Tag

izmir depremi acil destek fonu arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

İzmir Eğitim Kooperatifi Oyun Yeniden Başlasın Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

İzmir Eğitim Kooperatifi (İZEK), eğitimcilerin ortak problem, sorun ve ihtiyaçlarını birlikte çözerek daha etkin ve verimli eğitim faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını yürütüyor. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation finansmanı ile hibe desteği sağladığımız İZEK, Oyun Yeniden Başlasın projesini yakın zamanda tamamladı. İZEK proje kapsamında, 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi nedeniyle travma yaşayan 134 çocuğa psikolojik destek sağlamak amacıyla 8 hafta boyunca drama odaklı çalışmalar yaptı. Ortalama 117 ebeveynin katıldığı aylık veli destek seminerleri düzenledi.  Proje sürecinin detaylı bir analizini de yapan İZEK çıkan bulguların yayımlanacağı Oyun Yeniden Başlasın, Eğitmenler için Uygulama Rehberi kitabını hazırladı.

İzmir Eğitim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kurt ile yaptığımız röportajda, Türkiye Acil Eylem planını üzerinden acil ve afet müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart uygulamalar, proje kapsamında gerçekleştirdikleri çalışmalar ve İZEK’in2022 yılı için planları hakkında konuştuk.

Oyun Yeniden Başlasın projesini geçtiğimiz dönemde tamamladınız. Salgın nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında  gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Oyun Yeniden Başlasın projesi ile afet zamanlarında ihmal edilen  gruplardan birisi olan çocuklara yönelmek istedik. Afet dönemlerinde yapılması gereken yaşamsal birçok iyileştirmenin arasında çocuklara dönük planlı ve kapsamlı çalışmalar yürütülemiyor. Bizler de İZEK olarak, Oyun  Yeniden Başlasın projesi ile bu boşluğu doldurmayı hedefledik.

Birinci aşamada çocukların iyi oluş süreçlerine eğitim aracılığı ile destek olmayı ve gelecek hayatlarında onlar için engel oluşturabilecek bir travmayı aşmalarında rehber olmayı hedefledik. Burada elde edilen sonuçları bilimsel yöntemlerle ölçümleyerek gelişim alanlarını netleştirdik. Bu çalışmanın afetlerin olduğu her yerde uygulanabilmesi için projenin ikinci aşamasında çalışmayı kitaplaştırdık. Son olarak; amaçları, yönergeleri, yöntemleri ve çıktıları ile bütünsel bir bilimsel çalışmayı yaygınlaştırma ve ihtiyaç duyan her kurumun uygulayabileceği formatta dokümante etme aşamasını tamamladık.

Projenin hedef kitlesi depremzede çocuklar olsa da sizin de belirttiğiniz üzere pandemi büyük bir gerçek olarak karşımızda duruyordu. Depremden dolayı travma yaşamış olan çocukları bir de pandeminin yaratacağı travmalardan uzak tutmak istediğimiz için proje ile ilgili tüm faaliyetleri çevrimiçi ortamda yaptık. Proje boyunca yaptığımız ölçme ve değerlendirme çalışmaları gösterdi ki çalışma grubunda yer alan çocukların duygularını anlatma ve olumsuz duygularla başetme becerilerinde olumlu bir fark oluştu. Depreme Bayraklı ve çevresinde yakalanan ama farklı ilçe ve illere taşınmış çocuklara da ulaşma şansımız oldu. Hedef kazanımların dışında, yan kazanım olarak da pandeminin çocuklar üzerindeki  etkilerin hafifleme yönünde bir seyir olduğu görüldü.

Türkiye Acil Eylem Planı içerisinde afet ve acil müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart bir uygulama bulunuyor mu? Çocuk haklarını temel alacak bir uygulamanın oluşturulması için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Oyun Yeniden Başlasın projesinin çıkış sebebi,  Türkiye Acil Eylem Planı içerisinde afet ve acil müdahale durumlarında çocuklar için sağlanacak standart bir uygulama bulunmamasıydı. Yaptığımız bilimsel araştırmalar da Türkiye’de Çocuk Merkezli Afet Yönetiminin bulunmadığını ve olması gerektiğini gösterdi. İşte bu yüzden kolları sıvayarak giriştiğimiz bu projede, tam olarak bu eksiği doldurmak üzere bir müfredat geliştirdik. Projeyi, bilimsel ölçme-değerlendirme teknikleriyle ve akademisyenlerle destekleyerek, afet durumunda çocuklara  uzmanlar (yaratıcı drama)  tarafından uygulanabilecek bir eğitim programı oluşturduk. Bu çalışmadan sonra da bu programı yaygınlaştırmak ve her ilde her kurumun istediği zaman ulaşabileceği bir kaynak haline getirmek için çalıştık. Kasım 2021’de  Ege Üniversitesi’nde gerçekleşen 8. Uluslararası Eğitim Programları ve Öğretim Kongresi (ICCI-EPOK)’ nde bilimsel bildiriyi sunduk ve kongrenin kitapçığına girdi. Projemiz sonucunda çıkan eğitim programının Eğitim Bilimi camiasında; kabul gören ve eksik olan bir boşluğun doldurulduğu yönünde yorumlar aldığını bildirmek gurur verici. Bir diğer çalışma da eğitim programının “Oyun Yeniden Başlasın, Eğitmenler için Uygulama Rehberi” adı altında ücretsiz kitap basımını yapmak. Basım aşaması bittiğinde e-kitap formatı ile tüm Milli Eğitim Müdürlüklerine, Yerel Afet Yönetim Merkezlerine, okullara ve drama eğitmenlerine yollamayı planlıyoruz.

Oyun Yeniden Başlasın projesi kapsamında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerin etkisini ölçmeye dair de çalışmalar yaptınız. Bu çerçevede, depremin çocuklar üzerindeki etkilerinden ve bu olumsuz etkileri azaltmak için kullandığınız yöntemlerin sonuçlarından bahseder misiniz?

Projemizin ana hedeflerinden biri sürdürülebilir ve geçerliliği kabul görmüş bir eğitim programı hazırlamaktı. Bu amaç doğrultusunda, karma yöntem içinde öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen uyguladık. Nicel analizler için çocuklara “Yaşam Doyum Ölçeği”,  “Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği” ve “Çocuklarda Umut Ölçeği”ni uyguladık. Aynı zamanda, nitel veri almak için de aile bilgi formları, projenin tüm paydaşlarına uygulanan anket formları ve eğitim gözlem formları kullanıldı. Araştırma soruları sırası ile uyumlu şekilde bulguları değerlendirdiğimizde: Eğitim alanındaki sosyal, duygusal, fiziksel ortam ve olanakların özellikleri bakımından katkıları, katılımcılar olarak çocuğa duygusal, sosyal, akademik yönden katkıları, ebeveynlere de aile etkinlikleri ve kişisel gelişim yönünden katkıları ve koordinasyon olarak da idari ve akademik işleyiş yönünden katkıları ile ilgili sonuçlar elde ettik. Nicel veriler incelendiğinde Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği incelemesinde t-testi sonuçlarında deney ve kontrol gruplarının olumlu duygu boyutu son-test puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu tespit edildi. Nitel bulgularda ise; Çocuklardan Ç071’nın “Hepsinden keyif aldım. Çünkü hepsi çok eğlenceliydi. Severek yaptım.”, ebeveynlerden V059’un “Son gün çok üzüldü. Günü puanlama konusunda kendi tabiriyle ‘bugüne 10 üzerinden eksi 1000 veriyorum’ diyerek eğitimin bitmesine olan üzüntüsünü dile getirdi.”,  V054’ün “Katıldığı bütün etkinlikleri heyecanla anlatmasını ve ders gününü beklerken sabırsızlanmasını izlemek çok güzeldi.” Çocuklardan Ç009’i “Benim bilmediğim duyguları öğrendim.”,  Ç020 VE Ç027’i “Duygularımı anlatmayı öğrendim.”,  Ç042’nin “Yapabileceğime inanmak ve pes etmemek”, Ç003’ün “İlk hafta kendimizi tanıtmak için yaptığımız oyunda aslında kendimi tanıdım.”,   Ç057’nin “Bu etkinlikleri yaparken İzmir depremini unutuyordum.”; ebeveynlerden V038’in “Evde yalnız kalmak istemiyordu. Şu anda biraz daha iyi. Geçen hafta 3-4 saat evde kardeşiyle beraber kaldılar.”,  V083’ün “Kaygısını daha açık şekilde ifade edip anlayış göstermemi istemesi kendini rahat ifade edebilmesi olumlu bir değişim idi.” ve V093’ün “Hiç yalnız kalamayan deprem dediğim anda evde koşmaya başlayan bir kızım vardı şimdi o korkusu yok.” ifadeleri nicel  bulguları doğrular niteliktedir.

Vakfımızdan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

İZEK, ortaklarının farklı ilgi alanlarına yönelik oluşturdukları çalışma gruplarını destekliyor ve derinleştirilmesine kurumsal katkı sunuyor. Burada daha önce bireysel ya da yerel biçimde yaptığımız çalışmaları akademik açıdan da besleyerek daha geniş bir kitleye yayma fırsatı bulduk. Aldığımız verim bu alanın kalıcı çalışma alanlarımızdan biri olarak belirlenmesini sağladı. Bu sağladığımız önemli faydalardan biriydi. Ayrıca, uzun vadeli programlarımız çoğunlukla eğitmenler ve yetişkinlere dönük olarak planlanmıştı. Çocuklar için kısa programlı etkinlikler vardı ve bu programlar o çocuklarla aidiyet ilişkisine dönüşecek uzunluğa sahip değildi. Bu proje ile Öğretmen Kulübü ve Sanat ile Geliştirilen Çevrimiçi Eğitim (DOEwA) gibi gruplardaki öğretmenlerimize tekrar ulaştık. Ancak bu sefer onların kendileri ile değil ya çocukları ya da okullarındaki öğrencilerle çalışma yaptık. Çocukların İZEK’le bağ kurabilecekleri boyutta bir çalışma yürüttük. Eğitmen ve yetişkin takipçilerimiz ise bizi sahada gördü ve yeni bir kitle kazanmış olduk.

Fonu destekleyen bağışçıların bu tür çalışmaların devamını da gözetmelerini ve desteklemelerini bekliyoruz.

İzmir Eğitim Kooperatifi’nin 2022 yılında yapmayı planladığı çalışmalardan bahseder misiniz?

İzmir Eğitim Kooperatifi, “öğrenen organizasyon” modeline uygun olarak farklı alanlarda yürüttüğü çalışmalardan elde ettiği deneyimleri yeni çalışmalarına aktarmayı öncelik olarak görüyor. Bu bağlamda proje eğitmenlerimizden bir kısmı, Oyun Yeniden Başlasın çalışmasının kazanımlarını geliştirmek ve bu alanda derinleşmek üzere çalışmalara başladı. Çocukların eğitiminin ebeveyn eğitimlerinden de beslenmesini ve iki alanın bir arada yürütülmesini hedeflediğimiz çalışmaların sayısı da artacak. İZEK, İzmir’in tüm ilçelerindeki çocuklar için eğitim programları oluşturacak.   Oluşturulan eğitim içeriklerini uygulayabilmek   için yerel yönetimlerle işbirlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz.  Bölgedeki her çocuğa ulaşacak etkin ve geniş bir çalışma planlanıyoruz.

Bir başka çalışma alanı olarak İZEK, sanat ve eğitimin bir araya gelmesini hedefleyen çalışmalar yürütmeye devam edecek. Bu konuda yürütülen çeşitli çalışmaları devam ettirirken yeni çalışmaların da desteklenmesini sağlayacağız. Sanatçı ortaklarımızın artması ile bu konuda çok daha fazla çalışma üretileceğine inanıyoruz. Ayrıca, rutin olarak sürdürdüğümüz, satranç, robotik, scratch vb. eğitimler devam edecek.

Türk Psikologları Derneği İzmir Şubesi Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundation eş finansmanı ile hibe desteği sağladığımız Türk Psikologlar Derneği (TPD) İzmir Şubesi psikoloji biliminin topluma katkısını artırmayı hedefleyerek kamu yararını gözeten psikolojik destek çalışmaları gerçekleştiriyor. Dernek hibe kapsamında 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi sonrası depremden doğrudan ve dolaylı biçimde etkilenen kişilere akut ve uzun dönemde psikolojik destek sağlamak amacıyla hayata geçirdiği Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek projesini tamamladı. Proje kapsamında 344 gönüllü psikolog 2.315 kişiye 3.785 seans seanslık akut ve uzun dönemli terapi desteği sağladı.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi’nden Psikolog Esma Çetin ile yaptığımız röportajda; pandeminin toplum sağlığı üzerindeki etkisi, yoğun ve hızla değişen Türkiye gündeminin toplum psikolojisi üzerindeki sonuçları, TPD İzmir Şubesi’nin 2022 planları   hakkında konuştuk.

COVID-19 salgınında ikinci yılı geride bırakmaya hazırlanırken yarattığı toplumsal ve bireysel etkilerinin daha da hissedildiğini ve yaşananların birçok duygu durum bozukluğuna neden olduğunu gözlemliyoruz. COVID-19 sürecinde psiko-sosyal destek veren bir dernek olarak, pandeminin toplum sağlığı üzerindeki etkileriyle ilgili gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Bizler yaşadığımız dünyaya dair belki de üzerine hiç düşünmediğimiz ama hepimizde var olan bazı düşünce ve inançlara sahibiz. Bunların en önemlilerinden birisi yaşadığımız dünyanın güvenli bir yer olmasına dair var olan inancımızdır. Fakat yaşadığımız travmatik olaylar, doğal afetler, insan eli ile gerçekleştirilen saldırılar ve salgınlar sonucu dünyanın güvenli bir yer olduğuna dair inancımız sarsılır. Gerçekleştirdiğimiz çalışma içerisinde hem toplumsal olarak gözlemleyebildiğimiz hem de görüşme yaptığımız kişilerden aldığımız bilgiler doğrultusunda pandemi süreci kişiler üzerinde umutsuzluk, çaresizlik, kaygı duygularını, çeşitli stres faktörlerini, zorlukları ve belirsizlik duygusunu da beraberinde getirdi.

Küresel bir kriz olan COVID-19 pandemisinin ilk aylarında bulaş kaygısı ve ölüm korkusu en yoğun hissedilen duygu ve düşüncelerdendi. İlerleyen süreç içerisinde salgın sürecinin ne kadar devam edeceğine ya da ne zaman sonlanacağına dair söz konusu olan belirsizlik sosyal ve bireysel hayatlarımıza da tezahür etti. Bunların getirisi olarak yaşam biçimimizin değişmesi, maddi zorluklar ve daha nicesi stres faktörü olarak yerleşen duygular ve bazı önlenemeyen düşüncelere sebebiyet verdi.  Pandemi sürecine dair var olan kaynaklar ve geçmiş yıllara dayanan benzer durum ve olaylara dair yaptığımız araştırmalar ve gerçekleştirdiğimiz çalışma bize gösterdi ki pandemi süreci diğer travmatik olaylarda olduğu gibi benzer tepkiler doğurdu. Stres tepkileri bireylerde yaygın olarak görülmekte ve belli bir düzeyde ve sürede yaşanan stres tepkilerini deneyimlemek ‘’olağan’’ olarak nitelendirilir. Tabii ki bu tepkilerin süresi, şiddeti ve zaman içerisinde azalması ilerleyen zamanlarda bunların kronikleşmemesi adına oldukça önemli kriterler.

Yaptığımız çalışmayı sürdürüken ve sonucunda gördük ki zaman içerisinde yaşanan salgın sürecine ve değişen koşullara karşı bir şekilde uyum sağladık. Bununla birlikte yaşam ihtiyaçlarımız farklılaşsa da bu ihtiyaçları giderdik ve gidermeye devam ediyoruz. Bizler bu konuda zorluk çeken kişilere öncelikle nasıl bir süreç içerisinden geçtiğimize dair bir bakış sağlamak adına psikososyal destek verdik. Travmatik olay nedir, olay süresi içerisinde ve sonrasında verdiğimiz tepkiler, bu tepkilerin hangilerinin olağan olarak nitelendirebileceğini paylaştık. İçinden geçmekte olduğumuz bu zorlu süreç hepimize önemli ölçüde öğrenimler sağladı ve bizler de bu öğrenimleri deneyim çantalarımıza ekledik.

Türkiye’de gündem çok hızlı bir şekilde değişiyor. Sadece son iki yıla baktığımızda; salgın, depremler, yangınlar, seller, ekonomik kriz, kadın cinayetleri ve insani krizler bu gündem başlıklarından yalnızca birkaçı. Böylesine yoğun ve hızlı değişen gündem toplumun psikolojisini nasıl etkiliyor?

Türkiye’de gündem oldukça hızlı bir şekilde değişmekte ve değişimin içerisinde yaşayan bizlerin hayatları da bu gündeme bağlı olarak hızlı bir şekilde farklılaşmakta. Bizler değişimi genellikle olumlu olarak nitelendiririz fakat bazı değişimlerin hem kendisi hem de sonucu olumsuz durumlar ve duygular yaşatabilir.

Yaşanan bu değişimlerin bireylerin hayatlarında nerede durduğu ne derece önem arz ettiği, ne gibi etki ve sonuçlarının olduğu oldukça kişisel çıkarımlar da olsa topluma etki eden tarafından baktığımızda bu değişimlerin bizlerin hayatlarını olumsuz olarak etkilediği aşikar bir sonuçtur.

Yaşanan zorlayıcı deneyimler bireylerin baş etme becerisine göre çok farklı sonuçlar doğurabilir. Fakat farklı türlerde ve fazla sıklıkta gerçekleşen olumsuz deneyimlere karşı baş etme becerilerimizi kullanmakta ya da uygulamakta bile güçlük çekmeye başlayabiliriz.  Toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak kendimizi toplum içerisinde ayrı bir noktada düşünmemiz ve değerlendirmemiz oldukça güçtür. Özellikle bazı temel inançlarımızı temelden sarsan olaylar (doğal afetler, insan eli ile gerçekleştirilen saldırılar ve salgınlar) sonucunda, bireysel bazda olayı deneyimlemesek de ikincil travma olarak adlandırdığımız travmatik yaşantıdan kaçınmak günümüz şartlarında neredeyse imkansızdır. İkincil travma, travmatik yaşantıya doğrudan maruz kalan kişiler değil, dolaylı olarak maruz kalmak demektir. Buna yakınlarımızın olayı yaşaması veya televizyondan ya da sosyal medyadan o konu ile ilgili bilgimizin olması da dahildir. Yapılan araştırmaların sonucunda görüyoruz ki ikincil travmatik stres belirtileri ile birincil travmatik stres belirtileri arasında oldukça benzerlik görülmekte. Bu da bize yaşanan olumsuz bir olayı kendimiz yaşamasak bile ne denli etkilendiğimizi gösteriyor.

Tüm bu yaşanan olumsuz değişimler sonucunda bireysel olarak artan stres faktörleri ve daha yoğun kaygı yaşama halimiz toplumsal olarak de etkilerini gösteriyor. Toplumsal olarak daha mutsuz, gergin, tedirgin, tahammülsüz olmak gibi olumsuz duyguları hissetmemiz maalesef kaçınılmaz bir sonuç oldu. İçinde bulunduğumuz durumun diğer bir tarafından bakmak gerekir ise, bu gibi olumsuz duygularla baş etme becerisini desteklemek adına toplumsal olarak verdiğimiz reaksiyonlar bizleri daha yakın ve daha anlaşılır kılmakta.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Depremden Etkilenenler için Psikolojik Destek Projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Gerçekleştirdiğimiz proje ile 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi sonrası depremden doğrudan ve dolaylı biçimde etkilenen kişilere akut ve uzun dönemde psikolojik destek sağlamayı amaçladık. Fakat depremin, pandemi süreci içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle deprem için planladığımız çalışmanın içerisine COVID-19’dan etkilenen kişileri de dahil etmeye ve iki çalışmayı birlikte yürütmeye karar verdik.

30 Ekim 2020 Ege Denizi depreminin gerçekleştiği akşam vakti itibariyle çalışmalarımıza başladık. Geçmiş yıllarda Türkiye’de yaşanan depremler ve diğer psikososyal destek çalışmalarda yer alan deneyimli meslektaşlarımız ile ilk etapta ihtiyaç belirleme çalışmaları yaptık ve faaliyetlerimizi nasıl bir şekilde yürütmemiz gerektiğine dair şemamızı oluşturduk.

1 Kasım 2020 tarihi itibariyle sosyal medyadan psikososyal destek çalışması için gönüllü psikolog çağrısına çıktık. 8 Kasım tarihinde yoğun başvurudan dolayı gönüllü başvuru sürecini sonlandırdık. Toplamda 2.460 öğrenci ve meslektaşımız, deprem sonrası psikososyal destek çalışması için gönüllü olmak istediklerini bildirdi. İlk haftadan itibaren, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında yetkili kuruluş olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinatörlüğünde sahada yürütülen afet çalışmalarına destek sağlamak adına resmi başvurularımızı gerçekleştirdik ve bakanlığın İzmir İl Müdürlüğü ile bir protokol imzaladık. Bunun yanı sıra yine TAMP çerçevesinde yetkili kuruluşlardan birisi olan Türk Kızılay ile geçmiş afet çalışmalarında olduğu gibi işbirliği içerisinde hareket ettik.

Depremden sonra ilerleyen günlerde COVID-19 vaka sayılarının artması nedeniyle hem çadır alanlarında bulunan depremzedeleri hem de gönüllü olarak destek veren uzmanlarımızı riske atmamak adına ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sahadaki kısıtlamalarını da dikkate alarak deprem sahasındaki fiziki uzman sayılarımızı azaltma kararı aldık. Bununla birlikte psikolojik destek çalışmalarının önemli bir kısmını pandemi sürecinin başlaması ile tanıştığımız ve deneyim kazandığımız çevrimiçi bir platforma çekme kararı aldık. Platform, TPD İzmir Şube tarafından pandemi sürecinde halka yönelik uzaktan psikolojik destek sağlamak amacıyla deprem öncesi hayata geçirilmiş bir ücretsiz destek hattıdır. Böylece çalışmalarımızı kısa bir süre hem sahada kısıtlı bir şekilde hem de çevrimiçi olarak sürdürdük.

Yürüttüğümüz bu çalışma içerisinde çalışmaya gönüllü olarak destek veren ve vermek isteyen meslektaşlarımıza yönelik kısa ve uzun süreli eğitimler planladık ve uyguladık. Çalışmamızın pandemi süreci içerisinde gerçekleşmiş olması nedeniyle yürüttüğümüz daha önceki çalışmalarımızda afet, travma ve krize müdahale durumlarında uyguladığımız protokollerin dışına çıkmak ve bu sahaya uygun bir çalışma organize etmek durumunda kaldık. Bu sebeple Travma, Afet ve Kriz Birimi olarak değişen şartlar ve uygulanabilirliğini bizlerin de içinden geçerek deneyimlediğimiz çevrimiçi çalışma koşulları nedeniyle güncel duruma uygun ‘’Travma, Afet Eylem Planı’’ oluşturmak adına 24-26 Eylül 2021 tarihinde travma alanında deneyimli uzmanlarımızla 2 günlük bir çalışma düzenledik. Bu çalışma içinde yer alan uzmanlarımız belirlenen başlıklara yönelik gerekli verileri topladı ve değerlendirdi. Her başlık hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak düzenlendi. Şu anda çalışmayı bir rehbere çevirmek için gerekli düzenlemeleri yapıyoruz.

Destek talebinde bulunan kişiler ile ortalama 5-8 hafta süren görüşmeler yapıldığı için projenin bitiş tarihini göz önüne alarak 16 Kasım tarihi itibariyle sabit hattımızı sosyal medyadan duyurarak kapattık. Şu an halen devam eden görüşmelerimiz mevcut.

Proje kapsamında yürüttüğümüz bu çalışmanın sonucuna bakacak olursak;

  • Çalışma içerisinde 344 meslektaşımız gönüllü olarak destek verdi.
  • 3 Kasım 2020 – 15 Aralık 2021 tarihleri arasında toplamda 2.315 kişi ile 3.785 seans görüşme yapıldı.
  • Tüm çalışma boyunca 11 uzmanımız, çalışma içerisinde destek veren uzmanlarımıza 98 süpervizyon grup oturumu ve 8 özbakım grup çalışması düzenledi.
  • 26 ayrı oturum ile 2.608 meslektaşımıza eğitim verildi.
  • Süreç içerisinde 13 oturum TPD İzmir Şube- Afet, Travma ve Kriz Birimi Koordinasyon ekibi toplantısı yapıldı.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz mesaj var mı?

Bu çalışmanın sonucunda TPD İzmir Şube olarak çalışmayı koordine eden bizler önemli kazanımlar elde ettik. Öncelikle Türk Psikologlar Derneği Travma, Afet ve Kriz Birimi, 1999 Marmara depreminden sonra kurulmuştur. O tarihten bugüne aktif olarak ülkemizde gerçekleşen her türlü afet ya da kriz durumunda psikososyal destek çalışmaları ile devam etmiştir. Elde ettiğimiz verilere göre travma birimimizin en kalabalık gönüllü ağı ile en fazla destek verilen kişi sayısına ulaşılan çalışması ‘’Ege Denizi Depremine ve Koronavirüse Yönelik Psikososyal Destek Çalışması’’ oldu.

Afet sonrası yayınladığımız gönüllü çağrısına oldukça yüksek oranda geri dönüş aldık. Gelen başvurular sonrası gönüllü olarak destek vermek isteyen meslektaşlarımızın önemli bir çoğunluğunun daha önce travma eğitimi almamış ya da travma ile çalışmamış olması bizler için önem teşkil etmekteydi. Bu sorunu ortadan kaldırmak için TPD İzmir Şube, Travma Afet ve Kriz Birimi olarak geniş kapsamlı bir travma eğitimi düzenledik. Özellikle ilk teması sağlayan triaj ekibinde yer alan gönüllülerin gönüllülük sürelerini, kişisel yaşantılarını etkilemeyecek düzeyde tutmaya çalıştık. Bu eğitimler sayesinde, bundan sonra meydana gelecek afet ve kriz durumlarına psikososyal müdahalede eğitimli ve deneyimli meslektaş havuzumuzu genişletmiş olduk.

Önceki çalışmalarda deprem konusunda TPD Travma, Afet ve Kriz Birimi olarak deneyime sahip olsak da pandemi sürecinde çevrimiçi olarak yürüttüğümüz ilk deprem çalışmasını gerçekleştirdik. Çalışma içerisinde bulunan tüm gönüllü meslektaşlarımız için çok yeni olsa da oldukça deneyim dolu bir süreç oldu.

Değişen yeni düzene uygun oluşturduğumuz güncel format ve bunun deneyimi sonucunda elimizde var olan eylem planlarını yenilemek için gerçekleştirdiğimiz ‘’Travma, Afet Eylem Planı Çalışması’’ hem bu çalışmanın en önemli çıktısı hem de bundan sonra oluşabilecek çalışmalar için oldukça kıymetli bir kılavuz ve kaynak görevi görecektir.

Çalışma içerisinde gerçekleştirdiğimiz değerlendirme görüşmelerini yaparken, destek alan kişilerden ve meslektaşlarımıza eğitimler için açtığımız katılım formlarına, bizler için oldukça kıymetli ve anlamlı geri dönüşler ve mesajlar aldık.  Bu mesajlar öncelikle süreç içerisinde gönüllü destek veren meslektaşlarımıza, çalışmayı koordine eden TPD İzmir Şube Travma, Afet ve Kriz Birimi Koordinasyon ekibine sonrasında böyle bir çalışma sürdürebilmemize olanak sağlayan Sivil Toplum için Destek Vakfı’na ve Turkey Mozaik Foundation’a gönderilmiştir.

Hepimiz için oldukça sarsıcı pandemi süreci içerisinde yaşanan bir afet sonrası yürüttüğümüz psikososyal destek çalışmasını bu denli işbirliği içerisinde devam ettirip sonlandırabilmemizdeki katkılarından dolayı ayrıca Sivil Toplum için Destek Vakfı çalışanlarına teşekkürlerimizi sunarız.

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi’nin 2022 yılı için öncelik vereceği alanlar ve çalışmalar neler olacak? Derneğin önümüzdeki dönem için planlarından bahseder misiniz?

Türk Psikologlar Derneği İzmir Şubesi olarak derneğimizin 6 ayrı alt birimi mevcuttur. Bunlar Travma, Afet ve Kriz Birimi, LGBTİQ Birimi, Çift ve Aile Çalışmaları Birimi, Meslek Özlük Hakları Birimi, Spor ve Egzersiz Psikolojisi Birimi, Psikoloji Öğrencileri Birimi, Çocuk ve Ergen Çalışmaları Birimi ve Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Birimi’dir.

Yaşanan doğal afetler ve salgın nedeniyle 2020-2022 çalışma yılı içerisinde Türk Psikologlar Derneği İzmir Şube’nin en aktif birimi, Travma, Afet ve Kriz Birimi oldu. Oldukça yoğun geçirdiğimiz 2 yıl içerisinde ihtiyaç dahilinde diğer birim ve şubelerde görev alan meslektaşlarımız Travma, Afet ve Kriz birimi olarak yürüttüğümüz çalışmalara gönüllü olarak destek verdi.

Her birimimizin ayrı bir oluşum amacı ve çalışma planı var. Bu çalışma planları 2022 yılında faaliyetlerine devam edecek şekilde organize edildi. Birimlerin aktiviteleri dahilinde çeşitli dernek ve kurumlarla ortak projeler planlanmaya ve yeni proje çalışmaları arayışlarımıza devam ediyoruz. Özellikle STDV ile yürüttüğümüz ‘’30 Ekim Ege Depremi ve Koronavirüse Yönelik Psikososyal Destek Çalışması’’ çıktılarına baktığımızda oldukça etkili ve verimli bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışma sonucunda dernek olarak daha fazla proje temelli ilerlemeyi, planladığımız çalışmaları sivil toplum kuruluşlarının desteği ile hayata geçirmeyi istiyoruz ve bunu için çalışıyoruz. Sadece ülkemizde yaşanan afetlere yönelik değil çocuklara ve kadınlara yönelik planladığımız çalışmaları da projeleştirip daha kalıcı ve kapsamlı hale getirmek en temel amaçlarımız arasında yer alıyor.

Her yıl düzenlediğimiz travma sempozyumunu geçtiğimiz yıl hem pandemi hem de Travma, Afet ve Kriz Birim’nin yoğunluğu nedeniyle gerçekleştiremedik fakat 2022 yılı içerisinde 4. Travma Sempozyumu’nu gerçekleştirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Proje dahilinde gerçekleştirdiğimiz ‘’ Travma, Afet Eylem Planı’’ çalışmasının çıktısı olarak bir rehber hazırlıyoruz. 2022 Ocak-Şubat ayları içerisinde bu rehberi basım aşamasına getirip meslektaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Bunun yanı sıra güncel konularımızdan bir diğeri de Meslek Özlük Hakları Birimi tarafından sürdürülen meslek yasası çalışması. Meslek yasası taslağımızın onaylanmasına dair gerekli faaliyetler ve bilgilendirme toplantıları yapıyoruz.

Kısacası pandemi nedeniyle kısıtlamak zorunda kaldığımız birçok faaliyeti 2022 yılı içerisinde sağlıkla gerçekleştirebilmeyi amaçlıyoruz. Bu nedenle de bizleri oldukça yoğun bir yılın beklediğini şimdiden söyleyebiliriz.

Sivil Sayfalar Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan Araştırma Komisyonu’nu İzleme Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

Sivil Toplum ve Medya Çalışmaları Derneği (Sivil Sayfalar), sivil toplum aktörlerinin tecrübesini ve uzmanlığını sivil toplum haberciliği yoluyla medya, kamu yönetimi, kanaat önderleri ve diğer sivil toplum kuruluşları arasında görünür kılmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Sivil Sayfalar, İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation ve Kahane Foundationeş finansmanıyla sağladığımız hibe desteğiile hayata geçirdiği Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Araştırma Komisyonu’nu İzleme projesini yakın zamanda tamamladı. Bu kapsamda TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin ortak iradesi sonucu kurulan Deprem Araştırma Komisyonu ve STK’ların süreçlere katılımına dair izleme değerlendirme ve farkındalık çalışmaları yürüten dernek, projedeki deneyimlerinden yola çıkarak hazırladığı Sivil Toplum ve Deprem: TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’nu yayınladı.

Sivil Sayfalar Yayın Yönetmeni Emine Uçak Erdoğan ile röportajımızda projedeki deneyimlerini, sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımı içi yapıması gerekenleri ve sivil toplumun son günlerdeki gündemini konuştuk. 

Depreme Hazırlık Amaçlı Kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nu İzleme projesini yakın zamanda tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve Sivil Toplum ve Deprem: TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’nun öne çıkan bulgularından bahseder misiniz?

Raporda Depremle ilgili Araştırma Komisyonunun çalışmalarına mercek tuttuk. Tutanakları inceledik ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) Komisyon toplantılarına ve afet/deprem politikalarına katılımının nasıl ele alındığını anlamaya çalıştık. STK ve kamu arasındaki kopukluğun izlerini sürdük. Aynı zamanda, doğrudan ya da dolaylı olarak deprem ve afet çalışan STK ve platformların Komisyon’la nasıl bir ilişki kurduğunu, Komisyon’un çalışmalarına katkı sunma kanallarını ne şekilde kullandıklarını anlamaya çalıştık. Sosyal medya kampanyaları, bireysel ve birlikte toplantılarla Komisyon’a katkı sunmaları için STK’ları motive etmeye çalıştık. 

Depremle mücadeleye ilişkin hazırlanan ulusal stratejik planlara göre STK’lar; deprem öncesi, deprem sırası ve sonrası sürecin özneleri olarak tanımlanıyorlar. STK’ların katılımına yönelik oluşturulmuş katılımcı ve “iyi niyetli” politikalar kağıt üzerinde mevcut. Ancak bu alanlarda STK başlığı somutlaştırılamıyor, STK’lar soyut birer özne olmaktan öteye geçemiyor. Ve tabii ki süreçlerin aktif bir tarafı haline getirilemiyor. Türkiye’deki geniş STK yelpazesine yönelik bilgi ve anlayış çok kısıtlı. 

Meclis Komisyonu toplantılarında da kapsamlı bir STK odağının ihmal edildiğini ve STK’ların tam anlamıyla birer paydaş olarak ele alınmadığını görüyoruz. Komisyona davet edilen STK’ların sayısının düşük olduğu, katılan kurumların büyük oranda hali hazırda devletle entegre ya da işbirliği içerisinde çalışan dernek ve vakıflar ile zorunlu üyelik temelinde örgütlenen meslek örgütü ya da meslek odaları niteliği taşıdığı (Türk Kızılay Derneği, AKUT Arama Kurtarma Derneği, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER ), Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR), Türkiye Deprem Mühendisliği Derneği, Türkiye Müteahhitler Birliği, Tüm İtfaiyeciler Birliği Derneği (TİB), Türkiye Deprem Vakfı, Yapı Denetim ve Deprem Mühendisliği Derneği, İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu, Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu) görülüyor.

Komisyonda STK katılımlı formül üzerinden tartışılan çoğu konunun (örneğin, yapı üretim süreçleri) daha çok meslek örgütü niteliği taşıyan kurumlara alan açtığı görülüyor. STK’larla ilgili fazlasıyla genel geçer ve edilgen tanımlamalar var. 

Afet yönetiminde olduğu gibi, kamu kurumlarının sunumlarında ve tartışmalarda, STK’larla işbirliğinde ve koordinasyonda öz eleştiri dozu oldukça düşük. Sadece STK’larla değil, deprem sahasındaki koordinasyon kalitesinin merkezi hükümetle, yerel hükümetin farklı partilerden olduğu durumlarda daha düşük olduğu anlaşılıyor. 

STK’ların önemli bir saha ve ilişki ağı yaratma potansiyeli var. Ancak bu potansiyel karşılıklı güvensizlikler nedeniyle etkili bir şekilde kullanılamıyor. Pek çok STK’da onları diğer STK’lardan ayıran yaklaşımsal ya da siyasi özellikler nedeniyle, deprem gibi kritik durumlarda bile bir araya gelmekte ya da bir arada iş üretmekte zorlanabiliyor. STK’lar, siyasi süreçlere katılımın son derece kısıtlı olduğu bu zamanlarda, açılan olanakları iyi kullanamıyor. Uzmanlıklarını, bilgilerini ve becerilerini bu kanallara ulaştırmak konusunu daha fazla gündeme almaları gerekiyor. Bu noktada STK’ların, kapasite ve yeteneklerini sorgulamaları ve kamunun STK’lara açtığı alana uygun çıktılar üretmeyi gündemde tutmaları önem taşıyor. Bu alan kendi kendine yani devletin insiyatifiyle açılması kolay olmayan bir alan. Bu nedenle STK’lar potansiyellerini ve profesyonellik ölçütlerini test etmesi, profesyonel ve sistematik çalıştıklarını ispat etmesi gerekiyor.

Proje kapsamında deprem konusundaki çalışmalar özelinde kamu-sivil toplum işbirliğini geliştirmek ve sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerine katılımını artırmak için çalışmalar yaptınız. Bu süreçte edindiğiniz deneyimlerden ve bu tür çalışmalarda dikkat edilmesi gereken noktalardan bahseder misiniz?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu konuda aşılması gereken teknik ve algısal zorluklar var. Sivil toplumun kamu üzerindeki etki kapasitesini geliştirmek, STK’ların en önemli gündemi olmalı.  En son Akdeniz bölgesinde yaşanan orman yangınlarında da görüldüğü üzere, insanlar kendilerini etki yaratamadıkları için çaresiz hissediyor ve bir şeyler yapmak istiyor. Bu toplumsal iradeyi profesyonelliğe ve etki yaratmaya yönelik yöntemlere kanalize etmek için çok çalışmak gerekiyor. STK’ların çalışmalarına ilham olması umuduyla, şu somut önerileri sıralayabiliriz:

STK tanımının siyasi ve kamu politikası ile ilgili süreçlerde soyut kaldığından bahsetmiştik. Bunun için afet ve deprem süreçlerine ilişkin doğrudan ya da dolaylı olarak çalışan STK’lar yerel ve ulusal düzeyde haritalandırılmalı. STK’lar buna öncülük edebilirler. Bu haritalar mahallelerden başlayarak, illeri ve tüm ülkeyi kapsayacak seviyelerde hazırlanmalı ve kamu, yerel yönetim ve bütün STK’ların kullanımına sunulmalı. Bu haritalar periyodik olarak güncellenmeli. 

STK’ların kendi çalıştıkları alanlardan bağımsız olarak, afetler, depremler, iklim krizi ve salgın gibi gündelik hayatı etkileyen konuları politika, plan ve programlara dahil etmesi, bu bakış açısının ana programlara yerleştirilmesi gerekiyor. STK’ların konu ve alanlarından bağımsız afet ve deprem durumlarında işleme koyacakları, kaynaklarını ve ağlarını harekete geçirecekleri acil durum planlarının hazır olması da önemli.

STK’lar afet gibi can alıcı bir konuda işbirliğinin önünü tıkayan siyasi çekişmeler ve farklılıklara karşı merkezi ve yerel yönetim ve süreçlerin paydaşı olan STK’lar arasında protokol oluşturmaya yönelik bir çalışma yürütebilirler. Bu protokol, deprem sahasında, aktörler arasındaki ilişkiler siyasi nedenlerle sekteye uğruyorsa, olası anlaşmazlık durumlarında ortaya çıkacak meseleleri ele almada ve sorunların üstesinden gelmede etkili olabilir.

Hibe desteğimizin Türkiye’de depreme hazırlıklık alanında yapılan çalışmalara ve derneğinize nasıl bir katkısı oldu? İzmir Depremi Acil Destek Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Hibe desteği ile birlikte sivil toplumun deprem başta olmak üzere afet politikalarına dahil edilmesi noktasında farkındalık oluşturma imkanı bulduk. Yine aynı şekilde afet alanında çalışan sivil toplumun mevcut durum ve afetlerin risklerinin azaltılması noktasındaki faaliyetlerini, bu konudaki birikimlerini ve öngörülerini gündeme taşıdık. Meclis Komisyonu nezdinde STK katılımı noktasında değerlendirmeler yapma imkanı bulduk. İklim kriziyle birlikte Türkiye’nin afetler karşısındaki kırılganlığı iyice artmaya başladı. Bu nedenle afet konusundaki desteklerin çeşitlenerek artması, dezavantajlı kesimlerin afet politikalarına dahil edilmesi amacıyla çalışmalar yürüten kurumların desteklenmesi önemli.

Hibe kapsamında düzenlediğimiz çalıştay gündelik işleyişlerinde bir araya gelmeyen pek çok farklı kesimden STK’yı bir araya getirdi ve birbirlerini daha yakından tanımlarını sağladı. Toplantıya aynı zamanda Deprem Araştırma Komisyonu üyesi 2 milletvekili, TBMM yasama uzmanların çoğunlukta olduğu Yasama Derneği’nden bilgiler sunan bir uzman ve İzmir ve İstanbul Belediyeleri’nden yetkililer katıldı. Yerel ve merkezi yönetimden siyasetçiler ve bürokratların, STK temsilcileriyle çevrimiçi dahi olsa bir araya gelmesi çok kıymetli. İlişkilerin ve karşılıklı anlayışın oluşmasının kapısını aralıyor.

Sivil toplum haberciliği yapan bir kurum olarak son dönemde sivil toplum gündeminde en fazla yer alan ve tartışılan konuların neler olduğunu paylaşabilir misiniz?

Pandemi tüm dünyada, sektörlerde olduğu gibi sivil toplumun gündeminde de yerini koruyor. Sivil toplum bir yandan pandeminin oluşturduğu eşitsizlikleri görünür kılma, çözüm önerileri oluşturma çalışmaları yürürtürken, bir yandan da varlık mücadelesi veriyor. İklim kriziyle birlikte artan ekolojik sorunlar, Türkiye’in İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesiyle birlikte kadına şiddetin artması, mülteci krizi gibi konular da gündemdeki yerini koruyor. Son günlerde bunlara fon tartışmaları da eklendi. Yangın süreciyle birlikte sivil toplum için önemli olan şeffaflık, bağışların nasıl kullanıldığı, koordinasyon gibi konular da sivil toplumun gündemindeki diğer konular.

Sivil Sayfalar farklı paydaşları bir araya getiren ve diyalog ortamlarını artıran çeşitli projeler de yürütüyor. Bu bağlamda gelecek dönemde yapmayı planladığınız projelerden ve çalışmalardan bahseder misiniz?

Sivil Sayfalar önümüzdeki süreçte sivil toplumun etkisini, görünürlüğünü arttırma ana misyonunun yanı sıra; sivil alanın genişlemesi ve sivil topluma elverişli sistem reform çalışmalarına yoğunlaşacak. Sivil toplumun ortaya koyduğu birikimi, yürütülen çalışmaları ve çözüm önerilerini karar mekanizmalarına ulaştırma noktasında önemli bir alan sunan sivil toplum haberciliğine de devam edilecek.

 

AKUT Arama Kurtarma Derneği İzmir Toplumunun Afetlere Dayanıklılığının Artırılması Projesini Tamamladı

By | Acil Deprem Fonu

AKUT Arama Kurtama Derneği, doğal afetlerde veya ulaşılması zor olabilecek yerlerde kaybolanların aranması ve bu koşullarda kaza geçirenlerin kurtarılması için faaliyetler yürütüyor. İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe verdiğimiz dernek, bu destekle İzmir Toplumunun Afetlere Dayanıklılığının Artırılması projesini hayata geçirdi. Bu kapsamda depremden etkilenen 254 aileye erzak ve hijyen paketleri dağıtıldı ve arama kurtarma ekiplerinin saha çalışmalarında ihtiyacı olan ekipmanlar temin edildi.

Derneğin Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Gülçin Güreşçi ile yaptığımız röportajda AKUT Arama Kurtarma Derneği’in çalışmalarını, proje kapsamında yapılan faaliyetleri ve depremzedelerin güncel durumunu konuştuk.

İzmir Toplumunun Afetlere Dayanıklılığının Artırılması projesini geçtiğimiz dönemde tamamladınız. Proje kapsamında yaptığınız çalışmalardan ve projenin çıktılarından bahseder misiniz?

Proje kapsamında İzmir ve Kuşadası’nda depremden etkilenen 254 aileye ulaştık. Bazı evlerde birden fazla ailenin birlikte kaldığını gördük. Geçici konut hakkı olanlar, deprem sonrasında afetten etkilenen diğer aile fertlerini de yanlarına almışlardı. Bu nedenle aslında projeyle hedeflediğimizden daha fazla insana ulaşabildik. Proje kapsamında İzmir Depremi Acil Destek Fonu’nun sağladığı hibe desteği ile ailelere hijyen paketleri ulaştırdık. Aynı zamanda, AKUT olarak afet ve pandemi konularında bilinçlendirme çalışmaları yaptık. Ayrıca AKUT Kuşadası ekibimizin İzmir’de müdahale sırasında kullanılamaz hale gelen kesme-ayırma setini de yenileme imkanına kavuştuk. Bu gelecek dönemde olası bir deprem için hazır olmamız açısından oldukça önemli. İzmir Toplumunun Afetlere Dayanıklılığının Artırılması projesi kapsamında yapacağımız çalışmaları paylaştığımız bazı kurumlar da ayni bağışlar yaparak depremzedelere daha çok yardım malzemesi götürebilmemize katkıda bulundular. Bu bağlamda depremzedelere kıyafet, havlu, deterjan ve kitap gibi malzemeler de dağıtabildik. Özellikle bir kurumdan gelen sınavlara hazırlık kitapları da depremzede çocukların gelecekleri açısından oldukça önemli bir katkı oldu.

AKUT Arama Kurtarma Derneği ağırlıklı olarak afet öncesi hazırlık ve afet sonrası ilk müdahale çalışmaları yürütüyor. Bu proje kapsamında farklı kurum ve bağışçılarla da işbirlikleri geliştirerek insani yardım alanında da çalışmalar yaptınız. Gerek depremzedelere ayni destek sağlanması gerekse farklı bağışçıların harekete geçirilmesi noktasında bu süreçte edindiğiniz deneyimleri paylaşır mısınız?

İzmir Depremi Acil Destek Fonu kapsamında projemizin destekleneceğini öğrendiğimizde, bu bilgiyi daha önce AKUT’un eğitim verdiği bazı kurumlar ile paylaştık. Bu kurumlardan özellikle çocuk ve kadın kıyafetleri bağışlayan bir tanesi oldukça yüksek bütçeli bir bağış yaptı. Bu sayede depremzede çocuklar ve kadınlar için yazlık ve kışlık kıyafet de dağıtabildik. Hibelerle desteklenen projelerde genellikle önce proje hedeflerine ulaşılması sonrasında ise etkilerinin kamuoyu ile paylaşılması gibi bir anlayış var. Ama biz bu proje için yola çıktığımızda, daha projeyi uygulamaya başlamadan önce proje konusu ile ilgili bağışçı olabilecek kurumlara başvurarak, ulaşacağımız kişilere daha fazla yardım sağlayabilmenin yollarını araştırdık. Bunda da oldukça başarılı olduk.

İzmir depreminden etkilenenler aynı zamanda salgın koşulları nedeniyle de zorlu bir durumla karşılaştılar. Depremler sonrasında oldukça yoğun olan maddi ve ayni yardımların depremden etkilenen kişilerin ihtiyaçları devam etmesine rağmen zamanla azaldığını da biliyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından depremden etkilenen kişilerin durumu ve varsa devam eden ihtiyaçları konusundaki gözlemlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? AKUT Arama Kurtarma Derneği olarak bu kişileri desteklemeye devam etmek için çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Haziran ayı içinde son paketlerimizi dağıtmaya gittiğimizde depremzedeler bize artık herkesin onları unuttuğunu ve yapılan yardımların neredeyse hiç kalmadığını söylediler. Bu bağlamda bazı adımlar atmaya başladık. Bu alanda açılabilecek hibe desteklerinden yararlanabilmek için hazırlıklarımızı tamamladık ve fon veren çeşitli kurumlarla iletişime geçtik. Salgın koşulları nedeniyle bölgede hijyen malzemesi ihtiyacı önemini koruyor, gıda paketlerine duyulan ihtiyaç ise her zaman için geçerli. Ayrıca mevsimin değişmesi ve sıcakların başlamasıyla birlikte kıyafet ihtiyacı da oldukça fazla. Bölgede çok sayıda küçük yaşta depremzede çocuk bulunuyor ve bu çocukların oyuncakları, topları vb. yok. . Onları mutlu edebilmek için oyuncak, boyama kitabı, boya vb. verilmesi de çok güzel olur. Salgın nedeniyle bir kısım depremzedenin işini kaybetmesi ve buna bağlı olarak gelirlerinin düşmesi, bu depremzedelerin çok daha zor durumda kalmalarına neden oldu. Salgın koşulları olmamış olsaydı belki bu süreci daha kolay atlatabilirlerdi.

İzmir Depremi sonrasında kurulan Meclis Deprem Araştırma Komisyonuna davet edildiniz ve burada afet öncesi eğitim ve bilinçlendirme konularında birçok öneriyi komisyona sundunuz. Türkiye’nin bundan sonra yaşanabilecek afetlere hazırlıklı hale gelebilmesi için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor? Bu çalışmaların hayata geçirilmesinde kamu kurumları ve sivil toplum arasında geliştirilecek işbirliklerinin önemi nedir?

Afetler gerçekleşmeden önceki hazırlık süreci çok önemli. Bunun en önemli adımlarından biri ise halkın bilinçlendirilmesi ve sivil toplum kuruluşlarının hazır hale gelmesinin sağlanması. Özellikle fay hatlarının yoğun olduğu risk altında bulunan yerlerde bilinçlendirme çalışmalarına hız verilmeli ve bu çalışmaların sürekliliği sağlanmalı. Bilinçlendirme çalışmalarında ortak dil ve ortak sunumlar kullanılmalı, akredite olmayan kişi ve kurumlar kesinlikle bilinçlendirme çalışması yapmamalı. Eğitim materyalleri de çağın gerekliliklerine ve değişen afet tip ve şiddetlerine göre güncellenmeli. Ayrıca daha kırılgan olan özel gereksinimli bireylerin tespitleri yapıldıktan sonra acil durum ve afetler için tahliye planları özellikle muhtar, yerel yönetimler ve kamu idareleri tarafından yapılmalı. Toplum merkezleri kurulmalı. Bu toplum merkezlerinde afetlere yönelik koruyucu, önleyici, destekleyici ve geliştirici aktiviteler yapılmalı. Ayın zamanda, bu merkezlerde eğitim ve sosyal aktiviteler ile travma geçirmiş bireyler afet sonrası topluma entegre edilmeli ve afetten etkilenen bireylere yeni beceriler kazandırılabilmeli. Afet gerçekleştikten sonra ise operasyon sahasına ihtiyaç kadar arama kurtarma personelinin yedekleriyle birlikte bölgeye ulaşmasının sağlanması için gerekli ön hazırlıklar, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışması ile yapılmalı..

Gelecek dönemde yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

AKUT olarak bugüne kadar birçok ulusal ve uluslararası çalışmaya imza attık; afetlere hazırlık ve müdahale ile arama kurtarma alanlarında çalışmalar yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz. Derneğimiz yıl boyunca operasyonlarına devam ediyor. Bu operasyonlar sadece büyük afetlerde değil aynı zamanda son yıllarda çok fazla artan kayıp vakalarını da içeriyor. Bu alanda da çok etkin bir şekilde görev alıyoruz. Hem Türkiye’nin coğrafi yapısı nedeniyle hem de beklenen yaşam süresinin uzaması ile birlikte demans, Alzheimer gibi hastalıkların da fazlalaşmasıyla kayıp vakaları da artış gösteriyor. Her geçen gün gelişen ekibimizle ileride dünya çapında da adımızı daha fazla duyuracağız. AKUT’un 2020 yılında Avrupa Sivil Koruma Mekanizması’na girmesi de bunun en önemli işaretlerinden biri. AKUT arama kurtarma alanında etkinliğin artabilmesi için bu alanındaki ihtiyaçları belirleyip, uluslararası projelere de ortak olarak çalışmalarda bulunuyor. Gönüllü ve üyelerimizin çok farklı meslek gruplarından olması ve bu alanda katkı yapabilmek için çok fazla emek vermeleri sayesinde her geçen gün etkimiz ve ulaşabildiğimiz canlı sayısı da artıyor.

 

İzmir Depremi Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Acil Destek Fonu

30 Ekim 2020 tarihinde merkez üssü Ege Denizi olarak belirlenen depremin ardından sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek üzere Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, STK’ların bir proje çerçevesinde sahada yürüttükleri çalışmaları ve bu çalışmaların hayata geçirilmesi için gerekli olan operasyonel giderleri karşılamak üzere hibe desteği sağlanacak. Dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 200.000 TL olan İzmir Depremi Acil Destek Fonu ile STK’lar tarafından sahada tespit edilen acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta ve uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için de destek verilecek.

İzmir Depremi Acil Destek Fonu’na başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması beklenir:

• Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif, vb.)
• Depremin sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri deprem sahasındaki ihtiyaçları temel alan bir ihtiyaç analizine dayandırmış olmak (Örneğin: bu ihtiyaçlar karşılanırken sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkan saha operasyonuyla ilgili kurumsal masraflar, sahada sivil toplumun oluşturduğu iş birliklerini destekleyecek çalışmalar ya da diğer acil yardıma yönelik faaliyetler)
• Başvuruyu en az 70.000 TL en fazla 100.000 TL’lik detaylandırılmış bir bütçe ile yapmış olmak
• Başvurudaki faaliyetleri kapsayan bir zaman planı sunmak

Bölgedeki ihtiyaçlarının aciliyeti ve sahada çalışan STK’ların yoğunluğunu göz önünde bulundurularak, İzmir Depremi Acil Destek Fonu için uygulanan başvuru süreçleri diğer fonlarımıza kıyasla daha basit olacak ve daha hızlı şekilde sonuçlandırılacaktır.

Başvuru yapmak isteyen kuruluşların İzmir Depremi Acil Destek Fonu başvuru formunu 11 Kasım 2020 Çarşamba günü saat 10:00’a kadar eksiksiz şekilde doldurmaları gerekir.

Fon hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci ve başvuru koşulları) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.