alanlarda yürütülen aktivizm çalışmalarında Z kuşağının daha görünür olduğunu görüyoruz. Beraber çalıştığınız gençleri göz önüne aldığınızda bu kuşağın çevre konusunda daha duyarlı olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu duyarlılıklarını hayat pratiklerine ne şekilde dahil ediyorlar?

Gençler iklim mücadelesinde de haklarını arama noktasında da artık bizlerin liderleri çünkü bugün atılan her adımın onların geleceğini etkileyeceğini biliyorlar. Bugün ne satın alacaklarını seçerken markaların sürdürülebilirlik çabalarına büyük değer veriyorlar. Atık ve enerji tüketimini azaltma ihtiyacının çok daha farkındalar ve gezegen üzerindeki etkilerini en aza indirmek istiyorlar. Adil üretim yapan, etik değerleri olan markalara yöneliyorlar. Şirketlerin de harekete geçmesini bekliyorlar. Bir şirket, attığı adımlar ve yaptığı girişimlerle ilgili şeffaf bir iletişim yürütüyorsa tüketicilerin, özellikle de gençlerin güvenini kazanıyor. Araştırmalar; gençlerin %73’ünün bir ürün sürdürülebilir veya sosyal açıdan bilinçli bir şirketten geliyorsa bu ürüne daha fazla para harcamaya istekli olduğunu gösteriyor. Gençlerin % 81’i markaların şeffaf olmasını ve sürdürülebilirlik etkileri hakkında aktif olarak konuşmasını bekliyor.

Vakfımızın hibe ve kapasite gelişim desteği ile derneğinizin bir projesi olan Çevreci Etkinlikler Platformu’nun altyapısını ve içeriklerini yenilediniz. Platformdan ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Çevreci Etkinlikler, 2013 yılında Türkiye genelinde farklı STK’ların ve sivil inisiyatiflerin yaptığı etkinlikleri tek bir yerde toplayan Türkiye’nin ilk çevre etkinlikleri platformu olarak kuruldu. Altyapısı ve içerikleri yenilenen platformun ziyaretçileri, Türkiye genelinde farklı kişi ve kurumlar tarafından gerçekleştirilen sürdürülebilirlik odaklı etkinlikleri takip etmeye devam ederken, eğitim videolarına ve iş ilanlarına da ulaşabiliyorlar.

STK’ların ve sivil inisiyatiflerin yaptığı sürdürülebilirlik odaklı etkinlikler Çevreci Etkinlikler platformu ile tek bir yerde toplanıyor. Çevresel ve sosyal açıdan duyarlı topluluklar, etkinliklerin ilgili kişilere doğrudan ulaşmasını sağlıyorlar. Kurumların sürdürülebilirlik odaklı iş ilanları Çevreci Etkinlikler platformunda paylaşılıyor. Sürdürülebilirlik alanında çalışmak isteyen bireyler, kurumların iş ilanlarını bu platformdan takip edebiliyorlar. Çevreci Etkinlikler platformunda oluşturulan sürdürülebilirlik odaklı dijital eğitim arşivi ile sürdürülebilirlik konusuna ilgi duyan, Türkçe kaynağa ihtiyaç duyan bireyler eğitim videolarından ücretsiz olarak faydalanabiliyorlar.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında aldığınız desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Sürdürülebilirlik temelli işleri yaygınlaştırmak ve görünür kılmak amacıyla çalışmalarını sürdüren derneğimiz; Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’ndan aldığı hibe desteği ile geçmişte çok başarılı işlere imza atmış, ödüllü Çevreci Etkinlikler platformunu yenileyerek STK’ların ve sivil inisiyatiflerin görünürlüklerine katkı sağlar hale geldi. Bu destek çalıştığımız alanda yeni kurumları tanımamıza vesile oldu. Var olan veri tabanımızı güncelledik ve güçlendirdik. Özellikle mentorluk süreci, derneğimiz açısından çok kıymetliydi. Mentorluk almaya başladıktan sonra iş süreçlerimiz gözle görülür bir şekilde hızlandı. Mentorumuzla yaptığımız görüşmeler, kendisinin yönlendirmeleri ve bize olan inancı enerjimizi ve çalışma motivasyonumuzu daha da artırdı.

Sürdürülebilirlik Adımları Derneği’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

2018 yılından bu yana Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları özelinde iyi uygulama örneklerinin görünür olması ve paydaşlar arasında işbirliklerinin güçlenmesi için yürüttüğümüz Sorunlara Çözümler Buluşmalarımıza devam ediyoruz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Programme-UNDP) Türkiye çözüm ortaklığı ve Zorlu Holding desteğiyle 2022’de beşinci yılını dolduracak olan Sorunlara Çözümler Buluşmaları ile bu yıl da 6 etkinlik gerçekleştireceğiz. Geçmiş buluşmalarımızı https://bit.ly/sorunlaracozumler adresinden izleyebilirsiniz.

Nisan 2020’de derneğimizin Youtube kanalından başlattığımız Sürdürülebilirlik Gündemi adlı canlı yayınlara bu yıl da devam edecek, 2022’de de sürdürülebilirlik alanında yaşanan gelişmeleri konuşmak, çözüm önerilerini sunmak ve iyi uygulamaları paylaşmak üzere birbirinden değerli uzmanları ağırlayacağız. Bugüne kadar 28 yayın yaptık. Takip etmek isteyenler, https://bit.ly/surdgun adresinden yayınlarımıza ulaşabilirler.

Üniversiteden yeni mezun gençlerin toplumdaki ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmek ve sürdürülebilirliğin yaygınlaştırılmasında öncü olmalarını sağlamak üzere yürüttüğümüz projelere, eğitim ve atölye çalışmalarına devam edeceğiz. Genç mühendislerin iklim krizinin önemli çıktılarından biri olan su yönetimi ve suya erişimde karşılaştıkları sorunlara ekip olarak nasıl çözüm üretebileceklerini deneyimlemelerini amaçlayan yeni bir projeye de başlıyoruz.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu Kapanış Toplantısı Gerçekleşti

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK),  dijital dönüşümlerini desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile 2021 yılında hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nun ilk dönemi 25 Şubat 2022 Cuma günü çevrimiçi  gerçekleştirdiğimiz kapanış toplantısı ile tamamlandı.

Toplantının açılış konuşmaları; EBRD Sivil Toplum İlişkileri ve Özel Sektör Ortaklıkları Başkanı Olena Koval, Turkey Mozaik Foundation Kurucusu ve Mütevelli Heyeti Üyesi Ergem Şenyuva ve Vakfımızın Genel Koordinatörü Liana Varon tarafından yapıldı. Açılış konuşmalarının ardından fon kapsamında desteklenen Ekosfer Derneği, Kadın Balıkçılar Derneği, Sürdürülebilirlik Adımları Derneği, Troya Çevre Derneği ve Yaşam için Toprak Derneği Fon kapsamında sağladığımız hibe ve kapasite gelişim desteğiyle yürüttükleri çalışmaları  paylaştı. Etkinliğin son bölümünde ise İzleme ve Değerlendirme Uzmanı Burcu Oy, Fonun etkisi ve desteklenen STK’lara katkısına yönelik önce çıkan bulguları paylaştı.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu Kapanış Toplantısı’na Davetlisiniz

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Fonu

Çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK),  dijital dönüşümlerini desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile 2021 yılında hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nun ilk uygulama dönemi tamamlandı.

25 Şubat 2022 Cuma günü saat, 14:00 – 15:30 saatleri arasında Zoom üzerinden gerçekleşecek olan etkinlikte, fon kapsamında hibe alan kuruluşların projeleri, hibe sürecinde yaptıkları çalışmalar ve Hibe Değerlendirme Raporu hakkında detaylı bilgiler paylaşılacak.

Etkinlik ile ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz. Katılmak isteyenlerin kayıt formunu 23 Şubat Çarşamba günü, saat 18:00’e kadar doldurmalarını rica ediyoruz. Zoom bağlantısı yalnızca kayıt yaptıran kişilere gönderilecektir.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu Başlangıç Raporu Yayınladı

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK),  dijital dönüşümlerini desteklemek amacıyla European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliği ile 2021 yılında ilk kez hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuz yayınlandı.  Fon kapsamında  Ekosfer Derneği, Kadın Balıkçılar Derneği, Sürdürebilirlik Adımlar Derneği, Troya Çevre Derneği ve Yaşam için Toprak Derneği’ne toplam 375.000 TL hibe desteği sağlıyoruz.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Yaşam için Toprak Derneği ile Ekolojik Şehirler Yaratmanın Adımlarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Şehirlerdeki atık sorununa odaklanan Yaşam için Toprak Derneği, atıkların kompost yapılmasını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yapıyor. Özellikle kadın, genç ve çocuklar ile ortak çalışmalar yürüten dernek, bu gruplar ile kompost konusunda hem teorik hem de pratik bilgi paylaşımı ve uygulama projeleri geliştiriyor. European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Yaşam için Toprak Derneği, hibe kapsamında kurulacak internet sitesinin, kompost ve toprak iyileştirme konularında bilgi almak amacıyla başvurulan ana kaynak haline gelmesini amaçlıyor.

Derneğin kurucu ortağı Elif Çatıkkaş ile yaptığımız röportajda yürüttükleri projeleri, bokashi kompostu yöntemini, şehirde ekolojik yaşam için atılması gereken adımları ve Kokopelli Şehirde sosyal girişimini konuştuk.

Yaşam için Toprak Derneği vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaşam için Toprak Derneği, kentte organik atık sorununa odaklanarak atıkların kompost yapılmasını teşvik etmek amaçlı projeler hayata geçiriyor. Dernek, kentteki organik atıkların kompost yapılarak kent bahçeciliğinde değerlendirilmesi amacıyla örnekler oluşturmayı amaçlıyor.Bunları yaparken, özellikle kadın, genç ve çocuklarla çalışmalarını yürüterek kompost ve kent bahçeciliği konularında hem teorik hem de pratik bilgi paylaşımı ile uygulama projelerini hayata geçiriyor.

Yaşam için Toprak Derneği olarak, Küçük Destek Programı (Small Grants Programme- SGP) desteği ile gerçekleştirdiğimiz Çöpten Toprağa: Kentte Dönüşüm projemizde, İstinye Pınar mahallesinde kadınlarla birlikte hanelerdeki organik atıklar üzerine çalışmalar yürüttük. Çöpten toprağa, topraktan sofraya bu döngüyü tamamlamak şehirde de mümkün dediğimiz bu projede, hanelerden çıkan organik atıklar kompost yapılarak mahallede çeşitli alanlara yerleştirilen seyyar bostanlarda kullanıldı. Böylelikle, çöp diye baktığımız evlerden çıkan atıkların aslında değerlendirilmemiş bir kaynak olduğunu ve toprağımızı besleyerek sağlıklı, temiz gıdayı da bu şekilde yetiştirebileceğimize dair uygulamalı ve tekrar edilebilen bir örnek oluşturuldu.

Bir diğer çalışmamız, okullarla çocuk ve gençler odağında Okul Bahçeleri Dönüşüyor projemiz. Heybeliada Ortaokulu’nda öğretmenler, öğrenciler ve velilerle birlikte okulun bahçesinde görmek istediklerine dair hayaller kurduk ve bu hayalleri alanın koşul ve kısıtlarını göz önünde bulundurarak permakültür prensiplerinden ilhamla yaptığımız tasarım çalışmasına yansıttık. Sonrasında okulun bahçesindeki bu atıl alanı hep birlikte dönüştürdük. Bahçede, soğuk kompost, bokashi kompostu, sebze yatakları, şifalı bitkiler, yağmur suyu hasadı, açık sınıf alanı gibi pek çok öğenin hayalden gerçeğe dönüşmesi ile birlikte, çöpten toprağa topraktan sofraya okullarda da mümkün dedik.

Şehirlerdeki atık sorununa odaklanarak atıkların bokashi kompostu yöntemiyle dönüştürülmesine yönelik projeler geliştiriyorsunuz. Öncelikle bokashi kompostu nedir, bu yöntem kentlerdeki atık sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayabilir?

Bokashi Japonca fermante edilmiş organik madde demek. Bokashi kompostu ise iki aşamadan oluşan bir kompost yöntemi. İlk aşamasında organik atıklar fermante ediliyor yani turşulanıyor. Bu aşamada, mikro-aerobik bir ortamda yararlı doğal mikroorganizmalardan özellikle laktobasil bakterilerinden yardım alıyoruz. İkinci aşamada ise bu atıklar toprak ile buluşarak, toprak içerisinde kompostlama süreci tamamlanıyor. Bu yöntemin en önemli iki avantajı: evlerden çıkan tüm organik atıkların kullanılabilmesi ve kapalı bir sistem olduğu için evlerin mutfaklarında herhangi bir kötü koku, böcek gibi problemler olmadan, rahatlıkla uygulanabilmesi. Bunlarla birlikte, bu yöntemin ikinci aşamasında ne kadar yaşayan bir toprak ile çöp turşumuzu buluşturursak, o kadar iyi sonuçlar alındığını eklemek gerek.

İstinye Pınar Mahallesinde gerçekleştirdiğimiz Çöpten Toprağa: Kentte Dönüşüm projesinde, yukarıda bahsettiğimiz avantajları sebebiyle bu kompost yöntemiyle devam etmeyi seçtik. Projeye katılan haneler ile yaptığımız görüşmelere ve uygulamaya dair yaptığımız incelemelere istinaden rahatlıkla organik atıkların ihmal edilebilecek bir hata payıyla neredeyse 100% başarılı bir şekilde ayrıştırıldığını ve 20 hane tarafından düzenli olarak kurulan çöp turşularının nitelik ve niceliksel olarak başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Projede salgın ile birlikte bazı değişiklikler yapılması gerekti, örneğin mahalle pazarını hayal ettiğimiz kadar dahil edemedik, sadece bir kez atıklarından bir miktar toplayabildik. 6 ay boyunca hanelerden bir sürede mahalle pazarından alınan atıklarla birlikte yaklaşık 3 ton kadar organik atık çöpe gitmek yerine, mahallede kurduğumuz seyyar bostanlarda toprağı besledi. Bu projedeki temel tespitimiz, hanelerin organik atıklarını kokusuz bir şekilde ayrıştırabilmek (çöplerini turşulamaları) konusunda hazır ve hatta istekli oldukları, ancak ikinci aşamada çöp turşularının evlerden alınarak toprak ile buluşturma sürecinde belediye ya da sivil inisiyatiflerin desteği gerektiği yönünde oldu.

Salgın sürecinde yaşadıklarımızın şehirde ekolojik yaşamı daha fazla konuşulur hale getirdiğini gözlemliyoruz. Şehirde ekolojik yaşamın temel prensipleri ve uygulamaları hakkında bizimle paylaşabileceğiniz tavsiyeler ve kaynaklar var mı?

Şehirde ekolojik yaşam için ilk adım kendi davranışlarımızın sorumluluğunu almak ve sorumlu tüketici olmak. Aldığımız ürüne gerçekten ihtiyacımız var mı? Evdeki malzemeleri farklı şekillerde yeniden değerlendirebiliyor muyuz? Alışveriş yapmayı tercih ettiğimiz yerlerin adil, gezegeni gözeten üretim süreçleri var mı? Bunları değerlendirmek gerekiyor.

Üretilen gıdanın üçte biri israf oluyor. Mutfaktan dönüşüme başlamak için yapabileceklerimiz: Gıda alışverişi yaparken alışveriş listesi yaparak ihtiyacımız kadar gıdayı almak, doğru koşullarda saklamak, fermantasyonun nimetlerinden faydalanarak gıdayı saklama süresini uzatmak ve en sonunda değerlendiremediğimiz kısmını da kompost yapmak diyerek çok genel bir çerçeve verebiliriz. Elbette herkesin bu süreçte kendi koşullarına ve gerekçelerine göre kendi reçetisini yazmasını tavsiye ediyoruz. Uygulamaya da teşvik edeceğini düşündüğümüz güzel başlangıç kitapları ise şöyle:

  • Ekolojik Dönüşüm Rehberi, Victor
  • Şehirdekiler için Sürdürülebilir Yaşam Rehberi, Sinek
  • Ekolojik Yaşam Rehberi, Yeni İnsan

Derneğinizin kurucu ekibi içerisinde Kokopelli Şehirde sosyal girişim üyeleri de yer alıyor. Kokopelli Şehirde’nin amaçlarından ve faaliyetlerinden bahsedebilir misiniz? Bu alanda bir sosyal girişim olmak nasıl bir deneyim?

Kokopelli Şehirde, toprak, doğa ve besinle kurduğumuz ilişki neticesinde şehir ölçeğinde ekolojik çözümler ve alternatifleri paylaşmak, yetişkinler ve çocuklarla birlikte bir deneyim alanı oluşturmak amacıyla bir sosyal girişim olarak  Eylül 2017’de kuruldu. Kokopelli üç ana eylemsellik üzerine çalışıyor. İlki kurulduğumuz günden bugüne kadar yaptığımız atölyeler. Burada hem çocuk hem de yetişkinlere hitap ediyoruz. Ayrıca kurumsal atölyeler ve okul projeleri de oluyor; böylece daha çok insana ulaşabiliyoruz. Mutfak atölyelerinden ekolojik tasarımlara, okul üzerine düşünmekten kompost yapmaya kadar geniş bir skala söz konusu. Yalnızca kentte yaşayanlar için değil aynı zamanda kırsala göç planını uygulamaya geçirmek isteyenler de kendine uygun bir atölye bulabiliyor. Bu atölyelerin bir kısmı Kokopelli Şehirde ekibi tarafından veriliyor. Ancak bu noktada bir avantajımız da var. Türkiye’de ekolojik uygulama odaklı çalışan birçok kişi var ve bu kişilerle sürekli temas halindeyiz; bu yelpaze Kazdağları’ndan İç Anadolu’ya kadar uzanıyor. Dolayısıyla  kendi habitatımızı oluşturmuş durumdayız. Dolayısıyla atölyelerimizin bir kısmı da işinin ehli insanlar tarafından veriliyor ve katılımcılarla birlikte ağımız daha da genişliyor.

İkincisi ise mekan odaklı ekolojik uygulamalar. Biraz daha açacak olursak, binalarımızda ya da bahçelerimizde uygulayabileceğimiz alternatifleri sunmaya çalışıyoruz. Bunlar soğuk kompost, solucan kompostu, bostan ve şifalı bitki yetiştiriciliği, gri su dönüşümü ve yağmur suyu hasadı gibi uygulamalardan oluşuyor.

Üçüncü eylemselliğimiz de şehirde ekolojik yaşama nasıl başlayacağını bilmeyen kentliler için kitler oluşturmak. Saksıda Bostan ve Bokashi kompost setiyle çöpten toprağa ve topraktan hasada bir gıda dönüşüm süreci yakalamaya çalışıyoruz. Uygulayıcılarımızla iletişim halinde kalıyor ve yaşanabilecek sorunları birlikte çözüyoruz.

Derneğinizin dijital dönüşümünü güçlendirmek için vakfımızın sağladığı  kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteğinden faydalanıyorsunuz  . Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapacaksınız?  Hibenin derneğinizin dijital dönüşümüne nasıl bir katkısı olmasını bekliyorsunuz?

Yaşam için Toprak Derneği, oldukça yeni kurulan bir dernek. Faaliyetlerimizi dijital ortama taşıyarak daha görünür olmayı, daha fazla kişiye ulaşmayı ve gelir getiren ürünler geliştirerek derneğin finansal sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlıyoruz. Dijital dönüşüm projesi kapsamında, hayata geçirilecek dernek internet sitesi ile içerik paylaşımı, çevrimiçi eğitimler, hayata geçen projelerin tanıtımı ve bağışçı arayüzünü hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Ekosfer Derneği ile Hibe Desteğimizle Yapacakları Dijital Dönüşüm Çalışmalarını Konuştuk

By | Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu

Ekosfer Derneği (Ekosfer), insan kaynaklı iklim değişikliğini durdurmak için gerekli politikaların uygulanması, biyo-çeşitliliğin bozulmaması ve ekolojik dengenin korunması amacıyla çalışmalar yapıyor . European Bank for Reconstruction and Development (EBRD)ve Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteği sağladığımız Ekosfer, savunuculuk kampanyalarını, iletişim faaliyetlerini ve  kaynak geliştirme çalışmalarını dijitalde daha etkili bir şekilde yürütebilmek amacıyla bir internet platformu geliştirecek. Ekosfer Derneği Kampanyalar Koordinatörü Özgür Gürbüz ile yaptığımız röportajda derneğin faaliyetlerini, yürütücüsü oldukları #ParisiOnayla kampanyasını ve hibe desteğimizle yapacakları çalışmaları konuştuk.

Ekosfer Derneği , Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Ekosfer Derneği, iklim krizinden çıkmak için gerekli politikaların hızla hayata geçirilmesi için çalışıyor. Bunun  için de iklim krizinden etkilenen herkesi çözüm için harekete geçirmeye ihtiyacımız var. İletişimi ve iletişim araçlarını bu amaca ulaşmak için kullanan bir oluşumuz. İklim krizinin etkilerini ve çözümlerini birlikte anlatarak hareketi büyütmeyi istiyoruz. Yaptığımız çalışmalar ile verileri kolay erişilir hale getirmeye çalışıyoruz. Türkiye’de Kömür internet sitesi bunun iyi bir örneği oldu. Bu internet sitesinde yer alan harita aracılığıyla Türkiye’de nerede kömür santralı var, nerede kurulmak isteniyor, hangi aşamada görebiliyorsunuz. İlgili raporlara ulaşabiliyorsunuz. İklim krizinden etkilenen ve çözüm için harekete geçmeyi bekleyen gruplara ulaşmayı önemsediğimiz için gazetecilere bir yıl süren iklim haberciliği eğitimleri düzenledik . Türkiye’nin farklı kentlerindeki gazetecilerle iklimle ilgili temel kavramları ve haber örneklerini paylaşarak, bu konulara dikkat çekmelerini sağlamak istedik. Kısa videolarla herkesin iklim konusunda merak ettiği bilgileri özetledik. Salgın döneminde yayımlanan hava kirliliği ve ulaşım arasındaki ilişkiyi inceleyen raporumuzla da hem soruna hem de çözüme,yeşil ulaşım seçeneklerine dikkat çektik. Henüz yolun başındayız ama iletişim tarzımız ve çalışma yöntemlerimiz yavaş yavaş belirginleşmeye başladı. Aldığımız hibeyle dijital altyapımızı da güçlendireceğiz ve böylece iletişim kanallarını daha etkili bir şekilde kullanmaya başlayacağız.

Ekosfer Derneği CAN Europe, Türkiye Nükleer Karşıtı Platformu, Europe Beyond Coal gibi iklim ve ekoloji alanında faaliyet gösteren uluslararası ağların üyesi. Bu ağlar kapsamında gerçekleştirdiğiniz işbirliklerinden ve bu işbirliklerinin çalışmalarınıza katkısından bahsedebilir misiniz?
Bu ağlara katılarak çalışma alanlarımızdaki paydaşlarla işbirliğimizi artırmak ve beraberinde bilgi akışını güçlendirmek istedik. Paris Anlaşması için düzenlediğimiz imza kampanyası, Adana Hunutlu Termik Santralı’nı durdurma çabaları sırasında birlikte yaptığımız işler, paneller ve söyleşiler bu işbirliklerinin ilk sonucu oldu. Çevre alanında çalışan farklı sivil toplum kuruluşları  ve hareketlerinin içerisinden gelen Ekosfer ekibi birlikte çalışma pratiğine sahip. Bu nedenle de çok zorlanmadan, uyum içersinde hareket edebiliyoruz. Birlikte olmak sesimizi daha geniş kitlelere duyurmamıza yarıyor. Diğer örgütlerden bilgi alıyor, eksiklerimizi kapatıyoruz. Yeni paydaşlarla da tanışmış oluyoruz ki uluslararası ağlar bu anlamda oldukça ufuk açıcı. İklim krizi küresel bir sorun olduğu için de zaten dünyadaki diğer örgütlerle birlikte hareket etmemiz kaçınılmaz. Ülkelere tavsiye ettiğimizi bizim yapmamamız doğru olmazdı. 

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşmasını imzalaması için yürütülen ve Türkiye’den 48 sivil toplum kuruluşunun imzaladığı #ParisiOnayla kampanyasının yürütücülüğünü yapıyorsunuz. Kampanya ve bugüne kadar gelinen nokta hakkında neler söylemek istersiniz?

İklim krizi hepimizin bildiği gibi küresel bir sorun. Yerelde uyum anlamında alabileceğimiz önlemler olsa da iklim krizini durdurmak veya yavaşlatmak için birlikte hareket edilmesi gerekiyor. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Bunun yolu da uluslararası anlaşmalardan geçiyor. Paris Anlaşması da iklim konusunda 197 ülkeyi bir araya getiren, aynı hedef altında toplayan uluslararası bir mutabakat. Türkiye de 197 ülke arasında yer alıyor. Fakat,  imza attığı bu anlaşmayı henüz TBMM’ye getirip onaylamadığı için süreci tamamlamadı. Türkiye ile birlikte Eritre, İran, Irak, Libya veYemen Paris Anlaşması’na taraf olmadı. Türkiye’nin yıl sonundaki iklim zirvesine (Glasgow-COP26) kadar anlaşmaya taraf olmaması sürecin dışında kalmasına neden olabilir. Türkiye’nin hali hazırda etkili bir iklim politikası ya da elini taşın altına koyduğunu gösteren bir iklim hedefi yok. Uluslararası sürecin dışında kalmak Türkiye’yi daha büyük bir yalnızlığa itebilir. Kampanya kapsamında bugüne kadar 20 bin imza toplandı. Fakat daha da önemlisi  Paris Anlaşması konusunu tartışmaya açtık. Çevre örgütleri dışında da konu tartışılır hale geldi. Önümüzdeki dönemde imzaları TBMM’ye teslim edeceğiz. Bu sayede karar vericilere talebimizi iletme şansı da bulacağız. Kampanyamızı önümüzdeki 2-3 ay içerisinde daha da büyütüp, Türkiye’nin pozisyonunu yeniden değerlendirmesini ve Paris Anlaşması’nı onaylamasını istiyoruz.

Aralık 2020’de Virüsten Kaçarken İklim Krizine Yakalanmak başlıklı bir rapor yayınladınız. COVID-19 salgını bağlamında düşündüğünüzde, salgın ve iklim krizi arasındaki ilişki hakkında neler söylemek istersiniz?   

Salgın sırasındaki kapanmalar ile beraber trafik yoğunluğunun azalmasının hava kirliliği üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu gördük. Yayınladığımız rapor ile de bunu belgeledik. Ulaşım kaynaklı hava kirliliğiyle, iklimi değiştiren ulaşım kaynaklı emisyonların aynı araçlardan geldiğini biliyoruz. Sadece sorunun kaynağı değil aynı zamanda çözümü de ortak. Yeşil ulaşım araç ve politikalarının hayata geçirilmesi ile iki konuda da çözüme ulaşabiliriz. Raporu iki bölüme ayırdık. Çalışmanın ilk aşamasında Prof. Dr. Kayıhan Pala dernek için bilimsel bir araştırma yaptı. Biz de, Ekosfer Derneği olarak  çözüm bölümünde yeşil ulaşımdan örnekler verdik. Aynı zamanda, ulaşım araçlarının sera gazı emisyonlarına göre karşılaştırmasını sunduk. 

Raporu hazırlarken elbette salgın ile iklim krizi arasındaki ilişkiye de baktık. Salgınla birlikte yapılan araştırmalar, hastalanmamıza neden olan patojenlerin ( bulaştığı canlının fizyolojisini bozan ve genelde hastalıklara neden olan mikroorganizmalar) ekosistem tahribatının hızlanmasıyla yayıldığını gösteriyor. Bu konuda bilimsel bir mutabakattan bahsedebiliriz. Son 20 yılda karşılaştığımız Domuz Gribi, SARS, MERS, Ebola ve COVID-19 gibi küresel salgınların ortak noktası, hastalığın kaynağının hayvanlardan insanlara geçen zoonotik patojenler olması. Ekolojik tahribat devam ettikçe benzer sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmaz görünüyor. Kaldı ki, salgın olmasa da ekosistemde yarattığımız tahribat, iklim krizinden yerel çevre sorunlarına kadar can alıcı sonuçlar doğuruyor. Doğanın bize tanıdığı sınırlar içerisinde yaşamayı öğrenmezsek bizimle birlikte birçok türün yaşamını zora sokacağız. Buna bir dur demeliyiz.

Vakfımızın kurumsal hibe ve kapasite gelişim desteğini   Ekosfer’in dijital dönüşümü için kullanacaksınız. Bu hibeyle ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? 

Dijital araçları etkin bir şekilde kullanarak kampanyalarımızın daha fazla insana ulaşmasını ve iklim krizinden çıkmak için gerekli politikaların hayata geçirilmesi için karar vericiler üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyoruz. Fon kapsamında da bu amaca uygun olarak üç aşamalı bir plan oluşturduk. İlk aşamada kurumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir internet sitesi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu internet sitesi üzerinden düzenli paylaşımlar yapmayı ve e-bülten aboneliği gibi özellikler sunmayı planlıyoruz. 

Planımızın ikinci aşamasında, yeni geliştireceğimiz internet sitemizin tasarımıyla uyumlu bir imza kampanyası sitesi de hazırlayacağız. İmza kampanyalarımızı kendi sitemiz üzerinden hayata geçirerek, etkili kampanyalar yürütmek kurumumuzun sürdürülebilirliği açısından oldukça önemli.

Son aşama ise bu iki araca paralel bir bağış sitesi geliştirilmesi olacak. Bütün sivil toplum kuruluşları gibi bizim için de bireysel bağışlar oldukça önemli. Bireysel bağışçı sayımızı artırmayı ve Ekosfer’e destek olmak isteyen insanların kolayca bağış yapabileceği  bir yapıyı hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Böylece  sesimizi daha fazla kişiye ulaştırabileceğimize inanıyoruz.