Tag

#röportaj arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Rengarenk Umutlar Derneği ile Kurumsal Destek Fonu Kapsamında Yaptıkları Çalışmaları Konuştuk

By | Kurumsal Destek Fonu

Diyarbakır’daki dezavantajlı mahallelerde yaşayan, risk altında ve ayrımcılığa maruz kalmış kadın ve çocukların fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Rengarenk Umutlar Derneği (RUMUD), Kurumsal Destek Fonu’nun 2020 döneminde Vakfımızdan aldığı hibeyle çocuk hakları alanındaki faaliyetlerinin etkisini ölçmek ve izleme-değerlendirme konusundaki kapasitesini geliştirmek amacıyla çalışmalar yürüttü.

İzleme ve Belgeleme Koordinatörü Necla Korkmaz ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Suriçi’nde Çocuk Olmak raporu, çokkültürlü çalışma anlayışının önemi ve hibe kapsamında yürüttükleri çalışmaları hakkında konuştuk.

Vakfımızdan aldığınız hibe ve kapasite gelişim desteği ile ne tür çalışmalar yaptınız? RUMUD’un kurumsal gelişimi için hangi alanlara odaklandınız?

Çalışma yürüttüğümüz alanlardaki etkimizi ölçmeye ve sahadaki faaliyetlerimiz ile ilgili izleme çalışmaları yapmaya odaklandık. Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın (STDV) sağlamış olduğu fonla atölye çalışmalarında uyguladığımız değerlendirme formlarını revize ettik. Aynı zamanda, çalışmanın etkilerini görünür kılmak amacıyla elde ettiğimiz sonuçları raporlandırarak standardize ettik. Son olarak, hibe kapsamında, derneğin politika ve tutum belgelerinin oluşturulması sürecini hızlandırdık.

Aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?

Her şeyden önce değerlendirme, ilgili taraflar açısından bağlayıcılığı olan bilgilendirme ve sözleşme formları gibi belgelerin oluşturulması, süreçlerin şeffaf yürütülmesine yardımcı oldu. Hibe desteğinin sağladığı bir diğer katkı ise, her çalışmaya özgü değerlendirme formlarının oluşturulması oldu. Değerlendirme formlarını güncellenmesi,  çalışmanın gidişatını ve çalışmada eksik olan bir yan varsa iyileştirilmesine imkân tanıdı.

Yürüttüğümüz iki ayrı izleme çalışması, hem görünürlüğümüzde bir artışın sağlanmasına katkı sağladı hem de yaptığımız saha çalışmaları sayesinde alanın öncelikli ihtiyaçlarını açığa çıkarmamıza olanak sağladı. Yayınlanan raporların ardından daha kapsamlı savunuculuk faaliyetleri yürütmemiz için alan açıldı. Aynı zamanda ortak çalışma alanlarında faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri ve meslek odalarıyla kolektif hareket etme ihtiyacı ve gerekliliği ortaya çıktı.

Nisan 2021’de Suriçi’nde Çocuk Olmak başlığı ile Diyarbakır Suriçi’nde çocukların oyun hakkı üzerine yürüttüğünüz çalışmanın raporunu yayımladınız. Raporun öne çıkan bulgularından ve sunduğunuz çözüm önerilerinden bahseder misiniz?

2021’de iki izleme çalışması yürüttük. Bunlardan ilki sizin de bahsettiğiniz gibi “Suriçi’nde Çocuk Olmak” araştırma raporumuzdu. Bu çalışmayı yürütürken çocuk katılımını esas aldık. Çocuklar dışında; ebeveynler/bakım verenler, çalışmayı yürüttüğümüz mahallelerin muhtarları ile görüşmeler gerçekleştirdik. Yine çalışma kapsamını oluşturan Sur Belediyesi’nin stratejik planları, faaliyet raporları oluşturduğumuz göstergeler ekseninde incelendi. Suriçi bölgesinde yer alan park ve oyun alanları Türk Standartları Enstitüsü (TSE)’nün “Oyun Alanı Elemanları ve Zemin Düzenlemeleri” başlıklı standartlarından esinlenerek oluşturduğumuz göstergelerle oyun alanlarının niteliklerini tespit ettik. Yoğun bir saha çalışmasının ardından öne çıkan bulgulardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Sur Belediyesi’nin stratejik planları incelendiğinde, stratejik planları oluşturma aşamasında çocuk katılımının önemsemediği ve çocukların başta oyun alanları olmak üzere sosyal, kültürel ve sanatsal aktivitelere yer vermediği;
  • Suriçi bölgesi geniş bir alana sahip olmasına rağmen bölgenin tamamında sadece 6 parkın olduğu ve bu parklardan sadece 3’ünün kullanılabilir durumda olduğu;
  • Ne yaşadıkları şehre dair ne de çocukları bağlayan kararlarda çocukların görüşlerine yer verilmediği dolayısıyla katılım hakkının sağlanmadığı;
  • Çocukların eğlenme, dinlenme, kültür-sanat ve eğitsel alanlarda gelişimini destekleyecek faaliyetlerin sınırlı olduğu ve bu çalışmalar için ayrılan bütçenin belirsiz ve yetersiz olduğu gibi bulgular tespit edilmiştir.

Yine Suriçi bölgesinde 2015-2016 yılları arasında yaşanan silahlı çatışmalar ağır hak ihlalleri tespit edilmiş, fiziki mekanların da (ev, oyun alanları, ibadethaneler, kültürel yapılar vb) etkilenmesine neden olmuştur. Bu nedenle de harabe/metruk yapıların sayısında artış olmuştur. Bu sayının artışı ile, sınırlı ve niteliksiz olan oyun alanları da göz önüne alınarak, çocukların metruk yapıları oyun alanı olarak kullanmasını zorunlu hale getirmiştir.

  • Metruk yapıların temizlenmemesi ve denetiminin yapılmamasının bu çöküntü alanlarını birer suç mahaline dönüştürdüğü ve çocuklar açısından tehlike arz ettiği;
  • Oyun alanlarının nitelikli olması, bakımsızlığı ve sadece belli bir yaş aralığı gözetilerek yapılmış olmaları nedeniyle çocukların kaza geçirmelerine sebebiyet verdiği;
  • Park alanlarında çocukların karşılaşabileceği herhangi bir olumsuzlukta başvurabilecekleri güvenlik sisteminin olmaması;
  • Bisiklet parkurları olmadığı için çocukların caddelerde bisiklet kullanmaları trafik kazalarına davetiye çıkarmaktadır.

Pandemi nedeniyle çocukların eve kapanması, uzaktan eğitim uygulamasıyla evde daha fazla zaman geçirmek zorunda kalması, çocukların bu dönemde ev içi kazalara daha fazla maruz kalmalarına neden oldu. Ayrıca, evde oyun oynayabilecekleri alanların sınırlılığı ve oyun oynayabileceği oyuncak veya materyallere az sayıda sahip olması gibi nedenler çocukların nitelikli zaman geçirmesini engellemiştir.

Klasik oyun alanları olan sokaklar ise çocuklar için çeşitli zorlukları barındırıyor. Örneğin, sokakların dar ve evlerin iç içe olması nedeniyle çocukların sokakta oyun oynamasının mahalle sakinleri ve esnaflar tarafından hoş karşılanmadığı gibi çocukların oyun oynamalarının engellemeye de çalışıldığı tespit edilmiştir. Suriçi’nde genel olarak çocukların oyun hakkının ihlal edildiği ancak cinsiyetler arasında, fiziksel ve etnik farklılıklar bakımından da ayrımcılık yaşandığı bulgular arasında yer almaktadır. Kız çocukları erkek çocukları kadar sokağı kullanamamakta, engelli çocuklar bir yetişkin refakati olmadan sokağa çıkmamakta ya da Suriye’den gelen mülteci çocukların sokakları Kürt çocuklar kadar rahatça kullanamadığı raporun bulgularındandır.

Çözüm önerilerimiz kapsamında yerel yönetimlerin;

  • Çocukların kent hakkı bağlamında katılımlarının sağlanması ve UNICEF tarafından başlatılan Çocuk Dostu Şehirler çalışma ilkelerinin Diyarbakır yereline uyumlu bir şekilde hayata geçirilmesi,
  • Yerel yönetimlerde çocuk haklarına yönelik çalışmalar yapan, yeterli kaynağın ayrıldığı bir “Çocuk Hakları Müdürlüğü” biriminin oluşturulması,
  • Yerel yönetimler bünyesinde çocuk meclislerinin kurulması ve çocuk meclisinin kararlarının bağlayıcılığı ile ilgili yönetmeliklerin oluşturulması,
  • Stratejik eylem planların ve faaliyetlerin çocuk odaklı ve çocuk dostu bir şekilde hazırlanması,
  • Her mahallede, çocuk nüfusuna göre doğru orantılı olarak oyuncak kütüphanelerinin kurulması,
  • Çocukların yaş gruplarına göre gelişimlerini destekleyecek, yeteneklerini keşfedecek ve becerilerini geliştirecek sosyal-kültürel ve sanatsal kursların sayısının arttırılması,
  • Kamunun öncelikli sorumluluğu olarak, sokağın daha güvenli hale gelmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik de Suriçi bölgesinde çeşitli çalışmaların yapılması
  • Engelli çocuklara hitap edecek oyun alanlarının inşa edilmesi, ayrıca kentin her bölgesinin engellilerin erişimine göre yeniden düzenlenmesi, devletin ayrımcılık yasağı çerçevesinde bir an önce adım atması gereken bir sorumluluktur.
  • Mülteci çocukların karşı karşıya kaldıkları ayrımcılıklarla ilgili olarak birlikte yaşamı vurgulayan çalışmaların düzenlenmesi gerekmektedir.

Çalışmalarınızı çokkültürlü bir anlayış ile yürütüyorsunuz. Çoçuklarla yürüttüğünüz çalışmalarda böyle bir anlayış ile hareket etmenizin nedeni nedir? Bu yaklaşımın birikte çalıştığınız grupların üzerindeki etkilerinden bahseder misiniz?

Sizin de bildiğiniz gibi Suriçi bölgesinde 2015-2016 yılları arasında silahlı çatışmalar ve ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir süreç yaşandı. Bu dönemde çocukların doğrudan ya da dolaylı olarak yaşadıkları tanıklıkların travmatik sonuçlarından biri de şiddete eğilimli davranışlar göstermiş olmalarıydı. Akran şiddetinden tutalım da tüm farklılıklara tahammülsüzlük… Bu nedenle, çocukların söylemlerinde sıklıkla ötekileştirici ve ayrımcı dilin kullanıldığını gözlemledik. Atölye gözlem sonuçlarımızdan biri de çocukların sahip oldukları kimlik ve kültüründen uzaklaşma hatta kimi durumlarda reddetme eğilimi gösterdikleriydi. Bu nedenle çalışmalarımızın “çocukların barış hakkı” eksenine oturttuk. Dört yıla yakın bir süredir “çocukların barış hakkı” kapsamında çalışmalar yürütmekteyiz. “Barış pedagojisi” adını verdiğimiz ve içeriğinde; kendimle barış, çevremle barış, doğayla barış ve toplumsal mekanizmaları içeren modül programları oluşturmaktayız.

Kurumsal olarak çokkültürlü anlayışı benimsiyor olmamızın yanında, çalışma yürüttüğümüz bölge açısından da bu bir gerekliliktir. Suriçi bölgesi, tarihte farklı kimlik, inanç ve değerlerin bir arada yaşama pratiklerinin ve kültürünün deneyimlendiği bir yerdir. Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu bölgede Domlar ve Suriye’den savaş nedeniyle göç eden mülteciler de yaşamaktadır. Dolayısıyla hem atölye çalışmalarımızda hem de yaptığımız izleme çalışmalarında farklı kimliklere sahip karma grupların sesini duyabileceğimiz bir yöntemle önyargıları kırabilmeyi amaçlıyoruz.

Çalışmanın ilk süreçleri kırılgan bir zeminde başlıyorsa olsa da bir süre sonra birlikte üretme deneyiminin çocukların farkındalığı arttırdığını gözlemliyoruz.

Önümüzdeki üç yıl için kuruluşunuzun hem kurum içi hem de çocuk hakları alanındaki çalışmalarını belirlemek amacıyla 2021-2024 strateji planı oluşturdunuz. Öncelikle böyle bir strateji oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu üç yıl içerisinde hangi çalışmalara öncelik vermeyi planlıyorsunuz?

Aslında bu bizim ilk stratejik planımız değil. İlk stratejik planımızı 2019’da hazırlamıştık. 2019-2021 yıllarını planlarken elbette ki pandemi gibi tüm dünyayı olumsuz etkileyen bir sürece gireceğimizi bilmiyorduk. 2020’nin Mart ayında ilan edilen pandemiyle birlikte dernek olarak hızlıca “bu dönemi nasıl örgütleyebiliriz” diye toplantılar gerçekleştirdik. Stratejik planda yer alamayan ve sizin fon desteğinizle çocuklarla çalışmalarımızı kesintiye uğratmamak adına “telekonferans” çalışmaları yürüttük. Pandeminin ilk süreçlerini tabiri caizse bir fırsata dönüştürerek yıllarca emek verdiğimiz ve çok fazla zaman ayırdığımız pratik çalışmalara kısa bir ara vererek kurumsal kapasite geliştirme programlarına ağırlık verdik. Stratejik planımızın tamamını ön gördüğümüz süreden önce tamamladık. Yaklaşık bir ay süren bir öz değerlendirme sürecimiz oldu. Öz değerlendirme sürecinde güçlü ve zayıf yanlarımızı ortaya koyan “SWOT” ve “PEST” analizlerini uyguladık. Bu sayede hem kurumsal olarak nerelerde eksik kaldığımızı hem de iyileştirilmesi gereken yanlarımızın tespitini yapabildik. Bu doğrultuda da yeni dönem planlarımızı gerçekleştirdik. Yeni dönem için stratejik planımızı oluştururken uzun uzun tartışabileceğimiz, stratejik hedeflerimizi belirleyebileceğimiz bir haftalık bir kamp süreci geçirdik.

2022-2024 stratejik planımızda 8 temel stratejik hedef yer alıyor. Bu stratejik hedefleri izleme çalışmaları yaptığımız alanlarda açığa çıkan sahanın ihtiyaçlarını gözeterek oluşturduk. Genel başlıklarla ifade edersek;

  • Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi
  • Her yılı kapsayan üç ayrı izleme-araştırma (anadil hakkı, erken çocukluk eğitimine erişim hakkı, ÇHS bağlamında kız çocuklarının haklarına erişimi)
  • İnsan ve doğal kaynaklı krizlerin yönetimi için ağ oluşturma
  • Erken Çocukluk Eğitimi (ECE) programına uygun eğitim mekânı kurulması (yeni eğitim modüllerin geliştirilmesi).
  • Çocuk Hakları Akademisi
  • Çocuk Hakları İzleme Merkezi
  • Uluslararası Ortaklıklar Geliştirmek
  • Barış Köyü Kurmak olarak belirtebiliriz.

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği ile Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi Projesini Konuştuk

By | Çocuk Fonu

Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) bir yandan maddi yetersizlikler nedeniyle öğrenimini tamamlayamamış, şehir ya da öğrenim kurumu değiştirmiş veya kayıt yaptırmaktan imtina etmiş öğrencilere burs kaynağı sağlarken, öte yandan çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla, çocuk ihmali ve istismarı, çocuk işçiliği, ayrımcılık, çocuk katılımı, çocuk ve göç, engellilik ve eğitim alanlarında proje ve programlar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu“nun 2021 döneminde sağladığımız hibe desteği ile Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında dernek, yerel yönetimlerin olağan koşulların yanı sıra yangın, salgın, sel gibi çeşitli kriz durumlarında da çocukların yaşam, sağlık, eğitim, barınma, beslenme, katılım hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak ve ihlalleri önleyecek yerel politikalar ve uygulamalar geliştirilmesine destek olacak bir rehber hazırlayacak. FİSA; Çiğli Belediyesi, Sultanbeyli Belediyesi ve Fındıklı Belediyesi ile de bu rehber üzerinden eğitimler düzenleyerek, çocuk hakları temelli bir stratejik plan hazırlayacak.

FİSA Proje Koordinatörü Ezgi Koman ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürüttükleri çalışmalar, kriz ve afet anlarında çocukların karşılaştığı zorluklar, yerel yönetimlerin çocuğa duyarlı stratejiler geliştirmesinin önemi ve Türkiye özelinde çocukların afet ve benzeri alanlardaki politika üretim süreçlerine ne kadar dahil olabildiği hakkında konuştuk.

Vakfımızı takip edenler FİSA’nın çocuk haklarının korunması ve hayata geçirilmesi amacıyla yaptığı çalışmaları yakından tanıyor. Derneğinizin öncelik alanları doğrultusunda, 2022 yılında  ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

FİSA Çocuk Hakları Merkezi olarak çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi yönündeki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde de ne yazık ki kriz durumları ve ihlallerin devam edeceğini öngörüyoruz. Bu nedenle çocukların yaşadıkları hak ihlallerini görünür kılmak için izleme ve raporlama çalışmaları yapacağız. Çocuk işçiliğinin önlenmesiyle ilgili bir alan araştırması kurguluyoruz. Bir yandan da Turkey Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) desteğiyle gerçekleştireceğimiz yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çalışması devam edecek. Hukuk yoluyla savunuculuk çalışmalarımız yani dava takipleri ve stratejik davalamalar sürecek. Özellikle yaşam hakkı, eğitim hakkı ve çocukların örgütlenmesine odaklanmış durumdayız. Çocuklarla daha fazla bir araya gelmek, onlarla birlikte olan biteni anlamak istiyoruz. Bu konuda da çocuklarla düzenli olarak nasıl bir araya gelebileceğimizi kurgulamaya çalışıyoruz.

COVID-19 salgını, 2020 yılında yaşanan depremler ve son olarak Temmuz – Ağustos aylarında yaşadığımız orman yangınları toplum olarak özellikle kriz ve afet durumlarında çocuk hakları alanında çok fazla bilgiye sahip olmadığımızı gösterdi. Kriz ve afet anlarında çocukların karşılaştıkları zorluklardan bahsedebilir misiniz?  Çocukların doğal afetler, salgınlar, kriz anlarındaki hakları hakkında genel bir çerçeve çizebilir misiniz?

Evet gerçekten de küresel olarak zor zamanlardan geçiyoruz. COVID-19, iklim krizi kaynaklı yangınlar, seller ve ekonomik kriz gibi pek çok olağanüstü durumla karşı karşıyayız. Savaşlar, çatışmalar gibi kriz durumları da en çok çocukları etkiliyor. Çünkü kriz durumlarında çocukların ihtiyaçları çoğunlukla görünmez olabiliyor. Yetişkinler bu krizleri kendi bakış açıları ile çözmeye çalışıyor ve bunu yaparken de ne yazık ki çocuklar odağa alınmıyor ve bunun için pek çok gerekçe üretilebiliyor.

Tabii bir de bu tür kriz durumlarında çocukların ne kadar etkileneceğini belirleyen şey, çocuk koruma mekanizmalarının var olup olmadığı.  Var olduğu taktirde de ne kadar etkili olduğu. Çocuk koruma mekanizmaları yeteri kadar işlemeyen, sosyal devlet uygulamaları güçsüz olan, eşitsizliğin derin olduğu ülkelerdeki çocuklar, kriz durumlardan çok daha fazla etkileniyor.

Evet krizler olağanüstü durumlar ancak çocukların bu dönemlerde de hak ve özgürlükleri devam ediyor. Birleşmiş Milletler  Çocuk Hakları Sözleşmesi (BM ÇHS) de bunu öngörüyor. BM ÇHS’ye göre kriz yönetme, krizle baş etme politikalarının çocuk haklarına saygılı olması gerekiyor.  Politikaların çocukları krizin doğrudan etkilerinden koruması, etkilenenleri yeniden güçlendirmesi, kriz müdahale süreçlerine onların da katılımlarını sağlaması ve çocukların doğru bilgi edinmesine yardımcı olması gerekiyor.  Türkiye’de de çocuklar salgın sebebiyle ortaya çıkan durumlardan etkileniyor. Özel gereksinime ve potansiyele sahip farklı çocukları da dikkate alacak şekilde -örneğin; kapalı kurumlarda kalanlar, kronik rahatsızlığı olanlar, ebeveynlerinde gelir kaybı oluşanlar, mülteciler, temel haklarına erişemeyen gruplar, derin yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayanlar, çalışmak zorunda kalanlar gibi- uygulamalar yürütülmeli. Tabii bunun için önceden hazırlıklı olmak şart. İşte bu yüzden de bütüncül, hak temelli yerel ve merkezi çocuk politikaları oldukça gerekli.

Vakfımızın sağladığı hibe desteği ile Çocuk Hakları Krizi Değil! Yerel Yönetimler İçin Çocuk Hakları Temelli Kriz Yönetimi projesini hayata geçireceksiniz. Bu proje fikri nasıl ortaya çıktı ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Küresel ölçekte yaşadığımız krizlerin insan haklarına dayalı olmayan, çocuğu odağa almayan politikalar ile çözülmeye çalışılması nedeniyle bir çocuk hakları krizine dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bir raporlama çalışması içerisindeyiz. Son dönemlerde Türkiye’de yaşanan çeşitli kriz durumlarının çocuklara olan etkisine bakıyoruz. Aslında her biri hak temelli politikalarla önlenebilir nitelikte. Bu yüzden de kriz anlarında ilk müdahaleyi yapabilen / yapması beklenen kurumsal yapılar olan yerel yönetimlerin bu anlamda güçlenmesi çocukların yaşamını doğrudan etkileyecek diye düşünüyoruz.  Aslında bu bir zorunluluk ve BM ÇHS’ye göre de bu bir  yükümlülük.

Bu destek kapsamında öncelikle bir rehber hazırlayacağız. Bu rehber kriz durumlarında çocuk hakları temelinde uyulması gereken asgari standartları içerecek. Ardından İzmir, İstanbul ve Rize’deki üç ilçe belediyesi ile bu rehber üzerinden eğitimler yapacağız ve stratejik planlar hazırlayacağız. Umarız ki bu üç belediye ile yapacağımız çalışma diğer belediyeler açısından da ilham verici olur.

Dernek olarak yaptığınız birçok çalışmada yerel yönetimlerle işbirlikleri geliştirmeye öncelik veriyorsunuz. Yerel yönetimlerin çocuğa duyarlı stratejiler geliştirmesinin öneminden bahsedebilir misiniz? Yerel yönetimlerin çocuklara yönelik politikalar geliştirirken nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Yerel yönetimler merkezi idareye oranla tüm çocuklar için çok daha yakından hizmet üretebilen yapılar. Ayrıca ihtiyaçları ve potansiyelleri yerinde tespit edebilme olanağına sahip oldukları için çocuk hakları açısından da etkili politikalar üretebilme, uygulamalar gerçekleştirebilme gücüne sahipler. Bu yüzden yerel yönetimlerde insan haklarına dayanan, çocuk merkezli stratejilerin geliştirilmesi, çocukların hak ve özgülüklerinin korumasında ve geliştirilmesinde önemli bir role sahip. Türkiye gibi nüfusu ve coğrafyası büyük ülkelerde yerel yönetimlerin bu rolü, bu çocuk hakları ve özgülükleri açısından çok daha büyük önem kazanıyor.

Yerel yönetimler çocuklara yönelik politikalar geliştirirken öncelikle bu yaptıklarının bir lütuf değil bir yükümlülük olduğunu unutmamalı. Bu bir insan hakları yükümlülüğü. Bunun yanı sıra yerel yönetimler öncelikle hizmet ürettikleri çocukları nasıl algıladıklarına ilişkin bir çalışma yapmalı. Hak ve özgürlüklerin önünde engel olan ezber ve ön yargılarla yüzleşmeli ve bunları dönüştürmeli. Hem kendisinin hem de toplumun… Yani yerel yönetimler çocuğa hak temelli yaklaşmalı, çocukları hak ve özgürlük sahibi bireyler, özneler olarak görmeli.

Yerel yönetimler hizmetlerine; hizmet ürettiği çocuk grubunun ihtiyaçlarını, potansiyellerini bilerek ve onları tanıyarak başlamalı. Bu hizmetleri bütüncül, çocuk odaklı ve çocuğun yüksek yararını gözeten bir anlayışla planlamalı ve uygulamalı. Ve uygulamalarını da aynı yaklaşımla izlemeli ve değerlendirmeli. Gerekiyorsa değiştirmeli, dönüştürmeli. Yerel yönetimler çocuğun katılımını esas almalı. Çocukların karar alma mekanizmlarında sahici bir katılımı esas alacak şekillerde  uygulamalı ve bunun için çeşitli araçlar, mekanizmalar oluşturmalı. Ve bunu elbette çocuklarla beraber yapmalı. Yerel yönetimler, BM ÇHS’i kendisine temel bir dayanak olarak kabul etmeli.  Çocuklara ilgili çalışmaları izleme ve değerlendirme konusunda mekanizmalar kurmalı ve bunları uygulanabilir hale getirmeli. Gerçekleştirdiği tüm uygulamaların bağımsız taraflarca izlenebilmesi için izlemeye açmalı.

Çocuklarla ilgili yaptığı çalışmaları çocuklara duyurmalı ve sık sık bu konuda çocukları bilgilendirmeli, onların görüşlerini alacağı, katılımını sağlayacağı mekanizmalar oluşturmalı. Çocukların hızlıca ve kendi başlarına da erişebilecekleri güven duyacakları başvuru mekanizmaları kurmalı, destek ya da dayanışma süreçlerinden yararlanabilecekleri kurgular yapmalı. Tüm bunlar için çocuklar başta olmak üzere çocuk hakları hareketiyle işbirlikleri geliştirmeli.

Greta Thunberg’in başlattığı iklim krizi eylemleri kısa sürede tüm dünyaya yayılarak Türkiye dahil olmak üzere 139 farklı ülkeden çocukların katıldığı büyük bir eyleme dönüştü. Bu eylemler ile çocuklar ilk kez iklim krizi hakkında bu denli güçlü ses çıkarabildi. Türkiye özelinde düşündüğümüzde çocuklar afet ya da benzeri alanlardaki politika üretim süreçlerine ne kadar dahil olabiliyor? Türkiye’de çocukların katılımını garanti altına alan mekanizmalar bulunuyor mu?

Evet Greta’nın başlattığı eylemler tüm dünyaya yayıldı çünkü düşünülenin aksine çocuklar yaşamda olan biten her şeyle oldukça ilgililer ve hepimiz gibi onların da görüşleri ve talepleri var.

Greta ve yüzlerce çocuk iklim krizine karşı bir adalet talebi örgütlediler. Üstelik bunu yetişkinlerin pek çoğunun sessiz kaldığı, hatta değişmez diye düşündüğü, belki de umudun küresel olarak bittiği bir dönemde yaptılar. Türkiye’de de pek çok çocuk iklim adaleti aktivisti olarak çalışmalar yürütüyor. Fakat e yazık ki genel olarak afet ya da benzeri alanlarda -önleyici ya da iyileştirici politikalarda- çocuklara yer açıldığını söyleyemeyiz. Ancak biz yetişkinler ne yaparsak yapalım çocuklar kendi alanlarını yaratmak konusunda oldukça yetkinler.

Türkiye’de yapısal olarak çocuk katılımını garantiye alan çok fazla mekanizma yok. Her ne kadar Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre bu bir yükümlülük olsa da ne yazık ki bir lütufmuş gibi düşünülüyor ve yetişkinlerin keyfiyetine bağlı kalıyor. Ama çocuk hakları hareketi katılım konusunda çocuklarla birlikte hareket ettikçe bu tür yapısal mekanizmalar da gelişecektir. Her geçen gün bu yönde bir değişim, dönüşüm olduğunu söylemek sanırım yersiz olmaz.

Sulukule Gönüllüleri Derneği ile Kurumsal Hibe Desteğimizle Yapacakları Çalışmaları Konuştuk

By | Çocuk Fonu

Tüm çocukların eğitime adil ve eşit şekilde erişimini sağlamak amacıyla çalışmalar yapan Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla hak temelli çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle  bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal   desteği ile hayata geçirdiğimiz  Çocuk Fonu’nun 2021 döneminde hibe desteği sağladığımız SGD, finansal sürdürülebilirliğini geliştirmek ve bireysel bağışçılara erişimini artırmak amacıyla çalışmalar yapacak. Bu kapsamda, kaynak geliştirme çalışmalarından sorumlu olacak bir kişiyi istihdam edecek.

SGD Proje Koordinatörü Aytül Özcan ile yaptığımız röportajda; kademeli normalleşme ile beraber faaliyet yürüttükleri bölgede ortaya çıkan ihtiyaçları, uzun bir süreden sonra yeniden başlayan yüz yüze eğitimin çocuklara ve bakımverenlere etkileri ile derneğin 2022 yılı için önceliklerini konuştuk.

Vakfımızı takip edenler derneğinizin risk altında, dezavantajlı ve ayrımcılığa maruz kalmış gruplarla, öncelikli olarak okulu terki önlemek, kadınlara ve çocuklara hakları konusunda farkındalık kazandırmak amacıyla  çalışmalar yürüttüğünü biliyor. Bu öncelikler doğrultusunda, 2022 yılında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

2022 yılında faaliyetlerimizi, çocukların iyi olma hallerini destekleyecek şekilde planladık.  Aynı zamanda çocuklarla ilgili paydaşların güçlendirilmesi amacıyla bakım verenlerin dahil olacağı faaliyetler kurguladık. Bu kapsamda;

Çocuklar ve gençlerle, dernek mekanında ve okul alanında yıl boyunca sürecek oyun temelli öğrenme yöntemleri kullanacağımız atölyeler ve psikososyal destek çalışmaları gerçekleştireceğiz.  Aynı zamanda vaka çalışmalarıyla salgın döneminde okulu terk eden ve bağı zayıflayan çocukları tespit edip, faaliyetlere dahil edeceğiz.

Bakımverenlerle, dernek mekanında ve telefon yoluyla okuma yazma derslerine ve salgın döneminde başladığımız  psikososyal destek çalışmalarına devam edeceğiz. Bunların yanında, kimlik, okul kayıt, suça itilme gibi hallerde hukuki destek mekanizması sağlayacağız.

Eğitim dönemi boyunca, Milli Eğitim Bakanlığı’nın organize ettiği veli buluşmalarında, bakımverenlere yönelik, özellikle pandemi sonrasında okula devam konusunda çocuklarını nasıl destekleyeceği ile ilgili atölyeler düzenleyeceğiz. Ayrıca SGD’nin gelir kaynakları içinde bireysel bağışların oranını artırmaya yönelik, bireysel bağışçılık sistemini güçlendirmek üzerine sistemli bir şekilde çalışacağız.

Türkiye’de Mayıs 2021 itibari ile kademeli normalleşme süreci başladı. Normalleşme ile beraber faaliyet yürüttüğünüz bölgede yaşanan değişikliklerden bahsedebilir misiniz?  Bu değişiklikler ne tür ihtiyaçlar ortaya çıkardı? SGD olarak ortaya çıkan bu ihtiyaçları karşılamak için geliştirdiğiniz ya da geliştirmeyi planladığınız projeleriniz var mı?

Normalleşme sürecinin yaptığımız çalışmalarla  en ilgili yanı okulların yüz yüze eğitime geçmesi oldu. Fiziken okul ortamından uzakta kalan çocukların okula alışması ve akranları ile uyum elde etmesi süreçlerinde desteklenmesi gerekliliği ortaya çıktı. Diğer yandan uzaktan eğitim sürecinde okul ile bağı zayıflayan, bağı kopan çok fazla çocuk oldu. SGD olarak okul ile bağı zayıflayan ya da kopan çocukların tespiti ve bu durumun sebeplerini araştırmak amacıyla vaka çalışmaları gerçekleştireceğiz. Faaliyetlerimizin içeriklerini bu durum özelinde sürekli olarak güncelleyeceğiz. Ayrıca, her ne kadar okullar yüz yüze eğitime geçse de çocuklar ve bakımverenler için COVID-19 hala ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Diğer yandan hanelerde gelir kayıpları oldukça sık görülüyor. Bu durum, SGD’nin, çocukların fiziksel, sosyal ve bilişsel anlamda güçlendirilerek, iyi olma hallerinin destekleyeceği  faaliyetler düzenlemesine yol açtı.

Salgın sürecinde uygulanan uzaktan eğitim ve farklı sorunlar nedeniyle  birçok çocuğun okula ara vermek veya terk etmek zorunda kaldığını biliyoruz. Yüz yüze eğitimin Eylül ayı itibarıyla başlaması ile birlikte okula terkiyle ilgili gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz? Bu süreç ile ilgili olarak birlikte çalıştığınız çocuklardan ve bakım verenlerden nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?

Pandemi öncesinde öğretmenleriyle, akranlarıyla yani genel olarak okulla bağı kuvvetli olmayan çocukların, pandemi döneminde okulla bağları koptu ya da ciddi anlamda zayıfladı. Bu dönemde, bu grupta yer alan çocukların tespit edilmesi, ihtiyaçlarının belirlenmesi ve desteklenmeleri için gerekli çalışmalar yeterli şekilde yapılmadı. Akademik olarak  başarılı olmadığını hisseden çocuklar, bir yandan da akran ve öğretmen desteğinden uzak kalanca  yüz yüze eğitimin başladığı bu dönemde uyum sorunları yaşamaları kaçınılmaz oluyor. Ayrıca, bakımverenlerin ve okul içerisindeki çocukların COVID-19 riski nedeniyle endişe yaşadıkları, alınan önlemlerin yeterli olmadığını düşündükleri yönünde geri bildirimler alıyoruz.

Vakfımızın Çocuk Fonu kapsamında sağladığı kurumsal hibe desteği ile SGD’nin finansal sürdürülebilirliğini güçlendirmek için çalışmalar yapacaksınız. Bu kapsamda gerçekleştireceğiniz çalışmalardan ve bu hibenin derneğinize ne tür  katkılar sağlamasını beklediğinizden bahseder misiniz?

Destek kapsamında, SGD’nin bireysel bağışçılık sisteminde iyileşme gerçekleştirmeyi     hedefliyoruz. Bu yolla SGD’nin proje, hibe ve fonlardan bağımsız öz kaynaklarını arttırmasını sağlayacağız. Kurumun faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanması için; profesyonel çalışanlarının uzun dönemli çalışma yapması, mevcut mekanını koruması, kaynak geliştirme endişesi olmaksızın etkili içerik ve faaliyet planlamasına zaman ayrılması gibi olanaklar yaratmayı hedefliyoruz.

 SGD mahalle düzeyinde çalışan bir dernek ve toplum merkezi. Türkiye’de yerel ölçekte çalışmalar yapan dernekler kaynak geliştirme açısından ne tür zorluklarla karşılaşıyor? Hibe desteğimizle uygulayacağınız kaynak geliştirme çalışmalarının benzer çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları için bir model oluşturabileceğini düşünüyor musunuz?

SGD, çalışmalarıyla hedeflediği değişimleri gerçekleştirebilmek için uzun dönemli ve farklı paydaşların dahil edildiği  çok yönlü bir çalışma yöntemini benimsemiştir. Kaynak geliştirme çalışmaları sırasında, nitelikten bağımsız şekilde beklenen hedef sayıların yüksek oluşu, yalnızca hedef kitle ile doğrudan ilişkili faaliyetlerin destekleniyor oluşu, kısa dönemli hibeler, maaş, kira gibi idari giderlere harcamaların yapılamıyor oluşu karşılaşılan zorluklardandır.

Kurumsal gelişim alanında verilen hibeler, SGD gibi mahalle bazlı ve az sayıda insan kaynağı ile çalışan kurumların güçlenmesine imkan sağlıyor. Bu yolla hibe desteğinin sona ermesinin ardından kurumun yol haritasız, hazırlıksız ve kaynaksız kalmasının önüne geçilmesi için fırsat yaratılıyor.

 

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği ile Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği (NATURA), dünyada sadece Güneybatı Anadolu’da yaşayan ve günümüzde parçalanmadan dolayı yok oluşun eşiğinde olan Sığla (Günlük) orman toplulukları arasında koridor oluşturarak, parçaların birleştirilmesi ve bu orman topluluklarının yok oluş sürecinin tersine çevrilmesi için çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında NATURA, Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri  projesini hayata geçirecek. Dernek, proje kapsamında yanan alanlarda yaban kedisi popülasyonunun mevcut durumunu ortaya çıkarmak amacıyla 10 foto-kaplan ile 100 km²’lik alanda tarama yapacak. Yaban kedisinin yanmış ve yanmamış alanlardaki habitat kullanım durumunu ortaya çıkarabilmek için 2 GPS vericisini yaban kedisine ve 1 GPS vericisini ise karakulakaya takacak olan NATURA, Yaban Kedisi Tür Koruma Eylem Planı oluşturmak amacıyla bir çalıştay düzenleyecek.

NATURA kurucu üyesi Özlem Parlar Ürker ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları, orman yangınlarının yaban hayat üzerindeki etkisini, Sığla Ormanlarının orman ekosistemi içerisindeki önemini ve proje kapsamında kullanacakları uydu vericisi yöntemini  konuştuk.

NATURA Doğa ve Kültür Koruma Derneği, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından  tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz bünyesinde yer alan doğa koruma uzmanları esasen yaklaşık on yıldır Türkiye doğasının korunmasına yönelik farklı alanlarda çalışmalar yürütmekteydi. Ancak son yıllarda hem ülkemiz hem de dünya genelinde doğa koruma alanında yaşanan gelişmelere bağlı olarak farklı stratejilerin farklı mecralarda tatbik edilebilmesi fırsatları ortaya çıktığı için ülkemizde de bu fırsatları değerlendirebilecek yeni özgün kurumsal kimliklere ihtiyaç duyulmuştur. Derneğimiz de bu ihtiyaç doğrultusunda; ülkemizde doğa koruma alanında savunuculuk yapabilecek vatandaşların yönlendirilmesine katkıda bulunmak, gönüllü ve profesyonel doğa korumacıların yetişmesine destek olmak ve ortaya çıkan yeni doğa koruma stratejilerini uygulayabilmek amacıyla 2015 yılının sonlarında Ankara’da kurulmuştur.

NATURA, doğa korumayı ülkenin ana gündemlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyor ve en güçlü aktivizmin bilim yapmak olduğuna inanıyor. NATURA’nın doğa koruma çalışmalarındaki temel hedefleri; satın alma ve özel mülkiyet oluşturma yollarıyla özel koruma alanları oluşturmak, Yaban Hayatı Araştırma projelerini yönetmek, bilinçlendirme projeleri, doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik projeler, yerel korumacılar ve üniversite öğrencileri gibi koruma gönüllülerini eğitmek, bölgesel/ulusal/uluslararası organizasyonlar yapmak ve işbirlikleri geliştirmek.

Ormanlarda meydana gelen yangınların doğrudan ya da dolaylı olarak yaban hayat üzerindeki  etkileri nelerdir? Bu etkileri belirleyen faktörlerden bahseder misiniz?

Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangını. Çok büyük bir kütle yandı. Bu derece orman kaybı kızılçam ormanlarının bile kendini yenileyebilme yeteneğini zorlayacak seviyede. Yanan bölgenin çoğu “basralı”. Arıların çam balı yapabileceği alanlar. Basra, çam pamuklu koşnili adında bir böcek tarafından salgılanıyor. Arılar bu salgıyı kullanarak çam balı yapıyorlar. Basra Türkiye’de her kızılçam ormanında olmuyor, en fazla olduğu yer Marmaris ormanlarıydı. Basralı alanların yanmış olması dünya çam balının %92’sini üreten ülkemiz için büyük bir kayıp ve telafisi için en az 30 yıl gerekiyor. Birçok uçamayan böcek türü yandı. Yanan alanlarda yangının hasar bırakmadığı yerler belli bir derinlikteki toprak altı ve burada yaşayan/sığınabilen canlılar. Bölgede Marmaris semenderi var. Yangının çok şiddetli olduğu yerlerde birçoğu ölmüş olabilir. Yine toprak altına hemen giremeyen/ saklanamayan sürüngen türlerinden kara kaplumbağalarında çok fazla ölüm var. Diğer sürüngen türleri toprak altında belli bir derinlikte kendini koruyabiliyor. Kuşlar yangın ilk başladığı anlarda alandan uzaklaştılar. Uçuş güzergahlarında duman soluma sonucu ölümler olmuş olabilir. Yine aynı şekilde karada, yangından kaçan canlılardan örneğin memeli hayvan türlerinde duman sonucu ölümler gerçekleşebilir. Memelilerde bazı türler hariç ciddi bir kayıp olmadığını değerlendiriyoruz. Memeliler kuşlar gibi duyuları çok keskin canlılar ve çevredeki değişkenlere hemen cevap verebiliyorlar. Dumanı ve sıcaklığı fark ederek uzaklaşan türleri gözlemledik. Yaban keçisi, karakulak, yaban domuzu, tilki, kaya sansarı gibi canlılar yangının aksi yönünde alandan uzaklaştı. Aynı şekilde bozayılardan da bir kaybımız yok. Özellikle yaban domuzlarında can kayıpları yaşandı. Bu kayıplar rüzgarın ani yön değiştirmesi ve iki ateş arasında kalma şeklinde yanarak ve duman zehirlenmesi ile gerçekleşti. Kaçabilen memelilerin ulaştıkları alanda tekrar hayatlarına devam edebilmeleri için besin ve barınma ihtiyaçlarını karşılaması kolay. Her şeye rağmen yanmamış saha yeteri kadar fazla. Ancak bazı türler var ki ulaşabildikleri yanmamış alanlarda ciddi bir adaptasyon sorunu yaşayacaklar. Örneğin yaban kedisi bu stresi yaşayacak. Çünkü en uygun habitatları artık yok. Ancak bölgedeki yaban kedisi popülasyonunun tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. İlk etapta alanda gözlemlediklerim özetle bu şekilde. Eğer bu kızılçam ekosisteminin doğal karakterine kavuşmasını samimi olarak istiyorsak yapılacak şey çok basit: Yeniden ağaçlandırma konusunda uzmanların görüşleri mutlaka alınmalı. Bundan 200 yıl öncesi olsaydı, bu yanan alanlar flora ve fauna anlamında 20 yıl içinde tamamen aynı karaktere kavuşabilirdi. Mevcut dönemde maalesef bu kadar iyimser olamıyoruz. Her canlı, ağaç ve maki türü kaybında, ekosistem üzerindeki insan baskısı ve yükünden dolayı çok zorlanıyor.

Marmaris Belediyesi Çevre Çalışma Grubu ile beraber Anadolu Sığla Ağacı Tür Koruma Eylem Planı’nı hayata geçirdiniz. Öncelikle sığla ormanlarının, orman ekosistemi içerisindeki öneminden bahseder misiniz? Bu eylem planının amacından ve uygulanma yönteminden bahsedebilir misiniz?

NATURA, Anadolu üzerinde çeşitli doğa koruma çalışmaları yapsa da ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz Havzası için endemik olan tersiyer (60 milyon yıl) kökenli relikt (kalıntı) ve dünya ölçeğinde tehdit altındaki bir akarsu orman ekosistemi olan Anadolu Sığla Ormanlarının (Liquidambar orientalis Miller) korunmasına odaklanıyor.

Oldukça hassas ve özel bir orman ekosistemi olan, yüksek derece parçalanmış ve yok oluşun eşiğine gelmiş Anadolu Sığla Ormanı gibi korunan alanlarda sürekli ve gönülden yönetim büyük önem taşıyor. Bununla beraber parçalanmış ve işgal edilmiş sığla orman parçaları günümüzde tapulu veya 2B statüsünde tarım alanı olarak kullanıldığından, bu alanların devlet eliyle yönetilmesi de mümkün olamıyor Bu bağlamda NATURA, parçalanmış sığla ormanlarını yeniden bir araya getirebilmek amacıyla işgal edilmiş orman alanlarının kazanılmasına yönelik ‘koridor metodolojisi’ yoluyla özel orman mülkiyeti oluşturma ve özel ağaçlandırma çalışmaları yapmayı da hedefliyor. Dünya’da genellikle bu tarz metotlar tatbik edilirken, parçalanmış ve işgal edilmiş orman dokuları geri kazanılırken, daha çok satın alma yoluyla kazanılacak işgal edilmiş orman alanlarının ağaçlandırılması ve yönetilmesi planlanıyor.

Biz de benzer biçimde Anadolu Sığla Ormanları içerisinde oldukça parçalanmış ve işgal edilmiş orman dokularını yeniden kazanabilmek adına ülkemiz için yeni sayılabilecek “Özel Korunan Alanlar Ağı” yöntemini uygulamayı hedefliyoruz. Öte yandan, bu araştırmaları yürütürken, bölgenin doğal ekosistemleri, habitatları, flora ve fauna elemanlarına yönelik gerçekleşen farklı doğal (yangın, sel, taşkın, erozyon, deprem vb.) ve antropojenik sınırlayıcılar/baskılara (HES, baraj, maden ocakları, tarımsal işgaller, yerleşim, turizm ve endüstri baskısı, yol ağları vb.) yönelik de zaman zaman araştırma çalışmaları yürüterek koruma pratikleri geliştiriliyor.

Bu konu özelinde kurulduğu 2015 yılından bu yana – Marmaris Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu’nun esas itici gücü teşkil ettiği- yaklaşık 30 farklı kurum ve kuruluşun iş birliğinde Güneybatı Anadolu’da Sığla Ormanları Eylem Planı’nın hayata geçirilmesi ve uygulanmasında ana paydaş olarak çalışmalarını Marmaris, Köyceğiz, Fethiye, Dalaman, Ortaca bölümlerinde yoğunlaştırıyor. İlgili eylem planı 2017-19 yılları arasında tamamen gönüllü biçimde hazırlanmış olup, 2019-24 dönemini kapsayan 19 ana faaliyeti içeriyor. Faaliyetlerin yerine getirilmesi de yine kurumların gönüllü işbirliğine dayanıyor.

Vakfımızın sağladığı hibe desteği ile Akdeniz Habitatlarının Son Yaban Kedileri  projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bölgede önceden yaşadığını tespit ettiğimiz yaban kedisi habitatları olan yaşlı ve çevresine göre nispeten nemli kızılçam ormanları 2021 yazında meydana gelen orman yangınları sırasında maalesef tamamen yandı. Bu habitatlar Akdeniz havzasında bulunan ender nemli kızılçam habitatlarıydı ve Akdeniz havzasının en sağlıklı yaban kedisi popülasyonlarına ev sahipliği yapıyordu. Bu habitat kaybolunca yaban kedilerinin bir kısmının yangına bağlı öldüğünü, bir kısmının ise yangından etkilenmemiş alanlara geçtiğini düşünmekteyiz. Ancak gittikleri alanlarda istedikleri nemli habitat ve bu habitatta besleneceği başta sincap (Sciurus anomalus) olmak üzere avlarını bulamama ihtimali de bir hayli yüksek. Ayrıca özellikle yanmış sahaların kuzeyinde kalan habitatta karakulak türünün bulunması yaban kedisini bu türle yüksek oranda rekabete sokacaktır. Bu durumda, yaban kedisi ciddi bir stres altında kalabilecek, sonucunda Akdeniz habitatlarının en nadir yaban kedisi popülasyonu tümüyle yok olabilir. Bu bilgiler ışığında bu proje kapsamında aşağıdaki 3 başlık altında çeşitli araştırma, koruma ve farkındalık artırma faaliyetleri yapmayı planlıyoruz.

  • Yaban kedisinin Marmaris yangınlarından sonra bölgedeki durumunun ortaya çıkarılması,
  • Yaban kedisi popülasyonu üzerinde yangın sonrası ortaya çıkan doğal ve insan kaynaklı stresin ortaya çıkarılması,
    • Doğal stres: Habitat kaybı derecesinin araştırılması, Yaban kedisi ile rekabete girecek diğer türler (karakulak) ile ilişkinin ortaya çıkarılması,
    • İnsan kaynaklı stres: Yanlış yönlendirilebilecek yeniden ağaçlandırma maksatlı ormancılık uygulamaları başta olmak üzere her türlü insan aktivitesi,
  • Proje öncesinde ve süresince oluşturulan olumlu kamuoyu desteği ile bölgede yetkili resmî kurumlar ile koordinasyonun geliştirilmesi, başta bölge yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğini gözeten faaliyetlerin planlanmasına yönelik Yaban Kedisi’ni merkeze alan bir Tür Koruma Eylem Planı’nın hazırlanması.

Projenizi hayata geçirirken yaban kedilerini takip etmek için uydu vericisi kullanacaksınız. Bu yöntemi tercih etmenizin nedenlerinden ve bu yöntemin yapacağınız çalışmalara katkısından bahseder misiniz?

Uydu vericileri ile takip uçabilen veya karasal omurgalı canlıların ekosistem içindeki durumlarını değerlendirmek için araştırmacılara çok önemli veriler sağlıyor. Bunlar:

  • Habitat tercihi
  • Gün içinde ve yıl içindeki aktivite özelliklerinin ortaya çıkarılması
  • Başka türler ile ekosistem içindeki ilişkisi (rekabet vs gibi)
  • Çalışılan türün göç, dispersal, yetişkinliğe ulaşan bireylerin hangi yeni alanlara yerleştiklerinin ortaya çıkarılması
  • Günlük yer değiştirme hızı ve harcanan enerji

Bu proje kapsamında da yangın sonrasında alanda kalan yaban kedilerine ve karakulaklara uydu vericileri takmayı planlıyoruz. Böylece yaban kedisinin yangın sonrasında bölgedeki habitat kullanma tarzı, ekosistem içinde rekabete girebileceği karakulaklar ile olan ekolojik ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz . Tabi yaban hayvanları ile ilgili çalışmalar her zaman planlandığı gibi olmuyor.

Hedefimiz bu proje kapsamında en az 3 GPS vericisi hedef türlerimiz olan yaban kedisi ve karakulaka takmak. Ancak arazideki şartlar, yaban kedilerinin popülasyonundaki kayıp derecesi (yangın sonrasında ölen bireyler fazla olabilir ve bu da bireyleri yakalama olasılığımızı düşürebilir) gibi faktörler onları yakalama ve verici takma olasılığımızı düşürebilir.  Öncelikle onları fotokapanlarla takip edeceğiz. Mevcut durumu ortaya çıkaracağız. Yakalama olasılığının en yüksek olduğu noktalara yoğunlaşacağız. Belki proje sonlanma tarihinden sonra örneğin; 15. ayda yakalamayı başarabileceğiz. Bu da bir olasılık.  Bu durumda da anlık olarak bilgilendirme yapmayı hedefliyoruz. Çünkü bu proje sayesinde aldığımız ekipmanlar uzun soluklu tekrar tekrar araştırmalarda kullanılabilecek ekipmanlar. Örneğin fotokapanlar yıllarca kullanılabiliyor. Halen araştırmalarımızda kullandığımız 10 yaşında foto-kapanlar var. Yine GPS tasmaları pillerindeki enerji bitince düşüyor ve yedek enerji kaynağından gönderdiği radyo sinyallerini takip ederek arazide cihazın bulunması ve tekrar kullanılması mümkün olabiliyor.

 

 

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Güneş Kadınlar Projesini Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Kazdağı ve çevresindeki doğal, tarihi ve kültürel varlıkların korunması amacıyla her türlü flora ve faunasıyla ekolojik dengenin gözetilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi, ekolojik ürünlerin üretilmesi, işlenmesi ve pazarlanmasına destek olunması; aynı zamanda, yerel kültürel değerlerin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bölgede eko-agro turizmin desteklenmesi amacıyla faaliyet yürütüyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile desteklediğimiz dernek, kadınların kooperatifleşmesine destek olmak amacıyla hayata geçirdiği Güneş Kadınlar projesini tamamladı. Proje kapsamında dernek; iklim değişikliği, yenilenebilir enerji, toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddetsiz iletişim kooperatifleşme, güneş enerjisi sistemleri, deneyim aktarımları üzerine aylık eğitimler gerçekleştirdi. Aynı zamanda, Güneş Kadınların hikayesi ve tanıtımı için kısa video içerikleri üretti.

Kazdağı Doğa ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Proje Koordinatörü Özge Doruk ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürüttükleri faaliyetler, kadın kooperatiflerinin önemi ve enerji sektöründe çalışan kadınların karşılaştıkları sorunlar hakkında konuştuk. 

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Güneş Kadınlar Projesini yakın zamanda tamamladınız. 

Salgın sürecinde projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Güneş Kadınlar Projesi; Kazdağları ve yöresinde yaşayan kadınların yenilenebilir enerji kooperatifi girişimi oluşturarak, geleneksel meslek kalıplarını yıkmalarını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı rol model bir yapı geliştirmelerini amaçlıyordu. Kadınların hem sıkışmış oldukları toplumsal rollerden sıyrılmalarını hem de temiz enerjinin bölge içindeki potansiyelini artırmalarını hedeflemiştik. Tasarladığımız belli başlı kapasite geliştirme eğitimleri vardı. Aynı zamanda süreci de mini bir belgesel aracılığıyla hikayeleştirmek istiyorduk. Ocak ayından itibaren ekip olma, iklim değişikliği, yenilenebilir enerji, toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddetsiz iletişim kooperatifleşme, güneş enerjisi sistemleri, deneyim aktarımları üzerine aylık eğitimlerimiz gerçekleşti. Pandemi şartları ve beraberinde gelen kısıtlamalarla birlikte bir eğitim hariç tüm eğitimlerde çevirimiçi bir araya geldik. Niyetimiz derneği güneş kadınlar için sürekli açık tutarak eğitim dışında da farklı aktiviteler için bir araya gelerek bağları güçlendirmekti. Pandemi şartları uygun olmadığı için çevrimiçi bir şekilde mümkün mertebe bir araya gelmeye çalıştık. Kadınlar kendi kişisel becerilerinden ve uzmanlıklarından, bilgi birikimlerinden yola çıkarak paylaşımlarda bulundular. Kişi kişi değinmek istediğimiz bu hikaye sürecine ise yüz yüze gelebildiğimiz tek eğitim boyunca bir seferde odaklanabildik. Tamamlanan eğitimler sonrasında ise kooperatif girişiminden kooperatifleşme yolculuğuna hep beraber ilerlemeye çalışıyoruz.

Projede kadın kooperatifleri kurulmasını teşvik etmeyi tercih etmenizin nedenlerinden bahseder misiniz? Kadın kooperatifleri toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekoloji temelinde nasıl fırsatlar sunuyor?

Büyüme odaklı bir ekonomik sistem içerisinde yaşıyoruz. Ekosistemi ve topluluk olmayı gözetmek, yerelleşme ve demokratikleşme süreçlerinin küreselleşme altında yok olması vb. gibi sistemin görmezden geldiği belli başlı hususlar var.Kooperatifler tam da bu noktada yerel odaklı demokratik bir ekonomik döngü için çok kıymetli bir araç. İnsanların kendi yaşadıkları yerel içerisinde birbirlerini ve yaşadıkları coğrafyayı gözeterek kurdukları bu sistem ile oluşturdukları döngü kadınlar özelinde ayrıca bambaşka anlamlar taşıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebiyle ekonomik, sosyal, kültürel ve pek çok alanda zayıf konumda kalan kadınların hem kendi kişisel gelişimleri hem de bulundukları topluluk içindeki ekonomiye sundukları katkı onları güçlendiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin kurulması bağlamında kooperatiflerin katkısı çok katmanlı olabiliyor; sosyalleşme, sağlıklı bir topluluk inşası, iş bölümü ile gelişen ekip olma becerisi, kadınların bireyselleşme adına kazanmış oldukları beceriler gibi. Özellikle yereldeki kadın kooperatiflerinin bulundukları coğrafyayı da tanıyarak başladıkları üretimler bölgenin ekosistemine de katkı sunabiliyor. Ormanları kesmeden, kocaman kocaman tesisler kurmadan, havayı suyu toprağı kirletmeden “küçük güzeldir” düsturu ile bir döngü oluşuyor.

Güneş Kadınlar projesi ile gerçekleştirdiğiniz atölyelerde iklim değişikliğine toplumsal cinsiyet perspektifinden yaklaştınız. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet eşitlisizliği ve iklim değişikliği arasındaki ilişkiden bahsedebilir misiniz?

İklim değişikliği sebebiyle ani ve artan hava olaylarıyla çok daha sık karşılaşacağız; kuraklık, seller, orman yangınları, biyolojik çeşitlilik kaybı, okyanus asitlenmesi gibi. Yaşanan bu felaketlerden ise herkes aynı derecede etkilenmeyecek. İklim adaleti olarak tanımladığımız kavram esasında burada devreye giriyor. İklim değişikliğinin etkilerinden herkesin aynı şekilde etkilenmemesi ve bu duruma aslında toplumda halihazırda yaşanan sosyal, kültürel, ekonomik, politik adaletsizliklerin sebep olması söz konusu. İklim aktivistlerinin sıkça dile getirdikleri önemli bir slogan var, yeterince açıklayıcı olan: “Aynı fırtınadayız ama aynı gemide değiliz!”

Sosyal ve kültürel normlarında cinsiyetlere biçtiği kalıp roller olarak kısaca tanımlayabileceğimiz toplumsal cinsiyet kavramı ise bildiğimiz gibi kadınlar ve LGBTİ+’lar için her zaman terazinin eşitsiz tarafında olmuştur. Kadınlar üstlenmek zorunda kaldıkları belli başlı roller sebebiyle( ev içi roller, bakımı üstlenen kişi olma, eğitim olanaklarından mahrum kalma, ekonomik olarak eşitsiz bir düzeyde olma, türlü şekilde şiddete maruz kalmanın normalleşmesi gibi) herhangi bir sel anında evleri terk edemiyorlar, erkekler gibi rahatça göç edemiyorlar, bakımını üstlendikleri kişilerle birlikte sorumlulukları artıyor ve sürecin yükünü adaletsiz bir şekilde taşımak zorunda kalıyorlar. Kırsal bölgede yaşayan çiftçi kadınların bu süreçten yoğun bir şekilde etkilendikleri yapılan araştırmalarla ortaya konulmuş bir durumda.

İklim adaleti iç içe geçmiş pek çok adaletsizliği bir hayli görünür duruma getiren bir konumda. Ve bu meseleyi pek çok noktada ele almamız gerektiğini bize açık bir şekilde gösteriyor. Güneş Kadınlar projesi de temelde bu adaletin tesis edilmesinde bir rol oynamayı hedefliyor.

Günümüzde enerji sektöründe çalışan kadınların karşılaştığı zorluklardan bahseder misiniz? Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için sivil toplum kuruluşlarına ve kamu kurumlarına ne tür görevler düşüyor?

Enerji sektörü de Türkiye’deki pek çok iş kolu gibi erkek egemen bir konumda. Sektörde çalışan kadınların sayısı, görünürlükleri çok az. Erkeklere nazaran iş pozisyonlarında ilerlemeleri çok daha zor. Bu durumu iş hayatında yaşanan genel cinsiyet eşitsizliğinden çok farklı düşünemeyiz. Tüm sektörlerde olduğu gibi enerji sektöründe de toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir dönüşümün olması şart. Bununla ilgili halihazırda belli çalışmalar yapılıyor; yenilenebilir enerji sektöründe çalışan kadınları bir araya getiren ağların kurulması vs. gibi. Güneş Kadınlar da bu sektörde kadın görünürlüğünü artırmayı hedefleyen bir noktada. Kadınların geleneksel meslek kalıplarının ötesinde onlara yakıştırılmayan, yapamayacakları söylenen teknik alanlarda da var olabileceklerini göstermek ve bu yolu açmak hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının bu görünürlüğü desteklemesi çok önemli. Destekler ve teşvikler de aynı şekilde kadınları harekete geçirmek için önemli fırsatlar. Bu süreçlerin her anlamda adil bir şekilde yürütülmesi ise ayrıca kıymetli. Bu sektörde ilerlemek isteyen kadınlar için sahip olamadıkları, erişemedikleri eğitim imkanlarının açılması, kapasitelerinin geliştirilmesi, bir araya gelmeleri konularında teşvik edilmelerini hep beraber yapmamız gereken işler olarak ifade edebiliriz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe  desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Kooperatifleşme adına uzun zamandır atmak istediğimiz adımları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu ile beraber atabildik. Kazdağları coğrafyasından pek çok kadınla bir araya gelebilme şansımız oldu. Onlarla birlikte gerçekleştirdiğimiz her eğitim sadece onları değil bizleri de besledi. Beraber coğrafyamız için enerji demokrasisini besleyecek hayallerimiz var. Bu hayaller için de adım adım ilerliyoruz ki hibe desteği bu adımların ilk ve önemlisi oldu: başlangıç tohumu.

Yenilenebilir enerji sektörüne, kooperatifleşme süreçlerine çok daha hakimiz ve tabiri caizse oyunun kurallarını biliyoruz artık. Kurulmuş olan bir kooperatifleşme ağının içinde Güneş Kadınlar olarak artık biz de varız diyebiliyoruz. Bir sonraki adımlar için gerekli olan süreçlerde bu başlangıç tohumunun bizi destekleyeceğini, artı bir yöne taşıyacağını da öngörüyoruz. Hayallerimize ortak oldukları ve bu hikayeyi birlikte yazmaya başladığımız tüm destekçilerimize çok teşekkür ederiz.

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile Mino’nun Şarkısı Projesini Konuştuk

By | Şartlı Hibe

Turkey Mozaik Foundation mali desteği ile Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibi tarafından hayata geçirilen Mino’nun Şarkısı projesi çocuk odaklı ve hak temelli bir yaklaşımla çocuklara haklarını, yetişkinlere ise sınırlarını ve sorumluluklarını “uygun içerik ve araçlarla” hatırlatarak, çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesini ve cinsel istismara maruz bırakılmalarını önlemeye katkıda bulunmayı amaçlıyor. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; çocukların haklarını bilmesinin ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesinin önemini, COVID-19 salgınının ve kısıtlamalarının çocukları nasıl etkilediğini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları  konuştuk. 

Mimoza Çocuk Çalışmaları ekibinin nasıl bir araya geldiğinden ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Mimoza Çocuk Çalışmaları Ekibi, Çocuklar için daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan yedi kadından oluşuyor. Ben (Nilüfer Numanoğlu Atalay) ve Emine İngiltere’de yaşıyoruz. Yolculuğumuz, kızlarımızın okullarında yürütülen “bedensel hak” eğitimlerinden etkilenmemizle başladı. Bir şarkı eşliğinde, eğlenceli, korkutmayan bu koruyucu-önleyici çalışmanın çocuklarımız üzerindeki etkisini fark edince keşke Türkiye’de de böyle çalışmalar yapılsadedik ve çocuk hakları alanında çalışmalar yürüten kişilerle bağlantıya geçtik.

Bu bağlantılar sonucunda, Türkiye’de çocuğun insan hakları ve cinsellik eğitimi alanlarında çalışmalar yürüten, en önemlisi çocuklar için daha iyi bir dünyayı mümkün kılma sorumluluğunu hisseden bir danışman ekibiyle bir araya geldik. Mimoza’nın danışman ekibinde; Efsun Sertoğlu, Emrah Kırımsoy, Gözde Durmuş, Hatice Kapusuz ve Melda Akbaş bulunuyor.

Ekip olarak, 2020’nin Ekim ayından başlayarak öncelikle dilde, kavramlarda ve yaklaşımda ortaklaşmak için kendi aramızda uzun soluklu çalışmalar ve tartışmalar yaptık. Ekip içinde yürüttüğümüz bu çalışmalarda özellikle; çocukların bedensel söz haklarına, çocuklar için onay kavramına, yetişkin ve çocuk arasındaki güç ilişkisine, istismar ve şiddet biçimleri ile ilgili yanlış inançlara, Türkiye’deki çocuk koruma sistemine ve yetişkinlerin sorumluluklarına odaklandık, bu konularla ilgili üretilen materyalleri ve çocuk kitaplarını inceledik. 

Üreteceğimiz içeriklerin çerçevesini, bu çalışmalardan sonra oluşturduk. 5-8 yaş arasındaki çocukları, bu yaş grubundaki çocuklarla temas ve iletişim halinde bulunan temel yetişkin gruplarından ebeveynleri/ bakımverenleri  ve yine bu yaş grubuyla çalışan eğitimcileri ve okul psikolojik danışmanlarını hedef kitlemiz olarak belirledik. Hem çocuklar hem de yetişkinler için materyal ve içerikler üretmeye karar verdik. Çalışmalarımızın temel amacını; hak sahibi özneler olan çocukların özellikle bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerini, onların çevrelerindeki yetişkinlerin ise bu konuyla ilgili sorumluluklarını fark etmelerini sağlamak olarak belirledik. 

Çocukların bedensel söz haklarının ihlal edilmesinin ve cinsel istismara maruz bırakılmalarının önlenmesine katkıda bulunmak amacıyla hayata geçirdiğiniz Mino’nun Şarkısı kapsamında ne tür çalışmalar yapacaksınız?

Mino’nun Şarkısı’nın nihai kullanıcısı hiç şüphesiz çocuklar ancak yaş grubumuzun 5-8 yaş olduğunu düşünerek, bu yaş grubuna bakımveren ve rehberlik eden ebeveynleri, okul öncesi öğretmenlerini, sınıf öğretmenlerini ve okul psikolojik danışmanlarını da hedeflediğimiz içerikler üretiyoruz. Dolayısıyla çalışmanın etrafına örüleceği temel çıktımız çocuklar için üretilecek şarkı ve video, diğer gruplara da bu şarkı ve video üzerine çevrelerindeki çocuklarla rahat ve güvenli bir ortamda konuşabilmeleri için destekleyici materyaller ve içerikler üretmeyi amaçlıyoruz. Hazırladığımız içeriklerin olabildiğince yaygınlaşması için, tüm çıktılarının ‘telifsiz’ olması sürecin en başından bu yana önemsediğimiz noktalardan biri.

Çocukların haklarını bilmesi ve kişisel sınırlarını belirleyebilmesi neden önemli? Çocukları bu alanlarda güçlendirmek için yapılan çalışmalarda nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Çocukların haklarını bilmeleri; bu hakları koruma ve geliştirme sorumluluğuna sahip yetişkinlerden ve devletten haklarını talep etmeleri, yanı sıra maruz bırakıldıkları bir hak ihlalini tanımlayabilmeleri, bu tür durumlarda destek talep edebilmeleri bakımından önemli. Çocuğa doğumundan itibaren, kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmesi yönünde rehberlik ve destek vermek ise aslında bir anlamda çocuğun kendi içini dinlemesini, ihtiyaçlarını fark edip anlamasını ve bunları dile getirebilmesini sağlıyor. Kişisel sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmek çocuğun kendilik algısını, özgüvenini, öz saygısını güçlendiriyor, başkalarının sınırlarını fark etmesini kolaylaştırıyor, sağlıklı ve güvenli ilişkiler kurmasını destekliyor, aynı zamanda kendisini koruma ve savunma becerileri geliştirebilmesini ve ihtiyaç duyduğunda bu becerileri kullanabilmesini sağlıyor. 

Çocuklarla bedensel söz hakkı, onay kavramı, kişisel sınırlar, duygularını/ihtiyaçlarını/sınırlarını  ifade edebilme, hayır deme hakkı, sınır ihlalleri fark etme, öz koruma ve öz savunma hakkı, yetişkinlerin çocuklarla kurdukları ilişkinin nasıl olabileceği/olamayacağı, destek talep etmenin önemi gibi konuları konuşmak/çalışmak çok önemli ve gerekli. Ancak bu konuları çocukları korkutmadan, onların hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan, cinsiyete dayalı ayrımcılık yapmadan; eşitlikçi, hak temelli, güçlendirici bir dil ve yaklaşımla ele almak gerekiyor. Kendini koru, hayır de gibi mesajlarla sorumluluğu bütünüyle çocuğa yükleyen, ahlaki ve çoğu zaman cinsiyetçi bir yaklaşımla verilen, özel bölgelerine kimse dokunamaz, böyle bir şey olursa çığlık at ve oradan kaç, güvendiğin bir yetişkine anlattan öteye gitmeyen eğitimler çocuklar açısından korkutucu ve kafa karıştırıcı. Üstelik bu mesajlar çocukların yaşamları boyunca maruz bırakıldıkları sınır ihlallerinin ve istismar biçimlerinin tümünü kapsamıyor, bu nedenle “çocukları koruma” amacıyla yapılan bu tür çalışmaların aslında “riskli” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira bu yaklaşım çocuğun dikkatini sadece belirli noktalara çekiyor, bir anlamda riskin sadece burada olduğunu söylüyor. Bu da çocuğu karşılaşabileceği diğer sınır ihlallerini normalleştirmesine, buralarda savunmasız kalmasına neden olabiliyor. Ebeveynlerin/ bakımverenlerin, eğitimcilerin, psikolojik danışmanların, sosyal çalışmacıların… öncelikle bu tür yaklaşımlardan kaçınmaları gerekiyor. 

Çalışma kapsamında çocuklar, yetişkinler, öğretmenler ve rehber öğretmenlerine yönelik olarak faaliyetler gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Çalışmalarınıza çocuklarla birebir ilişki içinde olan farklı paydaşları da dahil etmenizin nedeni nedir? Bu alanda farklı paydaşlarla çalışmanın nasıl bir önemi olduğunu düşünüyorsunuz? 

Bu sorunun cevabı bir önceki soruda gizli aslında. Çocukların haklarını bilmeleri ve sınırlarını tanımlayabilmeleri için güçlenmeleri önemli, ancak bu hakları hayata geçirmekten ve çocukların bedensel söz haklarına, sınırlarına saygı göstermekten sorumlu kişiler yetişkinler. Çocuğa yönelik cinsel istismar konusunda çalışmalar yapılırken sadece ya da çoğunlukla çocuğa yönelik faaliyetler üstünde duruluyor. Aslında çocuğun etrafındaki yetişkinlerin değişimine ve dönüşümüne ihtiyaç var. Çocukların hayır diyebilmeleri, sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmeleri oldukça kıymetli ama çoğu zaman özellikle en yakınlarındaki kişiler çocukların özel alanına ve sınırlarına müdahale ediyor, verilerin de gösterdiği üzere, çocuklar ağırlıkla en yakınlarındaki, güven ilişkisi kurdukları yetişkinler tarafından istismar ediliyor. Tüm bu nedenlerle çocuğun bakımından sorumlu yetişkinler, öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları çocuğun etrafındaki en yakın halka olarak hem çocukların hem de kendileri ile beraber diğer yetişkinlerin bu konuda bilgi ve farkındalık kazanmalarında önemli bir rol oynayabilirler. 

Çocuk kendini güvende hissetmediğinde, rahatsız edici bir durum ile karşılaştığında anlatır, kendini sözel olmasa da farklı biçimlerde ifade eder. Burada kilit rol çocuğun çevresindeki yetişkinlerde; çocuğu gözlemlemek ve dinlemek, çocuğun ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, ona destek olmak yetişkinlere ait sorumluluklar. Cinsel istismarı önleyici çalışmalarda çocukla birebir ilişki içindeki paydaşların güçlenmesine yönelik çalışmalar bu nedenle çok önemlidir. Özetle; hem çocuğu anlama, dinleme, ihtiyaç duyduğu desteği sunma konularında sorumluluklarını hatırlatmak, hem de çocukların bedensel söz hakları konusunda güçlenmelerine katkıda bulunmaları için yetişkinlerle çalışacağız.

Çocuklardan önce kendimizle, yetişkin akranlarımızla çalışmamız gerekiyor. Kendimizle, ebeveynlerle, eğitimcilerle, toplumun her kesiminden yetişkinle bu konuları konuşmadan, sadece çocuğu odağa alan bir eğitim yaklaşımı koruyucu-önleyicilikten oldukça uzak. Çocuk ve yetişkin arasında bu kadar belirgin bir güç ilişkisi varken, söz hakkı her daim yetişkindeyken, toplumda çocuklar hak sahibi özneler olarak görülmezken çocuklara hayır diyebilirsin, kimse senin sınırlarını ihlal edemez demek büyük çelişki. Çocuklar bebeklik döneminden itibaren sınırlarını çok çeşitli biçimlerde ifade ederler aslında. Bu sınırları tanımayan, sistematik olarak ihlal eden ve çocuklar için onlar adına yeni sınırlar belirleyenler çoğunlukla yetişkinlerdir. Yetişkinlerin çocuklara istedikleri zamanda ve şekilde fiziksel temasta bulunmaları, çocuk kendisini öptürmez/sevdirmezse küsmeleri ve hatta cezalandırmaları, çocukları katılmak istemedikleri sohbetlere zorlamaları, çocuklara yönelik rahatsız edici şakalar yapmaları… bu durumun örnekleridir. Listeyi uzatabiliriz elbette. Diğer yandan, içinde yaşadığımız toplumda çocuklardan, yetişkinlere koşulsuz saygı duymaları ve itaat etmeleri beklenir. Hepimiz böyle büyütüldük maalesef. Çocuklardan “söylenenleri yapmasını”, koşulsuz itaat etmesini bekleyen yetişkinlerin çocuğun karşısına geçip hayır diyebilirsin demesi çok kafa karıştırıcı değil mi? İstismarın herhangi bir biçim karşısında çocuğun hayır demediğini ya da diyemediğini düşünelim; bu durum istismar gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır değiştirmiyor. Dolayısıyla istismardan korunmak çocuğun sorumluluğu değil, hem istismar etmemek hem de istismarı önlemek yetişkinin sorumluluğu. Tüm bu nedenlerle, öncelikle yetişkinlerin çocuk algısı ve çocukla ilişkilenme pratikleri değişmeli. 

COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan tedbirler bir seneden uzun süredir hayatımızı etkiliyor ve çocuklar bu kısıtlamalardan en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldı. Çocuk hakları konusunda uzman bir ekip olarak, sizce içinde bulunduğumuz ve bundan sonraki süreçte çocukları en çok etkileyecek meseleler neler olacak?

Mart 2020’den bu yana olağanüstü bir halk sağlığı krizini atlatmaya çalışıyoruz ve evet bu krizin en çok etkilediği grupların başında çocuklar geliyor. Pandemi öncesi dönemi hatırlayalım: toplumdaki çocuk ve çocukluk algısı malum, devletin kurum ve kuruluşlarında, eğitim sisteminde, medyada, yetişkinlerde… çocuk hak temelli bir yaklaşım yerleşmiş değil, çocuk koruma politikası ve mekanizmaları işlemiyor.Mevcut tablo böyleyken pandemiyle birlikte, virüsün yayılımını kontrol altına almaya yönelik tedbirler varolan çocuk koruma risklerini artırdı, hali hazırda ülkemizde çocukların yaşadığı sorunları ve eşitsizlikleri daha da derinleştirdi, diğer yandan da yeni çocuk koruma riskleri ortaya çıkardı. 

Sürecin başından beri, bilim insanları fiziksel sağlık bakımından çocukların risk altında olmadıklarını ifade ettiler. Ancak pandemi nedeniyle okulların kapatılması, uzaktan eğitime başlanması, hareketin kısıtlanması gibi karantina işlemleri başlangıçta sağlık açısından gerekli olmakla birlikte, çocukların rutin yaşantılarını, sosyalleşmelerini, yaşları gereği ihtiyaç duydukları hareketliliği ve destek mekanizmalarını bozan etkilere sahipti. Çocukların hızla okula dönmesini sağlamak ve okulları açık tutmak üzere planlar yapılması ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi gereği gerekli iken Türkiye’de süreç maalesef tam tersi yönde işledi. 

Pandeminin başında sloganlaştırılan ve uzun süre gündemde tutulanevde kal çağrıları çocuk hakları alanında çalışan bizler için düşündürücüydü. Zira, ülkemizde bakımverenlerin büyük kısmı çocukları baskı ve şiddet içeren disiplin yöntemlerine maruz bırakıyor; şiddet uygulamayı çocuğu yetiştirmenin meşru bir yöntemi olarak görüyor. Hak ve sınır ihlalleri, ihmal, istismar ve şiddet biçimleri düşünüldüğünde; evin her çocuk için “güvenli bir alan” olmadığını biliyoruz. Çocukların haklarının, özel alanlarının, sınırlarının en çok “ev” ve “aile” içinde ihlal edildiğini de… Çocuklar evden çıkamadıklarında; öğretmenlerinden, psikolojik danışmanlarından, arkadaşlarından, güvendikleri yetişkinlerden ya da sosyal hizmetlerden uzak kaldıklarında, aile dışındaki yetişkinler/uzmanlar tarafından gözlemlenip takip edilmediklerinde neler olacağına dair yoğun endişe hissettik, hissetmeye devam ediyoruz. 

Halk sağlığı ile ilgili daha önce yaşanan acil durumlardan bildiğimiz üzere; okulların kapandığı, sosyal hizmetlerin kesintiye uğradığı ve hareketin kısıtlandığı durumlarda çocuklar daha fazla hak ihlali, kötü muamele, toplumsal cinsiyet temelli şiddet, sömürü, istismar ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor. Örneğin, 2014-2016 yılları arasında Batı Afrika’da yaşanan Ebola virüsü salgını sırasında okulların kapanması çocuk işçiliği, ihmal, cinsel istismar ve erken yaş hamileliklerinde büyük artışlara neden olmuştu. 

Veriler, pandemi koşullarıyla birlikte Türkiye’de kadına yönelik ev içi şiddetin arttığını gösteriyor. Elimizde çocuklarla ilgili net veriler yok. Pandemi koşullarında devletin çocuklar için bir acil eylem planının olmadığını da gördük. Tüm bu süreç çocukların hepsini etkilemekle birlikte bazı çocukları daha derinden etkiledi ve etkilemeye devam ediyor: Kronik hastalığı olan çocuklar, özgürlüğünden yoksun bırakılan (hapishanedeki) çocuklar, kapalı kurumlarda kalan çocuklar, yoksulluk yaşayan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar, çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, yerinden edilmiş (sığınmacı, mülteci) çocuklar, özel gereksinimi olan; özel bakım ve eğitime ihtiyaç duyan çocuklar, engelli çocuklar, kız çocukları, toplumsal cinsiyet normlarının ötesindeki çocuklar, pandemi nedeniyle ebeveynlerinin geliri düşen ya da tamamen kesilen çocuklar, ebeveynleri sağlık personeli olan çocuklar, ebeveynleri COVID-19 nedeniyle yatarak tedavi gören ya da vefat eden çocuklar… 

Diğer yandan, evde kalmak zorunda olan milyonlarca çocuktan internete ve cihaza erişim imkanı olanlar; sosyalleşmenin, eğlenmenin, oyun ihtiyacını karşılamanın ve dış dünyaya erişmenin bir yolu olarak dijital teknolojileri daha fazla kullanmaya başladı. Çocukların dijital alan kullanımın arttığı bu dönemde onları çevrimiçi ortamlardaki risklerden koruma noktasında yapılması gerekenler de “çocukların iyi ve güvende hissetme hakkı” kapsamında gündemimizde olmalı. İnternete erişim imkanı olan çocukların istismara ve şiddete maruz kalmaması için önlemler almak sorumluluğumuz. 

Bundan sonra başka pandemiler yaşamayacağımızın garantisi yok. Devletin, böyle zamanlarda artan çocuk koruma ihtiyacına yönelik çalışmalar yapması, acil eylem planları hazırlaması şart.

 

Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği ile Çocuğun Sesi Ortaklık Ağı Projesini Konuştuk

By | Çocuk Fonu

2008 yılından beri engelli bireylerin karşılaştığı hak ihlallerinin giderilmesi üzerine çalışmalar yapan Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği (TOHAD), bu çerçevede 2015 yılından beri engelli çocuklarının sorunlarını görünür kılmak ve engelli çocukların katılım hakkını desteklemek amacıyla faaliyetler yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Çocuk Fonu’nun 2021 döneminde TOHAD, Çocuğun Sesi Ortaklık Ağı – Çocuk Bakışıyla İnsan Hakları projesini hayata geçirecek. TOHAD proje kapsamında en az %30’u engelli ve dezavantajlı gruplardan oluşacak 30 çocuk ile Boğaziçi Üniversitesi’nde 5 gün sürecek 2 ayrı kış okulu düzenleyecek. Kış okulu kapsamında düzenlenecek atölyelerde buluşacak olan çocuklar yaratıcı drama ve felsefe gibi eğitimlerin yanı sıra ev, sokak ve mahalle gibi çevrelerde yaşadıkları sorunları ve güncel insan hakları konularını tartışacak. Projenin ikinci ayağında ise atölyeye katılan çocuklar en az 6 farklı okulu ziyaret ederek, edindikleri bilgi ve deneyimleri akranlarına aktaracak.

TOHAD Yönetim Kurulu üyesi İdil Seda Ak ile yaptığımız röportajda, Türkiye’de engelli çocukların ve bakımverenlerinin karşılaştıkları zorlukları, Engelliler için Dilekçe internet sitesi üzerinden sağladıkları hizmetleri ve proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları konuştuk.

Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği, Çocuk Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

TOHAD kurulduğu 2008 yılından bugüne engelli bireylerin hak ihlalleri üzerine çalışmalar yürütüyor. 2015 yılından bu yana ise çocuklar özelinde de çalışmalar yürütmekte. Bu bağlamda engelli çocuklarının sorunlarını görünür kılmak ve engelli çocukların katılım hakkını desteklemek için çalışmalar yapıyoruz.

TOHAD, alanda çalışan sivil toplum örgütlerine (engellik, çocuk, kadın, mültecilik vb.) engelli hakları üzerine eğitimler veriyor, gençlere yönelik ayrımcılık ve engelli hakları özelinde sivil toplum akademisi düzenliyor, engelli hakları (eğitim, sağlık, erişilebilirlik, istihdam, rehabilitasyon/habilitasyon ve şiddet) üzerine izleme ve raporlama çalışmaları yürütüyor, hak ihlallerine yönelik idari ve hukuki başvuru süreçlerini yürütüyor. 2016 yılında Engelli Çocuk Hakları Ağı’nı (EÇHA) kuran kurucu üyelerden biri olan TOHAD, aynı zamanda EÇHA kapsamında engelli çocuk öz savunucu grubunun kurulmasını sağlayarak çocukların hakları bakımından güçlenmesi için çalışmalar yapıyor. TOHAD ayrıca, 2016 yılından itibaren Çocuğa Karşı Şiddeti Önleme Ortaklık Ağı yönetim kurulu üyesi. Bu ağ içerisindeki STK’ların engelli hakları ve engelli çocuklara yönelik şiddet konularında bilgilenmelerine destek oluyor.

Yakın zamanda 2020 Engelli Hakları İzleme Raporunu yayınladınız. Raporun içeriğinden bahsedebilir misiniz? Türkiye’de engelli çocukların ve bakım verenlerinin en sık karşılaştığı zorluklar neler? Bu zorluklar ile mücadelede STK’ların ve kamu kurumlarının rolü nedir? 

Hrant Dink Vakfı’nın desteği ile yürüttüğümüz 2020 tarihli Engelli Hakları İzleme Çalışması kapsamında, engellilerin maruz kaldığı fiziksel-cinsel şiddet, kötü muamele ve istismar olaylarının yanı sıra, engellilerin bağımsız yaşam, toplum yaşamına dâhil olma ve sosyal korunma haklarından ne derece yararlandıkları ve kendilerine sağlanan hizmetlerin kalite ve yaygınlığı araştırıldı. Engelli bireyler her ne kadar yasalar önünde eşit olarak görülse de fiili duruma bakıldığında hayatın pek çok alanında ayrımcılığın ve kendilerini hayata katılımdan mahrum bırakan eksikliklerin var olduğunu görmekteyiz. Fiziksel-cinsel şiddetten mevzuatın eksik yönlerine ve uygulanmasındaki sıkıntılara, kişisel hareketlilik ve rehabilitasyon haklarına kadar yaşam standartlarının kötü etkilendiğini araştırmamızda gördük. Hem devlet hem de toplum nezdindeki sağlamcı bakış açısının da sorunların temelini oluşturduğu araştırmamızın önemli bulgularından birisi. Türkiye’deki kurum ve kuruluşların, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ’nin ve 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun hükümlerinin bir gereği olarak engelli bireyleri bir hak öznesi olarak benimsemesi sağlanmalı. Bu amaca ulaşmak, konuyu ana akımlaştırmak, sorunları sahiplenmek ve farkındalığı artırmak için sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve kamu kurumlarının çalışmaları mevcut olmakla birlikte, hak öznesi olma bilincini geliştirmek için daha fazla işbirliğine ihtiyaç duyuyoruz. 

Engelli Hakları Savunuculuk Bilgilendirme Modül projesi kapsamında Engelliler İçin Dilekçe internet sitesini hayata geçirdiniz. Bu internet sitesinin kapsamından ve engelli bireylere sağladığı desteklerden bahseder misiniz? 

Engelli Hakları Savunuculuk Bilgilendirme Modül projesi, engelliler konusunda faaliyet gösteren STK’lara ve hak mağduriyeti yaşayan engellilere haklara nasıl erişebilecekleri konusunda bilgilendirme olanağı sağlayan, internet ortamında yarı interaktif bir internet sayfası projesi. Bu proje, söz konusu özelliği ile alanında bir ilk niteliğinde. Engelli hakları, engellilere yönelik ayrımcılık kavramı gibi temel bilgiler ve engelli hakları mevzuatına erişim yöntemleri, engellilerin haklarının kazanımı için STK’ların kullanacağı savunuculuk yöntemleri, bu yöntemlerin kullanılmasındaki koşul, usül ve takip yöntemleri sitemizde yer alıyor. İnternet sayfasında savunuculuk, bilgi edinme ve idari başvuruları, kamu denetçiliği kurumuna başvuru, idare mahkemelerine başvuru ve (özellikle ayrımcılık başta gelmek üzere) kamu suçlarında savcılığa başvuru yöntemleri ele alınıyor.

Vakfımızın sağladığı  hibe desteği Çocuğun Sesi Ortaklık Ağı projesini hayata geçireceksiniz. Bu proje fikri nasıl ortaya çıktı? Proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

​Projemiz, TOHAD ve Boğaziçi Üniversitesi ekibi ile 5 aylık bir süre için planlandı. Ekip üyelerimiz Zeynep Erdiller Yatmaz, Seran Demiral, İdil Seda Ak, Ersoy Erdemir ve Serpil Açıkalın. Projemiz üç aşamadan oluşuyor, bunlar:

  1. Çocuk alanında çalışan STK’lar ve kamu kurumları ile görüşerek onlarla temasta olan çocuklarla iletişime geçmek ve bu çocuklarla hak odaklı görüşmeler yapmak. Bu çalışmanın amacı çocuk hakları denildiğinde çocukların aklına gelenleri öğrenmek, onların bu konudaki gündemini anlamak ve bir sonraki aşamada düzenleyeceğimiz kış okulunun içeriğini belirleyebilmek. 
  2. İkinci aşamada 7-16 yaş grubuna giren ortalama 30 çocuğun katılımcı bir perspektifle iki ayrı grup halinde belirleyeceğimiz mekanda kış okuluna katılması hedefleniyor. Proje kapsamında en az %30 oranında engelli veya mülteci çocukların da dahil edilmesi planlanıyor. Kış okulu dahilinde hem öğrenme hem de tartışma zemininde buluşan çocuklar, yaratıcı drama ve felsefe gibi eğitimlerin yanı sıra düzenlenecek atölye oturumlarında ev, sokak ve mahalle gibi çevrelerde yaşadıkları sorunları ve güncel insan hakları konularını tartışacaklar. 
  3. Projenin üçüncü aşamasında; kış okuluna katılan çocuklar, bu yoğun etkileşim süreci sonunda öğrendiklerini, bilgi ve deneyimlerini diğer okullarda yayma faaliyetleri yürütecekler. Böylece projenin daha geniş çocuk çevrelerine ulaşmasını sağlayacaklar. Bu öğrenilen ve paylaşılan deneyimler, farklı okullar ile kurulan bağlantılarla diğer öğrencilere bizzat çocuklar tarafından aktarılacak. Hazırlanan videoların sosyal medya platformlarından da paylaşılarak bu alanda toplumsal farkındalığın artırılması  planlanıyor. 

Bu proje, 2020 senesinde Boğaziçi Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen ve çocuk katılımının ve hak temelli savunuculuğun somut anlamda hayata geçirilmesini hedefleyen projenin daha kapsamlı bir hale getirilmesi, sürdürülebilirliğinin ve yaygınlaştırılmasının sağlanması amacıyla  ortaya çıktı. Burada öncelikli hedefimiz, “çocuktan çocuğa” bir ortaklık ağının oluşturulması, farklı çocukluk deneyimleri ışığında çocuk haklarının güncel hayattaki karşılığının paylaşılması ve çocukların hayatlarıyla ilgili söz hakkı olan öznelere dönüşümünün desteklenmesi. Aslında projemizin ilhamı yine çocukların talebine dayanıyor. 2018 Aralık ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen Çocuğun İnsan Hakları etkinliği esnasında katılımcı çocukların çocukluk meselesinde “neden hep yetişkinlerin konuştuğunu” sorgulaması ve “başka çocuklarla” iletişim kurmak, onların deneyiminden yararlanmak arzusunu dile getirmeleri neticesinde, çocuk hakları ve çocukların katılım hakkı konusunda sürekliliği olan ve yaygınlaştırılmasının kıymetli olduğu bir çalışma hazırlamamız gerektiğine karar verip, bu yola koyulduk. Şimdiyse hak temelli atölyeler, ilgili konularda eleştirel düşünmeyi destekleyici uygulamalar, çocukların yaratıcılığıyla şekillenecek ve onların yaratıcılığını ortaya çıkaran etkinlikler ile bu çalışmaları genişletmeyi amaçlıyoruz.

Proje kapsamında öncelikle STK’lar aracılığıyla farklı semtlerden, engelli ve mülteci grupları kapsayacak şekilde bir planlamayla çeşitli çocuklara ulaşarak; onların arzularını, meselelerini ve ilgi duydukları konular bağlamındaki düşüncelerini öğrenmek niyetindeyiz. Ardından çocukların taleplerine ve yaratıcılıklarına bağlı olarak, onlarla birlikte düzenleyeceğimiz Kış Okulu faaliyeti için etkinlik içerikleri hazırlayacağız. Bu aşamada yaratıcı drama, çocuklarla felsefe gibi branşlarda uzmanlığı olan yetişkin ekibimiz çocuklarla birlikte içerik geliştirecek ve nihayetinde iki farklı yaş grubuyla Kış Okulu düzenleyecek. Sonraki aşamada ise çocukların liderliğinde çocuk katılımının yaygınlaşması için çocukların okul ve diğer çeşitli kurumlarda atölyeler gerçekleştirmesi, kendi seçtikleri araçlar ve uygun buldukları yöntemlerle başka çocuklarla iletişime geçerek Kış Okulu’nda çocuk haklarının güncel hayatta karşılık bulması ve hak temelli savunuculuk konularında edindikleri deneyimleri paylaşmalarını desteklemek hedefleniyor.

Projenin daha geniş çocuk çevrelerine ulaşması amacıyla eğitimlere katılan çocuklar, bu süreçte edindikleri bilgileri farklı okullardan ve kurumlardan çocuklarla paylaşacak. Projenin yaygınlaştırılması için bu yöntemi tercih etme nedeniniz nedir? Bu yöntemin nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz? 

Çocuk katılımının öznesinin bizzat çocuk olması çok önemli. Bizim bu ortaklık ağının kurulmasındaki rolümüz kolaylaştırıcılık, sorumluluğumuz ise çocuğun üstün yararının sağlanması için elimizdeki araçların kullanımı. Biz projenin başlangıcından sonuna kadar çocuklarla birlikte yürütücülük faaliyetimize devam edeceğiz fakat çocukların kendi haklarını birbirleriyle konuşmalarını sağlamak  esas amacımız. Dolayısıyla projenin yaygınlaştırma aşamasını tamamen çocuk liderliğine, onların inisiyatifine bırakmak istedik. Kış Okuluna katılacak 30 çocuğun çocuk hakları konusundaki bilgi ve deneyimlerine dair farkındalık kazanmalarının yanı sıra, kendine güven ve inisiyatif alma gibi alanlarda belirgin değişimler göstermesini bekliyoruz. Çocukların aktif uygulayıcılar olmasının ve çocuk katılımı konusunda etkin bireylere dönüşümlerinin ancak bu şekilde mümkün olacağı düşüncesindeyiz. Projenin dolaylı faydalanıcısı olacak çocuklarda, yani Kış Okulu’na katılan 30 çocuğun deneyimlerini paylaşmak amacıyla ulaşacağı, yaygınlaştıracağı diğer çocuklarda ise çocuk hakları konusunda bilgi ve farkındalık alanlarında değişim bekliyoruz. Çocuk haklarının insan hakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve çocuk haklarının kendi hayatlarındaki somut yansımalarını görmeleri ve ayrıca bu konuda talepkâr olmaları konusunda cesaretlendirilmeleri projenin bu grup için amaçladığı değişimler arasında yer alıyor. Böylece ilerleyen senelerde çocuklar arası bir iletişim ve güçlendirme ağı üretme olanağından  söz etmek mümkün olacak. Çocuklar yaşları büyüdükçe bu ağda sorumluluk alabilir, kendilerinden daha küçük çocuklara deneyimlerini aktarabilir ve çocuktan çocuğa bir ağın inşası bu sayede gerçekleştirilebilir.

 

Yuva Derneği İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi Projesine Başlıyor

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Yuva Derneği, yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek, çevreyle ilgili farkındalıklarını artırmak ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürütüyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Yuva Derneği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve müdahale yöntemleri hakkında toplumun farkındalığını artıracak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayacak çalışmalar yapacak. Dernek bu kapsamda, farklı sosyo-ekonomik ve demografik özelliklere sahip 18 yaş üstü 960 kişiye yönelik olarak İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri düzenleyecek.

Yuva Derneği Proje Koordinatörü Özge Sönmez ile yaptığımız röportajda; proje kapsamında yürütecekleri çalışmalar, derneğin çevre farkındalığı alanında yürüttüğü faaliyetler, iklim krizi ile mücadelede toplumsal farkındalığı artırmanın önemi ve Paris iİklim Antlaşması hakkında konuştuk. 

Vakfımızı takip edenler Yuva Derneği’nin  yetişkinlerin ve gençlerin okul dışı eğitimlerini ve yaşam boyu öğrenme yoluyla gelişimlerini desteklemek ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak amacıyla çalışmalar yürüttüğünü biliyor. Bu çalışmalarla beraber çevre farkındalığı alanında da çeşitli faaliyetler yürütüyorsunuz. Çevre farkındalığı nedir? Yuva Derneği bu alanda ne tür çalışmalar yapıyor?

Bugün gezegenimizin karşı karşıya olduğu iklim değişikliği, hava ve su kirliliği, doğal kaynakların aşırı tüketimi, biyolojik çeşitliliğin azalaması gibi tehditler gezegenimizin sürdürülebilirliğini ve gelecek nesillerin yaşamını tehlikeye atıyor. Gezegenimizin geleceği, doğa ve insan ilişkilerine eleştirel bakabilen, bu sorunların çözümüne yönelik fikirler geliştirebilen, araştıran, bu çerçevede sorumlu davranış ve anlayış sergileyebilen çevre farkındalığına sahip, küresel okuryazar bireylerin artmasına bağlı. 

YUVA, 2010 yılından bu yana bu hedefle yetişkin eğitimleri düzenliyor ve kampanyalar yürütüyor. Şu anda Türkiye ve Avrupa’da çevre eğitimi alanında çalışan veya çalışmak isteyen 54 kurumdan oluşan bir ağın koordinasyonunu yürütüyor. Bu kurumlara kapasite desteği veriyoruz ve ülke genelinde sivil yurttaşlara, öğretmenlere, öğrencilere yönelik Ekoloji ve İklim eğitimleri gerçekleştiriyoruz. Yine iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında Termiksiz Gelecek isimli kömürlü termik santrallere karşı tüm canlılar için yaşam hakkını savunmayı amaçlayan çalışmalar yürütüyoruz. Yerel mücadelelerin deneyim ve bilgi paylaşımı yoluyla desteklenmesini sağlayarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. İklim değişikliği üzerine Türkiye ve Avrupa arasında değişim programı yürütüyor ve iyi örnek oluşturabilecek uygulamaların Türkiye’ye gelmesi için çalışmalar yürütüyoruz. 

Hibe desteğimizle İklim ve Doğa Okuryazarlığı Eğitimi projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Tüm Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkilerini gözlemliyoruz ve gelecek dönemlerde bu artarak devam edecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli  (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC)Türkiye’nin yakın gelecekte git gide daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koyuyor. IPCC’nin verileri, sanayi devrimi öncesi seviyelere göre gerçekleşecek yıllık ortalama 2°C’lik bir sıcaklık artışının, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, su kaynaklarının azalması, kuraklık ve çölleşme, biyolojik çeşitlilik kaybı, tarımsal verim kaybı, ve orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artışa sebep olacağına işaret ediyor. Temmuz 2021’de Türkiye’nin farklı illerinde ortaya çıkan ve 178 bin hektar orman alanının yok olmasına sebep olan 100’den fazla orman yangınında da iklim değişikliği önemli bir etken olmuştur. Biz de projemizle iklim değişikliği, iklim değişikliğinden kaynaklanan doğal afetler ve bu afetlere yönelik tedbir ve mücadele yöntemleri hakkında İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimleri geliştireceğiz. Bu eğitimler aracılığıyla toplumun farkındalığını artırarak ve çevre dostu alışkanlıkların yer etmesini sağlayarak hem Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının azaltılmasına hem de iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. 

Projenin çarpan etkisini arttırmak amacıyla proje faydacılarının yerel toplum liderleri olarak kabul edilen muhtarlar, imamlar, öğretmenler vs. olmasına öncelik vereceksiniz. Bu yaklaşımın nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz ?

İklim değişikliğinin herkesin, hepimizin meselesi olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle projemizde Muğla ve Antalya illerinde ikamet eden 18 yaş üstü farklı etnik, sosyal ve politik gruplardan, her iş kolundan, her sosyo-ekonomik kategoriden ve her eğitim seviyesinden genç ve yetişkin yurttaşları İklim ve Doğa Okuryazarlığı eğitimlerimizle bir araya getirmemiz gerekiyor. Bunun bir yolunun da yerel toplum liderleriyle çalışmak olduğunu düşünüyoruz. Muhtarlar, imamlar, öğretmenler mesleki yaşamlarında ve mesleki yaşamlarının getirisi olarak özel yaşamlarında toplum içerisinde sözünü söyleyebilen ve dinlenen kişiler. Öncelikli hedefimiz yerel toplum liderlerine ve onlar aracılığıyla toplumun her kesiminden genç ve yetişkine ulaşabilmek. Böylece iklim değişikliği ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunu toplumun yalnızca bir kesiminin değil, her kesiminin gündemine almasını sağlamayı hedefliyoruz. 

İklim değişikliğiyle mücadelede toplumsal farkındalık ve eğitimin büyük bir öneme sahip olduğu söylenebilir. İklim okuryazarlığı eğitimleri veren bir kurum olarak toplumun iklim krizinin nedenlerine ve bu krizle mücadele yöntemlerine ne kadar hakim olduğunu düşünüyorsunuz? Bu bilinci arttırmak için ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Türkiye’de yapılan araştırmalar toplumun artık İklim değişikliğinin insan sonucu olduğunu kabul ettiğini ve aşırı hava olaylarının arttığını ve bunları iklim değişikliğiyle ilişkilendirdiğini gösteriyor. Ne yapılabileceği ve bunları bireyler olarak günlük yaşamlarımıza nasıl katacağımız ise öğrenmemiz gereken şey, geliştirmemiz gereken beceri. Bu nedenle şu anda ihtiyacımız olan şeyler yalnızca bilgiyi yayan değil, aynı zamanda çözüm önerilerini de gösteren ve çevre dostu yaşamlar sürmeye teşvik eden çalışmalar. Elimizi taşın altına nasıl koyabileceğimizi anlatan, örnek oluşturan, teşvik ve dahil eden çalışmalara ihtiyacımız var. Gezegenimizi iyileştirmek adına davranışlarımızın sorumluluğunu almamızı sağlayacak, bizi aktif bireyler haline getirecek ve bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatacak çalışmaları yaygınlaştırmalıyız. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi yakın zamanda Paris İklim Anlaşması’nı onayladı. Paris Anlaşması’nın iklim değişikliğine karşı verilen mücadelenin küreselleşmesi sağladığı söylenebilir. Bu anlaşma ile beraber Türkiye’de bizi ne tür değişiklikler bekliyor?

Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ile beraber Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2053 yılında karbon nötr bir ülke olacağımıza ilişkin koyduğu hedefin Türkiye’nin fosil yakıtlardan temiz enerjiye ve enerjinin etkin kullanılmasına geçişini ana akımlaştırdığı söylenebilir. Artık kömürlü termik santrallerin kapatılıp kapatılmayacağını değil ne zaman kapatılacağını veya içten yanmalı motorlarla çalışan araçların ne zaman trafikten kaldırılacağını konuşuyoruz. Bu değişimin nasıl adil ve yeşil bir dönüşüm olabileceğini, etkilenecek grupların nasıl desteklenebileceğini tartışıyoruz, araştırıyoruz, yakında planlama aşamasına geçmemiz gerekecek. Yirmi yıl içinde evlerimizdeki ısınma sistemlerinin ve sokaklardaki araçların tümünün elektrikli hale geldiği, şehirlerimizde hava kirliliği ve gürültünün olmadığı günleri göreceğiz.

 

Bilim Kahramanları Derneği Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesinin 4. Fazına Başladı

By | Çocuk Fonu

Bilim Kahramanları Derneği (Bilim Kahramanları), bilimsel düşünce ve bilimsel farkındalığın toplumun her kesiminde yayılması ve teşvik edilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor, çocukların ve gençlerin erken yaşta bilimle buluşmalarını sağlıyor. Çoçuk Fonu’nun 2021 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanıyla hibe desteği sağladığımız Bilim Kahramanları, uluslararası bir program olan Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor (FIRST LEGO League Jr) kapsamında Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 4. dönemini hayata geçirecek. Projenin bu fazında dernek, kız çocuklarının bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik becerileri (STEM) kazanması; kodlama, proje geliştirme, takım çalışması, sunum yapma gibi alanlarda deneyim elde etmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalıklarının arttırılması için faaliyetler yürütecek. 

Bilim Kahramanları Derneği Proje Koordinatörü Özlem Özel ile yaptığımız röportajda; Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 4. fazında gerçekleştirecekleri faaliyetleri, projenin sürdürülebilirliğinin  önemini ve beraber çalıştıkları kız çocuklarının yaşadığı dönüşümü konuştuk. 

Yapılan çalışmaların devamlılığını sağlayabilmenin ve etkisini arttırmanın STK’lar açısından oldukça önemli bir ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Bilim Kahramanları olarak Vakfımızın desteğiyle 2018 yılından beri devam ettirdiğiniz Kızlar Bilimle Buluşuyor projesi bu anlamda sürdürülebilirlik açısından önemli bir örnek. Bu süreçteki deneyimlerinizden de yola çıkarak projeye uzun dönem devam edebilmenin katkılarını ve bu devamlılığı sağlamak için faydalanıcılar ve destekçilerle kurduğunuz ilişkinin öne çıkan noktalarını paylaşır mısınız?

Bilim Kahramanları Derneği olarak Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın Çocuk Fonu ile desteklenen Kızlar Bilimle Buluşuyor projemizle 3 yıldır Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan ve devlet okullarında eğitim gören kız çocuklarını STEM uygulamaları ile buluşturuyoruz. Fon desteği ile 3 yılda toplam 20 şehirden 52 takıma, 309 çocuğa ve 100 öğretmene ulaştık.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projemizi ilk kez 2018 yılında hayata geçirdik. Proje ile kız çocuklarının Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor adıyla yürüttüğümüz FIRST LEGO League Explore programına katılmasını destekliyoruz. Projenin ilk fazında 12 kız takımını destekledik. Projenin 2. fazında, 20 takım desteğinin yanı sıra, Bahçeşehir Üniversitesi BAUSTEM Merkezi işbirliğinde öğretmen ve öğrenci görüşmeleri ve ölçek uygulaması  ile etki raporu hazırladık. Etki raporunun sonuçlarına göre, öğrenciler STEM alanlarına ilgileri başta olmak üzere STEM kimliği, STEM anlayışları ve STEM kariyerlerine olan ilgilerini geliştirme imkanı buldular. Öğretmenler ise aldıkları eğitimlerden sonra sınıf yönetimine daha az zaman harcadıklarını ve özellikle programla ilişkilendirilebilecek uygulamaları daha çok gerçekleştirdiklerini belirttiler.

2. fazda takım çıkartan devlet okullarının %50’sinin projenin 3. fazında da devamlılık gösterdiği ve verilerin toplandığı koç ve danışmanların %55’nin aynı kişilerden oluştuğunu gördük. Böylece, projemizin 3. fazının desteklenmesi ile katılımcı devlet okullarının sürdürülebilirliği güçlendirilmiş oldu. İlk başvurularında temel malzemeleri fonlanan devlet okullarının, gelecek yıllarda yaptıkları başvurularda giderlerinin azalması, desteklenme oranlarını yani katılım devamlılığını arttırdı.

Projenin 3. fazında daha önceki fazlarda yer alan öğretmenlerden de aldığımız geri bildirimler sonrasında, projeye öğretmen eğitimi ekledik. Takım koçlarına (öğretmenlere) yönelik proje detaylarına, programın uygulama süreçlerine, programın kazanımlarına ve  genel süreçlere ilişkin bilgilendirme toplantısı, takım koç ve danışmanlarının alandaki yetkinliklerini ve farkındalıklarını arttırmaya yönelik robotik, kodlama, proje yönetimi, STEM uygulamaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konulu katılımcı metotlar içeren çevrimiçi eğitimler düzenledik.

STEM uygulamalarının yaygınlaştırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi ve eğitimle değişimin gerçekleşebilmesi için sürdürülebilirliğin çok önemli olduğunun farkındayız. Bu sebeple her yeni başvurumuzda kapasitemizi genişletmeye ve kazandığımız tecrübeler ile uygulamalarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Amacımız daha fazla kız çocuğuna, daha etkili şekilde erişebilmek. Bu amaç doğrultusunda, yıllar içerisinde projemizin içeriklerini geliştirdik, öğretmen eğitimleri ekledik, nitel ve nicel yöntemler kullanarak projemizin etkisini ölçüp, raporladık. Her yıl benzer devlet okullarının ya da koçlarının başvurusu ile bilimsel farkındalık konusunda tecrübe kazanan ve tecrübe kazandıkça daha etkili eğitimler veren öğretmenlerimizi desteklemeye ve projemizin etkisini artırmaya çalışıyoruz. 

Projenin 4. fazına başvurmamızın en önemli sebebi; önceki yıllarda  ortaya çıkan etkinin sürdürülebilirliğini sağlamak oldu. Devamlılığı sağlarken uyguladığımız adımların esas amaçları, daha fazla kız takımını bilim ve mühendislik alanları ile ilgilenmeleri konusunda teşvik etmek, fırsat eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin savunuculuğunu devam ettirmek. Aynı zamanda, sahada edindiğimiz tecrübeler ile projemize kız takımı eğitimleri, STEM seti hazırlığı ve dağıtımı ile görünürlüğün, bilinirliğin arttırılması adına dijital gazete hazırlanması gibi adımlar ekleyerek projenin çocuklar üzerindeki etkisini ve  niteliğini artırmayı hedefliyoruz..

Bilim Kahramanları Derneği olarak yürüttüğümüz uluslararası ve ulusal proje ve programlarda devlet okullarını destekliyoruz. %30’luk bir payı desteklediğimiz devlet okullarına ayırıyoruz. Bu sayede fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tahmin edebileceğiniz üzere kız takımlarının STEM kariyerlerine ilgi duymaları, dijital becerilerini geliştirmeleri ve geleceğin liderleri arasında yer alabilmeleri sürdürülebilir projelerle mümkün kılınabiliyor. Bu sebeple Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin yeri bizim için çok ayrı.

Her yılın sonunda proje kapsamında bir araya geldiğimiz kız çocuklarının ve takım koçlarının geri bildirimleri ve hikayelerini siz değerli bağışçılarımız ve dernek iletişim ağımız ile paylaşarak projenin görünürlüğünü arttırmaya ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Yarattığımız etkiyi çoğaltmaya dair gayretimizi görüp, bu yolculukta yıllardır bizimle birlikte yürümeniz gerçekten çok kıymetli. 4. yılımızda, daha fazla kız çocuğuna ulaşma, eğitimde fırsat eşitliğini destekleme ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlama fırsatını bize sağladığınız için   Sivil Toplum için Destek Vakfı’na, Turkey Mozaik Foundation’a ve tüm  bağışçılarına çok teşekkür ediyoruz.

Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin önceki dönemlerini de göz önüne aldığınızda; desteklediğiniz takımlardaki kız çocukları, STEM kavramı ve bu alana dahil olan meslek grupları hakkında ne kadar bilgiye sahipti? Geçmiş dönem çalışmalarınıza baktığınızda beraber çalışma yürüttüğünüz kız çocuklarının bu anlamda nasıl bir dönüşüm yaşadığını gözlemliyorsunuz?

Her sezon tamamlandıktan sonra programa katılan kız takımlarından aldığımız geri bildirimlerde, yapılan desteğin sağladığı değişim etkisini ve bu etkinin kızlar üzerindeki değerini görme fırsatını yakaladık. Aynı zamanda projenin 2. fazı sonrasında Bahçeşehir Üniversitesi BAUSTEM Merkezi’nin desteği ile hazırlanan etki raporunda, yapılan ön ve son testler kıyaslandığında kız çocuklarının bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarındaki kariyer olanaklarına olan ilgilerinin %6-%34 oranlarında artış gösterdiğini gördük. 

2. faz sonunda takım koçları ile iletişime geçerek, proje süresince edindikleri kazanımları, projeden memnuniyetleri ve deneyimlerini öğrenmek amacıyla takım üyelerinden ve kendilerinden geri bildirimler talep ettik. Geri bildirimler yazılı (teşekkür mektubu ve geri bildirim mektubu), görsel (video ve fotoğraf) ve farklı iletişim araçlarıyla (blog yazısı ve yerel haber sitelerinde çıkan demeçler) bizlere ulaştı. Bu bildirimler baz alınarak, kız çocuklarının kendilerine güvenlerinin arttığı, pes etmediklerinde başarıya ulaştıklarını gördükleri, ekip çalışmasından keyif aldıkları ve gelecek hayallerinin mühendislik ve pozitif bilim alanlarına yönelmek olduğunu açıkça gördük. Sezon teması kapsamında çevrelerine karşı daha duyarlı oldukları ve yaşamlarının ilerleyen kısımlarında engellilik alanında (sezon teması kapsamında) çalışmak istediklerini belirten takım üyeleri vardı. Geri bildirimler doğrultusunda, takım koç ve danışmanları ile idari kadro yetkilileri, çocukların gelişim gösterdiklerini, dahil oldukları süreçten birçok şey öğrendiklerini ve hayallerinin değiştiğini belirttiler.

Kız çocuklarının gelişimlerine olan inançlarının ve öz güvenlerinin arttığı ve STEM alanında, doğuştan gelen özelliklerin başarıları konusundaki belirleyiciliğine olan inançlarının azaldığı sonucuna hem kız çocuklarının geri bildirimlerden, hem etki raporu sonuçlarından hem de kendi deneyimlerimiz üzerinden ulaştık.

3. faz sonunda, kız çocuklarının ve  bir takım koçunun geri bildirimlerini sizlerle paylaşmayı çok isterim:

Sakarya’dan projeye katılım sağlayan bir kız çocuğu ‘’Festivale hazırlık sürecinde arkadaşlarımla beraber yeni bir şeyler yapmak, LEGO parçalarıyla hayal ettiğimiz parkı düzenlemek çok güzeldi. Bazen yaptıklarımız olmadı ve biz üzüldük. Ama yeniden yaptık. Bazen yaptığımız parçalar dağıldı. Her şeyi bozup yeniden yaptık. Ve sonunda başardık. Sunumlarımıza günlerce çalıştık. Annem ve babam da çok heyecanlıydı. İkisi de sunumumu ezberledi.‘’ diyerek yaşadığı süreci anlattı.

Kastamonu’dan programa katılan bir diğer kız çocuğu ‘’Bilim Harikaları takımının bir üyesiyim. Engelliler için yaptığımız bu proje bana çok iyi geldi. Büyüyünce mucit ya da bilim insanı olmayı düşünüyorum. Engelliler için bir yerler yapmayı düşünüyorum.’’ diyerek hayallerindeki değişimi paylaştı. 

Sakarya’dan bir kız çocuğu ise ‘’Köy okulu öğrencileri olarak bu çok gurur verici bir başarıydı.‘’ diyerek duygularını paylaştı.

İzmir’den takım koçu çocukların ve kendi deneyimini bizlerle şu şekilde paylaştı:Tamamı kızlardan oluşan bir takımla çalışmak gerçekten güzel bir deneyim. Haftalar ilerledikçe öğrencilerdeki değişimi gözlemledim. İlk başlarda yapmam diyen öğrenciler zamanla çok güzel ürünler çıkardı. Kendilerine güvenleri geldi. Her gün ne zaman çalışma yapacağız, Robotik-Kodlama yapacağız diye sorular artarak devam etti. Öğrenciler çalışmalara hevesle geliyor, LEGO’larla bir şeyler tasarlayınca mutlu oluyorlardı. Özellikle mühendislik defterine çizim yapmayı çok seviyorlar ve daha sonra LEGO’larla hayallerindeki tasarımı gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu öğrencilerin hayal gücünün gelişmesine katkı sağlıyor. Ayrıca takım çalışması birbirlerinin ufuklarını açıyor. Herkes tasarımı bir tık daha üst noktaya taşıyor. Özellikle festival günü çok farklı oluyor. Birilerinin  karşında konuşmak, yaptıklarını anlatmak onları çok mutlu ediyor. Başkalarından takdir görmek sonraki çalışmalar için onlara en büyük destek. Aslında bu süreç iletişim, takım çalışması, özgüven, yaratıcılık ve kodlama becerilerinin gelişmesine çok büyük katkı sağlıyor. Öğrencilerin meslek tercihlerinde büyük değişimler oldu. 2. sınıf olan öğrencilerimden biri büyünce mucit olmak istiyorum diyerek süreçlerini aktardı.”

Son olarak, 2. fazın sonunda hazırlamış olduğumuz Etki Raporu’nu incelemek için internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Vakfımızın sağladığı hibe desteği ile Kızlar Bilimle Buluşuyor projesinin 4. dönemini hayata geçireceksiniz. Projenin bu döneminde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Kızlar Bilimle Buluşuyor Projesinin 4. fazı ile şimdiye kadar oluşturduğumuz tüm etkinin sürdürülebilirliğini sağlamanın yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği temalı kız takımı eğitimleri, kız çocuklarına aynı temada (toplumsal cinsiyet eşitliği ve STEM temalı) malzeme seti hazırlığı ve dağıtımı, görünürlüğün ve bilinirliğin arttırılması için dijital gazete hazırlanması ve ölçme – değerlendirme çalışmaları için etki raporu hazırlanması gibi hedeflerimizi gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

Öncelikle 20 kız takımının programa katılımı destekleyeceğiz. Takım koç ve danışmanlarını programın uygulama süreçleri, çocukların tarafındaki kazanımlar ve süreçlere dair   bilgilendireceğiz. Sezon temasına uygun keşif setlerinin gönderimini sağlayacağız. Daha önceki fazlarda takımlar için alınan tabletler ve robot setlerini de düzenleyerek, eksikleri tamamlayıp takımlara iletileceğiz. 

Bu senenin teması “CARGO CONNECT” olacak. Türkçe’de “Bir Kargonun Yolculuğu” olarak çocuklarla buluşturduğumuz Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor programında kız takımları lojistik ve taşımacılık üzerine araştırmalar yapacak; kargoların nasıl taşındığını, nasıl ayrıştırıldığı ve teslimat noktalarına güvenli nasıl aktarıldığını keşfederek bu alanlardaki farklı sorunlara çözüm üreten proje fikirleri geliştirecekler. Takımlar, proje kapsamında göndereceğimiz Keşif Seti’ndeki LEGO parçalarından bir proje model oluşturacak, aynı zamanda hazırladıkları modellerine “LEGO Education” robot setlerini kullanarak hareketli bir parça da ekleyerek, kodlama becerilerini de geliştirecek. Bu süreçte farklı disiplinlerden uzmanlarla görüşme yapmaları için kızları teşvik etmeyi ve çevrelerinden proje geliştirme sürecinde destek almaları konusunda onları yönlendirmeyi planlıyoruz. Bu sayede, sorunlara çözüm ararken daha bütüncül ve disiplinler arası düşünmenin önemini kavramalarını bekliyoruz. Yapılacak çevrimiçi sezon toplantıları ile takımların sorularını yanıtlayacak ve tüm program boyunca e-posta ve telefon yoluyla uygulama süreçlerini takip ederek takımları, koç ve  danışmanları  her adımda destekleyeceğiz.

Projenin geçen yıllardaki uygulamalarına ek olarak, kız çocuklarının mühendislik ve temel bilim alanlarına ilgilerinin ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalıklarının artırılması için STEM alanında aktif çalışan bir uzman yardımı ile Kızlar Bilimle Buluşuyor Seti hazırlamayı ve bu setleri kız çocuklarına göndermeyi planlıyoruz. Bu setin içerisine, ilham verici iletişim malzemelerini (ilham verici hikâye kartları vb.) dahil etmeyi planladık. STEM seti tanıtımı ve kız çocuklarına cinsiyet eşitliği, ayrımcılık ve çocuklara toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında farkındalık kazandırabilmek için tek seferlik atölyeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Kız çocuklarının desteklenmesi sürecinde hem sezon teması ile ilişkili hem de STEM alanında kariyer yapan kadınların ilham verici hikayelerini kız çocuklarıyla buluşturabileceğimiz etkinliklerin de projeye dahil edilmesini planlıyoruz. 

Projenin son aşamasında ise takımlar, kendi yaşadıkları şehirde ya da yakın kentlerde gerçekleşecek festivallere katılım sağlayabilecek, çalışmalarını akranları,  bağımsız gözlemciler ve gönüllülerle paylaşabilecekler. Yarım gün süren festivallerde keyifli etkinliklere katılım sağlayacak çocuklar festival sonunda bireysel olarak madalya; takım olarak ise en güçlü oldukları alanlardan birinde (hareketli model, proje ya da takım çalışması) ödül alacaklar. 

Yapılan çalışmaların görünürlüğünün ve bilinirliğinin arttırılması için proje sonunda kız çocuklarının ve öğretmenlerinin de katılımıyla bir dijital gazete hazırlamayı hedefliyoruz. Belirlenecek format doğrultusunda STEM çalışmalarına katılan kız çocuklarını tanıyacağımız ve takım olarak yürüttükleri çalışmaları (projeler, kodlama ve öz değerler) takip edebileceğimiz bir yayın olmasını planlıyoruz. Bu kataloğu alanda çalışan STK’lar, destekçilerimiz ve gönüllülerimizle de paylaşarak hem farkındalık yaratmayı hem de proje sonunda ortaya çıkacak bilgi ve deneyimlerin yaygınlaşmasını amaçlıyoruz. 

 Son olarak, 2. faz sonunda hazırladığımız, kız çocuklarının, takım koç ve danışmanlarının proje tamamlandıktan sonra STEM alanındaki tecrübelerinin değişimine dair etki raporuna benzer bir rapor hazırlayacağız. Ayrıca, kız çocuklarından ve takımlara rehberlik eden öğretmenlerden etkinlik sonundan yazılı ya da görsel geri bildirim alarak faz sonu raporumuzu hazırlayıp  Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Turkey Mozaik Foundation’a ileteceğiz. 

 Projenin bu döneminde toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kız çocuklarının farkındalığını arttırmak için  atölye ve etkinlikler düzenlemeyi planlıyorsunuz. Bu çalışmayı projeye dahil etmenizin nedeninden ve bu kapsamda yapacaklarınızdan bahseder misiniz?

UNICEF’in 2020 yılında gelişmekte olan ülkelerdeki kız çocuklarını, STEM alanında destekleme çalışmalarının sonuçlarından yararlanarak hazırladığı raporda (Towards an Equal Future: Reimagining Girls’ Education Through STEM) kız çocuklarının STEM uygulamalarına erişimlerinin gelecekte toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitimde fırsat eşitliği, ekonomi ve teknoloji alanlarında büyük gelişmeler sağlayacağı belirtiliyor. Ancak mevcut durumda da kızların her ne kadar STEM konularında daha iyi performans gösterseler de erkeklere göre STEM işgücü alanında yetersiz temsil edildiğinin altı çizilerek, önemli bir yetenek ve insan potansiyeli kaybı yaşandığı vurgulanıyor. Ayrıca COVID-19 kaynaklı okul kapanışları ve karantinaların kız çocuklarını daha çok etkilediği de paylaşılıyor.

 Kız çocuklarının STEM uygulamalarında geride kalmalarının nedenlerine baktığımızda da iki sebep öne çıkıyor. Birincisi yoksulluk, yani eğitim araçlarına erişimde yaşadıkları kısıtlılık. Diğeri ise, toplumsal cinsiyet rollerinin kız çocukları üzerinde bıraktığı etki. Bu iki sebebin etkilerini en aza indirgemek için çalışmalar yürütüyoruz. 

STEM uygulamalarının yaygınlaştırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi ve

eğitimle değişimin gerçekleşebilmesi için sürdürülebilirliğin yeri çok ayrı. Bu sebeple her yeni başvurumuzda kapasitemizi genişletmeye ve kazandığımız tecrübeler ile uygulamalarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Daha fazla çocuğa, daha etkili şekilde erişebilmek için yıllar içerisinde projemizin içeriklerini geliştirdik, öğretmen eğitimleri ekledik, nitel ve nicel yöntemler kullanarak projemizin etkisini ölçüp, raporladık. Her yıl benzer devlet okulları ya da koçların başvurusu ile bilimsel farkındalık konusunda tecrübe kazanan ve tecrübe kazandıkça daha etkili eğitimler veren öğretmenlerimizi desteklemeye ve projemizin etkisini geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yıl toplumsal cinsiyet eşitliği temalı atölyeler ve set gönderimlerini projemize dahil etmemizin sebebi, kız çocuklarında yarattığımız farkındalığı güçlendirmek ve toplumsal cinsiyetten bağımsız olarak STEM uygulamalarında başarılı olabileceklerine dair inançlarını arttırmak.

Görüldüğü üzere kız çocuklarının cinsiyete duyarlı STEM eğitimi almaları hem cinsiyete dayalı toplumsal kalıp yargıları ve cinsiyet normlarını ortadan kaldırmayı destekleyecek hem de kaliteli ve çağına uygun eğitime erişen kız çocukları gelecekte dijital dünya üzerine kurulu iş yaşamından ayrı tutulmayacak. Bildiğiniz üzere ülkemizdeki STEM uygulamaları sınırlı erişime ve düşük bir sürdürülebilirliğe sahip. Tüm bu sebepler ışığında, devlet okullarında okuyan ve kızlardan oluşan takımların desteklenmesini, kız çocuklarının STEM uygulamaları ile buluşturulmasını ve bu çalışmaların sürdürülebilirliğini önemsiyor ve destekliyoruz. 

Sonuç olarak projenin bu döneminde daha fazla kız takımını bilim ve mühendislik alanları ile ilgilenmeleri konusunda teşvik etmeyi ve aynı zamanda fırsat eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunuculuğunu devam ettirmeyi amaçlıyoruz. Son olarak proje kapsamında, geçmiş dönemlerde sahada edindiğimiz tecrüber ile kız takımlarının eğitimi, STEM seti hazırlığı ve dağıtımı ile projenin çocuklar üzerindeki etkisini ve projenin niteliğini arttırmayı amaçlıyoruz.

 

Emek Benim Kadın Derneği ile Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Muğla’da faaliyet gösteren Emek Benim Kadın Derneği (Emek Benim), şiddet mağduru kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlıyor; kadınların istihdamı ve ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm önerileri geliştiriyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Emek Benim, Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçirecek. Dernek, proje kapsamında Muğla il merkezi ve ilçelerinde yangın sonrası tahliye edilen iki kırsal yerleşim yerinde  yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) sağladığı her türlü desteğe erişebilmeleri için çalışmalar yapacak. Aynı zamanda, mevcut destek mekanizmalarının dışında kalan kadınların kıyafet, ev eşyası ve çocukların eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlarını temin edecek. Dernek, hibe kapsamında afetten etkilenmemiş ve etkilenen kadınlar arasındaki kadın dayanışmasını artırmak amacıyla bölgedeki kadınları bir araya getirecek. Emek Benim proje kapsamında 2 köyde yaşayan en az 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişimlerini sağlayacak.

Emek Benim Kadın Derneği Başkanı Nahide Uçar ile yaptığımız röportajda, faaliyet yürüttükleri bölgede ev eksenli çalışan kadınların sorunlarını, yaşanan orman yangınlarının kadınları nasıl etkilediğini ve hibe desteğimizle hayata geçirecekleri çalışmaları konuştuk. 

Emek Benim Kadın Derneği, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Derneğimiz ev eksenli çalışan kadınların görünür kılınması amacıyla alan çalışması yürütürken bir yandan da kadınların hem  evin bakım sorumluluğunu yerine getirirken hem de geçimlerini sağlamak için emek sarf ettiklerini tespit etti. 35 kadın emeklerini birleştirerek 2013 yılında Emek Benim Kadın Derneği’ni kurdu. Derneğimiz hak temelli ve emek üzerine çalışıyor; kadın hakları, cinsiyet eşitliği farkındalığı, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Yürüttüğümüz son çalışmalardan bahsedecek olursam; Kadın Yoksulluğu ile Mücadelede Feminist Dayanışma başlığı ile 17 kadın örgütünün katıldığı ve 2 gün süren bir çalıştay düzenledik. Bu çalıştayda farklı kadın dernekleri ve kadın kooperatifleri ile ne tür dayanışma pratikleri geliştireceğimizi tartıştık. Aynı zamanda derneğimiz, kadına yüklenen rollerin ağırlaştığı COVID-19 döneminde, Etkiniz AB Programı desteğiyle 127 kişi ile anket çalışması yaptı. Emek Benim olarak etkin bir şekilde sahada çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz. 

Dernek olarak ev eksenli çalışan kadınların sorunlarının görünür olması amacıyla çalışmalar yürütüyorsunuz. Faaliyet yürüttüğünüz bölgede ev eksenli çalışan kadınlar ne tür sorunlarla karşılaşıyor? Bu sorunların çözümü için kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları neler yapabilir?

Ev eksenli çalışan kadınların görünürlüğü bulunmuyor ve bu kadınlar evde birçok işi aynı anda yapıyor. Ev eksenli çalışan kadınlar, çoğu zaman sosyal güvenceleri olmadan sağlıksız ortamlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Kendi imkanlarıyla ürettikleri ürünleri pazarlayabilecekleri olanaklara erişmekte zorlanıyorlar.  Bu nedenle başta Sosyal Güvenlik Kurumu olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ev eksenli çalışan kadınların emekli olabilmeleri ve sosyal haklardan faydalanabilmeleri için kanunları kadınların yararına göre düzenlemeli. Örneğin, ev içerisinde kendi imkanları ile üretim yapan kadınların vergiden muaf olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel yönetimler ise ev eksenli üretim yapan kadınların ürünlerini satabilecekleri pazar alanları sağlama konusunda destek olmalı. Ayrıca ev eksenli çalışan kadınların da çocuk bakım yükü kolaylaştırılmalıdır. 

2021 yazında Türkiye’nin farklı bölgelerinde meydana gelen yangılar sırasında kadınların mücadelelerine dair haberlerle sıklıkla karşılaştık. Öte yandan birçok kadın bu dönemde yaşadığı yerden göç etmek zorunda kalarak daha bireysel bir mücadele içine girdi. Yangınlar çalışma yürüttüğünüz bölgeyi ve özellikle kadınları nasıl etkiledi?

Bölgemizdeki yangınların bizzat içinde bulunduk. Kadınların yıllarca yaşadıkları evlerinden, bağlarından, anılarından, çocuklarını büyüttükleri yerlerden yeni bir yere göç etmeleri psikolojik olarak çöküntü içine girmelerine sebep oldu. Gitmek zorunda kalsalar da  akılları hep geride bıraktıklarında kaldı. 2021 yazında meydana gelen yangınlar sırasında derneğimiz hızlı bir şekilde yangın bölgelerinde yaşayan kadınlara kıyafet desteğinde bulundu. Aynı zamanda,  kendi ürettiğimiz her türlü malzemeyi anında bu bölgelere ulaştırdık. Göçmek ve gidilen yeni yerde hayatı yeniden kurmak her kadın için yüktür. Özellikle de yeterli şekilde desteklenmemişlerse bu yükleri daha da ağırlaşır. 

Emek Benim Kadın Derneği’nin çalışmalarının temelinde kadınlar arası dayanışmayı güçlendirmek yer alıyor. Yerelde kadınlarla bu dayanışmayı örgütlemek için kullandığınız yöntemlerden bahseder misiniz?

Öncelikle çalıştığımız alanda kadınlarla güvene dayalı, eşit bir ilişki inşa etmeye çalışıyoruz. Yardım odaklı değil hak temelli bir yaklaşımla çalışmanın amacının net olarak kavranmasına önem veriyoruz. Önemle verdiğimiz bir diğer konu ise çalışmayı kendilerine sunulan bir destek paketi gibi değil birlikte kotarılan bir dayanışma pratiği olarak hissetmelerini sağlamak. Bu nedenle, katılımcı yöntemler kullanmaya, bunları çalışmanın içinde geliştirmeye gayret ediyoruz. Son olarak şunu ekleyeyim; temas ettiğimiz grubun içinden öne çıkan kişilerle daha derinlemesine ve yakın ilişki geliştirerek iletişimin sürekliliğini sağlamaya gayret ediyoruz. 

Hibe desteğimizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceksiniz. Bu projeye neden ihtiyaç duydunuz ve proje kapsamında ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

2021 Temmuz ve Ağustos aylarında başlayan yangınlar sırasında; Muğla ili ve ilçelerinde yanan köylerden ve kasabalardan tahliye edilen kadınları ziyaret ederek, ihtiyaç duydukları kıyafetleri üretim atölyesinde dikerek ve ayrıca satın alarak temin ettik. Ayrıca ihtiyaç tespiti yaparak Ege Kadın Buluşması, Afet Platformu gibi sivil ağlara bilgi akışını sağladık. Bir kez daha gözledik ki bunlardan çok daha fazlasının yapılması gerekiyor. Yangın, deprem, kuraklık sel gibi iklim krizi ve insan eylemleri sonucu meydana gelen afetlerin öncesinde önleme ve koruma bilincinin yaygınlaşması ve sonrasında iyileşme sürecinin cinsiyete duyarlı şekilde planlı kamusal destek ve sosyal dayanışma temelinde yapılandırılması gerekiyor.

Emek Benim Kadın Derneği olarak hibe desteğinizle Afet ve Ekokırıma Karşı Kadın Dayanışmasını Güçlendirme projesini hayata geçireceğiz. Bu proje ile Muğla Merkez ve Milas  bölgesinde bulunan iki kırsal yerleşim yerinde yaşayan kadınların, köylerine yeniden yerleşirken kamu kurumları ve STK’ların sağladığı desteklere erişebilmeleri için çalışmalar yapacağız. Bu hedef doğrultusunda, 2 köyde yaşayan 30 kadın ve ailelerinin mevcut desteklere erişiminlerini sağlayacağız. Muğla merkezde yaşayan afet yaşamamış kadınlarla köyü ve evi yanan kadınlar arasında kadın dayanışması odaklı iletişim gelişmesini sağlayacak ve afet sonrası hayatı yeniden kurma süreçlerini kolaylaştıracağız. Kadınların dayanıklılıklarını arttırarak, yaşamı koruma ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin gelişmesine katkıda bulunacağız. Son olarak, yangınla birlikte hane bazlı tarım alanları ve tohumlarını da kaybeden kadınların yangın yaşamayan bölgelerdeki diğer köylerdeki kadınlarla buluşmalarını sağlayarak hem tohum ihtiyacını karşılamalarını hem de ekolojik döngüye saygılı kadın dayanışmasını pratik etmelerini sağlayacağız.