Tag

#röportaj arşivleri - Sivil Toplum için Destek Vakfı

Gelecek Daha Net Platformu ile Gençliğin Kimyası Projesi’ni Konuştuk

By | Şartlı Hibe

18-25 yaş arası gençlerin hayatları ile ilgili bilinçli kararlar alabilmelerine ve kendi hayatlarının hakimi olmalarına destek olmak amacıyla  Sürdürülebilir Kalkınma için Yenilikçi Çözümler Derneği bünyesinde çalışmalarını yürüten Gelecek Daha Net Gençlik Platformu (GDN), profesyonel hayatta yer alan kişiler ile gençleri çevrimiçi ve çevrimdışı rehberlik, mentorluk, eğitimler, buluşmalar, videolar, kariyer koçluğu gibi fırsatlarla buluşturarak, gençlerin meslek seçimlerine destek sağlıyor. Organik Kimya işbirliği ve mali desteği ile Vakfımızın koordinasyonunda hayata geçirilen Gençliğin Kimyası Projesi ile GDN, kimya ve ilişkili bölümlerde okuyan lise ve üniversite öğrencilerinin kimya sektörü ile ilgili birinci elden bilgi edinebilmesi ve kariyer yolculuklarında okudukları bölümler üzerinden meslek seçimi yapmalarını teşvik etmek amacıyla çalışmalar yürütecek. Proje kapsamında, katılımcı gençlerin kimya sektöründeki farklı meslekleri tanımaları amacıyla video içerikleri, webinarlar ve e-mentorluk buluşmaları gerçekleştirilecek. Aynı zamanda, projeye katılan 10 genç Organik Kimya’nın 5 farklı departmanında birer günlük staj programına katılacak. 

GDN Proje Koordinatörü Genar Ersoy ile yaptığımız röportajda Gençliğin Kimyası projesini, Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörleri, gençlerin ve profesyonellerin iş yaşamında birbirlerinden beklentilerini konuştuk. 

Gelecek Daha Net Platformu (GDN) vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın GDN’yi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

GDN, gençlerin kendilerine uygun meslek alanlarını erken yaşta bulmalarına yardımcı olan ve Türkiye’de yetersiz kalan rehberlik sistemine alternatif çözüm getiren bir sosyal girişim. GDN, gençlerin toplumun proaktif üyeleri olmasını teşvik ediyor; eğitim, kariyer ve hayatta bilgiye dayalı kararlar alabilme kabiliyetiyle gençleri güçlendiriyor ve kendi kaderlerini tayin edebilmelerini teşvik ediyor. Onları 21. yüzyılın hayat becerileriyle donatıyor. GDN çalışmalarında yüzlerce gönüllü profesyonelin rol aldığı çevrimiçi ve çevrimdışı mentorluk, koçluk ve yetenek geliştirme yaklaşımlarını birleştiriyor. Bu doğrultuda insanların tatminkâr hayatlar yaşamasını; liseyi, üniversiteyi ve işini bırakan genç sayısının azalmasını, iş bulma şanslarının artmasını, kariyerde başarı oranlarının artmasını, ekonominin güçlenmesini ve genel anlamda daha proaktif ve üretken bir toplumun ortaya çıkmasını hedefliyor.

Bu doğrultuda çevrimiçi mentorluk, Türkiye Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF Türkiye) işbirliği ile kariyer koçluğu, EMBARK Programı ile tersine mentorluk, webinarlar, meslek tanıtım ve ilham veren videolar, yüz yüze kişisel gelişim eğitimleri ve gençlik kampları gerçekleştiriyoruz.

GDN olarak gençlerin doğru meslek seçebilmeleri için birçok farklı proje geliştirdiğinizi biliyoruz. Türkiye’de gençlerin meslek seçimini etkileyen faktörler nelerdir?

Türkiye’de maalesef meslekten önce üniversite ve bölüm seçimi yapılıyor. Bu seçim için de en önemli kriter üniversiteye giriş sınavlarında alınan puan. Fakat birçok bölümde mezun olduğunuzda yapabileceğiniz farklı meslekler, işler var. Gençlerin üniversite yıllarında buna karar vererek ilerlemesi çok önemli. Gençler okuduğu bölümün, aldığı eğitimin çok dışında mesleklere yöneldiğinde yetenek uyumsuzluğu söz konusu oluyor. Bu da gençlerin mutsuz olmasına, işsizliğin artmasına ve ekonomik verimsizliğe sebep oluyor. Bu sebeple gençlerin yapmak istedikleri mesleklerin içeriğini, o mesleği yapan kişilerin iş günlerinin nasıl geçtiğini, o mesleği yapmak için hangi yeterlilikleri sağladıklarını bilmeleri çok önemli. Gençlerin doğrudan meslekleri yapan profesyonellerle görüşerek, kendi değerleri ve güçlü yönleri doğrultusunda mesleklerini seçmeleri ve iş hayatına girmeden önce o alanlarda kendilerini geliştirmeleri çok değerli.

Projelerinizde özel sektörden kurumlar ve profesyonellerle gençleri bir araya getiriyorsunuz. Genel hatlarıyla incelediğinizde, farklı sektörlerde faaliyet gösteren bu şirketlerin gençlerden ne tür beklentileri var? Kullandığınız yöntemler bu iki grubun ihtiyaçları ve beklentilerini karşılamakta ne kadar etkili oluyor?

GDN olarak, gençlerin sektörlerden ve şirketlerden beklentilerinin neler olduğunu göz önünde bulunduran çalışmalar yürütüyoruz. 2017 yılında bu bağlamda Genç Dostu Şirketler Araştırması’nı gerçekleştirdik. Farklı sektörlerde şirketler, gençlerin ne yapmak istediklerinin bilincinde ve kişisel gelişim açısından kendilerini geliştirmiş bireyler olmalarını bekliyor. Gençler ise şirketlerin yeni kuşaklara uyum sağlamalarını, dinamik, dijital çalışmalara uyumlu, sosyal sorumluluk bilinçlerinin yüksek ve sürekli yeniliklere, teknolojiye ayak uydurmalarını istiyor. Bu anlamda mentorluk, tersine mentorluk, webinarlar, meslek videoları ile karşılıklı iletişimi gençler iş hayatına girmeden başlatmış oluyoruz. Çeşitli eğitimler ve kamplar ile gençlerin kendilerini geliştirmelerini, 21. Yüzyıl becerilerini edinmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Birçok farklı faaliyetle bu iki grubun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.

Vakfımızın koordinasyonunu yürüttüğü, Organik Kimya’nın işbirliği ve mali desteğiyle gerçekleştirdiğiniz Gençliğin Kimyası projesi amacından ve bu kapsamda yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu proje ile kimya sektöründe kariyer hedefleyen gençlerin; Organik Kimya Gönüllüler Topluluğu ile etkileşim kurmaları, kariyer hedeflerini planlamalarına destek olunması, güçlü yönlerinin ve kişisel gelişim alanlarının desteklenmesi, toplumsal farkındalık ve duyarlılıklarının artırılması, kimya sektöründe çalışmaya motive edilmesi ve yönlendirilmesi amaçlanıyor.

Gençliğin Kimyası Projesi kapsamında; 

  • Organik Kimya gönüllülerinin, gençlere kariyer planlamalarında yol haritası belirlemeye yardımcı olmaları ve hem sektörel hem kişisel gelişim alanlarında onları desteklemeleri amacıyla bir Mentorluk Programı gerçekleştirilecek. Yapılandırılmış mentorluk görüşmeleri birebir ve çevrimiçi olarak düzenlenecek. Mentorluk görüşmelerine 25 mentor ve 25 genç katılacak.Hem Organik Kimya, hem sektör, hem de iş-özel hayat dengesine yönelik bilgilendirici ve interaktif 10 webinar gerçekleştirilecek. Bu webinarlarda Organik Kimya’nın farklı departmanlarında rol alan profesyoneller, gençlerle bir araya gelerek bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacaklar ve gençlerin sorularını yanıtlayacaklar. 
  • Organik Kimya’nın farklı departmanlarından meslek profesyonelleri ile Meslek Tanıtım Videoları hazırlanacak. Gençlerin sektördeki farklı birimler hakkında merak ettikleri ve sektör profesyonellerinin kariyer yolculukları bu videolarda yer alacak. Organik Kimya bünyesinde İstanbul’da çalışan profesyonellerle 5, Rotterdam’da çalışan profesyonellerle de 2 meslek tanıtım videosu hazırlanacak.
  • Gelecekten Bir Gün Staj Programı ise, gençlerin Organik Kimya’nın farklı birimlerinden profesyonellerle birebir zaman geçirerek, sektörün ve mesleklerin çalışmalarına dair bilgi edinmelerini sağlayacak kısa süreli bir staj programı. Program kapsamında gençler 1 ile 5 iş günü arasında süreyi Organik Kimya’da farklı pozisyonlarda çalışan profesyonellerle birlikte geçirecek.
  • İnteraktif oturumları ve sürdürülebilir yaşam tarzlarına katkıda bulunması amacıyla tasarlanan materyalleri ile Goals for Good Programı, çevrimiçi olarak gerçekleştirilen 4 modülden oluşuyor. Goals for Good Programı, kimya sektöründe çalışmak isteyen gençleri, kendi refahlarının yanı sıra diğer insanların ve dünyanın refahı için de iyi olan hedefler belirlemeleri ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda desteklemeyi amaçlıyor.

Proje kapsamında da uygulayacağınız Goals for Good programı ile gençlerin başarı ve sürdürülebilirlik gibi kavramlara bakışında bir farklılık yaratmayı hedefliyorsunuz. Bu programın kapsamından ve daha önce katılan gençler üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?

Goals for Good programı uluslararası bir program. GDN olarak programın Türkiye ayağını yürütüyoruz. Program, gençlerle yapılandırılmış 4 seans olarak gerçekleşiyor. Program modülleri, Küresel Amaçlar doğrultusunda geliştirilmiş. Pandemi koşullarında çevrimiçi olarak gerçekleşen programı şimdiye dek 95 gençle beraber uyguladık. Katılımcı gençlere program öncesi ön-test, sonrası son-test ve değerlendirme anketi uyguluyoruz. Programa katılan gençlerin geri bildirimleri doğrultusunda; bilgilerinin ve farkındalıklarının arttığını, kendileri için kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve başarı tanımlarını belirlediklerini ve iyi olma hallerini arttırmak için günlük hayatlarında değişiklikler yaptıklarını gördük. Program sırasında uygulanan metotları ve araçları gençler gündelik hayatlarına da adapte ediyorlar.

 

Derin Yoksulluk Ağı ve Temel İhtiyaç Derneği ile Mobil Gıda Bankası Projesini Konuştuk

By | Cemre Fonu, Uncategorized

Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) desteklediği gıda bankaları ağı ile Türkiye’de hem gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yapıyor hem de dezavantajlı kesimlerin bu bankalardan yararlanmasına destek olarak farklı bir dayanışma modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.

Kent yoksulluğu alanında yoksul mahallerde hak temelli çalışmalar yürüten Derin Yoksulluk Ağı (DYA), acil durum müdahalesi olarak #EvdenDeğiştir modeli ile derin yoksulluk yaşayan kişilere temel ihtiyaç desteği sağlıyor. Cemre Fonu kapsamında hibe verdiğimiz TİDER ve DYA bir araya gelerek Mobil Gıda Bankası projesi ile ilk kez ortak bir projeyi hayata geçirecekler. Proje kapsamında İstanbul’un Ataşehir, Çekmeköy, Ümraniye, Sancaktepe, Pendik, Şişli, Beyoğlu, Fatih ve Esenyurt mahallelerinde açlık sınırı altında yaşayan, pandemi koşullarından dolayı gelir elde edemeyen, sosyal güvencesi bulunmayan ve devlet yardımlarından faydalanamayan derin yoksulluk koşullarında yaşayan 300 aileye bir yıl boyunca her ay gıda ve temizlik kolileri dağıtılacak. Bu ihtiyaçlar hibe desteğiyle satın alınacak olan mobil gıda aracı üzerinden ihtiyaç sahiplerine bizzat ulaştırılacak. Proje kapsamında istihdam edilecek sosyal hizmet uzmanı ise ailelerin eğitim, istihdam, sağlık bilgilerini tespit ederek mevcut sosyal hizmet mekanizmaları ile eşleşmelerini sağlayacak.

DYA Proje Koordinatörü Selen Yüksel ve TİDER Genel Koordinatörü Duygu Bekiroğlu ile yaptığımız röportajda; Cemre Fonu kapsamında geliştirdikleri işbirliğini, Mobil Gıda Bankası projesini, yoksulluk ve derin yoksulluk kavramlarını ve pandeminin kırılgan gruplar üzerindeki etkisini konuştuk. 

Yoksulluğu nasıl tanımlıyorsunuz? Çalışma yürüttüğünüz gruplar özelinde yoksulluğun boyutları ve bu grupların öncelikli ihtiyaçları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Yoksulluğu; kişilerin temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerinin kısıtlanmasının yanında ekonomik, sosyal, politik ve kültürel haklarına ulaşımlarının da engellendiği çok boyutlu bir olgu olarak ele alıyoruz. Derin yoksulluğu ise yoksulluk koşullarına sosyal dışlanmanın da eklendiği bir durum olarak görüyoruz. Çalışma yürüttüğümüz gruplar; günlük, güvencesiz işlerde çalışan; gıdaya erişim ve gıda güvenliği de dahil olmak üzere temel hak ve ihtiyaçlarına erişimde zorluklarla karşılaşan kişilerden oluşuyor. Derin Yoksulluk Ağı’nın verilerine göre; çalışılan hanelerin %41’inin herhangi bir sağlık güvencesi yok, %85’i yeterli besine ulaşamıyor, %74’ü bebek maması ve bezi almakta zorlanıyor, %38,7’sinde neredeyse her gün öğün atlanıyor, %10’u baraka veya çadırda yaşıyor ve %38,8’i en az bir kez evini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Gıdaya, bebek bezi ve mamasına, güvenli barınma koşullarına erişim kişilerin öncelikli akut ihtiyaçları olarak ortaya çıkıyor.

COVID-19 salgınının neden olduğu olumsuz ekonomik gelişmeler yoksulluk ile mücadeleyi daha da zorlu hale getirdi. Bu durum toplumun en kırılgan gruplarını ve sosyal hizmet sistemini nasıl etkiledi?

Pandemi öncesinde de günlük ve güvencesiz işlerde çalışan kişiler pandemi ile birlikte işlerini ilk ve tamamen kaybeden grup oldular. Sokağa çıkma yasakları günlük çalışan kişilerin günlük kazançlarını da kaybetmelerine sebep oldu. Bu koşullar temel ihtiyaçlara erişim konusunda bir kriz durumu yarattı. Derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişiler; açlık, hastalık ve evlerini kaybetme riskleriyle karşı karşıya kaldılar. Yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının sosyal hizmet sistemleri COVID-19 pandemisinin yarattığı kriz durumuna hazırlıksız yakalandı. Pandemi İle birlikte artan ihtiyaca karşılık verecek yeterli kaynak ve insan gücü olmadığından desteklerin ulaştırılması uzun zaman aldı. Kamunun sosyal hizmet sisteminden destek alabilmesi için ev ziyaretinin yapılmış olması gerekliliği sebebiyle, önlemler alınarak ev ziyaretleri yapılmaya başlanana kadar uzun bir süre destek başvurusu yapan kişiler hiçbir destek alamadı. Salgın sebebiyle işlerini kaybeden kişileri desteklemek üzere verilen işsizlik maaşı gibi hizmetlerden güvencesiz çalışan kişiler faydalanamadı. 

Cemre Fonu kapsamındaki hibe desteğimizle Mobil Gıda Bankası projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından veyapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Yaptığımız çalışmalarda, yoksulluk koşulları altında yaşayan ailelerin temel ihtiyaçlarına erişimlerinin ve güvenli gıdaya ulaşımlarının pandemi süreciyle birlikte daha fazla risk altında olduğunu gözlemliyoruz. Derin Yoksulluk Ağı’nın takip ettiği ailelerin ihtiyaçlarına erişmek için market çöplerinden gıda toplamak, öğün atlamak, bebeklerini şeker ve suyla beslemek, tek tip beslenmek gibi stratejilere başvurduğu gözleminden hareketle düzenli gıda desteğinin önemi ortaya çıktı. Temel İhtiyaç Derneği ve Derin Yoksulluk Ağı’nın ortak amacı olan kişilerin ihtiyaçlarına adil ve eşit bir şekilde ulaşabilmesi hedefi projenin temelini oluşturdu. Derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin; ayrımcılık, kimliksizlik, ikametlerinin yokluğu, ulaşım bütçelerinin olmaması gibi sebeplerle sosyal marketlere erişimlerinin kısıtlı olması sebebiyle temel ihtiyaçlarını hanelerin doğrudan evlerine ulaştırmanın gerekliliği görünür hale geldi. Bu deneyimden hareketle; proje kapsamında Çekmeköy ve Sancaktepe bölgesinde bulunan, Derin Yoksulluk Ağı’nın takip ettiği en az 300 haneye mobil gıda bankası aracıyla düzenli temel ihtiyaç desteği iletirken hanelerin eğitim, istihdam, sosyal refah destekleri ve psikolojik destek alanlarında takiplerini yaparak gerekli yönlendirmeleri yapacağız.

Mobil Gıda Bankası projesi ile Derin Yoksulluk Ağı ve Temel İhtiyaç Derneği ilk kez birlikte geliştirdikleri bir projeyi hayata geçirecek. Bu işbirliğinin kapsamından ve çalışmalarınıza katkılarından bahseder misiniz?

İşbirliğimiz kapsamında; Derin Yoksulluk Ağı yoksulluk koşullarında yaşayan aileleri tespit edip ihtiyaç tespiti ve ailelerin takibi sürecini yürütürken, Temel İhtiyaç Derneği ihtiyaçların teminini yaparak, desteklerin ailelere ulaştırılmasına ilişkin operasyonu yürütecek. Temel İhtiyaç Derneği’nin israfı azaltarak temel ihtiyaç ürünlerini temin etme konusundaki deneyimi, Derin Yoksulluk Ağı’nın saha deneyimi ile birleşerek iki sivil toplum kuruluşunun da çalışmalarını besleyecek. İki STK’nın da ortak amacı olan yoksulluğa karşı sürdürülebilir çözümler bulmak hedefi üzerinde de işbirliği içinde çalışmalar yürütmek iki kurumun da bu alandaki deneyimine katkı sağlayacak. 

Proje kapsamında istihdam edeceğiniz sosyal hizmet uzmanının yapacağı çalışmalarla destek vereceğiniz ailelerin gıda dışında kalan ihtiyaçlarını da tespit etmeyi hedefliyorsunuz. Bu çalışma sonucunda ne tür ihtiyaçlarla karşılamayı bekliyorsunuz? Bu ihtiyaçların giderilmesi için yapmayı planladığınız ek çalışmalar var mı?

Yoksulluk veya derin yoksulluk koşullarında yaşayan kişilerin gıda erişimi dışında barınma, sağlık hizmetlerine erişim, kamu hizmetlerine erişim, korunma, adalete erişim, psikolojik destek, eğitime erişim ve eğitime devamlılığını da içeren birçok konuda hizmetlere erişimde engellerle karşılaştıklarını; desteğe ihtiyaç duyduklarını gözlemliyoruz. Bu alanlardaki ihtiyaçların tespiti için ailelerle birebir görüşmeler yaparak çalışacak sosyal hizmet uzmanımızın kişileri alabilecekleri kamu, yerel yönetim ve sivil toplum düzeyindeki hizmetlere yönlendirerek, ihtiyaç duydukları noktada bu hizmetlere erişimde destek vermesi planlanıyor. İhtiyaçların tespiti ve ailelerin ihtiyaçları konusunda hizmetlere erişimlerinin takibi sonucunda, sürece dair bir değerlendirme yapılarak kişilerin ihtiyaçlarına yönelik ek çalışmalar yapmayı hedefliyoruz.

 

Kültür Sanat Fonu 2021 Dönemi Başvuruları Sona Erdi

By | Kültür Sanat Fonu

Kültür-sanat kurumlarının ve/veya kültür-sanat alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal kapasitelerini güçlendirmelerini ve projelerini hayata geçirmelerini desteklemek amacıyla Turkey Mozaik Foundation işbirliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı Kültür Politikaları Çalışmaları bölümünün içerik ortaklığında, bireysel ve kurumsal bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz Kültür Sanat Fonu’nun 2021 dönemi başvuruları sona erdi. 

Fona teknik kriterlere uyan toplam 38 STK başvuruda bulundu. Başvuruların 28’i dernek, 5’i vakıf, 4’ü kooperatif ve 1’i sendika tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar tarafından yapıldı. Fona Ankara, Balıkesir, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Tokat ve Yalova olmak üzere 16 ilden başvuru alındı. Kültür Sanat Fonu 2021 döneminde talep edilen toplam hibe tutarı 3.356.529 TL oldu.

 

Günebakan Kadın Derneği Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesini Tamamladı

By | Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu

Mersin’de faaliyet gösteren Günebakan Kadın Derneği (GKD), kadınların güçlenmesine ve kadın örgütlülüğün gelişmesine katkı sağlamak, toplumdaki cinsiyet eşitsizliği algısının farkındalığının arttırılmasına ve eşitsizliğin giderilmesine katkı sunmak, kişi ve kurumların gündeminde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun yer almasını ve konunun dikkate alınmasını sağlamak amacıyla çalışıyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde Turkey Mozaik Foundation eş finansmanı ile hibe verdiğimiz dernek, Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini hayata geçirdi. GKD proje kapsamında, Mersin’deki kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınma evlerinin durumlarının iyileştirilmesi ve yeni kadın sığınma evlerinin açılması için çalışmalar yaptı.

Günebakan Kadın Derneği Başkanı Zübeyde Akpınar ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Türkiye’de hala devam eden sığınma evi sorununu, proje kapsamında gerçekleştirdikleri işbirliklerini ve proje kapsamında yaptıları çalışmaları konuştuk.

Hibe desteğimizle gerçekleştirdiğiniz Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın projesini yakın zamanda tamamladınız. Salgın koşulları nedeniyle projede çeşitli değişiklikler yapmak zorunda kaldığınızı da biliyoruz. Projenin amacından ve bu değişiklikler sonrasında proje kapsamında gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan bahseder misiniz?

Projemizin amacı, belediyelerin yasal sorumluluğu olan kadın sığınma evleri ve kadın danışma merkezlerini açmaları, var olanlarını da işlevli hale getirmektir. Ulusal ve uluslararası yasa, sözleşme ve genelgeler belediyeleri kadın ve kız çocuklarını şiddetten korumak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamakla görevlendiriyor. Hazırladığımız ve yürüttüğümüz projenin amacı da bu görevi ve sorumluluğu belediyelere hatırlatarak, uygulamalarını sağlamak. Aynı zamanda, Mersin halkıyla ve özellikle kadınlarla bu bilgileri paylaşarak yasal haklarını talep etme konusunda cesaretlendirmeyi amaçladık. Öte yandan diğer ilgili sivil toplum kuruluşları (STK) ile işbirliği oluşturarak hem proje sırasında hem de sonrasında güçlü ve etkili bir baskı grubu oluşturmayı hedefledik.

Salgın nedeniyle faaliyetlerimizde bazı değişiklikler oldu. Örneğin bazı toplantıları ve çalıştayı çevrimiçi yapmak zorunda kaldık. Belediyelere yapılan ikişer ziyaret dışında temaslarımız çevrimiçi veya telefonla gerçekleşti. Çevrimiçi toplantılar ve çalıştay umduğumuzdan daha fazla ilgi ve katılımla gerçekleşti. Bu da motivasyonumuzun yükselmesini sağladı. Aynı zamanda bu dönemde, çevrimiçi iletişim becerimizin arttığını gözlemledik. İmza kampanyasına katılımı arttırmak için de alanlardaki fiili çalışmamıza çevrimiçi bir imza kampanyası ekledik. Projedeki amacımıza destek olacağını ve sürdürülebilirliğini sağlayacağını düşündüğümüz Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) İzleme Projesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği izleme eğitimlerine katıldık. Hazırlıkları devam eden, yerelde toplumsal cinsiyet eşitliği izleme platformunun çalışmalarında yer alarak, izleme planları oluşturma süreçlerine devam ediyoruz. 

Proje kapsamında STK’lar ve yerel yönetimlerle geliştirdiğiniz işbirliklerinden bahseder misiniz? Bu işbirliklerinin kadına yönelik şiddetin önlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi mücadele alanlarında yapılan çalışmalara ne tür bir katkısı var?

Yerel yönetimler ile daha fazla iletişim ve işbirliği içerisine girdik. Şiddet mağduru kadınların ihtiyaçları ile ilgili belediyelerin ilgili birimleri ile doğrudan iletişim kurabiliyoruz. Bu dönemde Akdeniz Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’ni açtı. Ayrıca sığınma evi açılması için de hazırlık çalışmaları devam ediyor. Mersin’de bizim de dahil olduğumuz bir kadın platformu var ve yıllardır oldukça başarılı ortak çalışmalar yürütüyoruz. Proje kapsamında biz özellikle toplumsal cinsiyet temelli çalışan ve yereli önceleyen STK’ları davet ederek bir toplantı düzenledik ve projemizi anlattık. Toplantı sırasında, proje kapsamındaki taleplerimize ve öne çıkması gerektiğini düşündüğümüz konulara karar verdik. Yaptığımız iki toplantı nerelerde ortak hareket edebileceğimizi gösterdi. İki LGBTIQ+ STK’nın da katılımı ile toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili yereldeki taleplerimizi genişlettik. Bu işbirlikleri ile özellikle LGBTIQ+ derneklerin kendilerini ifade edebilecekleri ve taleplerini dile getirebilecekleri bir alan açılmış oldu. Bu işbirlikleri taleplerimizi daha güçlü ifade etmemize ve savunuculuk çalışmalarının daha güçlü bir şekilde devam edebilmemize olanak sağlıyor. Proje döneminde edindiğimiz deneyimler ve yaptığımız araştırmaların sonuçlarını ilgili kurum ve STK’lar ile yaptığımız toplantı ve etkinliklerde paylaşarak bu alana dikkat çekiyoruz. Proje sonuç kitapçığımız Mersin’in mevcut durumu açısından bazı eğitim ve atölye çalışmalarında kaynak olarak gösteriliyor. Mersin’de kadına yönelik şiddet ile mücadele alanında çalışan STK’lar için bu kitapçık önemli bir kaynak oldu.

Proje kapsamında Mayıs ayında Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadelede Yerel Yönetimler çalıştayını düzenlediniz. Bu çalıştay sonucunda ne tür öneriler ortaya çıktı? Bu önerilerin hayata geçirilmesi için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Bu çalıştayda iki önemli öneri ortaya çıktı. Bunlar Belediye ve STK’ların zaman zaman birlikte toplantılar gerçekleştirmesi ve belediyelerin kadınlar için sunacağı şiddet ile mücadele alanındaki hizmetlerinin STK’lar ile birlikte uzman eşliğinde konuşulması oldu. Aslında ikisi bir arada sürdürülebilir öneriler oldu. Öncelikle, Kadın Danışma Merkezleri ile ilgili bir toplantı düzenleme hazırlığı içerisindeyiz. Bu toplantının amacı, çalıştay sırasında da konuştuğumuz ve genel çerçevesini çizdiğimiz Kadın Danışma Merkezleri’nin çalışma alanları ile etkin faaliyet yürütebilmelerinin yol ve yöntemlerini tartışmak. Belirlenecek yöntemlerin amacı, bu alanda çalışan STK’lar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin sürdürülmesini sağlamak olacak.

Türkiye’de sığınma evleri ve kapasite yetersizliği ne yazık ki hala devam eden bir sorun. Yasalar Uygulansın Kadın Danışma Merkezleri ve Kadın Sığınma Evleri Açılsın Projesi sonucunda edindiğiniz deneyimlerle beraber düşündüğünüzde gelecek dönemde bu alan ile ilgili yapmayı planladığınız çalışmalar neler?

Kadın sığınma evlerin sayısal yetersizliği bir süre daha ne yazık ki devam edecek. Ancak bu konuda bazı yerel yönetimlerde hareketlenmeler olduğu da bir gerçek. Proje esnasında sığınma evlerinin sayısal kapasitenin yanında nitelikle ilgili kapasitenin de ne kadar önemli olduğu görüldü. Sığınma evlerinin sorumluluğu sadece kadınlara güvenli barınak sağlamak değil. Aynı zamanda, sığınma evlerinde kalan kadınların bu merkezlerden güçlenerek ayrılması ve şiddet döngüsünün kırılmasında çok önemli bir yere sahip. Bu güçlenme psikolojik, ekonomik olmasının yanı sıra kendisi ile ilgili kararları alabilme, yasal hak ve sorumluluklarından haberdar olma, şiddeti fark etme ve şiddetten korunma vb. gibi alanları da kapsıyor. Bu noktada merkezi ve yerel yönetimlerin kadını güçlendirme çalışmalarının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yönelik çalışmalarına dahız vermesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Mersin’de bu alanda yol alabileceğimizi düşünüyoruz. Proje sonrasında, bir belediyenin Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (Council of European Municipalities and Regions – CEMR) Sözleşmesini imzalaması, bir belediyenin Kadın Danışma Merkezi açması ve ayrıca, kadınlar ve çocuklar için sığınma evi yapma kararı alması, iki belediyenin eşitlik birimi kurma kararı alıp, çalışmalarına başlamış olması önemli gelişmeler. Günebakan Kadın Derneği olarak Mersin yerel izleme platformunda yer alarak savunuculuk çalışmalarımızı güçlendirmeyi, derneğimizde kadınlarla beraber toplumsal cinsiyet eşitliği atölyeleri düzenlemeyi ve kadınların taleplerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca çalıştaylar veya farklı nitelikte toplantılarla belediye ve STK’ların birlikte tartışacağı mecralar oluşturma gayretinde olacağız. Önümüzdeki dönem kadınları güçlendirmek için belediyelerin Kadın Danışma Merkezlerinin niteliği ile ilgili proje sürecinde gelişen bir toplantı düzenlemek için görüşmeler yapıyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nun 2020 döneminde aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Fonu’nu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Proje sayesinde ilk kez oldukça bütünlüklü bir izleme ve raporlama çalışması yapmış olduk. Bu bizim için geliştirici oldu. Proje kitapçığında da görüleceği gibi Mersin’e ait belediyelerin var olan toplumsal cinsiyet çalışmalarına dair bir arşiv de oluşturduk. Bu arşiv, hem bizim için hem de alanda çalışan diğer STK’lar için belediyelerin bundan sonraki çalışmalarında ne gibi farklar ve değişimler yarattığını takip edebilmemiz için bir kaynak niteliği taşıyor.

Kitapçığımız, proje çalışmalarımızı, yöntemlerimizi açık bir şekilde yansıttığından benzeri çalışma yapmak isteyen iller için de yol gösterici olabilir. STK’lar ile gelişen işbirliğinin de Mersin’e güçlü yansımaları olacağını düşünüyoruz. Projenin gerçekleştiği zaman, raporda detaylı olarak bahsettiğimiz bir çok avantajı beraberinde getirdi. Örneğin şimdilerde CEİD İzleme Projesi ile yerel izleme platformu oluşturuldu.Aynı zamanda, yerel eşitlik eylem planı hazırlıyoruz. STK’ların yanı sıra bazı belediyeler de bu platformda yer alıyor. Projemiz sırasında kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında birçok kurumla bir araya gelmiş olmanın hali hazırda yürüttüğümüz çalışmaya kolaylaştırıcı etki sağladığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda, projemizin bu alanda çalışan kurum temsilcilerinde farkındalık yarattığını gözlemliyoruz.

Proje süresince yaptığımız görüşmelerle birçok kurumla ilişkimiz tazelenirken yeni ilişkiler de geliştirdik. Bazı durumlarda çevrimiçi toplanmanın avantajları olduğunu keşfettik. Belediyelerle iletişimimiz sıklaştı. Proje süresince görünürlüğümüz arttığından derneğimize olan bağışlarda büyük oranda artış oldu. Bu durum kira gibi bizi çok zorlayan giderlerimiz için uzun soluklu rahatlama getirecek. Projenin belediyelerden ayni destekler istemek ve almak konusunda da olumlu bir yansıması oldu. Benzer şekilde, üyeler arası iletişim ve işbirliğinde de bir artış oldu. Daha önce çok aktif olmayan üyelerimizin proje faaliyetlerine katılımlarında bir artış yaşandı. 

Özellikle bağışçılarımıza iletmek istediğimiz mesaj şu olur: Bağışlarının, Günebakan Kadın Derneği’ne maddi yararının katlanarak gerçekleştiğini ayrıca proje içeriği ve anlamının etkisini de katlayarak arttırdığını söyleyebiliriz. Daha da önemlisi her bir üyemizin devam etme heyecanı ve geleceği değiştirebilme umudunu tazelediğini heyecanla belirtmek isteriz.

 

Doğa Koruma Merkezi Vakfı ile Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması Projesini Konuştuk

By | Orman Yangınları Acil Destek Fonu

Doğa Koruma Merkezi Vakfı (DKM), bilimsel yaklaşımları temel alarak biyolojik çeşitliliğin etkin şekilde korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi amacıyla çalışmalar yapıyor. Turkey Mozaik Foundation, Actecon ve 212 işbirliğiyle bireysel ve kurumsal bağışçıların finansal desteği ile hayata geçirdiğimiz Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında DKM, Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçirecek. Proje kapsamında, vatandaşların aktif katılımı ile orman yangınları sonrasında orman ve maki ekosistemini ve bu ekosistem içindeki yaşamın geri geliş sürecini takip etmek için bir izleme çalışması yapacak olan Vakıf, yangından etkilenen alanlardaki çalışmaları, alanın geri gelişine dair toplanan verileri ve üretilen bilgileri proje kapsamında oluşturacakları internet sitesi üzerinden kamuoyu ile paylaşacak. Proje kapsamında DKM tarafından oluşturulacak uzman ekip ile birlikte en az 10 yıl süreyle devam edecek alan izleme ve raporlama sistematiği oluşturulacak. 

DKM Proje yürütücüsü ve Orman Mühendisi İrem Tüfekçioğlu ile yaptığımız röportajda proje kapsamında yürütecekleri çalışmaları, son yıllarda artan orman yangınlarının nedenlerini, yangınlar sonrası ormanların iyileşme sürecini ve Paris İklim Anlaşmasını konuştuk. 

DKM, Orman Yangınları Acil Destek Fonu kapsamında Vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın vakfınızı daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

DKM 2004 yılında doğa koruma alanında çalışan farklı disiplinlerden deneyimli uzmanların bir araya gelmesiyle kuruldu. Kuruluş motivasyonu, doğa koruma ile ilgili çalışmalarda gerekli bilimsel ve teknik altyapının eksik olduğunu ve bu yüzden de yapılan birçok projenin yeterince etkili olamadığını düşünmüş olmamızdır. Bu nedenle daha etkili doğa koruma projeleri için bilgiyi temel alan yaklaşımları Türkiye’de yaygınlaştırmayı amaçladık. Bu sebeple, DKM daha çok uzman kuruluş olarak görülür. 

DKM’nin var olma sebebi doğa korumayı etkinleştirmek. İşin bilimini, bu işi daha etkili yapmak için kullanacağımız bir araç olarak görüyoruz. Sonuçta doğa koruma dediğimiz uğraşın ana hedefi çözüm üretmek. DKM’nin kendini farklılaştırdığı en önemli özellikler yenilikçiliğe ve birlikte çalışmaya açık olması. Ezber bozmak, eski sorunlara yeni çözümler üretmek, ayağı yere basan yeni araçlar tasarlamak çok önemli. Ama bu sürecin diğer bir bileşeni de bunları hayata geçirebilecek işbirliklerini kurmak. Bilimsel yaklaşım, yeni araçlar, çözüm odaklı yaklaşım önemli ama bunları hayata geçirecek işbirliklerini kurmak için cesurca adımlar atmak da çok önemli. Bunu yapmadığınızda bir parça eksik kalıyor. 

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre 2008 ile 2020 yılları arasında Türkiye’de her yıl ağustos ayına gelindiğinde çıkan orman yangını miktarı 59 iken 2021 yılında bu sayı 159’a çıktı. Orman yangınların her geçen yıl hızlı bir şekilde artmasının nedenlerinden bahseder misiniz? Bu yangınlar beraberinde ne tür bir tahribat yaratıyor?

Orman yangınlarının çıkma nedenlerinin en başında insan aktiviteleri geliyor. İnsanların ormanların en derinlerine kadar ulaşabilmesi ve beraberinde doğadaki ayak izini artırması, izinsiz ateş yakılması, yanan izmaritin ormanlık alana atılması, yaz sıcaklarında bir mercek etkisi yaratabilen cam şişeler gibi çöplerin ormanda bırakılması gibi ihmalkâr davranışları ister istemez beraberinde orman yangınlarını getiriyor. Pandemi kısıtlamaları nedeniyle kapalı alanda kalan insanlar, özellikle yaz tatillerinde doğada daha fazla vakit geçirmeye başladılar, bu da insan etkisini artırdı. Bununla birlikte, iklim değişikliği ile sıcaklığın ve özellikle kuraklığın artması da hem yangınların daha sık hem de daha şiddetli gerçekleşmesine neden oldu. 

Yangınların ormanlık alanlardaki tahribatını düşünürken, yalnızca yanan otsu ve odunsu türleri değil, bu bitki türlerinden faydalanan arı, böcek gibi türlerden karınca, kaplumbağa ve sürüngen gibi toprak üstü diğer canlıların da hesaba katılması önemli. Kızılçam ormanları ve makiliklere bağımlı kuşlar, memeliler gibi hayvan türlerinin büyük bir çoğunluğu yangından zarar görmeden kaçmayı başarsa bile, yuvalama ve yaşam alanlarının ortadan kalkmış olması da tahribattan sayılmalıdır.

Ormanlar yangın sonrasında ne kadar sürede ve nasıl iyileşiyor? İyileşme sürecinde bu alanlara nasıl müdahale edilmesi gerekiyor?

Ağırlıklı olarak Kızılçam (Pinus brutia) ve Akdeniz sert yapraklı ormanlarından (kısaca makilikler) oluşan Akdeniz vejetasyonunun, en başta yangınlar olmak üzere, tahribatlar sonucunda toparlanabilme özelliğine sahip olduğu biliniyor. Makilikler yangından yalnızca birkaç hafta sonra kökten ve gövdeden sürgün vermeye başlarlar. Kızılçamlar ise serotinlik adaptasyonuna sahip türlerdir, başka bir deyişle şiddetli yangınlar sırasında bazı kozalakları yanmadan kapalı bir şekilde ağaç üzerinde kalır ve yangından bir süre sonra kozalaklar açılmaya başlayarak tohumlarını toprağa saçarlar. Kızılçam ve maki türlerinin bu şekildeki adaptasyon yetenekleri, Akdeniz tipi ekosistemlerinin yangından kısa bir süre sonra iyileşebilmesinin nedenleridir. 

Yangın sonrası ormancılık faaliyetleri genel olarak doğal ve yapay ağaçlandırma olmak üzere iki farklı şekilde yapılır. Faaliyetler planlanırken öncelikle alanların yanmadan önceki vejetasyon yapısı mutlaka dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, Kızılçam ormanları ve makiliklerin Akdeniz ekosistemlerinde iç içe geçmiş durumda olduğu göz önünde bulundurulmalı ve planlamada bu iki vejetasyon sınıfını mutlaka birlikte ele almak gerekir. Doğal ağaçlandırmada, kesilen yanmış Kızılçam ağaçlarının kozalak dolu dallarının yere serilmesi, aynı bölge ve yükseklikten toplanmış Kızılçam tohumlarının homojen bir şekilde alana serpilmesi gibi yöntemler uygulanır. Bu yöntemlerin yeterli olmadığı alanlarda ise yapay ağaçlandırma uygulamalarına ağırlık verilerek alanda teraslama çalışmaları yapılarak kızılçam fideleri dikilir. Bu uygulamalara alanda bulunan maki türlerinin de dahil edilmesi çok önemlidir. Bu kapsamda maki bireylerinin sürgün verme kapasiteleri izlenerek çeşitli maki bitki türlerinin gelişmesi teşvik edilmelidir. 

Hibe desteğimizle Yangınlar Sonrası Akdeniz Ormanları ve Makiliklerinin Geri Gelişinin İzlenmesi ve Bulguların Kamuoyu ile Paylaşılması projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve bu kapsamda yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Akdeniz orman ekosistemlerinin bütünlüğünün korunmasını amaçlayan proje, yangın sonrası Kızılçam ormanları ve maki ekosistemlerinin ve içindeki yaşamın geri geliş sürecinin aktif vatandaş katılımı ile izlenmesi ve kamuoyu ile paylaşılmasını hedefliyor. Bu kapsamda, 2021 Ağustos ayında gerçekleşen orman yangınlarından etkilenen alanların yangın öncesi vejetasyon yapıları, yangınlardan etkilenmiş koruma altındaki alanlar ile tehdit altındaki türler tespit edilecek. Çalışmada Muğla bölgesine ağırlık vereceğiz ve diğer alanlar için örnek teşkil edecek bir sistem geliştireceğiz. Ortaya çıkacak hassas alanlar içinden, ulaşımı kolay noktalar belirlenerek aktif vatandaş katılımı yoluyla bu noktalarda proje süresi içinde izleme çalışmaları yürütülecek. Bu kapsamda yereldeki sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerle birlikte bir sistem kurularak bölgede yaşayan vatandaşların katılımları sağlanacak. Proje sonrasında da en az 10 yıl uygulamaya devam edebilecek bir sistemin kurulması projenin ana çıktısı olacak. 

Paris İklim Anlaşması yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı. Bu anlaşmanın kapsamından ve beraberinde getireceği değişimlerden bahsedebilir misiniz?

Paris Anlaşması iklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı ve karbon nötr bir gelecek hedefliyor. İklim krizinin önüne geçmek için küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derece ile sınırlandırmak, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlıyor. Öte yandan, ne kadar hızlı önlem alırsak alalım değişimi durdurmak artık mümkün değil. Yapabileceğimiz sadece etkileri sınırlamak ve bu etkilere uyumu güçlendirmek. İklim değişikliğine karşı emisyon azaltımı kadar iklim değişikliği beraberinde gelen afetlere karşı toplumun ve ekosistemlerin direncinin artırılması gerekiyor. Örneğin, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi yönündeki çalışmaların yanında tarımda uyum, su ve gıda krizine hazırlık gibi çalışmalar çok önemli.

Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum konusunda kapsamlı ve stratejik adımlar atması gerekiyor. DKM olarak tarım, orman, ekosistemler ve kent alanlarında uyum öncelikli iklim eylemleri için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kentlerde mühendislik çözümlerini içeren gri altyapılara karşı ekosistem hizmetlerini esas alan doğa temelli çözümleri destekliyoruz. Ekosistemlerin iklim düzenleyici etkilerini korumak ve güçlendirmek için çalışıyoruz. 

 

Mardin Kültür Derneği Tiyatro Hepimiz için / Online Projesini Tamamladı

By | Kültür Sanat Fonu

Eğitim, kültür, sanat, kültürel miras, bilim ve teknoloji gibi farklı alanlarda özellikle toplumsal cinsiyet, gençlik çalışmaları, toplumsal barış ve insan hakları temaları üzerinden projeler geliştiren Mardin Kültür Derneği (Mardin Kültür), eğitim alanında farklı disiplinleri bir araya getirerek bölgenin kültürel çoğulcu yapısıyla uyumlu ve yenilikçi çalışmalar yürütüyor. Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde hibe desteği sağladığımız Mardin Kültür, hibe kapsamında Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) ile beraber hayata geçirdiği Tiyatro Hepimiz projesini çevrimiçi platformlara taşıyarak, Shakespeare ve Moliere’in oyunlarını gençlerin katılımı ile beraber günümüze uyarladı. Bu süreçte, gençleri atölye çalışmalarına davet etmek için 2 adet tanıtım videosu ve 6 adet eğitim videosu hazırlayan dernek, proje sonunda 16 atölye katılımcısı genç ile beraber de Romeo ve Juliet ve Cimri Dijital (Zoom) oyunlarını sergiledi.

Mardin Kültür Derneği Proje Koordinatörü Gülcan Kılıç ile yaptığımız röportajda, hibe desteğimizle gerçekleştirdikleri Tiyatro Hepimiz/Online projesini, derneğin Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesi kapsamındaki işbirliklerini ve gelecek dönem planlarını konuştuk. 

Kültür Sanat Fonu’nun 2020 döneminde sağladığımız hibe desteğiyle  gerçekleştirdiğiniz Tiyatro Hepimiz İçin / Online  projesini yakın zamanda tamamladınız. Projenin amacından ve bu kapsamda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? 

Tiyatro Hepimiz İçin projesi 2014 yılında kurduğumuz Mardin Kültür’ün başlangıç projesiydi. Bu projedeki ortağımız Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) Tiyatro birimi ile birlikte Mardin ve ilçelerinde 2000’den fazla gence ulaşarak tiyatro klasiklerinden Shakespeare, Moliere ve Müsahip Zade Celal’in hayatını, oyunlarını ve dönemini anlatan ders niteliğindeki gençlik oyunlarını sergilemiş, gençlerle toplumsal meseleleri tiyatro aracılığıyla ele alan atölyeler yürütmüştük. Aynı zamanda, proje sürecini anlatan bir belgesel hazırlamıştık. Tiyatro Hepimiz İçin / Online projesi ise salgın döneminde gençlere evlerinden ulaşarak daha önce canlı yaptığımız eğitim çalışmalarını çevrimiçi platformlara  taşımayı ve gençlerle çevrimiçi bir şekilde tiyatro klasiklerini bugünden yorumlamayı amaçlıyordu. Bu kapsamda BGST Tiyatro’dan eğitmenlerimiz Aysel Yıldırım ve İlker Yasin Keskin, Shakespeare ve Moliere üzerine dijital eğitim materyalleri ve günümüzde bu klasikleri nasıl yorumlayabileceğimize dair videolar hazırladılar. Gençler ilk önce bu eğitim materyalleriyle buluştular. Sonrasında ilk dönem Shakespeare’in Romeo ve Juliet oyunu üzerine; ikinci dönem ise Moliere’in Cimri oyunu üzerine atölye çalışmalarına çevrimiçi bir şekilde katıldılar. Toplu atölyelerin ardından birebir provalar ve ses-görüntü kaydının alındığı çalışmalar yapıldı. Kurgu ve montaj çalışmalarından sonra Romeo ve Juliet’ten ve Cimri’den birer bölüm kısa video olarak hazırlandı ve dijital ortamda paylaşıldı. Yayınlanan videolarla yaklaşık 2000 kişiye ulaşıldı.  

Proje ile daha önce yüz yüze gerçekleştirdiğiniz gençlere yönelik tiyatro çalışmalarını, atölye faaliyetlerini ve sergilediğiniz oyunları ilk kez çevrimiçi ortama taşıdınız. Bu süreçteki deneyimlerinizden, bu çalışma yönteminin olumlu ve olumsuz yanlarından bahseder misiniz?

Tiyatro tabii ki canlı ve yüz yüze yapılması gereken bir faaliyet. Ancak, bu projeyle herkesin eve kapandığı, sosyal hayata tek bağlanma yolunun internet olduğu pandemi koşullarında da tiyatro yapılabildiğini deneyimlemiş olduk. Çalışma sonunda yaptığımız değerlendirmede gençler “keşke yüz yüze olabilseydik” dediler. Ama diğer bir taraftan çalışmanın çevrimiçi olması sayesinde çok farklı yerlerden ve koşullardan kişiler katılımcı olabildiler ve çevrimiçi buluşmanın olanaklarıyla eğitmenlerimizle daha fazla çalışma yapabilme fırsatı buldular. Diğer bir taraftan, salgın koşullarından bağımsız olarak internet artık özellikle gençlerin hayatının çok önemli bir parçası. Dijital alan içinde gençlere ulaşmanın ve kültürel, sanatsal ve entelektüel çalışmalar yapmanın değerli olduğunu düşünüyoruz. 

Mardin Kültür olarak gençlerin ve kadınların topluma katılımını arttırmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıyorsunuz. Bu çalışmalardan birisi de Arizona Üniversitesi öğrencileri ile Mardin’de yaşayan lise öğrencilerini bir araya getirdiğiniz Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesi. Arizona Üniversitesi öğrencileri ile nasıl bir araya geldiniz? Proje kapsamında ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?

Mardin Kültür olarak 2016 yılında bilim-teknoloji alanında çalışmalar yapmaya başladık. Özellikle kız çocuklarının bu alanda güçlenmelerine katkı sunacak projeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. 2018 yılında Sisters’ Lab projesi kapsamında Sabancı Vakfı’nın desteğiyle Prof. Dr. Feryal Özel Mardin’e geldi ve proje yürüttüğümüz kızlarla buluştu. O tanışmadan sonra Feryal Hanım’la iletişimde kalmaya devam edip Sisters Science Bridge: Arizona to Mardin projesini  geliştirdik. Proje kapsamında Mardin, Midyat ve Kızıltepe Fen Liselerinden  30 kız öğrenci robotik ve kodlama eğitimleri alıyorlar. Aynı zamanda Feryal Hanım’ın Arizona Üniversitesi’ndeki 5 doktora öğrencisinden ve  Sisters’ Lab projesinden mezun, şu an Brown Üniversitesi’nde okuyan 1 öğrenciden mentörlük desteği alıyorlar. Eğitimleri devam eden proje kapsamında robotik ve kodlama eğitiminden yola çıkarak her okul kendi projesini geliştirecek ve bunu akranlarıyla paylaşacaklar.    

Kültür Sanat Fonu’ndan aldığınız hibe desteğinin derneğinize ve çalışmalarınıza ne tür katkıları oldu? Fonu destekleyen bağışçılarımızla paylaşmak istediğiniz bir mesaj var mı?

Gençlerin kültür-sanat alanına dahil olmalarının özellikle kişiliklerinin şekillendiği bu dönemde tiyatro ile tanışmalarının çok değerli olduğunu yaptığımız çalışmalarda gözlemliyoruz. Tiyatro, gençlere yaşadıkları topluma ve kendilerine dair farklı bir bakış açısı geliştirmelerini sağlıyor. Özellikle pandemi koşullarında, eşitsizliklerin arttığı ve imkanların daha da kısıtlandığı bir dönemde böyle bir projeyi gerçekleştirebilmenin gençlerin (hem atölye katılımcılarının hem de izleyicilerin) hayatına olumlu bir katkısı olduğunu düşünüyoruz. 

Mardin Kültür’ün  gelecek dönemde yapmayı planladığı çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Şu an kültür-sanat ve bilim-teknoloji alanında devam eden çalışmalarımız var. Farklı disiplinleri bir araya getiren ve gençlerin güçlenmelerine, kendi potansiyellerini gerçekleştirmelerine katkı sunacak yenilikçi çalışmalara devam etmeyi ve daha fazla gence ulaşmayı planlıyoruz. 

 

Türkiye Alzheimer Derneği ile Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınların Sertifikalı Eğitimi Projesini Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu

Türkiye Alzheimer Derneği kişilerin, Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve bu hastalıktan muzdarip kişi ve ailelerin yaşam kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. AgeSA  Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu kapsamında Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınların Sertifikalı Eğitimi projesini hayata geçirecek olan dernek, proje ile bakım veren kadınların akrabalarına bakarken edindikleri becerilerin tasdiklenmesi ve belgelendirilmesi ve demans mağduru ailelerin sorunlarını ele almak üzere kampanya ve bilinçlendirme yoluyla toplumda yaygın olan sosyal damgalamayla mücadele etmek için çalışmalar yapacak. Proje kapsamında 1 psikolog, 1 sosyal hizmetler uzmanı, 1 fizyoterapist, 1 hemşire ve 1 doktor tarafından yapılacak ön toplumsal araştırma sonrasında tespit edilen ihtiyaçlar doğrultusunda bakımverenlere yönelik  360 saatlik  teorik ve uygulama bölümleri içeren bir çevrimiçi eğitim paketi hazırlanacak.

Türkiye Alzheimer Derneği Genel Sekreteri Füsun Kocaman ile yaptığımız röportajda hastalığın belirtilerini,  COVID-19 salgını sürecinde Alzheimer hastalarının ve bakımverenlerinin yaşadıkları zorlukları ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk.

Türkiye Alzheimer Derneği, Her Yaşta Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Türkiye Alzheimer Derneği, hasta yakınları ve Alzheimer hastalığı konusunda uzman hekimler tarafından 1997 yılında kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür ve Türkiye genelinde 15 şubesiyle hizmet veriyor. Bu şubelerden iki tanesi İstanbul’un iki yakasında yer alıyor. Ayrıca,, Ankara, İzmir, Mersin, Eskişehir, Denizli, Samsun, Kayseri, Bursa, Karabük, Adana, Manisa, Konya ve Antalya’daki şubelerimiz toplam 1500 üyeyle faaliyet gösteriyor. Alzheimer hastalığı ve bakımı konusunda hasta yakınlarına ve sağlık personeline eğitimler düzenlenmesi, psiko-sosyal destek hizmeti verilmesi ve Alzheimer hastalığı konusunda toplumda farkındalığın geliştirilmesi gibi hizmetlerle yerel yönetimler, kamu kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve gönüllülerle işbirliği halinde tüm faaliyetlerini ücretsiz olarak yürütüyor. Bu bağlamda Türkiye Alzheimer Derneği:

  • Alzheimer Hastalığı (bunama) olan hastaların teşhisini, tedavi ve rehabilitasyonu sağlayıcı girişimlerde bulunuyor;
  • Alzheimer Hastalığının bilinirliğini artırmak amacı ile belediyeler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve gönüllüleri ile bilinçlendirme faaliyetleri yürütüyor;
  • Hastaların kısa ve uzun süreli kaliteli vakit geçirmeleri ve bakımları için gündüz bakımevleri, yatılı bakımevleri, ve rehabilitasyon merkezleri oluşturma çabası içerisinde: Okmeydanı’nda bir model olarak “Gündüz Yaşam Evi’ni” hayata geçirmiş olup, şehrin ve ülkenin başka bölgelerinde de gündüz bakımevleri açılması için liderlik faaliyetlerini sürdürüyor;
  • Alzheimer Hastalığı konusunda uzman hekimlerin ve gönüllülerin desteğiyle Alzheimer hastalarına ve hasta yakınlarına her türlü sosyal destek ve eğitimler veriyor;
  • Alzheimer hastalarının hastalık sürecinde doğru ve kaliteli bakılabilmeleri için doktor, hemşire ve sağlık personellerini eğitiyor;
  • Alzheimer hasta yakınlarına, uzman psikologların yönetiminde psikolojik destek ve dayanışma toplantıları düzenliyor;
  • Alzheimer hastalığıyla ilgili özel dal merkezleri açıp bu merkezler için alt yapı, tıbbi araç ve gereçler, cihazlar, rehabilitasyon gereçleri ve personel temin ediyor;
  • Açılacak olan huzurevi/bakımevlerine kalite danışmanlığı veriyor.

Derneğin çalışmaları 3 başlıkta ele alınabilir. Bunlar; 

1.Farkındalık ve Eğitim Çalışmaları: Alzheimer hastalığı konusunda toplumda farkındalık ve bilinç kazandırmak amacıyla halka açık kongre, seminer ve konferanslar yüz yüze ve sanal ortamlarda düzenleniyor. Her yıl Ulusal Alzheimer Kongresi yapılıyor. Hastalık konusuyla ilgili afiş ve broşürler düzenleniyor. Çalışmalar için pankartlar asılarak duyuruluyor. Her sene 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü etkinlikleri kapsamında basın toplantıları düzenleniyor. Eğitim ve farkındalık çalışmaları için birkaç örnek;

  • Personel eğitimi
  • Polislerin eğitimi
  • Okullar (ilkokul, ortaokul, lise, üniversite)
  • Medya aracılığı ile farkındalık çalışmaları
  • Dijital Torun
  • Kim Alzheimer’i Tanıyor Yarışması

2. Gündüz Yaşam Evleri: Gündüz Yaşam Evlerimizin amacı, yapılan etkinliklerle bu hastalığın pençesindeki kişileri yaşama bağlamak, yaşam enerjisi vermek, kaliteli zaman geçirmelerini sağlamak ve zihinsel rehabilitasyon çalışmaları ile hastalığın evre atlamasını geciktirmektir. Hastalarla ilgili çalışmaların yanı sıra, Alzheimer hastalarına bakımveren kişilere bir nebze nefes aldırmak ve omuzlarındaki yüklerini biraz olsun hafifletmek temel amacımızdır. Yapılan etkinliklerle Alzheimer hastalarının keyifli ve kaliteli zaman geçirmelerini sağlamayı; hastalıklarının gerektirdiği rehabilitasyon hizmetleri ile hastalığın seyrini yavaşlatmayı; hasta yakınlarını bakım konusunda bilgilendirmeyi; uzmanlarla buluşturmayı; bu zor görevi yaparken rahatlama ve dinlenme sağlamayı; hasta yakınları arasında dayanışmayı artırmayı; kısacası hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda program dahilinde zihinsel aktiviteler, psiko-motor aktiviteler, bedensel egzersizler, sanat aktiviteleri, müzik aktiviteleri, ev ziyaretleri, manevi aktiviteler, özel gün kutlamaları ve gezi programları yürütüyoruz. 

3. Evde Bakım Hizmeti: Alzheimer hasta yakınlarının bakımında zorlandıkları, yatağa bağımlı olan hastalara evlerinde ücretsiz bakım hizmeti veriyoruz. Her hastaya 4 kez ve ücretsiz olarak sağlanan bu hizmet, hastaların günlük ihtiyaçları olan hijyenik bakımı, ilaçların düzenlenmesi, uzun süreli yatağa bağımlı hastalarda görülen yaraların tedavisi, nefes egzersizleri vb. hemşirelik ve hasta bakıcılık hizmetlerini kapsıyor. Ayrıca, bakım için hastanın evine giden deneyimli personel hasta yakınlarının bu işleri daha sonra kendi başlarına yapabilmeleri için gerekli eğitimleri de veriyor.

Yaptığınız çalışmalarda yerel yönetimler ile çeşitli işbirlikleri geliştiriyorsunuz. Bu işbirliklerinden birisi de belediyelerle ortak yürüttüğünüz Gündüz Yaşam Evleri. Gündüz Yaşam Evleri kapsamında  geliştirdiğiniz işbirliklerinden ve bu evlerde yürütülen faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

Türkiye Alzheimer Derneği, ülkemizde Alzheimer hastalarına özel keyifli ve kaliteli zaman geçirmelerini sağlayacak gündüz yaşam evleri olmadığı için, bu alandaki ihtiyacın bilinci ile ve örnek teşkil etmesi amacıyla 2011 yılında Şişli Alzheimer Gündüz Yaşam Evi’ni oluşturdu.  Halen haftada 5 gün ve ücretsiz olarak hizmet veren yaşam evimiz, ülkemizde Alzheimer hastalarına odaklı ilk yaşam evidir. Gerek İstanbul gerekse diğer illerdeki belediyelere de bu hizmeti vermeleri için davetler yapıyor ve görüşmelerimizi sürdürüyoruz. 

2016 Ekim ayında Konya-Karatay Belediyesi ve Derneğimiz Konya Şubesinin işbirliği ile açtığı Gündüz Yaşam Evi, yine aynı ay içinde Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Derneğimiz Mersin Şubesinin işbirliği ile açtığı Gündüz Yaşam Evi ile ülkemiz 2 yeni Yaşam Evi daha kazandı. 21 Eylül 2017 tarihinde İstanbul Kadıköy Belediyesi ve Haziran 2021 tarihinde İzmit Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü birer Gündüz Yaşam Evi açtı, böylece Şişli’de yaratılan model ülkemizin diğer bölgelerinde de yayılmaya başladı. Bu kapsamda Denizli Merkezefendi Belediyesi’yle de gündüz yaşam evi kuruluş çalışmaları başlatıldı.

Türkiye Alzheimer Derneği belediyelerle işbirlikleri kapsamında;

  • Gündüz yaşam evleri açılmasında öncülük ediyor;
  • Aktif yaş alma merkezleri açılmasına katkı sağlıyor;
  • Alzheimer hastalığı konusunda danışmanlık veriyor;
  • Gündüz yaşam evimiz model örnek olarak yeni açılacak gündüz yaşam merkezlerine kuruluşları öncesi ve kuruluş aşamalarında danışmanlık hizmeti sağlıyor. Gündüz yaşam evimiz bugüne kadar Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, Kağıthane Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlara danışmalık hizmeti verdi.
  • Bunlara ek olarak, belediyelerin düzenlemiş olduğu çalıştay, konferans, kongrelere katılım sağlıyor;
  • Belediyelerin Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde olan öğrencilere staj imkanı sağlıyoruz. 

Gündüz Yaşam Evinde yapılan tüm aktivitelerde ana amaç, hastaların zihinsel, duygusal ve sosyal olarak desteklenmesi, günlük yaşam becerilerinin artırılması ve korunması, kaliteli zaman geçirmelerinin sağlanması ve zihinsel rehabilitasyon çalışmaları ile, hastalığın evre atlamasını geciktirmektir. Hastalarla ilgili çalışmaların yanı sıra, Alzheimer hastalarına bakımveren kişilere bir nebze nefes aldırmak ve omuzlarındaki yüklerini biraz olsun hafifletmektir.

Yaratıcı sanat terapileri ve psikodrama çalışmalarının yanı sıra gazete okuma, şiir okuma, aylık takvim yapma, yemek yapma, hikaye yazma, mikado oynama, tavla oynama, dans etme, bulmaca çözme gibi genel etkinlikler aşağıdaki aktivitelerle destekleniyor:

  • Zihinsel aktiviteler,
  • Psiko-motor aktiviteler, 
  • Bedensel egzersizler, 
  • El sanatları terapisi, 
  • Müzik aktiviteleri, 
  • Ritim çalışmaları, 
  • Gezi programları yürütülüyor,
  • Özel gün kutlamaları
  • Hasta yakınlarına Alzheimer hastalığıyla ilgili eğitimler ve psikolojik destek toplantıları düzenleniyor.

Demans ve alzheimer hastalıkları sıklıkla birbirine karıştırılıyor. Alzheimer hastalığından ve  belirtilerinden bahseder misiniz? Türkiye’de alzheimer hastaları ve bakımverenleri ne tür hizmetlerden faydalanabiliyor?

Demans tek bir hastalık ismi olmayıp bellek ve benzeri zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile oluşan durumun genel adıdır. Demansa yol açan hastalıkların hepsi beyinde hücre ölümüyle yola çıkar ve beyinde birtakım değişikliklere neden olur. Alzheimer hastalığı ise en sık görülen demans (bunama) hastalıklarından biridir. 

Alzheimer hastalığı, genellikle yakın geçmişi unutmayla başlayan ve kognitif bozukluk, duygusal ve davranışsal değişiklikler, fiziksel ve fonksiyonel gerilemeler gibi belirtilerle seyreder ve sonuç olarak Alzheimer hastalığı beyin işlevlerindeki bozukluklara bağlı olarak zihinsel işlevlerde gerileme, davranış sorunları ve işlevsellikte azalma ile görülen dejeneratif ilerleyici bir hastalıktır.

Alzheimer hastalığı belirtileri;

  • Unutkanlık,
  • Yol bulma sorunları,
  • Zaman şaşırma,
  • Kelime haznesinin azalması,
  • Karar verme sorunları,
  • Muhakeme yeteneğinin kaybolması,
  • Kişilik ve huy değişiklikleri,
  • Çeşitli davranış değişiklikleri,
  • Olaylara ilgi azalması,
  • Günlük yaşam becerilerini yerine getirmekte güçlüktür.

Alzheimer hastalarına ve bakımverenlere yönelik hizmetler incelendiğinde Türkiye’de hasta ve yakınlarına yönelik götürülen hizmetleri 3 grupta incelemek mümkün:

  • Yatılı Kurum Bakımı ve Gündüz Bakım hizmeti
  • Kurum Bakımı Dışı Yöntemler (Evde bakım, evde sağlık hizmeti, bakım eğitimleri vb)
  • Yasal ve Sosyal Haklar (Vergi indirimi, evde bakım maaşı, araç alımı vb.)

Türkiye’de Alzheimer hastaları ile ilgili olarak özel bir kanun ve yasa bulunmuyor. Alzheimer hastaları süreğen engelli grubunda sayılıyor ve 2022 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşları ile Engelli ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmelik” ve 5378 sayılı “Engelliler Hakkında Kanun”dan yararlanıyorlar.

Alzheimer hasta ve yakınlarının yasal ve sosyal hakları şu şekilde sıralanabilir:

  • Sağlık hizmetlerinden yararlanmak,
  • Bakım hizmetlerinden yararlanmak,
  • Erken emeklilik ve malulen emeklilik,
  • Ekonomik destek alma hakkı (Engelli maaşı, Alzheimer hasta yakınları için evde bakım aylığı, yaşlı aylığı),
  • ÖTV’siz araç alma hakkı,
  • Vergi indirimleri ve çeşitli indirimler (Medikal malzeme temini, ulaşım indirimi, emlak vergisi ve vergi indirimleri, telefon hattı indirimleri)

COVID-19 ile beraber eski rutinlerimizin yerine yeni rutinler oluşturmak zorunda kaldık. Alzheimer hastaları için bir rutin içerisinde yaşamanın  önemli olduğunu biliyoruz. Bu süreçte hem Alzheimer hastalarının hem de bakımverenlerinin en sık karşılaştığı zorluklar nelerdi?

Pandemide yaşlıların sokağa çıkma yasağı süresince davranış bozukluklarının (ajitasyon, agresyon) arttığı gözlemlendi.  Bu nedenle aile içinde çatışmalar baş gösterdi. Evde kalmalarından dolayı yaşadıkları psikolojik bunalım nedeniyle bağışıklık sistemlerinde, kas sisteminde bozulmalar görüldü. Bilişsel yetersizlikler daha da arttı. Uyku bozuklukları baş gösterdi. COVID-19 kapsamında alınan önlemleri uygulamakta hasta ve hasta yakınlarının zorlandığı; buna bağlı olarak ilaç kullanım raporlarındaki sıkıntılar ve doktor randevularına gidememe sonucunda Alzheimer hastalığında ilerleme gözlemlendi. Yaşlı bireyler her ne kadar ev içi egzersizleri  yapmaya gayret etseler de açık havada yaptıkları egzersiz motivasyonunu yakalamakta zorlanmışlardır.

Bakımverenler; stres, depresyon, anksiyete, uyku sorunları, sosyal olarak dışlanma, bağışıklık sistemlerinin zayıflaması, sağlık sorunlarının görülmesi, maddi güçlükler, iş kayıpları ve mahalle baskıları (binadan atılma durumu) gibi sorunlar yaşamışlardır. 

Hibe desteğimizle Alzheimer Hastalarına Bakımveren Kadınların Sertifikalı Eğitimi projesini hayata geçireceksiniz. Bakımverenlere yönelik olarak bir çalışma yapmayı tercih etmenizin nedeni nedir? Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu çalışmayla ilgili amaçlarımızı şu şekilde sıralayabiliriz: 

  • Alzheimer veya diğer demans türlerinden birinin tanısını almış kişiler ve ailelerinin karşılaştıkları zorlukları tanımlamak ve bunlar hakkında farkındalık yaratmak, 
  • Aile üyeleri de dahil olmak üzere fiziksel veya sağlık sorunlarına dayalı ayrımcılığı önleyerek bu hastalıktan mustarip kişilerin ürün ve hizmetlere erişimini arttırmak, sağlıklarını, sosyal ve çalışma haklarını korumak, 
  • Hastalık mağduru ailelerin sosyal dışlanmasını azaltmak ve gayri resmi bakıcıların yaşlı veya hasta akrabalarına bakarken edindikleri becerilerin tasdiklenmesi ve belgelendirilmesi için bir mekanizma geliştirmek-desteklemek ve demansla ilgili sorunların ele alınmasına yönelik siyasi katılım ve iradeyi artırmak.

Proje, ilk adımda bu sorunlarla mücadele eden kişilerin görüş, ihtiyaç ve talepleri alındıktan sonra, bu veriler ışığında hazırlanacak eğitim paketinin yine onların değerlendirmesine sunulması ve geri bildirimleri doğrultusunda geliştirilmesi şeklinde ilerleyecek; sosyal ve ekonomik katılımın sağlanması için strateji ve politika geliştirme kampanyaları yürütülecek.

Kültürel faktörler nedeniyle, Türkiye’de birincil bakıcı rolünü üstlenen ve dolayısıyla bakım yükünü üstlenen, psikolojik sorunlar yaşayan ve sosyal, ekonomik yönden zorluklar yaşayan çoğunlukla kadınlar oluyor. Yani bu konunun bariz bir toplumsal cinsiyet boyutu da var. Bakım rolü toplumsal cinsiyete dayalı olarak kadının sorumluluğuna bırakılıyor, Alzheimer ve diğer demans türlerinin etkisi ile birleşince kadınların üstündeki yük ciddi anlamda artıyor. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan araştırmalar  bakımverenlerin %70’ inin kadın ve bu kadınların %45’inin hastanın kızı ya da %30’unun eşi olduğunu gösteriyor. Kadınların %90’ı daha önce hiç hasta bakmadıklarını, %85’i 7/24 bakım verdiklerini, %65’i kendilerine yardım edecek kimseleri olmadığını, %43’ü 5 yıldan uzun süredir bu görevi yürüttüklerini belirtiyor.

Yapılan bilimsel araştırmalarda bakımverenlerin kalp damar, bağışıklık sistemlerinde olan bozulmalar durumunda enfeksiyona yakalanma risklerinin artması, depresyon (majör) görülmesi ön görüldüğünden, ayrıca bakım vermenin sürekli bir uğraş olması nedeniyle bu görevi üstlenen kadınların çalışma hayatından çekilmeleri gerektiği gerçeğinin kadınlara fizyolojik, psikolojik, ekonomik ve sosyal yönden zorluklar getirdiği göz önünde bulundurulursa bu eğitimle kadınları güçlendirmenin ne kadar önemli olduğu görülecektir.

 

Senex|Yaşlanma Çalışmaları Derneği ile Her Yaşta Fonu Kapsamında Yürütecekleri Projeleri Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu

Odağına yaşlılık çalışmalarını alan Senex|Yaşlanma Çalışmaları Derneği, insan haklarına özenli, toplumsal cinsiyeti ana akımlaştıran bir yaklaşımla; öğrenme programları, savunuculuk ve akademik çalışmalar, bilimsel araştırmalar, sanat faaliyetleri ve izleme çalışmaları programları geliştiriyor. AgeSA  Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu kapsamında iki farklı projesine hibe desteği sağladığımız Senex,  SOLIS-e: Yaş Dostu Mekanları ve Hak Temelli Hizmetleri Planlamak projesi ile yaşlılara hizmet sunan ve yaş dostu çevre geliştirilmesi konusunda çalışan kişi ve kurumlara yönelik olarak hak temelli yaş dostu çevrelerin ve hizmetlerin nasıl oluşturulabileceği konusunda bilgilendirici ve yaratıcı eğitimlerden oluşan çevrimiçi bir öğrenme programı hazırlayacak. Senex İzleme: Yaşlılara Yönelik Şiddet ve İhlallerin İzlenmesi projesi ile ise  yaşlılara yönelik şiddet, istismar, ihmal, ihlal ve ayrımcılıkla ilgili izleme ve raporlama çalışmaları yapacak. Dernek proje kapsamında Türkçe ve İngilizce dillerinde 2  genişletilmiş rapor hazırlayacak ve çalışmanın bulgularını yaygınlaştırmak üzere 2 atölye çalışması düzenleyecek. 

Senex Yaşlanma Çalışmaları Derneği Başkanı Doç. Dr. Özgür Arun, Proje Koordinatörleri Öğr. Gör. Banu Karademir Arun ve Seda Kocabıyık ile yaptığımız röportajda hibe desteğimizle yürütecekleri projeleri, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının yaşlılık ve yaşlanma alanında hayata geçirdiği çalışmaları ve  yaş ayrımcılığı konusunu konuştuk. 

Senex: Yaşlanma Çalışmaları Derneği, Her Yaşta Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Senex: Yaşlanma Çalışmaları Derneği 2019 yılında kuruldu. Senex, toplumsal yaşlanma süreci ve yaşlılık dönemine ilişkin bilimsel çalışmalar gerçekleştiriyor. Elde ettiği bilimsel bilgileri yüksek öğrenim alanından başlayarak genişleyen bir halkada toplumun tüm kesimleri için kamu yararına kullanmak üzere yaygınlaştırmak, ulusal ve uluslararası düzeyde kongre, konferans, sempozyum, eğitim, forum ve benzeri bilimsel faaliyetler düzenlemek, farkındalık oluşturmak, alandaki lisans ve lisansüstü programlarının kalite standartlarını yükseltip akreditasyon süreçlerini yönetmek, sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için çalışmalar yapıyor.

Küresel düzeyde olduğu gibi yaş ayrımcılığı Türkiye’de de yaşlılık konusunda en önemli sorunlardan biri. Özellikle salgın sürecinde yaşlılara yönelik kısıtlamalar ve kapatılma yaş ayrımcılığını pekiştirdi. Her türlü ayrımcılıkta olduğu gibi yaş ayrımcılığı da bir hak ihlalidir. Bu nedenle, Senex Dernek yaşlılara karşı ayrımcı tutum ve uygulamaların dönüştürülmesi için araştırmalar, , izleme ve savunuculuk çalışmaları yapıyor. Yaşlılara karşı yaş ayrımcılığı başta olmak üzere yapılan her tür ayrımcılık izleme çalışmaları ile tespit edildikten sonra şiddet, ihlal, istismar ve ayrımcılığı önlemek üzere yerel yönetimlerden başlayarak genişleyen bir halkada kamu kurumlarıyla ortak çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz.

Senex Dernek’in bir diğer önemli faaliyet alanı “yaş dostu çevreler ve hizmetler”. Türkiye’de yaş dostu çevreler ve hizmetler göz ardı edilen bir alan. Farklı yaş gruplarının farklı ihtiyaçları olduğu gibi aynı yaş grubu içerisinde yer alan insanların da farklı ihtiyaçları var. Bunların belirlenmesi ve toplumsal yaşam başta olmak üzere hayatın her alanındaki mekân ve hizmet tasarımlarının bu farklılıklar göz önüne alınarak planlanması bir gereklilik. Yaşlılar için değil, yaşlananlarla birlikte tasarımlar gerçekleştirilmeli. Kapsayıcı mekanları ve hak temelli hizmetleri oluşturmak için kolektif biçimde çalışmalara ihtiyacımız var. Bu alana yönelik derneğimiz bünyesinde yapılan çalışmalar ve bu çalışmalar kapsamında kamuoyu ve ilgili kurumlarla paylaştığımız raporlar ve rehber kitaplarımız bulunuyor. Yaş dostu çevrelerin oluşturulmasına yönelik gerçekleştirilen bilimsel araştırmalardan elde edilen sonuçlar ışığında uluslararası ve ulusal düzeyde çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalardan elde edilen deneyimlerle yerel yönetim çalışanları ve ilgililer için SOLİS-e öğrenme programları geliştirdik. Hak temelli hizmetlerin ve yaş dostu çevrelerin nasıl oluşturulabileceği konusunda bilgi, görgü ve deneyimleri paylaştığımız SOLIS-e öğrenme programımız 2021 yılı Kasım ayında başlayacak. 

Öte yandan değişen iklim, doğa ve insan üzerindeki etkileri tüm insanlığın ortak sorunu. Ancak bu sorundan etkilenme biçimleri farklılıklar gösterebiliyor. Senex Dernek, iklim krizi bağlamında yaşlıların ne tür hak kayıpları yaşadıklarını araştırıyor. İklim krizinin yaşlı hakları üzerine etkilerini inceleyen Türkiye raporumuz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne gönderildi. Senex’in Türkiye raporu 2021 yılı Ocak ayında BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından kabul edildi.  Temmuz 2021’de gerçekleştirilen BM’nin 47. oturumunda raporumuz tartışıldı. 

Ayrıca, yaşlılık ve yaşlanma Türkiye’de akademik ve uygulama alanında oldukça sınırlı düzeyde çalışılan konular. Hem akademik hem de uygulama alanındaki önemi her geçen gün artan bu alanda çalışmak isteyen genç araştırmacıların çalışmalarını paylaştıkları ve alanda duayen olan bilim insanları ile buluştukları Senex Kongre, Senex Dernek tarafından destekleniyor. Buna ek olarak yaşlanma çalışan genç araştırmacıların alana girmesini teşvik etmek üzere, Yaşlanma Çalışmalarında Üstün Başarı Tez Ödülleri veriliyor. Senex Dernek hem Senex Kongre’yi hem de tez ödüllerini destekliyor.  

Yaşlanma konusu COVID-19 salgınıyla birlikte sivil toplumun gündeminde de daha görünür hale geldi.  Genel olarak bakıldığında, sivil toplum kuruluşları yaşlılık ve yaşlanma alanında ne tür çalışmalar yapıyor? Bu çalışmaların daha etkin hale gelmesi için neler yapılabilir?

Türkiye’de sivil toplum yaşlanma ve yaşlılık meselesine oldukça yabancı. Hem yaşlanma çalışmaları hem yaşlılar sivil toplumun ilgisinden uzak kalmış. COVİD-19 pandemisi sırasında da yaşlıların yaşadığı hak ihlallerine karşı sivil toplumdan derli toplu bir ses gelmemesi bu ilgisizliğin ve yabancılığın göstergesi. 21 Mart 2020 tarihinde yayımlanan yaşlılara yönelik sokağa çıkma yasaklarının hak ihlallerine yol açacağına dair Senex Dernek bir bildiri paylaştı. Türkiye’de ne yazık ki sivil toplum alanındaki kuruluşlar ısrarla yaşlılara ellerini yıkamalarını, maske takmalarını ve sokağa çıkmamalarını söylemekle yetindiler. Bu nedenle, COVID-19 pandemisinde Türkiye’de sivil toplum iyi bir sınav veremedi. Oysa yaşlanma çalışmaları ve yaş ayrımcılığı Türkiye sivil toplumunun daha fazla ilgi göstermesi gereken alanlardan birisi. Şiddetin, ihmalin, istismarın ve hak ihlallerini yoğun olarak yaşandığı bir alan. Okuma yazma bilmeyen yaşlı kadınlar, engelli yaşlılar, yoksul yaşlılar, tek başına yaşayan ve yaşlanan insanlar, demans/Alzheimer hastaları ve onların bakımveren aile üyeleri yaşlılar içindeki en incinebilir kesimleri oluşturuyorlar. Öte yandan eğitimli, varlıklı ve sosyal yaşama etkin biçimde katılan yaşlıların ürettiği değer Türkiye toplumunu güçlendiriyor. Yaşlılık dönemi, tıpkı yaşamın diğer evreleri gibi çeşitlilik içeren bir dönem. Yaşamın olağan ve doğal bir süreci. Kategorik olarak yaşlanma ya da yaşlılık sorun değil, yaşlılar sorunlu insanlar değil. Yaşlılar homojen bir toplumsal grup değiller. Türkiye’de sivil toplum alanı yaşlanma sürecine, yaşlılık dönemine ve yaşlılara ilişkin bu gerçekleri kabul ederek çalışmalar yapmalılar. Ancak böylesi bir paradigmayla üretilecek bilimsel bulguyla donatılmış çalışmalar Türkiye’nin toplumsal yaşlanma sürecini anlamlı bir hale dönüştürecektir.

Özellikle COVID-19 salgınının ilk dönemlerinde ayrımcılık türlerinden birisi olan yaşçılık daha da derinleşerek, çok daha fazla görünür hale geldi. Salgın süreci ve bu dönemde üretilen söylemler özellikle 65 yaş üstü vatandaşları nasıl etkiledi? Bu söylemeler ile mücadele etmek amacıyla ne tür çalışmalar yapılmalı?

Aslında “ageism” ve yaşlı nefreti yeni bir şey değildi. Biz bunu çalışmalarımız sırasında sahada görebiliyorduk. Ancak belirttiğiniz gibi salgın dönemiyle beraber yaş ayrımcılığı meselesi görünür hale geldi, tartışılan bir mesele oldu. Senex Dernek olarak salgın döneminde Etkiniz AB programı desteğiyle “Covid-19 Gündeminde Yaşlılara Yönelik Hak İhlalleri ve Ayrımcı Uygulamalar” adlı bir medya izleme raporu hazırladık. Raporda da belirttiğimiz gibi sınırsız, denetimsiz ve süresiz sokağa çıkma yasağı yaşlıların hayatlarını olumsuz bir şekilde etkiledi ve birçok hak ihlaline neden oldu. Seyahat özgürlüklerinin engellenmesi, adalete erişim hakkının engellenmesi, çalışma hakkının engellenmesi, medeni haklarının engellenmesi, sağlık ve bakım hakkının engellenmesi gibi yaşamın birçok alanında hak ihlalleri yaşadılar. Öte yandan yaşlılar, yaşlı nefreti ile karşı karşıya kaldılar. Bu süreçte “yaşlı ihbar hattı” kuran, yaşlılar oturmasın diye banklarını kaldıran yerel yönetimler gördük. Sosyal medyada gençlerin yaşlılara karşı ayrımcı tutumlarına, nefret söylemlerine şahit olduk.  Bu söylemler hem yeniden yaş ayrımcılığının üretilmesine sebep oldu hem de yaşlı nefretini tetikledi. Yaşlılar evlerinin içerisinde otururken bu söylemlerle gerek medyada gerek gündelik yaşamlarında kendi çevrelerinden işitir hale geldiler ve dolayısıyla olumsuz etkilendiler. Yaşlılarla yaptığımız birebir görüşmelerde kendilerinin yok sayıldığını, salgının suçlusu pozisyonuna düştüklerini ve ötekileştiklerini hissettiklerini dile getiriyorlardı. Ayrımcı uygulamalar ve söylemler yaşlılarının bedensel ve ruhsal sağlığını olumsuz yönde etkiledi. Ayrımcılığın diğer türlerinde olduğu gibi yaş ayrımcılığı ile de mücadele etmemiz gerekiyor. Senex Dernek olarak bu alanda kanıta dayalı hak savunuculuğu yapmaya çalışıyoruz. Yaş ayrımcılığı ile mücadele etmek için yasal düzenlemelere ihtiyacımız var. İzleme ve değerlendirme çalışmalarının artması, elimizde şeffaf verilerin olması etkin mücadelede önemli diğer bir nokta.  Bu alanda yapılan araştırmaların ve çalışan sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi gerekiyor. Son olarak ise ulusal ve uluslararası  işbirliklerinin güçlenmesi ve bağımsız olarak alandaki politikaları izleyen bir mekanizmanın olması için Türkiye’de Ulusal Yaşlanma Enstitüsü’nün kurulması gerekiyor.

Her Yaşta Fonu kapsamında Senex’in iki ayrı projesini destekliyoruz. Bunlardan ilki SOLIS-e: Yaş Dostu Mekanları ve Hak Temelli Hizmetleri Planlamak. Projenin amacından ve  bu kapsamda gerçekleştirmeyi planladığınız faaliyetlerden bahseder misiniz?

SOLIS-e: Yaş Dostu Mekanları ve Hak Temelli Hizmetleri Planlamak, hak temelli yaş dostu çevrelerin ve hizmetlerin nasıl oluşturulabileceği konusunda bilgilendirici ve yaratıcı eğitimleri içeren, açık erişim, hem çevrimiçi hem çevrimdışı katılımlı bir öğrenme programıdır. Bu öğrenme programı yaşlılara hizmet sunan ve yaş dostu çevre geliştirilmesi konusunda paydaş olacak, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve inisiyatifleri, akademideki araştırmacılar ile ilgili olan herkes için planlandı. SOLIS-e içerikleriyle, yaşlanan topluma yönelik kent hizmetleri sunan uzmanlara, araştırmacılara ve ilgililere; yaş dostu çevre, yaş dostu hizmetler, kapsayıcılık, erişim, hak temelli hizmetler, yaş ayrımcılığıyla mücadele gibi temel başlıklarda donanım kazandırmayı amaçlıyor. SOLIS-e öğrenme modüllerinde kapsayıcı mekanlar ve hizmetlerin planlanması ve uygulanması için, toplumsal yaşama katılımın teşvik edilerek, hiç kimsenin geride bırakılmaması temel ilke olarak gözetiliyor. Bu hedefler doğrultusunda geliştirdiğimiz SOLIS-e; öğrenme programı, her dönemi 15 hafta olacak şekilde 2021-2022 yılları süresince 2 dönem olarak gerçekleştirilecek.

Hibe desteğimizle hayata geçireceğiniz bir diğer proje olan Senex İzleme: Yaşlılara Yönelik Şiddet ve İhlallerin İzlenmesi projesi kapsamında ne tür çalışmalar yapacaksınız? Bu alanda izleme çalışması yapılması neden önemli?

Senex Dernek tarafından yapılan araştırmalar sırasında Türkiye’de yaşlılara karşı sergilenen şiddet, ihmal ve istismarın tekil vakalardan oluşmadığını fark ettik. Çoğu zaman istisna olarak görülen şiddet ve ihlaller oldukça yaygındı. Hatta belirli bir döngü içinde gerçekleşiyordu. Bu gözlemler Senex İzleme çalışmasını gerçekleştirmek için bizi harekete geçiren en önemli nedenler oldu. Senex: Yaşlanma Çalışmaları Derneği olarak 2021 yılı Ocak ayından başlayarak yaşlılara yönelik gerçekleştirilen şiddet, istismar, ihmal, hak ihlali ve ayrımcılık vakalarını yıl boyunca izlemek ve kamuoyuna sunmak üzere “Senex İzleme” çalışmasını başlattık. Senex İzleme medyaya yansımış haberlerin günlük olarak taranması ile elde edilmiş verilerin analizlerine dayanıyor. Şiddet, istismar, ihmal, hak ihlali ve ayrımcılık olmak üzere yaşlılara yönelik tüm ihlaller raporlanmakta. Analiz birimi haberlerden değil, vakalardan oluşuyor. Her ay başında düzenli olarak raporlar Senex internet sitesinde  yayımlanıyor. Nisan ayından beri raporlarımızı Türkçe ve İngilizce olarak yayımlamaya başladık. 

Senex İzleme, Her Yaşta Fonu’nun da amaçlarında sıraladığı gibi, yaşlıların günlük hayatta karşılaştığı izolasyon, ayrımcılık ve şiddet gibi temel konularda yaşanılan sorunların çözümlerini teşvik etmeyi amaçlıyor. Yürütülen çalışma neticesinde kanıta dayalı olarak hak savunuculuğu yapılması; sivil toplum, özel sektör, kamu kurumları ve yerel yönetimlerin işbirliğiyle yaşlıların lehine ortak ve kalıcı çözümler üretmelerinin desteklenmesini hedefliyoruz. Gelecek 12 ay süresince, Her Yaşta Fonu desteğiyle aylık raporlarımızı düzenli bir şekilde Türkçe ve İngilizce olarak yayınlamaya devam edeceğiz. Aynı zamanda açık erişimli bir internet portalı oluşturarak haritalandırma çalışması gerçekleştireceğiz. Böylece vakalara dair haberlere ulaşmak isteyen herkes Senex İzleme internet sitesi sayesinde haberlere erişebilecek. Hangi şehirde hangi ihlal türleri olduğuna veya hangi ihlal türlerinin hangi bölgelerde yoğunlaştığını analiz edebilecek. Tüm bu bilgilere ve analizlere Senex İzleme internet sitesi üzerinden açık erişim ve ücretsiz bir şekilde ulaşılabilecek. 

Yaşlılara yönelik şiddet ve ihlallerin ulusal olarak izlenmesi ve raporlanması var olan durumu tespit etmek, ortaya koymak açısından önemli. Nitekim, Türkiye’de yaşlıların karşı karşıya kaldığı şiddet, hak ihlali ve ayrımcılığa yönelik bir izleme çalışması bulunmuyor. Bu nedenle Senex İzleme’nin düzenli olarak devam etmesi hak temelli çalışan sivil toplum ve hak savunucularını güçlendirecek. Yaşlılık alanında kanıta dayalı savunuculuk yapılmasını sağlayacak. Böylece, merkezi ve yerel yönetimlerin kapsayıcı hizmet planlaması ve yaşlılara yönelik şiddete dair farkındalık oluşturulması da desteklenmiş olacak. 

 

Hayat Boyu Hayat Dolu Derneği ile Demans Simülatörü: Demansı Anlamanın İnteraktif Yolu Projesini Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu

Hayat Boyu Hayat Dolu Derneği, yaşlanmakta olan kişilerin günlük yaşam kalitelerini artıracak bilişsel ve psikososyal yöntemleri hayata geçirmek, aktif yaşlanma sürecine destek olmak ve bu sürece katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını yürütüyor. AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu kapsamında  Demans Simülatörü: Demansı Anlamanın İnteraktif Yolu projesini hayata geçirecek olan dernek, proje kapsamında Demans Simülatörü uygulaması ile ilgili bir eğitim modülü hazırlayacak ve bir ölçme değerlendirme sistemi oluşturacak. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji bölümü 3. ve 4. sınıf lisans öğrencilerinden oluşan toplam 100 öğrenci ile gerçekleştirilecek olan simülasyon çalışması ile demanstan en çok etkilenen yaşlı bireylerin gereksinimleri ve ihtiyaçlarını karşılayacak, yaşam kalitelerini artıracak etkin çözümlerin ve uygulamaların hayata geçirilmesine katkı sağlanacak. 

Hayat Boyu Hayat Dolu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çağla Aktaş Aytöre ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Gerontoloji Öğretim Üyesi Psikiyatr Sera Çetingök ile yaptığımız röportajda, demans hastalarının faydalandıkları hizmetleri, COVID-19 sürecinde demanslı hastaların yaşadıkları zorulukları, gerontoloji bölümü öğrencilerinin bu alandaki çalışmalara katılımlarının önemini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk. 

Hayat Boyu Hayat Dolu Derneği, Her Yaşta Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Ülkemizde, yaşlılığa hastalık ve engellilik odaklı bir yaklaşımın olduğu görülüyor. Bu nedenle de mevcut hizmetler ağırlıklı olarak yaşlı bireylerin genel bakımına ve sağlıklarının korunmasına yönelik olan tıbbi uygulamalara odaklanıyor. Yaşlı bireylerin genel sağlık durumu ve iyi olma halleri, tıbbi müdahalelerin yanı sıra günlük yaşam aktivitelerinin niteliğinden de etkileniyor. 

2018 yılında “Yaşanan yıllara hayat katmak” felsefesiyle kurulan derneğimiz yaşlanmaya bakış açısını yaşlı bireylere bakım sağlama boyutundan ileriye götürerek, yaşlılarımızın hayatı tüm yönleriyle sağlıklı aynı zamanda da anlamlı olarak sürdürmelerini, toplumun içinde ve aktif olarak yaşamlarına devam etmelerini ve yaşam kalitelerini korunmalarını hedefleyen bir yaklaşımın geliştirilmesi için çalışıyor.

Derneğimizin adından da anlaşılacağı üzere “Hayat Boyu Hayat Dolu” diyerek yaşlılığın sadece fiziksel boyutuyla değil, bilişsel, sosyal ve ruhsal açıdan da iyi olma halinin psikososyal boyutlarını da içeren bütünsel bir yaklaşım ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu vizyon ile öncelikle yaşlılarımızın hayatlarına doğrudan dokunan saha çalışmalarımızı uygulamayı ve yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda, yaşlılar ve toplumun farklı kesimleri arasında köprü oluşturacak, farkındalık yaratacak, birbirimizi daha iyi anlamayı ve empati kurmayı destekleyecek çalışmalar ve projeler üreterek, toplumun her kesiminde özellikle de genç kuşaklar arasında var olan yaşlanma ve yaşlılık ile ilgili önyargıları ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. 

Derneğimizin başlıca faaliyeti, huzurevlerinde uyguladığımız psikososyal destek programıdır. Psikososyal destek programımız, İngiltere başta olmak üzere 29 farklı ülkede uygulanan,  “Cognitive Stimulation Therapy” esaslarına dayanarak ülkemize adapte etmiş olduğumuz bir programdır. Bu program, yaşlılarımızın günlük yaşam rutinleri ile bütünleşen, sosyalleşmelerine imkan sağlayan, fiziksel, zihinsel  ve duyusal becerilerini kullandıkları, ve aynı zamanda bilişsel uyarımı destekleyen farklı yapılandırılmış aktivitelerden oluşuyor. Yaşlanma ve yaşlılık konusunda toplumda özellikle empati yoluyla farkındalık yaratmak için derneğimiz üniversiteler, diğer sivil toplum kuruluşları (STK) ve gençler ile birlikte  ortak proje ve faaliyetler yürütüyor. 

Üniversiteler ile gerçekleştirdiğimiz farkındalık çalışmalarımız kapsamında, İstanbul Üniversitesi Gerontoloji Bölümü  ve Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencileri ile demans farkındalığına yönelik Demans Simülatörü uygulamamızı ve Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü 3. Sınıf öğrencileri ile  dönem bitirme projesi  olarak  “yaş ayrımcılığı” konusunda yaptıkları mini araştırma sonrası davranış değiştirmeye yönelik kampanya çalışması gerçekleştirdik. 

Eğitim faaliyetlerimiz arasında, İstanbul Üniversitesi gerontoloji öğrencilerinin mesleki eğitimleri kapsamında  yaşlılar ile iletişim, bilişsel aktiviteyi destekleyen uygulamalar ve saha gözlemlerimizi aktardığımız eğitimlerimizi çevrimiçi olarak gerçekleştirdik.

Diğer STK’lar ile olan işbirliğimiz kapsamında ise Değiştiren Adımlar Derneği’nin Renkli Kampüs projesi ile 13 üniversite öğrencisi ile huzurevindeki yaşlılar ile kuşaklar arası etkileşimi kapsayan, “Köklerime Sahip Çıkıyorum” projesini hayata geçirdik.

Derneğimiz ayrıca, yaşlılık alanında eğitim gören ve ileride yaşlılar ile etkileşimde olacak öğrencilere, sahadaki faaliyetlerimizde yaşlılar ile birebir çalışma imkanı sunarak bu alanda tecrübe edinmelerine katkı sağlayarak, bu yönde mesleki gelişimlerine destek oluyor. 

Türkiye’deki sağlık kurumları ve kuruluşları demans hastalarına ne tür hizmetler sunuyor? COVID-19 salgını ve bu süreçte alınan tedbirler bu hizmetlere erişimde bir zorluğa veya demans hastalarının hayatında bir değişikliğe neden oldu mu?

Demans hastalarına bakım hizmeti genel olarak evde bakım ve kurumsal bakım olarak sunuluyor. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi demanslı bireylere bakım ağırlıklı olarak aile üyeleri tarafından veriliyor. Söz konusu bireylerin bakımlarının  yer değişikliğinin yol açacağı oryantasyon bozuklukluları ve buna bağlı gelişebilecek delirium gibi ek hastalıklar açısından kendi evlerinde yapılması, hastalığın tedavisinde istenilen ve tercih edilen yöntem. Fakat, özellikle Azheimer hastalarının özel bakıma ihtiyaçları bulunuyor ve bu aile bireyleri için son derece zorlayıcı olabiliyor. Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı demanslı bireylere ve ailelerine evde bakım hizmeti sunarak destek oluyor. 

Türkiye’de kurumsal bakım hizmetleri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, belediyeler, kamu kurumları, STK’lar ve özel sektörlere bağlı huzurevleri, yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezleri, yaşlı yaşam evleri ve gündüzlü yaşam merkezleri tarafından sunuluyor. Bu kurumlarda tüm yaşlılara hizmet veriliyor ve demans özelinde ayrım yapılmıyor. Bazı huzurevleri ve yaşlı bakım evlerinde belli kat ya da bölümler demanslı hastalara ayrılmış durumda. Bu kurumlarda, demanslı bireylerin yemek yeme, banyo yapma gibi günlük kişisel ihtiyaçlarını ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmetler veriliyor. Yalnızca demans hastaları özelinde hizmet veren kurum sayısı son derece az. Ancak son yıllarda  yerel yönetimler ve ilgili STK’lar tarafından özellikle demansın en yaygın görülen türü olan Alzheimer hastalarına yönelik  bakım evi ve gündüzlü yaşam merkezleri hizmete açılıyor. Bu merkezlerde, demanslı bireylerin günlük ihtiyaçlarının karşılanması ile beraber zihinsel rehabilitasyon çalışmaları ve psikososyal destek hizmetleri sunuluyor. Ayrıca demans hastası aile yakınlarına da eğitimler ve destek hizmetleri veriliyor.

Pandemi koşulları, demanslı bireylerin bakım süreçlerini ve ihtiyaç duydukları hizmetlere olan erişimlerini olumsuz yönde etkiledi. Demans hastaları büyük çoğunlukla 65 yaş üzeri olduğu için COVID-19 kapsamında yüksek risk grubunda yer aldılar. COVID-19 salgını ve beraberinde uygulanan kısıtlamalar nedeniyle , gündüzlü yaşam merkezleri hizmeti verilemedi.  Huzurevleri ve bakımevlerinde ise olağanüstü önlemler alındı. Kurumlar ziyarete uzun bir süre kapatıldı ve zorunlu haller dışında sakinlerin dışarı çıkmaları kısıtlandı. Kurum içinde gerçekleştirilen birçok faaliyete ve sosyalleşme imkanlarına ara verildi. Benzer şekilde evde bakım alan demanslı bireyler de uzun bir süre sosyal izolasyon yaşadılar, tedavi ve sağlık hizmetlerine ulaşmada zorluk çektiler.  

Alınan önlemler COVID-19 hastalığının bulaşmasını ve hastalanma riskini azaltsa da başka çok ciddi  sıkıntılara yol açtı. Sosyal etkileşim ve fiziksel aktivitenin sınırlanması tüm yaşlıların ve özellikle demanslı bireylerin fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlıklarını olumsuz yönde etkiledi. Sosyalleşme ve dış dünyayla bağlantılarının kesilmesi nedeniyle yaşanan izolasyon demansın ve var olan diğer zihinsel yetersizliklerin ilerlemesine ve ağırlaşmasına, kaygı, korku, öfke, yalnızlık ve terk edilmişlik gibi duygusal sorunlara; hareketsizlik ise kas zayıflaması ve düşme gibi fiziksel sağlık sorunlarının artmasına neden oldu.

Demans konusundaki sosyal farkındalığın ve bilginin artırılması amacıyla ne tür çalışmalar yapılması gerekiyor?

Demans hastalığının görülme sıklığının önümüzdeki yıllarda giderek artacağı öngörülüyor, dolayısıyla  toplum olarak demanslı bireyler ile etkileşimimiz de artacaktır. Hepimizin ailesinde yaşlı bir birey mevcut ve en önemlisi hepimiz yaşlanıyoruz. Ancak yaşlanmaya ve yaşlılığa karşı önyargıları, olumsuz tutum ve davranışları maalesef halen görüyor ve yaşıyoruz. Bu davranışların altında yatan en önemli sebep hem yaşlanma hem demans konusunda toplum olarak yeterli farkındalığa ve bilgiye sahip olmamamız ve yeterince anlayamamız. Bu konuda akademik ve tıbbı olarak birçok önemli çalışma yapılıyor,ancak edilen bilgiler topluma yeterli derecede ve anlaşılabilir bir şekilde aktarılamıyor. Toplum farkındalığın arttırılması adına yapılması gereken en temel faaliyet, bu bilgilerin toplumun tüm kesimlerine ulaştırılarak yaygınlaştırılması. Bunun gerçekleştirilmesinde kilit role sahip uzmanlar ve STK’ların bir araya gelerek toplumsal bilincin geliştirilmesi, özellikle gençlerin bu konuda duyarlılıklarının ve farkındalıklarının artırılmasını sağlayacak ve destekleyecek faaliyetler ve çalışmalar yürütmeleri gerekiyor. Söz konusu çalışmaların teori  ya da sadece bilgi aktarımı şeklinde değil, sahada, kuşakları bir araya getirecek, karşılıklı diyaloğu ve iletişimi güçlendirecek, duygu ve davranışları anlamayı artıracak ve empati oluşturacak faaliyetleri içermesi önemli.  

Hibe desteğimizle Demans Simülatörü: Demansı Anlamanın İnteraktif Yolu projesini hayata geçireceksiniz. Demans Simülatörü’nün ne oluğundan ve proje kapsamında yapacağınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Demans Simülatörü, Almanya’da demans konusunda uzmanlardan oluşan bir ekip tarafından geliştirilmiş, derneğimiz tarafından da ülkemize uyarlanmıştır. Simülatör, demanslı bireylerin davranışlarını, hissettiklerini daha iyi anlamak ve bu sayede empati oluşturmak için geliştirilmiş bir interaktif simülasyon uygulamasıdır.

Unutkanlıktan daha da ötesini yaşayan demanslı bireylerin iç dünyalarında neler hissettiklerini anlamak ancak yaşadıklarını birebir deneyimleyerek mümkün olur. Demans Simülatörü; giyinmek, sabah kahvaltısını hazırlamak, şehirde dolaşmak, yemek yemek gibi farklı günlük yaşam aktivitelerini simüle eden 8 ayrı istasyondan oluşuyor. Her bir istasyonda demansın farklı semptomları öne çıkıyor. Katılımcı, bir moderatör eşliğinde her bir istasyondaki görevleri yerine getirmeye çalışırken demanslı bir bireyin günlük yaşamına adım atmış ve iç dünyasında hissettiklerini deneyimlemiş oluyor. Katılımcıdan her bir aktivite sonrası nasıl bir deneyim yaşadığını ve neler hissettiğini paylaşması isteniyor. Daha sonrasında da katılımcıya söz konusu istasyonda demanslı bireylerin hangi semptomlarını deneyimledikleri hakkında bilgi veriliyor. Simülasyon yolu ile demansın semptomları ve demanslı bireylerin duygusal dünyasına ait teorik bilgilerin ötesine geçilerek empati duygusunu güçlendiren etkileyici bir deneyim kazandırılıyor.

Nitelikli uzmanların yetiştirilmesinde teorik eğitimlerin simülasyon gibi aktif öğrenmeye yönelik uygulamalı eğitimler ile desteklenmesinin eğitimi alan öğrencilerin bilgi, farkındalık ve empati seviyelerini geliştirmelerinde etkin bir yöntem olduğu biliniyor. Biz de “Demans Simulatörü: Demansı Anlamanın İnteraktif Yolu” projemizi bu noktadan hareketle oluşturduk.  Projemizin amacı Demans Simülatörü uygulamamızı bir eğitim modülü olarak geliştirmek ve aynı zamanda, bilimsel ölçüm metodları kullanarak eğitim modülünün etkinliğinin kanıta dayalı bir veri haline gelmesini sağlamak. Demansın yaşlı nüfusta en sık görülen beş hastalığın içinde yer alması nedeniyle projemizi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji (yaşlılık ve yaşlanma bilimi) bölümü öğrencileri ve akademisyenleri ile gerçekleştireceğiz. 

Bu bağlamda eğitim verilen gruba demans stimülatörü deneyimi öncesi ve sonrasında bilimsel ölçekler uygulanarak simülatörün öğrenciler arasında demans hastalığı açısından farkındalık, duyarlılık, empati geliştirme etkinliği araştırılacak ve bizlerin pratikte gördüğü, farkettiği bu etki akademik yazına dönüştürülerek bilimsel veri oluşturulacak. Elde edilen sonuçlara göre gerontolog, yaşlı bakım elemanı vb.  yetiştiren fakülte ve disiplinlerde demans stimülatörü uygulanmasının yaygınlaştırılması, müfredata yerleştirilmesi değerlendirilebilir. Oluşturmayı hedeflediğimiz bu eğitim modülü ile eğitimi alan öğrencilerin, demanslı bireylerin gereksinimlerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak, yaşam kalitelerini artıracak etkin çözümleri ve uygulamaları hayata geçirebilmelerine destek olmak istiyoruz.

Demans Simülatörü uygulamasını daha önce İstanbul Üniversitesi Gerontoloji Bölümü öğrencileri ile beraber uyguladığınızı biliyoruz. Bu uygulamanın gerontoloji öğrencileri için uygulanması neden önemli? Bu kapsamda elde ettiğiniz sonuçlardan bahseder misiniz?

İleride demanslı hastalar ile çalışacak olan Gerontoloji bölümü  öğrencilerinin, demanslı bireylerin duygu ve davranışlarını anlayabilmeleri, etkili iletişim kurabilmeleri ve duyarlı olabilmeleri için empati becerilerini geliştirmeleri önemlidir. Demans simülatörü uygulaması sayesinde öğrenciler demans ile ilgili teorik bilgilerini pratiğe dökme imkanı elde ediyor. Bu öğrenciler, farklı demans semptomlarının simüle edildiği şartlar altında belirtilen görevleri yerine getirerek,  demanslı bireylerin günlük hayat içinde karşılaştıkları zorlukları birebir deneyimleyerek ve tecrübe ederek demansın nasıl bir his olduğunu anlayabiliyor. Daha önce simülasyon uygulamasına katılan öğrenciler, demanslı bireylerin son derece basit görünen rutin işleri yerine getirmelerinin ne kadar zor olduğunu anladıklarını, çaresizlik, öfke, pes etme, yetersizlik, utanç duyma gibi duyguları hissettiklerini; koordinasyon, algılama ve anlama gibi becerilerini yönetmede zorluk yaşadıklarını ifade ettiler. Diğer önemli bir  sonuç ise, öğrencilerin demans olmamak, aktif ve sağlıklı bir yaşlanma için yapılabilecekler konusunda bilgi edinme ve öğrenme isteğinin oluşmasıdır.

Demans simülatörü uygulamamızı İstanbul Üniversitesi Gerontoloji Bölümü öğrencileri dışında Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencileri, farklı kurum çalışanları, dernek üyelerimiz ve gönüllülerimiz de deneyimlemiştir.

 

Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği ile İZ Bırakıyoruz Projesini Konuştuk

By | Her Yaşta Fonu

Toplumsal barışa hizmet edecek önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin toplumun her kesimi tarafından erişilebilir olması için çalışmalar yapan Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği (Bir İZ) başta kadınlar, mülteciler, çoçuklar ve yaşlılar olmak üzere bireyi güçlendirmeyi merkeze alan projeler yaparak ruh sağlığı hizmetlerinin tüm toplum için erişilebilir olmasına katkı sağlıyor. AgeSA Hayat ve Emeklilik işbirliği ve mali desteğiyle hayata geçirdiğimiz Her Yaşta Fonu kapsamında İZ Bırakıyoruz projesini hayata geçirecek olan dernek, 65 yaş üstü toplam 60 kişinin öz yaşam hikayelerini anlatı yolu ile kayda geçirerek, psikososyal iyilik hallerini güçlendirecek. Tıp, psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümlerinden 30 öğrenci tarafından yapılacak bu görüşmeler öğrencilerin görüşme becerilerinin gelişmesine de katkı sağlayacak. Proje kapsamında 6 otobiyografik görüşme, 3 grup çalışması ve 30 öğrencinin gerçekleştirdiği görüşmelerin değerlendirildiği 6 adet süpervizyon toplantısı düzenlenecek. Bir İZ, proje için oluşturulacak internet sitesi ve hazırlanacak rapor ile hazırlanan hikayelerinin ve proje bulgularının daha geniş bir kitleyle paylaşılmasını sağlayacak.

Birey ve Toplum Ruh Sağlığında İZ Derneği Genel Koordinatörü Ayberk Çelikel, Yönetim Kurulu Üyesi Klinik Psikolog İnanç Sümbüloğlu ve İz Bırakıyoruz Proje Sorumlusu Mert Ongun ile toplumsal ruh sağlığının önemini, COVID-19 salgınının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve proje kapsamında yapacakları çalışmaları konuştuk. 

Bir İZ Derneği, Her Yaşta Fonu kapsamında vakfımızdan ilk kez hibe alıyor. Okuyucularımızın derneğinizi daha yakından tanıyabilmesi için kuruluş amacınızdan ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Bir İZ olarak 2013 yılında bir grup aktivist ruh sağlığı uzmanı, eğitimci, sivil toplum ve özel sektör danışmanı tarafından kurulduk. Çalışmalara başladığımız günden bugüne, toplumsal barışa hizmet edecek önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin okullardan cezaevlerine, özel sektör kurumlarından sivil toplum örgütlerine kadar toplumun her kesimi tarafından erişilebilir olması hayalini ve umudunu diri tutmayı amaçladık. Kuruluşumuzdan bu yana kadın, çocuk ve mülteciler başta olmak üzere bireyi ve toplumu güçlendirmeyi merkeze alan projeler geliştiriyor; eğitsel kutu oyunları, materyaller ve programlar üretmeye devam ediyoruz. Son olarak, 2019 Aralık ayında 2. fazı Avrupa Birliği tarafından fonlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile işbirliğinde yürütülen YanYana ‘Türkiye’nin Her Yerinde projemiz kapsamında geliştirilen psikososyal destek programlarını, 10 farklı şehirde uygulayıcı psikolojik danışmanlarımız ile öğrenci ve velilerle buluşturuyoruz. 

Yürüttüğünüz çalışmalarla toplumun ruh sağlığına duyarlı yaklaşımlar geliştirdiğinizi biliyoruz. Toplumsal ruh sağlığı nedir ve toplumun parçası olan bireyler üzerinde nasıl etkileri vardır?

Bir İZ Derneği olarak sağlıklı olma halini sadece hastalıkların olmadığı bir süreç olarak tanımlamıyor, sağlığı tüm sosyal bileşenleri ile birlikte değerlendiriyoruz. Bireyin ruh sağlığının içinde yaşadığı toplum ve topluma ait olan sosyolojik, politik, sosyal, ekonomik ve ekolojik bileşenler ile yan yana olduğunun farkındayız. Bu nedenle bireyin ruh sağlığını etkileyen tüm sosyal bileşenleri gözeten çalışmalar yapabilmeyi hedefliyoruz. Ayrımcılık, göç ve mülteci olma deneyimi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk ihmal ve istismarı, kadın ve çocuklara yönelik şiddet, erken yaşta evlilikler, afetler, intihar, bağımlılık gibi bireyin ruh sağlığını doğrudan etkileyen tüm toplumsal başlıkları toplum ruh sağlığı alanında çözüm bekleyen sorunlar olarak ele alıyoruz. Vikram Patel’in de dediği gibi tüm ülkelerin ruh sağlığının geliştirilmesi alanında gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer aldığına inanıyoruz. Ruh sağlığının fiziksel sağlığın ve yaşam kalitesinin en önemli kaynağı olduğunun farkında olarak, toplumsal düzeyde ruh sağlığı yaklaşımını ruh sağlığını teşvik etmek, gelecekteki olası ruh sağlığı sorunlarını önlemek ve ruh sağlığı sorunları oluştuğunda tedavi ve izlemi uygulamak olarak tanımlıyoruz. 

Yaptığınız çalışmalar doğrultusunda, COVID-19 salgını ve bu kapsamda alınan önlemlerin bireyler üzerinde ne tür sosyal ve psikolojik etkileri olduğunu gözlemliyorsunuz? Ortaya çıkan bu etkileri iyileştirmek amacıyla ne tür destekleyici önlemler alınması gerekiyor?

COVID-19 salgınının ruh sağlığı alanında farklı başlıklarda olumsuz sonuçlar doğurduğunu gözlüyoruz. Çocukların psikososyal gelişimi, 65 yaş üstü bireylerin topluma katılımı ve iyi hissetmeme halinde artış, mültecilerin deneyimlediği yoksunluklar, psikiyatrik hastalıkları olan kişilerin tedaviye erişiminde yaşanılan sorunlar, madde kullanımı ve duygu durum bozukluklarında artış, sağlık çalışanları özelinde tükenmişlik gibi psikososyal sağlık sorunlarını hızlıca sayabiliriz. 

İnsan sosyal, ilişkisel, spontane ve eylem açlığı içinde yaşayan bir varlık olması nedeni ile toplumsal etkileşimlere ihtiyaç duyuyor, topluma katılmak ve üretken olmak istiyor. En temel ihtiyacımız, anlamlı ve işlevsel hissetmek. Belirsizlik ise insan beyninin baş etmekte çok zorlandığı bir deneyim. Bu nedenlerle COVID-19, insan olma yolculuğumuzda müdahale bekleyen ciddi psikolojik sonuçlar yaratıyor.

Risk altında olan bireyler (çocuklar, 65 yaş üstü bireyler, mülteciler) öncelikli olmak üzere farklı başlıklarda bireyin ve toplumun ruh sağlığının geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Okul odaklı psikososyal sağlığı geliştiren çalışmalara ihtiyaç olduğunu gözlüyoruz. 65 yaş üstü bireylerin yaşamda anlamlı ve işlevsel hissetmesine ilişkin çalışmaları önceliyoruz. Sağlık çalışanlarının ve çalışma yaşamı içinde olan tüm yetişkinlerin tükenmişliklerini ve verimliğini artıracak çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Toplum ruh sağlığı alanında kronik ve uzun süredir çözüm bekleyen sorunların yanı sıra COVID-19 döneminde ebeveynlerin çocukları ile ilişkilerini geliştiren, salgın koşulları nedeniyle edindikleri yeni sosyal rolleri içselleştirmelerinin ve aynı evde geçirilen zamanın artmasıyla çift ilişkilerinde açığa çıkan sorunlara yönelik ihtiyaçlarının önem kazandığı görüşündeyiz. 

Hibe desteğimizle İZ Bırakıyoruz projesini hayata geçireceksiniz. Bu projenin amacından ve proje kapsamında yapmayı planladığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

İnsan, hikâye anlatan bir varlıktır. Her birey kendinde ve çevresinde gördüğü, deneyimlediği olayları bir hikâye örgüsü içinde anlatır. Bu anlatılan hikâye kişide belirli duygular ve düşünceler uyandırır. Kişinin kendi yaşam hikayesini anlatması belki de yaşamamızda en önemli hikayelerden biri olarak değerlendirilebilir. Psikolog Erik Erikson, 1963 yılında insanların belirli yaş aralıklarında spesifik yaşam görevleri olduğundan ve bu görevlerin başarıyla yerine getirilmesi durumunda sosyal ve duygusal açıdan bir kazanç elde edeceğinden bahseder. Psikososyal gelişim dönemleri olarak adlandırılan teoride; yeni doğan bir çocuk için en önemli görev annesiyle sağlıklı bir bağ kurmak, bir ergen için sağlıklı bir kimlik geliştirebilmek, bir yaşlı yetişkin birey içinse yaşamının acı-tatlı bir anlama ve bütünlüğe erişme duygusu olduğu ifade edilir. Yaşlı yetişkinlik evresinde bireyler özellikle bu gelişim dönemine özgü olarak geriye dönüp yaşadığı hayata dair bir değerlendirme yapar. Geriye dönüp bakmanın doğal bir sonucu olarak yaşam yeniden gözden geçirilir. Bu gözden geçirmenin ardından olumlu bir değerlendirme hayata ve kendine dair bütünlük hissinin sağlanması anlamına gelirken, olumsuz bir değerlendirme umutsuzluk ve depresif duygular oluşturabilir. Tam bu noktada özellikle salgın dönemindeyken birçoğumuz gibi yaşlı yetişkinlerin toplumsal hayattan izole olmaları; hikayelerin anlatılmasını, yaşamın değerlendirilmesini ve bu hikayelerdeki tecrübelerin başka insanlarla paylaşılmasını etkiledi. Bununla birlikte yaşlı yetişkinlerin gelişimsel dönemlerini sağlıklı bir şekilde yaşamaları zorlaştı.

Proje kapsamında yaşlı yetişkinlerin sistematik sorularla yaşamlarını yeniden gözden geçirmelerini, acı-tatlı tüm yönleriyle anlamlı bir bütünlük hissini oluşturabilmelerini, hikayelerini yeniden yazarak hayata yeni bir anlam katabilmelerini ve iyi oluş hallerini desteklemeyi aynı zamanda da bu hikayelerin anlatılarak toplumsal hafızaya kazandırılmasını amaçlıyoruz. Amaçlarımız kapsamında hikayelerin, projemizdeki faaliyetlerin yer alabileceği bir internet sitesi, görüşmelerin yapılabilmesi için psikolojik danışmanlık, psikoloji ve tıp okuyan 30 üniversite öğrencisine kapasite geliştirme eğitimi verilmesi, 60 yaşlı yetişkinin otobiyografilerinin yazılı kayda geçirilmesi, yaşlı yetişkinlerin grup desteğinden faydalanmaları için 3 ayrı grup çalışması yapılması, görüşmecilerin süreci etik ilkeler çerçevesinde daha sağlıklı ve işlevsel yürütmesi için 6 süpervizyon toplantısı yapılması, proje çıktılarının paylaşılması için kapanış toplantısı yapılması ve sürece, çıktılara dair değerlendirme raporu yazılması hedefleniyor.

Proje kapsamında 65 yaş üstü kişilerin öz yaşam hikayelerini kayda geçirmek için anımsama terapisi tekniğini uygulayacaksınız. Öncelikle anımsama terapisi tekniğinden bahsedebilir misiniz? Bu tekniği kullanmanın ve öz yaşam hikayelerini kayıt altına almanın yaşlılık alanında yapılan çalışmalara nasıl bir katkısı var?

Gerontolog ve psikiyatrist Robert N. Butler yaşamı gözden geçirme kavramını ilk ortaya atan kişidir. Yaşamı gözden geçirmenin bir gereksinim olduğunu; insanların yaşadıklarını, hissettiklerini, aklından geçenleri onları dinlemeye istekli olan kişilere anlatmanın kişinin yaşantısını yeniden anlamlandırmak, yeniden bütünleştirmek açısından faydalı olduğunu ifade eder. Bu sayede kişi hayatında yeni anlamlar üretebilir. Ülkemizde 65 yaş üstü kişiler bazında düşünüldüğünde yaşamın farklı bir evresinde olan bireyler emeklilik hayatına geçmekte, önceden olduğu kadar aktif ve üretken bir hayat sürmekte zorlanabilirler. Bu noktada hikayelerin anlatılması 65 yaş üstü bireylerin değişimlere uyumunu sağlayabilir. Yaşamı gözden geçirme tekniği uygulanırken kişinin çocukluk, ergenlik, gençlik ve yetişkinlik gibi yaşam dönemleri üzerinden ilerleyerek birey için dönüm noktalarının, önemli yer tutan olayların, eğitim hayatının, aşk hayatının, kariyerin, hayatın amacının, kişisel değerlerin anlatılmasını teşvik ederek içgörü kazanmayı, bütünlük hissine ulaşmasını aslında yaşamı pişmanlık olmadan olduğu gibi kabul edebilmeyi amaçlar. Her bir görüşme sorularla yapılandırılarak ilerler ve en sonunda ortaya çıkan hikâye bütünleştirilir. 

Yaşamı gözden geçirme ile ilgili yapılan çalışmaları incelediğimizde bu yöntemin özellikle 65 yaş üstü bireylerle kullanıldığını görüyoruz. Yapılan çalışmalarda yaşamı gözden geçirme yönteminin 65 yaş üstü bireylerin yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, öz-saygı, kendini kabul düzeylerinde anlamlı bir artış sağladığı görülürken; inkâr, umutsuzluk, çaresizlik ve izolasyon temalarında anlamlı bir azalma olduğu bulunmuştur. 

Yaşamı gözden geçirme yönteminin uygulanmasının ülkemizdeki, nüfusun yaşlandığını da göz önüne alırsak, 65 yaş üstü bireyler için faydalı olacağına; anlatılan hikayelerin toplumsal hafızada yer alarak kazanılan tecrübelerin nesilden nesile aktarılabileceğine ve bu hikayelerin başka insanlara ilham olacağına inanıyoruz.(

Destekleri için Sivil Toplum için Destek Vakfı ve AgeSA’ya teşekkürlerimizle…