Tag

Orman Yangınları arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Hayata Destek Derneği Orman Yangınlarından Etkilenen Nüfusun Geçim Kaynaklarını İyileştirme Desteği Projesini Tamamladı

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan Hayata Destek Derneği (Hayata Destek), acil yardım, mülteci destek, çocuk koruma ve sivil toplumu güçlendirme ve koordinasyon program alanları altında çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Hayata Destek, Orman Yangınlarından Etkilenen Nüfusun Geçim Kaynaklarını İyileştirme Desteği projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında dernek, Adana ve Antalya’da bulunan 22 farklı mahalledeki 38 haneye toplam 152.000 TL nakit para desteği sağladı.

Hayata Destek Derneği Proje Sorumlusu Abdullah Öztoprak ile yaptığımız röportajda; nakit para desteğinin etkisi, nakit destek sağlanacak aileleri belirlerken dikkat ettikleri kriterler ve proje kapsamında yürüttükleri çalışmaları konuştuk.

2021 yazında meydana gelen orman yangınlarında ve benzer şekilde Kastamonu’daki sel felaketinde sahada aktif olarak çalıştınız. İnsani yardım alanında çalışan bir STK olarak, bu süreçte edindiğiniz deneyimlerden ve bu afetlerin müdahale süreçleriniz açısından Hayata Destek Derneği’ne daha önce hibe desteği sağladığımız depremler sonrasındaki çalışma şekillerinizden farkından bahseder misiniz?

Hayata Destek Derneği’nin kuruluş misyonu “doğal ve insan yapımı afetlerden etkilenen birey ve toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamak.” Dolayısıyla afet sonrası acil müdahale uzmanlığımız aslında çok eskiye dayanıyor. Tabii her afet bir öncekinden farklı özellikler barındırıyor ve tek bir kurumun değil, tüm ilgili kurumların koordinasyon içinde çalışmasını gerektiriyor. Afetlere yoğun olarak maruz kaldığımız son iki-üç yıllık süreçte de en büyük kazanımlarımız koordinasyon ve sorumluluk paylaşımı alanında oldu.

Elâzığ Depremi, İzmir Depremi, Orman Yangınları ve Batı Karadeniz’i etkileyen seller olmak üzere son dönemde maalesef çok sayıda doğal afet yaşadık. Bu süreçte Sivil Toplum Afet Platformu ismini taşıyan işbirliği ve koordinasyon platformumuz da kendiliğinden şekillenmiş oldu. Afetlerin ne zaman gerçekleşeceğini öngörmek mümkün değil fakat hazırlıklı olmak mümkün. Oluşturduğumuz yeni koordinasyon ağları birçok fonksiyonun yanında buna da hizmet ediyor. Afetlere eskiye kıyasla daha hazırız ve daha koordine bir şekilde hareket ediyoruz. Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Turkey Mozaik Foundation gibi fon sağlayıcılar da afet sonrasında hangi adımları takip edecekleri ve hangi aktörlere ulaşacakları konularına artık çok hakimler.

Hibe desteğimizle Orman Yangınlarından Etkilenen Nüfusa Geçim Kaynakları İyileştirme Desteği projesini hayata geçirdiniz. Proje kapsamında yürüttüğünüz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

Orman yangınlarının hemen sonrasında Adana, Antalya ve Mersin bölgelerinde birer hasar tespit çalışması yaptık. Muhtarlıklar, il tarım müdürlükleri, meslek odaları ve yerel topluluklar ile yaptığımız görüşmelerde ulaştığımız sonuç; aile ölçekli tarım ve hayvancılık ile uğraşan hanelerin, yangınların olumsuz etkilerini daha ağır hissettiği oldu. Kimi hayvanını kaybetmiş, kiminin tarlası yanmış, kiminin hayvan barınağı hasar görmüş, kiminin hayvanlarını otlattığı meraları yangında yok olmuş ve benzeri…

Üstelik ailelerin genç fertleri genellikle şehirlere göç ettiği için, etkilenen nüfusun yaş ortalamasının yüksek olduğunu gördük. Bu da şu anlama geliyor; düşünün ki 60 yaşını geçkinsiniz, hanenizi döndürecek kadar tarım ya da besicilikle uğraşıyorsunuz. Bu işi daha 15 sene yapmak gibi bir niyetiniz yoksa tekrar öz sermayenizi yatırarak bir toparlanma sürecine girmeye çalışmayabilirsiniz. Tabii bu işi hane ölçeğinde yürüttüğünüz için belki çiftçi belgeniz de olmayabilir ve kamunun açıkladığı sosyal yardımlardan da yararlanamayabilirsiniz.

Özetle, bu ve bunun gibi ‘kırılganlığı arttıran’ ya da ‘toparlanmayı güçleştiren’ etmenleri hesaba kattık ve hane ölçekli nakit yardımlarımızı bu doğrultuda yaptık. Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’ın sağladığı hibe ile 38 haneye, yitirilen ya da hasara uğrayan geçim kaynaklarını onarmalarını sağlamak amacıyla belirlenen her hane için 4 bin lira kadar nakit desteği sağladık.

Proje kapsamında orman yangınlarında maddi zarar gören ailelere nakit destekte bulundunuz. Desteklenecek aileleri belirlerken nelere dikkat ettiniz? Bu süreçte farklı kurum ve kuruluşlarla geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahsedebilir misiniz?

Adana ve Antalya Afet Koordinasyon Merkezleri, Adana ve Kozan Kaymakamlığı, Adana Büyükşehir Belediyesi Derman Ekibi, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Manavgat İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, Manavgat Belediyesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Antalya Temsilciliği, Manavgat Süt Üreticileri Birliği, Manavgat Ziraat Odası, Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odası, Manavgat Müftülüğü yangından olumsuz etkilenen mahallelerin muhtarları ve Adana ve Manavgat sahalarında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşları ile görüşerek acil ihtiyaçları tespit etmeye çalıştık.

Nakit destek çalışması kapsamında desteklenecek hanelerin tespit edilmesi için, ihtiyaç analizi sırasında görüşülen kurumlarla, ihtiyaç sahibi hanelerin Hayata Destek Derneği’ne yönlendirilmesi için işbirlikleri kurduk. Adana ve Antalya’dan toplam 187 ihtiyaç sahibi hanenin yönlendirmesini aldık. Acil yardım ekiplerimiz, yönlendirilen haneler arasından en kırılgan durumda olanların tespit edilmesi için telefon görüşmeleri yürüttüler. Hanelerin yangından etkilenme durumları, demografik bilgileri, gelir durumu, hassasiyetleri ve hanede bulunan yaşlı, çocuk, engelli ve kadın gibi hassas bireyler hakkında bilgiler topladık. Alınan bu bilgiler dikkate alınarak, hanelerin programa dâhil edilip edilmemesi saha ekipleri arasından kurulan komite tarafından tek tek incelenmiş ve hanelerin gelir durumları, yangından etkilenme oranları, hanede yaşayan yaşlı, engelli, çocuk, kadın nüfus ve hanenin başka kurumlardan almış olduğu destekler dikkate alınarak kararlaştırıldı.

Bir yöntem olarak nakit destekler ve bu tür müdahalelerin etkisi sivil toplumda daha fazla tartışılmaya başlandı. Projedeki deneyimlerinizi düşündüğünüzde, nakit destek yönteminin avantajları ve etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yaşanan afetlerden çıkarılan derslerden en önemlisi yapılan desteklerin organizasyonunda yaşanan aksaklıklar oldu. Afet sırasında ve sonrasında ihtiyaç fazlası destekler kaynakların etkili ve verimli kullanılmasında bir engel teşkil ediyor. Afetten etkilenen topluluk üyelerinin de aynı destekten, adil şekilde yararlanması önünde de engel oluşturuyor.

Yapılandırılmış, etkili bir ihtiyaç ve saha analizi ardından yapılan nakit destek faydalanıcıların ihtiyaçlarını karşılamakta daha etkili oluyor çünkü onlara hızla değişebilen gündelik ihtiyaçlarına göre tercih yapma imkânı sunuyor. Tabii hanede bulunan farklı bireylerin, farklı ihtiyaçlarını da aynı anda karşılama imkânı sunuyor. Örneğin, bu projede geçim kaynaklarını onarıcı nakit destekler yaptık ve hayvan yemi, tohum, fide, gübre ve benzeri türden ‘ayni yardımlar’ yapmayı tercih etmedik. Bu sayede yukarıda özetlediğim kazanımlar yanında, yerel ticaretin devamlılığını sağlayarak yerel ekonomiye de katkı sunduk. Düşündüğünüzde, ‘ayni yardım’ adı altında bölgeye dışarıdan tonlarca hayvan yemi ya da fide getirmenin, orada yıllardır hayvan yemi ya da fidan satan üreticiye dolaylı olarak zarar vereceği gayet açık.

Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında aldığınız desteğin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Derneğimizin afet çalışmalarına daha fazla deneyim kazanmasına katkısı oldu. Yaşanan her afet yarattığı etki, gerçekleştiği lokasyon, etkilediği topluluklar bakımından daima birbirinden farklı. Bu nedenle, her acil destek çalışması için özel bir dinamik oluşuyor. Orman Yangınları Acil Destek Fonu bizlere etkili kaynak kullanımı, geçim kaynaklarına ilişkin bütüncül bakış açısı ile yaklaşma olgusunu kazandırdı.

Nakit destek programının uygulama sürecine ilişkin kapasite geliştirme noktasında sayılı dönüm noktalarımızdan biri oldu. Yangın afeti diğer afetlerin aksine ekolojik döngüye ve insan hayatına ciddi zararlar veriyor. Doğanın ve insanın birlikte yeşermesi ve yeniden ayağa kalkmasına yönelik insani yardım faaliyetlerinde dayanışmaya katılan herkese sonsuz teşekkürlerimizi iletmek isteriz.

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği ile Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği (NATURA), dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi için çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında NATURA, Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri  projesini hayata geçirecek. Dernek, proje kapsamında yanan alanlarda yaban kedisi popülasyonunun mevcut durumunu ortaya çıkarmak amacıyla 10 foto-kaplan ile 100 km²’lik alanda tarama yapacak. Yaban kedisinin yanmış ve yanmamış alanlardaki habitat kullanım durumunu ortaya çıkarabilmek için 2 GPS vericisini yaban kedisine ve 1 GPS vericisini ise karakulakaya takacak olan NATURA, Yaban Kedisi Tür Koruma Eylem Planı oluşturmak amacıyla bir çalıştay düzenleyecek.

NATURA kurucu üyesi Özlem Parlar Ürker ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları, orman yangınlarının yaban hayat üzerindeki etkisini, Sığla Ormanlarının orman ekosistemi içerisindeki önemini ve proje kapsamında kullanacakları uydu vericisi yöntemini  konuştuk.

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından  tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz bünyesinde yer alan doğa koruma uzmanları esasen yaklaşık on yıldır Türkiye doğasının korunmasına yönelik farklı alanlarda çalışmalar yürütmekteydi. Ancak son yıllarda hem ülkemiz hem de dünya genelinde doğa koruma alanında yaşanan gelişmelere bağlı olarak farklı stratejilerin farklı mecralarda tatbik edilebilmesi fırsatları ortaya çıktığı için ülkemizde de bu fırsatları değerlendirebilecek yeni özgün kurumsal kimliklere ihtiyaç duyulmuştur. Derneğimiz de bu ihtiyaç doğrultusunda; ülkemizde doğa koruma alanında savunuculuk yapabilecek vatandaşların yönlendirilmesine katkıda bulunmak, gönüllü ve profesyonel doğa korumacıların yetişmesine destek olmak ve ortaya çıkan yeni doğa koruma stratejilerini uygulayabilmek amacıyla 2015 yılının sonlarında Ankara’da kurulmuştur.

NATURA, doğa korumayı ülkenin ana gündemlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyor ve en güçlü aktivizmin bilim yapmak olduğuna inanıyor. NATURA’nın doğa koruma çalışmalarındaki temel hedefleri; satın alma ve özel mülkiyet oluşturma yollarıyla özel koruma alanları oluşturmak, Yaban Hayatı Araştırma projelerini yönetmek, bilinçlendirme projeleri, doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik projeler, yerel korumacılar ve üniversite öğrencileri gibi koruma gönüllülerini eğitmek, bölgesel/ulusal/uluslararası organizasyonlar yapmak ve işbirlikleri geliştirmek.

Ormanlarda meydana gelen yangınların doğrudan ya da dolaylı olarak yaban hayat üzerindeki  etkileri nelerdir? Bu etkileri belirleyen faktörlerden bahseder misiniz?

Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangını. Çok büyük bir kütle yandı. Bu derece orman kaybı kızılçam ormanlarının bile kendini yenileyebilme yeteneğini zorlayacak seviyede. Yanan bölgenin çoğu “basralı”. Arıların çam balı yapabileceği alanlar. Basra, çam pamuklu koşnili adında bir böcek tarafından salgılanıyor. Arılar bu salgıyı kullanarak çam balı yapıyorlar. Basra Türkiye’de her kızılçam ormanında olmuyor, en fazla olduğu yer Marmaris ormanlarıydı. Basralı alanların yanmış olması dünya çam balının %92’sini üreten ülkemiz için büyük bir kayıp ve telafisi için en az 30 yıl gerekiyor. Birçok uçamayan böcek türü yandı. Yanan alanlarda yangının hasar bırakmadığı yerler belli bir derinlikteki toprak altı ve burada yaşayan/sığınabilen canlılar. Bölgede Marmaris semenderi var. Yangının çok şiddetli olduğu yerlerde birçoğu ölmüş olabilir. Yine toprak altına hemen giremeyen/ saklanamayan sürüngen türlerinden kara kaplumbağalarında çok fazla ölüm var. Diğer sürüngen türleri toprak altında belli bir derinlikte kendini koruyabiliyor. Kuşlar yangın ilk başladığı anlarda alandan uzaklaştılar. Uçuş güzergahlarında duman soluma sonucu ölümler olmuş olabilir. Yine aynı şekilde karada, yangından kaçan canlılardan örneğin memeli hayvan türlerinde duman sonucu ölümler gerçekleşebilir. Memelilerde bazı türler hariç ciddi bir kayıp olmadığını değerlendiriyoruz. Memeliler kuşlar gibi duyuları çok keskin canlılar ve çevredeki değişkenlere hemen cevap verebiliyorlar. Dumanı ve sıcaklığı fark ederek uzaklaşan türleri gözlemledik. Yaban keçisi, karakulak, yaban domuzu, tilki, kaya sansarı gibi canlılar yangının aksi yönünde alandan uzaklaştı. Aynı şekilde bozayılardan da bir kaybımız yok. Özellikle yaban domuzlarında can kayıpları yaşandı. Bu kayıplar rüzgarın ani yön değiştirmesi ve iki ateş arasında kalma şeklinde yanarak ve duman zehirlenmesi ile gerçekleşti. Kaçabilen memelilerin ulaştıkları alanda tekrar hayatlarına devam edebilmeleri için besin ve barınma ihtiyaçlarını karşılaması kolay. Her şeye rağmen yanmamış saha yeteri kadar fazla. Ancak bazı türler var ki ulaşabildikleri yanmamış alanlarda ciddi bir adaptasyon sorunu yaşayacaklar. Örneğin yaban kedisi bu stresi yaşayacak. Çünkü en uygun habitatları artık yok. Ancak bölgedeki yaban kedisi popülasyonunun tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. İlk etapta alanda gözlemlediklerim özetle bu şekilde. Eğer bu kızılçam ekosisteminin doğal karakterine kavuşmasını samimi olarak istiyorsak yapılacak şey çok basit: Yeniden ağaçlandırma konusunda uzmanların görüşleri mutlaka alınmalı. Bundan 200 yıl öncesi olsaydı, bu yanan alanlar flora ve fauna anlamında 20 yıl içinde tamamen aynı karaktere kavuşabilirdi. Mevcut dönemde maalesef bu kadar iyimser olamıyoruz. Her canlı, ağaç ve maki türü kaybında, ekosistem üzerindeki insan baskısı ve yükünden dolayı çok zorlanıyor.

Marmaris Belediyesi Çevre Çalışma Grubu ile beraber Anadolu Sığla Ağacı Tür Koruma Eylem Planı’nı hayata geçirdiniz. Öncelikle sığla ormanlarının, orman ekosistemi içerisindeki öneminden bahseder misiniz? Bu eylem planının amacından ve uygulanma yönteminden bahsedebilir misiniz?

NATURA, Anadolu üzerinde çeşitli doğa koruma çalışmaları yapsa da ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz Havzası için endemik olan tersiyer (60 milyon yıl) kökenli relikt (kalıntı) ve dünya ölçeğinde tehdit altındaki bir akarsu orman ekosistemi olan Anadolu Sığla Ormanlarının (Liquidambar orientalis Miller) korunmasına odaklanıyor.

Oldukça hassas ve özel bir orman ekosistemi olan, yüksek derece parçalanmış ve yok oluşun eşiğine gelmiş Anadolu Sığla Ormanı gibi korunan alanlarda sürekli ve gönülden yönetim büyük önem taşıyor. Bununla beraber parçalanmış ve işgal edilmiş sığla orman parçaları günümüzde tapulu veya 2B statüsünde tarım alanı olarak kullanıldığından, bu alanların devlet eliyle yönetilmesi de mümkün olamıyor Bu bağlamda NATURA, parçalanmış sığla ormanlarını yeniden bir araya getirebilmek amacıyla işgal edilmiş orman alanlarının kazanılmasına yönelik ‘koridor metodolojisi’ yoluyla özel orman mülkiyeti oluşturma ve özel ağaçlandırma çalışmaları yapmayı da hedefliyor. Dünya’da genellikle bu tarz metotlar tatbik edilirken, parçalanmış ve işgal edilmiş orman dokuları geri kazanılırken, daha çok satın alma yoluyla kazanılacak işgal edilmiş orman alanlarının ağaçlandırılması ve yönetilmesi planlanıyor.

Biz de benzer biçimde Anadolu Sığla Ormanları içerisinde oldukça parçalanmış ve işgal edilmiş orman dokularını yeniden kazanabilmek adına ülkemiz için yeni sayılabilecek “Özel Korunan Alanlar Ağı” yöntemini uygulamayı hedefliyoruz. Öte yandan, bu araştırmaları yürütürken, bölgenin doğal ekosistemleri, habitatları, flora ve fauna elemanlarına yönelik gerçekleşen farklı doğal (yangın, sel, taşkın, erozyon, deprem vb.) ve antropojenik sınırlayıcılar/baskılara (HES, baraj, maden ocakları, tarımsal işgaller, yerleşim, turizm ve endüstri baskısı, yol ağları vb.) yönelik de zaman zaman araştırma çalışmaları yürüterek koruma pratikleri geliştiriliyor.

Bu konu özelinde kurulduğu 2015 yılından bu yana – Marmaris Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu’nun esas itici gücü teşkil ettiği- yaklaşık 30 farklı kurum ve kuruluşun iş birliğinde Güneybatı Anadolu’da Sığla Ormanları Eylem Planı’nın hayata geçirilmesi ve uygulanmasında ana paydaş olarak çalışmalarını Marmaris, Köyceğiz, Fethiye, Dalaman, Ortaca bölümlerinde yoğunlaştırıyor. İlgili eylem planı 2017-19 yılları arasında tamamen gönüllü biçimde hazırlanmış olup, 2019-24 dönemini kapsayan 19 ana faaliyeti içeriyor. Faaliyetlerin yerine getirilmesi de yine kurumların gönüllü işbirliğine dayanıyor.

Vakfımızın sağladığı hibe desteği ile Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri  projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bölgede önceden yaşadığını tespit ettiğimiz yaban kedisi habitatları olan yaşlı ve çevresine göre nispeten nemli kızılçam ormanları 2021 yazında meydana gelen orman yangınları sırasında maalesef tamamen yandı. Bu habitatlar Akdeniz havzasında bulunan ender nemli kızılçam habitatlarıydı ve Akdeniz havzasının en sağlıklı yaban kedisi popülasyonlarına ev sahipliği yapıyordu. Bu habitat kaybolunca yaban kedilerinin bir kısmının yangına bağlı öldüğünü, bir kısmının ise yangından etkilenmemiş alanlara geçtiğini düşünmekteyiz. Ancak gittikleri alanlarda istedikleri nemli habitat ve bu habitatta besleneceği başta sincap (Sciurus anomalus) olmak üzere avlarını bulamama ihtimali de bir hayli yüksek. Ayrıca özellikle yanmış sahaların kuzeyinde kalan habitatta karakulak türünün bulunması yaban kedisini bu türle yüksek oranda rekabete sokacaktır. Bu durumda, yaban kedisi ciddi bir stres altında kalabilecek, sonucunda Akdeniz habitatlarının en nadir yaban kedisi popülasyonu tümüyle yok olabilir. Bu bilgiler ışığında bu proje kapsamında aşağıdaki 3 başlık altında çeşitli araştırma, koruma ve farkındalık artırma faaliyetleri yapmayı planlıyoruz.

  • Yaban kedisinin Marmaris yangınlarından sonra bölgedeki durumunun ortaya çıkarılması,
  • Yaban kedisi popülasyonu üzerinde yangın sonrası ortaya çıkan doğal ve insan kaynaklı stresin ortaya çıkarılması,
    • Doğal stres: Habitat kaybı derecesinin araştırılması, Yaban kedisi ile rekabete girecek diğer türler (karakulak) ile ilişkinin ortaya çıkarılması,
    • İnsan kaynaklı stres: Yanlış yönlendirilebilecek yeniden ağaçlandırma maksatlı ormancılık uygulamaları başta olmak üzere her türlü insan aktivitesi,
  • Proje öncesinde ve süresince oluşturulan olumlu kamuoyu desteği ile bölgede yetkili resmî kurumlar ile koordinasyonun geliştirilmesi, başta bölge yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğini gözeten faaliyetlerin planlanmasına yönelik Yaban Kedisi’ni merkeze alan bir Tür Koruma Eylem Planı’nın hazırlanması.

Projenizi hayata geçirirken yaban kedilerini takip etmek için uydu vericisi kullanacaksınız. Bu yöntemi tercih etmenizin nedenlerinden ve bu yöntemin yapacağınız çalışmalara katkısından bahseder misiniz?

Uydu vericileri ile takip uçabilen veya karasal omurgalı canlıların ekosistem içindeki durumlarını değerlendirmek için araştırmacılara çok önemli veriler sağlıyor. Bunlar:

  • Habitat tercihi
  • Gün içinde ve yıl içindeki aktivite özelliklerinin ortaya çıkarılması
  • Başka türler ile ekosistem içindeki ilişkisi (rekabet vs gibi)
  • Çalışılan türün göç, dispersal, yetişkinliğe ulaşan bireylerin hangi yeni alanlara yerleştiklerinin ortaya çıkarılması
  • Günlük yer değiştirme hızı ve harcanan enerji

Bu proje kapsamında da yangın sonrasında alanda kalan yaban kedilerine ve karakulaklara uydu vericileri takmayı planlıyoruz. Böylece yaban kedisinin yangın sonrasında bölgedeki habitat kullanma tarzı, ekosistem içinde rekabete girebileceği karakulaklar ile olan ekolojik ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz . Tabi yaban hayvanları ile ilgili çalışmalar her zaman planlandığı gibi olmuyor.

Hedefimiz bu proje kapsamında en az 3 GPS vericisi hedef türlerimiz olan yaban kedisi ve karakulaka takmak. Ancak arazideki şartlar, yaban kedilerinin popülasyonundaki kayıp derecesi (yangın sonrasında ölen bireyler fazla olabilir ve bu da bireyleri yakalama olasılığımızı düşürebilir) gibi faktörler onları yakalama ve verici takma olasılığımızı düşürebilir.  Öncelikle onları fotokapanlarla takip edeceğiz. Mevcut durumu ortaya çıkaracağız. Yakalama olasılığının en yüksek olduğu noktalara yoğunlaşacağız. Belki proje sonlanma tarihinden sonra örneğin; 15. ayda yakalamayı başarabileceğiz. Bu da bir olasılık.  Bu durumda da anlık olarak bilgilendirme yapmayı hedefliyoruz. Çünkü bu proje sayesinde aldığımız ekipmanlar uzun soluklu tekrar tekrar araştırmalarda kullanılabilecek ekipmanlar. Örneğin fotokapanlar yıllarca kullanılabiliyor. Halen araştırmalarımızda kullandığımız 10 yaşında foto-kapanlar var. Yine GPS tasmaları pillerindeki enerji bitince düşüyor ve yedek enerji kaynağından gönderdiği radyo sinyallerini takip ederek arazide cihazın bulunması ve tekrar kullanılması mümkün olabiliyor.

 

 

Yuva Derneği İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi Projesine Başlıyor

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Yuva Derneği, yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Yuva Derneği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak. Dernek bu kapsamda, farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 kişiye yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

Yuva Derneği Proje Koordinatörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar, derneğin çevre farkındalığı alanında yürüttüğü faaliyetler, iklim krizi ile mücadelede toplumsal farkındalığı artırmanın önemi ve Paris iİklim Antlaşması hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Yuva Derneği’nin  yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüttüğünü biliyor. Bu çalışmalarla beraber çevre farkındalığı alanında da çeşitli faaliyetler yürütüyorsunuz. Çevre farkındalığı nedir? Yuva Derneği bu alanda ne tür çalışmalar yapıyor?

Bugün gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim değişikliği, hava ve su kirliliği, doğal kaynakların aşırı tüketimi, biyolojik çeşitliliğin azalaması gibi tehditler gezegenimizin sürdürülebilirliğini ve gelecek nesillerin yaşamını tehlikeye atıyor. Gezegenimizin geleceği, doğa ve insan ilişkilerine eleştirel bakabilen, bu sorunların çözümüne yönelik fikirler geliştirebilen, araştıran, bu çerçevede sorumlu davranış ve anlayış sergileyebilen çevre farkındalığına sahip, küresel okuryazar bireylerin artmasına bağlı. 

YUVA, 2010 yılından bu yana bu hedefle yetişkin eğitimleri düzenliyor ve kampanyalar yürütüyor. Şu anda Türkiye ve Avrupa’da çevre eğitimi alanında çalışan veya çalışmak isteyen 54 kurumdan oluşan bir ağın koordinasyonunu yürütüyor. Bu kurumlara kapasite desteği veriyoruz ve ülke genelinde sivil yurttaşlara, öğretmenlere, öğrencilere yönelik Ekoloji ve İklim eğitimleri gerçekleştiriyoruz. Yine iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında Termiksiz Gelecek isimli kömürlü termik santrallere karşı tüm canlılar için yaşam hakkını savunmayı amaçlayan çalışmalar yürütüyoruz. Yerel mücadelelerin deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla desteklenmesini sağlayarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. İklim değişikliği üzerine Türkiye ve Avrupa arasında değişim programı yürütüyor ve iyi örnek oluşturabilecek uygulamaların Türkiye’ye gelmesi için çalışmalar yürütüyoruz. 

Hibe desteğimizle İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Tüm Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkilerini gözlemliyoruz ve gelecek dönemlerde bu artarak devam edecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli  (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC)Türkiye’nin yakın gelecekte git gide daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koyuyor. IPCC’nin verileri, sanayi devrimi öncesi seviyelere göre gerçekleşecek yıllık ortalama 2°C’lik bir sıcaklık artışının, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, su kaynaklarının azalması, kuraklık ve çölleşme, biyolojik çeşitlilik kaybı, tarımsal verim kaybı, ve orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artışa sebep olacağına işaret ediyor. Temmuz 2021’de Türkiye’nin farklı illerinde ortaya çıkan ve 178 bin hektar orman alanının yok olmasına sebep olan 100’den fazla orman yangınında da iklim değişikliği önemli bir etken olmuştur. Biz de projemizle iklim değişikliği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve mücadele yöntemleri hakkında İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri geliştireceğiz. Bu eğitimler aracılığıyla toplumun farkındalığını artırarak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayarak hem Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının azaltılmasına hem de iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. 

Projenin çarpan etkisini arttırmak amacıyla proje faydacılarının yerel toplum liderleri olarak kabul edilen muhtarlar, imamlar, öğretmenler vs. olmasına öncelik vereceksiniz. Bu yaklaşımın nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz ?

İklim değişikliğinin herkesin, hepimizin meselesi olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle projemizde Muğla ve Antalya illerinde ikamet eden 18 yaş üstü farklı etnik, sosyal ve politik gruplardan, her iş kolundan, her sosyo-ekonomik kategoriden ve her eğitim seviyesinden genç ve yetişkin yurttaşları İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimlerimizle bir araya getirmemiz gerekiyor. Bunun bir yolunun da yerel toplum liderleriyle çalışmak olduğunu düşünüyoruz. Muhtarlar, imamlar, öğretmenler mesleki yaşamlarında ve mesleki yaşamlarının getirisi olarak özel yaşamlarında toplum içerisinde sözünü söyleyebilen ve dinlenen kişiler. Öncelikli hedefimiz yerel toplum liderlerine ve onlar aracılığıyla toplumun her kesiminden genç ve yetişkine ulaşabilmek. Böylece iklim değişikliği ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunu toplumun yalnızca bir kesiminin değil, her kesiminin gündemine almasını sağlamayı hedefliyoruz. 

İklim değişikliğiyle mücadelede toplumsal farkındalık ve eğitimin büyük bir öneme sahip olduğu söylenebilir. İklim okuryazarlığı eğitimleri veren bir kurum olarak toplumun iklim krizinin nedenlerine ve bu krizle mücadele yöntemlerine ne kadar hakim olduğunu düşünüyorsunuz? Bu bilinci arttırmak için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Türkiye’de yapılan araştırmalar toplumun artık İklim değişikliğinin insan sonucu olduğunu kabul ettiğini ve aşırı hava olaylarının arttığını ve bunları iklim değişikliğiyle ilişkilendirdiğini gösteriyor. Ne yapılabileceği ve bunları bireyler olarak günlük yaşamlarımıza nasıl katacağımız ise öğrenmemiz gereken şey, geliştirmemiz gereken beceri. Bu nedenle şu anda ihtiyacımız olan şeyler yalnızca bilgiyi yayan değil, aynı zamanda çözüm önerilerini de gösteren ve çevre dostu yaşamlar sürmeye teşvik eden çalışmalar. Elimizi taşın altına nasıl koyabileceğimizi anlatan, örnek oluşturan, teşvik ve dahil eden çalışmalara ihtiyacımız var. Gezegenimizi iyileştirmek adına davranışlarımızın sorumluluğunu almamızı sağlayacak, bizi aktif bireyler haline getirecek ve bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatacak çalışmaları yaygınlaştırmalıyız. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi yakın zamanda Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. Paris Anlaşması’nın iklim değişikliğine karşı verilen mücadelenin küreselleşmesi sağladığı söylenebilir. Bu anlaşma ile beraber Türkiye’de bizi ne tür değişiklikler bekliyor?

Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ile beraber Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2053 yılında karbon nötr bir ülke olacağımıza ilişkin koyduğu hedefin Türkiye’nin fosil yakıtlardan temiz enerjiye ve enerjinin etkin kullanılmasına geçişini ana akımlaştırdığı söylenebilir. Artık kömürlü termik santrallerin kapatılıp kapatılmayacağını değil ne zaman kapatılacağını veya içten yanmalı motorlarla çalışan araçların ne zaman trafikten kaldırılacağını konuşuyoruz. Bu değişimin nasıl adil ve yeşil bir dönüşüm olabileceğini, etkilenecek grupların nasıl desteklenebileceğini tartışıyoruz, araştırıyoruz, yakında planlama aşamasına geçmemiz gerekecek. Yirmi yıl içinde evlerimizdeki ısınma sistemlerinin ve sokaklardaki araçların tümünün elektrikli hale geldiği, şehirlerimizde hava kirliliği ve gürültünün olmadığı günleri göreceğiz.

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Başlangıç Raporu Yayımlandı

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren STK’ları ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, ACTECON ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu Başlangıç Raporu yayımlandı. Fon kapsamında, Doğa Koruma Merkezi Vakfı, EMEK BENİM Kadın Derneği, Hayata Destek Derneği, Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği ve Yuva Derneği’ne toplam 711.100 TL hibe desteği sağlıyoruz. 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu’nun yapısı, desteklediğimiz STK’lar ve yapacakları çalışmalara dair bilgilerin yer aldığı raporumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Emek Benim Kadın Derneği ile Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Muğla’da faaliyet gösteren Emek Benim Kadın Derneği (Emek Benim), şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Emek Benim, Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçirecek. Dernek, proje kapsamında Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen iki kırsal yerleşim yerinde  yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak. Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çocukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Dernek, hibe kapsamında afetten etkilenmemiş ve etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. Emek Benim proje kapsamında 2 köyde yaşayan en az 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişimlerini sağlayacak.

Emek Benim Kadın Derneği Başkanı Nahide Uçar ile yaptığımız röportajda, faaliyet yürüttükleri bölgede ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını, yaşanan orman yangınlarının kadınları nasıl etkilediğini ve hibe desteğimizle hayata geçirecekleri çalışmaları konuştuk. 

Emek Benim Kadın Derneği, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz ev eksenli çalışan kadınların görünür kılınması amacıyla alan çalışması yürütürken bir yandan da kadınların hem  evin bakım sorumluluğunu yerine getirirken hem de geçimlerini sağlamak için emek sarf ettiklerini tespit etti. 35 kadın emeklerini birleştirerek 2013 yılında Emek Benim Kadın Derneği’ni kurdu. Derneğimiz hak temelli ve emek üzerine çalışıyor; kadın hakları, cinsiyet eşitliği farkındalığı, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Yürüttüğümüz son çalışmalardan bahsedecek olursam; Kadın Yoksulluğu ile Mücadelede Feminist Dayanışma başlığı ile 17 kadın örgütünün katıldığı ve 2 gün süren bir çalıştay düzenledik. Bu çalıştayda farklı kadın dernekleri ve kadın kooperatifleri ile ne tür dayanışma pratikleri geliştireceğimizi tartıştık. Aynı zamanda derneğimiz, kadına yüklenen rollerin ağırlaştığı COVID-19 döneminde, Etkiniz AB Programı desteğiyle 127 kişi ile anket çalışması yaptı. Emek Benim olarak etkin bir şekilde sahada çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz. 

Dernek olarak ev eksenli çalışan kadınların sorunlarının görünür olması amacıyla çalışmalar yürütüyorsunuz. Faaliyet yürüttüğünüz bölgede ev eksenli çalışan kadınlar ne tür sorunlarla karşılaşıyor? Bu sorunların çözümü için kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları neler yapabilir?

Ev eksenli çalışan kadınların görünürlüğü bulunmuyor ve bu kadınlar evde birçok işi aynı anda yapıyor. Ev eksenli çalışan kadınlar, çoğu zaman sosyal güvenceleri olmadan sağlıksız ortamlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Kendi imkanlarıyla ürettikleri ürünleri pazarlayabilecekleri olanaklara erişmekte zorlanıyorlar.  Bu nedenle başta Sosyal Güvenlik Kurumu olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ev eksenli çalışan kadınların emekli olabilmeleri ve sosyal haklardan faydalanabilmeleri için kanunları kadınların yararına göre düzenlemeli. Örneğin, ev içerisinde kendi imkanları ile üretim yapan kadınların vergiden muaf olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel yönetimler ise ev eksenli üretim yapan kadınların ürünlerini satabilecekleri pazar alanları sağlama konusunda destek olmalı. Ayrıca ev eksenli çalışan kadınların da çocuk bakım yükü kolaylaştırılmalıdır. 

2021 yazında Türkiye’nin farklı bölgelerinde meydana gelen yangılar sırasında kadınların mücadelelerine dair haberlerle sıklıkla karşılaştık. Öte yandan birçok kadın bu dönemde yaşadığı yerden göç etmek zorunda kalarak daha bireysel bir mücadele içine girdi. Yangınlar çalışma yürüttüğünüz bölgeyi ve özellikle kadınları nasıl etkiledi?

Bölgemizdeki yangınların bizzat içinde bulunduk. Kadınların yıllarca yaşadıkları evlerinden, bağlarından, anılarından, çocuklarını büyüttükleri yerlerden yeni bir yere göç etmeleri psikolojik olarak çöküntü içine girmelerine sebep oldu. Gitmek zorunda kalsalar da  akılları hep geride bıraktıklarında kaldı. 2021 yazında meydana gelen yangınlar sırasında derneğimiz hızlı bir şekilde yangın bölgelerinde yaşayan kadınlara kıyafet desteğinde bulundu. Aynı zamanda,  kendi ürettiğimiz her türlü malzemeyi anında bu bölgelere ulaştırdık. Göçmek ve gidilen yeni yerde hayatı yeniden kurmak her kadın için yüktür. Özellikle de yeterli şekilde desteklenmemişlerse bu yükleri daha da ağırlaşır. 

Emek Benim Kadın Derneği’nin çalışmalarının temelinde kadınlar arası dayanışmayı güçlendirmek yer alıyor. Yerelde kadınlarla bu dayanışmayı örgütlemek için kullandığınız yöntemlerden bahseder misiniz?

Öncelikle çalıştığımız alanda kadınlarla güvene dayalı, eşit bir ilişki inşa etmeye çalışıyoruz. Yardım odaklı değil hak temelli bir yaklaşımla çalışmanın amacının net olarak kavranmasına önem veriyoruz. Önemle verdiğimiz bir diğer konu ise çalışmayı kendilerine sunulan bir destek paketi gibi değil birlikte kotarılan bir dayanışma pratiği olarak hissetmelerini sağlamak. Bu nedenle, katılımcı yöntemler kullanmaya, bunları çalışmanın içinde geliştirmeye gayret ediyoruz. Son olarak şunu ekleyeyim; temas ettiğimiz grubun içinden öne çıkan kişilerle daha derinlemesine ve yakın ilişki geliştirerek iletişimin sürekliliğini sağlamaya gayret ediyoruz. 

Hibe desteğimizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

2021 Temmuz ve Ağustos aylarında başlayan yangınlar sırasında; Muğla ili ve ilçelerinde yanan köylerden ve kasabalardan tahliye edilen kadınları ziyaret ederek, ihtiyaç duydukları kıyafetleri üretim atölyesinde dikerek ve ayrıca satın alarak temin ettik. Ayrıca ihtiyaç tespiti yaparak Ege Kadın Buluşması, Afet Platformu gibi sivil ağlara bilgi akışını sağladık. Bir kez daha gözledik ki bunlardan çok daha fazlasının yapılması gerekiyor. Yangın, deprem, kuraklık sel gibi iklim krizi ve insan eylemleri sonucu meydana gelen afetlerin öncesinde önleme ve koruma bilincinin yaygınlaşması ve sonrasında iyileşme sürecinin cinsiyete duyarlı şekilde planlı kamusal destek ve sosyal dayanışma temelinde yapılandırılması gerekiyor.

Emek Benim Kadın Derneği olarak hibe desteğinizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceğiz. Bu proje ile Muğla Merkez ve Milas  bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu kurumları ve STK’ların sağladığı desteklere erişebilmeleri için çalışmalar yapacağız. Bu hedef doğrultusunda, 2 köyde yaşayan 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişiminlerini sağlayacağız. Muğla merkezde yaşayan afet yaşamamış kadınlarla köyü ve evi yanan kadınlar arasında kadın dayanışması odaklı iletişim gelişmesini sağlayacak ve afet sonrası hayatı yeniden kurma süreçlerini kolaylaştıracağız. Kadınların dayanıklılıklarını arttırarak, yaşamı koruma ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin gelişmesine katkıda bulunacağız. Son olarak, yangınla birlikte hane bazlı tarım alanları ve tohumlarını da kaybeden kadınların yangın yaşamayan bölgelerdeki diğer köylerdeki kadınlarla buluşmalarını sağlayarak hem tohum ihtiyacını karşılamalarını hem de ekolojik döngüye saygılı kadın dayanışmasını pratik etmelerini sağlayacağız.

 

Doğa Koruma Merkezi Vakfı ile Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM), bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında DKM, Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, vatandaşların aktif katılımı ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak olan Vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaları, alanın geri gelişine dair toplanan verileri ve üretilen bilgileri proje kapsamında oluşturacakları internet sitesi üzerinden kamuoyu ile paylaşacak. Proje kapsamında DKM tarafından oluşturulacak uzman ekip ile birlikte en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturulacak. 

DKM Proje yürütücüsü ve Orman Mühendisi İrem Tüfekçioğlu ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları, son yıllarda artan orman yangınlarının nedenlerini, yangınlar sonrası ormanların iyileşme sürecini ve Paris İklim Anlaşmasını konuştuk. 

DKM, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

DKM 2004 yılında doğa koruma alanında çalışan farklı disiplinlerden deneyimli uzmanların bir araya gelmesiyle kuruldu. Kuruluş motivasyonu, doğa koruma ile ilgili çalışmalarda gerekli bilimsel ve teknik altyapının eksik olduğunu ve bu yüzden de yapılan birçok projenin yeterince etkili olamadığını düşünmüş olmamızdır. Bu nedenle daha etkili doğa koruma projeleri için bilgiyi temel alan yaklaşımları Türkiye’de yaygınlaştırmayı amaçladık. Bu sebeple, DKM daha çok uzman kuruluş olarak görülür. 

DKM’nin var olma sebebi doğa korumayı etkinleştirmek. İşin bilimini, bu işi daha etkili yapmak için kullanacağımız bir araç olarak görüyoruz. Sonuçta doğa koruma dediğimiz uğraşın ana hedefi çözüm üretmek. DKM’nin kendini farklılaştırdığı en önemli özellikler yenilikçiliğe ve birlikte çalışmaya açık olması. Ezber bozmak, eski sorunlara yeni çözümler üretmek, ayağı yere basan yeni araçlar tasarlamak çok önemli. Ama bu sürecin diğer bir bileşeni de bunları hayata geçirebilecek işbirliklerini kurmak. Bilimsel yaklaşım, yeni araçlar, çözüm odaklı yaklaşım önemli ama bunları hayata geçirecek işbirliklerini kurmak için cesurca adımlar atmak da çok önemli. Bunu yapmadığınızda bir parça eksik kalıyor. 

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre 2008 ile 2020 yılları arasında Türkiye’de her yıl ağustos ayına gelindiğinde çıkan orman yangını miktarı 59 iken 2021 yılında bu sayı 159’a çıktı. Orman yangınların her geçen yıl hızlı bir şekilde artmasının nedenlerinden bahseder misiniz? Bu yangınlar beraberinde ne tür bir tahribat yaratıyor?

Orman yangınlarının çıkma nedenlerinin en başında insan aktiviteleri geliyor. İnsanların ormanların en derinlerine kadar ulaşabilmesi ve beraberinde doğadaki ayak izini artırması, izinsiz ateş yakılması, yanan izmaritin ormanlık alana atılması, yaz sıcaklarında bir mercek etkisi yaratabilen cam şişeler gibi çöplerin ormanda bırakılması gibi ihmalkâr davranışları ister istemez beraberinde orman yangınlarını getiriyor. Pandemi kısıtlamaları nedeniyle kapalı alanda kalan insanlar, özellikle yaz tatillerinde doğada daha fazla vakit geçirmeye başladılar, bu da insan etkisini artırdı. Bununla birlikte, iklim değişikliği ile sıcaklığın ve özellikle kuraklığın artması da hem yangınların daha sık hem de daha şiddetli gerçekleşmesine neden oldu. 

Yangınların ormanlık alanlardaki tahribatını düşünürken, yalnızca yanan otsu ve odunsu türleri değil, bu bitki türlerinden faydalanan arı, böcek gibi türlerden karınca, kaplumbağa ve sürüngen gibi toprak üstü diğer canlıların da hesaba katılması önemli. Kızılçam ormanları ve makiliklere bağımlı kuşlar, memeliler gibi hayvan türlerinin büyük bir çoğunluğu yangından zarar görmeden kaçmayı başarsa bile, yuvalama ve yaşam alanlarının ortadan kalkmış olması da tahribattan sayılmalıdır.

Ormanlar yangın sonrasında ne kadar sürede ve nasıl iyileşiyor? İyileşme sürecinde bu alanlara nasıl müdahale edilmesi gerekiyor?

Ağırlıklı olarak Kızılçam (Pinus brutia) ve Akdeniz sert yapraklı ormanlarından (kısaca makilikler) oluşan Akdeniz vejetasyonunun, en başta yangınlar olmak üzere, tahribatlar sonucunda toparlanabilme özelliğine sahip olduğu biliniyor. Makilikler yangından yalnızca birkaç hafta sonra kökten ve gövdeden sürgün vermeye başlarlar. Kızılçamlar ise serotinlik adaptasyonuna sahip türlerdir, başka bir deyişle şiddetli yangınlar sırasında bazı kozalakları yanmadan kapalı bir şekilde ağaç üzerinde kalır ve yangından bir süre sonra kozalaklar açılmaya başlayarak tohumlarını toprağa saçarlar. Kızılçam ve maki türlerinin bu şekildeki adaptasyon yetenekleri, Akdeniz tipi ekosistemlerinin yangından kısa bir süre sonra iyileşebilmesinin nedenleridir. 

Yangın sonrası ormancılık faaliyetleri genel olarak doğal ve yapay ağaçlandırma olmak üzere iki farklı şekilde yapılır. Faaliyetler planlanırken öncelikle alanların yanmadan önceki vejetasyon yapısı mutlaka dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, Kızılçam ormanları ve makiliklerin Akdeniz ekosistemlerinde iç içe geçmiş durumda olduğu göz önünde bulundurulmalı ve planlamada bu iki vejetasyon sınıfını mutlaka birlikte ele almak gerekir. Doğal ağaçlandırmada, kesilen yanmış Kızılçam ağaçlarının kozalak dolu dallarının yere serilmesi, aynı bölge ve yükseklikten toplanmış Kızılçam tohumlarının homojen bir şekilde alana serpilmesi gibi yöntemler uygulanır. Bu yöntemlerin yeterli olmadığı alanlarda ise yapay ağaçlandırma uygulamalarına ağırlık verilerek alanda teraslama çalışmaları yapılarak kızılçam fideleri dikilir. Bu uygulamalara alanda bulunan maki türlerinin de dahil edilmesi çok önemlidir. Bu kapsamda maki bireylerinin sürgün verme kapasiteleri izlenerek çeşitli maki bitki türlerinin gelişmesi teşvik edilmelidir. 

Hibe desteğimizle Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Akdeniz orman ekosistemlerinin bütünlüğünün korunmasını amaçlayan proje, yangın sonrası Kızılçam ormanları ve maki ekosistemlerinin ve içindeki yaşamın geri geliş sürecinin aktif vatandaş katılımı ile izlenmesi ve kamuoyu ile paylaşılmasını hedefliyor. Bu kapsamda, 2021 Ağustos ayında gerçekleşen orman yangınlarından etkilenen alanların yangın öncesi vejetasyon yapıları, yangınlardan etkilenmiş koruma altındaki alanlar ile tehdit altındaki türler tespit edilecek. Çalışmada Muğla bölgesine ağırlık vereceğiz ve diğer alanlar için örnek teşkil edecek bir sistem geliştireceğiz. Ortaya çıkacak hassas alanlar içinden, ulaşımı kolay noktalar belirlenerek aktif vatandaş katılımı yoluyla bu noktalarda proje süresi içinde izleme çalışmaları yürütülecek. Bu kapsamda yereldeki sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerle birlikte bir sistem kurularak bölgede yaşayan vatandaşların katılımları sağlanacak. Proje sonrasında da en az 10 yıl uygulamaya devam edebilecek bir sistemin kurulması projenin ana çıktısı olacak. 

Paris İklim Anlaşması yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı. Bu anlaşmanın kapsamından ve beraberinde getireceği değişimlerden bahsedebilir misiniz?

Paris Anlaşması iklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı ve karbon nötr bir gelecek hedefliyor. İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlıyor. Öte yandan, ne kadar hızlı önlem alırsak alalım değişimi durdurmak artık mümkün değil. Yapabileceğimiz sadece etkileri sınırlamak ve bu etkilere uyumu güçlendirmek. İklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı kadar iklim değişikliği beraberinde gelen afetlere karşı toplumun ve ekosistemlerin direncinin artırılması gerekiyor. Örneğin, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi yönündeki çalışmaların yanında tarımda uyum, su ve gıda krizine hazırlık gibi çalışmalar çok önemli.

Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum konusunda kapsamlı ve stratejik adımlar atması gerekiyor. DKM olarak tarım, orman, ekosistemler ve kent alanlarında uyum öncelikli iklim eylemleri için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kentlerde mühendislik çözümlerini içeren gri altyapılara karşı ekosistem hizmetlerini esas alan doğa temelli çözümleri destekliyoruz. Ekosistemlerin iklim düzenleyici etkilerini korumak ve güçlendirmek için çalışıyoruz. 

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Kapsamında Desteklenecek STK’lar Belirlendi

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Actecon,ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında desteklenecek STK’lar belirlendi. Fon kapsamında 5 STK’ya toplam 711.100 TL hibe desteği sağlayacağız.

Desteklenen STK’lar ve projeleri ile ilgili bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM): Ankara’da faaliyet yürüten DKM, bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Vakıf, fon kapsamında sağladığımız 98.300 TL hibe desteği ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve vatandaşların aktif katılımı ile beraber, bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak. Yapılacak izleme çalışmasıyla ulaşılan verileri ve bilgileri kamuoyu ile paylaşacak. Bu çerçevede DKM,  amenajman planları ve uzaktan algılama verileri kullanarak Antalya, Muğla ve Mersin illerindeki yangın öncesi orman ve maki yapısını tespit edecek. Oluşturulacak uzman ekip ile beraber en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturacak. Ayrıca, vatandaş bilimi yolu ile veri toplanmasına yönelik bir sistem geliştirecek olan DKM, bu sistem ile vatandaşların bu sürece aktif olarak dahil olmasını sağlayacak. Son olarak vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaların, alanın geri gelişine dair toplanan verilerin ve üretilen bilgilerin kamuoyu ile paylaşılacağı bir internet sitesi oluşturacak.

EMEK BENİM Kadın Derneği (EMEK BENİM): Muğla’da faaliyet gösteren EMEK BENİM, şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 97.000 TL hibe desteği ile Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen Marmaris Turgutbayır bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde ve Milas’a bağlı, Çökertme ve Mazı yerleşimlerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve STK’ların sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak . Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çoçukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Son olarak hibe kapsamında afetten etkilenmemiş kadınlar ile afetten etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. EMEK BENİM proje kapsamında 150 kadına ulaşacak ve toplam 60 kadının ihtiyaçlarını doğrudan karşılayacak. 

Hayata Destek Derneği (Hayata Destek): Afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan dernek, acil yardım, mülteci destek, çocuk koruma ve sivil toplumu güçlendirme ve koordinasyon program alanları altında çalışmalar yürütüyor. Hayata Destek, Fon kapsamında sağladığımız 170.000 TL hibe ile , Antalya, Mersin ve Adana illerinde yangınlardan etkilenen kişilerin ve ailelerin ihtiyaçlarını daha hızlı bir şekilde giderebilmeleri için toplam 40 aileye nakit para ve ayni destek yardımı yapacak. Desteklenecek aileler geçim kaynaklarının küçük ölçekli olması, ilgili meslek odalarına kayıtlı olmamaları ve açıklanacak desteklere erişimde güçlük yaşayabilecek olmaları kriterlerine göre önceliklendirilerek belirlenecek.

Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği (Natura): Ankara’da faaliyet gösteren Natura, dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi amacıyla çalışmalar yürütüyor. Fon kapsamında sağladığımız 165.800 TL hibe desteği ile yanan alanlarda envanter taraması yapacak olan dernek, yaban kedisi popülasyonunun mevcut durumunu ortaya çıkarmak amacıyla 10 foto-kaplan ile alanda tarama yapacak. 100 km2’lik bir alanda 12 ay boyunca izleme çalışması yapacak olan Natura, yaban kedisinin yanmış ve yanmamış alanlardaki habitat kullanım durumunu ortaya çıkarabilmek amacıyla 2 yaban kedisine uydu vericisi takacak. Ayrıca bölge yakınlarındaki en az 1 karakulaka da uydu vericisi takarak iki tür arasındaki olası rekabeti ortaya koyacak. Proje sonunda dernek, ilgili paydaşlarla beraber bir çalıştay düzenleyerek bölge yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğini ve bunun orman yangınları ile olası ilişkisini ele alarak, gerekli faaliyetlerin ve koruma tedbirlerinin planlanması maksadıyla Yaban Kedisi Tür Koruma Eylem Planı’nın oluşturulması için gerekli çalışmaları yapacak.

Yuva Derneği: Yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Dernek, fon kapsamında sağladığımız 180.000 TL hibe desteği ile iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak.Yuva Derneği, bu kapsamda farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 faydalanıcıya yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Başvuruları Sona Erdi

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation ,  Actecon ve 212  işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu’nun başvuruları sona erdi.

Fona toplam 24 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 22’si dernek, 1’i vakıf, 1’i kooperatif tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Orman Yangınları Acil Destek Fonu’ndan talep edilen toplam hibe tutarı 3.907.338 TL oldu.

 

Orman Yangınları Acil Destek Fonu Başvuruları Açıldı

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

28 Temmuz 2021 tarihinde başlayan ve Türkiye’nin farklı illerinde sayısı 100’den fazla olan yangınlar sonrasında sahada faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve çalışmalarını desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu başvuruları açıldı.

Fon kapsamında, aşağıda ayrıntıları verilen 4 ana başlık altındaki çalışmalar desteklenecektir:

1. Yangın bölgelerindeki çalışmalar için teknik ekipman desteği sağlanması: STK’ların yangın bölgelerindeki çalışan ve gönüllülerinin ihtiyaç duyduğu teknik ekipmanların (yanmaz kıyafetler, botlar, jeneratör, vb.) sağlanması amacıyla verilen destekleri içerir. Bu destek altında temin edilecek malzemelerin birden fazla kez kullanılabilir ve ilgili STK’nın envanterine kaydedilerek bundan sonraki yangın ve/veya afetlerde de kullanılabilir nitelikte olması gerekir.

2. Yangından etkilenenlerin geçim kaynaklarına erişiminin sağlanması ve psikososyal çalışmalarla iyi olma hallerinin desteklenmesine yönelik çalışmalar: Farklı bölgelerde devam eden yangınların söndürülmesinin ardından yapılan/yapılacak ihtiyaç analizi çalışmaları doğrultusunda geçim kaynaklarını kısmen veya tamamen kaybetmiş olan kişilerin (köylerdeki tarım ve hayvancılık faaliyetleri, turizm faaliyetleri vb. gibi) yeniden geçimlerini sağlayabilir hale gelmeleri için verilecek destekleri içerir. Bununla birlikte, yangın bölgelerinde yaşayan veya yangının söndürülmesi için yapılan çalışmalara katılan kişilerin iyi olma hallerinin desteklenmesi için verilecek psikososyal destekler de bu başlık altında değerlendirilecektir.

3. Yangından etkilenen canlıların ve biyo çeşitliliğin korunması için destekler: Başta hayvanlar olmak üzere yangınların yaşandığı bölgelerde zarar gören tüm canlı yaşamın ve ayrıca ekosistemin korunması, onarılması ve biyo çeşitliliğin devamının bilimsel yöntemlere uygun şekilde sağlanması için yapılan çalışmalara verilen destekleri içerir.

4. Doğal afetler ve müdahale yöntemlerine ilişkin farkındalık artırma ve bilinçlendirme çalışmaları için destekler: İklim krizi veya insan kaynaklı olarak bundan sonraki süreçte yaşanabilecek yangınlar ve doğal afetler gibi konularda ve bu tür afetlere müdahale yöntemleri hakkında doğru bilgi ve yöntemlerin bilinirliğinin bölge insanı, genel kamuoyu ve yetkililer nezdinde artırılması amacıyla yapılacak çalışmalara verilen destekleri içerir.

Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında dağıtılacak toplam hibe miktarı en az 400.000 TL’dir. STK’lar tarafından sahada tespit edilen acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra orta/uzun dönemli faaliyetlerin hayata geçirilmesi için de destek verilecektir.

Fona başvuracak STK’ların ve yapılacak başvuruların aşağıdaki kriterleri sağlaması beklenir:

  • Tüzel kişiliğe sahip, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olmak (dernek, vakıf, kooperatif. vb.)
  • Yangınlar sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi için ilgili afet sahasında çalışıyor olmak ya da çalışmak için aktif bir girişim başlatmış olmak.
  • Başvurunun en fazla 200.000 TL içeren bir bütçe ile yapılmış olması.

Orman Yangınları Acil Destek Fonu’na yapılacak olan başvurular için iki farklı son başvuru tarihi bulunmaktadır:

  • Yangın bölgelerindeki çalışmalar için teknik ekipman desteği sağlanması ile ilgili yapılacak acil destekler için son başvuru tarihi 9 Ağustos 2021 saat 17:00’dir.
  • Yangından etkilenenlerin geçim kaynaklarına erişiminin sağlanması ve psikososyal çalışmalarla iyi olma hallerinin desteklenmesi, yangından etkilenen canlıların ve biyo çeşitliliğin korunması, doğal afetler ve müdahale yöntemlerine ilişkin farkındalık artırma ve bilinçlendirme çalışmaları gibi orta ve uzun dönemli çalışmalar için son başvuru tarihi 19 Ağustos 2021 saat 10:00’dur.

Fon hakkında detaylı bilgiye (hibe süreci ve başvuru koşulları) ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.